loading
close
SON DAKİKALAR

Vakitsiz öten horozu kesmeyin

Can Ataklı
Tarih: 18.06.2023
Köşe: Günlük Yazılar
Kaynak: Can Ataklı - Korkusuz

Can Ataklı; Ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına.

ACAİP YAZILAR

Ortaokul yıllarımda çok sevilen bir şarkı vardı.

“Rüya gibi her hatıra” diye başlardı “Ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına” diye bir nakaratı vardı.

Eğlenceli masalarda bu nakarat bölümü şen şakrak kahkahalar arasında sesler iyice yükseltilerek söylenirdi.

Müthiş bir çelişki tabii.

Ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına derken öylesine eğlenmek de nedir.

Ama olsun.

Biz “İki kaşın arasına domdom kurşunu” türküsüyle de neşe içinde halaylar çekmiyor muyuz?

Aslında “Ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına” sözü milletçe sloganımız gibi oldu.

Ağlamamak için milyonlarca insan çırpınıyor, sonra bir bakıyoruz yine istediğimize ulaşamamışız.

Sonra gelsin “Ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına” nakaratı.

Kötü bir şey değil bu.

Neşeli bir teselli buluyoruz kendimize.

Bir de tersini düşünsenize.

Bu teselliyi de bulamasak ne olur halimiz.

Baksanıza tüm hayatımı alt üst eden enflasyon belasının bizi düşürdüğü hale.

Dolar, Euro almış başını gitmiş.

Elin adamının tedavüldeki en büyük parası 200 Euro.

Bizim en büyük paramız 200 lira.

Ama bizim o 200 liralardan 24 tanesi elin adamının 200 Euro’su ediyor ancak.

Adam cebine bunlardan bir tane koyup geliyor ülkemize, yiyor içiyor, geziyor.

Bizim aynı harcamayı yapmamız için cebimize koca bir tomar koymamız gerekiyor.

Tabii o kadar koca bir tomarı koymak için bunu kazanmak da gerek.

Elin oğlu birkaç saat çalışıp alıyor o tek parça 200 Euro’yu.

Biz ayın üçte birinde çalışırsak ancak elimize geçiyor o 24 tane 200 liralık.

Amaaaan, ne olmuş yani.

Onların doları, Euro’su varsa bizim de Allah’ımız var.

Gelin haydi hep birlikte söyleyeyim o güzel şarkıyı;

“Ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına.”

Biraz daha eğlenmek ve işi deliliğe vurmak isteyen varsa onlar için de bir nakaratımız var elbette;

“Bas bas paraları Leyla’ya, bir daha mı geleceğiz bu dünyayayaaaa!”

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Vakitsiz öten horozu kesmeyin

Herkes Nalan Türkeli’yi “İşportacı yazar” olarak tanıyor.

Çünkü O gerçekten bir işportacı.

Ama müthiş bir yazarlık yeteneği var ve asıl işini bırakmadan kitaplar yazıyor.

Hayli de sattı yazdığı romanlar.

Geçen hafta sevgili Nalan’dan bir whatsapp mesajı geldi.

Kucağında bir horozla çekilmiş fotoğrafı görünce çok şaşırdım sonra altına yazdığı öyküyü okudum.

Bu pazar bu güzel yazıyı sizinle paylaşmak hem de uzun süredir görmediğim Nalan Türkeli ile hasret gidermek istedim;

Kucağımdaki horozu 2 kilo sarımsak karşılığı satın almıştım.

Vakitsiz öttüğü için, sahibi keseceğini söyleyince karar verdim almaya.

Böylece iki ayağını bağlayıp, motorun ön sepetine bir güzelce yerleştirdim.

Arkamdan “Abla dikkat et, kafana gözüne sıçramasın” öğüdüne kulak asmadan koyuldum yola.

Kümes falan olmasa da evin bir köşesinde beslerim düşüncesindeyim.

Yol boyu “sarımsaaaaakçıı” diye bağırmama kalmıyor, horoz ilhama gelip “ü ü rü ü üüü” sesleriyle ortalığı yırttıkça, mahallenin sokak aralarında kim varsa, koşarca sarımsak yüklü tezgâha geliyor.

“Tamam” dedim, “Muavini buldum, kesin parayı da bulurum. Nasıl olsa sesi de bayağı gür çıkıyor.”

Karşılıklı düet yaparmış gibi armonik (uyumlu) seslerimizle sarımsak sata sata nihayet eve geldik.

Ayaklarını çözüp yere bırakmamla öyle bir kaçmaya başladı ki, yetişmek ne mümkün!

Mahallece çoluk çocuk koştura koştura güç bela yakaladıktan sonra, yemini suyunu yanına bırakıp, banyoya hapsediverdim.

Bütün gece içli içli öttü durdu.

Neticede onda da his var. Duygulu duygulu öttükçe içlerim parçalanıyor. “Ah yavruuum” diyorum. “Yuvası bildiği kümesini, kümesteki tavuklarını bir daha göremeyeceğini sezinliyor olmalı.”

Sabaha karşı baktım ses soluk çıkmıyor, usulca kapıyı açmamlaaaa, kafama sıçraması bir oldu.

O sıçramayla yanağımdan öyle makas aldı ki, bilmeyen de sanacak, hızma taktırdım.

Baş edemeyeceğimi anladığımda, komşulardan birine kesmemesi şartıyla, “Al senin olsun” dedim.

Sadece horozlar mı vakitsiz ötüyor ya da makas alıyor!

Her an yüzümüze gözümüze cüzdanımıza da makas atan atana!

Tabi hepimiz bizleri boğazlayıp makaslayan yok edenleri değil, gücümüzün yettiği canlıları pişiriyor yiyoruz!

ÇOK GÜLDÜM

Bugün iki pazar fıkrası var

Bu hafta Pazar günü için Yıldırım Tuna iki fıkra göndermiş.

Biri artık tatile giren okullarımız ve öğrencilerle ilgili.

Gelin birlikte okuyalım;

Tatil başladı

Bir öğretim dönemi daha sona erdi, karneler alındı ve yaz tatili başladı.
Bizim zamanımızda okullarda acayip bir disiplin ve öğretmenlerimize müthiş bir saygı vardı.
Öğretmenler veli görüşme günlerinde yanlışlarımızı çatır çatır velilerimizin yüzüne söylerdi, şimdi maalesef bazı okullar dükkan, öğretmenler de müşteri kaçırmamaya çalışan elemanlar oldu.
O yüzden asıl söylemek istediklerini maalesef müşterilerinden gizlemek zorunda kalıyorlar.
İşte bu tip okullarda veli görüşme gününde öğretmenlerin size söylediklerinin gerçek anlamı.
Söylediği – Oğlunuz ulaşmak istediği bilgileri alabilmek için sınıf arkadaşları ile sürekli olarak inanılmaz bir dayanışma sağlıyor.. Lider bir ruhu da var.
Manası – Sınavlarda o hergeleyi kopya çekerken bu kaçıncı yakalayışımız.. Bütün sınıfı da organize ediyor ahlaksız!

Söylediği – Emsalsiz bir hayal gücü var. Hayal ve hakikati inanılmaz bir şekilde birbirine harmanlayabiliyor.
Manası – Çocuğunuzun hayatımda gördüğüm en büyük yalancı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Söylediği – Ali’nin bitmez tükenmez bir enerjisi var.
Manası – O canavarın kıçını beş dakika bile bir yere oturtamıyoruz..

Söylediği – Derslerine karşı çok sakin bir yaklaşım içerisinde. Hayatta hepimizin korktuğu o büyük sınavlar ve zorluklar göreceksiniz onu asla yıldıramayacak.
Manası – Bu tembel şey müthiş gamsız ve rahat. Koca sömestr en ufak ödevini bile yapmadı. Mezun olduktan sonra hayatta ne halt edecek bilemiyorum. Göreceksiniz içinizi kurutacak bu.

Söylediği – Spora yatkınlığı müthiş. Göz ve el koordinasyonu inanılır gibi değil.
Manası – Bu küçük sürüngeniniz silgisiyle beni altı metreden hem de iki kere tam alnımdan ‘şak’ diye vurdu.

Söylediği – O bıcırık bunca kelimeyi nerden bulur, o şirin şey kelimeleri nasıl aklında tutar inanın hepimiz şaşırıyoruz.
Manası – Susmak bilmeyen bir ağız, terbiye almamış bir yelloz. Delirtiyor hepimizi.

Şapın etkisi

Kilisenin hayli büyük göğüslü genç kadın orgcusu pazar ayinlerinde org çalarken ritme uygun yaylanmaya başlayan göğüsleri her pazar kiliseye gelen erkeklerin tek ilgi odağıymış. Yoğun talepten oturacak yer bulunamıyormuş adeta.
Kasabanın önde gelen yaşlı ve kıskanç kadınları bu konu için kızcağıza her seferinde arka çıkan rahipten habersiz gizlice toplanmışlar, “Ya bu işi çözelim ya da kiliseye yeni bir orgcu alıp bu kızı kovalım” diye bir araya gelmişler.
Aralarından biri konuya biraz daha akılcı yaklaşarak “Rahip kovulmasına yine şiddetle karşı çıkacaktır. Göğüslerin üzerine zorla şap sürelim, şap derinin gerilmesini sağlar, göğsü küçültür ve yaylanmayı keser” diye akıl vermiş,
Ertesi pazar ayin başlamış, kilise tamamen dolu, rahip vaaz için kürsüye çıkmış, “Tevkili tatabalılar..!” demiş utancından önüne bakarak,”Tedente bir taattir tilimi tontrol etemiyorum, maaletef bu kün vaat vetemitorum efentim..!”

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları