CHP Sözcüsü Haluk Koç, ''Başbakan Erdoğan, dünyada ilk kez kendi konuşmalarını yasaklatan bir Başbakan''
CHP Sözcüsü Haluk Koç, "Başbakan Erdoğan, dünyada ilk kez kendi konuşmalarını yasaklatan bir Başbakan"
-"Başbakan bir tarihte kış diyor, hemen ertesi gün hayır yaz diyor. Bazen siyah diyor, hemen akabinde beyaz diyor. Daha sonra işine gelince gündüz, işine gelmeyince gece diyor. Hacıyatmaz gibi bir Başbakan. Bir o yana, bir bu yana"
-"Erdoğan bazen o kadar hızlı dönmüş ki, belki kendisini bile inandıramamış yüz ifadelerinden anlaşılıyor. Yani ben hangi Recep Tayyip Erdoğan'ım. Ekranın sağ yanındaki Recep Tayyip mi? Sol yanındaki mi? "
-Başbakan'ın 'Beraber yürüdük biz bu yollarda' şarkısının yerini şimdi, 'Adalardan bir yar gelir bizlere' şarkısı aldı. Karşıdan da 'Ada sahillerinde bekliyorum' söylenecek."
-"Devletin hukuk dışına bizzat Başbakan'ın ihtirasları çerçevesinde çekilmesi suçtur ve bu suç açıkça şu anda Türkiye'de işlenmeye devam etmektedir."
CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç, MYK toplantısı devam ederken basın toplantısı yaptı "Başbakan Erdoğan, dünyada ilk kez kendi konuşmalarını yasaklatan bir Başbakan"dır dedi.
Koç'un açıklamaları ve sorulara verdiği yanıtlar şöyle ;
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım şuanda Merkez Yönetim Kurulumuz haftalık olağan toplantısını yapmakta. Son gelişmelerle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin parti görüşünü açıklamak için karşınızdayım. Her zamanki şablon içerisinde gideceğiz. Yani ben öncelikle belirli konuları gelişen tartışma noktalarında açıklığa kavuşturmaya çalışacağım kendi açımızdan. Daha sonra sizlerin sorusu olursa onları da yanıtlamaya hazırım.
Biliyorsunuz ağır bir tartışma konusu var Türkiye'de. Bilhassa Başbakanın odağında olduğu bir tartışma. Yalancılık tartışması. Bu tartışma grup toplantılarında da değişik seviyelerde dile getiriliyor. Başbakan kendisini dinlemeye gelenlerin zamansız alkışlamasıyla kendi sözleriyle kendisinin yalancı bir Başbakan olduğunu dün grupta AKP'yi izlemeye gelenlere teyit ettirtti, doğrulattı anımsayacaksınız. Ve daha enteresan bir gelişmede oldu. Başbakanın temel çelişkileriyle ilgili söylemlerini yanyana getiren bir video görüntüsü Başbakanın emriyle youtube ve facebooktan çıkartıldı. Girdiğiniz zaman bir kırmızı giriş yasağı ibaresi çıkartıyor.
Şimdi müsaade ederseniz bu görüntüleri birlikte izleyelim ondan sonra ben bu konuda değerlendirmelerimi yapacağım.
***
BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN
Değerli arkadaşlarım, benim milletimin dili tektir. Bu Türk milleti. Ben ne tek dil dedim, ne tek din dedim. Hiçbir yerde benim böyle bir ifadem yok. Çünkü bunlar yalan makinası.
Tek din dedim. Dil değil din, din. Tek din.
Şahsen böyle bir sorumluluğun altına Tayyip Erdoğan olarak giremem. Çünkü parası olan var, parası olmayan var. Parası olan bastıracak parayı askerlikten kurtulacak. E parası olmayanda gidecek askerlik yapacak. Kimlerle görüştüysem ben kenar köşedeki, izbe yerlerdeki vatandaşım onlar hiç bu işe sıcak bakmıyor. Biz yola çıkarken kimsesizlerin kimi olarak çıktı. Sessiz yığınların sesi olarak çıktık. O zaman sormamız lazım ona göre de adımımızı atmamız lazım.
Bedelli askerlik yasa tasarısının ayrıntılarına girmeden önce şu hususu da vurgulamak durumundayım. Heyecanlanıyorsunuz biliyorum.
Şuanda çalışmalarımızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Şöyle bu hafta içinde olmazsa bile önümüzdeki hafta bu işi tamamlayıp hemen adımı atacağız ve bedelli askerlik ile ilgili inşallah yasayı çıkarmış olacağız.
NATO Libya'ya müdahale etmeli midir? Böyle saçmalık olabilir mi ya? NATO'nun ne işi var Libya'da? NATO Libya'nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya girmelidir.
Topraklarımızın genelinde böyle bir şey düşünülüyorsa zaten bu kesinlikle bize verilmeli. Aksi takdirde böyle bir şeyin kabulü mümkün değil. Buranın komuta sisteminin tamamıyla NATO'da olması gerektiğini söyledik.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bak bu yalan, koskoca bir yalan. Çünkü kayıtsız şartsız egemenlik milletindir. Bunun tartışması olur mu?
One minute.
Sayın Perez benden yaşlısın, sesin çok yüksek çıkıyor. Biliyorum ki sesinin bu kadar çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar yüksek çıkmayacak bunu da böyle bilesin. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüzü, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum.
Herhangi bir şekilde ne İsrail halkını, ne Cumhurbaşkanı Perez'i ne de Musevi halkını hedef aldım. Benim tabi ki burada tavrım moderatöre olmuştur. Toplantı moderatörüne karşı bir tepki ortaya koydum.
Ellerine bir kağıt almış dolaşıyorlar. Amerika'nın bir projesi ...... Bunu ispat ederlerse bir her şeye varız. Ama ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar. Bu kadar açık konuşuyorum, bu kadar ağır konuşuyorum.
Özellikle Diyarbakır'a çok farklı bakıyorum. Yani Diyarbakır istiyorum ki şuanda yani Amerika'nın da hani düşündüğü Büyük Ortadoğu projesi var ya genişletilmiş Ortadoğu. Yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız olabilir, bir merkez olabilir.
Buna ister Kürt sorunu deyin, ister Güneydoğu sorunu deyin, ister Doğu sorunu deyin, isterse son olarak yine adlandırdığımız Kürt açılımı diyelim. Ne dersek diyelim bunun üzerinde bir çalışmayı başlattık.
Tutturmuşlar bir şey Kürt sorunu. Ben Kürt sorunu diye bir şey tanımıyorum.
Avrupa topluluğu ona zaten girmeyeceğiz. Ya nasıl diyorsun giriyorlar işte. Yok merak etmeyin almayacaklar bizi. Ben keramet .... filan değilim ama haber veriyorum size. Almayacaklar. Ama işin hakikatini bilmek lazım. Avrupa Topluluğu Hıristiyan Katolik devletler birliğidir.
Avrupa Birliğine katılım sürecinde şimdiye kadar meclisimizin yoğun çalışmalarıyla birçok düzenleme gerçekleştirilmişti.
AK Parti hükümeti hiçbir terör örgütüyle masaya oturmaz, müzakere yapmaz. Terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, hiçbir zamanda oturmayacağız.
Adayla görüşme yaptırırız. Kimlerle? İşte bu işlerle görevli olan elemanlarımız vasıtasıyla.
Soru- Şu şıralarda yaptırıyor musunuz? Halen var mı bir görüşme?
Halen var.
Bu arada İmralı'yla ilgili görüşmeler yine olabilir.
Şimdi terör ile kim iç içe? Bu önemli. Yani terör ile iç içe olanla neyi konuşacağız? Teröristle yanak yanağa olan, onunla sarmaş dolaş olan bir eş başkanla nasıl olacakta ben konuşacağım? Ben bununla konuştuğum zaman bu ülkedeki şehit anneleri az önce söylüyorsunuz değil mi analar ağlamasın. Peki bu ağlayan analar bir başbakan olarak beni onlarla böyle masada gördüğü zaman onlar ne der? Kusura bakmayın ben bir tane şehit annesinin gözyaşını bunların hiçbirine değişemem.
Burada hepsi farklı farklı görüştüğünüzde dedikleri şey şu; İmralı ne derse biz onu yaparız. Şuanda İmralı beklentilerimize cevap verecek noktaya doğru bir defa adımlarını atıyor.
***
Evet değerli arkadaşlarım, bilmiyorum gülümseyelim mi, ağlayalım mı? Ne yapacağımızı bende bilemiyorum. Bir yalancılık tartışmasından buraya gelmiştik. Anımsatmakta fayda var demiştim. Şuanda şu görüntüler hükümetin girişimiyle youtube ve facebookta yasaklı. Kırmızı girilmez levhası var. Sonuç şu; dünyada ilk kez bir Başbakan kendi konuşmalarını yasaklatıyor. İlginç sonuç bu. Dünyada ilk kez bir Başbakan kendi konuşmalarının toplumla buluşmasını engelliyor. Recep Tayyip Erdoğan. Neden rahatsız oldu sizce? Bunu sormak lazım. Bu çelişkilerin, hem de bazıları birkaç ay içerisinde olan bu keskin dönüşlerin, açık yalanların toplum belleğinde yeniden canlanmasından rahatsız olduğu çok açık.
Değerli arkadaşlarım, bana güvenin diyor Başbakan. Bu Başbakana Türkiye güvenecek. Bu kadar keskin dönüşlerin sahibi bir Başbakana Türkiye güvenecek. Can alıcı soru burada.
Değerli basın mensupları, bu millet nasıl güvenecek Başbakana? Yani bir tarihte kış diyor, hemen ertesi gün hayır yaz diyor. Bazen siyah diyor, hemen akabinde beyaz diyor. Daha sonra işine gelince gündüz, işine gelmeyince gece diyor. Hacıyatmaz gibi bir Başbakan. Bir oyana, bir buyana.
Değerli arkadaşlarım, bazen o kadar hızlı dönmüş ki, belki kendisini bile inandıramamış yüz ifadelerinden anlaşılıyor. Yani ben hangi Recep Tayyip Erdoğan'ım. Ekranın sağ yanındaki Recep Tayyip mi? Sol yanındaki mi? Yakın arkadaşları da sorguluyordur herhalde. Böylesi yalanlar içerisinde hükümet etme alışkanlığını sürdüren bir Başbakan. Velhasıl köşeye sıkışmış yalanla, kandırmakla günü kurtarmaya çabalayan ve dünyada ilk kez kendi konuşmalarını yasaklatan bir Başbakan manzarası. İbrettir. Umarım yayınlama cesareti gösterilir.
Değerli arkadaşlarım, son günlerin deyimleri. İmralı, süreç, barış, çözüm, Öcalan, mektup, Kandil, Avrupa, sızma, sızdırma, tutanak, belge. Çok güncel kelimeler siyasette. Ama bunların hiçbirisi tartışılmasın, sorgulanmasın. Sorgularsan hainsin, barış karşıtısın, kan akmasından mutlu oluyorsun, vampirsin. Konuşursan bir şekilde susturulursun kardeşim. Eğer yazarsan işinden olursun, kovulursun ya da talimatla kovdurtturulursun.
Peki bütün bu manzara karşısında AKP'li parti yetkilileri, AKP'li değerli milletvekilleri ne yapıyorlar? Bu oyunu, bu tezgahı sadece seyir mi ediyorlar?
Değerli basın mensupları, bu süreçle ilgili AKP'den veya hükümete yakın kaynaklardan sadece 5 kişinin bilgisi olduğu biliniyor. Danışman Yalçın Akdoğan beyefendi, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Alabey. Özel kanunla korumaya alınan MİT Müsteşarı Hakan Fidan. Ne açtığını, söylediğini kendisi de bilmeyen sadece donuk mütebessim bir ifadeyle arada sırada ekranlarda arzı endam eden Beşir Atalay bey. Birde bana güvenin diyen bu yalanların sahibi Başbakan. 5 kişi değerli arkadaşlarım. Gerisi? Koskoca AKP seyirci. 325 kişilik grup seyirci. Başbakan şakşakçısı ya twitterda öten, ya sağda solda demeç vermeyi kendine görev edinen şakşakçı 3 - 5 tane AKP'li dışında konuşan yok, sorgulayan yok. Ne oldu, ne bitti farkında olan yok. Böyle bir manzaradan geçiyoruz. Bir kader ortaklığı sergileniyor Türkiye'de değerli arkadaşlarım. Bu kader ortaklarının adı Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan. Beraber yürüdük biz bu yollarda şarkısı milli marşı gibiydi beyefendinin. Herhalde yeni şarkısı adalardan bir yar gelir bizlere. Yeni şarkısı bu olacak. Seviyor çünkü müziği. Dün müzik konusunda da yine her türlü ayrımcılığı konuşmasında yapmıştı. Ya da ada sahillerinde bekliyorum Karşıyaka'dan yükselen şarkıda bu sözlere sahip. O beraber yürüdük ve ancak buluşurlarsa devam edecekler bu yola.
Ey AKP'li milletvekilleri sizlere açık sesleniyoruz. Bu millet adına sesleniyoruz. Kendi seçim bölgelerinizde milliyetçiliği, maneviyatçılığı bayrak edinip en koyu söylemlerle samimi inançlı insanlarımızın önünde taklalar atarak oy toplayan sizler. Bu sözlere bir açıklama getirmeyecek misiniz? Bu sürece seyirci kalmaya devam mı edeceksiniz?
Değerli arkadaşlarım, şu sözler yenilir yutulur değil. Sızma, sızdırma, o sızdırdı, bu sızdırdı. Bunun kuşa bak politikası olduğunu biliyoruz. Ama şu sözler hiç mi rahatsız etmiyor sizi? AKP'yi 10 yıldır ayakta tutan benim. Sanki İmralı bir coğrafi ada adı değil bir devlet, bir siyasi karar alma referans merkezi. Buradan çıkan sözler; AKP'yi 10 yıldır iktidarda tutan benim. Biz AKP'yi çıkartan gücüz. İktidarı AKP'ye altın tepsi içinde sunduk. Darbeyi ben önledim ben. Ben AKP'nin tam olarak oturması ve olgunlaşması için bilerek bekledim. Ne PKK'nın sandığı gibi ne de AKP'nin sandığı gibi bir çekilme olur. Devamını söylemiyorum. Oldukça vahim sözler. Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacağız, hepimiz özgür olacağız. Başbakan ısrarla konuşmayacağım diyor. Bana güvenin konuşmayacağım. Kader ortağı bunları söylüyor.
Değerli arkadaşlarım, açık bir çağrı yapıyorum. Türkiye Cumhuriyetinin Sayın Başbakanı eğer hala konuşmayacağım diyorsan bunun bir tek anlamı vardır sükut ikrardan gelir. Bütün bu söylemlerin doğru olduğunu dolaylı kabul ediyorsun demektir. Biliyorsunuz tarifeli seferler düzenlendi artık Türkiye'de kargo seferleri, kurye seferleri. İmralı - Recep Tayyip Erdoğan. Recep Tayyip Erdoğan - İmralı. İmralı - Kandil. Kandil - İmralı. İmralı - Avrupa. Avrupa - İmralı. Tarifeli tren seferi gibi. Mektuplar geliyor, mektuplar gidiyor. Birileri kurye oluyor ve herkes seyrediyor.
Değerli arkadaşlarım, tam bir hukuksuzluğun içine gömülmüş devlet yapısıyla karşı karşıyayız. Başbakan konuşmayacağım diyor. Ne gidiyor, ne geliyor hiçbir şey yok ortada. Süt dökmüş kedi gibi. Bir yandan milletten, meclisten, bir yandan kendi partisinden milletvekillerinden bir şeyleri saklıyor. Diğer yandan bugün kadınlar günü dolayısıyla yaptığı hamaset dolu gaz alma konuşmaları. Hamaset dolu milletin gazını alma konuşmaları.
Değerli arkadaşlarım, bakın Türkiye kritik bir dönemeçte. Türk milletiyle beraber, bütün milletimizle beraber Kürt kardeşlerimizi, Kürt yurttaşlarımızı da kandırdıkları bir sürecin içinden geçiyoruz. Daha önceki bütün aşamalarına baktığınızda olayın Oslo'da yaşananlar, Başbakanın kısa dönem siyasi çıkarlarını kurtarmak için 12 Haziran 2011 seçimlerini çatışmasızlık, eylemsizlik tarifi içerisinde atlatmak için masada oyalamayla götürdüğü bir süreçti. Ondan sonrasını Türkiye'nin nasıl kan gölüne döndüğünü hatırlıyorsunuz.
Şimdi büyük plan gereği başkan olmak isteyen, sadece Cumhurbaşkanı yetkileri değil, aynı zamanda bugünkü Başbakanın yetkilerini de kullanacak olan bir başkanlık sistemi. Yargının tamamen kendine bağlandığı otoriter bir tek adam, diktatör rejimin peşinde koşuyor. Şimdi hedefi bu. Bu görüşmelerin temelinde de kendi siyasi çıkarlarını sağlamaya dönük Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden süreçte bir eylemsizlik beklentisi.
Değerli arkadaşlarım, bu sorunu kronik bir sorun. Bu sorunun varlığını her zaman söyledik. Bu sorun meşru siyaset zemininde TBMM'de tartışılmalı. Hukuk devleti kuralları içerisinde tüm görüşmeler yapılmalı tezini Cumhuriyet Halk Partisi ileri sürmüştü biliyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisi ne düşünüyor çözüme karşımı, barışa karşımı. Bunu defalarca söyledik. Hala 10 yıldır AKP'ye senin açılımın nedir, sen neyi nasıl çözmek istiyorsun diye sorma cesareti olmayanların Cumhuriyet Halk Partisine adres gösterip ve bu Cumhuriyet Halk Partisi çözüme karşımı, çözüm için ne önerisi var sorusunu sık sık yinelediklerini görüyoruz. 10 yıldır iktidarda olan bir yapı var. 365, 346, 325 milletvekiliyle 3 dönem tek başına iktidarda bir yapı. Hiç kimse soramıyor, çözümden ne kastediyorsun? Başkanlık sistemi. Ondan sonra bir ara ağzından kaçırdığın seçilmiş valilerle nasıl bir Türkiye idari yapısı öngörüyorsun bu çözüm içinde? Var mı bir soru? Var mı AKP'den bir cevap? Açılımın yürütücüsü 12 yıldır bu ülkede bakanlık yapan Beşir Atalay beyefendi. O kadar konuştu. Çoğunuzun kanalları televizyonda konuk ettiler. Bir kelime alabildiniz mi ağzından? Çıktı mı?
Değerli arkadaşlarım, sıkıntılı bir süreç. Bakın Cumhuriyet Halk Partisi önerilerini yaptı. Çağdaş bir anayasa istediğimizi, sivil, özgürlükçü her türlü vesayetten çıkmış, 12 Eylül faşizminin tüm kırıntılarını tarihe gömecek bir çağdaş anayasa yapma özlemini dile getirdi. Bunun içinde katkısını veriyor. Ama pazarlıkların başka bir boyutunda anayasa uzlaşma komisyonunun çalışmaları da bizzat bu pazarlıkların gölgesinde belki kader ortağının talimatıyla Başbakan tarafından kendi deyimimi söylüyorum tekmelenmeye başlıyor.
Onun dışında siyasal mutabakat için adres olarak TBMM'yi gösterdik. Efendim, sen MHP'yle konuştun mu? BDP'yle konuştun mu? MHP-BDP katılmazsa gel beraber çözelim. Siyasal mutabakat dediğimiz TBMM'de temsil edilen her siyasal partinin bu sorunun tartışılmasına katılacağı ve milletin önünde şeffaf bir şekilde sürecin götürülmesine dönük bir taleptir.
Toplumsal mutabakat, CHP önerdi değil mi? Bir komisyon kurulsun. Bu görüşmeler yapılacak ise kanunlar zorlanmadan, özerk koruyucu kanunlar çıkartılarak MİT'in görevlendirilmesi, kanunsuz bir yönde sevk edilmeden bütün bu görüşmeler yapılabilir dendi.
Değerli arkadaşlarım, siyasal ve toplumsal mutabakat arama zemini aranmamıştır, AKP tarafından bu süreç kullanılmamıştır ve CHP olarak şunu söyledik, altını çiziyorum; devlet hukuk dışına çıkmadan çözüm sürecini planlasın dedik. Şimdi yaşadığımız süreç son derece ilginç, maalesef Başbakan eliyle, Başbakan oluruyla, Başbakan yönlendirmesiyle hukuk devleti kuralları çiğnenerek bir süreç yaşatılmaya çalışılıyor. Rahatsızız.
Tarih 16 Şubat 1999. Kenya'da yakalandı, Türkiye'ye teslim edildi. Hemen akabinde anımsayacaksınız PKK bütün silahlı unsurları ülke sınırları dışına çıktı. 1999-2003-2004, tek olay yok. Münferit bir iki şey dışında. AKP iktidara geldi. Yumuşak karnı var. AKP'nin siyaset mimarisi bir yerlerde şekillendirildi, projelendirdi bunu söyledim. O milli görüş gömleği boşa çıkmadı. Değiştik sözleri boşuna söylenmedi ve ondan sonra terör örgütüyle kurulan laubali ilişkiler ve 2004'den başlayarak bugüne kadar geldiğimiz, yaşadığımız tüm olaylar.
Değerli arkadaşlarım, PKK'nın silahlı kanadı Türkiye'yi terk edecek ama dikkat edin silah bırakma yok. Bugün başka açıklamalar var. Bu sefer Kandil'den bir ses yükseliyor. Devlet bizi muhatap almalı diyor. Değerli arkadaşlarım, getirdiğiniz sürecin sonucunu görün. Yani Karayılan biz muhatap alınmalıyız diyor. Devlet bizi muhatap almalı diyor.
Değerli arkadaşlarım, bir hukuk devletindeyiz. Yasamız var, yasalarımız var, Anayasamız var. Şimdiye kadar devlet hatalarıyla, sevaplarıyla, hukuk çerçevesinde terörle mücadeleyi yürüttü. Zaman zaman görüşmeler olduğunu öğreniyoruz. Geldiğimiz noktada bizim altını özenle çizmek istediğimiz husus, terörle mücadelede artık hukuk dışına çıkılmıştır. Türkiye bir hukuk devleti tanımının dışında bir başka sürece savrulmuştur.
Terör örgütü lideri konuşuyor. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu haklı olarak feryat ediyor. Kader ortağın konuştu diyor. Sen ne diyorsun diyor? Sen ne diyorsun kardeşim? Ben konuşmayacağım, bana güvenin. Nasıl güveneceğiz?
Değerli basın mensupları, hatırlayacaksınız yaz aylarında bazı BDP milletvekilleri PKK militanlarıyla yolda karşılaştılar, güya kucaklaştılar değil mi? Ondan sonra Başbakanın hamaset kokan, bir iki ay süren söylemlerine tanık olduk. Terörle kucaklaşan ve aynı çatı altında görev yapamayız. Dokunulmazlıklar kalkacak. Unutmadık değil mi? Daha onları koymadık bu videoya. Şimdi geldiğimiz nokta ne? Bunların hepsi unutuldu. Başbakan bizzat terör örgütüyle kendisi fiilen kucaklaşıyor artık.
Değerli arkadaşlarım, bir başka vahim bir olay, üzerinde durmuyor, durulmuyor. Yazılmıyor, yazamıyorsunuz, yazsanız yayınlanmıyor, bunları biliyorum. Hepsini biliyorum. Ama acı olan bir olay var. İmralı dönüşü bir BDP milletvekili PKK'nın elinde tutsaklar var, devletinde elinde tutsaklar var.
Değerli arkadaşlarım, sanki bir savaş hukuku terminolojisi dile getiriliyor, kullanılıyor. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti. Eğer elinde bir tutuklu var ise, gözaltında birisi var ise yasalar çerçevesinde yürütülen, soruşturmalarla, davalarla ilgilidir. Bunun adı tutsak değildir ve bu savaş hukuku terminolojisine Başbakandan çıt yok. Sayın Kılıçdaroğlu sordu, bizlerde sorduk. Ne demek devletin elinde tutsak var? Var mı böyle bir tutsak? Çık açıkla dedik. Tutsak nedir? Bir savaş hukuku terimidir. Çıt yok Başbakandan. Tepki yok.
Değerli arkadaşlarım, acı sonuç devletin meşru yapısı ile terör örgütü yapısı eşit, muhatap kılınmıştır. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Tutanaklar açıklansın. Ortada bir takım belgeler var. Bu sıradan bir olay değil. Kamuoyunun hazırlanması için bizzat Başbakanın bilgisi dahilinde bir sızdırma olduğundan şüpheleniyoruz.
Bir gazetemizde çıkan manşet; akabinde yaşanan olaylar. Kamuoyu nasıl tepkisizleştirilir? Kamuoyu kabul edilmesi çok zor bir sürece nasıl taksitle duygusal olarak hazırlanabilir? Yani bir çeşit algı mühendisliği. Bir çeşit toplum mühendisliği. Bilinçli bir şekilde çalıştırılıyor. Bunu görmek zorundayız.
Değerli arkadaşlarım, maalesef yineliyorum, bu öğretim üyeliğinden gelen bir alışkanlık. Önemli noktaların altını çizmek gerekiyor. Maalesef devlet hukuk dışına çıkartılmıştır. Bunun yasal ve Anayasal boyutu ve karşılığında öngörülen cezalar vahimdir. Suçlamalar vahimdir. Bunu bir kere daha hatırlatıyoruz. Bazı kelimeleri şimdi kullanmak istemiyorum.
MİT görevlendirilmesine hiç girmek istemiyorum. MİT Kanunun 4.maddesi ortada. Hiç girmek istemiyorum. Bu konuda başka bir tartışma soru olursa ona girebilirim.
Kim sızdırdı tartışması, halen bütün hızıyla devam ediyor. Demin söyledim amacını. Kim sızdırdı, niye sızdırdı, sızan gerçek mi, değil mi? Bunların hepsi kuşa bak politikası. Bak cambaza, bak cambaza oynuyor ipte. Politika bu. Amaç toplumun dediğim gibi tepkisiz hale getirilmesi, reflekslerinin köreltilmesi.
Değerli arkadaşlarım, bu arada CHP'nin konumunu bir kere daha hatırlatayım. Israrla çözüm diyoruz. Israrla barış diyoruz. Israrla birlikte yaşama iradesini koruyalım diyoruz. Israrla hukuk devletini aşındırmadan, hukuk devletinin kuralları dışına çıkmadan bu süreci meşru zeminde tartışalım diyoruz. Hiç kimsenin CHP'ye siz bu sürece katılmıyorsunuz, iki gözüm kapalı uçurumun kenarından atlayacağım. Böyle bir şey yok. Kürt yurttaşlarımızın sorunları var. Kürt yurttaşlarımızın talepleri var. Bunların hepsi meşru zeminde TBMM'de siyasal mutabakat arayarak ve toplumda toplumsal mutabakat arayarak bir süreç içerisinde hukuk devletinin kurallarına bağlı olarak aranmalıdır. Siyasi sorumluluğu da taşımalıdır. Böyle bir süreç varsa CHP kurumsal olarak burada. Türkiye'nin birliğini tartışmayacağız. Türkiye'nin üniter yapısını tartışmayacağız. Türkiye'nin kardeşliğini tartışmayacağız. Anayasanın ilk 4 maddesini tartışmaya açmayacağız. Ama birlikte yaşama herkesin eşit hukuku paylaşan, eşit cumhuriyet yurttaşları olarak bu ülkede özgürce yaşamasının her türlü siyasi alt yapısının hazırlanmasında CHP var. Ama hukuk devleti kuralları içerisinde. Ama hukuk içerisinde.
Değerli arkadaşlarım, bu konuda devleti meşru zemine çekme noktasında uyarılarımızı yapıyoruz CHP adına. Devleti meşru hukuk devleti zeminine çekmek için CHP olarak uyarılarımızı bir kez daha yapıyoruz ve son kez uyarıyoruz. Devletin hukuk dışına bizzat Başbakanın ihtirasları çerçevesinde çekilmesi suçtur ve bu suç açıkça şu anda Türkiye'de işlenmeye devam etmektedir.
Evet, daha birçok konu var. Bunların hepsine ayrı ayrı girmek, medyayla ilgili mümkündür. Kavşak açılışında, market açılışında, ambulans hizmete sokmada her fırsatta naklen yayınlarla bütün Türkiye'ye hitap eden Başbakan çık mangal gibi yüreğin varsa çık konuş. Çağrımız Başbakana, kader ortağını yalnız bırakma. Kader ortağını yalnız bırakma, çok konuş. Sözcülüğü de kaptırma oraya.
Değerli arkadaşlarım, sizlerin sorusu varsa alabilirim. Konu önemli olduğu için bu konunun üzerinde durdum ama başka konularda da sorularınız olursa.
Soru- Kandil'den yeni açıklamalar geldi dediniz. Açıklamalarla birlikte bir de fotoğraf geldi, geçen hafta yapılan bir görüşme, BDP heyetiyle, bir masa başında. Bu kareyi nasıl yorumluyorsunuz?
Haluk KOÇ- Şimdi demin söyledim. Yani kuryeleri söyledik. Bu görünen kısmı. Daha önce MİT aracılığıyla kuryelik yapıldığını söylemiştim. Ben burada açıkladım bunları. Birçok kimse yazamadı. MİT Müsteşar Yardımcısının doğrudan gittiğini söyledik. Demin söyledim tarifeli tren seferi gibi seferler kondu. Kurye seferleri. Fotoğraf çok acı. Bu hukuksuzluğun bir belgesidir. Bundan cesaret alan oradaki terör örgütü elemanları devlet bizi muhatap almalıdır, bizde muhatabız diyor devletin karşısında.
Yani bu noktaya taşınmıştır. Söylediğim acı tablo budur. Onun için devleti hukuk zeminine taşıma davetini bir kere daha yapma ihtiyacı duyuyoruz.
Soru- BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak'ın dün bir çağrısı oldu. Rehineleri alacak her partiden isteyen olursa katılabilir dedi. CHP'den birini göndermeyi düşünüyor musunuz?
Haluk KOÇ- Biz hukuk devletinden bahsediyoruz. Hukuk devletinin nasıl işleyeceğinden bahsediyoruz. Hukuk devletinde muhataplar hukuksal kimliklerdir. Hukuksal kurumlardır. Hukuksal yapılardır. Söylediklerim çerçevesinde bu şekilde alabilirsiniz.
Soru- Sayın Genel Başkan kapalı grup toplantısında milletvekillerine süreçle ilgili, yetkilerini aştı, zaten AKP bu süreci doğru götüremiyor, sorunu da çözemez, faturayı MİT'e keserler şeklinde açıklamaların olduğu iddia ediliyor. Bu açıklamaların doğruluğu nedir ya da sizin görüşünüz nedir?
Haluk KOÇ- Grup toplantısında Genel Başkanımız görüşlerini özetlemiştir. Süreçle ilgili tespitlerini yapmıştır ve Sayın Genel Başkandan sonrada parti sözcüsü olarak benim sözlerim CHP'yi bağlamaktadır. Resmi görüşlerimizi sizin yanınızda ifade ettim. Benim söylediklerimden birçok şeyi çıkartabilirsiniz.
Vişne Haber Ajansı