loading
close
SON DAKİKALAR

“Hepimiz içeride kardeş bir gazeteci sahibi olsak''

“Hepimiz içeride kardeş bir gazeteci sahibi olsak''
Tarih: 27.06.2012 - 12:35
Kategori: Gündem

Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önünde tanıklık günleri 16. gününde tutuklu gazeteciler anılmaya devam ediyor.

Gazetecilere Özgürlük Platformu'nun (GÖP) hapisteki gazeteciler için başlattığı "Tanıklık Günleri"nin 16. gününde hapis gazeteciler Azadiya Welat'tan Aziz Tekin, Hamit Dilbahar, Dicle Haber Ajansı’ndan(DİHA) Abdullah Çetin, Oktay Candemir, Özlem Aguş, Kanal Bizden Tuncay Özkan, Baran Dergisi’nden Şükrü Şak için Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önünde tanıklık yapıldı.

 

Tutuklu gazeteciler için düzenlenen tanıklı günlerine, Vatan Gazetesinden Can Ataklı ve Mustafa Mutlu, Cumhuriyet Gazetesi'nden Orhan Bursalı, Aydınlık Gazetesi'nden Mehmet Faraş, Ulusal Kanal'dan Halil Nebiler, Yurt Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, İstanbulgerceği.com'dan İmambakır Üküş, Oda Tv'den Müyesser Yıldız, ETHA'dan Arzu Demir, Atılım Gazetesi'nden Sıtkı Güngör'de destek verdi.
 

''Ökkeşler tarafından basıldı''


Tanıklık eylemi, dün polis baskınına uğrayan Atılım Gazetesi’nden Sıtkı Güngör ve Etha’dan Arzu Demir’in konuşmasıyla başladı.



Atılım Gazetesi Editörü Sıtkı Güngör, “Bu eylem tecrit hapishanelerindeki tutuklu gazetecilere dikkat çekmek için başlatıldı. İçeride baskılar devam ederken,  biz de yeni adaletin ve faşist baskılara tanık olduk” dedi.


Polislerin birbirine Ökkeş diye seslendiğine işaret ederek, “Aslında gazetemiz Ökkeşler tarafından baskına uğradı” diyerek, polislerin kimliklerinin önemli olmadığını hepsinin, AKP hükümetinin emir ve talimatlarını uygulayan polisler olduğunu vurguladı.


17 yıldır gözaltılar, tutuklamalar yaşadıklarını hatırlatarak, 17 yıldır susmadıklarını, bundan sonrada seslerini yükselterek halkın haber alma haklarını koruyacaklarını söyledi.


 


''Polis, delil üretmek için geldi''


ETHA editörü Arzu Demir, dün uğradıkları polis baskınlarıyla bütün verilerine el konulduğunu, Polisin delil bulmak için değil, delil üretmek için geldiğini belirten Demir, gözaltı kararı olmadan 8 saat boyunca rehin tutulduklarını, Jack London’un kitabını da almak istediklerini ama son anda engel olduklarını ifade etti.



Delil olarak gösterecek bir şeyler bulmak istediklerinin altını çizen Demir, buna yönelik SGK, Bedaş ve İgdaş’ın çağrıldığını ifade ederek, gerçekleri halka ulaştırmanın temel hedefleri olduğunu, hak ihlallerini yazmaya devam edeceklerini vurguladı.



“Tanıklık Günleri’ne bugün Oda Tv davasında 18 Haziran’da tahliye edilen gazeteci Müyesser Yıldız da katıldı.


 


''AKP hükümeti kadar ağır olmadı''


Açılış konuşmasını yapan Müyesser Yıldız, Dışarıda yapılan eylemlerin kendilerine içeride moral olduğunu, unutulmadıklarını hatırlattıklarını vurgulayarak, bütün hükümetlerin tasmalı gazeteci istediklerini ama AKP hükümeti kadar ağır bir durum yaşamadıklarını söyledi.



Kendisinin dışarı çıkmasını, dayanışmalara,  bir avuçta olsa sonuç getiren eylemlere bağlayan Yıldız, “Kendi imkânlarımızla şimdiki durumları aşmalıyız” dedi.



İçeride insansızlaştırma politikasının baş gösterdiğini vurgulayan Yıldız, bu kapsamda bir öneri ortaya koydu.
“Hepimiz içeride kardeş bir gazeteci sahibi olsak. Onların kardeşlerimiz olduğunu hissedecek şeyler yapsak” diyerek, fikirlerinden dolayı hiçbir gazetecinin engellenmemesini ve adaletin kalemleri, kılıçları kesmemeli” dedi.


Azadiye Welat’tan Abdullah Çetin için tanıklık yapan kardeşi Lokman Çetin, bütün gazetecilerin özgür kalamsını istedi.



''Kürtleri cezaevine koyma operasyonu''


DİHA’dan Özlem Ağuş için tanıklık yapan arkadaşı İbrahim Aslan,  Aguş’un Pozantı haberi çıkaran 3 muhabirlerinden biri olduğunu hatırlatarak,  onun tutuklanmadan 3. Kez gözaltına alındığını, hazırlanan senaryolarla tutuklandığını söyleterek, kendi ifadesiyle KCK, yerine “kürtleri cezaevine koyma operasyonu” ile tutuklandığını ifade etti.



Yazdığı mektupların bazılarının cezaevi yönetimi tarafından da el konulduğunu belirtti.


 

''Mesleki aşkına, zulme karşı direnişine tanığım''


Kanal Biz’den Tuncay Özkan için tanıklık eden kızı Nazlıcan Özkan, karanlık bir devre tanıklık ettiklerini söyleyerek, “Belki babamın mesleğiyle ilgili tanıklık edemem ama, 1371 gündür el yazısıyla yazdığı binlerce mektuba tanığım. Mesleki aşkına, zulme karşı direnişine tanığım” dedi.

 

Tuncay Özkan’ın diğer tanığı gazeteci Mustafa Mutlu,Faşist dönemlerde bedel ödendiğine dikkat çekerek,  “Bugün kimi gazetecilerin demir parmaklıklar arkasında bedel ödediğini, kimi gazetecinin ise susturularak, maaşları ödenmeyerek bedel ödüyorlar” dedi.


Özkan’ı onun direncinden korkulduğu için içeri koyduklarını söyleyen Mutlu, kafalarımızı koparsalar bile doğruları söylemekten vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.


 

''Tuncay’ın gazetecilik serüveni içerisinde hiçbir suç işlemediğine tanığım''


Cumhuriyet Gazetesi yazarı Orhan Bursalı da Özkan’ın tanığı olarak, cezaevinde yazdığı “Anne hiç canım acımadı” kitabının giriş sayfasını okuyarak, bu kitapların bu dönemi tüm çıplaklığıyla açıkladıklarını bu nedenle de okutulması gerektiğini söyleyerek, “Tuncay’ın gazetecilik serüveni içerisinde hiçbir suç işlemediğine tanığım” dedi.

 

Tanıklık günlerinin 16. gününde anılan gazeteciler

 

Abdullah Çetin(DİHA):


DİHA Siirt Kurtalan muhabiri Abdullah Çetin, 16 Aarlık 2011 günü gözaltına alındı ve ardından tutuklandı.Çetin Halen Diyarbakır Cezaevi'nde tutuklu bulunuyor. İddianamede, Çetin'in haber amaçlı telefon görüşmeleri "suç delili" olarak gösteriliyor. Çetin'in basın mensubu olarak izlediği eylem ve etkinliklere eylemci ve organizatör olarak katıldığı iddia ediliyor. Çetin'in avukatı Serdar Çelebi, mahkemede yaptığı savunmasında şöyle diyor: "Müvekkilim basın mensubudur. Miting ve basın açıklamalarına katıldığı yönünde suçlamalar yapılmıştır. Müvekkilimin görüntülerinde elinde Kamera ve fotoğraf makinesi bulunmaktadır. Müvekkilim bu etkinlikleri ne organize etmiş ne de aktif olarak katılmıştır. Tape görüşmelerin büyük bir bölümünün de haber arama ve araştırma için yapıldığı
açıkça görülmektedir." Çetin'in yargılandığı davanın bir sonraki duruşması, 7 Eylül 2012 tarihinde yapılacak.


Aziz Tekin (Azadiye Welat):


Azadiya Welat gazetesi Mardin Temsilcisi Aziz Tekin, 28 Ocak 2012'de Mardin Kızıltepe'de yapılan polis baskınlarında, 17 yaşındaki böbrek hastası kızıyla birlikte gözaltına alındı. Tekin ve kızı, 29 Ocak'ta tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tekin'in 19 yaşındaki oğlu da tutuklu bulunuyor. "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" ve "örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla Tekin hakkında açılan davanın ilk duruşması 26 Haziran 2012 tarihinde Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Duruşmada, Tekin'in Kürtçe savunma yapma ve tahliye istemi reddedildi. iddianamede, Tekin, yaşamını yitiren bir PKK'li için kurulan taziye çadırını ziyaret etmekle ve polis baskını ile gözaltıların protesto edildiği bir eyleme katılmakla suçlanıyor. Tekin'in avukatı, duruşmada, müvekkilinin Özgür Gündem ve Azadiya Welat gazetelerinin Kızıltepe temsilcisi olduğuna dikkati çekerek, Tekin'in gazete satmak amacıyla bahsi geçen etkinliklere katıldığını ifade etti. Halen Mardin E Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Tekin'in yargılandığı davanın bir sonraki duruşması 9 Ağustos'ta görülecek. Tekin'in eşi Suphiye Tekin, Evrensel'e verdiği demecinde şöyle diyor: "Eşirn, oğlum ve kızım şu an cezaevinde. Evde-kimse=kalmadı. Tutuklanarı kızım hastadır. Tedavi göremezse, kendine iyi bakamazsa böbreği iflas edecek. Ben ve 3 çocuğum kaldık. Bizi de gelip cezaevine koysunlar. Bu zulmü bize yaşatanlara yazıklar olsun."

 

Hamit Dilbahar (Azadiye Welat):


JAzadiya Welat gazetesi yazarı ve muhabiri Hamit Dilbahar, 1976 yılında Hakkari'de doğdu. Kürtçe yazılmış bir öykü ve iki şiir kitabı da bulunan Dilbahar, Van'da yükseköğrenimini sürdürürken siyasi, edebi ve kültürel faaliyetleri nedeniyle pek çok kez yargılandı ve çeşitli cezalara çarptırıldı. Son olarak 13 Şubat 2010 tarihinde Ağrı'nın Patnos, Doğubeyazıt ve Diyadin ilçeleri ile Van ve Muş'ta düzenlenen eş zamanlı baskınlarda gözaltına alınan Dilbahar, "örgüt üyesi olduğu" iddiasıyla tutuklandı. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından geçtiğimiz yıl haziran ayında 16 yıl hapis cezasına çarptırılan Dilbahar, halen Erzurum E Tipi Cezaevi'nde bulunuyor.

 


Oktay Candemir (DİHA):


DİHA eski Van muhabiri Oktay Candemir, 1976 yılında Van'da doğdu. Yedi yıl muhabir olarak çalıştığı DİHA'dan ayrıldıktan sonra, Van'da yayımlanmakta olan Prestij gazetesinde çalışmaya başlayan Candemir, Zilan Katliamı'yla ilgili bir haberi nedeniyle 1 yıl 6 ay hapis cezası almıştı. KCK soruşturması kapsamında 24 Aralık 2011 tarihinde tutuklanan Candemir, halen Kandıra 2 No'lu F Tip  Cezaevi'nde tutuklu bulunuyor. KCK gazeteciler iddianamesinde, Candemir'in DİHA çalışanı olması, DİHA'da yayımlanan 9 haberi ve haber içerikli görüşmeleri "suç delili" olarak gösteriliyor. İddianameyi hazırlayan savcı, Candemir'in, bu haberleri "özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni dünya kamuoyunda küçük düşürmeye, yalnızlaştırmaya ve özellikle Kürtleri katleden bir devlet olarak östermeye gayret ederek" hazırladığını iddia ediyor. Savcı, Candemir'in, Iğdır'da yaşanan bir polis şiddeti vakasıyla ilgili bir haberini şu sözlerle değerlendiriyor: "Türk polisinin halk nazarında itibarına sarsmaya yönelik, kasıtlı ve bilinçli olarak şiddet kullandığına dair algı oluşturacak nitelikte örgütün politikalarına hizmet eden haber yaptığı..." Bir yazara yazdığı kitaptan ötürü dava açılmasına ilişkin bir haberin de "suç" sayıldığı iddianamede, Candemir' in "gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeği ne yağ süren nitelikte haberler yaptığı" öne sürülüyor.



Özlem Aguş (DİHA):


DİHA Adana muhabiri Özlem Ağuş, 36 gazete cinin 24 Aralık 2011 'de tutuklanmasının ardından birsüre ara verdiği gazetecilik mesleğine dönmeye karar verdi ve DİHA' da çalışmaya başladı. Ağuş, 6 Mart 2012 tarihinde Adana'da KCK soruşturması kapsamında yapılan baskınlarda gözaltına alındı, 9 Mart'ta tutuklandı. Ağuş, halen Adana Karataş Kadın Cezaevi'nde tutuklu bulunuyor. Adana Pozantı Cezaevi'nde çocuk mahkümlara yönelik işkence ve cinsel taciz iddialarını haberleştirerek kamuoyunun gündemine taşıyan muhabirlerden biri olan Özlem Ağuş, bir mektubunda şöyle diyor: "Dosyada suç teşkil edecek bir şey yok, tutuklamazlar diye düşünmüştüm ancak sonra böyle düşündüğüm için kendime güldüm. çünkü Kürt olduğu için, açlık grevine katıldığı için, basın
açıklaması yaptığı, ölümler istemediği için, her gün 7'den 70'e tutuklanan insanların haberlerini yapan bizlerdik. Hemen her gün 'KCK' operasyonu adı altında onlarca kişi 'örgüt üyesi' diye tutuklanıyor. Tabii bu operasyonlardan en fazla nasibini alanlar da halk iradesini yansıtan gazeteciler oluyor." Mektubunda Pozantı'yı haberleştirdiği için tutuklandığını ifade eden Ağuş, şöyle devam ediyor: "Hükümetin gerçekleştirdiği hiçbir 'KCK' operasyonu, Roboski'nin kanını durdurmaya yetmez, Pozantı'nın utancını örtemez. Biz gazeteciler nerede olursak olalım, gerçekleri yazmaya devam edeceğiz. "

 


Tuncay Özkan  (Kanal Biz):


1966 yılında Ankara'da doğdu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun oldu. Yüksek Lisans Eğitimini Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü 'nde tamamladı. Gazeteciliğe 1981 yılında Ankara'da Rüzgarlı Sokak'ta başladı. 1984 yılında Hürriyet grubunun çıkardığı Hürgün gazetesinde çalıştı. Daha sonra Cumhuriyet gazetesinde görevaldı. 1993 yılında yazılı basından televizyona geçti ve Uğur Dündar'ın yapımcısı olduğu Arena
programında çalıştı. 1996'dan 2002'nin Temmuz ayına kadar Kanal D Genel Yayın Yönetmeni olarak çalıştı. Haziran 1998 - Şubat 2001 tarihleri arasında Radikal gazetesinde, Şubat 2001 tarihinden Temmuz 2002 tarihine kadar Milliyet gazetesinde, 2002 Temmuz'undan 2003 Aralık ayına kadar Akşam gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.
2002 Temmuz'unda, Çukurova Medya-Grup Başkanı olarak göreve başladı ve bu görevine Aralık 2003'e kadar devam etti. Bu tarihler arasında Akşam gazetesinde köşe yazarlığı da yaptı. Kanaltürk adlı televizyon kuruluşunun kurucusudur. Söz Meclisi, Strateji ve Politika Durağı gibi programların ve Abdi İpekçi belgeselinin de yapımcısıdır. Cumhuriyet mitinglerinin düzenleyicilerinden olan Özkan, 12 Eylül 2007 tarihinde AKP iktidarına karşı Türk halkına çağrı yaptı; "Biz Kaç Kişiyiz" hareketini başlattı. "Biz Kaç Kişiyiz" sivil toplum platformunu oluşturdu. Çağrısına 7 ayda 1 milyon 300 bin kişi "Biz de varız" yanıtını verdi. Tuncay Özkan, 23 Eylül 2008 sabahı, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı, 27 Eylül 2008 tarihinde de tutuklandı. Halen Silivri Cezaevi'nde bulunan Özkan, Ergenekon üyeliği suçlamasıyla yargılanmaktadır. Kendisi hala "suçunun ne olduğunu"
bilmemekte ve "bana suçumu söyleyin" sorusuna yanıt alamamaktadır. Toplam 17 adet yayımlanmış
kitabı olan Tuncay Özkan, bunların altı tanesini cezaevinde yazdı.



Şükrü Sak (Baran Dergisi):


Marmara Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu'ndan (şimdiki İletişim Fakültesi) mezun olan Şükrü Sak, yaklaşık 30 yıldır gazetecilik yapıyor. Tavır, Akdoğuş, Taraf, Akıncı Yol, Yeni Nizam, Baran dergilerinde yazar, sorumlu yazıişleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak görev yaptı. 1995-1999 yılları arasında faaliyet göstermiş olan Ref-Ref Yayınevi 'nin de kurucusudur. 1999 yılında cezaevine girince, yayınevi de kapandı. 28 Şubat döneminde, Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Akıncı Yol dergisindeki yayınlar dolayısıyla "örgüt propagandası, yardım ve yataklık" iddialarıyla hakkında açılan davalardan verilen mahkümiyet kararı 14 yıl sonra 2012 yılında Yargıtay tarafından onanınca Mart ayında yeniden cezaevine girdi. Şükrü Sak, halen Sivas E Tipi Kapalı Cezaevi'nde bulunuyor.

Fotograflar için tıklayın

Vişne Haber Ajansı/Duygu Yeşilgöz


ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları