Batan biraz da denetim mekanizmasıdır
Çiğdem Toker; Bakan Mehmet Şimşek’in, bundan 10 ay önce bazı fonlarda manipülasyon yapıldığı tespitlerini açıkça kamuoyu önünde paylaşmasına rağmen bugünkü batış, soru işaretlerini çoğaltıyor.
Yaşı yetenler için o kadar da uzak tarihler değil:
80’li ve 90’lı yıllarda fasılalarla yaşanan banker krizi, kamu açıkları krizi, aracı kurum krizi ve bankacılık krizlerinde; -1994 hariç- “küçük yatırımcı” diye anılan vatandaşların birikimleri yüksek getiri vaadiyle toplanıp batırılırken, bu iflaslardan çıkış; her seferinde kamu üzerinde çok ağır yükler bindirdi.
Bazen vergi artışı, bazen bütçe açığı, çoğu kez de bugünkü gibi baskılanan ücretler, sıktıkça sıkılan kemerler.
Türkiye’nin uluslararası alandaki kredibilitesinin tartışılır hale gelmesi cabası.
***
Bundan 24 yıl önce.
2002 yılı yazında, genel seçimlere henüz bir yılı aşkın bir süre varken, dönemin koalisyonu Anasol hükümeti ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla erken seçim yapıldı.
1999 ve 2001 krizlerinin yol açtığı çok katmanlı hasarın, tarımı bile isteye zayıflatan ağır IMF anlaşmaları altında toparlanması sürecinde yapılan bu seçimi AKP, yüzde 34,3 oy oranıyla kazandı. (Evet yüzde 34,3. Bugünden bakınca çok anlamlı.)
AKP, iktidar olduktan sonra epey bir zaman; kendi iktidarının propagandasını kurar, koalisyon dönemlerini kötülerken, önemli bir kısmını bankacılık krizine dayandırdı. Hukuki altyapısının büyük bölümü Anasol iktidarı döneminde kurulan yasal denetim mekanizmalarını kendisi üzerinden aktaran bir anlatı geliştirdi.
Bu hatırlatmayı yaptım çünkü onca ağır bedel ödenmesine karşın; bugün yeniden vahim bir fon krizi yaşanmasının temelinde çalışmayan ya da çalıştırılmayan denetim mekanizmaları, birinci derecede sorumlu görünüyor.
Peki hangisi daha büyük sorun?
Peki hangisi daha büyük sorun sizce: Denetim mekanizmalarının çalışmaması mı -bir şekilde, bir usulle- yeterince çalıştırılmaması mı?
İkisi de birbirinden beter.
Memlekette Cumhurbaşkanlığı’a bağlı olarak çalışan Devlet Denetleme Kurulu var.
40 yılı aşkın bir süre önce kurulmuş, sermaye piyasalarını regüle etmek ve denetlemekle görevlendirilmiş Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) var.
Borsa İstanbul bünyesinde Denetim ve Gözetim Kurulu var.
Cumhuriyet başsavcılıkları var.
Sorun bu düzeye ulaşıncaya kadar onca kurumun, kuruluşun, bakanlığın, adli makamların elinden bir şey gelmemesine imkan ve ihtimal var mı?
SPK denetimi altındaki yatırım fonları, portföy yönetim şirketlerinden, vatandaşlardan hiçbir mağduriyet başvurusu, dilekçesi gelmedi mi?
Yatırımcılar zarara uğradıklarını, haksız ve şüpheli fiyat hareketleri iddialarını, fon yönetimlerinin aydınlatma yükümlülüğüne uymadığını, yetkili otoritelere hiç mi bildirmedi?
SPK bu başvurulara ne yanıtlar verdi?
Neden gerekenler yapılmadı?
Şimdi alınan ve kamuoyuna açıklanan önlemlerin, kamu maliyesine yine ağır bir fatura çıkaracağı konuşuluyor. Her ne kadar Finansal İstikrar Komitesi, resmi olmayan açıklamalara itibar edilmemesi çağrısında bulunsa da mağduriyet yaşayan ya da mağduriyet yaşamasa dahi sadece vatandaş olarak durumu merak eden milyonlarca vatandaşa düzenli ve yeterince açık bilgilendirmeler yapılması zorunlu.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, bundan 10 ay önce bazı fonlarda manipülasyon yapıldığı tespitlerini açıkça kamuoyu önünde paylaşmasına rağmen bugünkü batış, soru işaretlerini çoğaltıyor.
SPK’nın bu önlemleri çok daha önce almasının önündeki engellerin neler olduğunu, yasal denetim sürecinin, ayrıcalıklı bir kesim lehine sağlıklı işlemesini önleyen bir girişim ya da irade olup olmadığını toplumun bilmesi gerekiyor.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları





