Çerçeve yasa belirsizliği: Hem özel hem kapsayıcı bir metin mümkün mü?
Çiğdem Toker; Bu saate kadar iki taraf, yani DEM Parti ile iktidar kanadı birbirlerine yazılı olarak herhangi bir metin vermemiş. Bir metin takası olmamış. İstişareler, evet yapılmış elbet ama bu şifahi.
NATO Zirvesi bitti. Siyaset ile halkın günlük hayatına dair ülke içindeki asıl gündem maddeleri, olağan/olması gereken yerlerini yavaş yavaş alıyor.
“Süreç” de bunlardan biri. Tek kelimeyle “süreç” diye yazdımsa da anlaşıldığından eminim. Medya da toplum da siyaset de karmaşık konuları yalınlaştırarak anmayı tercih eder. Daha pratiktir çünkü. Ve bu sözcüğe yüklenen anlamlar konusundaki ortak bir meram bir yıldır paylaşılmakta.
Yine de her gazeteci yazısı nihayetinde bir kayıt olduğu için, Komisyon’un atanmış adını belirtmemek eksik kalacaktır.
TBMM’de kurulan ve ilk toplantısını neredeyse bir sene önce yapıp altı ayda çalışmalarını tamamlayan; kiminin “süreç” kiminin “Terörsüz Türkiye” ismiyle bahsettiği ve içinde “Kürt” kelimesinin geçmediği Komisyon’un resmi adı; Milli Dayanışma Kardeşlik ve Dayanışma Komisyonu.
Bu yazının konusunu da Komisyon’da hazırlanmış raporun bir “çıktı”sı sayılabilecek çerçeve yasa oluşturuyor.
Gelin görün ki, tıpkı “süreç” gibi “çerçeve yasa” da bir kolay kısaltma.
Mesele netameli olunca, dilin bundan payını almaması imkânsız çünkü.
Dahası, dilin bundan payını alışı bile konjonktüre göre değişiyor.
Gücü, aygıtları elinde tutan, yöneten, çoğu kez “en ziyade müsaadeye mazhar” dili ve onun sınırlarını da dolaşıma sokuyor. İşler kendisi için ters giderse o dilin hızla değişmesini sağlayacak sert yüzünü de gösteriyor.
Sözün özü; Çerçeve Yasa denilen düzenlemeye “Kod Yasa” diyen de var “Temel Yasa” diyen de. Ve bu yasaya dair çalışmaların temmuz ayı boyunca yoğunlaşacağı, TBMM’de mesai yapılacağı biliniyordu. Ancak o da birçok başlık gibi NATO Zirvesi sonrasına ertelenmişti.
İşte bu Çerçeve Yasa ile sürecin geldiği aşama hakkında bilgi vermek amacıyla DEM parti milletvekili ve yöneticileri bir grup gazeteci ile bir araya geldi. DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, DEM Parti Sözcüsü ve Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan, DEM Parti Antalya Milletvekili Saruhan Oluç ve DEM Parti STK Komisyon üyesi Sultan Özcan’dan oluşan heyet, “süreç” ile ilgili soruları da yanıtladı; eleştirileri dinledi.
Bu toplantıda aktarılan bilgiler ve yanıtları Gökçer Tahincioğlu’nun yazısında ayrıntılı olarak okuyabilirsiniz.
Bahçeli’nin Ekim 2024 çıkışı neyle bağlantılı?
Bu yazıda; 2024 yılının ekim ayında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin herkesi ve her kesimi şaşırtarak yaptığı o çıkışla ilgili değerlendirme ve “Çerçeve Yasa”nın nasıl şekilleneceği başlıklarının altını biraz daha çizmek gerektiğini düşünüyorum.
Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’teki çıkışının en dikkat çekici kısmı şuydu:
“Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın.”
Bu çıkışın kamuoyunda iddia edildiği ve yer yer de sorgulandığı gibi “danışıklı dövüş” anlamına gelebilecek, önceki bir görüşmenin ürünü olduğunu DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Temel net bir dille reddediyor.
Çıkışın o sıradaki Suriye için konuşulan rejim değişikliğ; Irak, İsrail, Hamas ilişkileri; yani genel manada da bölgesel koşullar ile ilgili olduğunu vurguluyor. Daha net bir anlatımla, Irak ve Suriye’deki o dönemin özgün koşullarının bir çatışma zemini oluşturabileceği analizlerinin yapıldığı hatırlatılarak Bahçeli’nin çağrısının bu süreçten bağımsız olamayacağı ifade ediliyor.
Tek yasa yetmez, bir paket lazım
DEM Parti heyetinin, aralarında yer aldığım bir grup gazeteci ile yaptığı bilgilendirme toplantısında önem taşıyan başlıklardan bir diğeri de “çerçeve yasa”nın belirsizliği. Ya da belki şöyle ifade etmek daha doğru:
Yurt dışındaki PKK’lıların Türkiye’ye gelmesiyle sonuçlanması beklenen bu yasanın tek bir yasa metninden ibaret olmasının yetersiz kalacağı; bunun gerek zihinlerdeki gerekse pratik hayattaki birçok soruya yanıt verebilecek nitelikteki bir ikincil paket ve mekanizmalarla desteklenmesi gereği vurgulanıyor.
Çerçeve Yasa’nın bir özel yasal düzenleme olacağında tereddüt yok. Türk Ceza Kanunu’nda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Terörle Mücadele Kanunu’nda, İnfaz Kanunu’nda, yerel yönetimlere kayyım atanmasının önünü açan mevzuatta değişiklikler yapılması gerekiyor. Aksi takdirde yani bu değişiklikler yapılmayacaksa zaten Çerçeve Yasa ve veya Kod Yasa için girişimde bulunmanın bir anlamı bulunmuyor.
Bu yasa neden yeterli olmayabilir?
Çünkü terör örgütü üyelerinin bulundukları ülkelerden Türkiye’ye nasıl, ne şekilde gelecekleri, geldikten sonra nerede nasıl ikamet edilecekleri, onlara uygulanacak işlemler, güvenlikleri gibi maddi hayatın içinde çözümlenmesi gereken birçok soru ve verilmesi gereken yanıtlar mevcut. Daha genel çerçeve çizmesi beklenen bir yasa metninin bu ayrıntıları içermesi beklenmeyeceği için DEM Parti yetkilileri, bu gerekliliği, “mekanizmalar ve ikincil mevzuat” şeklinde izah ediyor.
Etkin pişmanlık kabul edilemez
Gelin görün ki bu noktadaki en dikkat çekici bilgilerden biri şu oldu: Bu saate kadar iki taraf, yani DEM Parti ile iktidar kanadı birbirlerine yazılı olarak herhangi bir metin vermemiş. Bir metin takası olmamış. İstişareler, evet yapılmış elbet ama bu şifahi.
Çerçeve yasa içeriğinin ete kemiğe bürünmesi konusunda önümüzdeki günlerde biraz daha mesafe alınacağı kesin.
Ancak kesin olan bir ayrıntı daha var ki onu da DEM Parti Milletvekili Oluç ifade etti. Komisyon görüşmeleri sırasında davet edilen bazı hukukçuların, “etkin pişmanlık” hükümlerinden söz ettiğini, bu mevcut düzenlemenin Çerçeve Yasa’da yer alabileceğinin gündeme getirildiğini ancak bunun DEM Parti nezdinde kabul görmediğini ve tekrar getirilirse, kesinlikle kabul görmeyeceğini de bu vesileyle öğrendik.
Çerçeve Yasa tartışması daha yeni başlıyor. Henüz az konuşulan “sürecin toplumsallaştırılması” konusunda alınması gereken mesafe, sanılandan ve görünenden uzun olacaktır.
Şehit ailelerinin itiraz ve tereddütleri başta olmak üzere toplumun bütün kesimlerinin rıza göstermesinin doğası gereği imkânsız olduğu böyle bir meselede; bu mesafenin kapanıp kapanmayacağında sadece Çerçeve Yasa ile muhalefetteki tartışmalar değil; bunlarla birlikte hatta daha çok Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın siyasete dair, “o anki” gereksinimleri belirleyici olacak.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları





