CHP adına Şenal Sarıhan Ankara İdare Mahkemesi Başkanlığı’na başvurdu, yürütmenin durdurulmasını istedi.
CHP adına Şenal Sarıhan Ankara İdare Mahkemesi Başkanlığı’na başvurdu, yürütmenin durdurulmasını istedi.
CHP adına Sarıhan’ın TRT sansürüyle ilgili olarak Ankara İdare Mahkemesi Başkanlığı’na sunduğu dilekçe şöyle ;
"KONU : Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nun 10/04/2015 tarihinde tarafımıza tebliğ edilen “Milletçe Alkışlıyoruz” isimli reklam filmimizin yayınlanmayacağına ilişkin işleminin iptali istemidir.
AÇIKLAMA : 7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak olan genel seçimler çerçevesinde, “Milletçe Alkışlıyoruz” adıyla biri kırk beş diğeri elli dokuz saniye olan, reklam filmi hazırlanmıştır.(Ek.1) Bu filmin yayımlanması için özel televizyonlarla birlikte, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'na da başvurulmuştur. Diğer özel kanalların bu filmi yayımlamasına karşın, TRT yasaya aykırı olduğu savı ile yayımlamayı reddetmiştir. Yayımlamama nedenleri kendilerine sorulduğunda tarafımıza “yayınlanamaz” görüşü içeren bir rapor verilmiştir.(Ek:1) Ardından da idare, basına yaptığı açıklama ile istemimizin reddedildiğini kamuoyuna ve tarafımıza yayın yolu ile bildirmiştir.(Ek:2) Basına yapılan açıklamayı, İYUY'nın 8. maddesi ışığında tarafımıza yapılmış ret bildirimi olarak kabul ederek anılan işlemin iptali istemi ile davamızı açıyoruz.
İPTAL NEDENLERİ VE HUKUSAL DAYANAKLAR:
İşlem Neden ve Konu, Yönünden Hukuka Aykırıdır:
Davalı İdare, işlemin gerekçesi olarak, reklam içeriğinin, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun'un 8. madde 1. fıkra (ç ve i) bentleri ile ve Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin 5. Maddesine atıf yaparak;
“Reklamlar... kötüleme içermez” , 10. maddeye atıfla da; “Reklamlar, hiçbir kişi, kurum veya kuruluşu, ticari ya da mesleki faaliyeti, malı ya da hizmeti , reklam veya markayı aşağılayamaz, açıkça alay konusu edemez ve benzeri biçimde kötüleyemez.” hükümlerine açıkça aykırı olduğunu iddia etmiştir.
Gerekçede “kötüleme” olarak tanımlanan sözler, reklam içeriğinde yer alan:
“Hukuka ve ekonomiye; özgürlüğe,barışa ve adalete; laikliği,demokrasiye ve Cumhuriyete zulmetmek”
sözleridir. İdare, bu tür bir zulmün hoş görülmeyecek bir eylem olduğunu, hatta yasalarda cezai yaptırımı bulunduğunu, bu cümlede “zalim”le kastedilenin iktidar olduğunu , iktidarın bu nitelemelerle kötülendiği için yayına izin verilmediğini ifade etmiştir.
Davalı İdare bu kararı alırken, reklam metninin bütününü değil, kendi yargılarını destekleyecek bir bölümünü ele almış ve bu sözcükler üzerinden soyut bir yoruma gitmiştir. Öncelikle belirtmeliyiz ki “kötüleme” Ceza Yasası'nda yaptırıma bağlanmış bir eylem değildir. Kaldı ki bir yazı metni ya da sanat yapıtı hakkında suç iddiasında bulunabilmek için bütünü üzerinden yargıya varmak gerekir. Ekte sunduğumuz CD de reklam filminin tümü yer almaktadır. (Ek:3) Burada bir “kötüleme” değil, eleştiri vardır. Ayrıca anılan reklam, “ticari” bir reklam değildir. Bu nedenle ticari bir reklammış gibi değerlendirilmesi ve bu kapsamdaki yönetmelik hükümleri çerçevesinde hukuksal değerlendirmeye gidilmesi olanaksızdır. Anılan reklam, bir siyasi reklamdır ve ticari “ rakipler” arasında değil siyasi “ rakipler “ arasındaki bir yarışın aracı olarak düzenlenmiştir. Yukarıda yapılan alıntının devamında :“...zulmeden malum zihniyeti protesto alkışıdır. Türkiye'yi yaşanamaz bir ülke haline getirenlere meydan okumadır.” ve “Gelin oy verin, gitsinler.” cümlesi yer almaktadır. “Malum zihniyet” iktidarda olan zihniyet olarak kabul edilmiştir. Bu kabul, idareye aittir. İktidar partisi de seçimlere giren bir partidir. Ne iktidarın ne de iktidar partisinin eleştirilemeyeceği gibi bir yasal düzenleme ve yasak yoktur.
İdare, reklamın içeriğinde bir kötüleme ya da hakaret olmamasına karşın, tamamen keyfi bir değerlendirme ile ve kendisini iktidardan yana taraf olarak da kabul ederek neden ve konu yönünden sakat bir işlem kurmuştur.
Yasaklama Kararının Yasal Dayanağı Yoktur
Ayrıca belirtmeliyiz ki, davalı idarenin atıfta bulunduğu Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğin. 5. ve 7. Maddelerinde böyle bir düzenleme söz konusu değildir. Aksine, reklamların, “kamu düzenini bozan, şiddet hareketleriyle yasadışı ve kınanacak davranışlara göz yuman, bu davranışları özendiren veya destekleyen unsurlar içermeyeceği” hükme bağlanmaktadır. ( Ek.4 ) Atıf yapılan düzenleme, şayet Ticari Reklam ve İlanlara ilişkin İlkeler ve Uygulama Esaslarına dair Yönetmelik ise, bu yönetmeliğinde 10. maddesinde benzer bir hüküm yer almaktadır. Bu madde de “ kötüleme”, “aşağılama” “alay etme benzeri “ fiiller olarak nitelendirilmiştir. Oysa, reklam içeriklerinde, yukarıda da belirttiğimiz gibi, sadece eleştirel bir yaklaşım vardır.( Ek.5)
Yüksek Seçim Kurulunun 290 ve 291 sayılı kararlarında “ Radyo ve Televizyon Kuruluşları tek yönlü, taraf tutan yayınlar yapamazlar”, adalet ve tarafsızlığa, kanunlara uygun davranmakla yükümlü olan yayın kuruluşları, ırk, cinsiyet, sosyal sınıf ve dini inançları esas alarak yayın yapamazlar, hükümlerini içermektedir. 291 Sayılı karar da özellikle seçimin demokratik toplum gereklerine uygun yapılabilmesinin gerekliğine vurgu yapılmıştır.(Ek.6 ve Ek.7)
Devlet Kanalı Olmak İktidar Partisi'nin Sesi Olmak Değildir:
İktidarı eleştirilemez kılan bir işlem, hukuktan nasibini almadığı gibi yasal da değildir. Davalı, bu işlemi ile devletin kanalı değil iktidar partisinin kanalı gibi hareket etmiştir. Oysa Yüksek Seçim Kurulu'nun 04/03/2015 tarihli 290 ve 291 sayılı kararlarında:
“Siyasi reklamın halka ulaştırma aracı olan medya hizmet sağlayıcıları bu görevlerini yerine getirirken demokratik toplum düzeninin özünü teşkil eden, seçimin özgür, serbest ve eşit koşullarda adil bir biçimde yapılabilmesi için, adaylar arasında fırsat eşitliğini sağlayacak biçimde hizmet sunmaları gerekir. Reklam yayınlarından yararlandırılmada tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine ve ücret eşitliğine uyulması zorunludur.” denilmektedir.
Bu düzenlemeye göre tüm medya hizmet sağlayıcıları bu ilkeye uygun davranmak zorundadır. 07.06.2015 tarihinde yapılacak Milletvekilliği Genel Seçimlerinin demokratik, adil ve eşit koşullarda yapılmasının önemli ayaklarından biri de medya organlarının seçimlere girecek partilerin propaganda faaliyetlerini özgür, serbest ve eşit koşullarda sürdürmeleri zorunluluğudur. Özellikle devlet televizyonunun “iktidarın sesi” olmayı değil, tüm siyasi partilere eşit davranmayı esas alması gerekir. Oysa bu uygulama ile İdare, kamu yararı gözetmek yerine, iktidarın çıkarlarını koruyarak kamu hizmetindeki tarafsızlığa aykırı davranmaktadır.
İşlem Amaç Yönünden Sakattır:
Siyasi partiler, Anayasal kuruluşlardır. Anayasamızın “ Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı 66-67-68-69. maddelerinde siyasi partilerle ilgili düzenlemeler yer almaktadır. 68. maddede; Siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğuna vurgu yapılmıştır. Aynı maddede siyasi partilerin insan hakları, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine uygun çalışması gereğine dikkat çekilmiştir.69. Maddede ise siyasi parti faaliyetlerinin demokrasi ilkelerine uygun olacağı hüküm altına alınmıştır. Siyasi partiler, demokrasiyi sağlamak için sayılan temel değerleri içselleştirerek topluma hizmeti amaç edineceklerdir. Çok partili rejimlerde siyasi partilerin topluma hizmet için birbirleri ile yarışmalarında, aksayan, yanlış ya da yetersiz gördükleri eylem ve işlemleri eleştirmeleri esasen görevleridir.
Anayasamızın “Kanun önünde eşitlik “ başlıklı 10., “Düşünce ve Kanaat Özgürlüğü” başlıklı 25 ve “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” başlıklı 26. maddeleri, özellikle siyasi parti üye ve yöneticilerine özel koruma ve hak sağlayan yasal düzenlemelerdir. Ayrıca, AİHS'nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10. maddesi de siyasi partilerin ve siyasetçilerin ifade özgürlüğünün özel olarak korunmasını emretmektedir. Yasaklanan reklam filminde bir kanaat-düşünce açıklanmaktadır.
AİHM tarafından verilmiş olan AİHİS’nin 10.maddesinin ihlaline ilişkin, çok sayıda kararda, “kanaat açıklama”nın ayrıca güvenceye alındığı vurgulanmıştır. Sözleşmeye atıf yapan Danıştay kararlarında da 10. Madde koruma altındadır. Bilindiği gibi 10. Maddenin 1. Fıkrasında, ifade özgürlüğünün üç unsuru yer alır. Birinci unsuru, kanaat sahibi olma özgürlüğü, ikincisi herkesin görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip olma hakkı, üçüncüsü ise haber veya fikir alma veya verme, yani ulaşma özgürlüğüdür. AHİM ‘in çeşitli kararlarında sadece yazılı ve sözel ifadeler değil, fikir ve bilgi sunan görüntü, resim, çizim ya da eylemlerin de korunduğu görünür. Bu bağlamda sanat eserleri veya filimler de bu maddenin korunması kapsamındadır. Bu hakka dokunmak ya da kısıtlamak ancak müdahalenin “demokratik bir toplumda zorunlu bir tedbir” niteliğinde olması ile olanaklıdır. Yasalarda ön görülmemiş bir sınırlama demokratik değilse, müdahale, ihlal oluşturur. Ayrıca AİHM, ifade özgürlüğü ve başkalarının şöhreti ve haklarını koruma alanında başta basın ve siyasetçilerin ifade özgürlüğüne yüksek düzeyde koruma getiren geniş çaplı bir içtihat geliştirmiştir. AİHM pek çok kararında, demokratik bir toplumda siyasi hakların serbest bir ifade özgürlüğü sağlanarak kullanımının kamu yararı yönünden önemine vurgu yapmaktadır. Bu nedenle, sert ve keskin eleştirilerin kabul edilebilir olduğu görüşündedir. Lingens Kararı, bu tutumunun bir örneğini oluşturmaktadır. Bu karar, uygulanan cezai yaptırım ya da tazminatın bir sansür işlevi yaptığı ve eleştiri cesaretini kırdığı düşüncesindedir. Yine aynı kararda, “Doğruluk kanıtı savunmasına ilişkin olarak “olgular” ile “değer yargıları” arasındaki ayırımı vurgulayarak, “değer yargıları’nın doğruluğunu kanıtlamanın olanaksız olduğunu belirtmektedir.
Thorgeirson Kararı da buna bir örnektir. Bu kararda Castells davasında da anımsanacağı gibi, senatörün, kanaatini hiçbir yaptırımla karşılaşma korkusu olmaksızın kullanabileceğine, bunu yapmak için senato kürsüsünü kullanmak yerine bir yayın aracılığıyla kanaatlerini açıklayabileceğine dikkat çekilmiştir. Aynı kararda, halkın seçilmiş temsilcilerinin seçmenlerini temsil ettiği, milletvekilinin, halkın kaygılarına dikkat çekmek ve çıkarlarını savunmakla görevli olduğu vurgulanmaktadır. AİHM kararlarında: siyasetçiler özel bir korunmaya alınmış görünmektedir. Siyasetçiler, görüşlerini, en ağır ve sarsıcı cümlelerle de açıklayabilecektir. Örneğin, CASTELS - İSPANYA, LİNGENS-AVUSTURYA davalarında milletvekillerinin daha fazla ifade özgürlüğüne sahip oldukları vurgulanarak:
“İfade Özgürlüğü, herkes için önemlidir. Ancak, HALKIN SEÇİLMİŞ TEMSİLCİLERİ BAKIMINDAN BİLHASSA ÖNEMLİDİR.” denilmiştir.
Lingens - Avusturya kararında ise:
“Basın özgürlüğü , halka, siyasi liderlerin fikirlerini ve tutumlarını keşfetmek, ve bu konularda fikir oluşturmak bakımından en iyi araçlardan birini sunar. Daha genel olarak siyasi tartışma özgürlüğü, sözleşmenin bir baştan ötekine damgasını vuran demokratik bir toplum kavramının tam merkezinde yer alır. Buna bağlı olarak, bizatihi bir politikacı hakkında yapılacak kabul edilebilir eleştirilerin sınırı, sıradan bir kişi hakkındakilerden daha geniştir.”
Yukarıda ki karar Danıştay 13. Dairesinin 26.01.2007 tarih ve 2006/5565 E-2007/354 sayılı kararında yer almaktadır.
Yine bilindiği gibi Aksoy-Türkiye, Sürek ve Özdemir/Türkiye davalarında da “POLİTİK KONULARDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DAHA GENİŞ OLDUĞU”na vurgu yapılmaktadır.
Akkoç-Türkiye davasında ise; KAMU GÖREVLİSİNİN KİŞİSEL FİKİRLERİNİ BASINA AÇIKLAMASININ BİR HAK OLDUĞU ifade edilmiştir.
Aksoy-Türkiye davasında da “POLİTİK KONULARDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DAHA GENİŞTİR.” denilerek, Türkiye mahkûm edilmiştir.
.Ceylan-Türkiye davasında ise, siyasi ve medeni hakların kaybının yarattığı ağır zarara dikkat çekilerek, “SERT BİR USLUPLA DAHİ DÜŞÜNCE AÇIKLANABİLECEĞİ” belirtilmektedir. Bu karar, Castells-İspanya kararındaki, eleştirinin ağır, şaşırtıcı ve çarpıcı olacağı kabulünün bir yinelemesidir.
Yukarıda sunduğumuz kararlar ışığında idarenin işleminin hukuka aykırı olduğu gibi işlemde kamu yararı da olmadığı, aksine, siyasetçilerin yasal faaliyetlerinin engellenmesi ile geniş halk kesimlerinin çıkarlarının savunulmasına engel olunduğu açıktır. İşlem, bu nedenle amaç yönünden de sakattır.
Yürütmenin Durdurulması Gerekir:
Müvekkil Partinin 7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak olan seçimlere hazırlanabilmesi için çok dar bir zaman kalmıştır. Anayasal bir hak olan seçme ve seçilme hakkının, özgürce ve eşit koşullarda değerlendirilebilmesi, esasen yasalarımızda güvence altına alınmış durumdadır. Görsel basın Araçları, özellikle TRT gibi çok geniş alanlara hitap eden televizyonlar aracılığıyla yapılan propaganda en etkin propagandadır. Dava konusu işlemle Müvekkil parti, bu hak ve olanaktan yoksun bırakılmaktadır.
Siyasi Partiler, seçim yarışında halka hizmet için yarışmaktadırlar. Kendilerini yeterince tanıtamamaları, toplumun aksayan, hangi sorunlarıyla mücadele edeceklerini açıkça duyuramamaları, onların sadece az oy almalarını değil, yönetime gelmeleri halinde, kamunun yararına yapacakları olumlu hizmetlerden halkın yararlanmasını da engelleyecektir.
Ayrıca, bir siyasi partiyi kayırırken, diğer bir siyasi partiye hukuka aykırı bir biçimde yasaklar koymak, halkın devlete olan güvenini de etkileyecek ve bu nedenle seçim sonuçları şaibe altında kalacaktır.
Bu haksızlıkların giderilmesi için, mahkemenizin son kararından önce, yürütmeyi durdurma kararı vermesi, bu nedenle gerekli ve zorunludur.
İSTEM SONUCU:
Yukarıda sunduğumuz nedenlerle, neden, konu ve amaç yönünden sakat olan davalı idare işleminin öncelikle yürütmesinin durdurulmasına ve iptaline, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini saygı ile dilerim."
Vişne Haber Ajansı