loading
close
SON DAKİKALAR

Güle güle Aykut Bey...

Orhan Bursalı
Tarih: 20.11.2016

Orhan Bursalı: Aykut Göker, üzerine düşeni en iyi şekilde yaptı. Tüm dostları, ülkenin kaderini değiştirecek hakikatin 'bilim ve fen' olduğu bilinciyle çalışıyorlar ve çalışacaklar. Uğurlar olsun..

Dünya beyefendisi ve çok zarif bir insan. Yazarken de kılı kırk yaran, Türkçenin sevdalısı, Türkiye’nin de... Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinde 15 yıl “Politik-Bilim” köşesinde yazdı. TÜBİTAK’ta üstlendiği görevlerde; danışmanlıklarda, kongrelerde yüzlerce sunumunda, ülkemiz ekonomisinin ancak ve ancak bilimsel ve teknolojik üretim temelinde dönüştürülmesiyle ekonomik çıkmazlardan kurtulabileceğini döne döne anlattı. 
Ülkemiz bilim ve teknoloji tarihini iyi bilir, dünyada çağdaş ülkelerin hepsinin ulusal bilim politikaları ve hedefleri olduğunu anlatır ve anlatırdı. Mesela Güney Kore’nin, 1960’ların başında aynı ekonomik göstergelere sahip olduğumuz halde, bugün dünyanın sayılı ekonomik ve elektronik devlerinden biri haline dönüşmesi, sadece ve sadece ulusal bilim ve teknoloji hedefleri koyması ve bunları uygulamasıyla gerçekleşmişti. Çin’in ABD’yi devirme noktasına gelmesini de bu sayede başardığına işaret ederdi.
Bizim günlük politika yapan, kendi kişisel çıkarlarını düşünmeyi ön plana alan iktidar partilerine on yıllardır bunu anlatabildik mi, Aykut Bey?
Henüz değil. Anlatabilseydik, bugün ülke ekonomisi yeniden kronik krizine doğru koşmazdı.

‘Ürkütücü kaotik durum’ 

Umutsuzluğa kapıldığı oldu mu? Belki son zamanlarında. Atatürk, bu ülkeyi bilim ve teknoloji üretici temelinde, aklı, devlet ve ülke yönetimine egemen kılarak çağdaşlaşmayı hedeflemişti ve bunu da “Hayatta en hakiki mürşit bilimdir, fendir” veciziyle dile getirmişti.
Aykut Göker, son yazılarında, ülkenin kuruluş felsefesini reddeden bu güçler üzerine şöyle yazmıştı: “Kaotik ortam ürkütücü... Zaman, bu gidişe itirazı olanların potansiyel güç ve değerinin farkına varma ve o potansiyeli kuvveden fiile çıkaracak örgütlü gücü yaratabilme zamanı...” Üzerine düşeni en iyi şekilde yaptı. Tüm dostları, ülkenin kaderini değiştirecek hakikatin “bilim ve fen” olduğu bilinciyle çalışıyorlar ve çalışacaklar.
Uğurlar olsun..

‘Tecavüzcü halk kültürü yaşasın ki biz de yaşayalım’

Baktığınızda söylemlerine “müthiş namuslu”lar. Namus, öncelikle tabii ki “kadın meselesi.” Kadının görüntüsü konusunda son derece hassaslar. Neredeyse el ele tutuşmayı da “namus torbası”na tıkacaklar. Sevişmek, mini etek, saç teli, aşk-meşk, hepsi takipleri altında. Öyle ki trende bir “sevişme olayı” faillerini yurt çapında arıyorlar. Trenin namusu gittiği için de herhalde aklayıp paklamışlardır...
Ama mesela 6 yaşındaki kızla evlenilebilir diye coşan “İslam âlimleri”ne ekranları açarlar. “Âlimimizi yedirmeyiz” diye de kampanya açarlar. 13 yaşındaki kızların evlenebileceğini savunurlar.

Artış korkunç

Kız tecavüz olayları 2009’dan beri düzenli artıyor, 12.635 olay, 2014’te 18.104’e yükseldi. Tecavüz olaylarına iktidarın gösterdiği siyasi hoşgörü, “toplumun kültürü, ne yapalım” anlayışlarında kaynağını buluyor. Yani kendilerini bu kültürün bir parçası görüyorlar. Tıpkı kadın cinayetlerinin artması gibi.. (Tıpkı işçi cinayetlerinin dur durak bilmemesi gibi..)
Hoşgörüleri, ülkeyi kadınlar için yaşamı cehenneme dönüştürdü.
Tabii sormak gerekir: Hangi kadınlar için?
Bu hoşgörü sahibi kravatlı takım elbiseli siyasi zevatın eşi, kızı, dostu vs hepsi güvende. Başlarına böyle bir şey gelme olasılığı zayıf. Ama oy aldıkları halkın başına gelebilir. Bu “ülke kültürü”. “Ne yapalım yani tecavüz etti diye hapiste mi kalsın.. Evlensin, olay da kapansın..” İktidar, bir suçu suç olmaktan çıkarmanın pratiğini yapıyor. Adalet Bakanı, her zamanki gibi, bu kez de bu suçu ortadan kaldırmak isteyenlere kılıf üretmekle meşgul...

İlkel kültürün esareti 

Ne mi olur? Tecavüz olayları katlanarak artar. Sapık yakalanırsa, hadi evlen kurtul denir. Kız çocuklarımız, alçak düzenin, alçak ilkel yapının, insan altı türün ve bu türü destekleyen siyasilerin sürekli kurbanı olmaktan kurtulamazlar ve “ne yapalım kültürümüz” sürer gider.
Milletvekilleri, kendilerine bahşedilen bu rütbenin gereği olarak parmaklarını kaldırır, eveeeeeet diye bağırır. Kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir. Sonra “siyasileri yıpratmayın, saygınlığını koruyun...” palavra lafları. Ne saygınlığı! Onlar her türlü ilkelliğin savunucuları rolünde!
“Halk tecavüz kültürü”ne boyun eğiyorsanız..
Cinayet de bir “halk kültürü”, kadın dövme ve öldürme de, hırsızlıklara hoşgörü göstermek de.
Kendilerini tarif ediyorlar: “Bu kültür yaşasın ki biz de yaşayalım!”

Orhan Bursalı - Cumhuriyet

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları