Erdoğan, Atatürk'ü anma programında CHP ve İnönü dönemini eleştirdi: Bize yalan söyleyen bir tarih anlatıldı

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe'de Atatürk'ü Anma Programı'nda konuştu.
Erdoğan'ın açıklamaları şöyle:
"Yıl dönümleri bize anma yanında geçmişten bu yana kapsamlı muhasebeler yapma fırsatı da verir. Bugün de Gazi'nin vefatının 80. yılını geride bırakıyoruz. Bu süreçte ülkemizin yaşadıklarını şöyle bir gözümüzün önüne getirdiğimizde Türkiye'nin nereye geldiğini çok iyi görebiliriz. 1. Dünya Savaşı'nın ardından ülkemizi paylaşma girişimlerine tanık olduk. Çanakkale'de, Kutül Amare'de ve daha pek çok cephede yüreğimiz ve bileğimizle savaşarak kazandığımız zaferlere rağmen ülkemizi böyle bir tehdidin altına girmekten kurtaramadık. Müstevlilere karşı önce şehir şehir ardından topyekün bir kurtuluş mücadelesi başlattık. Mücadelemizin zaferle sonuçlanmasının ardından yeni devletimizle tarih sahnesindeki yerimizi tekrar aldık.
Ülkemizde belirli bir kesim dediğinin aksine tek parti devrinden çok partili hayata geçiş mecburi bir değişimdir. Önce Milli Kalkınma Partisi ve sonra Demokrat Parti CHP'ye karşı milletin sesi olarak siyaset sahnesine çıktılar. 1946 seçimlerinde uygulanan açık oy gizli tasnif yöntemi CHP yönetiminin demokrasi anlayışı konusunda fikir vermeye yeterlidir. Demokrat Parti ezici çoğunlukla ülkeyi yönetme sorumluluğu üstlenmiştir.
2. Dünya Savaşı'nın ayak seslerinin duyulduğu dönemde tek parti yönetimine ilişkin acı hatıraları dinledik. Bugünkü gençler tek parti dönemini ancak tarih kitaplarından arşivlerden öğrenme imkanına sahiptir. Bize yalan söyleyen bir tarih anlatıldı. Ülkemizi yönetenler büyük bir maddi külfetin altında ezmekle kalmamış değerler üzerinde kurduğu baskıyla iyice bunaltmıştır. Doğrularıyla yanlışlarıyle, eksikleriyle fazlalarıyla bu dönemin hesabını milletimizin hafızası ve tarih yapmıştır. Gazi Mustafa Kemal'in kendi iradesiyle yapmaya çalıştığı ve provokasyonlarla engellenen çok partili hayatı daha erken yapsaydık acaba bugün nerede olurduk? Gençlerimizin zihinlerini formatlamaya çalışmak yerine, onları medeni, özgür bir şekilde yetiştirecek bir eğitim sistemi kursaydık bugün nasıl olurduk? Özellikle Gazi'nin ölümüne yakın dönemlerde başlayıp, 1950'lere kadar süren tek partili yönetiminin acı hatıralarını her birimiz babalarımızdan dedelerimizden dinledik. Bize yalan söyleyen bir tarih anlatıldı, öğretildi. Bizi o yılların zulümlerine bizzat yaşayanların ağzından şahit olduk. Türkiye 2. Dünya Savaşı'na girmemiştir ama savaşın sefaletini yaşamıştır. Anadolu insanı bu yükü sırtlanmak zorunda kalmıştır. Bu dönemde ülkemizi yönetenler, milleti baskıyla bunaltmıştır. 2. Dünya Savaşı bitip de dünyada yeni bir demokrasi ve ekonomi düzeni kurulduğunda, Türkiye'nin belli adımlar atması zorunlu hale gelmiştir. Bu değişim iradi değil mecburidir. Tek parti ekibi elinden gelse Türkiye'yi Alman Nazizmi, İtalyan Faşizmi ve Sovyet komünizmden birine sürükleyecek zihindedir.
Türk milleti darbelere, cuntalara ve vesayet güçlerinin oyunlarına rağmen iradesine sahip çıkmıştır. Bugün hala tek parti dönemiyle sembolleşmiş zulümlerden Türkçe ezanın savunulabilmesi, milletin değerlerine yönelik husumetin işaretidir. Ezanın Arapça okunması bir şeyin ifadesidir. Türkçe ezan denince onu sadece biz anlarız. Arapça dendiği zaman bu evrensel olduğunun ifadesidir. Şimdi bunu değiştirmek bizi değerlerimizden uzaklaştırmanın adımıdır.
Ülkemiz siyasetinin en önemli sorunu milletin değerleri ve kültürüyle kavgalı anlayışın devam ettirilmesidir. Geleceğin dünyasında sadece demokrasinin, özgürlüklerin, güvenlik ve refah arayışının olduğuna inanıyor, biz de bu istikamette çalışıyoruz. İnşallah gençlerimize emanet ettiğimiz 2053 ve 2071 vizyonları üzerinde yükselecek geleceğin Türkiye'si bu tür tartışmaları geride bırakacaktır. Ecdad yüzünü Batı'ya dönmüştü ama her fırsatta Doğu'yu da güvenliğe kavuşturması gerekiyordu. Bugün de aynısını yapıyoruz. Bugün de asıl mücadele alanımız Batı'dır. Bunun için Dünya 5'ten büyüktür diyoruz. Bunun için 'one minute' diyoruz. Bunun için 3.5 milyon Suriyeli barındırıyoruz. Bunun için insani yardımlarda dünyada ilk sırada yer alıyoruz. Milli gelire göre dünyanın 1 numarası biziz. Peki bizim bu çabamıza nasıl karşılık veriliyor diye sorarsınız, sınırlarımız içerisinde terör örgütleri vasıtasıyla bombalar patlatarak cevap veriyoruz. Bugün Hakkari'de mühimmat deposunda yaşanan patlama nedeniyle 4 evladımız şehit oldu, 20 evladımız ise yaralandı.
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının ardından İdlib'de güvenliği sağlama yolunda adımlar attık. Fırat'ın doğusundaki Suriyeli kardeşlerimizin bölücü terör örgütünün pençesinde inim inim inlediğinin farkındayız. İnşallah çok yakında buradaki kardeşlerimizi de kurtaracağız. Deşifre olmuş oyun başarısızlığa mahkumdur. Biz bu oyunu çözdük. Bize kurulan tuzakların sahiplerinin başlarına geçirip yolumuza devam edeceğiz. Bize göre Atatürk'ü anmak da anlamak da ancak böyle olur, lafla değil. Bu duygularla Gazi Mustafa Kemal'i yad ediyorum. Muassır medeniyetler seviyesine çıkmak lafla olmaz, İstanbul Havalimanı gibi eserler yapmakla olur. Köprüler, metrolar yapmakla olur. Göreve geldik, yüzde 20'yi savunma sanayindeki eserlerimiz, bunu yüzde 60'a çıkardık. İşte böyle olur. Batı'nın kapısında sıraya girerek muassır medeniyetler seviyesine çıkamayız. Hem inşa edeceğiz hem ihya edeceğiz. Çok daha fazla gayret edeceğiz. Gelecek hep birlikte bizim olacak."
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












