loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 20. günü tutuksuz 14 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 20. günü tutuksuz 14 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 21.09.2026 - 10:38
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 20. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Duruşmada tüm gün şu isimler: İrşadi Akbaş, Muhammed Emre Kızılırmak, Ahmet Talha Bilgin, Mert Saraç, Onur Çoşkunoğlu, Erkay Er, Reha Uysal, Levent Tunca, Nurten Uğursoy, Adem Yavuz, Tamer Gümüş, Köksal Anadol, Emre Aykar, Kadir Gümüş savunma yaptı.

KADİR GÜMÜŞ SAVUNMASI – 21.09.2026

Sayın Başkan, ben fazla zamanınızı almayacağım. Bunlardan ben kısa kısa geçeceğim. Yoruldunuz siz de çünkü. Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti, Sayın Savcım; sizleri saygı ile selamlıyorum. Soruşturma aşamasında hakkımdaki iddialarla ilgili ayrıntılı şekilde ifade vermiştim. Daha önce vermiş olduğum ifadelerimi aynen tekrar ettiğimi belirtmek isterim. Bugün özellikle iddianamenin 123 numaralı eyleminde şahsıma yöneltilen suçlamalar hakkında beyanda bulunmak istiyorum. Sayın Başkanım, yaklaşık 40 yıldır peyzaj ve fidanclık sektöründe faaliyet gösteren bir iş insanıyım. Ağaç A.Ş. ile de yaklaşık 24-25 yıldır devam eden bir ticari ilişkim bulunmaktadır. Peyzaj ve çiçekçilik açısından bu en durgun döneme dahi şirketimiz bünyesinde 150 ile 200 kişi, yani bizim sektörümüzde değişken olabiliyor, şantiyeler oluyor, azalıyor, çoğalıyor; bizim 250'ye kadar personelimiz çıkıyor. Bunların hepsi de sigortalı. 150'nin üstünde kişiye istihdam sağlamaktayız. Yürüttüğüm ticari faaliyet yalnızca şahsımı ve ailemi değil, şirketimizde çalışan yüzlerce kişiyi ve onların ailelerini ilgilendiren ciddi bir sorumluluk taşımaktadır. Yaklaşık 40 yıldır emek verdiğim bu sektörde hayatımı ve bu insanların geçimini riske atacak herhangi bir suç organizasyonunun içinde bulunmadım. Zaten bugüne kadar da hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım Sayın Başkanım. 65 yaşına girerken ilk defa sizlerin karşısına çıkıyorum.

Sayın Başkanım, dosyada bahsi geçen para ödemeleri konusuna daha önce ayrıntılı beyanda bulundum. Bu beyanlarımı tekrar ediyorum. Ancak şunu özellikle belirtmek istiyorum ki iddianamede birçok kez Hüseyin Yüksel Tutar'ın ofisinde baz verdiğim yazılmıştı. Fakat ben hayatım boyunca kendisinin ofisine gitmedim ve nerede olduğunu da bilmiyordum. Hüseyin Bey'in ilk celsedeki ifadesinden ofisinin benim iş yerime çok yakın olduğunu öğrendim. Bu nedenle ofisinin bulunduğu bölgeden baz vermiş olmam mümkündür. Ancak kendisinin ofisine hiç gitmedim. Hatta başkaca bir ortamda birlikte, tek başıma da bulunmadım. Sadece cenaze, düğün, toplantı, sektör toplantılarının dışında. Açıkça ifade etmek istediğim bir husus daha var. Söz konusu paraları herhangi bir ihaleyi almak, haksız bir menfaat elde etmek veya herhangi bir seçim faaliyetini desteklemek amacıyla vermedim. Amacım yeni bir menfaat elde etmek değil, zaten hak etmiş olduğum ve yaptığım işlerden doğan ticari alacaklarımı tahsil edebilmekti. Bu süreçte para talep edilen ve alacağını tahsil edebilmek için ödeme yapmak zorunda kalan taraf benim.

Sayın Başkanım, nitekim söz konusu ödemelerin ardından Ağaç A.Ş. tarafından tarafıma ödemeler yapılmış ve alacaklarıma karşılık çekler verilmiştir. Bu hususun banka kayıtları, şirket kayıtları ve Ağaç A.Ş.'nin ödeme kayıtları üzerinden ortaya konulabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla benim açımdan mesele herhangi bir suçtan menfaat sağlamak değil, mevcut ticari alacağımı tahsil edebilmekti. Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti, bir diğer önemli hususu açıkça belirtmek isterim. İhalelerin nasıl yürütüldüğüne ilişkin herhangi bir organizasyonun içinde yer almadım. Ben ihalelerin nasıl, ne şekilde hazırlandığını dahi bilmem. Yıllardır Ağaç A.Ş.'ye ürün tedarik eden ve bu şirketle ticari ilişkisi bulunan bir iş insanıyım. Dosyada yer alan gizli tanık beyanında seçim desteği konusunda ismimden söz edilmiş olsa da bana bu yönde herhangi bir talep gelmedi, ben de herhangi bir seçim desteğinde bulunmadım. Özellikle altını çizmek isterim ki ben suç işlemek veya haksız bir menfaat elde etmek amacıyla hareket etmedim. Bir ihaleyi almak ya da bir organizasyonun parçası olmak amacıyla kimseye ödeme yapmadım. Aksine yaptığım ticari faaliyetlerden doğan ve tahsil etmekte güçlük çektiğim alacağımı almaya çalıştım. Bu nedenle dosyada bana isnat edilen fiiller bakımından suç işleyen kişi değil; aksine irtikap suçunun mağduruyum.

Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti, Sayın Savcım; yaklaşık 55 yıldır ticaret hayatının içindeyim. Nasıl 55 yıl diyeceksiniz Başkanım, ben ilkokula giderken simit satarak başladım ticarete. 64 yaşındayım, 3 ay sonra 65'e gireceğim. 55 yıldır ticaret hayatının içindeyim. 40 yıldır da fidancılık ve peyzaj sektöründe faaliyet göstermekteyim. Bugün şirketlerimizde 150'nin üstünde kişi çalışmaktadır. Ben yalnızca kendi adıma değil, işletmelerimizin faaliyetlerinin devamından sorumlu bir iş veren olarak bu insanların ve ailelerinin geçimine karşı da sorumluluk taşıyorum. Yaptığım iş ürünü tedarik etmek ve karşılığında hak ettiğim bedeli almaktı. Dosyada söz konusu edilen süreçteki amacım bundan ibaretti Sayın Başkanım. Ayrıca uzun yıllardır devam eden ticari faaliyetlerimin yürütülebilmesi ve bünyemizde çalışan yüzlerce kişinin istihdamının devamının sağlanabilmesi açısından yurt dışındaki ticari temaslarımın ve işlerimin sürdürülebilmesi gerekmektedir. Biz Sayın Başkanım, yurt dışına ürettiğimiz ağaçları Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan, hatta İtalya'ya... Yani ülkemiz bu seviyeye geldi, oralara gidemiyorum. 1,5 senedir gidip görüşemiyorum. Bundan dolayı tüm bu nedenlerle üzerime atılı suçları kabul etmiyorum. Hakkımda uygulanmakta olan yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını ve hakkımda beraat kararı verilmesini saygılarımla arz ve talep ediyorum. Saygılarımla.

HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR SORUYOR

Hüsnü Yüksel Tunar: Öncelikle bir düzeltmeyle Kadir Bey başlarsak iyi olacak. 15 yıldır yaklaşık tanıyoruz diyorsunuz sektör nedeniyle. 25 değil mi? Daha uzun süredir.

Kadir Gümüş: Evet, evet, daha fazla. Başkanım tahmini söyledim ben.

Hüsnü Yüksel Tunar: 25 yıldır. Çünkü hani Kutsal'la ortaklığınızı, Çekerler'deki fidanlığı biliyorsunuz.

Kadir Gümüş: Doğrudur Başkanım.

Hüsnü Yüksel Tunar: Biz bağımsız olarak...

Kadir Gümüş: Doğru. Biz onu öyle global bir şey söyledim ben. Ha, 25 yıldır, 20 yıldır, 28 yıldır ben bunu ölçmedim. Hesaplamadım yani. Evet, doğrudur.

Hüsnü Yüksel Tunar: Yani daha uzun süredir tanışıyoruz,

Kadir Gümüş: Doğrudur.

Hüsnü Yüksel Tunar: Zayıf da olsa bir ikili, uzak da olsa sektörel ilişkimiz var yani. Çünkü siz de biliyorsunuz.

Kadir Gümüş: Var tabii, samimiyetimiz olmasa da alışveriş yaparlardı vaktiyle.

Hüsnü Yüksel Tunar: Var, ona ben de katılıyorum. Yani zaten 2024 yılında... Sadece 2024 yılında geçtiği için başka bir şeyleri, aslında alışverişlerimi koydum dosyaya zaten. Yani fidanlığa gelip gidiyorum yani.

Kadir Gümüş: Doğrudur, doğrudur Başkanım.

Hüsnü Yüksel Tunar: Şeyde, siz zaten şeyi söylediniz. Savcılıktaki ifadelerimin arkasındaydım diye.

Kadir Gümüş: Doğru, doğru.

Hüsnü Yüksel Tunar: Orada ifadesi şöyleydi benimle ilgili. Tam hatırlamıyorum tabii ama poşet içinde üstünün ne olduğunu bilmiyor olabilir. Doğru mudur?

Kadir Gümüş: Doğrudur.

Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam. Yani siz bana içinde para ya da rüşvet olduğunu böyle bir paket, poşet bir şey vermediniz. Böyle bir iddianız yoktu, doğru mu?

Kadir Gümüş: Bir paket verdim size.

Hüsnü Yüksel Tunar: Ama içinde rüşvet ya da para olduğunu...

Kadir Gümüş: Yani insan içinde ne olduğunu tahmin edebilir. Yani birisi gönderdi sizi.

Hüsnü Yüksel Tunar: Tahmin edebilir.

Kadir Gümüş: Ben size paketi verdim.

Hüsnü Yüksel Tunar: Evet. Tamam o zaman. “5 yıl içerisinde Hüsnü ile hiç görüşmedim” diye bir ifadeniz var.

Kadir Gümüş: Ben Sayın Başkanım, tabii ki her şey bugün burada olunacağını kimse bilemezdi. Ben hatırlamıyorum. Hüsnü ile...

Hüsnü Yüksel Tunar: Şimdi hatırlıyorsanız düzeltin.

Kadir Gümüş: Son zaman zarfında hariç ben daha önce görüştüğümüzü 5 yıl, 8 yıl, 10 yıl, 5 yıl demişim. Yani...

Hüsnü Yüksel Tunar: "Hiç görüşmedik" dediniz ya şimdi hatırlıyorsanız düzeltin. …... Telefonla 17 kez kaydımız var. Görüşürüz yani. Ben hatırlatayım istiyorsanız.

Kadir Gümüş: Ne zaman görüştük ama?

Hüsnü Yüksel Tunar: 2022'de siz Ticaret Odası üyesi, adayı değil miydiniz?

Kadir Gümüş: Evet.

Hüsnü Yüksel Tunar: Beni aradınız, bizim tanıdığımız şeylerden bize oy versinler diye, hatırlıyorsunuz.

Kadir Gümüş: Olabilir Başkanım. Bunlar şey değil yani.

Hüsnü Yüksel Tunar: Yemeklerinizde de davet ederdiniz. Kadir Bey sorun değil, biz görüşüyorduk yani. Biz Ali Bey aracı olmasa da görüşebilen insanlarız, bunu söylüyorum.

Kadir Gümüş: Yani ben çok hatırlamıyorum da olabilir.

Hüsnü Yüksel Tunar: Var zaten.

Kadir Gümüş: Tamam, varsa, kayıt varsa Başkanım...

Hüsnü Yüksel Tunar: Sadece hatırlatmak için söylüyorum ben yani. O ifade doğru değil yani. Bir de şu şey ifadeniz var: "Ali Sukas ile arasının iyi olduğunu biliyorum." Bunu ben mi söyledim size, Ali mi söyledi, yoksa nereden biliyorsunuz genel olarak?

Kadir Gümüş: Şöyle... Ali Bey ile arasının kötü manada değil. Kötü manada demiyorum. Ali Bey ile benim de aram iyi.

Hüsnü Yüksel Tunar: Anladım, ha.

Kadir Gümüş: Kötü manada değil yani, herhangi bir manada değil.

Hüsnü Yüksel Tunar: Ben de onu söyleyecektim zaten Kadir Bey. Siz söylediniz.

Hakim: Kötü manada değilmiş.

Kadir Gümüş: Sayın Başkanım, telefon konuşmaları bu para transferinden bayağı bir önce görüşmüşüzdür yani. O sıralar görüşmedik. Hatırlamadığım için yani doğru şey, kararı verebilmek için bunu söyledim.

Hüsnü Yüksel Tunar: Orada çok keskin bir ifade olduğu için Kadir Bey ben düzeltmek için söylüyorum. Yani dosyada var zaten. Bir şey değişmez bundan yani. Biz görüşen insanlarız, onu belirtmek için söyledim.

Kadir Gümüş: Ya ben şimdi çok sık görüşmüyorduk yani. Tamam.

Hüsnü Yüksel Tunar: Ben aynı şeyi söylüyorum, buyurun. Ali Bey ile hatta benden daha yakın olduğunu söyleyebiliriz, doğru mu?

Kadir Gümüş: Doğrudur. Doğru.

Hüsnü Yüksel Tunar: Ben kendi savunmamda şunu söyledim bu arada: Siz gene destekleyen bir şey, ben de dedim böyle bir para alışverişi oldu, olmadı bilemem. Bana kimse oradan para almadı, para vermedi de demedi. Ayrıca ben böyle bir şeye aracı olmadım dedim kendi savunmamda. Şimdi siz demişsiniz ki mesela bu paraları ben bankadan çektim...

Kadir Gümüş: Öyle demedim. Bankadan çekmiş olabilirim de bu kadar parayı...

Hüsnü Yüksel Tunar: "Bankadan çektiğim paraların dekontunu veririm" demişsiniz yani.

Kadir Gümüş: Dedim ki, bak şimdi. Paraları bankadan da çekmiş olabilirim, yanımda kasamda da olabilir, hatırlamıyorum dedim. Benim ifademde var. Ben direkt bankadan çektim demedim. Bankadan da çekmiş olabilirim. Eğer bankadan çektiysem dekont veririm dedim ama bu paralar benim kasamda, yanımda da olabilir, büyük paralar değildi.

Hakim: İfadelerinizde şöyle geçiyor: "Şu an yanımda bulunan belge olmasa da avukatım aracılığıyla Ağaç A.Ş.'den hangi tarihlerde ne sıklıkla ödeme yapıldığı, benden istenen paraları bankadan çektiğime ilişkin dekontları en kısa sürede ibraz edeceğim."

Hüsnü Yüksel Tunar: Evet siz dediniz Kadir Bey.

Kadir Gümüş: Tamam, ama benim orada bir ifadem daha vardı. O yok orada Sayın Başkanım.

Hüsnü Yüksel Tunar: Son ifadeniz o.

Kadir Gümüş: Ben bu para yanımda da olabilir ifademde vardı.

Hüsnü Yüksel Tunar: Bu son ifadeniz, bilmiyorum ben öyle bir şey varsa. Benden istenen paraları bankadan çektiğime ilişkin dekontları en kısa sürede ibraz edeceğim. Ben bunu şunun için söylüyorum: Siz para çekmemişsiniz, siz ne derseniz deyin aslında ben çok negatif bir şey söylemek istemiyorum.

Kadir Gümüş: Ne zaman görüştük? Ben tarihi hatırlasam ya, ben her zaman bankadan para çekiyorum Başkanım. Bir sürü kayıt var.

Hüsnü Yüksel Tunar: Kadir Bey, Abdülkerim'e... ödenen bir kayıt var. Onu soracağım ben zaten. Siz acele etmeseniz, yani siz ortağınızın çekip getirdi size bu parayı yani.

Kadir Gümüş: Yok. Evet

Hüsnü Yüksel Tunar: Ama MASAK kayıtlarında Abdülkerim... ödenen...

Kadir Gümüş: Abdülkerim yeğenimdi. Bankaya onları gönderirim. Çünkü şirketin bütün işlerini onlar yapıyor.

Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam, o çekimi size mi getirdi yani bu paraları?

Kadir Gümüş: Şirkete getiriyor herhalde. Muhasebeye getiriyor Başkanım. Bizim şirkette şöyle, bireysel bir şey yok Başkanım. Yani küçük de olsak biraz kurumsal aile şirketiyiz ama...

Hüsnü Yüksel Tunar: Ya ben bu sorunun amacını kısa bir şey bitireyim Başkanım, ben uzatmayacağım. Sözü size bırakacağım. 14 Mayısta, 17 Mayısta 2 kez para çekimi gözüküyor MASAK raporunda. Ben size sadece şunu soracaktım: Bu tarihlerden sonra biz sizin iddianıza göre 3 kez görüşmüş olmamız lazım. HTS'de fidanlıkta baz kaydımızın olması lazım. Bu teyit edilsin, mahkeme buna baksın diyecektim. Bu kadar yani. 14 Mayıstan ve 17 Mayıstan sonra...

Hakim: Tamam.

Hüsnü Yüksel Tunar: Böyle bir, anladınız değil mi beni? Onu söyleyecektim. Çünkü ben böyle bir görüşme olmadığını....

Kadir Gümüş: 14 Mayıs mı dediniz? Onu bilmiyorum Başkanım.

Hüsnü Yüksel Tunar: MASAK raporu Kadir Bey, MASAK raporu. Görebilirsiniz.

Kadir Gümüş: Ben şimdi ne zaman görüştüğümüz tarihi bilseydim söylerdim zaten. Ben...

Hüsnü Yüksel Tunar: Anlatıma göre şunu vurgulamak için söyledim. Bu kadar da uzatmak da istemiyorum açıkçası. 14 Mayıstan sonra 3 kez ayrı ayrı dediniz de HTS hem de HTS kaydı hem de fidanlıkta baz kaydı... Bunu anlatmaya çalışıyordum. Başkan Bey sormuştu bana. Ben de size sormak istiyorum, sormam lazım çünkü: "Husumetiniz var mı?" diye. Ben dedim ki bu soruya ancak tek taraflı cevap verebilirim. Ben Kadir Bey'i severim, sayarım; insan sevdikçe herkes sever. "Bir husumetim yok" dedim.

Kadir Gümüş: Başkanım benim de yok.

Hakim: Kadir Bey'in dediği... Kadir Bey'in dediğini... Tamam da tamam mı?

Hüsnü Yüksel Tunar: Ben de onu düşündüm...

Hakim: Soruya cevabı aldınız.

Kadir Gümüş: Başkanım, bir şey söyleyebilir miyim? Ben savcılıkta şunu da dedim: "Hüsnü Bey iyi bir insandır. Hani ama bu hadiseyi yaşadık" dedim yani. Benim bir husumetim yok, bir şeyim yok.

Hüsnü Yüksel Tunar: Ben tamamlayabilir miyim?

Hakim: Buyurun.

Hüsnü Yüksel Tunar: Ben de şöyle yorumlamıştım zaten: Şöyle...

Hakim: Şöyle…

Hüsnü Yüksel Tunar: Hayır, soru olarak soracağım.

Hakim: Direkt soralım, yorumlara gerek yok.

Kadir Gümüş: Tamam.

Hakim: Siz almak istediğiniz cevabı aldınız zaten. Husumeti var mı, yok mu? "Yok" dedi, hatta "İyi biri olarak bilirim, severim" dedi. Daha başka cevap...

Hüsnü Yüksel Tunar: Çok seviyorum. Ben de şöyle; yani eğer çeki para, ortağı Abdülkerim Babal olunca, dedim acaba başka bir insanın, olay gerçekten oldu da …. için mi benim ismim telaffuz edildi diye soracaktım size. Bu kadar.

Hakim: Onun da kim olduğunu söyledi zaten.

Kadir Gümüş: Yeğenim.

Hakim: Yeğeniniz.

Kadir Gümüş: Bankaya gidip bu işleri yapan yeğenimizdir Başkanım.

Hüsnü Yüksel Tunar: Yani onun verip vermediğini bilmiyoruz, o yüzden söyledim. Ha, şöyle bir şeyim daha var: Yani yaklaşık 20 yıldır Ağaç AŞ ile çalışıyorsunuz, doğru mu?

Kadir Gümüş: Doğru.

Hüsnü Yüksel Tunar: Ali Bey de geldiğinden, göreve geldiğinden beri çalışıyorsunuz?

Kadir Gümüş: Doğrudur.

Hüsnü Yüksel Tunar: Şimdi; 2019, 20, 21, 22, 23, 25... Bu tarihlerin hiçbirinde siz alacağınızda sıkışmadınız. Herhangi kimse hiçbir şey para talep etmedi. Bir kez bu olay başınıza geldi ve onda ben vardınız. Ve herkes buna inansın...

Hakim: Tamam şöyle; şimdi ona inandırıcı... Şimdi bak öyle soru sorma şimdi beyanı vermiş. Siz... Şimdi sizin bu bahsettiğiniz bu 37.500 doları üç parça halinde diye belirtmişsiniz...

Kadir Gümüş: Bir sefer istendi Başkanım, ben üç seferde verdim.

Hakim: Bu bu bu para talebinin ve bu yaptığınız bu ödemenin, bu verdiğiniz paranın dışında size Ağaç A.Ş.'de bu çalıştığınız süre boyunca herhangi bir kimseden benzer bir talep geldi mi?

Kadir Gümüş: Gelmedi.

Hakim: Bunun dışında yok yani?

Kadir Gümüş: Yok.

Hakim: Tamam buyurun, sıradaki soru.

Hüsnü Yüksel Tunar: Tamam, teşekkür ederim.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Kadir Bey benimle rahat görüşebiliyor muydunuz?

Kadir Gümüş: Görüşebiliyordum.

Ali Sukas: Benden önceki genel müdürlerle görüşebilir miydiniz?

Kadir Gümüş: Görüşüyordum.

Ali Sukas: Aynı şekilde değil mi?

Kadir Gümüş: Aynı şekilde. Sizden daha fazla görüşüyordum.

Ali Sukas: Benimle görüşmeniz bir genel müdür tedarikçi olarak anormal bir durum değil yani?

Kadir Gümüş: Yok, değil.

Ali Sukas: Peki benimle yani bu kadar rahatlıkla görüşebilme imkânına sahipken Ağaç A.Ş.’den para alabilmek için para verilmesi gerektiğini duyduğunda neden bana değil de Ümit Polat’a sordun?

Kadir Gümüş: Ümit Polat geldi bana çünkü.

Ali Sukas: Nereye geldi?

Kadir Gümüş: Ümit Polat, şimdi şöyle: Tabii ki biz Silivri Cezaevinde yatarken mahkemeye çıktık savcılığa, Ümit Polat bunu direkt kendisi söyledi bana söyledi.

Ali Sukas: Nerede söyledi?

Kadir Gümüş: Zannedersem bak orası karıştı ama benim iş yerimde olabilir.

Ali Sukas: Sık sık geliyor muydu senin iş yerine?

Kadir Gümüş: Benim iş yerime ama ben olduğum zaman değil, siz de geliyordunuz.

Ali Sukas: Ben açıkça söyledim geldiğimi. Mahallede oturuyoruz.

Kadir Gümüş: O da geçerken bazen çiçek almaya gelirdi, bazen oraya çay içmeye gelirdi. Ama benim her zaman olmam gerekmiyordu. Siz de öyle geliyordunuz.

Ali Sukas: Şimdi Ensar Güney ifadesinde şöyle bir beyanda bulundu: "Ümit Polat 2024 yılı yaz aylarında yanıma geldi." dedi. Elinde bir liste, o listede kimden ne kadar para isteneceğine dair bir listeydi bu. Size de böyle bir listeyle geldi mi?

Kadir Gümüş: Hayır, gelmedi.

Ali Sukas: Başkanım, ben burada bir açıklama yapmak istiyorum. Bir itirafta bulunmak istiyorum. Geçen gün çok gergin olduğu için o gün açıklama yapma talebimi dile getiremedim. Biz satın alma yapacağımız zaman fidanlık müdürlüğü ile satın alma müdürlüğü bir araya gelirler, toplantı yaparlar. Satın alma sürecinin planlamasını yaparlar hangi kategorideyse. 2024 yılında da yine benzer bir toplantı sonucunda o zaman çalı alımı vardı.

Hâkim: Soru için mikrofon uzattık. Siz bize açıklama yapmayın.

Ali Sukas: Başkanım bunu bilmeniz lazım ama.

Hâkim: Zaten siz...

Ali Sukas: Yani orada diyor ki para yazılı yanında diyor liste o liste değil.

Hâkim: Siz zaten savunmanızda...

Ali Sukas: Ama liste doğru ama para listesi değil başka bir liste. Yani orada çalı alınacaktı ağaç firmaları vardı. Ben de o ağaç firmalarından almayın dedim. Üzerlerini de çizdim o firmaların. Bunun dedikodusunu sektörde yapmışlar ve paraya da dönmüş bu. Ve ben bunları savunmak zorunda kalıyorum başkanım. Kadir Bey alacaklarınızın yapılandırılması veya tahsilat konusunda sizi kayırdığım veya kasıtlı olarak maruz bıraktığım oldu mu?

Kadir Gümüş: Olmadı, sayın başkanım. Böyle bir durum olmadı ama genel bir durum vardı. 2024'te biraz ödemeler bayağı gecikmeye başlamıştı ama beni kayırdığı veya şey yaptığı da olmadı. Yani öyle bir şey söyleyemem.

Ali Sukas: Ama Kadir Bey rüşvetin dayanağını alacaklarımı almak için diyorsunuz.

Kadir Gümüş: 2024'te de oldu o hadise.

Ali Sukas: Yine ifadenizde diyorsunuz ki 2017-2024 yılları arasında Üsküdar ve Çekmeköy Belediyelerine iş yaptım. Peki, bu belediyelerden alacaklarınızı hangi vadede ve ne şekilde alıyordunuz? Yani ödeme araçları neydi: Nakit mi, çek mi veya gayrimenkul mü? Sektörün içinde uzun yıllardır varsınız.

Kadir Gümüş: Başkanım bu konumuzla alakalı olmadığı için cevap vermek istemiyorum bu konuya. Ben Çekmeköy Belediyesinden mademki sordu söyleyeceğim: 2024 yılında yaptığım alacağı 2026 yılında daha yeni bitirdim. Evet alamadım.

Ali Sukas: Yani belediyelerde hem vadeler hem gecikmeler olabilir mi?

Kadir Gümüş: Hayır 2024'ten sonra oldu ama bak 2024'ten sonra ve ben Ağaç A.Ş. öyle hadiselerden sonra da 2025'te bilmiyorum çok çalışmadık. Almadık bazen bir şey.

Ali Sukas: Bir başka soru. Ağaç A.Ş.'nin satın almalarıyla ilgili olarak ne kadar ağaç, çalı ve benzeri bitki alımıyla ilgili önceden bilginiz olur muydu? Kimlerden ve hangi şekilde bilgi alırdınız?

Kadir Gümüş: Benim bilgim olmazdı. Bizim şirketimizde çalışan bir sürü insan var sayın başkanım. Maille gelirdi. Diyelim ki listede 50 tane bitki var, 50 tür. Biz bunun 50'sini de fiyatlandırdık ama bizim 10 tanesi düşük fiyat varsa 10 tane talep edildi bizden. Ben onları görmezdim bile. Ben satın almadan kim istemiş, Ümit Polat mı istemiş, öbür yardımcıları mı istemiş, ben onlara bakmazdım bile sayın başkanım. Benim o kadar işim var ki. Şöyle zannediliyor ben oturmuşum Ağaç A.Ş.'nin bütün listelerini takip ediyorum. Ben İstanbul Ticaret Odasında 25 yıldır meclis ve komite başkanlığı yaptım zaman zaman. Üsküdar hakem heyetinde kaymakamlıkta görev yaptım. Valilikte toprak koruma kurulunda...

Hâkim: Tamam doğrudan bilginiz yok. Evet, buyrun devam edin bir sonraki soruya.

Ali Sukas: Bitki Dünyası firmasıyla ilişki süreciniz nedir? Mesela 2004'te kuruluyor sanırım, 2009'da bütün hisseler Tamer Gümüş'e devrediliyor. Sonra tekrar siz devralıyorsunuz.

Kadir Gümüş: Başkanım anlatayım mı bunu? İlgilendiriyorsa anlatayım.

Ali Sukas: Yani öncesinde ve sonrasındaki...

Hâkim: Oradan nereye geleceğiz onu da söyleyin ona göre cevaplasın.

Kadir Gümüş: Ben kurdum o şirketi.

Ali Sukas: Tamer "Ben kurdum." diyor.

Kadir Gümüş: Öyle değil. Başkanım anlatayım kısa zamanınızı almak istemiyordum. Girmeyecektim bu konulara. Bu şirketin kuruluş tarihi 2004 dediniz ben hatırlamıyorum. Biz onu kurarken 6 ortak kurduk. Tamer Gümüş'ün babası ve ben memlekette Rize Çayırlı'da çalışan ağabeyime para kazansın diye hisse verdim. Sonra benden orada çalışan olmadığı için içinde çalışanlar maaşlarını alıyor zarar ediyor. Maaşlarını dedim ben hissemi satayım size. Sonra herkes dedi ki birlikte satalım. Herkes dedi ki birlikte satalım. Tamam dedim ben niye zarar edeyim. Sonra 2008 mi 2009'da Tamer Gümüş'ün babası dedi ki "Ben alayım burayı." Tamam, buyur al yok pahasına verdik onu. 2013'te de Tamer Gümüş geldi dedi ki: "Ben şirketi oradan çıktım." dedi kapattı. Ve ondan sonra da şirket Tamer Gümüş üzerinden devam etti. Bütün borçlarını ödedim. Kamudaki borçları falan. Ama Tamer Gümüş'ün hissesi yine duruyordu. Bütün hisseler onun üstünde duruyordu. Ne zaman ki 2019-2020 geldi, Tamer Gümüş yeni şirketler kurulunca benden ayrıldı. Dedim ki bu şirkete ben iş bitirme yaptım, iş bitirme aldım, şu aldım, bu aldım, bu şirket bana lazım dedim şirketi satın aldım başkanım. Tamer Gümüş de belgelerini sundu. Geçmişi bundan ibarettir.

Hâkim: Sıradaki soruya geçin.

Ali Sukas: Sık sık yurt dışına bitki almaya gidiyordunuz. Kendiniz de söylediniz.

Kadir Gümüş: Ben çok gidiyordum başkanım. Ben Japonya, Çin'e her tarafa gittim ben. Bu işi başlatanlardan biri de benim.

Ali Sukas: Zaman zaman Ağaç A.Ş.'den veya başka kamu ihalelerinden yanınızda olan olur muydu?

Kadir Gümüş: Bizim dönemimizde bir defa oldu galiba.

Ali Sukas: Ben mi geldim, teknik ekip mi geldi?

Kadir Gümüş: Teknik ekipten geldi. Siz gelmediniz.

Ali Sukas: Peki Ağaç A.Ş.'nin yurt dışı, yurt içi bitki tedarik süreci nasıl yönetiliyordu? Kim ve hangi birimlerle görüşürdünüz? Benim bu süreçlere tek başıma karar verdiğime şahit oldunuz mu?

Kadir Gümüş: Yok ben olmadım ama o tarafını ben bilemem ki başkanım. Ağaç A.Ş. nasıl karar veriyor, ne ediyor...

Hâkim: Siz bildiğiniz kadarını cevaplayın Kadir Bey.

Kadir Gümüş: Ben başkanım yurt dışına çok gitmedim yani işin doğrusu teknik ekiple. Gidip bakılıyordu. Kaliteli bitki varsa işaretleniyordu, ne yapılıyorsa. Bizzat ben yanlarında bulunmadım.

Ali Sukas: Peki piyasada konuşulan dedikodulardan bir tanesi...

Kadir Gümüş: Yalnız Ağaç A.Ş. kaliteli mal alırdı başkanım. İade de ederdi, iade faturası da keserdi yani. Çıtayı yükselten kurumlardan biridir ama bu tabii 10 senedir böyle, işte her sene yükseliyor.

Ali Sukas: Tanık beyanlarında olduğu için bu soruyu soracağım. Tamer Gümüş'e yeni bir firma kurmasını siz mi istediniz? Gayriresmi ortaklığınız var mıydı?

Kadir Gümüş: Benim mi?

Ali Sukas: Evet.

Kadir Gümüş: Asla yok. Asla yok, hiç. Tamer Gümüş kendi ayrılıp kendi işini yapacağını söylediği için ben de tutmak istedim kendisini şirketimde ama beni... Çıktı gitti yani şey yapmadı. Biz de verdik tazminatını başkanım. Bir aile şirketinden, yeğenimiz de amcaoğlunun oğluyla ayrı bir şirketlerini kurdu.

Ali Sukas: Durusu Fidancılık. Biliyorsunuz.

Kadir Gümüş: Biliyorum.

Ali Sukas: Sahibi?

Kadir Gümüş: Savaş Bayraktar.

Ali Sukas: Durusu Fidancılık'la daha önce hiç ticari ortaklığınız oldu mu, olduysa hangi projede oldu?

Kadir Gümüş: Oldu.

Ali Sukas: Nerede?

Kadir Gümüş: Ankara'da oldu.

Ali Sukas: Yani hangi iş, açıklamak ister misiniz?

Kadir Gümüş: İsterim tabii. Ankara Büyükşehir Belediyesine ağaçlandırma yapılacaktı başkanım. Biz, biz yine Almanya'dan büyük bir firma, Bruns firması önerdi. Türkiye'de bu firmalarla çalışabilirsiniz versin; bir Durusu, bir tanesi de Büyük Çamlıca.

Ali Sukas: Kim önerdi dediniz?

Kadir Gümüş: Bruns... Bruns firması var Almanya'da. İsmini unuttum patronun.

Ali Sukas: Önemli değil.

Kadir Gümüş: Bizi de Ankara'ya çağırdılar, gittik. 5 tane firma vardı. Şartlar ağır olduğu için 3 firma biz yapamayız dedi. Biz de yaparız dedik. Oradaki genel müdür şey dedi: "Siz birlikte yapabilir misiniz, konsorsiyum kurup bu işi yapabilir misiniz?" Biz o şekilde orada iş yaptık. Daha sonradan şey yaptık, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin peyzajını yaptık beraber.

Ali Sukas: O dönemde yurt dışından çokça ağaç getirdiniz mi?

Kadir Gümüş: Getirdik.

Ali Sukas: O süreç nasıl oldu? Yani AĞAÇ A.Ş.’den farklı mıydı?

Kadir Gümüş: Ben soruyu anlayamadım, farklı derken?

Ali Sukas: Ankara'ya getirdiniz, gerek Külliye gerek Büyükşehir Belediyesi için...

Kadir Gümüş: Aynen, aynen.

Ali Sukas: Yine teknik ekiplerle gidiyorsunuz... Seçiyorsunuz...

Kadir Gümüş: Evet, teknik ekip geldi. Ben anlatabilir miyim?

Ali Sukas: Tabii ki, sana anlat diyorum zaten.

Kadir Gümüş: Evet, teknik ekip geldi...

Mahkeme Başkanı: Sorudan nereye geleceğiz?

Kadir Gümüş: Efendim?

Ali Sukas: Sorulmuyor başkanım, ağaç ithalatında belediyelerin, hemen hemen bütün büyükşehir belediyeleri ve diğer belediyeler aynı bu şekilde çalışır. Gider ağaçları yerinde seçer. Teknik ekipler seçer, bunu orada işaretlerler. Süreci bir tane firma üzerinden yönetirler.

Mahkeme Başkanı: Oradan nereye geleceğiz şimdi?

Ali Sukas: Oradan da biz rüşvet vermekle suçlanıyoruz ya, kayırmacılıkla suçlanıyoruz...

Mahkeme Başkanı: Rüşvet konusuyla orayı nasıl bağlayacağız yani?

Ali Sukas: Rüşvet oldu diyor ki, rüşvet veriyoruz, alıyoruz. Yani Kadir Bey'e karşı benim, hani Kadir Bey bu işlerin içerisinde... Onun için onun tecrübesini de soruyorum. Yani hani Ankara Büyükşehir Belediyesi, daha önceki dönem veya sonraki dönem... Veya da şu anda bizim yaptığımız işler ne kadar yakınsa, aralarında bir farklılık var mı?

Kadir Gümüş: Yok, bir farkı yok başkanım. Onlar da kalite aradılar, Büyükşehir Belediyesi de kaliteyi arıyor. Yani Anadolu'daki belediye o kadar aramıyor işin doğrusu. Burada çıta yükseldi başkanım. Ben bu işin ağaç tedariğini, ithalatını, ihracatını, her şeyini çok iyi biliyorum. İsteyen sorabilir çünkü sektörün, hani "Kadir Abi" diyorlar ya Büyükşehir'de, ben de sektörün Kadir Abisiyim başkanım.

Ali Sukas: Ben teşekkür ederim.

HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR AVUKATI ELİF HİLAL ÇOPUR SORUYOR

Elif Hilal Çopur: Şimdi siz 29 Mayıs tarihli ifadenizde diyorsunuz ki; "Hatta son 5 yıldır Hüsnü ile hiçbir şekilde görüşmedim. 2024 yılı içerisinde Hüsnü ile iki kez görüştüm. Sadece benden istenen paraları teslim ettiğim tarihte görüştüm." Bu beyanınızın arkasında mısınız? Bunu bir şey için sordum.

Kadir Gümüş: Ben ama orada o beyanı verdim. Zaten Hüsnü de demişti ki… Bir dakika. Hüsnü de orada söyledi ki "Biz daha önce görüştük" dedi. Ben de görüştüysek seçim zamanı istemişizdir. Kabul ettim. Unutmuş olabilirim ama ben en çok görüşmeyi bu para transferleri olduğu zaman görüştüm. O para transferleri bakın geriye dönük 3 ay geri, 5 ay geri dönüşmüş müyüm? Var mı öyle bir şey?

Elif Hilal Çopur: Devam ediyorum. Şimdi bu doğru yani hani beyanınız. “Beyanımın arkasındayım” dediniz de anlamak için soruyorum.

Kadir Gümüş: Oradaki beyanda eksiklik olabilir. Bir şey demiyorum ona ben. Telefon görüşmesini ben her gün kafama yazmıyorum ki Hüsnü ile kaç sefer görüştüm, Ahmet ile kaç sefer görüştüm.

Elif Hilal Çopur: Ben size telefon görüşmesini sormuyorum ki. 2024 yılında iki kez görüştüm, sadece paraları teslim ederken, 5 yıl boyunca da hiç görüşmedim.

Kadir Gümüş: İki sefer olmayabilir. Kaç sefer aradım, o ayrı bir şey. Bilemiyorum onu.

Elif Hilal Çopur: Bilemiyorsunuz.

Kadir Gümüş: Bilemiyorum tabii. Sizi de Silivri'den alıp alıp oraya getirseler siz de hatırlamazsınız.

Hakim: Şöyle yapalım. Kadir Bey, bize doğru cevabı verin. Şeye girmeyin, tartışmaya girmeyin.

Kadir Gümüş: İki sefer aradığımı, sorduğumu, başkanı ben hatırlayamam ki diyorum diyorum.

Elif Hilal Çopur: İfadenizdekini soruyorum. O zaman şöyle söyleyeyim; 20.06'da da bir ifadeniz var. Bu da başka bir ifade. Orada da diyorsunuz ki; "2024 yılı içerisinde bir kere görüştüm, sonra iki kez daha görüştüm." Şimdi hangisi doğru? Onun üzerine soruyorum.

Kadir Gümüş: Avukat Hanım 3 sefer görüştüm ne oldu, iki sefer görüştüm ne oldu?

Kadir Gümüş: Çok şey oldu. İşte öğrenmeye çalışıyorum. Benim hanımım şu anda Alzheimer yatıyor. Görüşme Telefon Hatırlamıyorum. Benim de benim de

Elif Hilal Çopur: Benim hatırlamıyorsam tek kelime, hatırlamıyorum diyebilirsiniz. Hatırlamıyorum, devam ediyorum. Hatırlamıyorsanız hatırlamıyorum dediniz zaten. Onu da artık zaten mahkemeler değerlendirir. Aynen öyle, hatırlamıyorsunuz, tamam. Birinci görseller var, bir açıklayabilir misiniz? Ya hatırlamadığınızı, hatırlamadım diyebilirsiniz. Sonra, sinirlenmenize gerek... Şimdi, her iki ifadenizde de işte Hüsnü'ye parayı teslim ettiği tarihte görüştüm diyorsunuz. Her iki ifadede beyan etmişsiniz galiba ama HTS ve baz kayıtları beni doğrulayacak demişsiniz. Onun HTS kaydı var, onu geçiyorum. O da kalmadı. Baz kayıtlarına bakıyorum. Baz kayıtlarında da bir tutanak, başlığı baz kayıt raporu var. Orada 2024 yılında 60... kez baz kaydı olduğu yazılı. Şimdi mesela Ocak'ta 3 kez, Temmuz'da 8 kez, Kasım'da 11 kez gibi. Ayda 5-6 kez Hüsnü ile görüştünüz mü?

Kadir Gümüş: Hayır.

Elif Hilal Çopur: Tamam. Ben size katılıyorum. Baz kayıtlarının görüşmeyi ispatlamadığı konusunda size katılıyorum. Devam edelim. Bir aşağı inebilir misiniz? Sonra buna başka bir soruda tekrar gireceğim. Sebebi peki bu olabilir mi Bulgurlu'da baz kayıtlarının olmasının nedeni? Sizin fidanlık Kısıklı'da, Merkez Ofisiniz orada ya.

Kadir Gümüş: Ben beni dinlemeden ne yanıt?

Elif Hilal Çopur: Dinledim, olabilir.

Kadir Gümüş: Dinlediyseniz onu başkana söyleyebilirsiniz. Bizim iş yerlerimiz yakınmış birbirine. Onun için aynı yerde...

Elif Hilal Çopur: Tamam gösteriyorum işte. Bu doğru olabilir mi? Gösterilen şu...

Kadir Gümüş: Doğru, doğru. Doğru.

Elif Hilal Çopur: Tamam, 700 metre arası. Hani sizinle bu konuda hemfikirim HTS kayıtlarının... Bu konuda... Eee, şimdi diyorsunuz ki 25.06 tarihli ifadenizde Ali Sukas tarafından 37.500 civarlarında bir para istendi. Madde durumum iyi olmadığından parça parça ödeyebilirim dedim. 37.500 civarında nasıl bir... ne anlaştıysa onu ben anlamıyorum ama beni ilgilendirmiyor. Parça parçadan kastınız neydi? Yani hani ne kadar bir aralıkta verdiniz?

Kadir Gümüş: Hatırlamıyorum. Ama üç seferde de verdim.

Elif Hilal Çopur: Hayır, üç sefer olsun. Bir hafta, 10 gün ara mı, bir ay mı?

Kadir Gümüş: Hatırlamıyorum. Kesinlikle hatırlamıyorum. Üç seferde verdiğimi...

Elif Hilal Çopur: Kesinlikle hatırlamıyorsunuz. Tamam, devam ediyorum.

Kadir Gümüş: Ben niye verdim üç seferde? Ben de kendime göre bir ticaret... Parayı alabilmek için azar azar...

Elif Hilal Çopur: Tamam işte, ben size parayı... Kadir Bey...

Hakim: Avukat hanım, ordan tabii sorunuzu sorun.

Elif Hilal Çopur: Evet, ben devam ediyorum zaten.

Hakim: Avukat hanım, sorunuzu sordunuz. Bir şey açıklıyorsa, açıklamak istiyorsa...

Elif Hilal Çopur: Yok, çok öfkeleniyor da bir şey sorarken...

Kadir Gümüş: Hayır, başkana açıklık getirsin.

Elif Hilal Çopur: Tahmini mesela bir hafta, 10 gün ara mı, bir ay ara mı, kaç...

Kadir Gümüş: Ya ne bilsin tahmin eden? Allah bir ay... Hiç hatırlamıyorum.

Elif Hilal Çopur: Tamam, ben son...

Kadir Gümüş: Niye zorluyorsunuz?

Elif Hilal Çopur: Kime sormuyorum?

Kadir Gümüş: Kendisine niye sormuyorsunuz? O belki hatırlıyor.

Elif Hilal Çopur: O hiç yaşanmadığı için hatırlamıyor.

Elif Hilal Çopur: Devam edeyim. Peki diyorsunuz ya üç defada para teslim ettiğinizi söylüyorsunuz. Hangi sırayla ve ne kadar verdiniz? Yani mesela üçe mi böldünüz?

Kadir Gümüş: Hatırladığım kadarıyla bak şimdi. O da bir şey. 15, 10, 12 buçuk.

Elif Hilal Çopur: İlk 15'i mi verdiniz?

Kadir Gümüş: İlk 15 verdim.

Elif Hilal Çopur: Sonra? Yani mesela bir hafta mı mesela? Bir ay mı?

Kadir Gümüş: Tarih hatırlamıyorum.

Elif Hilal Çopur: Tamam, 15... 15, 10... 15, 10, 12 buçuk mu dediniz?

Kadir Gümüş: Ben öyle hatırlıyorum avukat hanım. Yani öyle hatırlıyorum.

Hakim: Avukat hanım... İfadesinde zaten hangi... Avukat hanım, şunu yapmaya çalışıyorsunuz. Israrla sanığa aynı şeyi sorarak bir şekilde ağzından çelişkili bir cümle alıp "İşte böyle dedi" demeye çalışıyorsunuz. Burada böyle bir şey değil yani. Sordunuz, ifadedeki soruyu aynı şeyleri söylüyor size.

Elif: ben size cevabını vereyim o zaman şimdi. Ben şimdi paranın hangi parayı önce verdiğini sordum. Tarih aralığını sormadım. Çelişki için zaten...

Hakim: Ama "Mesela bir hafta mı arası" falan diye giriyorsunuz ya, o yüzden. Tamam, "Tekrar diyorum, hatırlamıyorum" dediniz zaten.

Elif: Tamam, önce 15 dediniz ya, 12.500'ü 15.000'i ilk verdiyseniz, 12.500'ü zaten çekmişsiniz bankadan. O para da elinizde ya. Bir dakika, beni de siz sorun böyle. 12.500 zaten elinizde ya, 15.000 verirken niye 12.500'ü vermediniz? Zaten çekmişsiniz o parayı.

Kadir Gümüş: Hatırlamıyorum. Onu mu verdim, onu mu... İlk 12 buçuk verdim. Nereden çektim, ne yaptım hatırlamıyorum.

Elif Hilal Çopur: Hatırlamayın.

Kadir Gümüş: Kusura bakmayın.

Elif Hilal Çopur: Ben kusura bakmıyorum ki hiç de. Tamam. Yok yukarı, yukarı. En yukarı. Şimdi burada o şeyi söylediniz. Tamam. Şimdi burada Kısıklı'da Fidanlık'ta teslim ettim diyorsunuz ya, sarı ile işaretli olanlar paranın çekildiği ay ama konum Kısıklı değil. Yeşil işaretli olanlardan konum Kısıklı ama paranın çekim tarihinden aylar sonra. Şimdi siz Kısıklı'da Mayıs ayında baz kaydı vermiyorsunuz. Aylar, hani ayda 10 kere baz verip Mayıs ayında yok ne hikmetse. En erken 13 Haziran'da Kısıklı'da baz kaydınız var. Alacaklarınızı alamadığınız için parayı sıkıştığınızı, ödeme yapmanız gerekmiş ya. 14 Mayıs'ta çektiğiniz parayı 34 gün beklettiniz mi?

Kadir Gümüş: Ben bankadan orası için para çekmedim. Orası için kim de dese para çek.... Bu şirketin her zaman para çekme ihtiyacı var. Ben sana doküman getireyim.

Elif Hilal Çopur: Tamam, beyanınız odur. Sıkıntı yok. Beklettiğinizi varsayarsak baz tarihinde zaten her iki parayı çekmişsiniz. "Zaten tek seferde vermediniz" diyorum. Siz zaten "Çektiğimi ben hatırlamıyorum" diyorsunuz.

Kadir Gümüş: Öyle de bana aldığım hak edişimi verdiler azar azar.

Elif Hilal Çopur: Şimdi her ikimiz de baz kayıtlarının şey ispatlamadığını söylüyoruz. Kendisi zaten belge tarihi de hatırlamıyor. Ama verilen tarihi bilen tek kişi sanık. İddianamede demiş ki "Ben her gün gittim, her gün 3071'inci sırada demiş ki 'Rüşvet paraları teslim edilirken' Kadir Bey'in adını henüz biz de bilmiyoruz. Teslim edilirken Kadir Gümüş ile Özkul'un aynı adreste ortak baz kaydı verdiği tespit edilmiştir." İçerisini ben mahkemenin şeyine bırakıyorum. Adını da hatırlamıyor ama her şeyi biliyor hangi tarih falan.

Kadir Gümüş: Şimdi şey yapabilir miyim başkanım? Buradaki çelişki, buradaki çelişki benim paraları ödediğim tarihte bankadan çekmemiş olabilirim. Ben zaten bankadan para çekiyorum, bu şirkete para lazım. İşçi çalıştırıyoruz.

Hakim: Siz savunmanızda da zaten aynı şeyi aynı şekilde ifade ediyorsunuz zaten. Evet.

Elif Hilal Çopur: Tamam, ömrü hayatınızda bir kez rüşvet veriyorsunuz. Onda da ne tarih, ne rakam, ne sırayı hatırlamıyorsunuz.

Hakim: Avukat hanım, siz de yorumlarla başlamayın yani. Ondan sonra sanık tahrik oluyor, size bir şey söylüyor. "Müdahale etmeyin" diyorsunuz. Siz sanığı tahrik ediyorsunuz bu şekilde. Ondan sonra aynı şey aynı tepkiyle karşılaşınca sinirleniyorsunuz yani.

Elif Hilal Çopur: Ben sinirlenmiyorum.

Hakim: Ama yorum niye katıyorsunuz bu şekilde? Siz sorunuzu sorun, cevabınızı alın. O da bir sanık, o da şu an burada sorgu esnasında zaten yani.

Elif Hilal Çopur: Hiçbir yorum katmıyorum. Devam ediyorum. İkinci görselle bir aşağı gelebilir miyiz? Biraz daha. Biraz daha. Dursun bu. Şimdi ifadelerde banka dekontları beyanlarımı doğrulayacaktır demişsiniz. Hakim bey okumuştu. Bu konuyla ilgili birkaç şey göstereceğim. Uzun bir sorunun sonunda, en sonunda sorumu soracağım. Şimdi siz alacağımı alamadım o yüzden rüşvet verdim, alacağımı aldım iddiasındasınız. Sizin 2024 yılı Mayıs ve Temmuz arasında cari bakiyeniz 11 milyon, 12 milyon hepsi aynı seyrediyor diyor. Mayıs ortası olması gerekiyor para çekim tarihine bakarsak. Onu da hatırlamıyorsunuz, önemli değil. 10 Mayıs cari, paraların çekildiği tarih 17 Mayıs. 10 Mayıs'taki cari alacak 11 milyon küsür. Sözde rüşvet 14-17 Mayıs yazıyor iddianamede. Bundan sonraki cari bakiyeniz 12 milyon küsür. Yani alacağınız azalmamış, artmış. Devam ediyorum, bunları soruya bağlayacağım.

Hakim: Soru yapsanız daha iyi olacak. Gerek yok, sanık neye yanıt vereceğini...

Elif Hilal Çopur: Yok direkt bağlanacak. Birkaç madde sonra. Yo yo, birkaç madde sonra anlayacaksınız.

Elif Hilal Çopur: Bir de aşağıya... Hatırlamıyor... Ama biz buna yanıt bekliyoruz. Biraz daha aşağı inebilir misiniz?

Hakim: Ya avukat hanım, hatırlamayana zorla mı hatırlatacağız biz burada? Ya ben niye ısrarla aynı noktaya geliyorum ya, o noktada değiliz.

Elif Hilal Çopur: Somut şeyi çürüteyim. Devam ediyorum. Aşağısında diyor ki MASAK sayfa 185'te diyor ki "2024 yılı Büyükçamlıca'ya nakit ödemelerin" şey listesi var. Bunlar çekler dahil değil. 17 Mayıs sözde rüşvet verdikten sonra ilk ödeme o yılın en düşük ödemesi diye geçiyorum. Bir de aşağıda... Nasıl ispat ediyorsunuz? Sizin de karlı bir ispatınız gerekiyor ya. Hani herhangi bir yazılı deliniz var mı? Özel olarak sizden anlayacağınız bir belge.

Kadir Gümüş: Ben avukat hanımın konuşmalarından bir şey anlamadım.

Elif Hilal Çopur: Tamam parayı Hüsnü'ye verdik diyorsunuz ya dekontunda Abdülkerim olan parayı ya da başka parayı. Hüsnü'ye herhangi bir para teslim ettiğinize dair elinizde yazılı bir şey var mı?

Kadir Gümüş: Yok.

Elif Hilal Çopur: Tamam. Peki hakedişinizi alamadığınız ve rüşvet vermek zorunda kaldığınızı neyle ispat ediyorsunuz?

Hakim: Avukat hanım savcı değil kendisi neyi ispatlayacak ya?

Elif Hilal Çopur: Şunu ispatlayacak. Şunu ispatlayacak. Ben şunu vermeden önce...

Kadir Gümüş: İspatlamak savcılık makamı...

Elif Hilal Çopur: Yok şöyle. Herkes iddiasını ispatlıyor ya. Hakim bey. Şu an bile.

Hakim: Hakim bey soruyu beğenmiş de o yüzden söylüyor. Soru.

Elif Hilal Çopur: Ha teşekkür ediyorum.

Hakim: Ben de onu anlamaya çalışıyorum neresi normal diye.

Elif Hilal Çopur: Teşekkürler.

Hakim: Evet.

Elif Hilal Çopur: Ya ben şunu söylemek istedim. Çok basit. Yani tacir ya burada. Hani diyecek ki benim şu alacağım vardı alamadım. Şunu verdim aldım. Ya bu kadardı. Yok. Onun için söylüyorum. Hani ben son sorularıma geliyorum. Siz ifadelerinizde demişsiniz, şunu bir okuyayım. İfadelerinizde dediniz ki bu süreçlerin ilk ifadeniz. Karakola gidiyorsunuz. Yani hani olayı anlamıyorsunuz. İlk ifadenizde dediniz ki bu süreçleri çalışanlarım daha iyi bilirler. Ben tam olarak vakıf değilim. Ağaç AŞ ile kaç ihale katıldım onu bile hatırlamıyorum. Bu ihale süreçlerinde dediğim gibi çalışanlarım daha iyi bilirler. Tarafıma okunan konularla ilgili görgüm ve duyumum olmadı. Suçlamada da ben kimseye rüşvet vermedim. Tekrar ediyorum ben kimseye bir şey vermedim. Beni cezaevine gönderecekler çünkü. Yok beni, bunu bir şey için söylüyor. Beni cezaevine gönderirseniz ben orada ölürüm.. Ben bunu hak etmedim, tutuklanmayı hazmedemiyorum. Ben kimseden zorla para alamaz. Suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum demişsiniz. Avukatınız da aynı şekilde söylemiş. Oraları geçiyorum çok uzamadı. Bu güçlü inkardan 1 hafta sonra etkin pişmanlık ifadesi veriyorsunuz. O gün yani ne değişti? Sizinle alakalı 1 hafta, o gün tutuklanmasaydınız 1 hafta sonra gidip tekrar yine bu ifadeyi verir miydiniz?

Hakim: Verir miydiniz bu ifadeyi?

Kadir Gümüş: Benden evvel o kadar gelen burada ifade veren...

Hakim: Sorular gereksizleşti.

Elif Hilal Çopur: Yok 1 tane daha var. 1 tane daha var. Yok kestiyseniz bundan sonra 1 tane daha söyleyeyim.

Hakim: Bu soruya cevap vermeniz gerekmiyor.

Elif Hilal Çopur: Bir de şunu soracağım. 29 Mayıs'ta tahliye olmuşsunuz. Sonra 25.06'da 27 gün sonra 2. etkin pişmanlık ifadeniz var ya ona siz kendiniz mi gittiniz, savcımız mı sizi çağırdı? O süreci bir soracağım.

Kadir Gümüş: Savcılık, savcılık çağırdı.

Elif Hilal Çopur: Savcılık çağırdı. Orata da yeni bir delil yok, bu yok. Tamam. İçinde ne olduğunu bilmediğinizi söylediniz, geçiyorum. Yani son soru bunu da belki şey yaparsınız ama bir son görseli açabilir misiniz? Ben yine sorayım, siz cevap verebiliyorsanız. En alt sıralar galiba. Biraz yukarı. Şimdi burada HTS ve baz istasyonu kayıtlarından hareketle bir sorum var. Burada kimin kime yakın olduğunu ben tekrar söylemeyeyim, kızılıyor. Şimdi amcanızın oğlu Tamer Gümüş 2019-2025 yılları arasında amcaoğlu Tamer Gümüş

Kadir Gümüş: Amcamınoğlu değil amcamın oğlunun oğlu..

Elif Hilal Çopur: Yeğeniniz tamam ile 1208 HTS kaydınız var. Ali Sukas ile 1132. Yani Ali Sukas neredeyse yeğeniniz kadar sık görüştüğünüz bir insan. Yine sustunuz, yine kesiliyorum. Komşuluk işte o da geliyor desem. Neden Hüsnü'yü aracı ve şahit kıldınız? Kendiniz verseydiniz veremez miydiniz?

Kadir Gümüş: Onu ona sorsanıza.

Elif Hilal Çopur: Ali Sukas öyle dedi değil mi? O yüzden mi? Ben size soruyorum. Ona da ayrıca soracağım.

Kadir Gümüş: Onlara sorsana.

Elif Hilal Çopur: Ali Sukas öyle mi dedi? Size soruyorum. Ali Bey öyle dedi diye mi?

Hakim: İfadesinde de o şekilde var.

Elif Hilal Çopur: Hayır yani siz şahit kılmazdınız diyorum.

Hakim: İfadesinde de o şekilde var, evet.

Kadir Gümüş: Ama sen beni zorluyorsun. Sen beni zorluyorsun.

Elif Hilal Çopur: Ben sizi zorlamak için söylemiyorum.

Hakim: Yeterlidir sorunuz, teşekkürler.

ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR

Sevgi Dağdemir: Kadir Bey buradayım. Geçmiş olsun. Ümit Polat'ın avukatıyım, ismim Sevgi. Ümit Polat bana söyledi dediniz. Ümit Polat size ne söyledi Kadir Bey bu parayla alakalı? Size uyardı mı? Ben yani ifadenizde var ama bunu burada direkt geçtiniz. Ümit Bey'in sizden bir talebi oldu mu? Bunu açıklayabilir miyiz?

Kadir Gümüş: Bana bir mesaj iletti o. Bana bu para taleplerinin yukarının para istediğini, bu bana da Ali Bey'in talimatı diye söyledi. Ben de dedim, "Para mı veriyorsunuz da para istiyorsunuz? Ya para mara yok" dedim. "Bana ne kızıyorsun?" dedi. "Ben almam da götürmem de. Git Ali Bey ile görüş o zaman" dedi. Bu gibi yani. Kelime kelime ağzından alanlar çıkarsa ben onu yapamam. Ama bu şekilde bir şey olmuştu.

Sevgi Dağdemir: Yok, geldiği zaman size şey mi söyledi? Beyanınızda şu şekilde "Yani tedarikçilerin bu şekilde para aldığını duymuştum, sordum. O da bana ben ne karışmam, ne haliniz varsa görün. Beni böyle pis işlerinize bulaştırmayın dedi." Bu beyan...

Kadir Gümüş: Ben dedi almam, götürmem, bu işin içinde de olmam dedi. Dedim, "Ben de zaten verecek değilim" dedim. "Git" dedi o zaman, "Ali Bey ile görüş" dedi.

Sevgi Dağdemir: Tamam.

Kadir Gümüş: Başkanım, ben kelimesi kelimesine benden laf istiyorlarsa öyle bir şey yok yani.

Sevgi Dağdemir: Yok yok Kadir Bey, sadece beyanımız bu şekliyle olduğu için... Yani Ümit Bey ile Ali Bey birlikte hareket edip...

Mahkeme Başkanı: Bir saniye avukat hanım. Bir saniye, açalım mikrofonu.

Avukat Kaptan Yılmaz: Sayın Başkan, soru doğru da, "Size şöyle şöyle şöyle mi dedi?" diye başlayıp gidiyor. Lütfen kesmeyin benim meslektaşım.

Sevgi Dağdemir: Ben susturuluyordum ama...

Avukat Kaptan Yılmaz: Meslektaşım kesmeyin beni. İtiraz ediyorum soruya, usule aykırı bir durum.

Mahkeme Başkanı: Neyden dolayı itiraz ediyorsun? Tam anlat.

Avukat Kaptan Yılmaz: Sayın Başkan, yani sorunun cevabıyla birlikte sorulması, yönlendirme dediğimiz tam da budur. Lütfen buna müsaade etmeyin.

Mahkeme Başkanı: Avukat bey, şu an sanık beyanı, karşısında beyanını okuyarak soruyor avukat hanım. Aynen siz nasıl okuyorsanız orada beyanını... Yani siz de beyanını okuyarak soruyorsunuz, o da beyanını okuyarak soruyor. Yani biraz öyle avukat hanım beyanını okuyarak...

Avukat Kaptan Yılmaz: Ben okuyacağım beyanı öyle değil Sayın Başkan. Açıkça yönlendirme var, tekrar ediyorum. Zapta geçsin.

Sevgi Dağdemir: O zaman şöyle. "Ümit Polat ile bir ortamda karşılaştığımda bu durumu kendisine sordum. Ümit Polat da bana 'Evet böyle bir durum var, alacakların ödenmesi için yukarısı para istiyor. Ne haliniz varsa görün, ben böyle bir işin içerisinde olmam' dedi." 25.06.2025 tarihli beyan. Bu şekliyle mi oldu?

Mahkeme Başkanı: Bunun cevabını aldık zaten. Dedi ki: "Ben kelime kelime hatırlamıyorum."

Sevgi Dağdemir: Yok, sadece burada... Beyanı okumanıza gerek yok, ben okudum meslektaşım. Kadir Bey, Ümit Polat ile kaç yıldır tanışıyorsunuz?

Kadir Gümüş: Vallahi biraz evvel Hüsnü dedi, 15 değil 25. Şimdi Ümit Polat... Ümit Polat Ümraniye Belediyesi'ne çalışırken, Ümit'le çalışırken oradan tanıyorum onu. Sonra işte evlilik yapacağı zaman ciddi bir kaza geçirdi, ölümden döndü. Sonra daha sonraları yine gördüm, imalat şeyine başladı. Çünkü ben sektörde Hüsnü, Hüsnü'nün arkadaşları hepsi benim gelip daha yeni mezun olmuşlardı, paraları olmazdı, benden mal alırdı, uygulardı. Sonra getirip paralarını verirlerdi. Ben beni hepsi tanır Sayın Başkan.

Sevgi Dağdemir: Kadir Bey, çok şey yapmayacağım. Kısa keseceğim.

Kadir Gümüş: 30 yıl diyelim, 30 yıl...

Sevgi Dağdemir: Meslektaşım burada söylemediği için, bana Ümit Polat geldi dediği için... Bakın, biraz önce 100 tane soruyu dinlediniz. Ben konuşunca rahatsız oluyorsunuz, rahatsız olmanızı gerektiren bir şey yok.

Mahkeme Başkanı: Avukat hanım. Avukat hanım.

Sevgi Dağdemir: Tamam, ben konuşunca... O zaman bana saygı gösterin. Daha sorularıma yeni başladım, her anlama müdahale ediyorsunuz.

Mahkeme Başkanı: Avukat hanım, siz sorunuza devam edin, sorulara devam edin. Soruyu alalım. Biz zaten engelleyecek olursak keseriz.

Sevgi Dağdemir: Kadir Bey, ya benim başka çarem yok, kendimi de anlatamıyorum. Ümit Bey'in sizden ya da başka bir tedarikçiden rüşvet istediğini, komisyon istediğini duydunuz mu sektörde?

Kadir Gümüş: Duymadım. Duymadım yani.

Sevgi Dağdemir: Kadir Bey, hatırlamıyor olabilirsiniz. Bunu da söyleyeceğim, daha da bir şey söylemeyeceğim, ben de gideceğim. Çünkü beyanlarınızda "Benim dışımda bu paraların başkasından da istediğini, istendiğini duydum" şeklinde bir beyanınız var. Ali Bey'in tedarikçilerden bu paraları istediğini duydunuz mu, duymadınız mı?

Kadir Gümüş: Yani konuşuluyordu ama ben kimseden birebir duymadım. Yani kimseden birebir duymadım.

Sevgi Dağdemir: 2019 yılından sonra Tamer Gümüş yanımdan ayrıldı dediniz. Kendi firmasını kurdu dediniz. 2019 yılından sonra Tamer Gümüş'te bir zenginleşme oldu mu, olmadı mı?

Kadir Gümüş: Bilmiyorum.

Mahkeme Başkanı: O kısımlara gerek yok.

Sevgi Dağdemir: Yeter Başkanım. Ben zaten tek bizim geçen Ümit Bey'in işin içinde olmama beyanıydı, onu da doğruladığı için... Tamam tamam, başka bir şey sormuyorum.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR

Kaptan Yılmaz: Kadir Bey, geçmiş olsun. Şimdi ilk sorum bu gizli tanık Mimoza var ha, biliyor musunuz? Gürgen Mimoza.

Kadir Gümüş: Şeylerde, iddianamelerde geçiyor. Tanımam, bilmem.

Kaptan Yılmaz: Şimdi der ki, bu Ümit Polat doğrudan temin yapacağı zaman Kadir Gümüş, Ümit Polat'ın tanıdığı kimseler üstünden yan teklifleri Ümit Polat hazırlar. Bu şekilde Kadir Gümüş aldırmak istediği ihaleyi alır. Ümit Polat veya başka bir Ağaç A.Ş. çalışanı ile öyle bir ihaleli alım süreci yaşadınız mı?

Kadir Gümüş: Başkanım, bu açayım mı açmayayım mı dediğim konuydu. Teşekkür ederim Kaptan Bey. Benim ne Ağaç A.Ş.'de ne de ömrümde birinden aracılık yapıp komisyon almak... Ben zaten lise mezunuyum; ihale mihale anlamam, meslek lisesi torna tesviye okudum. Ne ihale hazırlarım ne de bir şey. O Mimoza'nın bahsettiği konu, isimlerini verdiği kimlerden mal alınmış, ben o adamı da tanımıyorum. Bir tanesini tanıyorum, o da benden ayrılma. Verdiğim malla şeyi yok. Ben öyle bir şey ne yaptım, ne ihale aldım, ne de ortamında bulundum. Hiçbir ihale hazırlamasında olmadım. Zaten o konuları bilmem ben. Bana şimdi siz deseniz ki "Sen ne kapsamında verdin malları?", onu bile bilmiyorum.

Kaptan Yılmaz: Peki, teşekkür ederim. Şimdi diğer bir soru; bir Osmocote diye bir firmanın Türkiye distribütörüymüşsünüz. Yine bu gizli tanık söylüyor, bu benim iddiam değil. Diyor ki, bu firmanın Türkiye'deki tek temsilcisi Kadir Gümüş'tür. Ümit Polat alımlarda Kadir Gümüş'ün firmasından alınsın diye bu firmanın ürünlerinin özelliklerini arar diyor. Dolayısıyla bu da sadece Kadir Gümüş'te olduğu için ihale şartnamesine bunu koyup Kadir Gümüş'ün ihaleyi almasını sağlar.

Kadir Gümüş: İstersen duruşmayı kapatalım, Kaptan çarptı burada. O Osmocote dediğin dünya markası ve distribütörü de Türkiye'de belli, Ali Sukas da biliyor. Benim hiçbir gübre... Şunu da söyleyeyim...

Kaptan Yılmaz: Kadir Bey, ben durum...

Kadir Gümüş: Yanlış biliyorsunuz, Osmocote benim değil. Yanlış anlatıyorsunuz.

Kaptan Yılmaz: Yok, ben öyle anlatmadım. Türkiye distribütörüsünüz dedim.

Kadir Gümüş: Değilim.

Kaptan Yılmaz: Türkiye'deki temsilci... Gizli tanık diyor, ben demiyorum.

Kadir Gümüş: Ya siz nasıl danışmadınız bu konuyu?

Hâkim: Tamam.

Kadir Gümüş: Başkanım, ben bitki haricinde hiçbir şey vermedim. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin veya diğer belediyelerin uygulamalarında mesela daha iyi kazanç olabilir. Ben hiçbir uygulamaya da girmedim, böyle bir şeyle de bir alakam yok.

Hâkim: Tamam, avukat beyin itirazı var.

Kaptan Yılmaz: Tamam, geçiyorum soruyu. Tamam, Kadir Bey... Kadir Bey...

Kadir Gümüş: Başkanım, bu Ali Sukas davası, Kadir Gümüş davası değil ki!

Kaptan Yılmaz: Kadir Bey düzeltiyorum, özür dilerim.

Kadir Gümüş Müdafii: Efendim, müsaade edin lütfen. Müsaade edin, bütün ifadesi okunsun. Müvekkilimin bütün ifadesi okunsun, polemik konusu yapmayalım. Okuyalım, zaten üç sayfaya da dört sayfa olması lazım. Bir saniye, okuyalım efendim.

Hâkim: Ya sizin müvekkilinizi susturamıyorum ki ben. Siz oradan sürekli sakin diye işaret de yapıyorsunuz, biz de susturamıyoruz. Yani ne yapalım, yani her şeye cevap veriyor.

Kadir Gümüş Müdafii: Ya beş, beş sayfa bir ifadesi var, okuyalım herkes rahatlasın. Beş sayfa ifadesi var, okuyalım efendim. Yani ben artık açıklama yapmak istemiyordum da zorla açıklatıyorlar. Yani aynı soruyu beş sefer sağından solundan sorarak ikna edemezsiniz ve beceremiyorlar da. Yani hani gerçekten gülünç duruma düşüyorlar.

Kaptan Yılmaz: Meslektaşım, terbiyesizliğe gerek yok.

Kadir Gümüş Müdafii: Rüşvetin belgesi... Rüşvetin belgesini soruyorlar. Rüşvetin belgesi var mı dediler ya!

Hakim: Avukat Bey, itiraz olarak aldık. Buyurun, tamam.

Kaptan Yılmaz: Meslektaşım, terbiyeye davet ediyorum. Meslektaşlarınızla becerip becermeme haddi sizin haddiniz değildir, lütfen. Lütfen.

Hakim: Buyurun.

Kaptan Yılmaz: Devam edeyim ben, lütfen.

Hakim: Devam edin sorunuza, buyurun.

Kaptan Yılmaz: Kadir Bey, Ümit Polat satın almalarda sizin lehinize şartlar belirlemedi diyorsunuz, kabul. Ali Sukas ihalelerde sizi önceleme, sizin ihaleyi kazanmanızı sağlamak için size kolaylık sağlama ya da ihaleyi almayasınız diye bir zorluk çıkardığı oldu mu? Duymadınız?

Kadir Gümüş: Hayır. Hayır, öyle bir şey olmadı. Duymadım, öyle bir şey yok.

Kaptan Yılmaz: Teşekkür ederim. Direkt bak, soru-cevap için gayet net, çok teşekkür ettim. Şimdi Ümit Polat'ın beyanı ile ilgili meslektaşım sordu. Benim kafama takıldı beyanının içeriği. Şöyle diyorsunuz: "Ümit Polat bana 'Ben böyle bir şeyi ne alırım ne götürürüm.'" Bir diğer beyanınızda da: "Evet, öyle bir durum var. Alacakların ödenmesi için yukarısı para eziyor. Ne haliniz varsa görün, ben böyle bir işin içinde olmam." Yani sanki sizin aranızda, yani Ümit Polat durduk yere "Ben bu işin içinde olmam." niye diyor size? Siz ona ne diyorsunuz da bu cevapları veriyor, onu sormak isterim.

Kadir Gümüş: Hayır hayır, benden bu paraya isteniyor, öyle bir durum var diyor ama ben bu işin içinde olmak istemiyorum diyor.

Hakim: Aynı şeyi sordunuz zaten.

Kadir Gümüş: Hatta ağır bir kelime de diyor.

Kaptan Yılmaz: Kusura bakmayın, bazı sorular sorulduğu için onları geçmek için az zamanınızı alacağım. Ödeme tarihlerini hatırlamadığınızı söylediniz, tekrar sormayacağım. "Parayı bankadan çekmiş de olmayabilirim." diyorsunuz, dolayısıyla banka kayıtlarında da sorun yok, onu geçiyorum. Hüsnü Bey'le görüşmenize ilişkin bazı sorular soruldu, cevapladınız. Sadece bir şey soracağım, bu sorulmayan bir soruydu. Şimdi Kadir Bey, yani benim notuma göre, bakıyorum ifadenizde Ali Sukas'ın sizden para istemesini bir cümleyle anlatıyorsunuz. Diyorsunuz ki: "Bana, 'Buradan ödemelerini almak için bize ödeme yapman lazım ödemelerini alabilmek için.'" Ali Sukas size bunu mu söyledi doğrudan?

Kadir Gümüş: Yani onu söyledi yani.

Kaptan Yılmaz: "Bizden, bizden alacaklarını almak istiyorsan..."

Kadir Gümüş: Tabii, yukarısı beni sıkıştırıyor dedi.

Kaptan Yılmaz: Peki, devam edeyim. Şimdi rakamları da hatırlamayabilirsiniz ama vadeleriniz ne kadardı Ağaç A.Ş.'yle, kaç aylık vadeyle çalışırsınız?

Kadir Gümüş: Ağaç A.Ş.'yle şöyle; Ağaç A.Ş.'ye para geliyordu gelmediğini ödemiyordu ama son senelerde uzadı yani. Ben şimdi size 8 aylık çek aldığımı desem inanır mısınız?

Kaptan Yılmaz: Yok, mümkün, olabilir. Şimdi ben baktım biraz kayıtlara Kadir Bey...

Kadir Gümüş: E, eksik baktınız.

Kaptan Yılmaz: Bir saniye, daha söylemedim ne baktığımı.

Kadir Gümüş: Ben biliyorum ne diyeceğinizi.

Kaptan Yılmaz: Peki. 2010-2019 aralığında çalıştığınız vadeler, 2019-2025 aralığında aynı. Yani siz eski yönetimle de ortalama aynı vadelerle çalışmışsınız, onu gördüm.

Kadir Gümüş: Ona ben bir şey diyemem, hatırlayamıyorum.

Kaptan Yılmaz: Peki. Şimdi "Bu 23 milyon gibi bir alacağım birikmişti içeride." diyorsunuz ya...

Kadir Gümüş: Tahmini.

Kaptan Yılmaz: Tahmini tabii. Ben bir baktım, 25 milyon biriktiği söylediğiniz tarih tam da bu mayıs ayına denk geliyor. Şimdi vadelerinize baktığımda şunu gördüm Kadir Bey; normalde işte 90 gün, 60-90 gün gibi vadelerle çalışmışsınız. Esasen bu beşinci ayda biriken 25 milyon liralık alacağınız zaten yeni doğmuş bir alacak. Yani faturalarını kuruma yeni teslim etmişsiniz, dolayısıyla size bu yaklaşık 90 günlük vadelerle ödenecek. Yani birikmiş bir alacağınız yok, onu demek istiyorum. Sonraki ödemelerinize baktım 2024'ün tamamına, en yüksek 25 milyonluk bir dönem görünüyor. O dönemin de normal çalıştığınız vadelerle kapatılmış, 5-10 milyon aralığında ödemeler şeyiniz, alacağınız birikmiş. Yani birikmiş bu kadar büyük bir alacağınız yok, muaccel hale gelmiş bir alacağınız yok. Yani "Para verdim." deyin, "Sebebi yok." deyin anlarım ama "Alacağım birikti onun için." dediğinizde kayıtlar tutmuyor, doğrulamıyor sizi.

Kadir Gümüş: Başkanım, ben şimdi onu...

Hakim: Kayıtlar doğrulamıyor soru değil, beyan oldu Avukat Bey.

Kaptan Yılmaz: Peki tamam. Hatırlamıyorsanız o da geçiyor.

Kadir Gümüş: Siz bir tane şirkete baktınız Kaptan Bey. Tek şirketine baktınız, onun için öyle eksik geliyor size.

Kaptan Yılmaz: Başka hangi firmayla çalışıyorduk? Bitki Dünyası devam ediyor mu?

Kadir Gümüş: Ediyor.

Kaptan Yılmaz: Ediyor. O da aynı vadelerle. İkisine de baktım.

Kadir Gümüş: Ben beyanımda şöyle dedim başkanım: benim şirketimin kayıtlarında alacağım mevcuttur, oradan bakılabilir diye burada bugün okudum. Ben onun arkasındayım.

Hakim: Tamam. Var mı başka sorunuz?

Kaptan Yılmaz: Yok Sayın Başkan, tamam.

KADİR GÜMÜŞ AVUKATI MİRAÇ YILDIZ SAVUNMASI

Efendim biz de müvekkil beyanlarına iştirak ediyoruz. Kendisi zaten detaylı şekilde bahsetti. Samimi bir şekilde bütün durumunu aktardı. Efendim kendisinin şu an yurt dışında sürekli bağlantıları var, iş yaptığı şirketler var. Yurt dışına çıkması gerekiyor. Biz bu aşamada öncelikle yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını ve daha sonrasında da beraat kararı verilmesini talep etmekteyiz. Efendim mütalaalar verildikten sonra detaylı şekilde yazılı savunmalarda bulunacağız.

EMRE AYKAR SAVUNMASI – 21.09.2026

Emre Aykar: Sayın başkanım, savunmamı yaparken kullanacağım bazı önemli belgeleri isterseniz sizinle hemen görün diye...

Hakim: Alalım onları.

Emre Aykar: Müsaadenizle sunmak istiyorum. Deminki şeyinizi tam anlayamadım. Yani kendinizi fazla anlatmayın, devam...

Hakim: Gerek yok, bize isnatları, iddianamedeki o isnatları...

Emre Aykar: Peki, Yani ben de Köksal bey gibi 80 yaşıma geldiğim için 55 senedir de meslekte olduğum için biraz kendimi anlatmak istiyordum ama anlıyorum. Kısaca söyleyeceğim. 1971 yılında Yapı Merkezinde çalışmaya başladım. 55 yıldır aynı çatı altında çalışmaya devam ediyorum. 98 yılında şirkete ortak oldum, yönetim kuruluna girdim. Hâlen %14.7 ortaklık payım var. Sayın başkanım, sayın üyeler, sayın savcım,  bu iddianamede söz konusu olan ihalenin yapıldığı tarih olan 26 Eylül 2024'te şirketimizin Sosyal Güvenlik Kurumuna kesinleşmiş prim borcu olduğu, bu nedenle ihaleye katılmamamız gerektiği halde şirketimizin SGK borcu bulunmadığı şeklinde yanlış beyanda bulunarak ihaleye haksız olarak katıldığımız iddia edilmektedir.

Ben de ihale dosyasını hazırlayan arkadaşlarımıza bu işlemi yapmalarını sağlayan vekaletnameyi veren şirket imza yetkililerinden birisi olmam sebebiyle huzurunuzda bulunuyorum. Bana yönelik suçlamanın özünü oluşturan ihaleye iştirak ettiğimiz tarihte şirketimizin kesinleşmiş SGK borcu bulunduğuna dair değerlendirme hatalı olup geçerli mevzuata, bu konuya ilişkin Kamu İhale Kurumu kararlarına tamamen aykırıdır. Önce kuvvetle ifade etmek isterim ki şirketimizin ihale tarihinde İBB tarafından yapılan ihaleye katılmasını engel teşkil edecek kesinleşmiş SGK borcu yoktur. Bu durum daha önce de sunulmuş olan ve savunmamın ekinde de şimdi size tekrar verdiğim Yapı Merkezinin 26 Eylül 2024 itibarıyla kuruma kesinleşmiş borcunun olmadığına dair SGK'nın 8 Kasım 2024 tarihli yazısında açık ve net bir şekilde belirlenmiştir. Ayrıca aynı husus dosyada da mevcut olan, şimdi de ek 2'de size sunduğum İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sorgusu üzerine Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezinin Başsavcılığa yolladığı 30 Mayıs tarihli yazıda da aynen teyit edilmiştir.

İhaleye girmemize engel teşkil edecek kesinleşmiş SGK borcumuzun olmadığına dair hususun dayanağını da sizlere kısaca açıklamak isterim. Şirketimiz sunumumun ek 3'ünde yer alan 2 Eylül 2024 tarihinde geçerli mevzuatın tanıdığı prim borçlarını yapılandırma imkanından yararlanmak üzere bağlı bulunduğumuz Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezine tecil ve taksitlendirme başvurusunda bulunmuştur. Toplam 70 milyon lira tutarındaki borcun 36 vadeye bölünmesini talep etmiş, gerekli teminatları göstermiş ve ilk taksit tutarını 20 Eylül 2024'te kuruma ödemiştir. Benim de yönetim kurulu üyesi sıfatıyla imzaladığım belge bu tecil talep formudur.

SGK bu başvurumuz üzerine ek 4'te sunduğum ilk ödeme tarihi 20 Eylül olan yapılandırmaya ilişkin taksit ödeme planını aynı gün içinde düzenlemiştir. İhale tarihinde yürürlükte olan ve ek 5'te sunduğum 2024'e 12 sayılı SGK genelgesi tecil talep edilen borcun en az %10'unun ilk taksit olarak belirleneceğini ve tecil işleminin de bu tutarın ödendiği tarihte başlayacağını açıkça hükme bağlamıştır. Şirketimiz de ilk taksit tutarı olan peşin ödemeyi 20 Eylül 2024'te yaptığı için tecil o tarihte hüküm doğurmuştur. Dolayısıyla şirketimizin ihale tarihinde kesinleşmiş SGK borcu yoktur.

Bilindiği üzere 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 10. maddesinin son fıkrasıyla 42. maddesi uyarınca SGK borcu bulunmadığına ilişkin belge zaten teklif aşamasında değil ihale üzerinde kalan istekliden sözleşme imza aşamasında istenir. Teklif sürecinde yalnızca taahhüt alınır. Biz de bu taahhüdü usulüne uygun şekilde sunduk. Kaldı ki ihale 7 Ekim 2024'te iptal edildiği ve sözleşme aşamasına gelinmediği için geçerli mevzuat ve kanunlara göre SGK'dan resmi borcu yoktur belgesi sunma yükümlülüğümüz dahi doğmamıştır. Böyle bir yükümlülüğümüz olmamasına rağmen ihale tarihinde yani 26 Eylül 2024'te bağlı bulunduğumuz Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezine başvurarak borcu yoktur belgesi talebinde bulunduk. Bu durum da bu tarih itibarıyla borcumuz olmadığını sizlere şimdi bir kere daha sunduğum belgelerde görüleceği gibi resmen beyan etmiştir.

Sayın başkanım, sayın üyeler, sayın savcım; iddianamedeki bilirkişi raporunda şirketimizle ilgili ikinci suç isnadı, dava konusu ihalede yaklaşık maliyeti önceden öğrendiğimiz ve ihaleye davet edilen firmalara sızdırdığımız şeklindedir. Öncelikle net olarak ifade etmek isterim ki ben yaklaşık maliyeti ihale öncesi öğrenmedim, kimseye aktarmadım, bu konuda da kimseyle görüşmedim. Ancak dosyadan öğrendiklerim ışığında bu iddianın maddi dayanağının olmadığı konusunda da bir hususu dikkatlerinize sunmak isterim. Öncelikle projenin yatırım tutarı zaten Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının kamuya açık olan 15 Ocak 2024 tarihinde yayınlamış olduğu ve size ek 7'de sunduğum 2024 yılı yatırım programında 23.2 milyar lira olarak verilmiştir. Görüldüğü gibi İBB'ce belirlenen 22.6 milyar TL'lik yaklaşık değerle herkese açık bir bilgi olarak Cumhurbaşkanlığınca yayınlanan tutar birbirine çok yakındır. Bu rakam herkesin ulaşabileceği bir kaynaktan elde edilebilir durumdadır. Dolayısıyla ihaleye iştirak edecek istekliler proje tutarını doğrudan doğruya Cumhurbaşkanlığı yatırım programından alarak tekliflerini hazırlayabilmişlerdir.

Bilirkişi raporunda ve iddianamede yaklaşık maliyetin sızdırılmış olduğunun en önemli dayanağı olarak ihaleye katılan tüm isteklilerin teklif icmal cetvellerinin 11 ve 12 sıra numaralı kalemlerine birebir aynı rakamı, 75'er milyon lira yazmış olmaları gösterilmektedir. Bu tespit tamamıyla yanlış ve yanıltıcıdır. Esasen Kamu İhale Kanununa ve ihale usullerine aşina olması gereken sayın bilirkişinin nasıl olup da bu kadar büyük bir değerlendirme hatası yaptığını anlamamız mümkün değildir. Ek 8'de sunduğum icmal cetvelindeki söz konusu kalemler alt yapı deplasmanları, diğer kurum ve kuruluşlarla ilgili işler ile faturalı giderler başlıklı kalemlerdir. İdare, benzer ihalelerde uygulandığı gibi ihale dokümanında yer alan birim fiyat tariflerinde bu giderlerin tutarlarının önceden kestirilemeyeceğini belirterek ihaleye katılacak isteklilerin bu iki kalem için 75'er milyon lira yazmasını şart koşmuştur.

Tekliflerde aynı çıkması, gizli bir bilginin paylaşılması değil, ihale dokümanında herkese açıkça bildirilmiş bir talimata uyulması sonucudur. Bu nedenle, bilirkişi raporuna dayanılarak iddianamede yaklaşık değerin sızdırılmış, sızdırılması ile ilgili en kuvvetli delil olarak sunulan bu hususun tamamıyla yanlış bir değerlendirme olduğunu bir kere daha dikkatlerinize sunmak isterim.

Sayın Başkanım, sayın üyeler, sayın savcım; iddianamede ihalenin iptalinin şirketimizin SGK borcu nedeniyle sözleşme imzalayamayacak durumda olması sebebiyle teminatın irat kaydedilmesinin ve ihale yasağı alınmasının önüne geçmek amacı ile yapıldığı ileri sürülmektedir. Bu iddiayı da basit bir mantıkla değerlendirmek istiyorum. İddiaya göre şirketimizin 70.6 milyon lira tutarında bir SGK borcu vardı. Buna karşılık iş ortaklığımız adına sunulan geçici teminat mektuplarının tutarı 697 milyon liradır. Yani iddiaya göre 70.6 milyonluk SGK borcunu ödemiyoruz ve 697 milyonluk teminatın yanmasına, 22.5 milyar lira bedelli bir işin kaybedilmesine ve iki yıllık ihale yasağı almaya razı oluyoruz. Bu, hayatın olağan akışına ve ticari mantığına açıkça aykırıdır. 60 yıllık, dünya sıralamasında ilk 10'da yer alan bir firmanın, 70 milyonluk bir borcu ödemek yerine, 697 milyonluk bir teminatı riske atacağı değerlendirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Eğer gerçekten bu sebeple bir iptal riski olsaydı, şirket teminatı yakmak yerine o borcu zaten önceden kapatırdı. Tekrar belirtiyorum; o tarih itibarıyla zaten kesinleşmiş bir borcumuz yoktu.

Sayın Başkanım, bu vesileyle ayrıca belirtmek isterim ki Yapı Merkezi, Türkiye'de müteahhitlik sektöründe yıllardan beri en yüksek SGK primi ödeyen inşaat şirketlerinden birisidir. Sadece son altı yılda SGK primi olarak 957 milyon lira prim ödemiş olduğumuzu da bu vesileyle belirtmek istiyorum. Sayın Başkanım, özetle; ihalenin yaklaşık maliyetini önceden öğrenmedim. Kimseye aktarmadım, hiçbir firmayla anlaşmadım. Hiç kimseden menfaat temin etmedim ya da bir vaatte bulunmadım. Şirketimizin SGK borcu konusunda gerçeğe aykırı bir beyanda bulunulmadı. Çünkü ihale tarihinde kesinleşmiş bir borcumuz zaten yoktu. Ve bunu, alacaklı olduğu söylenen kurumun kendisi resmi yazı ile belgeliyor. 55 yıldır aynı şirkette alnımın akıyla mühendislik yaptım. 80 yaşındayım ve hayatımda ilk kez böyle bir isnatla karşı karşıyayım. Üzerime atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Hakkımdaki isnatlardan beraatime karar verilmesini saygılarımla talep ederim. Teşekkür ederim.

CEYHUN AVŞAR AVUKATI ABUZER UZUN SORUYOR

Abuzer Uzun: Emre Bey, geçmiş olsun diyorum size. Ceyhun Avşar malumunuz 140. eylemin tek tutuklusu. Tutuklu olan tek kişi var, müvekkilim Ceyhun Avşar. Ben size sadece tek bir soru soracağım. Anlattığınız şey içerisinde siz zaten uzun uzadıya şirketin SGK borcu olmadığını, bunun kurum tarafından bildirildiğini anlattınız. İhaleye özellikle yaklaşık maliyetin sızdırılamayacağını, bununla ilgili somut şeyler olmadığından bahsettiniz. Ben iddianamedeki iddialar gibi böyle dolanarak değil, doğrudan sormak istiyorum: Müvekkilim Ceyhun Avşar'ı tanır mısınız? Bu ihale sürecinde adı geçti mi? Yani size herhangi bir kolaylık sağladı mı? Tanır mısınız, bilir misiniz, duydunuz mu bununla ilgili bir bilginiz var mı? Görevlisi olarak...

Emre Aykar: Ceyhun Bey'i tanımıyorum, hiç görmedim, hiç karşılaşmadık. Sadece bu dava dolayısıyla vermiş olduğu kuvvetli bir savunma var, onu okudum. Bu İddianameden dolayı biliyorum, hiç görüşmedik. Dolayısıyla ne ondan bizim bir talebimiz, ne onun bizden bir talebi, böyle bir şey yok.

EMRE AYKAR AVUKATI BEGÜM GÜMÜŞ SAVUNMASI

Sayın başkan, sayın heyet; öncelikle müvekkilime yöneltilen isnadın hukuki çerçevesini çizmek istiyorum. İddianame ve onun tek teknik dayanağını oluşturan bilirkişi raporları birlikte incelendiğinde, müvekkil Emrah Akyar'a atfedilen fiilin sadece iki ana başlıkta toplandığını görürüz. Bunlardan birincisi ihale dosyasını hazırlayan şirket çalışanlarına vekaletname verilmesi işlemine şirket imza yetkilisi sıfatıyla katılmış olması; bir diğeri ise 2 Eylül 2024 tarihinde SGK'ya tecil ve taksitlendirme talep formunu yönetim kurulu üyesi sıfatıyla imzalamış olması. Baktığımızda müvekkile atfedilen bu her iki eylemin de hukuka uygun işlemler olduğunu zaten görüyoruz. Vekaletname verilmesi Türk Ticaret Kanunu uyarınca anonim şirket yönetim ve temsiline ilişkin olağan bir işlemdir. Tecil ve taksitlendirme talep formunun imzalanması ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'un 48'inci maddesinin borçluya tanıdığı bir hakkın kullanılmasından ibarettir.

Sayın başkanım, iddianamenin en temel dayanaklarından birisi şirketin ihale tarihinde kesinleşmiş SGK prim borcu olduğu bulunduğu halde borcu bulunmadığı yönünde beyanda bulunulduğu iddiasıdır. Oysa ki bu iddia, oysa ki alacaklı kurum olan SGK'nın resmi yazıları karşısında tamamen mesnetsiz kalmıştır.  Şimdi ben öncelikle bu iddianın hukuken tartışılabilmesi için "kesinleşmiş SGK prim borcu" kavramının mevzuattaki tanımına bakmak istiyorum. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 10'uncu maddesinin 4'üncü fıkrasının c bendi ihale dışı bırakılma sebebi olarak yalnızca kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcunu öngörmüştür. Peki bu ibarenin kapsamı nedir? Anılan Kanun'un 53'üncü maddesine dayanılarak çıkartılan Kamu İhale Genel Tebliği'nde belirlenmiştir bu kapsam. Tebliğin 17'nci maddesinin 1 numaralı bendinde aynen şöyledir: "Öte yandan isteklinin Türkiye genelindeki ilgili kanunlara göre tecil ve taksitlendirilerek ya da özel kanunlara göre yeniden yapılandırılarak ödeme planına bağlanan ve anılan kanunlar gereğince tecil ve taksitlendirmeye ya da yapılandırmaya ilişkin taksit ve veya cari aya ilişkin ödeme yükümlülüklerini yerine getirilmiş olması kaydıyla tecil ve taksitlendirmeye ya da yeniden yapılandırmaya konu prim, sosyal güvenlik destek primi, işsizlik sigortası primi, kesenek, kurum karşılığı ile bunların ferileri kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcu olarak değerlendirilmeyecektir."

Şimdi aynı kural Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin 52'nci maddesinin 5'inci fıkrasının ç bendinde de tekrarlanmıştır ve denilmiştir ki: "Vadesi geçtiği halde ödenmemiş ancak ilgili kurum tarafından belli bir vadeye bağlanarak tecil edilmiş prim borçlarının vadesindeki ödemeler aksatılmadığı sürece kesinleşmiş prim borcu olmadığı kabul edilecektir." Şimdi bu düzenlemeler karşısında mesele şirketin bir borcunun bulunmadığı değil, borcun ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş nitelik taşıyıp taşımadığıdır. Bu ikisi hukuken birbirinden tamamen farklı kavramlardır ancak bilirkişi bu farkı gözden kaçırmıştır. Müvekkil şirket ihale öncesi yapılandırma için başvurusunu yapmış ve bunun ilk peşinatını nakit olarak ödemiştir. İhale tarihinde yürürlükte bulunan SGK Prim Borçlarına İlişkin 2024'e 12 sayılı genelgenin "İlk Taksitin Ödenmesi ve Tecilin Başlaması" başlıklı 17.4. maddesi uyarınca şöyle denilmektedir açıkça: "İlk taksitin ödenmesi ve tecilin başlaması: Tecil talep edilen borç tutarının ödeme planı bazında en az %10'u ilk taksit peşinat tutarı olarak belirlenecek, kalan borç diğer taksitlere eşit olarak bölünecektir. Tecil işlemi belirlenen ilk taksit tutarının tamamının ödendiği tarihte başlayacaktır."

Kısacası tecil talebine konu olan borcun en az %10'u ilk taksit olarak belirlenir ve tecil işlemi bu tutarın tamamen ödendiği tarihte hüküm doğurur. Peki bizim olayımızda nasıl gerçekleşmiş? Yapı Merkezi 26 Eylül 2024 tarihindeki ihaleden evvel 2 Eylül 2024 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna tecil ve taksitlendirme başvurusu bulunmuş, yasal teminatlarını sunmuş, ilk taksit ödemesinin tamamını 20 Eylül 2024 tarihinde ödemiştir. Dolayısıyla tecil bu ödemenin yapılmasıyla birlikte ihale tarihi olan 26 Eylül 2024'ten tam 6 gün önce hüküm ifade etmeye başlamıştır. Ödeme dekontu ile aynı gün düzenlenen yapılandırmaya ilişkin taksitli ödeme planı zaten dosyamızda mevcuttur. SGK da Yapı Merkezi'nin prim borcunun yapılandırıldığını, dolayısıyla prim borcunun kesinleşmediğini tespit etmiştir. Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezinin 8 Kasım 2024 tarihli yazısı ve yine akabinde aynı kurum 30 Mayıs 2025 tarihli resmi cevap yazısı ile ihale tarihi olan 26 Eylül 2024 itibarıyla Yapı Merkezi'nin kesinleşmiş bir SGK prim borcunun bulunmadığı resmi olarak tescil edilmiştir.

Benim burada altını çizmek istediğim husus şudur: Alacaklı kurumun kendi kayıtları üzerinden yaptığı bu tespit tartışmaya açık, teknik bir kanaat değildir; konunun tek yetkili makamının resmi beyanıdır. Sayın başkanım SGK "Bu kişinin bana kesinleşmiş bir borcu yoktur" demektedir. Ancak SGK bunu demesine rağmen üçüncü bir kişi olan bilirkişi ısrarla "Hayır sen bilmiyorsun, Yapı Merkezi'nin sana kesinleşmiş prim borcu vardır" demektedir. Burada bilirkişinin bu raporuyla suç isnadı üretilmesi bizce kabul edilemez durumdadır. Alacaklı resmi idarenin borcun bulunmadığını teyit ettiği bir tabloda müvekkilin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu veya kurumu aldattığı iddiasını kaydetmek hukuki dayanaktan meşrumdur. Kaldı ki idareyle zaten henüz sözleşme aşamasına da geçilememiştir. Kamu İhale Kanunu'nun 10. maddesinin son fıkrası ile Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin 52. maddesinin 2. fıkrası uyarınca sosyal güvenlik prim borcu bulunmadığına ilişkin belgenin sözleşme imzalanmadan önce yalnızca ihale üzerinde kalan istekliden istenmesi zorunludur. Teklif aşamasında isteklilerden yalnızca taahhüt alınır. Yapı Merkezi'nin dahil olduğu iş ortaklığı bu taahhüdü usulüne uygun biçimde sunmuş, ihale 7 Ekim 2024'te iptal edildiği için bu belgeyi ibraz yükümlülüğü hiç doğmamıştır.

Ayrıca eğer şirketin bu dönemde kamu ihalelerine katılmasına engel teşkil eden kesinleşmiş nitelikte bir SGK prim borcu bulunsaydı, bu durumun yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi ihalesinde değil aynı dönemde katıldığı bütün kamu ihalelerinde ortaya çıkması gerekirdi. Şimdi sayın başkanım, aynı dönemde yapılandırma kapsamındaki ilk taksidi ödediği 20 Eylül 2024 tarihinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğünün ihalesine, 4 Ekim 2024 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğünün ihalesine katılınmış, 31 Aralık 2024 tarihli Kırıkkale-Delice-Çorum Yüksek Standartlı Demiryolu Yapım İşleri ihalesi ise aynı mahiyetteki belgelerle kazanılarak sözleşme imzalanmıştır. Bu süreçlerin hiçbirinde herhangi bir idare şirketin kesinleşmiş SGK prim borcu bulunduğunu tespit etmemiş, şirket ihale dışı bırakılmamış, teminatları gelir kaydedilmemiştir. Bütün bu kamu idarelerinin aynı konuda yanıldığını, gerçekliği yalnızca dosyadaki tek kişilik bilirkişinin gördüğünü kabul etmek mümkün değildir.

Yaklaşık maliyetsiz sızdırıldı iddiasıyla ilgili hem müvekkilimin hem de meslektaşımın İhale Kanunu Cetveli ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının kamuya açık yatırım programına ilişkin açıklamalarına aynen katılıyorum, tekrara düşmemek adına bunlardan ayriyeten ayrıntılı izahat vermiyorum başkanım. Sayın heyet, iddianame ayrıca ihale şirketinin SGK borcu nedeniyle sözleşme imzalayamayacağı ve teminatın irat kaydedileceği gerekçesiyle iptal edildiği yönünde bir amaç kastetmektedir. Bu iddia da somut delile değil varsayıma dayanmaktadır. Müvekkilimin de izah ettiği gibi SGK borcu 70 milyon. İş ortaklığı adına sunulan geçici teminat mektuplarının toplam tutarı 697 milyondur. Yani şirketin iddia edildiği gibi SGK borcunu ödememek maksadıyla harekete geçerek yaklaşık 697 milyon TL tutarındaki teminatı riske atması, hatta aynı zamanda yaklaşık 22,5 milyar TL büyüklüğündeki bir ihaleyi kaybetmeyi ve 2 yıl süreyle kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanma yaptırımını göz alması gerektiği kabul edilmektedir. Bu iddia ticari hayatın olağan akışıyla değil, dosyanın ekonomik gerçekliğiyle de bağdaşmamaktadır.

Gördüğünüz gibi aslında yalnızca ticari bir varsayım değildir. Şirketin borcunu ihale tarihinden önce yapılandırdığı ve ilk taksidinin tamamını ödediği resmî belgelerle sabittir. Dolayısıyla ihalenin iptaline ilişkin olarak müvekkile özel bir amaç yüklenebilmesi için bu amacı ortaya koyan somut bir delilin bulunması gerekmektedir; ancak dosyada böyle bir delil yoktur. Bunun ötesinde, iptal işlemi bakımından müvekkile bir irade atfedilmesi hukuken de mümkün değildir. İhalelerin iptali, 4734 sayılı Kanun uyarınca münhasıran ihale yetkilisine ait tek taraflı bir idari işlemdir. İstekli konumundaki bir şirketin yönetim kurulu üyesi olan müvekkilin bu işleme katılması, onu yönlendirmesi veya engellemesi söz konusu olamaz. Dosyanın bütününe bakıldığında ayrıca son derece dikkat çekici bir husustan daha bahsetmek istiyorum Başkanım. Şirketin katıldığı ikinci ihalede iş ortaklığından sunulması gereken ek geçici teminatın sunulmadığı değerlendirilmiş ve şirket ihale komisyonu tarafından değerlendirme dışı bırakılmıştır. Yani ihale sürecinde kamu idaresinin denetim mekanizması çalışmış, eksiklik tespit edilmiş ve bunun hukuki sonucu müvekkilin de yönetim kurulu üyesi olduğu şirkete uygulanmıştır.

Burada iki hukuki sonucun altını çizmek isterim. Birincisi, teklifi değerlendirme dışı bırakılan isteklinin geçici teminatı mevzuat gereği iade edilir. Bu nitelikteki bir belge eksikliği, teminatın Hazineye gelir kaydedilmesini gerektirmez. Dolayısıyla ikinci ihaledeki eksiklik hiçbir şekilde ihaleye fesat karıştırma eyleminin konusunu oluşturamaz. İkincisi, bu ihale de başka bir iş ortaklığı üzerinde kalmıştır. Yani müvekkilin yetkilisi olduğu şirket bu ihaleyi de kaybetmiştir. Bu durum dahi dosyanın genelinde ortaya konulmaya çalışılan, ihale sürecinin müvekkil şirket tarafından —müvekkilin yetkilisi olduğu şirket tarafından— manipüle edildiği iddiasını desteklememekte, tam aksine ihale sürecinde idarenin kendi kontrol, denetim mekanizmalarının çalıştığını göstermektedir.  Sayın Başkan, sayın heyet; ayrıntılı yazılı savunmamızı daha sonra sunacak olmakla birlikte bilirkişi İbrahim Süren tarafından düzenlenen raporların CMK'nın 217/1 maddesi uyarınca hükme esas alınamayacağının kabulü ile müvekkil Emre Aykar'ın üzerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatine karar verilmesini saygılarımızla talep ederiz.

KÖKSAL ANADOL SAVUNMASI – 21.09.2026

Sayın Başkanım, Sayın Üyeler, Sayın Savcım. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanmış iddianameyi okudum. Anladım, ancak şahsıma yapılan suç isnatlarını kabul etmiyorum. Ayrıca 88 yıllık yaşamım boyunca böyle yüce bir yargı huzuruna ilk defa çıktığımı belirtirken, izninizle kendimi kısaca tanıtarak bu iddialara cevaben beyanıma başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, ben 63 yıllık bir mimarım. Devlet Güzel Sanatlar Akademisinden mezuniyetimin ikinci yılında, Galata Kulesi’nin restorasyon projelerini hazırlarken 1964’te tanıştığım İnşaat Yüksek Mühendisi rahmetli Ersin Arıoğlu ile 1965’te Yapı Merkezi’ni kurduk. Yapı Merkezimiz, o tarihten bugünlere kadar geçen 60 yıla yakın, 60 yılı aşan bir süreçte yüzlerce büyük çaplı ve önemli projeleri gerçekleştirip yurt içinde ve yurt dışında verdiği bu hizmetlerle ülkemizi başarı ve gururla temsil etmiş ve ödüller almıştır. Bunları burada tek tek sayarak vakitlerinizi almak istemem ama bu projelerin mimari çalışmalarını bizzat yönettiğimi belirtirim. Ancak 2014 yılında geçirdiğim kalp sorunlarından dolayı baypas ameliyatı oldum ve daha sonra gerek 2020 yılında yakalandığım maalesef ileri evredeki bir prostat kanserinin halen devam eden tedavi sürecine ilaveten mevcut yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliği sorunlarım ve gerekse bu yıl içinde 89 yaşına gelecek olmam hasebiyle şirketteki aktif çalışma halimi sonlandırmak zorunda kaldım. Hastalıklarımı takip eden doktorlarımın reçete ettikleri 16’ya yakın ilacı her gün muntazam almak zorundayım, ömür boyu almak zorunda olduğumu da belirtmek isterim. Bu sağlık raporları avukatım tarafından dava dosyasına sunulacaktır. Sayın Başkanım, çok özel anlatıyorum ama...

Hakim: Köksal Bey, buyurun. İstiyorsanız oturarak savunma yapabilirsiniz. Avukatlarınızın o yönde bir talebi olmuş sanırım. Oturarak savunma yapın isterseniz, ayakta yapmayın. Bir de böyle kendinizi de yormayın. O çok gereksiz kısımlara gerek yok. İsnatlar kapsamında şöyle savunmanızı yapabilirsiniz.

Köksal Anadol: Çok teşekkür ederim. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma ile ifadeye çağrılmam akabinde Yapı Merkezi Şirketimize, İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2024/124305 sayılı ihalesine SGK'ya prim borcu olduğu için katılamaması gerektiği halde katılım sağladığı ve bir de ihale mevzuatına göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak suretiyle ihaleye fesat karıştırma suçu isnat edildiğini öğrendim. Atılı bu suçlamayı kabul etmiyorum. Çünkü ben ihale süreçleriyle ilgili bilgilere ancak kolluk soruşturması aşamasında tarafıma yöneltilen sorular sırasında sahip oldum. Akabinde yaptığımız görüşmelerde şirkette, esasen şirketimizin söz konusu ihale öncesinde SGK'ya başvurarak SGK borçlarının peşinatını yatırmak suretiyle yapılandırdığını ve Yapı Merkezi'nin ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş SGK borcunun bulunmadığını öğrendim. Bu durumun ayrıca SGK'nın 8 Kasım 2025 tarihli yazısı ile de açık bir şekilde belgelenmiş olduğunu gördüm.

Bugüne değin girildiğimiz ve başarıyla sonuçlandırdığımız projeler bakımından Türkiye'nin en deneyimli inşaat şirketlerinden birisi olan Yapı Merkezi'nin SGK borcu var iken ihaleye katılması ve iddia edilen SGK borcunun katbekat fazlası teminat bedelinin irat kaydedilme ihtimalini göze alması gibi tecrübesiz ve öngörüsüz bir süreç yürütmesi mantıkla bağdaşır değildir. SGK yapılandırılması da dahil olmak üzere şirketin herhangi bir ihaleye katılacağı, ihale hazırlıkları süreçleri, ihale sonrasında yerine getirilecek iş ve işlemler zaten tarafımın bilgisi ve denetimi dahilinde değildir. Bu hususta üçüncü şahıslarla herhangi bir görüşme ve yazılı ve sözlü talebim yoktur.

Sayın Başkanım, bu vesile ile 65 yıllık şirket geçmişimizde ilk defa böyle bir töhmet altında kaldığımızı özellikle belirtmek isterim. Çünkü şirketimiz her dönemde ihale usullerine uygun surette, özenle hazırlık yaparak katılımlar sağlamış olduğundan mesai arkadaşlarımın da bu konuda yanlış bir adım attıklarına kesinlikle ihtimal vermiyorum. İddianamede şirketimizle ilgili ikinci suç isnadı, yaklaşık ihale maliyetinin önceden öğrenilip davetli firmalara sızdırılmasıdır. Böyle bir durum kesinlikle var vaki değildir. Çünkü sonradan öğrendiğime göre projenin yatırım bedeli zaten kamuya tamamen açık olan 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Devlet Yatırım Programı'nda yaklaşık 23.2 milyar olarak aynı yıl ocak ayında yayınlanmıştır. Ayrıca ben konunun dışında kalmam, diğer firmaları da tanımadığım ve bu yaklaşık maliyeti de bilmediğim için hiçbir kimseyle aktarmadım ve görüşmedim. Dolayısıyla sektörde esasen herkesçe tahmin edilebilecek ve Resmi Gazete'de bile yayınlanan bir rakamın sızdırılması diye bir eylemden söz edilmesi tamamen hatalıdır.

Bu haliyle dosya kapsamında şahsıma isnat edilebilecek somut bir durum bulunmamaktadır. Sürecin benimle hiçbir ilgisi ve bilgimin olmaması dolayısıyla ihaleye fesat karıştırma eyleminden bahsetmek mümkün değildir. Bu yüzden sadece şirket ortağı olmam yüzünden hakkımda iddianame düzenlenmesi ve suç isnat edilmesi kabul edilemez. Sayın Başkanım, sayın üyeler, sayın savcım; özetle yaşım, sağlık durumum ve diğer tanık beyanları da dikkate alınırsa bu konuda fiili bir katkım, çalışmam bulunmadığı, ismimin geçmediği ve şirket faaliyetlerinin hiçbir sürecine bu dönemde katılmadığım açıkça görülecektir. Şirkette 2020 yılından sonraki pozisyonumu ve konumumu detaylı olarak izah etmeye çalıştım. Sonrasında da iddianamede tarafıma isnat edilen bu iki konudaki itirazlarımı, açıklamalarımı arz ettim. Tüm bu gerçekler çerçevesinde meramımı derin saygılarımla arz ve talep ederim.

KÖKSAL ANADOL AVUKATI SİNEM YAZGAN SAVUNMASI

Müvekkil beyanlarına öncelikle iştirak ettiğimi belirtiyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame delil nezdinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen 2024'e 124 34 75 ihale kayıt nolu ihalesine ilişkin olarak TCK 235'e 2A ve 2B uyarınca cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlenmiş ve dava açılmıştı bu hususta. Öncelikle başlangıçta iddianame içeriğinin kabulü tarafımızca mümkün değil. Şöyle ki iddianamede müvekkil aleyhine atılı bulunan suç yönünden dayanaklandırılan hiçbir eylemin bulunmamasına karşın suçların ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırı surette TCK madde 235 kapsamında iddianame düzenlenmiştir. CMK madde 170/4 iddianamede yüklenen suçu oluşturan olaylar mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır. Yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleri ile ilgili bulunmayan bilgilere yer verilemez şeklinde düzenlenmiştir.

Tüm dosya kapsamından görüleceği üzere müvekkilin suç işlediğini gösterir herhangi bir delil bulunmamasına karşın belirtmiş olduğumuz yasa maddesine aykırı şekilde eylem ile isnada dair bir ilişkilendirme yapılmadan iddianame düzenlenmiştir. Kaldı ki müvekkilde suç teşkil eden bir eylemin bulunmadığından aslında ilişkilendirilecek bir husus da bulunmamaktadır. Bu haliyle zaten müvekkil hakkında bir iddianame düzenlenmesi haliyle başlangıçta son olarak bizim için kabul edilebilir değildir. Her ne kadar iddianame içeriğinde açıklanmadığı için tarafımıza hangi fiillerin isnat edildiği dahi belirli olmasa da şirket ortağı olması dolayısıyla sorumlu tutulduğunu varsayarak iddianamedeki sevk maddeleri doğrultusunda savunma yapma zaruretimiz doğmuştur. Öncelikle iddianamede isnat edilen eylemlerden bir tanesi Yapı Merkezi A.Ş.'nin kesinleşmiş SGK borcu olmasına rağmen ihaleye katıldığı iddiasıdır. Bu hususun gerçek olmadığı soruşturma aşamasından itibaren dosya içerisinde mevcut resmi yazılarla kolaylıkla ispatlanabilmektedir.

Savcılık soruşturması aşamasında dosya içerisine giren Kadıköy Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü 8 Kasım 2024 tarihli yazı içeriği Türkiye genelinde 26 Eylül 2024 tarihi itibarıyla yapılan sorgulama sonucunda kurumumuza kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcunuzun olmadığı tespit edilmiştir şeklinde düzenlenmiştir. Yine Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezinin Cumhuriyet Başsavcılığına soruşturma aşamasında 30 Mayıs 2025 tarihinde gönderdiği yazıda da bu 8 Kasım 2024 tarihindeki yazı içeriği tekrarlanarak teyit edilmiş bulunmaktadır. Yapı Merkezi A.Ş. aslında dosya kapsamında yine yer alan bilgi ve belgelerde görüleceği üzere 20 Eylül 2024 tarihinde Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezine tecil ve taksitlendirme başvurusunda bulunmuş, toplam SGK borcunu 36 aylık vade halinde ödenmek üzere ve ilk taksidi peşinat tutarını ödemek suretiyle yapılandırmış ve aynı gün içerisinde de ödeme planını oluşturmuştur.

Takdir edilecektir ki şirketin SGK borcu olup olmadığı hususunu teyit edebilecek tek yetkili kurum SGK'dır. SGK'dan ihale tarihi itibarıyla Yapı Merkezi A.Ş.'nin kesinleşmiş SGK borcu olmadığına yönelik resmi cevap yazılarına karşılık bilirkişi raporlarında hukuk ve mantık dışı şekilde ihale tarihinde şirketin SGK borcu olduğu yönündeki yorumlamalarının iddianameye esas alınması suretiyle burada savunmamızı yapmak durumundayız. Diğer bir suç isnadında ise ihaleye ilişkin gizli kalması gereken bilgileri temin ederek ihalenin kendilerinin menfaat elde edeceği şekilde sonuçlanmasını sağlamak olduğu iddiasıdır. İddianameye esas alınan bilirkişi raporlarına göre gerekçesi ise avukat Ogün Kutlu'nun bilirkişinin içeriği tamamen soyut ve gerçek dışı beyanlardan ibaret ihbar dilekçesi olup bilirkişi raporlarında da tüm isteklilerin icmal cetvelinin 11 ve 12 numaralı kalemlerine birebir aynı rakamı yani 35 milyon TL'ye yazmış olmaları gösterilmektedir.Öncelikle yaklaşık maliyet yönünden Yapı Merkezi A.Ş. yurt içi ve yurt dışı gerçekleştirdiği yatırımlar dolayısıyla büyük tecrübe sahibi olup bununla birlikte Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının 15 Ocak 2024 tarihli Resmi Gazete'de yayımladığı 2024 yılı yatırım programında proje tutarı 23.9 milyar TL olarak da gösterilmiştir. İdarenin ihale için belirlediği yaklaşık maliyet ise 22.6 milyar TL'dir. Piyasada bu denli tecrübeli bir firmanın yatırım programı dahilinde gösterilen proje tutarına yaklaşık maliyet hesaplaması açıklamaya çalıştığımız gibi bir rakam belirlemesi kadar olağan bir durum olamaz.

İcmal cetvelinin 11 ve 12 numaralı kalemlerinde birebir aynı rakamı yani tekrar belirtiyorum 35 milyon TL'ye yazmış olmaları hali ise kalemler ihale dokümanlarında yer alan diğer kurum ve kuruluşlar ile ilgili işler ile faturalı giderler başlıklı kalemler olup ihale katılımcılarının kendilerinin değil, idarenin ihale dokümanlarında yer alan birim fiyat tarifelerinin 5.13 ve 5.14 maddelerinde tüm isteklilerin bu iki kaleme de aynen aynı rakamı yazmasını doğrudan ve açıkça şart koşmuş olduğu kalemlerdir. Bu kalemlerde belirtilen rakamlar isteklilerin inisiyatifinde dahi olan rakamlar değildir. Müvekkilin kendisinin de izah ettiği üzere Yapı Merkezi A.Ş. kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği projelerle ülkemize büyük katkılar sağlamış ve dünya çapında da başarılı projeleri ile temsil etmiştir. Ancak 2014 yılından bu yana müvekkilin geçirdiği baypas ameliyatı ile aktif yöneticilik hayatına son vermek zorunda kalmış, devamında 2017 yılında ileri seviyede prostat kanseri hastalığı ile birlikte kalp ve böbrek yetmezliği hastalıkları da bulunmaktadır.

Bu haliyle 2014 yılından itibaren azalarak ve 2020 yılından itibaren de tamamen olmak üzere şirket nezdinde aktif görevini sonlandırmış ve sadece şirkette resmi ortaklığı bulunmaktadır. Bu haliyle müvekkile isnat edilen 2024'e 124 34 75 ihale kayıt nolu ihale yönünden müvekkilin gerek ihale öncesi gerek sonrasındaki hiçbir aşamadan bilgisi olmayıp hiçbir kurum ve kişi nezdinde görüşme ve karar verme hali de söz konusu değildir. İşbu ihaleye ilişkin hiçbir yazılı belgede karar veya talimat yönünden imzası bulunmamaktadır. Müvekkil sürecin tamamında ve soruşturmanın başlaması ve ifadeye çağrılmaları aşamasında haberdar olmuş ve akabinde ilgili hususlar yönünden şirket içerisiyle görüşme sağlayarak ihale sürecine hakim olmaya çalışmıştır. Bu doğrultuda ceza hukukunun temelinde cezai sorumlulukta şahsilik esas olması dolayısıyla kişiye bir suç isnat edilebilmesi için öncelikle bir eylem olması ve bu eylemin de suç teşkil etmesi gerekmektedir.

Cezaların şahsiliği ilkesi gereği şirkette 2014 yılından beri aktif rol almayan ve 2020 yılı itibarıyla de tamamen sonlandırdığı çalışma hayatı ile yalnızca şirket kayıtlarında şirket ortaklarından biri olarak bulunan, onursal yönetim kurulu üyesi sıfatıyla şu anda neredeyse 90 yaşına gelen ve bu süreçte ağır hayati tehlike teşkil eden sağlık problemleri ile mücadele eden müvekkilin iddianameye konu edilen suçlamalar yönünden sorumluluk teşkil eden iddianame ve dosya kapsamında hiçbir fiili bulunmamaktadır. Yargıtay kararları yönetim kurulu üyelerinin cezai sorumluluklarını incelerken sadece şirket ortağı olunmasının cezai sorumluluk için yeterli olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Dosyada mevcut bilgi ve belgelerde görüleceği üzere şirket yetkililerinin suç teşkil eden herhangi bir eylemi olmadığı aşikardır. Hiçbir surette kabul anlamına gelmemekle birlikte genel bir manada eylemlerin suç olarak değerlendirilmesi ihtimalinde dahi şirketin işleyişinde fiilen hiçbir katkısı olmayan müvekkilin sorumluluğu yoluna gidilemeyecektir.

Sonuç olarak TCK madde 20 hükmünde düzenlenen ilkeler gereğince ancak suç teşkil eden eylemlerin ayrıntılarını bilen, oluşumunda da rolü olan ortak ya da yöneticinin cezai sorumluluğundan bahsedilebilecektir. Bu hususta ilgili Yargıtay kararları daha sonrasında detaylı olarak sunacağımız yazılı savunma dilekçemizde onları da sunacağız. Bağlayacak olursak bilirkişi raporları içeriğinin gerçeğe aykırı olduğu tüm bilgi ve belgelerle sabit olmasına karşın bu denli hukuk ve mantık dışı rapor içeriğine yönelik savunmalarımızı yapmaya çalışmak ve ayrıca bu raporlara dayanılarak iddianame düzenlenerek müvekkilin 90 yaşında sanık sıfatı ile burada bulunması hukukça tarafımızca da kabulü çok mümkün olan bir durum değildir. Belirtmiş olduğumuz sebeplerle aktif olarak şirket nezdinde bulunmayan, işlemlere katılmayan, bilgisi olmayan müvekkilin şirket nezdinde alınan herhangi bir kararın sonucundan yahut iddianamede atılı eylemlerden sorumlu tutulması mümkün olmadığından müvekkilin beraatına karar verilmesini talep ediyoruz. Esas hakkında mütalaa verildikten sonra ya da dosya kapsamında daha sonra yazılı olarak savunmalarımızı sunacağız.

TAMER GÜMÜŞ SAVUNMASI – 21.09.2026

Sayın Başkan, sayın heyet üyeleri; ailem 1965 yılından beri fidancılık sektöründe faaliyet göstermektedir. 2003 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra aile şirketlerimizde çalışmaya başladım. Yaklaşık 23 yıldır profesyonel olarak, çocukluğumdan beri ise aile geleneğimizden ötürü sektörün bir parçasıyım. Bitki Dünyası Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi 2004 yılında kurulmuş ve aile şirketimiz bünyesinde faaliyet göstermiştir. 2019 yılında ailevi nedenler ve ticari görüş farklılıkları nedeniyle aile şirketlerinden ayrılmaya karar verdim. Bitki Dünyası şirketini devrettim. Hisse devirlerine ilişkin ödeme dekontları dosyada mevcuttur. Sonrasında kendi şirketimi kurarak, yurt dışına açılarak işlerimi büyütmeye çalıştım.

Bugüne kadar ticari hayatımı kayıtlı ve açık biçimde yürütmeye gayret ettim. Hakkımdaki suçlamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Bu nedenle savunmamda hakkımdaki iddiaları tek tek ele alarak açıklamalarımı ve bunları destekleyen belgeleri Sayın Mahkemenize sunmak istiyorum. 21 Mayıs 2025 tarihinde Vatan Caddesi Emniyet Müdürlüğü’nden aranarak 22 Mayıs 2025 Perşembe günü saat 10.30'da bilgime başvurulmak üzere davet edildim. Davete zamanında gittim. Sürece yabancı olduğum için o gün avukatla gitmem gerektiğine dair bilmiyordum. Emniyette de savcılık ifadesinde de kendi avukatımla gitmedim. Bu nedenle de o süreçte kendimi düzgün ifade edemedim.

Emniyetteki, emniyette hakkımdaki suçlamaları öğrendiğimde bunların gerçeği yansıtmadığını ifade ettim. Daha sonra Çağlayan Adliyesi’ne götürüldüm ve hakkımda gizli tanık iddiaları tarafıma okundu. Bunların gerçeği yansıtmadığını söyledim. Ancak mahkemeye sevk edildim. Sürecin sonunda tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildim. Tutukluluğum sırasında da tek istediğim hakkımdaki iddiaları öğrenmek, açıklama yapmak ve belgelerimi sunabilmekti. Avukatım aracılığıyla savcılığa ulaştım. Savcılık makamında yaptığım görüşmede açıklamalarımı ve hakkımdaki iddialara karşılık elimdeki belgeleri sundum ve 4 Haziran gecesi tahliye edildim. Daha sonra savcılığın talebi doğrultusunda evraklarımı tamamlayarak Temmuz ayında yeniden ifade vermek üzere savcılığa gittim. Soruşturmanın başından itibaren kaçmadım. Çağrıldığım her yere gittim. Açıklama yapmaktan kaçınmadım ve belgelerimi yetkili makamlara sundum. Bu tutumum, yargıya ve devletin kurumlarına duyduğum saygının doğal sonucudur.

Ben, gizli tanık Gürgen'in beyanlarıyla tutuklandım. Ancak savcılığa belgelerimle kendimi ispat etmek için gittiğimde hakkımda Ümit Polat tarafından da çok ciddi bazı iddiaların ortaya atıldığını öğrendim. Ve tüm, hiçbir belgeye dayanmayan iftiralara karşılık somut delillerimi sunarak tahliye oldum. Şimdi size hakkımdaki iddiaları ve savunmalarımı sunacağım. Gizli tanık Gürgen ve Ümit Polat tarafından Bitki Dünyası isimli şirketimin batık olduğu, Sayın Ali Sukas göreve geldikten sonra hemşehrilik ilişkisi sayesinde 2023-2024 yılları arasında yaklaşık 1 milyar TL tutarında iş aldığım ve bu yolla usulsüz şekilde zenginleştiğim ileri sürülmüştür. Bu iddiayı kabul etmiyorum. Ağaç A.Ş.'nin yıllık bitki ihale alım miktarının bile bu tutarda olduğunu düşünmüyorum. Dosyadaki MASAK raporlarında Ağaç A.Ş. ile yaptığım ticaretin miktarı, miktarı görülebilir durumdadır. İddia edilen 1 yıllık rakam ile MASAK raporlarında 5 yılda aldığım ihale bedeli karşılaştırıldığında bu rakamın beşte biri kadar, yaklaşık 270 milyon civarı olduğu görülmektedir.

Bir tarafta 1 yılda 1 milyarlık iş aldığım iddiaları, bir tarafta da 5 yılda toplam 270 milyon civarı aldığım işin resmi kayıtları. Bunları ben sunmadım efendim. Ağaç A.Ş.'den temin edilen kayıtlar sonucunda MASAK raporunda belirtilen tutarlardır. Yine aynı gizli tanık firmamın batık olduğundan bahsediyor. Bahsettiğim gibi Bitki Dünyası isimli firmayı 2019 yılında 120.000 TL karşılığında devrettim. Devir bedeline ilişkin dekontları da dosyada sundum. Kim batık bir şirketi 2019 yılında bu fiyata devralır? Ayrıca bu şirketin batık olduğu iddiasının da devir tarihlerindeki vergi, piyasa borcu, icra ve dava kayıtları üzerinden objektif olarak incelenmesini talep ediyorum.

Ali Sukas ile ilk kez yanılmıyorsam 2019 yılında Hollanda'daki bir fuarda, İstanbul Ticaret Odası heyetinin ziyareti sırasında tanıştım. Kendisine sektör, Avrupa'daki üretim sistemi, botanik parklar ve teknik konular hakkında bilgi verdim. Bu görüşmeden önce kendisiyle herhangi bir ilişkim bulunmamaktaydı. Bitki Dünyası'nı devrettikten ve yeni ticari oluşuma başladıktan sonra kendisinden randevu talep ettim. Yeni şirketimi ve faaliyet alanımı anlattım. Beni satın alma birimine yönlendirdi ve şirketimin Ağaç A.Ş. kriterlerine uygun olup olmaması durumunda haricen teklif alınabileceğini ifade etti. Ağaç A.Ş. ile ticari ilişkim Ali Sukas'ın göreve gelmesiyle başlamış değildir. Ağaç A.Ş. ile 20 yılı aşkın süredir çalışan, kurumun satın alma ve ürün kabul prosedürlerini bilen bir sektör mensubuyum. Dolayısıyla ticari ilişkim kişisel bir yakınlıktan değil, uzun yıllardır yaptığım işten ve sektör tecrübemden kaynaklanmaktadır.

Ali Sukas göreve geldikten sonra zenginleştiğim, onunla ortak olduğum ve ödemelerimin peşin yapıldığı söyleniyor. Bunların hiçbirisi dosyadaki kayıtlarla uyuşmuyor Sayın Başkan. Ben 20 yılı aşkın süredir bu işi yapıyorum. Ali Sukas göreve gelmeden önce de şirketim, ticaretim, sektördeki çevrem ve mal varlığım vardı. Dosyadaki araştırma tutanağında üzerime kayıtlı taşınmazların 2017 yılına kadar aldığım, ondan sonra mal varlığımda artış sayılabilecek yeni bir taşınır veya taşınmaz edinmediğim görülüyor. Yani benim yıllardır yaptığım işten oluşan birikimim sanki Ali Bey geldikten sonra oluşmuş gibi anlatılıyor. 20 yıldır üretim ve ticaret yapan bir insanın para kazanması neden şüphe olsun? Eğer Ali Bey ile ortak olduğum söyleniyorsa ortaklık kaydı nerede? Ortak hesabımız nerede? Aramızdaki para transferi, kâr paylaşımı veya birlikte edindiğimiz bir mal nerede? Bunların hiçbirisi yok. Bir kişinin "Öyle duydum" demesiyle benim 20 yıllık ticari geçmişim yok sayılamaz. Ortaklık varsa kaydı olur, para hareketi olur. Dosyada bunların hiçbiri yoktur.

Başkanım, bizim sektörün nasıl çalıştığını da anlatmak istiyorum. Benim fidanlığım Yalova'da. Orada Yalova Garden Süs Bitkileri A.Ş. isimli bir şirketimiz var. Bu yapıda 38-39 kişiden fazla ortaklık bulunuyor ve birçoğu da Ağaç A.Ş. ile iş yapıyor. Fidanlıklarımız yan yana. Birbirimizi tanıyoruz. Birbirimizden ağaç ve fidan alıyoruz, alışveriş yapıyoruz. Çünkü herkes her ağacı üretmiyor. Bende olmayan ürün başkasında oluyor, onun ihtiyacı olan bende olabiliyor. Buradaki ortaklıklar belli, ticaret belli. O zaman bizim birbirimize ortak olmamız veya birbirimizden ürün almamız Ağaç A.Ş.'nin Genel Müdürü ile de ortak olduğumuz anlamına mı geliyor? Bu mantıkla bakarsanız aynı yerde üretim yapan, birbirinden ağaç ve ağaç alan bütün firmaları aynı iddianame içerisine koyarsınız. Ödemelerimin peşin yapıldığı sözü de aynı şekilde doğru değildir. Cari hesap dökümlerimi dosyada sundum. Bu belgede 2023 yılını 37 milyon civarı alacakla, 2024 yılını 39 milyon civarı alacakla, 2025 yılını 22 milyon civarı alacakla kapattığım açıkça yazıyor. Ödemelerimin çekle yapıldığı da aynı hesapta görünüyor. Çek vadeleri ise 4, 6 veya 8 ay olarak belirlendi. Ancak biz çoğu zaman bu vadelerde bile ödeme alamazdık ya da kısmi ödeme alırdık. Benim Ağaç A.Ş.'den bu kadar alacağım varken hangi peşin ödemeden bahsediliyor? Parasını peşin alan, kayırılan bir firma her yıl sonunda bu kadar alacakla yıl kapatır mı?

Sayın Başkan, Ensar Güney savcılık ifadesinde benim Ali Sukas'la ortak olduğumu piyasadaki herkesin böyle bildiğini söylüyor. Ali Bey'e bunu sorduğunu, onun da gülüp cevap vermediğini anlatıyor. Benim ortak olduğumu gösteren bir bilgi anlatmıyor. İnsanların konuştuğunu ve Ali Bey'in güldüğünü anlatıyor. Ve iddianamede Ensar Güney'in bu anlatımına, altını çiziyorum, "Görgüye dayalıdır" deniliyor. Ama 15 Eylül 2025 tarihli duruşmada kendisine bu sorulduğunda bu kez "Tamer Gümüş'ü de tanımam, onu da savcılıkta ilk defa hayatımda gördüm" diyor. Madem beni tanımıyorsunuz; ne kadar kazandığımı, nasıl zenginleştiğimi, bunun havasını attığımı nereden biliyorsunuz? Ortaklık meselesi sorulunca da "Dedikodu vardı, dedikodular dönerdi" diyor. "Kazançlı işlerin yakın kişilere verildiği yönündeki sözü hatırlatılınca ben öyle bir şey tam dememişimdir" diyor. Hatırlamadığını söylüyor. Bildiği bir kaydın olup olmadığı sorulunca da "Duyum sadece" evet cevabını veriyor. İddianamede bu anlatımlara “görgüye dayalı” denilmiş ama kendisi mahkemede gördüğünü değil duyduğunu söylüyor. Benim itirazım bu. Ortada gördüğü bir olay yokken duyduğu sözlerin sonucunu ben yaşamak zorunda kalıyorum.

İşlerimin ne kadar arttığı sorulunca önce resim kayıtlara bakılmasını istiyor, sonra en az iki üç katı vardır herhalde diyor. Başka şirketler üzerinden iş yapıp yapmadığım sorulunca da onu ben bilemem diyor. Yani hangi şirketten ne kadar iş aldığımı da bilmiyor. Benim aldığım işler zaten dosyada mevcut, tahmin etmeye gerek yok. Kayıtlar açılsın bakılsın. Kendisinin aldığı işler de aynı dosyada bulunuyor. 2021-2025 dönemine ait kayıtlarda Ünsüz bitkileri 181, EGS işletmesinin 10 alımı var. Onun için bu dosyada gösterilen sayı ise 39. Ben de Ensar Güney bu işleri aldı diye kendisine bir suçlama yöneltmiyorum. Ancak benim aldığım işleri ortaklık şüphesine dayanarak yapıyorsa, kendi aldığı işlere neden aynı gözle bakmıyor, bunu da sorguluyorum. Ali Sukas ile hemşehri olmamı da anlatıyor. Ali Bey Rizeli, ben de Rizeliyim. Ensar Güney de Rizeli. Aynı memleketten olmak ortaklık göstergesi ise kendisi için de aynı şey söylenecek. Elbette söylenmemeli, benim için de söylenmemeli.

Kendisi yaklaşık 20 yıldır Ağaç AŞ'de çalıştığını, özel bitkiler ürettiğini ve yurt dışından ürün getirdiğini anlatıyor. Ben de 20 yılı aşkın süredir bu işi yapıyorum. Benim de üretimim, ithalatım, müşterilerim ve yılların birikimi var. Kendi kazancını yılların ticaretiyle açıklarken benim emeğimi neden yok sayıyor, bu da bir soru işareti. Ali Bey'in gülmesine gelince, neden güldüğünü ben bilemem. Ama bir insanın gülmesinden benimle ortak olduğu sonucu çıkmaz diye düşünüyorum. Ortak olduğumuz söyleniyorsa hangi işte, hangi hesapta, hangi kazanç paylaşımında ortak olduğumuz gösterilsin. Sayın Başkan, benim işlerim, hesaplarım ve mal varlığım araştırılsın diye bunu savcılıktan zaten kendim istedim. Yanlış yaptığım söylenen bir işlem varsa açıkça gösterilsin, buna da cevap vereyim. Ama beni tanımadığını söyleyen bir kişinin duyduklarıyla, tahminleriyle ve bir başkasının gülümsemesiyle benim hakkımda suç ilişkisi kurulmasını kabul etmiyorum.

Sayın Başkan, Ümit Polat tarafından Ali Sukas ile birlikte yurt dışına çıktığıma ilişkin iddialar ileri sürülmektedir. Bu seyahatlerden bir menfaat ortaklığı, gizli ortaklık veya ihale karşılığı çıkarılmaya çalışılmaktadır. Ben bu yorumu kabul etmiyorum. Ben yurt dışına Ali Sukas ile çalıştıktan sonra çıkmaya başlamış bir kişi değilim. 2003 yılından beri bu sektörün içerisindeyim. Ailem ise 65 yılından beri fidancılık yapıyor. Hollanda'daki şirketim, Avrupa'da üreticilerle ve tedarikçilerle yıllar içerisinde kurulmuş ticari ilişkilerim var. Benim işim yalnızca Türkiye'de fidanlığı bulunan bir şirketin işi değildir. Ürünün nerede yetiştiğini, hangi ülkede hangi kalitede temin edilebileceğini, üreticinin kapasitesini, lojistiğini ve dünyadaki yeni peyzaj uygulamalarını takip etmek zorundayım. Bu nedenle yurt dışındaki fuarlara, üretim tesislerine, botanik parklara ve tedarik merkezlerine gitmek benim için kişisel bir gezi değildir, işimin bir parçasıdır. Kurum temsilcilerini ve teknik personeli bu üreticilerle, fuarlarla ve örnek projelerle buluşturmak da yıllardır yaptığım mesleki faaliyetin bir gereğidir.

Ali Sukas Ağaç AŞ'de göreve başladıktan sonra, Hollanda'daki şirketim ve uluslararası tedarik ağım hakkında bilgi edinmek istemiştir. Ben de şirketimin kapasitesini, çalıştığı üreticileri ve dünyadaki örnek uygulamaları göstermek istemişimdir. Bu ziyaretlerde amaç İstanbul'da yapılacak peyzaj projeleri için dünyadaki uygulamaları görmek, bitki türleri ve üretim yöntemleri hakkında bilgi edinmek, kurumun teknik vizyonuna katkı sunmaktır. Ümit Polat'ın duruşmalarda bahsettiği Singapur seyahatinde Gardens by the Bay projesinde ki bu proje dünyanın en büyük botanik projelerinden biridir, bu ziyarette sektörün herkesçe büyüğümüz diye bahsettiği, tecrübesiyle bahsettiği Alaattin Vardar da bulunuyordu ki kendisini özellikle ben davet ettim.

Gardens by the Bay dünyadaki büyük ölçekli uygulamalarını yerinde görmek ve İstanbul'da geliştirilecek projeler için örnekleri incelemek amacıyla bu programı yaptım. Bu ziyaretin ardından Singapur'dan Ağaç AŞ'ye herhangi bir ürün getirip satmadım. Bu geziyi bir ihale karşılığı düzenlemedim. Bu seyahatler Ali Sukas'a özgü de değildir. Ben yıllar içinde Cumhurbaşkanlığına bağlı üst düzey kamu görevlileriyle, çeşitli kurum temsilcileriyle ve sektörden kişilerle yurt dışındaki peyzaj fuarlarına ve üretim merkezlerine gittim. Yurt dışındaki üreticileri Türkiye'de ağırladım. Avrupa'nın önde gelen üretici firmalarından Lappen, Baumschulen gibi ki bunların sahiplerini Türkiye'de misafir ettim. Ağaç AŞ, Yalova Garden AŞ ve sektördeki farklı üretici ve kurumlara yönelik seminerler düzenlemesine katkıda bulundum.

Sayın Başkan, ben iddianamede lale soğanı hususundan yargılanmıyorum ancak Ümit Polat ısrarla duruşmalarda bu olayın üzerinde durduğundan son kez açıklamak istiyorum. Ümit Polat savcılıkta lale soğanı alımına ilişkin olarak aslında bu işin 90 milyon civarında yapılması gerekirken, benim bu işi 148 milyon TL bedelle aldığımı ileri sürmüştür. Ancak savcılık tarafından bu konu ayrıntılı incelenmiş, yaptığım satışın 148 milyon TL değil 91 milyon 273 bin 815 TL olduğu sözleşme, fatura ve teslim kayıtları üzerinden tespit edilmiştir. Buna rağmen Ümit Polat her duruşmada bu konunun üzerinde ısrarla durmuştur. Ağaç AŞ lale soğanlarını benim şirketimden 91 milyon 273 bin 815 TL bedelle satın almıştır. Dosyada tüm delilleriyle mevcuttur. Ağaç AŞ'nin daha sonra bu ürünleri park ve bahçeler daire başkanlığına yaklaşık 148 milyon TL bedelle satmış olması, benim Ağaç AŞ'ye yaptığım satışın bedelini değiştirmez. Ümit Polat ya tutarsa anlayışıyla, hakkımda her ihtimali ileri sürmekte, bir iddiası belgeyle çürütüldüğünde ise aynı olayı bu kez de başka bir anlatımla gündeme getirmektedir. Önce 148 milyon TL'lik işi benim aldığım söylenmiş, bunun doğru olmadığı sözleşme ve faturalarla ortaya çıkınca bu kez de duruşmalarda 91 milyon TL'ye alınmasını kendisinin sağladığını iddia etmiştir. Oysa benim teklifim baştan itibaren bu bedeldedir. İmzalı sözleşmede bu bedel üzerindendir.

Sayın Başkan, iddianamenin eylem 121. bölümünde Ümit Polat'a rüşvet verdim suçlamasıyla yargılanıyorum. Şimdi bu hususa ilişkin savunmamı yapacağım. Parayı verdiğimi inkâr etmiyorum. Ancak iddianamede ileri sürüldüğü gibi daha fazla ihale almak için para vermedim. Bu paranın benden nasıl istendiğini, nerede teslim ettiğimi ve neden karşı koyamadığımı anlatmak istiyorum. Ümit Polat'ı 2003 yılından beri Ağaç AŞ'den tanıyorum. Ali Sukas göreve gelmeden önce de kendisi satın alma müdürlüğü yapıyordu. Bir dönem başka birimlerde çalıştıktan sonra yeniden satın alma müdürlüğü görevine döndü. Ben de kuruma ürün satan bir tedarikçi olarak kendisiyle yeniden görüşmeye başladım. Bu süreçte benden çeşitli talepleri oldu. Eşine elit üyelik, uçak bileti, Boyner ve A101 kartları istedi. Savcılıkta da anlattığım üzere taleplerini karşılamadığımda ödemelerimi geciktireceğini söylüyordu. Karşımda sıradan bir tanıdığımın ricası yoktu.

Nitekim teklifimin alınıp alınmamasında, ürünümün değerlendirilmesinde yetkili olan satın alma müdürünün talepleri vardı. Seçim için istenen para, 2024 seçimlerinden önce Ağaç AŞ'ye yaptığım bir ziyarette bana açıkça, yukarıdan bir baskı geliyor, seçim için para isteniyor, destek vermeniz lazım, aksi takdirde Ağaç AŞ ile ticaretim biter dedi. Bu sözleri savcılıkta da anlattım. O tarihte Ağaç AŞ'den yaklaşık 30-40 milyon lira alacağım vardı. Ürünlerimi teslim etmiş, masraflarımı yapmıştım. Karşılığında paramı bekliyordum. Ümit Polat'ın bu sözü karşısında hem alacağımın hem de yıllardır sürdürdüğüm ticaretimin tehlikeye gireceğinden korktum açıkçası. Kendisi de zaten duruşmalarda benim işlerimde uğraştığını açıkça beyan etti. 30 bin Euro'yu kendisine elden teslim ettim. Ben bu parayı burayı özellikle altını çizerek söylemek istiyorum Sayın Başkanım, ben bu parayı bir seçimi finanse etmek amacıyla vermedim. Seçimi gerekçe gösteren Ümit Polat'tı. Paranın gerçekten seçim için kullanılıp kullanılmadığını, bir başkasına verilip verilmediğini bilmiyorum. Kendi adına kullanmış olabileceğine ilişkin şüphemi de savcılıkta söyledim. Fakat bunu görmüş gibi anlatmadım. Benim doğrudan bildiğim parayı isteyenin de benden teslim alanın da Ümit Polat olduğudur.

İddianamede Ali Sukas ile görüşebildiğim için bu talepleri kendisine anlatabileceğim ileri sürüldü. Fakat Ali Bey ile görüşebilmek, Ümit Polat'ın benim ticaretim üzerindeki etkisini ortadan kaldırmıyordu. Ümit Polat kurumda 20 yılı aşkın süredir çalışan, çalışanları ve bütün satın alma süreçlerini bilen biriydi. Duruşmada da kendisi açıkça kendisini güçlü bir isim olarak tarif etti. Teklif alacak firmaları kendisinin belirlediğini, ayrıca da açıkça benim işlerimi engellemek için de uğraştığından bahsetti. Ali Bey, Ağaç AŞ'nin genel müdürüdür; ancak tedarikçi listesine girecek firmaların uygun olup olmadığının kontrolünü yapmaz. Bir ihale için firma gezip teklif almaz, bunlar satın almanın görevidir. Ancak Ali Sukas bir firma için "Bundan da teklif alalım." diyebilir. Ama satın alma birimi "İnceledik, ürünleri uygun değil." dediğinde genel müdür gidip de her ağacı yeniden incelemez. Ben eğer bu hususları şikâyet etseydim konunun Ümit Polat'a döneceğinden ve sonrasında işlerimde sorun çıkacağından korkuyordum açıkçası. İddianame şikâyet yapmamış olmamı ve sonrasında çalışmaya devam etmemi de aleyhime değerlendiriyor. Oysa benim anlattığım korku tam olarak budur. Şikâyet edersem...

Hakim: Toparlayalım.

Tamer Gümüş: Az kaldı Başkanım. Şikâyet edersem alacağımın ve ticaretimin daha da sıkıntıya girmesi... Kurumlarla çalışmayı sürdürmek zorundaydım. Çalışanlarıma, üreticilere ve bankalara karşı yükümlülüklerim devam ediyordu. Çalışmaya devam etmiş olmam verdiğim para karşılığında bana ayrıcalık sağlandığını kendiliğinden göstermez.  Alışveriş kartlarıyla alakalı konuşmak istiyorum Başkanım. Bayramlarda istediği alışveriş kartları bakımından söylendiği gerekçeyi ayrıca anlatmak istiyorum: Bunları çalışanlara ve ihtiyaç sahiplerine dağıtacaklarını söylediği için hayır ve zekât düşüncesiyle karşıladığım talepleri oldu. Görevinden ayrılmasının ardından geçen iki bayramda aynı talep gelmeyince kartların gerçekten söylendiği yerlere ulaşıp ulaşmadığından şüphelendim. Kartların sonrasında kimler tarafından kullanıldığını görmedim. Bu kartların numaraları mevcuttur; sorgulanıp bu numaraların, kartların nerede, kim tarafından kullanıldığının da araştırılmasını ayrıca istiyorum.

Sayın Başkan, savcılıkta 2024 aralık ayında satın alma görevinden uzaklaştırılmasının ardından beni aradığını, Ali Sukas ile konuşup geri dönmesine yardımcı olmamı istediğini anlattım. Bu isteğini yerine getirmedim. Görev değişikliğinde benim etkili olduğumu düşündüğünü ve sonrasında hakkımda ortaklık söylentileri yaymaya başladığını belirttim. Bana yönelttiği suçlamalar değerlendirilirken aramızdaki bu husumetin de dikkate alınmasını arz ederim.  Ben bu parayı kendi kazancımdan verdim. Karşılığında bana fazladan iş verilmesini istemedim, kendime menfaat sağlamak için vermedim. Kendisinin açık tehdidi karşısında teslim ettiğim ürünlerin bedelini ve mevcut ticaretimi kaybetmekten korkarak verdim. Bana bu ödeme karşılığında sağlandığı ileri sürülen ayrıcalık varsa hangi işte ve nasıl sağlandığı gösterilsin.

Sayın Başkan, bir de Elite Card üyelik mevzuatı vardı, onunla alakalı kısa bir geçiş yapmak istiyorum: Ümit Polat ve avukatı, eşine sağladığım Elite üyelik için ısrarla "Ücretsizdi, maddi bir karşılığı yoktu" diyor. Ben bu işlem sırasında ayrıca nakit bir para ödemedim; ancak hesabımdan 40 bin mil eksildi. Yalnızca üç kişiye kullandırabildiğim hakkımdan da biri kullanılmış oldu. Ümit Polat, duruşmalarda, firmalardan bunu kendisinin talep ettiğini söylüyor. Şahıs kendi kabul ediyor zaten ne yaptığını. Bu birikimin parasal karşılığı da var: THY'nin bugün yayımladığı standart satış fiyatlarına göre bin mil 70 dolar. Benim hesabımdan çıkan 40 bin mili bugün yerine koymak istersem 2.800 dolar ödemem gerekiyor. Dolayısıyla o gün cebimden nakit çıkmadı diye hiçbir değer vermemiş olmuyorum. Bugünkü satın alma bedeliyle 2.800 dolara karşılık gelen mil birikimim eksildi. Üstelik bu üyeliğimi istediğim kadar kişiye veremiyorum; üç kişilik sınırlı bir hakkım vardı. Benim eşim, çocuklarım, yakınlarım varken bu hakkımdan birini neden Ümit Polat'ın eşine ayırayım? Zaten duruşmada siz de kendisine nasıl bir ilişkiniz olduğunu ve bu hediyeyi neden verdiğini soruyorsunuz. Ümit Polat'ın cevabı sayfasında açık: "Ben bizzat istedim firmalardan." diye kendisi itiraf ediyor. Üstelik de bunu yalnızca benden değil, başka firmalardan da istediğini söylüyor. Kendisi rahatça "Hayır." diyebilen, hiçbir baskı hissetmeyen biri olsaydım kendi aileme ayırabileceğim hakkı neden onun eşine kullandırayım?

Ayrıca THY'den gelen cevaba bakıldığında Ümit Polat'ın eşi 13 Nisan 2023'ten 30 Nisan 2025'e kadar Elite üye olmuş. Elite üye olduğunda tanınan 40 bin mil hakkının ertesi sene de devam edebilmesi için 40 bin mil daha toplaması gerekiyor. Zaten Ümit Polat da eşinin sürekli mil topladığını ve üyeliğinin devam ettiğini söylüyor. 40 bin mili toplayabilmek için sene içerisinde birçok kez yurt dışına veya yurt içine gidip gelinmesi gerekiyor. Ayrıca bunların bilet, konaklama ve diğer giderleri de vardır. Ümit Polat bir yandan ailesinin maddi imkânlarının sınırlı olduğunu, eşinin hemşire olarak çalıştığını anlatıyor; diğer yandan sürekli mil kazandığını söylüyor. Yani açıkçası ben ticaret yapan bir insan olarak benim eşim bu kadar yurt dışı uçuşu yapmamıştır Sayın Başkanım.

Sonuç olarak; Ümit Polat'ın benden aldığı para ve diğer taleplerin seçim finansmanı veya tarafıma ihale verilmesinin karşılığı olduğu şeklindeki değerlendirmeyi kabul etmiyorum. Dosyada ödeme tarihleri ile ihale ve teklif tarihleri mevcuttur. Bunlar karşılaştığında Ümit Polat'a bu parayı verdikten sonra iş alamadığım görülecektir. Dosyadaki araştırma tutanağından görüleceği üzere 2024 yılının kasım ayına kadar iş almadım. Eğer bu parayı daha fazla iş alabilmek için vermiş olsaydım neden tarafıma yaklaşık 8-9 ay iş verilmemiş olsun?  Sayın Mahkemenizin dikkatine sunmak istediğim bir diğer husus: Soruşturma ve kovuşturma devam ederken şahsım ve ailem hakkında duruşma ve televizyon yayınları üzerinden oluşturulan ağır kamuoyu algısıdır. Ümit Polat'ın avukatı duruşmalarda sürekli şahsım hakkında diğer sanıklara sorular sorup...

Hakim: Onlara gerek yok ama, onlar bizim işimiz değil, gerek de değil. Yavaş yavaş tamamlayalım.

Tamer Gümüş: Tabii ki. Yani burada da Başkanım ciddi bir mağduriyet şeyimiz var. Bir konu daha var Sayın Başkanım: Ümit Polat 11 Temmuz 2025 tarihinde elek konusunu başka bir firma üzerinden anlatıyor; buna rağmen avukatı duruşmada Tamer Gümüş'ün çalıştığı dönem eleklere fatura kesildiğini iddia ediyoruz diyor. Yani benim yapmadığım bir iş üzerinden, çalışmayan ekipmana fatura kesildiğini iddia ediyor. Ancak aynı duruşmada herhalde gerçeğin ortaya çıkacağını anlayınca bu kez de başka bir firma ismi lanse ediliyor. Yani suç at, lekesi kalsın...

Sayın Başkanım, son olarak Mayıs 2025'ten beri devam eden yurt dışı çıkış yasağımın hayatımda neye dönüştüğünü anlatmak istiyorum: Bu operasyonda gözaltına alınarak emniyete götürülmedim. 21 Mayıs 2025 tarihinde emniyetten arandım, ertesi gün ifade vermeye gittim; söylenen saatte kendim gittim. Hollanda'da şirketim var, gidebileceğim kurulu bir düzenim var. Pusuda kaçmayı düşünmedim; hakkımdaki iddiaları dinleyip gerçeği anlatabileceğime inandım. Devletim çağırdı, geldim. Gizli tanık beyanları karşıma konuldu, tutuklandım. Cezaevindeyken de avukatım aracılığıyla açıklamalarımı ve belgelerimi sunmak istedim. Savcılıkta yaşadıklarımı anlattım, belgelerimi verdim ve tahliye edildim. Tahliyeden sonra da delillerimi topladım ve yaşadıklarımı bütün açıklığıyla anlatmak için kendi isteğimle yeniden ifade vermeye geldim. Hakkımdaki iddiaların araştırılmasını, sunduğum belgelerin incelenmesini istedim. Bugün de aynı açıklıkla karşınızdayım.

Savcılıkta yalnızca sorulan sorulara cevap vermekle yetinmedim; kendi mal varlığımın da ailemin mal varlığının da araştırılmasını bizzat kendim istedim. Aldığım işler, kazandığım ihaleler, şirketlerimin hesapları, banka hareketlerim; ne zaman ne edinmişim, hangi işten ne kazanmışım hepsi incelensin. Benim bir anda birilerinin desteğiyle zenginleştiğim iddiasının karşılığının olmadığını biliyorum. 20 yılı aşkın ticari geçmişim ortadadır. Hakkımda söylenenlerle yetinilmesin, bütün kayıtlar getirilsin ve gerçek ortaya çıksın diye bu araştırmayı kendim bizzat talep ettim.

Kaçmayı düşünen bir insan ertesi gün ifadeye gelmesi söylendiğinde, söylenen saatte emniyete gider mi? Delilleri gizlemek isteyen bir insan verdiği parayı kendisi anlatıp bütün hesaplarının incelenmesini ister mi? Benim bu süreçte gösterdiğim tavır ortadadır. Buna rağmen yurt dışı yasağım hâlâ devam ediyor. Benim işim uluslararası bitki ticaretidir. Hollanda'daki şirketimin başında bulunmam, üreticilerle görüşmem, ürünleri yerinde incelemem, ithalat ve ihracat süreçlerini yönetmem gerekiyor. Yurt dışına çıkabilmek benim için işimi sürdürebilmenin ana şartıdır. Şirketimin başında bulunmadığım her ay yıllardır kurulan ticari ilişkiler biraz daha zarar gördü. İşlerimin tamamını telefonla, uzaktan talimat vererek de yürütemiyorum. Üretici beklemiyor, müşteri beklemiyor, ticari yükümlülükler beklemiyor. Bu süreçte insanların emeğiyle oluşturduğu düzen, itibar ve güven ağır biçimde sarsıldı. Kaybettiğim müşteriyi, bozulan tedarik ilişkisini, yerine getiremediğim işi sonradan geri kazanmak her zaman mümkün olmuyor. Yasak kalktığı gün bütün bu kayıplar kendiliğinden ortadan kalkmayacak, bunu da biliyorum. Üstelik iddianamede hakkımda ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi talep edilmişken bu sınırlamanın hâlâ sürmesini anlamakta zorlanıyorum.

Bugüne kadar hangi çağrıyı karşılıksız bıraktım? Hangi belgeyi sakladım? Hangi davranışımla kaçacağımı düşündürdüm? Bu yasağın sürmesinden beklenen fayda ile benim her gün büyüyen zararımın birlikte değerlendirilmesini istiyorum. Bu yargılamaya katılmaya devam ederek işimin başına dönebilmek istiyorum. Bu nedenle beraatimi ve yurt dışına çıkış yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum. Devletim çağırdığında geldim, yine çağırdığında yine gelirim. Sizden isteğim kendimi savunurken yılların emeğini tamamen kaybetmeden işimin başına dönebilmektir. Saygılarımla.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Tamer Bey, merhaba. Sizinle ne zaman tanıştığımızı, tanıştığınızda ne iş yaptığınızı söylediniz. Şimdi kayda geçmesi için tekrar bir iki şey soracağım. Sizinle ticari ortaklığımız olduğuna yönelik ifadeler var. Sizinle açık ya da gizli bir ticari ortaklığımız var mı, ortak mıyız?

Tamer Gümüş: Yok.

Ali Sukas: Ticari olarak ailenizden ayrılmanız, ayrı bir şirket kurmanız, başkalarıyla ortaklık kurmanız yönünde size bir telkin ve yönlendirmem oldu mu?

Tamer Gümüş: Hayır.

Ali Sukas: Bitki Dünyası adlı şirketin tüm hisselerine sahipken bu firmayı aile üyelerine devredip yeni firma kurmanızın sebebini açıklamak ister misiniz? Sebebi resmi olmayan hissedarların bulunması mıydı?

Hakim: Soruya cevap verip vermemek takdirinizde, cevap vermek istiyorsanız buyurun.

Tamer Gümüş: Ben genel olarak soruyu anlamadım ama.

Ali Sukas: Bitki Dünyası'nın tüm hisseleri size sahipken bu firmayı aile üyelerinize devrediyorsunuz ve yeni firma kuruyorsunuz. Bunun sebebi Bitki Dünyası'nda resmi olmayan hissedarların bulunması mıydı?

Tamer Gümüş: Ya şöyle, Bitki Dünyası zaten bizim aile şirketimizdi. Benim üzerime, pek tabii ki babamın da babamın da ortak olduğu bir şirketti. Tamamıyla ailesel nedenlerle ve ticari hayatta farklı bakıştan nedeniyle devrolunmuştur. Bu kadar.

Hakim: Buyurun, devam edin sorulara.

Ali Sukas: Yine ifadenizde Ümit Polat'ın Kavacık'taki ofisinize parayı teslim almak için Ağaç A.Ş.'ye ait araçla geldiğini söylüyorsunuz. Uzun yıllardır Ağaç A.Ş. ile iş yapıyorsunuz. Ağaç A.Ş.'de yöneticilere görev tahsisli araç verildiğini biliyor musunuz?

Tamer Gümüş: Evet, biliyorum.

Ali Sukas: Ümit Polat'ın geldiği araç, yönetici olduğu için kendisine tahsisli araç mıydı?

Tamer Gümüş: Evet evet, yani yanlış hatırlamıyorsam Skoda marka bir araçtı. Ama emin değilim. Ama kendisine tahsis edilen araçtı, ondan eminim.

Ali Sukas: Ümit Polat'a verdiğinizi iddia ettiğiniz parayı teslim ettikten sonra benden teyit aldınız mı?

Tamer Gümüş: Hayır almadım.

Ali Sukas: Sizinle birkaç kez yurt dışında buluştuk, sektördeki üretici ziyaretlerinde bulunduk.

Tamer Gümüş: Doğru.

Ali Sukas: Bu ziyaretler sırasında, bu geziler sırasında ben yalnız mıydım, yanımda Ağaç A.Ş.'nin genel müdür yardımcısı, müdürü gibi personel oluyor muydu?

Tamer Gümüş: Hiçbir zaman yalnız olmadınız. Hatırladığım kadarıyla genel müdür yardımcıları ve müdürlerinizden mutlaka bir veya iki kişi size eşlik ediyordu.

Ali Sukas: Benim gelmediğim geziler de oluyor muydu?

Tamer Gümüş: Evet evet, sizin gelmediğiniz ama teknik personellerinizin bulunduğu fuarlar olabiliyordu. Ama tabi tam programınızı bilmediğim için buna net bir yanıt veremem.

Ali Sukas: Son soru; Ağaç A.Ş.'nin yurt içi, yurt dışı bitki tedarik süreci nasıl yönetilirdi? Kim ve hangi birimlerle görüşürdünüz, benim bu süreçlerde tek başıma karar verdiğime şahit oldunuz mu?

Tamer Gümüş: Ali Bey, buna şahit olmadım. Ağaç A.Ş.'nin zaten 20 seneyi aşkındır Ağaç A.Ş. ile çalışıyorum ve herhalde 10-11 civarında genel müdürle çalıştım. Bu süreçler içerisinde genelde teknik ekip, Ağaç A.Ş.'ye ait teknik ekip, fidanlık birimi ve satın alma birimi ihtiyaçlar doğrultusunda veya ihaleler doğrultusunda, artık bu iç prosedürleri çok iyi bilemem, yanılabilirim, yanlış da bilgi vermek istemem ama bu süreçlerde genelde satın alma birimi görev alıyordu. Gelip ağaçları da görüyorlardı. Seçim kısmında da yine işaretleme, bizim etiketlerimiz vardır, o etiketlerle işaretlenir, sonra da süreç bizim tarafımızdan yürütülürdü.

Ali Sukas: Teşekkür ederim.

Tamer Gümüş: Rica ederim.

ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR

Sevgi Dağdemir: Tamer Bey, hisse ortaklıkları belgeyle olması gerektiğini söylediniz. Aykut Erdoğdu ile Ali Sukas ile birlikte herhangi bir ihale almanız oldu mu Ağaç A.Ş. olarak? Cevap vermeyebilirsiniz. Aykut Erdoğdu’yu tanıyor musunuz?

Tamer Gümüş: Cevap verebilirim sayın avukat hanım. Tabii gönül isterdi ki bu sorularınızı üzerimden meşhur olmaya çalışmadan önce sormuş olsaydınız. Bunu çok arzu ederdim.

Sevgi Dağdemir: Ben net soruyorum. Evet ya da cevap vermek istemiyorum…

Hakim: Bu şekilde karşılıklı konuşmaya girmeden direkt soruya yanıt verelim

Tamer Gümüş: Sorunuzu tekrardan alıp cevaplamak isterim.

Sevgi Dağdemir: Ali Sukas vasıtasıyla herhangi bir milletvekiliyle birlikte Lale Soğanları dosyasında ortak iş yaptınız mı?

Tamer Gümüş: Yok, hayır.

Sevgi Dağdemir: Tamam. Kaç yıldır Ağaç A.Ş. ile kendi firmanız üzerinden çalışıyorsunuz?

Tamer Gümüş: Yani dediğim gibi Bitki Dünyası 2004 yılında açıldı. 2004 yılı itibarıyla çalışmaya devam ediyorum.

Sevgi Dağdemir: Kadir Gümüş'ün yanında SGK’lı çalışan mıydınız, ortak mıydınız?

Tamer Gümüş: SGK’lı çalışan olduğum dönemler de oldu, ortak olduğum dönemler de oldu. Sonradan ayrılıp tek başıma devam ettiğim de oldu.

Sevgi Dağdemir: SGK’lı çalışan olarak Kadir Gümüş'ün yanından ne zaman ayrıldınız? Yıl olarak?

Tamer Gümüş: Yıl olarak?

Sevgi Dağdemir: Evet.

Tamer Gümüş: Yani 2019’da ortaklığımızı bitirdik ama SGK’lı çalışan olarak 2009 olabilir.

Sevgi Dağdemir: Ağaç A.Ş. ile aranızdaki ticari ilişki de düzenlenen hakedişlerin onayını veren makam, çünkü eskiden beri de çalıştığınızı söylüyorsunuz ya, bunu belirleyen birim neresiydi? Satın alma birimi miydi?

Tamer Gümüş: Satın alma birimi ihaleyi veya satın almasını gerçekleştirir. Kabul komisyonu ayrıyeten kalabalık bir ekipten oluşur. Yanılmıyorsam 5-6 kişilik bir ekipten oluşur. Onlara ürünler teslim edilir, tutanakları tutulur ve iş sonrasında faturalandırma kısmına geçilir.

Sevgi Dağdemir: Ümit Polat’ın doğrudan hakediş onaylaması, ödeme gününe tayin etmesi ya da ihalenin kimde kalacağına karar verme yetkisi var mıdır?

Tamer Gümüş: Şimdi bahsettiğiniz kişi 20 yılı aşkın süredir orada satın alma müdürlüğü, üst düzey yönetimlerde yönetici vasfında bulunmuş bir insan. Tabii ki onun ricası veya direktifi etkili olmuştur.

Sevgi Dağdemir: 20 yıl boyunca satın alma müdürlüğü mü yaptı?

Tamer Gümüş: Yok hayır. Belirli bir dönem yaptı, sonrasında belirli bir süre zaten ifademde de bahsettim, başka bir göreve alınmıştı. Sonrasında tekrardan gelmişti.

Sevgi Dağdemir: Peki rica minnetle mi yürüttünüz Ağaç A.Ş.’de? Muhasebe ile genel müdürle herhangi bir görüşmeniz olmadı mı? Ya da şöyle söyleyelim, Ali Sukas gelmeden önce Hasan Topkaraoğlu ismini tanıyor musunuz? Bu kişi tedarikçilerle görüşüp ödeme listelerini bu kişi hazırlarlar mıydı Ali Sukas gelene kadar?

Tamer Gümüş: Duydum tabii ki Hasan Topkaraoğlu ismini. Eski muhasebe müdürüydü.

Sevgi Dağdemir: Evet.

Tamer Gümüş: Netice itibarıyla onlara da belirtiyorduk, Ümit Polat’a da belirtiyorduk da varmak istediğiniz konuyu ben anlamadım.

Sevgi Dağdemir: Ali Sukas gelmeden önce Hasan Topkaraoğlu ödemeleri, tedarikçileri çağırarak kendisi organize eder miydi?

Tamer Gümüş: Ben öyle bir şeye denk gelmedim.

Sevgi Dağdemir: Ümit Polat mı ödemeleri dizayn ediyordu Ali Sukas öncesinde de sonrasında da?

Tamer Gümüş: Yani oradaki konumuna ve durumuna göre bu değişir.

Sevgi Dağdemir: Diğer soruma geçeyim. Satın alma müdürlüğünün tedarikçileri, biraz önce söylediniz Ali Bey sorunca, tedarikçileri ziyaret etmesi olağan bir ticari uygulama mıdır?

Tamer Gümüş: Tabii ki satın alma müdürünün bizleri ziyaret etmesi, tedarikçileri ziyaret etmesi olağandır.

Sevgi Dağdemir: Ağaç A.Ş.’den olan alacaklarınızı vaktinden önce tahsil etmeniz veya hakedişlerinizin hızlı onaylanması karşılığında Ümit Bey’in sizden herhangi bir maddi menfaat, evet komisyon talebi…

Tamer Gümüş: Burada sizi düzeltmek isterim. Ağaç A.Ş. yani 20 yıldır herhalde daha işi yapmadan önden bir avans ödemesiyle yapmış olduğu hiçbir iş yoktur.

Sevgi Dağdemir: Ali Sukas’tan önce de, Ali Sukas’tan önce de Ümit Bey’in herhangi bir kişiden menfaat temin ettiğine ya da sizden bir menfaati olduğuna yönelik bir beyanınız var mı?

Tamer Gümüş: Doğru, vardır. Olmuştur.

Sevgi Dağdemir: Tamam, devam edeceğim. Bunlara ilişkin beyanınız da olduğu için ifadenizde soruyorum. Bu firmalar hangileridir?

Tamer Gümüş: Hangi firmalar?

Sevgi Dağdemir: Diyorsunuz ki Ağaç A.Ş.’den birçok firmaya karşı Ümit Polat’ın menfaat talebi olmuştur, bizzat kendi beyanınız. Bu beyanınıza istinaden soruyorum. Çünkü sizin ortak olduğunuz firmalar dışında başka kimsenin beyanı olmadığı için bu firmalar kimlerdir?

Tamer Gümüş: Şimdi sayın avukat hanım, benim zaten ortak olduğum firma bellidir. Tarsus Fidancılık’ın %40 ortağıyım. Bunun haricinde bir ortaklığım zaten söz konusu değil. Benim Ümit Polat’la olan ilişkimi de zaten ifade ettim. Ama buradan…

Sevgi Dağdemir: Tamam ben şeyi soruyorum.

Tamer Gümüş: Buradan ne çıkartmak istediniz ben anlamıyorum yani.

Tamer Gümüş: Ben burada size bir dedikodu mahiyetli, sizin yapmış olduğunuz dedikodu mahiyetini yapmamak adına…

Sevgi Dağdemir: Düzgün konuşursanız sevinirim. Ben dedikodu yapmıyorum, ben sizin direkt kendi ifadenizden okuyorum. Dedikodu yapmıyorum burada.

Hakim: Daha önce böyle sorunlar yaşadık. Avukatlarımızla bu soru cevap kısımlarında birbirimize yönelik böyle ifadelerden kaçınalım. Soruya da net cevap verelim. Bir dakika soru anlaşıldı mı ilk önce? Birçok firmadan menfaat talebi olmuştur şeklinde beyanınız olmuş diyor. Bununla ilgili bu firmalara ilişkin somut bir isim verebilir misiniz?

Tamer Gümüş: Somut olarak bir firma isimi açıkçası vermek istemiyorum sayın Başkan.

Sevgi Dağdemir: Ticari hayatınızda karlı işler almanıza Ümit Polat'ın etkisi olmuş mudur?

Tamer Gümüş: Olmamıştır.

Sevgi Dağdemir: Olmamıştır. Ensar Güney ve Murat Or ile alakalı aranızda bir husumet ya da ticari bir çekişme var mıdır? Bu kişilerin sizin aleyhinizde beyanlarda bulunmasının bir sebebi var mıdır?

Tamer Gümüş: Avukat hanım, burada da yanılıyorsunuz. Murat Or ticarette olan bir şirket sahibi değil benim bildiğim kadarıyla.

Hakim: Bu beyanlara yönelik cevabınızı savunmayı alırken zaten bununla ilgili tek tek kendi hakkındaki beyanlara yapmıştı açıklamayı. Bununla ilgili yine soru soruyorsunuz.

Sevgi Dağdemir: Tamam devam edelim. Ali Sukas göreve başlamasından önceki döneme, göreve geldikten sonraki dönem kıyaslandığında aldığınız iş, ihale, mal varlığı hacminde artış ya da şirket sayınızda artış meydana geldi mi?

Tamer Gümüş: Düşmüştür. Biz Bitki Dünyası olarak o yıllara baktığınız zaman, eğer bunlar incelenirse ki bu yetkiniz vardır diye düşünüyorum, 60 milyon civarında 2016-2017 seneleridir ki bugünün parasıyla 10 milyon Eurolara tekabül eder yaptığımız işlerimiz olmuştur. Yani daha yoğun çalışıyorduk.

Sevgi Dağdemir: Neyse vergi levhalarınız öyle demiyor de devam edelim. Ali Sukas Bey göreve ne zaman geldi?

Tamer Gümüş: Efendim?

Sevgi Dağdemir: Ali Bey göreve ne zaman geldi?

Tamer Gümüş: Onu bilmiyor musunuz?

Sevgi Dağdemir: Ben biliyorum, size soru soruyorum.

Hakim: Avukat hanım, şöyle yapalım. Şimdi sanığın buna vereceği cevap bizim için önemli değil...

Sevgi Dağdemir: Tamam. O zaman Tarsus firması, firmanızda firma sayısında artış oldu mu demiştiniz? Tarsus firması ne zaman kuruldu, kimlerle kuruldu?

Tamer Gümüş: 2021 yılı olması lazım. İstanbul Botanik ve Dursu Botanik, Dursu Fidancılık sahipleri ortaklarım olur. Yalnız biz Tarsus Fidancılık üzerinden Ağaç A.Ş.'ye hiçbir iş yapmadık. Bu da MASAK raporlarında bellidir. Belli ki Tarsus Fidancılığın zaten portföy olarak müşterisi, portföyü tamamıyla farklıdır. Kamuya dönük bir ağacımız yoktur. Tamamıyla spesifik, özel tarz ağaçlarımız vardır. Butik bahçelere genellikle oraya çıkıyoruz, çalışıyoruz.

Sevgi Dağdemir: Kısa soruma geleyim aslında. Ümit Bey'in rüşvet aldığı için görevden uzaklaştırıldığını Ali'den mi öğrendiniz?

Tamer Gümüş: Yok, hayır.

Sevgi Dağdemir: Nereden duydunuz? Buna ilişkin size herhangi bir tebliğ mi oldu?

Tamer Gümüş: Sektörde sürekli duyuyorum diyen insanların hepsini... Sektörümüz böyle biraz çok konuşmayı sever. Ben de oralardan duyduklarımla ifade ettim. Daha önceki görevden alınmasının bazı nedenlerinin bu şekilde olduğunu duydum.

Sevgi Dağdemir: Ümit Polat bu uygulamaları yalnızca tarafıma değil birçok firmaya sistematik olarak uygulamıştır. Bu durumu Ali Sukas da öğrenmiş ve 2024 yılının Aralık ayında görevden uzaklaştırdı diyorsunuz. Ali Sukas neyi öğrenmiş? Yani siz Ümit Bey'i rüşvet mi almış? Ali Sukas ile nasıl bir diyaloğunuz vardı da Ali Sukas'ın öğrendiğini... Ali Sukas bilmiyor, ben burada sordum kendisine. Dedim ki Ümit'e yönelik herhangi bir şikayet geldi mi, hayır gelmedi. Rüşvet aldığını biliyor musunuz, hayır duymadım. Yerini neden değiştirdiniz dedim, rotasyon dedi, olurdu dedi, rotasyon yaptık dedi. Şimdi Ali Bey'in böyle bir bilgisi yoksa, 20 yıllık özlük dosyası istendi, hakkında herhangi bir tutanak yokken geçmişe dönük olarak siz Ümit Bey'e husumetiniz mi vardı? Siz bu adam diyorsunuz ki Ali Bey görevden almış, adam daha önce rüşvetten işlem görmüş, başka başka firmalardan da bu olmuş. Bu beyanları niye verdiniz? Yani dedikoduyla iş yapmıyoruz. Resmi bir belge mi var, somut belge mi var? Ümit Bey ile alakalı bu belge nereden geldi?

Hakim: Bu beyanlara ilişkin herhangi bir şekilde...

Tamer Gümüş: Burada zaten avukatım yine karıştırıyor. Ben Ali Sukas'tan böyle bir şey duydum diye bir şey söylediğimi hatırlamıyorum. Yani Ali Bey zaten çok gülen bir insan da değil benim tanıdığım kadarıyla. Yani böyle bir diyalog...

Hakim: Beyan zaten Ali Sukas bundan dolayı uzaklaştırılmış diye. Yani hani son isim var mı bunda duyduğunuz herhangi biri var mı, yoksa.

Sevgi Dağdemir: Kimseden duymadınız mı bunu?

Tamer Gümüş: Sektörel, sektörel konuşmalar.

Sevgi Dağdemir: İhaleler karşılığında benden para alıyor, onu yapıyor, bunu yapıyor, menfaat talebinde bulundu. E siz veriyormuşsunuz zaten. Ümit Bey size neden husumet beslesin?

Tamer Gümüş: Ama Hanımefendi, zaten anlamadığım noktada...

Hakim: Bu soru da bizim için önemli değil.

Sevgi Dağdemir: Tamam, o zaman şöyle devam edelim: Ali Bey'le yakın olmadığınızı beyan ediyorsunuz. Sonra da diyorsunuz ki, "Ümit Bey bana geldi, benim yüzümden işten... Aslında Ali Sukas'ın benim yüzümden görevden aldığını düşündüğü için bana husumet besledi. Sonraları bu adam geliyor, size diyor ki: 'Ali Bey tekrardan beni işe alsın' diye sizden yardım istiyor. Siz de yardım etmediğiniz için bu adam size tekrardan husumet besliyor." Yani buradaki durum ne? Yani hem Ali Bey'e yakın değilsiniz...

Tamer Gümüş: Bunu ifademi eğer dinlediyseniz Avukat Hanım, orada da belirtiyorum. Öyle olduğunu düşünüyor.

Hakim: Bir saniye. Orada Avukat Hanım, sağlık falan gerekiyor mu, çağıralım mı? Avukat Hanım, iyisiniz değil mi. Tamam. Görevli yönlendirelim. Devam edin, buyurun.

Sevgi Dağdemir: Yani sorum aslında, görevden alınan bir satın alma müdürünün tekrar işe alınmasını sağlayacak kadar Ali Sukas üzerinde bir gücünüz, hatırınız mı var? Neden Kadir Gümüş'e gidilmiyor, Alaattin Vardar'a gidilmiyor, Tamer Gümüş'e geliniyor? Tamer Gümüş'ten yardım isteniyor, Tamer Gümüş de yardım etmediği için bu adam husumet besliyor. Niye size gelindi Tamer Bey? Kendisi beyan ettiğiniz için söyledim.

Tamer Gümüş: Zaten Avukat Hanım, problem burada. Ümit Polat o şekilde olduğunu düşünüyor ve o şekilde olduğuna dair ortaya bir dedikodu yayıyor. Zaten problem burada. Benim burada olmamın nedeni zaten bu. Siz de tam anlayamadınız, onu da ben anlıyorum.

Sevgi Dağdemir: Hayır, ben anlamadım hâlâ. Ümit Bey size niye gelsin, "Ali Bey'le görüş, beni göreve tekrardan alsın." niye desin? Ümit Bey'in görevden alınmasının sebebi siz misiniz?

Tamer Gümüş: Onu müvekkilinize sorabilirsiniz.

Sevgi Dağdemir: Ben size soruyorum, şu an müvekkilim yok, size...

Tamer Gümüş: Bildiğim kadarıyla cevap verebilirim, bilmediğim kadarıyla...

Sevgi Dağdemir: Ama siz söylüyorsunuz: "Benim yüzümden görevden alındığı için husumet besledi, sonraları bana geldi 'Ali Bey'le görüş.' dedi, ben de görüşmediğim için, yardım etmediğim için husumet besliyor." diyorsunuz.

Hakim: Şöyle yapalım: Sanık anlattı, sanık buradaki beyanı da zaten kendi yorumu. Şimdi burada da sorsanız yine kendi yorumunu sunacak. Bir yere götürmez burası.

Sevgi Dağdemir: Tamam, hiç uzatmayacağım, sıkmayın. İade faturası kestirdi mi?

Hakim: Bir şey yok hani, mantığı yok o sorunun.

Sevgi Dağdemir: Tamam, çünkü yani "Yakın değilim." diyor. Tamam, devam edelim. Ümit Polat'ın sizin kârlılığınızı düşürmek için ıhlamur ağaçları konusunda iade faturası kesildi mi size?

Tamer Gümüş: Yok, yok hayır, öyle bir şey yok. İade faturası, bakın burada altını çizerek söylüyorum, iade faturası sadece bana kesilen bir husus değil. Şimdi bizim getirdiğimiz ağaçlarımız rootball olarak geliyor. Bilmiyorum rootball bitkiyi açıklamamı ister misiniz? Rootball gelen bitkilerde saksıya dikildikten sonra tutmayanlar olabilir. Veya öncesinde gözden kaçırmış olduğumuz yaralar da olabilir. Bunlardan dolayı bize iade faturaları kesiliyor. Bu iade faturalarının kesilmesini de ben diyorum ki; ben eğer genel müdüre ortak olmuş olsam, mantık olarak baktığınız zaman bana oradan bir iade faturası kesilmesinin imkânı var mıdır?

Sevgi Dağdemir: Benim sorum Ümit Polat'ın vesilesiyleydi ama siz zaten cevabını verdiniz, iade faturası kesildi size. Ümit Polat'ın sizin ihalelerinizde imzadan imtina edıp Fatih Yarcı'nın imza attığı oldu mu, bu hususta bir bilginiz var mı?

Tamer Gümüş: Bu hususa ilişkin bilgim yok. Tek bildiğim, iddianamede okuduğum bölümdür.

Sevgi Dağdemir: Diğer bir sorum: Tamer Gümüş ile Ali Sukas ortak iş yapıyor diye Ümit Polat'ın ortalıkta konuştuğunu beyan ettikten sonra, yaklaşık 7 ay boyunca ihale alamadım demiştiniz. Bu husus doğru mu 7 ay boyunca? Çünkü ben incelediğim zaman hiç 7 ay ihale...

Tamer Gümüş: Doğrudur. İncelerseniz MASAK raporlarında da görebilirsiniz zaten.

Sevgi Dağdemir: Yani herhalde dosyalarınızı inceledim, tam tersi tanımlamalarınız Ümit Bey'e giden... Neyse bunları şimdi şey yapmayalım, bu zaten belli.

Tamer Gümüş: Onu yapabilirsiniz, avukatınız...

Hakim: Böyle bir beyan var, dosyada var zaten.

Sevgi Dağdemir: Tamam, onları sunarız. Başka bir konu benim için, sunabilirim ben. Elite Card'a gelelim. Biraz önce siz bahsettiniz, ben soracaktım ama siz sırayla cevap verdiniz. Bu Elite Card'da 2023 yılında müvekkil zaten bir ortam arasında konuştuğunu ve istediğini beyan ediyor. Siz de "Bende var." diyorsunuz ve veriyorsunuz. Tabii burada daha farklı bir şey oluyor ama; 2023 yılında sizin Ağaç AŞ'den alacağınız ne kadardı?

Tamer Gümüş: 2023 yılında ne kadardı?

Sevgi Dağdemir: 4. ayın 13'ü 2023'te bu üyelik kazandırılıyor.

Hakim: Hatırlamıyorsanız cevap vermeyin.

Sevgi Dağdemir: Evet, hatırlamayabilirsiniz.

Tamer Gümüş: 4. ayın 13'ü... 37 milyon civarında alacak kapatmışız.

Sevgi Dağdemir: Bu Elite üyelik sürekliliği olan bir şey midir, bir yıllığına kazandırılır? Bir yılın sonunda eğer kişi mil toplayamazsa bu üyelik kendiliğinden sona erer mi?

Tamer Gümüş: Evet, onu zaten ifade ettim, belirttim, açıklamasını yaptım.

Sevgi Dağdemir: Herhangi bir şekilde bununla alakalı sizden, biraz önce bahsettiniz ama, 1 TL dahi maddi kaybınız oldu mu?

Tamer Gümüş: Ben...

Hakim: Şöyle Avukat Hanım; o kadar dinledik savunmasında bize anlattı zaten. Cebinden evet para çıkmadı ama "2.800 dolara denk geliyor." diye onu 40 bin mil şeklinde anlattı, dinledik. Devamını alalım sorunun.

Sevgi Dağdemir: Tamam. Bu Elite üyeliği sağladığınız zaman kullanılmamış Elite üyelik de var mıydı? Üç hakkınız var ya bunu vermekle alakalı, diğer iki hak kullanılmış mıydı, kullanılmamış mıydı?

Tamer Gümüş: Bir tanesi kullanılmıştı, sonrasını diğerini sonradan kullandım.

Sevgi Dağdemir: Uçak bileti iddianız var, defalarca diye bahsediyorsunuz. Bu uçak biletleriyle alakalı herhangi bir PNR kaydı, bilet faturası ya da dekont, herhangi bir şey dosyaya sunulmamış. Böyle bir uçak bileti temin etme durumunuz varsa bunları da...

Tamer Gümüş: Tabii, avukatım şimdi hemen sunar onları.

Sevgi Dağdemir: Evet, ona seviniriz; çünkü sadece iddia niyetinde. Şimdi asıl soruyu şeye gelelim: Parayı teslim ettim dediniz. Parayı nasıl teslim ettiniz?

Tamer Gümüş: Beni aradığını ve ofisime geldiğini, hatta o gün zamanı olmadığını söyleyince ben de ofisimden aşağı inerek arabada teslim ettim.

Sevgi Dağdemir: Şimdi "Önce ofise geldi." dediniz, daha sonra "Aşağı indim." dediniz. Hiç yukarı çıkmadı mı?

Tamer Gümüş: Yok, o gün yukarıya çıkmadı.

Sevgi Dağdemir: O gün yukarıya çıkmadı. Peki siz diyorsunuz ki "Başkaca hiç gelmedi." diyorsunuz. Ümit Bey daha önce de bu ofise gelmiş miydi, gelmemiş miydi?

Tamer Gümüş: Yani iki üç kere gelmişti.

Sevgi Dağdemir: Neden "Başkaca hiç gelmedi." diye beyanda bulundunuz?

Tamer Gümüş: O anda hatırlamamış olabilirim, tam açıkçası bilmiyorum. Zaten ilk defa savcı karşısında bulunuyoruz, öyle bir ortamda bulunuyoruz ve onun neticesinde hatırlamamam olabiliyor.

Sevgi Dağdemir: O ofisi yeni mi açmıştınız?

Tamer Gümüş: Yeni, ilk geldiği zaman mı?

Sevgi Dağdemir: Bu bahsettiğiniz, parayı verdiğiniz ofisi.

Tamer Gümüş: Şirket... Ben kendim ayrıldıktan sonra Bitki Dünyası'ndan 2019 değil, 2020 senesinde ayrıldıktan sonra şirketi yeni şirketimi kurduktan sonra ofis...

Sevgi Dağdemir: Diğer ofislerinize de Ümit Polat gelir miydi?

Tamer Gümüş: Diğer ofisim yok zaten, tek bir ofisim var. Onun haricinde Yalova'da fidanlığım var.

Sevgi Dağdemir: Tamam. Ümit Polat'ın sistemli bir şekilde baskısına maruz kaldığınızı söylüyorsunuz. Bunu Ali Bey'e yazılı ya da sözlü olarak hiç şikâyet ettiniz mi?

Tamer Gümüş: İfade edemediğimi de söyledim. Yine şeyde, savunmamda geçiyor, belirttim; oradan bakabilirsiniz.

Sevgi Dağdemir: Tamam. Pırlanta dükkânına karşı, "Pırlanta dükkânıyla bir ortaklığınız... ortaklığı var." dediniz; ama biraz önce dediniz ki "Resmi bir ortaklık varsa benim de koysunlar ortaya, ortaya konsun." dediniz. Sadece bir sosyal medya hesabını takip ettiği için bir ortaklığa dayandınız. Sizin bununla alakalı somut bir deliliniz var mı? Pırlanta dükkânı olduğunu bu adamın nereden çıkarttınız?

Tamer Gümüş: Tam olarak sizinle aynı noktadayız o noktada. Ben de sonuç itibarıyla dedektif veya kolluk kuvveti değilim. Sadece sosyal medyadan gördüğümü sunabilirim. Varsa böyle bir şey, araştırmak da benim görevim olmadığı için...

Hakim: Zaten savcılık araştırmış, o da öyle bir şey yok yani, buna ilişkin...

Sevgi Dağdemir: 300-400 milyonluk mal varlığı, o zaman o da zaten yoktur; onu da beyan ediyorsunuz. Ali Bey ile Ümit Bey'in arasında herhangi bir husumete şahit oldunuz mu, arası iyi miydi?

Tamer Gümüş: Bakın, ben ticaretle uğraşan bir insanım. Kurumların içerisindeki özel, mahrem şeyler beni çok fazla ilgilendirmez. Ayrıyeten başka şirketlerin yapmış olduğu ticaretlerde de bir dahlim olamaz, olmamalıdır da diye düşünüyorum. O yüzden kurumlar içerisindeki kişilerin çatışmaları veya herhangi bir şeyle alakalı bir şey söyleyemem.

Sevgi Dağdemir: Tamam. Alışveriş kartlarıyla alakalı belgeler sunmuşsunuz; hepsi 2021, '22, '23, '24 yıllarına ait. Ali Bey göreve gelmeden önce burayla da çalışıyordunuz ya, herhangi bir şekilde sizden bu Boyner, A101 kartı talep etme gibi durumları oldu mu, olmadı mı?

Tamer Gümüş: Zaman zaman yardımlar oluyordu, bayram süresi içerisinde oluyordu.

Sevgi Dağdemir: Yardımlar oluyordu.

Tamer Gümüş: Ama burada şunu da isterseniz belirteyim: Belki onu Ali Bey'in bu süre içerisinde tek bir ricası olmuştu. O da deprem zamanı yurt dışından bazı firmalar yardım talebinde bulunmuşlardı; onların lojistik olarak getirilmesini sağlayıp sağlayamayacağımdı. Onun haricinde öyle bir...

Sevgi Dağdemir: 5. ayın 22'si 2025 tarihindeki ifadenizde, “Ümit Polat'ın benden hiçbir menfaat talebi olmadı” diyorsunuz. 5. ayın 18'inde müvekkil şey sizden daha sonra müvekkil ifade veriyor ve sizin durumunuzu bahsediyor. Ve siz de “Ümit Polat'ın hakkımdaki beyanlarından haberdar oldum” diyerek beyanda bulunuyorsunuz. Eğer Ümit Polat bu beyanlarda bulunmasaydı, siz yetkili makamlara yardımcı olmayacak mıydınız? Ümit Bey siz hakkınızda bu beyanları verdiği için mi bu beyanlarda bulundunuz?

Tamer Gümüş: Hayır burada yanılıyorsunuz.

Hakim: Cevap vermeyebilirsiniz.

Sevgi Dağdemir: Ali Sukas'ın tedarikçilerden komisyon talep ettiğine ilişkin -sektör de küçük olduğu için- herhangi bir duyumunuz oldu mu? Yoksa Ümit Polat mı herkesten para istiyordu? Bununla alakalı son sorum.

Tamer Gümüş: Yani öyle bir duyumum olmadı. Ümit Polat'tan duydum sadece o sizle alakalı olan mevzuyu. Onu da zaten ilk ifademde savunmamda dile getirdim.

Sevgi Dağdemir: Ali Sukas'ın hiç kimseden para istediğine yönelik herhangi bir duyumunuz olmadı. Bu şekilde değil mi?

Tamer Gümüş: Aynen bu şekilde Avukat Hanım.

Sevgi Dağdemir: Tamam. Teşekkür ediyorum sağ olun. 30 bin euro ayarladım diyorsunuz ya, o 30 bin euroya ilişkin herhangi bir şekilde nereden çektiniz bu parayı? Bankadan mı?

Tamer Gümüş: Yani ben az evvel de söyledim avukat hanım, yani netice itibarıyla yılın 8 ayı nereden baksanız yurt dışında olduğum için zaten illaki kasamda zula bir param vardır. Yani hani onu o anda bankadan mı çekildi yoksa evdeki paradan mı verdim, onunla alakalı...

Hakim: Onları zaten beyanlarında da belirtmemiş herhalde. Masraf, tespiti yapılmış, orada da bir 26 bin euro şirket kayıtlarına çıkış görünmüyor. Tespit edilen çıkış da o zaten.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR

Kaptan Yılmaz: Gizli tanık Gürgen, Ali Sukas'ın eşinin milletvekili adayı olduğu 2023 genel seçimlerinde firma listesi oluşturulup "Seçim yardımı adı altında seçim için para toplandı" diyor. Sizin firmanız da bu belirlenen listede yer alıyormuş gizli tanığın beyanı bu. Siz böyle bir liste gördünüz mü?

Tamer Gümüş: Ben öyle bir liste görmedim. Savunmamda da belirttiğim gibi bu tamamıyla Ümit Polat'ın bana söylemiş olduğu bir konuydu. Bir liste veya buna benzer bir şey görmedim, duymadım.

Kaptan Yılmaz: Ali Sukas'ın eşinin milletvekili adaylığı döneminde sizden bir para talebi oldu mu?

Tamer Gümüş: Yok, olmadı.

Kaptan Yılmaz: Gönüllü veya zorlama, her ikisini de soruyorum.

Tamer Gümüş: Olmadı. Ben zaten işimden dolayı çok fazla Türkiye'de bulunan bir kişi de değilim. Bu 15 aydır buradayım. Normalde 7-8 ay, yılın 7-8 ayı dışarıdayımdır. Ama bu davadan ötürü de onu da Sayın Başkanıma belirtmek isterim, oturum iznim bile askıya alınmıştır bu yüzden.

Kaptan Yılmaz: Peki. Hatırladığım kadarıyla diyorsunuz, 30.000 Euro'yu Ümit Polat'a işte "Ofisimin olduğu Kavacık'taki adreste teslim ettim." Şimdi sorum; Ümit Polat sizden bu 30.000 Euro'yu kime teslim edeceğini söyledi mi?

Tamer Gümüş: Bir isim söylemedi, "Yukarısı" dedi.

Kaptan Yılmaz: Peki.

Kaptan Yılmaz: "Ali Sukas'a teslim edeceğim" şeklinde bir beyanı oldu mu? Çok net soracağım.

Tamer Gümüş: Yok.

Kaptan Yılmaz: Başka bir isim de söylemedi?

Tamer Gümüş: Söylemedi.

Kaptan Yılmaz: "Ümit Polat'ın bu meblağı seçimi bahane ederek de kendisi için istemiş olabileceğini düşünüyorum" diyorsunuz.

Tamer Gümüş: Evet.

Kaptan Yılmaz: Bu düşüncenizin sebebi Ümit Polat'a yönelik olarak gayrimenkul işte mal varlığından mı kaynaklanıyor, başka bir sebebi mi var?

Tamer Gümüş: Bundan kaynaklanıyor.

Kaptan Yılmaz: Peki. Size Ali Sukas aleyhinde beyanda bulunma hususunda herhangi bir kişi veya kurum tarafından bir telkin, yönlendirme oldu mu?

Tamer Gümüş: Hayır, hayır, olmadı.

Kaptan Yılmaz: Peki, Ali Sukas aleyhinde beyanda bulunan diğer sanıklardan böyle bir duyumunuz var mı?

Tamer Gümüş: Yani hani tabii bu da sadece bir duyuma dayalı bir şey.

Kaptan Yılmaz: Ya her duyduğunuzu değil, bizzat duyduğunuz bir şey ise dedikoduysa cevabı sizde...

Tamer Gümüş: Bizzat benim duyduğum öyle bir durum yok. Ben bunu söyleyemem.

Kaptan Yılmaz: Peki, teşekkür ederim. Başka sorum yok.

TAMER GÜMÜŞ AVUKATI EBRAR ARSLAN SAVUNMASI

Sayın meslektaşımın da bahsettiği gibi, kendisi gizli tanık Gürgen'in hiçbir somut delile dayanmayan, arkasında dosyada kiralanan lehte çalışan beyanları esas alınarak tutuklandı. Sonrasında savcılıkta kendisi hakkında üç başlık altında asılsız iddialarda bulunulduğunu öğrendik ve belgeleri savcılığa anlattık, tahliye ettirdik. Önce müvekkilim hakkında beyanlarda bulunan gizli tanıklar Gürgen ve Mimoza, ardından Murat Or'a cevap vereceğim. Ümit Polat'ın avukatının iddialarını en sona bırakıyorum. Çünkü hem soruşturmada hem duruşmada söyledikleri, kendi kendi sözleriyle ve dosya belgeleriyle ayrıca incelenmesi gerekiyor.

Hakim: Avukat hanım, müvekkilinizi biraz uzun tuttuk, siz de biraz hızlı toparlarsanız...

Ebrar Aslan: Başkanım, ben ilk önce...

Hakim: Tek eylemden sorumlusunuz.

Ebrar Aslan: Yarım saat verebilirsiniz, tamam, peki.

Hakim: Tek eylemden sorumlu olduğu için genel değerlendirme...

Ebrar Aslan: Önce batık şirket iddiasını açıklayalım. Görsel 1'i açabilirsek. Müvekkil de bahsettiği gibi...

Hakim: Avukat hanım yarım saat de bulamayız yani.

Ebrar Aslan: Tamam, daha hızlı gitmeye çalışacağım.

Görsel 1'i açabilirsek. Şimdi Bitki Dünyası 2024 yılında kurulmuş bir firma. Müvekkilimiz bu firmayı nasıl devrettiğini anlattı. 2019 yılında 120 bin TL karşılığında tüm hisselerini satıp çıkmış. Buna ilişkin banka dekontlarını da sunduk. Görselde de görüyorsunuz. Yani batık bir firmayı 2019 yılında 120 bin TL ödeyerek kim devralır. Görsel 2'yi açabilir miyiz? Bu firma müvekkilim devrettikten sonra, 2020 Aralık ayında müvekkilim devrediyor. 2022 Ocak ayında firma sermayesini 120 bin TL'den yaklaşık 12 katına, 1,5 milyona çıkarıyor. Yani batık bir firma bir senede nasıl bu kadar katlar anlamış değiliz.

İkinci bir iddia da Pekin Hanım göreve geldikten sonra zenginleşti. Görsel 3'ü açabilirsek. Şimdi dosyadaki araştırma tutanağında müvekkilimin bütün mal varlığı incelenmiş. Müvekkilimin tüm taşınmazlarını 2017 yılına kadar aldığı gözüküyor. Yani 2017 yılından sonra artış sayılabilecek bir mal varlığı olmadığı da dosyada sabittir. Kaldı ki müvekkilim savcılıkta tüm ailesinin ve kendisinin mal varlığının detaylı şekilde incelenmesini özellikle kendisi talep etmiştir. Görsel 4'ü açabilir miyiz? Şimdi gizli tanığın beyanında müvekkilimin 2023 yılında 1 milyar liralık ihale aldığı iddiası var. Biz sadece bir seneye bağlı kalmadık. Müvekkilimin 5 yıl boyunca aldığı tüm ihaleler zaten araştırma tutanaklarında mevcut. Müvekkilim 5 yılda 270 milyon TL civarı ihale almış. Şimdi 1 yılda alınan 1 milyarlık ihale iddiası nerede, 5 yılda alınan 270 milyon nerede? Yani sürekli müvekkilimle ilgili bir şeyler iddia olunuyor, biz aksini ispatlamaya çalışıyoruz. Şimdi ödemelerin öncelikli yapılması iddialarına geçelim. Görsel 5'i açabilirsek.

Şimdi Ağaç A.Ş.'nin 2023-2025 cari hesap dökümünü dosyaya sunduk. Müvekkilim 2023 yılında 37 milyon civarlarında, 2024 yılında 32 milyon civarında, 2025 yılında 22 milyon civarlarında alacakla kapanmış. Yani cari hesaptan da görüleceği üzere ödemeler parça parça yapılmış. Hala yapılmayan ödemeler var. Yani parasını peşin alan, öncelikli kayırılan firma bu mu? Her senenin sonunda kapatılışta bir alacak görülüyor. Bir diğer iddia da gizli tanıklar ve Ümit Polat'ın müvekkilim ile birlikte yurt dışına seyahat ettikleri, bunları Ağaç A.Ş.'ye faturalandırdıkları iddiası. Müvekkilim beyanında zaten gizlemedi ve neden bu seyahatlerin yapıldığını anlattı. Yani müvekkilimin yıllardır sahip olduğu ve yıllardır yaptığı sektörel ziyaretler yalnızca Ağaç A.Ş.'ye yapılmış gibi faturatıldı ki müvekkilim bu ziyaretlerin yalnızca başka şey yapılmadığında, bir heyetle gidildiğinden de bahsetti. Ayrıca bu giderler Ağaç A.Ş.'ye faturalandırıldıysa, Ağaç A.Ş.'de müvekkilim hesapları, cari hesapları incelendi, bu faturalar nerede?

Şimdi Murat Or'un iddialarına gelelim. Murat Or'un 29 Eylül 2025 tarihli emniyet ifadesinde müvekkilimin de aralarında bulunduğu bazı firma sahiplerinin iş almak ve alacaklarını tahsil etmek için Ali Sukas ile görüştüğünü, ödemelerini diğer tedarikçilere göre daha erken, nakit veya kısa vadeli çeklerle aldığını söylüyor. Ve önceliğin de söz konusu kişilerin Ali Sukas'a tekrar para vermiş olmalarından kaynaklandığını düşünmekteydim diye belirtiyor. Aynı ifadede "Gözümle şahit olmasam da" diyerek doğrudan görgüsü bulunmadığını açıklıyor Öncelikle ödeme mevzusunu uzatmayacağım. Zaten ekrana yansıttık, ne kadar yüksek alacaklarla kapandığını gördük. Müvekkilimin bu konumda alacaklı olduğu da mevcut. Tabii ki o listede adının olması, Murat Torun'un da bu listede adını görmesi kadar doğal bir şey yoktu. Hangi tedarikçinin vadesi gelmiş alacağı bekletilirken müvekkilimin hangi alacağının öne alındığı ayrıca açıklanmamıştır zaten. Üstelik Murat Torun 18 Mart 2026 tarihli duruşmasında da "Parayı ödeyemediğimiz dönemler oluyor, sıkışık olduğu dönemler var" demiştir. Yani durumun da ödenmeyen alacakların olabileceğini zaten kendisi anlatmıştır.

Asılsız üzerinde durmak istediğim bu ticari ilişkiden nasıl bir düşmanca sonuç çıkarıldığı. Murat Or'un bazı firmaların ödeme önceliğini Ali Sukas'a tekrar para vermiş olmalarına bağlıyor. Yine aynı ifadesinde de para verildiğini gözleriyle görmediğini beyan ediyor. Bu düşüncesini cezaevine girdikten sonra o düşünmüş. Yani daha sonra 18 Mart 2026 tarihli duruşmada da "Bu firmaların öncelikli ödeme almasını açıkçası tekrar para vermelerinden kaynaklı olduğunu düşünmekteydim" derken, "Düşünmekteydim değil, düşünülebilir demiştim, yanlış yazılmıştır" diyor. Aynı duruşmada kendisine sorulan "Gözünüzle görmeseniz de Ali Sukas'ın para aldığına ilişkin bir duyumunuz oldu mu?" sorusuna bu sefer de "Olmadı" diyor. Yani "Ben bir şey görmedim" diyerek savcılıktaki ifadesinde şüphelerim olmuştu kısmının yanlış yazıldığını ileri sürüyor.

Şimdi Murat Or'un savcılıkta söylediği yazılan sözlere "Burada ben öyle demedim" diyor, ciddi şüpheleri olduğunu mahkeme huzurunda "Olmadı" diyor. Kendisi bile ne söylediğini netleştiremezken müvekkilim bu çelişkili beyanlarla suçlanıyor. Gizli tanık Mimoza, iddianamede yer alan gizli tanık Mimoza var. Müvekkilimin İzmir dâhil her net gösteren Tahir Botnik'i kullanarak ürün temin ettikleri ihale süreçlerini yönettiğini anlatıyor. Ama bu iddiayı destekleyen Tahir Botnik ile aralarında ne bir para alışverişi, ne bir hesap hareketi hiçbir şey yok. Kaldı ki müvekkilimin İzmir'de bir ticari faaliyeti de yok. Yani bu halini de alsak kimler ne zaman anlaşmış, bir tane delil bile sunulmaz.

Hakim: Avukat hanım şöyle; bunlar bu şekilde beyanları geçmiş iddianameye de, sizin müvekkilinizle ilgili tek bir isnat var zaten. O da bu 30 milyon...

Ebrar Aslan: Başka tek bir isnat var ama mesela...

Hakim: Avukat hanım şöyle; örgüt iddiası yok müvekkilinizle ilgili. rüşvetten dolayı sevk yapılmış 252/1'den. Onda da etkin pişmanlık hükümlerince ceza verilmesine yer olmadığı istenmiş. Ağaç .A.Ş.'de biz burada bu şeyden bir türlü çıkamıyoruz. Herkesin birbirleriyle ilgili beyanı var, her beyana burada her şeyi birbirlerine yönelik anlatmaya çalışıyorsunuz da bizim için bir önemi yok bu anlattıklarınızın yani. Gizli tanık onu demiş de, burada onunla ilgili isnat yok bende yani.

Ebrar Aslan: Başkanım o zaman iddianame... Şunu anlatayım; iddianamede Ensar Güney'in beyanları görgüye dayalıdır deniyor. Şimdi Ensar Güney savcılık ifadesinde müvekkilim hakkında Ali Sukas'ın kazançlı işleri yakın gördüğü kişilere verdiğini, bunu da Ali Sukas ile müvekkilimin hemşehri olmasına ve buna da Ali Sukas'a sorduğunda gülmesine bağlıyor. Bu da iddianamede Ensar Güney'in görgüye dayalı anlatımları olarak karşımıza çıkmış. Ensar Güney duruşmada diyor ki; Ali Sukas, Taner Gümüş hemşehrimiz diye bahsettiğinde Ali Sukas da güzelim müvekkilim değil Ensar Güney değil güzelim. Bir de Taner Gümüş ile Ali Sukas'ın ortaklık iddiası alınan ihalelere var den bahsediyor. Müvekkilim burada anlattı, Ensar Gün'ün aldığı 181 adet ihale var, müvekkilimin aldığı 39 tane ihale var. Yani kendisine gizlendiği, ticari sır olan bir ilişki nerede, kimle gelip de ne zaman ortak olunuyor?

Yine 2025 tarihli ifadesinde Ali Sukas'ın bu durumu sorduğunda güldüğünden bahsediyor. Ben şimdi mahkeme huzurunda Ali Bey'e bunu sormak istiyorum; Ali Bey neden güldüğünüzü açıklar mısınız? Aslında bu merak bir soru.

Hakim: Öyle bir usulümüz yok.

Ebrar Aslan: Tamam. Şimdi Ali Bey Ensar Güney'e duruşmaya geldiğinde "Ben Taner Gümüş'ü tanımam, hayatımda ilk defa savcılıkta gördüm" diyor. Şimdi Ali'nin ortaklık iddiası mahkemede soruluyor, "Dedikodu var, dedikodular dönerdi" diyor. Savcılıkta herkesin bildiğini, gördüğünü anlattığı bir şey buraya geldiğinde "Duymadım, görmedim, bilmiyorum" oluyor. Şimdi Ümit Polat'ın iddialarına geliyorum. Asıl müvekkille ilgili iddialar da burada başlıyor. Müvekkil Ümit Polat'ın kendisine husumeti olduğunu anlattı. Bunun da bir sebebi var: Müvekkilim iş almasa da şüphe olarak anlatıldı, alacağını tahsil etse de şüphe olarak anlatıldı; kardeşinin iş yerinde fotoğraf çekildi, bu kardeşinin firması Tamer Gümüş'e aittir diye anlatıldı.

Şimdi, Ümit Polat savcılık ifadesinde müvekkilimle Ali Sukas'ın ortak olduğunu piyasada konuşulduğunu söylüyor; kendisinin de böyle düşündüğünü anlatıyor. Ve bununla ilgili de ısrarla aynı soruyu herkese soruyorlar duruşmada: "Tamer Gümüş ile Ali Sukas'ın ortak olduğunu duydunuz mu?" Herkes de aynı cevabı veriyor: "Dedikodu dolaşıyordu." Kimse de çıkıp "Evet evet, böyle bir ortaklık var, bunun sebebi de şudur." diye delil sunamıyor. Ben de duruşmada İSFALT'ta tek tek diğer firmaların aldığı işleri saydım. Bunların hepsini müvekkilimin kaç katı iş aldığından bahsettim. "Bu firmaların da ortak olduğunu düşünüyor musun?" diye sorduğumda "Hayır." cevabını verdi. Yani başka firma olduğunda ticaret oluyor, müvekkilim aldığında ortaklık oluyor.

Yine Laleli Fuarı mevzusunu müvekkilim anlattı. 30 bin euro mevzusuna neden vermek zorunda kaldığından bahsetti. Şimdi müvekkilim tacir; mal teslim ediyor, çek ödüyor, çalışanların ücretlerini, vergilerini ödemesi gerekiyor. Elbette alacağının peşine düşecek, elbette randevu isteyecek, gerektiğinde kalkıp tekrar kuruma gidecek. Ama bu durumun neden Ali Sukas'a anlatılmadığı çıkarımını Ümit Polat bazında açıklaması gerekiyor; çünkü kendisi de sektörde güçlü bir kişi olduğundan bahsediyor. 20 yıldır da kurumda çalışan birisi. Birçok genel müdür de eskittiğinden bahsediyor. Müvekkilimizin neden bu ödemeleri yapmak zorunda kaldığı zaten korkuya dayalı olduğu anlaşılıyor.

Elite Card mevzusuna gelelim, görsel 6'yı açabilirsek. Şimdi müvekkilim bu Elite Card'ın yalnızca üç kişiye kullandırılabilen, hesabından 40 bin mil düşümüne olanak sağlayan bir işlem olduğunu anlattı. Bunun parasal karşılığından da bahsetti. Şimdi Ümit Polat her duruşmada Tamer Gümüş'e olan nefretinden, işlerini engellemeye bas... engellemesinden bahseden birisi. Müvekkilim neden Ümit Polat'ın eşine kendi rızasıyla gidip Elite Card üyeliğini temin etsin? Ki adam duruşmada kendisi diyor ki: "Ben kendim talep ettim firmalardan." diyor. Yani bu kadar da ne yaptığının farkında olmayan bir insan.

Bir de şu hususa değinmek istiyorum: Ümit Polat eşinin hemşire olduğunu, devlet maaşıyla geçinen kızlarını kiralarda tutmak zorunda kaldığından bahseden, sanki ekonomik güçlükler yaşıyormuş gibi lanse eden biri. Şimdi gelen THY cevabında Ümran Polat'ın 2023-2025 yılları arasında Elite üye olduğu yazılmış. Yani bu 40 bin mili her yıl tamamlamak zorunda. Şimdi şöyle bir şeyle, örnekle açıklayayım: Buradan Amerika yaklaşık 5 bin mil civarı; 8 kere Amerika'ya uçmuş o zaman. Buradan İtalya 800 mil; 50 kere İtalya'ya uçmuş demek oluyor bu. Yani hani kendisinin maddi zorluklar yaşadığından bahseden birinin eşi nasılsa bu kadar yurt dışı uçuşu yapar? Biz ayrıca Ümit Polat'ın mal varlığı araştırması talebinde bulunduk ama bu talep de sınırlı bir şekilde yapıldı. Sadece kardeşlerine yönelik bir inceleme yapıldı. Biz kardeşlerin, eşinin ve sülalesining mal varlığının araştırılmasını talep ediyoruz; kim hangi tarihte, hangi gelirle, hangi mal varlığını almış hepsi açığa çıksın.

Boyner, A101 ve Şok kartlarına geldiğimizde de müvekkilim bunu anlatırken diyor ki: "Benden hayır için istedi, ben de hayır olduğunu düşündüğüm için verdim. Ondan sonra da görevden ayrıldıktan sonra benden bu kartları isteyen olmadı. Bunları kendisi için kullanmış olabilir." diyor. Yani müvekkilim burada gördüğü, bildiği bir şeyden bahsetmiyor; kendisinin yaptığı bir çıkarımı anlatıyor. Yine Tamer Gümüş'ün kardeşi ve eniştesinin firmalarıyla 4-5 yıldır Ağaç AŞ'den çok ciddi meblağlarda iş yaptığı iddiası hem Ümit Polat tarafından hem de müdafileri tarafından, üstelik televizyonlarda, canlı yayınlarda anlatılıyor. Şimdi müvekkilim bu hususu da açıkladı. Bunun bir aile mesleği olduğunu, bu ailedeki birçok kişinin; kardeşinin, eniştesinin, kuzenlerinin, amcalarının aynı sektörde çalıştığını ve hepsinin vergi mükellefi şirketler olduğundan bahsetti. Şimdi bu firmalarla müvekkilim arasında bir para alışverişi mi görülmüş? Çalışanlar ve yetkililer arasında bir para alışverişi mi görülmüş; ortaklar falan neye bağlıyor ve neden bu firmaların hepsini Tamer Gümüş yönetiyor oluyor? Bir diğer bu çıkarımın yapılmasının sebebi de müvekkilimin Instagram hesabında kardeşinin firmasının fotoğrafının bulunması. Yani bu kadar da saçma bir çıkarım olamaz. İsterse kardeşinin müdür koltuğuna oturur, öyle bile fotoğraf çekilir; o koltukta oturması şirketi yönettiği anlamına mı geliyor?

Bir diğer husus zaten Taxus konusu, müvekkilim de anlattı. Israrla Taxus'un Tamer Gümüş'ün yönettiğinden ve Taxus'la olan ortaklığından dolayı diğer firmaları da yönettiğinden bahsediliyor. Müvekkilim bu durumu anlattı; Taxus'un Ağaç AŞ'den alınmış bir tane bile ihalesi yok. Ama her duruşmada ısrarla Taxus ortaklığından bahsediliyor. Şimdi Ümit Polat'ın müdafisi duruşmalarda böyle bir "Büyük oyunu bozduk, Tamer'i yakaladık." gibi bir çıkarım yapıyor savunmasında.

Hakim: Avukat Hanım, oralara gerek yok...

Ebrar Aslan: Bunu açıklamak istiyorum bu iddiayı; çünkü özellikle bu iddia üzerinde çok duruldu.

Hakim: Bizim iddianamemizde böyle bir isnat yok zaten, biz neticeye bakalım...

Ebrar Aslan: Ama canlı yayınlarda herkes bir iddiada bulunsun, nasılsa alıcısı var!

Hakim: Avukat Hanım, son 5 dakikanız; toparlayın, 5 dakika sonra...

Ebrar Aslan: Tamam, 5 dakikam kaldı zaten. Görsel 7'yi açabilir miyiz?

Hakim: ...kullanmak istiyorsanız kullanın.

Ebrar Aslan: Şimdi Sevgi Dağdemir savunmasında aynen şöyle diyor: "2025 yılının başında müvekkil görevden alındıktan sonra Tamer Gümüş'e hop, 100 milyonluk alacağının hepsi ödenmiş. Tüm alacakları ödenmiş. Ey Tamer Gümüş, biz söylemiyoruz, senin sunduğun belgeler söylüyor." diyor. Şimdi bakalım, ey Tamer Gümüş bu 100 milyonluk alacağını nasıl almış?

Şimdi, 2023 yılı sonunda müvekkilimin Ağaç AŞ'den alacağı 37 milyon civarı. Bakalım bu alacak ne zaman ödenmiş? 2023 yılında Ümit Polat görevde. 4 Ocak tarihinde 37 milyonun hepsi ödenmiş. Yani Ümit Polat görevdeyken müvekkilimin alacakları ödeniyor. Gelir 2025 yılının başına; müvekkilimin yaklaşık 99 milyon alacağı var, bu alacak 29 Mayıs'a kadar parça parça ödeniyor, yani 5 ay sonunda ödeniyor. Yani yıl ortasına denk geliyor. E hani siz yokken, müvekkilim yokken biz bu alacağımızı hemen hop diye almıştık? E senin dönemin varken almışız biz alacağımızı, o zaman burada Ümit Polat'a biz bir suç mu atfedelim? Ve Ümit Polat'ın müdafiinin bu iddiaları sadece duruşma salonuyla da sınırlı değil. Kendisi müvekkilim hakkında canlı yayınlara çıkarak birçok iddiada bulunuyor. Bunlar hakkında da ayrıca bir suç duyurusunda bulunduk; mahkemenin de bu yayınları toplayarak suç duyurusunda bulunmasını talep ediyoruz. "Aile tablosu", "Aile boyu saadet" diye tablolar yansıtılıyor. Müvekkilimin çocukları bu yayınlar yüzünden zorbalığa uğruyor.

Son bir hususa dikkat çekip savunmamı bitireceğim: Tamer Gümüş operasyonla evinden alınmadı. 21 Mayıs 2025'te emniyetten arandı, 22 Mayıs'ta kendisi gitti. Ki ben kendisini 19 Mart'ta bu süreçler başladı, aradım ve uyardım; dedim ki: "Ağaç AŞ'den iş alıyorsun, sen de savcılıkta ifadeye çağrılabilirsin." "Çağrılırsam giderim." dedi. 19 Mart'ta çağrıldı, 22 Mayıs'ta gitti. Aradaki iki ay süre boyunca bu adamın Hollanda'da oturumu bulunuyordu, Hollanda'da bir şirketi bulunuyordu. Hiçbir zaman yurt dışına çıkıp gelmemezlik yapmadı. Ama yaklaşık hakkında bir yıldan fazladır bir yurt dışı çıkış yasağı bulunuyor ve biz neredeyse her hafta bir dilekçe sunduk; yani müvekkilimin yurt dışına çıkması gerektiğini, bu şirketin artık batacağını, yurt dışında bir ticareti toparlayıp ithalat ve ihracat yaptığından bahsediyoruz. Ama bu dilekçelerimiz dikkate alınmıyor. Sizlerden ricam; müvekkilimin kaçma şüphesi olmadığı zaten çok açık, aynı şekilde delil karartma şüphesi de yok, kendi delillerini kendi sundu zaten. 4 aydır, 2025'ten beri şirketinin bulunduğu ülkeye gidemiyor ve bu artık geri dönülemez bir zarar hâline geldi.

Son olarak; müvekkilim hakkında hiçbir somut dayanağı olmayan, sektörde "Öyle konuşuldu, duydum, görmedim." iddiaları karşısında tüm somut delillerimizi sunduk. Diğer delillerimizi ayrıca sunacağız bahsi geçen uçuş bilgilerine vesaire; ayrıca bunların Türk Hava Yolları'ndan da talep edilmesini istiyoruz. Yine Ümit Polat ve müdafiinin müvekkilim hakkında ortaya attıkları artık "Hangisi tutarsa" mantığına dayanan tüm asılsız iddialara cevaplarımız ortadadır. Burada rüşvet suçu bakımından asıl değerlendirilmesi gereken, müvekkilimin menfaat sağlama noktasında serbest iradesiyle hareket etmediğidir. Dolayısıyla müvekkilimin eylemlerinin TCK 252 değil, 250 kapsamında değerlendirilip irtikap mağduru olarak değerlendirilmesini ve beraatini talep ediyoruz. Teşekkür ederim.

ADEM YAVUZ SAVUNMASI – 21.09.2026

Savcılıkta vermiş olduğum ifademi huzurda tekrarlarım. Ekleyeceğim başka bir şey yok, beraatimi talep ederim.

MURAT OR SORUYOR

Murat Or: Adem Bey, iki soru soracağım. Birincisi, o Ali Bey ile arandığınız süreçler için aramanız ve gelip Ali Bey'i götürmeniz için, en son oraya gelmeniz haricinde bir irtibatımız veya görüşmemiz olmuş muydu sizinle?

Adem Yavuz: Olmadı.

Murat Or: Bir de şahsım adına veya Ali Bey adına sizden herhangi bir para veya menfaat talebinde bulunmuş muydum?

Adem Yavuz: Talebe tabii...

Hakim: Şöyle yapalım Adem Bey. Bu tarafa dönüp mikrofona yakın cevap alalım, kayda geçsin. Ondan sonra soruyu yaşıyorsun.

Adem Yavuz: Herhangi bir talep... Şahsi olarak bir talepte bulunmadı başkanım ama Özel Kalem Müdürü olması hasebiyle tabii ki biz de...

Hakim: İfadenizde bahsettiğiniz o 22.000 Dolar hususu var.

Adem Yavuz: Evet. Onda...

Hakim: Orada siz işte Sadık Murat Or'a mı teslim ettiniz parayı?

Adem Yavuz: Evet, ben ona onu teslim ettim.

Hakim: Teslim ettiğinizde size herhangi bir makbuz verdi mi?

Adem Yavuz: Konuyu ben biliyorum. "Bunu istersen bırakabilirsin, istersen de bekleyebilirsin" dedi. Ben de "Beklemeyeyim, teslim edeyim." dedim.

ALİ SUKAS SORUYOR

Adem Yavuz: Esnaf olur. İşletmeciyiz.

Ali Sukas: Esnaflıkta ne iş yapıyordunuz, ondan da söz edelim. Yani ne işiyle ilgileniyordunuz?

Adem Yavuz: Peyzaj işiyle uğraşıyordum.

Ali Sukas: Ağaç konusunda uzmanlığınız var mı? İthalat, ihracat, yerli üretim?

Adem Yavuz: İthalat yapıyordum, yerli üretimimiz de zaten Yalova'da fidanlığım var. Orada da zaten ufak çapta bir üretim yapıyordum.

Ali Sukas: Fidanlık kendi adınıza mı?

Adem Yavuz: Aden Süs Bitkileri adıma.

Ali Sukas: Aden Süs Bitkileri adına. Ne zamandan beri?

Adem Yavuz: 2018'den beri.

Ali Sukas: Bu ithal ağaç fiyatları konusunda sanırım biraz bilginiz var. Öyle mi?

Adem Yavuz: Genel olarak.

Ali Sukas: İfadenizde bildiriyorsunuz ki Ağaç A.Ş. ile olan ihalelerin çoğu bu gerçek yaklaşık maliyetin üzerinde, çok daha yüksek bedellerle temin edilmektedir. Örnek vermek gerekirse 40-45 manolya ağacının şu andaki mevcut fiyatı 130 bin TL civarındadır. 2024 yılı şubat ayındaki kesilen fatura bedeli ise yaklaşık 190-210 bin TL arasındadır. Bu bilgiyi nereden aldınız?

Adem Yavuz: Ben de ithalat yaptığım için, o dönemki rakamları da bildiğim için, o şekilde.

Ali Sukas: Nereden biliyordunuz o rakamları? Yani Ağaç A.Ş.'nin aldığı bir ürünün fiyatını siz nereden biliyordunuz?

Adem Yavuz: Bu camia ufak camia bilirsiniz. Herkes ne kadar ne verdiğini, kimin ne kadar iş yaptığını herkes birbirine arka kapıda iletir. Bunu da dediğim gibi.

Ali Sukas: Somut bir bilginiz var mı? Yani şundan duydum, şurada faturasını gördüm.

Adem Yavuz: Ben somut olarak bir şey söyleyemem. Dediğim gibi yani bu camia çok ufak bir camia olduğu için herkes arka kapıda, işte ben bu kadar adet aldım, bu kadar verdim diye söylenildiğinde biz duyuyoruz anladığım kadarıyla.

Ali Sukas: Sektördeki dedikodudan duyuyorsunuz yani.

Adem Yavuz: Yani sektördeki duyumdan öte, yani içerideki arkadaşlarınızla işte Ümit Polat'ın ifadesinde mevcut, aynı şekilde öyle var.

Ali Sukas: Ümit mi söyledi size bunu?

Adem Yavuz: Ümit söyledi.

Ali Sukas: Peki Ağaç A.Ş. ile çalıştığınız süre boyunca üstlendiğiniz işleri zamanında yerine getiriyor muydunuz, aksama oluyor muydu?

Adem Yavuz: 2023 Haziran'a kadar yerine getirdim. Onlar da çok açıktır zaten geçmişe dönüldüğü zaman. Ama 2023 Haziran'dan sonra hem kurdaki artış oranlarıyla ilintili olarak, hem de ağaç sökümünden kaynaklı sıkıntı olarak, yani bize almadığınız ağaçlarla alakalı bir sıkıntılı bir sürece girdik. 2023 Kasım'ında da 10 bin 500 metreküp ithal torf şeyini, sizin de süre uzatımınızı vermek kaydıyla bitirdik ve teslim ettim.

Ali Sukas: Anladım. Son cümleyi tekrar eder misiniz?

Adem Yavuz: Sizin de onayınızla süre uzatımı verilmek kaydıyla 2023 Kasım'ında teslim ettim.

Ali Sukas: Kaç kez süre uzatımı aldınız?

Adem Yavuz: Bir kez süre uzatımı aldım.

Ali Sukas: Bir kez?

Adem Yavuz: Evet.

Ali Sukas: Ben üç diye hatırlıyorum da.

Adem Yavuz: Ben bir kez olarak hatırlıyorum, öyle de olduğunu biliyorum.

Ali Sukas: Ödemelerinizi alamadığınızla ilgili ifadeleriniz var. Özellikle 2023 yılı, bahsettiğiniz süreçte, son faturalarınızın neredeyse peşin ödendiğini hatırlıyor musunuz? Onlarıda mı geç aldınız?

Adem Yavuz: 2023'te nadir olarak nakit olarak aldım, çek olarak alıyordum.

Ali Sukas: Peki, tamam, başka sorum yok.

HÜSNÜ YÜKSEL TUNAR AVUKATI SORUYOR

Avukat: Hüsnü Yüksel Tunar'ı şahsen tanıyor musunuz?

Adem Yavuz: Ben şahsen tanımıyorum. Kim olduğunu da bilmiyorum.

Avukat: Ne iş yaptığını tam olarak biliyor musunuz?

Adem Yavuz: Yani peyzaj işleriyle, havuz işlerinin bakımlarıyla uğraştığını duydum.

Avukat: Evet. Şimdi ifadenizde Ali Sukas'ın bir hemşehrisi, kasa olduğunu söylemişsiniz. Ama ifadenizde hemşehrisi olarak ifade ediyorsunuz. Ama ilk ifadenizde Hüsnü Yüksel Tunar'ın ismini veriyorsunuz. Yani Hüsnü Yüksel Tunar'ın ismini neden verdiniz?

Adem Yavuz: Yok, orada bir Savcı Bey'in, orasını çok hatırlamıyorum ama Savcı Bey'in Hüsnü Yüksel Tunar'ı tanıyor musunuz diye bir ifadesi oldu ise, ki muhtemelen öyle oldu, ona istinaden ben de tanımıyorum ama genel de bu şekilde söylendiğini, hemşerisi olduğunu, öyle duyumların olduğunu belirttim.

Avukat: Şimdi orada bir teşhis var. Hemşehirisi olduğunu ve kasası olduğunu. Yani şimdi şöyle mi diyorsunuz? Yani Hüsnü Yüksel Tunar, Ali Sukas'ın hemşehirisi ve kasası. Ama şimdi savcışıktaki ifadenizi doğrulamak için soruyorum. Yani siz Hüsnü Yüksel Tunar'ın ismini vermediniz, bir hemşehirisi dediniz. Savcı Bey, Hüsnü Yüksel Tunar mı dedi, siz de odur dediniz. Doğru mu?

Adem Yavuz: Evet, evet.

ÜMİT POLAT AVUKATI SEVGİ DAĞDEMİR SORUYOR

Sevgi Dağdemir: Öncelikle ilk sizden hangi tarihte istenmeye başlandı Adem Bey?

Adem Yavuz: 2022'nin sonlarına doğru.

Sevgi Dağdemir: 2022'de. Ne niyetle istendi, kim istedi? İlk tehdit kimden geldi?

Adem Yavuz: Ümit Polat. Zaten öyle belirtmişim. Ümit Polat beni çağırdı. Bir liste olduğunu, o listede de benim ismimin olduğunu, genel müdürün böyle bir talebi olduğunu, benim de kendisine ben şu anda çok yüksek limitlerde herhangi bir fatura kesmedim, bir iş yapmadım. Dolayısıyla bu bu yüksek rakamlar neden talep edildi dediğimde kendisine de zaten çıkışmıştım. Ama bu bunu yukarıdakinin talebi olduğunu, yani genel müdürün talebinin geldiğini...

Sevgi Dağdemir: Yani siz doğru, 2022'nin sonunda 2023 seçimleriyle alakalı para toplanmaya başlandığını ifade ediyorsunuz, doğru mudur?

Adem Yavuz: Evet.

Sevgi Dağdemir: İkinci sorum, diyorsunuz ki "Ümit beni çağırarak tehdit etti, şu parayı vereceksin, vermeyeceksin" gibi beyanlarınız var. "Ümit Bey benim yanımda bu parayı verirseniz ödemelerinizi alacağınıza, aksi takdirde alamayacağınıza gibi tehdit ve baskı unsurlarına maruz kaldım" diyorsunuz. Yanımda muhasebeyi aradı diyorsunuz. Muhasebe departmanına talimat verdi, ertesi gün hesabıma 500 bin lira para yattı. Ağaç A.Ş.'de işler böyle mi yürür? Yanınızda muhasebe departmanından kimi aradı, Adem Yavuz'a bu parayı öde dendi?

Adem Yavuz: O gün şöyle söyleyeyim, o günkü zaten hesabıma cari hesabıma istinaden bir ödeme yapıldı. Hesabımda öyle bir paranın olmadığını kendilerine ileterek kendisinin de "Evet biliyoruz, sana cari hesabına ödeme yapılacak. Onu da işte tekrar çekip getirirsin" diye bir şeyi oldu. Öyle de bir konuşma oldu. Ama benim oradaki ifademde Ümit muhasebeyi aradı, talimat verdi diye benim yani orada bir yanlış anlaşılma olabilir. Benim öyle bir...

Sevgi Dağdemir: Yok, direkt öyle yazılmış. "Muhasebeyi aradı, 500 bin lira..."

Adem Yavuz: Onun öyle olmayacağını da bilirim, ben çünkü Ağaç A.Ş.'de 2008'den beri çalışıyorum. Dolayısıyla kimin ne şekilde talimat verip vermediğini de...

Sevgi Dağdemir: Hep Ümit Bey mi arar? Yani ödemelerinizi almak için o zamana kadar Ümit Bey mi gittiniz? Ümit Bey muhasebe mi, satın alma müdürü mü? Muhasebeyi arar, ödemeleri öyle mi yaptırır? İşleyiş böyle mi gider?

Adem Yavuz: Avukat hanım şöyle oldu, onu da o zaman aktarayım size. Şöyle oldu, Ümit muhasebe birimini arayıp genel müdürün bilgisi dahilinde Adem'e ödeme yapılması gerekiyor diye bilgi vermiştir. Bu kadar. Bir talimat verme değil.

Sevgi Dağdemir: Tamam, şimdi 2022'nin sonunda gittim diyorsunuz ve ödeme hemen ertesi gün yapıldı. Sizin raporlarınıza bakıldığı zaman MASAK raporunda 8. ayın 22'sinde 202...

Adem Yavuz: Sonunda demiyorum, sonlarına doğru diyorum avukat hanım.

Sevgi Dağdemir: Tamam, ama 8, 9, 10, 11, 12 arada var. Ama öyle bir ödeme de yok. Daha sonra 2023'ün 6. ayında var, 2023'ün 12. ayında var. Siz toplam 3 tane 500'er bin liralık ödeme alıyorsunuz. Aslında birisi 2022'nin neredeyse ortalarında, diğeri de 2023'ün ortasında ve 2023'ün sonunda. Siz Ağaç A.Ş.'de Ümit Polat ile ne zaman görüştünüz, ertesi gün ödemeye konuşuldu, muhasebeye talimat verdi, yani böyle bir sizin beyanınızla uyuşmayan bir MASAK raporu var. Siz 2022'nin 8. ayında mı konuştunuz?

Adem Yavuz: Biz sadece 8. ayında değil ki, biz her daim Ümit'le görüşüyorduk zaten. İşimiz gereği.

Sevgi Dağdemir: Dediğiniz tarihleri doğrulayan bir ödeme yok.

Adem Yavuz: Yani onu birebir şu an hatırlamam mümkün değil avukat hanım.

Sevgi Dağdemir: Tamam, diğerine gelelim. Onu hatırlamıyorsunuz, zaten kayıtta da yok. Diyorsunuz ki "Boyner Kart istedi, baskı altında kaldım, Boyner Kartı'nı verdi." Gelen Boyner Kart cevaplarında Boyner'den bir alım yaptığınıza ilişkin, kart verdiğinize ilişkin bir cevabi yazı da yok. A101'den kartlarınız var. Yani herhangi bir şekilde faturalandırılamamış ya da alım yapmadığınız bir Boyner hediye kartı olayına nasıl Boyner Kart...

Adem Yavuz: Boyner Kart'ı, Boyner Mağazacılık'tan detaylı  adına kesilen faturaları incelerseniz görürsünüz.

Sevgi Dağdemir: Boyner'den cevabi yazı geldi ve belgeleri yok.

Adem Yavuz: O zaman ben size bu arada iletirim.

Sevgi Dağdemir: Bana değil, mahkemeye iletin. Mahkemeye iletin.

Adem Yavuz: Zaten mahkeme dosyalarında da var Sayın Avukat hanım.

Sevgi Dağdemir: Tamamdır. Şimdi diyorsunuz ki "Ümit Bey istedi, Ali Suat'sa ihale edilenlerin kimin alacağına yine kim karar verir diyeyim ben size?

Adem Yavuz: Ali Ali Bey karar verir.

Sevgi Dağdemir: İhaleleri almaman yönünde talimat veren kişi Ali Sukas'tır. Çünkü bu işleri o organize eden Ali Sukas'tır. Sizin Ali Bey'e ve Ümit Bey'e karşı herhangi bir husumetiniz var mı ihaleleri alamadığınızla alakalı?

Adem Yavuz: Hayır, hayır.

Sevgi Dağdemir: Bunu neden verdiniz? İş mi alamıyordunuz siz de? Yani iş alamıyorum dediniz.

Adem Yavuz: Biraz önce Ali Bey'e, bana sorduğunda söylemiştim. 2023 yılına kadar evet, ama 2023 Haziran'dan sonra öyle bir problem olmaya başladı.

Sevgi Dağdemir: Ümit Polat ile aranızda bir tartışma, bir husumet var mıydı? Yani siz 2023 topluma kadar ya da soruşturma olmayana kadar görüşmüyor muydunuz yoksa Ümit Bey'le bir Ağaç A.Ş.'de ciddi bir bağrışma yaşanarak Ağaç A.Ş.'den gönderildiğiniz hususu doğru mu?

Adem Yavuz: Yok, yok, hayır.

Sevgi Dağdemir: Burada Ümit Bey'in maruz kaldığı bir darp olayında biz bunun yönlendiren kişinin Ali Bey olduğunu söylediğimiz zaman Ali Bey dedi ki "Asıl dedi Adem Yavuz'la arasında sorun vardı. Adem Yavuz'dan neden şüphelenmedin?" dedi. Aranızda husumet yok. Ali Bey bunu neden söylemiş olabilir?

Adem Yavuz: Onu bilemem, onu Ali Bey'e sormanız lazım.

Sevgi Dağdemir: 2022 yılında ne kadar alacağınız vardı?

Adem Yavuz: Bilemiyorum avukat hanım. Şu an onları hatırlamam çok mümkün değil ama çok basit Ağaç A.Ş.'nin muhasebe emanetlerinden özettir. Siz de alsanız çok rahat görürsünüz.

Sevgi Dağdemir: Ağaç A.Ş.'de Ali Suat ya da Ümit Polat kendilerine yakın olan firmalardan alım yaparlar mıydı?

Sevgi Dağdemir:  Ali Bey'in kendisine yakın olarak alım yaptığı firma isimlerinden verebileceğiniz... Siz alamıyorsunuz ya, bunun iddiasında bulunuyorsunuz. Kimlerden alıp kendilerine yakın olarak alım yaptıkları firmalar kimlerdi?

Adem Yavuz: Şu anda hatırlayamıyorum.

Sevgi Dağdemir: Hatırlayamıyorsunuz. Tamer Gümüş'le Ali Sukas'ın ortaklığı konusunda, sektör küçük, biraz önce öyle dediniz Adem Bey. Sektör küçük, her şey duyulur dediniz. Tamer Gümüş'le Ali Sukas'ın ortaklığına yönelik herhangi bir duyumunuz oldu mu?

Adem Yavuz: Ya genelde dediğim gibi piyasada var, piyasa olduğu için öyle o şekilde konuşmalar var.

Sevgi Dağdemir: Duydunuz mu, duymadınız mı?

Adem Yavuz: Duydum, çok duydum.

Sevgi Dağdemir: Tamer Gümüş'ün mal varlığında Ali Bey'in göreve gelmesiyle birlikte bir artış oldu mu?

Adem Yavuz: Onu ben bilemem. Onu...

Hakim: Dosyadaki verilerde değerlendirilecek hususlar avukat hanım. Onu sormamıza gerek yok daha fazla.

Sevgi Dağdemir: Tamam, teşekkür ediyorum.

ALİ SUKAS AVUKATI KAPTAN YILMAZ SORUYOR

Kaptan Yılmaz: Adem Bey geçmiş olsun.

Adem Yavuz: Çok teşekkür ederim.

Kaptan Yılmaz: Şimdi direkt savcılıktaki beyanlarınız üzerinden sorular soracağım. Şimdi beyanınızda diyorsunuz ki 2022 yılının sonuna doğru. Biraz önce de sonuna doğru tabirini Ağustos için kullandığınız gibi bir izlenim edindim. Yani siz net soracağım. İfadenizde belirttiğiniz 500.000 lirayı hangi tarihte MASAK'ın belirttiği 2022 Ağustos, 15 Ağustos tarihinde mi? Yoksa 2022'nin sonu Kasım, Aralık ayında mı teslim ettiniz?

Adem Yavuz: Yani Ağustos, MASAK raporunun tespit ettiği Ağustos sonu.

Hakim: Aynı soru soruldu.

Kaptan Yılmaz: Bunu şunun için söylüyorum Sayın Başkanım, önemli. Çünkü seçim yardım diyorsunuz, için sizden istendi bu para.

Adem Yavuz: Öyle söylendiği için söyledim.

Kaptan Yılmaz: Kim söyledi size seçim yardımı?

Adem Yavuz: Ümit Polat.

Kaptan Yılmaz: Peki bunu seçim yardımı mı, sormadınız mı? 2023 15, 14 Haziran'da seçim yapılacak. Yani yaklaştık, bahsettiğiniz tarihten 10 ay sonra. Ya bu ne seçimi diye sormadınız mı?

Adem Yavuz: Sormadık. Çünkü genellikle böyle bir talepleri olduğu için, işte şunun için, bunun için, böyle. Yani Ramazan'da Ramazan kartları, yıl sonunda Boyner kartları gibi talepleri olduğu için sorma gereğinde...

Kaptan Yılmaz: Siz bilmiyor muydunuz seçimin 2023 Haziran'da olacağını?

Adem Yavuz: 29 Mayıs’ta olacağını bilmiyordum.

Kaptan Yılmaz: 29 Mayıs’ta. Yani 15 Ağustos'ta Mayıs ayında olacağını biliyordunuz.

Kaptan Yılmaz: Peki size Adem Bey size hani Ali Sukas'ın eşi aday, onun için seçim çalışmalarına destek topluyoruz gibi somut, hani Ali Sukas'ın eşi için mi istendi seçimde, yoksa sadece seçim gibi genel mi?

Adem Yavuz: Birebir öyle bir talepte gelemedi ama dediğim gibi hani bu tür...

Kaptan Yılmaz: Yok, size kullanılan tabiri soruyorum. Hani Ümit Polat size seçim için mi dedi, yoksa Ali Sukas'ın eşi aday onun seçimi için mi dedi?

Adem Yavuz: Seçim için dedi.

Kaptan Yılmaz: Şimdi ifadenizde diyorsunuz ki biraz önce de belirttiniz. Sizden para talebinde, hesabımda param yok, o zaman sana para gönderelim öde de hani öyle anlıyorum söylediğinizden.

Adem Yavuz: Evet

Kaptan Yılmaz: Ve ifadenizde de parayı hesabınıza gönderdikleri gün hesabınızdan çekiyorsunuz, aynı gün götürüp Ağaç AŞ'de teslim ediyorsunuz. Detayı birazdan soracağım, doğru mudur?

Adem Yavuz: Yani onu tam olarak hatırlayamıyorum. Aynı gün olabilir, ertesi gün olabilir.

Kaptan Yılmaz: Bu çok önemli. Aynı gün demişsiniz, iki yerde de aynı tabiri kullanıyorsunuz. O gün parayı çektim, götürdüm Ağaç AŞ'de parayı teslim ettim diyorsunuz.

Adem Yavuz: Aynı gün teslim etmedim. Ertesi gün dolar olarak teslim ettim diye ifade ediyorum orada.

Kaptan Yılmaz: Ertesi gün hesabıma para yattı diyorsunuz.

Adem Yavuz: Evet evet.

Kaptan Yılmaz: Ertesi gün hesabıma para yattı, aynı gün tabiriniz çekildiğim günün aynısı gün parayı çektim...

Adem Yavuz: TL olarak çektim, getirdim. Makamda Ali Bey ile karşılaşınca poşet içinde 'Bu nedir?' dedi. Numune olarak numune talep etmişsiniz diye ifade verdim. Ondan sonra da 'Bu olmaz' deyince biz de gittik ertesi gün için ifademde de mevcut. Altunizade Sempati Döviz'den 22.000 dolar olarak aldık ve ertesi gün teslim ettik.

Kaptan Yılmaz: Teşekkürler. İfadeniz biraz farklı.

Adem Yavuz: Yok yok, farklılaşmadı. Oradakini...

Kaptan Yılmaz: Lütfen ben sorayım, cevaplayın. Çelişkiyi gidermenizi isteyeceğim. İfadenizde Ağaç AŞ'ye 2 kez geldiğiniz yönünde bir beyanınız yok. Aynı gün döviz bürosuna gidip dolara çevirip getirip verdiklerinizi söylüyorsunuz. Şimdi TL olarak 15'inde yani çektiğiniz gün TL olarak getirdiğinizi, dolar istendiği için dolara çevirip doları ertesi gün teslim ettiğinizi söylüyorsunuz. Doğru mudur? Anladığımı size teyit ettirmek istiyorum. Böyle söylüyorsunuz şu an.

Adem Yavuz: Bir dakika Sayın Avukat.

Kaptan Yılmaz: Arzu ederseniz ben ilgili bölümü okuyayım.

Adem Yavuz: Yok ben gördüm, ben de okudum. Orada ifadem dediğim gibi, yani orada yanlış alınmış olabilir. Ama bildiğim eylem, söylediğim eylem ertesi gün.

Kaptan Yılmaz: Tamam, yani 2. kez gittiniz.

Adem Yavuz: Alibeyköy'den, tekrardan Altunizade gidip de aynı gün yetiştiremeyeceğimizi biliyorsunuz.

Kaptan Yılmaz: Anlıyorum. Yani Ağaç AŞ'ye bir TL olarak götürdünüz ayın 15'inde, 16'sında da dövize çevirdikten sonra da doları bırakmak için götürdünüz. Tamam.

Adem Yavuz: Şu anda bu ifadelerim tam hatırlamıyorum.

Kaptan Yılmaz: Şimdi eğer Ağustosta kararlı değilseniz, bak Aralık'ta teslim ettim, Kasım'da teslim ettim diyorsanız başka soru soracağım. Siz ısrarla belirttiğiniz Ağustos, ona göre soru soracağım.

Adem Yavuz: Yani dediğim gibi Avukat Bey, ben şu anda o tarihleri çok hatırlamam mümkün değil ama ifadem o zaman o şekilde ifade verdiysem o ifadem de geçerli.

Kaptan Yılmaz: Zaten şöyle, biraz önce meslektaşımız da size beyan etti. Çektiğiniz 500.000 lira ama değil mi? Ağaç AŞ size 500.000 yaptı, 500.000 çektiniz.

Adem Yavuz: Evet evet.

Kaptan Yılmaz: Tamam. 2022 yılı 10.05.08 tarihinin dışında 500.000 lira Ağaç AŞ'den size yapılan ödeme yok. Sizin de 2022 yılında 500.000 veya ona yakın bir para çekmişliğiniz yok. Yani hani bu beyanınız MASAK tespiti gibi aslında olsa olsa 15 Ağustos 2022 de olabilir.

Adem Yavuz: O zaman doğrudur.

Kaptan Yılmaz: Fakat HTS baz kayıtlarına bakıyoruz, siz 1 değil üstelik 2 kez Ağaç AŞ'ye geldiğinizi söylüyorsunuz. Ne ayın 15'inde, ne ayın 16'sında Ağaç AŞ'de ya da Ali Sukas'la bir baz kaydınız yok. Baz kayıtlarınıza baktım Murat Or'da da yok, Ümit Polat'ta da yok.

Hakim: Soruya gelelim Avukat Bey

Kaptan Yılmaz: Bu çelişkiyi nasıl açıklayacak? Açıklamasını istiyorum Sayın Başkanım.

Hakim: Tamam siz onu neyse bildirirsiniz, biz değerlendiririz çelişkiyi.

Kaptan Yılmaz: Belki başka bir şey söyleyip düzeltecek beyanını.

Adem Yavuz: Yok ifadem o zaman ifadem hangi şekilde verdiysem o aynı ifademi tekrarlıyorum.

Kaptan Yılmaz: Peki. Şimdi ertesi gün dediğiniz için bu Üsküdar niye mesela Ağaç AŞ'ye yakın bir yerde döviz bozmadınız?

Adem Yavuz: Genellikle Sempati Döviz'le çalıştığımız için.

Kaptan Yılmaz: Yani tanıdığınızdır Sempati Döviz. Daha uyguna bozuyordur ya da odur.

Adem Yavuz: Evet evet, o dönemde.

Kaptan Yılmaz: Peki. Adem Bey 500.000 lirayı bu parayı bozdurduğunuzu söylediğiniz 15 Ağustos itibarıyla baktık, kur 18 TL. Sizin 500.000 liranız 27.800 dolar yapıyor. İfadenizde diyorsunuz 500.000 TL'ye karşılık gelip 22.000 dolar aldım, o götürdüm Ağaç AŞ'de Sukas'a Murat Or'a teslim ettim. 5.800 dolar eksik ödeme yapmış size bu tanıdık dövizciniz.

Adem Yavuz: Yok yok ben 22.000 dolar olarak takdim ettim.

Kaptan Yılmaz: Siz 500.000 doların karşılığında 22.000 dolar aldınız değil mi 500.000 liranın karşılığında?

Adem Yavuz: Ben 500.000 liranın karşılığında 22.000 dolar aldım, 27.000 dolar aldım... 22.000 doları...

Kaptan Yılmaz: Bunu benden duyduğunuzu söylemeyin. İfadenizde aynen 22.000 dolar aldım diyorsunuz.

Adem Yavuz: Avukat Bey ben ne kadar para aldığımı, ne kadar para çektiğimi, ne kadar dolar aldığımı gayet iyi bilen birisiyim.

Kaptan Yılmaz: İfadeniz öyle diyor. Ben sizin bilip bilmediğinizi sormuyorum.

Adem Yavuz: Ben de onun karşılığında '22.000 dolar verdim' diye beyan ettim. Beyanımın da arkasındayım.

Kaptan Yılmaz: Beyanınızı aynen okuyacağım size.

Hakim: Biz beyanı okuyoruz zaten

Kaptan Yılmaz: '500.000 TL karşılığı olan yaklaşık 22.000 dolar döviz aldım. Aynı gün tekrardan Ağaç AŞ'ye giderek Özel Kalem Müdürü Murat Or'un masasına bıraktım.' Şimdi söylediğiniz beyanla hem aynı gün teslim ettiğinizi yalanlıyorsunuz, hem 22.000 dolar karşılığı aldım beyanınızı 27.000 dolara çıkarıyorsunuz.

Adem Yavuz: Ben 22.000 dolar olarak, teslim ettim. 27.000 dolar verip vermediğim sizi de ilgilendirmez. Bakış açınız ilgilendirir.

Kaptan Yılmaz: Benimle de bu şekilde konuşmayın. Mahkemede sanıksınız. Benim sorularıma cevap verin ya da...

Hakim: Avukat Bey siz sorunuzu sorun.

Kaptan Yılmaz: Ama lütfen Sayın Başkanım, beni müdahale etmek zorunda bırakmazsanız memnun olurum.

Hakim: Mahkemede siz bana müdahale edemezsiniz zaten, sizin de öyle bir hakkınız yok yani.

Kaptan Yılmaz: O zaman siz müdahale edin. Sanığın benimle böyle konuşmasına müsaade etmeyin Sayın Başkanım. Geçen gün benzer durum oldu, siz müdahale etmezseniz ben müdahale ederim.

Hakim: Avukat Bey, siz devam edin, devam edin, buyurun.

Kaptan Yılmaz: Şimdi, soruşturma aşamasındaki ifadenizde para vermek istemediğinizi dile getirdikten sonra 2022 yılına gelindiğinde iş alamaz hale geldiğinizi söylüyorsunuz. Şimdi hem 2022 yılı yani ağustos ayında para vermeyeceğinizi, veremeyeceğinizi belirttikten sonra "İş alamaz hale geldim." diyorsunuz. 2022 mi bu tarih?

Adem Yavuz: Ben 2022 yılında zaten mevcut çalışıyordum, devam ediyordum. Ben 2023 haziranından sonra iş almamaya başladım.

Kaptan Yılmaz: Tamam, ben beyanınızı soruyorum. Adem Bey, beyanınız bu şekilde; 2023 olarak düzeltiyorsunuz, tamam.

Hakim: Böyle soru şekli mi olur? Beyanı okuyorsunuz, "Beyan doğru mu?" Doğru dedi, zaten söyledi.

Kaptan Yılmaz: Doğru değil, soruma geleceğim yani. 2022'de... Bunu siz soracak mısınız, 2022 yılına ait?

Hakim: Ne soracağımızı biz... Biz sormak istersek sorarız.

Kaptan Yılmaz: O zaman Sayın Başkan, benim de ne sormak istediğime lütfen müdahale etmeyin.

Hakim: Ederim tabii. Beyanı satır satır okuyup da oradan neyi soruyorsunuz yani? Soracağınızı düzgün sorun yani, böyle bir şey yok ki.

Kaptan Yılmaz: Düzgün soruyorum Sayın Başkan, nasıl düzgün... Nasıl soruyorum ben?

Hakim: Beyan... Neyi sordunuz Sayın Avukat? Kaç defa söyledi daha, neyi devam ediyoruz ki aynı şeyi tekrar?

Kaptan Yılmaz: Devam ediyorum Sayın Başkan. 2022 yılıysa iş almadığı yıl, soru başka...

Hakim: E tamam, 2023 dedi ama. "Beyanımın arkasındayım." diyen adama aynı şeyi bir daha niye soruyoruz 2022 diye?

Kaptan Yılmaz: 2022 diyor, 2023 diye değiştiriyor Sayın Başkan; hangi beyanının arkasında? Ben devam edeyim mi sorularıma lütfen? Şimdi daha sorum var.

Hakim: Sorun efendim sorunuz varsa. İfadesini okuyup da "İfade doğru mu, değil mi?" diye tek tek satır satır sormayın yani.

Kaptan Yılmaz: Yahu Sayın Başkan, ben... Aynı şeyi dinlemiyor muyuz? "2023 yılından sonra iş almadım." diyor; ifadesi 2022. Çelişki bu.

Hakim: Çelişki varsa çeliştiğini kendimiz değerlendiririz en son finalde zaten yani.

Kaptan Yılmaz: Ama ben de değerlendireceğim, onun üzerine soru soracağım. Ben savunma yapmıyorum burada ama sizin değerlendirmenizi, son savunmayı bekleyecek durumda değilim; bu çelişki üstünden soru soracağım elbette. Lütfen bir devam edeyim, kesmeyin. Lütfen.

Hakim: Tamam, devam edin, buyurun. Beyanlardan sonra...Müdahale ederim ama aynı şekilde ifadesini sorup...

Kaptan Yılmaz: Ya lütfen Sayın Başkan, bakın bunu yapmayın. Satır satır tekrarlatmıyorum. Benim soru sorma usulümü, üslubumu biliyorsunuz. Müdahale etmeseniz şimdi çoktan bitmişti.

Hakim: Avukat Bey buyurun, devam edin.

Kaptan Yılmaz: Peki. Adem Bey, 2023 yılı 2. döneminden sonra iş almadım diye düzelttiniz beyanınızı. Ben baktım; 2023'ün ikinci yarısında 11 milyonluk iş almışsınız. Daha doğrusu 11 milyonluk fatura kesmişsiniz.

Adem Yavuz: Avukat Bey, yanlış bilgi. Ben nisan ayında sözleşmesini yaptım, 2023 kasımında da sözleşmeyi bitirdim. O dönemde de peyderpey ödemeler aldım.

Kaptan Yılmaz: Kayıtları sunarım. Ben tekrar söylüyorum; kestiğiniz faturalar, fatura toplamı 2023'ün 2. dönemine 11 milyon TL. Yani iş alma noktasında bir sıkıntı yaşamadığınız görülüyor.

Adem Yavuz: O sözleşme 2023'ün nisan ayında yapıldığı için ve 2023'ün kasımına kadar devam eden iş olduğu için doğal olarak da öyleydi. Sözleşme bedeli 11 milyon 100 bin civarıydı.

Kaptan Yılmaz: Peki. Bu para vermek istemediğinizi hangi tarih dile getirdiniz? Yaklaşık bir şey söyleyebilirsiniz; yıl, ay?

Adem Yavuz: Öyle bir şey söyleyemem. Dediğim gibi üzerinden 3 sene geçmiş, öyle bir şey söylemem mümkün değil.

Kaptan Yılmaz: Bu para teslim ettiğiniz tarihle düşünseniz; öncesi, sonrası?

Adem Yavuz: Dediğim gibi şu anda yani onu hatırlamam mümkün değil.

Kaptan Yılmaz: Peki, hatırlamıyorsunuz. 2023 yılında, yani '22 yılında yaşandığını söylediğiniz bu para talebinin, 2023 yılının ilk 6 ayında 18 milyon, ikinci 6 ayını söyledim 11 milyonluk ödeme almışsınız. 6 tane ihale var 2023'ün ilk 6 ayında aldığınız. Bu ihalelerde sizden para talep edildi mi? Yani bu 500 bin lira dışında, iddianız dışındaki 2023'te aldığınız ilk 6 aydaki 18 milyonluk...

Adem Yavuz: Ben 2023'ün ilk 6 ayında 6 tane ihale almadım.

Hakim: Ya soruyu şöyle soralım: Bu iddia ettiğiniz paranın dışında sizden herhangi bir ihalede, herhangi bir şekilde Gül Hanım tarafından, Ali Sukas tarafından herhangi başka bir talep...

Adem Yavuz: Hayır Başkanım, sadece dediğim gibi ifademde de belirttiğim gibi hem Boyner, Hem Ramazan kartları haricinde bir talep olmadı.

Kaptan Yılmaz: Tamam, başka sorum yok, teşekkürler.

TAMER GÜMÜŞ AVUKATI EBRAR ASLAN SORUYOR

Ebrar Aslan: Adem Bey, Ümit Polat müdafii, Ali Sukas ile Tamer Gümüş’ün ortaklık iddiasını yani meşhur sorusunu size de sordu. Siz de sektörde bu tarz birçok dedikodu var dediniz. Yani bu dedikodular sadece Ali Suat ile Tamer Gümüş arasında mı, farklı kişiler arasında da bu tarz dedikodular dönüyor muydu?

Adem Yavuz: O dönem Ali ile Tamer Bey'in arasında olduğunu duyduk.

Ebrar Aslan: Peki Ümit Polat'ın da farklı kişilerle ortaklık iddiası olduğu dedikoduları dönüyor muydu?

Adem Yavuz: Yok yok, ben öyle bir şey duymadım.

Ebrar Aslan: Tamam.

MURAT OR SORUYOR

Murat Or: Teşekkür ederim Sayın Başkan. Açıkçası soruyu sormaktan da hicap duyuyorum da Sayın Heyetinizin karşısında. Dün önce düşündüm soruyu da. Adem Bey, hatırlıyor musunuz? Siz bir yılbaşında, hangi yılbaşı hatırlamıyorum, bir yılbaşı paketi gibi, hediye paketi gibi bir şey getirmiştiniz Ali Bey'e. Ve o zaman da müsait değildi, o zaman da bana bırakmıştınız. Şimdi ifadenizde de dediniz ya "Ben ilk gittiğimde işte size bir numune getirdim Ali Bey" demişsiniz. O olayı hatırlıyor musunuz? Yılbaşı paketi gibi bir şeydi. Zaten biz de orada çalışanlara dağıtmıştık sonrasında.

Adem Yavuz: Yani dönem dönem öyle şeyler oldu ama tam olarak...

Murat Or: Yani özel bir dönem olmaması bile buraya geldiğinizde, müsait olunmadığı durumda bir şey getirdiğinizde bana bırakılma durumunuz oluyordu.

Adem Yavuz: Evet.

Murat Or: Doğrudur değil mi? Teşekkür ederim.

ADEM YAVUZ AVUKATI ZAFER KÜÇÜK SAVUNMASI

Şu aşamada müvekkilimin beyanlarına katılıyoruz. Yazılı savunmamızı Sayın Mahkemenize sunacağız. Atılı suçlamayla ilgili müvekkilimin beyanları gayet açık ve sarihtir. Yapılan sorgulamada meslektaşımın sorgulamasına savunmaya yönelik olmayıp tamamen yönlendirme içerikli olup karara esas alınmamasını şu aşamada talep ederiz. Şu aşamada müvekkilin ifadesi alındığından, yapacağımız savunmalar da daha sonradan dikkate alındığında müvekkilin atılı suçlamadan beraatine karar verilmesini Sayın Mahkemenizden şu aşamada arz ederiz.

NURTEN UĞURSOY SAVUNMASI – 21.09.2026

Sayın Mahkeme Heyeti, değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlarım. Eylem 134 ve 137 kapsamında şahsıma yöneltilen suçlamanın temelinde, yönetim kurulu başkanı sıfatıyla bazı belgelerde imzamın bulunması nedeniyle ihale yetkilisi olarak bilirkişi tarafından kabul edilmem bulunmaktadır. Oysa bir belgede imza sahibi olmak ile ihalenin icrai ve operasyonel süreçlerini yürütmek aynı şey değildir. Dosyada bulunan resmi belgelerden açıkça görüleceği üzere; yaklaşık maliyetin hesaplanması, teknik ve idari şartnamelerin oluşturulması, ihale komisyonlarının teşekkülü, firmaların davet edilmesi, tekliflerin alınması, değerlendirilmesi, EKAP işlemleri, ihale kararlarının oluşturulması, sözleşme, hak ediş ve ödeme süreçlerinde şahsımın herhangi bir icrai görevi, talimatı veya imzası bulunmamaktadır. Bu konu ile ilgili hiçbir belge yoktur. Yönetim kurulu tarafından alınan kararlarla da ihale sürecinin yürütülmesi konusunda genel müdürlüğe yetki verilmektedir. Yetki devri Kamu İhale Kanunu'nun 4. maddesinde açıkça belirtilmektedir ve ihale yetkilisinin tanımı da orada oluşmaktadır zaten. İhale mevzuatı, yetki devri veren kişiyi değil, yetki devri verilen kişiyi tanımlamaktadır.

Ancak savunmam, yalnızca şahsımın ihale sürecinde görev almadığı hususuyla sınırlı değildir. Dosyada asıl cevaplanması gereken daha temel bir soru bulunmaktadır. Bu ihalelerde, ihaleyi fiilen yürüten kişiler tarafından Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesi kapsamında suç oluşturan hangi somut delil vardır, hangi eylemle gerçekleştirilmiştir? İhale dosyalarının bütünü değerlendirildiğinde; ihaleye katılmak isteyen firmaların hukuka aykırı şekilde engellendiğine, herhangi bir isteklinin haksız biçimde avantajlı hale getirildiğine, gizli bilgilerin sızdırıldığına, ihale sürecinin anlaşmalı veya hileli biçimde yönlendirildiğine ya da Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde tanımlanan herhangi bir fesat eyleminin gerçekleştirildiğine ilişkin şahsım yönünden olduğu kadar ihalenin icrai ve operasyonel aşamalarını yürüten kişiler yönünden de somut, kişiselleştirilmiş, ceza sorumluluğu doğuracak nitelikte bir delil ve değerlendirme ortaya konulmamıştır. Oysa dosyada bu iki aşamalı tespit ortaya konulmadan bazı ithamlarda bulunulmuştur. İhaleye ilişkin bazı idari ve teknik değerlendirmelerin, eleştirilerin veya farklı yorumların bulunması tek başına ihaleye fesat karıştırma suçunun işlendiğini göstermez. Bu nedenle konu, ben bu ihaleyi yürüttüm mü sorusundan ibaret değildir.

Asıl mesele, bu ihalede Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesi kapsamında hangi somut suç fiili gerçekleşmiştir. Bu sorunun cevabını biz iddianamede aradık, bulamadık sayın hâkim. Ne çalışma arkadaşlarım açısından ne de şahsım açısından dosyada ihaleye fesatla ilgili tek bir eylem bulunmamaktadır. Şahsım bakımından durum gayet açık ve nettir. Çünkü EKAP sistemi devletin ihale kayıt sistemidir ve bu sistemde indirilen belgelerde açıkça ihale yetkilisinin kim olduğu görülmektedir. Bu görülen belgeler de size savunmam sonrasında yazılı olarak sunulacaktır. Ben burada bilirkişilik müessesesinin değerlendirmelerinden de bahsetmek istiyorum. Çünkü esasen burada ihaleye fesat, her ne kadar savcılık iddianamesiyle oluşsa da bilirkişi incelemelerinden kaynaklı bir suçlamada bulunulmuştur. İhale sürecinde bilirkişinin hukuki nitelendirme yasağını çiğnediğini görmekteyiz. Ben ihale yetkilisi olmadığım halde, bilirkişi beni ihale yetkilisi olarak yazmıştır. Zaten bu iddianamede adımın bulunması da bu nedenledir.

Buraya, ihale sürecinde sadece bu hata olmadığını da bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bilirkişinin sadece bu konudaki nitelendirmesinin yanı sıra, ana ihale için mal ve hizmet alımlarının bir arada ihale edilmesini suç saymış, oysa bu kanunun izin verdiği bir mevzuat hükmüdür. Ana ihalenin sonradan kısımlara ayrılarak yürütülmesini de suç saymış, oysa bu da kanunun izin verdiği bir madde metnidir. Alt yüklenici kullanılmasını suç saymış, bu da mevzuatın uygun gördüğü işler arasındadır. İhalenin kısmi teklife kapalı olmasını da idarelerin inisiyatifine sunulan, mevzuatın açıkça yazdığı işlerdendir. Mal ve hizmet alımları ile yapım işlerinin birlikte ihale edilmesi, 4734 sayılı kanunun 5. maddesinde doğal bağlantı ile ilişkilendirilmiştir.

Sayın hâkim, kış şartlarında ben araç kiralıyorsam, kar yağıyor tuz alıyorsam, kanalları temiz tutmak için ihalemi yapıyorsam, bunu dâhil ediyorsam, bunun hangisinin arasında doğal bağlantı yoktur, bilirkişi neden böyle söylemiştir doğrusunu bilemiyoruz. Alt yüklenici kullanılmasının mevzuatta karşılığı bulunmaktadır. 4735 sayılı kanunun 15. maddesi alt yüklenici çalıştırılması ile ilgili hükümleri açık ve net yazmıştır. İhalenin kısmi teklife kapalı olması tek başına mevzuata aykırılık değildir. 4734 sayılı kanunun 27. maddesi bu konuya açıklık getirmiş, Kamu İhale Genel Tebliği'nin de 16'ya 4 birinci maddesi gayet açık ve nettir. Ben bunları tekrar tekrar size okumayacağım çünkü hem dilekçemde yazılı beyanımda sunuyorum, bu konuyla ilgili açık ve net hükümler mevcut, bunlar mevzuata aykırılık oluşturan işler değil efendim.

Her ne kadar ihalenin yürütümüne ilişkin aşağıda açıklayacağım, evrakını sunacağım bilgi ve belgelerden anlaşılacağı üzere konu hakkında herhangi bir dahlim ve sorumluluğum bulunmamakta ise de bu hususlar maalesef bilirkişi raporlarıyla yanlış değerlendirmeler yapılarak ortaya koyulmuştur. Bilirkişiler, dosyanın ekinden baktım, Hazine ve Maliye Bakanlığı kontrolörlerinden oluşmaktadır. Bilirkişilerin devletin EKAP kayıt sistemini incelememesi imkânı bulunmamaktadır. Artı, 30 Mayıs 2025 tarihinde kurumumuzca dosyalar savcılık makamına intikal ettirilmiş ve bilirkişilere de teslim edilmiştir. Bu dosyalar içerisindeki EKAP'la ilişkili evrakta açık ve net olarak ihale yetkilisinin kim olduğu bulunmakta ve hiçbir icrai evrakta da tarafımın imzası bulunmamaktadır.

Eylem 134 kapsamındaki ihale, 2022/991576 sayılı ihaledir. Evet, yönetim kurulu olarak başkanı olarak ben ihalenin yapılmasını onay vermişim. Devletin hizmetlerinin yürütülmesi için bu onayı vermemeli miydim yönetim kurulu başkanı olarak? Evet, ihaleyi de arkadaşlar yapmışlar. Ben bu işlemi yürüten arkadaşların yaptığı işlemlerde her ne kadar mevzuata aykırı işlem bulunmamakta ise de icrai olarak hiçbir imzam yok hiçbir evrakta. Ne hak edişinde var ne yaklaşık maliyette ne teknik şartnamesinde ne firmaların davet edilmesinde... Yani bunu çoğaltabilirim. İhalenin pek çok aşaması var. Hak edişinde hiçbir şeyinde imzam yok ve yönetim kurulu başkanı olarak eyleme fesat suçu oluşmamış olan bir dosyada ihaleye fesat suçlamasıyla karşı karşıya kalmış bulunmaktayım.

Eylemi 137 kapsamındaki dosyamızda 2022 1. dosyamız 1495625, 2. dosyamızda 2023 1242892 ihale kayıt numaralı iki dosyada aynı şekilde imzam bulunmaktadır. Yani yönetim kurulunun almış olduğu Kamu İhale Kanunu’nun 4. maddesinde bulunan ihale yetkilisine tüm işlemlerin ihale işlemlerinin yürütümü için yetki veren kararda 19 kişiyle birlikte imzamın bulunduğu bir belgedir. Bunun dışında hiçbir belgede evrakta imzam bulunmamaktadır.  Bu evrakları mahkemenize sunacağımı dile getirmiştim ek olarak. Bunların tarihleri de şu şekildedir: İlk eylemi 134'te 991576 ihale kayıt numaralı ihalede 29.9.2022 tarihli EKAP sisteminde girilen "İhale Yetkilisinin Adı Soyadı ve İmzası" ibaresinin karşısında size ek 4 olarak sunuyorum, e-imzam, ismim ve hiçbir görevim bulunmamaktadır. Yine aynı şekilde eylemi 137 1. ihalesinde 28.12.2022 tarihinde EKAP sistemine girilen formda "İhale Yetkilisi Adı Soyadı ve İmzası" ibaresi ile bulunan evrakta kesinlikle e-imzam, adım soyadım bulunmamaktadır.

Ve biraz önce de saydığım hiçbir belgede icrai belgede imzam yetkim bulunmamakta ise de Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesindeki özgü suçlardan sayılan ihaleye fesat karıştırma suçlamasına dayanak teşkil edecek tek bir somut delil dosyada bulunmamaktadır.  İddianameye konu ana ihale ve alt ihaleler ve de İstanbul Büyükşehir Belediyesi genel olarak her yıl Sayıştay tarafından denetime tabi tutulmaktadır. Bu denetim sonucunda şirketlerimiz için de rapor oluşturulmaktadır. Çünkü Sayıştay Kanunu ve 5018 sayılı Kanun bunu öngörmektedir. Şirket belediye şirketlerimiz de denetime tabidir. Şirketlerimizin İSFALT yönetim kurulunda olduğum için İSFALT'tan bahsediyorum. 2022 ve 2024 yılında denetim raporları bulunmaktadır. Bu denetim raporlarında bu ihalelere ilişkin tek bir bulgu maddesi yoktur. Ana ihale için de ayrıca mülkiye başmüfettişleri bize gerek 2022 gerekse 2024'te hem özel teftişe hem genel teftişe geldiler. Sayfalar dolusu raporları mevcut ve tüm ihale dosyalarımızı incelediler. Bu dosyalar içerisinden ana ihale olan Makine İkmal Şube Müdürlüğünün ihalesini mülkiye başmüfettişlerimizden birisi sorgu konusu yapmış, herkesin ifadelerine başvurmuş ve savunmalar uygun görülerek soruşturma izni verilmemiştir. Orada da bilirkişi incelemesi vardır ve bilirkişi incelemesinde ihale mevzuatına aykırı hiçbir hususa rastlanmadığı açık ve net ortaya koyulmuştur.

Dosyada delil olarak sunulan HTS kaydı, baz istasyonu kaydı, MASAK raporu gibi unsurların da şahsımla bir bağı kurulamamıştır. Kurulamaz çünkü yoktur. Sayın mahkeme, yukarıda da başlıklar halinde açıklandığı ve mahkemenize sunulan resmi belgelerle sabit olduğu üzere ihale yetkilisi sıfatı tarafımda bulunmamaktadır. Yönetim kurulu başkanı olarak tek fiilim Türk Ticaret Kanunu’nun 367 ve 553. maddelerinin, aynı zamanda 4734 sayılı Kanunun 4. maddesinin açıkça izin verdiği usule uygun bir şekilde yetki devriyle genel müdürlükçe kamu hizmetinin yürütümü için şirketin ihale yapmasına onay vermektir. Zaten Belediye Kanunu’nun 26. maddesi de yönetim kurullarında belediyenin üst yöneticilerinin görevlendirilmesi konusuna bunun için cevaz vermektedir. Oralar, o şirketler bunun için kurulmaktadır, kamu hizmetinin düzgün yürütülmesi için. Dolayısıyla ben de bu görevi layıkıyla yürüttüğüme inanıyorum. İhale süreçlerinde Sayıştay ve mülkiye başmüfettişleri tarafından olumsuz bir durum tespit edilmemiştir. Dosyada sunulan hiçbir belgede hakkımda hiçbir delil sunulmamaktadır. Sadece yönetim kurulu başkanı olmak Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesinde bulunan ihaleye fesat suçunu işlemeyi mümkün kılmamaktadır. Beraatimi talep ediyorum.

NURTEN UĞURSOY AVUKATI ALİ YAŞAR SAVUNMASI

Sayın Başkan, sayın üyeler, müvekkilim Nurten Uğursoy 44 yılı aşkın süredir İstanbul Büyükşehir Belediyesinde kesintisiz kamu görevi yürüten, hiçbir disiplin veya ceza soruşturması geçirmemiş bir kadro personelidir. Müvekkilim bazı ihale onay belgelerinde yönetim kurulu başkanı sıfatıyla imzasının bulunduğundan bahsedilerek, ihale yetkilisi olarak değerlendirilmiş ve bu değerlendirmeye dayalı olarak hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan isnat edilmiştir. Bu isnatların neden ayakta kalamayacağını 3 başlıkta kısaca arz edeceğim Sayın Başkan. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 4. maddesi oldukça açıktır. İhale yetkilisi usulüne uygun olarak devredilebilir bir sıfattır. Bu devir somut olayımızda da gerçekleşmiştir. 20 Eylül yani dün dosyaya sunduğumuz delil dilekçemiz ekinde 3 ayrı yönetim kurulu kararı mevcuttur. İşbu 3 yönetim kurulu kararı da oy birliği ile alınmıştır ve ihale sürecinin yürütülmesi hususunda genel müdürlüğe yetki verildiğini göstermektedir. Ayrıca bu devir yalnız kâğıt üzerinde de kalmamıştır, zira kamu kurumunun kendi kayıtlarıyla da bu durum sabittir.

Yine aynı dilekçemiz ekinde dosyaya sunduğumuz EKAP kayıtlarında her 3 ihalenin de ihale yetkilisi hanesinde iddianame makamının bilgileri yer almakta, müvekkilimin adı bulunmamaktadır. Bir diğer husus ihale komisyonunu kurmak yetkisi münhasıran ihale yetkilisine aittir. İddianamedeki yaklaşımı doğru kabul edersek eğer komisyonu kuran olur belgesinin de müvekkil tarafından imzalanmış olması gereklidir. Ancak müvekkilimin burada bir imzası bulunmamaktadır. Yetki tarafından yalnızca yetki devri yapılmıştır ve bu yetki devri usul ve yasaya uygundur. Nitekim Türk Ticaret Kanunu 375. maddesi yönetim kurulunun devredemeyeceği yetkileri tek tek saymıştır. Ancak ihalenin yürütülmesi bu listede yer almamıştır. Yani ihalenin yürütülmesine ilişkin yetki devri de yasaya uygundur. Bu noktada şu soru karşımıza çıkmaktadır Sayın Heyet: Yetkisini usulüne uygun devreden bir yönetim kurulu üyesi ne zaman sorumlu olur? Bu soruyu bizim yerimize esasen Türk Ticaret Kanunu 553. maddesi cevaplamıştır. Ancak yetkiyi devrettiği kişinin seçiminde özel özensizlik gösterdiği ispatlanırsa devredenin sorumluluğunun doğacağını ifade etmiştir.

Aynı ilke ceza hukuku bakımından da benimsenmiştir. Nitekim bu durum Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 5 Şubat 2019 tarihli 2015/1073 esas 2019/64 karar sayılı ilamında ceza hukuku bakımından da teyit edilmiştir. Son olarak şunu belirtmek isterim: Müvekkilimin bu kurulda yer alması dahi 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 26. maddesinin öngördüğü bir yapıdır ve amacı iştirak şirketinin kamu adına gözetilmesidir. İcrai değil temsil ve gözetim işlevidir. Sayın Heyet toparlayacak olursam müvekkilimin ihale yetkilisi olmadığı açıktır. Türk Ceza Kanunu madde 235/2'de düzenlenen bu suç herkesin işleyebileceği bir suç değildir. Ancak ihale sürecinde fiilen görev alan, bu süreci yürüten kişilerce işlenebilen özgün nitelikte bir suçtur. İhale yetkilisi olmayan bir kişi tanım gereği bu suçun faili de olamayacaktır. Dolayısıyla isnadın üzerinde kurulduğu temel daha en baştan ortadan kalkmaktadır. Sayın Heyet ikinci ve önemli bir hususu arz etmek isterim. İddianamede mal ve hizmetin birlikte ihale edilmesini, alt yüklenici kullanımını, ihalelerin kısmi teklife kapalı sunulmasını, iş deneyim oranının belirlenme biçimini, yaklaşık maliyetin güncellenmesini ve pazarlık usulüne geçişi birer birer usulsüzlük emaresi olarak değerlendirmiştir.

Ancak bakınız bunların her biri 4734 sayılı Kanun'un ilgili maddelerinde ve Kamu İhale Genel Tebliği'nde açıkça düzenlenmiş, idarenin somut işin niteliğine göre kullandığı hususlardır. İddianamenin usulsüzlük olarak sunduğu şey aslında kanunun kendisinin tanıdığı bir uygulamadır. Nitekim bu ihalelere ilişkin olarak Kamu İhale Kurumuna tek bir şikâyet dahi yapılmamıştır. Nitekim bu ihaleler her yıl Sayıştay denetiminden geçmiş ve hatta ana ihaleye ilişkin Mülkiye Başmüfettişliği ön incelemesinde de soruşturma izni verilmemiştir. Bu çok kademeli denetim sonuçları dosyadaki tek bilirkişi raporunun değerlendirmeleriyle açıkça çelişmektedir. Bir diğer husus dosyadaki bilirkişi raporu müvekkilim için "sorumluluk atfedilmesi" ifadesini kullanmaktadır. Bilirkişinin böyle bir nitelendirmede bulunması usul ve yasaya aykırıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 67. maddesinin 3. fıkrası açıktır: Bilirkişi hâkimin yapması gereken hukuki nitelendirmelerde bulunamaz. Bilirkişi bize bir belgede kimin imzası olduğunu söyleyebilir, doğru. Ama "Bu kişi sorumludur" diyemez. Bu nedenle raporun bu kısmı mahkemenizin vicdani kanaatine de esas alınmamalıdır.

İsnat edilen suçun unsurlarına gelecek olursak bu unsurların da oluşmadığını görüyoruz. Bu durumu da kısaca arz etmek istiyorum, çünkü dosyada bu unsurların hiçbiri karşımıza çıkmamaktadır. Az önce bahsettiğim üzere isnad edilen suçun faili ancak ihale sürecinde fiilen görev alan kişiler olabilmektedir. Müvekkilim ise bu 3 ihalenin hiçbirinde herhangi bir komisyonda görev almamıştır. Diğer taraftan kast varlığına ilişkin dosyada tek bir somut olgu bulunmamaktadır. İddianame hangi somut davranışla, hangi seçimlik hareketi isnad ettiğini dahi netleştirmemiştir. Son olarak müşterek faillikten bahsedilmesi için ise kişinin bir rejim içinde bulunması değil, belirleyici bir katkıda bulunması gerekir. Oy birliği ile alınmış bir yetki devri kararına katılmak ki bu dosya sunuldu, böyle bir katkı teşkil etmeyecektir. Görüleceği üzere suçun unsurlarının hiçbiri de oluşmamıştır. Sayın Heyet, son olarak dosyanın kendi içindeki çelişkiye dikkatinizi çekmek isterim. İddianame eylem 134'teki ihale için şöyle demektedir: "Net bir zarar tespiti yapılamamış ise de kamu zararına sebep olunduğu açıktır."

Tepsi edilemeyen bir zararın varlığı nasıl açık olabilir? Eylem 137'deki ihale bakımından ise iddianame tam tersini yapmış, Türk Ceza Kanunu'nun kendi öngördüğü daha az cezayı gerektiren nitelikli hali doğrudan uygulamamıştır. Zira kanun kurum zararı oluşmamışsa cezanın 1 yıldan 3 yıla kadar indirilebileceğini açıkça düzenlemiştir. Yani iddia makamı eylem 137'de bulunan 2 ihale bakımından kamu kurumuna herhangi bir zarar gelmediği için daha az cezayı gerektiren nitelikli hali uygulamıştır. Peki neden eylem 134'te aynı hüküm uygulanmamıştır? Oralarda da zarar tespit edilememişti, iddianamenin kendi ifadesi bu. Aynı olgu iki farklı eylemde iki farklı sonuca bağlanmıştır. Bu tutarsızlık iddianamenin kendisinin yarattığı bir çelişkidir. Sayın Başkan, sayın üyeler; müvekkil Nurten Uğursoy hukukken fiilen ihale yetkilisi değildir. İhale süreçleri esasen mevzuata uygundur. Bilirkişi raporu kendi yetki sınırını aşmıştır ve isnad edilen suçun ne faili, ne kastı, ne de zararı bu dosyada ortaya konabilmiştir. Bu nedenlerle müvekkilim Nurten Uğursoy hakkında eylem 134 ve 137 kapsamında yöneltilen isnatlardan beraat kararı verilmesini, aksi kanaate varılması halinde dahi kamu zararının hiçbir ihale bakımından tespit edilemediği ileri sürülerek Türk Ceza Kanunu'nun öngördüğü daha az cezayı gerektiren nitelikli halin her iki eylem yönünden de uygulanmasını talep ederiz, teşekkür ederim.

LEVENT TUNCA SAVUNMASI – 21.09.2026

Sayın Başkan, sayın heyet; Eylem 134 ile başlamak istiyorum. Burada ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum. 2022/991576 numaralı ihalede ihale komisyonu başkanı olarak, ihaleye katılım yeterliliğine sahip olan kişilerin ihaleye katılımlarını engelleyerek ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum. Bu konudaki tüm iddia ve tespitler ihale şartnamesinin düzenlenmesi ile ilgilidir. Bunlar iddianamede; şartnameye eklenen hükümlerle rekabet şartlarının sınırlandırılması, ihaleye katılımın sınırlandırılması, şartnamenin ihaleyi alacak firmayı tanımlar nitelikte çıkarılması olarak belirtilmiştir.

Şartnamenin düzenlenmesi ihale komisyonunun görev ve sorumluluklarının dışındadır. Bu husus, ihale yetkilisi ve onun görev ve yetkilendirmesiyle şartnameyi hazırlayan kişilerin görev ve sorumlulukları kapsamındadır. İhale komisyonu sadece ihaleye gelen tekliflerin alınması ve değerlendirilmesinden sorumludur. Bu açıkladığım görev ve sorumluluk çerçevesi nedeniyle ihale komisyonu başkanı olarak ihale şartnamesinin düzenlenmesi ve bununla bağlantılı konularda üzerime atılı suçu işlememe imkân yoktur. Bu ihalede ayrıca ihale mevzuatı gereği gizli kalması gereken bilgilere başkalarının erişmesini sağlayarak ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum. İddianamede bu hususta herhangi bir iddia, tespit ve benzeri olmadığı halde sadece sonuç kısmında bu ifade yer almıştır. Yani suçlamanın herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır. Bu nedenlerle Eylem 134 kapsamında üzerime atılı ihaleye fesat karıştırma suçunu reddediyor, beraatimi talep ediyorum.

Eylem 137'ye geçiyorum. Burada da öncelikli olarak ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum. 2022/1495625, 2023/1247892, 2024/1453172 ve 2024/1608486 numaralı ihalelerde ihale komisyonu başkanı olarak; 2022/1495625 ve 2023/1247892 numaralı ihalelerde ise ayrıca ihale onay belgesinde imzamın bulunması nedeniyle ihaleye fesat karıştırmakla suçlanıyorum. Bu konudaki tüm iddia ve tespitler ihale şartnamesinin düzenlenmesiyle ilgilidir. Bunlar iddianamede; ihale şartnamesine eklenen hükümler uyarınca alt ihalede rekabetin ve katılımın engellenmesi, ihale şartnamesine eklenen bir kısım hükümler ile mal ve hizmet alımlarının bir arada ihale edilmesi nedeniyle ihalede rekabet şartlarının sınırlandırılması olarak belirtilmiştir. Şartnamenin düzenlenmesi ihale komisyonunun görev ve sorumluluklarının dışındadır. Bu husus ihale yetkilisi ve onun görev ve yetkilendirmesiyle şartnameyi hazırlayan kişilerin görev ve sorumlulukları kapsamındadır. İhale komisyonu sadece ihaleye gelen tekliflerin alınması ve değerlendirilmesinden sorumludur. Bu açıkladığım görev ve sorumluluk çerçevesi nedeniyle ihale komisyonu başkanı olarak ihale şartnamesinin düzenlenmesi ve bununla bağlantılı konularda üzerime atılı suçu işlememe imkân yoktur.

İhale onay belgesinde imzamın bulunması hususuyla ilgili olarak ise: İhale onay belgesi, kamu alımlarında ihale sürecinin yasal dayanağını oluşturmak ve sürecin başlatılabilmesi için gerekli idari onayı sağlamak amacıyla, ihale ilanı veya davetinden önce düzenlenen bir belgedir. İSFALT'ın yapmış olduğu ihalelerde bu belge iş tanımları gereği Mali İşler Müdürü, Satın Alma Müdürü ve Mali İdari Genel Müdür Yardımcısı tarafından imzalanarak genel müdüre ve onun uygun görüşüyle ihale yetkilisi olarak Yönetim Kurulu Başkanı'nın onayına sunulur. Sonuç itibarıyla ihale onay belgesi, ihale sürecinin başlatılması için gerekli olan bürokratik bir adımdır ve bu niteliğiyle bir ön onaydır.  Mali İdari Genel Müdür Yardımcısı olarak bu belgedeki imzam bir onay imzası değildir. Zaten böyle bir yetkim de yoktur. Ancak onay yetkisi olan kişinin bu onayı kendi kendine verebilmesi mümkün olmadığından; Kamu İhale Kanunu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, İSFALT iç yönergeleri gereğince bu şekilde düzenlenmesi gereken bir şirket içi yazışma ve onay usulüdür. Bu eylemde ayrıca "ihalelere ait gizli kalması gereken bilgileri sızdırdıkları" ifadesiyle ihaleye fesat karıştırma suçuna eklenmiş bulunuyor. İddianamede bu hususta herhangi bir iddia veya tespit bulunmamaktadır. Sadece sonuç kısmında bu ifade yer almıştır. Dolayısıyla suçlamanın herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır. Bu nedenlerle bu eylem kapsamında da üzerime atılı ihaleye fesat karıştırma suçunu reddediyor, beraatimi talep ediyorum.

Sayın Başkanım, bir de yine Eylem 137 kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçuyla suçlanıyorum. Burada da gene ihale komisyonu başkanı olarak bu suçu işlemekle suçlanıyorum. Ancak bu konudaki tüm iddia ve tespitler ihalenin edimi ile ilgilidir. Bunlar iddianamede; alt ihalenin hak ediş ödemelerinin fazla yapılarak kamu zararına neden olunması, personel fazla mesai ücretlerinin hiç ödenmemesi veya eksik ödenmesi sonucu alt ihaleyi kazanan firmanın haksız kazanç elde etmesinin sağlanması, yüklenici tarafından karşılanması gereken giderlerin hak edişlerle yükleniciye ödenmesinin sağlanarak yüklenici firmanın haksız kazanç elde etmesinin sağlanması, işçilik bedellerinin fazla ödenmesi ve hak edişlerin fazla hesaplanması sonucu kamu zararına neden olunması olarak belirtilmiştir.

Bu hususların tamamı ihalenin edimi ile ilgilidir, yani ihale komisyonunun görev ve sorumlulukları kapsamı dışındadır. Bu hususlar ihale yetkilisi ve onun görev ve yetkilendirmesiyle ihalenin ediminin kontrol, kabul ve hak ediş süreçlerini yürüten kişilerin görev ve sorumlulukları kapsamındadır. İhale komisyonu sadece ihaleye gelen tekliflerin alınması ve değerlendirilmesinden sorumludur. Bu açıkladığım görev ve sorumluluk çerçevesi nedeniyle ihale komisyonu başkanı olarak ihalenin edimiyle ilgili konularda üzerime atılı suçu işlememe imkân yoktur. Bu nedenle üzerime atılı kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlamasını reddediyor, beraatimi talep ediyorum.

LEVENT TUNCA AVUKATI SELÇUK OSMAN BURAK VURAL

İddianamede müvekkilin sürekli ihale komisyonu başkanı olduğu vurgulanıyor. Ancak 4734 sayılı Kanun bakımından komisyon başkanının diğer üyelerden üstün bir oyu veya ihalenin sonucunu tek başına belirlemesi bulunmamaktadır. Kanunda açıkça komisyon başkan ve üyelerinin oy ve kararlarından sorumlu olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla müvekkilin yalnızca başkan sıfatından hareketle diğer komisyon üyelerinden daha ağır ve farklı bir cezai sorumluluğu olduğu kabul edilemez. Burada bakılması gereken müvekkilin sıfatı değil, somut eylemidir.

İddianamede müvekkilin hangi hileli işlemi yaptığı, hangi teknik şartname veya ihale şartnamesini X bir şirket için hazırlamış ya da hazırlatmış olduğu, hukuka aykırı şekilde başka bir firmanın elenmesini sağladığı durumlarla ilgili herhangi bir somut delil yoktur. Bu nedenle yalnızca komisyon başkanı olması ve kararlarda imzasının bulunması müvekkilin ihaleye fesat karıştırma ve diğer suçlarla ilgili bir kastla hareket ettiğini ve suçun müşterek faili olduğunu aramaya yeterli değildir. Müvekkilin beraatını talep ediyoruz. Detaylı savunma dilekçemizi yazılı olarak sunacağız. Teşekkürler.

RANA UYSAL SAVUNMASI – 21.09.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcı, hepinize saygılarımı sunuyorum. Başkanım, ben 2004 yılından beri İBB bünyesinde iştirakler, iştirak dedim, şirketlerinde çalışıyorum. 2004 yılında BİMTAŞ’ta şehir plancısı olarak göreve başladım. 2011 yılına kadar şehir plancısı olarak orada devam ettim. 2011 yılından sonra da ihale biriminde BİMTAŞ’ta çalışmaya başladım. 2013-2015 yılında İSTON’da, 2015 yılından itibaren de İSFALT’ta çalışıyorum. İSFALT’ta 2015-2020 tarihleri arasında sözleşmeler ve ihale şefi olarak, 2020 yılından itibaren de Satın Alma Müdürü olarak çalışıyorum. Benim İSFALT’ta iki tane temel görevim var. Birisi Satın Alma Müdürlüğü, biri de Satın Alma Müdürü olmamdan kaynaklı ihale komisyonunda üye sıfatıyla yer almam. Bugün burada İSFALT’ta Satın Alma Müdürü olarak görevim, yetki ve sorumluluklarım nedir, ben ne yapıyorum, ne yapmıyorum, ihale komisyonu olarak görevlerim neler, sorumluluklarım neler, onları açıklayacağım. Sonrasında da 137. eylemle ilgili savunmamı vereceğim.

Başkanım, ben İSFALT’ta Satın Alma Müdürü olarak görevim, şirket faaliyetleri kapsamında şirket bünyesindeki müdürlükler tarafından belirlenen mal, hizmet, yapım işlerine yönelik ihtiyaçların 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ikincil mevzuat hükümlerine göre talep sahibi müdürlükler ve yönetimle, genel müdür yardımcısı ve genel müdürlük makamı ile birlikte koordineli bir şekilde satın alma süreçlerinde mevzuat gereği yapılacak olan iş ve işlemleri yürütmek. Bunlar nedir; yazışmaları başlatmak, doküman, dosyalama işlemlerinin düzenli tutulmasını sağlamak ve sürecin usulüne uygun bir şekilde ilerlemesini sağlamak ve takip etmek. Kısaca şirketimizde satın alma süreçlerinden de bahsetmek isterim. Şirkette satın alma talebiyle ihtiyaç sahibi müdürlük tarafından yapılan satın alma talebinin SAP sistemine girişi ile başlamakta. Taleple birlikte bu sisteme teknik şartnameler, birim fiyat tarifleri, varsa ihale ile ilgili, işle ilgili diğer bilgiler talep sahibi müdürlük tarafından hazırlanarak yüklenmektedir. SAP sistemimizde de bir onay stratejisi mevcuttur. Burada işi yapan müdürlükler, Muhasebe Müdürlüğü, Satın Alma Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcılığı ve Genel Müdür’ün olduğu bir stratejidir. Benim Satın Alma Müdürü olarak buradaki görevim, talep yapılan işin ihale usulü ile ilgili bilgileri girmekten ibarettir.

SAP sisteminde yapılan bu talep en son Genel Müdürlük makamı tarafından onaylanmaktadır. Bu onaydan sonra da EBYS sistemi üstünden yaklaşık maliyet ve ihale dokümanı hazırlanması için görevlendirilecek kişiler yine bu konuyla ilgili görevli müdürlüklerle iletişim halinde belirlenmektedir. Daha sonrasında şirketimizde yaklaşık maliyet çalışması yapılmakta ilgili arkadaşlar tarafından. Benim bu konuyla ilgili herhangi bir görevlendirmem de çalışmam da bulunmamaktadır. Yaklaşık maliyet çalışması ilgililer tarafından onaylandıktan sonra biz müdürlük olarak EKAP üzerinden idari şartname, sözleşme tasarısını hazırlıyoruz. Hazırlanan bu evrakları, dokümanları, ihale dokümanını ilgili müdürlüklere, Hukuk Müşavirliğine ve yönetime sunduktan sonra gerekli incelemeler yapılır. Onay süreçleri tamamlandıktan sonra da ihale ilanı EKAP üzerinden yayına atılmaktadır. İlan yayınlatıldıktan sonra bir ihale komisyonu ataması yapılmaktadır. Burada da işin ilgilileriyle görüşerek kişilere karar verilmekte ve Genel Müdürlük makamı tarafından onaylanmaktadır. Daha sonrasında da ihale günü ve saatinde ihale komisyonu ile birlikte isteklilerin vermiş olduğu teklifler EKAP üzerinden indirilmekte. Bunlar geçici teminatlar, verilen teklifler ve yeterlik bilgilerinde bulunan kriterlerdir.

Komisyonla birlikte bir değerlendirme aşaması olmaktadır burada. Bu değerlendirme aşamasından sonra alınan kararla ihale yetkilisinin onayına sunulmaktadır. Onay süreci tamamlandıktan sonra da EKAP üzerinden kesinleşen ihale kararı ihaleye katılacak tüm isteklilere gönderilmekte. Yasal süre sonrasında ise ihaleyi alan istekliye sözleşmeye davet yine EKAP üstünden gönderilmektedir. Yüklenici ile şirketimiz arasında yapılan sözleşmeden sonra ilgili birimlere imzalı sözleşmesinin dağıtılmasıyla burada bizim görevimiz tamamlanmaktadır. Bu süreçte yaklaşık maliyet hazırlamak, teknik şartname hazırlamak ya da ihale ile ilgili herhangi bir yeterlik kriterine tek başına görev vermek gibi bir yetki ve sorumluluğum bulunmamaktadır. İhale işlem dosyalarında da bu görülebilir. Diğer bir görevim ise Başkanım, benim ihale, Satın Alma Müdürü olmamdan dolayı ihalelerde üye sıfatıyla yer almamdır. Bu konuyla ilgili iddianamede 137. eylemde ihale komisyonu üyesi olmam ve ihale onay belgesini imzalamamdan dolayı iki ihalede ihaleye fesat karıştırmak suçundan Savcılık makamı tarafından cezalandırılmam talep edilmektedir. Başkanım, ihale onay belgesini hazırlamak ya da ihale komisyonunda yer almak benim görevim gereği attığım imzalardır. Burada bu iki ihale ile ilgili de ben süreçten bahsedeyim.

İki ihale de bizim İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Makine İkmal Şube Müdürlüğü’nden aldığımız iş kapsamında yapılmıştır. İlkin de, 21 ay sürelidir bu ihaleler, 23.12.2022 tarihinde sözleşme imzalanmış. İşin teknik şartnamesinde işin süresi 1 Aralık - 31 Mart olarak belirlenmiş olması nedeniyle kış mevsiminde yaşanacak olumsuzlukların önüne geçmek için işin ivediliği dolayısıyla 21b usulüne göre ihale yapılmıştır. Diğer ihalede ise öncesinde bir açık ihale süreci yapılmış fakat geçerli teklif veren istekli bulunmaması nedeniyle iptal edilmiş. Süre kısıtından dolayı yine 21b pazarlık usulüne göre ihale yapılmıştır. Şimdi bu ihalede bir benzer iş tanımıyla ilgili konu var. Onu açıklayayım. Burada bir Gündüzler firmasının sunmuş olduğu iş deneyim belgesi var. Değerlendirme dışı bırakılması bilirkişi raporunda bir şüpheye yol açmış ama Başkanım, burada sunulan iş deneyim belgesinin EKAP’tan indirilen teknik şartnamesi incelendiğinde Ağaç A.Ş. tarafından verilen iş deneyim belgesi ile işin tanımının aynı olduğu görülecektir. Ben bu belgeyi size sunmak istiyorum izniniz olursa.

Başkanım, incelemenizde siz de göreceksiniz ki Ağaç A.Ş.’nin verdiği iş deneyim belgesi araç kiralama ve iş makinalarının kiralanmasıyla alakalı. Bu firmanın sunmuş olduğu iş deneyim belgesinin teknik şartnamesinde de 906 tane aracın, bunlar sadece binek araçlar değil kamyonlar var, akaryakıt tankerleri var, kışla mücadeleye uygun araçlar aslında baktığımızda. Burada komisyon tarafından yapılan değerlendirmede göze alınan husus sadece iş deneyim belgesinin iş tanımının sürücüsüz araç kiralama yazılmış olmasından dolayı, yani iş tanımında bir maddi hata vardı, bir inceleme olduğunda bu husus yanlış anlaşılmasın diye elenmiştir. Burada şöyle bir durum da var; 21b ile yapılan ihalelerde iki tane oturum oluyor Başkanım. Bir ilk teklif, diğeri de son teklifleri. İlk oturumlarda teklif veren isteklilerin geçici teminatları ve birim fiyat teklif cetvelleri uygunsa ikinci teklifler isteklilerden isteniyor komisyon tarafından. Bu husus orada da göreceksiniz teknik şartnamede Gündüzler firması da son teklifini vermesiyle ilgili de bir EKAP tebligatı yapılmıştır. Firma son teklifini vermemiştir. Bu yeterlik bilgisi iş deneyimi ile ilgili değerlendirme bu teklif sonrasında yapılmıştır. Yani ihalenin ekonomik olarak avantajını değiştirecek, ihalenin sonucunu etkileyecek bir husus bulunmamıştır. O yüzden de komisyon tarafından firmanın teklifi ihale dışı bırakılmıştır.  Başkanım ben ihale işlem dosyalarında satın alma müdürü olarak ve ihale komisyonu olarak yaptığım işleri size anlatmaya çalıştım.

Kamu İhale Kanunu'nda ihale komisyonunun görev ve cezai sorumlulukları 60. maddede belirtilmekte. 60. maddede de der ki; ihale işlem dosyasında komisyon üyeleri, ihale yetkilileri, yaklaşık maliyet hazırlayanlar, bu dosyada herhangi bir konuda görevli olanlar Kanun'un 17. maddesinde yer alan yasak fiili ve davranışlarda bulunurlarsa cezai sorumluluğa tabi tutulurlar. Başkanım ben, Kanun'un 17. maddesinde sayılan hiçbir yasak ve fiili davranışı sadece bu ihale için değil yapılan diğer ihalelerle ilgili de hiçbir zaman bulunmadım. Yani hiçbir zaman rüşvet almadım, hiçbir yükleniciyle anlaşma yapmadım, hiçbir vaatte bulunmadım, hile yapmadım. İsteklileri tereddüde düşürecek hiçbir hareketim olmadı. Katılımı engellemedim. Rekabeti engelleyecek ya da ihale kararına etki edecek hiçbir davranışta da bulunmadım. 17. maddede en son fıkrasında 11. maddeye atıfta bulunulur. Bu maddede de der ki; ihale komisyonunda görev alanlar, ihale yetkilileri, işte ihale işlem dosyasındaki görevli insanların 1. 2. 3. derece yakınları ihalelere katılamaz. Benim 1. 2. derece yakınlarım da İSFALT'ın ve diğer şirketlerin hiçbir ihalesine katılım sağlamamıştır.

Bir de en son şeye değineyim. Bu Burak Bey'in bir ifadesi var. Fatih Bey'in benim üstümden tablo aldığıyla ilgili. Ben Fatih Bey'i tanımıyorum. Hiç yan yana gelmişliğim de yok. Hiçbir zaman da görmedim. Bu veride de zaten usule, yasaya aykırı hiçbir şey yok. İştiraklere, grup başkanlarına atılan verinin bir benzeridir. Bununla ilgili de yaklaşık maliyeti paylaşıp paylaştığım bir durum da yok. Çünkü yaklaşık maliyetle ilgili bir veri yok. Orada yer alan veriler de ihalenin usulüdür, niteliğidir, işin adıdır bir de bir önceki sözleşmeye ait verilerdir. Ben yüce heyetinizden beraatımı talep ediyorum.

FATİH KELEŞ SORUYOR

Fatih Keleş: Rana Hanım, geçmiş olsun.

Rana Uysal: Teşekkür ederim.

Fatih Keleş: Beni tanıyor musunuz?

Rana Uysal: Yok, tanımıyorum.

Fatih Keleş: İfadenizde de söylediniz, Fatih Keleş ben bu arada. Burak Korzay'ın ifadesinde de gördüm, ben de sizi tanımıyorum. Burak Korzay'ın ifadeleri birbirinden çelişkili ama bir taraftan da şöyle bir şey demiş: İhalelerle ilgili bilgilerin sizin tarafınızdan bana ulaştırıldığıyla ilgili bir beyanı da var, buna benzer bir şeydi. Siz bana telefonla, başka bir yolla...

Rana Uysal: Fatih Bey, şimdi ben sizi tanımıyorum, siz de beni tanımıyorsunuz.

Fatih Keleş: Doğrudur.

Rana Uysal: Ben İSFALT'ta satın alma müdürü olarak görevim neyse onu yapmaya çalıştım. Ben size ayrıca bir veri göndermedim. Burak Korzay'ın bu cümleyi, bu ifadeyi neden verdiğini de bilmiyorum, sorgulamıyorum da. Çünkü verdiği ifadeler zaten çelişkili ifadeler.

Fatih Keleş: Evet.

Rana Uysal: Bu gönderilen veriler bizim iştiraklerle de paylaştığımız veriler. İştiraklerle de biz yaklaşık maliyet paylaşmıyoruz. Bu veriler çok önemli veriler de değil; ihalenin usulüne yönelik veriler, işin adına yönelik, ilanlı mı yapacağız, ilansız mı yapacağız, mal alımı mı, hizmet alımı mı, yapım alımı mı, bunlar. Ben gerçekten hani sizinle neden aramda bir ilişki kurmaya çalışmış, ben onu da anlamıyorum. Ben bundan da muzdaribim, ben gazetelere düştüm.

Fatih Keleş: Evet.

Rana Uysal: Sanki böyle hani sizin adamınızmışım İSFALT'ta gibi bir şey lanse edilmeye çalıştı. Onu da bilmiyorum, artık onları da düşünmek istemiyorum. Benim böyle bir şeyim yok. Ben gerçekten sizi tanımıyorum, ben burada çok tanıdığım kişi de yok. Belirli kişilerle görüşmüşlüğüm var; ben Ekrem İmamoğlu'nu tanıyorum o kadar.

Fatih Keleş: Bir de şunu sormak isterim: İştirakler Satın Alma Koordinatörlüğü'ne sanırım bilgiler gönderiyorsunuz. Bu bilgilerin arasında yaklaşık maliyet bilgileri var mıdır?

Rana Uysal: Yok, yok. Yaklaşık maliyet bilgisi yok...

Fatih Keleş: Onlar da yoktur yani yaklaşık maliyet bilgisi. Peki, geçmiş olsun tekrardan, teşekkür ederim.

RANA UYSAL AVUKATI ABDÜLKADİR AKSU SAVUNMASI

Sayın Başkan, sayın heyet, sayın iddiam makamı; müvekkil tarafından verilen savunmaya aynen katılıyoruz. İddianamede müvekkilin iki ihaleden ihaleye fesat karıştırma yönünden suçlandığını görüyoruz: 2022/1495625 ve 2023/1247892 numaralı ihaleler. Kısaca savunma özetinde bulunacağız. Müvekkil verdiği savunmada kendi görevinin ne olduğunu anlattı. Kendi görevi tamamen idari süreç ve dokümantasyon süreçlerini yürütmek. Yani müvekkilin teknik bir görevi yok; yaklaşık maliyet, teknik şartname, idari şartname gibi diğer unsurları hazırlamak müvekkilin görevi değil. Sadece bunları kendisine ulaştığında sürece, usule uygun şekilde dahil etmek müvekkilin görevi.

İddianamede ise fesada dayanak üç olay gösteriliyor: Araçların model yılı, benzer iş tanımının oluşturulması ve ana ihaleden ihalenin kısmi teklife kapalı olması. Zaten bu ana ihalede biz komisyon üyesi olmadığımız için bize dair bir suçlama yok. Diğer ikisi yönünden komisyon üyesi olduğumuzdan bahisle bir sorumluluk atfı var; ama bu iki husus da belirttiğim gibi tamamen teknik ve şartname ile ilgili kısımlar. Bilirkişi raporunda dahi bunlar "Teknik müdürlükler ve uzman mühendisler tarafından hazırlandı" şeklinde belirtiliyor. Dolayısıyla müvekkil Rana Avşar satın alma müdürü olarak bu eylemlere ne fiilen ne hukuken bir dahili yoktur, bu konuda bir görev ve yetkisi de yoktur. Fesat teşkil ettiği iddia edilen unsurların hiçbirinin kaynağı müvekkilim değildir özetle.

Müvekkil kendi de belirtti; görevi kendisine gelen işe ve bütçeye uygun olarak ihale usulünün ne olacağına dair önerilerde bulunmaktır. Bu kapsamda da zaten ilk ihale olan 2022/1495625 numaralı ihalede 21b usulü önerilmiştir satın alma tarafından. Bunun sebebi ise işin teknik şartnameye göre 1 Aralık - 31 Mart arasında görülmesi zorunluluğudur. Sözleşmenin imza tarihi de 23.12.2022 olunca süre olmadığından dolayı 21b önerilmiştir. Yine aynı ana ihaleden kaynaklı olarak yapılan ikinci alt ihalede ise zaten süre kısıtı olmadığından açık ihale önerilmiştir, açık ihale yapılmıştır. Geçerli teklif olmaması ve süre kısıtının doğması nedeniyle 21b'ye dönülmüştür. Bu uygulanan iki hususta da tamamen uygundur; zaten iddianame ve bilirkişi raporunda da bunların aykırılığına dair bir iddia yoktur.

Kalan yaklaşık maliyet, hak ediş süreçlerine dair müvekkilin hiçbir dahili bulunmamaktadır. Bu, kontrol muayene teşkilatlarının konusudur. Zaten o aşamalarda müvekkil görevi kapsamında o konulardan haberdar dahi olmamaktadır. Şimdi müvekkilin üzerine atılı olan ihaleye fesat karıştırma suçu belirli hareketlerle, özel kastla, hile ile işlenebilen bir suç. Bu kapsamda müvekkil özelinde iddianamede hiçbir somutlaştırma yapılmamıştır. Yine dosya kapsamında müvekkile ait HTS, banka, MASAK raporu, iletişim kayıtları, para veya bir menfaat temin etme tespiti bulunmamaktadır. Yine iddianamede belirtilen rüşvet zinciri, itiraflar ve para teslimleri gibi olgularda da müvekkilin hiçbir dahili yoktur, adı geçmiyordur.

Dolayısıyla müvekkil yönünden üzerine atılı suçun maddi veya manevi hiçbir unsuru oluşmamıştır. Müvekkil sadece ihale komisyonu üyesi olduğundan bahisle suçlanmaktadır ki bu açıkça suçların şahsiliği, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırıdır. Detaylı savunmalarımızı yazılı olarak ayrıca da sunacağız. Bu aşamada biz suçun yasal unsurları oluşmadığından müvekkilin beraatına karar verilmesini, aksi kanaatteyseniz de lehe hükümlerin uygulanmasını talep ediyoruz.

ERKAY ER İLE ONUR COŞKUNOĞLU SAVUNMASI – 21.09.2026

ERKAY ER: Ben iddianamedeki 134 ve 137. eylemlerdeki 2021/7306, 2024/1453172 ve 2024/1608486 kayıt numaralı ihaleler zamanında İSFALT'ta saha mühendisi olarak görev yapmaktaydım ve bu ihalelerin kontrol teşkilatındaydım. Bana bu üç ihale ile ilgili kontrol teşkilatı üyesi olması sıfatıyla iddia edilen suçlama, yüklenici firmanın çalışanlarına ait fazla mesai ücretlerinin bordroya yansıtılmamasına göz yumduğum ve bu yolla yükleniciye haksız kazanç sağlandığı yönündedir. Bu iddiayı kabul etmem mümkün değildir. Huzurunuzda bu konuyu üç temel başlıkla açıklamak isterim:

Kontrol teşkilatının görevi ilki. İlgili kanun ve ilgili mevzuat uyarınca kontrol teşkilatı olarak benim görevim, taahhüt edilen araç ve iş makinelerinin sahada bulunup bulunmadığıdır, fazla mesai tahakkuklarını denetlemeye dair bir sorumluluğum bulunmamaktadır.  İkincisi; kamu zararı veya haksız kazanç oluşmaması üzerine. İhale poz tarifleri şoför ve akaryakıt dahil paket birim fiyat esasına dayanmaktadır. İdaremiz, yükleniciye kiralama ve çalıştırma bedelleri dışında fazla mesai için ilave tek kuruş ödeme yapmamaktadır. İdareden haksız bir para tahsil edilmediği için yükleniciye sağlanan haksız bir kazanç da söz konusu değildir. İdarenin kasasından fazladan para çıkmadığı, fazla mesai iddialarına ilişkin bilirkişi tarafından hesaplanmış somut bir kamu zararının da ortaya konulmadığı ve ilgili ihalelerin kesin hak edişlerinin henüz yapılmamasından ötürü ortada herhangi bir kamu zararı bulunmamaktadır.

Üçüncüsü; özel hukuk ilişkisi ve kastın bulunmaması. Çalışanların fazla mesai alacakları, ilgili İş Kanunu uyarınca tamamen işveren ve işçi arasındaki özel hukuk ilişkisidir. Pozlar şoför dahil olarak hazırlanmıştır. Yüklenici firmanın personeliyle nasıl bir iş sözleşmesi yapacağı, fazla mesai tahakkukları ve bunların bordrolaştırılması tamamıyla yüklenicinin, yüklenicinin işveren sıfatıyla yasal sorumluluğundadır. Sahada ulaşmış bir şikayet veya bir usulsüzlük bulunmadığı gibi, tarafıma yükleniciye haksız kazanç sağladığıma kastı, ihmali ya da herhangi bir kişisel menfaati de kesinlikle yoktur.

Özetle; görev alanımda olmayan bir husustan sorumlu tutulmam ve gerçekleşmeyen kamu zararı üzerinden suçlanmam da hukukun temel ilkelerine aykırıdır. Atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığından beraatime karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

ONUR COŞKUNOĞLU: Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcım; tarafıma isnat edilen 134 ve 137. eylemlerle alakalı hususlara ilişkin savunmamı kısaca arz etmek isterim. Hesaplama detayları, teknik açıklamalar ve belgeler yazılı savunmam ve ekleriyle ayrıca mahkemenize sunulacaktır. Tarafıma isnat edilen eylemlere konu olan 2021/730753 ve 2023/1247892 kayıt numaralı alt ihalelerin kontrol teşkilatındaydım. Bu kapsamda görevim sahada kullanılan araçların teknik şartname ve sözleşme hükümlerine uygunluğunun denetlenmesi, kışla mücadele faaliyetleri esnasında araçların fiili çalışma sürelerinin belirlenmesi ve saha çalışmalarının koordinasyonunun sağlanması ile sınırlıdır. İlgili ihalelerin ihale süreçlerinde hiç görev almadım. Personel fazla çalışma ücretleriyle alakalı iddianamede eylem 134'te Trend firması ve eylem 137'de Zenit firması ile alakalı yüklenici firmanın kamyon ve iş makinelerini kullanan şoför ve operatörlerin fazla mesai ücretlerinin bordroya yansıtmadığı ve bunun kontrol teşkilatının sorumluluğunda olduğu iddia edilmektedir. Ancak ilgili poz tarifleri incelendiğinde araçların saatlik çalışma bedelleri içerisinde şoför ve akaryakıt giderlerinin dâhil olduğu görülmektedir. Bunun yanında poz tariflerinde şoför veya operatörlere ayrıca fazla çalışma ücreti ödenmesine ilişkin herhangi bir düzenleme veya atıf bulunmamaktadır.

Kontrol teşkilatı olarak görevimiz araçların çalışma sürelerini tespit etmek olup, yüklenici firmanın personeline yaptığı maaş ödemelerinin denetlenmesi görev tanımımız içinde yer almamaktadır. Nitekim ihalelerin teknik şartnamelerinde maaş bordrolarının kontrol teşkilatına teslim edilmesi ve kontrol teşkilatı tarafından denetlenmesi yönünde bir düzenleme yoktur. Ayrıca personelin maaşlarını veya fazla mesailerini alamadığına ilişkin kontrol teşkilatına yapılmış herhangi bir başvuru da yoktur. Çalışanların fazla mesai alacakları 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca tamamen işveren ve işçi arasındaki özel hukuk ilişkisidir. Bunun yanında iddianamede fazla mesai iddiasına ilişkin hesaplanmış bir kamu zararı da yoktur. Bu nedenle bilirkişi raporundaki tespitin tarafıma sorumluluk yükleyecek şekilde değerlendirilmesi, görev ve yetki sınırlarım ile bağdaşmamaktadır. Yakıt tankeri temini ve fazla personel çalıştırıldığı iddiası da var. Burada 2023/1247892 ihale kayıt numaralı ihaleye ilişkin bir diğer iddia, Zenit firmasından ihtiyaç bulunmadığı halde personel ve yakıt tankeri temin edilerek kamu zararına neden olunduğu yönündedir. Ancak bilirkişi değerlendirmesinde ana ihale ile bağlantılı diğer ihalenin ve uygulamadaki işleyişin yeterince dikkate alınmadığı kanaatindeyim.

İBB'den alınan hizmetin gereklerinin karşılanabilmesi amacıyla İsfalt tarafından iki ayrı ihale gerçekleştirilmiştir. Bunlardan iş makineleri kiralama işi Ayke isimli firma tarafından, kar küreme araçlarının yer aldığı iş Zenit isimli firma tarafından üstlenilmiştir. Bu iki ihalenin kapsamları birbirinden farklıdır. Ayke firmasının üstlendiği iş makineleri kiralama işidir ve personel ve yakıt giderleri ihale kapsamına dâhil edilmemiştir. Mazot dâhil ibaresinin bulunduğu iş ise Zenit firmasının üstlenmiş olduğu kar küreme araçlarının yer aldığı ihaleye ilişkindir. Dolayısıyla ana ihalede öngörülen hizmetin eksiksiz şekilde yürütülebilmesi için ihtiyaç duyulan iş makineleri Ayke firmasından, bu iş makinelerinde görev yapacak personel ile yakıt ikmalinin sağlanmasına yönelik yakıt tankeri ise Zenit firmasından temin edilmiştir. Bu nedenle iki ayrı ihalenin tek bir ihaleymiş gibi değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan fazla personel ve ihtiyaç olmadığı halde yakıt tankeri temin edildiği yönündeki tespit hatalıdır.

Fazla PTO kar küreme aracı teminiyle alakalı diğer bir iddia ise 2023/1247892 numaralı ihale kapsamında Zenit Yapı firmasından fazla PTO kar küreme aracı temin edildiği de iddia edilmektedir. Zenit firmasından talep edilen söz konusu iki adet kar küreme aracı İSFALT'ın kendi malı araçlarına alternatif olarak yedek amaçlı talep edilmiştir. Kar küreme araçlarına ilişkin olarak 2023-2024 kış döneminde kar yağışının oldukça az olması ve buna bağlı olarak kar alarmı sayısının düşük gerçekleşmesi sebebiyle araçların PTS kayıtlarının düşük görünmesi normal bir durumdur. Bununla birlikte söz konusu iki araç dışında diğer kışla mücadele araçlarına ait kayıtlar incelendiğinde durumun benzer olduğu görülecektir. Bu durum ile ilgili dönemde kar yağışının sınırlı olması ve operasyon ihtiyacının düşük seviyede gerçekleşmesinin doğal sonucudur.

Ayrıca belirtmek isterim ki söz konusu ihalelerdeki hak edişlerin hepsi ara hak edişlerdir. İlgili ihalelerin kesin hesap işlemleri henüz yapılmamıştır. Bu nedenle iddia edilen kamu zararı da fiilen oluşmamıştır. Şunu da belirtmek isterim ki ne Zenit firması ile ne de Trend firması ile şahsım arasında herhangi bir kişisel çıkar, menfaat ve ilişki bulunmamaktadır. Sayın Başkan, sonuç olarak dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ihale sürecinde herhangi bir görev ve sorumluluğum bulunmadığı, fazla mesai iddialarına ilişkin hesaplanmış somut bir kamu zararı ortaya konulmadığı, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı değerlendirmeler içerdiği, tarafıma isnat edilebilecek kasıt ve ihmal bulunmadığı açıkça görülmektedir. Bu nedenlerle üzerime atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından beraatime karar verilmesini saygıyla arz ederim.

AVUKAT SAVUNMASI

Az önce de belirttiğim gibi özellikle fazla çalışma ücretlerinin bordrolara yansıtılmaması hususunda eylem 134 ve 137 kapsamında suç isnatları ortak olduğu için o konuda savunmada tekrara düşmemek adına ikisi adına birlikte söz aldım. Müvekkillerden Erkay Er, eylem 134 kapsamında 2021/730 640 43 ihale kayıt numaralı ihale kapsamında; eylem 137'de de 2024/145 31 72 ve 2024/160 84 76 sayılı ihaleler kapsamında suçlanıyor. Onur Coşkunoğlu bakımından da eylem 134 ve 137'de 2021/730 753 ve 2023/124 78 92 sayılı ihaleler kapsamında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık iddiasıyla bugün huzurda yargılanıyorlar.

Burada özellikle Onur Coşkunoğlu bakımından 2023/124 78 92 eylem 137'de geçen bu dosyada farklı isnatlar var ancak geri kalan diğer ihalelerde aslında ortaya atılan suç isnadı ihale kapsamında hizmet veren şirketin şoför ve operatörlerinin yaptığı iddia edilen fazla çalışma ücretlerinin yüklenici firmalar tarafından bordrolara yansıtılmadığı, bu suretle bu firmalara kontrol teşkilatı üyesi olan müvekkiller tarafından haksız kazanç sağlandığı iddiası dosyada karşımıza çıkmış durumdadır.

Burada müvekkiller de ifade etti. Söz konusu iddialar kapsamında isfatın mal varlığında herhangi bir eksilmenin meydana gelmediğini bugün itibarıyla görüyoruz. İhalelerde belirlenen poz birim fiyatlarında şoför ve operatör giderlerinin, yine hak ediş giderlerinin dahil olduğu; personel fazla çalışması nedeniyle de idare tarafından yükleniciye ayrıca bir fazla çalışma farkı ödeneceğine ilişkin ihale şartnamelerinde herhangi bir hüküm bulunmadığını görüyoruz. Bu nedenlerle idare tarafından da esasen ödence yapılmış bir fazla çalışma ücreti ödemesi de bulunmuyor. Dolayısıyla orada da bir kamu zararının ve yine günün sonunda aslında söz konusu yüklenici tarafından elde edilen bir ilave gelirin de bulunmadığını görüyoruz.

Burada tabii müvekkiller tarafından bakılması gereken konu kontrol teşkilatı üyesi sıfatıyla söz konusu bordro ve fazla çalışma ücretlerine ilişkin yorumun, denetimin kontrol teşkilatı üyelerine mevzuatın getirdiği bir yükümlülük olarak bulunup bulunmadığı. Burada kontrol teşkilatı üyelerinin esasen görevleri hizmetin, araçların ve iş makinelerinin sahada şartnameye uygun bir şekilde çalıştırılıp çalıştırılmadığını denetlemekten ibarettir. Nitekim hem idari ve teknik şartnamede hem de ilgili mevzuatta az önce de ifade ettiğim gibi yüklenici personelinin maaş bordrolarının ya da fazla mesai kağıtlarının kontrol teşkilatı tarafından incelenip onaylanacağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmuyor. Bu konuda müvekkillerin herhangi bir bilgisi esasen söz konusu değil. Yine yüklenici şirketin çalışanları tarafından da gerek İSFALT'a gerekse müvekkillere bu konuda yapılmış, yani bordrolarında bu fazla çalışma iddia edilen fazla çalışma miktarlarının yansıtılmadığına dair gerek müvekkillere gerekse de kuruma yansımış bir şikayet de bulunmuyor.

Geldiğimiz noktada müvekkillerin yüklenici firmalara herhangi bir haksız kazanç sağlama yönünde bir kastının bulunmadığını ifade etmek isterim. Dolayısıyla suçun manevi unsuru da aslında gerçekleşmemiş durumda. Burada müvekkillerin herhangi bir hileli eylemi de söz konusu değildir. Müvekkillerin tüm bu bahsettiğim ihale dosyaları kapsamında yaptığı işlemler kurum içerisindeki hiyerarşik onay mekanizması çerçevesinde kontrol teşkilatı üyesi sıfatıyla gerçekleştirildikleri işlerden ibarettir. Dolayısıyla burada bir bahsettiğim üzere somut bir kamu zararının bulunmadığı, nitekim bu ihale dosyalarının büyük bir kısmının da henüz aslında teminatları dahi iade edilmediğinden ortada bir kamu zararından da söz edilemeyeceğinden müvekkillerin bahsettiğim ihaleler bakımından beraatlerine, eylem 134 ve 137 bakımından talep ediyoruz.

Şimdi buna ilave olarak tabii Onur Coşkunoğlu bakımından eylem 137'de 2023/124 78 92 sayılı ihale dosyasından daha bahsediliyor. Bu ihale dosyası İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin aslında almış olduğu bir meclis kararı doğrultusunda yapılan ana ihalenin, 12.12.2002 tarihli ve 1244 sayılı oy birliğiyle alınan bir meclis kararı Makine İkmal Şube Müdürlüğü tarafından İstanbul genelinde kış şartlarıyla mücadeleye ilişkin 2,5 aylık süreyle toplamda da 27 kalemden oluşan bir hizmet atadımı yapılması kararı veriliyor. Bu İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı açık ihaleye müvekkilin çalıştığı İSFALT da katılıyor ve İSFALT ihaleyi kazanıyor.

Daha sonrasında İSFALT tarafından bu ihale ilk ana başlık altında alt yüklenicilere ihale ediliyor. Burada da aslında bilirkişinin hataya düştüğü, dosyada bulunan savcılık aşamasında alınan bilirkişi raporunda hataya düşülen kısım bu işin iki ayrı ihaleyle yapıldığının göz ardı edilmiş olması. Bu ihalelerde iş makineleri AYEKE isimli firmadan, bu makinelerde çalışacak personel ve yakıt tankerleriyle ilgili hususlarda Zenit isimli firmadan temin ediliyor. Böylece de aslında ana ihale kapsamındaki hizmetin tüm unsurları da tamamlanmış ve eksiksiz bir şekilde yürütülmüş. Sanki burada bilirkişide, bilirkişiler tarafından sanki burada da tek bir ihale varmış gibi bir değerlendirme yapıldığını görüyoruz. İhtiyaç olmadığı halde fazladan personel veya yakıt tankeri temin edilmesinin de aslında söz konusu olmadığını bu ihale dosyasını incelediğimizde görüyoruz. Bu iki ihale sonucunda İSFALT açısından mali açıdan dezavantaj oluşturacak ve mali açıdan bir zarar oluşturacak herhangi bir durumun da gerçekleşmediği dosyadan anlaşılıyor.

Burada bir diğer konu fazladan PTO teminine ilişkin bir iddia daha var. 2023-2024 kış döneminde gerek AFAD gerekse de AKOM tarafından kış koşullarının sert geçeceğine dair yapılan uyarılardan sonrasında mevcut araçlara ilave olarak, gerek İSFALT'ın kendi öz varlığındaki araçlar gerekse de bu ihaleler kapsamında yapılan araçlara ilave olarak araç arızalarının gerçekleşmesi hallerinde elde yedek araç da bulunması amacıyla iki tane daha PTO, kar küreme araçlarının talep edilmesi söz konusu. Bu ana yüklenici İBB tarafından gelen de bir talep. Yine aynı şekilde İSFALT'ın ilgili genel müdürlük olurlarıyla yapılmış bir ihale süreci. İşin arttırılmasına dair de yine ihale dosyasında aslında buna cevaz veren hükümler olduğunu görüyoruz. Bu kapsamda iki tane yedek araç sağlanıyor 34. madde kapsamında, teknik şartnamenin 34. maddesi kapsamında. Bu araçlardan bir tanesi Anadolu Yakası için, bir tanesi de Avrupa Yakası için.

Bu araçların fiili kullanım sürelerinin esasen son derece düşük olduğuyla ilgili bilirkişi raporunda bir tespit var. Bu da az önce de belirttiğim aslında bu araçların yedek amaçlı temin edildiğinden anlaşılabiliyor. 2023-2024 döneminde her ne kadar AFAD ve AKOM tarafından bu yağış oranlarının yüksek olacağı belirtilmişse de kar yağışının ve kar sayısının düşük olması nedeniyle bu PTS kayıtlarında araçların düşük miktarda çalıştığı tespit edilmiş durumdadır. Toplamda araçlardan bir tanesinin yarım saat çalıştığı, diğerinin ise tamamıyla pasif olduğu tespit edildiği görülüyor. Tüm bu dosya kapsamında belirttiğim üzere kontrol teşkilatı üyesi olarak görev yapan müvekkillerin sorumluluğu tamamen sahadaki araçların çalışıp çalışmadığı, teslimi hususlarından ibarettir. Bu yönde buradaki araçların ilave olarak temininde müvekkillerin herhangi bir inisiyatif kullanması da söz konusu değil. Yapılan tüm bu işlemler de gerek İSFALT'ın gerekse İBB'nin mal varlıklarında herhangi bir eksilmeye, somut bir kamu zararına neden bulunmadığını görüyoruz.

Tüm bu açıklanan nedenlerle, ilerleyen aşamalarda teferruatlı beyanlarımızı yazılı olarak da sunacağız, her iki müvekkilin de beraatlerine karar verilmesini talep ediyoruz.

MERT SARAÇ SAVUNMASI – 21.09.2026

Sayın heyet, Sayın savcım, ben Mürettebat Event Medya Fuar Promoşyon ve Tekstil Anonim Şirketi yetkilisiyim. Bu firma organizasyon ve reklam alanında uzmanlaşmış gerek kamu gerek özel firmalar ile çalışmış bir şirkettir. Firmam halen hazırda da faal olarak işlerine devam etmektedir. Öncelikle üzerime atılı rüşvet suçlamasıyla alakalı Cumhuriyet Başsavcılığı'nda vermiş olduğum ifadelerimi tekrar ediyorum. Kamu zararına dolandırıcılık suçundan ise daha önce ifade vermedim. Eylemler yönünden savunmalarımı ayrı ayrı yapacağım. Öncelikle eylem 105 yönünden savunmalarımı arz ediyorum. Ben bu eylem yönünden daha önce savcılıkta ifade vermedim. İddianamede bu eylem altında bulunan ifadem, müşteki sıfatıyla alınan ifademdir. Bu eylemde adı geçen muhtelif kültürel sanatsal etkinlikler, muhtelif kültür sanat organizasyonları, bu etkinlik ve organizasyonların tanıtım ve duyuru hizmetleri ile muhtelif baskılı materyallerin temini işi için yapılan ihalede alt yüklenici konumunda olmam sebebiyle yargılanmaktayım.

Dosyanızda konu yargılamadan da görüleceği üzere Kültür A.Ş. ile sadece bu ihale için çalıştım. Öncelikle ana ihaleye şirket olarak katılım sağlamadım, herhangi bir teklifte bulunmadım. Ana ihalenin kısmi tekliflere kapatılması ya da sonrasında ihalenin bölünmesi, 3g kapsamına alınması hakkında da bilgi sahibi değilim. Bu işlemleri yüklenici olarak idare gerçekleştiriyordu. Biz Kültür A.Ş.'nin ana ihaleyi alması sonrasında alt yüklenici olarak hizmet verdik. Firmama alt yüklenici olarak iş için mail yoluyla davet yapıldı, kendi maliyetimi ve kârımı hesaplayarak teklifte bulundum, bunun üzerine işi aldım. Alt yüklenici olduktan sonra da işi istenen şekilde teslim ettik, faturalandırmaları yaptık, gerek hak ediş süreçlerini geçtikten sonra da ödemelerimizi aldık. Benim savcılık aşamasında BYZAG yönünden verdiğim ifadenin bu eyleme bağlanmasını kabul etmiyorum. Çünkü bu ihaleye yönelik benim işi almam, alt yüklenici sözleşmesini imzaladığım tarih olan 4 Mart 2025 tarihinde. Yani BYZAG'ın tarafıma faturayı yönlendirmesi ve ödemelerin tarafımca gerçekleştirilmesi bu ihale tarihinden çok daha önceye ilişkin.

Bu durum kayıtlarda da mevcuttur. Bu sebeple bu eylem yönünden tarafıma yüklenen suçlamayı kabul etmiyorum. Bu eylem yönünden söyleyeceklerim bundan ibaret. Müsaadenizle eylem 116 yönünde savunmalarıma geçmek istiyorum. Değerli başkanım, BYZAG tarafından bana faturalar yönlendirildi ve ben de bu faturalar karşılığında ödemeler yaptım. BYZAG firmasından şirketime yönlendirilen faturalarda belirtilen bileklikler de tarafıma gönderilmedi. Herhangi bir mal veya hizmet almadan kesilen bu faturalara karşılık yapılan ödemelerin sebebi ise tamamen ticari baskılama ve zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Şöyle ki, bahsettiğim gibi ben Kültür A.Ş. ile bir kez çalıştım. Normalde bu faturalandırma sürecinde Spor A.Ş. ile birden fazla kez çalışıyorken teklifler sundum. Spor A.Ş.'den alacağım ödemeleri ya alamıyordum ya da çok geç alıyordum. Ayrıca yine aynı dönemde devam eden faturalandırdığım işlerim vardı. Tam bu süreçteyken Emrah Bağdatlı aracılığıyla olduğunu söyleyen, Emrah Bağdatlı'nın adını vererek birisi benimle iletişime geçti. Açıkçası ismen kim olduğunu da hatırlamıyorum. Bana mevcut ödemelerimi alabilmem ve işlerimin de devam edebilmesi için yönlendirilecek faturaları ödemem gerektiğini söyledi.

Ben hem devam eden işlerimin tehlikeye girmemesi hem de kalan ödemelerimi alabilmek adına mecburen ödemeleri yaptım. Bana bileklik faturası kesmişler, benim bu kadar bileklikle ne işim olabilir? Yılbaşı hediyesi diye aldı demişler, faturalar Ağustos ve Eylül aylarına ait. 4 ay önceden yılbaşı hediyesi alındı nerede görülmüştü sormak isterim. Şirketim bu işlemler karşılığında hiçbir maddi ya da manevi fayda sağlamamıştır, ödeme dışında herhangi bir yönlendirici rolüm veya bilgi sahibi olduğum bir husus yoktur. Tarafımıza yöneltilen bu işlemler dışında faturaların hazırlanış süreci, içerik denetimi, organizatör yapısı ya da paranın akıbetine, ne için kullanıldığına ilişkin herhangi bir bilgiye de sahip değilim. BYZAG Sanat Tasarım isimli firmaya göndermiş olduğum para da bu kapsamdadır. BYZAG isimli firmanın o dönem içerisinde kime ait olduğunu ve Zeynep Ayten Gözdem Ongun isimli şahsı da tanımıyordum. Şüpheli Zeynep Ayten Gözdem Ongun her ne kadar aramızda ticari ilişki vardır olarak belirtse de bu savunmalar gerçeği yansıtmamaktadır. Zaten kendisi faturalandırılan ürünlerin varlığına ve teslimine ilişkin de herhangi bir belge sunamayacaktır. Burada aslen mağdur olan, zarar gören de şahsımdır.

BYZAG konusunda kaynaklığı zaten mağdurum. Ödemelerimde aksama olamaması için bir EFT yaptım, istemeden de olsa helal şirketimi haram bulaştırmış gibi hissediyorum kendimi. Efendim, kendileri göndermedikleri bir ürün faturasını kesip ödemesini alıp sonra da masummuş gibi burada firmamın adını boy boy servis ettiler. Kaşemin başka yerde çıktığını belirterek bana ait olan şirketimiz sanki başkasınınmış, daha doğrusu Muhittin Palazoğlu'nunmuş gibi lansman ettirdiler. Bu kaşe hususuyla ilgili de müsaadeniz olursa açıklamamı yapmak istiyorum. Benim kaşem, Üsküdar Bulgurlu'da plaza içerisinde bulunmuş. Ben bu plazaya Deniz Dörtyol ile tanışıklığım sebebiyle sık sık giderdim. Deniz Dörtyol ile de eşim ile eşlerimiz tanışıyor, oradan tanıyorum. Yaklaşık 15 seneyi aşkın süredir ailece görüşür bir pozisyondayız. Dediğim gibi, bu ilgili plazada dönemsel olarak sık sık ziyaret ediyorum. Muhittin Palazoğlu'nun ise Deniz'in ofisinin bir alt katında aynı plazada olduğunu kulak aşinalığıyla duymuştum. Lakin kendisiyle bir tanışıklığım, görüşmüşlüğüm, bir iletişimim bulunmamaktadır. Kaşemin bulunduğu yer çok katlı bir plaza, orada birden fazla firma var.

Neden özellikle Muhittin Palazoğlu'na bağlandı açıkçası anlamlandıramıyorum. Ayrıca kaşemin adresinden farklı bir yerde çıkması bir suç teşkil ediyor mu, bunu da takdirinize sunuyorum. Ben böyle bir suçu kabul etmiyorum. Kaşemin bulunduğu yer 15 yıldır tanıdığım, hatta eşlerimizin arkadaşlığından kaynaklı çok sık aile ziyareti gerçekleştirdiğim Deniz Dörtyol'un ofisidir. Sadece bu sebeple şirketimin yönetiminin başkasında olduğu çıkarımında bulunulamaz. Kaşe bu, herkes istediği kadar bastırır zaten. Şirket kayıtlarım, belge ve sözleşmelerdeki imzalar incelendiğinde işlemlerin tarafımca gerçekleştirildiği görülecektir. Şirketimin yönetimi tamamen şahsıma aittir. Tüm savunmalarım bundan ibarettir. Öncelikle beraetime ve yurt dışı çıkış yasağımın kaldırılmasını saygıyla arz ve talep ediyorum.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Emrah Bağdatlı diye hangi gerekçeyle yönlendirildiniz?

Mert Saraç: Müsaadenizle cevap veriyorum. Emrah Bağdatlı diye ben yönlendirilmedim. Şöyle, Emrah Bağdatlı vasıtasıyla ulaştığını söyleyen bir telefon aldım. Bu telefonda da devam eden işlerimle alakalı ödemelerin ve devam edecek işlerin akıbetiyle alakalı açıkçası tehdit edildim. Bunun sağlamasını da şu şekilde yaptım: Telefonda bana çalışmış olduğum kurumdaki yöneticilerin ismi verildi. Yani ben bir telefona istinaden bu adamı aramadım. Telefonu kapattıktan sonra yaptığım araştırmalarda o kurumlarda bana söylenen isimlerin olduğunu tek tek teyit aldıktan sonra mevcut yapacağım işlerin ve arkada bekleyen yüksek mevladaki tutarların riske girmemesi adına bu adımı attım.

Murat Ongun: Hangi işinize riskti bu?

Mert Saraç: O dönemde ben Spor A.Ş. ile çalışıyordum, bunu ifademde de belirttim. Oradan bekleyen yüksek meblağda tutarlar vardı. Aldığım kısmi kısmi, parça parça ödemeler vardı lakin geride bekleyen çok yüksek meblağlarda ödemeler vardı bu sebeple.

Murat Ongun: Şunu mu diyorsunuz; Spor A.Ş.'den alacağınız ödemelerin yapılmaması tehdidi karşısında Byzac firmasından alışveriş yapmak mecburiyetinde bırakıldınız, onu mu diyorsunuz?

Mert Saraç: Doğrudur, aldığım telefonda bu minvalde görüşme, yani tarafıma görüş belirtildi.

Murat Ongun: Sayın Başkanım, Spor A.Ş.'nin bir ilintisinin bulunmadığını takdirlerinize sunarım. Tam hangi tarihte arandınız ya da size işte birilerinin... Yani size o bilinmez telefon hangi tarihte geldi acaba?

Mert Saraç: Eylül 2024 tarihinde geldi. Sektörde Emrah Bağdatlı ile birebir tanışmışlığım yoktur ama iştiraklerde çalışıldıkça reklam sektöründe kendisinin iştiraklerdeki bilinirliğini ve ağırlığını ölçtüm. Telefon bu yönde geldikten sonra da bizzat çalıştığım kurumda bana isimler deklare edildikten sonra kurumda da bu isimlerin çıkması sonucu ticari risk de olduğu için bu duruma, bu faturaları ödemek durumunda kaldım. Bana beyan da bu şekildeydi.

Murat Ongun: Yani diyorsunuz ki size Spor A.Ş.'den "Evet, Emrah Bağdatlı çok önemlidir, paranı vermeyebilirler, o yüzden onun dediğini yap" dedi Spor A.Ş.'den birileri o zaman bu beyanınıza göre?

Mert Saraç: Düzeltmek istiyorum. Spor A.Ş.'den benim bir iletişimim olmadı. Spor A.Ş. kısmında telefonda bana aksettirilen isimlerin varlığını teyit ettirdim. Emrah Bağdatlı'nın ismini ve sektördeki yerini bulunduğumuz etkinliklerde, yani sektördeki bilinirliğine aşina olduğumu belirtmek için söyledim.

Murat Ongun: Siz Spor A.Ş. ile konuşuyorsunuz, size Spor A.Ş.'den isimler veriliyor, işte Emrah veriliyor. Yani kim veriyor bunu size Spor A.Ş.'den, lütfen söyler misiniz?

Mert Saraç: Yine anlam karmaşası olmasın, Spor A.Ş.'den bir kişiyle iletişimde olduğumu beyan etmiyorum. Ben gün içerisinde bir etkinlik yaptığımda dahi telefonum günde 30 kez çalıyor tedarikçisi, müşterisi. Ben de kayıtlı olmayan, şu anda hatırlamadığım bir numaradan arandım. Emrah Bağdatlı vasıtasıyla bana ulaştığını söyledi. Mevcut bekleyen ödemelerim ve sözleşme takvimi boyunca yapılacak olan işlerin akıbetiyle alakalı yönlendirilen faturalar ödenirse bunların mümkün olacağını belirttiler.

Murat Ongun: Spor A.Ş.'den... Spor A.Ş. ile konuştuğunuzu söylediniz. Beyefendi, kimle konuştunuz?

Mert Saraç: Bakın, telefon geldi "Emrah Bağdatlı vasıtasıyla". Spor A.Ş.'den bir kontakt olmadı. Spor A.Ş. ile benim tek iletişimim iş gelir, etkinliğin de batmanıyla yaparım, iş tamamlanır, hakediş de tamamlanır, ödeme sürecine geçilir, finans ve muhasebeyle görüşürüm. Bu ödemelerin olmayacağını, yani yönlendirilecek fatura...

Murat Ongun: Onu anladım, tekrara düşmeyelim. Şunu soruyorum; yani size günde 30 tane telefon geliyor, hiç hatırlamadığınız biri size diyor ki "Senin Spor A.Ş.'de alacakların var, alman için Emrah Bağdatlı'nın dediği firmaya ödeme yapman lazım" diyor, siz de "Tamam" diyorsunuz. Bu hayali kişiyi de şu an hatırlamıyorsunuz.

Mert Saraç: Doğrudur. Hayali kişi derken o anki ismini hatırlamıyorum. Kişinin burada sağlamasını yaptığım adımları da size söylüyorum. Tabii ki herkes arayabilir, "Ben Emrah Bağdatlı'yım" diyebilir. Ben de her arayana bir para göndermiyorum lakin o kurumdaki üst düzey yöneticilerin isimlerini vererek yani kendi ağırlığını ve buradaki ciddiyetini bana telefonda aksettirerek, ben de telefonu kapattıktan sonraki süreçte sağlamasını aldığım için bu endişeye kapıldım ve bu mevcut iki fatura tutarını ödemek durumunda kaldım.

Murat Ongun: Hocam, siz Spor A.Ş.'den biriyle konuştunuz mu, konuşmadınız mı?

Mert Saraç: Spor A.Ş.'den biriyle konuşmadım. Bana Emrah Bağdatlı vasıtasıyla ulaşan, şu anda ismini hatırlamadığım bir kişi ulaştı.

Hakim: Birkaç defa tekrara düşüyorsunuz, biraz aynı soru...

Murat Ongun: Peki. Başkanım, Byzag firmasına iki ödeme yapıyorsunuz, doğru mu?

Mert Saraç: Doğrudur.

Murat Ongun: Ödeme yapmanızı kim söyledi?

Mert Saraç: İlgili telefonda arayan kişi söyledi. "Bu faturalar, yönlendirilen faturalar ödenirse hem bekleyen ücretler noktasında hem de sözleşme takviminde yapılması muhtemel, yapılacak işlerin akıbetiyle alakalı telkinde bulunuldu."

Murat Ongun: İkinci ödeme gününü kim söyledi?

Mert Saraç: Efendim?

Murat Ongun: İki ödemeniz var ya, iki ödeme... Şimdi sizi arayıp "Al" diyen ödeme için de aradı, ikinci ödeme için de o mu aradı?

Mert Saraç: Yok, şöyle; benim 3-4 yani birden fazla bir görüşmem olmadı. İkinci kez arandığımda da bana ödeme tarihleri zaten söylenmişti. Ben de söylenilen tarihlerde ödemeleri gerçekleştirdim.

Murat Ongun: Yani bu şahıs sizi bir kere "Mal alın" diye aradı, bir de Eylül ve Ekim'in şu şu tarihlerinde ödeme yapacaksınız diye aradı bir tek, doğru mu?

Mert Saraç: Doğru, evet.

Murat Ongun: Bu şahsın ismini hatırlamıyorsunuz o zaman?

Mert Saraç: Yok, şu anda hatırlamıyorum. İki yılı aşkın bir süreç oldu. Sorduğumda ikinci görüşmedeki kişi zaten yani ilkinde bir isim verilmişti ama ikinci arayan kişi aynı kişi miydi, ondan emin de değilim, hatırlamıyorum.

Hakim: Ürün teslimi almadınız, öyle mi?

Mert Saraç: Kesinlikle. Herhangi bir mal teslimi, teslim tutanağı, fiziki bana geçen, Sayın hakimim, bir ürün ya da bir tutanak yok.

Murat Ongun: Firmanın sahibinin eşim olduğunu ne zaman öğrendin?

Mert Saraç: Bu süreçte mevcut yargılanma sürecinden sonra... Yani şahsın ismine dair bile bir bilgim yoktu.

Murat Ongun: Yani sizi tanımadığınız biri aradı, "Şu firmaya ödeme yap" dedi, siz de yaptınız.

Mert Saraç: Evet, bir baskı ve tehdit karşısında yapmak durumunda kaldım.

Murat Ongun: Sayın Başkanım, sorularıma devam edeceğim ama burada şunun altını çizmek isterim: Burası bir Ağır Ceza Mahkemesi ben de burada eşimle birlikte rüşvetle yargılanıyorum. Şimdi burada 6 firmadan bahsediyoruz. Dinlediğimiz ikinci sanıkla karşı karşıyayız ve bu arayan, yönlendiren, algı yapılan, aratılan kişinin hatırlanmaması konusu saklanan bir bilgi olarak görüyorum değerli Başkanım. Yani siz özür dilerim...

Hakim: Sorularınıza devam edin.

Murat Ongun: Tamam, özür dilerim. Hadi ben aşayım ama şu arkadaşa deseniz ki "Kim seni aradı kardeşim, söyle, tutuklarım" deseniz burada bülbül gibi şakıyacak. Ama aynı kopya ifadeleri dün duymaya devam ediyoruz. Soruların da bir anlamı kalmıyor. 6 firma aynı gün, aynı saat aralığında iş veriyor, ödeme yapıyor, ifadeleri aynı... Bu... Ama kim, kim, kim?

Hakim: Murat Bey, yorum yapın diye değil...

Murat Ongun: Yapmıyorum, özür dilerim Başkanım. Kim sorusu önemli, kim sorusunun yanıtı yok.

Hakim: Soru sorun, cevabınızı alın. Yani burada şey değil ki... Yoruma çeviriyorsunuz.

EMRAH BAĞDATLI AVUKAT MEHMET ZENGİN SORUYOR

Mehmet Zengin: Sizin kamu kurumlarıyla şu an çalıştığınız bir kurum var mı, varsa hangisi?

Mert Saraç: Var. Yalnız somut bana yöneltilen isnatlar dışında bilgi vermem...

Hakim: Bu soruya cevap verip vermemek takdirinizde evet.

Mert Saraç: Tabii ki.

Mehmet Zengin: Anladım. Kamu o kamu kurumunun takdirinizse o kamu kurumunun ismini öğrenebilir miyiz?

Mert Saraç: Verebilirim. Medya A.Ş. ile ben şu an çalışıyorum. Tüm bu süreçlerden sonra devletin açmış olduğu EKAP sisteminde adil rekabetin olduğu sistemde hakkıyla işleri yaptığımızda sonuçları alınıyor. Halen de işler aktif olarak devam ettiriliyor.

Mehmet Zengin: Şimdi ben mesela o kurumlar o kurumların üst yöneticilerin ismini versem, onların adına arıyorum desem her herhangi bir numaraya herhangi bir şekilde ödeme yapar mısınız?

Mert Saraç: Yok, daha önce işte tecrübesizlikle ve tehdit karşısında açıkçası çaylakça hareket edilmiş bir durum var. Bu durumda sonuna kadar irdeler, hukuki olarak hakkımı aramaya çalışırım.

Mehmet Zengin: Peki teşekkür ederim, başka sorum yok.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: İfadeniz sırasında Eylül 2024'te arandığınızı söylediniz, değil mi?

Mert Saraç: Evet.

Rahşan Sertkaya: Peki bir şey sorabilir miyim? BYZAG şirketi size 31 Ağustos 2024'te kesmiş faturayı. Acaba 31 Ağustos'ta tarafınıza kesilen bir fatura için eylül ayında nasıl tehdit edilmiş olabilirsiniz?

Mert Saraç: Şunu söylüyorum; faturanın tarihi 30 Ağustos, ikinci ödeme tarihiyle alakalı söylüyorum ben bu aramayı.

Rahşan Sertkaya: Mert Bey, açıkça Emrah Bağdatlı aracılığıyla olduğu söylenen lütfen kayıtlara geçsin, bir kişinin sizi Eylül 2024'te aradığını söylediniz, bunun ilk konuşmanız olduğunu söylediniz. Ancak fatura tarihi öyle dediniz ifadenizde. Bunları zaten biz kayıtlardan çıkaracağız, boşuna şimdi söyleseniz de bir şey değişmeyecek. Şimdi ikinci soruma geçiyorum: Sizi cepten mi aradı, yoksa ofis telefonundan mı?

Mert Saraç: Cep telefonumdan arandım.

Rahşan Sertkaya: Cep telefonunuzdan.

Mert Saraç: Bir ilk konunuzla alakalı cevap vermek istiyorum. Ben iki telefon dedim. Arandığımda da "Bu ilk telefondur." diye bir ibare geçirmedim. Fatura tarihlerinde...

Rahşan Sertkaya: İfade kayıtlarınız şu anda burada.

Mert Saraç: "Eylülde arandım" dedim.

Hakim: Müdahale etmeyelim lütfen, kayda geçsin.

Rahşan Sertkaya: Evet, ses kaydı zaten. Peki, cep telefonunuzdan arandınız. Sizi arayan kadın mıydı, erkek miydi?

Mert Saraç: Erkekti.

Rahşan Sertkaya: Peki nereden aradığını söyledi size? Yani bana bir konuşmanın içeriğini bir anlatır mısınız? Biri sizi aradı...

Hakim: Hatırladığınız kadarıyla anlatın.

Rahşan Sertkaya: Evet, yani pardon çok özür diliyorum hani açmak istiyorum olayın sıhhatli bir şekilde anlaşılabilmesi için. Biliyorsunuz siz de savcılık dolandırıcılığı var, savcılarımızın da kamuda aleni bir şekilde internet sitelerinde dolaşıyor. E bu şirketlerin yetkililerinin de adları, soyadları, unvanları işte girsem ben Kültür AŞ'nin genel müdürüyüm, kim görürüm yani sonuçta değil mi? Hani arayıp birisi size adını söylediği bir şirketin, yetkilisinin adını söyledi diye nasıl bir tehdit algıladınız veya bir isim söylendi diye nasıl bir güven duydunuz? Bana bir konunun içeriğini; birisi aradı sizi "Merhaba", evet "Ben kim..." dedi de ne dedi sonra size?

Mert Saraç: Hatırladığım kadarıyla tekrar yüzeysel olarak geçiyorum.

Rahşan Sertkaya: Yüzeysel geçmeyin.

Mert Saraç: Şimdi çok pardon, çok özür diliyorum. Ben bu faturayla alakalı aranıyorum. Bu fatura kesiliyor ve bana yönlendiriliyor ilgili şahsın sahipliğindeki firmadan ve karşılığında ben mal, beyan almamışken, bir teslim tutanağı yokken...

Rahşan Sertkaya: Şimdi aynı şeyleri lütfen tekrar etmeyin, benim sorum bu değil.

Mert Saraç: Siz farazi konuşuyorsunuz. Bu telefon hayali bir telefon muydu o zaman?

Rahşan Sertkaya: İşte soruyorum size, hayali miydi?

Mert Saraç: Değildi. Ben bunun varlığından bahsediyorum ve buna istinaden de faturalar kesildi.

Rahşan Sertkaya: Bakın Mert Bey, tanıklar yalan söyler ama kanıtlar asla! Biraz evvel söyledim. Siz bir el öte Eylül 2024 dediniz, fatura ağustos. Bakın kanıtlar asla yalan söylemez!

Mert Saraç: Hâlâ söylüyorum; eylülde arandım.

Rahşan Sertkaya: Şimdi tekrarlıyorum; lütfen konuşma içeriğini bize anlatır mısınız?

Mert Saraç: Konuşma içeriği: Emrah Bağdatlı vasıtasıyla olduğunu söyleyen bir kişi aradı. Benim Spor AŞ'deki alacak miktarıma, alacak departmanındaki kişilere kadar ismini söyledi. "Bu paraları da alamazsın, mevcut yapacak olduğun işleri de yapamazsın." şeklinde tehditte bulununca ben de bu ödemeyi zoraki olarak yapmak durumunda kaldım. Tümüyle bundan ibaret.

Rahşan Sertkaya: Peki, burada tehdit algıladığınıza göre, sizin alacak departmanınızdaki kişilerin de adını söylediğine göre, söyler misiniz kimmiş sizin alacak departmanınızdaki kişilerin adı?

Mert Saraç: Spor AŞ tarafından söylenen mi? İsimlerini şu anda hatırlamıyorum ama o dönem...

Rahşan Sertkaya: Evet. O kadar büyük bir tehdit algıladınız ama isimleri de hatırlamıyorsunuz.

Mert Saraç: Bu hayati bir tehdit değildi, ticari bir riskle alakalıydı. İki yıl geçti üzerinden. Ben de gerekli araştırmaları yaptıktan sonra mevcut paramın yani o kadar büyük bir meblağdı ki o rakamlar o gün küçük geldiği için...

Rahşan Sertkaya: Ne kadarlık bir meblağdı?

Mert Saraç: Benim Spor İstanbul'dan o gün itibarıyla 10 milyon TL alacağım vardı.

Rahşan Sertkaya: Ne kadar ödeme yaptınız peki?

Mert Saraç: Toplamda 80 bin TL bir fatura, 56 bin TL bir fatura. Yani bu tutarlar için çok büyük meblağların gitmesini göze alamadım bu tehdit ve baskı karşısında.

Rahşan Sertkaya: 80 bin lira 10 milyonun kaçta kaçı, biliyor musunuz siz? Yani size mantıklı geliyor mu hani biri tarafından aranıyorsunuz, kim olduğunu bilmiyorsunuz. Kim için, yani o büyük alacak departmanındaki kişinin adını söylüyor, onu hatırlayamıyorsunuz; 10 milyon alacağınız için sizden hepi topu 80 bin lira istiyor ama siz bu ismi bile hatırlamıyorsunuz. Sizce gerçekten bir tehdit söz konusu olsa 10 milyon bir alacak için 80'er bin TL mi istenir? Makul mü sizce bu?

Mert Saraç: Şimdi bu süreçler yaşandıktan sonra ben de iddianameyi okudum. Benim gibi mağduriyet yaşayan başka insanlar da var. Burada tutar...

Rahşan Sertkaya: Ben sizin için sordum.

Mert Saraç: Tamam, benim için soruyorsunuz da ben...

Rahşan Sertkaya: Siz kendi için cevap verin, sizi soruyoruz.

Mert Saraç: E tabii ki. Ben de şu cevabı veriyorum: 10 milyon için o gün itibarıyla 136 bin TL'yi ödemek, başımdaki riski kaldıracaksa bana makul geldi. Ve görüyoruz ki benim gibi insanlardan para toplanarak tutar çok daha yüksek rakamlara ulaşmış gözüküyor. Ters sağlamasını siz de böyle yapabilirsiniz.

Rahşan Sertkaya: Evet, 10 milyondan altı şirketi çarparsa 60 milyon, alınan para 600 bin lira. Peki efendim, hangi GSM hattınızdan arandığınızı söyler misiniz? GSM hattınızın numarasını söyler misiniz?

Hakim: Kullandığınız hat.

Mert Saraç: Buraya, buraya beyan ettiğim hatla aynı.

Hakim: Bize bildirdiniz.

Mert Saraç: Evet, evet.

Rahşan Sertkaya: Efendim, ben Mert Saraç'ın GSM kayıtlarının celbini talep ediyorum. Eylül ayında kendisini arayan numaraların celbini talep ediyorum ve Mert Saraç'tan bu numaraların hangisi tarafından arandığının tekrar mahkeme huzuruna getirilerek sorulmasını talep ediyorum efendim.

MERT SARAÇ AVUKATI ASİYE HANDE ATASOY SAVUNMASI

Müvekkilin açıklamalarının ardından eylem 105 yönünden birkaç temel hususa değinmek istiyorum. Öncelikle müvekkilin bu ihaleye ve kamu zararına dolandırıcılık kısmına ilişkin savunulduğunda şüpheli sıfatı ile ifadesi alınmamıştır. Bu husus kendisi de belirtmiştir burada. İddianamede bu eylem anlatımında kullanılan 18.04.2025 tarihli ifade açıkça müşteki sıfatı ile düzenlenmiş olup, BYZAG'a verilen ödemelere ilişkindir. Bu ifadede hem müvekkile inceleme konusu ihaleyi nasıl aldığı, teklifi nasıl belirlediği veya iddia edilen kamu zararına nasıl sebebiyet verdiği sorulmamıştır.

Dolayısıyla bu beyanın eylem 105 bakımından bir suç kabulü gibi değerlendirilmesini kabul etmiyoruz. BYZAG işlemleri ile bu ihale arasında kurulan bağlantıya da itiraz ediyoruz. BYZAG faturaları 31.08.2024 - 30.09.2024 tarihli olup bu eyleme konu ihalede müvekkil alt sözleşmesini 04.02.2025 tarihinde imzalamıştır. Müvekkilin açıklaması bu ödemelerin mevcut ticari ilişkileri alacaklarını tahsil etme sürecinde maruz kaldığı baskıdan kaynaklandığıdır. Bu eylemde Mürettabat ana ihaleye katılmamış, ana ihale için yanıt vermemiştir. Kültür A.Ş.'nin daveti üzerine kendi maliyetini ve karını hesaplayarak kapalı zarfta teklif sunmuş, işi aldıktan sonra kendisinden istenen hizmetleri yerine getirmiştir. İhalelerin bölünmesi, 3/k kapsamında alım yapılması, şartnamenin hazırlanması ve ana ihalenin kısmi teklife kapatılması müvekkilin katıldığı veya karar verdiği işlemler değildir.

Bunlar İBB'nin ve ilgili iştirakin yetki alanındadır. İdarenin alım yöntemine yönelik sakatlık iddiasından müvekkilin dolandırıcılık kastıyla hareket ettiği sonucuna doğrudan varılamaz. Gökhan Köseoğlu'nun beyanı var. Gökhan Köseoğlu'nun beyanı bakımından da genel işe ilişkin iddialar var ama müvekkilin somut bir eylemi yoktur. Köseoğlu listeleri ihale birimine ilettiğini ve bazı ihalelerde tekliflerin önceden belirlendiğini anlatmaktadır. Mürettabat'ın adını da listelerde gördüğü ve sonradan ihale kazandığını fark ettiği şirketler arasında saymaktadır. Köseoğlu'nun bu anlatımı aslında kendisinin yaptığı çıkarımdan ibaret olup Mürettabat'a yönelik somut bir fiil isnat etmemektedir. Müvekkile ihaleyi kazanacağı yönünde bir garanti verilmemiş, teklif tutarı başkası tarafından belirlenmemiştir. Diğer firmalarla yaklaşık maliyet, teklif tutarları veya ihalenin kimde kalacağı konusunda herhangi bir görüşme ya da anlaşma yapılmamıştır.

Şirket adının bir listede bulunması müvekkilin hileli bir anlaşmaya katıldığını göstermez. Başkanım bu eylemde son olarak kamu zararı hesabına itiraz ediyoruz. İddianamede kamu zararı şirketler yönünden ayrı ayrı hesaplama yapılmaksızın ana ihalelerin toplam bedeli olarak gösterilmiştir. Müvekkil burada ihalenin ana yüklenicisi olmayıp sadece alt yüklenici konumundadır. Müvekkil yüklenici olarak üstlendiği işi yerine getirmiş, teslimini gerçekleştirmiş ve faturalandırmıştır. Kaldı ki yapılan ve teslim edilen iş karşılığında ödenen bedel doğrudan kamu zararı sayılamaz. Hangi işin yapılmadığı, eksik yapıldığı veya bedelin rayiç üzerinde olduğu ortaya konulmadan sözleşme bedelinin tamamının müvekkilin üstlendiği iş dahi ayrılmadan kamu zararı kabul edilmesini ve bu zararın müvekkile yüklenmesini kabul etmiyoruz. Müvekkilin dolandırıcılık fiilini diğer sanıklarla birlikte gerçekleştirdiği her türlü şüpheden uzak delillerle ortaya konulmadığından eylem 105 yönünden beraatına karar verilmesini talep ediyoruz.

Şimdi ise müvekkilin yargılandığı eylem 116 yönünden savunmalarıma geçmek istiyorum. Öncelikle müvekkil eylem 116 bakımından yaptığı ödemeleri inkar etmemektedir. Burada da zaten belirtmiştir. Bu ödemeleri kabul etmek rüşvet amacını kabul etmek değildir. Ancak Zeynep Ongun ve müdafiinin savunmalarında müvekkilin beyanlarını itibarsızlaştırmaya yönelik bazı iddialara cevap vermek zorundayız. Savunma hakkına elbette saygımız var fakat bu hak başka bir sanığın anlatımının somut dayanak olmaksızın hazırlanmış bir senaryo olarak sunmayı haklı kılmaz. İlk olarak şunla başlamak istiyorum. Müvekkilim dahil diğer müştekilerin birdenbire savcılığa giderek ifade verdiği, savcılığın da müştekilerin geleceğini önceden sezmiş gibi banka hareketlerini hazırladığı söylenmektedir. Oysa dosyada 25.04.2025 tarihli adli kolluk ve savcı görüşme tutanağı bulunmaktadır.

Bu tutanakta BYZAG ve diğer belirtilen şirketler ile Zeynep Ongun'un hesap hareketlerinin incelenmesi, 50000 TL üzerindeki giriş ve çıkışların tutanağa bağlanması istenmiştir. Bunun devamında 28.04.2025 tarihli 44 sayfalık hesap hareketleri inceleme tutanağı düzenlenmiş, Mürettabat'ın işlemle, 2 işlemle gönderdiği toplam 136376 TL tespit edilmiştir. Dolayısıyla hesap hareketlerinin araştırılması müvekkilin ifadesinden önce verilen talimata dayanmaktadır. Müvekkilim kendisine yapılan çağrı üzerine giderek sorulan sorulara cevap vermiştir. Ortada açıklanamayan bir tesadüf, müvekkilin kendi arzusuyla savcılığa gitmesi değil, tarihleri dosyada açıkça görülen bir soruşturma süreci mevcuttur. Yine Zeynep Ongun'un ifade vermesi sonrası vekilinin yaptığı savunmada bu iddianın devamında da müvekkilin kaşesinin başka bir adreste bulunması üzerinden adeta başlı başına suç delili yaratılmaya çalışılmakta.

Kaşenin başka bir yerde bulunması suç mudur? Bir kaşenin, bir kaşe bulunup şirket sahibinin veya yöneticisinin değişmekte midir? Kaşe şirket üzerinden üzerinde yetki veren bir belge değildir. Şirket bilgileri kullanılarak 3. kişilerce herkes tarafından bastırılabilmektedir. Müvekkilim ayrıca söz konusu kaşenin bulunduğu yerin yıllardır ailece görüştüğü Deniz Dörtyol'un ofisi olduğunu açıklamıştır. Buna rağmen kaşeden hareketle şirketin başkasına ait olduğu, oradan müvekkilimin yönlendirilerek ifade verdiği sonucuna atlanmaktadır. Bu çıkarımın arasını delillerle doldurmak gerekir. Kaşe bütün bu iddiaların yerine geçemez. Müvekkil zaten tüm yapılan tüm işlemlerin kendisine ait olduğunu ifadesinde belirtmiştir. Şimdi ticari ilişki savunmasına gelmek istiyorum. Zeynep Ongun 29.04.2025 tarihli savcılık ifadesinde aralarında Mürettabat'ın da bulunduğu şirketler sorulduğunda ben bu şahısların hiçbirini tanımıyorum.

Emrah ile olan ilişkilerini bilmem. Onun bir yönlendirmesi olup olmadığını bilmiyorum. Ben sadece bu şirketlere fatura kestim ve malımı gönderdim demiş. Aynen ifadede 'Ne yaptınız, siparişi ofise gelen bir şahıs teslim aldı. Nereye götürdü, hangi şirkete götürdü bilmiyorum' açıklamalarında bulunmuştur. Gelelim mahkemenizin 09.09.2026 tarihli savunmasında, burada ise siparişleri Emrah Bağdatlı'nın verdiğini, adetleri onun bildirdiğini ve ürünleri Emrah Bağdatlı'ya teslim ettiğini dediğini görüyoruz. Önce yönlendirmesini bilmediği belirtilen Emrah Bağdatlı, sonrasındaki anlatımda sipariş ve teslim sürecin sürecine kadar olayın merkezindedir. Yine savcılık aşamasında çalışma sistemi açısından genellikle sipariş verenlerden ilk başta ön ödeme alınır ve daha sonra da şirketin durumuna göre ödemenin hepsi alınır belirtilmiş. Mahkeme ifadesinde ise 'Müşteri beğendiği siparişi verir, ardından ürünü hazırlarım, teslim ederim, faturasını keserim ve bedelini tahsil ederim' demiş.

Yine aynı mahkeme ifadesinin devamında 'Sipariş edilen ürünlerin kaç adetse o kadar hazırladım, yılbaşı kutusuna koydum, faturalarını düzenledim, ürünleri Emrah Bağdatlı'ya teslim ettim. Emrah siparişleri sahiplerine ulaştırdı, ulaştırdı ki onlar da resmi olarak banka yoluyla ödeme geldi, ben de faturamı kestim' demiştir. Zeynep Ongun ticari ilişki olduğu savunmasında bulunuyor. Ancak Zeynep Ongun'un bırakın savcılık ve mahkeme aşamasında verdiği beyanların çelişkili olmasını, mahkeme esnasında verdiği ifadeler bile birbiriyle çelişkilidir. Bileklikler sahiplerine ulaştı ki banka yoluyla ödeme geldi, ben de faturayı kestim demesi dahi yargılamaya dahil edilen sürecin tam tersidir. Çünkü müvekkilin de aralarında bulunduğu diğer tüm firmalara önce faturalar yönlendirilmiş, yaklaşık 20 gün sonra ödemeler gerçekleştirilmiştir. Bu anlatımlarda ortada bir ticari ilişki olmadığını, müvekkile herhangi bir bilekliğin teslim edilmediğini ve müvekkilin anlatımlarını doğrular niteliktedir.

Yine Zeynep Ongun ve müdafileri bilekliklerin başka mağazalarda satıldığı, müvekkilim dahil diğer firmalara daha uygun fiyatlar, fiyatlar uygulandığı ileri sürülmüştür. Şimdi rakamlarla aynı belge esasıyla olayı karşılaştıralım. Müvekkile kesilen 30.09.2024 tarihli faturada lava bilekliğin birim fiyatı 3120 TL, KDV dahil bedeli 3744 TL, lacey bilekliğin ise birim fiyatı 3780 TL, KDV dahil bedeli 4536 TL'dir. Buna karşılık sana satış yaptığı, kendinin internet sitesini inceledim. Müvekkile satışını yaptığını iddia ettiği bilekliklerin vergiler dahil fiyatlarının lava bileklik için 3500 TL, lacey bileklik için ise 3950 TL olduğunu gördüm. Buna ilişkin ben ekran fotoğraflarını aldım. Dosyaya da ibraz edeceğim. Anlaşılan enflasyon bilekliklere pek uğramamış. Her ne kadar daha uyguna satıldığı iddia edildiyse de müvekkilime 2 yıl önce yazılan bedeller 2026'daki etiketlerin daha üzerinde kalmıştır.

 

Bir diğer husus da yılbaşı alışverişi hediye alışverişi olarak bahsediliyor. Yine fatura tarihlerine bakıldığında tasarım faturası 31.08.2024 tarihli, bileklik faturası ise 30.09.2024 tarihlidir. Yani yılbaşından yaklaşık 4 ve 3 ay öncesinden söz ediyoruz. Yılbaşı hediyesi savunmanın ihtiyacına göre ağustos ayına kadar geriye götürülemez. Erken sipariş verilmesi elbette mümkündür fakat bunu bu olayda doğrulayacak sipariş, yazışma ve teslim kaydı gösterilmeden bu şekilde savunma yapılması dayanaksızdır. Bir diğer husus da az önce Murat Ongun, müvekkile soru sorarken de belirtti aynı gün ödemeler yapıldığına dair. Yani burada aynı gün diğer 6 şirketin aynı gün ödeme yapılması sorgulanıyor, ancak bu 6 şirkete aynı tarihli, aynı saatte fatura kesilmesi nedense sorgulanmıyor. Yani faturayı aynı gün düzenlemek olağan bir ticari işlem sayılırken bu faturaların aynı gün ödenmesi nasıl edilen bir suç birlikteliğinin göstergesi olmaktadır? Ortak fatura alındığında ödeme talebi takvimi, ödemelerin aynı güne denk gelmesini birebir zaten karşılığıdır.

Müvekkilimin savunması açıktır. Mal ve hizmet almadan yapılan ödemeler mevcut alacaklarını tahsil edebilmek, devam eden işlerinin tehlikeye girmesini önlemek için maruz kaldığını anlattığı baskının sonucudur. Müvekkil şüpheli sıfatı ile ifadesi alınırken Spor A.Ş.'den aldığı ihalelerin ödemesini alabilmek ve devam eden işlerin sekteye uğramaması için Byzac tarafından yönlendirilen faturaları ödemek zorunda kaldığını belirtmiştir. Spor A.Ş.'nin de Excel'i var bende. Tarafımca da bu Excel dosyası sunulacak. Byzac tarafından fatura yönlendirildiği tarihte müvekkilin Spor A.Ş.'den 11 milyondan fazla hakedişi olduğu ve devam eden işleri sebebiyle kesilmeye devam eden faturaları olduğu görülecektir. Müvekkil bu denli alacağını ve devam eden işlerini tehlikeye atmamak adına bunun korkusuyla bu ödemelerini yapmıştır. Zaten müvekkile Byzac tarafından gönderilen ilk faturanın 27.09.2024 tarihli ödenmesinden sonra farklı zamanlarda toplam 7.849.179 TL hesabından havale edilmiştir.

Sayın Heyet, müvekkilin Byzac'a yaptığı ödemeler rüşvet değildir. Hukuka aykırı bir iş yaptırmak veya menfaat sağlamak için değil, yapıp teslim ettiği işlerden doğan alacaklarını tahsil edebilmek ve devam etmekte olan işlerini tehlikeye sokmamak adına kendisini mecbur hissettiği için yaptığı ödemelerdir. Müvekkilin burada rüşvet sunanı değil, irtikap mağduru olduğu ortadadır. Açıklanan sebeplere binaen eylem yönünden müvekkilin beraatını talep ederiz. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

AHMET TALHA BİLGİN SAVUNMASI – 21.09.2026

Sayın Başkanım, değerli mahkeme üyeleri; hepinizi saygıyla selamlarım. Öncelikle şu hususları belirtmek isterim: Ben yaklaşık 15 yıldır Yeşil Mavi şirketinin tek sahibi ve yetkilisiyim. Bu şirket aile şirketi olarak kurulmuş, benden önce de ablamın adına kayıtlı bir şirketti. Biz her dönemde, kurulduğumuz günden beri açık hava reklamcılığıyla, yani üçüncü şahısların, özel şahısların, üçüncü kişilerin reklam alanlarını kiralama üzerine faaliyetlerle uğraştık. Hiçbir dönemde herhangi bir kamu kurumuna ait bir metrekare yer kiralamadık ve kullanmadık. Yine her dönemde işimizin gereği ilişki kurmamız gereken kurumlar bizleri nasıl yönlendiriyorsa ve hangi usullerle çalışmamızı istiyorsa, o usullere uygun olarak çalıştık. Ayrıca para alışverişlerimiz de her daim hesaplarımız ile resmi kurum hesapları arasında gerçekleşmiştir.

Hakkımdaki ilk suçlama, 61 no'lu eylemde anlatılan ihalelere teklif sunma eylemidir. Biraz önce değindiğim gibi bizler genel ticari faaliyetlerimizi açık hava reklamcılığı üzerine yürütmekteyiz. Yaklaşık 30 yıllık bir geçmişe sahibiz. Bu süreçte ihale alımıyla faaliyet yürüttüğümüz hiçbir dönem olmamıştır. Sadece 2020 yılında Kültür AŞ'nin daveti üzerine iki ihaleye teklif sundum ve iki ihaleyi de kazanamadım. Dikkat edilirse sunduğum teklifler muhammen bedele uygun, o günkü şartlarımıza göre hesaplanarak sunduğumuz makul teklifler. Ancak kazanamayınca anladım ki ben ticaretime bildiğim yoldan devam etmeliyim ve bir daha da ihalelere girmedim.  Bizim yaklaşık 30 yıllık geçmişimizde sadece 2020 yılında bu denendi, olmayınca da bir daha ihalelere teklif vermedim. Bu olayla bağlantım bundan ibarettir. Kimse bana belirli bir miktarda teklif vermem için herhangi bir baskı yapmadı. Yine ihaleye girdiğim için kimseden bir çıkar elde etmedim. Zaten böyle bir durum olsa bunca zaman başka ihalelerde de tekliflerim olurdu diye düşünüyorum. Katıldığım ihaleleri kazanan firmalarla hiçbir ticari faaliyetim ve ilişkim olmadığı gibi, birçoğunu ismen bile tanımıyorum.

İkinci suçlama, 117 no'lu eylemde anlatılan ecrimisil ile ilgili olan eylemdir. Biz, boş arsa önlerinin çevrelenip kapatılarak oluşturulan parapet adlı uygulamayla da reklam faaliyetleri yürütüyoruz. Bugüne kadar sadece iki adet parapet şeklinde reklam alanı kiraladık ve kullandık. Bunlar Avcılar ve Esenyurt gibi C bölgesi diye adlandırılan reklam alanlarıdır ve değerleri çok düşüktür. Bağdat Caddesi, Maslak, Levent veya Kadıköy gibi değerli bölgelerde reklam alanları olmayan bir ajansız. Muhtemelen bu davada da adı geçen en küçük ajanslardan biriyiz diye düşünüyoruz.  Bu arsaları tapu sahiplerinden, yani üçüncü şahıslardan kiralıyoruz. Belediye veya kamuya ait, ihaleye konu olabilecek hiçbir yeri kiralamadık ve kullanmadık. Üçüncü şahıslardan kiraladığım özel mülkteki reklam alanlarına ecrimisil ödemeleri yaptım. O dönemde Reklam Yönetimi Müdürlüğünce bizlere parapetin kamuya ait alana taşan kısımlarıyla ilgili ecrimisil ödenmesi gerektiği bildirildi ve bununla ilgili ihbarnameler gönderildi. Ben de bu ihbarnamelerde yazılı bedelleri resmi banka hesabımdan yine kurumun banka hesabına havale ettim. Ödemeyi ihbarname karşılığında ve kurum hesabına yaptığım için bunda herhangi bir beis görmedim. Bu olayla da ilgim bundan ibarettir.

Eylem 118; son olarak bu eylemde de Kültür AŞ ve Medya AŞ ile muvazaalı sözleşme yapıp rüşvet verdiğim iddia ediliyor. Bu iddiaları kabul etmiyorum. O dönemde bu kurumlarla reklam alanlarının denetimlerinin yapılması üzerine veya uygulanacak tasarımların mevzuata uygun olup olmadığı ve danışmanlık gibi hizmetlerin yapılacağı ve bunların masrafının tarafımdan ödenmesi gerektiği bildirildi. Ben yine resmi hesabımdan kurumların resmi hesabına fatura karşılığı ödemeler yaptım. Kimseye hariçten bir para ödemedim. Yine ödemeyi faturaları karşılığı kurum hesabına yaptığım için bunda bir sakınca görmedim. Bu olayla da ilişkim bundan ibarettir.

Netice olarak Sayın Başkanım, en baştan beri arz ettiğim gibi her dönemde kurumların bildirdiği usullere göre ve kaydi olarak faaliyet göstermekteyim. Hiç kimseyle yasa dışı bir çıkar alışverişi içine girmedim. İşim gereği tanıdığım 3-5 kişi dışında bu davada yargılanan çoğu kişiyi tanımıyorum, onlar da beni tanımıyorlardır. Bu sebeplerle suçlamaları kabul etmiyorum. Şayet üzerime atılı dolandırıcılık, rüşvet gibi suçları işleme kastım olsaydı, doğal olarak bu çıkar ilişkileri kayıt dışı olmalıydı. Ama iddianamede bile bana karşı böyle bir itham yok. Benim tek eylemim kurumların isteği üzerine, belge karşılığında resmi hesabımdan kurumlara ait banka hesaplarına para göndermektir. Şirketimin ve şahsımın genel mali durumuna bakıldığı zaman hiçbir dönemde dikkat çekici bir grafiğe rastlanmayacaktır. Her dönemde makul ticari faaliyetlerle ilerlemeye çalışan bir aile şirketiyiz. Tabiri caizse kendi yağımızda kavrulmaya çalışan insanlarız.

Ayrıca son olarak bir talebim daha var: Yaklaşık bir buçuk yıl önce arama amacıyla evime gelen polisler tarafından o döneme dek biriktirmiş olduğum; düğünümde ve çocuğumun doğumunda ailem ve çevremden almış olduğum, yani bizlere gelmiş olan para ve altınlara, bir de ticari faaliyetlerimden kaynaklı olarak bu kapsamda müşterilerimden aldığım 4 adet çeke el konulmuştur. Bu el konulan değerlerin tek kuruşunu bile gayrimeşru bir işten kazanmadım. Okuyabildiğim kadarıyla iddianamede de böyle bir iddia bulunmamaktadır. Ama bu değerler hâlâ muhafaza altındadır. Çeklerimin yasal ibraz süreleri geçmiştir, müşterilerimle çok ciddi sorunlar yaşadım. Ayrıca ailemin ve bizim birikimimiz olan para ve diğer maddi değerlere el konulduğu için ve kullanamadığımız için çok ciddi zararlar yaşamaktayız. Bunların da en kısa sürede iadesini talep ederim. Savunmam özetle böyle, saygılar sunarım.

 

AHMET TALHA BİLGİN AVUKATI AHMET ASLAN SAVUNMASI

Efendim, savunmaya katılıyoruz. Müvekkilin sahibi olduğu şirket çok uzun yıllardır, yaklaşık 30 yıldır yani yargılama sanıklarının belediye yönetiminde oldukları dönemde de bundan önceki dönemde de aynı reklam sahasında faaliyet gösteren bir şirkettir. Yine dosya kapsamındaki tanık ve mağdur beyanlarının, itiraflarda dahi sanık ve şüpheli savunmalarının hiçbirinde müvekkile yöneltilen bir suçlama, suç iddiası mevcut değildir. Müvekkil her dönemde ticari faaliyetiyle bağlantılı olduğu kurumların yönlendirmesine göre, onların bildirdiği usule göre faaliyet göstermiştir.

Dosya kapsamında müvekkilin sorumlu tutulduğu 61, 117 ve 118 no'lu eylemlerin hiçbirinde müvekkil lehine gayrimeşru bir kazanç iddiası ve tespiti yoktur. Müvekkil kurumların bildirdiği şekilde kendisinin ve şirketin banka hesabından belediye birimlerinin banka hesabına kaydi biçimde ödeme yapmıştır. Kendisine gönderilen ihbarnameleri ve faturaları, ayrıca yaptığı ödemelerin dekontlarını biz soruşturma evresinde kapsamlı yazılı savunmamız eşliğinde sunmuştuk. Kuruşu kuruşuna ihbarname ve faturalarla müvekkilin ödediği bedeller denktir. Kendisine yöneltilen suçlamalardan kaynaklı olarak hiçbir gelir elde ettiğine dair tespit bulunmaması ve el konulan, evinde el konulan değerlerin müsaadesini gerektirecek hiçbir husus olmaması dikkate alınarak adli emanette bir uçuk yıldır muhafaza altında tutulan tüm değerlerin iadesini talep ediyoruz.

Bu aşamada savunmamız bu kadar. Yazılı olarak da ayrıca sunacağız, beraat talep ediyoruz. Ek savunma hususlarında yazılı savunacağız. Ayrıca anlatım ek savunmaya yeterli değil bu aşamada, onu söyleyelim. İddianamedeki anlatım suçun oluşmasının bir delili değildir müvekkil açısından.

MUHAMMED EMRE KIZILIRMAK SAVUNMASI – 21.09.2026

Öncelikle sayın heyetinize saygılarımı sunuyorum. Ben neden dolayı burada olduğumu inanın ki bilmiyorum. Daha önce bana sorulan sorularla ilgili kolluk kuvvetlerine ifademi vermiştim. Keza ben dosya kapsamında savunma dilekçesiyle ilgili evrakları sunmuştum. Yine avukatım eşliğinde iddianamede yer alan 117 ve Eylem 118 kapsamında ismimin geçtiği diğer hususlar hakkında savunma beyanlarımı arz etmek istemekteyim. Öncelikle tarafıma isnat edilen suçlamaları kabul etmemekteyim. Şöyle ki, ben kesinlikle toptan satış ve operasyon işi yapan bir SGK’lı çalışanım. Dosya kapsamında ve eylemlerde ismimin geçtiği iki yer vardır. Bunlardan biri de Emre ile "Çantalarla gönderdiğim paralar yetmedi mi?" tarzı bir beyanla ilgili suçlanmaktayım. Ben kimseye para götürmedim, çanta taşımadım. Bu hususu önemle arz etmek istemekteyim.

Yine dosya kapsamında bir beyanda benim Naz Reklam’ın sahibi olduğum iddia edilmiştir. Ben Naz Reklam’ın ne sahibi, ne ortağı, ne çalışanıyım. Ben SGK’lı bir çalışanım efendim. Bunlarla ilgili tüm kayıtlar dosyaya sundum. Keza tarafınızca da SGK ve ticaret sicilden evraklar istenebilir. İsnat edilen Eylem 117 ve Eylem 118 ile ilgili yukarıda da belirttiğim üzere ne şirket sahibi, ne ortağı, ne de yetkilisiyim. Benim bağımsız herhangi bir ihaleye girmem, sözleşme imzalamam, ecrimisil ödemem zaten hukuken mümkün değildir. Kaldı ki diğer firmaların çoğunu da tanımamaktayım. Bu bağlamda tarafıma isnat edilen eylemlerle ilgili ne yetkim söz konusu ne de bilgim vardır. Yetkilisi olmadığım bir şirketin ihalesine girmem söz konusu olamaz efendim. Bu bağlamda da eylem isnatlarının hukuki ve fiili bir bağı tarafımla bulunmamaktadır. Beraatimi talep ederim.

MUHAMMED EMRE KIZILIRMAK AVUKATI MUSTAFA BIÇAKÇI SAVUNMASI

Efendim, biz beyanlara aynen katılıyoruz. İddianamede de isnat edilen eylemlerle ilgili biz dosya kapsamına hem SGK kayıtlarını hem Ticaret Sicil kayıtlarını sunduk. Müvekkilimiz normal 4A kapsamında çalışan bir işçi statüsünde. Herhangi bir dönemde 2019, 2020, 2024 o dönemlerin hiçbirinde ne bir şirket ortağı ne şirket sahibi ne hissedar hiçbir yetkisi yoktur. Bu bakımdan efendim söz konusu eylemlerle ilgili iddianamede yer alan hususlar hukukla bağdaşmamaktadır. Öncelikle efendim müvekkilimizin beraatini talep ediyoruz. Bu bakımdan dosyanın ayrılması hususunu da takdir mahkemenizindir efendim.

İRŞADİ AKBAŞ SAVUNMASI – 21.09.2026

Sayın Başkan, değerli üyeler, Sayın Savcım. İddianamede eylem 61 ve eylem 62'den suçlanmaktayım. Her iki eylemde de suça konu ana ihalede bilirkişi raporundan ve mülkiye müfettişliği tevdi raporundan sorumlulukları tespit olunan denilmektedir. İşte burada tam bir karışıklık olmuştur. Çünkü hakkımda bir sorumluluk tespiti yoktur. Bu nedenle de İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından yapılan ön inceleme sonucunda hakkımda soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.

Buna rağmen aynı kararda soruşturma izni verilenler arasında ben de varmışım gibi benim hakkımda da dava açılmıştır. Bu hususta vekilim tarafından dosyaya detaylı beyan sunulmuştur. Sayın mahkemenizi tekrar meşgul etmemek için bu beyana atıf yapmakla yetiniyorum. Hakkımdaki dava bir hataya dayalı olduğu ve soruşturma izni verilmesi kovuşturma şartı teşkil ettiğinden, kovuşturma şartı teşkil ettiğinden dolayı hakkımdaki davanın önce tefrik edilmesini, sonra da beraat kararı verilmesini saygılarımla talep ediyorum.

İRŞADİ AKBAŞ AVUKATI İSA BAŞTÜRK SAVUNMASI

Müvekkilin beyanlarına katılıyorum. Müvekkil hakkında kovuşturma izni verilmiş olmamasına rağmen, kovuşturma izni verilenlerle birlikte iddianameye girdiği için maddi hata olduğuna inanıyoruz. Bu bakımdan CMK 223. maddesi kapsamında davanın düşürülmesine karar verilmesini talep ediyoruz efendim.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları