İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 21. günü tutuksuz 14 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 21. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
Duruşmada tüm gün şu isimler: Habibe İlknur Kaya, Çiğdem Nasuhbeyoğlu, Tolga Özgen, Mehmet Faruk Baştürk, Mehmet Mandacı, Selim Özderya, Abdülbaki Yayla, Burak Salman, Hakan Kuk, Ayhan Taş, Mustafa Erkan Saatçi, Osman Şahin, Sami Özge Arıoğlu Sezen Alagedik savunma yaptı.
HABİBE İLKNUR KAYA SAVUNMASI – 22.09.2026
Sayın Başkanım öncelikle vakit ayırdığınız için teşekkür ederim, bekledik. Zaman ayırdınız. Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcı; öncelikle huzurunuzda bulunma sebebimin ve hakkımdaki isnatların benim için ne kadar ağır ve yıpratıcı olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Hızlıca toparlayıp eylemlere cevaplarımı sıralayacağım. Önce kendimi kısaca tanıtıp meslek hayatıma değinmek isterim. Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümü mezunuyum. Mesleğimde bu yıl 30. yılımdır. 30 yıl boyunca reklam, medya, pazarlama ve iletişim sektöründe çalıştım. Mesleki başarılar elde ettim, ödüller kazandım. 2006 yılında eski eşimle birlikte kendi ajansımı kurdum ve ajans başkanlığı görevini yürüttüm. Ajansımız kuruluşun 2. yılında yerli sermaye ile kurulmuş olmasına rağmen global ajansların da bulunduğu pazarda Türkiye'nin en hızlı büyüyen başarılı ajansları arasındaki yerini aldı. Çeşitli iş dernekleri ve konfederasyonlarda yönetim kurulu üyeliği yaptım. Ajansımız 10 yıl faaliyet gösterdi ancak sektörün uzun ödeme vadeleri ve tahsilat sorunları şirketin mali dengesini bozdu.
Çok zor bir dönemden geçtim, tam toparlanma sürecinde Kültür A.Ş.'deki tam bu toparlanma sürecinde Kültür A.Ş.'de personele ihtiyacı olduğunu öğrendim ve bu süreçte Serdal Taşkın'la görüşme gerçekleştirdim. Ardından şirketin personel alımı yapan firması ve insan kaynakları birimi ile görüşmeler yaptım. Bu görüşmelere kadar da Kültür A.Ş. veya İBB bünyesinden herhangi biri ile bir tanışıklığım ve ilişkim yoktu. Kültür A.Ş.'de resmi olarak Sanat Yönetmeni unvanı ile çalıştım. Eylül 2019'da başlayan çalışma sürecimi Eylül 2021'de kendi isteğimle istifa ederek sonlandırdım. Benim işim ihale hazırlamak veya ihale yürütmek değildi. Reklam ve medya sektöründen gelen biri olarak özellikle doğrudan ihale konusu olmayan reklam uygulamalarının ve projelerin yönetimin belirlediği kurallar çerçevesinde operasyonel olarak yürütülmesine katkı sağlıyordum. Yanı sıra reklam, özel projeler ve tanıtım uygulamaları talepleri ile görsel ve teknik süreçlerin takibi de işimin parçasıydı.
Eylem bazında savunmama geçmeden önce hakkımda isnat edilen suçlamaların hiçbirini kabul etmediğimi belirtmek istiyorum. Eylem 60; bu eylem bakımından hakkımda TCK 158/1-e ve 3 kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçlaması bulunmaktadır. Bu suçlamayı kabul etmiyorum. Ben hayatım boyunca ne bir ihale belgesi hazırladım ne de bir şartname. Birçok terimi dahi bugün burada dava dolayısıyla öğreniyorum. Kültür A.Ş. tarafındaki işlemlerde dosyadan gördüğümüz kadarıyla bu eylem kapsamında 3 ayrı süreçte ismim geçiyor. Hareketli LED ekran alımı işleminde 60 adet LED ekran, 140 adet megalight işleminde ihale komisyonlarında ismime imza bulunuyor. Neden bu komisyonlarda bulunduğumu anlatmak istiyorum. Dönem pandeminin en ağır günleriydi, ofise fiilen gelebilen çalışan sayısı çok azdı. Komisyonların kurulabilmesi için gerekli üye sayısının tamamlanması gerekiyordu ve benim de bazı komisyonlarda görevlendirilmeme karar verildi. Ben ihale uzmanı olduğum için bu komisyonlarda değildim. Bu ihaleler dışında görev süremce ne öncesinde ne de bundan sonraki 1.5 yıl sonrasında da hiçbir ihale komisyonunda görev almadım.
Benim o dönemdeki Genel Müdürüm Serdal Taşkın'a duruşmada benim ihalelere kimin katılacağı veya kimin ihaleyi alacağı konusunda ve ihalelerle ilgili söz hakkım bulunup bulunmadığı soruldu. Cevabı "Yoktu" oldu. Yine benim herhangi bir haksız menfaat sağladığıma ilişkin bir şahitliği veya duyumu olup olmadığı sorulduğunda "Hayır, yoktur" dedi. Bunu önemli buluyorum çünkü şirket içinde benim hangi işi yaptığımı bilen kişi kendisiydi. Eyüp Subaşı'ya da benim aldığı ihalelerde belirleyici olup olmadığım ve fiyatları belirleyip belirleyemeyeceğim soruldu. Cevabı "Hayır" oldu. Tekliflerin hazırlanması, teklif verenlerin belirlenmesi veya ihalenin kendisine verilmesinin ayarlanması konusunda benimle görüşüp görüşmediği sorulduğunda böyle bir iletişim olmadığını söyledi. İddianamede ayrıca Hasan Özsoy'un beyanlarında geçen sanık Abdulsamet Baydar'ın benimle irtibatlı olarak yan tekliflerin düzenlenmesinde aktif rol aldığı ileri sürülüyor. Ben Abdulsamet Baydar'la böyle bir çalışma veya ihale ilişkisi içinde olmadım. Kendisini tanımam, hiçbir şekilde bir görüşmem de olmadı. Keza müdafi avukatı ve Samet Bey de beni tanımadıklarını ve bu yönde bir çalışmada bulunmadığımızı açıkça beyan ettiler.
Daha önce de birçok reklamcı burada kendi istekleriyle ihalelere ticari olarak katıldıklarını ve bu yönde herhangi bir baskı ya da yönlendirme ile karşılaşmadıklarını da açıkça beyan ettiler. Takip ettiğim kadarıyla Eray Yazgan gibisinden... Burada benim için önemli olan komisyonda bulunmuş olmamın kendi gerçek görevim ve yaptığım işler içinde değerlendirilmesidir. Nitekim dolandırıcılık suçunun hukuki değerlendirmesini avukatım ayrıca yapacaktır ancak benim dosyayı incelerken anladığım ve yüksek yargı kararlarında da üzerinde durulan nokta; dolandırıcılık suçunda kişinin bilerek ve isteyerek aldatıcı bir davranış içinde bulunması, bunun bir zarara ve haksız yarara bağlanması gerektiğidir. Nitekim iddianamenin hiçbir yerinde ihalelerle alakalı şahsıma hangi kasıtla, hangi eylemimin kamu zararına yol açtığı ve bundan hangi maddi menfaati elde ettiğimi gösteren bir delil yoktur. Bu işlemler nedeniyle bana sağlanmış bir para veya başka bir menfaat de olmadı.
Hızlıca geçiyorum; Eylem 62. Eylem 62 bakımından da hakkımda TCK 158/1-e ve 3 kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçlaması bulunmaktadır. Bu suçlamayı da kabul etmiyorum. Bu eylem 100 adet üst geçit alın yüzeyinin reklam alanı olarak kiralanması ile ilgili. Bu işlemde benim dosyadaki konumum yalnızca ihale komisyonu üyeliğidir. İddianamede ana ihale şartlarının rekabeti sınırlandırdığı, muhammen bedelin eski bir Ankara ihalesi esas alınarak düşük hesaplandığı, daha sonra Kültür A.Ş. tarafından yapılan alt kiralama sürecinin BVA lehine yürütüldüğü ve bunun kamu zararına neden olduğu şeklinde çok geniş bir olay zinciri anlatılıyor.
Ben bu zincirin içinde kendi yaptığım işe baktığımda şunu görüyorum: Ana ihale şartlarını hazırlamadım. Sermaye veya ciro şartlarını ben koymadım. Ankara'daki emsali seçmedim, muhammen bedeli hesaplamadım. BVA'nın teklifini hazırlamadım, diğer teklifleri hazırlamadım veya hazırlatmadım. İhaleyi alması için şirket yetkilileriyle bir görüşme yürütmedim. Daha sonra BVA'nın elde ettiği gelirlerin veya iddia edilen para hareketlerinin içinde görevim olmadı. Benim buradaki de komisyon üyeliğim pandemi dönemindeki şirket içi görevlendirmelerden biridir. İhale benim işim değildi ve bu sürecin hazırlık, fiyatlandırma veya firma belirtmek tarafını yürütmedim. Her iki eylem bakımından da teknik olarak gerek İBB Genel Sekreterliği, Kültür A.Ş. üst yönetimi, Reklam Müdürlüğü yetkilileri gerekli açıklamalarını yapmış; ihalelerin herhangi bir kuruma verilebilme yetkisi varken davet usulü verilerek rekabet ortamı sağlandığı, Kültür A.Ş.'nin gerekli kar paylarını koruyarak kar edecek şekilde yer aldığı, tüm bu çalışmalarla ilgili de Sayıştay ve Danıştay denetimlerinden geçerek herhangi bir soruşturmaya mahal olmadığını ilgili temsilciler belirtmişlerdir.
Eylem 118, Eylem 118 bakımından hakkımda TCK 252/2 ve 5 kapsamında rüşvet suçlaması bulunmaktadır. Bu suçlamayı kabul etmiyorum. Dosyanın en ağır ve kişisel olarak en incitici suçlaması da budur. Ben 2019 yılında göreve, idarece hazırlanan konsept belirleme, geliştirme, uygulama ve uygulama sonrası kaldırma başlıklı sözleşmenin, bu sözleşmede belirtilen hususlara uygun şekilde ifasını sağlamak, taraflar arasında iletişimi ve işte işin sorunsuz sağlanması göreviyle başladım. Bunu yaparken de ana motivasyonum, bu sözleşmeye taraf olan ve olmayan özel ve kamu kuruluşlarının tamamının yararına olduğunu düşünmem ve bilmemdi. Bazı itirafçı sanık Gökhan Köseoğlu'nun iddia ettiği gibi muvazaa içeren bir yanı olmamıştır. Eğer bu sözleşmelerin muvazaalı olduğunu düşünseydim bir dakika tereddüt etmeden görevimden ayrılırdım. Görevde kalmamı gerektirecek kadar ne bir yüksek dereceli unvanım ne de vazgeçilmez bir maaş gelirim vardı. Zaten aldığım maaşımın da dörtte bir oranı hacizliydi.
Bu sözleşmeyle Kültür A.Ş. buradan resmi faturalarla sağladığı hizmetin bedelini almış; bu hizmeti alan reklam şirketleri, ticari reklam alanına dönüşen bu yerleri markalara kiralayarak gelir elde etmişler; bu reklam alanını kullanan markalar pazarlama ve satış hedeflerine erişmekte katkı sağlamış, yüce devletimiz de bu oluşan gelirden gelir vergisi ve katma değer vergileri tahsil ederek fayda sağlamıştır. Beni mutlu eden, iyi hissettiren gerçekler bunlardı. Bu konuda açık konuşmak istiyorum: Ben kimseden rüşvet istemedim ve rüşvet almadım. Bana verilmiş bir para yok. Hesabıma gelmiş bir rüşvet ödemesi yok. Benim için alınmış bir mal, karşılanmış bir gider veya bana sağlanmış kişisel bir menfaat yok. İddianamede tek bir kişinin böyle bir beyanı veya iddiası yok. Reklam şirketleriyle yapılan konsept belirleme, geliştirme, uygulama ve uygulama sonrası kaldırma hizmetlerine ilişkin sözleşmelerin imzalanmasından sonraki operasyonel süreçte görev aldım. Reklam sektöründeki tecrübem nedeniyle firmalarla ve ilgili birimlerle iletişimi yürüttüm, görsel ve teknik çalışmaların ilerlemesini takip ettim. Bu sözleşme uygulamalarını ben kurmadım. Sözleşme metinlerini ben hazırlamadım. Kültür A.Ş.'de göreve başladığımda bu sözleşmeler Hukuk Biriminde son kontrol aşamasındaydı. Reklam şirketleriyle imzalanan sözleşmelerde benim imzam yok. Ve tahsilat da benim görevim değildi.
Bir diğer önemli konu reklam izni meselesidir. Ben reklam izni veren kişi değilim. Kültür A.Ş. de reklam izni veren makam değildi. İzin ve onay süreci özel alanlarda Kentsel Tasarım Müdürlüğünün yetkisindeydi. Ben firmalara süreç hakkında bilgi vermiş, teknik veya görsel hazırlıklarda yardımcı olmuş ve dosyaların ilgili birime yönlenmesini takip etmiş olabilirim. Bu operasyonel bir işti. Kentsel Tasarım Müdürlüğü adına izin kararı veremezdim. Diğer yandan bahse konu sözleşmeyi imzalayan ve bu hizmeti alan yaklaşık 40 firma iken, bu firmalardan sayıca daha fazlası —ki yüzlerce reklam firması vardır bu işi yapan— izinlerini almak için olması gerektiği üzere Kentsel Tasarım Müdürlüğüne başvuru yapmış, yapılan değerlendirmeler sonucu bir kısmı izinlerini almışlardır. Kültür A.Ş.'nin müdahil olmak gibi bir yetki ve etkisi olmamıştır. Ayrıca Kültür A.Ş.'den hizmet alıp izinler için Kentsel Tasarım Müdürlüğüne başvurup uygunluk veya izin alamayan da firmalar olmuştur. Eğer bazı iddialarda olduğu gibi buradan hizmet alan tüm firmalar izin başvurularında ayrıcalıklı hisselerdi tüm başvuruların onaylanması gerekirdi. Bu konudaki bilgileri resmi olarak zaten Kentsel Tasarım Müdürlüğü sundu, buralardan da temin edilebilir.
Pandemi döneminde işlerin aksadığı oldu. İnsanlar evden çalışıyordu, sahadaki ekipler sınırlıydı, bazı görsel veya uygulama işleri gecikti. Bunları saklamıyorum fakat uygulamada aksama yaşanması ile bütün sözleşmelerin baştan itibaren hiçbir hizmet karşılığı olmadan kurulmuş olması aynı şey değildir. Bunun dosyada somut bir örneği de Alper Aydın'ın kendi savunmasında anlattığı çalışmadır. Alper Bey benim kendisine ölçümleme, konsept tasarım gibi çalışmalar içeren bir iş birliğinden bahsettiğimi, pilot bölge olarak da Tamek Fabrikası önünün seçildiğini, fiilen konsept çalışması yapıldığını anlattı. Hatırlayabildiğim son olarak İrfan Karakaş, ondan önce de Murat Kapki de mahkeme huzurundaki anlatımında, pandemi döneminde kendi çalışanları sahaya çıkaramadıklarını, Kültür A.Ş.'den baskı, montaj, fotoğraf çekimi gibi hizmetleri gerçekten aldıklarını, bu hizmete ilişkin de sözleşmeleri mahkemeye sunduklarını ifade etmişlerdir. Bu örnekleri, bütün sözleşmelerin hayali olduğu ve hiçbir hizmet verilmediği şeklindeki anlatımın gerçek hayattaki uygulamanın tamamını yansıtmadığını göstermek için önemli buluyorum. Ayrıca hizmet alan reklam firmalarının teslim aldıkları hizmetlere ilişkin imzaladıkları teslim tesellüm belgeleri, ilgili dosyaların eklerinde bulunmaktadır. Bunların da sözleşme ve hizmet bazında incelenmesini istiyorum. Bu belgelerin delil olarak Kültür A.Ş.'den talep edilip dosyaya konulmasını arz ederim.
Bazı beyanlara da hızlıca cevap vermek istiyorum. Gökhan Köseoğlu benim kendisine bütün konsept sözleşmelerin muvazaalı olduğunu ve hiçbir hizmet verilmediğini söylediğimi ifade etti; ben böyle bir şey söylemedim. Ben yalnızca kendi bildiğim, yaptığım işi bilirim. Gökhan Bey hakediş sürecinde görev yapan kişiydi. Aynı zamanda görsel çalışmaların hazırlanış aşamasında bizzat görev almıştır. Grafik ekibiyle çalışamadığım zamanlarda şirket bünyesinde dosyalara yardımcı olan kişidir. Yanı sıra kendisine, benim bu iddia edilen usulsüzlüklerden herhangi bir maddi menfaat sağladığıma ilişkin görgüsü olup olmadığı sorulduğunda "Bilgim yok" cevabını verdi, ben bunu da önemli buluyorum. Reklam çalışmalarında firmaların kendi anlaşmaları pandemi döneminde çokça iptal oldu. Biz bunları çokça yaşadık, geri dönüşleri gördük. Yaptığımız anlaşmalar bazında hatta Meclis'e de teklif sunulması gündeme geldi, biz bunları takip ettik. Yapmış olduğumuz anlaşmalarla ilgili, çalışmalarla ilgili çokça sekteye uğradığını gördük, firmalardan da bu anlamda talepler aldık. Biz bu süreçlerde iptal olan çalışmalarla ilgili, yani ajansların iptal olan, reklamverenler tarafından iptal olan çalışmalarıyla ilgili firmalara gerekli yardımları sağladık. Gerek çalışma düzenleri koşullarıyla ilgili olsun, gerekse birtakım kolaylıklar olsun, bunları göstermeye özen gösterdik.
Eyüp Subaşı'ya da verdiğini iddia ettiği paralardan bana herhangi bir pay verip vermediği doğrudan soruldu. Cevabı "Asla söz konusu olamaz" oldu. Ben de başından beri aynı şeyi söylüyorum. Bana bu ilişkiler nedeniyle verilmiş bir para, pay veya başka bir kişisel menfaat yoktur. İnan Bostancı'nın anlattığı ödemeler bakımından da ayrımın doğru kurulmasını istiyorum. Onun sözünü ettiği ödemeler bana yapılmış ödemeler değildir; Kültür A.Ş.'ye yapılan kurumsal ödemelerdir. Ben o paranın alıcısı değilim. Diğer taraftan reklam iznini veren makam da ben veya Kültür A.Ş. değil, Kentsel Tasarım Müdürlüğüdür. Reklam dosyalarının 2023'ten sonra, yani 2024 yılı itibarıyla Medya A.Ş.'ye geçtiğini söylese de ifadesinde, herkesin bildiği üzere 2021 yılı itibarıyla çalışma dosyaları Medya A.Ş.'ye geçmiştir. 3 yıllık bu düzeltmeyi gerekli görüyorum.
Rüşvet suçunun hukuki değerlendirmesinde, TCK 252 bakımından kişinin göreviyle bağlantılı bir iş karşılığında kendisine veya göstereceği bir başkasına menfaat sağlanması ve iddia edilen rüşvet ilişkisinin kişiye bağlanması gerekir. İddianamede Kültür A.Ş.'ye yapılan kurumsal ödemeler anlatılıyor. Benim açımdan ise bana veya benim yönlendirmemle bir başkasına sağlanmış bir kişisel menfaat bulunmuyor. Yapılan araştırmalarda da hakkımda 1 liralık herhangi bir rakamsal hareket veya fazladan zenginleşme bulunmamış, iddianamede de herhangi bir kişi böyle bir iddiada bulunmamıştır. Hasan Özsoy'un flash bellek iddiasına da ben kısaca cevap vermek istiyorum. Hasan Özsoy benim kendisine bir flash bellek vererek Eyüp Subaşı'ya götürmesini istediğimi söylüyor. Böyle bir olay asla olmadı. Ben Hasan Özsoy'a flash bellek vermedim. Hasan Özsoy'u yolda görsem tanımam. Bu olayın diğer tarafı olarak gösterilen Eyüp Subaşı da mahkemenin huzurunda "Öyle bir flash bellek zaten yok" diyerek bu anlatımı doğrulamadı. Hasan Özsoy'un Samet Baydar üzerinden yürüdüğünü ileri sürdüğü evrak alışverişi de yine Eyüp Subaşı'ya sorulduğunda kendisi "Evrak bazı zaten böyle bir şey yok" cevabını verdi. Aynı zamanda tanışıp tanışmadığımız yönündeki soruya da "Bırakın iş yapmayı, burada bile tanışmış olabilirler" şeklinde cevap verdi. Bu nedenle bu anlatımların objektif verilerle birlikte değerlendirilmesini istiyorum.
Eylem 118 bakımından benim gerçek durumum şudur: Konsept hizmetlerinin operasyonel tarafında çalıştım ancak sözleşme sistemini kurmadım, sözleşmeleri imzalamadım, tahsilat yapmadım, reklam izni verme yetkim yoktu. Kimseden kendim veya bir başkası için rüşvet talep etmedim; bana bu ilişkiler nedeniyle bir menfaat sağlanmadı. Kişisel olarak söylemek istediğim son birkaç şey var Sayın Başkan, Sayın Heyet. Ben Kültür A.Ş.'de çalıştım, sorumluluk aldım. Pandemi döneminde bazı komisyonlarda görevlendirildim ve imza attım. Konsept hizmet sözleşmelerinin imzalanmasından sonraki operasyonel süreçte görev yaptım. Üstelik 2021 yılı boyunca, ayrıldığım süreye kadar da sadece Kültür A.Ş.'de sözleşmesi devam eden işleri takip ettim. Yeni bir sözleşme imzalanmadı. İlgili dosyalar 2021 yılında Medya A.Ş.'ye geçti. Bugün burada hakkımda ileri sürülen suçlamalarla benim gerçekten yaptığım işin birbirinden ayrılmasını istiyorum.
İşimi yaparken mesleki ilişkilerimi kurum lehine kullanmaya çalıştım. 30 yıllık meslek hayatımda çalışarak var oldum. Ben bu dosyada yalnızca hukuken değil, insan olarak da çok ağır bir süreç yaşadım. Yıllarca çalıştığım meslekte edindiğim itibarın, emeğin ve güvenin bir anda rüşvet, ihale ve suç örgütü iddialarıyla birlikte anılması benim için çok ağır oldu. Bu yaşıma kadar hiçbir örgüte üye olmadım, siyasi bir faaliyetin içinde olmadım, herhangi bir siyasi parti üyeliğim de olmadı. 20 yaşında bir oğlum, 16 yaşında bir kızım var. Gözaltı sürecinde 72 yaşındaki annemin, babamın ve kızımın gözü önünde, 17 yıldır yaşadığım çevrede, komşularımın bakışları arasında gözaltına alındım. Bugüne kadar hiçbir adli sicil kaydım olmadı. Hayatımda karakol, gözaltı veya adliye süreci yaşamadım. Rüşvet alan, ihale yönlendiren, kamu zararından menfaat sağlayan bir insan olmadım. Daha önceki şirketimin borçlarından kaynaklanan mali sıkıntılarım bugün bile devam ediyor. İcra ve haciz dosyalarım mevcut. Kültür A.Ş.'de çalıştığım dönemde maaşıma haciz konuldu. Ayrılırken tazminatımı da aynı dosyaya bırakmak zorunda kaldım. Bunların tamamı resmi kayıtlarda görülebilir. Çalışarak, üreterek, alın terimle geriye kalan borçlarımı da ödeyeceğim. Hakkımda kişisel menfaat ve rüşvet iddiası bulunduğu için hayatımdaki gerçek ekonomik tablomun da bilinmesini istedim bu yüzden. Bütün bu zor dönemlerde dahi haksız bir menfaat elde etmeyi düşünmedim.
Sonuç olarak Sayın Başkan, Sayın Heyet; yaklaşık 2 yıldır dava nedeniyle yurt dışında okuyan oğlumu göremedim ve ziyaretine gidemedim. Onu çok özledim. Mesleğim gereği marka danışmanlıklarım dolayısıyla lansmanlar, etkinlikler, açılışlar ve toplantılar nedeniyle zaman zaman seyahat etmem gerekiyor. İlk iş başvurularımda bu husus çok, çokça sorulmuş ve olumsuz dönüşler alıyorum bu yüzden; dava nedeniyle ve çıkış yasağı nedeniyle. Bu nedenlerle öncelikle yurt dışı yasağımın kaldırılmasına ve hakkımdaki tüm suçlamalardan beraatime karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ediyorum. Çok teşekkür ederim.
AVUKAT SORUSU
Avukat: İlknur Hanım, şunu sormak istiyorum da operasyonel süreçlerinde görev aldım dediniz. Bu sürecin operasyonelden kastınızın içerisine hak ediş süreçleri de dahil değil mi?
Habibe İlknur Kaya: Yani hayır, bu süreçle ilgili zaten Gökhan Bey yetkiliydi. Yani ben bu noktada görev almadım. Bunları da ifade ettim. Hak edişle ilgili bildiğimiz anlamda bir çalışma yürütmedik. Kendisiyle ilgili, hizmet alanlarıyla ilgili.
Avukat: Yani Eyüp Subaşı'nın, Eyüp Subaşı sorgusunda ben bu işleri yaptım şeklinde belirtmişti de ben şunu merak ediyorum. Yani kontrol teşkilatından bir isim olarak bu basım, uygulama, uygulama sonrası kaldırma hizmetleri bilgisi kendisine ait, evet. Yerinde denetlediniz mi? Onu sormak istiyorum.
Habibe İlknur Kaya: Yani bununla ilgili olarak kendisi yetkili ve görevlidir.
Avukat: Gökhan Köseoğlu mu yetkili ve görevlidir?
Habibe İlknur Kaya: Hayır, biz bunu Panoffect firmasına zaten verdik ve dolayısıyla o kendi bu konudaki çalışmaları kendileri yürütmüşlerdir.
Avukat: Genç Popülist.
Habibe İlknur Kaya: Genç Popülist, evet.
Avukat: Kendileri yürütmüşlerdir diyorsunuz anladığım kadarıyla.
Habibe İlknur Kaya: Uygulama ve uygulama sonrası montaj hizmetlerini kendileri yürüttüler. Yani bu konudaki zaten görsel çalışmaları da yaptılar, bir eksiklik olmadığın olmadığını da beyan ettiler. Bizler daha çok konsept tasarım, ölçümleme gibi hizmetlerde yer aldık. Saha tarafı Salih Beyler yetkisindeydi, evet.
Avukat: Tamam, teşekkür ederim.
HABİBE İLKNUR KAYA AVUKATI TUĞBA ALTAŞ SAVUNMASI
61 ve 62 yönünden TCK 235 fıkra 1 ve 235 fıkra 2 bent a-1 ile b-43. Onlar için ek süre talep edelim o zaman, yazılı olarak sunacağız.
Delil olarak ihale komisyonunda bulunmak, Eyüp Subaşı'nın çalışanı Samet Baydar'la ihalelerin yan tekliflerini düzenlemek, Hasan Özsoy'un Eyüp'e götürmek üzere İlknur'dan aldığını iddia ettiği flash bellek gösterilmiş, 62'de ise sadece ihale komisyonunda bulunmak gösterilmiştir. Müvekkil Abdüssamet'le burada tanışmıştır. İfadesinde de bunu söylemişti. Hasan Özsoy'un Eyüp'e götürmek üzere İlknur'dan flash bellek verdim demesi de Eyüp Subaşı burada yalanlamıştır. Müvekkil Hasan'ı hiç görmemiştir, hiç tanımıyor. Ayrıca Hasan kendisi de ifadesinde flash belleğin içeriğini gördüm dememiştir.
Müvekkil sanat yönetmenidir. İhalenin muhammen bedelini belirleyebilecek konumda değildir. Belirlenen bedelin kamu zararına neden olabileceğini anlayabilecek durumda da değildir. Pandemi nedeniyle insanların işe doğru düzgün gelmediği için komisyon listesinin doldurulması için müvekkile imza attırılmıştır. Yani pandemi olmasaydı müvekkil burada sanık olarak bile yer almayacaktı. Bir kişinin uzman üye sıfatıyla komisyon kararında yer alması tek başına dolandırıcılık suçunun hilesini, kastını, iştirak iradesini göstermez. Hangi hileli hareketi yaptığı, iddia edilen milyon dolarlık kamu zararının hangi kişisel hareketiyle sebep olduğu da asıl önemli ise, bundan sağladığı haksız yararın ortaya konulması gerekmektedir.
Benim müvekkilimin mal varlığında artış yok ve sizin pasifinizde bir azalma yok. Sadece kendisinin değil, tüm ailesinin mal varlığında herhangi bir artış olmamış. Ayrıca burada reklam sektöründen hemen herkes sanık pozisyonundaydı, tek bir kişi bile ihale bedeliyle ilgili bunun fazla olduğuyla ilgili bir şey söylemedi. Bu nedenle biz öncelikle bu ihalelerle ilgili bilirkişi raporu alınmasını istiyoruz diğer bütün sanık müdafileri gibi.
Kamu zararı oluştu diyelim. Kamu zararının oluşması dolandırıcılık suçunun oluşması için tek başına yeterli değil. Müvekkile ait bir hileli davranış mı var, bu hileli davranışın meydana getirdiği haksız yarar ile kamu zararı arasındaki somut bağ iddianamede gösterilmemiştir. Buna ilişkin dosyada tek bir delil yoktur. Bırakın para akışıyla ilgili bir delili, etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler menfaat ile ilgili duyumlarının dahi olmadığını söylemişlerdir.
Eylem 118 rüşvet almayla ilgili ise iddianamede "Kültür A.Ş. ile reklamcılar arasında yapılan konsept sözleşmesinin muvazaalı sözleşmeler olup bunların hizmet karşılığı olmadığı, bundan gelen paraların rüşvet olduğunu" iddia etmekte. Müvekkil ise işe başladığında bu sözleşmeler hukuk biriminde biri beni dinleyecek mi acaba, onu da gerçekten merak ediyorum.
Hakim: Avukat hanım zaten beş beş 10 dakika dedik, sürenizi kullandınız.
Tuğba Altaş: Ama benim zaten iki buçuk dakika oldu o yüzden, eğer şeyse kapatayım yani.
Hakim: Yok yok devam edin tamam, tamam buyurun.
Tuğba Altaş: Tamam, bu sözleşmeleri ilk uygulayan kişi olmamıştır. Pandemi döneminde yedi elli kişi yerine yetmiş beş kişi çalışmıştır. Özel sektör tarzı olarak da reklamcılar işlerinin hızlanması için bazı işleri kendileri yapmıştır. Bir ödeme karşılığında birebir ve aynı ekonomik değerde bir hizmet tespit edilememesi o hizmeti, o ödemeyi kendiliğinden rüşvet haline getirmez. Hizmetin eksik olup olmadığı tartışılabilir, bedelin yüksek olup olmadığı da tartışılabilir, sözleşmenin gereği gibi ifa edilip edilmediği de tartışılabilir ama bunların hiçbiri tek başına rüşvet değildir.
Fatura ödenirken bir sürü şey ödeniyor, kanal katılım payı, su ihraç bedeli. Bunların hiçbirini, bu hizmetleri biz almıyoruz ya da bırakın onu beş sene öncesine kadar icra dairesinde biz takip açarken ödeme emrini biz kendimiz hazırlıyorduk. Kanunda açıkça icra dairesi bu ödeme emrini hazırlar demesine rağmen biz yıllarca kalemlerde müzekkere yazdık. Bunların hepsi rüşvet midir? Yani bu mantıkla bakıldığı zaman bu eylemler de rüşvet olarak kabul ediliyor. Somut bir rüşvet anlaşmasına ilişkin bir delil yok.
Ayrıca burada Eyüp Sahip Subaşı'nın ifadeleri önemli. Eyüp'ün o kişinin neredeyse sağ kolunun ifadeleri nedeniyle tutuklu durumda. O zaman aynı kişinin müvekkil lehine olan ifadelerinin de gözden ardı edilmemesi lazım. Alt ihale süreçlerinde belirleyici olup olmadığı, paralardan pay alıp almadığı, Hasan Özsoy'u gönderip göndermediği, Abdüssamet'le birlikte alt ihale teklifi yapıp yapmadığı soruldu ve hepsine müvekkil lehine cevap verdi. Biz Eyüp Subaşı'nın ifadesine ayrıcalık tanınmasını istemiyoruz. İstediğimiz, aynı delile aynı değerlendirme standardının yapılmasıdır. Delilin değeri sanığın lehine veya aleyhine sonuç doğurmasına göre değişmemeli.
Müvekkil ticari anlamda iflas yaşamış, çalışır, bırakın parayı hediye dahi almamış, maaşına haciz konulmuş, kıdem tazminatı borçlusuna gitmiştir. Bugün çalışsa gene aynı sıkıntıları yaşayacaktır. Evine sabahın beşinde polis gitmiş, menfaat sağladığına ilişkin tek bir delil olmamasına rağmen üç gün gözaltına alınmış, tutukluluğa sevk edilmiş. Ceza hukuku Orta Çağ hukuk sistemine geri döndü, delilden sanığa değil sanıktan delile ulaşılmaya çalışılmakta bu dosyada. Belki de kadın olduğu için karakolun yolunu dahi bilmeyeceği için etkin pişmanlıktan yararlanır diye düşünüldü. Tensiplen üç gün imzayı da kaldırdınız, merhamet dilenmiyoruz, adaleti tesis edin yeter. Bu nedenle müvekkilin beraatini istiyoruz, aksi halde lehe olan hükümlerin uygulanmasını istiyoruz.
TOLGA ÖZGEN İLE ÇİĞDEM NASUHBEYOĞLU SAVUNMALARI – 22.09.2026
Sadece 60. eylem var iki defa yargılanıyorum bundan ben işi yaptım fatura kestim karşılığında da banka havalesiyle paramı aldım aldığım paraları da banka havalesi çeklerle beraber şirketlere ödedim ben şirketi 2022'de aldım İBB bu krediyi ne zaman çekmiş hangi firmalara vermiş ne kadar vermiş bunları bilmem söz konusu değil eylem 89 90 91 92 ihale üzerinde kamu zararı ihalede artış ihalede fesat gibi konular var. Sayın başkanım sayın heyet her şirketin nace kodu vardır bu kod sayesinde ne işler yapılabileceği gözükmekte ve ihale yapan şirketler tarafından görülmektedir bize mail yoluyla davet gelir ya da biz EKAP sistemine girerek kontrol ederiz dosyamızda gelen davetleri sizlere avukatım sunacaktır ben bir örgütün ayağı değilim ki kimseye menfaat sağlamıyorum komisyon sağlamıyorum ihaleler 3G EKAP sistemine göre yapılır pazarlık usulü olarak. İhaleler gerçekleştirildi benim karar verme yönlendirme fiyat artışı fiyat eksiltmesi gibi bir şeye yetkim ne tanımım vardır ben bunları bilmem söz konusu bile olamaz bir tedarikçinin ihaleyi yapan bir firmaya böyle istekleri söz konusu da olamaz karar verici ihaleyi yapanlardır bize yap derler yaparız eksiltmeye gidiyoruz derler bir hak iddia edemeyiz ben yap denilen işleri yaptım faturamı kestim yapılan işi resmi ve videolarla resmileştirdim. Hak edişimi banka yoluyla aldım ve yine aynı şekilde çalıştığım alt firmalara banka ve çek yoluyla gönderdim kamu zararına neden olacak herhangi bir şey yapmadım yapmış olduğum işlerde de hak edişlerimi parça parça ve uzun zamanlarda aldığım için ben mağdur oldum birikimlerimle şirketimle yol vermeye çalışıyorum saygılar.
MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR
Rahşan Sertkaya: Tolga Bey merhaba. Murat Ongun ile bugüne kadar hiç yüz yüze tanıştınız mı?
Tolga Özgen: Hayır.
Rahşan Sertkaya: Peki kendisiyle herhangi bir toplantıya katıldınız mı? Bir iş kapsamında doğrudan görüştünüz mü?
Tolga Özgen: Hayır.
Rahşan Sertkaya: Şirketinizin yürüttüğü iş ve işlemler bakımından Murat Ongun tarafından doğrudan veya Emrah Bağdatlı ya da herhangi bir üçüncü kişi aracılığıyla size herhangi bir talimat verildiği, baskı yapıldığı veya şirket faaliyetlerinizin yönlendirildiği oldu mu?
Tolga Özgen: Hayır.
Rahşan Sertkaya: Peki. Ed-Grade unvanlı şirketinizin İBB veya iştirak şirketleri tarafından düzenlenen ihalelere sunduğu teklifler hazırlanırken herhangi bir kişi tarafından size, "Şu bedelle teklif ver, teklifi şu kadar arttır, şu kadar düşür" ya da buna benzer herhangi bir yönlendirme veya talimatta bulunuldu mu?
Tolga Özgen: Kesinlikle hayır.
Rahşan Sertkaya: Veya bir yönlendirmeyle teklif verdiniz mi?
Tolga Özgen: Hayır.
Rahşan Sertkaya: Tolga Bey, savcılık makamının iddianamesinde, "Grade isimli firmanın resmiiyetteki sahibi Tolga Özgen olsa da esasen bu firmanın örgüt üyesi Emrah Bağdatlı'nın güdümünde bir şirket olduğu ve Emrah Bağdatlı'nın Ed-Grade isimli firmanın gayriresmi olarak sahibi olduğu, İmamoğlu suç örgütünün amaçlarına ulaşabilmesi için Ed-Grade isimli firma üzerinden at ihalelerine katılım sağlayarak buradan haksız kazanç elde ettiği anlaşılmaktadır" denilmiş. Savcılık makamının bu iddiaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Doğru mudur?
Tolga Özgen: Şirketin tek sahibi ve yetkilisi benim. Ortağım da yoktur. İddianamede ortak değiller ama liste de var. Kesinlikle tek sahibiyim.
Rahşan Sertkaya: Teşekkür ederim.
Tolga Özgen: Ben teşekkür ederim.
KAHRAMAN YEŞİLYURT AVUKATI GİZEM KARAKÖÇEK SORUYOR
Gizem Karaköçek: Kahraman Yeşilyurt'u tanır mısınız?
Tolga Özgen: Hayır, hayır.
Gizem Karaköçek: Ant Yapı firmasını bilirsiniz.
Tolga Özgen: Biliyorum.
Gizem Karaköçek: Ancak yetkilisini tanımıyorsunuz ya da bildiğiniz başka bir yetkilisi var mı?
Tolga Özgen: Yok.
Gizem Karaköçek: Anladım. İddianamede birlikte anılan şirketlerden birisiniz, belki iddianamede duydunuz bilmiyorum, sanki birlikte hareket eden, ihalelere birlikte usulsüz bir biçimde katılan ve birlikte buradan bir çıkar elde etmeye çalışan bir ekip gibi anlatılıyorsunuz. Buna ilişkin diyecek bir şeyiniz var mı? Bu doğru mudur?
Tolga Özgen: Hayır, kesinlikle doğru değil, zaten her şeyimiz resmi.
Gizem Karaköçek: Bir bağlantınız yok, Kahraman Yeşilyurt'u tanımazsınız. Anlıyorum, teşekkür ederim.
ÇİĞDEM NASUHBEYOĞLU SAVUNMASI
Sayın Başkan, değerli üyeler; 2023 yılında Adgreat Dijital Reklam ve Elektronik Hizmetleri unvanlı şirkette ön muhasebe pozisyonunda işbaşı yaptım. Söz konusu şirkette 2026 yılı Temmuz ayına kadar aynı görevle çalışmaya devam ettim. Huzurunuzda olmama sebep olan 106. eylemle ilgili beyanlara gelince, burada Ali Yakut ve Kerim Ali Yıldırman isimli iki kişinin asılsız iddiaları yüzünden bulunmaktayım. Ben ne Ali Yakut'u ne de Kerim Ali Yıldırıman'ı tanımam. Sadece Aktif Spor isimli şirketi piyasadan bilirim.
Şöyle ki, çalıştığım şirket ihalelere gireceği zaman ihale şartnamelerine göre istenilen işler için kesin teklif alanlardan fiyat alır. Eğer bu firmalardan anlaştıkları olursa bu firmalar alt yüklenici olurlar. İşveren ile firmalar anlaştığında ödeme şekilleri, kullanılacak malzeme ve işin teslim süreleri, faturalandırma süreçleri gibi konularda bu firmalarla görüşmeler yapılırdı. İş yerimdeki görevim nedeniyle talimatlara göre ihale öncesi ve ihale sonrası bu firmalarla iletişim kurardım. Aktif Spor da bu işleyişte görevim gereği iletişime geçtiğim bir şirkettir. Ancak tekrar belirteyim, zaten ihale öncesi ve sonrası birçok şirketle iletişime geçerdim. Bu kapsamda belirtmeliyim ki benim ne Ali Yakut ne de Kerim Ali Yıldırman'ın ifadelerinde belirttiği şekilde içerikte bir konuşmam olmamıştır. Zaten iş yerindeki görevim gereği olamaz da, çünkü ben çalıştığım şirkette sigortalı, ücretli ve basit bir çalışanım.
Benim çeşitli şirketlere veya şahıslara ihale sözü verebilmem imkansızdır. Benim belediyede ne de başka bir kurumda tanıdığım dahi yoktur. Yine ben BYZAG şirketinin ismini şirket sahibinin gözaltına alındığında öğrendim. Benim ismini dahi bilmediğim ve çalıştığım şirket dışında başka bir şirket adına vaatlerde bulunmam ve birilerinin bu vaatlere inanması mümkün olamaz. Tekrar altını çizmek istiyorum, ben benim çalıştığım şirket adına şirketin verdiği talimatlara göre kişileri arar ve süreci sadece takip ederim. Başka şirket adına zaten işlem yapmam söz konusu olamaz. Hakkımda asılsız iddialarda bulunan bu kişileri şahsen tanımıyorum. Kolluk ifademde belirttiğim şahısların telefonda konuştuklarını ileri sürdükleri Çiğdem diye belirttikleri kişi ben olamam. Çünkü ben böyle bir konuşmayı hiçbir zaman kimseyle yapmadım. Zaten böyle bir yetkim ve etkin de yoktur. Bahse konu iki şahsın ifadeleri incelendiğinde görüleceği üzere iddia ettikleri ihale sözünü şahıslardan hangisine verdiğim bile belli değildir. Ali Yakut bu sözü Kerim Ali Yıldırman'a verdiğini söylerken Kerim Ali Yıldırman da patronu Ali Yakut'tan duyduğunu beyan etmiştir. Ne Ali Yakut ne de Kerim Ali'ye ne de Kerim Ali de Ali Yakut'a söylediğini ileri sürmüştür. Görüldüğü üzere ben Ali Yakut ile hiç iletişime geçmediğime göre ki bu Ali Yakut'un beyanıyla da sabittir, ihale sözü vermediğim ve böyle bir konuşmanın kesinlikle olmadığı açıktır.
Son olarak, küçük bir çocuk annesiyim, işçilik yapıp kıt kanaat yaşayan bir aileyiz. Ancak bu yaşananlardan sonra da işsiz kaldım ve iş dahi bulamıyorum. Çünkü ismimin her yazıldığında bu dava çıkmakta ve işverenler suça bulaşmışım gibi davranmakta. Bu davada yargılanmak zaten zor, işsiz kalmam da benim için ayrı bir zorluk oldu. Hakkımdaki iddiaları kesinlikle kabul etmiyorum ve sayın mahkemenin bu mağduriyetimi görmesini istiyorum. Mahkemenizden hakkımda uygulanan yurt dışı yasağının kaldırılmasını ve hakkımda beraat kararı verilmesini talep ediyorum. Saygılarımla.
ÇİĞDEM NASUHBEYOĞLU VE TOLGA ÖZGEN AVUKATI HÜSEYİN FATİH DEMİR SAVUNMASI
Biz hem Tolga Özgen hem de Çiğdem Asubay oğlu adına savunmalarımızı yazılı olarak sunduk. Çok zamanınızı almayalım. Biz müvekkillerin ifadelerine iştirak ediyoruz. İki müvekkil adına da uygulanan yurt dışı yasağının kaldırılmasına beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. Ve zaman verdiğiniz için teşekkür ederim Hakim Bey. Biz de teşekkür ederiz sağ olun.
MEHMET FARUK BAŞTÜRK SAVUNMASI – 22.09.2026
Sayın Başkanım, sayın üyeler, sayın savcım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biliyorum ki saat çok geç oldu. Çok uzatmamak için konuyu; savcılıkta verdiğim tüm ifadeler geçerlidir diyorum ve beraatimi talep ediyorum.
Hakim: Başka bir talebiniz var mı?
Mehmet Faruk Baştürk: Yok.
SAVCI SORGUSU
Savcı: İfadenizde 13 milyon TL para verdiğinizi söylemişsiniz. Parayı kime teslim ettiniz?
Mehmet Faruk Baştürk: Süleyman Atik. Gönderdiği elemanı olabilir ya da kendisi.
Savcı: Süreç peki nasıl gelişti? Bu Erçin Karaoğlu'na da yönlendirmiş doğru mu?
Mehmet Faruk Baştürk: Süreç Yakup Öner'in yönlendirmesiyle oldu süreç olarak. Yakup Öner'in bir kreş desteği kreş yardım desteğiyle başladı. Sonra o şekilde Süleyman Atik'e yönlendirmesiyle ödeme yapıldı.
Savcı: Bu ödemeyi yaptığınız şahıstı peki? Bir numara paylaşıldı mı, nerede teslim ettiniz?
Mehmet Faruk Baştürk: Cep telefonu paylaşılmıştı. O telefonla görüşülerek adres belirlendi, o adreste teslimat yapıldı iki sefer.
Savcı: Erçin Karaoğlu sizi peki niye Yakup Öner'e yöneltti? Hani bir şeyden bahsettim, kendisine gittiniz, süreç nasıl oldu? Hani dediniz "Müracaat etmişsiniz, ifadenizde Elçin Karaoğlu beni Yakup Öner'e yönlendirdi." diye belirtmişsiniz. Yakup Öner'in bir sıfatı var mıydı?
Mehmet Faruk Baştürk: Başkan danışmanı olarak Bakırköy'de İBB binasındaydı.
Savcı: Hı hı. Daha sonra Yakup Öner sizden kreş istemiş doğru mu?
Mehmet Faruk Baştürk: Doğrudur, doğrudur Sayın Savcım.
Savcı: Siz 13 milyon TL anlaşıp daha sonra Yakup'un yönlendirmesiyle mi Süleyman'la görüştünüz? Yoksa...
Mehmet Faruk Baştürk: Evet efendim.
Savcı: Süleyman mı ulaştı size?
Mehmet Faruk Baştürk: Hayır, Yakup ulaştı bize.
Savcı: Tamam, başka soru yok.
ELÇİN KARAOĞLU SORUYOR
Elçin Karaoğlu: Faruk Bey merhaba. Öncelikle geçmiş olsun size, geçmiş olsun. Şimdi savcı bey de sordu, bir sefer bir görüşmemiz olmuştu. Zaten başka da bir görüşmemiz olmadı, tek sefer doğru mudur?
Mehmet Faruk Baştürk: Belki bir-iki olmuş olabilir.
Elçin Karaoğlu: Yani ben kesin ve kesin bir sefer görüştüğümüzü hatırlıyorum. Zaten başka da bir, dosyada da bununla ilgili bir şey yok yani. Bunu da söyleyeyim. Şimdi o görüşmede de ben 4 aylık göreve, 4 ay önce başlamış bir imar müdürüydüm. Benim hatırladığım, o görüşmemiz çok kısa sürdü. Hani bir tanışma, bir nezaket ziyareti gibi. Siz ayağıma geldiniz, doğru mu?
Mehmet Faruk Baştürk: Evet.
Elçin Karaoğlu: Yani bir dosya, içeriği, bir şey konuşuldu mu sizinle?
Mehmet Faruk Baştürk: Konuştuk.
Elçin Karaoğlu: Benim hakkımda bilgimiz var mıydı? Sizin ve bizimle...
Mehmet Faruk Baştürk: Yoktur.
Elçin Karaoğlu: Evet, şimdi dolayısıyla konu hakkında bilgimiz yokken, dosya hakkında bilgimiz yokken ortada herhangi bir talebimiz var mıydı?
Mehmet Faruk Baştürk: Sizden yoktu.
Elçin Karaoğlu: Evet, dolayısıyla benim sizi Yakup Öner'e yönlendirmemin mantığını ben göremiyorum. Çünkü ben siz hazırladığınız karara...
Mehmet Faruk Baştürk: Biraz önce düzelttim zaten.
Elçin Karaoğlu: Nasıl, ben fark edemedim.
Mehmet Faruk Baştürk: Sizin yönlendirdiğinizi söylemedim zaten.
Elçin Karaoğlu: Hah, tamam teşekkür ediyorum. Bu önemliydi benim için. Şimdi Faruk Bey biz burada, ifadenize baktığınızda şöyle bir şey söylüyorsunuz: "Yakup Öner'e gitmemin sebebi, ben oteli aldıktan sonra Şişli İmar Müdürlüğü'nün göndermiş olduğu zabıtalar tarafından, halihazırda var olduğu halde mükerrer yapı tatil tutanakları ve buna bağlı olarak farklı miktarlarda 17 milyon TL'yi aşan para cezaları ve mühürleme işlemleri uygulanması şeklinde gerçekleşen ve ticaretimizi ve ticari itibarımızı yitirmeye yönelik uygulamanın devam eden yapılması, uygulamaların yapılmasından kaynaklı. Yakup Öner'le görüşmek zorunda kaldım. Bu süreçte devam eden İBB ile karşı taraf olarak bulunduğum davalarda da sürekli aleyhime rapor ve itirazlarla durum iyice derinleşmeye çalışıldı, çalışıldılar. Bu görüşmede Yakup Bey Şişli'den ve İBB'den yapılan işlemleri düzelteceğinden, benden bazı taleplerde bulundu." demişsiniz. Şimdi siz Yakup Öner'le yaptığınız görüşmede, görüşme tarihine baktığınız zaman 2021'de görüşmüşsünüz. O tutanak 2022'de tutulmuş. O tarihte ne tutanak var, ne yıkım kararı var, ne de ortada bir mahkeme var. Ne de bir para cezası var, 17 milyon TL'lik para cezası diyorsunuz. Hani aslında hani bu tarafı da beni çok ilgilendiren bir tarafı yok yani. O sizin Yakup Bey'le ne görüştüğünüzü bilmek de bilmem yani ben bilemem. Ama hani bir ifadedeki bir çelişkiyi ortaya çıkarmak açısından soruyorum.
Mehmet Faruk Baştürk: Şimdi Yakup Bey'le biz 2021'de görüştük.
Elçin Karaoğlu: Evet, doğrulur.
Mehmet Faruk Baştürk: Ama bundan önce devamlı zabıtalar yoluyla devamlı...
Elçin Karaoğlu: Önce?
Mehmet Faruk Baştürk: Evet.
Elçin Karaoğlu: Ama öncesine bir şey yok ki ortada.
Mehmet Faruk Baştürk: Kayıtlarda yok ama bizde var gelen giden zabıtalar, 2021...
Elçin Karaoğlu: Bizim sizle, yani peki ifadenizi tamamlıyorum o zaman. Yani siz buradaki çalışmalara ne zaman başladınız?
Mehmet Faruk Baştürk: 2020 yılında biz burayı satın aldık.
Elçin Karaoğlu: 2020 yılının hangi ayında satın aldınız?
Mehmet Faruk Baştürk: 29.06.2020'de satın aldık.
Elçin Karaoğlu: Çalışma, aldıktan sonra bir çalışma yaptınız mı?
Mehmet Faruk Baştürk: Tadilatlarımız oldu tabii ki.
Elçin Karaoğlu: İzin aldınız mı bununla ilgili?
Mehmet Faruk Baştürk: Almadık.
Elçin Karaoğlu: Peki. Şimdi Faruk Bey, bizim konuyla ilgili dosyaya baktığınızda, incelediğinizde şimdi siz bunu satın aldığınız otelin istinat duvarının arkasında 2000 metrekareyi aşkın yedi katlı bir kaçak inşaat olduğunu tespit edildiğini... Siz bunu biliyor muydunuz?
Mehmet Faruk Baştürk: Aldığımda vardı evet, 2010 yılında yapılmış 1847'de de tekrar bunların yapılarının şeyleri ulaştı, 2010'da da zaten aldığım ekspertiz raporunda da banka kredisiyle almıştım, ekspertiz raporunda tüm binanın görüntüleri vardı ve sizde de var.
Elçin Karaoğlu: Bizde var evet, bizde var bizde var. Çünkü tespiti de biz sonrasında biz yaptık, çünkü biz yaptık. Tespit ettik ve tutanak tuttuk. 2010'da vardı 2010'da yapılmış olan yerle ilgili o dönemde yapı tatil tutanağı tutulmuş. Sonrasında buraya yapı ruhsatı düzenlenmiş. Yapı ruhsatı düzenlendikten sonra da o dönemki idare 2012'de burası yerinde düzeltilmiştir diyerekten tutanakla o yapı tatil tutanağını iptal etmiş. Anlatabiliyor muyum? Bunların hepsi imar işlem dosyasında mevcut. Şimdi nihayetinde burada peki 2090 metreyi bizim yaptık, bizden önce mi yapıldı?
Mehmet Faruk Baştürk: Onla ilgili biz orada duvarları kırıp, istinat perdelerini kaplama duvarlarını kırıp, içerde çalışmaya başladığınızda biz bunu tespit ettik.
Elçin Karaoğlu: Şimdi bu kapalı alanla ilgili biz tutanağımızı tuttuktan sonra konu zaten mahkemeye intikal etti, mahkeme de bununla ilgili bilirkişiye tevdi etti, bilirkişi yaptığı incelemede bu yapıların eski yapılmış olduğunu söyledi. Ama siz de o istinat perdesinin arkasına gizlenmiş yapıları kaplama duvarını kırıp yani istinat duvarını kırıp içeride çalışmaya başladığınız için biz fark ettik ve tutanak tuttuk, yani işin doğrusu gerçeği bu, siz yaptınız ya da yapmadınız demiyoruz. O zaten onu mahkeme tespit edecek, o bizi çok şey yapmıyor da. Bizim tutanağımızda biz burada 7 katlı 2099 metrekare...
Mehmet Faruk Baştürk: İçi boş olan binayı kim yaptı?
Elçin Karaoğlu: İçi boş olan binayı, şimdi bizi kimin yaptığından öte, oradaki yapının, oradaki yapının kaçak bir yapı olup olmadığının tespitidir bizim için önemli olan. Bizim yaptığımız da basit bir tadilattır. Siz orayı açtınız mı, kapalı olan yeri?
Mehmet Faruk Baştürk: Zaten açıktı kapalı bir şey yok ki, orada üstünde kaplama vardı, pencereler olan kısımda pencereleri açtık. Pencereleri...
Elçin Karaoğlu: Kırdınız duvarı kaçak mı yaptınız?
Mehmet Faruk Baştürk: Üstündeki alçıpanlı kaplama olan yeri açtık. Ama peki...
Elçin Karaoğlu: Kullanmak için.
Mehmet Faruk Baştürk: E tabii ki canım, kullanmak için. Peki, teşekkür ediyorum. Bir de bir şey soracağım. Şimdi az önce biz burada 2020 yılında başladınız dediniz çalışmaya. Hangi ay?
Mehmet Faruk Baştürk: Satın aldıktan sonra, başladık dediniz, evet. Ne zaman başladı çalışma? 2021, 2022 olabilir, 2023 olabilir. Satın aldığınız tarihi sordum. Hayır hayır, satın aldıktan sonra başladım dediniz.
Elçin Karaoğlu: Hayır.
Mehmet Faruk Baştürk: Güzel. Tamamdır. Tamam, bizim için önemli, çünkü şu sebepli, ifadenizde zabıtaların ve diğer tahkikatların mahkeme kararlarıyla bir takım baskılar oluşturulduğunu söylüyorsunuz ya, sizin ifadenizde verdiğiniz ifadelerde yaptığınız baskıları siz de anlatıyorsunuz ne kadar baskı uyguladığınızı yıkımla ilgili şuyla ilgili, biz baskı demiyoruz, bizim baskı değildi. Tamamı yasal olan mevcut bir yer burası.
Elçin Karaoğlu: Olan mevcut bir yer diye bir şey yok.
Hakim: Siz bu tarafa doğru sorun. Karşılıklı diyaloğa girmeyelim. Soruyu alalım, soruya da cevap alalım.
Elçin Karaoğlu: Şuna dikkat çekmek istiyorum, yani burada sırf baskıdan kurtulmak için görüştüğünü söylüyor, ortada yapılan görüşme esnasında herhangi bir baskı yok, zaten kendisi o çalışmaların 2022 yılında başladığını söylemişti o yüzden de... Daha fazla da soracağım bir şey yok başkanım, teşekkür ediyorum.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Fatih Keleş:Faruk Bey merhabalar. Beni tanıyor musunuz?
Mehmet Faruk Baştürk: Tanımıyorum. İlk defa görüyorum sizi ben.
Fatih Keleş: İddianameden okumuşsunuzdur. Fatih Keleş...
Mehmet Faruk Baştürk: İsminizi okudum.
Fatih Keleş: Peki sizinle hiç temasım oldu mu?
Mehmet Faruk Baştürk: Olmadı.
Fatih Keleş: Sizden herhangi bir talebim de olmadı?
Mehmet Faruk Baştürk: Olmadı.
Fatih Keleş: Teşekkür ederim.
FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR
Nergiz İnce: Faruk Bey geçmiş olsun.
Mehmet Faruk Baştürk: Sağ olun.
Nergiz İnce: Siz Yakup Öner'le ilk kez ne zaman görüştünüz?
Mehmet Faruk Baştürk: Yakup Öner'le 10.08.2021.
Nergiz İnce: Tarihinde görüştünüz?
Mehmet Faruk Baştürk: Evet
Nergiz İnce: Şimdi ifadelerinizde şöyle bir şey varmış. Burası hakkında bir yapı tadilat tutanağı tutuldu, imar para cezaları kesildi, ben daha sonrasında Yakup Öner'le görüştüm diyorsunuz. Bu tutanakta yapı tadilat tutanağı tarihi 27 Ekim 2022, para cezasının tarihi de 7 Aralık 2022. Bu görüşmeleriniz, yani şöyle sorayım...
Mehmet Faruk Baştürk: İfadelerde tarihlerine tam hatırlayamamış olabilirim Avukat Hanım. Bilerek yazdım ki şu andaki sorulara cevap verebilmek için. O tarihte belki stres yapmış olabilirim yani. Net tarihlerde hata yapmış olabilirim.
Nergiz İnce: Bu Yakup Öner'le az önce "2021'de görüştüm" dediniz. Bu görüşmenizin içeriği neydi? Ne hakkında görüştünüz kendisiyle?
Mehmet Faruk Baştürk: Bu görüşmede içerik, mevcut baskılardan kurtulmak için Yakup Öner'le görüştüm. Mevcut baskılarla ilgili görüştüm. O da bir kreş yapmamı istedi. Bir kreş yaparsanız baskılar azalır dedi.
Nergiz İnce: 2021 yılında bunu istedi, doğru mu anlıyorum?
Mehmet Faruk Baştürk: Doğrudur, doğrudur.
Nergiz İnce: Peki sonrasında ifadelerinizde ikinci bir, kaç defa görüştünüz Yakup Öner'le?
