loading
close
SON DAKİKALAR

Açgözlülük üzerine bir Rus masalı

Can Ataklı
Tarih: 22.01.2017
Köşe: Günlük Yazılar

Can Ataklı; Bu masal, bu ülkede yazılmış olsa kimi anlattığını düşünürdünüz?

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Yıllardır tanıdığım, iyi bir okur, izleyici ve araştırmacı olan elektrik mühendisi Semih Kalkanoğlu şiir formatında yazılmış bir Rus masalı göndermiş.
Yazarı ünlü Rus edebiyatçı Aleksander Puşkin.
Rusça başlığın esas çevirisi Balıkçı ile Balığın Masalı (Rusçasıyla “Сказка о рыбаке и рыбке – Skazka o rybake i rybke) olan bu masal Александр Пушкин (Aleksandr Puşkin) tarafından 14 Ekim 1833 tarihinde şiir formatında kaleme alınmış ve ilk defa 1835 yılının Mayıs ayında Библиотека для чтения (Okuma için kütüphane) adlı edebiyat dergisinde yayımlanmıştır.
Sizinle de paylaşmak istedim;

* * *

Bir zamanlar, kendisi gibi yaşlı mı yaşlı eşiyle bir balıkçı,
Yaşarlarmış denizin kıyısında, altına sığındıkları köhne bir dam.
Artık harabeye dönmüş kulübeleri, sanki bir ağıl,
Neredeyse orada geçmiş ömürleri, dile kolay
tam otuz üç yıl.
Yaşlı adam ağı elinde, gün boyu dalgaların üstünde,
Kadıncağız da sürekli iplik eğirir durur çıkrığı önünde.



Her zamanki gibi bir gün yine ağını denize attığında,
Çalı çırpı ve biraz da balçık vardı adamın bahtında.
Ağı tekrardan attı, görmek istedi kısmetini,
Bu sefer de yosun almıştı, balçığın yerini.
Artık ne çıkarsa şansıma deyip
son bir defa baktığında,
Nihayet bir balık başını eğip duruyordu
ağın kuytusunda.
Sıradan bir balık değildi: Altından!
İhtiyara, “bırak beni” diye yalvaran.
“Ey yaşlı balıkçı, eğer bırakırsan beni denize,
Hep şans ve mutluluk getiririm tüm ailenize.
Ne hayalin varsa gönlünde, bir de ne dilersen dile,
Hemen bulacaksın elinde, daha ulaşmadan evine.”
Yaşlı adam şaşırdı, sarardı soldu
korkudan beti benzi attı,
Otuz üç yıl görmemişti böylesini, peki şimdi ne olacaktı?
Olacak şey miydi konuşan balık,
Bakmak uygun olmazdı alık alık.

Bırakırken suya altın balığı yavaşça,
Birkaç da tatlı söz söyledi arkadaşça.
“Tanrı sizinle olsun altın balık,
Yoktur şimdi aklımda bir dilek.”
“Atlayıp gidiniz hemen denize,
Ülkenizde iyi bakın kendinize.”
Yaşlı adam dönünce karısının yanına,
Büyük mucizeyi anlatıverdi bir çırpıda.
“Bilsen sana neler anlatacağım gel bir eğil,
Bir balık yakaladım altından, sıradan değil.”
“Bizim dilimizi güzelce konuşarak,
Dönmeyi istedi denize, ağlayarak.”
Dedi “ne istersen dileyebilirsin benden,
Olması için yalnızca yeter düşünmen.”
“Hiç inanamadım ettiği sözlere, bilmem acaba neden,
Fakat yine de bıraktım suya, aslında pek istemeden.”
“Olur mu öyle suya bırakmak,
Seni gidi yaşlı ahmak bunak.”
“Nasıl düşünemezsin, düşmüşken böyle bir balık eline,
İhtiyacımızın olduğunu, yepyeni bir çamaşır leğeni”
İşte, o balık ne zaman maviliğe atladı,
Gördün mü, deniz de hafiften kabardı.
Karısı istedi, ihtiyar balıkçı diretemedi,
kıyıya gidip seslendi,
Altın balık da yaşlı adamı duyunca
hemen orada bitiverdi.



“Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında.”
“Selamlar” balıkçı yerlere kadar eğilerek,
“Beni fena azarladı yaşlı huysuz karım
Kalmadı ne huzurum, ne de rahatım.”
“Meğer ihtiyacı varmış yeni bir leğene,
Ah alabilsem öylesini ki karım beğene.”
“Hiç üzülme, Tanrı daima seninle,
Leğen bekliyor şimdi seni evinde.”
Yaşlı balıkçı koşup eve varınca
bir de ne görsün,
Karısı elinde yeni leğen, bekliyor ki
kocası dönsün.
Huysuz değil mi işte, yine bulur bir şey kızar,
Açınca ağzını, balıkçı ne yapsın sadece susar.
“Bulmuşken altın balığı, seni saf budala,
Bir tek bunu mu diledin gül gibi karına?”
“Dizginleri sana bırakınca ne olacağını gördük,
Sence bir leğen istemek çok mu açgözlülük?”
“Hadi şimdi git bakalım koşarak altın balığın yanına,
Ona bize güzel bir kulübe vermesi için yalvarmaya.”
Balıkçı gittiğinde denizin kıyısına, altın balığı bulmaya,
Sular daha o zamandan başlamıştı karışıp bulanmaya.
Mecburen yine seslendi bakarak uzaklara,
O an kıyıya geldi altın balık sordu bir daha.
“Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında.”
“Selamlar” balıkçı yerlere kadar eğilerek,
“Ne olur merhamet saygıdeğer altın balık” diyerek.
“Beni yine çok fena azarladı yaşlı huysuz karım
Artık hiç kalmadı ne huzurum, ne de rahatım.
Şimdi de güzel bir kulübe istiyor,
Bunun için başımın etini yiyor.”
“Hiç üzülme, Tanrı daima seninle,
Mutlu olun karınla yeni kulübede.”
Yaşlı balıkçı koşup eve varınca bir de ne görsün,
Güzel bir kulübe, eh artık karısının da yüzü gülsün.



Parlıyor haşmetiyle önünde,
Dilediği kulübe, hele bir de,
Meşeden büyük bahçe kapısı,
Ama yine de mutsuzdu karısı.
Yaşlı kadın tam da camın önünde oturmuş,
Kafasında kocasını azarlamayı kuruyormuş.
Huysuz değil mi işte, yine bulur bir şey kızar,
Açınca ağzını, balıkçı ne yapsın sadece susar.
“Bulmuşken altın balığı, seni saf budala,
Bir tek bunu mu diledin gül gibi karına?”
“Hadi şimdi git bakalım koşarak altın balığın yanına,
De ki “karım ölür, bir toprak
köylüsü olarak yaşamaktansa,”
Yapmayacağı şey yok, sonunda
bir asilzade olmak varsa.
Balıkçı gittiğinde kıyıya, altın balığı bulmaya,
Kabardığı için deniz, çekindi eğilip bakmaya.
Gözleriyle suyu tarayarak seslendi uzaklara,
Hemen kıyıya geldi altın balık sordu bir daha.
“Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında.”
“Selamlar” balıkçı yerlere kadar eğilerek,
“Ne olur merhamet saygıdeğer altın balık” diyerek.
“Beni yine çok fena azarladı yaşlı huysuz karım
Artık hiç kalmadı ne huzurum, ne de rahatım.”
“İstemiyor toprak köylüsü gibi yaşamayı,
Arzuluyor zengin bir asilzade olmayı.”
“Hiç üzülme, Tanrı daima seninle,
Karın ise artık zengin bir asilzade.”
Yaşlı balıkçı soluk almadan koşarak evine gelir,
Daha çok uzaklardan gördüğü, yüksek bir kuledir.
Sundurmada karısı bütün ihtişamı ile durur,
Sırtındaki kürkü en pahalısından samurdur.
Gümüş işlemeli ipekli bir kumaştan dikilmiş elbisesi,
İnci kolyeler boynunda oynuyor, alıp verdikçe nefesi.
Altın yüzüklerle dolu parmakları,
ayaklarında kırmızı pabuçlar,
Kafasına takmış süslü başlığı, etrafında
pervane, hizmetkârlar.
Yaşlı kadın zavallı hizmetkârlarını dövüyor,
Perçemlerinden tutup yerlerde sürüklüyor.
“Önünüzde eğilir sizi saygıyla selamlarım,
Eşşiz güzelliğinizle asil ve değerli karım.”
Der yaşlı balıkçı, en sonunda
ruhunuz huzura kavuştu mu,
Sarayınızda asilzade unvanınızla
mutluluğu buldunuz mu?
Huysuz kadın, bir kez daha bağırdı,
zavallı balıkçıya,
Gidip atlarla ilgilensin diye,
seyis yapıp yolladı ahıra.
İşte bir hafta gene göz açıp
kapayana kadar geçip gitti,
Ve yaşlı kadın bağıra çağıra balıkçının yanına seğirtti.
İhtiyar adamı yine altın balığın yanına
kıyıya gönderirken,
Dedi ki “aman unutma önünde eğilmeyi,
isteğimi söylemeden.”
“Heyecanlandırıyor beni aklıma düşünce,
Ne güzel şey, olabilmek ülkeme kraliçe.”
Korkan yaşlı balıkçı duaya başladı
Hayır dese karısı onu gene haşlardı.
“Neler oluyor sana kadınım, iyi misin yoksa şarabı fazla mı içtin,
Ne durmayı biliyorsun ne de şükretmeyi, sen kendinden geçtin.”
“Krallığındaki herkes önünde eğilsin,
Ama arkandan gülsün mü istersin?”
Bu sözleri duyunca çok öfkelendi
yaşlı kadın,
Uzaktan duyuldu sesi, adama
attığı tokadın.


“Seni gidi ihtiyar seni, hangi
cüretle benimle tartışırsın,
Benim gibi asilzadeyi, kendinle
bir tutup karıştırırsın?”
“Hadi hemen git denizin kıyısına, emrimdir sana,
Kölem olmak istemiyorsan eğer oyalanmasana.”
Yaşlı balıkçı korktu karısından, yine düştü yola,
Deniz taşmış köpürmüş, kara dalgalar kol kola.
Mecburen yine seslendi bakarak uzaklara,
O an kıyıya geldi altın balık sordu bir daha.
“Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında.”
“Selamlar” balıkçı yerlere kadar eğilerek,
“Ne olur merhamet saygıdeğer altın balık” diyerek.
“Karım; gözü yokmuş asilzadelikte,
Ayak direr, olacağım diye kraliçe.”
“Hiç üzülme, Tanrı daima seninle,
Karını oldu bil artık, ülkeye kraliçe.”
Yaşlı balıkçı müjdeyi vermek için
karısının yanına döndü,
Muhafızlar onu görünce, kraliçenin
çevresinde duvar ördü.
Sarayında tahtına kurulmuş oturuyor kraliçe,
Toprak ağaları, soylular önünde el pençe.
Ona çok uzak ülkelerden gelen
şaraplardan sunuyorlar,
Bir şey isterse diye her an etrafında
pervane oluyorlar.
Kraliçenin çevresinde korkunç muhafızlar,
Omuzlarında da keskin mi keskin baltalar.



Bunu gören yaşlı balıkçı çok korktu,
Hemen öne eğildi, kraliçeye doğru.
“Saygılar sunarım size korkunç kraliçe,
Umarım ruhunuz eskisine göre hallice?”
Kraliçe kafasını çevirip de bakmadı bile,
Kovuldu saraydan balıkçı, bir tek emirle.
Kraliçenin emri duyuldu, hemen toprak ağaları ve soylular koşturdu,
Yaşlı balıkçı kovuldu, sarayda şimdi artık herkes rahat ve mutluydu.
Bir de muhafızlar, koruyan
sarayın kapısını,
Balta ile uçuracaklardı balıkçının kafasını.
İhtiyar kovuldu saraydan
alaya alınarak,
Uzaklaştı o da, arkasına
bile bakmayarak.
Halk bağırıyordu “Seni kendini bilmez
ukala, seni kara cahil,
Artık adam yerine konmayacaksın
balıkçı, işte bunu bil.”
Tüm bunlardan sonra, sadece bir hafta geçmişti,
Ama herkes kraliçenin öfkesinden bezmişti.
Yaşlı adam için saraydakiler seferber oldu,
Ülke didik didik arandı, sonunda balıkçı bulundu.
“İstediğim senin elinde diye gürledi mutsuz kraliçe,
“Saygıyla eğil önünde, diz çök altın balığı görünce.”
Ona de, “saray ve kraliçe olmak aslında güzelmiş
Ancak asıl istediği, denizlere hükmetmekmiş.
Okyanusta yaşamak ve altın balığın hizmeti,
İşte ondan beklediğim bu, versin bana nimeti.”
Balıkçı daha önce almıştı ağzının payını,
Tek kelime etmedi, sustu bundan dolayı.
Kıyıya doğru yine yol göründü ihtiyara,
O da ne, artık deniz kömürden de kara.
Kabarmış kızgın dalgalar, durmaksızın sahili dövüyor,
Uğultuların arasında o sanki kendi
kendine söyleniyor.
Yine altın balığa seslendi,
Bu kez de fazla beklemedi.
“Dileğin nedir söyle bana,
Yerine getireyim anında.”
“O'' dedi eğilip selamlarken ihtiyar balıkçı,
“Hep bir şeyler istiyor bilmem bu kaçıncı.”
“Merhamet sana haşmetli efendim,
İşte yine ne yapacağımı bilemedim.”
“Bu lanetli kadın bilmiyor mutlu olmasını,
Şimdi de istemiyor ne sarayını ne tahtını.”
“Meğer hükümdarı olmak istermiş bütün denizlerin,
Bir de okyanusta yaşarken, senin şahsi hizmetin.”
Altın balık hiçbir şey söylemedi,
Suya kuyruğunu vurdu ve gitti.
Ardından bakakaldı ihtiyar balıkçı,
Uzun süre bekledi gelecek yanıtı.
Beklemekten sıkılıp karısının yanına dönünce,
Şaşırdı kaldı saray yerine eski ağılını görünce.
İhtiyar karısı eşikte oturur,
Önünde kırık leğen durur.
Rusça aslından çeviren: Kaan Akoba
MASAL HAKKINDA DİĞER BİLGİLER; Halk bilimcisi Vladimir Propp, masalın Açgözlü yaşlı kadın adlı Rus masalına benzediğini belirtmiştir. Grimm Kardeşler'in Vom Fischer und seiner Frau (Balıkçı ile Karısı) masalından esinlendiği söyleniyor.



Bu masalın farklı uyarlamaları da var. 1866'da kareografisini Arthur Saint-Léon'un, müziğini Ludwig Minkus'un yaptığı Le Poisson doré (Altın Balık) adlı bir bale var. 1937'de ise Aleksandr Ptuşenko aynı adlı masalın animasyon filmini yapmıştır. 1950'de Mihail Tsehanovski tarafından çizgi filmi 2002'de ise Nataliya Dabija Balıkçı ve Altın Balık Hakkında adlı bir stop motion animasyon filmi yapmışlardır.
Bu masal, bu ülkede yazılmış olsa kimi anlattığını düşünürdünüz?

Can Ataklı - Korkusuz

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları