loading
close
SON DAKİKALAR

İSTANBUL'UN KURTULUŞU 'Gitmek Zorunda Bırakıldılar'

Sinan Meydan
Tarih: 04.10.2023
Kaynak: Sinan Meydan - Cumhuriyet

Sinan Meydan; Görüldüğü gibi İstanbul’u işgal edenler, kendilerine büyük tavizler verildiği için, büyük kazanımlar elde ettiği için değil, gitmekten başka çareleri kalmadığı için gittiler.

Peki, ama Mustafa Kemal (Atatürk), İngilizleri geldikleri gibi gitmeye nasıl mecbur etti? Büyük Zafer sonrasında Müttefikler neden “tek kurşun atamadan” İstanbul’u boşalttılar?

Önceki gün 2 Ekim’di. Tam 100 yıl önce, 2 Ekim 1923’te İstanbul’daki Müttefik generalleri ve yüksek komiserleri, Türk bayrağını selamladıktan sonra geldikleri gibi gittiler. 6 Ekim 1923’te Şükrü Naili (Gökberk) Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul’a girdi. 13 Kasım 1918’de fiilen, 16 Mart 1920’de de resmen işgal edilen İstanbul, beş yıl kadar işgal altında kaldıktan sonra 6 Ekim 1923’te kurtarıldı.

Çanak(kale) krizi

Büyük Zafer’i kazanmış Türk orduları, 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. İzmir ve Anadolu kurtuldu ama İstanbul, Boğazlar ve Trakya hâlâ işgal altındaydı. Başkomutan Atatürk’ün, muzaffer Türk ordularını, İstanbul ve Boğazlar üzerinden Doğu Trakya’ya yürütmesi an meselesiydi.

7 Eylül 1922’de toplanan İngiliz Parlamentosu, Türk ordularının muhtemel bir taarruzuna karşı İstanbul ve Boğazları savunmaya karar verdi. İstanbul’daki İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harington, 9 Eylül 1922’den itibaren Çanakkale’ye yığınak yapmaya başladı. Bir İngiliz alayını Çanakkale’yi savunmakla görevlendirdi.

General Harington, 12 Eylül 1922 akşamı Ajax zırhlısı ile ilk takviye birliklerini Seddülbahir’de karaya çıkardı. Aynı gün başka bir İngiliz vapuru da 174 süvari ve 6 sahra topunu Çanakkale’ye götürmek için yola çıktı. İngilizler, Boğazlardaki asker ve silah sayısını artırdılar.

12 Eylül 1922 akşamı, 1500 Türk süvarisinin Ezine’ye altı saatlik mesafeye kadar yaklaştığı anlaşıldı. Edremit’te de iki Türk tümeni vardı. İngilizler, olası bir Türk taarruzuna karşı Çanakkale’de siperler kazmaya başladılar. 14 Eylül 1922’den itibaren Çanakkale’de İngiliz siperleri hazırdı.

15 Eylül 1922’de İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold, Londra’daki Curzon’a gönderdiği telgrafta şöyle diyordu: “Mustafa Kemal, Trakya vs. istediklerini diplomatik kanaldan sağlayıp sağlayamayacağını saptamak için bir hafta bekleyecektir. Aksi halde askerlerinin şu anki coşkusundan yararlanarak İstanbul ve Boğazlara yürüyecektir. Bağlaşıklar vakit geçirmeden bir konferans düzenlemezlerse Mustafa Kemal’le savaşı göze almalıdırlarBağlaşık Yüksek Komiserleri en erken vakitte konferans düzenlenmesini öneriyorlar.” (İDA, FO 371/7888/E9368: Rumbold’tan Curzon’a oldukça ivedi: gizli telgraf, İstanbul, 15.9.1922; Salahi R. Sonyel, Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, C. III, Ankara, 2008, s. 675)

15 Eylül 1922’de İngiliz Parlamentosu bir kez daha toplandı. O toplantıda Sömürgeler Bakanı Winston Churchill ve Başbakan Lloyd George, Müttefiklerden, Balkan ülkelerinden ve sömürgelerden yardım istenmesini önerdi. (David Walder, Çanakkale Olayı, İstanbul, 1970, s. 210-214) Aynı gün İngiliz hükümeti, General Harington’a Çanakkale’yi savunması için yönerge gönderdi. (Cab. P.23/31, 49 (22) İngiliz kabinesi toplantısı, Londra, 15.9.1922; Sonyel, s. 1675,1676.)

16 Eylül 1922’de İngiliz Sömürgeler Bakanı Churchill, Müttefiklerden, Balkan ülkelerinden ve sömürgelerden “Çanakkale’ye doğru ilerleyen Kemalist kuvvetlere karşı yardım” istedi. Ancak Fransa, İtalya, Romanya, Yugoslavya ve tüm sömürgeler -Yeni Zelanda hariç- İngiltere’nin yardım isteğini reddettiler.

16 Eylül 1922’de Türk orduları Bandırma’ya girdi. 18 Eylül 1922’de Anadolu, Yunan ordularından temizlendi.

Bu sırada beklenen oldu. Başkomutan Atatürk, Türk ordularını, Boğazları ele geçirip Trakya’ya geçebilmek amacıyla Çanakkale’ye doğru yürütmeye başladı. Bu kapsamda Kocaeli Grubu’nun İzmit bölgesine, 2. Süvari Tümeni’nin de Çanakkale’ye ilerlemesi emredildi.

19 Eylül 1922’de İtalya ve Fransa, Çanakkale’deki birliklerini Avrupa yakasına aldılar. Bu arada İstanbul’daki Fransız Yüksek Komiseri General Pelle, İzmir’e giderek Atatürk’le görüştü. General Pelle, Atatürk’e “tarafsız bölgeye girilmemesi gerektiğini” söyleyince Atatürk, “tarafsız bölgeyi” tanımadığını, ordularını daha fazla tutamayacağını, Yunanların işgali altındaki Doğu Trakya’yı almak için Çanakkale’ye ilerlemeye devam edeceğini söyledi.

Sadece Fransa ve İtalya değil, İngiltere kamuoyu da Türklerle savaşa karşıydı. Bu arada Hint Müslümanları ve Sovyet Rusya da Türkiye’den yana tavır aldı. Moskova Komünist Enternasyonali, İngilizlere karşı zehir zemberek bir bildiri yayımladı. Bildiri şöyle bitiyordu: “Kahrolsun İtilaf emperyalizmi! Türk halkına barış ve özgürlük! Kahrolsun yeni emperyalist savaşlar!” (Sonyel, s. 1680,1681; Bilal Şimşir, Doğu’nun Kahramanı Atatürk, İstanbul, 1999, s.62, 67)

Müttefiklerin çaresizliği

Atatürk, Misakı Milli çerçevesinde Doğu Trakya’nın boşaltılıp Türkiye’ye verilmesini istiyordu.

İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold durumun ciddiyetinin farkındaydı. Londra’ya, bir an önce Kemalistlerle konferans yapılmasını önerdi. Curzon’a gönderdiği telgrafta şöyle diyordu: “Durumun askıda kalmasına izin verirsek Kemal rahat durmayacak; görüşmeler bir an önce başlamazsa İstanbul ve Çanakkale yoluyla Trakya’ya geçmeye çalışacaktır. İngiltere, Kemalistlerin hem Irak’ta hem de Boğazlarda yarattıkları tehlikeye karşı koyacak güçte değildir. (İDA, FO 371/7888/E 9346: Rumbold’tan Curzon’a gizli telgraf, İstanbul, 14.9.1992; Sonyel, s.1684.)

19 Eylül 1922’de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, Fransa Başbakanı Raymond Poincare ve İtalya’nın Paris Büyükelçisi Kont Carlo Sforza Paris’te bir araya geldiler. Görüşmede tansiyon çok yükseldi. Fransız Başbakanı Poincare, öfkeyle, “Artık Türklerle savaşmayacağız!” diye bağırdı. “Mustafa Kemal’in isteklerini kabul etmekten başka çare olmadığını; Trakya’yı kayıtsız şartsız Türklere vermek gerektiğini” söyledi. İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon bu teklifi reddedince, Fransız başbakanı, İngiliz dışişleri bakanının ağzını açmasına izin vermeden suçlu öğrencisini paylayan kızgın bir öğretmen gibi konuştu; bağırdı, İngilizleri suçladı.” Bunun üzerine Lord Curzon toplantıyı terk etti. Curzon, “Şimdiye kadar böyle bir şey görmediğini söylüyor ve ağlıyordu.” (Walder, s. 277-280). Belgelere yansıdığı şekliyle “Bu hakarete dayanamayan İngilizlordu, bir kez görüşme salonundan adeta ağlayarak dışarıya çıkmış ve koridorda pantolonunun arka cebinde taşıdığı küçük bir şişeden konyak yudumlayarak hıçkırıklarını boğmaya çalışmıştı.” Sonra Poincare özür diledi. Ortam biraz yatıştı. (Sonyel, s. 1684-1686) Müttefikler, Paris’te aldıkları kararları, 23 Eylül 1922’de bir notayla Atatürk’e bildirdiler. Buna göre Kemalistlerle barış görüşmelerinin yapılmasına karar veriliyor, Türklerin tarafsız bölgeye girmemeleri şartıyla Doğu Trakya’nın boşaltılıp Türkiye’ye geri verilmesi kabul ediliyordu. Atatürk, Müttefikleri dize getirmişti.

Türk orduları Çanakkale’de

23 Eylül 1922’de Türk süvarileri, Müttefiklerin “tarafız bölge” kabul ettikleri alana girdi. Türk süvari birliği, İngiliz süvari birliğiyle burun buruna geldi. Ancak Türk süvarileri kendilerine verilen emir gereği, silahlarının namlularını yere çevirmişlerdi. İngiliz birliğinin başındaki subayın “Tarafsız bölgeden geri çekilin!” emrini dinlemediler. Türk süvarileri, Çanakkale’nin 15 km güneyindeki Erenköy’ü işgal etti. Bu oldubitti karşısında İngilizler ne yapacağını şaşırdı.

Bu sırada Fransız politikacı Franklin Bouillon, 25 Eylül 1922’de İzmir’de Atatürk’le görüştü. Doğu Trakya’nın Türkiye’ye bırakılacağını söyleyerek Atatürk’ten, ordularının ilerleyişini durdurmasını istedi. Bu sırada General Harington ile Mareşal Atatürk arasında da karşılıklı mektuplaşmalar başladı.

25 Eylül 1922’de Çanakkale’deki tel örgülere kadar yanaşan Türk birlikleri, 27 Eylül 1922’de Biga-Bayramiç-Ezine çizgisinde durdu. İkinci Çanakkale Savaşı’nın çıkması an meselesiydi.

29 Eylül 1922’de toplanan İngiliz Kabinesi, Çanakkale’de tarafsız bölgeye giren Türk birliklerinin gerekirse silah kullanılarak bölgeden çıkarılması için General Harington’a emir verdi. Ancak General Harington bu emri uygulamadı. Harington, 1 Ekim 1922’de Londra’ya gönderdiği raporda, “O sırada ateş emri vermesinin barut fıçısına ateşe etmek” anlamına geldiğini bildirdi. Barış görüşmelerinin başlayacağı sırada savaş çıkarmanın anlamsız olduğunu ifade etti.

Atatürk, 23 Eylül 1922 tarihli Müttefik notasına, 29 Eylül 1922’de yanıt verdi. Meriç’in batısına kadar Trakya’nın hemen boşaltılıp Türkiye’ye bırakılmasını ve 3 Ekim 1922’de Mudanya’da ateşkes görüşmelerine başlanmasını istedi. Müttefikler bu istekleri kabul ettiler.

Lord Curzon, Doğu Trakya’nın barış imzalanmadan önce Türklere verilmesine karşı çıkan Yunan Başbakanı Venizelos’a şu soruyu sordu: “İstanbul’a girmeye can atan Mustafa Kemal’in, Yunanların Doğu Trakya sınırındaki itirazlarını fırsat bilerek Avrupa’ya dalmasını ve Trakya’yı ateşe ve kılıca tutmasını kim önleyebilir?”(İDA, FO 371/7899/E 10550: Curzon’dan Lindsley’e gizli yazı, Londra, 3.10.1922; Sonyel, s.1700- 1702)

Mudanya Ateşkes Antlaşması

3 Ekim 1922’de Türkiye, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın katılımıyla Mudanya Konferansı toplandı. Yunan temsilciler açıkta bir gemiden görüşmeleri izlediler. Konferansta Türkiye’yi İsmet (İnönü) Paşa temsil etti. 5 Ekim’de konferans çıkmaza girdi. Bunun üzerine Atatürk, İsmet Paşa’ya bir telgraf göndererek “Trakya, 6 Ekim 1922 öğleden sonra saat 6’ya kadar TBMM hükümetine teslim edilmediği takdirde 6/7 Ekim’de Türk kuvvetlerinin İstanbul’a yürümelerini” emretti.

Konferans çalışmaya devam etti. Sonunda 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile Doğu Trakya’nın boşaltılıp Türkiye’ye verilmesi kabul edildi. Böylece süngünün ucundaki diplomasiyle Doğu Trakya kurtarıldı.

İstanbul’u ele geçirme Stratejisi

Mudanya Mütarekesi ile Türk- Yunan savaşı sona erdi. Doğu Trakya kurtarıldı. Ancak İstanbul ve Boğazlar hâlâ işgal altındaydı. Mudanya Mütarekesi’ne göre Türk birlikleri barış antlaşması imzalanıncaya kadar İstanbul’a giremeyecekti. Ancak Atatürk, barış antlaşmasını beklemeden bir oldubitti ile İstanbul’un yönetimini fiilen ele geçirmeyi planlıyordu.

Doğu Trakya’yı Yunanlardan teslim almakla görevlendirilen Refet Paşa, 19 Ekim 1922’de 100 kadar jandarma ile İstanbul’a girdi. 4 Kasım 1922’de İstanbul Saray hükümeti (Tevfik Paşa hükümeti) istifa etti. TBMM adına İstanbul’un yönetimine el koyan Refet Paşa, Kasım 1922 sonunda Trakya’da yönetimi devralmak üzere İstanbul’dan ayrılırken yerini Selahattin Adil Paşa’ya bıraktı. Böylece İngilizler, her geçen gün İstanbul’daki otoritelerini daha da kaybettiler. Bu nedenledir ki, Lozan görüşmelerinde İstanbul konusunda fazla direnemediler.

Lozan Barış Antlaşması ile birlikte bir tahliye protokolü imzalandı. Buna göre Lozan Barış Antlaşması’nın TBMM tarafından onaylanmasından altı hafta sonra Müttefikler İstanbul’u boşaltacaktı. TBMM, 23 Ağustos 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nı onayladı. Müttefiklerin son birlikleri 2 Ekim 1923’te Türk bayrağını selamlayarak İstanbul’dan ayrıldı. 6 Ekim 1923’te Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu birlikleri halkın sevgi gösterileri arasında İstanbul’a girdi.

Görüldüğü gibi İstanbul’u işgal edenler, kendilerine büyük tavizler verildiği için, büyük kazanımlar elde ettiği için değil, gitmekten başka çareleri kalmadığı için gittiler.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları