loading
close
SON DAKİKALAR

Haluk Koç, 'CHP Suriye halkının yanındadır'

Haluk Koç, 'CHP Suriye halkının yanındadır'
Tarih: 13.02.2013 - 19:11
Kategori: Siyaset

Koç, ''CHP Suriye halkının yanındadır, huzurunun yanındadır, barışının yanındadır.''

Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof.Dr.Haluk Koç:

“Uygulanan yanlış politikalar yüzünden bugün Suriye'de rüzgar ekenler, yarın Türkiye'de fırtına biçebilirler''

“CHP Suriye halkının yanındadır, huzurunun yanındadır, barışının yanındadır.”

''4. Yargı Paketi, Türkiye'nin AİHM'den aldığı ihlal kararlarının bir kısmını düzeltecek, göstermelik bazı iyileştirmeler dışında genel bir rahatlama getirmeyecek''

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, Türkiye cidden çok ciddi olarak bir operasyon alanı haline geliyor. Türkiye'nin içeride ve dışarıda huzura ihtiyacı olduğunu, yanlış politikalardan, söylemlerden, tavırlardan bir an önce geri dönülmesi gerektiğini belirterek, ''Bugün bu yanlış politikalar çerçevesinde Suriye'de rüzgar ekenler, yarın Türkiye'de fırtına biçebilirler'' dedi. CHP Parti Sözcüsü Haluk Koç açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Şuanda Merkez Yönetim Kurulumuz Genel Başkan Yardımcımız Adnan Keskin’in Başkanlığında toplantı halinde. Biliyorsunuz Sayın Genel Başkanımız İngiliz İşçi Partisinin davetlisi olarak bu akşam Londra’da bir toplantıya katılacak. Yarın dönecekler. O yüzden MYK toplantısında bulunmadı.

Gündemimizdeki konuları görüşmeye devam ediyoruz ama Türkiye’deki siyaset her gün yeni yeni olgularla, yeni yeni gündem maddeleriyle sürekli akıyor.

Dün kısa bir, düne geri dönmek istiyorum. Sayın Başbakanın grup konuşmalarında Cumhuriyet Halk Partisine dönük mesnetsiz atışları, tutuşları açık söyleyelim bir siyasetçiye yakışmıyor ama Başbakanın üslubuna uygun olarak bu kelimeyi kullanıyorum. Yalanları mutlaka yanıt bulmak zorunda. 

Öncelikle sosyalist enternasyonal toplantısıyla ilgili Başbakanın tezviratlarına bir açıklık getirmek gerekiyor. Her ne kadar toplantıya katılan Sayın Umut Oran ve Faruk Loğoğlu bu konuda açıklama yaptılarsa Başbakanın bu konuda tatmin edilmesi zor gözüküyor. Ona hem sosyalist, hem enternasyonal, hem uluslararası bir toplantı. Onun aklının alamayacağı şeyleri herhalde yanındakiler kulağına fısıldayarak söylüyor. O da onlardan bir siyasi söylem çıkartarak Cumhuriyet Halk Partisine vurma noktasında bunları kullanıyor. Gülümseyerek söylüyorum Başbakanın içine düştüğü acziyeti vurgulamak açısından zayıflığı, düşkünlüğü, basiretsizliği vurgulamak açısından böyle bir müstehzi ifadeyle bunları yanıtlamak istiyorum.

Sayın Başbakana bir kere daha hatırlatıyoruz. Sosyalist enternasyonal Sayın Başbakanın hafızasının alamayacağı dünya görüşünün temsilini yapan dünyadaki tüm siyasi partilerin katıldığı bir uluslararası toplantı arenasıdır. Sayın Başbakan sık sık Katar’a gider, Suudi Arabistan’a gider. Batıya gittiği zamanda bunu bir aile turizm şirketi olarak değerlendirir. O yüzden Başbakanın kapasitesinin çok üzerinde olan düşünce kalıplarının tartışıldığı bir toplantı orası. Yani Başbakanın yeteneği sınırlı o toplantının içeriğini kavramakta. Bunu açıklıkla söyleyeyim.

Tutturduğu yalanlardan bir tanesi Suriye konusunda. Sayın Başbakan taraf. Neden taraf? Sayın Başbakan istikrarsızlıktan yana taraf. Sayın Başbakan Suriye’nin karışmasından yana taraf. Sayın Başbakan Suriye’deki kardeş kavgasından yana taraf. Sayın Başbakan dolaylı olarak Türkiye’nin huzursuzluğundan yana taraf. O yüzden sosyalist enternasyonalde Suriye’yle ilgili gündem maddesinin açılmasından ya da içeriğinin tartışılmasından bir haber gözüküyor. Açıklıkla söylüyoruz Cumhuriyet Halk Partisi Suriye’de çatışan taraflardan birinin ya da birinin yanında değildir. Cumhuriyet Halk Partisi Suriye halkının yanındadır. Cumhuriyet Halk Partisi Suriye’deki iç çatışma ortamının biran önce müzakerelerle yoluyla sonlanmasından yanadır. Cumhuriyet Halk Partisi hem Suriye’de istikrardan, huzurdan, iç barıştan, hem buradan dolayısıyla Türkiye’ye intikal edecek kıvılcımların Türkiye’yi ateşlemesinden rahatsızdır ve bunların giderilmesinden yana taraftır. Sosyalist enternasyonalde Suriye’yle ilgili paragrafta bizim koyduğumuz tavır budur. Benim anlatımımda herhalde Başbakanın anlaması için biraz zor oldu.

Daha kısaca söyleyeyim. Sayın Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet Halk Partisi Suriye halkının yanındadır, huzurunun yanındadır, barışının yanındadır. Dolayısıyla Türkiye’nin de huzurunun, barışının yanındadır. Sana rağmen, senin kafandaki saplantılara rağmen Cumhuriyet Halk Partisinin konumu budur. Umarım anlamışsındır. Doktor reçetesi gibi üç çarpı bir tekrar edelim derseniz onu da tekrar edebiliriz. Sabah, öğlen, akşam yemeklerden sonra.
Değerli arkadaşlarım, bir başka açıklaması. Sayın Genel Başkana terör örgütü üyeliği yakıştırması. Kim söylüyor bunu? Başbakan söylüyor. Nerede söylüyor? Kendi futbol deyimiyle söyleyeyim futbolcuya beyefendi. Kendi saha ve seyircisinin önünde tezahüratların altında söylüyor. Kim söylüyor bunu? Hikmet Yar’ın dizinin dibinde çoraplarıyla oturan Tayyip Erdoğan söylüyor. Yani Türkiye’yi bir Tayyiban hükümeti haline getiremedi şimdi siyasi rakiplerine bu şekilde ithamlarda bulunuyor.
Değerli arkadaşlarım, Başbakanın terör örgütü deyince bir görüntüsü var. Buradan bir geçmişe dönük bazı hastalıkları var. Ben çok iyi hatırlıyorum uluslararası mahkemelerin Sudan’da soykırım yapmakla suçladığı ve aradığı El Beşir’i Türkiye’de misafir eden, dünya kamuoyunun önünde onun elini sıkan bizzat kendisidir. Yani teröristlerle halvet olma alışkanlığı var. Bu alışkanlığını şimdi de Marmara’nın ortasında bir ada da sürdürüyor Başbakan. Terör, terör örgütü Başbakan. Hikmet Yar senin dizinin dibinde oturduğun kişi. El Beşir senin elini sıktığın kişi. Perde önünde one minute diye efelendiğin Şaron’la defalarca el sıkıştığın fotoğraflarla, belgelerle ortada. Şimdi terörist ilan ettiğin Esad’la kanka olduğun günleri de kimse unutmadı. El Beşir maceran ortada. İBDA-C’den filan bahsetmiyorum. Eski öyküleri açmıyorum. Sayın Başbakan terör örgütü üyeliği konusunda bir yakıştırmada bulunacaksan önce dön kendi yakın siyasi siciline bak. Orada kim kiminle ne yakınlık kurmuş çok iyi göreceksin.

Değerli arkadaşlarım, bu yeni anayasa süreci ilginç boyutla ilerliyor. Bakın bir uzlaşma komisyonu var. Siyasi partiler burada görüşlerini ifade ediyorlar. 

Uzlaşma sağlanamayan maddeler paranteze alınıyor. Peki bu ne zamana kadar sürüyor? Kafasının arkasındaki başkanlık rüyası kağıda dökülüp o masaya taşınana kadar. Başkanlık sistemini getiriyor AKP. Diğer siyasi partiler kendi önerilerini getiriyorlar. Onlar nedir? Güçlendirilmiş parlamenter temsili sistem. Şimdi masa birdenbire Başbakan tarafından tekmelenmeye başlıyor. Ama eş zamanlı olarak başka gelişmeler oluyor Türkiye’de. Normal meşru zemindeki gerçekten çağdaş bir anayasa yapma özlemiyle kurulan o masa tekmeleniyor ama eş zamanlı olarak İmralı’da anayasa pazarlığı masası kuruluyor. Dikkatinizi çekiyorum. Ve açıktan kur yapmalar başlıyor. Başbakan bir ara elinde iple dolaşan, idamı geri getireceğini söyleyen Başbakan. Bir ara teröristle kucaklaşanın dokunulmazlığını kaldırırım diyen Başbakan. Bunların hepsi yenildi, yutuldu, sindirildi, rafa kondu. Şimdi karşılıklı kur yapma dönemi. Neler oluyor İmralı’da? Bu soruyu bütün millet adına bir kere daha soruyoruz. Ne pazarlığı yapılıyor? Ve bakın son derece önemli bir soru soruyorum. Bütün kamuoyuna soruyorum. Sizlerin huzurunda soruyorum. İmralı’da Apo Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına bir mektup yazdı mı? Meşru anayasa görüşme masası tekmeleniyor dedim ya, başka yerde bir pazarlık anayasası tezgahı konuyor dedim ya. Apo size bir mektup yazdı mı? Bu kadar ahkam keseceğine, sağda solda bağırıp çağıracağına çık mertsen gerçekten söylendiği gibi cesursan, efelenmeyi seviyorsun da gerçekten cesursan çık evet böyle bir mektup var. Bu mektubun içeriği bu de. Oysa biz biliyoruz. Kişiye özel koruma getirdiğin müsteşarın Hakan Fidan Apo’yla Başbakanın bölge ve Türkiye’yle ilgili vizyonu, görüşleri %90, 95 örtüşüyor demişti değil mi? Nedir bu mektup? Bu mektupta ne var? Çık açıkla. Sağ sola çatacağına, Cumhuriyet Halk Partisine çatacağına, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanını terör örgütü üyeliğine davet edeceğine çık bunları açıkla. Mertsen açıkla, cesursan açıkla, kamuoyunun önünde açıkla görelim bakalım. Niye Ankara’daki masa tekmeleniyor, niye İmralı’daki masa pazarlık masası haline geliyor?

Değerli arkadaşlarım, şimdi Başbakan şunu hiç unutmasın. Öyle demin vurguladım kendi saha ve seyircisinin önünde tezahüratlar eşliğinde CHP’ye sataşmayı bıraksın. Hiç unutma Sayın Başbakan, sen İmralı’da Apo’ya müteahhitlik yapan bir Başbakansın. Sen başkanlık sistemini kafandaki başkanlık sistemini getirip başkan olabilmek için bu milletin değerlerini pazarlık konusu yapan bir Başbakansın. Sen demokrasinin içini boşaltıp kafana göre Türkiye’yi yönetmek isteyen, dikta heveslisi, macera peşinde koşan bir gelgeç siyaset kimliğisin. İlle bunları söylememiz mi gerekiyor sana. İlle bunları hatırlatmamız mı gerekiyor.

Değerli basın mensupları, bakın ülke gerçeğinden de bahsetmek istiyorum sizlere. Yine bir gazetemizde vardı. Bu ülkenin nüfusunun sekizde biri sadakayla yaşıyor. Her 8 kişiden biri sadakayla yaşıyor. Bu deyim ağır bir deyim bunu biliyorum. Ama maalesef sosyal devletin kurumsal güvencesi yoksulların üzerinden kalktığı zaman kişinin yoksulluğu onuru sergilenerek, gururu sergilenerek bir takım yardımlarla ve siyasi biat karşılığında o kişiye sunulduğunda bu deyimi kullanmak zorunda kalıyorum. Bu gerçeğin mimarı AKP ve yöneticisi Başbakandır. Emekliler, esnaflar, çalışanlar, zor koşullarda üretmeye gayret eden namuslu işadamı ve sanayiciler, hayvancılığın ve tarımın bitirildiği köyler, köylüler, boşalan tarlalar, atanamayan öğretmenler. Her gün yurdun bir köşesinde güvencesiz, taşeron işçi olarak çalışırken bir iş kazasına kurban giden yüzlerce insan. Bunların hepsi sizin eseriniz Sayın Başbakan. Bu sonuçlar ortadayken hemen her gün boş konuşmalarla tüm TV kanallarında bu millete masal anlatan bir Başbakanın Türkiye’sindeyiz maalesef.

Değerli basın mensupları, nasıl bir ülkedeyiz? Demin vurguladım çok kısaca açacağım. Emeklilik hakkını çalışarak, primini ödeyerek elde eden ama geçimine katkı yapmak için ufacık bir iş kuran insandan %15 maaşından kesinti yapılan bir ülkedeyiz. Kuru samanın ithal edildiği ve 25 liraya satıldığı balyasının, hayvancılığın bitirildiği bir Türkiye’deyiz. Tarım alanlarının boşaltıldığı ve 17 milyar liralık tarımsal ürün ithal eden, dışarıdan satın alan bir Türkiye’deyiz. Demin söyledim iş kazalarında canını yitiren insan sayısı bakımından Avrupa’da birinci sırada olan bir ülkedeyiz. Güvencesiz, sendikasız, taşeron işçi kavramını bu ayıbı gideremeyen bir Türkiye’deyiz. Uygulanan hukuk sisteminin kamu vicdanında açıkça mahkum edildiği bir Türkiye’deyiz. Medya özgürlüğü sınıfında dünyada en alt sıralara demir atmış bir ülkedeyiz. Esnafının canından bezdiği ve 17 ayrı kalem vergi ödediği bir ülkedeyiz. Öğrencilerinin tutuklandığı, saçma sapan kurmaca, düzmece suçlamalar ve tezgahlarla ordusunun içinin boşaltıldığı bir Türkiye’deyiz. Genel Kurmay Başkanlarının terör örgütü sanığı, terör örgütü mensuplarının gizli tanık olarak muteber kabul edildiği bir ülkedeyiz. İnsan haklarının, kişisel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının suç olduğu, suç sayıldığı bir ülkedeyiz. Sonuç? Demokrasi özürlü bir ülkedeyiz arkadaşlar. Bizim bu fotoğrafı anlatmamıza gerek yok. Bu fotoğraf bütün dünya tarafından okunuyor. Sayın Başbakanın son kullandığı bestelerden, güftelerden bir tanesi. Bu Cumhuriyet Halk Partisi Avrupa’ya Türkiye’yi şikayet ediyor. Şikayet etmeye gerek yok. Demokrasi sihirbazlığımı yapalım? Halüsinasyon mu yapalım? Yani cebimizden demokrasi tavşanımı çıkartalım? Milletimi kandıralım? Sonuç ortada söyledim. Bütün bunlar görülmüyor mu? Bütün bunlar bilinmiyor mu? Bizim şikayet etmemize gerek yok. Türkiye’de demokrasi özürlüdür. Çünkü bunu uygulayan Başbakan saplantılıdır.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunları herkes görüyor, bütün dünyada görüyor. Görmeyen, duymayan, hissetmeyen tek bir kişi var o da kafasının dikine gitmeye koşullanmış Recep Tayyip Erdoğan. Kendi kafasındakileri Türkiye’ye dayatmaya çalışan, huzursuz, son gelişmelerle huzursuz, kibirli, boş konuşan bir Başbakan. 

Değerli arkadaşlarım, 4. Yargı paketi. Bunun başlığına şu benzetmeyi kullanabilirim. Dağ faremi doğuruyor? 4. Yargı paketi henüz adalet bakanının kendine göre açıklamaları var. Başbakan her işten çok anlıyor ya onun incelemesine sunuldu. Henüz meclise bir gruplara iletilmedi. Ama basına yansıyan kısmıyla söylüyorum dağ faremi doğuruyor. Çünkü baktığınız zaman terörle mücadele yasasında bir değişiklikle suç ve suçluyu övme tutukluluk ve ceza kapsamından çıkartılacak gibi duruyor. Bu KCK tutuklularıyla ilgili bir amaç taşıyor. Ama diğer davalardaki uzun tutukluluk sürelerine ilişkin herhangi bir açılım olmayacağı anlaşılıyor. Mevcut hukuksuzlukları giderecek bir geniş kapsam sunmayacak gibi gözüküyor. Örnek mi? Dijital verilerin denetimini sağlayacak bir açıklık yok. Genel bir düzelme görüldüğü kadar beklenmiyor. Türkiye’nin AİHM’den aldığı ihlal kararlarının bir kısmını düzeltecek göstermelik bazı iyileştirmeler dışında genel bir rahatlama getirecek bir paket olarak gözükmüyor. Resmi bir veri yok elimizde. İlk izlenim olarak bu çerçeveyi koyuyorum. 4. Yargı paketi genel beklentiler doğrultusunda dağ faremi doğuruyor sorusunu herhalde önümüzdeki hafta daha net bir tartışma ortamına getirecek.

Şimdi belki de konuşmamın en duyarlı, en hassas bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben sık sık kendi konuşmalarımda da dile getiririm. Tarih bazen milletleri sınavdan geçirir. Bu acımasız bir sınavdır bütünlemesi yoktur, tekrarı yoktur. Hata yapmamak gerekir. Şuanda Türkiye iç ve dış politika alanında gerçekten tarih tarafından tekrardan sınavdan geçirilen bir millet, bir toplum olma noktasında. Herkesi Cumhuriyet Halk Partisi adına bir kere daha uyarıyoruz. Dikkatli olmak zorundayız. Bakın, bütün son olayları birlikte değerlendiriyorum. Paris’te Fransa’nın da üstüne yattığı izlenimi veren suikastlar. Ankara’da ABD Büyükelçiliğinde patlatılan bomba. Daha sonra Hatay’da Cilvegözü sınır kapısında patlayan, patlatılan bomba. En can alıcı kelime değerli arkadaşlarım dikkat edin. Türkiye birileri tarafından bir operasyon alanı haline getiriliyor. Bu ağır bir değerlendirme ama dikkatli olmak zorundayız. Sebepleri? Sebeplerine bakacak olursak, Türkiye korunaklı, temeli olan, ilkeleri olan dış politika zemininden kaydırıldı. Yurtta barış, dünyada barış içi boş bir slogan değildir değerli arkadaşlarım. Bunun içi boşaltıldı. Yurtta da barış arayan bir Türkiye, dünyada da, çevresinde de, komşularıyla da barış arayan bir Türkiye. Bu kavramın içi boşaltıldı.
İki; Türkiye’de ciddi bir istihbarat zaafı yaşanıyor. Her olay sonrasına bakın. Öncelikle acele değişik makamlardan açıklamalar, birbirini tutmayan, zaman içerisinde birbiriyle çelişen ama bir olay aydınlatılması bakımından net, kesin, toplumu tatmin edecek bir neden sonuç ilişkisi yok. Ciddi bir istihbarat zaafı var Türkiye’de.
Üçüncüsü; toplumsal psikoloji. Toplumsal psikoloji her gün bozularak toplum her açıdan kutuplaştırılmaya devam ediyor. Ve hazırlanan bu toplumsal zemin provokasyona da hazır hale getiriliyor. İşte onun için Türkiye cidden çok ciddi olarak bir operasyon alanı haline geliyor dedik.
Değerli arkadaşlarım, hepimizin barışa ihtiyacı var, hepimizin huzura ihtiyacı var. Bölgesel çatışmalar, dikkat edin bölgesel çatışmalar yabancı güçlere kendi planları ve çıkarları doğrultusunda Türkiye’de hareket etme alanı sağlıyor. Bu plan ve eylemlerin sonucu Türkiye’yi kendi toprakları üzerinde kutuplaştırılmış, keskinleştirilmiş toplum kesimleri marifetiyle iç kargaşaya çekmek amacı taşıyor. İktidarı, bilhassa başındaki egosu şişmiş, kendisini farklı bir Türkiye’nin kurucusu gibi rüyalarında gören ve görmek isteyen Başbakanı bir kere daha uyarıyoruz. Türkiye’nin beklentisi içeride ve dışarıda huzurdur, barıştır. Yanlış politikalardan, söylemlerden, tavırlardan biran önce geri dönülmelidir.

Son sözüm, bugün bu yanlış politikalar çerçevesinde Suriye’de rüzgar ekenler yarın Türkiye’de fırtına biçebilirler. Bu uyarımızı tüm Türkiye’ye Cumhuriyet Halk Partisi adına yapmayı bir görev sayıyorum.

Değerli arkadaşlarım, benim söyleyeceğim daha çok şey olabilir. Ama sizlerin merak ettiği başka konular varsa da bu gelişmeler çerçevesinde paylaşabilirim.

Soru- Başbakan Erdoğan da bugün bir açıklama yaptı. Edep kurallarını, ahlak kurallarını takip ettiklerini ve milletin takdirini takip ettikleri mesajını veriyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu açıklamayı?

Haluk KOÇ- Bunu bir vicdani görev olarak kabul ediyor, insani bir görev olarak kabul ediyor. O zaman Başbakana şunu hatırlatalım. Senin idari görevlerin var. Senin yürütmenin başı olarak yapman gereken hukuki görevlerin var. İnsani görevini yap ona hiç kimse bir şey demiyor. Ama bu sürecin bu şekilde yaşanmasının temel sorumlularının başında olduğunu da bil. Sayın Fatih Hilmioğlu bir insani davranışı hak etmiyor mu? Sayın Mehmet Haberal ayni insani davranışı hak etmiyor mu? Sayın Başbakanın yapamadığı insani görevlerinin tümünü yapabilmesi için çok zamana ihtiyacı var. Hiçbir şey unutulmadı. Günlük savsaklamalarla, günlük geçiştirmelerle, iki kelimelik açıklamalarla kendi vicdanını tamir ediyor mu onu bilmem ama milletin vicdanını tamir etmesi mümkün değil.

Soru- Partinizin Eski Genel Başkanı Sayın Baykal’ın dünkü grup toplantısının kapalı bölümünde bir konuşma oldu. Buna ilişkin bir değerlendirme oldu mu MYK’da ya da görüştünüz mü?

Haluk KOÇ- Şimdi bir önceki Sayın Genel Başkanımız dünkü kapalı grup toplantısında bir değerlendirme yaptı. Son derece yapıcı, bütünleştirici, süreci dün ve bugün birbirine bağdaştırarak yapılan bir değerlendirmeydi. Sayın Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’nun da bilgisi var. Kendisi zaten görüşmüş. Tabi ki daha önce siyasette önemli noktalarda sorumluluk taşımış insanların hem parti içerisinde, hem parti dışında Türkiye siyasetinde değişik dönemlerde tecrübelerini aktarmaları, görüşlerini ifade etmeleri gayet doğaldır. Sayın Deniz Baykal hem Eski Genel Başkanımızdır, hem Cumhuriyet Halk Partisinin Antalya Milletvekilidir. Son derecede yapıcı, dediğim gibi dünü ve bugünü birlikte yorumlayan bir konuşmaydı. Çerçevesi de bu şekildeydi.

Soru- Efendim sözkonusu konuşmanın video kayıtlarının bir milletvekili tarafından basına servis edilmesiyle ilgili CHP’de bir rahatsızlık olduğu belirtiliyor.

Haluk KOÇ- Kapalı grup toplantısının tabi ki kuralları bellidir. Bende bir milletvekili ve Genel Merkez yöneticisi, Genel Başkan Yardımcısı olarak kapalı grup toplantısındaydım. Herhalde ilgili sorunuzun yanıtı Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekillerince yanıtlanacaktır. Orası grup yönetimi. TBMM çatısı altında olan tüm süreçlerle ilgili onların görev alanı olduğunu unutmamamız gerekiyor.
Sizlere iyi çalışmalar diliyorum, saygılar sunuyorum. 

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları