loading
close
SON DAKİKALAR

CHP'li Toprak: AKP'nin yanlış politikaları sorgulanmalı!

CHP'li Toprak: AKP'nin yanlış politikaları sorgulanmalı!
Tarih: 14.10.2016 - 08:21
Kategori: Siyaset

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemine ilişkin haftalık değerlendirme raporunu yayınladı.

CHP İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, Türkiye ve Dünya gündemine ilişkin haftalık değerlendirme raporunu yayınladı. 

1. ABD ve Rusya son bir haftada oldukça sert biçimdeki açıklamalarla Suriye’de karşı karşıya geldiler. Sonunda çözüm müzakerelerinin askıya alındığı açıklandı.

Suriye’de ateşkesin sonlandırılması, Halep’e yardım konvoyunun bombalanması, ABD uçaklarının Suriye ordusunu “yanlışlıkla” bombalaması ile başlayan süreç, ABD-RUSYA ilişkilerini kopma noktasına getirdi. Gerilim tırmanırken, yeni bir “soğuk savaş” dönemi gündemde!

ABD, Rusya ve Suriye Ordusu’nun Halep başta olmak üzere, Suriye’de savaş suçu işlediklerini öne sürerek, iki ülkenin Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanmaları gerektiğini söyledi.

Rusya, ilişkilerimizin bozulmasının başlıca sebebi Suriye krizidir. Moskova, teröristleri muhalif gruplar olarak adlandırmayacağını belirtti. Washington'un eylemleri şüphe uyandırıyor” karşılığını verdi.

2. ABD yönetimi, Kasım ayında gerçekleşecek seçimler öncesinde yapılan “hacker operasyonlarının ve siber saldırıların” doğrudan Rusya destekli olduğunu ilan etti!

ABD’de yaklaşan başkanlık seçimleri öncesinde Demokrat ve Cumhuriyetçi adayların yarışı hızlanırken, ortam giderek kızışıyor! Wikileaks, DCleaks.com ve guccifer 2.0 tarafından; Clinton Vakfı'nın sunucularına yönelik yapılan siber saldırılarla, demokratların Başkan Adayı Hillary Clinton ve kampanya danışmanlarının gizli e-postaları ortalığa saçıldı. Bu saldırılar Rusya’nın Cumhuriyetçi Aday Donald Trump’a desteği olarak nitelendiriliyor! Trump, Rusya’ya ve Devlet Başkanı Putin’e karşı oldukça sempatik açıklamalar yapıyor. Rusya ile diyalogun geliştirilmesi, ambargonun kaldırılması gerektiğini savunuyor.

Başkanlık ofisine doğrudan bağlı istihbarat komitesinin, bu çerçevede elektronik seçim sandıklarının “internet bağlantısının olmaması” konusunda uyarı yapılması önemli! Hackerlerin oylama sonuçlarını etkileyecek biçimde siber saldırılar düzenleyebilecekleri endişesi söz konusu.

3. ABD-Rusya arasında karşılıklı suçlamalarla tırmanan tansiyon, diyalogun kopmasıyla noktalandı. Rusya’nın ABD’ye karşı yönelik uyguladığı stratejilerin dozu sertleşti!

Rusya-ABD krizi büyürken, Rusya’nın nükleer anlaşmaları askıya alması, dünyanın nükleer savaş tehdidi dönemine girebileceği olasılığını güçlendiriyor. Rusya-Çin blokunun bölgesel etkinliğini genişletmesine karşı, ABD, silahlanma yarışına ve bölgesel vekalet savaşlarına yönelebilir.

Rusya, ABD ile nükleer araştırma işbirliğini sınırladı ve uranyum dönüştürme araştırmalarına ilişkin anlaşmayı iptal etti. Ayrıca Rosatom ile ABD Enerji Bakanlığı arasındaki anlaşmaya da son verdi. Bu adımlar, iki ülke arasındaki Ukrayna ve Suriye anlaşmazlıklarında, Rusya'nın nükleer silahsızlanmayı yeni bir pazarlık kozu olarak kullanmayı düşündüğünü gösteriyor.

İki süper güç arasındaki gerginliklerin Nükleer Güç Dengesi alanına yayılmaya başlaması, yeni bir soğuk savaş döneminin başlangıcı olarak da değerlendirilebilir.

4. Rusya, Lazkiye’de kurulan Hmeymim Rus Askeri Üssü ile “süresiz ve kalıcı” olurken, hem Suriye’de hem de Ortadoğu’da süper bir güç haline geldi!

Rus Ordusu’nun Suriye’de “kalıcı” hale gelmesi kesinleşti. Rusya’nın Suriye ile imzaladığı anlaşma çerçevesinde bu ülkeye gönderdiği askerlerinin, TARTUS DENİZ ÜSSÜ dışında, yeni kurulan HMEYMİM ÜSSÜNE süresiz ve kalıcı olarak yerleştirilmesi, Rus Parlamentosu tarafından onaylandı. Rusya, gücünü ve askerlerini sadece Suriye’deki terörle mücadele için değil aynı zamanda, bölgedeki diğer ulusal çıkarları ve hedefleri, Doğu Akdeniz’deki bazı operasyonları, muhtemeldir ki, Yemen başta olmak üzere, Mısır ve Libya gibi ülkelerle olan ikili ilişkileri çerçevesinde de bu üssü ve gücü kullanacak.

Hmeymim Üssüne Rus ordusunun “süresiz ve kalıcı” olarak yerleşmesi anlaşmasının onaylanması, aynı zamanda Rusya’nın bölgeye ve Güney sınırlarımıza, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’e yerleşmesi anlamına geliyor.

5. Rusya’nın Suriye’deki Hmeymim Üssü, Askeri, Siyasi ve Ekonomik açıdan ağırlığını çok daha fazla pekiştirme doğrultusunda atılmış dev bir adım olarak görülmeli.

Son dönemde, Suudi Arabistan ile milyarlarca dolarlık silah satışı ve nükleer santrallar inşası için anlaşmalar imzalayan Rusya, Mısır ile de 5 milyar dolarlık silah satışı yanında, İskenderiye Limanının yenilenmesi, Yüksek Teknoloji Bölgesi kurulması konusunda anlaşmalara imza attı. Rusya ile İsrail arasında da yeni ilişkiler kurulması yönünde Tel Aviv’e sıklaşan resmi ziyaretleri de dikkate aldığımızda, Rusya’nın oldukça yeni bir açılımı Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika ile Körfez Bölgesi’ne yerleşerek atmayı hedeflediğini öngörebiliriz. Özellikle Doğu Akdeniz’de son dönemde keşfedilen yeni doğal gaz yatakları, bir yandan Rusya ile enerji rekabeti için yeni seçenekleri gündeme getirirken, diğer yandan da Rusya’nın doğalgazdaki ağırlık ve etkinliğini arttırabilir.

6. Rusya, bölgedeki ve dünyadaki ağırlığını, zaman zaman Çin ile de ittifak halinde, bugüne kadar ABD ve Batı karşısında seçeneksiz konumdaki ülke ve bölgelerin önüne yeni bir seçenek, yeni bir güç odağı olarak koyacak.
Arap Baharında Libya’da Kaddafi’nin devrilmesine sessiz kalan ve Kuzey Afrika’da önemli bir mevziyi yitiren Rusya, aynı yanlışı Suriye’de Yapmadı, Esad’ı yalnız bırakmadı. Bunun Karşılığını, Tartus’tan Sonra Hmeymim’de En Büyük Askeri ve Stratejik Üssünü kurma anlaşmasını imzalayarak, aldı. Hmeymim Üs Anlaşması, Rusya’yı artık, Ortadoğu başta olmak üzere çok geniş ve enerji kaynakları açısından kritik önemde, stratejik bir coğrafyanın “kalıcı aktörü” haline getirdi.

Dünyanın yeni güç mücadelesi alanlarından birisi olarak ortaya çıkan Afrika ve bilhassa Sahra Altı Afrikası’na Hmeymim adımıyla coğrafi ve stratejik anlamda çok yakınlaşan Rusya’dan çarpıcı yeni hamleler beklenmeli. Bu aşamada, Rusya ile ilişkilerini hızla normalleştirmeye çalışan Türkiye’nin bu işbirliğini farklı alanlara yayma iradesini göstermesi, doğru bir yaklaşım olabilir.

7. Irak ile gerilimin fitilini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Dubai televizyonuna yaptığı açıklamalar, ateşledi! Irak’taki tüm etnik ve mezhep gruplarının tepkisine yol açtı!

TBMM’nin 1 Ekim’de kabul ettiği Suriye-Irak tezkeresinden üç gün sonra, 4 Ekim’de Irak Meclisi toplanarak, oy çokluğuyla aldığı kararda Türkiye’ye adeta bir “ihtarname” çekti. Irak Meclisi’nin kararındaki maddeler:

Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi'nin çağrılıp nota verilmesi,

Türk güçlerinin 'işgalci güçler' olarak sayılması ve Irak topraklarından çıkarılması için gerekenlerin yapılması,

Türk güçlerinin Irak'a girmesini talep edenler hakkında yargıya başvurulması,

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarının kınanması,

Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerin gözden geçirilmesi,

Türk güçlerinin ülkeden çıkarılması için, hükümetin BM Güvenlik Konseyi ve BM'ye acilen başvurması,

Hükümetin ayrıca ülkenin egemenliğinin korunması için siyasi ve diplomatik yollara başvurması.

8. Musul’u kimin savunacağına, IŞİD’ten kurtaracağına, Musul’da kimlerin yaşayacağına karar verecek olan Iraklılardır. Zaten Irak’ın sorunu şu andaki mezhepsel bölünmeler ve bu bölünmelerin körüklenmesidir.

Ne olursa olsun, Türkiye, bir başka ülkenin içişlerine karışmamalıdır. Cumhurbaşkanı ve AKP hükümeti Türkiye’deki alışkanlıklarıyla Irak’ta da halkı, etnik ve mezhep yönünden, bölgeler açısından, kentler ve şehirler açısından ayrıştırma, kamplaştırma yoluna gidiyorlar. Irak meclisindeki tartışmalarda haklı olarak dile getirildiği gibi, Musul’da savaşmak üzere ülkenin dört bir yanındaki Iraklıların gitmesi, IŞİD’e karşı savaşması kadar doğal bir şey olamaz. Musul operasyonuna Musullulardan başkası katılmasın, Şiiler görev almasın, Musul’da sadece şunlar şunlar yaşasın demek, bir başka ülkenin Cumhurbaşkanının belirleyeceği bir şey değildir.

9. Irak Meclisi ve hükümetinin açıklamaları, Başbakan Yıldırım’ın sözleriyle “haddini bil” denilerek, geçiştirilemez. Irak’la kriz derinleşmektedir!

4 Ekim’de Irak Başbakanı Haydar El İbadi'nin Türkiye'ye yönelik son açıklamaları ve Irak Meclisi’nin aldığı karar sonrasında Irak ile yaşanan krizin geleceği baştan itibaren belliydi. Irak merkezi hükümeti yerine, Irak politikası ve diplomasisini, Barzani ve Bağdat’taki şii yönetim karşıtı sünni liderler- aşiretler üzerinden yürüten AKP hükümeti, yine ülkeyi sıkıntılı bir tablo ile karşı karşıya getirdi. Irak’ın değişik kentlerinde son birkaç günde hızla tırmanan Türkiye ve TSK aleyhtarı hava, Türk bayraklarının yırtılıp, yakılması bir an evvel ikili diyalog mekanizmasını işletecek adımların atılmasını zorunlu kılıyor. Aksi halde, karşımızda Suriye’den sonra yeni ve daha ağır bir Irak sorunu ile karşı karşıya kalmamız söz konusu olabilir!

10. AKP, Irak politikasını; Bağdat yönetimini dışlayıp, dolaylı diplomasi ve Sünni liderlerle yönlendirmeye başlayınca, Irak iç siyasetindeki Şii ağırlığını ve dengeleri gözardı etti!

2014’teki IŞİD işgali sırasında ve sonrasında Türkiye’nin Ninova Vilayeti, Musul ve çevresindeki diğer kentler üzerindeki etkinliği, ağır hasara uğradı. IŞİD’in tamamını ele geçirdiği, Sünni ağırlıklı Musul, tüm kurumlarıyla IŞİD’e teslim edildi. AKP hükümetinin desteklediği Musul Valisi Esil Nuceyfi adeta kentin kapılarını ardına kadar IŞİD’e açtı. Şii ağırlıklı Irak ordusu ve polisi, silahlarını ve araçlarını da bırakarak, kenti terk ettiler.
2014’ten bu yana gelişen süreçte ise durum giderek daha farklılaştı. TSK’nın Başika’daki varlığı devam etti ancak Türkiye’nin bölgedeki etkinliği ve eskiye nazaran kabul edilirliği ciddi anlamda erozyona uğradı. Oysa bugün bir yandan Musul’a operasyon hazırlıkları yapılırken, diğer yandan IRAK iç siyasetini şu anda belirleyen etkin güç, Türkiye karşıtı Şii Milis Kuvveti Haşd el Şaabi’dir. Irak Başbakanı Haydar El İbadi'nin Türkiye'ye yönelik sert eleştirileri, Irak iç siyasetindeki dengeler açısından da sürpriz sayılmamalı!

11. Suriye ve Irak’ta yakın döneme ilişkin oldukça sıcak bir aşamaya geçilmektedir. Bu noktada TBMM’nin göreve çağrılması, muhalefetin bilgilendirilmesi, ortak aklın devreye girmesi elzemdir.

Musul’un kurtarılması sonrasında ortaya çıkacak tablo bugünkünden daha çetrefil ve vahim olabilir. İran’ın Bağdat ve Iraklı Şiiler üzerindeki etkinliğini dikkate aldığımızda, Musul’dan Türkiye’nin dışlanması için ısrarcı olanların başında İran gelmektedir. Irak’ta rekabet halindeki ABD ve İran’ın yanı sıra, Suriye üzerinden Irak’a giriş yapan ve giderek etkinliğini artıran Rusya ve İbadi’nin doğrudan özel destekçisi konumundaki İngiltere de Türkiye’yi Irak’ta ve bölgede istemiyorlar. ABD ile Türkiye’nin Suriye ve Kürt vizyonları nasıl taban tabana zıt ise, Irak’ta da ABD ve Türkiye’nin Musul’a bakış açıları, Musul vizyonları çok farklı durumda.

ABD, Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığı için Bağdat Yönetiminden izin ve onay alması gerektiğini, aksi durumun Irak’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıklayarak, Bağdat’ın ve İbadi’nin yanında açık şekilde yer aldı.

12. Başbakan Yıldırım’ın açıkladığı OVP, AKP hükümetinin bir yıl içinde açıkladığı üçüncü OVP ve ekonomiyi yönetmekte nasıl başarısız olduklarının belgesi!

Açıklanan son 2016-2019 dönemi Orta Vadeli Plan (OVP) ile hükümet, resmen “büyüme yok, işsizlik artacak, bütçe açığı artacak, yoksulluk artacak” itirafında bulunuyor! Başbakanın sözleri, ilan edilen hedeflere kendilerinin de inanmadığını göstermektedir. Başbakan OVP’nı açıklarken, kendisi de söylediği hedeflere inanmadığı için “İşimizi kış tuttuk, yaz çıkarsa bahtımıza, olabilecek en kötümser tahminleri yaptık, daha iyisi olursa ne alâ” diyor. Yani hükümet ekonomiyi de Allah’a havale ediyor. Bir hükümet, ülkeyi, ekonomiyi yönetmeyi beceremiyorsa, kaynakları doğru düzgün kullanmıyorsa, topladığı kaynakları heba ediyorsa, sonra da çıkıp “ne çıkarsa bahtımıza diyorsa” olur mu? Böyle ekonomi mi yönetilir?

13. Bir yılda 3 kez revize edilen 2016-2019 OVP’si de bugünden, “kâğıt üzerinde kalmaya, en az iki-üç kez revize edilmeye muhtaç bir yalan belgesi” olarak kalmaya mahkûm görünüyor!

OVP’de daha mürekkebi kurumadan “tutmayacağı ve hayali olduğu” ortaya çıkan iki hedefi dikkatlerinize sunarken, Başbakan ve ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı ile diğer ekonomi yönetimindeki bakanları da hepimizden özür dilemeye çağırıyorum!

Hayali Hedefler: 2017 Petrol Fiyatları Tahmini ve 2017 Turizm Geliri Hedefi

Açıklanan yeni OVP’de, 2017 için petrol fiyatlarının ortalama varil başına 50,7 dolar olacağı varsayımıyla hesaplar yapılıyor. Demek ki; AKP hükümeti ve ekonomimizi yönetenler dünyadan da habersiz!

Ev sahipliği yaptığımız Dünya Enerji Kongresi’nin hemen öncesinde Petrol Üreticisi Ülkeler Teşkilatı (OPEC) toplantısında, petrol ülkeleri üretimi düşürme kararı aldılar ve ertesi gün petrol fiyatları varil başına bugünden 52-53 dolar seviyesine yükseldi ve 60 dolara ulaşması bekleniyor.

Şu anki fiyatlar, Hükümetin OVP’deki hesaplamalarda baz aldığını ilan ettiği petrol fiyatı tahmininin 3 dolar üzerinde!

Diğer yandan yeni OVP’de turizm gelirlerinin 2017’de 18,6 milyar dolardan 23,5 milyar dolara yükselmesi hedeflenmiş.

Oysa Turizm sezonunun sonuna gelindi. TURSAB ve diğer Turizm kuruluşları, şimdiden 2017’nin de “kayıp yıl” olduğunu açıkladılar. Ne erken rezervasyon var ne de talep. 2017’nin en az bu yıl kadar kötü geçmesi endişesi üst düzeyde.

2017’de turizm gelirlerinde yaklaşık 6 milyar dolarlık artış beklentisi hedefinin de tutmayacağını bizzat turizmcilerin kendileri söylüyor.

14. TÜRKİYE-RUSYA arasında imzalanan yeni deklarasyon ve Türk Akımı Anlaşması, Türkiye ekonomisini canlandırabilecek bir takım yeni unsurları devreye sokabilir.

İki ülke ekonomi bakanları arasında imzalanan yeni protokol ile Rusya ve Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin tüm yönleriyle ele alındığı anlaşma, yeniden aktif hale geldi. Önümüzdeki 4 yılı kapsayacak orta vadeli programla ilgili çok önemli bir adım atılmış oldu. Türkiye-Rusya Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) 2017 sonuna kadar imzalanacağının açıklanması da, olumlu yönde atılmış bir başka kritik adım. Türkiye-Rusya Ortak Yatırım Fonu’nun kurulması kararı, iki ülke yatırımcıları açısından pozitif sonuçları olacağını düşündüğüm bir başka adım. Türkiye’den yaş meyve sebze ithalatına gelen kısıtlamanın kalkacak olması, Türk firmalarının, Türk personel çalıştırmasına getirilen kısıtlamalarla ilgili engellerinde kaldırılacak olması gerek müteahhitlik hizmetlerinde gerekse yurtdışı istihdamda yeni bir hareketlenmeyi sağlayabilecek. Bütün bunları tekrar olumlu gelişmeler olarak dile getirirken, 11 ay öncesine kadar iki ülke arasında zaten var olan bu ekonomik işbirliği altyapısının kaybedilerek, bir anda dibe vurmasına, şimdi 11 ay önce kaybedilenlerin kısmen de olsa tekrar kazanılmasına mutlu olmanın, yaşanan kayıpları karşılamayacağı açık.

O zaman bir kez daha yanlış dış politikanın, ülkemize, insanlarımıza ve ekonomimize faturasını sorgulamak durumundayız...

Vişne Haber Ajansı - Çiçek Güçlü

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları