loading
close
SON DAKİKALAR

Haluk Koç AKP’ye ''Yiyin efendiler yiyin'' dizeleriyle seslendi

Haluk Koç AKP’ye ''Yiyin efendiler yiyin'' dizeleriyle seslendi
Tarih: 13.03.2013 - 19:14
Kategori: Siyaset

CHP Sözcüsü Haluk Koç AKP’ye Tevfik Fikret’in ''Yiyin efendiler yiyin'' dizeleriyle seslendi...

“Şimdi, İmralı hapşırırsa, Ankara’da grip olma modası çıktı. Yeni moda bu konuşmamak için.”

-“Öncelikle görevini yaparken kaçırılmış, rehin tutulmuş kamu görevlilerimizin, kaymakamımızın, polisimizin, askerlerimizin özgürlüklerine kavuşmasından mutluyuz. Ailelerine göz aydınlığı veriyoruz.”

-“Silivri manzaraları. İçler acısı. Mahkeme başkanı, ‘komutanlar atın bunları dışarı’ diyor. Kim onlar? Avukatlar. Coplar, yumruklar, tekmeler mahkeme salonunda. Stalin döneminde böyle yargılanma olmamış.”

-“Reddi hakim talebinde bulunuluyor. Reddi hakim talebini reddedilen hakimler reddediyor. Tanıklar dinlenmiyor, sahte olduğu kanıtlanan cd’ler, gizli tanıkların anlatımı esas alınıyor, savunma yaptırılmıyor”

-“CHP darbelerin mağdurudur. AKP’nin ise darbelerden hiçbir mağduriyeti olmamıştır. Bilakis önleri açılmıştır, onların yetişecekleri tarlalara bilinçli olarak tohumlar ekilmiştir.”

-“Hiçbir CHP’li, hiçbir zaman Esad’a, kardeşim Esad dememiştir. Hiçbir CHP’li, Esad ailesiyle birlikte tatil yapmamıştır. Ortak bakanlar kurulu düzenlememiştir. CHP, Suriye’nin yaşadığı sorunları Suriye halkı çözmelidir demiştir.”

-“CHP’nin çözümü yok, CHP yol göstermiyor diyorlar. Allah aşkına, 12 yıldır iktidarda olan AKP’nin açılımdan ne kast ettiğini, madde madde bir AKP’linin ağzından duyabildiniz mi?”

-“Başbakan, ‘Bana taşeronlaşmayı sendikacı önerdi’ diyor. Öğrenmek istiyoruz, emeğin sömürülmesine, emeğin satılmasına, sosyal haklardan mahrum bırakılmasına, iş güvencesinin yok edilmesine hangi sendikacı teşne oldu. Emekle, emekçinin üzerinden, emeğin üzerinden Başbakan’la iş tutan sendikacılar kimler?”

CHP sözcüsü Haluk Koç MYK Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yapt AKP’ye Tevfik Fikret’in “Yiyin efendiler yiyin “ dizeleriyle seslendi ve gazetecilerin sorularını da şöyle yanıtladı

“Merhabalar arkadaşlar. Hepinize iyi günler, iyi çalışmalar diliyorum. Şuanda Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu haftalık olağan toplantısı içerisinde. Siyaset oldukça yoğun. Esas aktörler bir kısmı hastalık dolayısıyla bu haftanın siyaset sahnesinden biraz uzaktalar. Kendilerine şifa diliyoruz, acil şifa diliyoruz soğuk algınlıklarının geçmesi için.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle PKK’nın elinde rehin tutulan, kaçırılan kamu görevlilerinin şuan itibariyle serbest bırakıldığı haberleri ulaştı. Öncelikle bütün bu kaçırılan ve bunca yıldır PKK’nın elinde zor koşullarda tutulan bu kişiler için memnuniyetimizi ifade ediyoruz, ailelerine göz aydınlığı veriyoruz evlatlarına kavuştukları için.

Bundan sonrasında haftanın olağan akışı içerisinde oldukça çok başlık var. Bir kısmına kısa kısa değineceğim.

Biliyorsunuz dün 12 Mart’tı. 12 Mart önemli bir tarih. Hep 28 Şubat, 27 Nisan olmamış darbeler antolojisi üzerinde çalışan bir Türkiye siyaset gündemi var. Ama baktığınız zaman 12 Mart oldukça önemli bir kilometre taşı darbeler tarihinde. 12 Mart’ta ne olmuştu? 61 anayasasının açtığı yolda örgütlü bir toplum oluşmuştu. Sendikal hareketlilik, sendikal örgütlülük, planlı kalkınma dönemleri, Türkiye’nin sola, sosyal demokrasiye açılışı, toplumsal taleplerin yükselmesi. Yani Türkiye bir siyasal dönüşüm yaşamaya başlamıştı. O tarihte o sabah o muhtırayı verip darbeyi yapan kişi zamanın Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın şu sözü çok önemlidir. Türkiye’de sosyal uyanış ekonomik kalkınmanın önüne geçmişti. Bu ne demektir? Yani Türkiye örgütlü toplum yapısıyla hak peşinde, emek peşinde solla tanışarak solun siyasette güçlü olmasına giden bir dönemdeydi. O gün Türkiye’ye verilen çift kutuplu dünyadaki görev farklıydı ve belli odaklardan yönlendirilen bir 12 Mart girişimi olmuştu.

Değerli arkadaşlarım, peki Cumhuriyet Halk Partisi ne yapmıştı? Ezbere konuşurlar ya Cumhuriyet Halk Partisi darbelerin yanındadır, Cumhuriyet Halk Partisi şudur, budur. Yakın dönem siyasi tarihi analiz etmekten dahi yoksun olanlar 12 Mart’ta da, 12 Eylül’de de en büyük acıyı bu ülkenin devrimcileri, demokratları, yurtseverleri ve siyasal parti olarak da Cumhuriyet Halk Partisi görmüştür. 12 Mart darbesi verildiğinde Cumhuriyet Halk Partisi muhalefette. Sandıktan çıkan sağ liberal iktidarlar demin söylediğim toplumsal uyanışı engelleyemiyorlar ve darbe zorunlu hale geliyor Türkiye’nin o günkü görevi kapsamında ve Cumhuriyet Halk Partisinde bir ses yükseliyor. Bu muhalefette olmasına rağmen bu demokrasiye karşı yapılmıştır, doğrudan bize karşı yapılmıştır. Rahmetli Eski Genel Başkanımız Bülent Ecevit’i anmak istiyorum. Ve görevinden istifa ediyor. Evet Cumhuriyet Halk Partisinden hükümet kuruluyor. Ama istifa ederek Nihat Erim Cumhuriyet Halk Partisinden o hükümeti kuruyor ve Cumhuriyet Halk Partisi de orada ciddi bir yol ayrımına giderek demokrasi yönünde tavrını koyarak gittikçe yükselen ivmeyle 73 ve 77 seçimlerini birinci parti olarak bitiyor.

Değerli arkadaşlarım, bunu niye söyledim? Bunu hala 12 Eylül 80 darbe hukukunun arkasına saklanarak, o darbenin getirdiği yasaları tedavülde tutarak Türkiye’de gerçekleşmiş darbelerle uğraşmayı bir kenara bırakmış, gerçekleşmiş darbelerin mağdurlarıyla uğraşmayı bir kenara bırakmış, gerçekleşmemiş, olmamış darbelerin peşinde intikam için koşan bugünkü iktidar için söylüyorum. Hiçbir mağduriyetleri olmamıştır bu süreçlerde. Bilakis önleri açılmıştır, onların yetişecekleri tarlalara bilinçli olarak tohumlar ekilmiştir. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ikincisi Suriye. Herkes konuşuyor. Sulardan sorumlu bakan bile konuşuyor. Veysel Eroğlu. CHP için şöyledir, böyledir.

Değerli arkadaşlarım bakın, Cumhuriyet Halk Partisi ulusal çıkarlarımız için göze alamayacağı hiçbir şey yoktur. Bunu Başbakan, yanındaki koro ve kendine sulardan sorumluluk yanında böyle bir konuda konuşmayı da vazife edinmiş Veysel Eroğlu isimli Sayın Bakanda çok iyi dinlesin. Uluslararası ilişkilerde zaman zaman gerginlikler olabilir. Başka ülkelerle sorunlarda yaşanabilir. Bu sorunlar çok daha ileri boyutlara da taşınabilir. Fakat komşunuz olan bir ülkeyle doğrudan ya da dolaylı ilişkiler hiçbir zaman sıfırlanmaz. Bu durum kendi ülkemizin çıkarlarına bir ihanettir. Bir temas kapısını, diyalog kapısını sürekli olarak açık tutmak gerekir. Bütün dünya, bakın bütün dünya hala ya doğrudan ya da dolaylı olarak Suriye’yle konuşabiliyor. Ya doğrudan ya dolaylı olarak. Buna ABD’de de dahil. BM, AB, Avrupa Konseyi. Rusya, Çin, İran’ı saymıyorum. Bütün ülkeler, bütün aktörler. Niçin? Kendi devletlerinin, kendi kuruluşlarının, halklarının çıkarlarını koruma imkanını kaybetmemek için. Dünyada bir tek AKP hükümetinin Suriye’yle teması yok. Konuşamıyor. Bütün kapıları kapatmış durumda. Bırakın büyük devletleri yeni kurulmuş küçük pasifik okyanusundaki adacık devletlerinde bile böyle bir dış politika yürütülmüyor.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim Suriye’deki her kesimle temasımız var. Diyalog kapısını da hiç kimseye kapatmadık. Hiçbir zaman doğrudan Esad’ı destekleyen bir açıklamamız olmamıştır. Hiçbir zaman Esad’a Cumhuriyet Halk Partili bir yetkili kardeşim Esad dememiştir. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili Esad ailesiyle birlikte tatil yapmamıştır. Ortak bakanlar kurulu düzenlememiştir. Ne demiştir Cumhuriyet Halk Partisi? Suriye’nin yaşadığı sorunları Suriye halkı çözmelidir demiştir. Suriye’ye dışarıdan bir müdahale yapılacak olursa uluslararası meşruiyet, uluslararası hukuk çerçevesi mutlaka gözönüne alınmalıdır demiştir. Tıpkı 1 Mart 2003’te Irak müdahalesinde olduğu gibi. Sadece Suriye’yle değil diğer komşularımızla da ilişkilerimizin iyi olmasının altını hep çizdik, çizmişizdir.

Değerli arkadaşlarım, dış politika, bu söyleyeceğim önemli. Dış politika başka ülkelerin çıkarları üzerine hiçbir zaman inşa edilemez. Türk siyasi geleneğinde de böyle bir tavır yoktur, olmamıştır. Dış politikada duygusallık yoktur. Ülkelerin çıkarları vardır. Ortadoğu’da dış politika din ve mezhep eksenli yürütülmez, yürütülemez. Dış politikada Başbakanı kast ederek söylüyorum. Kişisel hırslar, çıkarlar, beklentiler ülkenin politikasına yön veremez, vermemelidir.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan şunu söylüyor. 27 Şubat 2013 çok yakın iki hafta önce. Şuana kadar uluslararası camia maalesef Suriye konusunda kendisinden beklediği tepkiyi koydu diyemeyiz. Bu kenarda kıyıdaki iki üç ülkenin sırtına kalmış durumda. Kim bu kenarda kıyıdaki iki üç ülke? Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye. Başbakanın Şubat sonunda yaptığı açıklama.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi olarak deminde vurguladım hiçbir zaman tek boyutlu bakmıyoruz. Suriye muhalefetiyle de görüşüyoruz. Arap baharı toplantısı düzenledi Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul’da. Suriye muhalefeti de davet edildi. Suriye muhalefeti burada Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Faruk Loğoğlu’yla da görüştü, düşüncelerini iletti. Peki bugün Suriyeli muhaliflerde Esad’la görüşebiliriz diyor biliyorsunuz. Yolunu, yöntemini arıyorlar. Peki Cumhuriyet Halk Partisinin ne işi var orada? Sayın Şafak Pavey’in mektubunu da getirdim. Kendisi zaten basına açıkladı. Çok net ve açık. Orada Suriye zindanlarındaki Türk gazetecileri arkadaşlarımız bir kez daha kurtarmak, durumlarını aydınlığa çıkartmak için gitti. Eğer sulardan sorumlu bakan, Başbakan, yanındaki koro çok merak ediyorsa Kaddumi’nin eşi Arzu Kaddumi’ye telefon edebilir. Şafak Pavey’le konuşmalarını sorabilir. Cumhuriyet Halk Partisinin insani boyutta bu arkadaşlarımıza Cüneyt olayında olduğu gibi katkı sunma isteğini görebilir.

Değerli arkadaşlarım, ilginç hastalıklar haftasını geride bırakıyoruz. Eş zamanda eş sorumluluğu olan kişilerin eş hastalıkları. Aynı anda bir hastalık olayı siyasette konuşmama tablosunu ortaya çıkarttı.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan, hükümet belli gelişmelerde sır küpü. Şimdi her söylediğinde keramet aranan Başbakan Yardımcısı şimdi canlı yayında, ben toplantıya gelmeden önce. Bu konuda konuşamayız, bu konuda bilmiyoruz, bilgimiz yok. Başbakan Yardımcısı.

Değerli arkadaşlarım, kapat, konuşma, sorgulama, yazma, yazdırtma, üstüne gitme. Sloganlar bunlar. Peki bütün bunları yakın zamanda. Dün Sayın Genel Başkanımız değindi grup konuşmasında bir Uludere faciası yaşandı. Uludere boşlukta kalmayacak diye kükreyen bir Başbakan vardı. Doldu mu içi o raporda? 34 yurttaşımız nasıl öldürüldü cevap yok. Suriye’de uçağımız düştü. Suriye’de mi düştü, Suriye dışında mı düştü, ne için görevli gitmişti? Bütün bunlar tartışıldı, şu oldu, bu oldu. Var mı kamuoyunu tatmin eden bir açıklama? Kapalı kutu, sır. Afyon’da cephanelik patladı. 25 aslan parçası evladımız parçalandı, şehit oldu. İnceleme, sorgulama, üstüne gitme. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına, Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğine dava açma girişimleri. Sonuç? Afet kurbanı ilan edildi.

Değerli arkadaşlarım, bu süreçlerin üzeri örtülüyor, hepsinin üzeri hepsinin. Bir sır, konuşma, sorgulama, yazma, yazdırtma. Böyle bir noktadan gidiyoruz.

Şimdi baktığınız zaman son gelişmelerle de ilgili. Evet Kürt kardeşlerimizin, Kürt yurttaşlarımızın demokratik bazı talepleri var. Bunları her zaman altını çizerek söylüyoruz. Demokratikleşme sorunumuz var. İnsan hakları ihlalleri yaşandı, yaşanıyor. Birçok boyutu var Uludere dahil. Hukuk devleti algısında bozukluklar var. Hukuk devleti boşluğu var, yargının bağımsızlığı tartışılıyor. Ekonomik sorunları var, kültürel sorunları var, sosyal sorunları var, güvenlik sorunu var. Bu sorunla içiçe geçmiş uluslararası politika ilişkilendirme sorunları var. Bütün bunlar var. Bütün bunların tartışılması gerekir. Siyasetin gündemi bu. Meşru zeminde siyasal ve toplumsal mutabakat arayarak Kürt yurttaşlarımızın bu taleplerinin Cumhuriyet Halk Partisi hukuk devleti kuralları içerisinde meşru zeminde tartışılmasından yana. Bunun altını söyledik. Korolar çok. Yurttan sesler. Zaman zaman yurtdışından seslerde bu korolara katılıyor. Efendim Cumhuriyet Halk Partisi niye destek vermedi? Açıkça söylüyoruz. Türkçe konuşuyoruz. Kelimeleri yan yana anlamlı bir şekilde getirerek konuşuyoruz. Siz eğer devlet zorunlu durumlarda hukuk dışına çıkabilir mi? Bu soruyu soruyorsanız bu bir siyasi ahlak sorusudur. Meşru bir devlet sorunlarına gayrimeşru çözüm aramaz, arayamaz. CHP’nin tutumunu söyledim. Alt başlıkları da söyledim. Kürt kardeşlerimizin, Kürt yurttaşlarımızın talepleri konusunda. Hukuk devleti sınırları dışına çıkarak bir çözüm arayışı içinde olanlar tarihten maalesef ders almayanlardır. Bugün hukuk dışına çıkarak sorunların çözülebileceğini savunanlarla geçmişte faili meçhullerle dolu karanlık dönemi devlet zaman zaman hukuk dışına çıkma hakkı vardır diyerek meşrulaştıran zihniyetleri hatırlıyorsunuz değil mi? Faili meçhuller tartışıldığında canım devletin zaman zaman hukuk dışına çıkma, gayri meşru alanlarda iş tutma hakkı vardır diyenleri hatırlıyorsunuz. Aynı çizgiye düşüyorsunuz o zaman. Hiçbir mazeret hukuk dışına çıkmanın gerekçesi olamaz. Dün faili meçhul cinayetlerine mazeret arayanlarla aynı konuma düşersiniz. Söylediğimiz budur. Kısaca hukuk yoksa orada devlet tartışmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, tabi basınında durumuna değinmek zorundayız. Kötü bir dönem yaşıyoruz. Sizler her zaman ilk kademede emek veren, sizleri her zaman tenzih ederek söylüyorum. Bu dönem 10 yıl sonra, 15 yıl sonra çok inceden inceye değerlendirilecek. Bir dönemin andıçları gibi bu dönemin hükümet medya ilişkileri, Başbakanlık basınla ilişkili bölümler, iktidar partisinin basınla ilişkili tavrı, tutumu. Bütün bunlar belgelenecek değerli arkadaşlarım. Ağır vebal altında Türkiye’de bugün medyada görev yapan ve bu iklimin yaratılmasına olanak sağlayan sorumlulara söylüyorum. Bir kesim daha var bu arkadaşlarımızın içinde. Üzülerek görüyorum onların sorununu da yine biz sahipleniyoruz bugün. Bir dönem bize statükocu diyerek, yüklenerek gerçekten AKP ile demokratikleşilebileceğini savunarak, pembe diziler şeklinde Başbakandan demokrat yaratmaya çalışarak kalemlerini kullananlar, köşelerini kullananlar, vicdanlarını karartarak buna inananlar. Sonuçta yetmez ama evet diye kampanya yapanlar. Şimdi geldiğimiz noktada herhalde bir özeleştiri yapıyorlar uğradıkları davranışlar karşısında. Yazıları sansürleniyor. Yazıları gazetelerinde alışık olduğumuz köşelerde çıkmamaya başlıyor. Engelleniyorlar.

Değerli arkadaşlarım, şimdi Başbakan kendisinin meşrulaşma aracı olarak sizin liberal tavırlarınızı kullandı. Şimdi siz yetmez ama evet diye ona her türlü desteği verdiniz. Başbakan şimdi yetti yeter artık diyor. Acı bir tablodur. Ders almak gerekir Brecht’in meşhur sözünü hatırlıyorsunuz. Şunu aldı, bunu aldı, kimse ses çıkartmadı. Sıra bana geldiğinde arkada konuşacak kimse kalmamıştı. Bir diktatör imal eden bir süreçteyiz. Bir baskıcı devlet yapısının sorumsuz, her dediğini yapmak isteyen, denetlenmek istemeyen bir diktatör üretme sürecinde Türkiye. Buna karşı koymalıyız. Bunun siyasi mücadelesi tek başına Cumhuriyet Halk Partisi tarafından taşınır, üstlenilir, yapılır. Ama diğer unsurlarında bu mücadeleye, bu diktatör imal etme mücadelesine karşı tavırlı olması gerekir.

Değerli arkadaşlarım, Silivri manzaraları. İçler acısı. Mahkeme başkanı, komutanlar atın bunları dışarı. Kim onlar? Savunma hakkı talep eden avukatlar. Tanık getirmiş. Daha önce CMK’daki getirilen tanık dinlenir ibaresini söyledim. Dinlenebilir değil. Bütün bunlara adil yargılanma hakkının her boyutta ihlali. Ve bir sıkıyönetim mahkemesi, mahkeme başkanının emirleri, robokoplar giriyor, coplar, yumruklar, tekmeler mahkeme salonunda. Stalin döneminde böyle yargılanma olmamış.

Değerli arkadaşlarım, reddi hakim talebinde bulunuyorlar, reddi hakim talebini reddedilen hakimler reddediyor. Yine Leman’a, Gırgır’a, Penguen’e iş çıktı. Böyle bir manzara, bunları kabul etmek ve taşımak mümkün değil.

4.yargı paketi bir başka boyut. 4.yargı paketi maalesef daha önce söylemiştik, meclise teslim edilmeden. Dağ fare doğurdu demiştik. Aynen o şekilde. Şimdi bakın kamuoyuna mal olmuş siyasi davalarda uzun tutuklulukla içeride tutulan kişilerin durumuna ilişkin bir çözüm yok. Çünkü silahlı terör örgütüne üye olmaktan sanıklar. 76-77 yaşında Mehmet Haberal hoca silahlı terör örgütüne üye. Şimdiye kadar vicdanlı ve kalemini kullanmış Mustafa Balbay terör örgütüne üye. Engin Paşayı da söyleyelim, terör örgütüne üye.

Bunlara hiçbir şey getirmiyor. Uzun tutukluluk sürelerine ait bir düzenleme yok. Kamuoyu yanlış bilgilenmez. Yapılan değişiklikler, tutuklama şartları ve sürelerine ilişkin bir değişiklik içermediğinden eline hiç silah almamış, sadece yazı yazmış gazeteci örneğin, Balbay’ın hukuki durumu bu pakette değişmiyor. Tutuklu milletvekilleri için bir değişiklik yok. Propaganda suçlarında cebir şiddet yoksa suç olmaktan çıkartılmış, birkaç madde var. Kanuna aykırı eğitim kurumu açmak suç olmaktan çıkartılıyor. Böylece tekke ve zaviyelerin yolu açılıyor. Yani kafamın arkasındakilerden birini daha yavaş yavaş bir reform adı altında soslayarak geçirmeye çalışıyorlar.

Bu paketin tek olumlu yanı, işkence suçlarında zaman aşımının kalkması. Bu öteden beri CHP’nin de savunduğu bir husus. Yani özgürlüklerle lehine bir düzenleme yok. Tersine hukuk kullanılarak siyasi rövanş alınmak için açılmış davalar ve tutuklularda bir değişiklik olmayacak.

Değerli arkadaşlarım, son iki konu; Başbakan dedi ki, bu çok önemli hafta sonunda TOLEYİŞ Sendikası Genel Kurulundaydım İstanbul’da. Bütün sendikacılar oradaydı hemen hemen. Başbakanın şu sözü gündeme damga vurdu. Bir kere daha bunu CHP adına dile getiriyoruz. Başbakanın ifadesi şu idi; taşeronlaşmayı bize sendikacılar önerdi. Hatırlıyorsunuz değil mi? Taşeronlaşma, taşeron işçi kavramını sendikalar önerdi.

Şimdi açıklıkla soruyoruz; bu ülkede 3 tane büyük işçi konfederasyonu var. Türk-İş, DİSK, Hak-İş. Normal sendikasını hepsini sayıyoruz. Şimdi açıklıkla çıksın söylesin sendika başkanları. İçinizden Başbakana taşeronlaşma müessesesini uygulayın önerisini yapan var mı yok mu? Ya da Başbakan çıksın, sayfanın diğer yanında. Çık, Başbakan! Bana şu sendikacı bunu önerdi de. Sözlerinin arkasını getir. Emeği temsil ettiğini söyleyen hangi sendikacı? Emeğin sömürülmesine, emeğin satılmasına, sosyal haklardan mahrum bırakılmasına, iş güvencesinin yok edilmesine hangi sendikacı teşne oldu.

Ya bunu söyleyen sendikacı varsa çıksın söylesin ya da Başbakan bana şu bunu teklif etti diye mertçe söylesin. Kimse karnından konuşmasın. Bunu emeğiyle geçinen milyonlarca insan, taşeronlaşma altında ezilen binlerce emekçi merak ediyor soruyor. CHP adına soruyoruz, kim bu sendikacı ya da sendikacılar? Söyle. Emekle emekçinin üzerinden emeğin üzerinden Başbakanla iş tutan sendikacılar kimler? Ya siz söyleyin ya Başbakan açıklasın.

Değerli arkadaşlarım, son nokta; basında yer aldığı için söylüyorum. İsviçre’nin Bern Büyükelçiliğindeki basın ataşesi. Müktesebatı ortada. Buraya not aldım. 12 bin lira maaş alıyor. Bir tek yabancı dil bilmiyor. Herhalde empati yaparak gazete haberlerini yansıtıyor, okuyor. 6 bin dolara tercüman tutuluyor. Hanımefendi eşi de bir başka görevle 8 bin dolarla orada. SPK Türkcell yönetimine eski enerji bakanı Hilmi Güler’le eski kültür bakanı Atila Koç’u ve bir başka yandaş kişiyi atıyor. Yüksek temettü geliri olan yönetim kurulu üyelikleri. Sayın Atila Koç herhalde uyumadığı zamanlarda bu yönetim kurulu üyeliğini de deruhte edecekler.

Değerli arkadaşlarım, üniversitenin durumu ortada. Yani alabildiğine bir kadrolaşma. Herkesin gözünün içine baka baka, herkesin gözünün önünde, vicdanının ortasında. Emekli milletvekili maaşınız yetmiyor mu? Sayın Hilmi Güler’le Sayın Atila Koç’un telekomünikasyon konusunda özel bir bilgileri de var biz bilmiyor muyuz? Sadece yandaş olacak o. Yazıktır.

Şimdi üçüncü dönemi biten milletvekilleri var. Artık belediye başkanı mı olmak istersiniz, vali mi olmak istersiniz yoksa büyükelçiliklere mi atanmak istersiniz? Nasılsa liyakat önemli değil. Yeterlilik önemli değil. Nitelik önemli değil. Sadece iktidara bağımlılık önemli.

Değerli arkadaşlarım, bu basın toplantısını Tevfik Fikret’in son söylediğimden sonra Tevfik Fikret’in şu meşhur han yağma şiirinin son iki bölümüyle bitirmek istiyorum;

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı can-feza sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malini
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-neva sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Tevfik Fikret herhalde bugünleri hesap ederek de bu dizeleri kaleme almış.

Evet, değerli arkadaşlarım. Sizlerin ek soruları varsa yanıtlayabilirim.

Soru- Parti Meclisinin olağanüstü toplanacağı belirtildi. Parti Meclisinde çözüm süreci konusunda bir görüş ayrılığı olduğunu düşünüyor musunuz? İkinci olarak da gençlik kolları olağanüstü kurultaya gidecek mi? Tarihi belirlendi mi?

Haluk KOÇ- Gençlik kollarıyla ilgili Tüzükte herhangi bir şey yok. Birazdan gençlik kolları başkanımızda bilgi verecek. MYK bu konuda bir karar almadı. Bir kurultay şimdilik benim edindiğim bilgiye göre gözükmüyor. Bundan sonrasında yukarıda katılacağım toplantıya.

Cumartesi günkü Parti Meclisi toplantısına gelince bir görüş ayrılığı yok. Biliyorsunuz geçen Parti Meclisi toplantımızda Sayın Genel Başkanımız İstanbul’da Müslüm Gürses’in cenaze törenine katılması gerektiğinden buradaki toplantıya katılamamıştı. Burada son değerlendirmeleri kendisinin de başkanlık edeceği bir toplantıda tekrar ele almayı uygun gördük. Hep beraber bunu belirledik. Bir görüş ayrılığı yok. Ben süreçle ilgili CHP’nin tavrını bir kere daha açıkladım. Malum koraya karşı CHP hukuk çerçevesinde Kürt yurttaşlarımızın değişik taleplerinin, hukuk devleti, insan hakları ihlali, demokratikleşme, ekonomik, sosyal, kültürel tüm boyutlarıyla beraber meşru siyaset zeminin de meşru siyaset aktörleriyle milletin önünde şeffaf görüşülmesinden yana bir siyasal mutabakat zemininden ve bir toplumsal mutabakat zemininin yaratılmasından yana.

Efendim, CHP’nin çözümü yok, CHP yol göstermiyor. Allah aşkına 10 yıldır iktidarda olan, 12 yıldır iktidarda olan bir siyasi yapının Sayın Atalay Beşir’e de sormak lazım. Bu açılımdan ne kast ettiğini? Madde madde. Bir AKP’linin ağzından duyabildiniz mi? İmralı hapşırırsa şimdi Ankara’da grip olma modası çıktı. Yeni moda bu konuşmamak için.

Cumartesi günkü toplantı CHP’nin tekrar Sayın Genel Başkanın durumu değerlendirmesinden ibaret olacaktır.

Soru- Kamu görevlilerinin serbest bırakılması sırasında bir PKK’lının, PKK’lı bir yönetici diyelim artık. Bir yöneticinin söylediği bir ifade var. Karşılık beklemiyoruz diyorlar. Sizce bu ifadeler inandırıcı mı? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haluk KOÇ- Deminden beri söylediğin noktada, öncelikle görevini yaparken kaçırılmış, rehin tutulmuş bunca yıldır, kamu görevlilerimizin, kaymakamımızın, polisimizin, askerlerimizin özgürlüklerine kavuşmasından mutluyuz. Ailelerine göz aydınlığı veriyoruz. Burada CHP’nin muhatabı meşru siyasi aktörlerdir. Orada bir terör örgütü elemanının söylediği söz CHP’nin cevap vereceği husus değildir.

Vişne Haber Ajansı

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları