loading
close
SON DAKİKALAR

Laik Cumhuriyetin ‘Millet’ Tanımı

Sinan Meydan
Tarih: 07.02.2024
Kaynak: Sinan Meydan - Cumhuriyet

Sinan Meydan; Laik Cumhuriyetin ise “din ve vicdan hürriyetine” saygılı olduğunu anlatıyor. 1924 Anayasası’nın milleti tanımlayan 88. maddesinde de Türkiye halkına, “din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla” Türk denildiği belirtiliyor.

Din birliğinin de bir millet oluşumunda etkili olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.” (Atatürk, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, 1930)

AKP’li Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan geçenlerde, “Türk demek aynı zamanda Müslüman demektir!” diyerek din eksenli bir millet tanımı yaptı. Evet, tarih boyunca Türklerin, Müslüman kimlikleriyle öne çıktıkları dönemler var. Ancak Türkler, İslamiyetle birlikte tarih sahnesine çıkmadılar. İslamdan önce başka dinlere inanıyorlardı. Hiç Müslüman olmayan Türkler de vardır. Ayrıca bugün laik Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda “Türk olmak için şu dinden olmak gerekir” diye bir şart yok. 

HANGİ MİLLET? 

İslami dilde “millet” kavramının, “Allah’ın kulları için kitaplarında ve peygamberlerinin diliyle koyduğu esaslar” şeklindeki tanımıyla “din” ve “şeriat” ile eşanlamlı olduğu belirtiliyor. (Recep Şentürk, “Millet”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 30, s.66-70). Bu nedenle siyasal İslamcılar, “millet” kavramını, genelde dinsel bağlılık durumundaki “ümmete” karşılık olarak kullanıyorlar. 

 

Buna karşın Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinde ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda “millet” kavramı, “din bağına” ve “ümmet bilincine” dayanmıyor; tam tersine laik içeriğiyle bunlardan kopuşu simgeliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinde ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda “millet”, şeriattan (dinsel hukuktan), dinsel vesayetten ve halife/şeyh/imam/tarikat-cemaat lideri vb. tüm dinsel otoritelerden bağımsız olarak kendi egemenliğini kendi eline almış; ırk, din ve mezhep farkı olmadan “çağdaş hukuk önünde eşitlenmiş yurttaşların” oluşturduğu bütünü ifade ediyor. Kısacası laik Cumhuriyetin millet tanımı da laiktir. 

TBMM’DE MİLLET TARTIŞMALARI

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir ulus devlet olarak kurdu. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken bir millet/ulus tanımı yapıldı. 

Türkiye Lozan’da, dinlere göre hukuk (çok hukuklu sistem) dayatmasını reddetti; tam bağımsız ve çağdaş bir ülke olarak herkese eşit, laik hukuku benimsemek istediğini bildirdi. Böylece Lozan Barış Antlaşması’nın 39. maddesinde “Türkiye’nin tüm halkı, din ayırt edilmeksizin yasa önünde eşittir. Din, inanç ya da mezhep farkı hiçbir Türk yurttaşının medeni ve siyasi haklardan yararlanmasına (…) engel sayılmayacaktır” denildi. Görüldüğü gibi Lozan Barış Antlaşması’nda “Din, inanç ve mezhep farkı gözetilmeden tüm Türk yurttaşlarının yasa önünde eşit olduğu” belirtilerek laik ulus devletin temeli atıldı. 

Cumhuriyetin ilanından önce TBMM’de millet konusu tartışıldı. 22 Eylül 1923 tarihli Meclis gizli oturumunda Fahrettin Fikri Bey, ortak maziye sahip bütün vatan evlatlarının “Türk milliyetperverliğine dahil olduğunu ve bunların Türk olduklarını” söyledi. Ayrıca Fransız milliyetçiliğinin anlamını “beraber yaşama duygusu” olarak kabul eden Ernest Renan’a gönderme yaparak “ülkemizde çeşitli ırklara mensup olanlara karşın tek bir milliyetin olduğunu, onun da Türk milliyeti olduğunu” belirtti. (TBMM Gizli Celse Zabıtları, C. IV, s. 270

Milletin nasıl tanımlanacağı 1924 Anayasası görüşmelerinde Meclis’te yeniden gündeme geldi. Milleti tanımlayan 88. madde görüşmelerinde kavramsal düzeyde tartışmalar oldu. Ahmet Hamdi Bey, “Türk ahalisinden olup Türkiye harsını (kültürünü) kabul edenlere Türk ıtlak olunur” denilmesini önerdi. Celal Nuri Bey, Lozan Barış Antlaşması’nın 39. maddesi nedeniyle böyle bir tanım yapılamayacağını söyledi. Hamdullah Suphi Bey ise sınırlarımız içinde yaşayan herkese “Türk” demek istediklerini, ancak mübadele sürecinde bunun sorun yaratacağını ifade etti. Celal Nuri Bey, Türkiye Cumhuriyeti’nde Rum, Ermeni ve Yahudi azınlığın olduğunu belirterek “Bunlara eğer Türk sıfatını vermeyeceksek ne diyeceğiz?” diye sordu. Salondan “Türkiyeli!” sesleri yükseldi. Bunun üzerine Celal Nuri Bey, “İstirham ederim! Türkiyeli hiçbir manaya gelmemektedir. Ayrıca Lozan Antlaşması’nın 39. maddesi gereği hiçbir fark olmayacaktır” dedi. Bu sırada Ahmet Hamdi Bey, “isimce değil hukukça” diye ekledi. Hamdullah Suphi Bey, 88. maddenin “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla Türk ıtlak olunur” şeklinde düzeltilmesini önerdi. Anayasanın 88. maddesi bu şekliyle onaylanıp kabul edildi.  

Görüldüğü gibi Cumhuriyeti kuranlar, “Türk” derken bir ırkı, bir etnik kökeni veya bir dini ve mezhebi değil, “anayasal vatandaşlığı” kastetmiştir. 

 

 

ATATÜRK’ÜN MİLLET TANIMI 

Atatürk’ün millet tanımı tepeden tırnağa laik bir tanımdır. Atatürk, 1930 yılından itibaren liselerde okutulan, Afet İnan imzalı “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” adlı kitabında milleti, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” diye tanımlıyor. Daha sonra uzun uzun Türk milletini anlatıyor: “Türk milleti halk idaresi olan cumhuriyetle idare edilir... Türk devleti laiktir. Her reşit dinini seçmekte serbesttir. Türk milletinin dili Türkçedir… Ahlakın, millet oluşumundaki yeri çok büyüktür, mühimdir…” diye devam ediyor.

Atatürk, milleti oluşturan unsurları sıralarken “din birliğine” yer vermiyor. Şöyle diyor: “Din birliğinin de bir millet oluşumunda etkili olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.” Atatürk, bu tezine bağlı olarak Türklerin, İslam dinini kabul etmeden önce de büyük bir millet olduğunu, bu dini kabul ettikten sonra bu dinin, ne Arapların ne İranlıların ne de Mısırlılar gibi diğer Müslümanların Türklerle birleşip bir millet oluşturmalarını sağlamadığını, aksine “Türk milletinin milli bağlarını gevşettiğini, milli duygularını, milli heyecanını uyuşturduğunu”, ancak bunun çok doğal olduğunu, çünkü İslam dininin “bütün milliyetlerin üzerinde kapsamlı bir Arap milliyeti siyaseti” amaçladığını ve “bu Arap fikrinin ‘ümmet’ kelimesi ile ifade edildiğini” belirtiyor.    

Atatürk, tarihsel ve sosyolojik olarak Türk milletinin özelliklerini şöyle sıralıyor: 

Türk milletinin oluşumunda etkili olan doğal ve tarihsel olgular şunlardır: Siyasal varlıkta birlik, dil birliği, yurt birliği, ırk ve köken birliği, tarihi yakınlık, ahlaki yakınlık…” 

Sonra da şöyle devam ediyor: 

A) Zengin bir hatıra mirasına sahip olan, 

B) Beraber yaşamak konusunda ortak arzu ve istekte samimi olan, 

C) Ve sahip olunan mirasın korunmasında beraber devam etmek konusunda iradeleri ortak olan insanların birleşmesinden meydana gelen topluma millet denir. Bu tanım incelenecek olursa, bir milleti oluşturan insanların bağlarındaki kıymet, kuvvet ve vicdan hürriyetiyle insani duyguya gösterilen saygı, kendiliğinden hemen anlaşılır.” 

Atatürk, milleti tanımlarken “etnik ayrımcılığa” da karşı çıkıyor. Türkiye’de “Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri” propagandası yapıldığını, ancak istibdat döneminin ürünü olan bu adlandırmaların “birkaç düşman aleti mürteci beyinsizden başka” milletin hiçbir bireyi üzerinde üzüntüden başka bir etki yaratmadığını belirtiyor. “Çünkü bu millet fertleri de bütün Türk camiası gibi aynı ortak geçmişe; tarihe, ahlaka, haklara sahip bulunuyorlar” diyor. Yani Atatürk, ayrım yapmadan, Türkiye’deki diğer etnik unsurları da “Türk camiasının” eşit haklara sahip “millet fertleri” olarak adlandırıyor. 

Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan azınlıklar hakkındaki şu değerlendirmesi de dikkat çekiyor. “Bugün içimizde bulunan Hıristiyan, Musevi vatandaşlar, alın yazılarını ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla bağladıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı gözüyle bakılması uygar Türk milletinin asil ahlakından beklenebilir mi?

Atatürk, “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabında “Vicdan Hürriyeti” başlığı altında da laikliği anlatıyor. “Her birey istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine özgü siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz. Vicdan hürriyeti kesin ve saldırılamaz olup bireyin doğal haklarının en önemlilerinden sayılmalıdır… Türkiye Cumhuriyeti’nde her yetişkin dinini seçmekte özgür olduğu gibi belirli bir dinin merasimi de serbesttir; yani ayin hürriyeti dokunulmazdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes Allah’a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dini yoktur… Devlet idaresindeki bütün kanunlar, kurallar, ilmin çağdaş uygarlığa sağladığı esas ve şekillere, dünya ihtiyaçlarına göre yapılır ve uygulanır. Din anlayışı vicdani olduğundan, Cumhuriyet din fikirlerini devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş ilerlemesinde başlıca başarı etkeni görür.”(M. Kemal Atatürk, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, 2010, s. 40-47, 86-87; Atatürk’ün Bütün Eserleri, C. 23, s. 17-24, 58-59

Çok açıkça görüldüğü gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletini tanımlarken “din bağına” yer vermiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin “laik” olduğunu belirtiyor. Laik Cumhuriyetin ise “din ve vicdan hürriyetine” saygılı olduğunu anlatıyor. 1924 Anayasası’nın milleti tanımlayan 88. maddesinde de Türkiye halkına, “din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla” Türk denildiği belirtiliyor.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları