CHP Ankara Milletvekili ve PM üyesi Şenal Sarıhan 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısı ile Meclis'te düzenlediği basın açıklamasında öğretmenlerin Öğretmenler Günü'nü kutladı.
CHP Ankara Milletvekili ve PM üyesi Şenal Sarıhan 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısı ile Meclis'te düzenlediği basın açıklamasında öğretmenlerin Öğretmenler Günü'nü kutladı.
Sarıhan'ın açıklaması şöyle:
''Bugün 24 Kasım…
Yeni bir öğretmenler gününde öğretmenlerimizin ve eğitim sistemimizin içinde bulunduğu durum, ne yazık ki bize sevinçle kutlanacak bir günü işaret etmiyor. İlköğretmen Okulları, Köy Enstitüleri, Eğitim Enstitüleri ve Yüksek Öğretmen Okulları gibi özgün öğretmen yetiştirme modellerine sahip bir ülke olmamıza karşın, bugün, bu uygulamalardan vazgeçilmiştir. Öğretmen yetiştirme alanında ve genel eğitim sisteminde farklı dönemlerde farklı çözümlerin üretilmiş olması, eğitim alanında çok yönlü sorunların yaşanmasına ve bunların çeşitlenerek, derinleşmesine neden oldu. Türkiye, uluslararası alanda da, eğitim kalitesi, eğitimde başarı oranları, eğitim sisteminin etkinliği ve verimliliği bakımından dünya sıralamasının alt basamaklarında yer alan bir ülke konumuna getirildi. (30 OECD ülkesinin eğitim sisteminin verimliliği ile ilgili 2013 PISA sonuçlarından yola çıkarak GEMS Education Solutions adına yapılan ‘Verimlilik Endeksi’ araştırması sonucuna göre Türkiye, 30 ülke arasında 21. sırada bulunmaktadır.) Bu sonucun ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden biri, öğretmen niteliğinin güvence altına alınmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılmamış olmasıdır.
1981'de yürürlüğe giren 2547 Sayılı Yükseköğretim Yasası ile öğretmen yetiştiren tüm kurumların "eğitim fakülteleri" çatısı altında üniversite bünyesine alındı. Bu fakültelerin gereksinimden fazla açılmış olması, bu fakültelerden mezun olanlar dışında farklı alanlarda lisans eğitimi almış olanlara da öğretmenlik yapma hakkının tanınmış olması eğitimin niteliğini düşürdü. Bu durum, temel eğitimde öğretmen açığının yaşanmasına, ortaöğretim alanında ise istihdam fazlalığına yol açtı.
İçerik, nitelik ve nicelik olarak bu fakültelerin verdikleri eğitimin yetersiz oluşu, öğretmen adaylarının yeterli birikim ve donanıma sahip olmalarını, eğitsel işlevin gerektirdiği pedegojik bilgiyi edinmelerini , öğrenciyi eğitsel işleve katacak interaktif eğitimi sağlayacak iletişim dilini kazanmalarını engelledi. Ayrıca, öğrenci yeteneğini merkeze alan bir ölçme değerlendirme metodunu öğrenme ve uygulama olanaklarını da ortadan kaldırdı.
Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda ; Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde 830 bin öğretmen görev yapıyor. Her yıl eğitim fakültelerinden mezun olan öğretmen adayı sayısının ortalama 70 bin civarında olduğu ülkemizde, yılda yaklaşık olarak 40 bin öğretmenin ataması yapılabiliyor. 250 binden fazla öğretmen adayı atanmayı bekliyor. Yaklaşık 80 bin öğretmen ise ücretli olarak çalıştırılıyor. Bilindiği gibi, ücretli öğretmenler, ataması yapılan bir öğretmene göre yaklaşık olarak 1/3 oranında maaş almakta, herhangi bir sosyal güvenceye sahip olamamaktadır. Sorunlarını kamuoyuna duyurmak için her yolu denemiş olan ve “Ataması Yapılmayan Öğretmenler” olarak anılan gençlerimizden yedi yıl içerisinde intihar edenlerin sayısı 36’ yı bulmuştur. Kadrolu, sözleşmeli ve ücretli olarak farklı statü, ödenek ve sosyal güvence koşullarında istihdam edilen öğretmenlerin yaşam koşulları, mesleği icra etme, bilgi ve deneyimlerini arttırma ve bunları uygulama olanakları gittikçe zorlaşmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı, yaşanan sorunlara çözüm üreten uygulamaları gerçekleştirmek yerine, sürekli yeni sorunlar yaratan politikalar izlemektedir. Bu politikalar, şu sonuçları doğurmuş bulunmaktadır:
1. Eğitimin kamusal, bilimsel, demokratik, laik yönü önemli ölçüde ortadan kaldırılmış, milyonlarca çocuk ve gencin eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanma olanakları ortadan kaldırılmış ve temel bir insan hakkı olan eğitim hakkı, kamusal nitelikli bir eğitim olmaktan çıkarılarak, neredeyse bütünüyle özelleştirilmiş ve “serbest piyasa”nın insafına bırakılmıştır.
2. Eğitim sistemi belli bir siyasal-ideolojik temelde adım adım dönüştürülmüş, bir dinin belli bir anlayışı çerçevesinde yapılandırılarak, toplumda sürekli hele gelen kamplaşmalar ve kutuplaştırmalar yaratılmıştır. Öğrenciler, veliler, hatta öğretmenler arasında ayrışmaların artmasına neden olmuştur.
3.Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütün kademelerinde, bakanlık teşkilatından, okullara kadar her alanda yoğun bir siyasi kadrolaşma yaşanmış, eğitim yöneticilerinin belirlenmesinde liyakat değil, siyasi referans belirleyici hale getirilmiştir. Okullarda cinsiyet, etnik kimlik ve mezhep ayrımcılığına ilişkin uygulamalar kalıcı hale getirilmiştir.
4-) Öğretmen maaşları ve ek ders ücretleri, öğretmenlere ortalama geçim olanağı vermediği gibi onların kendilerini yetiştirme, sosyal ve kültürel etkinliklere katılmaları ve kendilerini geliştirmeye çalışmalarını da engellemekte ve onları ek işlere mecbur bırakmaktadır.
5-) Göç alan büyük şehirler ile Doğu ve Güneydoğu’daki illerin çoğunda öğretmenlerin ve öğrencilerin çatışmalı süreçten kaynaklı olarak can güvenliği bulunmamaktadır. Bu bölgelerde derslik başına düşen öğrenci sayısı ortalamanın çok üstünde, 42 öğrenci düzeyinde olmakta, bazı bölgelerde bu rakamlar 50’li hatta 60 ‘ı bulmaktadır
6-) MEB’in verilerine göre var olan durumda norm kadro doluluk oranı yüzde 81 dolayında olmasına karşın, norm kadro sorunu halen çözüm beklemektedir. Atama ve yer değiştirmelerde yapılan plansızlık, norm kadro sorununun giderek büyümesine neden olmakta, çok sayıda öğretmenin bu uygulama nedeniyle mağduriyetleri sürmektedir.
7-) 2003-2015 yılları arsında KPSS’ye giren her yüz öğretmenden ortalama 16’sının ataması yapılabilmektedir bu koşullarda her yüz öğretmenden 84’ü ya tekrar sınava girmek ya da başka bir alanda çalışmak zorunda bırakılmaktadır.
8-) Bir öğretmenin devlet bütçesine yıllık ortalama maliyeti 40-45 bin TL civarındadır. Atama bekleyen yaklaşık 300 bin öğretmenin atama işleminin yapılması halinde bütçeye getireceği yıllık maliyet 12-14 milyar TL arasında bulunmaktadır. Bu karşılanmayacak bir miktar değildir. Bu sorunun toplumsal alanda yarattığı ekonomik, sosyal ve psikolojik etki ve maliyet, çok daha yüksek düzeydedir. Bu işlemi yapmak, devletin ödevi ve anayasal sorumluluğudur.
Bu sonuçlara bağlı olarak ortaya çıkan koşullar ve okullarda fiziki yapının yetersizliği, donanım eksiklikleri, atama sistemi, maaşlardaki yetersizlik, çalışma saatlerinin düzensizliği, ezbere dayalı eğitimin getirdiği olumsuzluklar, öğretmenlerimizin mesleki verimliliklerini düşürmekte, sosyo /kültürel ve ekonomik koşullarını kötüleştirmektedir
Türkiye‘de bu sorunları çözmek 4+4+4 düzenlemeleri ve Fatih Projesi gibi geçici, çözüme odaklı olmayan hatta kendileri sorun yaratan uygulamalarla olanaklı değildir.
Bunun için, Türkiye’de eğitim ve öğretimi güçlendirmeye dönük kamusal, bilimsel, demokratik, laik çağdaş bir eğitim politikası oluşturulmalıdır. Eğitim sisteminin başarısının en önemli unsuru öğretmenlerdir. Bu nedenle oluşturulacak eğitim politikası öğretmen niteliğinin güvence altına alınmasını temel almalıdır. Bu politika çerçevesinde Ulusal Öğretmen Strateji Belgesi hazırlanmalı ve uygulamaya geçirilmelidir.
Aksi halde, toplum olarak yalızca bugünü değil, geleceğimizi de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız. Ancak, öğretmenlerimizin bugüne dek yürütmüş olduğu mücadele ve mücadelenin kazanımlarına sahip çıkan örgütlü yapısı, bizi umutsuzluktan kurtarıyor.
Umudumuzu çoğaltan öğretmenlerimizin günü kutlu olsun.''
Vişne Haber Ajansı - Çiçek Güçlü