İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 18. günü tutuksuz 12 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 18. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
Duruşmada tüm gün şu isimler:İbrahim Halil Babacan, Oktay Aktaş, Murat Selvi, Cemal Ufuk Karakaya, Engin Ulusoy, Ali Çiçek, Hülya Muratlı, Alihan Aydın, Alperen Aydın, Uğurhan Atma, Kabil Taşçı, Hakan Karaköse savunma yaptı.
HAKAN KARAKÖSE SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Savcım ve başkanım, öncelikle saygılarımı arz ediyorum. Kendimden kısaca bahsetmek istiyorum, çok kısa. 2007 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı Emlak Müdürlüğü bünyesinde memur olarak göreve başladım. 2007-2017 yılları arasında Emlak Müdürlüğünde, 2017-2018 yılları arasında Mesken Müdürlüğünde, 2018-2023 yılları arasında Reklam Yönetimi Müdürlüğünde memur ve şef olarak görev yaptım. 2023 yılının Nisan ayından sonra ise yine Reklam Yönetimi Müdürlüğü bünyesinde müdür yardımcısı olarak görevime devam ettim. Yaklaşık 20 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı altında görev yapan bir memurum. Bu süre boyunca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde mevzuata uygun bir şekilde çalıştım.
Gözaltı sürecinde bana yöneltilen sorular fiilen görev yaptığım birime ve yürüttüğüm işlere ilişkin değildi maalesef. Bana ağırlıklı olarak Emlak Müdürlüğü tarafından yapılan Dijital Deneyim Müzesi ihalesi ve sonrasında Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt ihaleler hakkında sorular yöneltildi. Oysa ben bu konularla ilgili görevli ve yetkili veya sorumlu bir kişi değilim. Emniyet sorgusunda ve savcılık makamında verdiğim ifademde, kendi görev yaptığım birim ve kendi yürüttüğüm işlerle ilgili tarafıma soru sorulması hâlinde tüm samimiyetimle yardımcı olacağımı, bildiklerimi açıkça anlatacağımı ve sorulan sorulara cevap vereceğimi belirttim. Ancak tarafıma bu yönde herhangi bir soru sorulmadı. Israrla Dijital Deneyim Müzesi ihalesi ve Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt ihalelere ilişkin sorular soruldu. Açıkçası serbest bırakılacağımı düşündüm; çünkü bana yöneltilen sorular benim görev alanımla ya da dâhil olduğum süreçlerle ilişkili değildi. Buna rağmen süreç beklediğim gibi gelişmedi. Emniyet beni savcılığa sevk etti. Savcılık ise hiçbir ilgimin bulunmadığı, hiçbir aşamasında görev almadığım, hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmadığım ve çalıştığım birimle de ilgisi bulunmayan Emlak Müdürlüğünce gerçekleştirilen Dijital Deneyim Müzesi ihalesi kapsamında rüşvet alma ve örgüte üye olma suçlamalarıyla tutuklanmam talebiyle mahkemeye sevk etti.
Üstelik bu sevk işlemi sırasında gerçekte İBB'de görev yapan bir memur olmama rağmen Kültür A.Ş. genel müdür yardımcısıymışım gibi hatalı bir değerlendirme yapıldı. Gerek savcılık makamında gerek Sulh Ceza Hâkimliği huzurunda verdiğim beyanlar incelendiğinde görüleceği üzere özellikle devlet memuru olduğumu ve Kültür A.Ş. ile hiçbir ilgimin, bağlantımın veya görev ilişkisinin bulunmadığını açıkça belirtmeme ve çalıştığım birime ilişkin sunduğum belgelere rağmen ne yazık ki bu husus dikkate alınmadı. Bu durum medyaya da aynı şekilde yansıdı. Devlet memuru olmama rağmen kamuoyunda Kültür A.Ş. genel müdür yardımcısıymışım gibi lanse edildim. Ayrıca lekelenmeme hakkım gözetilmeden rüşvet ve örgüte üye olma suçlamalarıyla tutuklandığım yönündeki haberler şahsım ve ailem açısından, özellikle de çocuklarım açısından çok ağır sonuçlar doğurdu.
Sayın Başkanım, şimdi anlatacaklarım benim için çok önemli. Gözaltı sürecinde emniyette bulunduğum sırada ziyaretime toplam altı avukat geldi. Ortam kalabalık olduğu için avukatlarla tek tek görüşmeme izin verilmedi; üçer üçer avukatlarla görüşmeme izin verildi. Ama iyi ki de sayın savcım, sayın başkanım, üçer üçer görüşmeme izin verildi; çünkü aksi hâlde emniyette tehdit edildiğimi hiçbir şekilde ispatlama şansım yoktu. İlk etapta gelen üç avukatla görüştüm. Bu üç avukat eş, dost ve akrabalarımın bana yönlendirdiği avukatlardı. Akabinde diğer üçlü avukat grubu içeri girdi. Bu giren üç avukattan bir tanesini tanıyordum, daha doğrusu kendisini tanıttığı için tanıdım. Geri iki avukatı ise tanımıyordum. Tanımadığım avukatlardan biri, burası çok önemli benim için, kendisinin CHP ve belediye yönetimi tarafından bana yönlendirildiğini söyledi. Yaklaşık 20 yıldır Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı bünyesinde çalıştığımı, birçok dosyaya hâkim olduğumu, olumlu ya da olumsuz birçok şeye şahit olmuş olabileceğimi bana beyan etti diğer iki avukatın yanında.
Sayın Başkan, bu avukat nereden biliyordu benim birçok olaya şahit olmuş olabileceğimi? Nereden biliyordu 20 yıldır aynı daire başkanlığı çatısı altında çalıştığımı ve tecrübe sahibi olduğumu? Bana eşimin, dostumun, akrabalarımın yönlendirdiği avukatlar bile benim tecrübemi, ne iş yaptığımı bilmezken bu avukat bana bunları beyan ediyordu.
Bunu ayrıca değerlendirilmesini talep ediyorum. Sayın Başkan, görüşmenin devamında, başkaca avukatların beni etkin pişmanlığa yönlendirebileceğini ve bu nedenle kendisiyle çalışmam gerektiğini ve yönetimin de bu şekilde istediğini bana beyan etmiştir bu avukat. Soruyorum Sayın Başkan, kim bu yönetim? Ben halen kafamda bu yönetimin kim olduğunu, bu avukatı bana kimin yönlendirdiğini çözebilmiş değilim bir memur olarak.
Avukata kendisiyle çalışmayacağımı açık bir şekilde beyan ettim. Bunun üzerine avukat bana diğer iki avukatın yanında "Bence böyle yapmamalısın. İyi düşünmelisin. Sürüden ayrılanı kurt kapar. Ben yarın ifade öncesinde tekrar burada olacağım. İyi düşün, taşın, kararını ver." dedi. Açık bir şekilde diğer iki avukatın önünde beni emniyetin içerisinde tehdit etti. Bunun üzerine kendisinde bağırdım ve bunun üzerine içeri polis memurları geldi. Tutanak tutulmasını istedi avukatlar sağ olsunlar, tutanak tutuldu. Bu somut, yaşanmış bir olay yani. Neyse polis memuru içeri girdi. O sırada içeride bulunan diğer avukat da bu olaya şahit oldu. Bunun üzerine söz konusu kişi polis memuru tarafından bu odadan çıkarıldı. Ama bitmedi Sayın Başkan. Bana kendi savunmasında avukat göndermediğini beyan eden Kağan Sürmegöz'ün selamı ile Ozan isimli diğer avukat, yani o üç avukattan diğeri, benim tanımadığım. Diğer bir avukat benimle görüşmek istedi. Kendisini Kağan Bey'in avukatı Burak Bey'le birlikte çalıştığını, kendisini Kağan Bey'in gönderdiğini söyledi ve kendisiyle çalışmamı istedi. Ben onunla da çalışmayı kabul etmedim.
Şimdi burada özellikle belirtmek isterim ki bu olay soyut bir anlatımdan ibaret değil. Bu yaşanmış, emniyetin içerisinde tutanağa kaleme alınmış ve iki tane avukatın şahitliği içerisinde yaşanmış bir olay. O gün bu durum polis memuru tarafından tutanağa kaleme alındı. Ayrıca emniyette ifadem başlamadan önce de bu olayı detaylı şekilde ifademi alan polis memuruna anlattım. Bunun üzerine polis memuru yanımda soruşturma savcısını aradı ve durumu savcıya da bildirdi. Ben de bu olaydan şikayetçi olduğumu açıkça belirttim ama bununla ilgili herhangi bir işlem maalesef yapılmadı.
Bu olayı buradan tekrar anlatmamın asıl nedeni Sayın Başkanım, Sayın Savcım, gözaltı sürecinde üzerimde kurulmaya çalışılan baskıyı, yönlendirme girişimlerini ve kendimi doğru şekilde anlatma çabamı ortaya koymak istememdir. Şimdi bana sorabilirsiniz "E Hakan, verdiğin ek ifadeyi neden emniyette ya da savcılıkta vermedin? Bildiklerini neden anlatmadın?" diye. Sayın Başkanım, kısaca bunu da cevaplamak istiyorum. Ben aslında avukatıma, yani çalışmaya karar verdiğim avukatıma bildiklerimin bir kısmını emniyetteki görüşmemde anlattım. Ve onunla bir istişare yaptık. Dedim ki "Bunları anlatayım mı?" İlk başta anlatma kararı verdik. Sonra polis memurunun karşısına çıktık. Polis memuru ifademi alırken sadece bana sorulara cevap verdi. Yani uzatma dedi kısaca, öyle söyleyeyim Sayın Başkanım. Sonrasında savcılık makamının huzuruna çıkmadan önce avukatımla tekrar istişare ettik. Orada avukatım beni şöyle yönlendirdi: "Ya sana sorulan sorular Hakan, seninle alakalı değil zaten. Yani senlik bir durum yok.”
Açık açık söylüyorum Sayın Başkanım, "Senlik bir durum yok" dedi. "Hani burada bildiklerini anlattığında daha fazla kafaları bulandırırız. Hani buradan çıkalım, gidelim" dedi bana. Ben de tamam dedim. Daha sonra Sayın Başkan, bir saniye. Daha sonra tutuklandım zaten. Sulh Ceza Hakimliğinden tutuklama kararı çıktı. Cezaevinde bulunduğum süre içerisinde Sayın Başkan, Sayın Savcım, tanımadığım birçok avukat tarafından ziyaret edildim. Yani isterseniz bunun kayıtlarını da çıkartabilirsiniz diye düşünüyorum. İşin açığı ben buna çok şaşırıyordum. Neden çok şaşırıyordum? 2020 yılında Mülkiye Müfettişi Mehmet Demiral tarafından hakkımızda soruşturma başlatıldığında bunlar, yani benim için ve diğer birkaç arkadaş için, bunlar eski dönemden kalma adam diye avukat talep ettiğimizde yüzümüze bakmayan, hukuk müşavirliğinden avukat talep ettiğimizde muhatap bulamıyorduk o zaman. Ama şimdiki düştüğümüz durumda cezaevinde bile, emniyette bile avukat yağmaya başladı.
Sayın Başkan, ben bu ziyaretlerin bazılarından rahatsızlık duydum. Hepsi için söylemiyorum bunu. Bunun altını özellikle çiziyorum. Ziyaretine gelen avukatlardan bir kısmı kendisini CHP meclis üyesi olarak tanıtıyor, bir kısmı ise belediye içerisinden bazı kişilerin selamını getirdiğini söyleyerek konuşmaya başlıyor. Neden rahatsızlık duyduğumu kısaca açıklamak isterim. Ziyaretine gelen bu avukatlar genel olarak bana bu sürecin kısa süre sonra biteceğini, sabırlı olmam gerektiğini, sürecin siyasi olduğunu ve bir şekilde çözüleceğini, sabırlı olmam gerektiğini söylüyordu. Aslında buraya kadar bir sıkıntı yok bana göre. Ama bu... bu bir nezaket gibi alıyordum buraya kadar. Ancak sohbetin devamı nedense her defasında bir şekilde dönüyor, dolaşıyor, benim aileme geliyor, çoluğuma, çocuğuma geliyor. Yani şöyle geliyor; ailemle ilgili sorular soruyorlar, bir ihtiyaçlarının olup olmadığı... İhtiyaçları varsa bunun belediyece veya parti teşkilatınca karşılanabileceğini bana ifade ediyorlar.
Ya Sayın Başkanım, ben devlet memuruyum. Bu zamana kadar hiçbir siyasi partinin ne içerisinden geçtim, ne yanından geçtim. Neden? Devlet memuru olduğum için. 20 yıllık kamu personeliyim. Sayın Başkan, ben 40 yaşını devirdim. 20 yıldır devlet memuruyum. Yani demem o ki bu ziyaretlerin amacını doğrudan olmasa da hani vardır ya, aba altından sopa göstermek, aslında yani bu amaçla yapıldığı çok açık, anlıyorduk yani. Açık açık söyleyemese de adam geliyor karşına oturuyor, halinden, tavrından, imasından bir şekilde anlıyorsun. Burada da Sayın Başkanım, ben özellikle bir hususa açıklık getirmek istiyorum. Ben cezaevi sürecinde herhangi bir avukat tarafından doğrudan tehdit edildiğimi söylemiyorum. Emniyette yaşadığım ve doğrudan tehdit olarak algıladığım olay apayrı bir olay. Cezaevi sürecinde ise doğrudan tehdit değil, dolaylı yoldan daha çok telkin ve yönlendirme mahiyetinde görüşmeler yaşanmıştır.
Bu ayrımın yanlış anlaşılmasını istemiyorum. Çünkü Kağan Bey'e de öyle bir soru soruldu savcılık makamı tarafından tehdit edildi mi diye. Ben Kağan Bey tarafından doğrudan böyle bir tehditle karşılaşmadım. Onu belirteyim. Ama ifadeyi okuduğunuzda sanki öyle bir anlam çıkıyor, onu düzeltmek isterim. Ama Kağan Sürmegöz kendisi savunması sırasında savcılık makamının kendisine yönelttiği soruya karşılık tarafıma herhangi bir avukat göndermediğini ifade ediyor. Bu da külliyen yalan. Neden? Ancak Kağan Bey'in avukatı Burak Bey yine Kağan Bey'in kendi savunmasında diyor ki: "Beni cezaevinde ziyaret ettiğini" belirtiyor. Burak Bey benim kendisiyle önceden tanışık olduğumu iddia ediyor. Kendisiyle 1. dalga operasyonu sonrasında Kağan Bey tutuklandıktan sonra hakikaten hem kendisiyle hem de diğer avukatı Berfin Hanım'la o zaman tanıştım. Yani benim kendisiyle bir tanışıklığım vesaire yok, onu belirteyim.
Şimdi Sayın Başkan, bu husus da çok önemli. Burak Bey beni ziyarete geldiğinde yanında 2 tane kalın klasör vardı. Yanında 2 tane kalın klasör vardı ziyarete geldiğinde. Bu klasörde 2. Dalga operasyon kapsamında Başkanım, içeriye alınan yani ifadesi alınanların hepsinin ifadesi vardı. O klasörde bulunan bütün ifadeleri incelediğini, ancak benimle ilgili herhangi bir hususa rastlamadığını söyledi. Ardından "İsterseniz siz de inceleyebilirsiniz" diye klasörleri önüme bıraktı. Ben de merak; yalan yok, oturdum tek tek baktım. Kim ne demiş, benimle ilgili bir şey diyen var mı, yok mu. Ben de bir taraftan dosyaları incelerken diğer taraftan kendisinin öneri ve telkinlerini dinledim. Öneri ve telkinlerden kastım; bu sürecin siyasi olduğu, çok uzun sürmeyeceği, cezaevi koşullarında sağlığıma veya psikolojime dikkat etmem gerektiği yönündeki sözlerdi. Bunları bana Kağan Bey'in tavsiyeleri şeklinde aktardı. Ayrıca ailemin herhangi bir ihtiyacının olması halinde, sağ olsun, Kaan Bey'in her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu ifade etti bana.
Aslında Sayın Başkanım, beni ziyaret etmelerinin sebebi, benim emniyet ve savcılık aşamasında verdiğim ifadelerin ellerinde olmamasıydı. Yani o iki klasörün içerisinde sadece benim ifadem yoktu. Peki neden bu benim ifadem yoktu? Çünkü ben baro ve emniyet sürecinde yönlendirdikleri avukatla çalışmayı kabul etmemiştim. Bu nedenle ifadem ellerinde bulunmuyordu. Burak Bey, Kaan Bey'in ifademi merak ettiğini, ifademi eşimden ve avukatımdan istediklerini, ancak eşimin benim iznim olmadan vermeyeceğini dile getirdi. İfademi kendisiyle paylaşmamı istedi. Ben de kendisine bana emniyette ve savcılıkta yöneltilen sorulara ilişkin yüzeysel bilgi verdim. Yani kanaatimce emniyet ve savcılık aşamasında verdiğim ifade merak edildiği için o dönem cezaevinde ziyaret edildim. Söz konusu görüşmeden sonra kendisiyle bir daha da zaten görüşmedik. Bir kez de yine Kağan Bey kendisi; hani CHP meclis üyesi avukat Melendiz Dalyan diye hatırlıyorum, öyle kalmış hafızamda, Google'dan da baktım, öyle resmini benzettim yani, tarafından, bir hanım üzerinden bir mektup tarzı, bir not göndermişti. Bu nedenle "Tarafıma avukat göndermedim." şeklindeki beyanları ben kabul etmiyorum; ama ben Kağan Bey tarafından da doğrudan tehdit edilmedim, onu da özellikle belirteyim.
Şimdi cezaevi süreci, cezaevine giren herkes gibi benim için de ağırdı işte. Alışık olmadığım, hayatım boyunca hiç karşılaşmadığım ortamda 3 ay tutuklu kaldım. Her tutukluluk incelemesinde aynı hususları anlatmaya çalıştım. Dijital Deneyim Müzesi ihalesiyle ilgim olmadığını, Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı olmadığımı, devlet memuru olduğumu, kendi görevimle ilgili soru yöneltilirse tüm samimiyetimle cevap vereceğimi ve görev yaptığım birimle ilgili bildiklerimi anlatmaya hazır olduğumu tutanaklara da bakarsanız siz de göreceksiniz Sayın Başkanım. Ama her defasında tutukluluğuma devam kararı verildi. Cezaevinde bulunduğum süreçte 19.06.2025 tarihinde savcılık makamına hitaben hiçbir baskı ve tehdit altında kalmadan, tamamen hür irademle bir dilekçe verdim. Bu dilekçede öncelikle Dijital Deneyim Müzesi ihalesiyle herhangi bir ilgim bulunmadığını bir kez daha açıkça ifade ettim. Aynı dilekçede kendi görev yaptığım birimle ilgili soruşturma sürecine katkı sağlayabileceğini düşündüğüm; bildiğim, gördüğüm ve tanık olduğum hususları açıklayarak savcılık makamına bildirdim.
Şimdi Başkanım, burada şöyle bir soru gelebilir, onu da peşin peşin cevaplayayım: "Niye 3 ay bekledin?" gibisinden. Şimdi ben kendi avukatımı geç tuttum. O arada avukatımla tanıştık vesaire, tüm bildiklerimi ona anlatmam zaten bir iki hafta sürdü. Ondan sonra bunu bir düzene koyduk, nasıl bir yol ilerleyeceğiz vesaire. Yani aslında ben cezaevine girdiğim ilk günden beri hep bildiklerimi bir an önce anlatma kafasındaydım, öyle söyleyeyim. Şimdi emniyet sürecinden başlayarak 19.06.2025 tarihinde verdiğim dilekçeye kadar bana kendi görev yaptığım birimle veya kendi görev alanımla ilgili sorular yöneltilmesi halinde bunları anlatmaya hazır olduğumu en başından beri ifade ettim. Hatta bunun için ayrıca çaba da gösterdim. Bu çaba da tutanaklarda, yani sulh ceza mahkemesinin tuttuğu, incelemesindeki tutanaklarda da anlaşılıyor diye düşünüyorum.
Makamlarına kaçan, bildiklerini söylemekten imtina eden ya da sürece direnç gösteren biri hiçbir zaman olmadım. Tam tersine, kendi görev alanımla ilgili bildiğim hususları anlatmak, soruşturmanın doğru şekilde aydınlatılmasına katkı sunmak ve kendimi doğru ifade edebilmek için Savcılık makamına dilekçe verdim. Verdiğim dilekçe de bu tutumun açık bir göstergesidir zaten. Şimdi Sayın Başkan ve Sayın Savcım, ben bu süreçte Savcılık makamı tarafından hiçbir şekilde bir tehditle karşılaşmadığımı net bir şekilde anlattım. Şimdi de müsaadenizle mevcut yönetim tarafından dolaylı olarak nasıl tehdit edildiğimi, hatta benim durumum üzerinden soruşturma kapsamında bulunan veya yürütülen başka soruşturmalar kapsamında memur olarak çalışanların nasıl tehdit ve baskıya maruz kaldığını kısaca anlatmak istiyorum.
Cezaevine girdiğim 3 aylık tutukluluk sürecinden sonra 19.07.2025 tarihinde tahliye oldum Sayın Başkan. Tahliye sonrasında yargılama süreci devam ederken 17.04.2026 tarihinde de adli imza yükümlülüğüm kaldırıldı. Bunlara rağmen tahliye sonrasında idari yönden bilerek ve isteyerek, kasti bir şekilde mağdur edilmeye devam ettim, mağdur da ediliyorum hâlen.
(Araya avukat giriyor)
Hakim: Avukat bey, süresini istediği gibi kullanır ben ne diyeyim yani? Avukat bey, bakın ben kastım şu; 2 eylemden sorumlu. 20.40'ta başladı savunmasına. Takdir takdir kendisinin. Ben ne diyeyim? Engin Ulusoy...
Hakan Karaköse: Çok kısa Sayın Başkanım. Hoşlarına gitmeyecek şeyler
Hakim: Bir saniye. Ben o değil konu. Avukat bey, bakın Engin Ulusoy tek eylemden sorumlu, 15.22'de savunmasına başladı, 16.08'de avukatı dahil bitirdi. Yani 46 dakika savunma yaptı bugün. Tamam, şimdi şunu anlatmaya çalışıyorum. Şimdi ben bu noktada makul, 2 eylemden sorumlu olduğu için bir süre tutarım. O süreyi ister eylemleri için kullanır, o sürenin takdiri kendinindir yani. Neyse yani...
Hakan Karaköse: Sayın Başkanım ben kendimi anlatıyorum.
(Araya avukat giriyor)
Hakim: Peki o zaman sanık... O zaman sanıklar burada sorulurken... Biraz önce mesela Murat Ongun'un sorularında da aynı şekilde avukatlarla alakalı da avukatların durumuyla alakalı sorular yöneltildiğinde engelledik mi bu durumu? Şu an şahıs kendisine gelen baskı yaptığını iddia ettiği avukatlardan bahsediyor. Neden bunu engelleyeyim şu an mesela? Burada bir haksızlık, bir adaletsizlik var mı? Uyguladığımız bir şey var mı? Süre olarak... Süre olarak merak etmeyin. Makul sürede tutarım. Kendisi... Kendi takdiridir, nasıl kullanmak isterse onun yani kendisidir.
Hakan Karaköse: Devam edeyim mi Başkanım? Sayın Başkanım, tahliye edildikten sonra İnsan Kaynakları Daire Başkanı tarafından geçmiş olsun dilekleri iletilmek üzere arandım ve kuruma davet edildim. Ben de hızlı geçeyim buraları, insanları da bekletmeyelim. Ben de çok ayrıntı... Bana şeyi sordu yani nasıl çıktığımı sordu. Ben de çok ayrıntıya girmeden süreci anlattım. Bir an önce göreve başlamak istediğimi kendisine beyan ettim. Kendisi de bununla ilgili herhangi bir engel olmadığını dile getirdi. Akabinde müdürüme dilekçe vermemi söyledi. Ben de dilekçeyi müdürüme verdim. Akabinde bana sözlü olarak onay, yani işe başlama onay imzasının imza sürecinde olduğu bildirildi. Ama işte benim talihsizliğim burada başlıyor. Sayın Başkan, tam imza sürecindeyken Savcılık makamına verdiğim ifade medyaya yansıdı. Göreve başlama işlemim imza sürecindeyken işte medyaya yansıdı. İfademin medyaya yansımasından sonra belediye tarafından maalesef muhatap bulunmakta zorlandım. Daha önce başlatıldığı ifade edilen göreve dönüş sürecim ise durduruldu. Göreve başlama yazısı imzadan çekildi ve bunun yerine görevden uzaklaştırma tedbirine devam edilmesi yönünde işlem tesis edildi.
Burada özellikle üzerinde durmak istediğim husus şu: Bu dosyada 414 tane sanık var. Bunların ağırlıklı bir kısmı kamu görevlisi. Tutuksuz yargılanan kamu görevlilerinin hiçbirisi hakkında idare tarafından herhangi bir görevden uzaklaştırma işlemi tesis edilmedi. Tutuklanıp görevden uzaklaştırılan bazı kamu görevlileri ise tahliye edildikten sonra düzenlenen törenlerle yeniden görevlerine başlatıldılar. Bu güzel bir şey onlar için, elbette bu kişilerin görevlerine başlatılmalarına karşı değilim. Çünkü haklarında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmamakta. Burada dikkat çekmek istediğim husus şu: Tutuklandıktan sonra tahliye edilen bu kişiler arasında Daire Başkanı, Müdür, Genel Sekreter Yardımcısı gibi görev ve yetki bakımından benden daha çok üst konumda olan kişiler bulunduğu halde; üstelik bu kişilerden birçoğu hakkında örgüt üyeliği, rüşvet veya irtikap gibi ağır suçlamalar, iddialar bulunmasına rağmen tahliye edildikten sonra görevlerine başlatılmış veya görevlerini sürdürmeye devam etmişlerdir.
Buna karşılık ben, hakkımda örgüt üyeliği, rüşvet veya irtikap suçlaması bulunmadığı halde, 142 eylemden yalnızca Eylem 61 ve Eylem 77 kapsamında belirli komisyonların üyesi sıfatıyla görev aldığım halde göreve başlatılmadım. Üstelik 61 ve 77 eylemlerinde tutuksuz sanık pozisyonunda bulunan diğer kamu görevlilerine hiçbir şekilde görevden uzaklaştırma uygulanmadı, hâlen de devam ediyorlar. Bu kadar çok sanığın ve kamu görevlisinin bulunduğu bir dosyada benzer, hatta çok daha ağır suçlamalarla yargılanan kişiler görevlerine devam ederken; Savcılık makamında bildiklerimi anlattığım için, yargılamanın devam ettiği gerekçesiyle göreve başlatılmamış olmamı son derece manidar buluyorum. İşte az önce bahsettiğim dolaylı tehdit ve baskı tam burada başlıyor. Eğer bugün ben ifademi huzurunuzda geri çekseydim, haftaya beni de muhtemelen kahraman ilan edip törenlerle göreve başlatacaklardı. "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" deyimi vardır ya Sayın Başkanım, ben şu an bu durumu yaşıyorum.
Sayın Başkan, burada trajikomik olan şey ne biliyor musunuz? Benim görevden uzaklaştırma evrakımın, aynı dosyada sanık olan kişiler tarafından imzalanarak işleme konulması. Gerekçe olarak ise devam eden yargılama sürecimin gösterilmesi. Sanırım onlar için aynı süreç geçerli değil. Bu nedenle mahkemenizin dikkatine sunmak istediğim husus; aynı dosyada benzer ve daha ağır konumda bulunan kamu görevlileri görevlerine devam ederken veya tahliye sonrasında görevlerine başlatılırken, benim ilk ifade vererek bildiklerimi anlatmam üzerine görevime başlatılmamam, iştirak şirketlerinden bildiklerini anlatan arkadaşların ifadelerinden sonra işlerine son verilmesi hususu aslında yönetim tarafından diğer sanıklar üzerinde baskı ve tehdit oluşturmak için kullanılmaktadır. Buradan başka bir anlam ben çıkaramıyorum. Yani bildiklerini anlatmak isteyen biri veya bunu anlatırsa "seni görevden uzaklaştırırız", yine bildiklerini anlatmak isteyen bir iştirak şirketi personeli ise anlatırsan "seni işten çıkarırız" tehdidi yapılmakta dolaylı olarak.
Bu tehdit ve baskı dolaylı olarak benim durumum ve işten çıkartılan diğer arkadaşların durumu örnek gösterilerek bana göre yapılmaktadır. Sistematik olarak insanlar üzerinde baskı kurmak, iradelerinin sakatlanmasını sağlamak, hukuk kuralları çerçevesinde bir suçtur. Tarafınızca yürütülen kovuşturmanın sağlıklı işletilmesini engellemek amacıyla, maksadıyla yürütülen bir faaliyettir. Ben bu durumu sizin takdirlerinize sunuyorum. Ayrıca, tutukluluğum sona ermiş, adli kontrol yükümlülüğüm kaldırılmış ve görevden uzaklaştırıldığım süreçte, bana daha önce tebliğ edilen müdür yardımcılığı unvanı da alınmış; yani düz memur olarak bırakıldığım halde, fiilen idare tarafından bildiklerimi anlattığım için cezalandırılıyorum. Bunun benim açımdan, benim penceremden başka bir açıklaması yok, başka da bir örneği olduğunu düşünmüyorum.
Sayın Başkanım, şimdi hakkımda isnat edilen eylemlere geçiyorum. Dosyada şahsıma hangi eylemden isnat edildiğini iddianame ortaya çıktıktan sonra öğrendim. Öncesinde bilmiyordum. Bunlar eylem 61 ve eylem 77. Şimdi, eylem 61 kapsamında şahsıma yöneltilen isnat esas olarak Reklam Yönetimi Müdürlüğü bünyesinde yürütülen bir süreçte muhammen bedel takdir komisyonunda üye olmam, yani orada yer almamdan ibaret. Ben bu süreçte Reklam Yönetimi Müdürlüğünde şef olarak görev yapıyordum. Benim bu süreçteki konumum idare hiyerarşi içerisinde verilen görevlendirme kapsamında muhammen bedel takdir komisyonunda üye olarak yer almamdan ibaret. Sayın Başkan, muhammen bedel takdir komisyonunda kendi talebim veya kişisel tercihimle bulunmadım. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Çünkü ben 20 yıllık kamu görevlisiyim, belki yüzlerce muhammen bedel takdir komisyonunda bulunmuşumdur, reklam ihaleleri de incelendiğinde bunların toplasanız üç dört tanesinde bulunmuşumdur. Yani beni idare görevlendirmiş; 04.06.2018 tarihli ve 328 sayılı Başkanlık Oluru ile.
Komisyondan istenen şey ihale süreci öncesinde tahmini bir bedel belirlenmesi. Biz de komisyon olarak daha önce yapılan ihaleleri ve idare tarafından birebir aynı ürün için belirlenen reklam alanlarını emsal alarak ve bu rakamları o günün ekonomik koşullarına göre güncelleyerek bir tahmini bedel belirledik. Buradaki şu husus önemli, ileride buna değineceğim Başkanım. Komisyon olarak biz ne yaptık? Daha önce yapılan ihaleleri ve idare tarafından birebir aynı ürün için belirlenen rakamları emsal aldık. Başka bir ifadeyle de geçmiş ihale bedelleri ve ecrimisil bedelleri dikkate alınmış, bu bedeller üzerinden TEFE/TÜFE oranlarıyla güncellenmiş ve o günün koşullarına uyarlanarak muhammen bedel belirlenmiştir. Yani burada yapılan işlem nihai ihale sonucunu belirlemek değil, hazırlık aşamasında tahmini bir değer tespiti yapmaktır.
Ayrıca uyguladığımız hesaplama yöntemi şahsımın veya yalnızca görev yaptığım dönemin oluşturduğu yeni bir yöntem de değildir. Kurumun 2011 ve 2025 yılları arasındaki muhammen bedel raporları incelendiğinde ki bunların birçoğunda benim de imzamı göreceksiniz; ecrimisil veya önceki sözleşme bedellerinin esas alınması, bu bedellerin TEFE/TÜFE oranlarıyla güncellenmesi ve toplam kapasiteye uyarlanması yönteminin yıllardır kullanıldığı görülecek. Süreklilik gösteren kurumsal bir yöntemin, yalnızca benim görev yaptığım dönem bakımından suç olarak değerlendirilmesini kabul etmiyorum Sayın Başkanım. Bilirkişi raporundaki tespitlerden biri de reklam ünitelerinin tek yönünün kabul edildiği, az önce de belirtmiştim. Oysa komisyonca emsal alınan ecrimisil dosyalarının fiilen çift yönlü kullanılan reklam ünitelerine ilişkin. Bu hazırlanan muhammen bedel raporunun eklerinde açık bir şekilde görülüyor zaten. Dolayısıyla komisyon tek yönlü bir ürün bedelini esas almamıştır. Ayrıca dikkat edilirse ecrimisil bedellerinin peşin ödenmesi halinde uygulanan %35'lik bir indirim vardı. Yani vatandaşın ecrimisili kesilir, belediyeye gitti, atıyorum 1000 lira kesildi, bunu ödemeye gittiğinde %35'i düşer, 650 bin lira gibi bir rakam öder. Biz bunu bir yani emsal aldık ya bu bedeli bile indirmeden normal rakam neyse onun üzerine aldık.
Bilirkişi raporu bu 2 somut hususu değerlendirmeden sonuca ulaşmış. Komisyonu kuran, çalışma yöntemini belirleyen veya idare adına kurum dışına yazı yazılmasına karar veren kişi ben değilim. Burada özellikle vurgulamak istediğim husus şu; muhammen bedel takdir komisyonunda yer almak tek başına ihale sonucunu belirlemek anlamına gelmez. Muhammen bedel ihale sürecinin sadece hazırlık aşamasında yapılan yaklaşık değer tespitidir. Başka bir ifadeyle tahmini değer belirlenmesidir. Bu tespit ihale kararı değil. İhaleyi kimin alacağını belirlemez, encümeni, amiri hiç bağlamaz. Sözleşmenin mutlaka yapılacağı anlamına hiç gelmez. Yani muhammen bedel tek başına ihale sonucu değildir. Muhammen bedel takdir komisyonunun yaptığı işler ihale sürecinin yalnızca hazırlık aşamasına ilişkindir.
Bu süreci kısaca açıklayacağım. Muhammen bedel takdir komisyonu muhammen bedelin yani tahmini bedeli belirledikten sonra dosya doğrudan sonuçlanmıyor. Bu süreç idari hiyerarşi içerisinden devam ediyor. Dosya önce ilgili müdürlük, daire başkanlığı ve genel sekretere aracılığıyla makamın onay ve değerlendirme aşamalarından geçer. Bu denetim ve değerlendirme aşamalarından sonra uygun görülmesi halinde dosya ihale yapılmak üzere encümene sevk edilir. Encümen kendisine gönderilen dosyayı inceleme yetkisine sahip, eksiklik görürse dosyayı iade eder, uygun görmezse ihaleyi yapmaz. Muhammen bedeli de düşük bulursa bunu incelemeye, takdir ettirme yetkisine sahip. Şartnamede eksiklik görürse bunu değerlendirebilir, rekabetin oluşmadığını düşünürse mesela bu, bunu değerlendirerek ihaleyi yapmayabilir. Kamu yararına aykırı bir durum görürse ihaleyi yapmayabilir veya süreci durdurabilir.
Encümenin muhammen bedeli düşük bularak dosyayı eksik görerek veya uygun görmediği gerekçelerle dosyayı ihale yapmadan ilgili dairesine iade ettiği birçok örnek bulunmakta. Mahkemenizce idareden bunlar talep edilirse tablo daha net ortaya çıkacak. Bunun özellikle vurgulamamın nedeni şu; muhammen bedel takdir komisyonunun belirlediği tahmini bedel encümenin takdir ve denetim yetkisini ortadan kaldırmaz. Encümen muhammen bedel komisyonunun yaptığı tespite bağlı değil. Müsaadenizle başkanım, bir evrak yani bu ihalenin encümen kararını ekrana yansıtmak istiyorum. Ek 1 diye kayıtlı. Bunun 2. sayfasına gelir misiniz? Sayın başkanım bu 2. sayfa. Encümen 10 kişiden oluşuyor. 5 tane üye buraya şerh düşmüş. Şerh de karara katılmamış. Demiş ki yani burada demiş ki özetle COVID döneminden dolayı rekabet koşulları sağlanamadığından dolayı biz bu karara katılmıyoruz kardeşim demiş.
Şimdi sayın başkanım bu şerhi okuduğumuz zaman burada muhammen bedelle ilgili herhangi bir şey söylenmemiş. Şimdi bir sonraki sayfaya geçelim karar sayfasına. Biraz daha şey yaparsak orada da görüldüğü üzere sayın başkanım 5 üye katılmıyorum diyor, 5 üye katılıyorum diyor. Eğer burada sayın başkanım 1 tane üye bu karara ben de katılmıyorum deseydi bu ihale gerçekleştirilmeyecekti. O zaman burada encümenin yetkisi var. Yani bugüne kadar yanlış anlamayın ben burada çok kişiyi dinledim. Herkes benim yetkim yok diyor. Yani kimin yetkisi var ben de anlamadım. Burada evraktan görüldüğü üzere demek ki encümen üyelerinin bu dosyayı inceleme yetkisi var. Diğer 5 üye incelediğine göre herhalde diğerleri de incelemiştir diye düşünüyorum.
Şimdi başkanım, sayın başkanım encümen kararlarını oy çokluğuyla alıyor. Eşitlik söz konusu olduğunda ise encümen başkanlığının kararı doğrultusunda karar çıkıyor. Burada da görüldüğü üzere encümen başkanının kararı doğrultusunda bir karar çıkmış. Yani demek istediğim burada encümen dosyayı inceleyebilirdi, iade edebilirdi, ihaleyi yapmayabilirdi, süreci durdurabilirdi velev ki encümen onayladıktan sonra da süreç bitmiyor encümen ihaleyi yaptı diye. Encümenin ihaleyi yaptığı varsayılsa dahi ihalenin sonuç doğurabilmesi için, sözleşmeye bağlanabilmesi için ayrıca ita amiri onay makamı aşaması var. Yani 2886'nın 31. maddesinde ihale komisyonları tarafından alınan ihale kararları ita amirlerince karar tarihinden itibaren en geç 15 iş günü içinde onaylanır veya iptal edilebilir. İta amirince karar iptal edilirse ihale hükümsüz sayılır deniliyor. Benim burada kastettiğim husus ita amirinin encümen kararını onaylaması ve sözleşme sürecine geçilip geçilmeyeceğini değerlendirmesidir. Yetkili makam encümen kararını uygun görmeyebilir, bu durumda sözleşme imzalanmaz, uygun görürse sözleşme süreci devam eder.
Bunun da idarenin uygulamasında birçok örneği mevcut. Burada anlatmak istediğim sonuç olarak şu; muhammen bedel komisyonunda atılan imza tek başına ihalenin yapılmasını, ihalenin belli bir kişiye verilmesini, sözleşmenin imzalanmasını veya kamu zararının doğmasını zorunlu hale getiren bir işlem değil. Bu nedenle sanki muhammen bedel takdir komisyonunun bütün ihale sonucunu belirlemiş bir değerlendirme yapılması doğru bulunmuyor. Örnek dosyalardan ve belgelerden de görüleceği üzere muhammen bedel komisyonu üyesi olarak benim bu süreçte nihai kararlarla yetkim yok, ihale yapma, ihaleyi iptal etme yetkim yok, encümenin yerine geçme yetkim yok, yetkili onay makamı yerine geçme yetkim yok, sözleşmeyi imzalama yetkim yok.
Bu nedenle eylem 61 bakımından şahsımın cezai sorumluluğu değerlendirilirken yalnızca muhammen bedel komisyonundaki üyeliğim değil, ihale sürecinin tamamından yetki zinciri ve benim bu zincir içerisindeki sınırlı konumum dikkate alınmasıdır. Oysa ben yalnızca hazırlık aşamasındaki bir komisyonda iştirak ederek değerlendirmekte yarar var. Kamu görevlisiyim, muhammen bedel komisyonunun görevi ile ihalenin sonucunu belirleme yetkisi birbirinden farklıdır. Bu ayrım yapılmadan yalnızca komisyon üyeliğinden hareketle ceza sorumluluğu çıkarılmamalıdır. Eylem 61 incelenenin hakkındaki ithamın temelinde muhammen bedelin düşük belirlendiği iddiası bulunmakta.
Ancak muhammen bedel hazırlık aşamasında yapılan tahmini bir değer. Bu tespitin sonradan tartışılması, eksik bulunması, farklı hesaplama yöntemleriyle daha yüksek veya daha düşük çıkarılabileceğinin söylenmesi tek başına suç işlendiği anlamına gelmez. Nitekim 2886 sayılı Kanun'un 9. maddesi tahmin edilen bedelin belirlenmesi konusunda idareye geniş takdir hakları tanımış. Bu maddeye göre tahmin edilen bedel idarece tespit edilir veya ettirilir. İşin özelliğine göre gerektiğinde belediye başkanı, Eylem 61 siz de toparlayın sayın başkanım. Yani dolayısıyla sayın başkanım şöyle, okumayayım oradan. Yani burada encümenin sorumluluğu var, diğer idari hiyerarşinin sorumluluğu var. Ben muhammen bedel komisyonunda sadece üyeyim. Bir ekim vardı, ek 2. Şimdi orada bir yansıtabilirsek onun üzerinden.
Şimdi Sayın Başkanım. Şimdi bu encümen kararına baktığımızda, bir sonraki sayfaya geçebilir miyiz lütfen? Ulaştırma Ulaşım da var sanırım. Aynen. Şimdi burada tüm üyelerin oy birliğiyle, onay almış, hiçbir üye şerh düşmemiş. Muhammen bedel 40 milyon. Ben bu ihalenin, bu ATM ihalesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı, ben bu ihalenin muhammen bedel komisyonunda üye idim. Muhammen bedeli de yine aynı usulle 40 milyon olarak belirledik Sayın Başkan. Aşağı inelim lütfen, karara gelelim. Şimdi bakın buraya 3 firma katılmış ve ihale 67 milyona bitmiş. Yani şimdi ben muhammen bedel komisyonu üyesiyim, en başında 40 milyona ben bunu belirlemişim. Burada rekabet oluşmuş, firmalar birbiriyle yarışmış, ihale 67 milyona bitmiş Sayın Başkan. Yani o zaman ben burada da mı dolaylı olarak ya da suça teşebbüs mü ettim? Yani benim ihalenin sonucunu öngörebilme ihtimalim yok.
Başka bir örnek üzerinden gideceğim yine. Ek 3 olacak, Ek 3'ü açalım. Açtık mı? Şimdi Başkanım, burayı hızlı geçeceğim. Ek 3, spor tesislerinde bir otomat ihalesi var. İdare bu ihaleyi tam 4 kez encümene göndermek zorunda kaldı. İlk ihaleye gönderirken bunun muhammen bedeli 3 milyon olarak belirlendi. Gördüğünüz üzere encümende katılım olmadığı gerekçesiyle geri gönderildi dosya. Bir sonraki ekine geçelim, Ek 4. Burada rakam düşmüş, muhammen bedel 2 milyon küsur, buraları okuyamıyorum. Yine katılım olmadığı için encümen yine gönderiyor. Bir sonraki eke geçelim. Burada yine rakam düşüşü var, bir küsürlerde, tam okuyamıyorum. Yine katılım olmadığı için geri gönderiliyor. 4'e geçelim lütfen. Ek 4'ten bir sonraki. Şimdi buraya geldik, 4. kez aynı ihaleye gönderildi. 3 milyon olan muhammen bedel, 645 bine, yanlış hatırlamıyorsam 645 bine kadar düşürüldü. E şimdi bakıyoruz ki Başkanım, 645 bine düşünce 4 tane firma katılmış, 3 tane firma katılmış. Bunlar yarışa girmişler. İhale, ilk gönderilen muhammen bedelin de üstünde bitmiş, 3 milyon 200 bin liraya. Şimdi Sayın Başkanım, ben burada üye değilim, bu komisyonda yokum ama buradaki arkadaşların ne suçu var? Yani bunu nasıl öngörebilirler böyle bir şeyi? Yani asıl olan, aslında rekabet koşullarının, yani bir ihalede nihai bedeli belirleyen rekabet koşullarıdır. Rekabet koşullarının oluşup oluşmadığını denetleyen birim de ben olamam, malum görevim gereği.
Şimdi Eylem 61'e ilişkin söyleyeceklerim bu kadar Başkanım. Bununla ilgili üzerime atılı suçu kabul etmiyorum ve beraatimi talep ediyorum diye geçiyorum, bu zaten daha kısa.
Şimdi Sayın Başkanım, esas olarak Eylem 77'de bir ihale sürecinde ihale komisyonu üyesi olarak yer almamdan ibaret. Burada da yine bir ihale komisyonunda üyeyim. İddianame Eylem 77 kapsamında 7 adet ihaleyi değerlendirmiş. Söz konusu ihalelerden sadece 2 tanesinde komisyon üyesi olmam hasebiyle bana sorumluluk yüklemiş. Bunlardan birisi 2022, diğeri de 2023 tarihli ihale. Bu ihaleler taşınırlarda yer alan dijital bilgi platformlarındaki %30'luk belediye kontenjanlarının yönetilmesi ve içeriklerin denetlenmesi işi ile ilgili. İddianame bu ihalelere yönelik şahsıma yüklemeye çalışan temel iddia; gizli kalması gereken bilgi ve belgelerin üçüncü kişilerle paylaştığım, ben öyle anlıyorum okuduğum zaman, belirli isteklilere avantaj sağladığımı iddia ediyor. Diğer kişi veya firmaların katılımının engellendiği ve rekabetçi koşulların önlendiği şeklinde. Şimdi benim yönümden bu iddiaların hiçbiri somutlaştırılmış değil. Benim hangi gizli bilgiyi kime, ne zaman, ne şekilde vereceğim gösterilmemiş. Benim hangi firmaya, hangi somut işlemle avantaj sağladığım gösterilmemiş. Benim hangi kişi veya firmanın ihaleye katılımını engellediğim gösterilmemiş. Benim rekabete hangi somut kararlarla engel olduğum açıklanmamış. Bunlar Eylem 61 için de geçerli, hızlı geçtiğim için onları okumadım.
Benim hangi talimatı aldığım veya verdiğim ortaya konulmamış. Benim herhangi bir firma veya kişi ile bu ihalelerden menfaat ilişkisi içerisinde olduğuma dair somut bir delil sunulmamış. Sayın Başkanım, söz konusu ihale aynı şartlar ve çerçevede, bakın burası çok önemli Sayın Başkanım, yani bu ihale 2016 yılından bu yıla her yıl rutin olarak gerçekleştirilen bir ihale, hiç şaşmaz. Yani benim anlatmak istediğim, bu ihaleler idari ve teknik şartnamesi 2016 yılında bir kere hazırlanmış ve değiştirilmeden, incelediğiniz zaman bunu göreceksiniz, 2024 yılı sonuna kadar aynı şartlarda, düzenli olarak her yıl yenilenerek gerçekleştirilmiştir. Yapılan tüm ihaleler incelendiğinde ihaleye hep tek bir isteklinin katıldığı görülecek, yani Medya A.Ş.'nin katıldığı ve kazandığı görülecektir.
Şahsım ise 2016 yılından 2024 yılına kadar yapılan rutin ihalelerde idarenin görevlendirmesiyle gelen 2022 ve 2023 yıllarında ihale komisyonu üyesi olarak bulunmuş bulunmaktayım. Bu ihale komisyonu tek kişiden oluşmuyor Sayın Başkanım, Sayın Savcım. Komisyon kararları da tek bir kişinin iradesiyle değil, komisyonun tamamının katılımıyla alınıyor. Başka bir ifadeyle ihale komisyonu kararları bireysel bir karar değil, kolektif bir komisyon kararıdır. Komisyon kararlarının komisyon üyelerinin ortak değerlendirmesiyle alınmış kolektif bir karar olduğu açık. Ben bu komisyonda tek başıma karar veren, sonucu belirleyen veya diğer üyelerin yerine hareket eden kişi değilim. 5 üyeden yalnızca biriyim, ayrıca komisyon başkanı da değilim. Buna rağmen iddianamede, 5 kişilik ihale komisyonu içerisinde yalnızca benim ihale komisyonu üyesi olmamdan hareketle hakkımda ihaleye fesat karıştırma suçu kurulmaya çalışılmaktadır. Ben bunu hukuken ve fiilen kabul etmiyorum. Çünkü eğer bir ihale komisyonu kararından dolayı ceza sorumluluğu kurulacaksa hakkımda, bu kararın hangi yönüyle suç oluşturduğu, suçu teşkil ettiği iddia edilen kısımlarda hangi üyenin hangi somut fiili işlediği, kimin hangi kastla hareket ettiği ve kimin hangi menfaat ilişkisi içinde bulunduğunun ayrı ayrı gösterilmesi gerekiyor.
Benim diğer komisyon üyelerinden farklı olarak hangi özel davranışta bulunduğum açıklanmamış. Benim diğer üyeleri etkilediğim, yönlendirdiğim veya onlara talimat verdiğime yönelik bir tespit yok. Benim herhangi bir firma lehine özel bir irade ortaya koyduğum gösterilmemiş. Benim ihale sonucunu tek başıma belirlediğime dair bir delil yok. Benim komisyon içerisinde diğer üyelerden farklı, belirleyici bir rol oynadığıma dair iddianamede somutlaştırılmış, sadece ihale komisyonu üyesi olmak tek başına suç değildir. 5 kişilik bir komisyonda alınan kolektif kararın yalnızca benim üzerimden kişiselleştirilerek ceza sorumluluğuna dönüştürülmesi, diğer komisyon üyelerinin iddianamede bile, komisyon üyelerinin iddianamede bile yer almaması bana hakkaniyetli gelmiyor.
Burada özellikle şu sorunun cevaplanması lazım: Karar 5 kişilik komisyon tarafından alınmışken, neden yalnızca benim üzerimden bir kişiselleştirme yapılıyor, onu da anlamış değilim Sayın Başkanım. Yine ihale komisyonu üyeliği idari bir görevdir. Bu görevin suç olarak nitelendirilebilmesi için kişinin ihale sürecinde hukuka aykırı hileli, kasti ve bir mülahazayla somut olarak ortaya konulması gerekir. Benim yönümden böyle bir tespit yok. Benim ihaleye katılımı engellediğime dair bir delil yok. İhaleye katılmasını gereken bir kişinin veya firmanın ihaleye katılmasını engellediğime dair bir tespit yok. Yeterli olmayan bir kişinin ihaleye katılmasını sağladığıma dair bir delil yok. İhale şartlarını belirli bir kişi veya firma lehine değiştirdiğime dair, gizli kalması gereken bilgileri paylaştığıma dair, tekliflere müdahale ettiğime dair, istekliler arasında, istekliler arasında bir anlaşma sağladığıma veya rekabeti engellediğime dair bir tespit yok. Sayın Başkanım, benim ihale komisyonundaki görevim komisyon üyesi olarak ihale dosyası kapsamında yapılan değerlendirme sürecine katılmaktan ibarettir.
4734 sayılı İhale Kanunu'na göre komisyon üyesi nasıl belirlenir, ne iş yapar? İhale komisyon üyesi şahısların yani bizlerin isteğine göre belirlenmez. Komisyon 5 üyeden oluşur, bunlardan komisyon başkanı genelde o birimin müdürü olur, birim amiri olur. Diğer 3 üye ise ihaleyi yapan müdürlük içerisindeki memur olması şartıyla müdürlüğün belirlediği 3 kişi arasından, hızlı geçiyorum Başkanım, 3 kişi olur ki uygulama Reklam Yönetim Müdürlüğünde şöyle Sayın Başkanım; sıraya konulmuştur bu, zaten 7 tane ihale incelenmiş, iki tanesinde ben varım. Tüm komisyon üyelerinin farklı olduğunu zaten göreceksiniz. Yani bu iş sırayla döner. Biz ihalenin olacağını şeyden öğreniriz, bir mesaj gelir bize. Komisyon olarak ihale salonunda toplanırız. İhale yetkili, yani ihale müdürlüğünün yetkilileri de orada olur. Ekrana yansıtırlar, oradan teklif verenleri açarlar. İşte kime, kimde ihale kaldıysa ihale yetkilileri bir tutanak hazırlar. Biz o tutanağın altına imza atarız, yani orada ekranın açıldığına dair, hatta kamera kaydı da alınır orada. İhale bu şekilde sonuçlanır.
Bu ihaleyi şöyle toparlayayım Sayın Başkan. Yani 2016'dan 2024'e kadar her yıl rutin gerçekleştirilen bir ihale. Bunun bir alternatif tesis de yok, hep Medya A.Ş. almıştır, kazanmıştır. İhaleye hep tek istekli katılmıştır, ihale şartnamesi de hep aynıdır. Ben iki kez sadece, dediğim gibi sıraya koyulduğu için, bu ihale komisyonu üyeliğine denk geldim. Hakkımda atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Bu yüzden huzurunuzda beraatimi talep ediyorum Sayın Başkan.
Hakim: 21 Mayıs 2025 tarihli bir ifaden var. Bu ifade doğru mudur?
Hakan Karaköse: Doğrudur Sayın Başkanım.
Hakim: Ekleyeceğin başka bir şey var mıdır?
Hakan Karaköse: Yok Başkanım.
SAVCI SORGUSU
Savcı: Hakan Bey, bir takım beyanlarınız var, başkan beyin sorduğu ifadede, burada dosya kapsamında yer alan grafik, tasarım ve drone çekimi gibi muvazaalı sözleşme hazırlayan o dönem Medya A.Ş. Reklam Müdürü Elif Güven demişsiniz.
Hakan Karaköse: Evet.
Savcı: Muvazaalı anlaşma nasıl gerçekleşti? Ya da neye dayanarak...
Hakan Karaköse: Sayın Başkanım, yani ben muvazaalı anlaşma nasıl gerçekleşir bilmiyorum. Şimdi Elif Hanım müdürlüğümüze ara ara ziyaret gerçekleştirir, gelir. Hatta bazen bizim ofisimizde de çalışmak ister. Ya bu kendi beyanıdır. Yani bu hani sorduğumuzda "Ne yapıyorsun, ne ediyorsun?" diye; drone sözleşmesi, şu bu, hatta esprili bir şekilde vurgulayarak bahsetmiştir. Bu kendisinin beyanıdır yani. Bir duyum değil, onun kendi beyanıdır yani.
Savcı: Yine Murat Abbas, Kültür A.Ş. Genel Müdürü olduktan sonra reklam işlerini tamamen Murat Ongun yönetmeye başladı şeklinde beyanınız var.
Hakan Karaköse: Anlayamadım Başkanım?
Savcı: Murat Abbas, Kültür A.Ş. Genel Müdürü olduktan sonra reklam işlerini tamamen Murat Ongun yönetmeye başladı demişsiniz.
Hakan Karaköse: Sayın Başkanım, onu da şöyle söyleyeyim; daha önce Kültür A.Ş. Genel Müdürü Serdal Bey, İletişim Koordinatörü olarak biliyorduk zaten kendisini. O zaman Reklam Yönetimi Müdürü Kaan Bey'di. Kendisi Serdal Taşkın'la her hafta yani veya iki haftada bir rutin olarak görüşürdü. "Nereden biliyorsunuz?" diye bu soru da gelecek, şimdiden cevaplayayım. Kendisi gitmeden önce bizden, bizim yaptığımız ihalelere ilişkin bilgi notu isterdi. Biz de hazırlardık, kendisine verirdik. Kendisi de bu işleri görüşmeye giderdi kendisiyle. Akabinde Serdal Bey görevden alındı. Alındıktan sonra Murat Bey Kültür A.Ş.'ye Genel Müdür oldu ve akabinde Kaan Sürmegöz yani Kaan Bey bu konuları artık Murat Bey'le görüş... Kendi beyanı yani, zaten söylüyordu. "Bilgi notu hazırlayın." diyordu, hazırlıyorduk, veriyorduk, götürüyordu yani oraya da.
Savcı: Tamam, başka sorum yok.
MURAT ONGUN, HAKAN KARAKÖSE’YE SORUYOR – 16.09.2026
Murat Ongun: Hakan Bey, bu başta bir avukat hatıratı anlattınız ya...
Hakan Karaköse: Hatırlatma değil, somut yani olay.
Murat Ongun: Avukat olayını anlattınız ya, o avukatlar sizden para talep etti mi?
Hakan Karaköse: Yani cezaevi avukatları için mi soruyorsunuz?
Murat Ongun: Size göre tehdit yani. O emniyetten sonra işte cezaevine gelen avukatlar dediniz ya, rahatsız olduğunuz avukatlar.
Hakan Karaköse: Cezaevi sürecindekini mi soruyorsunuz? Onlar tamamen ziyaret amaçlı geldi.
Murat Ongun: Hayır, yani rahatsız olduğunuz, "kovdum" dediğiniz avukatlar var ya, onlar sizden para talep etti mi diyorum?
Hakan Karaköse: Neyi ne için, niye para talep etsin? Hayır.
Murat Ongun: Hayır, edilmiş versiyonları var bu salonda
Hakan Karaköse: Yok, sordunuz, cevap vereyim mi müsaade ederseniz?
Murat Ongun: İstemedi dediniz.
Hakan Karaköse: Tamamlayayım lütfen, izin verin.
Murat Ongun: Çok dinledik. "İstemedi" dediniz.
Hakan Karaköse: Şimdi bana gelen avukatlar genelde kendisi, dediğim gibi meclis üyesi veya oradaki bürokrat arkadaşlardan selamlar getirdiler vesaire. Anlattım zaten süreci. Benden bir para talebi vesaire olmadı; genelde geçmiş olsun dileklerini iletip süreci tamamladılar.
Murat Ongun: Tamam. Şimdi 25 Haziran tarihli... Demin de zaten imalı bir tebessümde bulundum. İfadede diyorsun ki: "Üç farklı şirketin asıl sahibi Murat Ongun."
Hakan Karaköse: Bunu ben demiyorum. Kağan Bey, Elif Güven; ben bunlardan duydum. Bunların beyanıdır yani. Duyduğum da demeyeyim, bir sohbet esnasında bu konuşuluyorsa ya buna duyum mu denir, beyan mı denir, takdir sizin. Kendileri de burada inkâr da edebilirler, kabul de edebilirler. Ben bunu bu ortamda konuşulurken Kağan Sürmegöz'ün ağzından da bizzat duydum. Yani birazdan patronu da soracaksınız bu konuya, ona da peşin peşin cevap vereyim.
Murat Ongun: Patronu diyen bir tek bana Bahar. Umursamadım boşver onu.
Hakan Karaköse: Yok, boş vereceğiniz husus yok. Kağan Bey de bu şekilde hitap ederdi.
Murat Ongun: Ya soruya gelin, soruya, soruya, soruya! Siz hemen cevap... Demin üç farklı şirket dedin ya...
Hakan Karaköse: Ben de diyorum ki bunu izah edeyim...
Murat Ongun: Okuyorum, bir dakika ya! Ben ya,
Hâkim: Soruyu tamamlaması lazım.
Murat Ongun: "Murat Kapki'nin Advertcity, Nihat Sütlaş'ın Reklam istanbul ve Esma Bayraklı'ın Ponte şirketinin asıl sahibi Murat Ongun'dur."
Hakan Karaköse: Tam, okuyalım. Ponte ile ilgili Adem Tuncay bana beyanı bu şekilde olduğu için, onu da şöyle anlatayım; hatta şöyle izah etmemi ister misiniz?
Murat Ongun: Şeyi, Ponte 'yi Adem Tuncay mi söyledi?
Hakan Karaköse: Ponte Reklam'ın size ait olduğunu bana Adem Tuncay anlattı.
Murat Ongun: Tamam da Adem Bey burada öyle bir şey demedi. Sadece "Reklam istanbul'u duydum, onu da Kağan Bey'den duydum" diye sizinle aynı beyanı söyledi.
Hakan Karaköse: Kendisi bir daha yazılı olarak sorarsınız...
Murat Ongun: Peki Murat Kapki'nin Advertcity... Tamam, Esma... Advertcity'nin Murat Kapki'ye ait olduğunu bilmiyorum bu arada. Murat Kapki sizin değil mi hepsi? Tamam. Murat Kapki'nin Advertcity şirketinin benim olduğunu nasıl ifadenizde söylediniz?
Hakan Karaköse: Dediğim gibi Murat Bey, bu konular duyum değil. Yani buna duyum diyemezsiniz.
Murat Ongun: Net bilgi?
Hakan Karaköse: Yani net bilgi, Kağan Bey arkada, sorabilirsiniz. Ben kendisinden bizzat duydum. Bakın orada gülümsüyor zaten.
Murat Ongun: Tamam, Kağan Bey ifadesini verdi, siz yok muydunuz? Böyle bir şey demedi Kağan Bey.
Hakan Karaköse: Demediyse...
Murat Ongun: Az önce firmanın sahibi var, böyle bir şey demedi. Eski ortağı geldi bugün, öyle bir şey demedi. Eğer öyle bir şey geliyorsa...
Hakan Karaköse: Demediyse... Yani ben böyle diyorum, o öyle... Mahkemenin...
Murat Ongun: Ama şimdi güzel kardeşim...
Hakan Karaköse: Yani o zaman ya ben yalan söylüyorum ya onlar yalan söylüyor. O kararı siz...
Murat Ongun: Şöyle, şöyle... Şimdi sizi ayıran bir şey var. Siz devlet memurusunuz. Tamam mı? Şimdi mesela Adem Bey de öyle, duyum; zaten konuşuluyordu falan. Mesela demin buraya bir sahte faturacı arkadaş geldi, onun demesinin bir kıymeti harbiyesi yok. Ama siz deyince bak, iddianameye diyor ki: "Yaptıkları görev sebebiyle bu bilgiye haiz olabilecekleri düşünülmektedir." Yani sizin yaptığınız görev vesilesiyle bu bilgiye sahip olacağınız söylendi. Ama sizin konuyla ilgili, yani bu üç şirketin benimle ilgili olduğuna dair bir belgeniz yok.
Hakan Karaköse: Şöyle cevap vereyim...
Murat Ongun: Sadece sizin gibi arkadaşlar...
Hakan Karaköse: Ticaret Sicil Gazetesi'nden veya şuradan buradan araştırıp böyle bir bilgi edinme ihtiyacı hissetmedim. Dediğiniz gibi Kağan Bey de bir kamu personeli, yani devlet memuru olduğu için az önce siz bana söylediniz, ben de onun sözüne itibar ettim. İtibar ettiğim için de bu beyanı dile getirdim.
Murat Ongun: Yahu o Urban değil miydi Kağan Bey'in hani Adem'in anlattığı?
Hakan Karaköse: Urban şirketi de var, BVA şirketi...
Murat Ongun: Yani o başka bir firmaydı. Peki, şey, zaten son sorum Sayın Başkan. Şimdi peki bu hani Ponte'yi duydun, ben size beyanı okuyayım; 30 Nisan 2025 tarihli bir beyan bu dosyada, reklamcı İnan Boztaş'ın beyanı: "Zabıtanın işgali tespitinden sonra Reklam Müdürlüğü yetkilisi Hakan Karaköse ecrimisil ödeyip devam edebileceğimi söyledi. Dediğini yapıp devam ettik."
Hakan Karaköse: Evet, çok güzel. Buna da cevap vereyim. İyi ki sordunuz, ben çünkü bunu anlatacaktım.
Murat Ongun: Sormadım, beyanı okudum. Acaba reklamcı İnan Boztaş'ın İnnova reklam şirketi sizin mi?
Hakan Karaköse: Yani hani böyle bir soru...
Murat Ongun: ...
Hakan Karaköse: Bir daha sorun. Ben cevabı... Bir daha sorun. Lütfen sorunuzu... Yani tam algılayamadım soruyu. Mikrofona konuşun lütfen, duyamıyorum. Vallahi duyamadım. Yani demek istediğinizi anlayamadım ben. Sorun bir daha.
Murat Ongun: ...
Hakan Karaköse: Benim değil tabii ki
Murat Ongun: Ben zaten senin olduğunu iddia da edemem, ispat da edemem. İspat edemeyeceğim bir şeyi de iddia edemem.
Hakan Karaköse: Tamam. İnan Boztaş'la ilgili de bir açıklama yapmak istiyorum. Yani bugün buradan herhangi birisi Reklam Yönetimi Müdürlüğü'nü arasın, desin ki: "Benim müdürlüğünüzde yürüyen bir ecrimisil işlemli dosyam var, bununla ilgili süreç nasıl olacak?" Memurun vereceği cevap şudur: "Ecrimisili ödediniz mi? Ödedik. O zaman bizlik bir şey yok." Yani vereceği cevap budur Sayın Başkan, sayın heyet.
KAĞAN SÜRMEGÖZ SORUYOR – 16.09.2026
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey.
Hakan Karaköse: Buyrun.
Kağan Sürmegöz: Siz de savunmanızda bahsettiğiniz gerçekten hukuksuz bir şekilde tutuklandınız.
Hakan Karaköse: Evet.
Kağan Sürmegöz: Kültür A.Ş. olarak sizi aldılar.
Hakan Karaköse: Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı.
Kağan Sürmegöz: Genel Müdür Yardımcısı.
Hakan Karaköse: Uzman verdiler sağ olsun....
Kağan Sürmegöz: Evet yine o şekilde tutuklandınız. O süreçten önce zaten ben tutuklanmıştım.
Hakan Karaköse: Evet.
Kağan Sürmegöz: Dolayısıyla sizin tutuklandığınızı ben alt yazıdan gördüm. Yani size bir avukat gönderip elimde bir telefon yoktu. Hani görüşme...
Hakan Karaköse: Kağan Bey ben beni tehdit ettiğinizi söylemiyorum. O söyleyeceklerimi ben düzeltirim zaten ama avukat göndermedim ifadenizi kesinlikle reddediyorum. Çünkü iyi niyetli göndermiş olabilirsiniz. Ben kötü bir şey söylemiyorum yani.
Kağan Sürmegöz: Aynı şeyi aynı şeyi söyleyeceğim. Yani ben size avukat göndermedim. Çünkü alt yazıdan gördüm. Sizin ben tutukluymuşken görüşmüş olduğunuz avukatın size bir arkadaşını göndermişti. Bir ihtiyacınız var mı diye. Çünkü ben göndermedim. Bilmiyorum size kimin geldiğini. Kimin geldiğini de tanımıyorum.
Hakan Karaköse: Kendisi bana avukatım lafınızı kesiyorum, kusura bakmayın Ozan Bey'di yanlış hatırlamıyorsam ismi. Diğer ilk avukat da şahittir o olaya. Kendisi bu şekilde beyan ettiği için böyle söyledim. Çünkü kendisi Burak Bey ile birlikte çalıştığını ifade etti. Kağan Bey yönlendirdi. İstersen onunla çalışabileceğimizi, bu anda destek olabileceğimizi söyledi. Ben kendilerine teşekkür ettim, kabul etmedim zaten.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Melendiz Hanım konusunda Melendiz Hanım bizim belediyemizin bir görevlisidir, meclis üyesi.
Hakan Karaköse: Kağan Bey bununla ilgili...
Kağan Sürmegöz: Ben size sadece bir geçmiş olsun gidileceğini söyleyince.
Hakan Karaköse: Tamam ama doğru zaten. Bununla ilgili süreci ben getirdim kendisi yine aynı şekilde geçmiş olsun dileklerini, sağlığımı, işte vesaire cezaevi koşullarında dikkat etmem gerektiği hususlarını beyan etti. Zaten aksi bir şey söylemedim.
Kağan Sürmegöz: Şimdi sorularıma geçeyim. Bu 2018'den itibaren birlikte çalışmaya başladık. Siz şef olarak başladınız. Daha sonra siz...
Hakan Karaköse: İlk memur olarak sonra şef. Sonra...
Kağan Sürmegöz: Müdür yardımcısı ne zaman olmuştunuz?
Hakan Karaköse: 2023 yılının Nisan ayında. Daha sonra.
Kağan Sürmegöz: Tamam. 2023 yılının Nisan ayından sonra hangi şeflikler vardı? Yani sadece siz miydiniz müdür yardımcısı?
Hakan Karaköse: Yanlış hatırlamıyorsam Hülya Hanım vardı. Onların tam gidiş dönemi siz de hatırlıyorsunuz. Oya Hanım vardı. Ama tam onların gidiş tarihlerini hatırlamıyorum. Ama ben ben müdür yardımcısı olduktan sonra yanlış hatırlamıyorsam zaten istifasını vermişti birisi. Bu işlerden yani mülkiye müfettişleri korktuğu için siz de biliyorsunuz zaten. Diğeri de yani daha erken gitmiş, çalışmak istememişti yani.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Hangi şeflikler size bağlıydı?
Hakan Karaköse: İhale şefliği ve muhasebe tarafı. Yani ben biliyorsunuz şef olarak yani şef, şeflik yaparken de ihale şefliği yaptım. Yine muhasebe işlerini takip ettim.
Kağan Sürmegöz: Aynı zamanda şöyle bir İnsan Kaynakları Müdürlüğünden bize şöyle bir 2024'te bir yazı gelmiş. Size bağlı olan şeflikler olarak Değerleme ve Tahakkuk Şefliği, Kira ve Saha Tespit Şefliği.
Hakan Karaköse: Tamam zaten aynı anlama geliyor söylediklerim. Hani normal müdürlük dilinde konuşuyoruz ya şu an. O onun detayı. Kurumsal olarak isimlendirmesi.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Şimdi metrobüsle alakalı birtakım beyanlarınız var. Metrobüs hattındaki reklam alanlarının işletilmesi ihalesi ile ilgili sözleşmeye aykırı olarak teknik şartnameye uyulmadığı ve göz yumulduğunu ve haksız kazanç elde edildiğini bildirmişsiniz.
Hakan Karaköse: Onu sormanız iyi oldu. İfademi hızlı hızlı geçtiğim için düzeltemedim. Metrobüs hususunda ama diğerlerini de sormanızı beklerim. Metrobüs hususuyla ilgili Savcılık Makamıyla farklı bir şey konuştuk. Ya şöyle söyleyeyim, 6 saatlik bir ifade sürecimiz oldu. 6 saatlik ifade sürecinde zaten 6 saat o ortaya çıkması beklenmez. Oradaki katip bey biraz özet şeklinde ama orada kalmış. Metrobüsle ilgili konuşulan konu o değil aslında. Onu şimdi hazır sordunuz size yani düzeltmiş oldum.
Kağan Sürmegöz: Yani aslında biz metrobüsle alakalı Sayın Başkanım o eylemlerde de var. Biz 2012 yılında bu metrobüs duraklarının yapılmasının karşılığında reklam alanı işletilmesi işi verilmiş. Yani o reklam uygulamalarından mevcuttaki metrobüs durakları imal edilmiş. 2022 yılında da bu ihale bitmiş ve biz mevcuttaki ürünleri ihaleyle yeniden işletilmesi işi ihalesine çıktık. Yani süreç devam eden bir süreç. Dolayısıyla hani teknik şartnameye uyulmadı, yeni bir imalat burada yok. Mevcut ürünü teslim ettik, işletiyorlar. Yani burada bir yanlış beyan alınmış. Hakan Bey de kabul etti yanlış beyan olduğunu.
Hakan Karaköse: Ama diğerlerini de sormanızı beklerim.
Kağan Sürmegöz: Soruyorum. Tamam, daha yeni başladık.
Kağan Sürmegöz: Bununla ilgili bir şartnameyi verelim mi size Sayın Başkanım?
Hakim: Tamam ibraz edersiniz onu sıradaki sorulara geçin.
Kağan Sürmegöz: Şimdi 2023 yılında Şehir Hatları İskelesi ihalesi yapıldı. Kültür A.Ş. kazandı. Alt yüklenici de Reklam İst oldu. Bu ihalede Kağan Sürmegöz organizesiyle birçok usulsüz evrak hazırlandı ve firmanın usulsüz kullanımına göz yumuldu.
Hakan Karaköse: Evet, doğru. Beyanımın arkasındayım.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Hangi evrak usulsüz düzenlendi? Onu bir söyler misiniz?
Hakan Karaköse: Hangi evrak? Şimdi bu Şehir Hatları İskelelerini biliyorsunuz Koruma Kurulları kararı vesaire vesaire olması gerekiyor. Normalde konulmaması gereken yerlere haddinden fazla ekran konulmasına müsaade edildi. Hatta bir tanesini beni de göndermiştiniz, siz kendiniz göndermiştiniz bu Kabataş'ta açılan büyük iskele var ya, şu an açılmak üzere olan.
Kağan Sürmegöz: Açılmamıştı
Hakan Karaköse: Açılmak üzereydi yani ben ayrılmadan önce. Ben hatta gittiğimde bunu da tespit etmiştim. Demiştim buranın girişinde sadece 1 ekran hakları var, hatırlıyorsunuz muhtemelen.
Kağan Sürmegöz: Hatırlıyorum
Hakan Karökse: Ama bu arkadaşlar her ne hikmetse yanlış hatırlamıyorsam ben o gün 5 saymıştım. 5 tane kocaman ekran koymuşlardı.
Kağan Sürmegöz: İçeriye mi?
Hakan Karaköse: Bu usulsüzlüğü de amirin olarak size bildirdim. Burada bir hata var, bunun düzeltilmesi gerekiyor diye belirttim. Ama bununla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmadınız.
Kağan Sürmegöz: Tespit raporu var mıdır?
Hakan Karaköse: Tespit raporum şu an beni göreve başlatmış olsalardı size ibraz edebilirdim. Ama şu an size bunu ibraz edemem. Ama tespit raporu vardı aynen.
Kağan Sürmegöz: Şu an siz girdiniz, bir tespit yaptınız. Bana geldi, ben dedim burada usulsüz bir evrak düzenleyin. Böyle bir şey mi vardı? Şimdi diyorsunuz ki usulsüz evrak hazırladı diyorsunuz bu olayla alakalı. Ben usulsüz bir evrak hazırladım mı burasıyla alakalı?
Hakan Karaköse: Şimdi usulsüz evrak hazırlamak yani oturup nasıl izah edeyim yani bir evrakı kastedim o değil. Yani usulsüz olarak benim bunu size beyan etmeme rağmen bununla ilgili firmada kuvvetli bir firma olduğu için öyle izah edeyim.
Kağan Sürmegöz: Kültür AŞ? Medya AŞ?
Hakan Karaköse: Ya Sayın Başkanım tamam siz öyle diyorsunuz, öyle olsun. Ben alt yüklenicinin kim olduğunu herkes biliyor .
Kağan Sürmegöz: Tamam yani burada usulsüz bir evrak var mı, yok mu? Onu soruyorum.
Hakan Karaköse: Usulsüz bir işlem var.
Kağan Sürmegöz: Usulsüz işlem sahada, mevcutta olması gerekenden fazla ekran var...
Hakan Karaköse: Usulsüz işlem şudur: Bir devlet memuru bunu tespit ettiği halde idari amirine bu usulsüzlüğü bildirdiği halde idari amirinin herhangi bir tasarrufta bulunmayıp bunu sümen altı, tabiri caizse yani sümen altı ederek görmezden gelmesidir. Usulsüz işlemden kastım bu.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Sayın Başkanım bu konuyla ilgili idarenize yazı yazabilir miyiz? Böyle bir usulsüzlük var mı, yok mu anlayalım.
Hakim: Talebiniz varsa yazarsınız tabii ki de
Kağan Sürmegöz: Sayın Başkanım hani diyor ki, "Ben bir tespit raporu düzenledim. Bize tespit raporlarımız bellidir. Akabinde sundum, imzaları vardır vesaire ve elektronik sistemde vardır. Bu elektronik sistemde bana gelir ben de onaylarım. Bu usulsüzlük Zabıta Müdürlüğüne bildirilir."
Hakan Karaköse: Şu an bugün o iskeleye gitseniz eminim o ekranlar hala duruyordur Sayın Başkanım. Onu da ayrıca belirteyim.
Kağan Sürmegöz: Tamam yani... Şimdi eylemde geçmiyor. İspark ihalesi vardı sayın başkanım. Ancak bana sorulduğu için burada tekrar soruyorum. AdvertCity firmasının işletmekte olduğu İspark otoparklarındaki 272 billboardu usulsüz bir şekilde giantboarda çevirerek yüksek miktarda haksız kazanç elde ettiler demişsiniz.
Hakan Karaköse: Evet.
Kağan Sürmegöz: Usulsüzlük burada billboardların birleştirilmesi midir?
Hakan Karaköse: Şimdi o ihaleyi, dosyalara ben ulaşamadığım için net cevap veremiyorum ama hatırladığım kadarıyla vereyim. Yine Kağan Bey ulaşabiliyordu muhtemelen dosyalara, o size sunar. Şimdi o ihalede yanlış hatırlamıyorsam bir lisesinde billboard olarak çıkıldı o ihaleye. Ama baktığımızda sahada billboard yoktu, giantboard vardı.
Kağan Sürmegöz: Evet, bu ihale 2018 yılında yapılmıştı. Sahaya baktık, giantboard vardı. Buna usulsüz diyorsunuz.
Hakan Karaköse: Ben dönem ayrımı yapmıyorum Kağan Bey. Yani ben burada herhangi bir 18 yani öncesi suçluydu suçsuzdu o kısma girmiyorum. Öncesinde de vardı bu. Evet, zaten söylüyorum. O da yanlıştı, o zaman da beyan ettim.
Kağan Sürmegöz: Başkanım bir evrak sunabilir miyim? Ben beyanımı da geçeyim de. Burada diyor ki başkanım; teknik şartnamenin 9. maddesinin 2. fıkrasında, "İşletmeci billboard tipi sabit reklam uygulamalarını birleştirerek yan yana veya tek olarak kullanabilecektir." Yani bu Hakan Karaköse'nin usulsüzlük olarak savcılığa beyan ettiği husus aslında şartnameye uygunmuş.
Hakan Karaköse: Sayın başkanım onu da şöyle izah edeyim. Yani burada şartnameye uygundur deniliyor ama o madde bir ihalenin tamamını kapsayamaz. Yani siz bir ihaleye çıkıyorsunuz, yani bu billboard ihalesi örneğinde olduğu gibi, bilmiyorum soracaklar mı ama inşallah sorarlar, cevaplarım ben de. Şimdi bir ihaleye çıkıyorsunuz. Billboard olarak çıkıyorsunuz ve sonra bir bakıyorsunuz bir talep gelmiş, hepsini giantboarda çevirelim. E kardeşim o zaman niye bunun başından giantboard olarak çıkılmadı da, muhammen bedeli de ona göre belirlenseydi, her şeyi ona göre belirlenseydi. Yani benim burada anlatmak istediğim bu yani usulsüzlük.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey siz de şartnamelerin hazırlık aşamasında çalışıyordunuz. Keşke yazmasaydınız o zaman.
Hakan Karaköse: Sayın başkanım biz bunları size dile getirdik her defasında. Yani siz de bunu gayet iyi biliyorsunuz. O maddenin de niçin yazıldığını birlikte çok kez görüştük. Yani şartnamenin, yani ihalenin amacını...
Kağan Sürmegöz: Madde yazıyor Hakan Bey, neyi tartışıyoruz?
Hakan Karaköse: Tamam tartışmayalım o zaman. Sordunuz, cevaplıyorum. İstemeyecekseniz ben ne yapayım?
Kağan Sürmegöz: Usulsüzlük diyorsunuz da... Usulsüzlük diyorsunuz ama madde var. Ne alakası...
Hakan Karaköse: Tamam da bu bana göre usulsüzlük, size göre değil. Buna sayın mahkeme karar verecek.
Kağan Sürmegöz: Peki. Eylemde yok bu arada. Otobüs durakları ile ilgili...
Hakan Karaköse: Keşke sormasaydınız o zaman.
Kağan Sürmegöz: Bana soruldu ne yapayım? Soracağız, aydınlanacağız.
Hakan Karaköse: Tamam haklısınız, siz de haklısınız.
Kağan Sürmegöz: Burada söylediğiniz şeylerin zaten çoğu yok ki iddianamede.
Hakan Karaköse: Ben de ona çok anlam veremedim aslında. Çok şey...
Kağan Sürmegöz: Otobüs duraklarının reklam alanlarının elektrik faturalarını işleten firma ödemesi gerekirken İBB ödedi. Çok net bir şekilde kamu zararı oluşturuldu.
Hakan Karaköse: Evet, evet. Bunu siz de çok iyi bilirsiniz.
Kağan Sürmegöz: Bu beyanınızın arkasındasınız.
Hakan Karaköse: Sonuna kadar.
Kağan Sürmegöz: Peki, bu konuyla ilgili süreç nasıl bir anlatır mısınız?
Hakan Karaköse: Yani neticede Sayın Başkanım size burada şu iletilmeye çalışılıyor. Evet, burada da bir usulsüzlük vardı. Ben Kağan Bey'in nereye gelmek istediğini anlıyorum hani peşin peşin söyleyeyim. Orada da elektrik faturaları zaten beyan da ettim. Şimdi burada sonuçta Kağan Bey şunu diyecek muhtemelen. Bakın bu 2018'de yapılan, AK Parti döneminde yapılan bir ihale. Bak burada da var ama bu soruşturmaya konu olmamış. Yani bunu...
Kağan Sürmegöz: Hayır sayın başkanım.
Hakan Karaköse: O sizin takdiriniz ben bir şey diyemem.
Kağan Sürmegöz: Bir cevap ver, ne 2018 öncesine gidiyorsun? Cevabını ver.
Hakan Karaköse: Ben de diyorum ki usulsüzlük var diyorum.
Kağan Sürmegöz: Tamam usulsüzlük yani elektrik faturasını belediyenin ödemesi...
Hakan Karaköse: Elektrik faturalarını İBB tarafından Medya AŞ'nin ödemesi gereken elektrik faturaları İBB tarafından ödenmiştir. Hatta bizi bununla ilgili Adem Tuncay'la beraber bu faturaları Şehir Aydınlatma Müdürlüğüydü yanlış hatırlamıyorsam, oraya gönderdiniz. Hatta oradaki müdür bile o kadar rahatsız oldu ki "Ya" dedi "Biz bu işi yapıyoruz ama bu iş sıkıntı. Sözleşmede bunu Medya AŞ'nin ödemesi lazım." Siz de normalde bunu kaç kez üstlerinizle, hatta Murat Bey'le görüştüğünüzü vesaire bize anlattınız. Ama Medya AŞ'nin o ödeme gücü olmadığından vesaire bunu bir şekilde...
Kağan Sürmegöz: Medya AŞ ödemeyecek ki bunu niye Medya AŞ ödesin?
Hakan Karaköse: Ya az önce işinize geldi mi Şehir Hatları ihalesinde yüklenici Kültür AŞ diyordunuz. Şimdi diyorsunuz ki Medya AŞ. Ya şimdi...
Kağan Sürmegöz: Benim işime gelen bir şey yok. Kamu zararı var dediniz ya, şu an onu aydınlatmaya çalışıyorum.
Hakan Karaköse: Ben size anlatıyorum, dinleyin. Müsaade edin, dinleyin o zaman. Ben de onu anlatıyorum.
Kağan Sürmegöz: Müsaade ediyoruz.
Hakan Karaköse: Diyorum ki; yani burada Medya AŞ'nin ödemesi gereken elektrik faturasını ya da dolaylı olarak Medya AŞ'nin aslında alt yüklenicisinin ödemesi gereken elektrik faturasını alt yüklenici ödemiyor. Belediyenin de muhatabı burada aslında Medya AŞ. E bunu Medya AŞ de ödemiyor. Ama şimdi otobüs durağı, elektriğini de kesemiyorlar. Kesemediği için İBB burada bunun parasını ödüyor. Biz de bunu dedik ki; biz memuruz, devlet memuruyuz. Yani bunu Medya AŞ'nin ödemesi gerekiyor. Hatta bununla ilgili Murat Bey'in avukatı Rahşan Hanım burada mı bilmiyorum, bununla ilgili Medya AŞ de kendisi bize hatta Medya AŞ'yi temsilen işte Rahşan Hanım, Elif Hanım, Pınar Hanım bu konuyla ilgili bizden bir bilgi aldılar yani bizi dinlediler. Anlatabiliyor muyum? Yani burada...
Kağan Sürmegöz: Sayın Başkanım durum şöyle: Rakam yaklaşık 28-30 milyonlar civarında. Burada ihale COVID döneminde feshedilmişti. Daha sonra işletmeci firma bu Bölge İdare Mahkemesinden kararını aldı ve tekrar çalışmaya başladı. Akabinde de biz o fesih döneminden tekrar mahkeme kararı gelene kadarki süreç içerisinde bir elektrik faturası doğdu. O elektrik faturası ödenmedi. Yüksek miktarda kamu zararı oluşturuldu, İBB ödedi dedi Hakan Karaköse. Fakat bununla ilgili biz ilgili taahhütleri Medya AŞ'ye yapmışız. Hatta bir tanesinde de...
Hakan Karaköse: Tarihleri önemli Sayın Başkanım.
Kağan Sürmegöz: Tarihlerini de söyleyeyim; 17.03.2023. Yani tutuklanmadan iki gün önce bunu imzalamışız. Hatta ve hatta bununla ilgili siz de imzalamışsınız Hakan Bey. Kendi imzanız da var. Kendinizden tahakkuk etmişsiniz. Yani bu konu kapanmış.
Hakan Karaköse: Yani Kağan Bey, bu konu kapanmış derken bu şekilde yani algı yapmanıza kusura bakmayın izin vermeyeceğim. Bu konu 2,5-3 yıllık bir konu. 2,5-3 yıldır belediye faturaları ödüyor, ödüyor, ödüyor. E yani gözaltına alınmadan iki gün önce biz bunu Medya AŞ'ye tebliğ ettik. Ya belediye bunları peşin ödedi. Siz de biliyorsunuz.
Kağan Sürmegöz: Peşin ödemedi. Fatura geldi, ödedi.
Hakan Karaköse: Tamam faturayı netice olarak peşin ödedi.
Kağan Sürmegöz: Tamam Bölge İdare Mahkemesi kararı geldi...
Hakan Karaköse: Hayır hayır, bunun iptaliyle alakası da yok.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey bakar mısınız? Sizin yazınız. Sizin gayret ediyormuşsunuz, siz göndermişsiniz bunları ödeyeceksiniz diye taahhüt...
Hakan Karaköse: Evet, evet. Çünkü muhtemelen şöyle olmuştur: Öncesinde ben defalarca göndermişimdir...
Kağan Sürmegöz: Başkanım bunu sunuyorum size.
Hakan Karaköse: Cevap vermeme izin verecek misiniz? Muhtemelen şöyle olmuştur: O dönemde iki gün önce diyorsunuz ya, siz biz durumu izah etmişizdir, ilgili veya yerinize birim bakıyordu bilmiyorum, hatırlamıyorum. Onlar da "Evet, bu sıkıntılı bir iş. Bu sorumluluğu daha fazla almayalım." demişlerdir ve yazıya imza atmıştır. Yani 3 yıllık mevzu 3 yıl sonra gönderilmiş. Bunun haklı tarafı nerede, ben anlayamadım yani.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey, siz imzalayıp göndermişsiniz. Müdür...
Hakan Karaköse: Ya ben imzaladım demedim ki Kağan Bey. Hatırlamıyorum, ayrı bir şey. İmzalamış da olabilirim. Ama diyorum ki; yani 3 yıl boyunca tam tarihi hatırlamıyorum, 2 veya 3 neyse, Medya AŞ'nin daha doğrusu Panout firmasının ödemesi gereken elektrik faturalarını Panout ödemezken bizim idare olarak resmi muhatabımız Medya AŞ olduğu için bunu Medya AŞ'nin ödemesi gerekirken Medya AŞ de ödememiş, biz idare olarak ne yapmışız? Taşın altına elini sokmuşuz, idare ödemiş bunu. Yani biz bunun yanlış olduğunu söylüyoruz.
Kağan Sürmegöz: Tamam da sonra bunu yansıtmış mıyız? Yansıtmamış mıyız daha sonra?
Hakan Karaköse: Ya 3 yıl sonra yansıtmışız Kağan Bey. Tamam yansıttık. Yani yansıttıysak...
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey...
Hakan Karaköse: Aradaki kamu zararı kapanıyorsa tamam bir şey demiyorum.
Kağan Sürmegöz: Hakan bey mahkeme kararı...
Hakan Karaköse: Ya Kağan Bey tamam. Ben derdimi anlatabildiğimi düşünüyorum, siz de anlattığınızı düşünüyorsunuz.
Kağan Sürmegöz: Başka burada bir kamu zararı yoktur. Aradaki tüm bedeller medyalara yansıtılmıştır. Ben zaten iddialara cevap olarak konuşuyorum. Yaklaşık 5 yıldır reklam sahasındaki reklam içeriği, ikonlar ecrimisil bedeli adı altında alınarak bazı firmalara verilmektedir. Birlik Medya bu reklam uygulamalarını çok düşük bedel ecrimisil ödeyerek kullanmaktadır. İhale ile verilseydi kamuya yüklü miktarda gelir sağlanacakken muazzam bir şekilde ecrimisil bedeli tahsil edilerek kullandırılması suretiyle kamu zararına sebep olunmaktadır.
Hakan Karaköse: Evet, evet. Şimdi burada biz tedbir olarak size sunduk, birkaç kez görüştük. Bunu idarenin ihale etmesi halinde yani idarenin çok daha karlı olabileceğini söyledik. Sayın Başkanım, şöyle söyleyeyim ben size dönük olarak.
Kağan Sürmegöz: Hakan Karaköse, bu ihale midir, değil midir belli değil ama biz ecrimisil kesmişiz. Bu panolar kaç yıldan beri orada duruyor?
Hakan Karaköse: Ha hatırlamıyorum, siz biliyorsunuz. Veriler, evraklar var.
Kağan Sürmegöz: Şöyle, 1996,
Hakan Karaköse: doğrudur. Ama hangi silindir kuleler? Şu anki silindir kuleler benim bildiğim hepsi dijital ve yaklaşık 60 tane var. Hepsi de %80 lokasyonunda değişmiş vaziyette.
Kağan Sürmegöz: Değil. Bunların... Tamam. Hangi yıla kadar bunlar izinliydi? Yani daha doğrusu bedel alındı?
Hakan Karaköse: Evraklara ben ulaşamadığımı söylüyorum. Bugün göreve başlamış olsaydım bunlara sizin gibi çatır çatır ben de cevap verdim.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey, biz bu zararın oluşmaması için 1996 yılından beri kullanan ve Kültür ve Turizm Bakanlığına ait bu ürünlerden 2020 yılından itibaren gelir elde etmeye. Yani 1996'dan 2020'ye kadar hiçbir şekilde bir gelirimiz olmamıştır. Yani nerede bunun kamu zararı? Bununla ilgili biz nasıl bir ihale yapabilirdik?
Hakan Karaköse: Tamam, ben ben dönüp açıklayayım. Sayın Başkanım, şimdi bahsettiği konu, görüyorsunuzdur İstanbul'da yaşıyorsanız. Bu meydanlarda vesaire, kavşaklarda böyle 4 köşeli LED reklam, LED reklamlar var. Ya şimdi biz kamu görevlileri olarak birkaç kez kendilerine öneride bulunduk. Bunlar işte normalde Devlet Tiyatrolarının koyduğu ürünler deniyor ama eskiden bunlarda atıyorum 3 parçalı reklam alanı vardı. Kesin Devlet Tiyatro reklamı varsa bir tanesinde normal reklam vardı, anlatabiliyor muyum? Ama şimdi geldiğimiz noktada bunlar birdenbire dijitale çevrildi. Yani dijital demek yani ve az çok hani sizler de hakim olmuşsunuzdur, yani çok büyük paralar demek. Şimdi İBB aslında bu ihaleyi çok rahat kendisi yapıp, kendisi yaptıktan sonra da Devlet Tiyatrolarına bir protokol imzalayıp veya Devlet Tiyatrolarına bir üst yazıyla işte %10'unda sen tiyatro görselini yap ama ben geri kalanını işletebileceğim diyebilirdi. Ama bu yola gidilmedi. Yani bunla ilgili ecrimisil yani şimdi bir yere birisi bir şey koyuyor, siz de ona emsal olarak ecrimisil kesiyorsunuz. Az önce örnekte de gösterdik, belediye bunu ihaleye çıksa, 3 tane firma katılsa bunun rakamı sizce nereye ulaşır? Bana göre İstanbul'un en değerli reklam mecralarından bir tanesi bu bahsettiğim mekanlar. Bu benim şahsi...
Kağan Sürmegöz: Turizm Bakanlığının müzesindeki reklam uygulaması.
Hakan Karaköse: Ve ben bunu defatla kendilerine de belirttim, yani bunu ihale yapabiliriz diye. Kendisi inkar ediyor diye düşünüyorum.
Kağan Sürmegöz: Biz ihale yapamayız. İnkar ediyorum, burada ihale yapamayız. 1996 yılından beri...
Hakim: O kendi kanaatini anlatıyor. Sen de kendi kanaatini anlatırsın.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Yani, yok ben sizi bilgilendirme amacıyla söylüyorum ama...
Hakan Karaköse: İddianamede var Sayın Başkanım yani burada.
Kağan Sürmegöz: İddianame var ama şu an 117. eylem...
Hakim: Ve sonra iddianamede zaten... Birbirinizi ne zaman ikna edeceksiniz diyor.
Kağan Sürmegöz: Başkanım 117. eylem, iddianamede var.
Hakim: Ya isimle tamam anlattım da, o soruyu tam öyle sormuyorsun yani, başka bir tarzda soruyorsun onu.
Kağan Sürmegöz: Hakan bey tamam. Devam et soruna, haydi. Soruya yorum ekliyorsun. Yorum ekleme o zaman, doğrudan soruyu sor da.
Kağan Sürmegöz: Bu çiçek büfesi reklam ihalelerinin... Şimdi normalde büfelerin arka yüzeylerine reklam konulmaması gerekirken şirketi çiçek büfelerinin arka yüzeylerine de reklam konulmasına KAğan Sürmegöz tarafından göz yumuldu.
Hakan Karaköse: Evet, evet.
Kağan Sürmegöz: Bu...
Hakan Karaköse: Bunun tespitini biz yaptık size, hatta...
Kağan Sürmegöz: Bu tespiti kim istedi sizden?
Hakan Karaköse: Bu tespiti kimseden istemedi...
Kağan Sürmegöz: Ben istedim.
Hakan Karaköse: Bunu ya Kağan Bey, ben söyleyeceğimi anlatayım hak vereceksiniz bana, inkar edebilirsiniz, problem değil. Bizim şefimiz Abdullah Bey Esenyurt tarafında otururken bu çiçek büfesi yani çiçeklerin arkasında reklam alanlarının olduğunu kendisi tespit ediyor, fotoğraflıyor. Bunu geldi bize bildirdi amir olarak, amiri olduğumuz için. Biz de bunu gittik Kağan beye ilettik, dedik ki Kağan bey böyle böyle bir durum var, izinsiz bir uygulama yapılmış, tespit ettik. Kağan bey de dedi ki tespit yapın. Kendisi de biziz zaten. Biz bunun üzerine İstanbul genelindeki çiçek büfelerinin kaç tanesinin arkasında uygulama yapıldığına dair tespit yaptık. Normalde olması gereken bunun ecrimisil kesilerek kaldırtılması. Ama yaklaşık tam takribi söyleyeyim 5-6 ay boyunca biz bu talimatı bekledik ama kendisinden alamadık. 5-6 ay sonra hatta bunda ilgili Adem Bey'in geçti... sorabilirsiniz. Kendisini firmayı arayıp kaldırılmasını vesaire söylemişti. Bir de yazı da yazdı diye hatırlıyorum, ondan sonra kaldırdı. Ama burada herhangi bir ecrimisil bedeli tahsil edilmedi. Sonuç olarak bu adam burada bu ürünü koydu, ki sahaya geldik bu adam Panaffect firma, çiçek firması başka, idare olarak benim bu Panaffect'in işletildiğinden haberim yok. Yani neresinden tutarsanız elinizde kalıyor yani, öyle söyleyeyim.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey ben şartnameyi de Sayın Başkanımıza sunmak istiyorum.
Son sorum, daha doğrusu son biraz önce söylediği süreç...
Hakim: Soru niteliğinde değil, soru soralım Kaan Bey. Soru için veriyoruz mikrofonu, soru soralım mantığı yani siz... Kendi aranızda kurun yani.
Kağan Sürmegöz: Tamam, bitti sorum Başkanım. Sadece Abdullah Bey'le de böyle böyle oldu dedi. Abdullah Bey'i dinleme talebi yapabilir misiniz?
Hakan Karaköse: Tabii ki de yapabilirsiniz.
Hakim: Var ise böyle bir talebiniz onu da sunun. Tam olarak dinlenmesini istediğinizi belirtirsiniz. Başka soru var mı?
NİHAT SÜTLAŞ SORUYOR
Nihat Sütlaş: Hakan Bey, geçmiş olsun.
Hakan Karaköse: Teşekkürler, size de geçmiş olsun. Sağ olun, bu arada ilk defa geçmiş olsun diyen siz oldunuz, teşekkür ederim. Hepinize geçmiş olsun.
Nihat Sütlaş: Zor günler geçirmişsiniz, hâlen de geçiriyorsunuz. Şimdi size bazı sorular soracağım. Burada sizi suçlamak veya sizde bir suç hissettirmek, suçlaştırma çabasıyla değil, vermiş olduğunuz ifadelerin net bir şekilde heyet tarafından anlaşılması için soracağım. Biraz önce söylediniz, Kabataş'taki Şehir Hatları İskelesi'ndeki büyük LED ekranları söylüyorsunuz, değil mi?
Hakan Karaköse: Normalde şöyle hatırlıyorum; dediğim gibi dosyaya ulaşabilmiş olsaydım daha detaylı cevap verebilirdim ama o girişinde, biliyorsunuz, üçgenimsi, yamuk bir alan var. Normalde, sözleşme gereği, yanlış hatırlamıyorsam sadece oraya reklam koymanız gerekiyordu.
Nihat Sütlaş: Sözleşme gereği mi?
Hakan Karaköse: Sözleşme gereği sadece orada olması gerekiyor ama beni zaten Kaan Bey oraya bizzat kendisi...
Nihat Sütlaş: Oraya koyduğunuz büyük ekranı söylüyorsunuz, değil mi?
Hakan Karaköse: Oraya koyduğumuzdan bahsetmiyorum. İçeriye koyduğunuz, yani 5x4'lük mesaj çıktı, üzerinden bayağı zaman geçti, zaten Kaan Bey de bildirmişti yani.
Nihat Sütlaş: İçeriye LED ekran koymadık ki ama.
Hakan Karaköse: LED ekrandan kastım, yani şey, ekran, öyle söyleyeyim.
Nihat Sütlaş: Televizyon yani. Tavana astığımız 4 tane...
Hakan Karaköse: Tavana astığınız ekranlardan bahsediyorum.
Nihat Sütlaş: Bunun neresi usulsüz, ben anlayamadım?
Hakan Karaköse: Sözleşme listesinde bunların yeri yok. Çok net.
Nihat Sütlaş: Hayır, bir yer... Şuraya koyacak diye bir yer yok ki.
Hakan Karaköse: Şöyle; o iskelede sadece, yanlış hatırlamıyorsam, bir adet ürün koyabilirsiniz, o da girişe. Onun dışında başka bir yere herhangi bir ürün koymayı...
Nihat Sütlaş: Ama biz bu konuda Şehir Hatları'ndan müsaade aldık. Şartnamemizde... Bir dakika Hakan Bey...
Hakan Karaköse: Buyurun, dinliyorum.
Nihat Sütlaş: Hani 'müsaade aldık' derken... Şöyle; Şehir Hatları iskelesine herhangi bir alana reklam ünitesi koymadan önce, daha doğrusu biz bir ihaleye girmeden önce kendilerinin tüm şartnamelerimizi, sözleşmelerimizi vermedik mi? İncelediler. Biz bu durumdan herhangi birini bir şey koymadan önce kendilerinin yazılı müsaadesini istiyoruz. Bütün ekipleri geliyor, bir tornavidayı bile planlıyorlar. Bize müsaade ettiğiniz üzere astık.
Hakan Karaköse: Peki, normalde biz bu ihaleyi diğer şeylere verdik. Şehir Hatları yani normalde bunu, izni idareden alması gerekmez mi?
Nihat Sütlaş: Vallahi ben Şehir Hatları... Bakın Hakan Bey, tartışmayalım benle.
Hakan Karaköse: Tartışmıyorum, cevabımı...
Nihat Sütlaş: Yani oradaki, benim muhatabım, gitmişim oraya, müsaade de istemişim. Benim muhatabım orada Şehir Hatları İskelesi ve bana müsaade etmiş.
Hakan Karaköse: Tamam, cevap verebilir miyim? Tamam, buyurun, devam edin.
Nihat Sütlaş: Yani mülkiyet Şehir Hatları'nda çünkü yani.
Hakan Karaköse: Mülkiyeti İBB'ye ait
Nihat Sütlaş: Tamam, pardon, yani iskeleyi işleten Şehir Hatları anlamında söylüyorum.
Hakan Karaköse: İskele yani gemilerini işleten Şehir Hatları ama iskele içerisindeki tüm yetki İBB'ye ait. İBB de bu yetkiyi ihale ederek işletilmesi için Medya A.Ş.'ye vermiş. Medya A.Ş. de ihale etmiş, siz kazanmışsınız. Demek ki buradaki sizin muhatabınız Şehir Hatları değil, Medya A.Ş.
Nihat Sütlaş: Tamam, biz bu konuyla ilgili Medya A.Ş. ile baştan konuşuyoruz zaten yani. Şimdi elimde evrak yok. Konulara gelelim. Şimdi, Hakan Bey, benim sizinle bir tanışıklığım, sosyal ilişkim var mı? Bir yemişliğim, içmişliğim, gezmişliğim var mı?
Hakan Karaköse: Benim yani sizin... Yani sizin, yemişlik, içmişlik vesaire belki Adem beyin odasında denk geldiysek... Ki geldik birkaç kez ama onun dışında...
Nihat Sütlaş: Ben hatırlamıyorum.
Hakan Karaköse: Hatırlamayabilirsiniz, normal; çünkü yani şöyle, beni hatırlamamanız normal. Yani bunu bir kinaye gibi anlamayın, gerçekten.
Nihat Sütlaş: Cevap verirseniz... Çünkü vakit de uzuyor. Yani bir ilişkiniz var mı, yok mu? Varsa ne? Onu söyleyin, onu şey yapalım.
Hakan Karaköse: Sizinle herhangi bir yemişliğim, içmişliğim yok. Ama sizi tanıyorum. Adem Bey'in odasında tanıştık, bu kadar. Siz de hatırlamıyorsunuz.
Nihat Sütlaş: Tamam. Benim Adem Tuncay Bey'le veya Kaan Sürmegöz Bey'le sosyal ilişkim, dışarılarda gezmişliğim, dolaşmışlığım, yemişliğim, bir alakam var mı?
Hakan Karaköse: Kendilerine sorun, ben bilemem.
Nihat Sütlaş: Hayır, siz "Ben üst düzey biliyorum" diyorsunuz da... Bununla ilgili bir bilginiz var mı?
Hakan Karaköse: Ama ben buna şahit olmadım.
Nihat Sütlaş: Ha, tamam. Tamam, güzel. Şimdi, eylem 64 ile ilgili bir soru soracağım size. ATM yay yüzeyi ile ilgili haksız kazanç sağladığımı söylemişsiniz. Ne kadar haksız para kazandım? Hesap var mı? Alacağım, vereceğim gördünüz mü? Fatura var mı, fiyat listesinde haberiniz var mı?
Hakan Karaköse: Şimdi bu soruya şöyle cevap vermek istiyorum: Bu ihaleyi Kültür A.Ş. kazanmıştır. Kültür A.Ş. de o zaman bir tespit yapmıştır. Tam rakamları hatırlamamakla birlikte yaklaşık 50 taneeydi. Siz biliyorsunuzdur, kaç tane ihale verilmişti size?
Nihat Sütlaş: Siz 'haksız kazanç sağlandı' diyorsunuz.
Hakan Karaköse: Sahada bir 10 tane fazla uygulama tespit edildi. Ben bu fazla uygulamaya ilişkin beyanda bulundum. Normalde bizim tespitlerimizde de vardır, idareden de istenebilir.
Nihat Sütlaş: Beyefendi, biz tutuklandıktan sonra Türkiye'de ne kadar müfettiş, teftiş varsa bütün ekranları ellerinde mezurayla ölçtüler. Bununla ilgili iddianamede tek bir rapor yok. Kayyum da tekrardan inceledi bildiğim kadarıyla, onlarda da böyle bir rapor yok. Şimdi diğer soruya geçelim. Yani benim ne kadar para kazandığımı bilmiyorsunuz.
Hakan Karaköse: Nereden bileyim?
Nihat Sütlaş: Tamam. Hangi lokasyonlarda, hangi adetlerde kullanım fazlalığı oldu? Bununla ilgili bir rapor, belge yok. Sizin elinizdeki sorunun nedeni nedir?
Hakan Karaköse: İdareden istenebilir. ATM yay yüzeyleriyle ilgili fazla uygulama yapılmıştır. Kaan Bey de bu konuyu çok iyi biliyor. Yaklaşık 10 tane ama bunun kaldırılmasıyla ilgili de o zaman bir tasarımda bulunulmuştu. Şu an görevde değilim, herhangi bir kaldırılma sonradan yapıldıysa bilmiyorum.
Nihat Sütlaş: Peki, böyle bir konu var da neden şikayetçi olmadınız?
Hakan Karaköse: Ben kamu personeli olarak, Sayın Başkanım, Sayın Savcım, siz de zaten anlattıklarımdan anlamışsınızdır diye düşünüyorum. Kamu personeli olarak tüm gördüğüm usulsüzlükleri önce birinci dereceden sicil amirim olan Adem Tuncay’a bildirdim. Akabinde yetmedi, Daire Başkanımız veya daha önce müdürümüz olan Kaan Bey'e bildirdim. Buradan da bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Yani bir memur olarak benim yapabileceğim...
Nihat Sütlaş: Yani elinizde...
Hakan Karaköse: Elinizde bir soyut... Yani böyle bir şey...
Nihat Sütlaş: Hakan Bey, yani elinizde bu konuyla ilgili bir rapor, tespit yok. Zaten iddianamede de yok, doğru mu?
Hakan Karaköse: İdarede var, benim elimde olmaz.
Nihat Sütlaş: İdareden istenmiş beyefendi, bir sürü rapor istenmiş, böyle bir rapor tespit edilmemiş, iddianameye geliyorsunuz, siz hâlâ var diyorsunuz.
Hakan Karaköse: Yani şu... O sizin iddianız yani.
Nihat Sütlaş: 2020 yılında dijital mecralar reklam ihalesini benim şirketim tarafından verildiğini söylüyorsunuz. Ben şirket kayıtlarıma baktım, 2020 yılında hiç bir dijital mecralar reklam ihalesi almamışım.
Hakan Karaköse: Tam ifademi okursanız ben anlayamadım, hatırlamıyorum.
Nihat Sütlaş: 2020 yılında... Uzun bir paragraf var, ben oradan özetleyerek söylüyorum. Bende de yok ama Sayın Heyet şeyden de kontrol edebilir, 2020 yılında dijital ihale aldığımı söylüyorsunuz. 2020 yılında benim dijital mecralar işim yok. Yani bir yanlışlık olabilir mi?
Hakan Karaköse: Soruyu tam okursanız ben cevap verebileceğim. Şu an anlayamadım soruyu.
Nihat Sütlaş: Şimdi böyle uzun bir paragraftan bahsediyorsunuz. "Şu şuna verildi, bu buna verildi. 2020 yılında da Reklam İstanbul'a dijital reklam ihalesi verildi" diyorsunuz. Bir yanlışlık olabilir mi?
Hakan Karaköse: Paragrafı bulamadığım için bakıyorum. Ne kastettiğinizi anlayamadığım için cevap veremiyorum çünkü sorunuzu anlamadım. O bir bütün...
Nihat Sütlaş: Tamam, onu heyete biraz sonra sizin ifadenizde bulunursa gösteririm. Geçelim. Eylem 69 hususunda demişsiniz ki, biraz önce konusu geçti, ifadelerinizde okuyorum, bunu not almışım: "İBB tarafından 2023 senesinde Şehir Hatları..." Kısaca okuyacağım. "Şehir Hatları ihalesi Kültür A.Ş. uhdesinde kalmış" demişsiniz. Kültür A.Ş. değil, düzelteyim ben bunu. Yanlış bilgi vermişsiniz yani.
Hakan Karaköse: Yani ben o gün 6 saat ifade verdim. Katip hanım bazı maddi hatalar yapmış olabilir. Eğer öyleyse ben de buradan düzeltiyorum. Bunda bir problem yok.
Nihat Sütlaş: Kaan Sürmegöz ile ilgili usulsüz... Biraz önce söylediniz, "Usulsüz evrak hazırladı." Ben bu paragrafı okuyunca şöyle anladım: Sanki Kaan Bey gelmiş benim şirketim, bana vergi levhası almış, Ticaret Sicil Gazetesi yapmış, teminat mektubu hazırlamış, dosya hazırlamış gibi anladım. Herhalde burada da bir yanlışlık ifade edildi.
Hakan Karaköse: Az önce Kaan Bey bu soruyu sordu, cevap verdim. Konuyu yanlış anladığınızı zaten oradan da anlamış olmanız lazım.
Nihat Sütlaş: Şimdi burada da diyorsunuz ki, biraz önce tartıştık ama bilmiyorum tekrar sormaya gerek var mı: "Şartnameye aykırı kullanıma izin verilmiştir. Sahada ve şartnamede fark... Şehir Hatları'nda."
Hakan Karaköse: Evet, evet, zaten onu anlattım az önce.
Nihat Sütlaş: Bende öyle bir rapor yok diyorum.
Hakan Karaköse: Ben diyorum ki bugün sahaya idare çıksa, eminim tüm reklamlar aynı yerinde duruyor ve şartnameye uygun değil.
Nihat Sütlaş: O zaman kayyum da suç işliyor, öyle mi? Hakan Bey, kayyum da mı suç işliyor?
Hakan Karaköse: Bununla ilgili siz de suç duyurusunda bulunabilirsiniz.
Nihat Sütlaş: Tamam, kayyum da suç işliyor. Bir de demişsiniz ki, bir magazin sorusu sorayım size, demişsiniz ki: "İBB'de yönetici ve memurlar Nihat Bey'den çekinirdi" demişsiniz. Bu çekinen yönetici ve memurlardan bir isim verebilir misiniz?
Hakan Karaköse: Tabii ki, en başta ben.
Nihat Sütlaş: Siz Nihat Bey'den niye...
Hakan Karaköse: Neden? Anlatayım hemen. Şimdi mesela siz az önce beni tanımadığınızı söylediniz. Tanımamanız normal. Normalde belediyeden, Sayın Başkanım, Sayın Savcım, eğer bir şirket ihale aldıysa bu şirketle, şirketin taleplerine ilişkin dilekçeler, ne bileyim, talepler nereye gider? Müdürlüğün kalemine gider veya müdürlüğün ilgili bürosuna gider. Ama eminim Nihat Bey bizim müdürlüğün kapısından hiç içeri girmemiştir. Genelde Nihat Bey'in firmalarından gelen talepler bize...
Nihat Sütlaş: Bir tane firma var Hakan Bey, düzeltin. Bir tane firma var.
Hakan Karaköse: Ama cevap veremeyecek miyim?
Nihat Sütlaş: "Firmaları" diyorsunuz ya.
Hakan Karaköse: Nihat Bey'in firmaları değil mi?
Nihat Sütlaş: Bir tane firma var.
Hakan Karaköse: Normalde başka firmalar... Düzelteyim, normalde başka firmalar, yani daha doğrusu sıradan firmalar, Sayın Başkanım, Sayın Savcım, gelir, evrak kalemine dilekçesini bırakır, memuruyla görüşür, gider. Ama biz bugüne kadar, ben müdürlük tarafında çalışıyorum, Nihat Bey'in veya çalışanlarının gelip de herhangi bir talebine ilişkin müdürlüğe bizzat dilekçe vesaire verdiğine denk gelmedik. Genelde kendisinin talepleri bize Kaan Bey üzerinden gelirdi. Kaan Bey de bu talepleri bize iletirken...
Nihat Sütlaş: Sözleşmedeki talebi... Siz diyorsunuz ki "Ben size ne dilekçesi vereceğim beyefendi?" Ben anlayamıyorum yani bir şey anlatıyorsunuz ama Hakan Bey yani... Benim muhatabım Medya A.Ş., Kültür A.Ş. Yani size ne dilekçesi verebilirim?
Hakan Karaköse: Az önce dediniz muhatabınız Şehir Hatları'ydı. Biz sizinle anlaşamıyoruz.
Nihat Sütlaş: Kelimeyi yanlış söylemiş olabilirim, düzelttim. Ben hukuki sorumlu olarak muhatabım Medya A.Ş., Kültür A.Ş. Sizin kurumunuza ne dilekçesi verebilirim? Yani öyle bir anlatıyorsunuz ki sanki size dilekçe vermem lazım, arzım, istem, izin istemem lazım, bir şey yapmam lazım...
Hakim: Verdiği cevaptan çok memnun kalmamış olabilirsiniz. Devam eden sorulara devam edin bence. Soruları alalım.
Nihat Sütlaş: Tamam efendim. Başka çekinen memur, yöneticisi var mı Hakan Bey?
Hakan Karaköse: Ben vardım.
Nihat Sütlaş: Başka var mı diyorum?
Hakan Karaköse: Bilmiyorum, ben vardım. Ben çekiniyordum.
Nihat Sütlaş: Tanımadığınız insandan çekiniyorsunuz.
Hakan Karaköse: Tanımadığım insandan değil, yani Kaan Bey'in bize o haber etmesinden dolayı çekiniyordum. Bunda da korkulacak bir şey yok yani. Kendiniz de anlattınız, çekinebilirim yani. Niye çekinmeyeyim? Sonuç olarak o bir memurum, siz de siyaseten güçlü birisiniz. Yani burası belediye. Şey yapmam gayet normal.
Nihat Sütlaş: Siyasetle de hiçbir alakam yok. Hakan Bey hiçbir siyasi partiyle de kaydım yok. Onu da hatırlatayım. Çok teşekkür ederim.
HÜSEYİN KÖKSAL AVUKATI BAVER KAYA SORUYOR
Baver Kaya: İlk önce şeyi sorayım: Doğrudan bedel gizli mi kalır? Kimseye verilmez, açıklanmaz mı?
Hakan Karaköse: Doğrudan bedel gizli kalmaz, alenidir. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na göre gazetelerde, internette, web sitesinde, Resmi Gazete'de vesaire yayınlanır. Ama 4734'e göre ihale yapılıyorsa onun yaklaşık maliyeti yaklaşık maliyet olur zaten.
Baver Kaya: Gelir getirici ihalelerde gizli evrak olabilir mi?
Hakan Karaköse: Gelir getirici ihalelerde gizli evrak tabii ki olamaz.
Baver Kaya: Tamam. Şimdi bu metrobüs ihalesiyle ilgili bir şeyden bahsettiniz, tam anlayalım.
Hakan Karaköse: Onu söyledim zaten. Orada tamamen başka bir konuydu, onu düzelttim.
Baver Kaya: O süreci konuşmak istiyoruz zaten, onu anlayamadım. 6 saat sürdü, bazı şeyler kalmış. İki saat...
Hakan Karaköse: 6 saat değil, aslında şöyle, hemen anlatayım ben soruyu...
Baver Kaya: Ne oldu, anlatabilir misiniz?
Hakan Karaköse: Bana bu ihale ile ilgili soru soruldu. Ben de o ihaleden bahsettim. O ihalenin ana ihalesinde hani benim gördüğüm herhangi bir kusur vesaire yok diye bahsettim. Metrobüs ihalesi özelinde konuşuyorum savcı beye anlattım. Ama orada kâtibe hanım yani onu da oraya eklemiş, zaten bir yarım kalmış, zaten cümle okunduğunda anlaşılıyor ne düşüldüğü. Diğer beyanlarım tam böyle detaylı ama orada böyle bir şey kalmış yani.
Baver Kaya: Peki, aslında siz imzalarken tabii okumadınız, gözden mi kaçırdınız bunu?
Hakan Karaköse: Ya aslında şöyle, o süreci de kısaca söyleyeyim ben size. Ben okudum hızlı bir şekilde, dediğim gibi mesai saati bitmişti, savcı beyin de acelesi vardı sanırım. Hatta bana şöyle dedi: "Seni tekrar çağıracağız." dedi. "Yanlış anlaşılma oldu, bu adam beni tehdit etmedi Sayın Savcım." dedim kendisine. O da dedi ki: "Ben tekrar çağıracağım seni zaten." dedi. "O zaman düzeltirsin." dedi, tamam. Bu da onun gibi bir şey, öyle söyleyeyim.
Baver Kaya: Tamam. Beyanınızda şey var; 2000 raket, 400 megalight ihalesi ile ilgili, Uğur Urban ile çalışıldığı, Uğur isimli şahıs şartnameye aykırı bir sözleşme almaya geldi. Bu şartnameye aykırı sözleşmeyi almaya...
Hakan Karaköse: Orada yanlış anlaşılma var. Uğur Bey geldi. Niçin geldi? Elinde bir dilekçe ile geldi.
Baver Kaya: Ben beyanınızı okuyayım mı?
Hakan Karaköse: Tabii, okuyabilirsiniz.
Baver Kaya: Bir yanlışlık varsa bunu da düzeltmiş olalım.
Hakan Karaköse: Tabii ki.
Baver Kaya: "Şartnameye aykırı bir sözleşme, Urban A.Ş. yetkilisi, soyadını hatırlamadığım Uğur isimli şahıs almak üzere İBB'ye geldiğinde" diye başlayan bir cümle.
Hakan Karaköse: Tamam.
Baver Kaya: Bunu da Savcılıkta yanlış yazılmış diyebilir miyiz?
Hakan Karaköse: Ben tam anlatmak istiyorum. Cevap vermek istiyorum müsaade ederseniz. Tam bu olayı anlatmak istiyorum. Uğur Bey elinde bir dilekçe ile müdürlüğümüze geldi. Dilekçesi bu 2000 raket, 400 megalight kapsamında teknik şartnamede normalde o ürünün özellikleri ayrı yazıyor ama firma farklı bir ürünün özelliklerini idareye kabul ettirmek anlamında yani o yönde bir dilekçe hazırlamıştı. Ve aslında benim yanıma da gelmedi, Kağan Bey ile görüşmeye geldi. Benim yanıma uğradı sadece, "Kağan Bey müsait midir vesaire, bir arayabilir misin sekreteryasını?" diye. Uğur Beyle tanışıklığımız, muhabbetimiz öncesinde...
Baver Kaya: Bir şeyi ben size hatırlatmak istiyorum.
Hakan Karaköse: Vereceğim, ona cevap vereceğim. Uğur Beyle daha öncesinde hani muhasebe, şu bu anlamında gelip gitmişliği var, tanıyoruz, tanışıyoruz kendisiyle. Ben de kendisine "Ne dilekçesi?" diye sordum, dilekçeyi okudum. Dedim, "Ya bu mümkün değil Uğur Bey. Yani böyle bir şey mümkün değil." dedim. "Bu daha önce de Kağan Beyle konuşuldu, gündem oldu kaç kez." Yani dedim, bana söylediği şu: "Yok," dedi, "biz işte..." Hüseyin Köksal'ı kastetti yanlış hatırlamıyorsam ki öyle hatırlıyorum yanlış hatırlamıyorum. Hüseyin Köksal'ı kastetti, "Hüseyin Köksal dedi Kağan Beyle görüştü." dedi, "Bu konuyla ilgili." dedi, "Bu imzalanacak." dedi. Hatta ben kendisine dedim ki, "Vallahi ben imzalamam." dedim, "Ama Kağan Beyle görüşürsün, ben Kağan Beyin de imzalayacağını düşünmüyorum bu yazıyı." dedim açık açık. Aynen öyle söyledim. Velhasıl zaten oradan kalktı gitmeden önce, bana şöyle bir ifade kullandı Kağan Beyin de imzalamayacağını deyince. Dedi ki, "Ya," dedi, "bu işin," dedi, "diyetine," dedi, "diyeti ödendi." dedi.
Baver Kaya: Tamam, burayı da gelecektim zaten, birkaç soru var. Buraya da gelecektim.
Hakan Karaköse: Şimdi soru işareti kalmasın. "Bu işin," dedi, "diyeti," dedi, "ödendi." dedi. Ben de dedim, "Ağabey ne diyeti, neden bahsediyorsun sen?" dedim kendisine. Kendisi bana şu ifadeyi kullandı. Ha, bunu oraya yazmamışlar yanlış hatırlamıyorsam.
Baver Kaya: Yazılı, ben onu da soracaktım zaten, sorumun cevabını aldığım için şu an sorumu tekrarlayacağım.
Hakan Karaköse: Şey dedi, yaklaşık yani bir rakam verdi; 50 diye hatırlıyorum ama rakamı yanlış hatırlıyor olabilirim, "+50 tane ürünü," dedi, " Kağan Bey’in gösterdiği yönlendirdiği firmadan," dedi, "alarak zaten bu işin şeyi ödendi," dedi, "diyeti ödendi." dedi. Hatta ben şaşırdım, gittim bunu yine aynı şekilde sicil amirim olan Âdem Bey'e anlattım.
Baver Kaya: Tamam, ben sorumu tekrar sorayım. Sorumun cevabını aldım gerçi de soru o değil.
Hakan Karaköse: Şunu da ekleyeyim ama soru işareti kalmasın. Kağan Bey de bu yazıyı imzalamadı bu arada, onu da söyleyeyim.
Baver Kaya: Tamam, ona da geleceğim. Onu da söylemiş oldunuz. Şartnameye aykırı bir sözleşme almaya geldi demişsiniz. Yanlış mı yazıldı bu da?
Hakan Karaköse: Yani soru soru cevabı...
Baver Kaya: Savcılıkta bu da mı yanlış yazıldı ifadenizde?
Hakan Karaköse: Savcı bey evet, katip yanlış yazmış. Ben de o an...
Baver Kaya: Daha sonra gittiğinizde düzeltecektiniz, onu da ekleyecektiniz.
Hakan Karaköse: Ama çağırmadılar beni.
Baver Kaya: Tamam. Diğer kısma gelelim. Patron firması meselesi var. Üç tane firmanın ismini saydınız bu arada. Başka firma var mı?
Hakan Karaköse: Yani benim Kağan Bey'den, yer yer Adem Bey'den, yer yer Elif Hanım'dan, zaten hani üst olarak muhatap olduğum kişiler onlar olduğu için...
Baver Kaya: Soruya cevap verirseniz sevinirim. Başka bir şey soracağım. Patron firma var mı diye soruyorum. Bu üç mağaza harici başka firmayı duydunuz mu kimseden?
Hakan Karaköse: Duymuşsam beyan ederim. Bilsem beyan ederim.
Baver Kaya: Tamam. Adem Bey'in bir beyanı var; "Urban Medya da patron firmasıdır." diyor. Bunu da Hakan Bey'le beraber duyduk diyorlar. Adem Bey yanlış mı yalan mı söyledi?
Hakan Karaköse: Yani ben Adem Bey yalan söylüyor ve doğru söylüyor böyle bir ithamda bulunamam.
Baver Kaya: Duydunuz mu birlikte? Onu soruyorum.
Hakan Karaköse: Hatırlamıyorum yani. Yalan söyleyecek halim yok burada, hatırlamıyorum.
Baver Kaya: Peki patron firması bir şeyin diyetini öder miydi sizce? Çelişki yaratır mı bu?
Hakan Karaköse: Nasıl yani?
Baver Kaya: Patron firması şimdi bu işin diyetini ödedim demiş ya...
Hakan Karaköse: Bu beyanı Adem Bey'e sormuş, söylemiş, onu Adem Bey'e sorsaydınız. Ben ne bileyim, ben hatırlamıyorum ki.
Baver Kaya: Adem Bey'e sorduk zaten. Adem Bey de sizinle beraber bunu Kağan Sürmegöz'den duyduğunu ifade etti. Siz duymadığınızı ifade ettiniz.
Hakan Karaköse: Hatırlamıyorum, evet.
MURAT KAPKİ AVUKATI FİKRET ARAS SORUYOR
Fikret Aras: Hakan Bey geçmiş olsun. 25.06.2025 tarihli ifadenizin bir okuduk. Müdür yardımcısı olarak bayağı bir konuya hakimsiniz diyorum. 20 yıldır aynı amirle çalışmaktasınız. Peki 20 yıldır çalıştığınız bu belediyede siz de örgüt üyeliğinden yargılanıyorsunuz sanırım. Böyle bir örgüt...
Hakan Karaköse: Böyle bir suçlamam yok.
Fikret Aras: Böyle bir örgütün varlığından haberdar mısınız?
Hakan Karaköse: Değilim.
Fikret Aras: Peki size şöyle söyleyeyim, 2024 senesinde Serkan Tahir ve SS Medya'nın Bağdat Caddesi'nde Apple mağazasının önünde bir etkinliği var. Tabii orada 2 milyonluk bir Süper B araçtan bahsetmişsiniz, o da burada açık. Burada demişsiniz ki SS Medya'nın İBB'den buna benzer işler almasına bizzat Murat Kapki aracılık etmektedir. Çünkü Murat Kapki ve Kağan Sürmegöz yakın arkadaştır. Peki Murat Kapki'nin bu işlere aracılık ettiğini bizzat siz şahit olarak anlatmışsınız. Nerede ve nasıl şahit oldunuz?
Hakan Karaköse: Şimdi şöyle, bu Serkan Tahir denilen arkadaş normalde bu tarz özel uygulama hizmetlerinin süreci farklıdır. Yani şöyle, bunlar gelirler, dilekçeyle başvururlar. Biz meclis kararı kapsamında bu dilekçeyi değerlendirir, fiyatını belirleriz, onaya sunarız.
Fikret Aras: Yok benim konum o değil. Yok hiç o değil. Murat Kapki bunlara aracılık etmiştir demişsiniz...
Hakan Karaköse: Oraya da oraya da geleceksiniz. Bu Serkan Tahir'in tüm izinleri yani ne garipse yani...
Fikret Aras: Ama bak demişsiniz ki burada bizzat yaşamış şekilde anlatmışsınız.
Hakan Karaköse: Serkan Tahir bana bunu açık bir şekilde beyan etti. Kendisi keşke iddianame kapsamında olsaydı burada cevap verseydi.
Fikret Aras: Peki şöyle bir şey söyleyeceğim, siz burada sorulan her soruda katip yanlış söyledi, savcı bey yanlış anladı...
Hakan Karaköse: Hayır ben öyle bir şey demedim.
Fikret Aras: Bakın burada Serkan...
Hakim: Avukat Bey bu şekilde sormayalım
Fikret Aras: Yok yok. Peki...
Hakim: Siz dediniz ki nerede duydunuz, nasıl şahit oldunuz ve...
Fikret Aras: Şimdi Sayın Başkanım, burada dediği aynen şöyle: "Murat Kapki aracılık etmektedir." Yani ben birinden duydum falan değil. Bizzat arada şahit olduğu bir süreçten bahsediyor. Ha bu yanlış yazılmış olabilir. Doğrudur çünkü kendisi de söyledi, savcı...
Hakim: Yanlış veya doğru diye yorumlama kısmı o sizin değerlendirmeniz.
Fikret Aras: O zaman peki, burada böyle demişsiniz. Bizzat gördüm, bizzat mı gördünüz, başkası mı söyledi?
Hakan Karaköse: Serkan Tahir, Murat Kapki ile Kağan Sürmegöz'ün gayet aralarının iyi olduğunu ve Murat Kapki üzerinden tüm taleplerini Kağan Sürmegöz'le görüşülerek bir şekilde çözüldüğünü... Ben bunu sordum.
Fikret Aras: Peki o zaman şöyle, bunu ifadenize niye bu şekilde yazdırmadınız?
Hakan Karaköse: Tamam şimdi yazıyorsunuz.
Fikret Aras: Ama bak şöyle, o zaman siz ifadenizi okumadan imzaladınız.
Hakim: Orada orada avukat bey şöyle zaten. Orada ifadeyi alan kişinin bu soruyu sorması lazımdı. Bu şekilde devam etti.
Fikret Aras: Tamam biz de Başkanım o zaman şöyle, Serkan Tahir denen adamı tanımıyor müvekkilim tanımıyor o şekilde de beyan
Hakan Karaköse: Olabilir, belki de o iftiradır Murat Bey'e. Belki kendisi...
Hakim: Şöyle bir soruyu şöyle bir soruyu şöyle genişletin. Bu tarafı... Soruyu şöyle genişletin: Bahsettiğin şahsın ismi neydi?
Hakan Karaköse: Serkan Tahir.
Hakim: Kimdir bu Serkan Tahir?
Hakan Karköse: Ya bildiğim kadarıyla reklamcı. Özel uygulama talepleriyle müdürlüğe gelip başvururlar.
Hakim: Reklamcı. Firmasını falan biliyor musun?
Hakan Karaköse: SS Medya diye hatırlıyorum.
Hakim: SS Medya firmasının sahibi mi bu Serkan Tahir dediğin kişi?
Hakan Karaköse: Aynen, kaşesinde öyle yazıyordu. Ben öyle hatırlıyorum.
Hakim: O size anlattı, öyle mi bunu?
Hakan Karaköse: Aynen, bize.
Hakim: Tanışıklığınız nereden bu Serkan Tahir'le?
Hakan Karaköse: Serkan Tahir çok sık gelir proje talebiyle. Yani 1 haftalık, 3 günlük, 5 günlük atıyorum Kadıköy'de, Bağdat Caddesi'nde, şurada burada gelir dilekçeleri. Biz de meclis kararı kapsamında onun taleplerini değerlendirip fiyat belirleriz. Yani öyle çok sık gelir yani.
Hakim: Kaç yıldır var tanışıklığınız? Bunu anlatabilecek kadar samimiyeti var mı sizle yani?
Hakan Karaköse: Nasıl?
Hakim: Bu durumu anlatacak kadar bir samimiyeti var mı sizle? Daha önce de başka firmalarla ilgili böyle konuşmalarınız oldu mu yani?
Hakan Karaköse: Kendisi işlerini hızlı halledebilmek adına, kendisi işlerini hızlı halledebilmek adına bize yani buranın üst perdeden "Şunu tanıyorum, bunu tanıyorum" bu şekilde anlatıyordu yani. Yoksa benim kendisiyle oturmuşluğum, yemişliğim, içmişliğim... Zaten bizim ofis açık ofis. Öyle başka yerde konuşmuşluğum yok...
Hakim: Varsa Murat Kapki, varsa böyle bir...
Fikret Aras: Zaten o zaman şunu anlıyoruz. Söylediği eksik yazılmıştır. Hakan Bey, son defa şunu söyleyeyim. Defalarca müfettiş ifadesi vermişsinizdir.
Hakan Karaköse: Mülkiye müfettişi mi?
Fikret Aras: Tabii, tabii.
Fikret Aras: Peki bu olaylardan niye hiç bahsetme gereği hissetmediniz müfettişlere?
Hakan Karaköse: Mülkiye müfettişinin soruşturduğu konular bizim ana ihalelerimiz. Yani bu konunun ana ihalelerle bir alakası...
Fikret Aras: Yok, genel bilgi olarak söyledim.
Hakan Karaköse: Ha bu olayı bir memur olarak diyorum ya, Kağan Bey kendisinde zaten biliyor, Adem Bey de sicil amiri olduğu için açık açık söyledim, anlattım. Şimdi buradan şunu anlayamayız. Ya şöyle düşünün Avukat Bey, bugün ben de sizin yerinizde olabilirim. Yani ben bir memurum, elimde somut bir şey yok. Yani birisinin bir beyanı var ama bu bende bir şüphe oluşturuyor. Yani ben şimdi bununla gidip savcılığa başvursam, memur olarak, altını çiziyorum memur olarak savcılığa başvursam, e savcılık diyecek ki "Ya arkadaş somut bir delilin yok." Doğru mu? Bununla ilgili beyan verdin adama, e sonra idare tarafı ne yapacak? Yani idare tarafı "Ya sen gittin şikayet ettin" diye benim üzerime baskı kuracak. Ben niye şimdi elimde somut bir şey olmadan buna şey yapayım? Şimdi diyeceksiniz ki peşinden "E madem Hakan bunları..." Buna cevap vereyim. Ya savcı... Bakın, savcı bunu sormuş. Demiş ki bana, e savcıya şunu da söyledim: "Sayın Savcım, ben bunları yaşadım. Ben bunları yaşadığıma yemin edebilirim. Ama benden ispat isterseniz ben bunu yani elimdeki verileri ancak size verebilirim." Savcının bana verdiği cevap da aynen şu: "Sen anlatacaksın, biz soruşturacağız. Teyit edebiliyorsak zaten sıkıntı yok. Teyit edemiyorsak senin ifadelerinin bir önemi yok." Zaten bunu bana da belirtti. Ben de bunu burada söylüyorum. Yani...
Fikret Aras: Peki son olarak şu soruyu sorayım. Siz bu 6 sayfalık ifadenizi verdikten sonra imzalarken okudunuz mu, okumadan mı imzaladınız?
Hakan Karaköse: Okudum. Okuduğumda hataları, bazı hataları fark ettim. Fark ettiğimi de savcı bey avukatımla şahittir, belirttim. "Sayın Savcım" dedim "Bakın bunlar hatalı olmuş. Bunu düzeltebilir miyiz?" dedim. Sayın Savcı da dedi ki "Seni tekrar çağıracağım buraya" dedi. Çünkü mesai bitmişti. "Geldiğinde" dedi "Düzeltirsin" dedi. Ama beni tekrar çağırmadı. Çağırmadığı için de ben avukatımla hatta bu konuyu da çok istişare ettim. Çünkü yani özellikle teknik konularda üzüldüm, anlatabiliyor muyum? Dedim "Hakka girmeyelim, nasıl yaparız?" Yani onunla da istişare ettik. "Mahkemede bunu sorarlar, sormazlarsa da aha burada ifaden var, zaten kendin..."
Fikret Aras: O zaman şöyle, buradaki ifadenizde hatalı hususlar var ve düzeltilmemiş.
Hakan Karaköse: Hepsini, şu an düzelttim. Yok yani burası için diyorum. Hepsini o zaman düzelttiniz.
Hakim: Bir itirazınız var avukat hanım. Açalım avukat hanımın mikrofonunu. Avukat hanımın mikrofonunu açalım. Bir daha bassın. Gelsin sesi, evet. Evet, itirazınızı alalım. Nedir?
Avukat: Efendim şöyle, meslektaş başka yere gitmeye çalışıyor. Ben onu anlıyorum. Buna da itiraz ediyorum yönlendirmeli soru. İtirazım kayda geçsin. Kendi savunmanızda nereye gitmek istediklerini ifade edeceksiniz zaten.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI BÜRGEHAN EMRAĞ SORUYOR
Bürgehan Emrağ: Buradayım. Öncelikle bana bakarsanız sevinirim. Ben sizi cezaevinde ziyaret etmedim değil mi? Daha rahat soru sorabilmeniz için. Tamam, çok güzel.
Hakan Karaköse: Yani edenler kayıtlarda vardı zaten.
Bürgehan Emrağ: Evet, yani ben yine de sormak istedim, ne olur ne olmaz. Şimdi siz 2007 yılından beri devlet memuru olarak çalışıyorsunuz değil mi?
Hakan Karaköse: Evet.
Bürgehan Emrağ: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nu da aslında kendi göreviniz neyin uygun kılacağını bilirsiniz anladığım kadarıyla.
Hakan Karaköse: Yani, hakim olduğum kadar.
Bürgehan Emrağ: Pekii, yani herhalde bir dava açacağınızı, bir idari dava açabileceğinizi, göreve alınmadığınız zaman bunları da biliyorsunuz. Böylesi bir dava açtınız mı?
Hakan Karaköse: Açtım.
Bürgehan Emrağ: Kullandınız yani.
Hakan Karaköse: Hakkım, şu an açtığım dava devam ediyor.
Bürgehan Emrağ: Hakkınız bittiği zamanda hani burada serzenişte bulundunuz ya o yüzden sordum. Yani bilirsiniz uzman...
Hakan Karaköse: Ben uzmanlığımla daha katkılıyım diye düşündüm çünkü...
Bürgehan Emrağ: Anladım, yani mahkemeyle, elde edemediğiniz hakkı burada serzenişte bulunarak elde edeceksiniz diye mi soruyorum.
Hakan Karaköse: O zamanlar öyleydi.
Bürgehan Emrağ: Pekala, özür dilerim Başkanım. Tamamdır. Pekala. Şimdi ne zaman tahliye oldunuz?
Hakan Karaköse: Hangi tarih? Tarih de 17 Ağustos diyeceğim de tarihler karıştı ben çok...
Bürgehan Emrağ: Haziran olabilir mi?
Hakan Karaköse: Ya olabilir yani. 3 ay yattım, öyle söyleyeyim size. 26-27 Nisan tutuklandım, 90 gün civarında cezaevinde kaldım.
Bürgehan Emrağ: Anladım. Şöyle ifade kullandınız, yanlışsa lütfen düzeltin, olabilir. Ben de hata yapabilirim. Ben dediniz, Kültür A.Ş. Genel Müdürü değilim. Beni yanlış anlıyorsunuz. Bana benim bölümümle ilgili sorular sorarsanız cevap veririm dediniz. Aslında her defasında bunları anladım ama tutukluluğumun devamına karar verildi.
Hakan Karaköse: Evet, aynen.
Bürgehan Emrağ: O yüzden sordum tahliyenizi. Ne zaman? Haziran'da tamamen Kültür A.Ş. ile ilgili bahsediyorsunuz. Bunun sebebi nedir? Kültür A.Ş.'nin aldığı ihalelerle ilgili konuşuyorsunuz. Ama her defasında daha önceki ihalelerinizde hep kendi alanınızı anlatmışsınız. Bu çok normal.
Hakan Karaköse: Ha, şimdi sorunuzu anladım. Şunu demek istiyorsunuz...
Bürgehan Emrağ: Yani burada ne oldu da Kültür A.Ş. ile ilgili...
Hakan Karaköse: Çok güzel bir soru. Teşekkür ederim bu soru için.
Bürgehan Emrağ: Ben teşekkür ederim.
Hakan Karaköse: Şimdi orada bana savcılıkta, emniyette bu Dijital Deneyim Müzesi ihalesi Emlak Müdürlüğü'nce yapılmış. Bizimle alakası yok yani. Ve bu Dijital Deneyim Müzesi ihalesi yapıldıktan sonraki benim katkımı soruyor. Kültür A.Ş., Tuce firması, tam hatırlamıyorum, bir sürü firmayla ilgili, onun alt yüklenicileri, bana sorular yöneltildi. Ben bu alanda çalışmıyordum, bilmiyorum yani. Buradaki kısım bu. Diğer şu an Kültür A.Ş. veya Medya A.Ş. konuları ise Reklam Yönetimi Müdürlüğü'nün ihale yapıp sonra işleten firmalar yani.
Bürgehan Emrağ: Kültür A.Ş. ...
Hakim: Saat itibarıyla o yüzden hani daha az bekleyen varsa arkadaşların devam etsin yani.
Bürgehan Emrağ: Kültür, Kültür A.Ş. ile ilgili açıklamalar yapıyorsunuz ya şu ihaleyi almıştı, alt ihalede böyle olmuştu, şu şirket...
Hakan Karaköse: tam net soru?
Bürgehan Emrağ: Vallahi 6, 6 sayfada mesela 10 yılda 4000 adet billboard, 600 adet megalight ihalesi yapılmıştı.
Hakan Karaköse: Evet.
Bürgehan Emrağ: Sonra Kültür A.Ş. bünyesinde kaldı. Kent Vizyon isimli ki İlbadı'ların şirketi, onlar da dilekçe verdiler, aslında bu böyle olmamalıydı, daha sonra ihale şartnamesine göre aykırı verdiler. Şimdi bu sizin niye haberiniz var mı? Kültür A.Ş.'nin ihaleleri, Kültür A.Ş.'nin ihalelerini görüp...
Hakan Karaköse: İfademde bahsettiğim ihaleler Reklam Yönetimi Müdürlüğü tarafından hazırlanan, encümen tarafından gerçekleştirilen ihaleler.
Bürgehan Emrağ: Çok teşekkür ederim. Şimdi bir de ifadenizde bir türlü şey var. Emlak Müdürlüğü'nün yapmış olduğu ihaleleri Kağan Sürmegöz, Doğan Hamit Doğruer ve Murat Abbas birlikte organize ederlerdi.
Hakim: Sayın avukatlarım tam şeyde...
Bürgehan Emrağ: Emlak Müdürlüğü'nün yapmış olduğu ihaleleri Kaan Sürmegöz, Doğan Hamit Doğruer ve Murat Abbas birlikte organize ederlerdi. Reklam Müdürlüğü'nün yapmış olduğu ihaleleri ise Kaan Sürmegöz ve Doğan Hamit Doğruer organize ederdi diyorsunuz. Şimdi sizden bir ricam var. Ek-1, Hakan Bey'in yansıttığı Ek-1'i açabilir misiniz?
Ve ondan sonra da size sorumu soracağım. Hatta ben şimdi de sorayım. Doğan Hamit Doğruer'den talimat almışlığınız oldu mu?
Hakan Karaköse: Ben Doğan Hamit Doğruer'den talimat almam.
Bürgehan Emrağ: Talimat almazsınız.
Hakan Karaköse: Talimat alacağım idari hiyerarşi bellidir.
Bürgehan Emrağ: Tamam. Şeyi yansıtınca soracağım size çünkü, çünkü şunları dediniz...
Hakan Karaköse: Sorun yani ben evrakı...
Bürgehan Emrağ: Reklam Müdürlüğü'nün yapmış olduğu ihaleleri Kaan Sürmegöz, Doğan Hamit Doğruer... Yani ben sizle öyleydi böyleydi diye tartışmak istemiyorum. Belgeler üzerinden gitmek istediğim için...
Hakan Karaköse: Ha tabii ki...
Bürgehan Emrağ: Bunu da şundan dolayı söylüyorum. Doğan Hamit Doğruer organize ederdi dediğiniz zaman Reklam Müdürlüğü'nde siz de varsınız. Ya size talimat veriyor ya siz ona talimat veriyorsunuz ya da tüm belediye prosedürlerini Doğan Hamit Doğruer organize ediyor anlamı çıkıyor. Çünkü bunu... Çok güzel... Bir saniye, çok güzel bir cümle söylediniz. Dersiz ki muhammen bedeli ayarlıyorum ben. Bir prosedür işi bu. Encümen onayladı... Biz öyle bir yetkiliyiz ki İBB'nin içindeki bütün prosedürleri organize ediyoruz. Yani ben buradan bunu anlıyorum. Lütfen organize etmek ne demek?
Hakan Karaköse: Hemen bir örnek üzerinde cevaplamak istiyorum. Bu iddianamede de var Sayın Başkanım. Bir tane parafet ihalesi var. Hatta Mülkiye Müfettişliği bu ecrimisil ödemeleri olmadığı için çok itiraz etti buraya. Tam tam sayısını hatırlamıyorum, 1.44'tü yanlış hatırlamıyorsam, 44 tane parafet ihalesi gibi ihale var. Şimdi bundan öncesinde neydi? Ecrimisille yürütülen dosyalardı. Mülkiye Müfettişliği rapor hazırladı, dedi ki bunlara ihale edin idare olarak. Biz de Mülkiye Müfettişliği'nin hazırladığı rapor doğrultusunda bunu ihale etmemiz gerektiğini idare anladı, öyle söyleyeyim. İhale edildi ve ihaleyi Kültür A.Ş. aldı. Şimdi Sayın Başkanım, soruyorum. İhale öncesinde ecrimisille iş yapacak firma A, B, C, D, lokasyonlar A, B, C, D eşleşiyor. E şimdi bu ihale gerçekleşmiş ve beyefendiler girip yani düşünebiliyor musunuz? Orada yani 10-30 istiyorduz, toplantı yapıyorlar vesaire. Şimdi ihale bitiyor, Kültür A.Ş. ihalesini yaptıktan sonra bize hangi alt yüklenicilerle yani bunu ihale ettiğini bildirmek zorunda. E şimdi onun listesi geldiğinde ben bir bakıyorum, bir öncekinin birebir aynı. E şimdi ben bu çıkarımda bulunmam kadar daha doğal ne var?
Bürgehan Emrağ: Ha, siz çıkarımda bulunuyorsunuz? Ha bunu Doğan Han Bey'in organize ettiği çıkarımını lütfen... Yani bu çıkarım dediğiniz şey 18 ay. Yani o yüzden bize bak...
Hakim: Ya o konu doğrudan doğruya 18 aydır sanki...
Bürgehan Emrağ: Hayır özür dilerim, çok özür dilerim, çok özür dilerim. Konuyu değiştiriyorum.
Hakan Karaköse: Bildiklerimi iletiyorum. Ama Doğan Bey benim ifademden dolayı 18 aydır orada olduğunu düşünüyorsa...
Bürgehan Emrağ: Hayır, hayır tamam. Çok özür dilerim.
Hakan Karaköse: Bir suçum varsa reklamı kendisine iletiyorum. Ama...
Bürgehan Emrağ: Hakan Bey, özür diliyoruz sizden. Yanlış oldu, maksadını aştı. Reklam Müdürlüğü'nün yapmış olduğu... Bakın Reklam Müdürlüğü'nden kastınız bari doğru konuşalım, İBB Reklam Müdürlüğü değil mi?
Hakan Karaköse: Evet, evet.
Bürgehan Emrağ: Tamam. Yapmış olduğu ihaleleri Doğan Hamit Doğruer Kültür A.Ş.'de çalışırken kendisi organize ediyor. Ya ben bunu öğrenmek istiyorum. Siz buna bakarak mı bir çıkarım mı... Onu anlamaya çalışıyorum. Yoksa şey değil.
Hakan Karaköse: Yani az önce anlattım ya...
Bürgehan Emrağ: Çünkü Ek 1'i kendiniz gösterdiniz Ek 1'de. Dediniz ki Encümen, Encümen...
Hakan Karaköse: Ek 1'de gösterdiğim Ek 1 idarenin yapmış olduğu ana ihaleye ilişkin encümen kararı. Sizin sorduğunuz soruyla ben Ek 1 arasındaki bağlantıyı kuramadım.
Bürgehan Emrağ: Reklam Müdürlüğü'nün ihalelerini organize ediyorsa encümenin de onayını sağlamak zorundayım ben.
Hakan Karaköse: Reklam Müdürlüğü'nün yaptığı ihaleleri değil. Reklam Müdürlüğü ana ihaleyi yaptıktan sonra Kültür A.Ş. bunu kazanıyor ya, kazandıktan sonraki kısmı...
Bürgehan Emrağ: Ama ifadeniz o değil ki...
Hakan Karaköse: Ben onu söylüyorum.
Bürgehan Emrağ: Peki, teşekkür ederim Hakan Bey. Geçmiş olsun, sağ olun.
KAĞAN SÜRMEGÖZ AVUAKTI DEVRİM GÜNGÖR SORUYOR
Devrim Güngör: Hakan Bey, benim size çok kısa bir sorum olacak ama önce bir şeyi doğru anlayıp anlamadığımı teyit etmek istiyorum. Az evvel burada vermiş olduğunuz beyanda, hakkınızdaki isnatları iddianame çıktıktan sonra, iddianameyi okuduktan sonra öğrendiğinizi; gözaltındayken, kolluktayken, savcılık tarafından ifadeniz alınırken, hâkimlik sorgunuz sırasında dava konusu eylemler hakkında size hiçbir soru yöneltilmediğini, dolayısıyla kendinizi savunma imkânının verilmediğini; nihayet soruşturma evresinde suç örgütü üyeliği suçuyla, rüşvet almaktan dolayı suçlandığınızı ve tutuklama kararının maddi yanlışlarla dolu olduğunu, hayır yanlışsam onu düzeltin diye söylüyorum.
Hakan Karaköse: Anlayamadım, çok uzun soru sordunuz da.
Devrim Güngör: Ben soru sormuyorum. Söylediğinizi doğru mu anladım? Çok hızlı konuştunuz çünkü süre baskısı nedeniyle. Ben doğru anlayıp anlamadığımı soruyorum.
Hakan Karaköse: O zaman ben kısa…
Devrim Güngör: Bana talimat vermeyin.
Hâkim: (Ses anlaşılmıyor)
Devrim Güngör: Sayın Başkanım, konuşmayı siz mi yönetiyorsunuz, sanık mı yönetecek Sayın Başkan?
Hâkim: Avukat Bey, biz yönetiyoruz da şimdi sanık bana dönüyor, serzenişte bulunuyor, "Anlamıyorum." diyor.
Devrim Güngör: Sayın Başkan, ben tek bir soru soracağım zaten. Ama soruyu sormadan önce, soruyu sormadan önce huzurdaki beyanını doğru anlayıp anlamadığımı teyit etmek istiyorum.
Hâkim: Sanık da diyor ki: "Benim beyanım olduğunu söyleyerek iletiyorsunuz ya hani, kaçırıyorum, anlamadım." diyor. "Ben böyle bir şey söyledim mi, söylemedim mi?" İşte biz de onu söylüyoruz.
Devrim Güngör: Ha tamam. Şimdi tamam. Hayır, o esas, buyurun deyin. Huzurda bulunan sanık az evvel dedi ki: "Ben hakkımdaki suçlamaları, daha doğrusu isnatları iddianame çıktığında öğrendim. Gözaltındayken, kolluktayken, savcılıkta bana iddia konusu eylemlerle ilgili hiçbir soru yöneltilmedi. Suç örgütü..."
Hakan Karaköse: Orada yanlış söylüyor.
Devrim Güngör: Tamam, siz sonunda düzeltin.
Hakan Karaköse: Ama çok uzun sorduğunuz için sonunda atlayacağım bu tarafı.
Devrim Güngör: Hayır, sonu derken zaten bunlar SEGBİS'e geçiyor ama tutanaklar çok geç çıktığı için soruyorum. "Suç örgütü üyeliğinden ve rüşvet almaktan tutuklandığını ve tutuklama kararının maddi yanlışlarla dolu olduğunu, kendisini küçük düşürdüğünü, ailesini rencide ettiğini ve tutukluluk incelemeleri sırasında da derdini anlatamadığını, hâlbuki bildiklerini, yani o 25 Haziran'daki ifadesinde yer alan hususları ilk günden itibaren söylemek için çırpındığını fakat buna fırsat verilmediğini, hatta kolluğun konuşmasına dahi izin vermediğini, 'Konunun senle ilgisi yok, fazla uzatma.' dediğini ve serbest kalacağını ümit ederek sustuğunu fakat daha sonra haksız bir şekilde tutuklamaya sevk edildiğini ve tutuklandığını, aylarca tutuklu kaldığını, buna rağmen 25 Haziran'daki ifadesinin hür iradesiyle olduğunu, yani bu yaşadığı bu sürecin iradesi üzerinde hiçbir baskı oluşturmadığını" söyledi. Dolayısıyla ben bunu doğru kabul ederek soracağım. Şimdi Kağan Bey ile ilgili, çünkü bu 25 Haziran'daki etkin, sözde etkin pişmanlık ifadeniz Kağan Sürmegöz ile ilgili birtakım suçlamalar içeriyor. Kağan Bey tabii 28 Haziran'da tutuklanıyor daire başkanımız. Sanıyorum müdürünüz, yani yardımcılığını yaptığınız müdürünüz 24 Mart'ta tutuklanıyor. Siz o tarihlerde serbestsiniz. Kağan Bey cezaevinde tutukluyken ziyarete gittiniz mi, gitmediniz mi Hakan Bey?
Hakan Karaköse: Şimdi Avukat Bey benim az önceki beyanlarımı anlatırken böyle atlaya atlaya, aradan farklı anlamlar çıkararak anlattı. Onun için o kısmı SEGBİS kayıtlarından okunduğunda tekrar böyle bir ortam olacaksa sorabilir. O kısmı atlıyorum. Diğer sorusuna geliyorum. Evet, Kağan Bey'i yanlış hatırlamıyorsam iki kez kapalı görüşünde ziyaret ettim. Kendisinin eşi ve avukatları üzerinden hani arkadaş listesine Kağan Bey seni eklemek istiyor, süreçle ilgili dosya anlamında, sonuç olarak müdür tutuklanmış, daire başkanı tutuklanmış, dışarıda müdür yardımcısı kalmış. Bilgi alma anlamında talepte geldiler. Ben de "Kağan Bey'e herhangi bir husumetim yok. Tabii ki." dedim. "Hay hay, seve seve." İki kez de kendisiyle kapalı görüşümde Üsküdar'da ziyarete gittim. Gittiğimde zaten yanında ailesi de vardı, ben de vardım. Zaten kapalı görüşlerde altı kişi birden görüşülüyor yani. Onu söyleyeyim.
Hâkim: Kayıt altındadır zaten bunlar.
Devrim Güngör: Peki, yani kolluk tarafından fırsat verilse bildiklerinizi ilk anda gözaltındayken anlatmak istediğinizi söylediniz.
Hakan Karaköse: Öyle söylemedim, SEGBİS kayıtlarından...
Devrim Güngör: Ben bir sorumu sorayım, siz de şey yapın. Peki, serbestken savcılığa gitmek yerine bildiklerinizi Kağan Bey'e anlatmak için mi gittiniz?
Hakan Karaköse: Çok çok güzel bir soru sordunuz. Burada çok dürüst bir cevap vereceğim. Öncelikle sizin dediğiniz gibi kolluk bana öyle bir şey demedi. Ben avukatımla konuştuğum... Avukatım bana dedi ki: "Hakan..."
Devrim Güngör: Hepsini söyledi, SEGBİS'e geçti dedim Sayın Başkanım.
Hâkim: Avukat Bey, müsaade ederseniz şimdi o kısmını zaten şöyle; ifadesini ben de o esnada net olarak dinledim, zaten yine bakarız SEGBİS kayıtlarına. Sanık orada dedi ki: "Kollukta" dedi, "Ben bunları anlatmaya çalışırken" dedi, "Polis memuru bana 'Sorulan sorulara cevap ver.' dedi. Tabiri caizse 'Uzatma.' demeye getirdi." dedi. "Bunun üzerine" dedi, "İfademi orada öylece verdim. Sonra" dedi, "adliyeye sevk edildim. Adliyede de" dedi, "Avukatım bana dedi ki" dedi, "Bu işin burada senlik çok bir şeyi yok. Buradan zaten senlik bir şey çıkmaz. Anlatma gibi bir şey, ona benzer bir şeye gerek yok burada." dedi. "Ondan sonra ben de" dedi, "onun üzerine tutuklandım. Avukatın yönlendirmesinden anlatamadım." dedi. Yani bizim dinlediğimiz buydu. O kısım orada, SEGBİS kayıtlarında var yine. Problem değil, bakarız tekrar.
Hakan Karaköse: Diğer kısma da müsaadenizle cevap vereyim Başkanım. Ziyaretim esnasında Kağan Bey bana müdürlükteki son durum, işleyiş... Hatta daha açık söyleyeyim; bana açık açık "Hakan, ana ihalelerimizde sence bir problem var mı?" diye bir soru yöneltti. Ben de kendisine, "Bizim ana ihalelerimizde Kağan Bey bir problem yok. Sonuç olarak hepsi açık artırma usulü, 2886'ya göre yapılmış ihaleler. Ama" dedim, "benim daha önce size bildirdiğim konularla ilgili sıkıntı yaşar mısınız, yaşamaz mısınız..." Yani onu da zaten kendisine söyledim. O bende bir şey değil, kendisi de burada.
Devrim Güngör: Baktınız gidişat, baktınız ki Hakan Bey, "Yaşayacak gibi görünüyor, ben bari anlatayım, yaşasın mı?" dediniz? Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Hakan Karaköse: Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNEL SORUYOR
Serkan Günel: Şimdi hazır meslektaşımın sorusunun devamı gelse de açıklamak zorunda bulunmayacağı bir kısa bir girizgah yapacağım. Az önce siz savunmanızda da böyle bir not aldığım kadarıyla işte bana ilk baştaki işlerden en büyüğü Kültür A.Ş. tarafından yapılan ihaleler, alt ihaleyle alakalı.
Hakan Karaköse: Kültür A.Ş.'nin Dijital Deneyim Müzesi ihalelerine ilişkin yaptığı alt ihaleye ağırlık veriliyor.
Serkan Günel: Çok uzun bir şey oldu. Bir daha tekrarlar mısınız? Kısaca bir geç.
Hakan Karaköse: Yo ben de çok yoruldum, anlıyorum. Şimdi Emlak Müdürlüğü bir ihale yaptı ya Dijital Deneyim Müzesi.
Serkan Günel: Evet.
Hakan Karaköse: Önce bunu bana sordular. Yani bu ihaleyle ilgili sorular sordular. Sonrasında da...
Serkan Günel: Var elimde, ilk ifadeniz var.
Hakan Karaköse: Ha tamam, doğrudur. Sonrasında da Kültür A.Ş., Emlak Müdürlüğü'nden bu Dijital Deneyim Müzesi'nin ihalesini aldı ya, onu alt yüklenicilerine üstlendi. Hatta Tuce diye bir firma kalmış aklımda. Yani onlar nedir, tanıyor musun, biliyor musun gibi bunun sözleşmesinde, şartnamesinde buna o tarz sorular sordular, evet.
Serkan Günel: Siz de bunları bilmediğinizi...
Hakan Karaköse: Evet evet, bilmiyorum çünkü o konuyu.
Serkan Günel: İddia ettiniz, tamam. Sonra 27 Temmuz'dur dedi bu ifadeniz. Daha sonra 11 Haziran'da bir el yazılı dilekçe veriyorsunuz, doğru mu?
Hakan Karaköse: Evet.
Serkan Günel: O dilekçede diyorsunuz ki "Gözaltı süresince ve sonrasında savcılık makamınca kendi çalıştığım birim dışında Emlak Müdürlüğü'nün yaptığı bir ihale neticesinde" (parantez içinde Dijital Deneyim Müzesi) "ve belediye iştiraki Kültür A.Ş.'nin yaptığı mal ve hizmet alımı ve benzeri ihalelerle ilgili sorular yöneltilmiş olup bu konulara ilişkin bilgim olmadığını beyan etmiştim." diyorsunuz.
Hakan Karaköse: Evet.
Serkan Günel: Şimdi aynı şekilde soruyu tekrarlıyorum ama tüm bunlara ilişkin olarak diğer demin ki soru benzerinde, sizin ifadenizde müvekkilime ilişkin olarak diyorsunuz ki: "İhaleleri Kaan Sürmegöz, Doğan Hamit Doğruer birlikte düzenlerdi, organize ederdi." Bu bir bilginiz mi, görgünüz mü yoksa bir duyumunuz mu ya da çıkarımınız mı?
Hakan Karaköse: Bir kamu personeli olarak O amirin altında çalışan, Adem’in altında çalışan bir o dönemde müdür yardımcısı olarak benden istenen bilgi notlarına, bana sorulan sorulara ilişkin ve az önce bir örnek verdim, tekrar aynı şeyi tekrar etmek istemiyorum çok uzun diye. Bunun gibi örnekler üzerinde ve ya zaten bununla ilgili ben hakikaten Doğan Bey için de inşallah çıkar, üzülüyorum. Çünkü ben onun kaç kez hayıflandığını da duydum. Yani Doğan Bey'in odasında kendisi ya hani şey Doğan Bey dedim özür dilerim. Adem Bey'in odasında "Ya işte ne olacak bu işler? Ya bu tarz başımıza iş açacaklar." falan vesaire. Ben bunu da kendisi kendi beyanı, bunu kabul etmeyebilir. Bu da benim beyanım. Ben bunu açık açık, dürüstlükle söylüyorum. Ve bunun bir suç olduğunu da iddia etmiyorum. Diyorum ki ben böyle bir şeye şahit oldum. Ben bu ortamda bulundum. Ben bu durumu da Sayın Savcıya anlattım. Dedim "Doğan Bey" dedim "hakikaten hayıflanıyordu, şey yapıyordu." Hatta kendi şeyini de söyledim ona. "Ben hani onun mecbur kaldığını düşünüyorum." gibi ifadeler de kullandım. Anlatabiliyor muyum?
Serkan Günel: Tamam.
Hakan Karaköse: Yani ben o ortamda bulundum. Bu benim beyanım. Kendisi bunu inkar edebilir. Anlayışla karşılarım.
Serkan Günel: Sizinki de bir çıkarım. Sizinki de bir çıkarım yani, değil mi? Hani sunabileceğiniz bir bilgi, belge dışında...
Hakan Karaköse: Bu bir çıkarım değil, bu çıkarım bana göre kamu personeli olduğum için işin de içeresinde hani ben bu o anı gördüğüm için bana göre az önceki verdiğim somut örnekten de çok net bir şekilde tespit edilebileceği için somut bir şey bana göre.
Serkan Günel: Tamam, yani... Tamam, size göre somut bilgi. 27 Nisan tarihinde verdiğiniz ifadenizde de yine İBB içerisinde çalıştığını iddia eden bir gizli tanık Kartal vardı. Gizli tanık Kartal da sizin hakkınızda diyor ki: "İhaleler Medya A.Ş., Kültür A.Ş. üzerinde kalacak şekilde ayarlanır. Şartnamede iş deneyim, sermaye tutarı, ciro gibi özel şartlar olarak ihalelerin kimde kalacağı ayarlanır. Bu tür işleri Reklam Müdür Yardımcısı Hakan Karaköse ve Müdür Adem Tuncay ile beraber organize ederler." Bu beyana ne düşünüyorsunuz?
Hakan Karaköse: Evet, öncelikle bu soruyu sorduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Çünkü ilk şeyimde vardı, anlatamamıştım. Sayenizde anlatacağım. Şimdi gizli tanık Kartal bir kere o kadar hani kim bilmiyorum ama müdürlüğe baktığınız zaman ya ana ihale için konuşuyorum, ya bir ihale yapılacaksa yani orada bunun müdür yardımcısı, şefi, müdürü e doğal olarak bunun evraklarını hazırlar. Zaten bunlar hazırlanır. Yani ben bunu inkar etmiyorum ki ana ihalelerin çoğunda belki de yani Kaan Bey de biliyor, biz hazırlamışızdır bunu. Yani bunu ben ekstrem bir durum gibi veya ben bir suç işliyormuşum da gizli tanık Kartal bunu böyle demiş gibi algılamıyorum. Adam beyanda bulunmuş.
Serkan Günel: "İhalelerin kimde kalacağını" diyor.
Hakan Karaköse: İhalelerin kimde kalacağını... Ya o onun az önce siz dediniz ya "Hakan Bey bu sizin iddianız." o da onun iddiası. Buna karar verecek olan da mahkemedir zaten.
Serkan Günel: Tamam. Ben cevabımı aldım, teşekkür ederim.
Hakan Karaköse: Valla ben yoruldum. Ben de teşekkür ederim, evet.
EKREM İMAMOĞLU AVUKATI TORA PEKİN SORUYOR
Tora Pekin: Hakan Bey, bu 25 Haziran 2025 tarihli ifadenizin arkasında olduğunuzu söylediniz. Burada Köpek Eğitim Merkezi ile ilgili 2024 yılında yapılan bir ihale var. Onunla ilgili bir iddianız var.
Hakan Karaköse: Evet.
Tora Pekin: Aktarmama gerek var mı?
Hakan Karaköse: Yok, ben anlatayım isterseniz tekrar. Soru olarak mı soracaksanız, olayı anlatmak istiyorsunuz
Tora Pekin: Evet, soru olarak soracağım. Şöyle diyorsunuz, bir aktarayım her şeyi: "2024 yılı Eylül ayında Emlak Müdürlüğü'nce gerçekleştirilen Köpek Eğitim Merkezi ihalesi tamamıyla usulsüzdür." diye söylüyorsunuz. Usulsüz olduğunu nereden biliyorsunuz acaba?
Hakan Karaköse: Şöyle anlatayım: Şimdi Emlak Yönetimi... şey, Emlak Müdürlüğü'ne Kağan Bey bir arkadaşımızı, hani ismini burada zikredip şey yapmak istemiyorum ama, müdür yardımcısı olarak getirdi. Malum bizim belediyemizde de, yani gerçi böyle bir şey yapmayayım da... Yani konulara hâkim olmayan bir arkadaşı müdür yardımcısı olarak Emlak Müdürlüğü'nde kira biriminin başına verdiler.
Şimdi bu arkadaş da bu ihaleyi yapacak, bizim yanımıza geldi; biz de tecrübeliyiz, konuyu anlattı bize önce. Konuyu anlattı bize önce. Dedi ki: "Ya Hakan, bu ihaleyi nasıl yaparız, nasıl ederiz vesaire?" Şimdi biz bu konuyu, hatta Fatih Bey burada şu an yok, ona da gittik, istişare ettik daha tecrübeli mevzuata hâkim olduğu için. İmar durumu anlamında bu ihale edilebilecek bir şey değildi. Tam şimdi evraklar yanımda olmadığı için, orada rehabilitasyon bir şeyler yazıyordu, tam hatırlayamıyorum. Hatta genel kanaat Fatih Bey'in de, benim de istişare anlamında, Adem Bey'in de, yine ilgili müdür yardımcısı arkadaşın da ikna olduğu, bu ihale evet, aslında yapılmaması gereken bir ihale. Neyse, ama o arkadaş dedi ki: "Ya işte bunu yapmamız gerekiyor vesaire. Başkan istiyor." veya Başkandan kastı Kağan Bey istiyor vesaire.
Hatta şu tavsiyede bulundum kendisine yani: Dedim ki: "Yani yapıyorsun ama bunu bence imzalama. Yani bu olacak bir iş değil." Her neyse. Bu arkadaş da tecrübesiz olduğu için bu, o firmanın, Köpek Eğitim Firması'nın artık sahibi mi, avukatı mı, neyse bundan bir şeyler istemiş; bu da cevap verememiş. İşte "Ne kadar harç bedeli ödeyeceğim? İşte damga pulu vergisi ödeyeceğim vesaire." Bu da zaten konuya hâkim olmadığı için cevap verememiş ve bir gerginlik olmuş aralarında. Bu gerginlik de Kağan Bey'in bana aktarması, ta Ekrem Başkana kadar gitmiş bu gerginlik de. Kağan Bey'in bana aktarması, bundan ilgili kendisi bir fırça yemiş. Ve bunun üzerine Kağan Bey telefonla beni aradı. Dedi ki: "Ya Hakan, bir gel." Gittim makamına. Şimdi dedi ki...
Kağan Bey bana dedi ki: "İşte ya Hakan, şu bilgileri adamakıllı bu firmanın avukatlarıyla sen muhatap ol. Bunu anlat. Bunda bir indirim yapılamayacağını..." Çünkü kamudan damga pulu vergisinde indirim mi ne talep ediyorlar. Yani burada Kağan Bey'in kendi beyanı. Yani işte ya ismini de tam hatırlayamıyorum, savcıya da söyledim aslında. Ya bir Yeşil... Hakan Yeşilyurt diye aklımda kalmıştı. "Ya" dedim, "emin değilim" dedim. Ama dedim böyle bir isim Ekrem Bey'den referanslı ki geldiğimiz noktada o ihale de iptal edildi. Niye iptal edildi? Çünkü hakikaten hukuka aykırı olduğu... Sonradan göreve gelen yeni yönetimdeki arkadaşlar bunu fark ettiler ve o ihaleyi de hakikaten iptal ettiler. Yani burada dediğim gibi Kağan Bey'in kendi beyanı. Kendisi de orada. İnkâr da edebilir, kabul de edebilir; takdir kendisinin, bir şey diyemem. İfademde de bu şekilde anlatmaya çalışmıştım.
Tora Pekin: Sayın Başkan, Belediye Meclisi'nin, Belediye Encümeni'nin imzalarından geçmiş bir ihale. Belgelerini bilahare sunacağız dosyaya, tespit etmek bakımından sordum. Teşekkürler.
HASAN İMAMOĞLU AVUKATI NUSRET YILMAZ SORUYOR
Nusret Yılmaz: Şimdi ifadelerinizin genelinde ben de dinlemeye çalıştım yani dinlediğim kısımları itibariyle şöyle serzenişleriniz oldu. Örneğin 2020 yılından bir müfettiş soruşturması sırasında bunlar eski dönemden kalma diyerek yüzümüze bakılmadı, hukuki yardımda bulunulmadı şeklinde bir serzenişiniz ve devamında ara ara cümlelerinizin arasına serpiştirilmiş şekilde ve biraz önce de sıkça karşılaşılan durum olduğunu ortaya koymak adına belediyemizde işten anlamayanlar işin başına getiriliyordu.
Hakan Karaköse: Yok ben öyle bir şey demedim.
Nusret Yılmaz: Cümlenizin başlangıcı biraz önce bir 2 dakika önceki cümlenizde de böyle bir girizgah var ama.
Hakan Karaköse: Yanlış anlaşılacağını düşündüğüm için böyle anlayacağınızı düşündüğüm için cümleyi kurmadım. Yoksa benim haddime değil herkes kendine göre liyakatlidir yani onla bir sıkıntı yok. Ben sadece o arkadaşımız Kağan Bey de biliyor sevdiğimiz bir arkadaş ayrı bir şey. Ama hakikaten Emlak Müdürlüğünde hiç çalışmamış daha önce trafikte çalışıyordu yanlış hatırlamıyorsam. Ben de bir de geldi ki Emlak Müdürlüğünün en önemli biriminin başına görevlendirme yapıldı. E doğal olarak işe adapte olması zaman aldı. Biz de o anlamda destek olduk. Hatta biz bunu kendisine de söylüyorduk yani.
Nusret Yılmaz: Ben memur olmanız hasebiyle de sık sık gelip bu konuda herhalde bilgiler aldılar. Siz de o konuda yardımcı olmaya çalıştınız.
Hakan Karaköse: Evet elimizden geldiği kadar.
Nusret Yılmaz: Bu anlattığınız duygu çerçevesinde söylüyorum o manada merak ettim. Siz 20 yıldır orada görev yapan birisi olarak bu tür muamelelerle karşılaşan birisi olarak ve sonra yardıma ihtiyaç hissettiğiniz noktada yalnız bırakıldığını düşünen birisi olarak haksızlığa uğradığınızda gerekli değeri görmediğinizde hak etmediğiniz yerde olduğunuza dair bir inanç bir düşünce taşıdınız mı?
Hakan Karaköse: Hayır benim hiçbir zaman makam mevki gibi bir Kağan Bey de bilir öyle bir derdim hiçbir zaman olmadı.
Hakim: Bizim için bir önemi yok. Sorunun da bizim için bir önemi yok. Geçelim buraları.
HAKAN KARAKÖSE AVUKATI GİZEM NUR GÜLER SAVUNMASI
Şimdi müvekkilim mevzuata hakimiyetiyle zaten mevzuatlardaki durumlarını genel itibarıyla belirtti. Benden hukuki çerçevesinde ve genel itibarıyla belgeselliğinden bahsetmek istiyorum. Önünüzde zaten onlarca, yüzlerce dosya var, bunu biliyoruz. Yüzlerce sanık var. 142 tane eylem var. Çok sayıda şirket ve görevlisi, ihale rapor vesaire var. Teknik olarak biz avukatların dahi çok ihale kanununun şey olamadığımız bilindiğinden bizi bile zorlayan bir dosya var aslında.
Ama burada dosyanın büyüklüğünden ziyade dosya ne kadar büyürse kişilerin bireysel fiillerinin o kadar önemli olduğunu görmekteyiz ve bireysel savunmanın da o kadar önemli artmakta aslında. Çünkü bir ceza hukukunda yargılama yapılırken kurum yargılanmaz, müdürlük yargılanmaz, denetim birimi yargılanmaz, komisyonlar yargılanmaz. Bireysel bireylerin cezai sorumlulukları şahsidir. Buna dair şahsiliğin önemini zaten diğer meslektaşlarım da müvekkilleri için bahsettiler.
O nedenle Sayın Mahkemenin, Hakan Karakuş'a bakılmadan cevaplandırılması gereken soru, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde herhangi bir hukuka aykırılık yaşanmış mıdır sorusu değildir. Ya da bu ihale süreçlerinde farklı bir idari veya teknik yönetim yöntemi kullanılabilir miydi sorusu da değildir. Müvekkilim iki tane eylemden yargılanmakta. Eylem 61 ve eylem 77. Bu eylemlere geçmeden önce meslektaşlarımın ısrarla bizim ifadelerimizdeki ve ek ifadelerimizdeki süreci başka bir yere çekmesinden bahsettim.
Avukat Hanım, hemen ihalelere gireyim hızlıca. 61 ve 77 nolu eylemler yönünden ayrı ayrı uygulanma ihtimallerine 235 taksir 3 c ve 43.
Tamam, teşekkürler.
Şimdi şöyle, müvekkilimle ben ilk karşılaştığımda kendisine Dijital Müzesi'nin sorulduğunu ve kendisine Kültür A.Ş. Müdür Yardımcısı olarak medyaya da yansıdığı ve soruların yani gerek Emniyet sorgusunda gerek Savcılık sorgusunda kendisine Kültür A.Ş.'de çalışan bir kişi olarak durmasının görülmesi sebebiyle biz önce kendisinin İBB'de bir memur olduğunu ispatlamaya çalıştık. Bu ispatı nasıl yapmaya çalıştık? Yaklaşık bir hafta boyunca Savcı Bey'le görüşebilmek için sabah 9'dan akşam 5'e kadar bekledim. Yine bekledim, çünkü şundan dolayı: Eğer sorgu yapıyorsak biz idari merciler bakımından, o kişinin kendi hukuki hakkı ve hukuki dinlenilme hakkına binaen bildiği şeyleri sormak zorundayız. Şey diyorlar, müvekkil diyor ki "O ne?". Dijital ne müzesi diye açıyorlar, müvekkil diyor ki "Bilmiyorum" ki o zaman ben kendisinin müdafii değildim.
Sonrasında ise müdafii olarak göreve başladıktan sonra bu durum bir kaç medyaya da bakıp Kültür A.Ş. Müdür Yardımcısı olarak görülüyor, fakat Kültür A.Ş.'nin kendi bünyesinde başka başka müdür yardımcıları vesaire var. Bu durumu izah etmekle ek ifade kapsamında ifade vermek üzere Savcılık makamına zaten gittik. İfade kapsamında okudunuz mu dedi meslektaşım, evet. Mesai saatleri bitmişti lakin Savcı Bey'den özel müsaadeyle kendisi de okudu, ben de okudum. Yaklaşık çünkü 6 saat, 6-7 saat bir ifademiz sürdü. Okuduktan sonra ise biz oradaki var olan kelimeler vesairenin durumunu evet mesela şu şekilde söyledim: Hakan zaten senin mahkeme aşamasında durumun olacak. Yanlış bir ifade varsa, çünkü çok ciddi bir duyumları var yargının, bunu orada izah ederiz. O yüzden şu an tekrardan bir şey yapmanıza gerek yok çünkü ekstra başkasına yüklenen bir kimin hatasının başkasına yüklenen bir şeyi yoktu, cürümü yoktu benim hukuki nezdimde. O nedenle buna gerek duymadım, bunu açıklamak isterim. Eylem 61 ve Eylem 77'den yana yargılanıyor müvekkilim.
Eylem 61'e baktığımızda ise muhammen bedel takdir komisyonu. Şimdi ben burada 2 haftadır geliyorum. Muhammen bedel bakımından birilerini aradık sürekli. Ben muhammen, bu bakımdan kimin gerçekten sorumlu olduğunu bir hukukçu olarak yine çok anlayamıyorum, şundan dolayı: Encümen üyesini dinliyoruz, diyor ki "Ben sorumlu değilim." Genel Sekreter Yardımcısı Beyefendi'yi dinledik, "Ben" diyor "Sorumlu değilim." Yani biz diyor bugün bir iki kişiyi daha dinledik, o dedi ki "Biz evraklarda eksik imza var mıdır ya da ekinde eksik var mıdır diye kontrol ederiz" dedi. Ancak 2886 Sayılı Kanun'un ruhuna ve sisteme baktığımızda Danıştay da açıkça ifade ediyor ki belediyelerin iptal ettiği ihaleler bakımından ihale firmalarının açtığı davalara da baktığımızda, diyor ki: İhale amirinin görevi yalnızca işlemin şeklen mevzuata uygunluğunu denetlemek değildir. İhale konusu işin özelliklerini, benzer ihalelerin sonuçlarını ve oluşan fiyatın piyasa şartlarına uygun olup olmadığını değerlendirmek, hatta son kez genel bir değerlendirme yaparak idarenin ve kamu menfaatinin korunmasını sağlamakla görevlidir. Aynı şekilde belediye encümeni de yalnızca evrak kontrol eden bir makam değildir. Kanun onu ihale komisyonu olarak belirlemiş, gerektiğinde tahmin edilen bedeli tahkik ettirme ve gerekçesiyle ihaleyi yapmama yetkisi vermiştir. Müvekkilimin gösterdiği örnekte de gördüğünüz üzere 5 tane encümen üyesi şerh düşerken 5 tane encümen üyesi ise kabulü yönünde beyanda bulunmuşlardır. Yani muhammen kelime anlamına baktığınızda zaten Arapça kökenli bir kelime. Arapça kökenli ne demek? Tahmin edilen bir bedel anlamına gelmek demek.
Kısa keseceğim, tamam. Kısa.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına baktığımızda Eylem 61 bakımından kamu kurum ve kuruluşlarının olan niteliği, hileli davranış bulunmalı, bu davranış aldatmaya elverişli olmalı, bir kişi bu hilenin ile hataya düşürülmeli, bu yanılgı sonucunda mal varlığı bakımından zarar doğmalı ve fail veya bir başkası lehine haksız yarar sağlanmalıdır. Üstelik hile, aldatma, zarar ve yarar arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.
Müvekkilim bakımından bakıldığında müvekkilimin muhammen bedel takdir komisyonunda eski emsal eski yapılan ihalelerdeki emsalleri kullanarak ve enflasyon etkisini üzerine ekleyerek yeni bir ihaleye bir ihale muhammen bedel bedeli belirlemesi, bu bir hile kastının oluştuğunu zaten hem bize göstermez, hileli bir davranışın olduğuna ilişkin dosyadaki veri bulunmamaktadır. Hızlı hızlı hızlı hızlı geçiyorum.
Şimdi bilirkişi raporuna baktığımızda, bilirkişi raporundaki hususları da şey olarak söyledi ama bilirkişinin şey yaptığı, hesap yaptığı bedeller ve rapora baktığımızda sanki huzurumuzda davranmanın bir ekonomik değerlendirme davası olarak görüldüğünü anlamaktayız ya ben anlamaktayım bir hukukçu olarak. Fakat şu anda muhammen bedellerinin yargılandığı ve kamu kurumlarının dolandırıcılık isnadıyla yargılandığı müvekkilimin dava, müvekkilim bakımından bilirkişi biz şunu aramıyoruz: Mükemmel muhammen bedel hesabı hangisiydi ya da hangileri gibi bir şey aramıyoruz. Bu nedenle müvekkilimin emsal ihale kapsamında hileli, doğrudan menfaat sağladığı vesaire bir durum, yani kanunlara göre hiçbir ne denir ona, temel kriter ve maddi şeyi yoktur. Maddi ve manevi unsurları eksiktir. Dış kurumlar dışarıdan fiyat alınması vesaire diyor, bunlar anlatıldı. Bunlar muhammen bedel komisyonu üyesi olarak benim memur görevimde görevimdeki müvekkilimin görevi değildir. TCK 235/2-d'den bahsediliyor, müşterek faillik deniyor. Müşterek faillik kurulamadığı da açıkça ortada. Mesai siz de biliyorsunuz, teşekkürler, herkes gitmiş.
Herhalde en son bir tek ben kalacağım.
Aynen öyle. Eylem 77 bakımından kısaca konuşacağım. İhaleye fesat karıştırma bakımından ise genel bir ihale suçu değil bu. TCK 235 bakımından seçimlik hareketlerle yapılması gereken bir...
Ne?
Başka şeyler oluyor orada.
Anlamadım. Tamam. 235 kapsamında seçimlik hareketlerle yapılması gereken bir suç eylemi. O nedenle buradan da bilirkişinin re'sen şartname ağır, yaklaşık maliyet şöyle diye beyanlarda bulunması ve rapor hazırlaması müvekkilimin fesat karıştırma eylemine somut olarak katılımı, hile ile engelleme veya gizli bilgiye erişim sağlama fiili değildir. Kendisine bana anlattığın gibi ihale yapma usulünü anlat demiştim, anlatmadı. Bir dedi ki o da anlatan Kütüphane Şube Müdürü son kısımda çok kısa bir şekilde, "Biz de bir odaya gidiyoruz, ekran üzerinden bir de sistem açık ya biz orada" dedi "Görüyoruz ihaleye kimler giriyor ve ihale kimin üzerinde kalıyor." Bu nedenle ihale, ihaleye kimin üzerinde kaldığını veya kimlerin girdiğini o yani fiili olarak iş yaparken öğrenen bir müvekkilimin ihale birilerinin girmesini engelleme vesaire kastının da bulunduğu söylenemez.
İki tane ihale var, o yüzden her iki şekilde iki tane ayrı somut eylem ve ayrı fiil olması gerekiyor Hakan'ın fiillerle bağlayan. Tek teklif olgusu var, bu tek teklif olgusuyla Hakan'ın yaptığı görev komisyon üyesi olmasıyla bağlayan bir irtibat yok. Hakan'ın komisyon üyesi olmadığı yıllarda da tek firmalar teklif vermiş, tek firma üzerinden ihale alınmış. Bu nedenle 2022 ve 2023 yılında ihalelerde tek teklif verilmiş olsa Hakan'ın bireysel sorumluluğu manasına gelmez. Gizli bilgi verdi isnadına sayıldık, ne gizli bilgi verdi, ne hangi gizli bilgiyi verdi vesaire bunlar mevcut değildir. Katılımı engellenen kim, bunu bilmiyoruz. Ve rekabet eleştirisi konusunda kendisi çok güzel bir örnek verdi. Rekabetin oluşması için, yani rekabet oluştuktan sonra ihale fiyatlarının artmasıyla alakalı diğer muhammen bedelde sanırım bir örnek verdi.
Son olarak şuna değinmek istiyoruz: Yargıtay 5. Ceza Dairesi 28 Aralık 2023 tarihinde 2023/765 Esas, 2023/1754 Karar sayılı kararında bu yaklaşımı sürdürüyor. İhaleye fesat karıştırma hareketine takdiri olarak düzenlenen maddede sayılı seçimlik hareketlerden hangisinin yapıldığı ya da yapılmadığının somutlaştırılması gerektiğini söylemekte. Ceza mahkemesinin cevaplandırması gereken sorunun şu olduğunu düşünüyoruz: Bu şartname daha farklı hazırlanabilir miydi veya rekabet daha fazla sağlanabilir miydi sorusu değildir. Asıl sorulması gereken soru şudur: Hakan Karakuş ihaleye katılım yeterliliğine sahip hangi belirli kişi veya şirketin ihaleye katılımını hangi hileli davranışla engellemiştir? Ve iki isnat bakımından Hakan Karakuş hangi gizli bilgiyi hangi kişiye, hangi tarihte, hangi yöntemle ulaştırmıştır fiili nedir? Somut hiçbir cevap dosyada bulunmamaktadır. Şartnameler konusu yine Hakan Karakuş'la ilgisi tek bir ilk önce anlattık, düğün alanında anlatılan bir uygulamadır, şartnameler değiştirilmeden bile aynı şekilde gidiyordu. 5 kişilik, bu ilgi çekici bir durumdur. 5 kişilik komisyon kararları bakımından sadece Hakan yönünden iddianamede bir isnat var. İhale komisyonunda tek kişi Hakan olmamakla beraber 5 kişilik bir kurulun, kolektif biçimde alınan bir kararın tümünün sonucunun Hakan üzerinde bırakılması ya da bir somut suç isnadında bulunulması da hukuka aykırıdır. Cezai sorumluluk kişisel fiile değil seçilen kişiye yüklenmiş olur, bu da hukuka aykırıdır. İhale komisyonunun nihai karar makamı olmadığına değindik. Müvekkilimin göreve başlama tarihiyle alakalı bir meslektaşım sordu, göremedim. Evet, idari yargılama sürecimiz devam ediyor.
Soruya gerek yok.
Ona...
Somut bir davranışının olmadığını söylediniz.
Aynen aynen. Onu anladık, herkes bahsetti, müvekkilim bahsetmedi. Üzüldü o da bu hususta. O nedenle yani idari yargılamada kararda imzası olanların da dosyada sanık olduğunu söyledi.
Evet, aynen söyledi.
Anlaşıldı, teşekkür ederim.
Tamam, orayı da atlıyorum. Umarım herkes evine gitmek istiyordur. Evet, ben de gitmek istiyorum.
Sonuç ve talep kısmına geldiğimde, Sayın Başkan, Eylem 61 ve Eylem 77 kapsamındaki müvekkilimin beraatini talep etmekteyiz. Kendisi hakkında uygulanmakta olan bir yurt dışı çıkış yasağı var. İçerideyken eşini umreye götürmek istemişti. En azından onu götürebilmesi adına yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep ediyorum. Bir de dijital incelemeler bittiyse telefonunu almasını, aynen öyle, adli emanetlerin alınmasını talep ediyorum. Çok teşekkürler.
KABİL TAŞÇI SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Başkanım, sayın üye, sayın savcım; ben, Kabil Taşçı. Yıllardır reklam ve organizasyon sektöründe faaliyet gösteren, üretim ve saha uygulaması yapan Taşçıoğlu Reklam'ın sahibiyim. Taşçıoğlu Reklam kağıt üzerinde kurulmuş bir şirket değildir. Çalışanları, makineleri, araçları, malzeme alımları ve gerçek üretimi bulunan bir işletmedir. Dijital baskı, pano, dekor, sahne ve montaj, demontaj işleri yaparız. Aşağı yukarı 16 senedir de aktif olarak çalışan bir firmayız. Daha öncesinde de ben yine bu sektörde faaliyet göstermekteydim. Vesa Event, Genç Popülist, Format Reklam, Yörünge Medya ve Medyafon diğer firmalarla ilişkilerim taşeronluk, üretim ve cari hesap ilişkisidir. İBB ve iştiraklerinden doğrudan ihale almadım. Yalnız kamu bağlantılı işlerde değil, farklı özel kurum ve şirketlerin de işlerinde çalışmaktayım. Soruşturma sırasında toplam 4 fatura işlemine ilişkin ifade verdim. Bu işlemlerin tarihini, numarasını ve tutarını bildirdim. İlgili belgeleri sundum. Kabulüm yalnızca açıkladığım bu işlemlerle sınırlıdır. Yani savcılık aşamasında vermiş olduğum ifadelerimi aynen kabul ediyorum. Sadece huzurunuzda bunları biraz daha detaylandırmak istiyorum.
Bir suç örgütüne üye olmadım veya örgüte bilerek yardım etmedim. Örgüt yöneticilerinden talimat almadım. Paranın suçtan kaynaklandığını ya da bir örgüte aktarılacağını bilmedim. Kamu hak edişlerini hazırlamadım ve kamu kurumlarından doğrudan ödeme almadım. İfade süreçlerime dair ve ticari işlemlere ilişkin de söyleyeceklerim olacaktır. Sayın Başkanım; 21 ve 22 Mart 2025 tarihli ilk ifadelerimde şirketimin gerçek işler yapan, faal bir reklam ve organizasyon firması olduğunu, dosyada adı geçen kişilerle ilişkilerimin ticari nitelik taşıdığını anlattım. Tutukluğun ilk günlerinde kapsamlı suçlamalar karşısında ve ticari kayıtlarıma erişemeden verdiğim cevaplar fatura işlemleri yönünden genel kalmıştır. Sonraki beyanlarım ilk ifadelerimi inkar etmek için değil, kayıtları inceleyebildikçe eksik kalan hususları açıklığa kavuşturmak amacıyla verilmiştir. Yaklaşık 70 günlük tutukluluk sonrasında 27 Mayıs 2025 tarihli etkin pişmanlık beyanımda iki faturayı ayrıntılarıyla açıklayarak dosyaya sundum.
Vesa Event'e düzenlenen 27 Eylül 2019 tarihli seri A 003805 numaralı 749.300 TL'lik faturanın düzenlendiği tarihte sadece 250.000 TL tutarında tamamlanmış iş bulunmaktaydı. Kalan bölüm devam eden ticari ilişki kapsamında ileride yapılması planlanan işlere ilişkindi. Bu işlerin bir kısmı sonradan iptal edilince ilgili bedel faturanın iptal süresi geçmiş olduğundan cari hesap ilişkisi içinde Seyrantepe'deki ofisinde Vedat Şahin'e nakten ve elden iade edilmişti. Bu durum benim açımdan faturanın baştan itibaren gerçek dışı düzenlendiği veya örgütsel para aktarımı yapıldığı anlamına gelmez. Ben 27 Mayıs tarihli verdiğim ifadenin arkasındayım. Vedat Şahin isimli kişiye elden para teslim ettiğimi kabul ediyorum; ancak kendisi bu parayı ne yapmıştır, ben bunu bilemem.
Genç Popülist'e düzenlenen 17 Haziran 2022 tarihli 145.600,20 TL'lik faturaya konu işin yapıldığı ise açıkça kabul ettim. Serbest kaldıktan sonra ticari kayıtlarımı inceleyerek Genç Popülist'e ait iki faturaya daha tespit ettim. Bunun üzerine 19 Haziran 2025 tarihinde kendiliğimden savcılığa giderek 18 Mart 2022 tarihli 54.752 TL ve 6 Nisan 2022 tarihli 62.481 TL fatura bedellerini açıkladım. Bu da aynı şekilde yapılması planlanmasına rağmen gerçekleşmeyen bu işlere ilişkin hesabıma gelen bedelleri bankadan çekerek şirketin sahibi olan Eyüp Subaşı ile konuşarak şirket muhasebecisi Murat Bey'e teslim ettiğimi bildirdim. Beyanlarım toplam 4 faturayla sınırlıdır. Vesa Event işlemi yapılan ve sonradan iptal edilen planlı işlerin bulunduğu uzun süreli ticari ilişkiye, Genç Popülist'e ait 3 fatura ise açıkladığım münferit işlemlerle ilişkilidir. Bu işlemlerde ben komisyon veya ayrıca kazanç elde etmedim. Bunların dışındaki faturalarımın herhangi bir inceleme yapılması... yapılmadan sahte sayılmasını kabul etmiyorum.
Eylem 119 ve suç örgütüne yardım isnatlarına karşı da ifadelerim olacaktır. Sayın Başkanım, Eylem 119 kapsamında hakkımda ileri sürülen suç örgütüne yardım ve kamu kuruluşlarının zararına dolandırıcılık isnatlarını kabul etmiyorum. İBB'ye veya iştirakleriyle doğrudan sözleşme yapmadım. Kamu kurumuna hakediş hazırlamadım. Hakediş tutarlarını belirlemedim ve kamudan doğrudan ödeme almadım. Bu nedenle hangi faturanın hangi hak edişte kullanıldığı, kamu kurumunun bu nedenle ne kadar fazla ödeme yaptığı ve benim bu süreci bildiğim somut delillerle ortaya konulmalıdır. Ancak böyle bir delil yok çünkü böyle bir suçum yok. Yalnızca hesabıma para gelmiş olması, kamu zararını bildiğimi veya istediğimi göstermez. Netice olarak ben doğrudan belediyelerle iş yapmadım. İfadelerim kendi irademle açıkladığım dört faturaya ve duyumlara ilişkindi. Ancak bu açıklamalarım kamu zararına yönelik bir planı, örgütsel ilişkiyi, suç gelirinin kaynağını veya paraların sonraki güzergâhını bildiğim anlamına gelmez. Ayrıca sahte fatura aldığı şeklindeki genel iddiayı da kabul etmiyorum.
İfade ettiğim faturayı, taraflar arasındaki uzun süreli ticari ilişki kapsamında yapılmış ve ileride yapılması planlanan toplu işler için düzenlenmiştir. Planlanan işlerin bir kısmı sonradan iptal edilince ilgili bedel faturanın iptal süresi geçmiş olduğundan Vedat Şahin'e elden iade edilmiştir. Ancak kendisi bu parayı birisine mi verdi yoksa şirketin kasasına mı koydu, ben bunu bilemem. Ben yine ifade ettiğim gibi ifadelerimin arkasındayım. Geç Popülist'e ilişkin bazı bedelleri o işlerin gerçekleşmemiş olmasından sebep şirketin muhasebecisi Murat Bıyık'a teslim ettiğimi açıkladım. Ben bu işlemi de firma sahibi olan Eyüp ile konuşarak yaptım. Onunla konuştuktan sonra paraları Murat'a teslim ettim. Ancak Murat Bıyık'ın bu paraları daha sonra kime ve hangi amaçla verdiğini görmedim. Bu paralar Eyüp'e mi gitti yoksa başka yere mi gitti, ben bunu bilmiyorum.
Murat Bıyık, ticari ilişki içinde bulunduğum Geç Popülist şirketinin muhasebecisidir. Bu nedenle aynı bölgede bulunmamız veya telefonlarımızın aynı baz alanında sinyal vermesi mümkündür. Kaldı ki şahsın çalıştığı yer ile benim ikamet ettiğim yer aynı mahallede, 3 dakikalık mesafededir. Dosyada örgüt yöneticilerinden talimat aldığıma, örgüt içinde görev üstlendiğime, gizli toplantılara katıldığıma veya örgüt adına süreklilik gösteren bir faaliyet yürüttüğüme ilişkin somut bir delil bulunmamaktadır. Ticari görüşmeler, para hareketleri ve baz kayıtları tek başına örgütsel bağ kurmaya yeterli değildir. Ben herhangi bir örgütsel yapı içinde yer almadım, örgüt adına hareket etmedim ve paraların sonraki güzergâhı varsa bilmedim.
Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama isnadına karşı da itirazım olacaktır. Sayın Başkanım, bir paranın hesaba gelmesi veya nakit çekilmesi, o paranın suçtan elde edildiğini bildiğimi veya kaynağını gizlemek amacıyla hareket ettiğimi tek başına kanıtlamaz. Bir faturanın gerçeğe aykırı olduğunu bilmek ile paranın belirli suçtan elde edildiğini ve bir örgüte aktarılacağını bilmek aynı şey değildir. Bana paranın kaynağını gizlemem, izini kaybettirmem veya örgüt yöneticilerine ulaştırmam söylenmedi. Bu amaçla bir anlaşmaya girmedim ve ayrıca menfaat elde etmedim. Bu nedenle kabul ettiğim fatura işlemleri kendi sınırları içinde değerlendirilmelidir. Bunların bilinçli bir aklama zincirinin parçası sayılması için suç kaynağını bildiğimi ve gizleme amacıyla hareket ettiğimi gösteren deliller bulunmalıdır. Bu nedenle tüm suçlamaları reddediyorum.
Ahmet Taştan'ın anlatımlarına karşı da kısa bir karşı şey söylemek istiyorum: Sayın Başkanım, benim bu dosyada bulunmamın sebebi Ahmet Taştan'ın iftiralarıdır. Neden iftira diyorum? Çünkü bu adam ben tutuklandıktan bir iki gün sonra "Ben ne yaptım?" diyerek kendi hür iradesiyle savcılığa giderek aslında anlattığı her şeyin bir duyum olduğunu ifade etmiş ve benimle alakalı vermiş olduğu ifadeyi vebal altına giremeyeceğinden geri çekmiştir.
Benim hakkımdaki iddialarını kesinlikle kabul etmiyorum. Hakkımda somut bir delille dayanmayan bu çelişkili beyanlara itibar edilmemesini talep ediyorum. Sonuç ve talebim: Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcım. Açıkladığım hatalı işlemlerden dolayı pişmanım. Ancak 4 faturaya ilişkin beyanların bütün ticari faaliyetlerimin gerçek dışı olduğunu veya kamu zararını, örgütsel amacı ve suç gelirinin kaynağını bildiğimi gösteremez. Hakkımda bu yönden dosyada herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Bu nedenle kamu kurumlarının zararına dolandırıcılığa iştirak, örgüte yardım ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından ayrı ayrı beraatime, aksi değerlendirme halinde menfaat elde etmemiş olmam ile soruşturma aşamasındaki katkılarımın lehime dikkate alınmasına ve hakkımdaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ediyorum. Teşekkür ederim.
HAKİM SORGUSU
Hakim: Söz konusu 25 tarihli bir ifadeniz var, doğru mu? Bu ifade içeriği...
Kabil Taşçı: Evet, doğrudur başkanım.
Hakim: Yine 27 Mayıs 2025 tarihli bir ifadeniz var savcılıkta verdiğiniz. Bu ifade içeriği doğru mudur?
Kabil Taşçı: Doğrudur başkanım.
Hakim: Bir de son olarak herhalde 19 Haziran 2025 tarihli bir ifadeniz var. Bu ifade içeriği doğru mudur?
Kabil Taşçı: Doğrudur.
Hakim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mıdır?
Kabil Taşçı: Yok başkanım.
MURAT ONGUN, KABİL TAŞÇI’YA SORUYOR - 16.09.2026
Murat Ongun: Benim hayatımda Kabil Taşçı diye biri yok. Kabil Taşçı'nın hayatında Murat Ongun diye biri var mı?
Kabil Taşçı: Yok
Murat Ongun: Doğal olarak tanışmıyoruz sizle. Aramızda herhangi bir husumet de yok.
Kabil Taşçı: Yok
Murat Ongun: Güzel. Ben sizin gibi 15-20 tane beyan veren insanın beyanları doğrultusunda 18 aydır tutuklu olan biriyim. O yüzden sizin beyanlarınıza, iddia makamının kayıt verdiğini göz önünde alarak, biraz evvelki açıklamalarınız doğrultusunda konuşacağım, soru soracağım. İlk ifadenizde, bütün ifadelerinizi burada kabul ettiniz içerikleriyle beraber, ilk ifadenizde "Ben kimseye naylon fatura kesmedim, anlattığım her şey bütünüyle gerçektir" diyorsunuz. Biraz evvel anlattınız, uzatmayacağım, ikinci ifadede iki sahte fatura kestiğinizi kabul ediyorsunuz. Üçüncü ifadede iki sahte fatura daha kestiğinizi ifade ediyorsunuz. Yani üç beyan, üçünde de farklı, birbirinden farklı bilgilerle dolu. Mahkeme heyeti sizin biraz evvel "Bütün içerikleri doğrudur" dediğiniz beyanlarınıza neden itibar etmeli?
Kabil Taşçı: Doğru olduğu için.
Murat Ongun: Sahte fatura kesebilirim ama bunların hepsi doğrudur diyorsunuz.
Kabil Taşçı: Yapmış olduğum hatalı işlemleri ben zaten savunmalarımda da şu an burada da mahkeme huzurunda da söyledim. Yani somut delillerle ispatlayabildiğim her şey doğru olan şeyler.
Murat Ongun: Tamam. Siz sahte fatura kesen ama bu beyanları doğru veren birisiniz, öyle algıladık. Devam ediyorum. Sizin de ilk kolluk, yani polis ve savcılık ifadenizdeki avukatınız farklı. Ben savunmamda da getirdim, bilmiyorum beyefendi bugün burada mı?
Kabil Taşçı: O da doğrudur.
Murat Ongun: İki etkin pişman ifadelerinizdeki de avukatınız değişmiş. Olabilir, benimki de değişti, bunda hiçbir sorun yok. İsmail Mirsad Albayrak beyefendi sizin avukatınız olmuş. Acaba evveliyatta bir tanışıklığınız var mı, yoksa cezaevinde sizi
Kabil Taşçı: Öncesinde de tanışmışlığım var. Daha sonra da İsmail Bey'le çalışmayı uygun gördüm. Devam ettim.
Murat Ongun: Sayın Başkanım, yani siz takdir ederseniz biz aslında İsmail Mirsad Albayrak'la beyefendi arasında 22 Mart 19 Mart öncesinde HTS de olsun, yani bulabileceğiniz bir şey varsa, tanışıklıkları var mı, onun istirhamı edelim ama sizin şeyinize bırakıyorum, takdirinize bırakıyorum. Şimdi İsmail Bey'in, yani avukatınızın bu dosyada toplam beş etkin pişman ifadesinin avukatı olduğu görülüyor. Bu beş kişinin de sizin gibi sonradan avukatı oluyor. 27 Mayıs ve 19 Haziran tarihlerinde sizinle aynı avukata sahip olan, o da sizin gibi sonra beyefendiyi avukatlığa alıyor, veriyor, Rauf Cem Istranca ile aynı tarihlerde, yani ikiniz de 27 Mayıs ve 19 Haziran'da iki etkin pişman ifadesi veriyorsunuz. Ama siz ilk ifadenizde özgürsünüz. Rauf Bey cezaevinden geliyor. Avukatınız aynı, tarihler aynı. Bu bir tesadüf müdür, onu sormak istedim.
Kabil Taşçı: Ben Rauf Bey'i hiç tanımıyorum, tanımam da kendisini. İsmail Bey benim daha önceden tanıdığım birisiydi. Avukatım vardı, sonra da İsmail Bey'le devam etmeyi uygun gördüm.
Murat Ongun: Tamam, yani tarihte tesadüf. Avukat...
Kabil Taşçı: Ben bilmiyorum, o dönemde ne oldu bitti Onu bilmiyorum.
Murat Ongun: Tesadüf oluyor o yüzden. Peki, avukatınız bu beyanlarla ilgili size herhangi bir yönlendirmede bulundu mu?
Kabil Taşçı: Yönlendirme yapmadı. Zaten olaylarla alakalı çok bir bilgisi yoktu. Ben kendi bildiklerimi, duyduklarımı anlattım.
Hakim: Soruda yönlendirmeyi şöyle daha açık sorabileceğim şekilde soralım. Yani orada yönlendirme derseniz her avukat müvekkilini yönlendirir bir şekilde. Yani orada yönlendirme bir şey olarak algılanmasın. İçeriğiyle ilgili bir de daha açık şey yapalım, soralım onu.
Murat Ongun: İfade içerikleriyle ilgili size bir yönlendirme
Kabil Taşçı: Yönlendirme yapmadı diyorum o konuda.
Murat Ongun: Sayın Başkanım, bunu şu yüzden sorma ihtiyacı hissettim. Geçen ay tahliye ettiğiniz, o da etkin pişman ifadeleri vardı, Serkan Öztürk. Ne tesadüftür Serkan Öztürk de bir an İsmail Mirsad Albayrak'la etkin pişman ifadeleri verdi. Sonra değiştirdi avukatını. Bir duruşmada, beş saat önceydi yanlış hatırlamıyorsam, avukatı size, mahkemenize yazılı bir evrak sundu. O evrakta şöyle diyor, Serkan Öztürk beyefendinin avukatıyla birlikte çalıştığı için söylüyorum: Müvekkillerimin tarafıma ilettiği beyanlara göre tutukluluğu takip eden 2-3 ay sonrasında devreye soruşturmayı yürüten savcıların arkadaşı olduğu beyanıyla Avukat İsmail Mirsad Albayrak adlı bir avukat girmiş, onun refakatinde ve yönlendirmesiyle iddianamenin 314. sırasındaki sanığı Rauf Cem Istranca diye devam ediyor. Sanırım siz de ismini söylediniz, bugün de tesadüf olsa gerek Rauf Cem Bey de herhalde burada, aynı ana denk gelmiş. Oluyor böyle tesadüfler. Peki. Şimdi gelin biraz evvel doğruluklarını da huzurda kabul ettiğiniz beyanlarınıza, 27 Mayıs tarihli etkin pişman beyanınıza. İddianameye alınmasa dahi beyanınızı doğru olarak burada lanse ettiğiniz için diyorsunuz ki güya Vedat Bey 500 lira giriş yapmış, bize 6 milyon fatura kesmiş, 5.5 milyonunu da bana getirmiş diyorsunuz. Bak burada öyle diyorsunuz. Murat Ongun'a teslim ettiğini söylüyor diyorsunuz.
Kabil Taşçı: Evet, kendisi öyle söyledi.
Murat Ongun: Nereden söylüyorsunuz bunu? Kendisi reddetti onu.
Kabil Taşçı: Ben de duyduğumu söyledim. Ben gördüğümü söylemedim burada.
Murat Ongun: Ama hani
Kabil Taşçı: Duyduklarımı söyledim ben.
Murat Ongun: Kusura bakmayın,
Kabil Taşçı: Hiçbirine şahit... Parayı görmedim.
Murat Ongun: Soru işaretlerimiz olduğu için soruyorum.
Kabil Taşçı: Ben de duyduklarımı anlattığımı söylüyorum. Zaten ifadelerimde bu var yani.
Murat Ongun: Peki. Şaşırdınız mı bunun iddianameye alınmamasına? O kadar suçlanmışım, burada ilk kez birisi bu kadar para yüklüyor bana filan. Şaşırdınız mı yani? Niye bu beyan verilmiş? Peki, geçtim. Özür dilerim, geçtim. İBB'ye yüksek bedenllerle fatura kestiğini bildiği Antre Tasarım isimli firmanın sahibi olan, soyadını hatırlamadığı Kahraman isimli şahıs da Murat Ongun en yakınındaki kişidir, Murat Ongun'un kasası konumundadır. Bunu kim dedi size?
Kabil Taşçı: Vedat Bey söyledi.
Murat Ongun: Ama ifadenizde Vedat Bey söyledi demiyorsunuz ama.
Kabil Taşçı: Evet, öyle. 1. sayfada öyle. O şekilde yazdı. Ben duyduklarımı anlattım faydalı olur diye. Vedat Bey de zaten etkin pişmanlıktan faydalanıp vermiş olduğu ifadelerde de bunu aynı şekilde söylüyor. Ben görmedim, duymadım. Yani sadece Vedat Bey'den duydum.
Murat Ongun: Vedat Bey'in pişman ifadesinde böyle bir iddiası yok. Devam edelim. Bu da Vedat Bey'le ilgili.
Kabil Taşçı: Vedat Bey'in savcılık ifadesinde bunlar kullanılıyor.
Murat Ongun: Devam edelim. 19 Haziran. ADG, Antre, Kreatif, Ant Grup, OMR isimli firmalar Emrah Bağdatlı'nın yönettiği Murat Ongun'un şirketleridir.
Kabil Taşçı: Yani evet, bunu herkes biliyor.
Murat Ongun: Bırak şimdi yani neye göre söylüyorsun bunu yani? Herkes... Herkes öyle olmuyor.
Kabil Taşçı: Olaylardan, olaylardan sonra duyulmuş şeyler değil ki bunlar. Teminat çekleriyle alakalı konuşulan şeyler.
Hakim: Şimdi karşılıklı diyalog şeklinde olmasın da şöyle yani; bu şekilde bir beyanınız var, buna ilişkin doğrudan bir bilginiz...
Kabil Taşçı: Ben duyduklarımı anlattım Sayın Başkanım bununla ilgili.
Hakim: Bu nereden? Piyasadan duyumlarınız mı bu?
Kabil Taşçı: Evet, piyasadan duyduklarım. Yani ya bunu çok kez de duydum ben yani bu tür şeyleri.
Murat Ongun: Tamam. Şimdi Sayın Başkan ben aslında yani bunu duyduysa "bu benim duyumum, bir bilgim, belgem bu konuda yok" demesini bekliyorum ama "herkesin bildiği konular" deyince yanıt uymuyor o yüzden. Yani sizin bunlarla ilgili bir gördüğünüz, bildiğiniz kağıdınız yok, duyum. Belediye dedikodusu duydum. Peki. Şimdi diyorsunuz ki ilk pişman ifadesinde "Beni salıverirseniz, tahliye ederseniz etkinlik belgeleriyle ilgili, usulsüzlüklerle ilgili notlarımı alıp ….... ifade vereceğim." Yani burada ifade ettiğiniz duyumlarınız, dedikodularmış onlar. Bu notlar sizde yazılı mıydı yoksa hangi kaynaklardan yararlanarak hazırladınız 19 Haziran ifadenizi?
Kabil Taşçı: Notlar çıktıktan sonra yapmış olduğum şeyleri inceleyerek tekrardan gittim savcılığa, beyanda bulundum.
Murat Ongun: Yok, notlarınız. Kestiğiniz sahte faturalarmış, biraz evvel öyle dediniz de. Diğer bilgileri diyorum, nereden...
Kabil Taşçı: Duyum, yani duyduklarımı anlattım ben. Yazdık götürdüm verdim.
Murat Ongun: Peki. O notlarda yeni ifadeye yansıyanlardan biri de şu; Hacı Bektaş etkinliği düzenlendi. Normalde CHP yapmalıydı. İBB yaptı. İBB de çok yüksek faturalar kesilip haksız kazanç sağlandı. Hangi etkinliktir?
Kabil Taşçı: Hacı Bektaş Veli etkinliği.
Murat Ongun: İstanbul'da mı yapıldı?
Kabil Taşçı: Hayır. Nevşehir, Hacıbektaş.
Murat Ongun: Hacıbektaş İstanbul'da zaten kardeş belediye de yani sizin bahsettiğiniz etkinlik Serçeşme etkinliği.
Kabil Taşçı: Ben açıklamasını bilmiyorum yani Nevşehir Hacıbektaş...
Murat Ongun: Şimdi Sayın Başkan soruyu şöyle sorayım. İstanbul'daki etkinliği…
Hakim: İfadenizin son kısmında İBB'ye çok yüksek miktarlarda fatura keserek haksız kazanç elde etmiştir diyorsunuz ya bu ifadenizde. Buna ilişkin doğrudan elinizde herhangi bir delil.
Kabil Taşçı: Herhangi bir somut elimde yok. Ben duyduklarımı söyledim.
Hakim: Nereden kaynaklı bu bilginiz?
Kabil Taşçı: Duyum, duyumdan.
Hakim: Somut duyduğunuz bir kişi var mı, isim var mı?
Kabil Taşçı: Burada Vedat Bey var. Ben duyduklarımı Vedat Bey benim en yakın arkadaşım olduğundan dolayı...
Hakim: Şey yapmayalım, bu şekilde arkadan laf atarak müdahale etmeyelim. Sonuçta sanık da şu an burada bir sorguda yani. O kendisi de aynı dosyada sanık zaten. Buyurun, devam edin soruya.
Murat Ongun: Yine diyorsunuz ki, biraz evvel de söyledim de, yani Kahraman bana çok yakın ve benim kasammış Kahraman Yeşilyurt. Buna acaba hangi somut bilgi ve bulguya dayanarak iddia ediyorsunuz?
Hakim: Bu soruyu sorduk herhalde biraz önce ama...
Kabil Taşçı: Evet, soruldu yine aynı soru
Murat Ongun: Peki, eksik bıraktığım yerini tamamlayayım. Burada Kahraman Bey ifade verdi. Dosyada da bizim HTS'lerimiz filan her şeyimiz var. Bir kere rahmetli babam vefat ettiğinde aramış, başka hiçbir iletişimimiz yok." Bunu da mı Vedat Bey söyledi?
Kabil Taşçı: Hayır.
Murat Ongun: Kahraman kasası diye kim dedi?
Kabil Taşçı: Vedat Şahin söyledi.
Murat Ongun: Tamam, onu sormuştum işte.
Kabil Taşçı: Ben az önce söyledim zaten Vedat Şahin diye.
Murat Ongun: Tamam. Şimdi geldik, şöyle başladık baştan. İfadelerimin arkasındayım ve doğrudur diye son cümleleri söylediniz. Sadece biz burada duyum ettimle devam ediyoruz. Yine devam edelim. İfadenizde diyorsunuz ki işte Hak Grup, ….. firması sahibi Burak diye biri İBB'nin teknik işlerini yapar. Yapılmamış iş veya yaptığı işi olduğundan fazla göstererek bu faturayı İBB'ye keser, haksız kazanç sağlamıştır. Acaba Hak Grubu, …... Kültür A.Ş.'den aldıkları Kültür A.Ş. ihaleleri hangileridir?
Kabil Taşçı: Ben o firmaları bile tanımıyorum şu an yani.
Murat Ongun: Ama ben... Sen söyledin.
Kabil Taşçı: Ben duyduklarımı söyledim sadece. Ben firmaları tanımam, bilmem yani.
Murat Ongun: Peki Kültür A.Ş.'ye kestikleri faturaların meblağları ile ilgili bilgin var mı?
Kabil Taşçı: Bir bilgim yok onunla alakalı. Ben sadece duyduklarımı anlattım yani. Gördüğüm bir şey, somut bir şey yok.
Murat Ongun: Peki. İfadenizde böyle geçseydi bunlardan...
Kabil Taşçı: İfademde ben duyduklarımı anlatacağımı söyledim.
Murat Ongun: Ben size bunları sormazdım. İfadelerinizde bunlar kat'i bilginiz gibi yansıtılıyor. Siz de farkındasınızdır.
Kabil Taşçı: Bu kadar bilgiye sahip olamam
Murat Ongun: 4 tane ifade vermişsin. Beyefendi, bu iki firma Kültür A.Ş.'den altyapı ihalesi yok. Bahsettiğiniz diğer iki firma 45 Tasarım ve Tool...
Kabil Taşçı: Ama ihaleci değil zaten. İhalecilerin altında çalışan firmalar.
Murat Ongun: Ama İBB... Bak diyorsun ki İBB'ye keser.
Murat Ongun: İBB'ye keser. O yüzden...
Kabil Taşçı: Bu firmalar İBB'nin teknik işlerini yapan firmadır yani. Bu firmalar...
Murat Ongun: Konuyu burada bırakalım. Yani anlattığınız bütün bilgilerin hepsi yanlış ve de dediğiniz gibi dedikoduydu. Duymuşsunuz, tutarlı, artık anladım, güveniyorsunuz, hissettiniz, takdir sizin. Teşekkür ederim.
KAHRAMAN YEŞİLYURT SORUYOR
Kahraman Yeşilyurt: Kabil Bey merhaba, Kahraman Yeşilyurt.
Kabil Taşçı: Merhaba Kahraman Bey.
Kahraman Yeşilyurt: Beni tanıyor musun diye sormayacağım herhalde, gayet iyi tanırsınız. Hangi yılda tanıştık Kabil seninle?
Kabil Taşçı: 2020 mi?
Kahraman Yeşilyurt: 19 sonu 2020 başı.
Kabil Taşçı: Yani evet, Vedat Bey ile çalıştığınız sırada tanışmıştık.
Kahraman Yeşilyurt: Evet. Bugüne kadar bir ticari ilişkimiz oldu mu seninle?
Kabil Taşçı: Ticari ilişkimiz oldu. Zaten ticaretinle alakalı hiçbir şey söylemedim.
Kahraman Yeşilyurt: Herhangi bir sıkıntı oldu mu ticaretimizde?
Kabil Taşçı: Olmadı.
Kahraman Yeşilyurt: Aramızda fatura, ödeme vesaireyle?
Kabil Taşçı: Yok, öyle bir durum olmadı, öyle bir sıkıntı yaşamadık evet.
Kahraman Yeşilyurt: Şimdi bu ifadelere istinaden bir şey söylemek istiyorum. Beni çok çok yakından tanıyan bir insansın.
Kabil Taşçı: Evet, doğru.
Kahraman Yeşilyurt: Ben burada ifadelerde bu firmaları saydığında kendi firmamı arada görünce çok şaşırdım Kabil. Beni çok iyi tanıyan bir...
Hâkim: Soru olarak soralım varsa.
Kahraman Yeşilyurt: Şimdi bu aldığın duyumu biz 2019 senesinin sonunda tanıştıysak ve ara sıra da görüşüyoruz seninle; ofisime ziyaret etmişliğin var, baskı atölyemizde sipariş vermişliğin var. Yani bu kadar görüşürken böyle bir duyum aldıysan benimle neden paylaşmadın?
Kabil Taşçı: Yani öyle bir paylaşma gereği duymadım. Sizinle niye paylaşayım?
Kahraman Yeşilyurt: Yani şu an burada Türkiye'nin çok ciddi bir mahkemesi...
Kabil Taşçı: En son sizinle görüşmemiz sizinle 2020'den sonra...
Kahraman Yeşilyurt: Hayır şöyle, en son kahve içmeye geldin ofisime. Avukatım soru soracak da şunu demek istiyorum; yani hani abi Vedat Şahin senin için "Murat Ongun'un kasası" diyor, "Emrah Bağdatlı senin şirketini yönetiyor", sen her zaman ödemesini yapan, bize destek olan, tasarım anlamında ofisime bile destek vermişliğin var. Yani sen böyle duyumlar alıyorum, bir gün olsun bir insan 6 sene içerisinde demez mi?
Hâkim: Şekilde bir şeyiniz oldu mu, kendisiyle bir görüşmeniz oldu mu?
Kabil Taşçı: Yok, görüşmem olmadı.
Kahraman Yeşilyurt: Çok ciddi bir itham bu sayın başkanım ve yakın, itibarıyla de...
Kabil Taşçı: Sizin de en yakın arkadaşınız Vedat Şahin, değil mi?
Kahraman Yeşilyurt: Vedat Şahin benim eski komşumdur.
Kabil Taşçı: Eski komşunuz, kendisi de zaten vermiş olduğu ifadelerde de bunu söylüyor.
Kahraman Yeşilyurt: Tabii, Vedat Şahin benim için çok şey söyledi, ifadesi...
Kabil Taşçı: Ama kendisi bunu açıklıyor zaten. Ben duyduğumu...
Kahraman Yeşilyurt: Vedat Şahin hiçbir zaman "kasasıdır" demiyor. İnternette araştırdım... Kimse Murat Ongun'un kasasıdır diye bir ifade kullanmıyor.
Kabil Taşçı: "Kasadarıdır" diyor zaten, aynı şey değil mi?
Hâkim: Karşılıklı şeye gerek yok ya, varsa sorunuz...
Kahraman Yeşilyurt: Çok ciddi bir itham, 14 aydır ben bu yüzden yatıyorum.
Hâkim: Başka bir sorunuz var mıydı?
Kahraman Yeşilyurt: Diğer soruları avukatım soracak.
BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR
Cansu Çiftçi: Merhabalar, geçmiş olsun. Şimdi siz son etkin pişmanlık ifadenizde şunu söylüyorsunuz, BTG isimli firmanın normalde sahibi Barış Kılıç isimli şahıstır, bu firma Barış Kılıç'ın babası Mehmet Kılıç'ın üzerinedir. Bu bilgiyi nereden edindiniz, neye dayanarak söylediniz?
Kabil Taşçı: Bu duyduğum bir bilgi. Daha sonra da medyadan görünce, ya ben Barış Kılıç'ı tanımam, babasını hiç tanımam.
Cansu Çiftçi: Tamam, tanımadığınız...
Kabil Taşçı: Tanımam. Ya duyduğum için söyledim ben hani.
Cansu Çiftçi: Medyadan da gördüm dediniz yani
Kabil Taşçı: Daha önceden duydum birkaç sefer, medyadan da duyunca hani bunun faydalı olabileceğini düşünerekten ifademi o şekilde verdim.
Cansu Çiftçi: Anladım. Duyumunuz medyadan gördüğünüz üzerine. Bir de şunu da söylemişsiniz, "Normalde BTG firmasını biliyor musunuz? Yani İBB'de ihaleye girdiğine dair bir bilginiz var mı?"
Kabil Taşçı: Ben kendisini de tanımam, sahibini de tanımam.
Cansu Çiftçi: Siz herhalde ifadenize çeşitlilik olsun diye kendinizce bir aydınlatma olarak söylediniz.
Kabil Taşçı: Ya şimdi soru sordular Barış'ı tanıyor musunuz diye, ben de tanımıyorum dedim.
Cansu Çiftçi: Barış Kılıç'ı mı sordular size?
Kabil Taşçı: Ya sorular geldi, ben de ona karşılık söyledim bunu yani. Daha önceden duyduğum bir şey olduğu için söyledim, faydalı olsun diye.
Cansu Çiftçi: Anladım, peki. Son bir sorum daha var. Siz hiç Kültür A.Ş.'nin bir ihalesine davet edildiniz mi?
Kabil Taşçı: Hayır.
Cansu Çiftçi: Tamam, teşekkürler. Teşekkür ederim Başkanım, benim sorularım bitti. Sağ olun.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNEL SORUYOR
Serkan Günel: Kabil Bey, Doğan Hamit Doğruer'i tanıyor musunuz?
Kabil Taşçı: Kim, anlamadım?
Serkan Günel: Doğan Hamit Doğruer'i tanıyor musunuz?
Kabil Taşçı: Yok, tanımıyorum.
Serkan Günel: Demişsiniz ki ifadenizde: "İşte BDM isimli şirketler girmiş olduğu ihalelere yan teklif vermektedirler." Bu bilgiyi yine aynı şekilde duydunuz mu sadece?
Hâkim: Biraz önce sorduk Avukat Bey. Aynı soruyu Murat Ongun sordu. Nereden duyduğunu da sorduk. Aynı şekilde...
Serkan Günel: Yan teklife ilişkin sorduğunu hatırlamadım. Tamamdır. Eğer aynı soruysa cevaplamasına gerek yok, teşekkürler.
Hâkim: Bu Vedat Şahin'le ilgili, o firmalarla ilgili.
Kabil Taşçı: Şöyle Sayın Başkanım; ihaleyi alan...
Hâkim: Şimdi gerçi anlattı da, hani soralım yine, sormuş olalım diye.
Kabil Taşçı: İhaleyi alan firmalardan iş alan firmaların hepsi alt teklif vermiştir zaten. Bunlar araştırılsın, zaten hepsi ortadadır. Hepsinin vardır alt teklifi.
Hâkim: Evet.
KAHRAMAN YEŞİLYURT AVUKATI GİZEM KARAKÖÇEK SORUYOR
Gizem Karaköçek: Kabil Bey, az önce zaten açıklamalarınızın bir kısmını yaptınız. Bu bilgileri Vedat Bey'den edindiğinizi söylediniz.
Kabil Taşçı: Aynen, doğrudur.
Gizem Karaköçek: O kısma ben değinmeyeceğim şimdi. Ben sadece şunu netleştirmek istiyorum: Kahraman Yeşilyurt'un, Ongun adına para aldığı, para verdiği veya para taşıdığını bizzat gördünüz mü?
Kabil Taşçı: Yok, görmedim efendim, öyle bir şeyim de yok zaten.
Gizem Karaköçek: Peki, Murat Ongun'a para teslim ettiği veya ondan talimat aldığına ilişkin bizzat şahit olduğunuz tek bir olay var mı?
Kabil Taşçı: Yok, ben şahit olmadım. Duyduklarımı anlattım ben.
Gizem Karaköçek: Anladım. Duyduğunuz tek kişi de Vedat Bey, öyle mi?
Kabil Taşçı: Evet.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum, peki. Bir mesajlaşma, banka hareketi, herhangi bir başkaca bir delil gördünüz mü kendi gözünüzle şahit olduğunuz?
Kabil Taşçı: Yine yok. Tamam, öyle bir hareket yok.
Gizem Karaköçek: Tamam. Peki kardeşinizin Mayıs 2025 tarihinde Kahraman Yeşilyurt'tan bir çek bedelini tahsil amacıyla şirketine gittiğini biliyor musunuz?
Kabil Taşçı: Doğrudur, bilmiyorum.
Gizem Karaköçek: Bu tahsilat sizin ya da şirketinizin adına yapılan bir tahsilattı.
Kabil Taşçı: Evet.
Gizem Karaköçek: Bu tahsilata ilişkin de bir makbuz mevcuttur. Kardeşinizin bu tahsilat sırasında Kahraman Yeşilyurt ile sizin hakkınızda yürütülen soruşturmadaki ifadeleriniz konusunda Kahraman Bey'le konuştu, bundan bilginiz var mı?
Kabil Taşçı: Hayır, hayır, bir bilgim yok.
Gizem Karaköçek: Antre şirketinin muhasebecisi Derya Toprakseven'in de olduğu bir toplantıda kardeşiniz Kahraman Yeşilyurt'a "Abim böyle bir ifade vermedi, kendisine imzalatılmak istendi ancak imzalamadı." şeklinde bir açıklama yaptı. Bundan haberiniz var mıydı?
Kabil Taşçı: Yalan, yalandır yani öyle bir şey.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum.
Hâkim: Kardeşinizin ismi neydi? Kayıtlara geçsin, avukat hanım "kardeşi" diyor.
Gizem Karaköçek: Tabii, teşekkür ediyorum. Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
Hâkim: Neydi kardeşinizin ismi?
Kabil Taşçı: Kasım. Kasım, burada...
Hâkim: Kasım Taşçı.
Gizem Karaköçek: Burada Sayın Başkanım, konusu açıldığı için henüz tanık dinleme aşamalarına geçemediğimizden tanık olarak zaten...
Hâkim: Dinlenmesi yönünde talebiniz varsa...
Gizem Karaköçek: Teşekkür ediyorum, çok sağ olun. Hem kardeşi hem Derya Toprakseven'i, muhasebecisi Derya Toprakseven'i... Kardeşinizle böyle bir konuşma gerçekleştirmediniz mi yani?
Kabil Taşçı: Yok, konuşmadım öyle konuları.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Peki kardeşiniz böyle bir açıklamayı hangi bilgiye dayanarak yapmış olabilir?
Kabil Taşçı: Ona sorun, ben yani konuşmadığım bir şey için nasıl bir şey söyleyebilirim?
Gizem Karaköçek: Anlıyorum, peki. Kahraman Yeşilyurt'u suç örgütü kapsamında Murat Ongun'un kasası olarak bildiğinizi söylüyorsunuz. Kardeşinizin...
Kabil Taşçı: Bildiğimi değil, duyduğumu söylüyorum.
Gizem Karaköçek: Duyduğunuzu söylüyorsunuz, teşekkür ederim. Kardeşinizin mayıs ayında kendisine çek tahsili için gitmesinde ve 2026 yılında bir ihale için kardeşinizin Antre şirketinin muhasebecisi Derya Toprakseven'den fiyat teklifi almak için aramasında neden herhangi bir sakınca görmediniz?
Kabil Taşçı: Kardeşimin bir şirketi var, yani ben nasıl ticaret yaptığını bilemem ki. Teklif de alır, teklif de verir. Kendi...
Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Kardeşinizi kriminal bir kişi konusunda uyarma ihtiyacı hissetmediniz mi?
Kabil Taşçı: Ya kardeşimin ticaret yaptığı bir şirketi var zaten yani. Görüşmüş olabilir.
Hâkim: Avukat Hanım, şöyle yaparız; onu zaten tanık olarak dinleme yönünde karar alırsak sorarız. İlgili şahsa, tanık olarak dinlediğimizde sorarız. Şahsın bunu sormamıza...
Kabil Taşçı: Bilmiyorum yani soruyorsunuz ama söylediklerinizin hiçbirini bilmiyorum ben.
VEDAT ŞAHİN AVUKATI MUHİTTİN ARIK SORUYOR
Muhittin Arık: Kabil Bey, önce şu konuyu sormak istiyorum. Ahmet Taşçı'nın ifadesinde geçen bir cümle var. Kabil Taşçı ve şirketlerinden gayriresmî paraları elden teslim alıp dağıtımını yapan kişi Vedat'tır diyor. Sizden böyle bir para alıp bir yerlere dağıtım yaptı mı?
Kabil Taşçı: Hayır, öyle bir şey olmadı. Benden daha önce de böyle bir şey talep etmez zaten. Ben burada da söylüyorum; yapılacak işlere istinaden alındı fatura. İşler yapılmadığından dolayı, faturanın da iptal süresi geçtiğinden dolayı parayı çekip Vedat'a, onun ofisine teslim ettim ben. Daha öncesinde böyle bir talepte bulunmadı benden.
Muhittin Arık: Bunu daha önce Eyüp Subaşı'ya da sordum. O da inkar etti. Ahmet Taşçı da ifadesini geri aldı zaten. Şimdi sizinle ilgili konuya gelmek istiyorum. Vedat Şahin ile uzun yıllardır arkadaşlığınız var.
Kabil Taşçı: 15-20 yıllık arkadaşlığımız var.
Muhittin Arık: Önce şu soruyu sorayım. Sahte fatura ne demektir?
Kabil Taşçı: Yapılmamış işin karşılığında kesilen faturadır.
Muhittin Arık: Peki, yıllardır da ticaretin içerisindesiniz. Avans faturası diye bir şey ne anlama gelir?
Kabil Taşçı: Onu da bilemem.
Muhittin Arık: Siz yapmayı planladığınız işlerin...
Kabil Taşçı: Yapılacak işlere istinaden...
Muhittin Arık: Tamam, yapılacak işler nedir?
Kabil Taşçı: Organizasyon, sahne işleri...
Muhittin Arık: Hayır, hayır. Bu faturayı siz Eylül 2010. Kaçtı?
Kabil Taşçı: 2019.
Muhittin Arık: Eylül 2019'da oturdunuz, birtakım işler yapılacağını dediniz.
Kabil Taşçı: Evet.
Muhittin Arık: Böyle bir pozisyonda önce fatura mı kesersiniz, planlama mı yaparsınız?
Kabil Taşçı: Önce planlama yapılır normalde ama önce faturayı istedi kendisi. İşler zaten yapılacak dedi, sen faturayı ver dedi. Daha sonra o işten düşeriz...
Muhittin Arık: Nedir o yapılacak dediği işler nedir?
Kabil Taşçı: Sahne işleri, yine İBB ile alakalı...
Muhittin Arık: Peki, o tarihten önce sizin bir cari ilişkiniz var.
Kabil Taşçı: Var, evet.
Muhittin Arık: Bu cariye istinaden de kesilmiş faturalar var.
Kabil Taşçı: Doğrudur.
Muhittin Arık: Peki, o tarihte sizin Vedat yani firmasından bir alacağınız var.
Kabil Taşçı: Vardır yani, bilemiyorum onu.
Muhittin Arık: Alacağınız ciddi bir rakam, telaffuz etmeyeceğim. Bu rakamda bir alacağınız var iken planlanmamış, gelecekte yapılacak işlere istinaden bir fatura kesmek sizce ticaretin neresinde yer alır?
Kabil Taşçı: Ya o ay belki ihtiyacı vardı, istedi, ben bilemem onu.
Muhittin Arık: Neye ihtiyacı olabilir?
Kabil Taşçı: Faturaya ihtiyacı vardır.
Muhittin Arık: Böyle bir... Şimdi faturaya ihtiyacı olmak nedir peki?
Kabil Taşçı: KDV ödememek içindir.
Muhittin Arık: Bakın, yanlış söylüyorsunuz. KDV ödememek için bir kimse fatura talep etmez. KDV yükü ağırdır ya da maliyeti yoktur, bu maliyeti artırmak...
Kabil Taşçı: Ben ne bileyim ne için istediğini? Ben işe istinaden zaten yapıldı o...
Muhittin Arık: Ama ben sizin cümlenizden yola çıkıyorum. Diyorsunuz ki, "Ben yapılması planlanan işlere istinaden fatura kestim."
Kabil Taşçı: Evet, işler vardı, yapılacak işler vardı. Sonra iptal edilmiş işler.
Muhittin Arık: Ben de diyorum ki, size şu soruyu sorayım bundan önce. Siz, sizin Vedat'la mesaiyle çalışma şekliniz nasıldı? Yani bir işi yapıp anında fatura kesmek şeklinde mi?
Kabil Taşçı: İş yapılırdı, 15 gün sonra veya bir hafta sonra fatura kesilirdi.
Muhittin Arık: Yani önce iş yapılır, sonra fatura kesilirdi, doğru mu?
Kabil Taşçı: Doğru.
Muhittin Arık: Peki, bu olayda önce fatura kesmenizin sebebi olarak ne olabilir? Vedat sizden bunu istedi ama...
Kabil Taşçı: Ben bilemedim işte ne amaçla istedi. Onu bilemem ben. Bak yazışmalarda da duruyor bunlar. Mahkemeye de verdik.
Muhittin Arık: Bakın, devam edelim. Yazışma... Bu konuşma daha önce de geldi bana. Şimdi devam... Biraz sonra ifade tanık sorularının bitiminde cümlemi de tamamlayacağım ama bu sorular önemli. Yazışmadan gitmeyelim, maddi gerçeklikten gidelim. Şimdi siz, yıllar yılı ticaret işinde de, ticaret hukukunda da avukatlık yapmış bir insan olarak soruyorum. Bir fatura sahte olabilmesi için hiçbir mal ve hizmet alımının olmaması lazım. Doğru mu?
Kabil Taşçı: Doğru.
Muhittin Arık: Peki, sizin burada bir mal ve hizmet alımından söz ediyorsunuz, 250.000 TL'lik işler. O zaman bu fatura sahte midir?
Kabil Taşçı: Onu ben işte... Yapılanı söyledim ben, onu...
Muhittin Arık: Ama bakın, bu cümleyi kullanıyorsunuz. "Sahte fatura kestim" diyorsunuz.
Kabil Taşçı: Sahte oluyor işte. 250.000 TL'si iş, geri kalanı...
Muhittin Arık: Ama iş yapmışsınız. 250.000'lik de bir ödeme almışsınız.
Kabil Taşçı: Zamanlamayla ilgili bir yapılmama durumu var. İşin zamanında yapılmadığından dolayı geri teslim aldım ben.
Muhittin Arık: Şimdi faturayı açıyorum. Faturada şöyle bir açıklama var: Sahne ve stant üretim kurulum bedeli...
Kabil Taşçı: O da yapılmadı. Fatura kesildi yani. Açıklamaları kendisi yazıp gönderdi, kesildi yani.
Muhittin Arık: Peki, o zaman ben şöyle söyleyeyim. Bu faturayı kestiniz.
Kabil Taşçı: Evet.
Muhittin Arık: Gelecekte planlanacak bir iş, neden 749.300 şeklinde küsüratlı bir fatura kesilir?
Kabil Taşçı: Yani onu ben bilemem tek tek.
Hakim: Size bu faturayı keserken ne söyledi Vedat Şahin? Ne olarak?
Kabil Taşçı: Miktarları yazdı, açıklamalarını da yazdı. Daha sonradan "Zaten bu işler yapılacak" dedi. Bunların hepsi zaten Sayın Başkanım, WhatsApp yazışmalarında da var açık bir şekilde.
Muhittin Arık: Peki, peki. Burada 749.300 binlik faturayı kestiniz.
Kabil Taşçı: Evet.
Muhittin Arık: Size bu bedel ne zaman geldi?
Kabil Taşçı: Bir saniye. Bunlar nakit olarak yattı zaten bana 700.000 TL...
Muhittin Arık: Ama ifadenizde "Bankadan yattı" diyorsunuz.
Kabil Taşçı: Banka hesabıma yattı.
Muhittin Arık: Tamam, bankaya ne zaman yattı, onu soruyorum.
Kabil Taşçı: Tarihini hatırlamıyorum ama şeylerde var yani, kayıtlarda var yani.
Muhittin Arık: Kayıtlara bakıp... Sayın Başkanım, bakın, çok önemli konular. Şimdi bunu böyle geçiştirmeyelim. O zaman şöyle, elde edeceğimiz konu şu... Elde edeceğimiz konu şu: Biz bir yargılama yapıyoruz. Geçiştirerek bu işi geçiştiremeyiz. Şu soruyu soruyorum o zaman. Hatırlayamıyorsa, bu para bankadan mı geldi, elden mi geldi?
Kabil Taşçı: Bankadan geldi.
Muhittin Arık: Peki, ben bakıyorum şu anda...
Kabil Taşçı: Garanti Bankası'na yatmış. Ben dekontlarını falan buldum yani.
Muhittin Arık: Faturadan ne zaman sonra yattı?
Kabil Taşçı: Faturadan bir yani bir ay sonradan veya 15 gün sonradır, net olarak hatırlamıyorum.
Muhittin Arık: Kimin hesabından geldi bu para?
Kabil Taşçı: Vessa Events’ten geldi.
Muhittin Arık: Vessa Events'in carisinde 15-20 gün ya da bir ya da iki ay içinde size böyle bir bedel gelmemiş.
Kabil Taşçı: Ben, ben bunu yani ispatlayabilirim diyorum.
Muhittin Arık: Nasıl ispatlayacaksınız?
Hakim: Şirket, sizin şirket kayıtlarında yok mu diyorsunuz böyle bir...
Muhittin Arık: Sayın Başkanım, şirket kayıtlarında... Madem kayıtlardan gidiliyorsa bu konuyu fazla...
Hakim: Banka hesap hareketlerinde var. Bunu... Çok zor bir şey değil ki bu...
Muhittin Arık: Sayın Başkanım, Sayın Başkanım, bakın. Burada ben 18 aydır yani bu tutukluluk süresinde çırpınıyorum. Adeta çırpınıyorum. Şu anlamda çırpınıyorum...
Hakim: Avukat Bey, bakın şimdi. Şöyle söyleyeyim. Anlıyorum ne yapmaya çalıştığınızı da şimdi... Burada şimdi biz bu ilgili biraz böyle tanık, tanık sorusu sorma gibi kullanıyoruz yani biz.
Muhittin Arık: Tanık değil. Bakın, bizi suçlayan...
Hakim: Şahsın kendisi de sanık zaten. Kendisi bir takım beyanlarda bulunmuş. Şimdi siz şunu soruyorsunuz: "Bu fatura ne amaçla kesildi?"
Muhittin Arık: Evet.
Hakim: Verdiği cevap şu: sizin müvekkiliniz değil mi Vedat Şahin?
Muhittin Arık: Evet.
Hakim: "Müvekkiliniz talep etti, kestim. Ne amaçla istediğini bilmiyorum" diyor. Cevap olarak bunu verdi. Biz bundan şimdi ne elde edeceğiz?
Muhittin Arık: Ama bakın Başkanım, ama bütünsel değerlendirelim. Diyor ki Vedat istedi... Vedat sormuyor mu ama? Ben söylüyorum. Benim buradaki, ben şöyle, şurada iki dosyayı sizin huzurunuza sundum. Şimdi şöyle ilerleyelim. Üç tane ifadesinin üçünü de doğru dedi. Üçünde de diyor ki "Ben hiçbir zaman yapmadığım işin bedeline yönelik bir fatura kesmedim" diyor. Üçünde de var bu cümle. Hatta ikinci ifadesinde birinci paragrafta bu var, ikinci paragrafta "Sahte fatura kestim" diyor. Burada şu orijinalliği gözden kaçırmayalım.
Hakim: Bak, bu ifade benim de önümde şimdi. Bak diyor ki bak Seri numarasını da vermiş orada. Seri A 0... Devamında ne diyor bak: Diyor ki "749.300 TL bedelli, 27.09.2019 tarihli faturayı Vessa Events şirketine kestim. Bu faturanın gerçek bedeli, yani benim yaptığım işin bedeli 250.000 TL'dir. 749.300 TL olarak kesmiş olduğum fatura sonrasında Vessa Events tarafından gönderilen meblağ içinden 250.000 TL'sini aldıktan sonra geri kalan miktarı nakit olarak bankadan çektikten sonra elden Vedat Şahin'e teslim ettim." Şimdi bu beyana göre siz, şimdi burada soruyorsunuz siz. Diyorsunuz ki "Bu fatura ne amaçla kesildi?" Şimdi buna bakabileceğimiz şeyler, sanığa soru...
Muhittin Arık: Bakın, benden önce sizin sormanız lazım. Şu çelişki değil midir? 250.000 lira aralık bir iş yaptığını kabul ediyor. Ama biraz önce ne dedi? "Ben avans olarak kestim" dedi.
Hakim: Ama "250 bin liralık işe ben fatura kestim" diyor.
Muhittin Arık: O zaman avans olmuyor bu fatura.
Kabil Taşçı: Gerçek bedeli yani benim yaptığım işin bedeli 250.000 liradır.
Muhittin Arık: O zaman bu avans olmuyor Sayın Başkanım. Biraz önce ifadesinde şu...
Hakim: Siz orada neyi sormaya çalışıyorsunuz?
Muhittin Arık: Benim sorduğum şu: Üç kavramdan bahsediyoruz. Sahte fatura, naylon fatura ifadesi ya da avans fatura, bir de gerçek iş bedeli faturasından bahsediyoruz, üç farklı kalem. Ben diyorum ki bütün ifadelerimde benim yaptığım işin tamamı gerçektir ve teslim edilmiştir. Bir avanstan bahsetmiyorum. Kendisi de diyor ki "Bize Vedat şu şu kalemlere karşı bana fatura kes dedi. Gelecekteki yapılana, yapılacak işlere karşılık" dedi. Oysa yapılmış 250.000 liralık bir iş var.
Hakim: Yani siz iddianızda diyorsunuz ki "749.300 bin liralık işin tamamı yapıldı."
Muhittin Arık: Evet. Tamam. Bununla ilgili...
Hakim: Bak şimdi ben sana, bu soruyu sorduk sana. "250.000 liralık işini ben yaptım" dedi. Ne elde edeceğiz şimdi burada?
Muhittin Arık: Nasıl ne elde edeceğiz? Biz şu ayrımı yapamıyor muyuz sahte fatura kestim diyen bir insana ben gerçek iş yapıldığına dair ispatı yapıyorum bunun hukuki çelişkiyi gideremeden biz nasıl ilerleyelim bu yargılamada?
Hakim: Çelişki nasıl yani?
Muhittin Arık: Çelişki dediğim şu bu fatura avans mıdır sahte midir gerçek işin bedeli midir?
Hakim: Tamam sorduk soruyu.
Muhittin Arık: Sorduk ben cevabımı şu anda alıyorum zaten.
Hakim: Tamam sorduk soruyu işte.
Muhittin Arık: Devam ediyorum Sayın Başkanım benim ifademde kastettiğim o. Hazirunlar bu arada şu ayrıntıyı...
Hakim: Siz sanıktan zorla şu cümleyi almaya çalışıyorsunuz,
Muhittin Arık: Zorla değil sayın başkan.
Hakim: O ispat cümlesini almaya çalışıyorsunuz. Sanık ısrarla diyor ki bak burada biz de farkındayız ne cevap verdiğinin, 150.000'lik kısmını yaptım diyor. Fazla niye kestin diyorsunuz, onu müvekkilinize sorun diyor. Yani şimdi biz burada ne soracağız yani?
Muhittin Arık: Sayın Başkanım bakın ben de şu soruya devam edeyim o zaman soru sormadan o zaman şu siz carinizden diyorsunuz. Neler resmi kayıtlar bu konuyu tavsif edeyim. 1.749.300 TL'lik faturaya karşılık bu bedelde bir banka ödemem yok nasıl var diyebilir bu konuyu soramaz mıyız kendisine?
Hakim: Ya kendisine sormak bir sonuç elde ettirmiyor bize Avukat Bey. Müvekkilinizin hesap hareketlerine bakarız böyle bir iddia varsa, hesap hareketlerinden 749.300 liralık bir bedel gönderilmiş mi gönderilmemiş mi buna bakarız.
Muhittin Arık: Tamam gönderilmediyse ben gönderilmediğini söylüyorum. Şu anda ben...
Hakim: Tamam siz gönderilmediğini söylüyorsanız hesap hareketlerini getirin sizin adresinize bakalım gönderilmiş mi gönderilmemiş mi.
Muhittin Arık: İbraz ettim dosyalarda var.
Hakim: Tamam daha neyini soruyorsunuz o zaman biz bunun?
Muhittin Arık: Sayın Başkanım ben...
Hakim: Ben ya Avukat Bey bakın şunda anlaşamıyoruz herhalde. Resmi kayıtla ortaya koyabildiğiniz bir şeyi koyabildiğiniz bir şeyi sanığa ısrarla sormanız bize ne sonuç aldırabilir yani?
Muhittin Arık: Bize şu var bize şu var, bu sanığın gerçeği söylemediğine yönelik suç ihbarı gerektirir bir durum.
Hakim: O zaman sunarsınız sizin kayıtları, orada 749.300 liralık bedelin gönderilmediğini görürsek sanığın doğru söylemediğini anlarız ama başka ne yapacağız?
Muhittin Arık: Tamam tamam geçiyorum o zaman meslektaşım. Geçiyorum.
Hakim: Yani sanığın bunu söylemesine gerek yok ki.
Muhittin Arık: Şimdi ben o zaman şu şeyi de soracağım. Ben hani bazı konuların açıklığa kavuşması lazım. Niye? İddianamenin kurgusu şu, ben para dağıtan bir kişiyim, şimdi soruyorum böyle bir konudan bilgi bilgi sahibi değilim. Ama biz bu iddia ile birlikte tutuklanıyoruz burada. Şimdi devam edeceğim efendim. Ben şu sorunun parayı nerede teslim ettiğinizi söylemiştiniz?
Kabil Taşçı: Ofisinde, Seyrantepe'deki ofisinde teslim ettim.
Muhittin Arık: Tarihini hatırlayabiliyor musunuz?
Kabil Taşçı: Hatırlamıyorum tarihini.
Muhittin Arık: Yaklaşık ne kadardır faturadan?
Kabil Taşçı: Parayı çektiğim gündür. O günkü HTS kayıtlarına bakarsanız zaten çıkacaktır.
Muhittin Arık: Fatura tarihinden takriben ne kadar sonradır?
Kabil Taşçı: 1, 1.5 ay.
Muhittin Arık: Şimdi burada ve kendisinin ifadesinden sonra savcılığın HTS kaydı almış bir... Kaydı vardı dosyada Sayın Başkan. Onu da sizin kontrol etmenizi rica ediyorum.
Muhittin Arık: Son olarak şunu sormak isterim. Biz bu faturayı kesmeden önce İBB seçimlerine yönelik sizinle ilgili bir çalışma oldu mu Vedat'ın?
Kabil Taşçı: Benimle ilgili derken?
Muhittin Arık: Yani size vinil baskı yaptırdı mı İBB seçimlerinde?
Kabil Taşçı: Ya daha öncesinde de yaptırıyordu bana.
Muhittin Arık: Bu fatura bu seçimlerle yapılan işlerin karşılığı olabilir mi?
Kabil Taşçı: Valla tarihte bilmiyorum seçimi vardı, başka bir şeyi mi vardı.
Muhittin Arık: Yani hani hiçbir şeyi hatırlamıyor. Ben nasıl değerlendireceğim? O zaman şu cümlemi de tavsif edeyim, bitireyim. Tüm hazirunların da bu konuyu bilmesinde fayda var. Ben kendisine soru sormadan her biraz önce her ifadesinde Vedat'tan duydum dedi.
Kabil Taşçı: Doğrudur.
Muhittin Arık: Ben size sormayacağım bitti sorun. Ben 3 tane ifade verdim Sayın Başkanım. 3. ifademde özellikle neye vurgu yaptım? 5 duyu organıyla şahit olan konulardır kişinin aslı olan. Ben Vedat'ın bu konuları hatta aynen cümlem şu: "Cezaevinde ekrandan gelen ziyaretçilerinden duyan müvekkil tahliye olabilme adına aynı şeyleri süslendirerek söylettirilerek maalesef ki tahliye ile ümitlendirilmiştir" dedim ifademde. Kişinin kendisi...
Hakim: Kendi müvekkilinizle mi
Muhittin Arık: Evet. Şimdi her şeyi Vedat'tan duydum diyorken kendisi, aynı avukat benim müvekkilimin de avukatı, kendisinin de avukatı. Şimdi bu ifadelerin hepsini bir yerde teksif edemezsem ben, bunu anlatamazsam hepimiz hukukçuyuz. Bir kişinin şahitliğine itibar edilebilmesi için duyması gerek...
GÜLDEM ŞIK AVUKATI TUĞBA FİDANCI SORUYOR
Tuğba Fidancı: Sayın Kabil Taşçı, kendi ifadenizde hiçbir zaman İBB’den doğrudan ihale almadım, ihale alan firmalara alt taşeronluk yaptım diyorsunuz. Yani hiç İBB ve Kültür A.Ş.’den ihale almadığınızı belirttiniz. Doğru anladık değil mi burayı?
Kabil Taşçı: Doğrudur, evet.
Tuğba Fidancı: Zaten İBB ihaleleri EKAP'tan. Sizin firmanız da küçük ölçekli bir firma olduğu için Kültür A.Ş. ihalelerine giremezsiniz, değil mi?
Kabil Taşçı: Zaten ihaleyi alan firmaların taşeronuyum.
Tuğba Fidancı: Tamam. Yani bu süreçte hiç ihale sahibi olmadınız. Sadece bir başkasının kazandığı işin küçük bir kısmını yapan ve bizzat ihale masasında veya karar sürecinde bulunmayan bir firmasınız. Burada da doğruyuz, değil mi?
Kabil Taşçı: Evet.
Tuğba Fidancı: Tamam. O zaman şu soruya gelelim. Şimdi 19 Haziran 2025 tarihli ifadenizde diyorsunuz ki: "Güldem Şık, ihaleleri adrese teslim eden ve organize eden kişidir." şeklinde kesin bir ifade koyuyorsunuz.
Kabil Taşçı: Doğrudur.
Tuğba Fidancı: Şimdi sizin firmanız, siz hiçbir zaman bu ölçekte bir işe taraf olmadığınıza göre Sayın Kabil Bey, bu bilgiyi hangi somut olaydan, hangi belgeden ya da kimin ağzından edindiniz?
Kabil Taşçı: İş yapan firmalardan, belediyeye alt taşeronluk yapan firmalardan edindim bu bilgiyi.
Tuğba Fidancı: Yani duydunuz, değil mi? Bizzat siz bu ihalelerin hiçbir aşamasında bulunmadınız.
Kabil Taşçı: İhaleyi, ihaleyi değil; ihaledeki işleri adrese teslim...
Tuğba Fidancı: Tamam. Piyasadan duyduklarınızı şimdi mahkeme huzurunda kesin bir bilgi olarak sunuyorsunuz değil mi Kabil Bey, doğru mu anladık?
Kabil Taşçı: E ben duyduklarımı söylediğimi söyledim zaten.
Tuğba Fidancı: Tamam, Sayın Başkan, bu kadar.
SEDAT GÜNDÜZ AVUKATI KEREM KAPTANOĞLU SORUYOR
Kerem Kaptanoğlu: Kabil Bey, 19 Haziran tarihli ifadenizde Hacı Bektaş etkinlikleri düzenlenmiştir. Normalde bu etkinliği CHP üzerinden yapılması gerekirken İBB üzerinden yapılmıştır şeklinde bir ifadeniz var. Hacı Bektaş etkinliklerinin düzenlendiği tarihi biliyor musunuz? Hatırlıyor musunuz?
Kabil Taşçı: Ağustos 2024 olarak biliyorum.
Kerem Kaptanoğlu: Biliyorsunuz. Sedat Gündüz'le ticaret yapan bir tanışıklığınız var mı?
Kabil Taşçı: Tanımıyorum, firmasını tanıyorum.
KABİL TAŞÇI AVUKATI SAVUNMASI
Sayın Başkan, müvekkilimizin savunmalarına aynen katılıyoruz. Kendisi yaşadığı olayları ve çalışmış olduğu sektörde aktif şekilde faaliyet gösteren bir tacir olarak duymuş olduğu söylemleri ve yaşamış olduğu olayları samimi bir şekilde anlatmıştır. Kendisine isnat edilen tüm eylemlere dair ayrıntılı savunmalarını yapmıştır. Müvekkilin kabulü yalnızca açıkça belirttiği dört fatura işlemiyle sınırlıdır. Bu sınırlı kabul; bütün ticari faaliyetinin gerçeğe aykırı olduğu, kamu zararını amaçladığı, bir suç örgütüne bilerek yardım ettiği veya suç gelirini aklama kastıyla hareket ettiği şeklinde genişletilemez. İsnat edilen her eylemin müvekkil yönünden kesin ve net olarak ispatlanması gerekmektedir. Taşçıoğlu Reklam atölye, üretim araçları ve makine-malzeme altyapısı bulunan gerçek bir ticari işletmedir. Müvekkil, belediye veya iştirakler ile doğrudan sözleşme yapmamış, hakediş hazırlamamış ve kamu ödemesi almamıştır. Bu nedenle her faturanın hangi işe, hangi hakedişe ve hangi kamu zararına bağlandığı somut deliller ve bilirkişi incelemesiyle gösterilmeden iştirak sorumluluğu kurulamaz.
Dosyada müvekkile verilmiş örgütsel talimat, hiyerarşik bağ, ortak suç amacı veya süreklilik gösteren örgütsel faaliyeti ortaya koyan doğrudan delil bulunmamaktadır. HTS kayıtları ve nakit çekimi tek başına örgüte yardım kastının ya da suç gelirinin kaynağını gizleme amacının yerine geçmez. Ahmet Taştan'ın ilk anlatımı ağır isnatlar içermekle birlikte, sonraki yazılı beyanlarında bunların doğrudan gördüğüne değil, bütünüyle duyumlara dayandığını; teyitli fatura düzenlenirken, para teslim edilirken veya gizli bir toplantıda görmediğini açıklamıştır. Bu açık çelişki giderilmeden ve beyan bağımsız maddi delille doğrulanmadan mahkûmiyete esas alınamaz. Kaldı ki bu şahıs hakkında iki ayrı suç duyurusu bulunmakta olup bunlara dair bilgileri devam eden süreçte yazılı olarak dosyanıza sunacağız.
Bu aşamada ayrıntılı savunmalarımızı tekrar etmiyor, duruşma tutanağında yazılı şekilde toplanmasını talep edeceğimiz delillerin toplanmasını ve sonucuna göre ek savunma yapma hakkımızı saklı tuttuğumuzu talep ediyoruz. Bununla beraber müvekkilimizin ifadesinde bahsettiği hususlara ilişkin delillerimizi mahkemenize ibraz edeceğiz. Toplanacak ve toplanan deliller neticesinde müvekkilin kamu zararını amaçladığına, örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiğine veya suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini bilerek akladığına dair kesin bir tespit bulunmadığı görüleceğinden; yüklenen suçlardan ayrı ayrı beraatine, hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılmasına karar verilmesini saygıyla talep ederiz.
UĞURHAN ATMA SAVUNMASI – 16.09.2026
Öncelikle Başkanım, başlamadan önce kolluktaki, savcılıktaki ve mahkemedeki ifademi tekrar ettiğimi belirtmek istiyorum. Buna ek olarak da ifadem yaklaşık bir 7-8 dakika sürecek. Şimdiden başlıyorum. 2010 yılında Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğrenciyken internet reklamcılığı alanını henüz Türkiye'de çok yaygın değilken öğrenmeye başladım. O zamandan beri bu alanda Türkiye'nin ve dünyanın en büyük şirketlerinde çalıştım.
2019 yılında Nihat Sütlaş ile tanıştık. Ardından sohbet etme imkânımız oldu. Benim yaptığım iş olan internet reklamcılığına meraklı bir iş insanıydı. Neden bir ücretli çalışan yerine kendi ajansımı kurmadığımı sordu. Ben de ona şimdi size anlatacağım şekilde bir reklam ajansının çalıştığı platformlar sosyal medya mecraları olan Google, Facebook, Instagram gibi yerler olur; buralarda da reklam verirken kontörlü sistem gibi kredi kartınızdan ne kadar yüklerseniz o kadar limitiniz olur diye anlattım. Çünkü bir müşteri ile çalıştığınızda ilk ödemeyi 90 günde aldığınız durumda 90 gün boyunca müşterinin reklamlarını şirketinizin sübvanse etmesi gerektiğini izah ettim. Bunun üzerine %15 stopaj, %18 de KDV'yi koyduğunuzda böyle bir maddi sermaye olmadan ajans yönetiminin zor olduğunu anlattım.
Birlikte Nihat Bey'le şuna karar verdik: O sermaye getirebileceğini, iş insanı olduğu için finans, muhasebe ve parasal konuları yönetebileceğini, benim de işi yapabileceğim konusunda antant kalarak Reklam İstanbul şirketini 2019 son ayında birlikte kurduk, aralık ayında kurduk. Çok kısa bir süre sonra 2020 yılının ortalarında yapılan işlere çok müdahale ettiği için aramız açılmaya başladı, tartışmaya başladık. Aslında başta anlaştığımız konudan farklı bir şekilde o hem kendi işlerini hem de benim işlerimle alakalı fikirler vermeye başladı. Bu yüzden de anlaşmazlıklarımız başladı, bir jenerasyon farkı oldu. Ben o dönemde bir yandan başka bir şirkette de maaşlı olarak çalıştığım için şirketin sadece teknik internet reklamcılığı dışında bir alanına girme konusunda vakit de bulamıyordum. Haftanın 2-3 günü dönüşümlü olarak Reklam İstanbul ve çalıştığım şirket olarak ayırmıştım.
2021 yılına geldiğimizde yaşadığımız anlaşmazlıklar ciddi bir noktaya taşındı. Zaten uzmanı olmadığım, çok da hâkim olmadığım açık hava reklamcılık tarafını Nihat Bey, ben de uzmanı olduğum internet reklamcılık alanını şirkette devam ettirdim. Yani bir ajans olarak müşterilerin reklamlarını sosyal medyada ve internette yayınlamak, TV'de yayınlamak, medya planlarını müşterilerle paylaşma konularıyla ilgilendim. 2022 yılında şirketteki yetkilendirmeyi anlaşmazlıklarımız ve son anlaştığımız açık hava ve internet reklamları ayrışmasını netleştirmek adına ayırdık. Yani o benden, ben ondan bağımsız olarak imza yetkilisi olduk. 2023 yılının sonunda şirket sermaye artışına gitti. Şirketin sermayesi 300 bin TL'den yaklaşık 50 kat artarak 14 milyon TL'ye çıktı. Bu durumda benim hissem %1 oldu. Benim sermaye artışında şirkete sermaye koyacak bu ölçüde bir param olmadığı için, zaten bir gelirim de olmayan bu şirketten ayrıldım. O tarih itibarıyla şirkette hiçbir bağım kalmadı. Sonrası için muhasebesel evraklar geldiğinde adım adım şirketten ayrılacak şekilde devir işlemlerini gerçekleştirdim. 2023'ün 12. ayı itibarıyla bırakın şirketten maaş almayı, ofisine bile uğramadım.
2025 yılının mart ayında bu operasyonlar gündeme geldiğinde şehir dışındaydım. TV'lerde ve sosyal medya mecralarında adımı görünce çok şaşırdım. Zira bu şirketten ayrılalı çok olmuştu ve aylık maaşım olan tutar dışında şirket hiç kâr dağıtmadığı için bir gelirim olmamıştı. Kendim emniyete gidip teslim oldum. İddianame çıktığında da şaşırdım çünkü 10 tane eylemden yargılandığımı gördüm. Az önce de bahsettiğim gibi açık hava reklamcılığı alanına hâkim değilim. Şirkette bulunduğum süre zarfında müşterilerle yaptığımız reklam çalışmalarında internet reklamları konusunda müşterilere hizmet sağladım. Şirketten ayrıldıktan sonraki, yani 2024 yılındaki Eylem 64, Eylem 67 ve 70'le alakalı da yargılanıyorum. O dönem ya %1 hissedarıyım ya da şirketin ortağı bile değilim. Ama şirketten maaş bile almadım çünkü fiilen ayrılmıştım 2023'ün 12. ayında. Hiçbir imzam olmayan, hiçbir suçlamaya konu olmamış ve hiçbir şekilde gelirim olmayan eylemlerden de yargılanıyorum. Eylem 63, 65, 73, 69, 83, 85 gibi eylemlerden de yargılandığımı gördüm. Ben bu eylemlerle alakalı hiçbir suça tanık olmadığım gibi, bu süreçler açık hava tarafı olduğu için savunma yapacak kadar bilgim bile yok. Zira açık hava tarafıyla alakalı şirketteki hiçbir sürece dahil olmadım.
Benim görevim müşterilerden gelen reklamları en doğru mecralarda yayınlamaktı ve bu konuda kamuyu zarara bırakın uğratmayı, yayınları her seferinde çalışma arkadaşlarımla beraber en iyi şekilde yönettik. Bazı durumlarda ajans kârlılığını bile azaltmak pahasına yayınları doğru bir şekilde yayınladık. Kamunun ve diğer müşterilerin en iyi hizmeti alması için elimden geleni yaptım. Ben iddia edilen suçların hiçbirine iştirak etmediğim gibi, eski ortağım Nihat'tan da buna benzer bir şey asla duymadım. Ne kadar husumetli olsak da Nihat kendince tüccar bir insandı ama yolsuzluk gibi bir şeye bulaşma niyetini hiçbir zaman görmedim.
BU kalabalığın içerisinde olmuş olsam halen maaşlı bir işte çalışmazdım, yedi senedir aynı evde kirada oturmazdım, en azından bir ev sahibi olurdum.
Eski tarihli bir celsede, Murat Ongun, soruşturulduğum, ancak hakkımda dava açılmamış bir eylemden, ilk defa bir CHP'liye —ki ben Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları Başkanlığı yapmıştım 16 sene önce— savcılığın pozitif ayrımcılık yaptığını gördüğünü söylediğini okudum. Ben hakkımda ne bir HTS kaydı, ne bir MASAK raporu, ne hiçbir ihale sürecinde imzam dahi olmadığı ve buna benzer bir sanık ya da bir tanık ifadesi dahi olmadığı halde, Reklam İstanbul isimli şirketten ayrıldıktan sonraki ihalelerden bile onlarca yılla yargılanıyorum. Allah herkesi böyle bir pozitif ayrımcılıktan korusun.
İddianamede ise hiçbir delil ve kanıt olmaksızın eski şirketimle alakalı her eylemden suçlanıyorum. Hayatımın hiçbir döneminde kamu kaynaklarını kendi lehime kullanacak bir eylem içerisinde olmadığım gibi bunu yapabilecek herhangi bir göreve ve yetkiye de sahip olmadım. Hayat standartlarımda hiçbir değişiklik olmadı ve bir ev sahibi bile değilim. Hâlâ kirada oturuyorum ve maaşlı çalışıyorum. Zaten el konulacak bir mal varlığına bile sahip değilim. Şu anda bile eksi bakiyede olan hesaplarım var. Bugün herkes beraat alsa —inşallah ki beraat alınır— ben zaten Reklam İstanbul'la hiçbir bağım olmadığı için, dün olduğu gibi yine çalıştığım şirkette işime devam edeceğim. Hiçbir suç işlemedim, hiçbir suça dâhil olmadım. Mahkemenizden beraatimi talep ediyorum.
UĞURHAN ATMA SAVCI SORGUSU – 16.09.2026
Savcı: Uğurhan Bey bu Eyüp Subaşı'nın birtakım beyanları vardı. Dördüncü Levent'teki ofiste Nihat Sütlaş, Tuncay Yılmaz, Murat Ongun, Uğurhan Atma bir toplantı şeklinde. Orada bir devir konusu konuşulmuş. Bu toplantıya katıldınız mı?
Uğurhan Atma: Öncelikli o konuyu ben de şey iddianame çıktığında okumuştum. O konuyu şöyle detaylandırmak istiyorum size. Biz yaklaşık yanlış hatırlamıyorsam 2018 yılı gibi ben sürekli yurt dışındaki bir reklam fuarlarına katılırdım bu arada. İşte Dimexpo var, İSE fuarları var vesaire. O fuarda bir tanesi Signage firmasıyla tanıştım Broadsign'dı adı. Bu Signage firmasının da ne olduğunu anlatacağım. Biraz kafa karışıklığı oluyor Sayın Savcım. Kamuoyunda da yanlış anlaşılıyor. Onu da detaylı olarak açıklamak isterim müsaadenizle. Bu eskiden bir ekranınız varsa LED ekranınız ya da bir restoranınız varsa ya da bir şehrin farklı yerlerinde bir kafeniz varsa eğer siz eskiden elinizde bir tane çalışanlarınız USB ile tek tek o ekranların yanına giderlerdi. O ekranların arkasına USB eklerlerdi. Şöyle düşünün. İstanbul'un farklı yerlerinde 15 tane ekranınız var ya da bir kafeniz var. Bir reklam geldiğinde çalışanlarınız farklı farklı lokasyonlara gidip o USB'leri tekrar tek tek yapıp reklamları eklemesi gerekirdi. Teknolojisi geliştikten sonra Signage firması diye firmalar ortaya çıktı. Bu Signage firmaları da size şunu yapıyor. Siz tek tek sahaya gidip o farklı lokasyonları o trafiği o operasyonel yükü hiçbirine ihtiyacınız kalmıyor. Tek tuşla ofisinizde oturuyorsunuz. Hangi ekranda hangi reklam oynuyor, hangi reklam kaç tekrar almış onu müşteriye doğru raporlamak ve sonrasında bir reklam geldi mesela atıyorum pazartesi reklam geldi ama siz pazar sahaya çıkmışsınız tekrar sahaya çıkmanıza gerek yok. Tek tuşla bütün ekranlara o reklamı götürebileceğiniz böyle akıllı yazılımlar çıktı. Bunlara Signage deniliyor dünyada. Türkiye'de de yavaş yavaş yayılmaya başladı yani farklı Türk markaları da var. Biz de ben de Nihat Bey ile görüştüğümde 2020 yılının yanlış hatırlamıyorsam başında Broadsign'la tanıştığımı bu sektörün ilerlediğini bu Signage sektörünün Türkiye'de elbet bir gün geleceğini benim de fuarda bir ilişkim olduğunu, sohbet ettiğimi bunlarla beraber çalışabileceğimizi anlattım ve bu Signage firmasıyla anlaşma yaptık. Bu arada çok büyük rakamlardan bahsetmiyorum yani Signage...
Savcı: Direkt toplantıya gelelim orada.....
Uğurhan Atma: Asıl mesele o bence. Benim biz Nihat Bey'le Salih Subaşı ile yaptığımız toplantıların tamamında Sayın Savcım konuştuğumuz konu bu Signage'in önce satışını yaptık kendilerine Salih Subaşı'na. Zaten ifademde de ilk ifademde de okursanız Salih Bey'i nereden tanıyorsunuz kısmında orada da izah ettim. Daha o zaman Salih Bey etkin pişmanlıktan falan faydalanmamıştı yani. Orada da ifade ettim Sayın Savcım. Biz kendisine Signage ürününü sattık. Onun için de çok makul bir üründü. Çünkü sahada bir sürü adamı vardı. Bir sürü adamla gidip bu operasyonları yapıyordu. Sonra Salih Bey'le yaptığım benim bütün görüşmeler, benim bulunduğum bütün toplantılar şunlardı. Salih Bey'in ekibine ben birkaç kere ofisine gidip eğitim verdim. Salih Bey'in ekibi de birkaç kere bizim ofise geldi. Onlara eğitim verdik benim çalışma arkadaşlarımla beraber. O Salih Bey diyorum bu arada biz adını Salih olarak biliyorduk. Galiba Eyüp adı. Biz bizim yaptığımız bütün toplantılar, benim bulunduğum bütün toplantılarda Başkanım sadece bu Signage meselesi konuşuldu. Onun çalışma arkadaşları geldi. Onun çalışma arkadaşları bu Signage...
Savcı: Ben oradaki toplantıyı soruyorum. Orada Nihat Süttaş...
Uğurhan Atma: Evet ben böyle bir benim olduğum hiçbir toplantıda bunların hiçbiri konuşulmadı. Kitlelerde hiçbiri olmadı Başkanım.
Savcı: Toplantılarda Tuncay Yılmaz, Murat Ongun yok muydu hiçbirinde?
Uğurhan Atma: Hayır Başkanım. Benim olduğum toplantılarda onun çalışma arkadaşları vardı. Bazen Nihat Bey olurdu. Konumuz da daima bu Signage meselesi...
Savcı: Murat Ongun'u tanır mısınız?
Uğurhan Atma: Murat Ongun'u televizyondan tanıyorum Başkanım.
Savcı: Şahsi bir tanışıklığınız veya Nihat Bey üzerinden bir...
Uğurhan Atma: Başkanım ben Murat Ongun'u Murat Ongun'a 1 ya da 2 kere yani birkaç kere sunum yaptım. Yaptığım işi anlattığım birkaç sunumum oldu. Bu sunumlarda yaptığım işi anlattım. O da yarım saatlik bir sunum oldu ve yanından ayrıldım.
Savcı: Tuncay Yılmaz peki?
Uğurhan Atma: Tuncay Yılmaz'ı ismen biliyorum Başkanım.
Savcı: Tamam başka soru yok.
HEYETTEN SORULAR
Üye: Üzerinize atılı eylemlere konu ihale süreçlerini kim yürütüyordu şirketinizde?
Uğurhan Atma: Ben ihale süreçlerini dahil değildim hiçbir zaman. Benim mesleğim hani ben Nihat Bey'le de yaptığımız şey zaten bir şirkette çalışıyordum o ara. Dolayısıyla haftada 2-3 gün Reklam İstanbul'daydım. Haftada 2-3 gün yani böyle bir değişim sağlamıştım. Süreçlerle alakalı Nihat Bey ilgilendi. Ben o süreçlerin hiçbirinde yer almadım. Ama ben yani samimiyetle söylüyorum Sayın Başkanım. Nihat Bey'le evet aramızda çıktı, kavga ettik. Yıllarca görüşmedik. Hatta şu anda bile görüşmüyoruz yani o noktada ilişkimiz. Ama buna rağmen buna benzer böyle bir şeyi eylemini hiç görmedim, böyle bir söylemini görmedim. Ben zaten böyle bir eylemin içerisinde asla olmam.
MURAT ONGUN, UĞURHAN ATMA’YA SORUYOR – 16.09.2026
Murat Ongun: Evet, merhaba Uğurhan. Öncelikle savcı beyin sorduğu soruya zaten hepimiz aynı yanıtı verdik, sen de aynı yanıtı verdin. Onu belirtmek istedim. Birinci soru şu: Gökhan Köseoğlu ile yakın tanışır mısın, aranız iyi midir?
Uğurhan Atma: Ben bu konuda yani bir yorum yapmak istiyorum Sayın Başkanım. İddianame çıktı, iddianame çıktıktan sonra hemen herkes gibi ben de aramadan kendi adıma hani ne kadar varım ne kadar yokum diye o iddianame listesinden bilgisayardan arama yaptım. Sadece zaten aleyhimde bir Gökhan Köseoğlu’nun ifadesini gördüm. Dedim ki bu Gökhan Köseoğlu kim? Yani sonuçta benim hakkımda bir ifade vermiş, kim olduğunu merak ettim. Hemen Google’ladım Gökhan Köseoğlu diye, kim diye. Sonra Başkanım, şeye baktım işte Facebook’tan falan filan baktım kim diye. Bulamayınca iddianame ek klasörlerinde resmini gördüm. Gökhan Köseoğlu ile benim ilişkim şu Sayın Başkanım; şu yaptığınız bir hakediş evrağı var, yani yaklaşık 5-6 sayfalık bir hakediş evrağı vardır. İşi yaptıktan sonra hakediş şefine teslim edersiniz. Kendisine hakediş evrağını teslim ettim. Zaten odasında da birçok insan vardı. Hakediş evrağını inceledi. Yani bu da 2020 yılında birkaç kere yaşandı. Yaklaşık 3-4 dakika içerisinde "Tamam" dedi ve gittim. Ben hayatım boyunca Gökhan Köseoğlu ismindeki bir insanla bir kere çay içmeye gitmedim, bir kere kahve içmeye gitmedim. Hayatımın hiçbir yerinde olmadı. Hatta böyle bir ifadesini gördükten sonra Gökhan Köseoğlu’nun Sayın Başkanım, kim olduğuna baktığım bir insan. Yani hiç kimse benim yani sizden de hani Sayın Başkanım özellikle söylemek istiyorum, yaşayan hiç kimse de hayatım boyunca 5 dakika sohbet ettiğim, hayatının hiçbir tarafında olmayan bir insana çıkıp böyle bir şey söylemez Başkanım.
Murat Ongun: İşte onu hani açalım diye soruyorum. Gökhan Köseoğlu yargılaması sırasında burada, Sayın Mahkeme Başkanımız da buradaydı heyet farklı, onların gözünün içine baka baka dedi ki "Uğurhan Atma bana Reklam İstanbul firmasının sahibinin gizli sahibinin Murat Ongun olduğunu söyledi." dedi bu mahkemede. Ama siz diyorsunuz ki benim böyle bir beyanım yok, hani açalım diye sordum.
Uğurhan Atma: Size şunu söylüyorum; her görüşmem 3 dakika olsa 2 kere görüştüm hayatım boyunca. Yani suratını hatırlamadığım için Google’layarak aramak istedim kim bu adam diye. Görüştüğüm 3 dakika, evrak teslim ediyorsunuz hakediş evrağı ve yanından kalkıyorsunuz. Bunun dışında bir yani bir tane HTS kaydım varsa kendisiyle, bir yerde buluşmuşsam, bir yerde yemek yemişsem, ailece görüşmüşsem... Hayatımın hiçbir tarafında olmayan bir insan Sayın Başkanım. Yani hiçbir bağlantım olmayan bir insan. 3 dakikalık hakediş evrağını veriyorsunuz ve yanından ayrılıyorsunuz, bu kadar. Tek bağlantınız bu kendisiyle. Hani bilmiyorum Sayın Savcım, isterseniz HTS kayıtlarına bakın yani kendisiyle bir bağım yok, bir diyaloğum yok, bir arkadaşlığım yok, hayatımın hiçbir tarafında olan birisi değil. Ben hani yani yanlış anlamayın ben Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birini bitirdim, yıllarca yurt dışında iş yaptım, reklamcılık aldım. Yani bir insan böyle bir insana böyle bir şey diyebilir mi 3 dakikalık tanıdığı bir insana?
Murat Ongun: Yok, biz zaten Gökhan’a inanmadık. Hani ama mahkememiz huzurunda bunu beyan etmeniz için sordum. Pozitif ayrımcılığı da yanlış anlamışsın ama onu inşallah özgür bir zamanda konuşuruz. Evet, başka bir sorumuz yok.
NİHAT SÜTLAŞ, UĞURHAN ATMA’YA SORUYOR – 16.09.2026
Nihat Sütlaş: Uğurhan Bey, geçmiş olsun. Söylediğiniz ama netleşmesi için sormak istiyorum, kayıtlara net bir şekilde geçsin. Şirketimizde ortak olduğunuz bir dönemde, şirketimizin herhangi bir müşterimize, İBB ve iştiraklerine fesat, dolandırıcılık yaptığını duydunuz mu, gördünüz mü? Buna bir şahitliğiniz var mı?
Uğurhan Atma: Ben şirkette yaklaşık 2,5-3 sene ortaklıkta bulundum. Sizinle de çok ciddi kavgayla ayrıldık. Nezarette görene kadar sizi daha önce görmemiştim bile, o kadar ciddi problemlerle ayrıldık. Ama ben sizin ağzınızdan ortak olduğum dönem, kavga ettiğimiz dönem, iyi olduğumuz dönem, hiçbir dönem sizin ağzınızdan bu tarz bir kötü niyetli, hukuka aykırı bir şey duymadım.
Nihat Sütlaş: Şimdi kavgayı yanlış anlayacaklar. Fizikî bir kavgadan bahsetmiyorum.
Uğurhan Atma: Yok yok, sözlü olarak. Fizikî bir kavga değil. Sözlü olarak iki tane ortak, iki farklı jenerasyon, iki farklı diyalog. Onun benim işlerime karışması, benim de bunu kabul etmemem üzerinden ilişkimiz tamamen bozuldu ve ben 2023'ün sonunda şirketle bütün bağımı kopardım.
Nihat Sütlaş: Yani kısaca İBB tarafında aldığımız ihalelerle ilgili herhangi bir fesat veya yolsuzluk duymadınız, görmediniz, bilmiyorsunuz.
Uğurhan Atma: Hayır, hayır. Asla böyle bir şey duymadım.
Nihat Sütlaş: Tamam. Şimdi Eyüp Subaşı'ndan devraldığımız reklam mecrasıyla ilgili kendisine baskı yaptığımızı... Hatta toplantılarda işte bazılarında söylüyor; yani o da Salih Bey olan Eyüp Subaşı'na biz şirket olarak siz veya ben veya başka birileri baskı, tehdit, şantaj, zorlama yaptık mı?
Uğurhan Atma: Ben Salih Bey'le olduğum bütün görüşmelerde Salih Bey'le sadece bu signage meselesini konuştum. Kendi çalışma arkadaşları da yani her toplantıya, çalışma arkadaşları şikâyet etti signage çalışmıyor diye ya da bir teknik problem var diye. Aslında çalıştığını ama arkadaşlarının yönetemediğini kendilerine izah ettim. Salih Subaşı bizim bu aldığımız verdiğimiz bu hizmetten çok memnundu. Ama bunun dışında Salih Subaşı'yla hiç böyle bir diyaloğa girmedim. Salih Subaşı'nın da hiç böyle negatif bir cümlesini de hiçbir yerde duymadım.
Nihat Sütlaş: Teşekkürler. Bir de şeyi sorayım size Uğurhan Bey: Bu Salih Subaşı bu işi zorla devrettirdiğimizi söylüyor. Ben de kendisiyle bir ticari anlaşma yaptığımızı ve borçlarını, hem İBB'ye olan borçlarını hem de piyasaya olan, işte Vodafone'a olan borçlarını, işte atıyorum biz kendisiyle, bunu teyit ederseniz, ekim ayında anlaştık. Kültür AŞ ile yılsonu tekrar hukuki sözleşmemizi ocak ayında yaptık. Ekim, kasım, aralık ayında, çünkü signage üzerinden de siz o dönemde reklamları takip ediyordunuz, ücretlerini Salih Bey aldı mı, almadı mı?
Uğurhan Atma: Ben burada Sayın Savcım, Sayın Hâkim, şöyle anlatayım size: Konuya şu noktada vakıfım; signage panelinden hangi ekranlara ne kadar reklam gittiğini görebiliyorsunuz. Hangi ekranda ne kadar reklam var, doğru yönetiliyor mu bu reklamlar vesaire görüyorsunuz. Zaten ürünü de biz onlara, hizmeti biz sağladığımız için onlar da düzenli olarak, haftalık olarak kendi ekibi işte eğitim istediklerinde, bir problem istediklerinde beni ya da ekip arkadaşlarımdan birisini aradıkları için o kurumla, yani o zamanki Panoffect kurumuyla benim bir iletişimim vardı signage meselesi özelinde. Bana oradan gelen hep hava şuydu: "Biz bu işi yapamıyoruz, biz bu işi yönetemiyoruz"du. Hatta şeylere baktığımda Sayın Savcım, böyle ekranlarda sadece 3-4 tane lokasyonda reklamları yoğundu, diğer ekranları satamıyordu. Bu yüzden de hep böyle bir "Nasıl yapacağız, nasıl edeceğiz?" İşte hatta signage'ın ödemesi de hiçbir şey değil, yani aylık 30 dolarlık bir şeydi yanlış hatırlamıyorsam, altını çizerek söylüyorum rakamı çünkü 6 sene geçti, 30 dolarlık bir şeydi. 13 ya da 14 tane ekranı vardı. Hemen hemen o signage'ın ödemesi geldiğinde bile biz problem yaşar olmuştuk Salih Bey'le. Diyorduk ki: "Salih Bey, siz bize o parayı göndereceksiniz ki biz de global firmaya göndereceğiz. Zaten size ay içerisinde ciddi vakit, insan ayırıyoruz, adam-saat ayırıyoruz. En azından bizim bu giderlerimizi karşılamamız için bize signage'ın maliyetini gönderin" diyorduk. Onu bile alamadığımız zamanlar oluyordu. Hatta Sayın Savcım, yanlış hatırlamıyorsam signage'ın ödemesi 5. aydaydı. Salih Bey hiçbir zaman 5. ayda ödeme yapmadı; 8. ayda yaptı, 7. ayda yaptı.
Nihat Sütlaş: Reklam olarak soruyorum. Yani ekim, kasım, aralık aylarında satılan reklam ücretlerini Salih Bey kendisi satıp parayı tahsil etti mi?
Uğurhan Atma: Tabii ki kendisi sattı, kendisi aldı. Hatta şöyle bir şey oldu yanlış hatırlamıyorsam: Bu anlaşma sürecinde Salih Bey hani ekranlarda, ben de bu sefer Nihat Bey'in ekibi devraldı ofiste, ben de onlara bu sefer training yani eğitim vermeye başladım. Salih Bey'in bazı reklamları hâlâ 4. ayda, 5. ayda oynar oldu signage'da.
Nihat Sütlaş: Ocak ve şubatı da soracaktım. Ocak başı gelince de ocak ve şubat ayına da "Benim reklamlarım sarktı" deyip, bir kısım şimdi isimlerini hatırlamadığım markaları ilerleyen günlerde mahkemeye beyan edeceğim, o ücretleri de aldı mı? Yani o paralar onda kaldı değil mi Uğurhan Bey?
Uğurhan Atma: Evet, evet. Zaten dediğim gibi... "Ben bunları yıllık olarak sattım" demişti ve ben şuradan biliyorum: Signage eğitimini verirken orada reklam görüyorsunuz, bir tane reklam var. Diyorsunuz ki bu kimin reklamı, nereden geliyor? Öğreniyoruz ki Nihat Bey'le Salih Bey şöyle anlaşma yapmışlar: Salih Bey bu reklamları satmış, çok önceden satmış. Bunu da Nihat Bey'le rica ederek o gelirler ona yazılacak şekilde o ekranlarda Salih Bey'in reklamları yayınlandı 3-4 ay boyunca.
Nihat Sütlaş: Uğurhan Bey, bir de iddianamede genel olarak şirketimiz Reklam İstanbul'la ilgili bir paravan iddiası var, o imalar var. Yani bu işi yapamayacağımız, beceremeyeceğimiz, teknik donanımımızın eksik olduğuyla ilgili iddialar da var. Siz kendinizi teknik olarak bu şirkette bulunduğunuz dönemde İBB'den aldığımız işlerle ilgili şirketimizin hem çalışanları açısından hem sizin açınızdan teknik yeterliliğimiz var mıydı?
Uğurhan Atma: Ben şöyle söyleyeyim: Kendimi başta birazcık hızlı geçtim Sayın Savcım. Ben 2010 yılında internet reklamcılığı sektörüyle tanıştım. Üniversitede öğrenciyken, Koç Üniversitesi'nde, bir yandan da böyle harçlıklarımı karşılıyordum internet reklamcılığı sayesinde. Sonra üniversiteyi bitirdikten sonra Türkiye'nin önemli bir ajansında başladım çalışmaya. Oranın da yurt dışı departmanında çalışmaya başladım yabancı dilim olduğu için. Zaten dünyada bu sektör yeni yeni yayılmıştı 2010'lu yıllarda. Bir de ben yurt dışı departmanında çalıştığım için ister istemez bir anda Türkiye'deki en teknik bilen insanlardan birisi oldum. Sonra Türkiye'nin en büyük ajanslarından birinde çalıştım, isim vermiyorum. Sonra Türkiye'nin en büyük web sitesinde reklam departmanının başında çalıştım. Sonra oradan ayrıldım, dünyanın en büyük reklam şirketlerinden bir tanesinde yöneticilik yaptım. Yani zaten Türkiye'de benim kadar bu işi teknik anlamda bilen sayılı insan var. Çünkü şöyle: Sektör zaten yabancı dil üzerine kurulu. Yaklaşık 1500-1600 tane sadece teknik terim var. Nasıl hukukta teknik terimler var; işte avukatıma konuştum, "Bu ne demek?" diye bana açıklıyor yani ben anlamıyorum. Bizim sektörde de 1500-1600 farklı terim var. Öncelikle bu terimleri bilmeniz lazım, deneyim sahibi olmanız lazım vesaire. Yanımda çalışan arkadaşlar da Türkiye'nin ve dünyanın en büyük ajanslarından arkadaşlarla zaten tanıştığım insanlardı. Dünyanın en büyük ajanslarının lokal Türkiye şubelerinde çalışan arkadaşlar bizim ofiste çalıştı. O yüzden iddia ediyorum, ben İBB'nin reklamlarını yönettiğimde bir Allah kuruş İBB'ye bir zarar vermedim. Öyle bir kanıt bulunsun, istediğinizi söyleyin. Özellikle dikkat ettim. Her bir kuruşunu, İBB'den aldığım bütçenin her bir kuruşunu doğru bir şekilde yaptım. Zaten benim olduğum bir yerde, mesleğim bu zaten. Mesleği bu olan bir adamın, optimizasyon olan bir adamın, internet reklamcılığı olan bir adamın bu işi yapıyor olmasının da başka bir açıklaması olamaz. Ama dediğim gibi, kendisiyle ara ara tartışmalarımız büyüdü, büyüdü, büyüdü. İşte işime müdahale etmeye başladı. Ben işime bile müdahale ettirmiyordum yani, o kadar şey oldu ve...
Nihat Sütlaş: İlişkiyi kestik.
Uğurhan Atma: Yok yani şikâyet açısından demiyorum, anlaşamadık artık. Benim işime herhangi birisinin müdahale etmesi hoşuma gitmez. Çünkü zaten mesleğimde bilmediğim şeyin ne olduğunu biliyorum en azından. Dolayısıyla biz teknik olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne hizmet verdiğimiz dönemde Sayın Savcım ve Sayın Başkanım, en iyi hizmeti sağladığımızı söylemek istiyorum. Bir şey daha eklemek isterim size: Zaten yanlış hatırlamıyorsam 2023'ün ocak ayından sonra şöyle bir şey oldu; bizim hani internetten yaptığımız ya da işte gazetelerden yaptığımız reklamlar vesaire, bunların hepsinin tamamının Basın İlan Kurumu üzerinden yapılmasına karar verildi yönetmelikle.
Nihat Sütlaş: İnternet, doğru.
Uğurhan Atma: Biz de şöyle yaptık zaten Sayın Savcım: Bize bir İBB'den bütçe geldiğinde Basın İlan Kurumu'na bu bütçeyi gönderiyorduk, Basın İlan Kurumu üzerinden bu bütçe web sitelerine ve mecralara gönderiliyordu.
Nihat Sütlaş: Doğru. Uğurhan Bey, son bir soru daha sorayım. Medya satın alma tarafında İBB tarafına hazırladığımız ihale dosyalarıyla ilgili birim fiyatlar konusunda ve piyasa fiyatları konusunda şirketimizin çalışanları kurumsal bir operasyonel fiyat çalışması yapıyor muydu? Bu fiyatlandırmaları sizden de görüş ve öneri alıyor muydu?
Uğurhan Atma: Şöyle: İnternet reklamlarında şöyle bir şey var Sayın Savcım; siz mesela bir örnek vereyim, hukukçular çok fazla olduğu için onların dilinden konuşmak istiyorum. Diyelim ki bir tane boşanma avukatı var ve boşanma avukatı iş almak istiyor ve bana geldi. Benim hemen ona bir medya planı hazırlamam lazım. Medya planı dediğimiz şey şu: Boşanma avukatı mı? Tamam, o zaman şöyle yapalım; sen bir tane video çek, işte 1 dakikalık bir video çek, boşanmayı özetle. Hemen bunu YouTube'a yükleyelim. YouTube'dan boşanmayla alakalı arama yapanlara gösterelim. Ondan sonra Google'da "boşanmak istiyorum", "boşanmak", bu tarz kelimeleri arayanlara gösterelim. Yani sen sadece bu hedef kitleye git. Bu hedef kitleyi yaptığınızda, platformlara, Google'a, işte Meta'ya, Facebook'a, Instagram'a eklediğinizde platform size şunu söylüyor, diyor ki: "Senin bu hedeflediğin kitleye ortalama bin gösterim başına maliyeti şu olabilir" diyor. Yani diyor ki işte atıyorum, "50 lira olabilir" diyor bin gösterim başına maliyet. Biz de bunun üzerine kâr koyacağız, bir ajans maliyetimiz var. Stopajı var, devletin aldığı bir %15 stopaj var. Son zamanlarda da %20 KDV oldu, %20 KDV var. Bunu da ekleyerek minimize edecek şekilde teklifimizi hep sunduk.
Nihat Sütlaş: Yani verdiğimiz tekliflerde de piyasa fiyatları, piyasa rayiçlerine göre kurumsal çalışanlarımız tarafından hazırlanan tablolardan tekliflerimizi hazırladık, kurumlara verdik... Bu mahkeme de hayırlı bir şey olsun, çıkarken barışalım.
NİHAT SÜTLAŞ AVUKATI CİHAN ARIK SORUYOR
Cihan Arık: Öncelikle geçmiş olsun Sayın Uğurhan Atma. Size bir sorum var. Bu ihale süreçlerinde hakediş evraklarını verirken veya gerek durum olsun İstanbul Büyükşehir Belediyesine gittiğiniz zaman Reklam İstanbul'a gelişen bir ayrıcalık veya bir yönlendirme, bir imtiyaz tanındığını duydunuz mu, gördünüz mü, şahitlik ettiniz mi?
Uğurhan Atma: Şöyle ben sadece hakediş evraklarını 2020 yılının ilk yani biz 3. 4. ayda birkaç kere giderek verdik. Zaten hakediş evraklarını vermek benim bütün günümü öldürüyordu. Yani oraya gidin, uzak bir mesafe, trafiğe gidin vesaire benim bilgisayar başında çalışıyor olmam lazım. Gittiğimde hiç böyle bir şey görmedim. Zaten sırada bekliyorsunuz, hakediş evrağını ilgili kişiye teslim ediyorsunuz. Hadise yaklaşık 3 dakika sürüyor, inceliyor. Zaten yaptığınız iş olduğu için işte televizyonda bir reklam gösterildiyse internette hepsinin ekran görüntüleri oluyor. Hakediş evrağını inceliyor, onaylıyor ve gidiyorsunuz. Bunu yaparken odada tek başınıza kalmıyorsunuz. Zaten oda kalabalık bir oda. Siz oturuyorsunuz böyle, o inceliyor ve ayrılıyorsunuz. Başka bunun dışında bir sohbet etme imkanınız bile olmuyor.
Cihan Arık: Anladım, teşekkür ederim.
Uğurhan Atma: Ben de yani herhangi bir İBB çalışanı ben zaten çok kuruma gidip gelen birisi değildim işlerim nedeniyle. Çok kurumda da tanınan birisi değildim. Ama yani bir diyalog olduğunda hiç ben bir ayrıcalık hissetmedim. Aksine maksimum derecede üzerimizde diğer müşteriler, özel sektörde olan müşteriler gibi bir tavır gördüm.
Cihan Arık: Teşekkür ederim.
UĞURHAN ATMA AVUKATI YÜCEL ARSLAN SAVUNMASI – 16.09.2026
Şimdi genel olarak iddianame şöyle dizayn edilmiş bizim açımızdan en azından. Bir ihale var. İhalede Reklam İstanbul'un ortaklarını yaz bunların suçlu diye. Hangi suç, hangi eylemle işlenmiş kısmıyla hiç ilgilenmemiş iddianame. Genel olarak böyle yapılmış. Şimdi tek bir eylem dedin, Eylem 63. Kültür A.Ş. İBB'den bu ihaleyi almış. Sonra Reklam İstanbul da dahil birkaç firma davet edilmiş alt ihale için. Reklam İstanbul teklif dahi vermemiş. Şimdi davet usulü ihaleye davet ediliyoruz, teklif vermiyoruz. Reklam İstanbul ile ilgili iddianamede tek bir cümle var bu konuda. Özetle yani, özetle bu şirket aslında bunun ortağınındır, ihaleye yalan teklif vermiş. Bu suretle bunlar da dolandırıcılık suçunu işlemiş. Vermemişiz. Yani yalan teklif vermiş diyor. Kim masa hazırladı, nerede gördü bilmiyorum. O yüzden yani sadece bu eylemden 10 yıla kadar hapis isteniyor müvekkilim için.
Onun dışında genel olarak müvekkilin yargılandığı, suçlandığı bütün eylemlerde genel bir durum var. Mesela MASAK raporu konmuş hepsinin altına. MASAK raporunda bu Reklam İstanbul adlı şirketin satışlarının ve karlılığının 2024 yılında yüksek seviyede arttığı gibi bir tespit var. Benim müvekkilim kendisinin de anlattığı gibi fiilen 2023 yılında, resmi olarak da 2024 yılında bu şirketle ilişiğini kesmiş. Müvekkilimin suçlandığı eylemde bunun ne işi var? Yani ayrıldıktan sonra şirket daha karlı hale gelmiş. Bu benim müvekkilimin suçlanması için doğru bir yaklaşım olmaz. İddianamede suçun unsurları değerlendirilirken birçok eylemin altında, hemen hemen hepsinde Reklam İstanbul'un aldığı işlerin Kamu İhale Kanunu 3G maddesiyle verildiği yazıyor. Daha önce çok tartışılmış olmalı bu meslektaşlarım tarafından, uzatmayacağım. 3G maddesi bir ihale değildir. Hatta İhale Kanunu'nun istisnai bir maddesidir. İdare istediği şirketle gidip sözleşme yapma hakkına sahiptir buralarda. Yani hatta fazladan davet etmişler üçer farklı firmayı. O nedenle buradan ihale olmayan bir yerden ihaleye fesat suçu çıkarılmaya çalışılmış. Bunu takdirlerinize sunuyorum.
Öte yandan ihaleye fesat karıştırma suçu yönünden çok net bir savunmamız var. Müvekkil suçlandığı hiçbir eylemde hiçbir ihale evrakını görmemiş, hiçbir evrakı imzalamamış, hiçbir teklif mektubu sunmamıştır. Bu nedenlerle zaten ihaleye fesat suçundan cezalandırılması mümkün değildir. Kamu zararı ile ilgili de birçok meslektaşım çok şey söyledi, o yüzden ben de çok özet geçmeye çalışacağım orayı. Şimdi birçok eylemde İBB'nin ihale şartnamesinin rekabeti azaltıcı olduğunu söylüyor. Çeşitli sebeplerle. Benim müvekkilimin eskiden ortağı olduğu bir şirket İBB'den hiç ihale almıyor. İBB verdiği ihalelerde rekabeti azalttıysa o Reklam İstanbul'un meselesi değil. Kültür A.Ş. ya da Medya A.Ş. almış. Oralarda Reklam İstanbul yok zaten. Onun dışında bazı eylemlerde şöyle yapmışlar: İBB'nin Medya A.Ş. ya da Kültür A.Ş.'ye verdiği ihalelerde iki ihale arasındaki fark... Yani Medya A.Ş. 1'e almış, 2'ye vermiş. Aradaki 1'i kamu zararı olarak göstermişler.
Şimdi ben sizinle konuşurken, beyanda bulunurken bir yandan UYAP'tan gönderdim. Bir Sayıştay kararı var. Bu kararda diyor ki özetle; %100'ü kamu sermayesi olan bir şirket aleyhine ve idare lehine veya fark etmez, ikisinin kendi arasındaki ilişkilerinden kamu zararı çıkmaz gibi bir karar verilmiş. Ben onu size de sundum. Yani burada bir kamu zararından bahsedilemez İBB ile Medya A.Ş., İBB ile Kültür A.Ş. arasında. Yine de birçok eylemde kamu zararı İBB'nin muhammen bedeli olması gerekenden eksik hesapladığı iddiasıyla yer almış. Tabii dediğim gibi biz İBB'den hiç şey almamışız, ihale almamışız. O yüzden İBB'nin muhammen bedeli bizi ilgilendirmez. Medya A.Ş.'nin ya da Kültür A.Ş.'nin muhammen bedeline bakmak gerekir orada. Kaldı ki birçok durumda örneğin demişler ki muhammen bedel 10 lira hesaplanmış, 20 olmalıydı. Reklam İstanbul zaten 20'den bile fazla bir teklif vererek alıyor. Yani Reklam İstanbul'un sebep olduğu bir kamu zararından bahsetmek her türlü imkansızdır bu durumda. Kamu zararı meselesiyle ilgili 3 tane unsurdan bahsettim. Kamu zararı bulunmadığı yerde de dolandırıcılıktan bahsetmek zaten mümkün olmayacak.
Hemen hemen her eylemin açıklamasında, sonunda iddianamede "haksız elde edilen kazançların Ekrem İmamoğlu sistemine aktarıldığı" yazıyor. Müvekkilim bu şirkete ortakken şirket doğru düzgün kar bile etmemiş, kar dağıtımı yapmamış, özel bir harcaması yok. Yani bir sistem var da ona para gönderdiyse bu para nerede? Kazanmamış bile bu parayı. Bu da iddianamede ezbere yazılan ve içeriği aslında boş olan cümlelerdendir. Sonuç itibarıyla anlattığımız sebeplerle müvekkilin beraatini talep ediyoruz. Ayrıca kendisi de anlattı, çok uluslu bir şirkette çalışıyor ve yurt dışı seyahatleri yapması gerekirken uzun süredir yapamıyor. Biz savunmamızı verene kadar hiçbir talepte bulunmadık. Şimdi ifademizi verdik. Bu nedenle bir faydası kalmayan yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını talep ederiz.
ALPEREN AYDIN SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Başkan, değerli heyet. Öncelikle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. İddianamenin 68, 70, 117 ve 118. eylemleri kapsamında ceza sorumluluğum bulunduğu iddia edilmektedir. Daha önceden vermiş olduğum yazılı savunmamı ve dilekçemi tekrarlıyor ve bu suçlamaları kabul etmiyorum. Ben 2020 ve 2025 yılları arasında SEV Açık Hava reklamcılık firmasında işçi sıfatıyla sigortalı çalışan idim. Yani görevim şirket evrak takibi ve şirket tebligatlarını gerekli mercilere ulaştırmaktan ibaretti. Yani şirketin yöneticisi veya ortağı değildim. Nitekim babam Alper Aydın da sizlerin huzurunda vermiş olduğu savunmasında da şirket yönetiminin, tüm anlaşmaların kendisinin yönettiğini beyan etmiştir ve bu dediklerimi de doğrulamıştır. Şahsıma yönelik tek bir somut fiil isnadı yoktur. İddianamede bu 4 eyleme ilişkin ifadelerine başvurulan 94 kişinin 1 tanesinde bile Alperen Aydın ismi zikredilmemiştir. Suç oluşturacak bir eyleme iştirak ettiğimi söyleyememiştir. Adım sadece dosyanın netice-i talep kısmında yer almaktadır. Ayrıca HTS kayıtlarım incelendiğinde şirketin yıllardır süren faaliyetlerine rağmen 2019 ve 2026 yılları arasında yalnızca 1 kamu görevlisiyle ve sadece 1 kez görüşmem tespit edilmiştir. Onun haricinde herhangi bir kamu görevlisiyle bir irtibatım, görüşmem yoktur. Bu sebeplerden dolayı Sayın Başkan, beraatime karar verilmesini, mal varlığım üzerindeki tedbirlerin ve yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını arz ve talep eder, sizlere teşekkür ederim.
ALPEREN AYDIN AVUKATI BURAK AKIN SAVUNMASI
Müvekkil Alperen Aydın’ın savunmalarına aynen iştirak ediyoruz. Kendisi şirkette 26 Aralık 2020 – 8 Aralık 2023 tarihleri arasında işçi sıfatıyla sigortalı olarak çalışmıştır sayın başkan. Aynı diğer müvekkil Alihan Aydın’da olduğu gibi müvekkil açısından düzenlenen iddianamede müvekkilin adına yalnızca netice-i talep bölümünde yer verilmiştir. Beyanlarına başvurulan yaklaşık yüze yakın kişiden hiçbiri beyanlarında müvekkil Alperen Aydın’ın adını zikretmemiştir. İddia edilen suçların icrasında bir rolü olduğuna, iddia edilen eylemlerin icrasına katkıda bulunduğuna dair hiçbir iddia ortaya atmamıştır.
Ceza Muhakemesi Kanunu 170. maddesinin 4. fıkrasında iddianamede yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanacağı ifade edilmiş olmasına rağmen iddianamede müvekkil açısından yalnızca olaylara yer verilmiş, bu olaylarla müvekkil arasındaki ilişkiyi ortaya koyan delillerden bahsedilmemiştir. Dolayısıyla aslında Ceza Muhakemesi Kanunu 174. maddesine aykırı olarak düzenlenen bu iddianamenin iade edilmesi ve müvekkil açısından bu kamu davasının hiç açılmaması gerekirdi. Ancak dosya yoğunluğu, sanık sayısı ve müşteki sayısı nedeniyle fark edilmemiş olabilir. Esas hakkındaki mütalaa aşamasında mahkemenizce verilen beraat kararıyla bunun telafi edilmesini talep ediyoruz. Dolayısıyla müvekkille ilgili isnat edilen tüm suçlardan beraat kararı verilmesini ve hakkında uygulanan adli kontrol kararının kaldırılmasını talep ederiz. Saygılarımı sunuyorum.
ALİHAN AYDIN SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Başkan, değerli heyet; heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Detaylı yazılı savunmamı mahkemenize sunacağım. Süreyi efektif kullanmak adına bazı temel hususları huzurunuzda vurgulamak istiyorum. Öncelikle şunu açıkça belirtmek isterim ki şahsıma yöneltilen 4 eylemin içeriğine dair detaylı açıklamaları ve bu eylemlerin suç teşkil etmediğini ağabeyim Alper Aydın savunmasında hukuki ve fiili gerekçeleriyle izah etmiştir. Tekrar olmaması adına bu detaylara girmiyor ve bu beyanlara aynen katılıyorum. Şahsımın huzurunuzda sanık sıfatıyla bulunmasının sebebi, SEV Açıkhava Reklamcılık şirketinde pay sahibi olmam, yani şirketin adıma kayıtlı olmasıdır. Şirket 14 Ocak 2013 tarihinde kurulmuştur. Kuruluş aşamasında şirket paylarının %70'i şahsım, %30'u ise Ahmet Uruç isimli kişi adına kayıtlıdır. 1 Aralık 2022 tarihinde Ahmet Uruç, paylarını şahsıma devretmiştir. Bu tarihten sonra da şirketin tüm payları şahsıma ait olmuştur. 1 Aralık 2022 tarihine kadar şirket ağabeyim Alper Aydın ve Ahmet Uruç, bu tarihten sonra ise sadece ağabeyim tarafından fiili olarak yönetilmiştir.
Ben şirket üzerinde pay sahibi olmakla birlikte şirketin fiili yönetiminde aktif rol almadım. Ağabeyimin vergisel sorunları nedeniyle şirket benim adıma kurulmuştur. Şirket adıma kayıtlı olduğu için hiç şüphesiz ki şirketin ana faaliyet konusu, çalışma alanları, iş yaptığı firmalar, müşterilerin kim olduğu konularında genel hatlarıyla bilgi sahibiyim. Bu bağlamda şirketin açık hava reklam sektöründe faaliyet gösterdiği, özel mülkiyete konu alanlarda mülk sahipleriyle reklam yeri kiralama sözleşmeleri akdettiği, İBB ile reklam izin süreçlerine muhatap olduğu, mülk sahiplerinden kiralanan yerleri ajanslar yoluyla ya da doğrudan müşterilere kiraladığı konularına yüzeysel olarak vakıfım. Ancak bu konuların detayları benim bilgim dahilinde değildir.
Örneğin hangi lokasyonların reklam alanı olarak kiralandığı, belediyeden alınması gereken izinler, izinlere dair süreçlerin nasıl yürütüldüğü, belediyeye ecrimisil ödenip ödenmediği, sözleşmenin Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. ile hangi şartlarda sözleşme akdettiği hususlarından haberdar değilim. Bu süreçler fiili olarak biraz önce bahsettiğim gibi ağabeyim ve Ahmet Uruç tarafından takip edilmiştir. Dolayısıyla 68, 70, 117 ve 118 numaralı eylemlere konu olan olaylar hakkında da malumatım yoktur. Zaten yine biraz önce belirttiğim dört farklı eylem içerisinde müşteki, tanık, etkin pişmanlık sıfatıyla ifade veren kişilerin beyanlarına bakıldığında tek bir kişinin dahi adımı zikretmediği, suç teşkil eden herhangi bir eyleme katıldığıma dair en ufak bir iddiada bulunulmadığı ve SEV adına hareket eden kişi olarak benim ismime yer verilmediği görülmektedir. Bu husus da şirketin fiili yöneticisinin ben olmadığıma yönelik beyanımı teyit etmektedir.
Ayrıca ağabeyim Alper Aydın da soruşturma ve kovuşturma aşamalarında Aralık 2022 tarihine kadar şirketi Ahmet Uruç ile kendisinin, bu tarihten sonra sadece kendisinin yönettiğini beyan etmiştir. Ve benzer şekilde şirketin kiralama sözleşmesi akdettiği mülk sahiplerinin, gerek müşterilerin, gerekse de belediyenin Kentsel Tasarım Müdürlüğü veya Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı görevlilerinin, Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. çalışanlarının bilgilerine başvurulursa çoğu beni hiç tanımadıklarını ya da sadece ismen tanıdıklarını; SEV adına muhatap oldukları kişinin 2022'nin Aralık ayına kadar ağabeyim Alper Aydın ve Ahmet Uruç, bu tarihten sonra da sadece ağabeyim olduğunu beyan edeceklerdir. Ayrıca soruşturma aşamasında 400'den fazla şüphelinin HTS kayıtları araştırılmış, ancak şahsımın hiçbir kamu görevlisiyle yoğun bir telefon trafiği saptanmamıştır. İddianameye bakıldığında şahsıma somut bir fiil isnat edilmediği görülmektedir. Sadece şirkette pay sahibi olmam nedeniyle sorumlu bulunduğum iddia edildiği anlaşılmaktadır. Bilgim dahilinde olmayan olaylar ile ilgili cezalandırılmamın ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi ile uyumlu olmayacağını değerlendirmekteyim.
Şahsıma isnat edilen suçlamaların isabetli olmadığını açıkladıktan sonra yöneltilen haksız iddialar nedeniyle tüm mal varlığımıza el konulması ve yurt dışı çıkış yasağı tedbirine hükmedilmesinden kaynaklı olarak bu süreçte yaşadığımız mağduriyete izin verirseniz kısaca bahsetmek isterim. Belirtilmelidir ki içinde bulunduğumuz bu süreç yalnızca şahsım üzerinde değil, ailemle yıllardır büyük emek vererek sürdürdüğümüz ticari faaliyetlerimiz üzerinde de son derece ağır maddi ve manevi sonuçlar doğurmuştur. Şahsi hesaplarım üzerinde bulunan tedbirler nedeniyle en temel bankacılık işlemlerimi dahi gerçekleştirememem, günlük ve ticari hayatımda ciddi mağduriyetlere sebep olmaktadır. Kendi mal varlığım ve hesaplarım üzerinde işlem yapamamak yalnızca ekonomik anlamda değil, hayatın olağan akışını sürdürmek bakımından da önemli güçlükler yaratmaktadır.
Aynı şekilde hakkımda uygulanan yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle faaliyet gösterdiğimiz sektör açısından büyük önem taşıyan ve geçmiş yıllarda düzenli olarak ziyaret ettiğim ve hatta katılımcı olduğumuz uluslararası fuarlara gidememekteyim ve bu durum ticari faaliyetlerimizi olumsuz etkilemektedir. Bu nedenlerle hakkımda uygulanan tedbirlerin şahsım, ailem ve ticari faaliyetlerimiz üzerinde meydana getirdiği ve her geçen gün ağırlaşan sonuçların yapılacak değerlendirmede dikkate alınmasını; açıklanan tüm nedenlerle üzerime atılı suçlardan beraatime, hakkımda uygulanmakta olan adli kontrol tedbirlerinin, yurt dışına çıkış yasağının ve mal varlığı ile banka hesaplarım üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.
ALİHAN AYDIN AVUKATI BURAK AKIN SAVUNMASI
Sayın Başkan, müvekkil Alihan Aydın bakımından konuşulması gereken temel ceza hukuku meselesi, şirkette pay sahibi olmanın ceza sorumluluğunun varlığı bakımından tek başına yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Aslında bu sorunun cevabı basittir. Elbette ki şirkette pay sahibi olmak, tek başına şirket bünyesinde işlendiği iddia edilen suçlar bakımından ceza sorumluluğunun varlığı için tek başına yeterli değildir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince kişilerin bilgisi, onayı ve iradesi dışında gerçekleştirilen eylemlerden dolayı ceza sorumluluğu olamaz. Burada ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine ilişkin genel hukuki açıklamalarda bulunmayı gerekli görmüyorum. Bunlar zaten mahkemenizin malumu olan hususlardır. Ancak bu açıklamalarımızı teyit eden, önemli gördüğüm şirket ortaklarının ceza sorumluluğuna ilişkin verilmiş olan birkaç Yargıtay kararına atıfta bulunmayı gerekli görüyorum. Örneğin Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2014/2054, 26 Şubat 2015 tarihli kararında aynen şöyle denilmiştir tırnak içerisinde söylüyorum: "Sadece şirket ortağı olmanın cezai sorumluluk için yeterli olmadığı dikkate alınarak hangi sanığın hangi gerekçeyle kusurluluğu tespit edilerek sonucuna göre takdir ve değerlendirme yapılmalıdır."
Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2015/2988 esas, 9 Aralık 2015 tarihli kararında aynen, tırnak içerisinde söylüyorum: "Temsilcinin istek, irade, onayı olmadan işlediği fiillerden temsilcinin ceza sorumluluğu kabul edilemez." Yargıtay 15. Ceza Dairesinin —son okuduğum karar dilekçemin ekinde vardır bunlar— 15. Ceza Dairesinin 2014/31, 17 Eylül 2016 tarihli kararında aynen: "Ceza sorumluluğu cezanın şahsiliği ilkesine bağlı olarak suçun şekli sorumlusu değil ayrıntısını bilen ve oluşmasında rolü olan kanuni temsilciye ait olacağı, sanık X'in şirket yönetim kurulu başkanı olmasının başlı başına suça iştirak ettiğine dair delil oluşturmayacağı, delillerin şirkette pay sahibi olmanın veya şirketin kağıt üzerinde yöneticisi olmanın ceza sorumluluğu için yeterli olunmadığı, cezalandırılması talep edilen kişinin iradesi, bilgisi, onayı ve isteği doğrultusunda gerçekleştirilen eylemlerden ancak ceza sorumluluğunun olabileceği açıklanmıştır."
Huzurdaki davaya konu olayda müvekkil Alihan Aydın bakımından da değerlendirilmesi gereken temel husus 68, 70, 111 ve 118 numaralı eylemlerde iddia edilen davranışların, hareketlerin, eylemlerin müvekkilin bilgi ve onayı ile ya da iradesi doğrultusunda gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğidir. Bu yönüyle iddianamenin 4 farklı eylemle ilgili bölümlerine bakıldığında, aralarında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini söyleyen ifade de veren kişiler de dahil olmak üzere, yani savcılığın beyanlarının muteber gördüğü kişiler de dahil olmak üzere, sayayım yaklaşık 100-150 kişinin ifadelerine, yöneltilen suçlamalara bir delil olarak dayanıldığı görülmektedir. Bu kişilerden hiçbiri müvekkil iddia edilen eylemlerin oluşunda bir rolü olduğuna, iddia edilen eylemlerin icrasına katkıda bulunduğuna veya müvekkilin bir suça iştirak ettiğine ilişkin bir beyanda bulunmamıştır. Hatta bu kişiler müvekkilin adını bile Sayın Başkan, zikretmemiştir beyanlarının hiçbir yerinde. Bu şartlar altında iddia edilen eylemlerin müvekkilin bilgisi, onayı ve iradesi doğrultusunda gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla sadece şirkette pay sahibi olması nedeniyle cezalandırılamayacağı dikkate alındığında, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi ve az önce atıfta bulunduğum Yargıtay kararları dikkate alınarak müvekkilin beraatına karar verilmesini ve hakkında uygulanan adli kontrol kararlarının kaldırılmasını talep ederiz. Her ne kadar Sayın Başkan yöneticisi olmasa da müvekkilimin adına kayıtlı olan pay sahibi olduğu şirket, Sev Açık Hava Reklamcılık üzerinde el koyma ve kayyum tayini kararları söz konusudur.
Sayın Heyet, soruşturma aşamasında her üç müvekkille ilgili olarak da 27 Mart 2025 tarihinde banka hesapları, taşınmazlar, şirketler de dahil olmak üzere —tırnak içerisinde söylüyorum Sayın Başkan— tüm mal varlığının suçtan elde edilen gelir olduğu gerekçesiyle, iddiasıyla tüm mal varlığıyla ilgili bir re'sen el koyma işlemi yapılmıştır. Devam eden aşamada bu karar 24 saat içerisinde İstanbul 12. Sulh Ceza Hakimliği tarafından onaylanmış, sonraki aşamada da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Sev şirketinin de dahil olduğu 24 şirket hakkında —altını çizerek söylüyorum Sayın Başkan, değerli üyeler— iki temel suçlama nedeniyle; suçtan elde edilen, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ve suç işlemek amacıyla kurulduğu iddia edilen örgüte üye olma suçlamaları yönünden TMSF'nin kayyum olarak atanmasına karar verilmiştir. Bu talep üzerine İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliğince de TMSF'nin kayyum olarak atanmasına karar verilmiştir. Karar gerekçesinde de aynen şöyle söylenilmiştir Sayın Heyet, kararın içeriğinden okuyorum: "Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde şüpheli şahısların TCK madde 220 kapsamında düzenlenmiş olan suç örgütü niteliğinde hareket ederek, TCK madde 282 yani suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama kapsamında düzenlenmiş olan suçtan gelirleri aklama, suçtan elde edilen gelirleri aklama faaliyetleri çerçevesinde işlemiş olduğu hususunda kuvvetli tespitin bulunduğu..." Görüldüğü üzere Sayın Başkan, değerli üyeler, el koyma ve kayyum tayini kararlarına dayanak yapılan iki temel suçlama; iddia edilen örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamadır.
Her ne kadar soruşturmanın başlangıcında müvekkillere bu iki suç isnat edilmişse de soruşturmanın tamamlanmasından sonra tanzim edilen iddianamede örgüt üyeliği ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçları müvekkillere isnat edilmemiştir. Müvekkillerin el koyma ve kayyum tayini kararlarına dayanak yapılan suçlardan cezalandırılması talep edilmemiştir. El koyma ve kayyum tayini kararlarına dayanak yapılan suçların işlendiğine ilişkin yeterli şüphenin oluşmadığı bizzat iddia makamınca böylece kabul edilmiştir. Bu durum, el koyma ve kayyum tayini kararlarının hukuki dayanağının kalmadığını ve bunun savcılık makamınca da böyle kabul edildiğini ortaya koymaktadır. Hukuki dayanağı kalmayan el koyma ve kayyum tayini kararının kaldırılmasını talep ediyoruz. Şirket üzerindeki el koyma ve kayyum tayini kararının kaldırılmasının bir diğer gerekçesi ise Sayın Başkan...
Hakim: Onları da yalnız yazılı olarak verirseniz. Şu an müvekkilinizin...
Burak Akın: Son 1 dakika içerisinde toparlıyorum. Aynı eylemlerden yargılanan, yetkilileri aynı eylemlerden yargılanan diğer şirketlerle ilgili tedbirlerin Sayın Başkan uygulanmamış olmasıdır. Örneğin 117 ve 118 numaralı eylemlerden yetkilileri yargılanan MGA Açık Hava Reklamcılık, İnovar Reklam, Yeşil Mavi Enerji, Park Dijital Medya, Sas Tanıtım ve Medya A.Ş. gibi şirketler üzerinde el koyma ve kayyum tayini kararı söz konusu değildir. Diğer şirketler hakkında el koyma ve tedbir kararları yokken Sev şirketi özelinde böyle bir uygulama yapılmasının adaletsiz ve çelişkili olduğunu düşünüyoruz. Bu hususta da mahkemenizce bir değerlendirme yapılmasını talep ediyoruz, saygılarımı sunuyorum.
HÜLYA MURATLI SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Cumhuriyet Savcısı; saygıyla selamlıyorum. Evet Sayın Hakim, konuşmam 12 dakikada sürecek. İsnadı ve işleyişi anlatıp lehime olan delillerimi sunup bitireceğim. Kendimi birkaç cümleyle tanıtacağım sadece. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda yaklaşık 25 yıl başmüfettiş olarak çalıştım. Başbakanlık Yolsuzluklarla Mücadele Kurulu’nda 7 yıl çalıştım 2005 ve 2011 yılları arasında. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ve İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu ile çeşitli ortak incelemeler yürüttüm. Bakanlıkta Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılığı ve Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcılığı yaptım. 2019 yılında İBB'de Kültür Daire Başkanlığına naklen atandım. Karaciğer rahatsızlığım nedeniyle 22 Mart 2021 tarihinde bu görevden ayrıldım. Daha sonra İETT'de Teftiş Kurulu Başkanı olarak çalıştım. Halen Muğla Büyükşehir Belediyesinde Dış İlişkiler Daire Başkanı olarak çalışıyorum.
4 kuşaktır kamu bürokrasisinde bulunan bir ailenin mensubuyum. Meslek hayatım kamu kaynağını korumak ve hukuka aykırılığı araştırmakla geçti. Memuriyet sicil notlarımın 100 olması ve takdirname belgelerim sebebiyle müfettişlik gibi bir meslekte sınavlarla terfi alarak yönetim kademelerine getirildim. Hayatımda hiç disiplin cezası almadım, hiç sözlü uyarı dahi almadım meslekte. Bu geçmişi hangi devlet terbiyesi ve meslek anlayışıyla yaptığımı açıklamak için aktarıyorum. İddianamede evet tek eylemle sorumlu tutuluyorum, eylem 79. Bu ihalede ihale yetkilisiydim. İhale onay belgesini, komisyon kararını bu sıfatla onayladım. Şartnameyi ben hazırlamadım, yaklaşık maliyeti ben belirlemedim, teklifleri değerlendiren komisyonda bulunmadım. Hiç kimseye belirli bir firma ya da kişi için talimat vermedim, telkinde bulunmadım. Böyle bir talimat da almadım. Bana da hiçbir telkin ve yönlendirme ya da talimat olmadı.
Eylem 79'da yanıltıcı olan 2 çarpıcı durum var. Birincisi, bu eylem altında 2 ayrı suç anlatımı var. Benim adım sadece suç 1, yani ihaleye fesat karıştırma başlığı altında geçiyor. Suç 2'de yer alan 18 milyon küsurluk kamu zararı ve dolandırıcılık iddiası bana isnat edilmemiştir. Bunlar Kültür A.Ş.'nin sonrasında yürüttüğü alt yüklenici süreçleri olup somut bir fiil ve illiyet bağı olmadan ana ihaleye eklenmiştir. Oysa idare Kültür A.Ş.'nin kendi yaptığı alt yüklenici işlemlerini, ihalelerini bilmez, bilemez, mümkünatı yoktur. İkinci olarak aynı bölümde reklam alanlarının işletilmesi, kiralanması ve heyet raporları anlatılıyor. Oysa imzalamam olan ihalede reklam alanlarının işletilmesi yok. Şartnamede bahsedilen tanıtım ve duyuru işleri var, zannederim bu da karıştırıldı. Oysa ki bu kültür etkinliğinin halka olan ilanı, halka ilanı, konser afişinin bastırılması gibi. Bir reklam mecrasını işletmek değil. Başka işlere ait reklam alanı anlatımları bu ihalenin kapsamı ve benim fiilim gibi değerlendirilmiştir.
Sayın Başkan, Sayın Savcım, asıl soru şu: Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesi bağlamında benim yaptığım hangi hileli hareket gösteriliyor? Katılması engellendiği söylenen yeterli istekli kim? Ona hangi hareket yöneltildi, bunu kim yaptı? Bu soruların hiçbir cevabı yok. Bana ait bir talimat, yazışma, iletişim kaydı, tanık ifadesi, para hareketi veya menfaat ilişkisi de gösterilmiyor. Zaten gerçekten de yok. İhale rekabetin en fazla olduğu açık ihale usulüyle yapıldı. 3 kişi doküman indirdi, itiraz ya da şikayet olmadı, tek teklif verildi. Tek teklifin verilmiş olması kimsenin bilebileceği bir şey değil. Hele ki benim hileli davranışımla kaynaklandığını hiç göstermez. Oysa bilirkişi raporu bir varsayıma dayanıyor; tek firma girmeseydi rekabet olurdu diyor. Ancak TCK 235 bağlamında bir hileli hareket ve kasıt yok.
Şu an yargılanmamın sebebi iddianamede yer alan bilirkişi raporunda sorumlu tutulan ve aynı zamanda ihale yetkilisi olması sebebiyle şeklindeki bir cümle. Bilirkişi raporuna bakıyorum, 3 şeye dayanıyor. Mavi hizmetle birlikte ihale ettiniz, aralarında doğal bağlantı yok ve kısmi teklife kapalı tutuldu, bu yolla rekabeti engellediniz ve Kültür A.Ş.'ye işin verilmesine neden oldunuz, böylece ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum. Sayın Hakim, Sayın Savcım; tüm süreçleri mevzuata uygun ilerleyen bir ihaleyi sırf tek firma girdi diye ben iptal edemezdim. Devlete teminat olarak verilen kapsamına giren bir parayı neye göre iade edecektik? Mevzuat, usul uygundu. Onu şöyle açıklayacağım, mavi hizmet neden birlikte planlanıyor? Bunun için çok kısa işleyişi anlatacağım. Bu ihale adında yer aldığı üzere bir hizmet alımı ihalesi. Çünkü biz İBB olarak kültür sanatı yalnız Taksim, Kadıköy gibi merkezlerde değil, İstanbul'un bütün ilçelerinde ücretsiz ve erişilebilir kılmayı amaçlıyorduk. Kültür sanat politikamız Sayın Başkanımızın vizyonlarıyla şöyleydi: Gelir düzeyi düşük; engelli, yaşlı, çocuklu ailelerin kent merkezlerine gelmesini beklemeyiniz, bu hizmetleri onların ayağına götürünüz derdi. Dolayısıyla biz bunu hedeflemiştik. 14 kültür merkezi vardı o tarihte.
Silivri ile Şile'yi kastediyorum, arasındaki mesafe 150 kilometre. En yakın kültür merkezlerinin birbirleri arasındaki mesafe 50 kilometreden fazla. 16 milyonluk bir şehirde aynı gün birden fazla noktada, özellikle 23 Nisan, 19 Mayıs gibi tarihlerde etkinlikler bütün ilçelerde eş zamanlı yapılır. Bütün sahne, sesin, ışığın, enerjinin, jeneratörün, ulaşımın, konaklamanın, afişin, montajın, kurulum, söküm hepsi aynı anda çalışır. Yani bunu tek elde, koordinasyonda, zamanında hazır olması lazım. Çünkü bir parçadaki aksama o etkinliğin yapılamaması sonucunu doğurur. Burada mal alımı olarak görülen şeyler ise şunlar: Etkinliğe ait özel tasarımlar. İşte etkinlikte dağıttığımız tişört, şapka, baskı, yağmurluk, branda, kitapçık falan gibi. Oysa bunlar bu programın içinde kullanılıyor. Örneğin konser sırasında yağmur yağdı, yağmurluk dağıtılacak, hemen o anda ilgili firmanın yağmurluğu hazır tutması lazım. Ya da tişört dağıtacağız, tişörtün üstüne o etkinliğin ismini yazılır. Bunun o tarihe özgü planlanması gerekir. Kaldı ki bizim her etkinliğimiz planlı da olmuyor. O sırada gündem neyse; örneğin Anneler Günü'dür, Ramazan etkinliğidir, o taleplere göre, halkın taleplerine göre biz konser yapabiliriz, sergi, panel, atölye düzenleyebiliriz. Ama bu durumda biz idari olarak ne kadar ürün tedariki gerektirdiğini bilmeyiz işin.
İşte 1 yıl olarak çıkarız ihalesine. 1 yıl içerisinde hangi hangi etkinlikte ne kadar dağıtılacak, ne dağıtılacak, nasıl bir tasarım olacak, onu o günkü koşullar ve o etkinlik belirler. Biz tüm bunları ana yükleniciden isteriz; ana yüklenici de kendi alt yüklenicilerini hazır tutar ve tek elden bütün koordinasyonu sağlar. Bu nedenle bizim ayrı ayrı ihaleyi parçalara bölerek çıkmamız fiilen mümkün değildir. Ayrıca böylesi büyük operasyonel işlerin koordinasyonu memur pratikleriyle, işte mesaiye bağlı idari personelle çözülemez. Şimdi ilgili mevzuata bakıyoruz; İhale Kanunu'nun 5. maddesindeki ölçüt, mal ve hizmet arasındaki kabul edilebilir doğal bağlantı. Yine Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin benzer iş tanımı da personel ve organizasyon gereklerini bir bütün olarak dikkate alır. Yani buradaki doğal bağlantı; aynı etkinliğin takvimi, lojistiği, sorumluluğu ve maliyetidir. Oysa bilirkişi ne yapmış? Bilirkişi bazı girdileri mekanize bir şekilde, robotik bir şekilde ÖKAS ürün kodları dediğimiz, yani iş kalemleri sayısal kodlarıdır bunlar, buna göre ayırmış.
Somut bir örnek vereyim: Sanatçının ücreti, konser ücreti bir hizmettir; ama sanatçıya sahnede verilecek çiçek ve sahne düzenlemeleri ise maldır. Bilirkişi, "Bakın, mal ve hizmeti ayrı yaptınız." diyor. Oysa bunlar birbirini tamamlıyor. Sanatçı olmazsa çiçek verilmesine de gerek kalmayacak, sahneyi süslemeyeceğiz. Yani bu işlerin ayrılması halinde işin bütünlüğünün bozulacağını ve maliyetinin de artacağını, yani işin pratiğini göz önüne almamıştır. Kısmi teklif ve rekabete gelince; yine 4734 Sayılı Kanun'un 27. maddesi işin kısmi teklife açılıp açılmamasını idarenin takdirine bırakmıştır. Yani bu hüküm, çok kalemli her hizmet alımının mutlaka kısmi teklife açılmasını gerektirmez. Burada belirleyici soru, işin hangi bölümlerinin birbirinden bağımsız olduğudur. Ya bir organizasyon, organizasyonda hizmeti kesmeden sürekliliğini sağlamak, koordinasyon, sorumluluk, zamanlama ve tek elden temin etmenin sağladığı bir düşük maliyet ise evet, bilakis bölünmemesi gerekir, kısmi teklife açılmaması gerekir. Rekabet peki nasıl sağlanıyor? Şartnameye alt yüklenici çalıştırılması ve iş ortaklığına izin verilmesi hükmü koyarak sağladık. Şunu özellikle vurgulamak isterim sayın heyet, sayın hâkim; şartnamelerde belirli bir firmayı, modeli, markayı, yönetimi tarifleyen en ufak bir kelime olmamıştır.
Şimdi lehime olan 5 önemli delili göstermek istiyorum, sonra bitireceğim: Birincisi; resmi kayıtlar bu modelin benim dönemimde ortaya çıkmadığını gösteriyor. İBB'nin 2014 ile 2025 arasında tıpatıp tıpatıp aynı konulu 14 ihalenin 13'ünde yine tek teklif geldi. Sadece 2014'te iki teklif var ve ihalelerin hepsi Kültür A.Ş. üzerinde kalmış. Tek teklif olgusu benim göreve geldiğim yıl başlamamıştır. İkincisi; Gaziantep Büyükşehir, Konya Büyükşehir, Kocaeli Büyükşehir ve Esenler Belediyesi gibi daha EKAP'tan da görebileceğimiz çok sayıda belediyeler geçmişten beri ve halen şu anda da, 2025-26 yılında da, yaptıkları aynı organizasyon hizmetlerini, detaylarına baktığınızda EKAP'tan; baskı, ulaşım, konaklama, ikram veya çeşitli fiziksel ürünlerle kısmi teklife kapalı, aynı alım içinde düzenlemektedirler. Daha da ilginç bir şey söyleyeyim; bunlarda da örneğin Gaziantep, belediye iştirak şirketinde kalmıştır ihale. Üçüncü, dördüncü ve beşinci delillerim çok daha somut deliller. Üçüncü delilimde bir karşılaştırmalı tablo arz etmek isterim. Evet. Geçmiş yıllarda tıpatıp aynı iş, yine Kültür A.Ş.'nin... pardon, özür diliyorum, Kültür Dairenin düzenlediği organizasyon ihaleleri... Bakınız, 2017 yılında 275 milyon, yuvarlayarak söylüyorum; 2018 yılında 298 milyon; 2019, özür dilerim, 2019 yılında 328 milyon. Benim sorumlu olduğum 2020 yılında ise sadece 235 milyon. Yani 3 yıl önceki rakamın bile aşağısındayız. Arttırmamışız, enflasyon farkı bile yok.
Şimdi daha da çarpıcı bir şey var bir sonraki şeyde. Bu işe en düşük teklif 250 milyon olmuş. Yaklaşık maliyeti 255'ten peki. Biz 250'yi de kabul etmemişiz, sözleşme bedelini daha da aşağı çekip 235'e vermişiz. Yani sözleşmeyi yaklaşık maliyetin %7.44 altında belirlemişiz. Eğer biz tek teklife zorlayıp bunu da Kültür A.Ş. üzerinde kalacağını planlayan bir yönetim olsaydık bu rakamlar böyle olmazdı sayın hâkim. Geçmiş yıllardaki rakamlar üzerine enflasyon farkını da ekler, hacmi büyütürdük. Ayrıca kullanılmayan kısma da harcar, ödeme yapardık. Bunun 105 milyonunu biz, gördüğünüz gibi, harcamadık. Aynen harcadığımız kadar, almadığımız hizmeti ödemedik. Yani kamu lehine maliyeti de düşürdük ve alınmayan malın parası ödenmedi. Ve şartnamedeki iş kalemlerine... üçüncü şey, baktığımızda iş kalemi ağırlıkları var, tek tek saymayacağım. Burada görülen şey de hepsinin birbirini tamamlayan ihtiyaçlar olduğu görülüyor. Yani işte az önce bahsettiğim sanatçının ücreti ve sanatçıya verilen çiçek gibi. Konser olmazsa biz çiçek de vermeyeceğiz. Yani bunları mal ve hizmet olarak ayırmış. Dolayısıyla doğal bağlantı var ve görüleceği üzere içinde hiçbir şekilde reklam mecralarının işletilmesi, kiralanması, devir hakkı vesairesi yok.
Dördüncü daha somut bir örnek; 8 no.lu eylül hakedişi. Türkiye genelindeki kütüphanelere kitaplar göndermiştik. Bu kitapların bir bölümünde sayfa eksikliği tespit edildi. Yüklenici sonradan "Değiştirelim." dedi. Biz bunu kabul etmedik; 826 bin lira kamu lehine hakedişinden kesildi. Eğer belirli bir firmayı kayıran bir yönetici olsaydım ayıplı ifayı tespit ettirip bedelini hakedişten kesmezdik ve bu konuda da tamamen özgürdük. Aynı ihale, beşinci ve son olarak, 2021 yılında Mülkiye Teftişin TCK açısından incelenmesine konu oldu ve çok sıkı bir denetimden, çok sıkı bir incelemeden geçtik bir müfettiş olarak söylüyorum; soruşturma izni verilmedi. Teftiş Kurulu Başkanlığı ve halen bilirkişilik yapan biri olarak biliyorum ki sayın heyet, idari soruşturmalar ceza soruşturmalarını bağlamaz. Ancak sizden özellikle şunu istirham ediyorum: Önceki bilirkişi incelemesinin belge ve tespitleriyle bugünkü rapor arasındaki fark açıklanmalıdır.
Sonuç olarak Sayın Başkanım, sayın heyet, sayın savcım; bir istekliler katılımını engellemedim, gizli bilgi aktarmadım, Kültür A.Ş. veya alt yüklenicilerle bir menfaat ilişkisi kurmadım, ihalenin belirli bir şirkette kalması için talimat vermedim ve böyle bir talimat da hiç almadım. Kamu görevime bağlılığım benim kişilere ve çevrelere değil, her zaman mevzuata bağlı oldu. Onayda görevim gereği imzamın bulunması TCK 235'te aranan kişisel hileli hareketle suç kastını da göstermiyor. Dosyada bunları bana bağlayan tek bir delil dahi yok. Bu nedenlerle beraatime karar verilmesini saygılarımla talep ediyorum.
HÜLYA MURATLI AVUKATI SAVUNMASI
Şimdi müvekkil zaten çok güzel bir savunma yaptı. Kendisinin beyanlarına iştirak etmekteyiz. Şimdi sayın savcım, sayın heyet; burada müvekkil hakkında suç isnadında bulunan eylem 79'da, eylem 79 suç 1 ve suç 2 olarak ikiye bölünmekte. Müvekkil sadece orada suç 1 olarak ihaleye fesat karıştırma kapsamında suçlanmaktadır. Kendsi hakkında bu yapılan ayrımda sonra hukuka ilişkin, ihaleye fesat karıştırmaya ilişkin yapılan değerlendirme kısmında şu şekilde bir değerlendirme yapılmıştır: "Suça konu ihale şartnamesine ihalenin tamamına yönelik teklif verileceği yönünde bir hüküm eklenerek ihalenin kısmi teklife kapalı tutulduğu," aralarında doğal, bu birincisi; ikincisi, "Aralarında doğal bir bağlantı olmayan türü ve nitelikleri farklı muhtelif mal ve hizmet işlerinin birleştirilerek," bu da ikincisi, "Aynı ihale konusu edildiği, farklı firmalar tarafından yerine getirilebilecek hizmet alımlarının da bir arada ihale edilmiş olduğu" belirtiliyor.
Şimdi, kâtipten ben bir ekran yansıtma rica edeceğim ki hem benim de daha uzun konuşmam gerekmesin, daha görsel ve somut bir sunum olsun. Burada 02'yi yansıtabilir misiniz acaba? Evet. Az önce müvekkilimiz bahsetmişti. Müvekkilimizin yargılandığı ihale, söz konusu ihale 2019 yılındadır. Söz konusu olan 2019 uzantılı ihaledir. Ama EKAP sistemine girip baktığınızda şu an hala güncel olarak sistemde gözükmekte. 2015 uzantılı; 2016, 2017, 2018 yıllarında, yıl sonlarında yapılan ihaleler mevcut İBB yönetimi altında. Yani şu anki iddianameye söz konusu olan 31 Mart 2019 sonrasındaki İBB süreci öncesinde Kadir Topbaş'ın, rahmetli Kadir Topbaş'ın dahi yaşadığı dönemden itibaren yapılan ihale süreci söz konusu. Ve her sene düzenlenen ve burada bir alt sayfaya inebilirseniz ikinci sayfada görüleceği üzere; burada baktığımızda toplam teklif sayısı 1, doküman satın alma sayısı 3. İhale gerçekleşmiş. Sonrasında bir alt sayfaya indiğimizde 2016'dan sonra 2017 için 1 doküman satın alanı ve teklif sayısı 1. İhale İstanbul Kültür A.Ş. üzerinde kalıyor.
Bir alt sayfaya yine indiğimizde 2018 sonuç ilanı, 23 Ocak 2018'de yine İstanbul Kültür A.Ş. ile sözleşme imzalanmış. Doküman satın alma sayısı 4, teklif sayısı 1 ve ihaleyi alan yine Kültür A.Ş. Ve 30 Ocak 2019 sonuç ilanına, son sayfaya indiğimizde; burada da 4 satın alma olduğu ihale dokümanına ve geçerli teklif sayısı 1 ve bu da yine Kültür A.Ş. Şimdi baktığımızda, buradaki süreç Kadir Topbaş'ın, Ali Yerlikaya'nın belediye başkanlıkları veya belediye başkan vekillikleri dönemini dahi kapsayan bir ihale silsilesi. Burada şimdi müvekkil eylem 79 kapsamında yargılanıyor fakat bir suç varsa eğer, önceki süreçlerdeki aynı sayıda katılımcının, aynı sayıda katılımcının isteklerinin bulunduğu, teklif verenlerin bulunduğu ihaleler için de söz konusu olması gerekir. Fakat burada ne hikmetse 2019 Mart sonrasındaki süreçler milat alınarak bir bilirkişi raporu yazılmış ve bu bilirkişi raporuna bağlı olarak müvekkilimiz yargılanmakta.
Yargılandığı hükümlere baktığımızda 235/1-2 kapsamında, yargılanmakta. Burada müvekkile isnat edilen suç da kendisi "İhaleye katılma yeterliliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin katılmasını engellemek ya da yeterli olmayan kişilerin katılmasını sağlamak" olarak geçiyor. Bu suretle ihaleye fesat suçunu işlediği iddia ediliyor. Fakat burada az önce açıkladığım üzere daha önceden beri gerçekleştirilen bir ihale türü. Sonrasında 03'ü yansıtabilir misiniz acaba, 03'üncü slaytı? Şimdi burada 03'e baktığımızda bu "Kısmi teklifler, kısmi teklif vermenin engellendiği ve bu yolla ihaleye fesat karıştırıldığı, rekabetin daraltıldığı, rekabetin engellendiği" iddiaları vardı bilirkişi raporunda ve iddianamede. Buraya bakalım: Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin 2025 ihaleli, numaralı bir ihalesine bakıyoruz. Burada birinci sayfada altı çizili kısmı gördüğünüz üzere "Gaziantep Uluslararası Gastronomi Festivali, Gastronomi Kültür ve Sanat Etkinlikleri Organizasyonu Hizmet Alımı İşi." Bunun 20. maddesine gelelim. Bir alt sayfada hemen. Madde 20: Kısmi teklif verilmesi. 20.1: Bu ihalede işin tamamı için teklif verilecektir.
Tekrardan bir alt sayfaya inelim. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi 2025 tarihli bir ihale yine. Burada da "Yaşayan Müze Etkinlikleri ve Ozanlar Buluşması Organizasyonu Hizmet Alımı İşi." Burada özellikle organizasyon süreçlerine ilişkin ihaleleri seçtik ki eş değer süreçler. Burada bir alt sayfaya yine indiğimizde, burada da kısmi teklif verilmesinin engellendiğini görüyoruz madde 20'de. Bir alt sayfaya indiğimizde 5. sayfada Konya Büyükşehir Belediyesi'nin 2025 tarihli bir ihalesi: "Uluslararası Konya Mistik Müzik Günleri." Bir alt sayfada yine madde 20: Kısmi teklif verilmesinin yolu kapatılmış. Zaten gördüğünüz üzere hepsi madde 20'de kısmi teklif şablon. Yani böyle özel bir uygulama söz konusu değil. Bir alt sayfaya indiğimizde yine 7. sayfada Esenler Belediyesi'nin 2025 uzantılı ihale numaralı bir ihalesini görürüz. Yine bu kültür sanat etkinliklerine ilişkin bir ihale. Bir alt sayfada yine madde 20'de kısmi teklif verilmesinin önüne kapatıldığını görürüz.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi sonrasında var. Buna ilişkin yüzlerce örnek sunabiliriz. Burada bahsetmeye çalıştığımız neydi? "Kısmi teklif verilmesine kapatılmak yoluyla rekabetin engellendiği" kısmı vardı az önce iddianameden okuduğum isnat kısmı. Bu da mümkün değildir. Bir diğer bakımdan müvekkilin ihale yetkilisi olduğu ihalede bir diğer iddia da farklı ve alakası olmayan hizmet alımlarının birleştirildiğine ilişkin bir bilirkişi tespitiydi. Buna ilişkin de sizden ricam 04 numaralı slaytı yansıtabilirsek; burada da az önce bahsettiğim ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı ihaleden ekrana bakarsanız birinci sayfada "Ulaşım", birinci sayfanın sonunda "Konaklama", ikinci sayfada 3.3'te "Öğle Akşam Yemeği" şu kadar adet, 3.4'te "Yuvarlama Pilavı" bir adet, kaç gram olduğuna kadar naneyi bile ihaleye yazmışlar, yazmaları da gerekir.
Sonrasında daha aşağıya hızlı inebiliriz. 4. sayfada 3.13'e gelebilir miyiz? "Afiş" 250 adet. 5. sayfaya geldiğimizde 3.15'te "Kamera Kayıt Hizmeti", 5. sayfada yine 3.16'da "Çiçek Temini".
6. sayfaya indiğimizde "Pamuk Şeker, Elmalı Şeker, Macun" 3.20'de görüyoruz. 3.20.1'de "Sertifika". Daha aşağı indiğimizde 7. sayfada "Cam Şişe Küçük Boy" bu görsele uygun istiyoruz diyor belediye, "Şamdan Atölyesi"ne ilişkin bunlarda Mumya 2 kilo, Gül yağı 1 litre. Sonrasında "İkramlık Şerbet" var 3.27'de 8. sayfada. "Karton Bardak" geliyor, "Baskılı Karton Bardak" geliyor. Geliyor, geliyor. Niye geliyor? Çünkü bunlar tek seferde... Müvekkilin az önce detaylı şekilde bahsettiği üzere tek seferde yapılması gereken organizasyonlara ilişkin bir ihalede tek seferde yapılması gerekir. Her biri için ayrı ayrı ihaleye çıkmanız ihale hukukunun temel mantığıyla uyuşmaz. İhale hukukunun temel mantığı; siz alım tarafındaysanız idare olarak, burada olabildiğince makule bunu gerçekleştirmenizdir ki farklı farklı kalemler, birbiriyle alakalı kalemler birleştiğinde fiyatın daha makul bir seviyeye çekilmesi mümkün olacaktır.
Müvekkil bakımından ise bu açıklamalardan sonra son kısma geliyoruz. Suç isnatları 235'e 2 a1 ve 235'e 2 1 2 ab kısımlarındansa bunlara ilişkin müvekkilin görevini tekrarlamak isterim. Kendisi Kültür A.Ş.'ye ilişkin bir görevde değil, İBB'nin hiyerarşik yapısı içinde yani herhangi bir iştirakle bağı olmadan kamu görevlisi olarak İBB hiyerarşisi içinde Kültür Daire Başkanı olarak o dönemde görevde bulunmuştur ve gerçekleşen ihalede de herhangi bir şekilde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Eğer sayın heyet buna ilişkin bir hukuka aykırılık olduğu düşüncesindeyse Konya, Gaziantep, işte Esenler vesaire az önce bahsettiğimiz belediyelerin ihalelerine ilişkin de resen suç duyurusunda bulunmalarını, ihbar kabul etmelerini talep ederiz kendilerinden.
Bununla birlikte müvekkilin gerçekleştirdiği iddia edilen, isnat edilen 235 hükmü kastla yapılabilecek bir, gerçekleştirilebilecek bir fiildir. Bu sebeple kendisinin de herhangi bir şekilde kastının olmadığı açıkça ortadadır. Kaldı ki kendisinin bulunduğu görevde, idari bir görev olması sebebiyle alt ve üst makamların silsilesi halinde yürüyen süreçler olması sebebiyle her şeye tamamen tek başına hakim olması, bunları sıfırdan her şeyi incelemesi ve yürütmesi mümkün değildir. Bu bakımdan da kendisine sorumluluğu hukuka aykırılığı fahiş olarak göz önünde bulundurulmayacak bir sürecin gerçekleştirilmemesidir. Bu kapsamda da kendisi hukuka uygun olarak yapması gereken görevi gerçekleştirmiştir ve 235 hükmüne aykırı bir fiilde bulunmamıştır. Bu sebeple müvekkilin gelen aşamada herhangi bir şekilde suç işlemediği kanaatindeyiz. Heyet de bu görüşteyse derhal beraatini talep etmekteyiz. Günün sonunda sayın heyet aksi görüşteyse de lehe hükümlerin uygulanmasını talep ederiz.
ALİ AYÇİÇEK SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın başkanım ve heyet, sayın savcım, kıymetli hazirun; hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum. Ben savunmamı iki bölümden oluşturdum. Birincisi örgüt üyeliği savunması, ikincisi de eylem savunması. Örgüt üyeliği savunmasına geçersem, ben kamu hayatında çalışmaya ilk defa 2001 yılında maliye müfettiş yardımcısı olarak başladım. O dönemde oldukça zorlu sınavlardan geçip liyakat ile devlet kademelerine atandım. Daha sonra 2007 yılında İstanbul defterdar yardımcısı, aynı zamanda Anadolu Yakası Emlak Dairesi Başkanı olarak yaklaşık 7 yıl süreyle görev yaptım. Daha sonra 2014-2019 yılları arasında vergi denetim kurulunda, organize vergi kaçakçılığıyla mücadele grubunda başmüfettiş olarak görev yaptım. 24.07.2020 tarihinde İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı olarak atandım. Bu görevim 18.04.2022 yılına kadar devam etti.
Görüldüğü üzere İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı görev sürem 1 yıl 9 ay kadardır. Daha sonra İBB'de müfettiş olarak çalışmaya başladım. Bu süreç içerisinde kadrom İBB'de kalmak kaydıyla 2024 yılı Nisan-Eylül döneminde 6 ay süreyle Şişli Belediyesi'nde başkan yardımcılığı yaptım. Yine 2025 yılında Şubat-Mart aylarında bir buçuk ay Beykoz Belediyesi'nde başkan yardımcılığı görevlerinde bulundum. Şu anda halen İBB'de müfettiş olarak çalışmaya devam ediyorum. Görüleceği üzere bütün kariyerim kamuda liyakat sahibi olarak geçirilen birisiyim. Mevcut durumda ise var olduğu iddia edilen çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmakla suçlanıyorum ve yine ihaleye fesat karıştırma ve kamu zararına nitelikli dolandırıcılık gibi suçlamalarla yargılanıyorum. Tabii iddianame çok uzun olduğu için, tarafıma yükletilen eylemler ve suçlamalara tek tek cevap vermek oldukça uzun bir zaman alacaktır.
İddianamede Fatih Keleş'in örgüt yöneticisi olduğu tabloda ona bağlı örgüt üyesi olduğum belirtilmiştir. Fatih Bey’in aynı zamanda Ekrem İmamoğlu'nun İmar Danışmanı olduğu zikredilmiştir. Ancak benim görev yaptığım emlak yönetimi daire başkanlığının imar konularıyla bir alakası bulunmamaktadır. Dolayısıyla iddianameyi yazanların emlak yönetimi daire başkanlığıyla imar konularını nasıl bağdaştırdıkları anlaşılamamıştır. Görevimle alakası olmayan biriyle nasıl bir hiyerarşik bağım olabilir? Nasıl fikir ve eylem birliği içinde hareket etmiş olabilirim? Ben görev yaptığım dönemde Fatih Keleş, Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı olarak İBB hizmet binasının 5. katında odası bulunmaktaydı. O dönem İBB CHP meclis üyesi olarak biliyorum. Ancak Fatih Keleş görev yaptığım dönem içinde asla tarafıma bir talimat vermemiştir. Zaten bunca yıllık tecrübesi olan bir kamu görevlisi olarak, ita amirimin dahi kanuna aykırı emirlerini yerine getirmekten ve asla tereddüt duymayan biriyim. Dolayısıyla asla Fatih Keleş ile ne hiyerarşik ne de fikir ve eylem olarak bir birlikteliğim bulunmamaktadır.
Ayrıca zaten olduğu iddia edilen suç örgütüne üye olsaydım daire başkanlığı görevimi iki yıla tamamlardım. Bu görevin verdiği imkânlardan yararlanırdım. Daire başkanlığımı 2 yıl yaptıktan sonra emekli maaşı bir derece artmaktadır. Ancak 2 yıllık görev süresini bile tamamlayamadan görevden alındım. Ayrıca 2024 yerel seçimlerinden sonra müfettiş olarak devir işlemleriyle ilgili, Şişli Belediyesi'nde de Beşiktaş'ta da başkan yardımcısı olarak devam etmem istendi. Ben de kadrom İBB teftiş kurulunda kalmak kaydıyla bu görevi kabul ettim. Ancak daha sonra kadromun üstüne geçmem istendi. Ben de ilçe belediyesinde lojman imkânı olmadığı için, mevcut maaşımla geçinme şansım olmadığı için İBB'deki görevime tekrar döndüm. Eğer olduğu iddia edilen örgüt üyesi olsaydım, neden görevimin devamı için kadromla geçmem teklifini reddedeyim? Aslında şunu söylemek istiyorum sayın başkanım, ben bir kamu görevlisiyim ve asla kamu göreviyle bağdaşmayacak bir durumun içinde bulunmam. Dolayısıyla nasıl bir örgüt üyeliğinden bahsediliyor anlamış değilim.
Burada irdelenmesi gereken konu ben bir daire başkanı görevinden ayrıldıktan sonra örgüt yöneticileriyle görüşmelerim olup olmadığıdır. Hatırladığım kadarıyla örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen hiçbir kişiyle herhangi bir iletişimim olmamıştır. Nasıl bir örgüt üyeliğim bulunmaktadır ki görevim sona erdikten sonra hiçbiriyle herhangi bir temasım olmamıştır. Yaklaşık 3 yıl boyunca hiçbir görüşme yapmadığım kişilere nasıl eylem ve fikir birliği içinde hareket etmiş olabilirim? Ayrıca örgüt üyeliğini vurgularken var olduğu iddia edilen örgütten nasıl bir çıkar elde etmişimdir? Bununla ilgili en ufak bir banka hareketi veya mal varlığımda bir artış ya da herhangi bir şikâyetçi ve tanık beyanında ismim zikredilmemektedir. Dolayısıyla suçun asli unsuru olan örgüt üyesi olarak çıkar elde etmediğim açık bir şekilde ortadadır.
TCK'da tarafıma atılı olan suçun unsurları tanımlanmıştır. Ancak bu unsurların benim örneğimde yeterince irdelenmediğini düşünüyorum. Bir suçun maddi unsuru çıkar elde etme ve manevi unsuru söz konusu örgüte bilerek, isteyerek katılma kastı oluşmadan bu suçtan bahsedilemez. Ayrıca bir nedensellik bağından zaten maddi ve manevi unsur olmadığı için bahsedilemez. Dolayısıyla asla var olduğu iddia edilen çıkar amaçlı suç örgütünde bulunmadım ve hiyerarşik olarak da kimseden talimat almadım. Sonuç olarak çıkar amaçlı suç örgütü yöneticileriyle eylem ve fikir birliği içinde hareket etme iddiasını şiddetle reddediyorum. Örgüt üyeliği suçlamasından beraatimi talep ediyorum.
Sayın Başkan, eylem bazında bakıldığında benim görev yaptığım 24.07.2020 - 18.04.2022 tarihleridir. Bütün bu üzerime atılı eylemlerde ayrıntıya girmeden önce bu dönemin bütün dünyada genel olan COVID-19 pandemisinin en yoğun olarak yaşandığı dönemdir. Bu dönemde bütün dünya ve Türkiye'de çoğu zaman tamamen sokağa çıkma yasağı uygulanmış, bazen de kısmi zaman olarak sokağa çıkma yasağı uygulanmıştır. Dolayısıyla reklam sektöründe önemli ölçüde bu yoksunluklardan payını almıştır. Sokağa çıkma yasağının olduğu bir dönemde reklam alanlarını tam olarak nasıl değerlendirebilirsiniz? Ne gariptir ki iddianamede gerek iddianamede gerekse de iddianameye yükletilmek için yazılan bilirkişi raporlarında pandemiden asla bahsedilmediği gibi pandemiden dolayı devletimizin çıkardığı mevzuatsal düzenlemeler dikkate alınmamıştır.
Şöyle ki tarafıma yöneltilen suçlamaların çoğu reklam alanlarının olması gerekenden az gelir elde edilerek kamu zararına sebebiyet verildiği, değerlendirme rayiç bedelinin çok altında yapıldığı, ihalelerde rekabetin sağlanmadığı üzerinedir. Ancak bilindiği üzere pandemide en çok etkilenen sektörler turizm ve ulaşım sektörleridir. Hatta merkezi hükümetimizin pandemi boyunca birçok genelge ve TV yayını yaparak özellikle kiralamalarda ve ecrimisillerde pandemiye denk gelen dönem için hiç kira ecrimisili alınmaması veya indirim yapılması yönündedir. Bu yöndeki tedbirler ve genelgeler aynı zamanda İBB Meclisinde de kararlar alınmıştır. Tarafımdan bu dönemde asla bu kararlar dışında bir uygulama yapılmamıştır. Yukarıda tekrar ettiğim üzere gerek iddianamede gerekse de bilirkişi raporlarında pandemi ve merkezi hükümetin çıkardığı mevzuatlar görmezden gelinmiştir. Ancak nedense iddianameyi yazanlar ve bilirkişilerin yaptıkları değerlendirmelerde baz aldıkları değerler İBB'nin daha önceki ihalelerde ve yine İBB'nin kestiği ecrimisiller olmuştur. En asıl çelişki burada oluşmaktadır. Hem çeşitli yerlerde ya da yargıda sorulmadan İBB'nin değerlendirmelerine göre kamu zararı tespit ediliyor ise neden pandemi dikkate alınmadı? Ayrıca İBB reklam gelirlerine bakıldığında görev yaptığım süre içinde 3 kattan fazla artış olduğu görülecektir. Zaten çeşitli tarihlerde İstanbul Ticaret Odasından fiyatla ilgili bilgi verilmesi istenmiş, ancak fiyat tespiti yapılamayacağına ilişkin cevaplar verilmiştir.
Bilirkişi raporlarına baktığımda bazı bilirkişileri tanıdığımı fark ettim. Bunlardan bir tanesi Dursun Ali Özel'dir. Bildiğim kadarıyla kendisi Kocaeli Defterdarlığı yapmıştır. Ayrıca bu bilirkişi tarafımı tanımadığını iddia etse de bizzat tanışıklığımız vardır. Emniyet tutanaklarında tarafları tanımadıklarını beyan etmişlerdir. Acaba defterdarlık yaptığı dönemde herhangi bir reklam ihalesi yapmış mıdır? Ya da Kocaeli Milli Emlak Dairesi Başkanlığının reklam gelirleri ne kadardır? Bu dönemde mahrum kalınan reklam gelirleri hakkında kendisinden bir tazminat raporu yazılması istenmiştir. 2007'de İstanbul Anadolu Yakası Milli Emlak Dairesi Başkanlığı yaptım. Milli Emlak mevzuatına göre reklam alanları pazarlıkla doğrudan verilebiliyordu. Biz tesisin İBB'de reklam geliri elde ettiğimiz dönemde İBB'den katbekat fazla mülkü kendi olan Milli Emlak ne kadar gelir elde etmiştir? Eminim ki İstanbul özelinde İBB'nin elde ettiği reklam gelirleri İstanbul Milli Emlak reklam gelirlerinden katbekat fazla çıkacaktır. Bu durum ile ortada bir kamu zararı değil, aksine bir kamu yararı olduğunu açıkça ortaya koyacaktır. Kamu zararı aranacaksa devletin mülkiyetinde ve devletin mülki tasarrufu altında bulunan yerlerden mahrum kalınan gelirler için hazineden aranmalıdır.
Ayrıca şunu ilave etmeden geçemeyeceğim. İstanbul Anadolu Yakası Milli Emlak Dairesi Başkanlığı görevini yaparken İstanbul ilinde 2007 yılında 4924 sayılı yasayla bütün İstanbul ili için orman sınırları dışına çıkarılan 2B hak sahipliği tespiti ve değer takdirleri yapıldı. Milyonlarca metrekare taşınmazın hak sahipliği tespiti ve değer takdirlerinde en ufak bir hataya mahal verilmeden görevim layıkıyla tamamlandı. Halbuki isteseydim İstanbul'daki birçok 2B taşınmazı tanıdığım, bildiğim kişiler lehine hak tespiti yapacak konumdaydım. Bir bürokrat olarak asla buna tenezzül etmedim. Her bir vatandaşımızın 1 lira hakkının gasp edilmesini engellemek için görevimi layıkıyla yapmaya çalıştım. Bu süreç içerisinde tarafıma en ufak bir özür, çıkar, suç ya da şikayet yöneltilmemiştir. Ancak ne hikmetse hiçbir çıkar elde etmediğim, İBB'nin reklam ihaleleriyle ilgili ihaleye fesat karıştırdığım ve kamu zararını nedenliğiyle dolandırıcılık yaptığımla ilgili suçlamalara maruz bulunmaktayım. Benim hayatım boyunca tek amacım görev yaptığım birimle ilgili öncelikle kamunun hakkını korumak ve halk olan vatandaşlara adaletli davranmak olmuştur. Dolayısıyla tarafıma yöneltilen suçlamalar bunca yıllık hizmetlerimin sonunda trajik bir hale getirildi. Bugün devlete hizmet etmekten pişmanlık duygusunu yaşıyorum maalesef. Benim varlığımın ve yokluğumun devletimiz için bir önem arz etmediğinin farkındayım. Ancak vatandaş olarak özgürlük hakkımın kısıtlanması, teşebbüs edilmesi son derece üzücü bir durumdur.
Şimdi Sayın Başkanım izninizle iddianamede eylemlere tek tek değineceğim. Eylem 61; Eylem 61'de hakkımda ihaleye fesat karıştırma suçlaması var. Suç tarihi olarak 24.06.2020 yazılmış iddianamede. Ama benim göreve başlama tarihim 24.07.2020'dir. Dolayısıyla bu eylemde ben görevde değildim. Eylem 62; yine ihaleye fesat karıştırma. Suç tarihi 24.06.2020. Aynı şekilde ben yine bu tarihte görevde değildim. Eylem 65'te tarafıma atılı iki ayrı suçtan bahsedilmektedir. Birincisi ihaleye fesat karıştırma suçu, ikincisi de kamu kurum ve kuruluşların zararına nitelikli dolandırıcılık. Öncelikle ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla ilgili şunu belirtmek isterim ki bizim yaptığımız ihaleler kendi icadımız olan ihaleler değildir. Daha önceki dönemden gelen ve süre gelen ihalelerdir. Yani idarenin devamlılığı esaslarına göre yürütülen işlemlerdir. Dolayısıyla ihaleye fesat kastının oluşmadığı, sadece idari işlemlerin devamlılık unsuru çerçevesinde gerçekleştiği görülecektir.
Şimdi ayrıntıya inip bu eyleme bakarsak yapılan ihale 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na göre yapılmıştır. Buradaki iddiaların bir tanesi gizli kalması gereken belgelerin açıklandığı şeklinde bir suçlamadır. Aslında 2886 sayılı Kanuna baktığında her şey aleni olarak yapılmak zorundadır. Tahmin edilen muhammen bedel ve diğer bütün hususlar açık olarak ihalenin büyüklüğüne göre gerek resmi gazetede gerekse günlük yerel ve genel yayın yapan gazetelerden ilan edilmektedir. Dolayısıyla aslında 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında suç olan bu husus aslında 2886'ya göre söz konusu değildir. Buradan şu husus çıkmaktadır ki iddianameyi hazırlayanlar bu iki kanun arasındaki farka vakıf değillerdir. Tarafımca hangi gizli kalması gereken belgelerin, belgelerle kimlerin ulaştığının açık olarak belirtilmesi gerekir. Kanundaki aleniyet ilkesi gereğince bütün işlemlerin şeffaf bir şekilde herkes tarafından bilinmesi işin doğası gereğidir. Bu eylemde yapılan suçlama zaten açık olarak kanuna aykırı bir suçlamadır. Diğer bir husus da rekabetin engellenerek ihaleye katılabilecek firmaların ihale dışı bırakıldığı iddiasıdır. Daha önce de bu konuda savunma yapan bürokrat arkadaşlar zaten ayrıntılı açıklama yaptılar. Şimdi iddianameye dönersek, iddianame 107. sayfada çelişkili kriterler konmuş. Yıllık 1 milyonluk bir iş için 1 milyon sermaye, 5 milyon ciro kime göre ağır bir şarttır? Hiç cirosu olmayan bir firmanın bu işin üstesinden geleceği varsayımı yapılmıştır. Ayrıca 2886 sayılı Kanunun 16. maddesinde açık hüküm bulunmaktadır. Buna göre idarenin idari ve mali kriterleri belirleyebileceği düzenlenmiştir. Bilirkişiler idarenin takdir ilkesini neye göre gasp etmeye çalışmışlardır? Hangi mevzuatta bu kriterlere bir kısıtlama getirilmektedir? Rekabetin engellendiği varsayımı nedir? Mesela kaç firma katılırsa engellenemeyecektir? Burada ihaleye katılma yeterliliği Türkiye çapında sağlayan kaç firma vardır?
Ben çok vakıf değilim ama Kaan Sürmegöz benden sonraki İhale Başkanı ifadesinde bu sayının sadece İstanbul özelinde 70 civarında olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bizim ihaleler bütün Türkiye'ye açık olarak yapılmaktadır. Bilirkişiler araştırma yaparken sadece İstanbul Ticaret Odasına faaliyet konusu reklam olan firmaları bulup "İşte bu kadar firma ihaleye katılamamıştır." iddiasında bulunmuşlardır. Birçok firma Ticaret Sicil Gazetesinin kuruluş sözleşmesinde faaliyet konusu olarak birçok konuyu yazmaktadır. Bu hepinizin malumudur. Yine tekrara girmemek açısından söz konusu bilirkişi raporlarında COVID-19 es geçilmiştir. Merkezi hükümetin çıkardığı tedbirlere değinilmemiştir. Bunun takdirini size bırakıyorum. Yine değerlendirme yaparken bilirkişiler İBB'nin daha önce belirttiği fiyatlar üzerinden kamu zararı tespit etmeye çalışmışlardır. Kamu kurumları ve ticaret odası gibi yerlerden muhammen bedel takdiri için emsal de aranmamıştır. İlginçtir, bizi suçlayan bilirkişiler kendi raporlarını yazarken olmasını istedikleri şeyi yapmayıp İBB'nin yaptığı ihalelere göre emsal almışlardır. Madem bizim değerleri emsal alıyorsunuz neyle suçlanıyoruz? Acaba kendi rapor yazarken yazmak istemişlerdir. Nitekim defaten Ticaret Odası böyle konularda fiyat belirlenemeyeceğini resmi yazıyla İBB'ye bildirmiştir.
Yine mevcut Danıştay kararları es geçilmiştir. Danıştay kararı hakkımızda soruşturma izni verilmemesi üzerinedir. Kararın içeriğine bakıldığında yine idarenin belirlediği bedellerde bir uyumsuzluk olmadığı, ancak ne hikmetse gerek bilirkişi gerekse iddianameyi hazırlayanlar üst yargı organı olan Danıştay'ı tanımamışlardır. Hakkımızda 4483 sayılı Kanuna göre dahi soruşturma izni verilmemişken sırf bu kanun dışına çıkıp doğrudan ceza soruşturması yapmak şaşırtıcı olabilmektedir. İdarenin yaptığı indirimlerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ve İBB'nin Meclis kararlarına uygun olduğu zaten açıktır. Ayrıca biz idare olarak sadece 2886 sayılı Kanuna göre ihale yapmakla mükellefiz. Daha sonra ihaleyi alan firmanın ihaleden sonra sorumlu tutulmamız beklenemez.
Dolayısıyla Medya A.Ş.'nin alt kiralamaları nasıl bir süreçle dediklerine ilişkin bir bilgim olma şansı yoktur. Bu eylemle ilgili hakkımdaki ikinci suçlama kamu kurum ve kuruluşların zararına nitelikli dolandırıcılık. Yukarıda izah ettiğim gibi Emlak Yönetim Daire Başkanı olarak biz sadece 2886 sayılı Kanuna göre ihale çıkarız. Yukarıda bir cümle var iddianame 182'de, orada ana ihalenin yıllık 1 milyar 50 bin lira ile Medya A.Ş.'ye verildiği, Medya A.Ş.'nin de 2 milyar bedelle Reklam İstanbul isimli bir şirkete usulsüz verdiği, dolayısıyla yıllık 950 bin lira değerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi kasasına daha az para girdiği iddiası vardır. Ama zaten Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.'nin tamamı İBB'ye ait olduğundan anlaşılıyor ki 950 bin liralık bu kâr Medya A.Ş.'nin bünyesinde kalmakta, dolayısıyla sene sonunda zaten şirketlerimiz kâr elde ettiğinde bu kârlar İBB'nin bütçesine aktarılmakta, dolayısıyla burada bir kamu zararından bahsetmeye imkan bulunmamaktadır.
Sonuç olarak zaten ihale bedeli belirlemede bir yanlışlık bulunmamakta olup eğer şirket altı ihale bedeli zaten bütçeye dâhil etmişse bütçemize kalıyor. Dolayısıyla iddianamede tarafıma atfedilen kamu zararının türlü dolandırıcılık suçlamasını kabul etmiyorum. Eylem 66'da ihaleye fesat karıştırma suç tarihi olarak 15.03.2023 tarihi yer almakta. Ben o tarihte görevde değildim. Dolayısıyla bu eylemle ilgili bir savunma yapmayacağım. Eylem 70'te 4734'e göre yapılan ihaleler var. Aynı eylemde üç tane farklı ihaleden dolayı sorumlu tutuluyorum. Konuyla ilgili olarak söz konusu ihalelerdeki şartlara, 2017 yılından beri yapılan bütün ihalelerde eksiksiz olarak kelimesi kelimesine aynı kalacak şekilde yazılmıştır. Yani ihaleye fesat karıştırma eylemi olsa birebir aynı şartlar devam ettirilir miydi? İdarenin devamlılık esası yine göz ardı edilmiştir. Yine rekabetin engellendiği varsayımı var. Bu konuyla ilgili daha önceki eylemlerde gerekli açıklamaları yaptığım için tekrara girmeyeceğim. Sonuç olarak bu eylem bazında yapılan üç ayrı ihaleye ilişkin ihaleye fesat karıştırma suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum.
Eylem 108'de ihaleye fesat karıştırma suçu var. İhalede, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin mülkiyetinde, tesislerinde bulunan 7.692 metrekarelik organizasyon alanı ve 182 metrekarelik yer tahsisiyle ilgili organizasyon ve hizmetlerin işletilmesi işi var. İhaleye baktığımızda burada kamu zararı tespit edilirken muhammen bedel üzerinden kamu zararı tespit edildiğini görüyoruz. Medya A.Ş.'nin verdiği teklif 3.3 milyon, yıllık 1.266. Ancak bilirkişi raporları kamu zararını muhammen bedelden hesaplamışlar. Eğer ihale yıllık 5 milyona gitseydi aynı mantıkla yine kamuya zarar yazılması gerekirdi. Aslında buradaki sorun daha da vahimdir. Bütün Türkiye'de 2886 sayılı Kanun'a göre yapılan bütün ihalelerde muhammen bedelin üzerinde gerçekleşen her bir ihale için kamu zararı oluştuğu sonucuna gelir. Bunu kavrayamayan bilirkişilerin yazdığı rapora itibar edilmemelidir. Aslında 2886 sayılı Kanun'a göre belirlenen muhammen bedel özellikle bir miktar düşük olur ki katılımcıların ihaleye girmesi teşvik edilerek rekabetin daha artırılması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla idarece belirlenen muhammen bedel rayiç bedel değildir, tahmin edilen bedeldir. Bu ayrımın iyi gözetilmesi gerekir.
Her zaman olduğu gibi iddianamede pandemi şartları dikkate alınmamıştır. "Eylül 2020 değerlerini neden 7 ay güncellemediniz?" diyor bilirkişi. Ancak zaten o döneme ilişkin kira bedelleri bile tahsil edilmemiştir. Ayrıca bilirkişi, Mart 2021 endeksleme eklenmesi gerektiğini söylemiş. 18.03.2021 tarihli bedel tespit tutanağında henüz açıklanmayan Mart verilerini nasıl bilebilirsiniz? Hatta Emlak Müdürlüğü Ocak 2021 yılına göre endeksleme yapmış ancak Mart 2021 endekslemesi yapması gerekiyor deniyor. Ayrıca gayrimenkuldeki endekslemeyi enflasyona göre yapmak ne kadar doğrudur? Gayrimenkullerde devlet tarafından belirlenen yeniden değerleme oranı diye bir endeksimiz var. Hatta emlak vergileri bir önceki yılın yeniden değerleme oranının yarısı oranında artırılır. Bu durumda yine bir gayrimenkul değerlenmişken neden yurt içi TÜFE'ye göre endekslenmiştir? Dolayısıyla güncelleme yapılmadığı şeklindeki bir ibare çok saçmadır.
Basit bir şekilde açıklayacak olursak: 6 ay boyunca kira alınmaması yönünde bir düzenleme yapıldıysa -ki yapıldı- aslında bunun anlamı bedelin %50 düşük belirlenmesidir. Örneğimizde yıllık 1 milyon bedeli olan bir kiralamada 500.000 TL tahsil edilecektir. Yani zaten fiyat %50 azaltılmıştır. Bu husus dikkate alınırsa bir kamu zararı oluşmayacağı aşikârdır. Bir de olayın esasına gelirsek; organizasyon işi demek insanların bir araya geldiği ve yapılacak organizasyona göre gelir elde edilecek demektir. Pandemide insanlar sokağa bile çıkamazken nasıl bir gelir elde edilecektir? Dolayısıyla o dönemde oldukça kısıtlı sayıda organizasyon yapıldığına şüphe yoktur. Ama ne yazık ki gerek bilirkişiler gerekse iddianameyi yazanlar bu durumu görmezlikten gelmişlerdir.
Yine iddianamede iki firmanın şartname indirdiği, sadece bir firmanın teklif verdiği çok büyük bir yolsuzlukmuş gibi belirtilmiştir. Sanki 100 firma şartname indirmiş ve tek firma teklif vermiş gibi yorum yapılmıştır. Hatta şunu beklerdim; şartnameyi indirip teklif vermeyen firma hangisidir? Ya da bu firma neden ihaleye katılmamıştır? Maalesef bununla ilgili bir açıklama bulunmamaktadır. Yine idarenin ihaleye çıkarken belirttiği idari ve mali şartlara atıfta bulunarak rekabetin engellendiği belirtilmiştir. Şöyle ki yıllık 1 milyon, en az 2,5 milyon, 5 yıl için 4 milyon ciro istenmiş ve 1 milyonluk iş deneyimi istenmiş. 1.238 x 3 yani yaklaşık 3 milyonluk bir iş için 2,5 milyona sermaye, 4 milyon ciro, 1 milyon iş deneyimi neye göre daha fazladır? Bu konuda iki yayından alınmış bir genelge var. Tamamen yorum. Hatta işin büyüklüğüne bakarsak mali kriterlerin az belirlendiğini bile görülecektir.
Ayrıca idari ve mali şartların idarece belirleneceği hususu kanunda belirtildiğine göre bu konuda idarelere takdir yetkisi verilmiş demektir. İdare hukukunda takdir yetkisinin hangi kısıtlamalara tabi olacağı belirtilmiştir. Ancak ilgili bilirkişi raporunda bilirkişiler kendilerini kanun yerine koyarak bir karar almışlardır. İdarenin takdir yetkisini yanlış kullandığını iddia etmektedirler. Bu konuda hüküm verme yetkisi bilirkişilerde mi, yoksa siz yüce mahkemenizde mi? Bu konuda herhangi bir düzenleme yokken iddianamede bu konuda suçlanıyor olmak çok tuhaf bir durumdur. Bu yorumla, idari ve teknik şartları gerektiren bütün ihalelerin rekabeti engellediği sonucu ortaya çıkacaktır ki bu konuda bir yorum bile yapmak istemiyorum. Hangi ihalelerde hangi şart istenmiyor acaba bu durumun araştırılması daha yerinde olmaz mıydı? Yine yorum sorularak şöyle bir iddia var: İhaleye katılabilecek birçok firma varken bu engellenmiştir. Kaç tane firma var mesela, bu neden araştırılmamıştır? Yeterlilik sağlayan firmalara "İhaleye katılmayın" mı denmiştir?
Ayrıca 108 no.lu eylemin alt detaylarına baktığınızda yine konuyla alakası olmamasına rağmen reklam işlerinden bahsedilmiştir. Hâlbuki ihale, İBB Destek Hizmetlerinin işlettiği sosyal tesislerdeki organizasyonlarla ilgilidir. Mesela bütün iddianamede bahsedildiği gibi ihale sonucunda alt firmalara bir devir olmuş mudur? Ya da reklam işlerinde çalışanların konuyla hiçbir alakası bulunmamasına rağmen neden bu eylemin altında ifadeleri bulunmaktadır? Aslında iddianamede belirtilmese bile sadece encümen üyesi olduğum için bu eylemin tarafıma yüklendiği anlaşılmaktadır. Encümen üyelerinin gerek şartname hazırlanırken gerekse bedel tespiti yapılırken nasıl bir dahli olabilir? Sonuçta ihaleye katılanlar arasında en yüksek teklifi veren kişiye ihale yapılmaktadır. Encümen üyeleri sadece belirtilen kişilerden mi oluşmaktadır? İBB'de 10 kişilik bir encümen bulunmaktadır. Bu suçlama varsa bu suçlamanın komisyona, komisyon olarak görev yapan herkese teşmil etmesi gerekirken bazılarının seçilmiş olması kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır. Hiçbir şekilde bir suç olduğunu düşünmesem bile komisyonun bir suç işlediği iddiası varsa bazı komisyon üyelerinin bu suçu işlemediğini iddia etmek akıl tutulmasıdır.
Eylem 109. Yine burada da ihaleye fesat karıştırmayla suçlanıyorum. İşin özelliği, Büyükşehir Belediyesi mülkiyetinde olan Zeytinburnu ilçesindeki 27.000 metrekare 3 yıl süreyle depo olarak işletilmesi. Burada bilirkişi emsali eleştiriyor. Şöyle diyor: Emsal alınan taşınmazın metrekare büyüklüğü ne kadar büyük olursa kira bedelinin de oransal olarak o kadar artacağı, kullanım amacına göre değişmekle beraber kira bedeli açısından düşme eğilimi değil, taşınmazın alanı büyüdükçe artış eğilimi gösterdiği hususunun dikkate alınması gerekirken alınmadığı... Çok abes bir yorum. 20 metrekarelik bir dükkânın metrekare fiyatıyla 1.000 metrekarelik bir dükkânın metrekare fiyatının aynı olması bile çok saçmayken bilirkişiler 1.000 metrekarelik dükkânın metrekare birim bedelinin daha yüksek olması gerektiğini savunmuşlardır. Ayrıca emsal alınan taşınmazlar sadece sahibinden.com'dan alınan emsallerdir. Sahibinden.com'a üye olup istediğiniz fiyatı oraya yazmak mümkün.
Dolayısıyla pazarlıksız fiyat üzerinden kamu zarar tespiti edilmeye çalışılmıştır. Bilirkişiler yine çok enteresan bir şekilde taşınmaz maliyetleriyle ilgili bir yorumda bulunmuşlar. Taşınmazın mevcut haliyle kiraya alınması halinde depo olarak kullanmaya müsait değil. Depo olarak kullanılması için önemli ölçüde masraf yapılması gerekir. Dolayısıyla değer takdiri yapılırken onarım bedellerinin de dikkate alınması son derece yerindedir. Ne hikmetse bilirkişiler tam tersini savunmuşlar. En basit şekliyle örneklemek gerekirse karkas haldeki bir binanın kirası aynı olabilir mi? Aslında raporda bunu da kabul etmişler ancak kiradan mahsup edilmemişler. Belediye açısından düşünüldüğünde ise boşuna masraf yapmayıp masrafları kiracı üzerinde bırakmak bu kadar zor bir dönemde, COVID-19 vardı, çok daha mantıklıdır. Aslında bir nevi yap-işlet tarzı bir uygulamadır. Devletimizin birçok uygulaması da buna paraleldir. Yine bilirkişi raporu ve iddianameden alıntı şöyle bir iddiaları var: "3 sıra sayılı Milli Emlak Genel Tebliği'ne göre taşınmazın değerinin %5'i asgari kira bedelidir." Bu bu tebliğin tarihi 20.10.2005. Ancak 19.6.2007, yani 2 yıl sonra çıkan Hazineye Ait Taşınmaz Malların İdaresi Hakkında Yönetmelik'te kira bedelinin %4 olduğunu belirtiyor. Ancak bilirkişiler mevzuattan yenilenememişler ve yine %5 olarak dikkate almışlardır.
Yine kamu zararı tespit edilirken muhammen bedel üzerinden bir tespit yapılmış. Normalde taşınmazın muhammen bedeli aylık 60.000 TL olmasına rağmen aylık 70.000 TL üzerinden kiralanmıştır. Dolayısıyla kamu zararı tespiti yapılacaksa bunun aylık 70.000 TL olarak yapılması gerekirdi. Önemli bir nokta da şudur: İdare zaten kötü niyetli olsaydı daha önce, 2017 yılında, belediyemiz iştiraki olan bir şirketimize aylık 1 TL/m²'den kiralama yapılmıştı, bunu bu emsali dikkate alırdı. Ayrıca emlak müdürünün bedel tespiti için yaptığı çalışma son derece ayrıntılıdır. 6 tane ayrı emsal bulunmuş, hangi emsalin neden uygulanmayacağı ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Ayrıca idaremizin raporunu hazırlayan kişilerden biri gayrimenkul değerlendirme sertifikasına haizdir. Hangi bilirkişide böyle bir sertifika vardır? Yani uzman kişilerce hazırlanmış rapor uzmanlığı olmayan bilirkişilerce kabul edilmemiştir. Ancak bilirkişiler ne hikmetse dilek sahibinden konudan hem de belediyemizin bulup değerlendirdiği pazarlıksız fiyat olan 3 ilanın aritmetik ortalamasını alıp kamu zararı tespit etmişlerdir. Bütün bu rapordaki yanlışlıklar düzeltilirse herhangi bir kamu zararının oluşmayacağı açık ve nettir.
Yine tekrara düşmemek açısından 108 nolu eylemle ilgili savunmamızdaki ifadeleri aynen bu eylem için de tekrarlıyorum. 108 nolu eylemin alt detaylarına baktığımızda yine konuyla alakası olmamasına rağmen reklam işlerinden bahsedilmiştir. Halbuki ihale İBB Emlak Müdürlüğünün yaptığı bir depo kiralaması ile ilgilidir. Mesela bütün iddianamede bahsedildiği gibi alt firmalara devrolunmuş mudur? Ya da reklam konusunda çalışanların konuyla ilgisi bulunmamasına rağmen neden bu eylem altında ifadeleri bulunmaktadır? Yine aynı şekilde bir önceki eylemde olduğu gibi madem bu bilirkişi raporuna bu kadar itibar ediliyor, bilirkişiler birçok kişi hakkında ihaleye fesat karıştırma yönünde iddiaları var. Neden sadece 4 kişi seçilerek bunlar iddianameye konuldu? 12-13 kişinin ismi zikredilmektedir. Bilirkişi raporu sayfa 40. Bir suçlama varsa bu suçlamanın komisyonda görev yapan herkese teşmil edilmesi gerekirken özellikle bazılarımız seçilmiştir. Dolayısıyla kanun önünde eşitlik ilkesinin zedelendiği görülmektedir. Ben yine kimse hakkında bir suç olduğunu asla düşünmüyorum ama bir suç olduğu iddiası varsa bazı komisyon üyelerinin ya da eylemi işleyenlerin dışarıda tutulması akıl tutulması.
Şimdi gelelim Eylem 117'ye: "Kamu kurum ve kuruluşları zararına nitelikli dolandırıcılık." Bu eylemle ilgili zaten iddianamede ifadeler bulunmaktadır. Tekrara düşmemek açısından farklı olarak söyleyeceğim şey şudur: Bilindiği üzere İBB bünyesinde reklam alanlarındaki ecrimisil uygulamaları ile ilgili Danıştayca 4483 sayılı Kanun'a göre soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararı vardır. Bu karara bakıldığında ilk defa tamamen bizi haklı çıkaracak bir kararla karşılaşmaktayız. 4483 sayılı Kanun'a göre daha önceki tahkike izin verilmeyen bir konuda maalesef ki TCK'ya göre yargılanıyoruz. Bu kararın içeriğine bakıldığında ecrimisil uygulamasının ne kadar yerinde olacağı anlaşılacaktır. Pandemide bile reklam gelirleri 3 kattan fazla artırmış durumdayız. İBB tarafı olarak sadece bizim mülkiyetimizde ve tasarrufumuzda gelirlerle ilgili ecrimisil uygulayabiliyoruz. Şirketlerin Medya A.Ş. veya Kültür A.Ş. tarafından nasıl bir uygulama yapıldığına ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.
Dolayısıyla geçmişte verdiğim ifadeyi broşürlerle beraber değerlendirdiğimizde asla kamunu zararına sebebiyet verecek bir eylemin bulunmamaktadır. Herhangi bir yer işgal edildiğinde ve tespitini yaptığımızda mutlaka bir ecrimisil gönderiyoruz. Ancak ecrimisil alanlarına izin vermek gibi bir tabir olamaz. Zaten geçmişe dönük bir işgal tazminatı gelecekle ilgili değil. Ayrıca elimizdeki donelerle en doğru şekilde bedelleri tespit etmeye çalışıyoruz. Kamu zararının nasıl tespit edilebildiğini anlamış değilim. Tevdii raporuna baktığımızda aynı şeyi görüyoruz. Alınan ecrimisillerin tamamını kamu zararı diye nitelendirmek akla erer, mantığa sığar bir durum değil diye düşünüyorum. Belediye takdiri ile ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Madem ki taşınmazlarda metrekare hesabı yapılıyor, reklam panolarında metrekare hesabı yapılsın. Sonuçta belediye gelirleri kanunu ilan ve reklam vergisi diye bir gelir kalemi var. Bizim aldığımız ecrimisiller bu tarifenin çok çok üzerinde. Ama yine de her ne hikmetse mülkiye müfettişi işine geldiği gibi hangisi zararlı olacaksa ona göre değerlendirmesini yapmış bulunmaktadır. Eğer aldığımız ecrimisil tutarı ilan reklam vergisinde belirtilen matrahtan daha az ise kamu zararını kabul ediyorum. Ancak tabii tevdii raporunda bu konuya asla değinilmemiş, sadece kendi yorumuyla bir kamu zararı hesaplanmıştır.
Beni biraz evvel soracaktı ama şunu söylemek istiyorum: Eğer tevdii raporunda yazılan değerler doğruysa İstanbul'un bütün alanlarını reklam alanı gibi kullanırsak Türkiye'nin yıllık gayrisafi milli hasılasına denk bir gelir elde etme imkanı bile doğabilir. Böylece Türkiye'nin cari açığını finanse edebiliriz. Bu yönüyle aslında şunu söylemek istiyorum: İBB'nin değer kattığı alanlarda niye daha fazla değer katmadığı suçlamasıyla karşı karşıyayız. Kamu zararı bile İBB'nin kendi yaptığı değerlemelere göre hesaplanmaktadır. İstanbul'da hazine mallarını yöneten Milli Emlak diye bir kurum bulunmaktadır. Ayrıca sorumluluk alanı İBB'den katbe kat fazla. Acaba reklam uygulanan alanlar emsal araştırılırken Milli Emlak değerleri dikkate alınmış mıdır? Ya da İstanbul'da Milli Emlak ne kadar reklam geliri elde etmiştir? Aynı metrekare hesabıyla, yani İBB'nin aldığı fiyatlarca fiyatlarla Hazine aleyhine trilyonlarca kamu zararına hükmedilmesi gerekmez miydi?
Tevdii raporunda yine şöyle bir ifade var, kendisi yazmış: "Revize Ek 1 ve Ek 2 listeye göre olması gereken 1217 adet reklam panosu, reklam ünitesini sahada tespiti ile 628 adet karşılanmış olup 589 adettinin karşılanmadığı, ancak boş olan tüm reklam ünitelerinin kamu ilanı yerleştirmek suretiyle kullanılması halinde eksik kalan kamu kontenjanının karşılanacağı gibi..." Bu mülkiye müfettişinin belirlediği bir kişinin yazdığı not. "Bu hususta gerekli değerlendirmenin müfettişlik makamının takdirinde olduğu..." Zaten bu ifade bile kamu için yeterli alanın olduğunu kabul etmektedir. Raporun birçok yerinde Ek 1 ve Ek 2'nin çakıştığını kabul etmiştir. Ayrıca 2022 tarihli tespitlerde Google Maps üzerinden çalışma yapılmıştır. Hatta raporda kayar ekranlar olduğu, anlık tespitlerin revize olduğu belirtilmiştir. Değişen ekranlarda kamu payı yeniden hesaplanmamıştır. Anlık durum tespitleri ne kadar sağlıklıdır?
Yine tevdii raporunda şöyle bir ifade var: "İstanbul Büyükşehir Belediyesine toplam 27 milyon ecrimisil bedeli ödeyen 31 adet reklam şirketinin işlettikleri taşınmazlardan 113 milyon haksız kazanç elde ettiği görülmüştür" diye bir ifade var. Bu cümle son derece yanlıştır. Sen ecrimisili kesmek zorundaydın. Zaten ecrimisil yasal bir esasa dayanmıyor. Ayrıca ecrimisil kestiğin yerden ne kadar gelir elde edildiğini bilme şansın yoktur. Ecrimisilin nasıl belirleneceği zaten mevzuatımızda açık olarak belirtilmektedir. Tevdii raporunda ecrimisil tutarının doğru mu yanlış mı belirlendiği analiz edilmeden gönderilen ecrimisilden daha fazla gelir elde edildiği gerekçe gösterilerek kamu zararı yazılmıştır. Hiç ecrimisil gönderilmeseydi o zaman bir kamu zararından bahsedilmeyecektir.
Aslında tevdii raporunu yazan mülkiye müfettişi sadece işine gelen kısımları kullanmıştır. Aslında kendi tevdii raporunda 53.958.600 ecrimisil tahsil ettiğini İBB'nin, şirketlerin 24.198.000 tahsil ettiğini, bu alanlarda şirketlerin toplam 116 milyon kazanç elde ettiğini göstermiştir. Tevdii Raporu Sayfa 134. Rakamlara bakıldığında şirketlerin elde ettiği gelirlerin yaklaşık 3/4'ünü belediyeye verdikleri görülmektedir. Bu rakam raporda geçtiği gibi bir kamu zararı değildir. Önemli derecede isabetli şekilde ecrimisil gönderdiğimizin bir göstergesidir. Çünkü şirketlerin önemli ölçüde maliyetleri, vergi ve SGK giderleri bulunmaktadır. Ayrıca şirketlerin ecrimisilleri vergilendirme açısından kabul edilmeyen gider olduğu dikkate alındığında neredeyse elde edilen gelirin tamamı belediyece alınmış demektir.
Tevdii Raporu 136'da "1608 sayılı Kanun'a göre idari para cezası uygulanması gerekirken uygulanmadı" şeklinde bulunan kamu zararının tarafımca tespit edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Konuyla ilgili encümen üyelerine sorumluluk yüklemek doğru değildir. Ayrıca söz konusu yerlerle ilgili Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı'na gelen bir ihbar... Emlak Daire Başkanlığı'na gelen bir ihbarda bulunulmaktadır. Nasıl bilgim olmayan bir şeyden sorumlu tutuluyorum? Tevdi raporu sayfa 140'ta ise yine 2011 yılından gelen bir sözleşme için kamu zararı tespit edilmiştir. Ancak kamu zararı sözleşmesiz devam eden bir şirketin 15 günlük, 10 günlük yaptığı satışların tespitiyle yapılmıştır. Kira sözleşmesi devam ederken bir usulsüz oyun olduğu... haberdar olma şansınız yoktur. Kamu zararı ihbarcının sunduğu dilekçeden sonraki bir tarihi kapsıyor, neden acaba? 5018 Sayılı Kanun 75. maddesinde kamu zararının nasıl tespit edileceği belirtilmiş. İddia edilen usulsüzlüğün tam yapıldığı tarih bilinmiyorsa neden sadece 2019 ve sonrası kamu zararı çıkartılıyor? Bu hususu yüce mahkemenizin takdirlerine sunuyorum.
Yine tevdi raporunda, her ne kadar muhammen bedel takdir raporunda ihale konusu reklam ünitelerinin afiş değiştiricili billboard tipi olduğu belirtilmek suretiyle muhammen bedel hesabı yapıldığı, ayrıca işletme sözleşmesinin 2. maddesinde reklam ünitelerinin sabit veya afiş değiştiricili billboard olabileceği görülmekle birlikte ibaresinden sonra işte 3 defa değiştirilebiliyormuş, dolayısıyla daha fazla gelir elde edildiği iddiası kamu zararı oluştuğu belirtilmiştir. İhaleler açık ihale usulüyle yapılıyor ve sözleşmede de "reklam yüzleri değiştirilebilir" maddesi varsa, sırf kişi daha fazla gelir elde etti diye bunu kamu zararı olarak söylemek çok saçma. Zaten bütün firmalar ihaleye rekabete girmek için girerler. O zaman bütün ihalelerin başa baş yapılması gerektiği gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bunun takdirini yine yüce mahkemenize bırakıyorum.
Yine tevdi raporunda çok acayip bir yorum var: "Kaldı ki 10 yıl önce kiralanan bir taşınmaz veya iş yerinin enflasyon oranında artırılmış güncel sözleşme bedeli üzerinden kira süresi sonunda 10 yıl süreyle yeniden kiraya verilmesinin ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu türde uzun süreli kiralamalarda enflasyon oranında artırılmış kira bedelinin sözleşme süresi sonunda güncel piyasa rayicinin altında kaldığı bilinen bir durum olduğu..." Bu nasıl bir yorum? Bütün rapor yazılırken Covid-19 bile göz önünde bulundurulmuyor, üstüne üstlük enflasyon oranındaki artış da beğenilmiyor. Biz idare tarafı olarak bir önceki kira oranını enflasyon oranında artırarak 2886 Sayılı Kanun'a göre ihaleye çıkmışız. İhaleyi İBB iştiraki olan bir firma kazanmış. Üstelik şu konu da önemli: Mevcut ihale 2011'de yapılan ihalenin aynısı. Sayılar bile birbirine çok yakın, meclis kararları da var.
Yine tevdi raporuna bir atıfta bulunacak... Bu ünitelerin ajanslar tarafından sürekli olarak kiraya verilemediği, kimi zaman bu ünitelerin boş kaldığı varsayımından hareketle bu hallerde muhammen bedelin düşük tespit edildiği sonucuna ulaşılamayacağı gerekçesiyle kaldırılmış zaten. Bunu söyleyen tevdi raporunu yazan arkadaş. Bu yorum Danıştay'ın. Devamını okumak istemiyorum. Bundan sonra tevdi raporunu yazan arkadaş üst mahkeme kararını tanımıyor, kararın hatalı olduğunu değerlendiriyor. Aslında idari bir işlemle ilgisi tarafımız lehine olan en üst yargı organının kararını tanımıyor. Bu rapor kendisine ait olduğu için mi çok içerlemiştir? Kendisine sorulmasını talep ediyorum; hangi kararları tanıyor kendisi acaba? Yine memurların yargılanması için özel bir kanun düzenlenmiş. Üstelik bu kanun anayasaya uygun olarak yazılmış. Ancak ne hikmetse bir mülkiye müfettişi çıkıp Danıştay kararını boş verin, benim belirlediğim bilirkişiler böyle bir... böyle yazdı, dolayısıyla ben haklıyım iddiasında. Yarın sizin vereceğiniz kararla ilgili ilgililer aynı iddiada bulunursa şaşırmayacağım. Sonuçta reklam işleri halen devam etmektedir.
Yine tevdi raporu 147'de 2011 yılı ihalesi kapsamında işletmeci tarafından kurulmuş olan reklam uygulamasının kurulum maliyeti olmadığı, halihazırda işletilebilir durumda olduğu, işletme maliyetleri dikkate alınarak objektif olarak muhammen bedelin en az 1 milyar olması gerektiğini söylüyor. Bu rakamı nereden bulmuştur? Raporun birçok yerinde fiyatların Ticaret Odası'ndan, kamu kurumlarından alınması gerektiği belirtilmiştir. Kendisi bu kurumlara emsal belirlemede yazı yazmış mıdır? Hayır, yoktur ya da ben görmedim. Yine günlük kiralamalardan yola çıkarak 10 yıllık kira bedeli belirleniyor. Gerçekten muhteşem bir icat! Hiç kimsenin aklına gelmeyen bir icat! 2011 yılındaki reklam ünitelerinin hiçbir maliyeti olmadan kullanılabileceği iddiası ise daha garip. 10 yılda teknolojideki gelişmelerden bihaber galiba. Ayrıca menkul mallarda amortisman süresi 5 yıl. Bu demek ki her 5 yılda bir bu malların değeri sıfıra düşer.
Sayın heyet, bu tevdi raporunun her yeri dökülüyor. Nereden teferruatına girsem çıkılmaz bir hal alıyor. Tamamen sübjektif yorumlar. Günlerce bu raporu değerlendirip saçmalıklarını gösterebilirim. Ama yine de sürekli atıfta bulunmak zorunda kalıyorum. Kamu zararının tespitiyle ilgili çok önemli bir maddesi var. Tevdi raporunu yazan, İBB için muhammen bedel 400 milyon belirlendi, 1 milyar olması varsayımıyla 600 milyon... Tevdi raporunun 148. sayfası bu arada. Muhammen bedel 400 milyon, 1 milyar olması gerektiğini iddia ediyor. İştirak Kültür A.Ş.'ye de 580 milyon demiş. Dolayısıyla 600 milyon İBB için kamu zararı var demiş, 580 milyon iştirak için zararı var demiş; toplam zarar 1 milyar 180 milyon. Yani 1 milyarlık muhammen bedelli bir ihale için 1 milyar 180 milyonluk bir kamu zararı olduğunu iddia etmekte. Ben bunu anlamakta çok zorlanıyorum.
Bir diğer garip yorum da dolar fiyatlarıyla yapılan endeksleme. "Enflasyon oranında artışta bir sorun yoksa hemen dolar endekslemesine geçelim" gibi bir mantık var. Bence 2020'den sonra altın endekslemesine geçip kamu zararını daha da artırması mümkün olurdu. Müfettiş arkadaş sanırım devletimizin gayrimenkul kiralarını bazı yıllarda artışını yüzde 25'le sınırlandırdığına sınırlandırdığına da prim veriyor. O zaman enflasyon daha yüksekti ama neyse... Yani kendimi şu rapor karşısında savunurken bile hicap duyuyorum. Zaten 4 milyarlık kamu zararının da kendi yaptığı dolar kuruna göre belirlediğini raporda belirtmiştir. Devletimiz kira sözleşmelerinde döviz kullanımını yasaklarken devletin resmi görevlisi, devletin bir kurumu olan İBB için dolar cinsinden kamu zararı çıkarmaktadır. Dediğim gibi, keşke altına endekseseydi daha fazla kamu zararı çıkarabilirdi. Altın dolar cinsinden 4 kat arttığına göre aslında kamu zararı 4 milyar değil, 16 milyardı derseydi.
Yine üst geçitlerle ilgili maalesef değişik bir yorum var. Yine müfettiş üst mahkeme kararını tanımamış; halbuki üst mahkeme müfettişlik raporunun sübjektif olduğunu belirtiyor. Üst paragraf yorumların aynısını burada da yapabilirim. Önemli bir husus ise üst geçitlere sayı olarak ihaleye çıkılmıştır. Dolayısıyla teftişçi arkadaş her üst geçidi geliş ve gidiş yönüne göre farklı olarak değerlendirmektedir. İki kat... İki katlık farkın sebebi tam olarak budur. Daha ne söyleyebilirim, bilmiyorum. Danıştay kararı var, üst geçit sayıları belli. Aslında söyleyeceğim çok şey var ama bunları yazılı olarak yüce mahkemenize sunacağım. Sonuç olarak iddianamede tarafıma atılan bütün eylemlerden dolayı beraatimi talep ediyorum. Ayrıca haftada bir olan adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını talep ediyorum. Yurt dışı çıkış yasağımın da kaldırılmasını talep ediyorum. Yanlış anlaşılmasın, kendim için istemiyorum; kızım üniversiteye başladı, dolayısıyla yurt dışına gidip gelmesi gerekiyor. Eşit pasaport iptal edildiği için çok zorluk yaşıyoruz. Herkese saygılarımı, selamlarımı sunuyorum.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Fatih Keleş: İddianameye göre ben örgüt yöneticisiyim, siz de bana bağlı üye olarak görünüyorsunuz. Siz de ifadenizde bunu belirttiniz, cevap da verdiniz bunlara ama ben yine altını çizmek için sormak isterim. Ben size hukuk dışı bir talepte, bir talimat verdim mi?
Ali Ayçiçek: Hayır hayır, asla vermediniz.
Fatih Keleş: Ben size bir talimat verebilir miyim?
Ali Ayçiçek: Hayır hayır, siz veremezsiniz.
Fatih Keleş: Peki talimatı bir yana koyalım, ben hukuk dışı sizden herhangi bir ricada bulundum mu?
Ali Ayçiçek: Asla bulunmadınız.
Fatih Keleş: Teşekkür ediyorum. Sayın başkanım, bir ricam da sizden olacak, heyetinizden. Bu vergi borçlarımızın ödenmesi konusunda Maliye'den...
Hakim: Avukatınız onunla ilgili...
Fatih Keleş: Uzun zamandır size bunu anlatıyoruz ama bir yandan borç faiziyle birikiyor, bir yandan da...
Hakim: O konuyla ilgili bilgimiz var Fatih Bey zaten. Toplu bir değerlendirme yapıyoruz onunla ilgili. Karara bağlayacağız zaten o şekilde.
ALPER AYDIN AVUKATI BURAK AKIN SORUYOR
Burak Akın: Özel mülkiyete tabi alanlarda ilgili ecrimisil tahakkuk ettirilmesinin sebebini soracağım Ali Bey. Örneğin özel mülkiyete tabi bulunan bir alanda bulunan bir reklam unsuru kamu sahasına taştıysa, örneğin bir inşaat parapetinin ayakları bir kaldırıma taştıysa bu gibi durumlarda ecrimisil ihbarnamesi düzenlenir miydi?
Ali Ayçiçek: Biz sadece kamuya taşan alan için düzenleriz. Özel alanda kalan yerler için ecrimisil almayız.
ALİ AYÇİÇEK AVUKATI EMEK GÜVEN SAVUNMASI
Sayın Başkan, Sayın Heyet; müvekkil sorgusunu tamamlamış, hakkındaki örgüt üyeliği suçlamasına ve iddianamede yer alan 61, 62, 65, 66, 77, 108, 117 numaralı eylemlere ilişkin ayrıntılı cevaplarını huzurda sunmuştur. Müdafi olarak suçlamalara ilişkin esaslı savunmamızı delillerin tartışılması ile esas hakkındaki mütalaa sonrasında savunmamıza bırakıyoruz. Bu aşamada suçlamalarla ilgili suçlamalara ilişkin beyanlarımızı çok kısa ve öz olarak şu şekilde özetlemek isteriz: Öncelikle 61, 62 ve 66 numaralı eylemler işlenemez suç niteliğindedir. İddia konusu eylemlerin gerçekleştirildiği belirtilen tarihler, müvekkilin İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı görevini yürüttüğünün ya öncesine ya da sonrasına denk gelmektedir. 61 ve 62 numaralı eylemlerde suç tarihi 24.06 2020, ancak müvekkil bu tarihten bir ay sonra, 24.07 2020 tarihinde görevine başlamıştır. Doğal olarak tamamlanmış bir suça sonradan iştirak edilmesi hukukhen mümkün değildir. 66 numaralı eyleme ilişkin süreç ve suç tarihi ise müvekkilin görevden ayrılmasından yaklaşık bir yıl sonrasına aittir. Dolayısıyla bu eylemler bakımından müvekkil yönünden işlenemez suç durumu söz konusudur.
Diğer eylemlerle ilgili müvekkil zaten ayrıntılı beyanlarda bulundu, onlara değinmeyeceğiz. Sadece müvekkile yöneltilen suç örgütü iddiasının dayanağı ise iddianame ekinde yer alan kişi kartları klasöründeki tek paragraflık bir yazıdan ibarettir. Hiçbir delile, olguya veya emareye dayanmayan bu değerlendirme, sırf müvekkilin görev yaptığı dönem ve makam gerekçe gösterilerek suç örgütü içerisinde imar işlemleriyle alakalı sorumlu kılınan Fatih Keleş isimli örgüt yöneticisiyle birlikte hareket ettiği değerlendirilmektedir şeklinde soyut bir varsayıma dayanmaktadır. Emniyet fezlekesindeki bu tek paragraflık değerlendirme, Savcılıkça hiçbir süzgeçten geçirilmeden iddianameye aynen aktarılmıştır. Somut bir dayanağının olmaması bir yana, ifadenin kendi kurgusu dahi suçlamanın ne derece temelsiz olduğunu göz önüne sermektedir. Burada dikkat çekmek istediğimiz husus; müvekkilin Emlak Yönetimi Daire Başkanı olduğunun unutulması veya bu görevin İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı ile karıştırılmış olunmasıdır. Müvekkilin imar konularıyla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Suçlamaya konu edilen hususlar imar ve ruhsat meseleleri değil; reklam alanları, garaj ve sosyal tesis işletmek gibi alanların ihalesi ile de devredilmesi konusudur.
Son olarak müvekkilin sorgusu bugün itibarıyla tamamlanmıştır. Böylelikle yargılamanın bu aşamasında sürdürülmesi veya hakkında hüküm kurulması önünde yasal bir engel ya da sakınca bulunmamaktadır. Bu doğrultuda müvekkil üzerindeki orantısız ve yük oluşturan imza atma yükümlülüğü ve yurt dışı çıkış yasağının, özellikle müvekkilin de belirttiği gibi kızının durumunun da değerlendirilerek kaldırılmasını talep ediyoruz.
ENGİN ULUSOY SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Başkanım, değerli heyet, sayın savcım; yaklaşık 37 yıl emniyet teşkilatında görev yaptıktan sonra 1. Sınıf Emniyet Müdürü, Polis Başmüfettişi olarak emekli oldum. Bürokratik tavsiyelerle davet edilmem üzerine, 24.09.2019 ve 14.12.2023 tarihleri arasında İBB Zabıta Daire Başkanı olarak görev yaptım. İddianamede az önce Sayın Başkanımın söylediği gibi sadece eylem 117 kapsamında hakkımda dava açılmıştır. Ayrıca bu davada iddia edilen örgüt listesinde ben ve hiçbir zabıta personeline yer verilmemiştir. Eylem 117'nin başında gayrimeşru talimat verdiği ileri sürülen kişiler arasında ismim bulunmamaktadır. Burada sayılan kişilerden de herhangi bir gayrimeşru talimat almadım. Kimseye de herhangi bir gayrimeşru talimat vermedim. Reklam şirketlerini tanımıyorum, bilmiyorum. Bu şirketlerle hiçbir ilgim, alakam, irtibatım, iltisakım yoktur. Dosyadaki beyanlarda da şahsıma yönelik böyle bir iddia bulunmamaktadır.
Sayın Başkanım, neyle suçlandığımı anlayamadığımı açıkça ifade etmek istiyorum. İddianamede adım yalnız 4 yerde geçmektedir. Eylem 117 şüpheli listesinde, kendi ifademin başında, ceza istenen sevk maddesinde, listesinde ve tevdi raporunda hukuki sorumluluğu bulunabileceği belirtilen kişiler listesinde. Sayın Başkanım, hukuki sorumluluğu olabileceği belirtilen bu liste tevdi raporunun 193. sayfasından iddianameye alınmış ve listede adım zikredilmiş olmasına rağmen raporun hemen devamında 194. sayfasının 2. paragrafında sayılan kişilerle ilgili yönünden şu ihtirazi kayıt yer almaktadır: Sunduğum eklerde Ek 1'de aynen şöyle demektedir: "Kaldı ki söz konusu fiillerin işlenip işlenmediğinin, ayrıca belediye görevlileri ile belediye görevlileri ile özel reklam şirketleri yetkililerinin irtibat, yardımlaşma, haksız menfaat ilişkileri içerisinde olup olmadıklarının ortaya konulmasının ancak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun adli makamlara sağladığı yetki ve imkanlar yardımıyla tespitinin mümkün olabileceği belirtilmiştir."
Buna rağmen dosyada şahsım yönünden banka hareketi, mal varlığı artışı, reklam şirketleriyle irtibat, tanık beyanı, yazılı veya sözlü talimat ya da iddia edilen hileli sürece bilerek katkı sunduğumu, yardım ettiğimi gösteren herhangi bir somut delil bulunmamaktadır. Savunmamı hazırlarken iddianamenin Eylem 117 bölümünde şahsıma isnat edilen kişiselleştirilmiş bir fiil bulamayınca "Engin Ulusoy şunları yaptı veya yapmadı, şu kişiye talimat verdi ya da şu kişiden gayrimeşru talimat aldı" biçiminde bir iddia yer almadığı gibi Zabıta Daire Başkanı unvanı üzerinden kurulmuş somut bir isnat mevcut değildir. Bu durum davasız yargılama olmaz ilkesinin ihlali niteliğindedir. Yalnızca ihtimal bildiren bir değerlendirme somut suç isnadı yerine geçmez. İddianamede fiil, tarih, yer ve iştirak biçimi kişiselleştirilmediği için neyle suçlandığım anlaşılamamaktadır.
Ben bunu anlayamadığım için baroya sordum. Mahkeme dosyasına daha önce sunulan Ek 2'deki İstanbul Barosu Adil Yargılanma Hakkı Araştırma ve İhlalleri İzleme Merkezi'nin 30.03.2026 tarihli raporunun 22. sayfasını ekte size sundum Ek 2'de. Buna göre de CMK'nın 225. maddesinde ifadesini bulan davasız yargılama olmaz ilkesine aykırı olduğu değerlendirilmektedir. Tüm bu sebeplerle Eylem 117'de zabıta sözcüğü geçtiği yerleri, konuları bilsem de bilmesem de araştırdım, soruşturdum. Bazılarını soruşturma aşamasında, bazılarında kovuşturma aşamasında öğrenmiş olsam da anılan dönemlerde Zabıta Daire Başkanı olmam nedeniyle cevaplamaya çalışacağım. Bu bir müfettiş raporuna verilen cevap-ı layiha, yani rapor cevabı niteliğinde kurumsal olacaktır. Ancak kuruma sorulsa daha sağlıklı ve net cevaplar alınırdı. Tabi ki 2023 yılında bu görevden ayrılmış olmam sebebiyle ancak erişebildiğim kadarıyla açıklayabileceğim de malumunuzdur.
Sayın Başkanım, değerli heyet; iddianamedeki genel tespit geçecek olursak sayfa 2875. paragrafında şu şekildedir: Kolaylık olsun diye Ek 3'te sundum, o kısmın ilgili kısmını sadece okuyorum. "2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 75. maddesi uyarınca izinsiz kullanılan reklam uygulamaları hakkında ecrimisil işlem dosyaları açıldığı, reklamların kaldırılması yönünde talimat verilmediği, dolayısıyla izinsiz kullanımın fiilen yasallaştırıldığı, yaptırımların uygulanmadığı hususları genel tespitler olup" şeklinde bitmektedir. Bu genel tespit zabıtaya yönelmiş bir itham içermemektedir. Ecrimisil dosyasına izin vermeye yetkili birimlerce açıldığını, kaldırma yönünde zabıtaya talimat verilmediğini kabul etmektedir. Zabıta izin makamı, ecrimisil işlemini kuran idari birim veya kendiliğinden tahliye kararı veren merci değildir. Devamında izinsiz kullanımın fiilen yasallaştırıldığı, reklamların kaldırılması yönünde zabıta birimlerine herhangi bir talimat verilmediği ve dolayısıyla yaptırımların uygulanmadığı iddia makamı tarafından açıkça belirtilmiş olmasına rağmen 3 sayfa sonra bunun tam tersi ileri sürülebilmektedir.
İddianamenin 2870. sayfası nitelikli dolandırıcılık suçu açısından yapılan değerlendirme başlığı altında zabıtaya aşağıdaki fiil isnat edilmektedir. İddianame sayfa 2870'ten ilgili bölümü okuyorum: "Ecrimisil bedeli tahsil edilmesine rağmen zabıta görevlilerince ilgili reklamların kaldırılmadığı gibi gereken idari para cezası uygulanmak üzere encümene sevkinin yapılmadığı ve dolayısıyla kamu zararına sebep olduğu" iddia edilmektedir. Sayın Başkanım, bu iki kabul aynı anda geçerli ve doğru olamaz. Bir yandan açık talimat verilmediğini kabul edip diğer yandan talimatsız kalan sürecin sonucunda zabıtayı sorumlu tutmak görev ve yetki rejimini tersine çevirmektedir. Bu değerlendirme ecrimisil, tahliye, idari para cezası ve encümene sevk süreçlerinin birbirinden farklı yetki, usul ve rejimlere tabi olduğunu göz ardı etmektedir. İddianame bir yandan kaldırma talimatının verilmediğini kabul etmekte, diğer yandan talimatsız kalan sürecin sonucunda zabıtayı sorumlu tutmaktadır. İddianame ve Teftiş Raporu'nun merkezindeki açıklanması gereken ciddi bir tutarsızlık ve çelişki budur.
Ek 3'ün son paragrafında yine iddianamenin 2870. sayfasından bahisle yetkili birimce işlem yapılmadığı kabul edilmesine rağmen zabıta sorumlu tutulmaktadır. Böylece aynı olay bir yandan 2886 sayılı kanunun tahliye rejimini, diğer yandan yönetmelikteki kaldırma ve yaptırım rejimini esas alarak birlikte değerlendirilmektedir. Ecrimisilli reklam alanlarının hangisine göre işlem tesis edilmesi gerektiği yönünde açık bir açıklama getirelememektedir. 1. kabule göre ecrimisil sonrası tahliye ve kaldırma süreci Ek 4'te sunduğum 2886 sayılı kanunun 75/4. maddesine göre işgal edilen taşınmazın idarenin talebi üzerine mülki amirlirce en geç 15 gün içerisinde tahliye ettirileceğini düzenler. Buna göre süreç ecrimisil işlemini yapan idarenin mülki amirliğe başvurmasıyla başlar. Zabıta ancak açık bir infaz ve kolluk talimatı verilirse görev yapabilir. Dosyada mülki amirliğe başvuru, başlatılmış tahliye işlemi veya zabıtaya verilmiş bir talimat bulunmamaktadır.
Sayın Başkanım, Ek 5'ten Ek 8'e kadar sunduğum Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi içtihatlarına göre de zabıtanın doğrudan tahliye işlemini tesis edemeyeceğini, tahliyenin idarenin talebi üzerine mülki amirlik tarafından yürütülmesi gerektiğini göstermektedir. Bu içtihatların ortak sonucu açıktır: Zabıtanın re'sen tahliye yapması veya kaldırma kararı vermesi hukuka aykırıdır. Dolayısıyla ecrimisil dosyası açılmış bir yerde zabıtadan kendiliğinden müdahale etmesi beklenemez. Zabıta müdahale etseydi kendisine tanınmayan bir yetkiyi kullandığı için cezai ve hukuki sorumlulukla karşılaşması beklenirken aksine mevzuata uygun hareket ederek müdahale etmediği gerekçesiyle bugün olduğu gibi yine cezai sorumluluk isnat edilebilmektedir. Sayın Başkanım, hukuk düzeni kamu görevlisini böyle imkansız bir ikilem içinde bırakamaz. 2. kabule göre sonuç açıktır; mülki amirlik süreci işletilmeden zabıtaya açık infaz talimatı verilmeden zabıtanın re'sen tahliye ve kaldırma yapması beklenemez. Aksi, kanuni yetki düzenine aykırı olduğundan hukuki veya ceza sorumluluk doğurmaz.
Geçelim ikinci kabule göre; yönetmelik kapsamında kaldırma ve belediyece yürütülür. İddianame ve tevdii raporundaki ikinci kabule göre, her ne kadar ecrimisilli 2886 75/4 maddesine göre tahliye gerekirse de reklam unsurlarının yönetmelik uyarınca kaldırılması idari işlem sürecinin başlatılması gerekirdi. Ancak yönetmelik zabıtaya bağımsız karar yetkisi değil, yetkili birimin belirleme talimatına bağlı denetim ve uygulama görevi vermektedir. İstanbul Reklam, İlan ve Tanıtım Yönetmeliği ilgili hükmü açıktır. Ek 9'da sunduğum madde 15/3, aynen okuyorum: "Denetim işlemleri ilgili zabıta, Belediye Zabıta Müdürlükleri tarafından gerçekleştirilir. Denetlenen reklam, ilan ve tanıtım uygulamalarının izinli olup olmadıkları, izinli olanların verilen kriterlere, izin kriterlerine uygun olup olmadığı ilgili müdürlük veya ilgili birim tarafından belirlenir." Bu hükme göre zabıta sahada denetim yapar, ancak reklam uygulamasının izinli olup olmadığına ve izin kriterlerine uygunluğunu ilgili müdürlük veya ilgili birim belirler.
Ek 10'da sunduğum yönetmeliğin 16. maddesinde kaldırma ve yaptırım sürecini belirli şartlara bağlamıştır. Bu düzenlemelere göre kamu ortak kullanım alanları dışında izinsiz reklam, ilan ve tanıtım uygulamaları öncelikle ilgilisine tebligat yapılması ve reklam unsurlarının ilgilisi tarafından kaldırılması öngörülmüştür. Tebligata rağmen kaldırılmayan uygulamalar yönünden ise zabıta tarafından değil, ilgili belediye tarafından kaldırılma ve ancak akabinde 1608 sayılı kanun çerçevesinde işlem tesis edilebilmesi gündeme gelebilir. Bu nedenle yaptırım uygulanabilmesi için yetkili birimlerce somut aykırılık tespiti yapılmasına ve yönetmelikte öngörülen usulün işletilmesine bağlıdır. İkinci kabule göre de sonuç aynıdır. İzin veya aykırılığı açıkça belirlenmemiş ve zabıtaya net, somut, uygulanabilir bir işlem talimatı verilmemiş ise zabıta kaldırma, encümense sevk, yaptırım süreci başlatamaz. Bu nedenle zabıtanın hukuki ve ceza sorumluluğu kurulamaz.
İki kabul arasındaki ayrım nettir. Birinci kabul yalnızca ecrimisil sonrası tahliyeye ilişkindir. Burada idarenin mülki amirliğe başvurusu, mülki amirlikçe yapılan tahliye süreci ve zabıtaya verilen infaz talimatı yoktur. İkinci kabulde ise yalnızca yönetmelik kapsamında kaldırmaya ilişkindir. Burada ilgili müdürlüğün izin veya aykırılık tespiti ile açık ve işleme elverişli kaldırma talimatı mevcut değildir. Her iki kabulde de zabıtaya doğmuş belirli, açık, icra edilebilir bir görev bulunmamaktadır. İddia makamı zabıtaya yönelik genel iddia olarak ecrimisil tahsil edilmesine rağmen reklamların kaldırılmadığı, idari para cezası uygulanmak üzere encümene sevk sürecinin başlatılmadığını ileri sürmüş, ardından da bu iddiayı bazı örneklerle somutlaştırmaya çalışmıştır. Şöyle ki iddianamenin 2870 sayfası B bendinde Mecidiyeköy köprü ayaklarındaki reklam alanlarının ilgili şirkete ecrimisil alınarak kullandırıldığı ve Emlak Yönetimi Dairesi Başkanlığı Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğünün 08.06.2021 tarihli ve 664076 sayılı yazısı ile Zabıta Daire Başkanlığına bilgi verilmesine rağmen herhangi bir işlem yapılmadığı şeklinde genel olarak bahsedilen iddia, bir evrak ve birkaç farklı konu üzerine somutlaştırılmaya çalışılmıştır.
Ek 11'de sunduğum ve Mecidiyeköy köprü ayakları ile ilgili söz konusu 08.06.2021 tarihli yazı ile ilgili maddi hata yapılmıştır. İddianame ve tevdii raporunda belirtildiği şekilde Zabıta Daire Başkanlığına hitaben gönderilen bir yazı değildir. Reklam Yönetimi Şube Müdürünün imzasıyla ilgili Zabıta Müdürlüğüne gönderilen bir yazıdır. Teknik iş ve işlemler ile ilgili bu tür yazışmalar doğal ve rutin olarak müdürlükler arasında yapılır. Ancak şunu da ifade edeyim, bu yazışma Daire Başkanlığı seviyesinde de yapılmış olsa dahi ilgili müdürlüğe sevk ve havalesi yapılarak aynı iş, işlem ve süreçlerden geçecek, doğal olarak farklı bir sonuç doğurmayacaktır. Söz konusu yazının metninden anlaşılacağı üzere teknik elemanlarca mahallinde yapılan inceleme neticesinde belirtilen reklam unsurlarının tespit edildiği ve ecrimisil işlem dosyası oluşturulduğuna dair bilgi mahiyetinde, herhangi bir talimat ve talep içermeyen bir yazıdır. Bir bilgi yazısı zabıtaya hukuki nitelendirme yetkisi vermez. Aksine ilgili müdürlüğün konuyu kendi görev alanında tespit edip ecrimisil sürecini aldığını gösterir. Bu aşamada 2886 sayılı Kanun'un 75/4 maddesi kapsamında mülki amirlik sürecinin işletilip işletilmediği veya zabıtaya bu kapsamda açık bir görev talimatı verilip verilmediği belirleyicidir.
Oysa Ek 12'de örneği sunulan Avrupa Yakası Zabıta Şube Müdürlüğüne hitaben izinsiz olduğu belirlenen 3 reklam unsurunun ivedilikle kaldırılmasını açıkça istediği görülmektedir. Böylece Ek 11'deki bilgi yazısı ile Ek 12'deki işlem talimatı arasındaki fark somutlaşmaktadır. Ek 13'te bu iki yazıyı karşılaştırmalı olarak sunuyorum. Soldaki yazı ecrimisil dosyası açıldığını bildirirken, sağdaki yazı açıkça kaldırma talimatını vermektedir. Yine iddianamenin aynı bölümünde sözü edilen Maslak İTÜ karşısındaki yere ilişkin olarak Ek 14'te sunulan 08.09.2022 tarihli yazı, söz konusu reklamlar hakkında ecrimisil işlem dosyası açıldığını bildiren bir bilgi yazısıdır. Buna karşılık aynı yerle ilgili bu defa Ek 15'ten anlaşılacağı üzere 07.12.2022 tarihli yazı ile reklam panolarının kaldırılması hususunda Avrupa Yakası Zabıta Şube Müdürlüğüne açıkça talimat verilmiştir. Ek 16'da aynı firmaya, aynı yere ilişkin bu iki yazıyı karşılaştırmalı olarak yeniden sunuyorum. Soldaki yazı ecrimisil işlem dosyası açıldığını bildirmekte; sağdaki yazı ise aynı firmaya, aynı yerde bulunan izinsiz olduğu belirtilen reklam panolarının kaldırılması talimatını içermektedir.
Sayın Başkanım, Ek 17'de sunduğum Anadolu Yakası bakımından da aynı karşılaştırma yer almaktadır. Bağdat Caddesi'ndeki bir reklam alanına ilişkin ilkyazı ecrimisil dosyası açıldığını bildirmekte, diğer yazı ise bir reklam uygulamasının kaldırılmasını talep etmektedir. Somut belgeler de bilgi ile talimat arasındaki farkı açıkça göstermektedir. Ek 18, Ek 19, 20'de bu bölümde diğer alanlara ilişkin olarak ecrimisil işlem dosyası açıldığını bildiren yazılar bulunmaktadır. Bu belgelerin hiçbirinde kaldırma, yaptırım veya encümene sevk yönünden içerecek talep veya talimat yoktur. Sonuç olarak Ek 11'den Ek 20'ye kadar sunduğum belgelerin ortak sonucu şudur: Bilgi yazısı ecrimisil dosyası açıldığını bildirir, talimat yazısı ise zabıtaya belirli bir işlem, görev verir. Bilgi yazısından kaldırma veya encümene sevk yükümlülüğü doğmaz. Sayın Başkanım, az önce somut belgeler üzerine yaptığım bu değerlendirmeler bir sanığın, benim şahsi yorumlarım, yorumum değildir. İddianameye temel teşkil eden tevdii raporunda da aynı husus açıkça tespit edilmektedir. İlgili bölümü Ek 21'de sunuyorum.
Özetle sunduğum bölümün ilgili bölümlerini sadece okuyorum. Şöyle diyor: Tevdii raporunun 120 ve 121 ve ısrarla ikinci defa 187 ve 188. sayfalarında şöyle demektedir: "Reklam uygulamaları ile ilgili ecrimisil dosyaları açıldığı, akabinde ecrimisil bedeli ve ilan reklam vergisi tahsili için Mali Hizmetler Daire Başkanlığına gönderildiği, ancak bilgi mahiyetinde Zabıta Dairesi Başkanlığına gönderilen yazılarda sadece ecrimisil işlem dosyası açıldığı belirtilmek suretiyle müşteki şirkete ait izinsiz panolara yapıldığı şekliyle izinsiz panoların kaldırılması yönünde herhangi bir talimat verilmediği, bu suretle gerek kamuya ait gerekse özel mülkiyete konu taşınmazlardaki izinsiz reklam panolarının fiilen yasallaştırıldığı, mevzuatın öngördüğü yaptırımların uygulanmadığı..." Devamında Ek 22'de sunduğum tevdii raporunun 191. sayfası ise söz konusu mevzuata aykırı iş ve işlemlerle kamu mülkiyeti, özel mülkiyete konu alanların izinsiz olarak konulan reklam ünitelerinin İstanbul Reklam, İlan ve Tanıtım Yönetmeliği'nin ilgili maddelerine aykırı zabıta denetimi dışına çıkarıldığı açıkça belirtilmiştir.
Ek 23'te tevdi raporundaki ihale konusu reklam ünitelerinin zabıtaya bildirilmemesi nedeniyle Zabıta Dairesi denetimi dışına çıkarıldığını açıkça belirtmiştir. Ancak şunu da ifade edeyim; ihale konusu yerlerin kanuni bir zorunluluktan mı bildirilip bildirilmemesi gerektiğini, o konuda bir yorum yapamayacağım veya bir tavsiye niteliğinde mi, onu da müfettişin tavsiyesi olduğunu şu anda bilemiyorum. Tevdii raporundaki tespitler birlikte değerlendirildiğinde; izin ve aykırılığı belirlemeye yetkili müdürlüklerin kaldırma yönünde talimatı olmadığından ecrimisil işlemleri sonucunda reklam uygulamalarının fiilen devam ettiği ve alanların zabıta denetimi dışına çıkarıldığı görülmektedir. Zabıta denetimi dışına çıkarılan bir süreçten dolayı zabıtanın sorumlu tutulması hukuken de mümkün değildir. Rapor bir yandan talimat verilmediğini, alanların zabıta denetimi dışına çıkarıldığını kabul ederken, diğer yandan zabıtayı işlem yapmamakla sorumlu tutmaktadır. Bu, raporun ve iddianamenin merkezindeki temel çelişkidir. Peki zabıta ne yaptı bu süreçte? Sessiz mi kaldı? Göz mü yumdu? Bekledi mi? Hayır.
Ek 24/1 ve 24/2'de sunduğum örnek belgelerden; Devlet Tiyatrolarına izin verilen 41 silindir kule yanı sıra ecrimisilli yerler dahil zabıta müdürlükleri tarafından denetlenmiş, tespitlerini izin ve aykırılık konusunda karar vermeye yetkili birimlere rapor edildiği somut olarak göstermektedir. Bu belgeler zabıtanın kendisine düşen denetim görevini yerine getirdiğini de göstermektedir. Zabıta mevcut durumu tespit etmiş, raporlamış, ilgili birimden gelecek talimat veya talep doğrultusunda kişi veya şirkete ayrımı yapmaksızın görevini yerine getirmiştir. Bu nedenle zabıtanın reklam şirketlerine menfaat sağlamak amacıyla sessiz kaldığı veya aykırılığa göz yumduğu kesinlikle söylenemez. Yetkili müdürlüğün bildirimlerine rağmen ecrimisil yöntemini sürdürmesi, kullanımın devam etmesi ilgili müdürlüğün idari tercihini ortaya koymaktadır. Bu tutum iddia edilen hileli davranışa iştirak değil, görev ve yetki ayrımına, kanuna ve mevzuata uygun harekettir.
Sayın Başkanım, herhangi bir zabıta birimine bu konuyla ilgili bir şikayet, bu Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu'ndan, Ombudsman da gelebilir, CİMER'den de gelebilir, valilik, kaymakamlık, savcılık, bir mahkemeden de gelebilir. Herhangi bir yere bir zabıta tespite gittiği zaman karşı tarafta ecrimisilli ise ecrimisil ihbarnamesini, belgesini alır; "Burası, bu yer ecrimisillidir" der. Genel uygulama bu yöndedir ve yazıya o şekilde cevap verilir. Zaten kanunen yapabileceği başka bir şey yoktur. Buradaki sorun, zabıtaya yapmaması gereken, kanun gereklerine uygun hareket ettiği için bir suç kastı isnat edilmektedir. Bu tür bir yeri, yetkisi olmadığı halde zabıta kaldırırsa asıl sorumluluk o zaman doğar. Hem tazminat sorumluluğu hem idari sorumluluk hem cezai sorumluluk kanunun gereklerine aykırı hareket ettiği için. Burada suçlandığımız konu, zabıtanın kanun gereklerine uygun hareket etmesi nedeniyle suçlanmaktadır.
Hakim: Tamamlayalım
Engin Ulusoy: Atlayarak geçiyorum Sayın Başkanım. Yine iddianameden kopmadan, Fenerbahçe Stadyumu yanındaki parapetlere ilişkin olay bakımından aynı iddianın ayrı bir adli soruşturma konusu yapıldığı görülmektedir. Ek 25'te sunduğum belgeye göre burası da ecrimisilli yerlerden biridir. Ek 26'da sunduğum, tevdi raporunu hazırlayan mülkiye müfettişi Mehmet Demirali imzasıyla 02.11.2023 tarihli yazılarıyla valilik makamına hitaben, Eylem 117'de ben dahil üç sanık hakkında tamamen aynı iddia, hatta daha fazlasını kapsayacak şekilde ön inceleme yapılmak üzere tevdii raporu düzenlenmiştir.
Sayın Başkanım, bildiğiniz gibi idari iş ve işlemler uzmanlık gerektiren konulardır. Valilik makamınca da Milli Emlak Daire Başkanlığı'na bağlı olduğu Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nden müdür düzeyinde uzman personel ön incelemeci ve soruşturmacı olarak atanmıştır. Soruşturmacı uzmanlar tarafından detaylı olarak gerçekleşen araştırma ve inceleme faaliyeti sonucunda valilik makamı hakkında soruşturma izni verilmemesine karar vermiştir. Ek 27'de sunduğum bu karar, İstanbul Valiliği'nin 27.03.2024 tarihli ve 2024/8 sayılı kararı ile mezkur iddialara ilişkin olarak 3. ve 4. sayfalarında şöyle demektedir: Belirtilen tarihte...
Hakim: Biz okuduk zaten. Aynı evraklar, aynı kararlar bize aynı şekilde sundular, inceledik. Tamam, oradaki şeyleri iddiaları...
Engin Ulusoy: Ama bu kısım önemli Sayın Başkanım. 13 ay, 13 ay da yattık. Bir o...
Hakim: Buyurun. Sizinle ilgili kısım olsun, biraz daha seri olalım.
Engin Ulusoy: Söz konusu yerlerde reklam tanıtım uygulaması yapılmış olduğuna dair bilgi, belge ya da tespite rastlanmadığından, reklam unsurlarının fotoğraflandıkları esnada iddia edilen konularla ilgili tespit ve delil bulunmadığı, görevlilerin görevlerini yapmış olduğu, sorumluluklarının olamayacağı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Daha sonra valilik makamının hakkında soruşturma izni verilmemesi yönündeki bu karar kesinleşmesi üzerine Ek 28'de sunduğum Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 06.01.2026 tarihli ve 2024/130976 sayılı işlemden kaldırma kararı ile kesin olarak karar verilmiştir. Ancak maalesef müfettişin, yargılandığımız bu dosyada aynı müfettiş tarafından tevdii raporunda bu olay kapsam dışı bırakma gibi bir sorumluluğu olduğu halde böyle bir vahim hataya düşerek aynı vakıa farklı savcılık yetki çevrelerinde birden fazla soruşturma veya yargılama konusu haline getirilmiştir. Bu durum kesinleşen lehe kararın mevcut dosya bakımından ayrıca değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Ek 29'da sunduğum —bunu kısa olarak geçiyorum— müfettişin tespiti İstanbul gibi geniş bir coğrafyada bütün reklam ünitelerinin eksiksiz, anlık tespiti fiilen mümkün olmadığı, bazı şirketlerin çalışmaya yönelik, dönük davranışta bulunabileceği karşısında resmi elbiseyle sahada ve resmi araçla görev yapan zabıtanın nelerle karşılaşabileceği yönündeki takdiri sizlere bırakıyorum. Günün sonunda iddia makamı benim hangi gerekçelerle cezalandırılmamı talep etti? İddia makamı yapılan 2873. sayfada nitelikli dolandırıcılık suçuna yapmış olduğu değerlendirmede Türk Ceza Kanunu 158/1-e maddesinde belirtilen hileli hareketin reklam yerlerinin şüphelilere gayriresmi olarak verilmesi amacını gizleyerek muvazaalı ecrimisil bedeli tahsil etmek olduğunu belirtmektedir.
Burada dolandırıcılık suçunun ana unsurunu, çekirdeğini oluşturan hileli hareket olarak iddia edilen muvazaalı ecrimisil kesilmesi konusunda bizim zabıta olarak bu eylemi işleyebilecek, ecrimisil kesmek, bedelini takdir etmek gibi bir görevimiz, yetkimiz olmadığı bir yana, ecrimisil süreçlerinden bilgimiz dahi yoktur. Bu nedenle bu fiili işleme imkanımız söz konusu değildir. Bu suçun faili olmam hukuken geçtim, fiilen de mümkün değildir. Zabıta, iddia edilen dolandırıcılık suçlamasının ne faili ne yardımcısı olamaz. Zaten zabıta hakkında, benim hakkımda da iddianamede bu yönde bir iddia bulunmamaktadır. Buna karşın ecrimisil bedeli tahsil edilmesine zabıta görevlilerince herhangi bir idari para cezası kesilmeyerek kamu zararına sebep olduğu iddia edilmekte ise de bu iddia zabıtanın hukuki konumunu tersine çevirmektedir.
2886 sayılı Kanun'un 75/4. maddesine göre tahliye ve kaldırma süreci ilgili idarenin talebi mülki amirlikçe yürütülür. Zabıtanın kendiliğinden kaldırma kararı verme yetkisi yoktur. Yine yönetmeliğin 15/3. maddesine göre reklamların izinli olup olmadığına, izin şartlarına uygunluğuna karar verecek makam zabıta değildir. 1608 sayılı Kanun kapsamında encümene sevk yapılabilmesi için reklam uygulamasının başta izinsiz ve izin kriterlerine aykırı olduğu yetkili birim tarafından açık, somut, işlem tesisine elverişli biçimde belirlenmesi, süreçlerin mevzuata uygun olarak işletilmesi ve kamu-özel ayrımı yapılmaksızın sorumlu kişi veya şirket hukuki dayanağı ortaya konulması, öngörülen usulün işletilmesi gerekir. Mevzuat gereği de yapamazsınız. Dolayısıyla zabıta, izin ve aykırılık kararı veren, ecrimisil işlemini tesis eden, tahliye talebinde bulunan, kaldırmaya karar veren makam değildir. Karar yetkisi, resen kaldırma yetkisi bulunmayan zabıtaya 2886 75/4 sürecini işletilmemesi nedeniyle sorumluluk tutulması hukuken mümkün değildir. Bu nedenle iddianamenin zabıtadan beklediği davranış, hukuken yerine getirilmesi zorunlu bir görev değil; aksine zabıtanın kendisine verilmeyen bir yetkiyi kullanmasını gerektiren hukuka aykırı bir müdahaledir.
Kamu görevlisinin kanunun başka bir makama tahsis ettiği yetkiyi kullanmadığı için ceza sorumluluğu yüklenemez. Aksi kabul hem kanunilik, kişisellik, sorumluluk ilkesini hem de yüksek yargının kamu düzenine ilişkin kabul ettiği yetki rejimini tersine çevirir. Dolayısıyla açık ve usulüne uygun bir talimat, kanunun gördüğü, yetkili kıldığı makamlarca usulüne uygun tahliye işlemlerinin bulunmadığı süreçlere zabıtanın hareketsizliği iddiası ihmal değil, kanuni yetki sınırlarına bağlılığın sonucudur. Buradan da hileli davranış, kast, iştirak ve kamu zararına ilişkin illiyet bağı çıkarılamaz. Avukatlarımın bir süresini alacağım. Çok kısa konuşsunlar Başkanım. İki sayfa, bitiriyorum. Sayın Başkanım, buraya kadar isnadın belirsizliğini, zabıtanın görev, yetki sınırlarını, bilgi yazısıyla açık talimat arasındaki farkı ve somut olaylara ilişkin lehe delilleri ortaya koydum. Şimdi şahsım yönden suç işleme kastı ve motivasyonumun bulunmadığını kısaca açıklamak istiyorum. Mesleki geçmişimi suçsuzluğun yerine geçen bir delil olarak sunmuyorum. Ancak dosyada şahsıma hileli bir süreç ile ilişkilendiren iletişim, talimat, menfaat, mal varlığı delili bulunmadığından görev anlayışımı ve yaşam çizgimi bir iki cümleyle sizlere izah etmek istiyorum.
Az önce söylediğim gibi 37 yıldan yakın bir süre çalıştım. 78 yılında Polis Koleji'ne girdim. 81 yılından beri de devlet memuruyum. Emniyetin bütün kademelerinde çalıştım. Marmaris Emniyet Müdürlüğü yaptım. Uzun süre, 6-7 ay kesintisiz Kaymakam Vekilliği yaptım. Trafik birimlerinden sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcılığı ve son olarak 1. Sınıf Emniyet Müdürü sıfatıyla Teftiş Kurulu İzmir Bölge Başkan Vekilliği görevinde bulundum. Görev yaptığım her yerde kamu hizmetini en iyi şekilde yerine getirmek için çalıştım. Takdirname ve ödüller aldım. Meslek hayatım boyunca hiçbir adli veya idari cezaya muhatap olmadım. Emekli olduktan sonra Kuşadası'na yerleştim. 2019 yılında İBB'ye göreve davet edildiğimde Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora yapıyordum. Ders ve yeterlilik aşamalarını bitirmiş, tez aşamasındaydım. Tezimi hazırlamak üzere İtalya Siena Üniversitesi'ne davet almış, 2019 yılında kaydımı yaptırmıştım.
Büyükşehir Belediye Başkanı ve çalışma ekibini önceden tanımadığım hâlde, kişisel bir talebim olmaksızın bürokratik tavsiyeler üzerine yapılan daveti kamu hizmetine katkı sunmak amacıyla kabul ettim. Bana tevdi edilen görevi dürüstlükle ve bütün gücümle yerine getirdim. İBB Zabıta Daire Başkanı olarak görev yaptığım dönemde maddi veya manevi bir çıkar, kariyer beklentisi ya da makam veya pozisyon hedefim hiç olmadı. Bu nedenle kendime veya bir başkasına, ne de herhangi bir kişi veya oluşuma menfaat sağlamak yönünde bir düşüncem ve motivasyonum yoktu. Tek amacım bana tevdi edilen görevi alnımın akıyla kimseye mahcup olmadan tamamlayarak huzur dolu emeklilik hayatıma, Ege'ye geri dönmekti. Tüm bu nedenlerle kendi talebim doğrultusunda 2023 yılında Zabıta Daire Başkanlığı görevinden sağlık sorunlarımla birlikte ayrıldım. Bu görev anlayışıyla zabıta olarak mevzuata aykırı hiçbir işlem yapmadık. Şahsımın böyle bir işlem yapması, yaptırması ve iddia edilen hileli sürece katılması için herhangi bir sebep, menfaat veya motivasyonum bulunmamaktaydı.
Sonuç olarak bitiriyorum Sayın Başkanım. Dosyadaki bilgi ve belgeler zabıtanın izin ve aykırılık konusunda karar verme, 2886 Sayılı Kanun uyarınca kendiliğinden tahliye ya da kaldırma işlemi yapma, açık bir talimat olmadan yaptırım süreci başlatma yetkisi bulunmadığını göstermektedir. İddianamede şahsıma ait somut ve kişiselleştirilmiş bir fiil ortaya konulmadığı gibi TCK 158. maddesi bakımından hileli hareket, kast, iştirak iradesi, menfaat, zarar ve illiyet bağı olmadığı da somut delillerle gösterilmiştir. Hukuka aykırı, gayrimeşru bir talimat kimseye vermedim. Herhangi bir menfaat sağlamadım. İddia edilen ecrimisil işlemlerinin kurulması ve yürütülmesine katılmadım. Açıklanan nedenlerle atılı suçtan beraatime karar verilmesini saygıyla talep ediyorum. Takdir yüce mahkemenizindir, arz ediyorum.
ENGİN ULUSOY AVUKATI UMUT BAKANOĞULLARI SAVUNMASI
Müvekkil süreci kısaca özetledi, biz de savunma sunacağız. Kendisi de zaten emekli mülkiye müfettişidir ve akademik çalışmalara, kamu hukukuna vakıf etmiş. Avukatlık yapmakta şu aralar. Kamu hukukuna vakıf etmiş bir kişi olarak konuyu hukuki açıdan da, teknik idari işleyiş açısından da çok güzel izah etti ve neden şu anda eylemde bir fail veya şüpheli bulunamayacağını ortaya koydu aslında. Bunun bazı hukuki teknik detaylarına ilaveten beyanda bulunacağız veya vurgulayacağız.
Eylem 117 kapsamında iddianamede sayılan deliller: Müşteki ifadeleri, tanık ifadeleri, itiraf mahiyetindeki şüpheli ifadeleri, banka hesap hareketleri, MASAK raporları, mali inceleme raporu, kolluk araştırma tutanakları, bilirkişi raporları, HTS ve bazı afişlerin ve teftiş raporu. Şimdi bu delil türlerinden yalnızca teftiş raporunda müvekkilin ismi geçiyor. Bu raporda müvekkilin ismi geçiyor, evet. Ama diğer hiçbir delil türünde müvekkille alakalı uzaktan veya yakından herhangi bir içerik yok. Ki bu arada, Sayın Başkan, eylem 117'nin anlatımında tamamen teftiş raporuna dayanılmış durumda. Diğer delillerin durumunu bilmiyoruz. 39 paragraf teftiş raporu tespit özetlenmiş, iki paragrafta da TCK 158 kapsamında değerlendirme yapılmış. Bu durumda biz şu sonuca varıyoruz açıkçası: İddianame makamı aslında müvekkili aklayıcı bir pozisyon almış. Ha bunun ne kadar farkında olmasa da, hani o da tutuklu kalmış olsa da müvekkil. Hem usul bakımından bu durum böyle, çünkü teftiş raporu kendisi açıkça "Ben yeterli bir delil değilim" diyor içerisinde, müvekkilin ek bir delil sunduğu paragraftan. Hem de esas itibarıyla zaten çok yoğun çelişkiler içeren bir metin. Dolayısıyla teftiş raporu müvekkili suçlayıcı bir metin değil.
Vurgulamak için açık açık söylüyorum yani, bunu söyleme gereği görüyorum. Müvekkil için herhangi bir HTS baz verisi var mı? Yok. Herhangi bir müşteki veya tanık beyanı, ifadesi var mı? Yok. Bir iletişim tespiti var mı? Yok. Banka hesap hareketi yok. Teftiş raporu dışında müvekkilin ismi geçmiş mi hiç? Ama ona, bütün bunlara rağmen müvekkil şu anda sanık olarak ifade vermek durumunda bırakıldı. CMK bu konuda açık. Madde 170/3. "İddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar mevcut ilişkilerle, delillerle ilişkilendirilerek açıklanır" diyor kanun. Bir delil ile ilişkilendirilmesini geçtim, Engin Ulusoy'a ilişkin iddianamede herhangi bir fiil atfı yok. Zabıta Daire Başkanlığına ilişkin de bir fiil atfı yok.
Devam ediyorum. CMK madde 174: "Suçun sübutuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin iadesine karar verilir." Çok açık ki aslında Engin 117 bakımından bu iddianame iade edilmeliydi. Şu anda bu süreci belki de işletmiyor olacaktık. Başka hiçbir delil olmadığı için, teftiş raporu dışında ve teftiş raporu da kendini yetkili görmediği için aslında ispat vasfı açısından, başka hiçbir hukuki mülahaza etmeksizin biz şu aşamada bile savcılık tarafından müvekkil hakkında beraat mütalaası verileceğini ve Sayın Mahkeme tarafından hemen hakkında bu kararın verileceğini, beraat edeceğini düşünüyoruz. Müdafi olarak da beyanlarımız, savunmalarımız için bunlar da gerçekten yeterli. Yani şu ana kadar söylediğimiz hususlar, müvekkilin kendi beyanlarıyla beraber. Tabii iade edilmesi gereken bir iddianameden bahsediyoruz. Müddeinin iddiasını ispatlayamadığı bir süreç yaşadık ne yazık ki aylardır, bir yılı aşkın bir süredir. Bu nedenle de ilave birkaç hususu daha dikkatinize sunacağız. Bunları sunarken de şu çekinceyi de tekrardan söylüyorum: Biz burada müvekkilin bir suç isnadı ile dahi karşı karşıya olduğunu kabul etmiyoruz. Bir fiil atfı yok. Ancak ilerleyişinde, iddianamede "zabıta" kelimesi geçen, sadece "zabıta" kelimesi geçen kısma ilişkin mevzuatı, uygulamayı açıklayıcı bir hususa değinmeyi Sayın Mahkemenizi konu hakkında aydınlatmak adına faydalı görüyoruz.
Birinci husus şu ki; hem ecrimisil işlem makamları açısından reklam alanları, hem de İBB'nin İlan, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği uyarınca izinsiz kabul edilen reklam alanları bakımından Zabıta Daire Başkanlığının bir kaldırma veya tahliye yetkisinin bulunmadığı konusudur. Sunduğumuz da işte içtihatlar da bu konuda müvekkil beyanlarını tartışmasız biçimde doğrulamaktadır. Aksine yani belediyenin zabıta eliyle yaptığı tahliye işlemlerini çok açık gerekçelerle, yetki gaspı sebebiyle bu tarz yapılan işlemleri iptal etmektedir. Mülkiye müfettişinin raporunda tırnak içinde "ecrimisilli işgal dosyası açılan alanların", tırnak içinde "zabıta denetim dışına çıkarıldığı" veya tırnak içinde "izinsiz olarak kaldırılması yönünde bir talimat verildiği" yönündeki beyanlar açıktır.
158 dolandırıcılık fiili bakımından maddi unsurlar bu olayda mevcut değildir veya açıklanamamıştır. Hileli hareketin reklam verilen yerlerin şüphelilere gayriyasal olarak verilmesi amacına gizlenerek bu vasıtayla ecrimisil bedeli tahsil etmek olduğu yazıyor ama bir reklam alanına izin verme veya ecrimisilli işgal dosyası açma veya ecrimisil bedellerine yetkisi olmayan bir şahsın buraların nasıl faili olacağı veya yine hile unsurunun aldatma unsuru bakımından kimin aldatıldığı, kimin iradesinin fesada uğratıldığı iddianamede ortaya konmamıştır. Bütün bunları değerlendirince müvekkil zaten herhangi bir suç unsuru olmadığını, öte yandan da görevini eksiksiz ve layıkıyla nasıl yaptığını izah etmiştir. Dolayısıyla burada başkaca herhangi bir görevi kötüye kullanma vesaire gibi bir suç da söz konusu olamayacaktır. Müvekkilin beraatini, yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını ve adli kontrolle nakdi teminat olarak ödenen cezanın iadesini talep ediyoruz.
ENGİN ULUSOY İKİNCİ AVUKATI SAVUNMASI
Sayın başkanım kalan 4 dakikayı çok verimli bir şekilde kullanacağım. Öncelikle müvekkilimin savunmasına ve meslektaşımın beyanlarına katılıyorum. Hazır meslektaşımın söylediği gibi 4 aylık adli kontrol inceleme tarihi yaklaştığı için adli kontrol güvenlik tedbirlerinin peşinen kaldırılmasını talep etmiş olalım. Başkanım dosyanın başından beri sorduğunuz çok basit bir soru var. Engin Ulusoy hangi fiilden yargılanıyor? Eylem 117 diyorsunuz ama Engin Bey'in hangi tarihte, kime, ne şekilde talimat verdiğini, hangi hileli harekete iştirak ettiğini, hangi kişi şirketlerle irtibatlı olduğunu, ne şekilde menfaat sağladığı asla ortaya konulmuyor. Dosyada delil olarak belirtilen delil türlerinin herhangi birisinde Engin Bey'in adı geçmiyor. TCK 258'den bahsediyoruz ama dosyada hileli hareketi, iştiraki, kastı göremiyoruz. Burada tevdi raporunda da zaten bu hususta sayfa 194'te belli bir tespit yapılmış. Demiş ki CMK uyarınca adli makamlar sana bir yetki kullandı. Tespit et. Neyi tespit edeceksin? Belediye görevlileri ile şirketler arasında bir iltisak var mı, irtibat var mı, yardım anlaşması var mı, menfaat var mı? Bunları ancak CMK ile tespit edersin, ben bunu yapamıyorum demiş. Mal varlığını araştır, fiziki testi yap, konut araması yap. Ama bakıyoruz dosya kapsamında gerçekten ortada tespit yok. Bir tane tespit var, Engin Bey bu süreçte Zabıta Dairesi Başkanlığını yapmış.
Şimdi zaman kısıtlılığı sebebiyle detayına girmeyeceğim. İstanbul Barosu Adil Yargılanma Hakkı Merkezi'nden aldığımız raporu size 2 veya 3 defa sunduk tutukluluk sürecinde de. Raporda da özellikle CMK 225 olası yargılanma olmaması ilkesini, açıkça bir vurgu mevcut. Bunun dikkate alınmasını istiyoruz. Biz bu dosya kapsamında iddianamenin yaklaşımını basitçe şöyle anlıyoruz. Zabıta işlem yapmamış göz yumulmuş, dolayısıyla ortaya çıkan sonuç anlamında muhtemelen Zabıta Daire Başkanının bir sorumluluğu vardır. Şimdi başkanım bir gerçeği göz ardı ediyoruz. Zabıta Daire Başkanının görevi nedir? Ben size söyleyeyim. Zabıta Daire Başkanının temel görevi teşkilat idaresidir. Stratejik planlama yapmaktır, yerel yönetimidir, yıllık hedefler koymaktır. Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, şüphededen sanık yararlanır ilkesi diyoruz. Yani bunlar gerçekten bizim hukuk fakültelerinde sıralarda öğrendiğimiz kitap içeriklerinden mi ibaret kalacak? Bunun özellikle altını çizmek istiyorum. Zabıtanın hangi işlemi yapması gerekiyordu? İzin veren makam değil, izinli olup olmadığını takdir eden makam değil, ecrimisil dosyası açma yetkisi yok. Hileli hareketleri reddetmenin ötesinde iddianamenin her harekete elverişliliği de hayır. Ama ne var? 13 ay süren dayanaksız bir tutukluluk süreci.
Şimdi özellikle size arz ettiğimiz ek evraklarda Zabıta Birimlerine gönderilen yazıları gösteren evraklar mevcut. Kendi içerisinde dahi çelişen bir tevdi raporu var. Rapor demekte zorlanıyorum ama bu raporda diyor ki Zabıta Ecrimisil işlem dosyası açıldığı bildirilmiş, reklamların kaldırılması yönünde herhangi bir talimat verilmemiş. 2886 bakımlardan tahliye hususunda Zabıta bir karar merci midir? Bizim bilmediğimiz idari adli bir takdir yetkisi mi vardı sorumluluktan bahsediyoruz? Onlarca Danıştay kararı mevcut, sizlere de arz ettik Sayın Başkanım. Doğrudan Zabıta eliyle gerçekleşen tahliye işlemleri yönünden yetki yönünden hukuka aykırıdır diye hükmedilmiş. Şimdi bir taraftan müvekkile açık görev veya talimat tevdi edilmemiş, diğer taraftan da elinde olmayan bir yetkiyi resen kullansaydın diyoruz.
E şimdi Danıştay kararları ışığında hareket ediyor müvekkil. Tamamlıyorum Sayın Başkanım, çok az kaldı. Ama diğer taraftan dolandırıcılık suçu bakımından sorumluluğu doğuyor. Biz ceza sorumluluğunun bu şekilde kurulamayacağını düşünüyoruz. Sizin de bu hususta bir kanaate varmış olduğunuzu umut ediyor ve düşünüyoruz. Mükerrer soruşturma konusu var. İstanbul.........dosyada 6 Ocak tarihinde işlemler tamamlanmış ama aynı anda yürütülen iki soruşturma. Zaten çok da detayına girmiyorum. Neden birçok defa söylüyorum? Basit değil Sayın Başkanım. 13 ay tutukluk ki burada çok daha uzun süre tutuklu olan insanlar var. Çok zor bir şey tutuklu olmak, cezaevinde bulunmak.
Başkanım Engin Bey çok mütevazı bir devlet adamı. Burada sağlık konularına da girmemi istemedi ama birkaç hususa değinmek istiyorum. Tutuklu olduğu son birkaç haftada avukat görüşüne dahi ancak tekerlekli sandalye ile gelebildi. Duruşma salonuna diğer sanıklar kendisini taşımasaydı, koluna girmeselerdi gelemiyordu. Tahliyesine karar verilen hafta eşini aramadığı için biz koşarak görüşe geldik. Engin Bey ile görüşmeye çalıştık ve gittiğimizde bize dedi ki çok kötü haldeyim. Olur da...
Hakim: Şu an tutuksuz zaten bunlar.
Avukat: Biliyorum ama bundan bahsetmem lazım. Salon çok büyük Sayın Başkanım, biraz sesler karışıyor ama gönülden..... gerçekten bitiriyorum.
Hakim: Avukat Bey uygulanan bir tedbir yok ki şu an bunu bize anlatsanız da... Kararlarımızı buna göre vermiyoruz zaten.
Avukat: Olur da kötüleşirsem diye arayamamış eşini. 37 senesini ömrünün kamuya adamış bir insan ne yazık ki Silivri'de 13 ay reva görüldü. Engin Bey tahliye olduktan sonra 2 büyük operasyon geçirdi. Bu sorgu tamamlandığı için buradan ertelenmişti, bir operasyon daha geçirilecek. Ne yazık ki......... Sağlığı ve özgürlüğüyle ödemiş oldu Engin Bey. Ben de doğrudan taleplerimize geçiyorum. Adli kontrol güvenlik tedbirinin mevcudiyetle kaldırılmasını, adli emanetteki eşyaların iadesine, sağlık durumu gözetilerek duruşmalardan sorgusu da tamamlandı gözetilerek vareste tutulmasına karar verilmesini ve nihayeten beraatına karar verilmesini talep ediyorum Sayın Başkanım.
CEMAL UFUK KARAKAYA SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Başkanım, sayın Heyet, sayın savcım, saygılarımı sunarak savunmama başlamak istiyorum. Ben, çalışma hayatıma 1997 yılında Hazine Müsteşarlığında Bankalar Yeminli Murakıp Yardımcısı olarak başladım. Daha sonra 2000 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun kurulmasıyla burada görevime aynı şekilde devam ettim. Yeterlilik sınavlarını geçerek Bankalar Yeminli Murakıbı ve sonrasında Bankalar Yeminli Başmurakıbı olarak bu kurumda görev yaptım. Görev yaptığım dönemde 1999 ve 2001 krizi sonrası batan bankalarda Cumhuriyet Başsavcılığı ve Mali Şube ile birlikte incelemelerde bulunup soruşturmalarda görev aldım. Aynı zamanda MASAK denetim elemanı olarak MASAK incelemelerinde bulundum. Devletin sağladığı imkanlarla 2 yıl süreyle yurt dışında finans alanında yüksek lisans yaptım ve 2010 yılında istifa ederek özel sektörde üst düzey yönetici olarak çalışmaya başladım. İlk önce bir holdingde, sonrasında bir bankada üst düzey yönetici olarak görev yaptım. Holdingin ve bankanın iştiraklerinde yönetim kurulu üyesi olarak yer aldım. 7 Mayıs 2021 tarihinde de Genel Sekreter Yardımcısı olarak İBB'deki görevime başladım. Bugüne kadar hakkımda herhangi bir soruşturma olmamıştır ve sicilimde herhangi bir olumsuzluk yer almamaktadır.
Bugün burada ihaleye fesat karıştırma, kamu zararı ve dolandırıcılık ve örgüte üye olmak suçlamalarıyla karşınızdayım. Üzerime atılı suçların hiçbirini kabul etmiyorum ve bunlara ilişkin savunmamı kısa bir şekilde yapacağım. Eylem 61 ve eylem 62'de iki encümen ihalesi sebebiyle ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum. Savunmamı kısaca özetlemek gerekirse; bu eylemlerin tarihi iddianamede 24.06.2020 olarak belirtilmekte olup eylemlerin gerçekleştiği tarihte ben henüz İBB'de çalışmaya başlamamıştım. Ben İBB'de çalışmaya 7 Mayıs 2021 tarihinde başladım. Eylem 61 ve 62'ye konu ihaleler 24.06.2020 tarihinde yapılmış olup şartname, muhammen bedel, ilan, ihale ve sözleşme süreçleri ben İBB'de göreve başlamadan 1 yıl önce tamamlanmıştır. Benim hiçbir imzam yoktur. Burada bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum, üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.
Eylem 67'ye geçiyorum Sayın Başkanım. Eylem 67'de yine encümende yapılan bir ihale ile ilgili olarak ihaleye fesat karıştırma suçuyla suçlanıyorum. Bu eylemle ilgili savunmama geçmeden önce birkaç hususu açıklığa kavuşturmak istiyorum. Öncelikle ben encümen üyesi değilim ve görev yaptığım süreçte hiç encümen üyesi olmadım. Ben katıldığım encümen toplantılarına Genel Sekreter Vekili sıfatıyla katıldım. Genel Sekreterin izinli ya da görevli olduğu zaman Genel Sekreter Yardımcılarından birine vekalet verilirdi, ben de bu suretle bu encümen toplantısına katıldım. Bu tür vekalet görevi tarafımıza çoğunlukla bir gün önce veya aynı gün bildirilirdi. 5 yıl içinde encümene bu şekilde sınırlı sayıda katılmışımdır, 3 tanesinden burada yargılanıyorum. İkincisi Sayın Başkanım, biz iştiraklerin günlük işlerini bilmeyiz. Kiminle çalışıyorlar, kime ihale veriyorlar, kime ödeme yapıyorlar... Bunlar bizim yönetim ve sorumluluğumuzda değildir. Her ne kadar ihalede "alt ihale" kavramı kullanılmışsa da bu ihaleler İBB'nin yaptığı ihalelerden bağımsızdır. Bizim bunlarla ilgili hiçbir bilgimiz yoktur.
Devletin yasağı olmadığı müddetçe iş iştirak veya başka bir yüklenici ihaleyi alır, ister bunu kendi yapar, ister alt taşerona verir, ister bölerek taşeronlara verir; bu tamamen kendi sorumluluklarındadır. Şahsen benim iddianamede ismi geçen şahıs ve firmalardan İBB çalışanları dışındakilerin %99.9'unu tanımıyorum. Aynı şekilde tahmin ediyorum İBB'de çalışanların da yarıdan fazlasını tanımıyorum. Çünkü iddianamede muhasebeci, yazılımcı, geliştirici birçok isim var. Yani 95.000 kişinin çalıştığı bir yerde çoğu insanı tanımıyorum. Yine Emniyette ve Savcılıkta ifademde çoğu soruya "Bilmiyorum" veya "Hatırlamıyorum" şeklinde cevap verdim. O zaman anlamlandıramamıştım ama iddianame çıktığında anladım ki soruların çoğu iştiraklerle ilgiliydi ve ben gerçekten bu şahısları tanımıyordum, iştiraklerin kimlerle iş yaptığını bilmiyordum, kime ne kadar ödemiş bilmiyordum. Yine Emniyetteki ifademde ihalelerle ilgili sorular soruldu. Ben bu soruları da anlamlandıramamıştım. Çünkü ben Mali Hizmetler ve Strateji Dairesinden sorumlu olarak diğer birimler gibi ihale düzenleyen bir birim değildim. Hiçbir zaman ihale salonunda bulunmamıştım, muhammen bedel takdir komisyonunda yer almamıştım. İddianame çıkınca gördüm ki konu encümende Genel Sekretere vekalet ettiğim toplantılara ilişkinmiş. Yoksa ben ihaleler düzenleyen, takdir komisyonlarında yer alan, uzmanlığı ihaleler olan birisi değilim.
67'ye dönecek olursak; Emlak Yönetim Dairesinin bana bağlı olduğu dönem 7 Mayıs 2021'den 2 Haziran 2022 tarihleri arasında yaklaşık 1 yıldır. Yani yaklaşık 13 aylık bir sürede ben Emlak Dairesine baktım, daha sonra başka bir Genel Sekreter Yardımcılığına bağlandı. Eylem 67'deki konu ihale 29.05.2024 tarihinde yapılmıştır. Bu tarihte Emlak Yönetim Dairesi yaklaşık 2 yıldır bana bağlı değildir. İhale şartnamesinin hazırlanmasında, muhammen bedelin tespitinde, ilan ve yeterlilik koşullarının belirlenmesinde hiçbir rolüm yoktur. Bu hazırlıkları yapan komisyonlarda yer almadım ve ihale yetkilisi de değilim. Sadece Genel Sekretere vekaleten o encümene başkanlık ettim. Yani o gün ben değil başka bir Genel Sekreter Yardımcısı vekalet etseydi, bugün belki ben burada olmayacaktım. Biliyorsunuz ihale sürecinde ihaleye çıkılmasına ilişkin karar ve ihalenin gerçekleştiği encümen toplantısı var. Yani iki tane encümen kararı alınıyor. Birisi ihaleye çıkılmasına ilişkin, birisi ihalenin yapılmasına ilişkin. Eylem 67'deki karar ihalenin yapılmasına ilişkin; yani ihaleyi yaptığımız encümen toplantısı. Biz ihaleye katılmasını, katılma yeterliliğine sahip kişilerin ihaleye katılmasının engellenmesiyle suçlanıyoruz. Ben bu eylemi ne zaman yapmışım? 67 için başkanlık... Bu bir ihale, ihaleye çıkılması kararı değil; ihaleyi yapıyoruz orada.
Bilirkişi raporunda diyor ki: "İhaleye girmesi yeterliliğe sahip kişilerin ihaleye girmesi engellendi." Ben orada ihaleyi yapıyorum. Ben kapıyı kilitlemedim, ben badigard koymadım kapıya. İhaleye gelen geldi, katıldı. Hiçbir itiraz yok ihaleyle ilgili, hiçbir şikayet yok. Biz ihaleyi yaptık ve bitirdik. İhalenin şartları, şartnamesi hiç bilmiyorum, bu önceki encümen toplantısında alınmış bir karardır.
EKREM İMAMOĞLU, CEMAL UFUK KARAKAYA’YA SORUYOR – 16.09.2026
Ekrem İmamoğlu: Ufuk Bey, geçmiş olsun. Hoş geldiniz. Sağlık diliyorum size de. Esasen genel sekreterimize soru soracaktım. Pek bürokratlarımızı da yormak istemiyorum. Ona da gerekli soruları sordum. Bir de etkin pişmanlıktan faydalanan kişilerin nasıl ruh hallerini burada yaşadığını gördüğüm için onlara da soru sormamaya karar verdiğimi beyan etmiştim ama bugün size soru sormamın en önemli sebebi, iddianamede “160 milyarlık yolsuzluk” diye Başsavcılık tarafına bu dosyanın tabiri caizse lansmanı yapıldı. Ve 160 milyarlık yolsuzluk denen yerde, bunun 50 milyarı dış kredilerin bir şekilde, sözüm ona bir örgütsel yapı içerisinde firmalara aktarılması şeklinde lanse ettirildi ve buradan da bir 50 milyar türetildi. Ben de açıkçası iddia makamından, hazır burada siz bulunmuşken, size bu sorunun sorulmasını beklerdim. 50 milyarlık bir çapın olduğu yerde size soru sorulmadı. Niçin size sorulsun beklerdim? Ufuk Bey, siz mali hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısısınız, öyle değil mi?
Ufuk Karakaya: Evet Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Dış krediler ve bu tüm konulardaki görüşmelere katılan genel sekreterden sonra en önemli ikinci kişisiniz, öyle değil mi?
Ufuk Karakaya: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Dolayısıyla bir dış kredi nasıl alınır? Dış kredinin ödemeleri nasıl yapılır? Fonlara nasıl başvurulur? Bu hususları tabiri caizse içimizdeki bu çalışma sürecindeki organizasyon şemamızdaki, en önemli neredeyse ikinci kişisiniz, öyle değil mi Ufuk bey?
Ufuk Karakaya: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Ben bu vesileyle tabii daha sonra Togay Bey de gelecek ama tam da burada daha iyi anlaşılması için, aslında siz bir hükümeti ele alırsak, buradaki çalışma düzenimizin tabiri caizse maliye bakanısınız. Böyle de tarifleyebiliriz. Bu bağlamda yani iddia edildiği şekliyle dış kredilerin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi, sadece bizim 5,5-6 yıllık dönemimizde 1600 kez tefti,ş denetim ve birçok incelemede, resmi incelemede geçmiş bir kurumun o dönemki kurlara göre 50 milyarlık yolsuzluk diye iftira atılan bir mekanizmanın işletilebilmesi, öyle bir kredinin yıllarca banka, BDDK gibi bu ülkenin çok önemli kurumlarına hizmet etmiş de bir insan olarak, böyle bir akışın imkanı, mümkünlüğü var mıdır? Bırakın 50 milyarı, bırakın 5 milyarı, 5 milyonun dahi bu kredilerden bu şekilde aktarıldı diye bir tarifin yapılabilmesi mümkündür? Bunu sizin bilginize dayanarak size sormak istedim.
Ufuk Karakaya: Başkanım, bu söylediğiniz şeyi Can (Can Akın Çağlar) üstadın çok güzel anlattığını düşünüyorum. Çok güzel açıkladığını düşünüyorum.
Ekrem İmamoğlu: Tekerrürde fayda var.
Ufuk Karakaya: Tamam. Burada zaten tek hesabı anlatacağım. Başkanım biz orada 50 milyarı bir yere aktarılsa, gitse bu hatlar nasıl açıldı? Seymenler nasıl? 3-4 yıl oldu ben Seymenler çalışalı.
Ekrem İmamoğlu: Seymenler Çöp Atık Tesisi… Bilinmez diye kusura bakmayın. Belki 500-600 milyon dolarlık yatırımdan bahsediyoruz. Belki daha fazla.
Ufuk Karakaya: Yani bütün bunlar tamamlandı. Eminönü-Alibeyköy tamamlandı. Bir sürü hatlar açıldı. Ya bu para alıp başka bir yere harcansa, bu hatları nasıl açtık? Onu da geçtim; Başkanım, en büyük kalemlerden birisi ilk çıkan 580 milyon Euro mu? Geride. Bu para bir yere gitmedi. Bu para içinde kullanıldı, hatlar açıldı, çalışıyorlar ve Eurobon da kuruşuna kadar geri ödedi.
Ekrem İmamoğlu: Ufuk Bey, teşekkür ederim. Tekrar ifade edeyim. Bir hükümeti ele alırsak, bir maliye bakanı pozisyonundasınız ve burada tabiri caizse, yine ifade edelim ki, bir hükümet gibi burada da Türkiye'nin en büyük kamu kurumu belediyesi olan ve en büyük kamu kurumlarından 3-5 taneden birisi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin de mali hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısısınız. Genel sekreterimiz Can Bey'e de sordum. Ne ondan önceki ile ne ondan sonraki ile nasıl tanıştığımızı ve daha öncesinde hiçbir irtibatımızın olmadığını ifade etmiştik. Yani hani sizinle de bu soruyu niçin sorduğumu bir sonraki soruda daha iyi anlayacaktır Sayın Başkan ve sayın heyet.
Sizinle ilgili de göreve başlamadan önce böylesi önemli bir programa, neredeyse 8-10 milyar dolarlık çapı olan böylesi büyük bir kurumun, tabiri caizse kasasını, emanetini, milletin parasını, milletin bütçesinin teslim edileceği insan olarak size teslim ederken geçmişteki deneyimleriniz, kurumlardaki tecrübelerinizin dışında bir arayışla mı davet edindiniz? Ben sizi tanıyor muydum? Göreve başlamadan önceki bir görüşmemizin dışında benden sizinle de detaylı teferruatlı hiçbir görüşme yaptım mı?
Cemal Ufuk Karakaya: Sayın Başkanım, daha önce hiç tanışmıyorduk, hiç karşılaşmadık. Yani ismen biliyorduk tabii ki sizi. Ben o zaman işe başlangıcımı kısaca anlatayım. Biz, Can Üstat'la, Genel Sekreterimiz Can Akın Çağlar'la, hani okul deriz, ocak deriz işte, Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu; ben Hazine'de başladım, kendisi de Hazine'de başladı. Benim üstadımdır, yıllar önce başlamıştı zaten, ben başladığımda kurumdan ayrılmıştı. İkincisi; Can Üstat'la belediyede çalışana kadar Can Üstat'ı tabii ki biliyorduk, Ziraat'in genel müdürlüğünü yapmış, çok önemli bürokratik görevlerde bulunmuş, BDDK'da çalışmış ama hani çay içmişliğimiz, oturduğumuz yoktu. Ama işte dediğim gibi, okuldan, ocaktan dolayı bir referansla beni görüşmeye çağırdı. İlk önce Can Akın Çağlar Genel Sekreterle görüştüm. Daha sonra Yiğit Oğuz Duman'la görüştüm. Sonra Yiğit Oğuz Duman, Ertan Yıldız ve Murat Ongun'un katıldığı bir Zoom toplantısı yaptım ve son olarak da sizinle tanıştırmak için getirdiler. Bunun dışında benim işe başlamamda yani kimseyi tanımıyordum gibi bir şey değil.
Ekrem İmamoğlu: Teşekkür ederim. Buradan yani şunu özellikle ifade etmek isterim ki biz bir örgüt, suç örgütü diye nitelendiriliyoruz ve burada yolsuzluk ve mali suçlarla ilgili boyutu bu işin birinci boyutu. Ve ben böylesi bir sistemde tümüyle bu milletin evlatlarıyla çalışma prensibimden kaynaklı sizin gibi bana göre kıymetli bir insan evladıyla, yurt evladıyla çalıştım. Ve biz sizinle bu şekilde mesaiye başladık. Ufuk Bey, örgüt, sistem diye bir kavramı, bir kelimeyi toplantılarımızda, diyaloglarımızda, benim olduğum ya da olmadığım herhangi bir ortamda duydunuz mu, kulağınızda var mı? Gerçekten merak ediyorum.
Cemal Ufuk Karakaya: Sayın Başkanım, o zaman ben şöyle bir soru sorayım size: Eğer böyle bir örgütü, sistemi duymuş olsaydım ve ben burada çalışmaya devam eder miydim? Yani siz de beni tanıyorsunuz. Ben burada kalır mıydım? Böyle bir yapıda yer alır mıydım? Ben yani inanmıyorum ki böyle bir durum olsun. Böyle bir örgütü duymadım, böyle bir sisteme hiç tanık olmadım ve hâlâ da bildiğiniz gibi çalışmaya devam ediyorum.
Ekrem İmamoğlu: Evet, neyse... Başkan hani "Soru sorma hakkınız yok." diye müdahale edebilir diye ben uyaracaktım ama zannettim o uyarıyı yapacak, ama soruyla bir cevap verildi. Burada bir şeyi daha söylemek isterim. Algoritmadan, bir sistemle çalıştığınızdan bahsettiniz. Bu kadar deneyimle birlikte çalıştık. Sizden öncekine de soracağım. Tek bir kez, yani nasılsın, hiyerarşiye ve kurumsal işleyişe saygı gösterdiğimi ve sizin gibi iyi yetişmiş, bu ülkenin evlatlarına güvenerek görev yapma arzusunda olduğumun eminim bir ispatıdır. Lütfen hassasiyetle cevap veriniz. Tek bir kez sizi veya Can Bey'i, ya da sizinle birlikte Can Bey birlikte görev yaptığınız için söylüyorum, çağırıp "Şu ödeme listesini bir getirin, şu ödeme listesine bakalım, şuradan bir kime öncelikli ödeme yapılacakmış veya şununkini önce yapın, şunu sonra yapın" ya tek bir kez dahi böyle bir çağrım, böyle bir toplantımız, böyle bir gündemle birlikte yaptığımız bir toplantı olmuş mudur? Hatırlıyor musunuz? Ya da sizin olmadığınız bir ortamda Can Bey'le böyle bir toplantı yaparak bir mekanizma işlettiğime şahit oldunuz mu?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır, olmadım. Hiçbir talebiniz olmadı Sayın Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Peki, son sorum da şu; kesinlikle olmadı, bunu kendime hadsizlik kabul ederim. Yani benim işim de değil. O zaman "Siz niye oradasınız?" diye görürüm. "Can bey niye ordadır?" diye bakarım. Bütün yönetici arkadaşlarımla böyle çalıştım. Sırtımı onlara dayadım. Bundan da bahtiyarım. Bu memleketin bütün insanlarına, yüce Türk milletine helal olsun ki ben bu milletin evlatlarıyla çalıştım. Başka hiç öyle seçilmiş bir grup veya bir zümre burada yoktur, olmamıştır. Son olarak şunu söylemek isterim ki bu da sizinle de ilgili. Bu kadar çalıştık. Yani sanki burada bir nezaket, Yüce Mahkeme huzurunda nezaket konuşması ya da dili tercih ediyorum diye anlaşılabilir. Ufuk Bey, sizinle çalışmamızda bu nezaket dilinin dışında bir emir kipi, "Şunu şöyle yapın, derhal şunu götürün veya indirin, kaldırın, ödemeyin, ödeyin" tarzında bir emir kipiyle konuşmamız, çalışma biçimimiz sizinle geçen o 3-4 yıl içerisinde hiç şahitliğiniz olmuş mudur?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır, hayır, olmamıştır Başkanım. Hiç böyle bir muameleyle karşı karşıya kalmadım.
Ekrem İmamoğlu: Dolayısıyla benim emir dahi vermediğim bir yerde, hiyerarşik düzenin dışında sizi bir başkasına bağlayıp "Ondan emir alacaksınız" diye size bir tarif yapmamın mümkün olabilmesi, yani size böyle bir şey yaşatmış olmam mümkün müdür?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır.
Ekrem İmamoğlu: Evet, sorularım bunlardır.
BAKİ AYDÖNER SORUYOR
Baki Aydöner: Teşekkürler Sayın Başkanım. Cemal Ufuk Karakaya Bey'e geçmiş olsun öncelikle. Teşekkürler sizlere. Ben eylem 32 kapsamında sizinle alakalı olmadığınız ama size bağlı bir birimle alakalı bir soru sormak için söz hakkı istedim sayın mahkemenizden. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mali Hizmetler Daire Başkanlığı Daire Başkanı Rezan Neslihan Vural Hanımefendi 2024 yılında size bağlı olarak çalışıyordu değil mi?
Cemal Ufuk Karakaya: Süreyi tam hatırlamıyorum ama Daire Başkanlığı'nı yaptı. Hangi tarihte başladı bilmiyorum ama Yurt İçi...
Baki Aydöner: Böyle bir yazarmış da tamam. Peki 2024 yılında...
Cemal Ufuk Karakaya: Doğrudur yani. Tarihi hatırlamıyorum ama Daire Başkanlığı'nı yaptı. Hangi tarihte başladı, hangi tarihte sona erdi şu an söyleyemeyeceğim ama yazıyla resmî cevap veririz. Şimdi o yüzden...
Baki Aydöner: Şimdi eylem 32 kapsamında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı'ndan 2023/1132164 ihale numaralı Avrupa Yakası 1, 3, 4 Bölge genelindeki yollarda asfalt kaplama, yama ve baca ızgara yükseltme işini Danış Asfalt ve Aksel Nakliyat almış. Bu konuyla alakalı da ödemelerinin hakedişlerinin oluşmadığını, yani işlerini yaptığını, işlerini yaptıktan sonrasında da ödemelerinin oluşmadığına dair, içeride bekletildiğine dair bir açıklaması olmuş. Bunun akabinde de "Ben onunla iletişime geçmişim ve 'Eğer sözde bahsedilen sisteme giriyorsun, bu sistemin, bu sisteme %10 katkı sunarsan ödemelerin düzenli olur' demişim." Ve bunun akabinde bir ay beklemiş, bir ay sonrasında da ben o bize bir arsa devri yaptıktan sonra da ödemelerini düzenli almaya başladığını iddia ediyor.
Şimdi bu ihale numarasını tabii hatırlamayabilirsiniz ama bu firmaların yaptıkları iş 2024 yılı itibarıyla 1 milyarlık iş. Ve sözleşmelerine göre de yaptıkları ilk iş şubatta başlıyor, 75 gün sonrasında da ödemelerin yapılması gerekiyormuş. Ben sizin hiç bu süreç içerisinde, 2024 yılı içerisinde İBB'de de resmî göreviniz olmadığını siz de belirtirsiniz. Böyle bir firmaya ödeme yapılması için hiç telefon açtığımı, yanınıza geldiğimi, böyle bir ödemenin yapılması için öncülük yaptığımı ya da yapılmaması için sözde sisteme %10 aktarılması için herhangi bir talebim oldu mu sizden?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır Baki Bey. Ben şimdi şöyle, ben hiç yanıma gelmediniz. O açık. Bunu açıkla söyleyebilirim Sayın Başkanım. Hiç görüşmedik çünkü Baki Bey ile ancak açılışlarda karşılaşmışızdır. Onun dışında ben Tanış Asfalt'ın gazetedeki beyanlarını okudum. Kesinlikle yanlış. Ben, biz ödemelerimizi kuralına göre yaparız. Bizim kendi algoritmamız vardır ve buna göre ödemeler yapılır. Kayıtlarımız zaten Savcılık istedi Tanış Asfalt'ı. Biz bunları verdik. Benzer ödemeler de var. Kayıtlarımız her zaman açık. Bir ihalenin kesin, şey ödemelerin tutulup sonra serbest bırakılması gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Günelim, aynı işi yapan firmaların ne ödenmişse Danış Asfalt'a da o ödenmiştir. Ben bunlara açık yüreklilikle söyledim. Zaten ödemeleri kuralına göre, kendi koyduğumuz algoritmaya göre yaptığımız için hiçbir zaman, bu zamana kadar 5 yıldır hiçbir şikayet almadık. Ve zaten yapamazsınız yani bu müteahhitlerin hepsi birbirinden haberdar. Birine para verip diğerine vermemezlik yapamazsınız. Herkes yoksa yani işte durdurabilirsiniz. Ama dediğim gibi yani sizle hiç görüşmedik. Aradınız, aramadınız onu hiç hatırlamıyorum, bilmiyorum. Çünkü biz herkes arayabilir. Biz herkes arar ama biz kuralımız bellidir. Buna göre, buna göre ödemelerimizi yaparız ve kayıtlarımız açıktır. Savcılığa da beyan ettik zaten.
Baki Aydöner: Peki, ikinci soruyu soracak başka bir şirket için aradım diye zaten genel bir cevap verdiniz. O yüzden...
Cemal Ufuk Karakaya: Kim aradı, kim aramadı ben... Aramakla ödemeler kesinlikle nizamına uygundur.
Baki Aydöner: Çok teşekkür ederim. Çok sağ olun Sayın Başkanım.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Fatih Keleş: Ufuk Bey geçmiş olsun.
Cemal Ufuk Karakaya: Çok teşekkürler, size de Fatih Bey.
Fatih Keleş: İddianameye göre soruyorum. Siz bana bağlı örgüt üyesi olarak görünüyorsunuz. Ben size hukuk dışı bir talimat verdim mi bugüne kadar?
Cemal Ufuk Karakaya: Fatih Bey, ben yani savunmamda da açıkladım. Ben idari sıralı amirlerimin dışında kimseden talimat almam, almadım da dedim. Sizden de herhangi bir talimat almadım. Yani zaten bunu kendi yapıma yakıştırmam açıkçası. Öyle bir talimat almam, siz de vermediniz.
Fatih Keleş: Peki. Sizden peki talimatın dışında sorayım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübünün ödemeleri haricinde sizden herhangi bir kişiye ödeme yapılması ya da yapılmaması konusunda talimat değilse de bir ricada bulunmuş olabilir miyim spor kulübünün dışında?
Cemal Ufuk Karakaya: Ha hayır, hayır kesinlikle. Zaten Başkanım ben önce Murat Ongun Beyin iki ara arasında yer almıştım, sonra Fatih Keleş Beyin. Yani Fatih Beyin de söylediği gibi hani bana talimat veren birisi arayıp da spor kulübü için 'Gelin ödemeleriniz kaldı' diye aramaz yani. 'Der ki öde kulübe geç' der talimatı. Böyle bir şey yok.
Fatih Keleş: Borç ödevi yok demişler sanırım. Bürokrat olan arkadaşları bana bağlı örgüt üyesi olarak, ki algoritmada sanırım onlardan oluşmuşlar. Bu yüzden herhalde Murat Beyden çıkartıp bana bağlı örgüt üyesi olarak iddianamede öyle yer almış.
Cemal Ufuk Karakaya: Yok yok benim durumum ama dediğim gibi sizden ben herhangi bir talimat almadım. Sizinle görüşmelerimiz de sadece spor kulübünün ödemelerine ilişkin. Onun dışında herhangi bir konuda görüşmemişizdir zaten.
Fatih Keleş: Peki. Burada Burak Korzay'ın buradaki sorgusunda ve ifadesinde de geçiyordu. Şöyle dedi: "İsfalt için ödeme istediğimizde bize ödeme az yapılıyordu. Sorduğumda yukarıdan talimat var ödeme yapamıyoruz."
Cemal Ufuk Karakaya: Gerçekle alakası yok.
Fatih Keleş: "Dedim. Bunu size sorduğumda bana Fatih Keleş'i tarif ettiler. Ben bunu kimden duydunuz diye kendisine sorduğumda Cemal Ufuk Karakaya bana böyle söyledi." diye. Böyle bir diyaloğunuz oldu mu Burak Korzay'la?
Cemal Ufuk Karakaya: Ben de ifadesini okudum. Hayır, kesinlikle olmadı. Sizin de böyle bir talimatınız olmadı Fatih Bey. Yani Burak Korzay neden böyle bir şey söyledi bilmiyorum ama biz her ay İştirakler Grup Başkanlarıyla toplantı yapıyorduk. Gerçi Burak Korzay grup başkanı değildi. Onun yerine Ertan Bey katılıyordu. Hiç hiçbir toplantıda bu konular, bir talimat A şahsının, B şahsının veya şahsınızın hiçbir zaman geçmemiştir. Ben burada gerek tüm genel müdürlerle, tüm grup başkanlarıyla yüzleşmeye de hazırım. Hiçbir toplantıda böyle bir konuşma geçmemiştir.
Fatih Keleş: Aslında bunu söylerken kendi ifadesini de çürüten başka beyanlarda bulundu. Şöyle söyledi: "Biz İsfalt olarak" dedi, "kendi ödemelerimizi yaparken önce maaşları öderiz, sonra işte tekeri döndürürüz, sonra da müteahhitlerin ödemelerini yaparız. Benim dönemimde hiçbir müteahhidin ödemesi aksatılmadan, kimseye zorluk çıkartılmadan ödemeler yapılmıştır." dedi. Evet, ödemelerini duş alsaydım ödemelerini müteahhitlere yapabilir miydi?
Cemal Ufuk Karakaya: Fatih Bey, dediğim gibi biz algoritmamız vardı, kurallarımız vardı ve 5 yıl boyunca buna göre yaptık. Bizim İBB'de de önceliğimiz maaşlar ödenecek, finansal giderler yani krediler ödenecek, vergiler ödenecek, zorunlu harcama yani gaz harcaması, elektrik, suyumuzu ödenecek. Bunlar ödenmeden kimseye para çıkılmazdı. İştirakler için de, iştirakler için de geçerli.
Fatih Keleş: İştirakler için soruyorum. İştirakler için bu ödeme planlanırken ya da bu algoritmamız içerisinde yer alırken bir iştiraklerle bir toplantı mı yapıyorsunuz her ay? Çünkü ben...
Cemal Ufuk Karakaya: Evet, her ay yapardık. Her ay yapardık. Yüksek tutarlı ödemeler yaptığımız yüklenicilerle de yapardık. Mesela Özel Halk Otobüsleriyle de oturur toplantı yapardık. Aldığımız planı, nakit akışını planlardık. Bu toplantılarda ben şöyle yorumluyorum, ben yani Başkanım yani tüm şeyler de gelebilir, bu toplantıya katılanlar da gelebilir. Ben yüzleşmeye her an açık. Şöyle bir şey oluyordu: İştirakler geliyordu, diyelim ki 14 lira para talep ediyorlardı. Bir bakıyorsunuz İBB'ye gelecek para 10 lira. Siz zaten 14 lira para talep ediyor, İBB'ye gelecek para 10 lira. Daha İBB maaşını ödememiş, İBB kredilerini ödememiş, İBB vergisini ödememiş, İBB İETT'ye para ödememiş, İSKİ'ye para ödememiş, diğer yüklenicilere para ödememiş, gelen paradan fazla para talep ediyorlar. Bunu ben yazılı olarak da verebilirim. İBB'den de talep edebilirsiniz. Yani hani 14 lira, 10 lira gelip de 14 lira isteyen birinin kesintiye gidilmesinden daha doğal bir şey yoktur. Kimsenin talimatına gerek yoktur.
Fatih Keleş: Bu bahsettiğiniz toplantılarda Ertan Yıldız olur muydu peki?
Cemal Ufuk Karakaya: hayır.
Fatih Keleş: Peki...
Cemal Ufuk Karakaya: Sadece grup başkanları, sadece iştirakler koordinasyonunda mali hizmetler koordinasyon başkanı ve ekibi olurdu.
Fatih Keleş: Yani Ertan Yıldız'ın yönetimindeki iştirakler, iştirakler koordinatör arkadaşlar...
Cemal Ufuk Karakaya: Evet.
Fatih Keleş: Ve genel müdür, genel müdürlerden grup başkanı olanlar.
Cemal Ufuk Karakaya: Evet, doğru.
Fatih Keleş: Dolayısıyla bunlar Ertan Yıldız'a bilgi olarak dönüşü olurdu.
Cemal Ufuk Karakaya: Kesinlikle.
Fatih Keleş: Bu konuda Ertan Yıldız'dan hiç şikayet alır mıydınız 'İştiraklere az ödeme yaptınız, yeterince yapamadınız, daha fazla ihtiyacımız vardı'?
Cemal Ufuk Karakaya: Her her ay olacaktı gibi, her ay olacaktı gibi, her ay olacaktı gibi gelir ve iştiraklerin daha fazla tahsisine çalışırdı.
Fatih Keleş: Dolayısıyla haberi olurdu.
Cemal Ufuk Karakaya: Tabii ki, iştiraklerin... Tabii ki tabii ki herkesin haberi ödemelerin, biz dediğim gibi yani biz algoritmanın dışına çıkmazdık, kurallarımızın dışına. Çünkü biz sadece iştiraklere ödeme yapmıyoruz. Bizim yüklenicilerimiz var, bizim Özel Halk Otobüslerimiz var, bizim İETT var, İSKİ var yani.
Fatih Keleş: Bunu şunun için sordum, ben bu ödemelerden haberim olmazdı diye beyanı var da o yüzden size bunu sormak istedim.
Cemal Ufuk Karakaya: Ben o konusuna katılır katılmaz ama haberi var mıdır? Kendi kanaatim, bu şahsi kanaatimdir, kesinlikle vardır. Çünkü sonrasında gelip 'Niye bize az ödeniyordu?' diye oluyordu yani.
Fatih Keleş: Çok teşekkür ederim.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Soracağım soruların birçoğunu zaten Fatih Bey sordu. Onun için yormayacağım. İBB içerisinde en fazla görüştüğüm kişilerden birisiniz sanırım.
Cemal Ufuk Karakaya: Ben zaten mesleğim gereği sürekli insanlarla, en çok da zaten telefon ve görüşmeyle geçer vaktim çoğu zaman böyle geçer.
Ali Sukas: Para almak için daha çok, para almak için.
Cemal Ufuk Karakaya: Evet, evet, evet.
Ali Sukas: Şimdi birçok konuyu açıkladınız fakat bir konuyu daha açıklarsanız, en iyi açıklayacak kişi siz olduğunuz için size soracağım. Yıl içerisinde 12 ay eşit olarak mı para gelirdi ve siz bunu dağıtırdınız? Bu konuyu bir açıklarsanız çünkü yıl sonu meselesi var. O konuya bir açıklık getirmenizi istiyoruz. Yani artışın, azalışın sebebi nedir diye?
Cemal Ufuk Karakaya: Başkanım, üç ayda bir kurumlar vergisi ödenir ve üç ayda bir bize daha fazla para gelir. Yani Mayıs, Temmuz, Ekim ve Ocak aylarında fazla yaparız. Çünkü bir önceki ay fazla para gelmiştir. Kurumlar vergisinin olduğu üç aylar geçici vergiler olduğu için bir önceki aya göre bazen iki katı, özellikle yıl sonunda normalin iki katı para gelir. Biz genelde Ocak, Şubat'ta işte dediğim gibi o yüksek ay geldiği zamanlar yaptığımız ödemenin hep daha fazla ödeme yaparız. Ama şöyle değişir: Bazen bayram olur veya işte enflasyon muhasebesi olur. Bir genel gelir kanun değişikliği olur, der ki "Bu tarihte şey vergi toplanmayacak, bir hafta sonra ancak toplanacak." O zaman bizim ödemelerimiz tamamen ertelenir. Çünkü 31 Aralık'ta toplayacağınız parayı 6 Nisan'da alırsanız, ben o parayı Nisan sonunda gelmesi gereken parayı bana Mayıs'ta verir. Ama tahminen üç ayda bir bize normalden daha fazla para gelirdi, her üç ayda bir de biz normalden daha fazla para öderdik. Bir de işte tek seferlik gelir dediğimiz; işte gayrimenkul satışı olmuştur, taksi satışı olmuştur, ilave para gelmiştir. O aylarda da fazla ödeme olabilir. Ama standart aynı para hiçbir zaman gelmedi.
Ali Sukas: Gerçi söylediniz onu sormayacağım. Bizim taleplerimizi tam olarak karşılayamıyordunuz?
Cemal Ufuk Karakaya: Tabii ki. Siz 14 milyar, gelir var 10 milyar. Siz 14 milyar istiyorsunuz ve daha İBB'den hiçbir kuruş kimseye ödememiş, kendi maaşını dahi ödememiş halde.
Ali Sukas: Tamam, teşekkür ederim.
RESUL EMRAH ŞAHAN AVUKATI DOĞA ŞANLIOĞLU SORUYOR
Doğa Şanlıoğlu: Geçmiş olsun Ufuk Bey bu arada. Tek bir sorumuz var. O da aslında örgüt üyeliği ve yöneticiliği kapsamındaki bir soruydu. İşe giriş sürecinizde ve yönetim şemasındaki rolünüzün belirlenmesinde İPA Başkanı sıfatıyla veya Şişli Belediye Başkanı sıfatıyla Resul Emrah Şahan'ın herhangi bir dahili ya da yönlendirmesi olmuş mudur? Buna ek olarak gerçekleşen mali ödemelerin onay, sevk veya yönetim süreçlerinde kendisinin bir yetkisi, talimatı ya da dahili bulunmakta mıdır?
Cemal Ufuk Karakaya: Resul Emrah Şahan'ı ben buraya girdiğimde tanıdım. Biraz önce de kimlerle görüştüğümü ifade ettim. Kendisiyle hiçbir görüşmem olmadı süreç içinde. Ödemelerde de hiçbir talimatı olmadı. Zaten dediğim gibi kimseden talimat almayız.
Doğa Şanlıoğlu: Teşekkür ederim efendim.
SARILAR AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR
İsmail Hakkı Başaran: Ufuk Bey öncelikle geçmiş olsun. İştirak grup başkanlığı ile ilgili olarak toplantı yapıldığını belirttiniz sorgunuz esnasında. Anladığım kadarıyla o toplantılar düzenli yapılan toplantılardı, doğru mudur?
Cemal Ufuk Karakaya: Evet.
İsmail Hakkı Başaran: Belirli bir günü var mı?
Cemal Ufuk Karakaya: Yok, yok, ay sonlarında yani bize para ayın 1 sonundan bir de ortasında gelir. Yani ayın sonunda gelen parayı ayın 1'inde 2'sinde ödemeye başlarız ki tek gün ödeyemeyiz çok büyük ödemeler ve çok evrak gerektiği için 2 3 gün bulur, bazen 4 güne sarkar. 1 ayın sonunda şey ayın ortasında bir de ayın sonunda para gelir ona göre de ödemelerimizi yaparız. En yüksek tutar yani en yüksek tutarlı mali ay sonunda gelir, o yüzden yani bundan 2 3 gün önce olur yani değişir. x gün ayın 26'sı gibi şey yoktur ama ayın 30'unda ya da ay sonundan önceki günlerde olur.
İsmail Hakkı Başaran: Sorgunuz esnasında bir örnek verdiniz. Örnek olarak Büyükşehir Belediyesine gelen miktar 10 birimse iştiraklerin talep ettiği 14 birim olduğunda hani azaltım yapılması gayet olağandır şeklinde bir cümle olmuştu veya buna yakın bir cümle. Şunu sormak istiyorum, bu 10 birim içerisinden henüz iştiraklere para göndermeden önce İBB'nin hani sizin ifade ettiğiniz şekilde maaşlar, krediler, kamu ödemeleri ve zorunlu giderler gibi ödemeleri kaç birim yer tutar?
Cemal Ufuk Karakaya: Şu an net söyleyemeyeceğim ama yine de tutar yani çok, şöyle söyleyeyim maaşlar çok yer tutar. Maaşlar tutar.
Hakim: Oran verebilmeniz mümkün mü?
Cemal Ufuk Karakaya: Yok şu an mümkün değil başkanım. Bakarım söylerim ama yani.
İsmail Hakkı Başaran: Peki geriye kalan kısım iştirakler arasında hangi esaslara göre bölüştürülür?
Cemal Ufuk Karakaya: Çünkü her iştirak farklıdır yani iştirakin büyüklüğü farklıdır. Biri İSPER personel şirketi, buna göre değişir.
-Hakim araya giriyor anlaşılmıyor-
Cemal Ufuk Karakaya: Yani o maaşları farklıdır, gelirleri farklıdır. Benimle iş yapan iştirak vardır, iş yapmayan iştirak vardır. Buna göre değişir.
Hakim: Müvekkil ile hangi kısma geleceğiz bu sorularla
İsmail Hakkı Başaran: Normal şartlarda birkaç tane soru kaldı. Hani ben alakalı kısmını söylediğim zaman soru sormamın da pek bir anlamı kalmıyor. Müsaade ederlerse...
Hakim: Söyleyin biz de anlayalım ona göre sorduralım yani şimdi. Müvekkillerinizle alakalı hangi eylem kapsamında soruyorsunuz? Eylem ile ilgili bağlantı nedir? Ne mantıkla soruyorsunuz?
İsmail Hakkı Başaran: 138 kapsamını soruyorum sayın başkanım.
Hakim: Buyurun soruyu tamamlayın.
İsmail Hakkı Başaran: Bu miktar tek seferde mi gönderiliyordu yoksa parça parça ara ödemeler şeklinde mi ilerliyordu bu süreç?
Cemal Ufuk Karakaya: Tek seferde gönderilen şirket de vardı, parça parça gönderilen şirketler de vardı. Çünkü bazı iştirakler İSPER'den gibi, İSYÖN gibi eleman temin eder. Onların ödeme dönemleri farklıdır veya çek ödemeleri biz biraz önce dediğim gibi transfer ödemelerinin aksamasına müsaade etmeyiz, maaş ödemesinin aksamasına müsaade etmeyiz. Buna göre yani şeye göre ödemelere göre değişirdi. Tek seferde diye bir şey yoktu yani. Ama ana ödeme ayın başında yapılırdı.
İsmail Hakkı Başaran: Teşekkür ediyorum, sağ olun.
FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR
Nergiz İnce: Ufuk Bey, geçmiş olsun. Sağ tarafınızdayım, sorun değil. Bir bölümünü müvekkilim sordu ama geriye kalan kısmını Korzay'ın ifadesine dayanarak ben de ilave sormak istedim. Burak Korzay'ın ifadesinde şöyle bir beyan bulunmakta: "İBB'nin gerçek anlamda para kaynağı bulunmamasına rağmen yeni ihaleler için bütçe onayı verilmekteydi. Bahsetmiş olduğum bu bütçe onayları belediyenin parası olması durumunda harcanabilecek bir para iken belediye olmayan paraları harcamak için ihaleye çıkıyordu." şeklinde bir beyanda bulunmuş. Teknik olarak mevzuat açısından bu mümkün müdür?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır efendim, konuştuk. Şimdi daha önce de söylediler; bütçe olmadan ödenek olmaz, ödenek olmadan ödeme olmaz. Yani öyle bir şey mümkün değil.
Nergiz İnce: Teşekkür ederim, sağ olun.
Cemal Ufuk Karakaya: Hiçbir harcama yapamaz, hiçbir kamu kuruluşu yapamaz.
Nergiz İnce: Sadece İBB için değil...
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır, Türkiye'de hiçbir... Bütçesiz kimse bir kuruş para harcayamaz. Ödeneği de olmadan harcayamaz. Yani hem bütçe olacak hem ödeneği olacak. Bağlamında konuştuk.
KAHRAMAN YEŞİLYURT AVUKATI GİZEM KARAKÖÇEK SORUYOR
Gizem Karaköçek: Bizim de sorumuz var. Şimdi eylem 60 kapsamında alınan kredilerle ilgili iştiraklere yapılan ödemelerden sonra iştiraklerde hak edişler gereği firmalara bir takım ödemeler yapmışlar. Gerçi Can Bey burada çok net bir şekilde açıkladı. Kendileri tarafından hani bir resmi bir rapor da aldı. Açıkçası firmaya bir aktarım ve bir ödeme yapılmadığını da gösterdi ama ben soru olarak sormak istiyorum daha net anlaşılabilmesi için. Firmaların hak edişleri kapsamında aldıkları ödemelerde bu ödemelerin kaynağını bilebilmeleri mümkün mü?
Cemal Ufuk Karakaya: Mümkün değildir. Yani firma hesabı bununla ilgilenmez, bilemez de zaten.
Gizem Karaköçek: Teşekkürler. Kahraman Yeşilyurt'u tanıyor musunuz veya Antre firmasını biliyor musunuz?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır hiç tanımıyorum.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum, çok teşekkür ederim, sağ olun
CEMAL UFUK KARAKAYA AVUKATI SAVUNMASI
Sayın Başkanım, müvekkilimin savunmalarına aynen katılıyorum. Ayrıntılı olarak esas savunmamızı ibraz edeceğiz. Ancak özetlemek gerekirse müvekkilime istinat edilen eylemlerden bir tanesi suç örgütü üyeliği. Müvekkilim 1 Mayıs 2021 tarihinden itibaren İBB'de Genel Sekreter Yardımcısı olarak göreve başlamıştır. Hiçbir zaman Kentsel Tasarım Müdürlüğü görevini yapmamıştır. Ve görevi süresince de yalnızca yasa ve mevzuat çerçevesinde ve sıralı amirlerinden emir ve talimat almıştır. Bunun haricinde kimseden emir ve talimat almamıştır. Kendisi az önce detaylı şekilde bunları izah etti.
İkinci olarak ihaleye fesat karıştırma ve nitelikli dolandırıcılık iddialarına karşı ise eylemleri tek tek değerlendirirsek 61 ve 62 no'lu eylemlerde müvekkilim belediyede dahi çalışmamaktadır. Görev almamış olduğu dönemlerle ilgili suç isnadı yapılmıştır. Bunlara ilişkin olarak ayrıntılı yazılı savunmalarımızı ibraz edeceğiz. Aynı zamanda 67, 68, 71 ve 76 no'lu eylemlerde ise Genel Sekreter görevine vekaleten görevde bulunmuştur. Ve usul ve yasaya uygun olarak ihalelere katılınmış ve bu süreçler yönetilmiştir. Kendisi hiçbir zaman suç örgütünün üyesi olmamıştır. Usul ve yasalardan hiçbir zaman da ayrılmamıştır.
137 no'lu eylemle ilgili olarak ise izinsiz kullanılan reklam alanlarına ilişkin ecrimisil uygulamasına ilişkin dosyalarda imzası bulunmaktadır. Ve yasaya uygun olarak ecrimisilleri tahakkuk ettirmiştir. Kimseye haksız menfaat temin etmemiştir ve kimseyle de irtibatlı olmamıştır. Bu dosya içerisindeki mevcut olan HTS kayıtlarından, telefon dinleme tutanaklarından ya da etkin pişmanlıktan yararlanan sanık beyanlarından anlaşılacağı üzere hiçbir zaman kimseyle irtibatlı olmamıştır.
139 no'lu eylemle ilgili olarak da hiçbir zaman rüşvet istememiştir, rüşvete aracılık da bulunmamıştır. Hiçbir zaman buna ilişkin de bir tespit yapılmamıştır. Kendisinin sağlık sorunları vardır. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına yönelik talebimiz var ve aynı zamanda da duruşmalardan vareste tutulmasını talep ediyoruz. Savunmalarımızı da yazılı olarak ayrıntılı şekilde ibraz edeceğiz Sayın Başkanım.
MURAT SELVİ SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Başkanım, değerli üyeler; öncelikle kendimi kısaca tanıtmak istiyorum. 20.11.1968 Ankara doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenim hayatımı Ankara'da bitirdim. 92 yılında Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümünden mezun olduktan sonra yüksek lisans ve asistanlık sınavlarını kazanarak aynı üniversitede devam ettim. Daha sonra özelleştirme sonrası Koç Grubu dahil birçok firmada yöneticilik görevlerinde bulundum. Sonrasında serbest çalışma hayatına geçtim. Profesyonel özel sektör hayatımdan sonra son dönemimde de İBB görevine önce Genel Sekreter Yardımcısı danışmanlığı, daha sonrasında da 18.01.2021 tarihinde Mali Hizmetler Daire Başkanı olarak atandım.
Söz konusu görevi 30.09.2022 tarihi itibariyle emeklilik ile fiilen ve hukuken bıraktım. Toplam Daire Başkanlığı görevim 21 aydır. Bunu niye söylüyorum? 30.09.2022 tarihi itibariyle görevim kapsamı tarafımda temsil edilen yönetim görevi dahil tüm mali, muhasebesel ve idari yetkilerim resmi devir ve teslim cetvelleri eksiksiz biçimde devredilmiştir. Devir cetvelleri vesaire bunlarla dahil olmak üzere her türlü mali sorumluluğumun sona erdiği de açıkça görülmektedir. Bundan sonra İBB'de herhangi bir görev sorumluluğu olmadan hareket edilmiş, ancak kullanılmamış yıllık izinlerimi kullanarak bu izin süresi bitiminde de Mali Hizmetler Daire Başkanlığı görevi devrinden dolayı fiili olarak yürütmedim. Herhangi bir kamu yetkisi kullanmadım ve İBB adına hiçbir işlem tesis etmedim bu tarihten itibaren. Daha sonrasında da izin bitiminde de emeklilik dilekçemi vererek İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki kamu görevim tamamen sona ermiştir.
Şimdi Sayın Başkanım, tarafıma isnad edilen 2 adet eylem bulunmaktadır. Bunların ikisi de encümen kararıyla ilgilidir. Bununla ilgili bir genel hem açıklama yapacağım, daha sonra 2 eylem ile ilgili de farklı açıklamalarda bulunacağım. Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesinde ihale süreçleri Belediye Meclisi, encümen ve teknik birimler arasında mevzuatta açıkça belirlenmiş bir iş bölümü çerçevesinde yürütülmektedir. Belediye Meclisi tarafından alınan kararlar doğrultusunda ilgili teknik birimler ihale şartnamesini hazırlarlar. Daha sonra takdir kıymet komisyonları, uzman ekipler muhammen bedeli çalışırlar, belirlerler ve ihale dosyasını oluştururlar. Daha sonrasında da Belediye Encümenine sunarlar. Encümen bu aşamada bir yürütme organı gibi görev yapar. Yani görev yaptığı dönemde başında bulunduğum Mali Hizmetler Daire Başkanlığı, mevzuat gereği encümenin doğal üyesidir. Bu üyelik kişisel takdirle değil, kanuni bir zorunluluğa dayanmaktadır.
Şimdi encümen teknik dosya hazırlamaz, muhammen bedeli de belirleyemez ve gelen ihale şartnamesini de oluşturmaz. İhale evrakının şekli unsurlarını, katılımcı sayısını, teminat mektuplarını, imza edilip edilmediğini, olup olmadığını söyler. Şimdi Sayın Başkanım, bu bu teknik birimlerin çalışmalarına bir müdahale yetkim yok. Ben ben bir encümen üyesiyim. İhale sonrasında ihaleyi alan firmaların faaliyetleri, ticari tasarrufları ve işletme biçimi üzerinde herhangi bir yetki ve sorumluluğum bulunmamaktadır. Ayrıca Mali Hizmetler Daire Başkanlığının en önemli özelliklerinden biri de harcama yetkisi değildir. Çünkü bir muhasebe yetkilisi olduğu için diğer daire başkanlarından farklı olarak herhangi bir ihale yapma yetkilisi değildir. Fakat şimdi Eylem 108 bağlamında bir açıklama yapmak istiyorum. Onun önemli olduğundan geçmişe dönük bir araştırma yapma gereği duydum. Ve ilgili isnat ile ilgili teknik birimden gelen muhammen bedelin belirlenmesiyle ilgili işte açılan davalar, Meclis kararları, Danıştay kararlarını biraz araştırdım açıkçası. Şöyle ki tam Covid-19'dan çıktığımız bir dönem. İhaleyi alan ve talebin ciddi şekilde düştüğü Meclis kararlarıyla belirlenmiş, bunları da dosyaya sundum. Meclis kararlarıyla kiralar düşürülmüş. Bunun dışında İstanbul Ticaret Odasına yazılan yazılar var, bu muhammen bedelle ilgili. Bu yine teknik birimin işi ama ben burada da açıklamak istedim açıkçası. Bu nedenlerle de Eylem 108 bakımından her ne kadar yetkim olmasa da tarafıma iddia edilen zarar ile arasında hukuki ve fiili bağ bulunmamaktadır.
Eylem 76 yönünden de en başta söylediğim konu var. Yani 30.09.2022 tarihinde ben görevi devrettim. Bu 76'daki yine encümen ihale kararında ve sözleşmede imzam yok. Çünkü ben o görevden ayrıldım. Onu da şöyle söyleyeyim. 76 bakımından suç tarihi 19.01.2023 olup bu tarihte İBB personeli değilim. Herhangi bir görevim, yetkim ve fiili sorumluluğum yok. Bu husus demin söylediğim gibi dosyaya da sunulacak devir teslim cetvelleriyle de sabittir. Cezaların şahsiliği ve fiili sınır ilkesiyle görevim sona erdikten sonra gerçekleşen iddia edilen fiillerden sorumlu tutulmam mümkün değildir. Çok daha fazla uzatmak istemiyorum. Sonuç olarak somut ve kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığından, öncelikle adli kontrol tedbiri olan yurt dışı çıkış yasağının kaldırılması ve beraatimi talep ediyorum.
MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR
Rahşan Sertkaya: Murat Bey, belediye encümen pratiğini bilen bir kişisiniz. Encümen üyelerinden birisinin tek başına süreci belirlemesi veya diğer üyelerin iradesini ortadan kaldırması fiilen mümkün müdür sizce?
Murat Selvi: Hayır, kesinlikle değil.
Rahşan Sertkaya: Peki. Görev yaptığınız süre boyunca Murat Ongun'un encümen süreçlerine doğrudan müdahil olduğuna, encümen üyelerine emir veya talimat verdiğine ya da alınacak kararları yönlendirdiğine ilişkin herhangi bir gözleminiz oldu mu?
Murat Selvi: Kesinlikle hayır.
Rahşan Sertkaya: Murat Ongun'la ilişki düzeyiniz nedir? Hani tanışır mısınız?
Murat Selvi: Uzaktan tanıyorum. Hatta bu konu bana şeyde de soruldu, emniyette de soruldu. 20-30 saniyelik bir görüşmemiz olmuş. "Bunun içeriği nedir?" diye... Murat Bey beni aramıştır, bir şey sormuştur, hatırlamıyorum bile. Ben de ya cevabını vermişimdir ya da daha sonra dosyayı göndermişimdir. Hani hiç onun dışında Murat Bey'le bizim bir ilişkimiz olmadı.
Rahşan Sertkaya: Peki. Mali Hizmetler Daire Başkanı olarak görev yaptığınız süre boyunca İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden ihale alan şirketlere yapılacak ödemeler, bu şirketlere kaynak aktarılması, ödeme sıralamasının değiştirilmesi, öne alınması, işte ivedilikle gerçekleştirilmesi gibi mali süreçlere ilişkin olarak Murat Ongun tarafından doğrudan veya dolayısıyla size bir talimat, baskı, yönlendirme ya da telkinde bulunuldu mu?
Murat Selvi: Kesinlikle böyle bir şey olamaz. Zaten bunu ben şahsen de kabul etmem.
MURAT SELVİ AVUKATI SAVUNMASI
Bu aşamada detaylı savunma vermeyeceğiz. Müvekkil zaten beyanlarını sundu. İştirak ediyoruz. İddianamede 2 eylemden sorumlu tutuluyor. Biri 76, biri 108. Encümen kararına ilişkin, encümen kararlarına ilişkin sadece üye olarak bulunduğunu, Mali Hizmetler Başkanı olarak bir sorumluluğunun olmadığını açıkladı. 76'da zaten görevde dahil değil. Bu iddianamenin özensizliği sebebiyle mağdur edilen sanıklardan sadece bir tanesi müvekkil. Oğlu yurt dışında eğitim görüyor. Derslerinin yoğunluğu sebebiyle çok fazla ailesini görmeye gelemiyor. Murat Bey'in de yurt dışı çıkış yasağı olduğu için oğlunu görmeye gidemiyor. Bu aşamada yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep ediyoruz. Mütalaa sonrası esas hakkında beyanlarımızı sunacağız.
OKTAY AKTAŞ SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Mahkeme Başkanım, sayın mahkeme heyeti, sayın savcım; İSFALT A.Ş. 137 kapsamında müsaadenizle savunmamı yapmak üzere sayın heyetinizin huzurunda şüpheli olarak hazır bulunduğumu hürmetlerimle arz ederim. Sayın Savcılık makamınca düzenlenmiş olan iddianamede tarafıma atılı suç şöyledir: Eylem 137 kapsamında, ana ihale konusu işin yaptırılabilmesi için 2022/1495625 ihale kayıt numaralı İSFALT'a ait alt ihalede görev alan ve bu ihaleye ilişkin düzenlenen bilirkişi raporunca ihale onay belgesinde imzamın bulunması nedeniyle sorumluluk atfedilmesi; bu nedenle de ihaleye fesat karıştırma suç eylemine uyan TCK'nın 37 delaletiyle 235/2... maddeleri uyarınca cezalandırılmam talep edilmiştir.
Hâkim: Onları okumana gerek yok, biliyoruz zaten. 1495625 ihale kayıt numaralı ihale ile ilgili yapılan alt ihale ile ilgili suç isnadında bulunulmuş. İhale komisyon üyesi olman nedeniyle hakkında iki defa ihaleye fesat 235'ten sevk var. Evet.
Oktay Aktaş: Evet Sayın Başkanım. Her ne kadar iddianamede 137. eylemde 1495625 ihale kayıt numaralı tek bir ihaleden sorumluluk sunulmama rağmen, iddianamenin 3212. sayfasında her bir şüpheli için aynı eylem kısmında belirtilen sevk maddesi uyarınca ayrı ayrı iki kez cezalandırılmam talep edilmesinin maddi hatadan ibaret olduğunu düşünmekteyim. Çünkü bunun nedeni de Sayın Başkanım, o tarihten sonra ben işten atılmıştım 130. eylem kapsamında diğer bir çok ihalede. Zaten iş sözleşmem feshedildiği, işten atıldığım için o dahi ihalelerde bulunmam teknik olarak mümkün değildi.
Bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenmiş olan raporda, bu eylemle ilgili tarafıma bir kamu zararına sebebiyet verilmediğinin açıkça tespit edilmiştir. Genel olarak alt ihalede şartnameye eklenmiş olan hükümler uyarınca katılımı ve rekabeti son derece sınırlayıcı, bu şartlar dahilinde ihaleye katılımın son derece azalacağını bilmeleri gerektiği, ihalelere ait gizli kalması gereken bilgileri sızdırdıkları değerlendirilen bu aşamada iddia olunan bu şüpheye yer verilince denilmek suretiyle tarafıma sorumluluk atfedilmiştir.
Mesleğimi ve işlerimi Sayın Başkanım, kanunlar ve ilgili mevzuat çerçevesinde icra etmekteyim. Açık seçik ve gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki iş hayatımda da özel hayatımda da kanunlar her zaman benim için başka her şeyin önündedir. Kısa Sayın Başkanım, ilişik müsaadelerinizle, sayın heyetinize kısaca kendimi tanıtarak ve iş hayatımla ilgili kısa bir bilgi aktararak dosyanın esasına ilişkin savunmamı yapacağım.
Hâkim: Sen direkt dosyanın esasına gir. Onlar zaten...
Oktay Aktaş: Tamam Sayın Başkanım. Yani neticede hani kendimi tanıtmaya şöyle bir şey gördüm Sayın Başkanım; karşınıza geliyoruz, nasıl bir insan olduğumu ifade etmek anlamında bunu yazmıştım ifademde. Siz nasıl takdir ederseniz Sayın Başkanım. Onun için şeye geçiyorum, o kısmı atlıyorum. İBB ile ilgili nasıl iletişime geçtim, nasıl girdim, bununla ilgili bir tafsilatım var. Dinlemek isterseniz bunu anlatayım Başkanım. İSFALT'ta 01.02.2021 ile 21.07.2023 tarihleri arasında Mali İşler Müdürü olarak 2 yıl 4 ay süreyle kısa bir zaman diliminde görev yaptım. Bu süre içerisinde 15 Kasım 2021'de yakalanmış olduğum Covid-19 pandemisi virüsü sebebiyle hastanede koroner yoğun bakımda yatarak, ayakta olmak üzere yaklaşık 2 ay ağır tedavi gördüm. Bu nekahat süreci 6 aylık bir zaman aldı. Bu haliyle fiili olarak görev yaptığım süre İSFALT'ta 2 yıldır Sayın Başkanım. İşten atıldığımı da daha önce söylemiştim size.
İBB ile iletişim görüşmelerim ve işe alınma sürecim şu şekilde olmuştur: Microsoft yazılımı LinkedIn kariyer uygulamasından herkese açık profilim üzerinde İBB İnsan Kaynakları'nda çalışan yetkili kişiler bana ulaşarak iletişime geçtik. Daha sonra 4 farklı tarihlerde 4 farklı kişiyle görüşmeye davet edilerek mülakatlara katıldım. İSFALT'tan önceki şirketlerle birlikte çalıştığım genel müdürler, müdürler ve insan kaynakları müdürleriyle iletişime geçilerek yeteneklerim, yöneticiliğim, kariyerim, çalışma disiplinim, çalışma ahlakım ve kişiliğim hakkında İBB İnsan Kaynakları Müdürü tarafından araştırma yapıldı. Olumlu görüş ile Mali İşler Müdürlüğü görevi teklif edildi, kabul ettim ve işe başladım. İSFALT'a işe kabul için görüştüğüm Genel Müdür, iddianamede adı geçmeyen Burak Sıralı'ydı. Şu anda iddianamede adı geçmiyor. İSFALT'ta görev yaptığım bu kısa süre aralığında biri vekaleten olmak üzere 3 genel müdür değişti. Daha sonraki zamanlarda edindiğim bilgiye göre benden önce de üç kez Mali İşler Müdürü'nün işten çıkarıldığını öğrendim. Müdürlüğümüzün iş süreçleriyle ilgili süre gelen anlaşmazlıklar ve en sonunda bazı harcamaları uygun bulmamam, bu harcama taleplerine EBYS sisteminden onay vermemem ve muhalefet etmem sebebiyle Genel Müdür Burak Korzay'ın vermiş olduğu talimatla işten aniden atıldım.
Biricik evladımın ortaokul kaydı için mazeret izni kullanıyorken 21 Temmuz 2023 tarihinde sabah ani olarak evden çağrılarak hemen aynı gün 2 saat içerisinde yazılı veya sözlü herhangi bir gerekçe sunulmadan, savunmam dahi alınmadan, sebep gösterilmeksizin şehir dışından; Bodrum, Muğla'dan uzaktan erişim yoluyla EBYS üzerinden düzenlenen bir elektronik yazı ile keyfi bir şekilde ve hukuksuz olarak işten atıldım. İş akdim hemen aynı gün feshedildi ve şirkete girişim de yasaklandı. Şirket bahçesinde park halinde olan aracım aynı gün ve saat içerisinde çekiciyle dışarıya çıkartılıp yol kenarına bırakılması için ilgililere talimat verildi. İş akdimin feshi yapıldığı gün ve saat bana verilen bir Yönetim Kurulu kararı da yoktu. İSFALT İnsan Kaynakları Yönetmeliği 12. maddesine göre müdür unvanında çalışan bir işe çalışan işe alma ve işten çıkarma ancak Yönetim Kurulu kararıyla mümkündür. İSFALT'ta çalıştığım süre boyunca işlerimi özverili şekilde, titizlikle, dikkat, özen ve ihtimam göstererek; mesai saati veya tatil mefhumu gözetmeksizin kamu yararını ve kamu görevlisi bilinci ve hassasiyetiyle, öncelikli olarak ve daima kanun ve mevzuatın emrettiği hükümleri, kararları ve talimatları, özellikle 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine ve bu çerçevede bulunmuş olan yasal düzenlemelere tam bir uyum içerisinde eksiksiz bir şekilde yaptım.
Sayın mahkeme heyeti; müsaadenizle dosyanın esasına ilişkin savunmamı yapacağım. İSFALT ihale komisyonunun nasıl oluştuğunu, 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu düzenlemelerine göre mali olarak benim komisyondaki görevimin neler olduğunu anlatmaya çalışacağım. Bu anlatımı yaparken sevk maddelerinde suçla ilgili fıkralara ilişkin anlatımımı savunmamda da yapacağım. Görev yaptığım dönemde İSFALT'ın 3 tane ana faaliyet konusu vardı, iştigal konusu. Bunlar asfalt üretim ve serimi, KHK'lı personel çalıştırma (İSKİ, İETT, İGDAŞ) ve yol ve caddelerin iklim şartlarıyla mücadele ile yağmur suyu ve kanal açma işleri. Dosyaya konu edilen bir ihalede, az önce söylemiştim hani bir ihale var ama iki kere suç isnadında bulunulmuş Sayın Başkanım, İKN'si 2022/1495625 numaralı ihalede; bu, büyük ihale Avrupa Yakası Uygulama Müdürlüğü ve Anadolu Yakası Uygulama Müdürlüğü'nün birlikte yaptıkları ihalelerdir. İşin bütçesi... Burada şeye geliyorum Sayın Başkanım, bütçe ile ilgili. Hani benim ihale onay belgesindeki onayımla ilgili bir atıfta bulunulduğu için bunu açıklamaya çalışacağım size.
İşin bütçesi harcama birimleri ve harcama yetkilileri de bu müdürlüklerdedir. Bu müdürlükler, bu müdürlükler şeflikler tarafından ihale talebi yapılmış, Satınalma Müdürlüğü tarafından da hangi ihale usulünün uygulanacağı belirlenmiştir. İhale komisyonunun iki uzman üyesi bu uygulama müdürlüklerinden Avrupa ve Anadolu Yakası Uygulama Müdürlükleri, ihale yetkilisi Genel Müdür, aynı zamanda Yönetim Kurulu üyesi oluyordu bizde Genel Müdür, tarafından belirlenerek tayin edilmiştir. Talep ve bu talebe ilişkin bütçe, ödenek sahibi olan bu müdürlüklerdir. Uygulama planlama ve kentsel genel müdür yardımcısının, eski adıyla teknik genel müdür yardımcılığı, sevk ve idaresi altında görev yapmaktadır. Yaklaşık maliyet komisyonunun oluşturulması, görevlendirilmesi, tekliflerin alınması, fiyat ve rayiçlerin tespiti ve hesaplanması, yaklaşık maliyete erişim yetkisi bu müdürlüklerde bulunmaktadır Sayın Başkanım ve Satınalma Müdürlüğü'nün muhafazasında yer almaktadır.
İhale süreçlerinin yönetim ve denetimi; talep sahibi müdürlük, Satınalma Müdürlüğü ve aynı zamanda ihale komisyon başkanı olan ilgili Genel Müdür Yardımcısı ile ihale yetkilisi Genel Müdürün koordinasyonu, gözetimi ve kontrol ve denetiminde yürütülmektedir. İhale süreçlerinde genel idari ve hukuki sorumluluk Satınalma Müdürlüğü ve talep sahibi ilgili müdürlüklerindir Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, sayın mahkeme heyeti, sayın savcım; benim Mali İşler Müdürü olarak hem Kamu İhale Kanunu KİK'e göre hem de İSFALT'ta öteden beri uygulana gelen teamüllere göre ihaledeki görevim nelerdir, sınırlarımız nelerdir; müsaadenizle bunları anlatacağım.
Mali üyenin İSFALT'ta ihale komisyonunda görevlendirilmesi ve ihale komisyonundaki görevleri: 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu'nun "İhale Komisyonu" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrası, ihale yetkilisi biri başkan olmak üzere; ihale yetkilisi, biri başkan olmak üzere ikisinin ihale konusu işin uzmanı olması şartıyla, ilgili personelden en az 4 kişinin ve muhasebe ve mali işlerden sorumlu bir personelin katılımıyla kurulacak en az 5 ve tek sayıda kişilerden oluşan ihale komisyonunu yedek üyeler de dahil olmak üzere görevlendirir hükmü gereği ihale komisyonunda muhasebe ve mali işlerden sorumlu bir personel olmasının kanunen bir zaruret olması sebebiyle iddianamedeki 137. eylemdeki 2022/1495625 sayılı ihalede ihale yetkilisi Genel Müdür emriyle genel işleyiş ve teamüle göre usulen görevlendirildim. İSFALT şirketinde İhale komisyonunun kurulması, komisyon üyelerinin belirlenmesi ve görevlendirilmesi süreci şu şekilde olmaktadır Sayın Başkanım.
Hakim: Son 5 dakika toparlayalım, buyurun.
Oktay Aktaş: İhale komisyon üyeleri ihale yetkilisi olan genel müdür, aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan mevcut idari organizasyonun şemasındaki pozisyon ve fonksiyonlarına göre yapan müdürler veya şeflerden belirlenmektedir. Bu pozisyonlara atamalar müdür ve müdür üstü unvanlar için yönetim kurulu kararı ile yapılmaktadır. İhale onay belgesinin genel müdür ve yönetim kurulu başkanları tarafından imzalanmasını takiben genel müdür yönetim kurulunca verilen yetkiyle ihale komisyonunun görevlendirilmesi tebliğ edilir. İhale yetkilisi genel müdür veya şirket organizasyonu şemasındaki görevli müdür ve şeflerden asil ve yedek olunmak üzere ihale komisyon üyelerini belirleyerek EBYS, elektronik belge sistemi yönetimi üzerinden ilgililere tebliğ edilir. Bu görevlendirme her bir komisyon üyesi için tercihe bağlı olmayan, ret seçeneği ve sıra koşulu olmayan usulen ve kanunen zorunlu bir görevlendirmedir Sayın Başkanım.
İSFALT ihale komisyonunda bulunmamın nedeni unvanımın Mali İşler Müdürü olması sebebiyle Kamu İhale Kanununun 6'ncı maddesinin 1 inci fıkrasının düzenlemesi nedeniyle. İSFALT şirketinde mali üye olarak ihalelerde uzmanlık alanım ve görevim ise, zorunlu mali üye olarak ihalelerde uzmanlık alanım 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 37 nci maddesinin 1 inci fıkrasındaki ihaleye katılabilme şartı olarak istenen belgelerin sunulduğu zarfın içerisinde olan teminatlardır. Görevim ise geçici teminat ve kesin teminatın kontrolü ile teminatın gelire kaydedilmesi hususunda usulen eşlik, yazı ve talimatlara ilişkin çeşitli prosedürlerin yerine getirilmesidir. Bunlar 4734 sayılı Kanunun 4 üncü, 33 üncü, 34, 35, 38 ve 43 üncü maddelerinde sayılan hususlardır. Zamanımız kısıtlı olduğu için atlayarak geçeceğim Sayın Başkanım. İhale komisyonunun oluşmasıyla ilgili daha önceki bir çalışma oldu, yani kamu kurumunda ben 2 kere sizle çalıştım, daha önce Türk Telekom'da çalışmıştım, daha sonra İSFALT'TA çalıştım, yani iki kamu kurumunda bir çalışmam oldu. İhale komisyonunun oluşum şekli Türk Telekom'da da aynı şekildeydi ve görevim de orada aynı şekilde teminatların incelenmesi, kontrolü ve mali işlerle ilgili konulardı. Yani diğer konularla ilgili işte yaklaşık maliyettir, teknik şartnamedir, idari şartnamedir onlarla ilgili herhangi bir şeyim yoktu Sayın Başkanım.
Yani ihaleye çıkılması için gerekli prosedürlerin tamamlanması, fiyat ve rayiçlerin temini, tespiti, yaklaşık maliyet komisyonu, ihale dosyası ve ihale dokümanı hazırlanması ve kontrol taşeron, muayene kabul komisyonlarında herhangi bir dahilim, görevim, sorumluluğum, onayım olmadığı gibi idari teknik şartnamenin hazırlanması, fiyat düşüren insanlara yönelik puanlama sisteminin belirlenmesi, buna yönelik gerekçeli bir açıklama belgesinin hazırlanması, sözleşme tasarısının hazırlanması, sözleşmenin imzalanması, hakediş hesaplama, hakediş belgelerinin hazırlanması, ihalenin ilgili kısımlara bölünerek yapılacağı, ihalenin kısmi teklife olup olmaması, mal ve hizmetlerin birlikte alınıp yapılmayacağı gibi süreçlerde herhangi bir dahilim, görevim, sorumluluğum ve onayım bulunmamaktadır. Bilirkişi raporuna karşı beyanlarımızdır Sayın Başkanım. Burada Kamu İhale Kanunu’na göre bilirkişinin bu konuyu aslında atlamaması gerekirdi. Kamu İhale Kanunu’na göre ihale onay belgesini 2 kişinin imzalaması gerekiyor. Bunlardan, bu form Kamu İhale Kanunu Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. KİK 001.0/H numaralı standart forma göre kamu ihale onay belgesini hizmet alınması için ihaleye çıkılması hususunu talep eden ile ihale yetkilisinin imzalaması gerekmektedir. Dolayısıyla benim de burada bunu imzaladığımı iddia etmek çok yersiz olmuştur Sayın Başkanım. Benim oradaki amacım, görevim sadece bir kontrolden ibarettir.
Bir diğer de belediye şirketleri Türk Ticaret Kanunu’na göre özel hukuk tüzel kişileridir. Burada tüzel kişilerin nasıl temsil edileceği, imza yetkilerinin kimlerde selahiyette olduğu açıklanmaktadır. Burada da demektedir ki Sayın Başkanım, yönetim kurulunun ihale yetkilisi olduğu ihale işlemlerinde ihale yetkilisi sıfatı ile imzalayacak ihale onay belgesini yönetim kurulu başkanı veya başkan vekili ile genel müdürü tarafından müşterek imza, müşterek 2 imza ile tanzim edilebilir demektedir. Dolayısıyla benim hani buradaki bir onay makamı olmadığımı Türk Ticaret Kanunu açısından da söylemiş oldum. Bir de buradaki hani niye bu bu davada, ihale onay belgesinde ya da formunda, yani kanuna göre o aslında formatı farklı, bizdeki iç yazışma formatı farklı. Yani kanundaki tanımdan bana benim imzalamamam gerekiyor, ihaleyi talep edenle ihale yetkilisinin imzalaması gerekiyor ama bizde öyle bir form gibi bir şey yapılmış, onu bana imzalatmışlar muhtemelen. Onunla ilgili bir konu var.
Biz onu niye imzaladık Sayın Başkanım? İşin bir bütçesi var. Yani Kamu İhale Kanununun 5 inci maddesinde de denir, ödeneği bulunmayan hiçbir iş için ihale yapılamaz. Dolayısıyla bu işin bir ödeneği yoksa, bütçesi yoksa ihalesi de yapılamaz. Bizim buradaki görevimiz bir bilgisayar sistemimiz var SEG diye adlandırılan, ona yüklenen bir bütçe var. O bütçenin üzerinden daha önce herhangi bir blokesi var mı yok mu diye bir basit kontrollerin yapılması işti. Yoksa hani herhangi bir şeye onay vermek, yönlendirmek ya da o konuda bir söz sahibi olmak adına bir şey değil. Zaten sistem otomatik bunu talebi oluşturduğunuzda otomatik olarak yapıyor. Bizim sonraki görevimiz de gelen faturayı o bütçedeki kaleme işleyerek o ödeneğin harcandığının tespitini yapmak Sayın Başkanım.
Yaklaşık maliyete ilişkin beyanlarımı açıklamak istiyorum Sayın Başkanım. Ben yaklaşık maliyetle ilgili hiçbir zaten görevim yok, onunla ilgili bir ulaşımım da yok, bana bu yaklaşık maliyetle ilgili bir bilgi paylaşımı da yok. Yani yaklaşık maliyetin ne olduğunu bilmem, nasıl hesaplandığını bilmem, kimden nasıl elde edildiğini bilmem. Yani bu ihale süreci, yani dava süreci kapsamında bunları öğrendim. Benim zaten konum değil, yetkinliğim de değil. Hani uzmanlık alanımda olan bir kanun da değil. Hani belli şeyleri yapıyoruz görev başında ama bunları işte sınırlı kanuni bilgilerimizle yaptığımız için hani bunları oradan öğrendim. Benim dolayısıyla yaklaşık maliyete ilgili herhangi bir erişimim olmadı, bunları kimseyle paylaşmam gibi bir şeyim de bu şeyde olamaz yani.
Olması mümkün değil çünkü bilmiyorum nasıl hesaplandığını, ne olduğunu, ne işe yaradığını. Hani maliyet deyince mali işler hemen böyle bir bağlantı kurulmaya çalışılıyor Sayın Başkanım. Ben evet Sayın Başkanım. Hemen toparlıyorum. Yani çok hızlı geçtim. Sayın Başkanım zaten rapor da okutulacak. Neticede şeyimiz bu bir biraz şey meselesi yani tabii böyle şeylere muhatap olmadık hayatımızın hiçbir döneminde. 53 yaşındayım, 54'e giriyorum. Savcılık mütalaasında da aynı şekilde ifade edildi. Hiç kimseyle herhangi bir bilgi paylaşımım, bilgi veya belge paylaşımım olmadı. Elinde olmayan bilgi ve belgeleri başkalarıyla paylaşabilmem de mümkün değildir. Hiçbir kimsede benim bu tarafta bilgi paylaştığımı somut olarak isim vererek söylemedi. Yaklaşık maliyeti paylaştığına dair ilgili kişilere de herhangi bir irtibatım, tanışıklığım, görüşmem ve iletişimim bulunmamaktadır. Tarafımda herhangi bir kamu zararına sebebiyet verildiğine dair iddianame kapsamında herhangi bir tespitte bulunmamaktadır. Bu iddialar kapsamında somut ve nettir.
Herhangi bir adli incelememin olmaması, emeklilik için yaş süresini doldurmamam, aile hayatımı idame ettirebilmek için geçimimi sağlama amacı, ekonomik koşullar dolayısıyla İsfalt'ta görev yaptım. İhaleye fesat karıştırma suçu hileli davranışlarla kanunda sayılan seçimlik hareketlerle kasten işlenen bir suçtur. Fail kamu kurum ve kuruluşlarının yaptığı mal, hizmet alım ve satımlarına, kiralamalara ilişkin ihalelere fesat karıştırma suçunu bilerek ve isteyerek hareket etmiş olmalıdır. Ben böyle bir şey yapmadım Sayın Başkanım. Bilerek, isteyerek yaptığım Ceza Hukuk usulü ve sair aitleri herhangi bir fiil, kasıt ve suç karar, işlem, eylem ve davranışta bulunmadım. Zaten yazılı olarak da sunduk. Zaten bahsedilen suçta. Hayır Sayın Başkanım. Tamamdır, bitiriyorum Sayın Başkanım. Kanun her zaman benim için önemlidir. Öğrenmeye çalıştım. Öğrendiklerime uydum, uyguladım, saygılı oldum.
Kesin ve tavizsiz tutumum karşısında bazen de işten böyle atılarak, işsiz kalarak ekonomik olarak bedeller ödedim ama hiçbir zaman kanundaki çizgiden sapmadım. Hani konu ne olursa olsun Sayın Başkanım. İddianamede bahsi geçen bazı kişilerle tanışıklığım şirket içi mesai arkadaşlığı çerçevesindedir. Görev yaptığım süre içerisinde hiçbir kimseyle şirket dışında herhangi bir özel görüşmem, bir araya gelmişliğim, tanışıklığım, irtibatım, bağlantım yoktur. Görev ve sorumluluğum alanında olmayan işler, konular, eylemler, olaylar ile ilgili herhangi bir malumata da sahip değilim. Çalıştığım dönem içerisinde iş hukuku kapsamında görev tanımımdaki sorumlulukları yerine getirmeye çalıştım. Hukuka her zaman sıkı sıkıya bağlı oldum. Gerek özel hayatımda gerek iş hayatımda mesleğimin icabında hukukun üstün kurallarına uygun ve uyumlu bir tutum, davranış içerisinde hayat sürdüm. Hukuka ve adalete olan güvenim ve inancım daima bir hayat düsturu olarak benimsedim. İnancımı bir hayat düsturu olarak benimsedim ve hak vaki olana kadar da benimsemeye, örnek bir vatandaş olmanın gururunu, onurunu yaşamaya devam edeceğim Allah izin verirse Sayın Başkanım.
İddianamede anlatılan olayların kurgularının benimle bir alakası yoktur ve benim seviyemde bir insanın zaten bunları bilmesi mümkün de değildir Sayın Başkanım. Yukarıda açıkladığım nedenlerle Sayın Mahkemenizden kendiliğinden re'sen takdir edeceği diğer delillerle ortaya konacak nedenlerle iddia edilen suçun unsurları oluşmadan beraetime karar verilmesi, nihayetinde ise tüm yasal mevzuatın hükümlerinin uygulanmasını, bir de Sayın Başkanım sağlık nedeniyle duruşmalardan vareste tutulmamı talep ederim Sayın Başkanım. Gerçekten çok rahatsızlığım var, onları saymadım sizi meşgul etmemek için. Sayın Başkanım, beni dinlediğiniz için Sayın Savcım, Sayın Mahkeme heyeti çok teşekkür ederim. Saygılar sunarım Mahkemenize.
AHMET VE İSMAİL SARI AVUKATI İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR
İsmail Hakkı Başaran: İhale komisyonu üyeliğiniz vasfıyla soracağım. Teminat mektuplarını ben kontrol ederdim dediniz. Bu 2022/1495625 ihale kayıt numaralı ihalede teminat gösterilen teminat mektubunun yetersiz olması sebebiyle geçersiz sayılan tekliflerle ilgili olarak bir hukuka aykırılık olduğunu düşünüyor musunuz?
Oktay Aktaş: Yok. Olsa zaten onu bilirkişi raporunda şey yaparlardı, konu ederlerdi. Ben okuduğum kadarıyla iddianamede öyle bir konu gündeme getirilmemiş.
İsmail Hakkı Başaran: İhale teklifleriyle tekliflerin geçersiz sayılmasıyla ilgili olarak bir hukuka aykırılık değerlendirmesi bulunmuyor. İkinci sorum da eğer yanlış anlamadıysam sorgunuz esnasında genel müdürün bir kısım harcamalarını uygun bulmamanız sebebiyle işten çıkarıldığınızı ifade ettiniz. Yanlış anladıysam lütfen düzeltin beni.
Oktay Aktaş: Sorgum sırasında değil, şu andaki beyanımda söyledim onu.
İsmail Hakkı Başaran: Şu andakinden bahsediyorsunuz. Peki işin detayını merak etmiyorum. Sadece şunu soracağım. Bu anlatmış olduğunuz durumun eylem 137'de size isnat edilen suçlamayla bir alakası var mı?
Oktay Aktaş: Yok yok. Yani genel olarak yani kişisel bazı konularla ilgili. Tabii ki ben kanun adamıyım, yönetmelik adamıyım, talimat adamıyım. Benim açarım ne diyorsa onu harfiyen uygularım. Yani bu ben kurumsal şirketlerde çalıştım. 40 yıldır muhasebeciyim. Türkiye'nin çok önemli kurumsal şirketlerinde çalıştım. İp gibidir. Hiç öyle sağa sola yamulmam. Neyse onu uygularım. Tamamsa devam ettiririm, değilse orada durdururum Sayın Başkanım.
OKTAY AKTAŞ AVUKATI KADİR ÜZMEZ SAVUNMASI
Müvekkilin genel olarak anlatımlarına, beyanlarına katılıyoruz. Müvekkil de ifade etti; bir maddi hata var galiba, iki kez ayrı ayrı cezalandırılması istenmiş, bir eylem var. Ona bir dikkat çekmek istiyorum.Ayrıca müvekkille ilgili suçlama veya iddialar iki konuda toplanıyor: Bir, ihale onay belgesinde imzası olduğu için; bir de ihale komisyonunda üye olduğu için, mali üye olduğu için.İhale onay belgesini kimlerin imzalayacağını zaten müvekkil ayrıntılı bahsetti. İddianamedeki bilirkişi raporunda da Ticaret Sicil Gazetesi incelenseydi ya da şirket iç yönergesi incelenseydi kimlerin ihaleye onay vereceği zaten belliydi. Müvekkilin bu anlamda bir onay vermesi söz konusu değildi. Fakat şirket içerisindeki elektronik formlarda şirketin de parafı gerektiği için orayı kontrol anlamında, ödeneği var mı ihalenin diye bir parafı söz konusu. Yoksa ihaleyi onaylama anlamında, ihale onay belgesini onaylama, kontrol etme, o izni verme anlamında bir onayı bulunmamaktadır. Bu, Ticaret Sicil Gazetesi ve şirket iç yönergesiyle sabittir. Bu konuda iddianamedeki bilirkişi biraz özensiz davranmış; Ticaret Sicil Gazetesi'ne baksaydı bunları görebilirdi.
İkinci konuda; ihale komisyonunda üye olması sebebiyle gündeme getirilmiş sorumluluk. İhale komisyonunda zaten İhale Kanunu gereğince mali üye sıfatıyla zorunlu olarak bulunmaktadır. Yani ihalenin diğer süreçleri, hazırlanması, yaklaşık maliyet, ihale dokümanı hazırlanması; bu süreçlerde zaten bilgisi, dahili, sorumluluğu, görevi bulunmamaktadır. İhale komisyonunda mali üye olarak görevlendirilmesi anlatıldı. O bunlara da bir itiraz, şikâyet ya da bir dava konusu, o ihale görev alanıyla ilgili gelmemiştir. Dolayısıyla tek başına ihale komisyonunda olmak ceza hukuku anlamında bir sorumluluk gerektirmez. Somut olarak bir davranışı, kusurlu davranışının olması gerekir. Müvekkilin bu anlamda somut olarak kusurlu bir davranışı bulunmamaktadır. Müvekkilin beraatini talep ediyoruz.
İBRAHİM HALİL BABACAN SAVUNMASI – 16.09.2026
Sayın Başkanım, sayın üyeler, sayın savcım, sayın hâkimim; benim de dahil olduğum aile şirketimiz B-Grup Yapı Sanayi, Babacan Yapı Sanayi olmak üzere, bu şirketlerimizden 2026 yılı Şubat ayında sermaye piyasası kurulundan onay almış, borsada faaliyet göstermeye başlayan Babacan Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı dahil 12 adet şirketlerimizin uygulandığı inşaat, turizm, enerji faaliyetlerini yürüten 25 yıllık Babacan Holding yönetim kurulu başkanıyım. Kurmuş olduğumuz bu şirketlerimizde şimdiye kadar prensip, iş kültürü ve iş ahlakı ile nizamî bir şekilde çalışarak istikrarlı şekilde şirketlerimizi büyütüyoruz. İnşaat sektöründe İstanbul'un Avrupa yakasında Beylikdüzü, Esenyurt, Küçükçekmece, Bahçelievler gibi ilçelerde şimdiye kadar 10 bine yakın konut inşaatını ve bunun yanında sanayi depoları gibi faaliyetler yürüten işler yaptık. Burada bulunma nedenim, iddia edilen konular ile ilgili İstanbul Adliyesi çağlayan örgütlü suçlar savcılığına çağrılıp orada savcılıkta müşteki olarak bilgilerime başvurulmuştu. Müşteki olarak ifade vermiştim. Devamında hazırlanan iddianamede ise sanık olarak iddianamede yer aldığımı gördüm. Tarafıma yöneltilen suçlamaları iddianamede okuduğum kadarıyla anladım. Kesinlikle kabul etmiyorum ve avukatım eşliğinde bunlara ifade vermeye, savunmamı yapmaya çalışacağım.
Bahsi geçen Eylem 1'e konuk 2017 yılında İstanbul Beylikdüzü Yakuplu mahallesi 19 ada 4 parselde bulunan bir arazi için arsa malikleri ile hasılat paylaşımı, kat karşılığı şeklinde bir sözleşme imzaladık. Bunun akabinde aslına Beylikdüzü'nde 10 yıl öncesinden farklı işler yapmıştık ama uzun süreden beri o ilçede iş yapmıyorduk. Bunun akabinde belediyeye başvurulduk ve belediyedeki başkan danışmanı olarak sayın Mehmet Murat Çalık'tan randevu alarak görüşmeye gitmiştim. Bu aşamada birkaç kez daha tabii ki o ruhsat alım aşamasına kadar müteakiben görüşmelerde yapmıştık. Kendisi bana projemizin ilçe için önemli büyük bir katma değerli bir proje olacağını, ilçeye ilave yoğunluk ve nüfus getireceğimizi gerek bu getireceğimiz nüfusun, gerek o ilçedeki nüfusun faydalanması için yaptığımız projenin etrafına ve büyüklüğüne göre bölgeye bir sosyal donatı katkı sağlanması yönünde öneride, tavsiyede ve beklentide bulundu. Biz de bunun akabinde şunu görüşmüştük: Zaten yaptığımız şirketimizin çapına uygun çeşit ilçelerdeki projelerde buna benzer yapılar imal etmiştik.
Örnek vermek gerekirse Küçükçekmece Belediyesi’nden ruhsat alırken o bölgede bir şekilde depreme dayanıksız bir cami ve onun yanındaki ek binaların yapılıp yenilenmesi istenmişti. Bunu yapmıştık. Esenyurt Belediyesi’nden yine böyle büyük çaplı bir ruhsat aldığımız aşamada sosyal donatıya katkı yapılması istenmişti. Burada da projemizin içerisinde bir cami inşaatı yapıp imal edip sonra bunu diyanet vakfına bağış yapılmıştık. Yine Esenyurt Belediyesi’nden Esenyurt Üniversitesi’nde okuyacak 1.000 tane üniversite öğrencisi için bir burs, üniversite bedellerini şirket olarak karşılamıştık. Buna benzer faaliyetlere yapıyorduk. Yani devamında da 2023 Şubat depreminde, doğduğum şehir olan Gaziantep'te de ilk öncelik vererek, bir arazi teslim ettiler. Oraya çelikten yaklaşık 150 ailenin yaşayabileceği bir çelik ev yapıp, bir şekilde bunu AFAD'a bağış yapmıştık. Buna benzer konularla ilgili gerek yaptığımız işler gerek şirketimizin büyüklüğü nedeniyle bu tür yardım faaliyetlerinde elimizden geldiği kadar destek vermeye çalıştığımızı ifade ettim.
Buna yönelik devam etmek gerekirse, bir şekilde sayın Mehmet Murat Çalık tarafından bana şu söylendi: Bir spor tesisinin yapılmasının ideal olabileceği müteakip görüşmelerimizde, yani bir şekilde zaten halihazırda cami yapmışsın ve burada da bir eğitime katkı sağlayacak gerek sosyal donatıya katkı sağlayacak şekilde bir spor tesisi yapılmasıyla ilgili ihtiyaçları olduğunu söylemişti. Bunun akabinde bizim inşaat firması tarafından bu imalatın yapılabileceğini kendisine söyledim. Zaten bir inşaat firması olduğumuzu, daha önce yaptığımız bu yardım veya bağışları bir şekilde şirketimizin yapıp daha sonra bunu kendi içimizde muhasebeleştirip, belgelendirip bağış kapsamına alıp daha sonra ilgili kuruma bağış yaptığımızı söyledim. Bu anlamda bizim yapmamızın uygun olmayacağını, kendilerinin bir şekilde anlaştığı bir şirket olduğunu ve bu şirket tarafından bunun yapılmasının uygun olacağını bana söyledi. Bir şekilde spor salonuyla ilgili o firmanın da bize gerektiği zaman ödemelerimize karşılık fatura düzenleyebileceğini söyledi. Sonra bu firmanın kim olduğunu öğrenmek istedim. Asoy İnşaat Adem Soytekin olduğunu söyledi.
Adem Soytekin Asoy İnşaat'ı bölgeden bilirim, büyük çaplı inşaat firmalarına faaliyet göstermektedir. Hatta o dönem bizim başka bir şantiyemizle de tesadüftür ki taşeronluğumuzu yapıyordu Adem Soytekin, yani eş zamanlı olarak. Asoy'un bu tür belediyeye de birtakım işte yapılar yaptığını da zaten daha önceden duymuştum. Bunun akabinde Asoy, bizimle irtibata geçti. Kendisinden yapacağı bina hakkında bilgi aldık. 12 adet 4 milyon TL karşılığında çek düzenledik ve kendisi de bize bu yaptığı imalatlara karşılık şirketimiz adına fatura düzenledi ve bunu biz şirketimizin kayıtlarına almış olduk. Yani burada kendi içimizde yaptığımız işi resmileştirip, hani böyle bir yere götür çanta ile para ver, yok işte şunun kenarından bunu geçir gibi bir durum olmadı. Bir şekilde bu işi yapabilecek bir inşaat firması, işin içerisinde firmayı tanıyorum, aynı şekilde bizim şantiyemizde faaliyeti var ve bir şekilde yapacağı işin bilgilerini aldık, çeklerimizi verdik, çek teslimat tozu aldık ve faturamızı aldık. Bir şekilde kendimizce şirketimizin muhasebesi olsun, mevzuatı olsun gerekli resmiyete bağladığımızı düşünüyorum.
Bunun akabinde devam etmem gerekirse, bu çeklerin daha sonrasında Asoy İnşaat tarafından tahsil edildiğini, detayını bilmemekle beraber bunu hangi işlerde, nerede, ne şekilde kullandığını da bilmediğimi ifademde de belirtmiştim. Savcılıkta müşteki olarak verdiğim ifadenin de yine aynı şekilde arkasındayım. Yani müşteki olarak vermeme rağmen ifademin arkasındayım. Ayrıca daha sonra iddianamede yer alan, yani daha sonra gelişen, ilk başta biz müşteki olarak savcılığa çağrıldığımızda böyle bir gündem yoktu. Adem Soytekin'in itirafçı bir şekilde olması nedeniyle bilgimize danışılarak müşteki olarak ifademiz alınmıştı. Ancak daha sonra da iddianamede gördüğümüz diğer Veysel Erçevik ile ilgili bir beyanı var. Bizimle ilgili var. Aynı şekilde bölgede bizim gibi iş yapan Çiler İnşaat ile ilgili bir beyanı var. Burada şunu söylüyor: Bizim bu ruhsatı alma akabinde imar dosyalarımızın olduğunu ve bununla ilgili bir imar planı tadilatı süreçlerimizin devam ettiğini ve devam eden bu işle ilgili soy ismini Erdoğan olarak bildiğim, Büyükşehirde de meclis üyesi olduğu iddia edilen iddianamede, ki kişinin bir şekilde ilçe belediyesinin bizden bu plan tadilatı ile ilgili bir kreş yapımı talep etmesini ifade ettiğini iddianamede görüyorum.
Bu konu bize hiçbir şekilde sirayet etmedi. Herhangi bir bizden böyle bir talepte de bulunmadığı gibi ben dipnot olarak şu bilgiyi de belirtmemde, bu ayrımda da çok önemli bir detay var. Biz bahse konu gerçekten bir imar planı tadilatı dosyamız vardı. Zaten ilk eylem, bahse konu eylem 2017 yılında alınmış bir inşaat ruhsatı ile ilgili. Ve henüz projenin daha iskanı da alınmadı. Ve inşaat ruhsatının alınma aşamasında da gerek belediyenin gerek mevzuatın el verdiği koşullarla zaten belediye, ilçe belediyesi bize o ruhsatı vermek zorunda. Vermediği zaman bizim gidip bunu Bakanlıktan da talep etme imkanımız var. Ama belediyeyle ilişkilerimiz hiçbir zaman bozulmasın diye bir şekilde bu süreci ilçe belediyesiyle götürüyoruz. Plan tadilatına gelecek olursam, burada da şu detayı belirtmek isterim: Bahse konu plan tadilatı yapılan araziyi 2017 yılındaki Başbakanlık, o zamanki Başbakanlık ismi vardı, daha sonradan mevzuat gereği değişti, Özelleştirme İdaresi Kurumu tarafından ihaleye açılan bir ihale, açık artırma ihalesinde bizim almış olduğumuz bir arazi vardı. Yine Beylikdüzü ilçe sınırlarında, Yakuplu bölgesinde. Bu araziyi aldığımızda bir şekilde bölgede heyelan tehlikesiyle Bakanlık tarafından 2006 yıllarında burası yerleşime uygun olmayan alan olarak ilan edilmiş ve yapılaşmaya kapatılmış bir araziden bahsediyorum.
Burayı biz aldıktan sonra 2019 yılında vaatli bir satın alma yapmıştık. 2019 yılında tapusu tarafımıza devir olarak alındı. Bundan sonra biz tabii bu araziyi nasıl yapılaşmaya açarız diye bir çalışma başlattık. Sıralama kronolojisi olarak 2019 yılında Çevre Şehircilik Başkanlığına başvuru yapıp arazi üzerinde gerek sondaj gerek etüt çalışmaları yapılarak 2021 yılına kadar gereken analizler yapıldıktan sonra arazinin yapılaşmaya uygun olduğu 27 Ocak 2021 yılında Çevre Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü tarafından onaylı jeolojik-jeoteknik etüt raporu ile Önlemli Alan 5.2 şekline değiştirildi bu yerleşime uygun olmayan alandan. Fakat bu değiştirildikten sonra bu arsa heyelan bölgesi düşüncesiyle imar mevzuatına göre çok düşük bir yapılaşma izni veriliyordu. Bu anlamda da biz ilçe belediyesinden bu adaletsizliğin düzeltilmesini istedik. Yani sağımızdaki, solumuzdaki parsellere verilen yapılaşma izninin bizim bu parsele de verilmesini istedik.
İlçe belediyesinden yapmış olduğumuz müteakiben görüşmelere rağmen ilçe belediyesi bir şekilde bölge planlarına bunu alıp da bir şekilde planı düzeltmedi. Burada bir altını çizerek Sayın Başkanım bir şeyi belirtmek istiyorum: Belediyenin bu imar planını yapmış olup düzelttiği zaman bize hiçbir vergi çıkmayacakken, belediyenin bunu müteakiben yaptığımız müracaatlara rağmen yapmaması üzerine biz kendimiz münferit olarak bir plan tadilatı hazırladık ve bu plan tadilatını belediyeye sunduk. Çünkü biliyoruz ki biz bunu hazırladığımız zaman bize değer artış vergisi çıkacak. Yani mevzuat gereği eski imar planı ile yeni imar planı arasında yapılaşma ne kadar arttıysa Bakanlık tarafından aradaki değer tespiti tespit ediliyor. Ve bu değer tespitinin yüzde eskiden yüzde yüzüydü, bu Yargıtay veya Danıştay kararıyla değiştirildi, yüzde doksana düşürüldü. Eskiden arsanın değeri 10 liraysa bu plan tadilatı sonrası 20 liraya çıkıyorsa aradaki 10 liranın 9 lirasını Bakanlık, Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyesine harçalı halde vergi olarak ödeniyor.
Biz bunu göze aldık. Çünkü ilçe belediyesine defaatle talebimizin yürümediğini görünce ve bir şekilde o dönem Büyükşehirdeki ilçe belediyesi, işte Büyükşehirdeki meclis farklıydı, plan gönderirsek geri döner tarzında düşüncelerin nedeniyle biz münferit bu başvurumuzu efendim yaptık. Yapmış olduğumuz bu başvuru sonucunda, yani uzun bir süre sonra 19 Ekim 2023 sayılı tarihinde ilçe belediyesi meclisinde görüşüldü. Gerek muhalif parti gerek iktidarın oylarıyla tüm meclis çoğunluğunun kararıyla gerekçe olan Çevre Şehircilik Bakanlığından gelen o dayanakla bir haksızlığa uğradığımız ve bu planın düzeltilmesi gerektiğiyle ilgili bir ilçe meclis kararı yayınlandı. Ve 20 Kasım 2024 tarihinde İBB'ye gönderilmek üzere, düzeltiyorum, 15 Aralık 2023 tarihinde ilçe belediyesinden Büyükşehir Belediyesine gönderildi. Büyükşehir Belediyesinde yaklaşık 11 aylık bir süreç sonrasında İBB meclisinden geçti ve İBB meclisinde bu planımız onaylandı, plan tadilatımız.
Bundan sonra ne oluyor? Bundan sonra Büyükşehirde onaylanan bir plan, prosedür gereği efendim ilçe belediyesine geliyor. İlçe belediyesinde bir ay bunun bir askı süreci var. Askıya asılıyor, oradan plana itirazlar varsa onlar değerlendiriliyor. Bizim Büyükşehirden gelen planımız 24 Mart 2025 tarihinde askıya çıkarıldı ve 22 Nisan 2025 tarihine kadar 30 günlük sürede askıda kaldı. Hatta bir iki itiraz oldu, itirazlar değerlendirildi ve daha sonra bizim planımız onaylandı. Bu plan onaylandıktan sonra başında bahsetmiş olduğum, halk arasında rant vergisi olarak bilinen, aslında mevzuatta değer artış vergisi olan değer artış vergisi hesaplandı. Ve o tarihte, 2025 yılındaki bu askı sonrası tarihte buranın iki tane değerleme firması, Bakanlığın yaptırdığı iki tane değerleme firması buranın değerinin 410 milyon arttığından dolayı değer tespiti yaptırdılar.
Bu yapılan 410 milyonluk değerin, düzeltiyorum 450 milyon, yüzde onunu eksik öpüyoruz, yüzde doksanı 410 milyon tapumuza şerh olarak işlendi Sayın Başkanım. Yani biz bu arsada şu saatten sonra bir tasarruf yaptığımız zaman bu 410 milyon TL'yi bir şekilde yıllık TEFE-TÜFE artışlarına göre biz bu parayı ödemeden ne buraya bir çivi çakabiliriz, ne inşaat ruhsatı alabiliriz, ne de bu arsayı satabiliriz. Bu paranın bir şekilde rant vergisinin ödenmesi gerekiyor. Yani dolayısıyla şunu belirtmek isterim ki ilk başta 2017'de almış olduğumuz ruhsatın bir eylem başlangıcı olup sanki bir plan tadilatıyla devam ediyor gibi iddianamede değerlendirmede yer alan, savcılık değerlendirmesinde yer alan konunun aslında bir çok ciddi bir vergiye konu, istese ilçe belediyesinin inisiyatifinde olan, bize bu vergiyi hiç ödetmeyecek olan bir, belediyenin inisiyatifinde olan bir konunun belediye tarafından yapılmadığını ve bizim vergisini, bedelini, riskini üstlenerek ve yıllarca bekleyerek kendi arsamızı bir şekilde yaptırdığımızı göreceksiniz.
Zaten Veysel Erçevik iddianameye gördüğümüz açıklamasında da bir bir kreş isteneceği, fakat bu kreşin istenilip istenmediğinin İlçe Belediye Başkanıyla görüşüldüğü, İlçe Belediye Başkanının da ne kreşi, o arsanın bir kısmında bizim belediye olarak hissemiz var, yapılan plan tadilatıyla belediyenin de hissesinin değeri bir şekilde düzeltilmiş oluyor, haksızlık önlenmiş oluyor gibi bir kendi içlerinde konuştuğu bir telkinleri de iddianamede gördüğümü buradan yine belirtmek isterim. Dolayısıyla Sayın Başkanım, ilk eylemimizde bir inşaat ruhsatı almaktan ibaret bir durumumuz var. Biz bunu İstanbul'un Avrupa Yakası'nda 6 7 ilçede yapıyoruz. Büyük projeler yapıldığı zaman ilçe belediyeleri de oraya getirdiğimiz nüfus nedeniyle bir katkı sağlanmasını genelde bunları talep ederler. Ya böyle bir yıkık dökük bir yerin yenilenmesini isterler, ya bir işte okul gerekiyordur, bir sosyal tesis gerekiyordur.
Bizde de böyle bir spor tesisi gerektiği söylendi. Daha sonrasında ifademde de açıklamıştım. Bir şekilde bir açılışa davet edildik ve bu sanıyorum birden fazla açılışa ben katıldığım için bu yaptırdığımız mı diğeri mi onu tam birbirinden geçmiş zaman olduğu için hatırlayamıyorum ama orada Sayın Ekrem İmamoğlu sahnede konuşma yapmıştı. Bir şekilde teşekkür gibi bir konuşmalar oldu, açılış yapıldı. Bir tesisleri beraber kurdele kesip gezmiştik. Bu tür faaliyetlerde de bulunduk. Yaptığımız verdiğimiz bağışın doğru yere gittiğinden biz şirket olarak şüphe duymadık. Umarım Sayın Mahkemenin de bu konuda değerlendirmesi bu yönde olur. Çünkü biz bu katkıları sadece Beylikdüzü'nde yapmadık. Deprem bölgesinde de yaptık, AK Parti belediyelerinde de yaptık, CHP belediyelerinde de yaptık. Dolayısıyla büyük çaplı böyle 800 konut 1000 konut yapılan projelerde projenin içinde yer almıyorsa bile dışarıda yapılması bunlar istenir.
Bundan dolayı efendim ben Sayın Mahkememizden talebim olarak toparlarsam konuyu; biz Sermaye Piyasası Kurumuna açılmakla ilgili bu davada bir şekilde süreçte bulunmamız nedeniyle şirketimizin halka arz yapması beklenmektedir. Dolayısıyla gerekirse mahkeme dosyasından beraatimi talep ediyorum. Mümkünse de tefrik yapılarak bir şekilde, çünkü bu davanın uzama ihtimalini sizler daha iyi biliyorsunuz, bizim bütün ticari hayatımız da bir şekilde önemli şekilde etkileniyor. Eğer kanaatiniz bu yöndeyse hızlı bir karar çıkmasını lehimize Sayın Mahkemenizden talep ediyorum. Saygılarımı sunarım.
HAKİM SORGUSU
Hakim: Siz bu verdiğiniz ve vermiş olduğunuz çeklerin karşılığı olarak bu yerin yapıldığından şüphem kalmadı diye şöyle dediniz. İfadenizde diyorsunuz ki, ifadenizin son kısmında; spor kompleksi var dediniz, ertesi gün ise sahaya çıkarıldık falan o kısmı anlatmışsınız. Ancak verdiğimiz çeklerin karşılığı olarak mı yapıldı, yoksa belediyeden ya da ne bileyim yapılan bir diğer de bu detaylara da vakıf değilim demişsiniz.
İbrahim Halil Babacan: Onu az önce de söyledim Sayın Başkan. Yani verdiğim çeklerle buranın yapılıp yapılmadığından birebir emin değilim. Ama sonuç itibariyle gözümle görüp de bir açılışa katıldığım için bir kanaatim oluştu. Ama ben ne zaman emin olurdum Sayın Başkanım? Eğer bana Sayın İlçe Başkanım adamı teklif ettiğinde bana "Evet, biz sana şu yeri verelim. Git bunu kendin inşa et" denildiğinde birebir emin olurdum. Ama kendisi tarafından "Bizim anlaştığımız firma var. Sen bir şekilde bunlara ödemeleri yapacaksın ve bir hayır işine vesile olacaksın" şeklinde talimatlarıyla ilerledik.
Hakim: Ekleyeceğiniz bir şey var mı ifadeye?
İbrahim Halil Babacan: Yok efendim, bu kadar söyleyeceğim.
MEHMET MURAT ÇALIK SORUYOR
Mehmet Murat Çalık 1: Teşekkür ediyorum, sağ olun. İbrahim Bey, çok geçmiş olsun. Siz isterseniz Başkanıma dönün, hiç şey yapmayın, direkt o tarafa doğru. Şimdi ifadenizde ruhsat alınmasıyla ilgili tarafınıza yapılan herhangi bir baskıdan, zorlamadan bahsetmemişsiniz. Bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında herhangi bir şeyin talebinden de bahsetmediniz ama ben bir kez daha mahkeme huzurunda sormak istiyorum: İnşaatınızın herhangi bir aşamasında sizden herhangi bir zorlamayla bir talebim oldu mu?
İbrahim Halil Babacan: Sayın Başkanım, böyle bir talebiniz olmadı. Hatta biz az önce ifademde atlamış olabilirim, bahse konu projede malum ülkede birçok konjonktür değişti, pandemi yaşandı; 3 defa da projeye daha sonrasında ruhsat tadilat ruhsatı aldık. Bu aşamalarda da yani sonuç itibarıyla belediye nezdinde ruhsatta bir zorluk yaşamadık, yani öyle bir şey söz konusu değil.
Mehmet Murat Çalık: Tamam, çok teşekkürler. İfadenizde az önce de anlattınız ama kayıtlara geçmesi için bunları soracağım. Benimle yaptığınız görüşmeyi az önce ifade ettiniz; inşaatın büyük olduğu için, ilçeye de yoğunluk getireceği için sosyal donatılara katkı yapmanızı istemişim. Sizin de inşaatçı olduğunuz için "Bu tesisi biz yapalım." demişsiniz; onları çok güzel anlattınız daha uyguna mal edeceğiniz yönünde. Benim de size "Üçün beşin hesabını yapmayın, yapmaya gerek yok." tarzında bir cevap verdiğimi ve burayı belediye olarak bizim yapacağımızı söylediğimizi; sizin de kurumsal bir şirket olduğunuz için sebepsiz para çıkışı yapamayacağınızdan dolayı bunun için belediyenin anlaşmalı olduğu firmalar veya ihale ettirdiği şirket tarafından fatura düzenleneceği size tarafınıza söylendi. Sosyal donatılara katkı kapsamında verdiğiniz çeklerin karşılığı faturamızı aldınız mı? Fatura düzenlendi mi size?
İbrahim Halil Babacan: Çeki yazdığımız lehtar olan Asoy İnşaat tarafından yapılan işler karşılığında şirketimiz, çeki yazan şirketimiz adına fatura düzenlendi.
Mehmet Murat Çalık: Düzenlendi. Beyanınızın devamında da benimle yine yaptığınız bir sohbette bu binaya rahmetli babamızın adının verilip verilemeyeceği, tekrar Allah mekânını cennet eylesin, bir konuşma yaptığımızı; ayrıca ifadenizin son kısmında burada da anlattınız, 2019 yılında Ekrem İmamoğlu'nun da açılışına katıldığı bir tesis açılışında sizin işte buranın yapılmasıyla ilgili sahneye çıkarıldığınızı, ancak bu tesisi sizin az önce Başkanımız da sordu, sizin verdiğiniz çeklerin karşılığında yapılıp yapılmadığını hatırlamadığınızı veya bilmediğinizi ifade etmişsiniz. İbrahim Bey, iradeniz baskı altına alınarak rüşvet vermek zorunda mı kaldınız yoksa kendi rızanızla bir sosyal donatıya katkı isteğini yerine mi getirdiniz?
İbrahim Halil Babacan: Tabii ki yani bir rüşvetle ilgili bir konu yok. Açıkçası yaptığımız işlerin büyüklüğünün, çapının farkındayız. Bu sebepten dolayı da sizden böyle bir talep geldi, ilçeye bir katkı sağlamamızın uygun olacağını dile getirdiniz.
Mehmet Murat Çalık: Açılış günü, çok özür diliyorum, tesisi gezdiniz mi açılış günü? Hatırlıyor musunuz nasıl bir tesisti? Tesisin adını hatırlıyor musunuz? Hatırlamadığınızı söylediniz ama.
İbrahim Halil Babacan: Şöyle, yani 2019 yılından bir 6-7 yıl geride olan bir süreci konuşuyoruz. Bir spor tesisi yapılacağını söylemiştiniz. Bir açılışta bir spor tesisini bir şekilde gezdiğimi, bir spor faaliyetleri olduğunu anımsıyorum.
Mehmet Murat Çalık: Evet, Yaşar Acar Fen Lisesi yurt binası ve kapalı spor salonu tesisinin açılışına katılmışsınız. Yaklaşık 10 yıl önce hatırlamamakta da haklısınız, ben de zor hatırlıyorum bu andığımız olayları. Güçlük çekmemiz çok doğal. Bir firmanın kamusal hizmetlerde kullanılacak olan okul, kreş, spor salonu ve her türlü sosyal donatı tesisi yapımına fatura karşılığı kendi rızasıyla bağış yapması; kamu yararına yapılan okul, kreş, sosyal donatıların kamuya kazandırılması bir kere suç değil, onu söyleyeyim. Tekrar yani tekrar bu tesisimizin yapılışına katkı verdiğinizden ötürü teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım, sorularıma devam ediyorum. 5393 Sayılı Yasa o kadar net tarifliyor ki aslında belediyelerin bağış yoluyla nasıl hizmet alabileceği, şartlı bağışları, şartsız bağışları çok net ifade ediyor; oraya girmeyeceğim. Bir iddia varsa tabii ki iddia makamımız bu olayı araştıracak, soruşturacak, tabii ki. Yani bunu araştırmasından doğal bir şey yok. İddianame de hazırlanabilir bu konuyla ilgili, buna diyecek hiçbir şeyim yok. Ancak belediyecilik faaliyetleri suç değildir, ben bunu savunmamda da ifade etmiştim. Burada bu eylemle ilgili aydınlatılması açısından birkaç açıklama yapmak istiyorum. Bu konuyla ilgili bana iddianame hazırlanırken herhangi bir soru sorulmadı Sayın Başkanım. Soru sorulmuş olsaydı inanın bu heyetin önüne bu bir eylem olarak gelmeyecekti. Konunun aydınlatılması adına çok kısa bilgilendirme yapacağım ve evraklarımız avukatlarımız tarafından...
Hâkim: Bilgilendirmeye gerek yok, soru olarak soracağınız bir şey varsa...
Mehmet Murat Çalık: Soruyu tamamlaması açısından Sayın Başkanım. Hani bu tesis nasıl yapıldı tamamlaması açısından çok kısa.
Hâkim: Onu beyan olarak bize sunarsınız beyan olarak zaten.
Mehmet Murat Çalık: Tamam Başkanım. 6 Kasım'da bu tesis yapılmasıyla ilgili Valilik'le bir protokol yapılıyor Sayın Başkanım, protokol. Daha sonra hayırsever iş insanımız Yaşar Acar beyefendi rahmetli oldu, Allah mekânını cennet eylesin; Kızılay'la ortak bir mülkü var belediyenin, burada yapılıyor bu tesis. Kendisi tesisin belli noktaya geldikten sonra artık...
Hâkim: Murat Bey, şimdi soru için verdik ya size.
Mehmet Murat Çalık: Ama soruyu onu söylemeden...
Hâkim: O kısımları siz açıkla... Açıklamak istiyorsanız zaten onları bize yazılı olarak da sunarsınız. Şu an hani bunu burada bu şekilde yapmamıza gerek yok.
Mehmet Murat Çalık: Tamam Başkanım, o zaman burayı geçiyorum. Tamam.
Hâkim: Ben bir soru sorayım. Bu daha önce de bağış yaptınız mı benzer şekilde belediyeye?
İbrahim Halil Babacan: Başka belediyelere.
Hâkim: Bu yani Beylikdüzü Belediyesi veya başka bir belediyeye?
İbrahim Halil Babacan: Tabii ki yaptım efendim.
Hâkim: Bunları ne şekilde yaptınız o yaptığınız bağışları?
İbrahim Halil Babacan: Şöyle söyleyeyim: Küçükçekmece Belediyesi'nde 2016 yılında başka bir inşaat ruhsatı alırken depreme karşı dayanıksız bir cami ve yanındaki kütüphane ve imam evinin yenilenmesi istendi. Biz orayı yaptık, kendimiz...
Hâkim: Kendi firmanızdan mı yaptınız orayı?
İbrahim Halil Babacan: Kendi firmamızdan yaptık. Daha sonrasında Esenyurt Belediyesi'nde yaptığımız projenin büyüklüğüne göre bir cami ihtiyacı oldu o mahallede, semtte. Orada yine kendi bünyemizde inşaatını yapıp yapıp tamamladıktan sonra da biz burayı Diyanet... Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağış yaptık. Yine Esenyurt Belediyesi'nde bir şekilde 1000 tane öğrencinin yeni açılan Esenyurt Üniversitesi'ndeki eğitimi için yıllık masraflarının bir bağış olarak yapmamız istenmişti.
Hâkim: Onu ne usulle yaptınız?
İbrahim Halil Babacan: Onu şu usulle yaptık Sayın Başkanım: İlçe belediyesi meclisinde şartlı bağış yapmak üzere bir karar alındı ve bu kararın akabinde biz o karar neticesinde yaptık, şartlı bağış neticesinde.
Hâkim: Zaten usulü bu şekilde olur, değil mi? Ama diğerinde Asoy'a gittiniz de çek verdiniz 12 ay.
İbrahim Halil Babacan: Şimdi Sayın Başkanım diğerlerinde ise şeydi, yani mesela belediye meclisinden geçirmeden de bağış yaptık. Yani o cami inşaatı olsun efendim...
Hâkim: Onları da kendi firmanızla yaptınız, değil mi? Burada niye mesela, siz inşaat firmasısınız, bu kadar büyük projeler yaptığınızdan bahsediyorsunuz. Niye burada kendiniz firmanızla gidip de bir inşaatı yapmadınız da gidip Asoy İnşaat'a çek vererek yaptınız?
İbrahim Halil Babacan: Sayın Başkanım burada söylemeye çalıştığı aslında sanıyorum şu: Biz aslında burada bir şeyin bir parçası haline getirildik. Yani yapılan bir yapı var, tamamlanamıyor, oranın işte kompleksin bir kısmı eksik kalıyor ve bununla ilgili bize bir parçalı bir iş verildiği için sanki bundan dolayı...
Hâkim: Şimdi bakın, orada ifadenizde de var. Diyorsunuz ki bakın... Diyorsunuz ki: "İlçe sınırları içerisinde kapalı spor tesisi yapmamız konusunda talepte bulundu. Bu talep bize gelmesi akabinde ben kendilerine zaten inşaatçı olduğumuzu, söz konusu alan gösterilmesi durumunda kendim yapabileceğimi, buranın kendimce yapılması durumunda daha uygun mal edebileceğimi söyledim. Bana 'Üçün beşin hesabını yapmaya gerek yok' tarzında bir cevap vererek burayı kendilerinin yaptıracaklarını söylediler. Ben Murat Çalık'a kurumsal bir şirket olduğumuzu, şirketten sebepsiz bir şekilde ödeme veya para çıkartma işlemlerini yapamayacağımızı söylemem üzerine bize belediyenin anlaşmalı olduğu veya ihale ettiği inşaat şirketi tarafından bu yapının yapılacağını söylediler." Şimdi orada madem bu şekilde bir kurumsal yapınız var, yani daha önce de benzer bir bağış işlemi yapmışsınız başka belediyede meclis kararıyla geçirerek.
İbrahim Halil Babacan: Ama meclis kararı olmayanlar da vardı Sayın Başkanım. Küçükçekmece Belediyesi'nde de vardı. Yani...
Hâkim: Ama oralarda da kendiniz yaptınız.
İbrahim Halil Babacan: Burada da kendimiz önerdik. Yani bu yüzden zaten biz buna aşina olduğumuz için kendimiz önerdik. Ama o dönem bir şeyler konuşuldu aramızda. Hani iki üç defa ben belediyeye...
Hâkim: Mesela diğer yerde cami yaptık diyorsunuz, sonra gittik Diyanet İşleri'ne bağışladık. Burada alakasız bir şirket var, Asoy kim de sen buna belediye adına gidip de çek veriyorsun yani? Asoy İnşaat...
İbrahim Halil Babacan: Yok Sayın Başkanım, o konuda şunu söyleyeyim: Az önce ifademde de söylemiştim, Asoy İnşaat Beylikdüzü, Esenyurt bölgesinde büyük inşaatlar yapan, belediyeye de iş yapan bir müteahhit olarak biliniyor oralarda. Hatta tesadüftür ki aynı dönemde bizim başka bir inşaatımızın inşaatını yapan bir firmaydı. Ben bunu Sayın Murat Çalık'la konuştuğumda...
Hâkim: Ticaretiniz de var Asoy ile yani?
İbrahim Halil Babacan: Evet, vardı ve dedim ki: "Bunu kim yapacak, bizden iyi kim yapabilir Sayın Başkanım?" diye sohbetlerimiz arasında, "Asoy İnşaat" dedi. "Ha" dedim, "Asoy İnşaat'sa tamam." Ben de zaten bu işi alsam onun gibi bir firmaya taşere edip biz onlara yaptırıyoruz. Yani biz genelde yaptığımız işleri de Sayın Başkanım, alt taşeronlara verip yaptırıyoruz. Asoy İnşaat'ı duyunca bu işin çok affedersiniz, sanal olmadığını, gerçek olduğunu... Evet yani ben de iş verdiğim bir firma ve belediyeye de daha önce kaç tane iş yaptı. Birkaç açılışa gittiğimde de gördüm Asoy'un yapmış olduğunu söylendi oralarda.
Hâkim: Bu yaptığınız mesela diğer cami bağışlarında falan o inşaatlarda da alt taşeronlara mı yaptırdınız yani? Kendiniz inşaat yapıyorsunuz zaten.
İbrahim Halil Babacan: Evet Sayın Başkanım. Evet, hatta tesadüf yine olacaktır, Esenyurt'taki yaptığımız inşaatın da içinde cami olan inşaatın da müteahhitliğini Asoy İnşaat yapmıştı. O firmaya biz birçok hatta adımları da o bölgede biliniyor. Rekabetçi fiyat veriyor. Bir şekilde kendisi de Adem Kalfa olarak bilinir zaten. İşin başında duruyor, ediyor. Bir şekilde orada rekabetçi şekilde işleri alıyor Sayın Başkanım.
Mehmet Murat Çalık: Tam olarak aslında Sayın Başkanım ben de onu anlatmak için izah edecektim onu.
Hakim: Zaten anlatmış oldunuz.
Mehmet Murat Çalık: Yani yarım kalan bir tesise İbrahim Bey destek olmuş oldu. Tesisin asıl bağışçısı Yaşar Acar. Ve Milli Eğitim Bakanlığıyla yapıldı ve Milli Eğitim Bakanlığına devredildi. Bu yurt binası ve üstünde yer alan kapalı spor salonu. Yaşar Bey dilekçeleri var rahmetlinin. "Tesisin spor salonu kısmını devam ettiremiyorum." Ondan sonra da biz ilçe belediyesi olarak yenilen bir meclis kararı aldık. Bakanlıkla tekrar protokol yapıldı. Revize protokoller var, onları gönderebilirim mahkeme heyetine. Revize protokolden sonra yeni bir bağışçı arandı buraya tamamlanması için. Ama tabii İbrahim Bey'i devam eden bir inşaatın içerisine sokamadığımız için İbrahim Bey destek oldu. Yani bunu açıklayacaktım aslında. Ben sorularıma devam edeyim. Yani gerek yok tarzında bir konuşma değil de aslında İbrahim Bey'le aranması da. Yarım kalan bir spor tesisinin tamamlanmasına katkı sağlamak ister misiniz şeklindeydi aslında benim kendisiyle konuşmam. Ben hayatım boyunca hiç kimseye zorlama yapmadım Sayın Başkanım. Hiç kimseye zorlama yapmadım. Dolayısıyla böyle bir konuşma aramızda geçti mi diye soracaktım ama artık bu soru olmaktan çıktığı için çok cevap da beklemiyorum buna. İbrahim Bey, ben diğer bir soruma geçiyorum. Sosyal donatı alanlarına katkı kapsamında spor tesisinin dışarısında sizinle başkaca benim de dönemim dahil olmak üzere, çünkü sizin inşaatınız devam ediyor. Başkaca bir talebim olmuş mudur sizden?
İbrahim Halil Babacan: Olmadı Sayın Başkanım. Yani...
Mehmet Murat Çalık: Okul, kreş, sağlık ocağı veya başka bir kamusal tesis yapılması konusu veya para, nakit para talebim oldu mu sizden?
İbrahim Halil Babacan: Olmadı Sayın Başkanım. Hatta dipnot olarak ifade ettim. Almış olduğumuz ruhsata müteakiben iki üç kere daha belediyeye gidip tadilat ruhsatları aldık. Görüşmeler oldu ama öyle bir talep bana iletilmedi. Hani ben ondan sonra gelmemiştim ama öyle bir talep olmadı, bana da iletilmedi.
Mehmet Murat Çalık: Şimdi son birkaç sorum var Sayın Başkanım. İddianamede, iddianamede olduğu için soruyorum. Yanlış anlamayın sakın beni İbrahim Bey. İddianamede "İlerleyen süreçte Babacan İnşaat'ın imar dosyasının onaylı süreç kısmında tekrar rüşvet eylemine devam edilerek sizden talepte bulunduğum" anlatılıyor iddianamede. "Şahıs veya hırsızların imar dosyalarını yeni bir talebe karşı askıda tutulması hususuna istinaden şüphelilerin tüm işleri tabi ki planlayarak hareket etmiş olabilecekleri değerlendirilmiştir" diyor iddianame. İfadenizde böyle bir beyan yok. Ancak iddianamede İbrahim Babacan ifadesinde kendisinden talep edilen kreş işi inşaat sektöründe olduğu için kendisini yapmak istemiş, ancak Mehmet Murat Çalık kendisinden para vermesini istediği şeklinde bir değerlendirme var iddianamenin. Aramızda böyle bir diyalog yaşandı mı İbrahim Bey? Sizden bitireyim sorumu. Sizden imar dosyanızın askıda tutularak kreş yapmanız talep edildi mi? Kreş yapımı ile ilgili para talep ettim mi? "Siz yapmayın, biz yapacağız" para da talep ettim mi? İddianame çünkü böyle yazıyor.
İbrahim Halil Babacan: Şimdi Sayın Başkanım eylemin devam etmesi için diye tanımlama yapıldığı için söylüyorum. İddianamede de ben de görmüştüm. Şimdi birincisi bizim inşaat ruhsatı ile ilgili görüştüğümüz dönem 2017 yılı olup imar plan tadilatı ile ilgili süreç 2023 yılında olmuştur. Yani arada bir 6 yıl gibi bir kere bir fark var. Eylemin devam etmesi gibi ithamla... Ben orada şuna açıklama olarak da bunu belirttim. İkincisi az önce de söylediğim gibi imar plan dosyasına biz 410 milyon gibi bir geçmiş yıla göre bir vergi ödeyeceğiz. Hani bu noktada böyle bir talep olmadı, böyle bir talep de olamazdı. Zaten kat be kat ben bir şekilde bunun karşıma çıkacak bir vergisini karamsar bir şekilde düşünmekte olduğum için böyle bir talep olmadı, olsaydı da sıcak bakamazdık.
Mehmet Murat Çalık: Ya o tarihlerde bizim sizinle böyle bir diyaloğumuz olmadı. Tamam. Az önce siz 29 Mart 2019 tarihinde almış olduğunuz arsa ile ilgili plan süreçlerini, plan çalışmalarını anlattınız. Biz tabii ki hukuksal çerçeveyi ben ilk kez iddianame okuyorum, ilk kez okuyorum. Dolayısıyla hani iddianamede o yazar bu yazar, bu konu hukukçuların meselesi, savcılarımızın meselesi. Nasıl biz onların yazdığı şeyi anlamıyorsak buradaki hususlarla ilgili de ben savunmamda da söyledim, teknik bilirkişilere sorulması gerekirdi. 27 Ocak 2021 tarihinde izah ettiğiniz jeolojik etütlerinizi onaylattınız. Sonra 28 Ağustos 2023'te imar planı değişikliği dosyasını belediyemize sundunuz. Sonra biz onu iki gün sonra belediye meclisine sevk etmişiz ve süreçlerini anlattığımız için uzun uzun anlatmayacağım. Sayın Başkanım bu da iddianameye konu olduğu için anlatmak durumundayım. Askı sürecinde, yani az önce iddianamede "rüşvet eylemine devam edildi" denen askı sürecinde bir diyalog kurulduğundan bahsediliyor. Askı sürecini az önce siz de söylediniz 24 Mart 2025 tarihi Başkanım. 22 Nisan'da da askı... Soruya geliyorum.
Hakim: Özet özet... Konuyu anlatıyorsunuz yani sorunuzu...
Mehmet Murat Çalık: Ama mecburum.
Hakim: Soru neydi? Tamam.
Mehmet Murat Çalık: Sorum şu. Ya 19 Mart'ta gözaltına alındım.
Hakim: Şu an anlattığınız şeyleri sanık zaten anlattı şu an.
Mehmet Murat Çalık: 19 Mart'ta gözaltına alındım. Şeyi soracağım, yani bakanlık görüşüyle benle gelip rüşvet mi yaptınız? Yani 19 Mart'ta cezaevindeyim Başkanım askı sürecindeyken. Belki iddianame diyor ki rüşvet görüşmesini yaptınız. Nasıl bunu anlatmayayım ben size Başkanım? Hani biz o tarihte ben gözaltındaydım ve tutuklanmıştım. Dolayısıyla böyle bir diyalog mümkün değil.
Hakim: Biz siz zaten hani normal kendi savunmanızda zaten bunları anlattınız, bir. İkincisi mütalaadan sonra zaten ayrıntılı yapacağınız savunmanızda zaten bunları yine savunma olarak anlatacaksınız. Hani şimdi şu anki uyguladığımız usul biz başka bir sanığın şu an sorgusunu yapıyoruz. O sorgu esnasında da varsa net soruları alalım, o sanıktan alıp da savunmanızda kullanacağınız herhangi bir cevap varsa onlara yönelik biz bu hakkı veriyoruz. Hani siz burada bu 201'i şöyle kullanıyorsunuz, tekrardan bir savunmaya çeviriyorsunuz kendinize yönelik. Biz şu an o da sanık, siz de sanıksınız ama o şu an konuşuyor. Benim savunmam üzerinden yürümüyor şu an yani. Soru olarak... Hani aynı şeyleri tekrara düşmeyelim.
Mehmet Murat Çalık: Yok ben sadece iddianamede olduğu için sordum Başkanım. Çünkü iddianame diyor ki askı sürecinde...
Hakim: E tamam. "Ben 19 Mart'ta gözaltına alındım. Benimle görüştüğünüz iddia ediliyor. Böyle bir görüşme yaptık mı?" Çok net mesele.
Mehmet Murat Çalık: Başkanım, bilemeyiz ki bu... Bana şehir planlama ile ilgili sorun ben anlatayım ama nasıl soru sorulur? 220 nedir, 101 nedir ne bileyim ben Başkanım.
Hakim: Ben onun için diyorum. Açıklama yaptın zaten, onun için sorulara devam edelim.
Mehmet Murat Çalık: Görüştük mü?
İbrahim Halil Babacan: Müsaadenizle cevap vereyim. Siz gözaltına alındıktan sonra görüşmedik. Hatta o yılda da görüşmedik yani 2023'te de...
Mehmet Murat Çalık: O tarihlerde de görüşmedik.
İbrahim Halil Babacan: Görüşmedik yani.
Mehmet Murat Çalık: Tamam, iddianame o tarihlerde görüştüğümüzü söylediği için sordum sadece. Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
İbrahim Halil Babacan: Rica ederim.
İBRAHİM HALİL BABACAN AVUKATI SAVUNMASI
Sayın başkan, sayın heyet, savunmaya başlamadan önce 24 sayfadan ibaret bu konuya ilişkin vekillerine iletilen meclis kararı, askı tutanağı ve tapu kayıtlarını da mahkemenize sunmak istiyorum. Sayın başkan, sayın heyet, şununla başlamayı ben uygun görüyorum; geçtiğimiz günlerde aslında başkan bey ara ara bazı sanıklara ve kendi öz geçmişlerini anlatmanın doğrudan eylemle alakalı ya da işte iddianamedeki atılı suçlarla alakalı olmadığını beyan etmişti ama teşekkürler bu müvekkil bakımından. Söylemediniz çünkü sayın başkan, sayın heyet; müvekkilin yönetim kurulu başkanlığı, yani Babacan Holding, kendisinin de ifadesinde vermiş olduğu gibi GYO'ya dönüşüm sürecinde SPK'dan, Sermaye Piyasası Kurulu'ndan onay almış bir şirketin yönetim kurulu başkanıdır müvekkil. Bunun önemi şudur; aslında ifadesinde müteaddit defalar söylediği gibi Mehmet Murat Çalık'ın, sayın Mehmet Murat Çalık'ın kendisine yönelttiği bu işte kreş, spor tesisi yapılması konusunda müvekkile ilk teklifi, ilk bu tekrar eden önerilen hususa gidildiğinde müvekkil şunu söylemişti: "Ben kendi şirketimden dayanağı olmayan, muhasebeleştirilmeyen bir parayı, bir ödemeyi nasıl çıkartabilirim?" diye sormuştur ve ifadesinde de buna açıkça aslında müteaddit seferler yer vermiştir. Bunun önemi sayın başkan şurada; müvekkil basiretli tacirdir. Basiretli tacir olarak da zaten uzun yıllardır, 20-25 yılı aşkın bir ticaret yapmaktadır ve kendisinin de izah ettiği gibi 8000'den fazla konut üreten bir şirketin yönetim kurulu başkanıdır.
Bununla başlamamın temel sebebi aslında bakarsanız şudur; iddia makamı genelde darlanmayı temsil ederken, vekillerinden de bunları, bu hataları ve eksikleri, bu hatta görmezden gelmeleri sıklıkla kullanmış. Müvekkil şöyle tercih eder; böyle işte müspet eylemlerde de bulunmaktadır, ticaret yapmaktadır yönüyle değil. İddia makamı sanırım ki müvekkil, müvekkilin şirketi ya da müvekkile yöneltilen iddia bakımından ki diğer sanıklarla ilgili olarak bu kişilerin ne ticari yeterliliklerini ne de başkaca ticari hususları tespit etmiştir. Aslına bakarsanız iddia makamı müvekkile yöneltilecek bir istinat da, iddia da bulunmamıştır. Neden bunu söylüyorum? Çünkü iddianameye ve eylemin iddiası ile ilgili değerlendirmeye baktığımızda hep istikrarlı bir şekilde iddia makamı şu şekilde, şu tarz ifadeler kullanmıştır: İşte şu şekilde hareket etmiş olabilecekleri değerlendirilmiştir, işte 250 rüşvet vermiş olabilecekleri değerlendirilmiştir, rüşvet almış olabilecekleri değerlendirilmiştir. Müvekkil aleyhine sayın başkan, herhangi bir ifadede "İşte şu kadar para vermiştir, şuna vermiştir, şöyle vermiştir ya da şöyle verdiğini duydum" gibi bir etkin pişmanlıktan faydalanan sanık ifadesi de bulunmamaktadır.
O yüzden aslında şununla da hani iddianamenin, aslında iddia makamının eleştirisi, genel bir soruşturma yürütme halinin eleştirisi olarak söylemek istiyorum. Aslında şu çok güzel olurdu; ben de bilseydim CMK 160/2 çok doğru uygulanmamıştır ve delil toplanmamıştır vesaire. Ben bugün istedim ki mahkemede teknik bazı yasal problemler var. İşte biz bu teknik, amir hükümlerle ilgili soruları konuşuyoruz gibi davranmak isterdim ama davranamıyorum. Çünkü müvekkille ilgili bu soruşturma, sonradan davaya dönüşen soruşturma müşteki olarak ifadesi alınarak başlamış, ardından müvekkil konu ilişkin bildiklerini anlatmış ve vekilleri aracılığıyla müşteki olarak ifadesi başkaca tutanakla tanzim edilmiştir. Ancak ardından her ne olduysa iddia makamı, hakikat aramaları vesaire zaten ben şu aşamaları geçiyorum, bir anda malum olmuş gibi "Ya biz o zaman İbrahim Halil Babacan'ı şüpheli yapalım. Niye yapalım? Kendisine ilişkin hangi delilimiz var?" Bakıyorum iddianameye müvekkil hakkında değil somut, soyut yine bir tek anlatım, bir iddia dahi bulunmamaktadır.
Hatta bunu, problemini yarattığı iddia makamının bu yaklaşımını, defosunu şuradan söylemek icap etmektedir; az önce aslında hem müvekkil de hem de 201 yönüyle soru sormak hakkını kullanan Mehmet Murat Çalık da konu ettiği gibi iddianamede şöyle bir ifade var sayın başkan: "İbrahim Halil Babacan isimli şahsın ifadesinde kendilerinden talep edilen kreş inşaatı sektöründe faaliyet göstermeleri sebebiyle daha uygun maliyetle edebileceklerinden bahisle..." deyip cümle devam ediyor. Başkanım ben az önce müvekkile sordunuz, dediniz ki: "İşte spor salonu yapmak istemişsin. Öteki bağışlarında da ya da önceki inşaat faaliyetlerinde de, inşaat imalatlarında da şöyle şöyle yapmışsın" dediniz. Müvekkilin ifadesinde sayın mahkeme kreşin yer almadığını zaten orada okuyor, görüyor. İddia makamı aslına bakarsanız bir iddianameden öte, benim bu çok söylemekten hissettiğim bir şey değil ama bir torbaya alakadar alakası insanları atalım, sol duvara çarpalım, sağ duvara çarpalım, ardından da bakalım şüpheliler, sanıklar yahut müşteki, tanıklar ne diyeceklermiş. O yüzden hani ben şey karşısında da ufak bir dokunmak zorundayım müdafi sıfatıyla sayın başkan.
Ben bu müvekkil açısından hangi yeterli şüpheyi gördü iddia makamı da eylem bu diye nitelip iddianame tanzim etti, onu bir hukukçu olarak anlayamıyorum. Müvekkille ilgili hangi yeterli şüpheye varıldı? Hangi yargılaması var? Ne iddianame bunu verebiliyor ne de soruşturma dosyasının sayın mahkeme önüne gelmiş olan hali ve sonrasında da zaten müvekkilin aleyhine bulunan herhangi bir ifade yok. Bu nedenle şunu diyemiyorum; hani tartışma konusu olacak ya 5271 160/2 konuşacağız, diyeceğiz ki müvekkil lehine deliller nerede? Çünkü bunlar efendim müvekkile yöneltilen aslında en azından iddianamede o dolu yer kaydına, belgeye nispeten övülecek olan hususlar. Ve biz bu belgeleri aslında sayın mahkemeye sunduk. İddia makamının bu yönde bir araştırma yapmakta bir mahzur görüp görmediği olmadığı için yalnızca aleyhe olabileceğini mütalaa ettiği deliller demek istiyordum, yine delil toplamadığı için söyleyemiyorum. Ve ardından da bir yeterli şüpheye varıldığı ileri sürülmüştür. Şimdi efendim burada şunu söylemek zorundayım ben; masumiyet karinesinden nerededir demek zorundayım, istinata ilişkin yeterli şüpheyi doğuracak herhangi bir delil vardır iddia makamının bunu söylemek zorundayım.
Ama bunları söyleyemiyorum. Aslında özüyle, bedeliyle şunu söylemem gerekiyor; faraziyeyi temsil eden, hak kılmaya çalışan bir yaklaşımla karşı karşıyayız iddia makamının. Müvekkil anlatımında tüm detaylarıyla kendisi herhangi bir şekilde bir rüşvet ilişkisi içinde bulunmadığı zaten ifadelerle ve iddianamedeki anlatımla bile dahi açıkça açıktır. Müvekkil, tamamdır sayın başkan, müvekkil aslında şu sözleri söylemiştir; Mehmet Murat Çalık kendisinden bu talepte bulunduğunda "Biz" demiştir, "İnşaat şirketiyiz. Sizler de biliyorsunuz, bu işi yapıyoruz. Ben kendim bizzat yaparım" demiştir. Şimdi "Ben kendim bizzat yaparım" derken burada hangi rüşvet ilişkisinin kurulması niyetiyle hareket edilmiş olabileceğini aslında, yani rüşvet ilişkisi kurulmadığının çok açık göstergesidir. Bir de müvekkil üçüncü kişiye para vermeyi tavsiye etmiş ya da önermemiş, bu ilişkinin içerisine sayın başkan girmiş değildir. Bu nedenlerle de şeyi araştırması da çok doğal; bir bağış yapıyoruz, bunun önü ardı nedir düşünmesi, tartması da pek doğaldır. Yalnızca o dönemki durumuyla ve sonrasında da belediye başkanlığı Beylikdüzü ilçesinin gerçekleşmiştir sanık Mehmet Murat Çalık.
Ve kendisi demiştir ki "Bu böyle yapılacaktır". Huzurda da zaten çapraz sorguda 201'i kullanarak sorduğumuz sorularda müvekkil bu yanıtı kendisine vermiştir: "Siz bunu bizim söylediğimiz, işaret ettiğimiz yere vereceksiniz" demiştir ve bununla ilgili ayrı bir görüşme de gerçekleştirilmemiştir. Son olarak ben sözlerimi şunla tamamlamak isterim; sunulan 24 sayfa evrakta şu hususlar yer alıyor müvekkilin, bu bahsedilen Yakuplu'da ifadesinde detaylı şekilde izah ettiği ama teknik bir açıklamaya da bu durum ihtiyaç duymaktadır. Müvekkil özelleştirme ibaresinde o zaman taşınmazı ihaleyle satın alıyor. Satın alınan taşınmazda herhangi bir imar gerçekleştirilmesi için teknik engeller, bazı kısıtlar var. Çevre Şehircilik Bakanlığı nezdinde jeofiziksel teknik bir süreç yönetiyor. Bu sürecin sonunda bu yerde heyelan tehlikesinin imara uygun olmadığı, inşaat edilebilecek nitelikte olmadığı anlaşılıyor. Ardından müvekkil imar planı bununla bölgeyle ilgili yapılmadığı için bizzat kendisi başvuruyor vesaire ettiği gibi. Değer artış payı durumu ortaya çıkıyor. Şimdi bunun önemi sayın başkan şurada; ben hani iddia makamı gibi düşünsem bir hukukçu olarak diyorum ki "Nasıl bir bağ kurarız biz burada?" Bakın önümde tapu kayıtları var. Orada da şerhte yer almadığı halini ben kayıtlara geçmesi için okumayı uygun buluyorum. Diyor ki "Bu şartlı taşınmaz değer artışına tabidir.
Taşınmazın ilk satışında, bağışında, değişiminde ve benzeri sınırlı ayni hak tesisinin hiçbirinde değer artış payı ödenmediği sürece ilgili idareden sorulur. Değer artış payı ödenmediği bildirilmesi takdirde sayın başkan işlem yapılır. Değer artış payı ödenmedikçe satış yapılamaz, tapu ruhsatı verilemez." Şimdi eğer müvekkil bu şekilde bir ilişki kuruyor olsaydı sayın başkan böyle bir şerhin bulunmamasını tabii bir teklif olarak beklerdik. O yüzden de şunu ben hemen toparlayayım; iddia makamı tamamen farazi bir şekilde müvekkil hakkında iddianame düzenlenmiştir. Usulü güvenceler atlandığında, her şeye gelindiğinde müvekkilin dosyadaki durumundan bellidir. O yüzden müvekkil açısından bu usulü güvencelerin ihlal edildiğini, hatta hiç verilmediğinin de zabıtlara geçmesi için bunu beyan ediyorum. Müvekkil suçsuzdur. Dosyanın daha çok adil olması ve bazı eksiklerinin doğal olarak zaman içerisinde giderilebileceği düşünüldüğünde biz de sayın mahkemenin müvekkil açısından isnatları tefrik etmesini de bekliyoruz ve nihayeten de beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. Teşekkür ederim.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












