loading
close
SON DAKİKALAR

CHP'li Sarıhan: Her kararname, halk için bir kara nağme mi?

CHP'li Sarıhan: Her kararname, halk için bir kara nağme mi?
Tarih: 06.10.2016 - 10:38
Kategori: Siyaset

Meclis’te kapatılan radyo, TV’lerin temsilcileriyle bir araya gelen ve basın toplantısı yapmak isteyen CHP milletvekili Şenal Sarıhan’a izin verilmedi. Sarıhan, açıklamasını Meclis giriş kapısında yaptı.

Meclis’te kapatılan radyo, TV’lerin temsilcileriyle bir araya gelen ve basın toplantısı yapmak isteyen CHP milletvekili Şenal Sarıhan’a izin verilmedi. Sarıhan, açıklamasını Meclis giriş kapısında yaptı.

Sarıhan'ın açıklaması şöyle:

15 Temmuz darbe girişiminin ardından yürürlüğe konulan OHAL Rejimi, her yeni kararname ile OHAL’in amacı ile çelişen uygulamalara neden oluyor? 

Gözaltı, tutuklama, açığa alma ve göreve son verme işlemleri, ciddi ve makul gerekçeler olmaksızın, art arda yürürlüğe konuluyor. Suç ve cezaların şahsiliği ilkesi çoktan unutulmuş durumda. Aileden biri suç atfı ile karşıkarşıya ise, bütün bir aile suçlu kazanına atılıyor. Yaratılan korku ortamı nedeni ile akrabaların ve komşuların dahi sahip çıkmadığı bir tecrit ortamında insanlar yalnızlaştırılıyor. Ekmeğin ve dostluğun yok edildiği bu ortamda pek çok “yurttaş”, nerede ise “medeni ölüler” halinde. Cezaevleri, olağanüstü bir doluluk yaşıyor. Ceza infaz sistemi, var olan yasaların dahi uygulanmadığı zindanlara dönüştürülmüş durumda. Savunma görevini yapamıyor. Hatta dava almaya korkuyor. Hukuk, her alanda askıya alınmış durumda. Herkes susuyor. Şimdi de 668 Sayılı KHK nin 2. Maddesi’nin 1. Fıkrasının b-c ve 2.fıkrasının 3-4. Maddeleri dayanak yapılarak, yazılı ve görsel basının özellikle muhalif kanadına yönelik kapatma eylemleri gerçekleştirildi. Bu, halkın nefes borularının tıkanmasıdır. Yaratılan bu ağır bungu ortamında, susanlar adına konuşacak olan yayın organlarının önce ekranları karartılıp, ardından basın- yayın araçlarına el konulması, hukukun açıkça katledilmesidir. Aralarında İMC, Hayatın Sesi, Van, Jiyan , Azadi , Zarok TV ve TV 10’un da bulunduğu 12 televizyon kanalı ve 11 radyo kapatıldı. Bu kanalların OHAL ilanı ile bağlantısı nedir? Şurada TBMM’nin içinde yayın yapan Hayatın Sesi televizyonu, işçilerin, emekçilerin, kadınların insan haklarının yanında duran onların sesi, sözü olmaya çabalayan bir televizyondur. Yine İMC TV; haberleri, canlı yayınları ile farklı düşüncelerdeki aydınların görüşlerini açıklayabildiği, kadın ve çevre haklarına duyarlı programlarıyla çoğulcu yayın yapan bir televizyondur. TV 10, özellikle Alevi toplumunun kültürünü yaşatma çabası içindedir. Tek tek adını sayamayacağımız tüm radyo ve televizyonların darbe ya da terörle nasıl bir bağlantısı olabilir? Kaldı ki olağanüstü hal ilanında bulunan hükümet, olağan dönemde de hükmetmiş ve bu yayınların hiçbiri hakkında yasa dışı yayın yaptıkları gerekçesi ile işlem yapmamıştır. Kaldı ki, başlatılmış bir işlem varsa, bunun da sonucunun beklenmesi ve kesin bir hükme dayalı olarak yayınlara son verilmesi hukukun gereğidir.

Türkiye, 15 Temmuz’da ağır bir darbe girişimi ile karşılaşmıştır. Bu konuda tartışılması gereken bir durum yoktur. Ancak, darbe, olağan koşullarda önlenmiştir. Demek ki devletin gücü, bir darbeyi önlemeye yeterlidir. Yani olağanüstü hal ilanı, bir zorunluluk değildir. Biran için bunun ihtiyaç olduğu kabul edilse, bu kez de iktidarın, olağanüstü halin ilanı nedeni ile sınırlı kalması gerekir. Olağanüstü rejimler, hukuki rejimlerdir. Kriz dönemlerine özgüdür ve kriz hallerini aşmak içindir. İstisnai bir rejim olması, hukuk rejiminin de istisnası olması anlamına gelmez. Bütün hukuk rejimleri gibi insan haklarına dayalı olması gerekir. Olağanüstü rejimler, zaten potansiyel olarak, birey hak ve özgürlüklerinin, yoğun biçimde ihlaline olanak yaratırlar. Krizi aşmak için demokratik yollar terkedildiğinde halkın öfkesi büyür. Adaletsizlik, halkı isyana yöneltir. 

OHAL, var olan yasal düzenlemeleri yürürlükten kaldırmamıştır. Anayasa’nın 28 ve 30. Maddeleri yürürlüktedir. Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğünü hükme bağlayan 11. Maddesinde bir değişme söz konusu değildir. Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüklerini güvence altına alan 24 ve 25. Maddelerde,”Basın araçlarının Korunması” başlıklı 30. de bir değişiklik olmamıştır. Basın özgürlüğünün sınırlanmasında izlenecek hukuki yollar açıktır. 2959 Sayılı Radyo ve Televizyon Kanunu halen yürürlüktedir. 5187 Sayılı Basın Yasası, 59 . Hükümet döneminde yani AKP iktidarında yürürlüğe girmiştir. Anılan Yasa’nın birinci maddesinde: ‘’Bu kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir, der. Bu yasanın genel gerekçesinde ise şu açıklama yer almaktadır: ‘’Evrensel demokrasi anlayışının ortaya çıkardığı önemli kavram bilgi edinme hakkı, doğru bilgiye ulaşma, gerçeği öğrenme hakkıdır. Düşünce açıklama ve basın özgürlüğü onu kullananlar açısından bir özgürlük olduğu kadar, gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip birey ve kitleler açısından da temel bir hak niteliğindedir. Düşünceyi açıklama özgürlüğü sadece kabul gören, zararsız, yahut önemsiz düşünceler yönünden değil aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından da benimsenmeyen, kural dışı hatta endişe verici düşünceler için de geçerli olmalıdır.’’der.

AİHS’nin 10.Maddesi’nde; ‘’Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.’’ olarak ifade edilmiştir. Kapatılan tüm yayın organları yasal izinlere sahip durumdadır. 

AİHS’nin 1. Protokolu’nun 1. Maddesi, mülkiyet hakkının korunmasına ilişkindir.

BM Kitle İletişim Araçlarının Barışın ve Uluslararası Anlayışın Güçlendirilmesine, İnsan Haklarının Geliştirilmesine, Irkçılık, Savaş Kışkırtıcıllığı ile Mücadele Edilmesine Katkıda Bulunması ile İlgili Temel Prensiplerde ise haberin dağıtılması, haber alma hakkı, ifade özgürlüğü, bireylerin olayların gerçekliğini denetleme ve objektif bilgiye ulaşma, ses duyurma hakları ve iletişim araçlarının hukuki korumaya alınması temel ilkeler arasında sayılmıştır.

Bu hakkın ihlali, sayısız AİHM kararında hukuka aykırı bulunmuştur. Türkiye aleyhine verilmiş olan AKSOY, POLAT, ERDOĞAN/İNCE, GERGER kararları en tipik örneklerdir. Krizi demokratik usullerle aşabilmek için, öncelikle, krizin gerçekten var olup olmadığı saptanmalıdır. Kriz gerçekse, alınacak önlemlerde, orantılılık ve elverişlilik, Yasallık, yetkili organ ve aleniyet, iyi niyet, geçicilik, demokratik ve yargısal denge, ulusalüstü organa bildirim ve gözetime açıklık ilkeleri gözetilmeli, böylece, hukuksuzlukla mücadele ederken, hukuk katledilmemelidir.

Ne var ki iktidar, bu basın metnini kaleme aldığımız sırada yeni bir yönetmelikle, anılan ilkelerin kendileri için bir değeri olmadığının örneğini sergilemiştir. Bu yönetmeliğe göre, iktidar, hoşuna gitmeyen gazetelerin resmi ilanlarını, kesin yargı kararı olmadan kesebilecektir. Bu açıkça, idarenin, kendisini, mahkeme yerine koymasıdır. Buradan gidilen yol, demokrasiye değil, totaliter rejime çıkacaktır. Biz bugün birkez daha, iktidara, krizden ancak demokrasi ile çıkılacağını anımsatıyor ve basın üzerindeki baskıların biran önce kaldırılarak, halkın haber alma hakkının engellenmemesini diliyor, bütün halkı ve basın emekçilerini dayanışmaya davet ediyoruz.

Vişne Haber Ajansı - Çiçek Güçlü

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları