loading
close
SON DAKİKALAR

‘Güçlü bir toplumsal muhalefet sergilenmezse bundan sonraki seçimler adil olmayacaktır’

‘Güçlü bir toplumsal muhalefet sergilenmezse bundan sonraki seçimler adil olmayacaktır’
Tarih: 28.08.2017 - 12:31
Kategori: Gündem

CHP’nin Çanakkale Kocadere Kamp Alanı’nda düzenlediği Adalet Kurultayı'nın 3. gününde 'geçimde adalet' konulu panel gerçekleşti.

CHP’nin Çanakkale Kocadere Kamp Alanı’nda düzenlediği Adalet Kurultayı'nın 3. gününde 'geçimde adalet' konulu panel gerçekleşti.

Yöneticiliğini Zekeriya Temizel’in yaptığı panele konuşmacı olarak Prof. Dr. Korkut Boratav, Faik Öztrak, Abdüllatif Şener, Nesrin Nas, Prof. Dr. İbrahim Halil Sugözü, Prof. Dr. Mete Gündoğan katıldı.

Geçimde Adalet panelinde konuşan hocaların hocası olarak bilinene Prof. Dr. Korkut Boratav, “2001’de Türkiye servetinin dağılımında en varlıklı yüzde 1’in elindeki pay yüzde 38’di. 2014’te bu 54,3’e çıktı” dedi. 

Abdüllatif Şener ise, “Kurumlar doğru işlemiyorsa çağdaş, demokratik değerlere uygun kurumsal yapılar kurulmamışsa demokratik kurumlar ortadan kaldırılıp denetim sistemleri tamamen tahrip edilmişse orada geniş kitlelerin yoksullaştığı süreci derinden duyacağımızın ayak izlerini görmeye başlayacağızdır” ifadelerini kullandı.

Paneldeki konuşmalardan bazıları özetle şöyle:

Faik Öztrak: Nihai hedefimiz demokratik parlamenter rejime güçlendirilmiş şekilde dönüş olmalıdır

“Tarih ders alınmadığı takdirde tekrar eder. 1932 yılında Nazi partisine oy verenler, 1946’da Çekoslavakya Komünist Partisi’ne oy verenler bunun oy verdikleri son serbest seçim olduğunun farkına varamadılar. Üzülerek söylemeliyim Türkiye’de bu açık tehdit artık kendisini gösteriyor. Eğer tedbir almazsak bizde de yapılan son serbest seçim 7 Haziran 2015 seçimleri olabilir.

Güçlü bir toplumsal muhalefet sergilenmezse bundan sonra yapılacak hiçbir seçim serbest, adil ve eşit olmayacaktır. Adalet arayan bu kurultayı, yaptığımız yürüyüşü bu nedenle çok önemli buluyorum. Bu kurultayın başarısını ortak bir yol haritası içeren toplumsal bir sözleşmeyi ortaya koyabilmesi belirleyecektir. Bu yol haritasında yapılan hileli halk oylaması ve onunla getirilen ucube rejim toplum vicdanında gayrimeşrudur. Nihai hedefimiz demokratik parlamenter rejime güçlendirilmiş şekilde dönüş olmalıdır. Bu nedenle önümüzdeki seçimlerin adil ve serbest şartlarda yapılmasını sağlayacak yeni bir kurumsal çerçevenin derhal getirilmesini zorlamak zorundayız. En önemli işlerden biri budur. Devlet ve iktidar arasındaki mesafeyi yok eden, saydamlığı engelleyen tek adam rejiminin önünü açan bir seçimi kabul etmemiz mümkün değildir. 

Mevcut iktidar iktidarı elden bırakmamak için bir yalan sistemi kurmuştur. Bu yalan sistemine karşı gerçeğe sahip çıkmalıyız. Gerçeklere sahip çıkmak özgürlüğümüze sahip çıkmaktır.” 

Abdüllatif Şener: . İnsanlık tarihi boyunca en büyük istismarların yapıldığı, en büyük cinayetlerin vahşetin yaşandığına şahit oluyoruz

“Geçim ve adalet insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlık tarihinin değişik dönemlerinde değişik dinler, ideolojiler, doktrinler ortaya çıkmıştır. İslam dini de adalet dinidir. Adaletle ilgili çok sayıda ayet, hadis vardır.
Hangi dinde hangi kurallar olursa olsun hangi ideoloji olursa olsun hangi partinin söylemlerinde ne bulunursa bulunsun önemli olan o din o parti adına toplumsal kültürün neyi ördüğüdür. Bir din bölüşümde adaleti istediği halde o dinin tarihinde en güçlü dönemlerde bile adaleti görmüyorsanız onun farklı bir şey olduğunu düşünmemiz lazım. İnsanlık tarihi boyunca en büyük istismarların yapıldığı, en büyük cinayetlerin vahşetin yaşandığına şahit oluyoruz.
Geçimde adalet deyince, sermaye belli ellerde temerküz ettiğinde anayasaya, tüm etik değerlere aykırı olarak talan edilirse burada geçimde adaletin yakalanamayacağı toplumsal düzen inşa edilmiş demektir. Soyguna, talana, yolsuzluğa hayır demek geçimde adalet isteyenlerin en temel hakkıdır.
 
Kurumlar doğru işlemiyorsa çağdaş, demokratik değerlere uygun kurumsal yapılar kurulmamışsa demokratik kurumlar ortadan kaldırılıp denetim sistemleri tamamen tahrip edilmişse orada geniş kitlelerin yoksullaştığı süreci derinden duyacağımızın ayak izlerini görmeye başlayacağızdır.

16 Nisan’da sandıktan evet çıktığı ilan edildi. Türkiye’de düzen değişti. Denetim, denge mekanizması ortadan kalktı. Tek kişi her şeye hükmeder hale geldi. 2019’dan itibaren tek kişi mutlak suretle hem yargıya hem yasama organına hakim olacaktır hem de ekonomi kaynaklarını istediği gibi toplayıp dağıtacaktır. Gelirde adaletin sağlanabileceğini, zengin yoksul arasındaki farkın kapanabileceğini düşünebilir misiniz? İmkansız. Onun için Adalet Yürüyüşü, Adalet Kurultayı bu tehlikeye işaret ediyor Bir numaralı gündemin adalet olduğu inancıyla bu eylemler devam etmelidir.”

Prof. Dr. Korkut Boratav: Tüürkiye servetinin dağılımında en varlıklı yüzde 1’in elindeki pay 54,3’e çıktı

“1970’lerin sonlarında Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Bülent Ecevit Başbakandı. O ortamın bazı hatırlatmalarını yapacağım. 70’li yıllar Türkiye’sinde askeri darbeden demokrasiye geçtiği dönemin yıllarıdır. Yunanistan, İspanya ve Portekiz de o dönemden geçiyordu. Türkiye tamamen o ülkelerin dönüşümüyle anılıyordu. Kaderimizin paralel seyredeceği düşünülüyordu. 40 yıl atlayın bugüne bakın Türkiye nerde. Türkiye, mezhep mücadelelerinin orta yerinde üstelik bunlara aktif katkı yapan bir Ortadoğu ülkesi olarak algılanıyor.

Hayatım boyunca Avrupa ve batı ittifakının Türkiye toplumuna felaket ve problem getireceğini savundum. O yüzden NATO ittifakına hep karşı çıktım. AB’ye de karşı çıktım.
 
Demokratikleşmeyi, bir anlamda siyasetten, fikir hayatında, ideolojide yasakların ortadan kaldırılması olarak anlamalıyız. Türkiye Cumhuriyeti tarihi nokta nokta o olgunlaşma sürecini yaşamıştır. 1946’da demokratikleşmeye geçişin kritik ve olumlu adımı olan çok partili hayata geçiş ne yazık ki Türkiye’de solu tasfiye ederek, susturarak, yasaklayarak gerçekleşmiştir. Komünizmle mücadele sloganı adı altında her türlü sol düşünce yasaklanmıştır.
60’lardan Türkiye ekonomisi Avrupa ve batı toplumlarının, kapitalist sisteminin altın çağı adlandırdığı döneme denk gelir. Altın çağın büyük bir toplumsal uzlaşması var. Emek ve sermaye arasında hakça paylaşması vardı.
Türkiye’nin kendi bünyesinde ekonomi yönetimine o tarihte verilen isim karma ekonomidir. Başlık altında 80’e kadar gelen dönemin büyüme oranı yüzde 6’dır. Türkiye’nin en hızlı büyüme dönemlerinden birini temsil eder. 80 sonrası liberal dönemde bu oran düşmüştür. 

Türkiye toplumunun küçük ve orta boylu dünya ekonomisinin genel seyri içinde olağanüstü bir başarı sağlanmıştır. Emekçilerin örgütlenmediği düzen demokrasisi eksik bir düzendir. 

Özal’ın başkanlık adımlarını atan ilk siyasetçi olduğunu hatırlayalım. Kamu varlıklarının nasıl özel mülkiyete dönüştürüldüğünün, bedelinin çok altında değerlerle satıldığını hatırlayalım. 

Sonra bugüne gelelim. 2001’de Dünya Bankası, IMF krizi sırasında vurgun, avanta sistemlerini frenleyen ihale yasası 40 kere değiştirildi.

2001’de Türkiye servetinin dağılımında en varlıklı yüzde 1’in elindeki pay yüzde 38’di. 2014’te bu 54,3’e çıktı. 

***
Türkiye halkının yüzde 99’ı müslüman diyenler müslüman halkın yüzde 41’inin CHP’ye oy verdiğini unutmasınlar. Cumhuriyet değerleriyle Müslümanlığın hiçbir şekilde çatışma içinde olmadığını gösteren bir olgudur bu. Sadece CHP değil, CHP’nin solunda radikal sol, devrimci sol var. Türkiye toplumunun parlamenter demokraside solcu, okumuş yazmış, CHP’nin solunda, sendikalarda, tarlalarında örgütlenmiş çok çeşitli devrimci sol vardır. Bu CHP’yi de solda tutmuştur. Bu iki sol kanadın 70’li yılların ikinci yarısında birlikte yükseldiği dönemdir. Emperyalizm tarafından bu dönüşüm önlenmek istendi. 12 Eylül tahribatı radikal solun üzerine oldu. 1989’da SHP 12 Eylül ve neoliberal tahribatı telafi eden bir söylemle 1. parti oldu ama sürdüremedi çünkü kendi solu tasfiyeye uğramıştı.”

Özlem Çoban









ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları