loading
close
SON DAKİKALAR

İstanbul’da CHP ve belediyeleri çok kötü bir sınav verdi

Can Ataklı
Tarih: 02.03.2021
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı; Ancak burada hatalı olan başta CHP Genel Merkezi, CHP İstanbul İl başkanlığı ve İstanbul’daki CHP’li belediye yönetimidir.

ANALİZ

Tam bir “şecaat arzederken” durumu

Bugün önemli günmüş, iktidar medyasına göre.

Çünkü AKP genel başkanı “İnsan Hakları Eylem Planı” açıklayacakmış.

İktidar medyası bir gün öncesinden “planın detaylarına” ulaşmış.

Bu doğru değil tabii ki.

İktidar medyasının ulaşmışlığı falan yok, bizzat saraydan veriliyor bu bilgiler “yayınlayın ki kamuoyu daha fazla hazırlansın” deniliyor.

Tabii burada merak ettiğim şu ki, “18 yıldır ülkeyi yöneten bir iktidar niye insan hakları eylem planı yapar?” bunun üzerinde durulmalı.

Ancak bana göre daha vahim olan iktidar medyasının bugün yapılacak toplantı öncesinde yayınladığı ve “Cumhuriyet’in 100. yılına girmeye hazırlanan Türkiye’nin temel politika belgesi olacak” diye sunduğu maddelerin tam da “şecaat arzederken” durumu yaratması.

Şimdi size iktidar medyasında yayınlanan maddeleri sunacağım.

Zaten olması gereken her şeyi “işte plandaki 11 ilke” diye sunmak ve bunlara “vizyon” demek akıl dışı bir tutumdur.

Gelin maddeleri teker teker okuyalım;

1- İnsan, doğuştan sahip olduğu vazgeçilmez haklarıyla yaşar. Devletin temel amaç ve görevi, bu hakları korumak ve geliştirmektir. (Bunu daha ilkokuldayken öğrenmiştik.)

2- İnsan onuru, bütün hakların özü olarak hukukun etkin koruması altındadır. (Bunun bugüne kadar yapılmasını kim önledi ki?)

3- Dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebepler temelinde hiçbir ayrımcılık söz konusu olmaksızın herkes hukuk önünde eşittir. (İnsaf yani, 100 yıllık bir ilke bu, yeni mi aklınıza geldi?)

4- Kamu hizmetinin herkese eşit, tarafsız ve dürüst biçimde sunulması, bütün yönetsel faaliyetlerin temel özelliğidir. (Buna hiç uymuyorlardı yine uymayacaklar.)

5- Mevzuat, tereddüt doğurmayacak şekilde açık, net, anlaşılır ve öngörülebilir kurallar içerir, kamu otoriteleri bu kuralları hukuk güvenliği ilkesinden ödün vermeden hayata geçirir. (Sanki bugüne kadar birileri başlarına silah dayayıp da yaptırmadı.)

6- Sözleşme özgürlüğüne, hukuki güvenlik ilkesi ve kazanılmış hakların korunması prensibine aykırı olarak hiçbir şekilde müdahale edilemez. (Bugüne kadar grevleri milli güvenlik gerekçesiyle hep engelleyen başka bir iktidar mı?)

7- Devlet, girişim ve çalışma hürriyetini rekabete dayalı serbest piyasa kuralları ile sosyal devlet ilkesi çerçevesinde korur ve geliştirir. (Bugüne kadar elinizi tutan neydi?)

8- Adli ve idari işleyiş; masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkelerini koruyan, gözeten ve güçlendiren bir yaklaşımı merkezine alır. (Bugüne kadar bunlara hiç uymayan kimdi, bu iktidar değil mi, şimdi ne değişti veya kimi kandırıyorsunuz?)

9- Hiç kimse, eleştirisi veya düşünce açıklaması nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. (Gel de gülme.)

10- Bağımsız ve tarafsız yargı ile korunan hukuk devleti, hak ve özgürlükler ile adaletin teminatı olarak her alanda tahkim edilir. (Bağımsız yargı deyince sizi de bir gülme tutmuyor mu?)

11- Haklarının ihlal edildiğini iddia eden herkes, etkili kanun yollarına zahmetsiz şekilde erişebilmelidir. Adalete erişim, hak ve özgürlüklere saygının merkezindedir. (Bravo, bugüne kadar bunu size kim yaptırmadı acaba?)

Maddelerden görüldüğü gibi “100’üncü yılın vizyonu diye sunulan herşey aslında demokrasi konusunda iddiası olmayan ülkelerde bile uygulanan sıradan hakları ve özgürlükleri” kapsıyor.

Yeni bir şey olmadığı gibi bütün bunlar “Biz, bugüne kadar bunların hiçbirine uymadık. Bundan sonra ‘belki’ uyarız” sözünden öte bir anlam taşımıyor.

KOMİK

Şu giriş bile “müthiş büyümenin” doğru olmadığını göstermiyor mu?

Türkiye İstatistik Kurumu son çeyrekteki büyüme rakamlarını açıkladı..

Buna göre 2020 yılının son üç ayındaki büyümemiz yüzde 5.9 olmuş.

Tabii insan sevinmek istiyor.

Ancak rakamı açıklayan kurum TÜİK olunca ister istemez “doğru mu değil mi” diye sormak geçiyor insanın aklından.

Ben de aynı uygular içindeyken imdadıma iktidar medyasının en irisinin haberi yetişti.

Sabah gazetesinin haberi veriş tarzı bu büyümenin “hormonlu” olduğu konusundaki kuşkumu pekiştirdi.

Bakın Sabah, haberin girişini nasıl düzenlemiş birlikte okuyalım;

“Son dakika haberi…Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Türkiye’nin büyüme rakamlarını duyurdu. Koronavirüs salgını sürecinde dünyanın en büyük ekonomileri olarak gösterilen ülkeler tarihte emsali olmayan bir şekilde daralmalar yaşarken, Türkiye 2020 yılının 4. çeyreğinde yüzde 5,9, salgın yılının tamamında ise yüzde 1,8 büyüme kaydederek pozitif ayrıştı. Aynı dönemde, Avrupa Birliği ekonomisi yüzde 6,4, ABD ekonomisi 2020’de yüzde 3,5 daralma yaşadı.”

Sizin de dikkatinizi çekmiştir. “Dünyanın en güçlü ekonomisine sahip ülkeler bile tarihte emsali olmayan bir daralma yaşarken” cümlesi var.

Yani dünya devleri büyük sıkıntı içindeymiş. Tarihlerinde görülmemiş bir daralma yaşamışlar.

Ancak Erdoğan’ın eşsiz liderliğindeki Türkiye acayip büyümüş.

Rakamsal olarak bazı numaralar yaparak “büyüdük” diyebilirler.

Ama dünyayla kıyaslayınca bu rakamların asla doğru olmadığını anlamamak mümkün mü?

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Devlet işinde “ticari sır” olmaz

Çin’den gelen aşılar sorun oldu.

Çünkü muhalefet “Bu aşıların maliyeti nedir?” diye soruyor.

Yine “Aşıların kim tarafından getirildiği” merak ediliyor.

Daha önce bizzat bakanlık tarafından açıklanan “Jest olarak 1 milyon aşı bedava verildi” denmesine rağmen bunlar için “bir firmanın neden aşı başına 12 dolar aldığı” gündeme getiriliyor.

Bunlar iktidarı kızdırıyor.

Çünkü belli ki herkesten habersiz yaptıkları bir takım şeylerin ortaya çıkmasından endişe ediyorlar.

Bu nedenle de pek mantıklı olmayan açıklamalar yapıyorlar.

Örneğin Çin aşılarını getirdiği belirtilen bir şirketin adının ortalarda dolaşması üzerine Sağlık Bakanlığı “Bunlar ticari sır, açıklanması zaten doğru olmaz” dediler.

Özel şirketlerin hesapları ticari sır olabilir.

Onların aynı dalda rakipleri var, burada ciddi bir rekabet ortamı içinde adeta savaşıyorlar, bu nedenle “sır” makul bir gerekçe.

Ancak bizzat Sağlık Bakanının söylediğine göre Çin aşısı konusunda araya hiçbir özel şirket girmedi, Çin devleti ile görüşmeler Sağlık Bakanlığı tarafından yürütüldü ve aşılar Devlet Malzeme Ofisi üzerinden Türkiye’ye getirildi.

Bu açıklama doğruysa “ticari sır” ne oluyor?

Devletten devlete olan bir işlemde “ticari sırdan” söz edilemez.

Olsa olsa “Ulusal güvenlik gerekçesiyle gizlilik” olabilir ki bu konuda o da geçerli değildir.

Ancak belli ki bu beyanlar doğru değil, arada bir özel şirket var.

Ayrıca bakan bunu da itiraf etti ve “Bir mümessil firma var, ama onların alacağı vereceği  Çin şirketi ile bizi ilgilendirmez” dedi.

Acaba?

YENİ ÖĞRENDİM

Kayan hastanenin önüne demir kazıklar çakılıyor

Bu köşeyi izleyenler hatırlayacaktır, Seyrantepe’de Galatasaray Stadının hemen üzerine yapılan Şişli Etfal Hastanesinin bir türlü açılamadığını yazmıştım bir kaç kez.

Resmi makamlardan her zaman olduğu gibi yine tek satır açıklama gelmemişti.

Ancak inşaatı yapan firmalardan ve taşeronlarından aldığım bilgilere göre inşaat başlarken yeterli zemin çalışmaları yapılmamıştı ve dev bina stadın üzerine doğru kayıyordu.

Hastane bu nedenle bir türlü açılamıyordu.

Geçenlerde hastanenin önünden geçerken hummalı bir çalışma olduğunu gördüm.

Önceleri “binanın yıkılması” gündeme gelmişti, ancak bundan vazgeçilmiş ve demir kazıklar çakılmasına karar verilmiş.

Umarım bu kez iyi hesaplamışlardır ve demir kazıklar Şişli Etfal Hastanesinin kaymasını önler ve burada hizmet başlar.

BUNU YAZMAK GEREK

İstanbul’da CHP ve belediyeleri çok kötü bir sınav verdi

İstanbul’un Anadolu yakasındaki CHP’li belediyelerdeki “toplu sözleşme sorunu” şimdilik çözüldü.

Bu belediyelerde yetkili olan Genel-İş Sendikası’nın genel merkezi devreye girdi ve giderek çok tuhaf bir hal alan “greve çıkma” konusu kısmen halledildi.

“Kısmen” diyorum çünkü sendika adına belediyelerle pazarlığa oturan şube yetkilileri ile genel merkez siyasi olarak farklı düşünüyor.

Anadolu yakasındaki görüşmeleri sürdüren şube temsilcileri genellikle Emek Partisi’ne yakın.

Anladığım kadarıyla “çöp dağları görüntüsüne” neden olan grev konusu bu partinin sert tavrı nedeniyle oluştu.

Ancak burada hatalı olan başta CHP Genel Merkezi, CHP İstanbul İl başkanlığı ve İstanbul’daki CHP’li belediye yönetimidir.

Elbette bir çalışanın bile hakkı yenmeyecektir, elbette belediyelerde çalışanlar enflasyon karşısında ezdirilmeyecektir, elbette belediyelerde çalışanlar en iyi yaşam koşullarına ulaştırılacaktır.

Ancak burada anlaşma olanakları varken konuyu sadece Emek partililerin oluşturduğu bir sendikanın inisiyatifine vermek ve güya “hukuka saygı” nedeniyle hiç karışmamak ve bunun sonucunda iktidarın ağzına sakız olacak “çöp dağları görüntüsü” oluşturmak affedilir gibi değildir.

Birkaç gündür özellikle Tele1 ekranından “İstanbul’daki bütün belediyelerde çalışanların aldıkları ücretler ortaya konmalıdır” diye sesleniyorum.

Ne CHP, ne Genel-İş bu çağrıma kulak asmıyor.

Çünkü anladığım kadarıyla İstanbul’daki AKP’li belediyelerde çalışanlarCHP’li belediyelerde çalışanlardan çok daha fazla ücret aldıkları gibi sosyal hakları da çok fazla.

CHP bunun ortaya çıkmasından çekiniyor olabilir.

Bence Genel-İş’in Anadolu şubesi öncelikle bu durumu araştırmalı ve rakamları ortaya koymalıdır.

Aksi takdirde bugün için bir uzlaşma sağlanmış olsa bile çok yakın bir gelecekte yeniden büyük sıkıntı yaşanacağı kesin gibidir.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları