loading
close
SON DAKİKALAR

Saray noktayı koydu

Can Ataklı
Tarih: 17.11.2015
Köşe: Günlük Yazılar

Can Ataklı; Saray dünyaya 'muhatap benim' mesajı verdi.

Bu nasıl iş, Amerika’dan hava sahamızı
korumak için 12 savaş uçağı istemişiz

--YENİ ÖĞRENDİM---

İncirlik NATO’nun kuruluşundan bu yana Amerikan Üssü olarak görev yapıyor.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre bu üs Amerikan üssü olsa bile egemenlik hakları bize aitti.
Yani Amerika Türkiye’den onay almadan herhangi bir yere yönelik bu üssü kullanarak bir operasyona kalkışamaz.
Diyeceksiniz ki “Herşey için izin mi almak zorunda?”
Evet aynen öyle.
Elbette uygulamada kural dışına çıkılmıştır belki ama ne olursa olsun yapılan her operasyon bilgisi mutlaka Türkiye’ye bildirilmiş ve kayıt altına alınmıştır.
AKP iktidarı haziran seçimlerinden kısa bir süre önce İncirlik Üssündeki bu egemenlik hakkımızı devretti.
IŞİD terörüne yönelik bir karar olarak açıklandı bu, ancak gerekçesi ne olursa olsun Türkiye’nin elindeki önemli kozlardan biri böylece kaybedilmiş oldu.
Karşılığında ne kazandık onu da bilmiyoruz açıkçası.
Şimdi İncirlik üssü ile ilgili skandal bir gelişme daha yaşadık.
Önceki hafta İncirlik üssüne 6 F15Cs savaş uçağı geldi. 6 tanesi de bu hafta içinde gelmiş olacak.
Uçaklar zaten vızır vızır geliyor da, konuyla ilgili Pentagon basın sekreteri Peter Cook’un açıklaması hiç bilmediğimiz bir noktaya vurgu yapıyor.
Peter Cook açıklamasında 6 adet F15Cs uçağının “Türkiye’nin hava sahasını korumak için görev yapacağını bu konudaki talebin Türkiye hükümetinden geldiğini” açıkladı.
Şimdi bu ne anlama geliyor?
Demek ki Türkiye, şu ya da bu gerekçeyle hava sahasını korumaktan aciz duruma düşmüş, önlem olarak Amerika’dan “gel bizim hava sahamızı sen koru” diyor.
Ve yine demek ki Türkiye hava sahası henüz bilmediğimiz bir tehdit altında ve Türkiye’nin hava savunma sistemi buna yetmiyor.
Çok şaşırtıcı ve onur kırıcı değil mi?
Türkiye’nin hangi tehdit altında olduğunu bilmiyoruz.
Suriye’ye karşı ise bugüne kadar hava kuvvetlerimizin Suriye’den çok üstün olduğu defalarca açıklandı.
IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin uçaksavar sistemleri olabilir ancak bu hava sahamızı “koruyamayacağımız kadar” sarsacak güçte olamaz.
Geriye kalıyor İran ve Rusya tehdidi. Peki, böyle bir tehdit var mı? Varsa bu zaten bir tür dünya savaşı anlamına gelmez mi?
Tamam yüzde 49 alarak yine tek başlarına iktidar oldular, ancak belli ki başlarına buyruk davrandıkları için Türkiye’yi hiç bilmediğimiz maceraların içine sürüklemişler.

--ŞAŞIRDIM---

Fransa gerçekten panik mi geçiriyor yoksa hesap başka mı?
Paris’te aynı anda 7 noktada bir gerçekleştirilen terör saldırıları elbette çok önemlidir.
Bu tür bir terör saldırısı hangi ülkede olursa olsun en etkin önlemlerin alınması da doğaldır.
Fransa’ya bakıyorum da, öyle bir panik ve telaş içindeler ki, insanın aklı almıyor.
Anında bütün sınır kapılarını kapattılar.
Olağanüstü hal ilan ettiler.
Askeri Paris’in göbeğine indirdiler.
Metroyu kapattılar.
Eyfel Kulesi kapatıldı ve karartıldı.
Okullar tatil edildi.
Louvre müzesi kapatıldı.
Büyük mağazalar kapandı.
Sinema, tiyatro, konser ve benzeri sanat etkinlikleri durduruldu.
Spor karşılaşmaları iptal edildi.
Bütün bunlar sadece yaşanan olayın paniği ile refleks niteliğinde midir yoksa ülkedeki yabancılara özellikle Müslüman halka karşı başlatılacak bir operasyon öncesi kamuoyunun hazırlanması mıdır?
Dün sabah itibarıyla Fransa’nın çeşitli yerlerinde kundaklanan camilere, Müslümanlara ait tahrip edilen işyerlerine ve sokaklarda sözlü tacize uğrayan Müslümanlara bakınca Fransa’da yaşayan Müslümanların hali hiç de parlak görünmüyor.

-DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER-

Erdoğan güzel söylüyor da söylediklerini hayata geçirmek iktidarın işi
Önce şu satırları okuyun lütfen. Bu cümleleri Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Antalya’da G-20 toplantısından önce işadamlarına yaptığı konuşmada söyledi;
Biraz az kazanın, kazandıklarınızı dar gelirli insanlarla paylaşın. Bunu bir defa başarmamız lazım. Neden? Fakiri tahrik etmeyelim. Ve paylaşımcı anlayışı hayatımıza egemen kılalım. Buradan bir şeyi vurgulamak isterim. Hepimiz ölüp gidiyoruz, paraları beraber götürüyor muyuz? Beraber gelmiyor. Onlar bu dünyada kalıyor. Arkada varisler bunu paylaşacak. Gel bunu işçinle bir kısmını paylaş, ondan sonra da gök kubbede hoş bir seda bırak. Öldükten sonra da ‘Sorma, bizim öyle bir patronumuz vardı ki gerçekten işçisinin hakkını çok ciddi manada gözetir, maaşını da iyi bir konumda verirdi’ desinler. Asıl olan burası. Bunu başarmamız lazım."
Erdoğan güzel söylüyor.
Peki, kulağa çok hoş gelen bu cümleleri hayata geçirmek kolay mı?
Hayır.
Milyonlarca insanın yaşadığı ve kıyasıya bir rekabetin olduğu bir ülkede iş dünyasına “paranı işçinle paylaş” derseniz işadamları buna sadece güler.
Çünkü zorlayıcı bir otorite olmadığında kimse bunu gönülden yapmaz, yapamaz.
Zorlayıcı otorite yasalardır.
Madem paylaşmacı bir idealiniz var, bunu yasalarla halledersiniz. Vergi denetimi ile kâr hadlerini denetleyerek yapabilirsiniz.
Hem kapitalist sistem içinde “global dünyanın bir parçası” olmak için çaba harcayacaksınız hem de “kazancınızı fakirlerle paylaşın” diye akıl vereceksiniz. Mümkün mü?
Bu sözlerin tek getirisi var o da hayran biçimde Erdoğan’a oy verenlerin gönlünde bir yer daha kazanmak.
Yarın öbür gün halk arasında şu konuşmaları duyacağız mutlaka; “Ya kardeşim, işte halk adamı, işte fakir babası. Cumhurbaşkanımız işadamlarına ‘hepsini yemeyin, biraz da fakirle paylaşın’ dedi ama bu alçak işverenler adama zırnık koklatmazlar ki.”

--BUNU YAZMAK GEREK—

Saray dünyaya “muhatap benim” mesajı verdi
Dün de yazdığım gibi Paris olayı Antalya’daki G-20 toplantısında Türkiye’nin havasını kaçırdı.
Oysa belli ki müthiş bir hazırlık yapılmış, gelen dünya liderlerinin hayran kalmasını sağlayacak gösteriler planlanmış.
Olmadı işte.
Tabii Antalya’da hazırlanan şovların büyük bölümü yabancıları değil Türkiye’de kamuoyunu etkilemeye yönelik.
Onlar için şaşaalı gösterilerin pek önemi yok, bu toplantıda alacakları kararlara bakarlar, buna karşı Türkiye’de kamuoyu “dünyaya parmak ısırttık” sloganı ile avutulur.
G-20’nin Türkiye açısından dünyaya yönelik en önemli mesajı şu bence; “Türkiye’nin yönetimi Cumhurbaşkanlığının elindedir. Her konuda muhatap odur.”
Bunu şuradan anlıyoruz; Erdoğan’ın önemli görüşmelerinde Başbakan yok. O yok ama henüz “damat olma sıfatı” dışında hiçbir özelliği olmayan Berat Albayrak var. Yine şu anda sıradan bir milletvekili olan Binali Yıldırım var. MİT müsteşarı var. Davutoğlu yok.
Demek ki hükümeti kim kurarsa kursun, asıl ipler sarayda olacak. Parlamenter sistem sadece “göstermelik” olarak kalacak.
Söylentilere göre Obama ile görüşmeye katılan Berat Albayrak Ali Babacan yerine ekonominin başına geçiyormuş. Artık başbakanın bir önemi kalmıyor yani.

--BAŞIMDAN GEÇENLER—

Maraton iyi de sonrası kâbus yaşadık
Sabah Köprü’nün Beylerbeyi ayağından onbinlerce kişiyi uğurlayıp motorla Beşiktaş’a geçtim. Burada Köprüyü gelip Barbaros Bulvarına inenlere katılıp biraz yürüdüm. Sonra da Halk TV’deki programa gittim.
Gidiş iyiydi yani.
Ama dönüş tam bir kâbusa döndü.
Çünkü program bittiğinde maraton ve halk yürüyüşü de sona ermişti. Onbinlerce insan bu kez yürüyerek değil, otobüslerle, özel araçlarla, motorlarla karşıya geçmeye çalışıyordu.
İte kaka Üsküdar motoruna bindim. Üsküdar tam bir felaketti.
Bütün Boğaz hattı kilitlenmiş. Otobüs yok, minibüs yok, çünkü durağa kadar gelemiyorlar.
Yürümeye talim tabii. Sabah Köprü’den yürüyenlere karşı ben de öğleden sonra aşağı yukarı aynı mesafeyi yürüyerek eve varabildim ve bu yazılarımı yazabilmek için bilgisayar başına geçebildim.

Can Ataklı - Korkusuz

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları