loading
close
SON DAKİKALAR

Damat hâlâ ortalarda yok

Can Ataklı
Tarih: 26.11.2020
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı; Aradan 15 günden fazla zaman geçti. Bir gece ansızın devletin Hazinesi’nin kapısını açık biçimde bırakıp çekip giden damat Berat Albayrak’tan hâlâ bir haber çıkmadı.

ANALİZ

Gemide silah olmadığını biliyorlar mıydı?

Her zamanki gibi oldu yine.

Türkiye, saray iktidarı yüzünden dünyanın gözü önünde bir kere daha küçük düşürüldü.

Ama iktidar sanki bir şey olmamış gibi yine aynı lafları tekrarlıyor.

“Bunu kabul edemeyiz, gereği neyse yapılacaktır, kimse Türkiye’nin sabrını sınamasın” vs.

Dışişleri Bakanı da iftiharla açıkladı ve “Cumhurbaşkanı gereği ne ise yapılması talimatı verdi” dedi.

Bakalım gereği neymiş göreceğiz.

Dikkatimi şiddetle çeken nokta şu: Gerek iktidar, gerekse yandaşları büyük sevinç içinde “Gemide silah yoktu, insani yardım malzemesi vardı” diyorlar.

Maazallah ya olsaydı.

“Bu iktidar ambargoyu delerek Libya’ya silah ve mühimmat yolluyor” dememiz mümkün değil elbette.

Ancak batı medyasında aylardır bu tür suçlamalar yapılıyor.

Hatta öyle ki BBC, 20 dakikalık bir belgesel bile çekmiş, tüm dünyada yüz binlerce kez izlenmiş.

BBC de “iddia” olarak veriyor ama öyle bir çalışmışlar ki, uydu fotoğraflarıyla silah taşıdığı söylenen gemilerin izdüşümlerini bile çıkarmışlar.

Tabii bunlar doğru olmasa bile Türkiye’nin itibarı açısından son derece olumsuz gelişmeler.

Bu açıdan bakınca muhalefetin, “milli birlik beraberlik ruhu” psikolojisi altında ezilmek yerine, iktidara dönüp “Türkiye’yi nasıl bu kadar itibarsızlaştırdınız, dünyada kimsenin ciddiye almadığı ülke haline nasıl getirdiniz? Bir NATO ülkesi olmamıza rağmen gemimizi durdurma cesaretini nereden alıyorlar?” diye sorması gerek bana göre.

Ama sormuyorlar nedense.

Şimdi gelelim geminin durdurulmasına.

Bu olay “korsanlık, hukuk tanımazlık” diye geçiştirilebilir mi?

Kendimize şu soruyu sormamız gerek öncelikle?

Avrupa Birliği emrindeki askerler, bir Türk gemisine çıkma cesaretini nereden buldular?

Aynı güçler, örneğin bir İngiliz gemisini veya İsrail hatta Libya gemisini de bu kadar rahatlıkla durdurup arama yapabilir mi?

Türkiye’ye yapabiliyorlar işte.

Sadece bu bile iktidarın Türkiye’yi ne hale düşürdüğünün bir göstergesidir.

Bu olayda bana göre dikkat çekici başka nokta ise şu; Muhtemelen baskın yapılmadan önce gemide silah veya ambargoyu ihlal edecek bir şey bulunmadığı biliniyordu.

Eğer gemide silah ve mühimmat olsa bunun sonuçları çok daha farklı olacaktı.

Bu nedenle bu aramayı ben bir uyarı atışı olarak niteliyorum.

Saray iktidarı, son zamanlarda bölgenin tek hakimi olduğuna ve sorunları askeri yöntemlerle çözeceğine çok inanır hale geldi.

Bu nedenle Katar’dan Somali’ye, Libya’dan Irak’a, Suriye’den Azerbaycan’a pek çok noktada asker bulundurduğu gibi, askeri operasyonlar da yapıyor.

Böyle bir siyaset, iç kamuoyunda “milliyetçi duyguları” körükleyebilir ama eğer bunu sürdürecek ekonomik, askeri ve siyasi gücünüz yetersiz kalmaya başlarsa, bir süre sonra bunun altından kalkamaz hale gelirsiniz.

Batı ülkeleri ve özellikle Amerika, bu iktidara hâlâ muhtaçlar.

Çünkü Erdoğan ve ekibi, iktidara geldikleri günden bu yana söz dinliyor, gelen istekleri harfiyen yerine getiriyor, her istenileni yapıyor.

Sanılanın aksine ne Amerika ne de Avrupa ülkeleri AKP iktidarını devirmek istemiyor.

Mevcudun devam etmesinden yana bu ülkeler.

Bu nedenle gemi baskını olayı bana sanki “Verilen rolü oyna, bunu gerçek zannetmeye kalkma” uyarısından başka bir şey değil. Tabii asıl sonucu 11 Aralık’ta yapılacak toplantıda daha net göreceğiz.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Aile hekimleri internet radyosu kurdu

İstanbul’da kaç aile hekimi var biliyor musunuz?

Ben de tam rakamı bilmiyordum, yeni öğrendim, 4 bin 300 aile hekimi varmış.

Aile hekimleri aslında hemen yanı başımızdalar. Biz onları fark etmesek de onlar bizi biliyor, tanıyor.

İşin gerçeği şu ki, aile hekimliği sistemi iyi çalıştığında yaşanan sağlık sorunlarının çok ciddi bir bölümü daha başlamadan çözülebiliyor.

Bağlı olduğum aile hekimliğinden öğrendiğime göre, 4 bin 300 aile hekiminden 3 bininin kayıtlı olduğu İstanbul Aile Hekimleri Derneği, internet üzerinden yayın yapan bir radyo kurmuş.

Resmi açılışı önümüzdeki cumartesi günü yapılacak olan bu radyoya katkı sağlamak için ben de kısa bir destek konuşması yaptım.

Doktorlar, amatörce yönetilen radyonun korona nedeniyle iyice artan sıkıntı ortamına bir nefes olmasını amaçladıklarını belirterek, “www.radyoistahed.com adlı internet sitesinden 7/24 müzik yayını yapıyoruz. Ticari faaliyeti olmayan bir yapı bu. Tek amacımız mesleğimizin getirdiği sıkıntılardan moral olarak az da olsa arınabilmek” dediler.

Merak edenler www.istahed.org.tr internet sitesinden derneği daha yakından tanıyabilir.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Damat hâlâ ortalarda yok

Aradan 15 günden fazla zaman geçti.

Bir gece ansızın devletin Hazinesi’nin kapısını açık biçimde bırakıp çekip giden damat Berat Albayrak’tan hâlâ bir haber çıkmadı.

Kimileri Trabzon’a baba ocağına gittiğini söyledi.

Hatta baba çıkıp Tayyip Erdoğan’ı nasıl ölümüne sevdiklerini falan anlattı. Ama damadı gören olmadı.

Sonra “Ailecek Antalya’ya tatile gittiler” dendi.

Yine gören yok.

Derken “İstanbul’a döndükleri” ileri sürüldü.

Ama yine damadı da ailesinden birini de gören olmadı.

Şu sıralar sosyal medyada benim bir YouTube sohbetimden derlenmiş iddialar dolaşıyor.

17 Kasım’da henüz hastanede yatarken yaptığım bir sohbette, Berat Albayrak’ın İngiltere’ye kaçtığı yolunda, AKP kaynaklı ciddi duyumlar aldığımı anlatmıştım.

Londra’da hayli lüks gayrimenkuller aldığı da bilinen damat beyin, yüklü bir para transferi yaptığı yolunda da bilgiler olduğunu söylemiştim bu sohbette.

Sohbetin sonuna doğru, “Tabii bunlar iddia. Yarın öbür gün damat ortaya çıkabilir ya da beni yalancılıkla suçlamaya kalkanlar olabilir, ama hiç alınmam çünkü belki de bu sayede damat ortaya çıkmış olur. Çıkmış olsun ki bizler de sorularımızı sorabilelim” demiştim.

Bakın o sohbetten bu yana da 10 gün geçti.

Ne yalanlama var ne de biri çıkıp konuşuyor.

Bizlerin damada ulaşması elbette çok zor.

Ama görevdeyken, “Devrim yapıyor, Türkiye ekonomisini şahlandırıyor, Berat Bey Türkiye’yi kıskanılan ülke haline getirdi” methiyeleri düzen yandaş takımdan merak eden bir kişi bile mi yok?

Hepsini geçin, damat “sağlık nedenleriyle” görevi bıraktığını açıklamıştı o gece, tuhaflığa bakar mısınız yandaşlar arasında adamın sağlığını merak eden bile yok.

Hepsi suspus oldu.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Özel okuldan devlet okuluna geçiş yasakmış

Korona nedeniyle okullar kapalı. Özel okulların tamamına yakını, kendi sistemlerini kurdular ve uzaktan eğitim veriyorlar görüntülü biçimde.

Olanakları daha iyi olan devlet okulları da benzer yöntemle eğitime yetişmeye çalışıyor.

Gerisi EBA TV ile idare ediyor artık. “Yüz yüze eğitim ne zaman başlayacak, çocukların kaybı nasıl giderilecek?” soruları sorulurken, Milli Eğitim’den çok ilginç bir karar geldi.

Özel okullarda okuyan çocukların, devlet okullarına geçişleri yasaklandı.

Muhtemelen uzaktan eğitim nedeniyle özel okullara para vermek istemeyen kimi veliler, en azından bu yılı bedava atlatmak istiyor. Ama Milli Eğitim’in başında, özel okul zinciri sahibi bir bakan var. Elbette başta kendi çıkarı olmak üzere özel okulları koruyacak. Gözlerini öyle karartmışlar ki, “Ayıp olur” falan diye bile düşünmüyorlar hiç.

KARANYİNA GÜNLERİ

Mesut Yılmaz’a siyasi hayatının en büyük kazığını atmıştım

Hastanede yattığım sırada aldım üzücü haberi.

Sağlık açısından zor günler yaşayan Mesut Yılmaz hayata veda etmişti.

Gerçekten çok üzüldüm.

Garip bir hukukumuz vardı Mesut Bey ile aramızda.

Siyaseten hiç desteklememiştim kendisini.

Sanıyorum beni gazeteciler arasındaki en büyük hasmı olarak gördü yıllarca.

Tabii zaman pek çok şeyin ilacı…

2002’de Habertürk’te program yaparken davet etmiştim.

Çok şaşırmıştı ama gelmişti.

3 saat süren bir söyleşi yaptık canlı yayında.

Bana olan öfkesini bile sordum, o da samimiyetle anlattı.

Programın sonunda aramızdaki buzlar erimişti artık.

Sonraki yıllarda ara ara karşılaştık, hep dostane sohbetler ettik.

Gelelim attığım kazığa.

Mesut Yılmaz, Özal’ın Cumhurbaşkanlığı’na atlamasından sonraki dönemde, hem ANAP Genel Başkanı hem de başbakan olmuştu.

İşte bu dönemde İzmir milletvekillerinden biri bana, “Olacak şey değil, bu Mesut Bey bütün kilit noktalara Karadenizlileri ama özellikle Rizelileri yerleştirdi” demişti.

Ben de “Nasıl yani?” diye sorunca, “Sana ANAP İl başkanlarının listesini göndereyim, orada görürsün” dedi.

Ertesi gün liste geldi

O tarihlerde galiba 70’i biraz aşkın il vardı, ANAP İl başkanlarının neredeyse tamamına yakını Rizeliydi.

Tabii “Bu gizli mi?” diyebilirsiniz, değildi herhalde ama kimse bu durumun farkında değildi.

Örneğin Erzurum ANAP teşkilatı, kendi başkanlarının Rize kökenli olduğunu biliyordu ama Edirne’nin de Muğla’nın da Antalya’nın da Bingöl’ün de başkanlarının Rizeli olduğunu, benim bu listeyi yayınlamamdan sonra öğrendi.

Kıyamet de ondan sonra koptu.

Bütün illerden protestolar yağmaya başladı.

Mesut Yılmaz, “Hayatımda böyle kazık yemedim” demiş yakınlarına.

Şimdi gerçekten özlüyorum.

Nurlar içinde yatsın, mekanı cennet olsun.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları