CHP’li Öztrak: Türk ekonomisi kaldırabileceğinden daha fazla yük altında, mart ayına kadar dahi bunun böyle gitmesi mümkün değil

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, ekonomideki gidişatın sürdürülebilir olmadığını söyledi.
Medyascope.TV’de katıldığı programda bugün ve 2001 krizini kıyaslayan Öztrak, Türkiye’nin dış borcunun çok yüksek olduğunu belirterek, “Buna karşılık sıcak para, üzerinde sörf yapılarak şişirilmiş, enflasyon, cari açık çok yüksek. Ekonomi çok ısındı, ekonomiyi soğutmak gerek. Ama hükümetin hiç öyle niyeti yok. 100 günlük pakette büyük projeler var. Yeni kamu özel işbirliği projeleri, Kanal İstanbul’u hızlandırma var. Önümüzdeki 12 ayda 240 milyarlık finansman bulması lazım Türkiye’nin ama buna dair ipucu yok” dedi.
Öztrak, “Sarayın büyüme heyecanı, ekonomiye gaz verme yaklaşımı devam ederken Merkez Bankası politikasına müdahale etme, vesayet altında tutma eğilimi de var. Sistem bunları görünce ‘Türkiye’nin borçlarını geri ödeyebileceğini gösteren hikayesi yok’ diyorlar, gidiyorlar. Bu gidiş kaçışa dönmeye başladı ki TL çok değer kaybetmeye başladı. En fazla değer kaybeden parlardan birisi TL” şeklinde konuştu.
Öztrak bugün yaşanan krizle 2001 krizini şöyle kıyasladı:
“O günle bugünün şartları farklı. O gün belirli aralıklarla değişen kur rejimi uygulanıyordu, esnek kur sistemine geçildi. TL’nin değeri serbest piyasada belirleniyor. O gün tepkinin büyüdüğünü faizlerde görüyorduk, bugün hem faiz hem döviz kuru birlikte veriyor tepkiyi. Serbest kuru bıraktığımızda TL yüzde 40 civarı değer kaybetmişti. Bugün de yüzde 40 değer kaybetti. O zaman borcun büyüğü bankaların üstündeydi. Bugün reel sektörde dış borç yükü olduğunu görüyoruz. Şartlar farklı ve TL’deki değer kaybına baktığımızda nur topu gibi bir döviz krizine gidiyoruz. Bunun sonu Türk şirketlerinin borçlarını ödemede giderek zorlanması olur.
“Türkiye’nin, önümüzdeki 12 ayda 240 milyarlık finansman bulması lazım ama buna dair bir ipucu yok”
Çok ciddi dış borç var. Buna karşılık sıcak para, üzerinde sörf yapılarak şişirilmiş, enflasyon, cari açık çok yüksek. Ekonomi çok ısındı, soğutmak gerek. Ama hükümetin hiç öyle bir niyeti yok. 100 günlük pakette büyük projeler var. Yeni kamu özel işbirliği projeleri, Kanal İstanbul’u hızlandırma var. Türkiye’nin, önümüzdeki 12 ayda 240 milyarlık finansman bulması lazım ama buna dair ipucu yok. Sarayın büyüme heyecanı, ekonomiye gaz verme yaklaşımı devam ederken Merkez Bankası politikasına müdahale etme, vesayet altında tutma eğilimi de var. Sistem bunları görünce ‘Türkiye’nin borçların geri ödeyebileceğini gösteren hikayesi yok’ diyor, gidiyorlar. Bu gidiş kaçışa dönmeye başladı ki TL çok değer kaybetmeye başladı. En fazla değer kaybeden parlardan birisi TL.
“2009’da yabancı parayla borçlanma disiplininden önemli kopuşu yansıtan kararname çıkardılar”
Ekonomide mevcut programa AKP başlangıçta riayet etti. Etmezse piyasa tepki gösteriyordu, belli bir rayın içine giriyordu. 2009’da dünyadaki krizin ardından gelişmekte olan ekonomilere akan dolarlar çok hızlı arttı. Gelişmenin motorları olarak bizim gibi ülkeler gösterildi. AKP hükümetleri önemli hatalar yaptılar. Ekonomi için disiplin göstergesi olan Kamu İhale Mevzuatı’nda sayısız değişiklik yaptılar.
2009’da yabancı parayla borçlanma disiplininden önemli kopuşu yansıtan kararname çıkardılar. O dönemden sonra şirketlerin döviz cinsinden borçlanmaları arttı. AKP hükümetleri ekonomiyi büyütmeyi değil sıcak paraya yaslanarak şişirmeyi tercih ettiler.
“Türk ekonomisi şu anda kaldırabileceğinden daha fazla yük altında bulunduğu için bunları yaşıyoruz”
Dünyaya bakınca döviz cinsinden borçlanmanın en hızlı arttığı ekonomilerden biri Türk ekonomisi. 200 milyar açık pozisyon var. Bu, her 10 kuruşluk değer kaybı 20 milyar liralık kur farkına neden oluyor demek.
Şirketler bu borçları ödemekte zorlanıyor. Bu manzara ortaya çıkmadan önce AKP hükümetlerinin yapması gereken şey borçlanmayı yavaşlatmak olmalıydı ama işlerine gelmedi. Seçim vardı, ekonomi büyüyormuş izlenimi vermek oy getiriyordu. Riskleri göz ardı ederek sıcak parayla büyümeyi tercih etti. Yüksek cari açık, yüksek enflasyon, yüksek kamu açıkları verme noktasına geldi.
Hane halkı, şirketlerin, devletin borcunun Gayri Safi Milli Hasılasına baktığınızda 2002 yılının üstüne çıkmış vaziyette. Türk ekonomisi şu anda kaldırabileceğinden daha fazla yük altında bulunduğu için bunları yaşıyoruz. İktidara sorarsan bu Amerika’nın, dış ülkelerin ekonomik savaş açmasının sonucu. Hiç ilgisi yok. Ekonomik savaş açıyorlarsa bu tetikleyebilir. Ama ekonominiz bu kadar kırılgan yapıdayken, bu kadar borca batmışken herkes sizinle oynar. Borç alan emir alır derler. Aşırı borçlanan ekonomiler dışarıdan gelecek politik baskılar karşısında daha kırılgan hale gelirler.”
“Mart ayına kadar dahi bunun böyle gitmesi mümkün değil”
Öztrak, ekonomideki gidişatın sürdürülebilir olmadığını belirterek, “İktidarın 5 yıl sürdürebileceğini düşünmüyorum. Türkiye’de rejim değişikliği oluyor. Rejim değişikliğinin tam olarak oturabilmesi için son aşama mahalli idare seçimleri. İktidar, yerel yönetim seçimlerini alabilmek için bir istikrar programı uygulamayı hiçbir zaman tercih etmeyebilir. Mart ayına kadar dahi bunun böyle gitmesi mümkün değil” ifadelerini kullandı.
Öztrak sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD’ye giderek ekonomideki sorunları çözemezsiniz. Bakıyorlar, iktidar geri ödeyebilecek mi? Devamlı yastık altında paralarını tutanlara rahatsızlık veriyorsunuz. Toplumun kesimlerine mesajlar veriyorsunuz. İktidarın 100 günlük programda büyük projeler söylemek Yerine talebi nasıl kontrol altına alacağını, cari işlemler açığını nasıl düşüreceğini, Türkiye’nin döviz rezervini nasıl kuvvetlendireceğini, şirketlerin kur farkı problemini nasıl halledeceğini açıklaması lazım ki yatırımcı güven duysun. Bunlarla ilgili ipucu yok. ABD ambargosu üstüne geldiğinde, komşunuza da yaptırım uyguladığı zaman piyasalar böyle tepkiler veriyor. Normal ekonomide bu tepkiler sınırlı olurken dış borç bağımlısı dolarkolik olmuş ekonomilerde dövizi tutmak zor hale gelir. Vatandaşın cebindeki para her gün biraz daha pul oluyor.
Faizin artmasını hiçbir siyasetçi sevmez. Yanlış politikaların bedeli maalesef faiz artırımı olarak karşımıza çıkıyor. Merkez Bankası’ndan faiz artırımı beklerken döviz rezervi oranlarının düşürülmesi ‘eski tas eski hamam, saray MB’ye müdahale ediyor’ diye algılanıyor, etkili olmuyor.
Beklenti çıtası orta vadeli program etrafında yukarı çekilmiş vaziyette. Sadece laf çıkarsa o programın hiç etkisi olmaz. İnsanlar nasıl uygulandığına bakacaklar. Orta vadeli programın da suya yazı yazılmış olacağını düşünüyorum."
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