Mehmet Faruk Baştürk: Ben yurt dışındaydım. Beni aradı. Yurt dışında olduğumu beyan ettim. "Geldiğimde ararım" dedim. Belli bir süre sonra gelmiştim 15 gün sonra. Aradım. Bir akşam saati... Ben burada yaşamıyordum, İstanbul'da yaşamıyordum. Bir akşam geldiğimde buluştuk, bir restoranda oturduk. Orada konuştuk Yakup Bey'le. Arkasından belli bir tarih sonra, tarih olarak 22.10'da bir daha öyle şeyde oturduk bu sefer. Sanırım İBB binasında oturduk Bakırköy'de. Bir daha görüştük. 23.10'da bir daha görüştük yanlış hatırlamıyorsam notlarda. Ben de bazı verileri, tarihleri şeyden aldım, iddianameden aldım.
Nergiz İnce: Şimdi 2021'deki iddianamede var mı bilmiyorum ama...
Mehmet Faruk Baştürk: Tarihleri çünkü birebir yazmadım.
Nergiz İnce: Onu bir anlayabilmek adına soruyorum. Yakup Öner'le toplam kaç defa görüştünüz siz?
Mehmet Faruk Baştürk: Yüz yüze 3 veya 4.
Nergiz İnce: 3 defa veya 4 defa görüştünüz.
Mehmet Faruk Baştürk: Yüz yüze.
Nergiz İnce: Siz Yakup Öner'e "Ben bu kreşi karşılayamam, bir miktarını ödeyebilirim” dediğinizi söylüyorsunuz, doğru mu ifadenizde?
Mehmet Faruk Baştürk: Doğru, doğru.
Nergiz İnce: Sizi bunu söylediğinizde mi Yakup Öner Süleyman Atik'e yönlendirdi?
Mehmet Faruk Baştürk: Tabii ki, tabii ki. Daha fazla talebi vardı, daha fazla kreş için. Biz bunu ödeyemeyeceğimizi belirttik Yakup Öner'e. En son bu rakam üzerinde uzlaştık. Bu rakamı da 2022 ve 2023'te ödedik.
Nergiz İnce: Yani rakamı telaffuz ettiğinizde, o görüşme içerisindeyken Yakup Öner sizi Süleyman Atik'e yönlendirdi, doğru mu anlıyorum?
Mehmet Faruk Baştürk: Hayır. Telefonunu verdi, "Bu telefondaki Süleyman Atik'e teslim edin" dedi. Telefon numarasını verdi.
Nergiz İnce: Süleyman Atik'in telefonunu Yakup Öner gönderdi. Siz akabinde Süleyman Atik'ı siz mi aradınız?
Mehmet Faruk Baştürk: Evet.
Nergiz İnce: Süleyman Atik'in yönlendirdiği kişilere mi teslim ettim demişsiniz ifadenizde?
Mehmet Faruk Baştürk: Ya o da olabilir, yönlendirdiği de olabilir. Çünkü hatırlamıyorum yüzlerini. 2022 ve 2023'te teslim ettik.
Nergiz İnce: Teslim ettiniz, kime teslim ettiniz?
Mehmet Faruk Baştürk: Süleyman Atik'in telefonuyla aradık. O telefonla bir tanesiyle şeyde buluştuk, Tarabya Yokuşu'nda. Bir tanesinde Çobançeşme'de bir yerde buluştuk, teslim ettik.
Nergiz İnce: Kişilerin, yani parayı teslim alacak olan kişilerin iletişimini size Süleyman Atik mı gönderdi yoksa kendisi mi gelip aldı?
Mehmet Faruk Baştürk: Kendisiydi bence. Ya orada net değilim. Ama zaten Süleyman Atik "Aldım" diyor, doğru mu? Biz de "Verdik" diyoruz, doğru mu? Burada neyi arıyoruz?
Nergiz İnce: Şu açıdan soruyorum. Yani sebebini söyleyeyim: Yakup Öner ile Süleyman Atik'in birbirinden farklı beyanları var. Ben olayın doğrusunu öğrenebilmek adına size soruyorum. Sorma sebebim bundan kaynaklı. Süleyman Atik'in iddiası çünkü benim müvekkilim olan Fatih Keleş'e bunların teslim edildiği şeklinde bir iddiası var. O yüzden size şunu soruyorum: Siz bu parayı Süleyman Atik'e veya yönlendirdiği kişilere mi teslim ettiniz diyorum?
Mehmet Faruk Baştürk: Biz Süleyman Atik'e %90... Bak, burada net değil ama %90-95 SSüleyman Atik'e teslim ettik.
Nergiz İnce: Tamam. İkincisini? "İki defa ödeme yaptım" diyorsunuz. İkinciyi kime teslim ettiniz?
Mehmet Faruk Baştürk: Yine aynı şekilde cevap veriyorum. %95 Süleyman Atik'e teslim ettik.
Nergiz İnce: Tamam. Teşekkür ediyorum, sağ olun.
ELÇİN KARAOĞLU AVUKATI NEVZAT KAAN KARCILIOĞLU SORUYOR
Nevzat Kaan Karcılıoğlu: Bu otelin arkasında inşaat duvarlarının arasında gizli, 2 metrekare civarı olan yapının açıldığından bahsettiniz, sizin tarafınızdan açıldığından bahsettiniz. Herhangi bir ruhsat başvurunuz olmuş mu daha öncesinde?
Mehmet Faruk Baştürk: Orası daha önce ruhsatlı olarak yapılmış. Ruhsat istinat duvarı olarak alınmış belediyeden 2010 yılında alınmış.
Nevzat Kaan Karcılıoğlu: Yaptığınız işlemle ilgili herhangi...
Mehmet Faruk Baştürk: Biz basit... Biz basit tadilat yaptık orada.
Nevzat Kaan Karcılıoğlu: Herhangi bir ruhsat başvurunuz oldu mu sonrasında?
Mehmet Faruk Baştürk: Hayır, başvurum olmadı.
Nevzat Kaan Karcılıoğlu: Teşekkür ederim. Sağ olun.
FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR
Baran Kaya: Bu ödemeyi TL olarak mı vermiştiniz?
Mehmet Faruk Baştürk: Bir kısmı euro olabilir, euro.
Baran Kaya: Tamam. Tam hatırlamıyorsunuz yani.
Mehmet Faruk Baştürk: Yok 13.000 TL'ye karşılık o dediğim iki tarihte gelen 2. ay 2022, 5. ay 2023 olabilir tarih. %90 o da böyledir. O günkü şeyle euro verilmiştir.
Baran Kaya: Bankadan çekilmiş paralar mıdır, yoksa...
Mehmet Faruk Baştürk: Yok, . Nakittir.
Baran Kaya: Kenarda para.
Mehmet Faruk Baştürk: Kenarda duran paradır.
Baran Kaya: Yakup Öner'le İBB Başkan Danışmanı olduğunu hani öyle olduğunu biliyordum demiştiniz. Öyle olduğunu bildiğiniz için mi oraya gittiniz?
Mehmet Faruk Baştürk: Zaten makamına gittik.
Baran Kaya: Makam odasında evet. Danışmanı olduğunu düşündüğünüz için oraya gittiniz. Makam odasına gittiniz. Bu işimi çözer herhalde diye.
Mehmet Faruk Baştürk: Aynen, kendisine aradı.
Baran Kaya: Kendisine aradı. Peki...
Mehmet Faruk Baştürk: İfadesinde de var kendisinin verdiği.
Baran Kaya: Onun ifadesindeki, mesela şöyle bir şey söylüyor. Sizi Ekrem Bey'le konuştuğunuzu deprem konusunu Malatya'yla ilgili...
Mehmet Faruk Baştürk: O tarihte deprem yok ki zaten. Deprem... O da yalan ifade. Deprem olmayan tarihte deprem var diyor.
Baran Kaya: Süleyman Atik'i daha önceden bilir miydiniz?
Mehmet Faruk Baştürk: Hayır, nereden bileyim ki ben ilk defa orada gördüm yani. Yakup Bey de söylüyor zaten.
Baran Kaya: Anladım.
Mehmet Faruk Baştürk: Ben teşekkür ederim.
MEHMET FARUK BAŞTÜRK AVUKATI SELÇUK KAR SAVUNMASI
Şimdi müvekkilim de izah ettiği üzere söz konusu bahse konu olan oteli 2020 yılında satın alıyor. Ancak satın almadan önce otelin mevcut istinat duvarlarıyla alakalı geçmiş bir hikayesi var. Ve bununla ilgili özellikle 2010 yılında ve daha sonraki süreçte 2012 yılında tutulan tutanaklar, para cezaları ve buna ilişkin devam eden bir yargı süreci var. Müvekkilim söz konusu yeri satın aldığında aslında bu sorunlarla birlikte satın almış oluyor. İfadesinde de belirttiği üzere satın aldıktan kısa bir süre içerisinde bu süreçle alakalı birkaç defa özellikle zabıta tarafından rahatsız ediliyor. Ve bunlar ciddi tacizlere varan rahatsızlıklar. Düşünün ki burası bir otel, Tarabya'da, sahil kenarında, oldukça prestijli bir yer ve defaatle zabıtalar suretiyle burası taciz ediliyor.
Bunun üzerine müvekkilim tamamen bir tesadüf esnası Malatya'da bir taziyede Ekrem İmamoğlu'yla tesadüf ediyor ve bu rahatsızlığından bahsediyor. Diyor ki ben burayı satın aldım, bir ticari işletme, prestiji bir ticari işletme haline getirdim ancak bununla alakalı süreç benden önce devam eden süreç devam ediyor. Bununla ilgili bir vatandaş olarak aslında bu sorununa bir çözüm istemiş oluyor. Ve bu süreçte özellikle Yakup Öner'le teması sağlanıyor. Oradaki temasta da müvekkilimin herhangi bir şekilde usule aykırı bir yapıyı imara kazandırmak gibi bir kastı ve niyeti yok. Bununla alakalı İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nde bir dava açılıyor. 2023/336 esas ve 2024/443 karar sayılı dosyasından müvekkilimin imar kirliliği yapmadığına ilişkin beraatına karar veriliyor Sayın Başkan. Bu kararı biz mahkemenize sunduk.
Aslında bu beraat kararı müvekkilin orada imara aykırı bir yapı yapmadığının en bariz bir delili. Sadece orada istinat duvarı ve istinat duvarının içerisinde de ciddi anlamda bir hafriyat var. Ve bu hafriyat öyle bir hafriyat ki bizzat iki ben gördüğüm için söylüyorum, istinat duvarının istinat niteliğini ortadan kaldırabilecek ve herhangi bir şekilde oradaki yükü arttırabilecek bir yoğunlukta bir hafriyat. Bu hafriyatın kaldırılması, söz konusu yapmış olduğu iş aslında bu hafriyatın kaldırılması. Bununla alakalı Yakup Öner, Süleyman Atik vasıtasıyla aslında kendisinden bir kreş talep ediyor. Müvekkilimin söz konusu düzeltmeye ilişkin basit tadilat talebi karşısında kreş talebi çok nispetsiz bir talep olduğundan buna itiraz ediyor. Ve bu itirazının neticesinde yine kreşte kullanılmak üzere, bakın bunu özellikle belirtiyorum, yine bir kreş faaliyetinde kullanılmak üzere en azından işin bir tarafına, bir kısmına dahil olun ve onu yapın şeklinde bir talepte bulunuyorlar. Yoksa bu bir rüşvet talebi olarak müvekkilime iletilmiyor. Müvekkilim de bunun bir rüşvet talebi olduğunu bilerek kabul etmiyor. Söz konusu kreşin bütününü yaptırmanın kendi talebiyle nispetsiz olduğundan dolayı kreşe, yapılacak kreşe bir katkı olması anlamında bir katkıda bulunuyor ve bunun adını da koyuyorlar. 13 milyon TL gibi bir meblağ konuluyor.
Ve bunun üzerine bu para da iki taksit halinde ödeniyor. Burada da müvekkilim usulüne aykırı, imara aykırı bir faaliyeti nedeniyle bir rüşvet vermesi söz konusu değil aslında. Kendisi sadece burada yapmış olduğu düzeltmelere ilişkin bir talepte bulunuyor ve bununla alakalı da aslında yapmış olduğu ödeme bir irtikap mağduru olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Dolayısıyla müvekkilimin bu suçtan beraatına karar verilmesini sayın mahkemenizden arz ve talep ediyoruz.
MEHMET MANDACI SAVUNMASI – 22.09.2026
Sayın Başkan, sayın heyet üyeleri, sayın savcım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Konuşmama ve savunmama başlamadan önce bana bu sözü verdiğiniz için size özellikle teşekkür ediyorum. 12 yılımı Türk Silahlı Kuvvetleri'ne verdim. Üniformayı çıkardıktan sonra da devletime hizmetimi bırakmadım. Çeşitli kamu kurumlarında kamu görevlisi sıfatıyla devletime hizmetimi sürdürdüm. Şehit yakınlarımız ve gazilerimizle ilgilenen bir müdürlüğü bizzat kurdum ve yönettim. Bugün de Nisan 2024 tarihinde atandığım Avcılar Belediye Başkanlığı'nda bürokrat başkan yardımcısı olarak görevimin başındayım. Ben devletimin bana verdiği her görevi askeri bir disiplin içerisinde emanet bildim, en ufak bir sorumsuzluğa tahammülüm olmadı.
Savunmama başlamadan önce bu dosyanın en başından beri adalete olan inancımı sarsan, yargılamanın temelini sakatlayan ve bana söz verdiğiniz için özellikle teşekkür etmeme sebep olan en somut usul ihlalini huzurunuzda dile getirmek istiyorum. Bu davada üzerime atılı suçlarla ilgili olarak bütün soruşturma boyunca ne kollukta ne de savcılıkta bir kez olsun çağrılmadım. İfadem alınmadı, bana bir tek soru dahi sorulmadı. Ben hukukçu değilim ama biliyorum ki adaletin görevi yalnızca bir insanı suçlamak değil, o insanın hem aleyhine hem de lehine olan her şeyi eşit bir vicdanla araştırmak, ortaya koymak ve sonra hakkında karar vermektir. Bu araştırma yapılsaydı, soruşturma aşamasında benim ağzımdan tek bir cümle dinlenmiş olsaydı çok basit ama çok can alıcı bir gerçek daha soruşturma aşamasında ortaya çıkardı. İddianamede bana yöneltilen eylem 92. Eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde artık görevli olmadığım tarihte gerçekleşen bir ihaleye ilişkindir.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; o tarihte ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki görevimden ayrılıp çoktan Avcılar Belediyesi'ne başkan yardımcısı olarak atanmıştım. Artık görevde olmadığım kurumda yapılan bir ihalede sanki hala orada görevliymişim gibi ihale yetkilisi statüsüyle fesat karıştırdığım iddia edilebiliyor. Sayın Heyet, bu basit bir tarih hatası değildir. İddia makamı; doğru olan kişiyi ve tarihi karıştırmıştır. Bu vahim hata, dosyadaki tespitlere ve raporlara olan güvenimizi tamamen sarsmıştır. Sayın Başkan, şimdi hakkımda iddia edilen suçlarla ilgili olarak diğer hataları ve eksiklikleri izah etmek istiyorum. En önemlisi, isnat edilen eylemlere ilişkin ihale dosyalarına değil yalnızca ihalelere ilişkin hazırlanan bilirkişi raporlarına erişebilmekteyiz. Oysa görevde olmadığım, görevde dahi olmadığım eylem 92'de beni ihale yetkilisi ilan eden raporların diğer eylemler yönünden doğru tespitler yaptığını kabul etmemiz, güvenmemiz mümkün değildir. Üzerinden yıllar geçti. Memuriyetim gereği sayısız idari işe katıldım. Dosyaların aslını görmeden detayları hatırlamam zaten imkansızdır.
Ancak bu büyük hatayı görünce aklıma şu hayati soru gelmektedir: Görevde olmadığım ihaleye adım rahatlıkla yazılabiliyorsa acaba diğer ihalelerde de üzerime atılı görevlerde aslında hiç bulunmadım mı? O evraklardaki imzalar gerçekten bana mı ait? Bunu şu an ben bile bilmiyorum. Bana isnat edilen 9 eylemi iddianamedeki haliyle sabahlara kadar tek tek okudum. Her satırını didik didik ettim. Ve hepsinde karşılaştığım ortak gerçek şu oldu: Beni bu suça bağlayan tek bir somut delil yok. Kimseyle kurduğum örgütsel yapı veya fesat amaçlı görüşmeyi gösteren tek bir telefon görüşmesi yok. Tek bir mesaj, tek bir yazışma yok. İhaleleri kazanan şirketlerin yetkilileriyle bir arada olduğumu gösteren, onlar konuşmamı ispatlayan tek bir iz yok. Aleyhimde konuşan tek bir tanık, tek bir sanık beyanı yok. Benim ya da ailemin banka hesapları elbette incelenmiştir. Hiçbir şüpheli para hareketine, hiçbir açıklanamayan artışa rastlanmadı. Bana ya da bir başka kişiye bu işlerden bir kuruş dahi menfaat aktarıldığına dair hiçbir bulgu, delil yok.
Sayın Heyet, bir insan düşünün; 27 yılını kamu hizmetine vermiş, emekliliği yaklaşmış, hayatını devletine adamış. Eğer bu insan gerçekten bir fesat içindeyse bunun bir izi, bir kırıntısı, bir tanığı, bankada bir kuruşu, ne bileyim tapuda, trafik kayıtlarında bir fazlalığı olması gerekmiyor mu? Bu dosyada bunların hiçbiri yok. Şunu da özellikle belirtmek isterim; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki görevim boyunca hiçbir zaman ihalelerde karar verici bir pozisyonda bulunmadım. Şartnamelerin hazırlanması, ihale komisyon kararları gibi işlemlerde nihai karar yetkim yoktu. Görevim, mevzuatın idari hiyerarşinin bana yüklediği standart bir memuriyet görevinden ibarettir. Benim yerimde başka bir kamu görevlisi olsaydı o da aynı görevleri aynı şekilde yerine getirmek zorunda kalacak ve bugün burada yargılanması gerekecekti. Bu nedenle hakkımda suç olduğu iddia edilen konularda memuriyetimin gereği hareket ettim ve hiçbir şekilde suç işleme kastım bulunmamaktadır.
Sayın Heyet, üzerime atılı 9 eylemin ne olduğunun daha iyi anlaşılması için bu ihalelerin hangi işlere ilişkin olduğunu kısaca takdim ederek dikkatinize arz etmek istiyorum. 83, 84 ve 87 numaralı eylemler konu ihalelerdir. Sırasıyla 2023, 2022, 2024 yıllarına ait İstanbul genelinde muhtelif organizasyonlar ile tanıtım duyuru çalışmaları ve baskılı materyallerin temin edilmesine ilişkin hizmet alımlarıdır. 86 numaralı eylem de bu eylemle aynı konudadır. 85 ve 89 numaralı eylemler sırasıyla 2023, 2024 yıllarına ait muhtelif video çekimleri, film yapımları, kitap ve dergi basımları, medya basın takip hizmetleri ile mobil iletişim araçlarının temin edilmesine yönelik hizmet alımı ihaleleridir. Bu ihalelerin tamamı 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun öngördüğü açık ihale usulüyle gerçekleştirilmiştir.
107 numaralı eylem ise hizmet tanıtım ve kültür faaliyetlerinin yerinde bilgilendirilmesi hizmet alımı ihalesidir. Bunu neden özellikle belirtmeye ihtiyaç duyuyorum Sayın Başkan, Sayın Heyet? Çünkü eylem numaralarını belirterek saydığım bu ihalelerin isimlerine ve konularına bakıldığında dahi görülecektir ki hepsi İstanbul'un 4 yanında vatandaşlarımıza doğrudan sunulan, onların gözünün önünde gerçekleşen hizmetlere ilişkindir. Birbirinden kopuk, keyfi biçimde bir araya getirilmiş işler değil; aynı hizmetin farklı yıllardaki, farklı kapsamlarındaki doğal uzantılarıdır. Şimdi izin verirseniz üzerinde en çok durulan teknik konuya, yani ihalelerin birleştirildiği ve kısmi teklife kapatıldığı iddiasına açıklık getirmek istiyorum. Çünkü bu konuda iddia edenlerin gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Öncelikle şunu çok net söylemem gerekiyor. Geçmişten beri bu tip İstanbul genelini kapsayan organizasyonlara dair ihaleler İstanbul Büyükşehir Belediyesinde bu şekilde yapılagelmiştir. Örneğin 2019 yılının öncesine ait ihaleden bahsetmek istiyorum. Bu ihale EKAP üzerinden herkesin erişimine açık haldedir, dileyen girip bakabilir. 2018/585966 ihale kayıt numaralı, 2018 yılında ihalesine çıkılan, 2019 yılı içinde muhtelif kültürel etkinlikler, muhtelif organizasyonlar, tanıtım ve duyuru hizmetleri ve baskılı materyallerin temini ihalesi. Bu ihale, sizin de anlayacağınız üzere bize suç isnat edilen eylemlerdeki ihalelerle birebir aynı amaca yönelik ihaledir. Hatta ve hatta listemi de aynıdır.
Bu ihalenin idari şartnamesi incelendiğinde görülecektir ki ihtiyacın konusu mal ve hizmetlerin temini bir arada yapılmış ve ihale kısmi teklife kapatılmıştır. Burada şunu açıklamaya çalışıyorum Sayın Başkan. Bu tipteki İstanbul genelini kapsayan, İstanbul'un her noktasına eşit hizmet götürmeyi hedefleyen ihalelerde idarenin takdir yetkisini bu yönde kullanması hizmetin niteliği ve büyüklüğü gözetildiğinde kamu menfaatine bir gereğidir. Bu uygulamanın istisna değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde süreklilik arz eden bir idari usul olduğunu göstermek adına EKAP üzerinden herkesin erişimine açık 2 örnek ihaleyi daha huzurunuza sunmak istiyorum. 2015/122492 ihale kayıt numaralı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürlüğü tarafından ihalesine çıkılan muhtelif organizasyonlar, tanıtım ve duyuru çalışmaları organizasyonu, baskılı materyaller ile promosyon ürünleri temini ihalesi de aynı şekilde mal ve hizmetin bir arada kısmi teklife kapalı olarak ihale edildiği bir örnektir.
Asılı doğrultuda daha çok yeni tarihli Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin 2026 yılı 1393343 ihale kayıt numaralı ihalesi de bu tür organizasyonlara ilişkin ihalelerde süregelir idari uygulamanın güncel bir örneğidir. Sayın Heyet, bu konudaki idari takdirin hukuki dayanağını da huzurunuzda ortaya koymak isterim. Kamu İhale Genel Tebliğinin 54. maddesinin 2. fıkrasının g bendi şöyle diyor: "Kısmi teklife açılmanın ancak ihale kalemlerinden biri veya birkaçı için özel bir izin, ruhsat veya faaliyet belgesi alınmasının zorunlu olduğu hallerde zorunlu olduğunu düzenlenmektedir." Ya yargılandığım eylemlere konu hiçbir ihalede herhangi bir kalem için böyle bir izin, ruhsat veya faaliyet belgesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla kısmi teklife açılma zorunluluğu da hiçbir zaman doğmamıştır. Nitekim bu husus Kamu İhale Kurumunun 2020/1199 sayılı kurul kararında da açıkça ortaya konulmuştur. Sağlık Bakanlığı Sağlık Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğünün MHRS ve diğer çağrı hizmetleri alım ihalesine yönelik yapılan itirazda Kurum, ihale konusuyla doğal bağlantısı bulunan bileşenlerin bir arada ihale edilebileceğini ve idarenin kısmi teklife izin verip vermeme konusunda 4734 sayılı Kanunun 27. maddesinin 2. fıkrasının h bendi uyarınca takdir yetkisine sahip olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu kararı da huzurunuzda delil olarak mahkemeye sunmak istiyorum efendim.
Kamu yararının verimliliğinin ve hizmetin teknik bütünlüğünün ortadan kalkacağı durumlardır. Şimdi anlatacağım milli bayram organizasyonu örneği tam olarak bu iki unsurun birlikte gerçekleştiği bir durumdur. Bu ihalelerin tamamı Sayın Heyet, İstanbul'un dört bir yanında milyonlarca vatandaşımızın gözünün önünde doğrudan onların içinde bulunduğu organizasyonlara ilişkindir. Bir milli bayram kutlaması düşünün. Sahnesinden ışığına, sesinden güvenliğine, dağıtılacak bayraktan ikram edilecek yiyeceğine, afişine, turnikesine, bariyerine, asılacak flamasına kadar onlarca farklı kalem aslında tek bir bütünün, tek bir organizasyonun birbirinden ayrılmaz parçalarıdır. Vatandaş için o alan tek bir alan, sunulan tek bir hizmet ve tek bir gündür. Eğer biz bu hizmetleri onlarca ayrı ihaleye, onlarca ayrı yükleniciye bölseydik, ayrı ayrı sözleşmeleri imzaladıysak ve yüklenicilerden biri dahi aksasaydı (örnek vermek gerekirse; sahne kurulmasaydı, ses sistemi gelmeseydi, dağıtılacak bayraklar olmasaydı), o gün bütün bir milli kutlama kesintiye uğrayabilirdi. Belli bir tarihte ve saatte gerçekleştirilmesi zorunlu olan milli bayram kutlama organizasyonu gibi, bu tür zaman açısından telafisi imkansız etkinliklerde, idarenin temel önceliği hizmetin bütünlüğü ve zamanında ifa edilmesidir. Kamu menfaati de bunu gerektirir.
Doğabilecek zarar sadece etkinliğin aksaması değil, maddi bir zarar da olabilir. Şöyle ki, ihalelerin bölünmesi halinde EKAP üzerinden yapılacak şikayet ve Kamu İhale Kurumu inceleme süreçleri her bir ihale için birbirinden bağımsız işleyecektir. Örneğin üç farklı ihaleye bölünen bir organizasyonda iki yüklenici ile sözleşme imzalanmışken bu ihalelerin bir tanesine dahi yapılan itirazın Kamu İhale Kurumu inceleme sürecine gitmesi, sürecin bir buçuk iki ay uzaması durumunda, etkinlik planlama tarihini geçeceği için organizasyonun tamamı iptal edilmek zorunda kalacak, bu durumda ise idare sözleşme imzalanmış olan iki yükleniciye karşı sözleşmesel taahhütlerini yerine getiremeyecek ve %5 oranında cezai şart ile tazminat yükümlülükleri altında kalarak asıl kamu zararı doğurmuş olacaktır.
İşte asıl izahı yapılamayacak şey tam olarak bu olurdu. Biz kamunun maddi kaynaklarını yapılmamış işlerin cezai şartlarına yedirmemiş olduk. Sayın Heyet, şunu da belirtmek isterim, eğer bu ihaleler iddianamede ileri sürüldüğü gibi ayrı ayrı parçalara bölünerek ihale edilmiş olsaydı, bu kez de karşınızda ihaleleri parçalara bölmek suçlaması ile bulunacaktık. Zira 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 5. maddesi açıkça, "Eşik değerin altında kalmak amacıyla mal ve hizmet alımları ile yapım işleri kısımlara bölünemez" hükmüne yer vermektedir. Yani idarenin önünde iki seçenek vardı: Ya hizmetin bütünlüğünü koruyarak ihaleyi bir arada yapmak ya da işi parçalara bölerek, bambaşka bir suçlamayla karşı karşıya kalmak. İdare kamu yararını mevzuatını gözeterek birinci yolu tercih etmiştir.
Peki tam tersi bir durumda, etkinliğin iptal edilmesinin ve kamu zararının doğmasının sonuçlarını kim üstlenecekti? O alanlara toplanmış on binlerce vatandaşa kim ne diyecekti? İstanbul gibi bir şehirde bir milli bayram kutlamadan geçirilmiş olacaktı ki bu tarihte görülmüş bir şey değildir. İşi tek bir çatı altında toplamak; hem hizmetin İstanbul'un her köşesinde eşit ve özellikle kesintisiz ulaşmasını sağlamak hem de idarenin onlarca farklı yüklenici koordinasyon karmaşasına düşmesini önlemek içindir. İdare, kanundan aldığı takdir yetkisini bu yönde kullanmıştır. Ve en önemlisi, bunu yaparken kamuyu bir kuruş dahi zarara uğratmamıştır. Tam tersine, bu ihalelerin tamamı önceden belirlenen yaklaşık maliyet rakamının altında sonuçlanmıştır. Sayın Heyet, bir ihalenin yaklaşık maliyetinin altında kapanması o ihalede hiçbir kötü niyetin, hiçbir kamu zararının olmadığının en açık, en somut ve en güçlü kanıtıdır.
İddianamede bir de rekabetin daraltıldığı iddia ediliyor, oysa gerçek söylenenin tam tersidir. Önceki dönemlerde şartnameler öyle ağır şartlar taşıyordu ki, bir firmanın ihaleyi kazanabilmesi için hem organizasyonu bizzat yapmış olması hem de o organizasyonun tanıtımını, basınını, açık hava reklamcılığını aynı anda hepsini birlikte yapmış olması şartı aranıyordu. Ve bağlacıyla bu şartlar üst üste yığılıyordu. Görevde olduğumuz dönemde bu şart, rekabetin daha çok sağlanması için idarece esnetildi ve bağlacı "veya" bağlacına dönüştürüldü. Bir firma bu işlerden sadece birini yapmış olsa bile ihaleye girebildi. Bu durum herkesin açık olan EKAP üzerinden de basit bir araştırmayla görülebilecek bir durum. Bu durum Sayın Heyet, sizin de açıkça gördüğünüz ve anladığınız gibi rekabeti daraltan bir düzenleme değil, tam tersine ihaleye girebilecek firma sayısını arttıran, piyasayı genişleten bir düzenlemedir.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; bir başka husus da şudur: Bu ihalelerin hiçbiri gizli kapılar ardında yapılmadı. Hepsi EKAP üzerinden açık ihale usulüyle tüm sektörün erişimine açık şekilde ilan edildi ve bu şekilde ihaleler gerçekleştirildi. Kurum bünyesinde bağımsız bir denetim ve gözlem mekanizması olan İhale İşleri Müdürlüğü ve iç denetçiler de bu süreçleri yakından takip ederek kontrolü sağladı. Halihazırda ihale ile ilgili firmalarca da ihale kararına karşı Kamu İhale Kurumuna kabul edilmiş tek bir itiraz, tek bir şikayet gelmedi. Bunun nedeni açıktır: İhaleye katılan şirketler de bu uygulamanın mevzuata aykırı olmadığını bizzat bilmektedirler. İçişleri Bakanlığına bağlı Mülkiye Müfettişlerinin denetiminde bu ihalelerle ilgili hiçbir suç duyurusunda bulunulmadı. Sayıştay denetiminde bu ihalelerle ilgili hiçbir hata veya yanlış bulunmadı.
Sayın Başkan, Sayın Heyet Üyeleri, ben devletimin bana verdiği her görevi, askerlikte de belediyede de elimden gelenin en iyisiyle, en dürüst şekilde yaptım. Atandığım her görevde memuriyetin bu ilkelerini kendime düstur edindim. Bugün burada hakkında tek bir somut delil bulunmayan, üstelik bir kısmı görevde bile olmadığım bir zaman diliminde işlenmiş gibi gösterilen isnatlarla yargılanıyorum. 27 yıllık alnı ak bir hizmetin hiçbir karşılığı bulunmayan iddialarla lekelenmemesi gerektiğine yürekten inanıyorum. Vicdanınıza, adaletinize güveniyorum. Bu nedenle, üzerime atılı isnatlardan beraatımı saygıyla talep ediyorum.
TANER ÇETİN AVUKATI PINAR ÇENGEL SORUYOR
Pınar Çengel: Geçmiş olsun Mehmet Bey.
Mehmet Mandacı: Teşekkür ediyorum.
Pınar Çengel: Ağzınıza sağlık, teşekkür de ediyorum ben. Biz de bu ihaleleri gerçekten anlatmak için çok fazla mücadele verdik. Ben sorularıma geçmeden önce Sayın Başkanım ama birkaç şey söylemek istiyorum. Burada bir iki tane tutuksuz sanık var, ben açıkçası önemsiyorum onları. Sayın Savcım...
Hakim: Soruya geçer misiniz?
Pınar Çengel: Geçiyorum. Sayın Savcım siz Sayın Heyet soru soracak mı diye ama soru sorulmuyor. Müvekkilim 17 aydır...
Hakim: Avukat Hanım siz sorun, buyurun.
Pınar Çengel: Tamam soruyorum. Ben maddi gerçeğe ulaşmak için ben yardımcı olacağım, evet.
Hakim: Kayda geçiyorsunuz.
Pınar Çengel: Yok, şöyle. Müvekkil 17 aydır ihalelerden dolayı, bu eylemlerden dolayı tutuklu.
Hakim: Avukat Hanım, soruya geçer misiniz?
Pınar Çengel: Soru sormanız bekleniyor gibi ama neyse.
Hakim: Buyurun, buyurun.
Pınar Çengel: Taner Çetin size herhangi bir...
Hakim: Savcı soru soruluyor, niye sordunuz diyorsunuz. sormuyor, niye sormuyorsunuz...
Pınar Çengel: Yok, niye sordunuz demedim. Niye sordunuz demedim. Niye sormuyorsunuz, çünkü maddi gerçeğe ulaşmanız için soru sormanız gerekiyor. 17 aydır tutuklu müvekkilim.
Hakim: Avukat Hanım, avukat hanım, mahkemenin ne soracağına siz karar vermeyin yani. Bırakın da... Allah Allah
Pınar Çengel: Neyse, ben sorularımı soruyorum. Taner Çetin size herhangi bir firma veya Ekrem Bey'in lehine hareket etmeniz, rekabeti sınırlandırmanız, bir firmanın ihaleye girmesini engellemeniz yahut belirli bir sonucun çıkmasını sağlamanız yönünde herhangi bir talimat verdi mi?
Mehmet Mandacı: Avukat Hanım, savunmamda da belirttim aslında. Bu ihalelerde mevzuatın gerekliliği neyse bizde de uygulanmıştır. Ne Taner Bey ne bir başkasından bu konuyla ilgili kesinlikle bir talimat almadım, alan bir kişinin olduğunu da düşünmüyorum.
Pınar Çengel: Teşekkür ediyorum, önemliydi cevabı. İhale Komisyon Başkanı olarak Taner Çetin’in komisyonunun değerlendirmesine veya kararına müdahale ettiği tek bir olay yaşadınız mı?
Mehmet Mandacı: Bu ne kadar biliniyor bilmiyorum ama Taner Çetin Daire Başkanı olduğu için harcama yetkilisi, yani ihale yetkilisi konumunda. İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki ihalelerin hiçbiri ilgili dairenin kendisinde yapılmaz. Yani İhale İşleri Müdürlüğü diye bir müdürlük vardır, o müdürlükte ihale odası vardır. Oraya daire başkanları gelmez, ihale komisyon üyelerinin kimse o müdürlük içerisinden, İhale İşleri Müdürlüğünün içerisinden bir ekip gelir gözlemciyle birlikte. Bütün ihale orada gerçekleştirilir ve buna bir başka birinin müdahale etmesi hiçbir şekilde mümkün değildir yani.
Pınar Çengel: Teşekkür ederim.
Mehmet Mandacı: Ve bunların çoğu hatta YouTube sayfasında veya canlı yayında da kamuya açık bir şekilde yayınlanmaktadır.
Pınar Çengel: Evet, öğrenmiş olduk onu da. Teşekkürler, sağ olun.
MEHMET MANDACI AVUKATI VOLKAN KUZGUN SAVUNMASI
Sayın Başkan, kıymetli heyet, sayın makam... Müvekkil detaylı savunmasını yaptı. Biz de ana hatlarıyla iştirak ederiz savunmasına. Bu aşamadaki iki avukat savunmayı yapıp, savunmayı yapacağız. Ben kendi kısmımda tekrara düşmeden ve uzun süreli işgal etmeden savunmamı yapmaya çalışacağım. Konuşmacı 1: Birinci, öncelikle durmak istediğim husus; müvekkile isnat edilen, iddianamede müvekkile isnat edilen eylemlerde, genelde konu ihalelerde temel iddia olan, çatı iddia olan mal ve hizmet alımlarının fiktif ihale edilmesi ve bu ihalelerin de kısmi teklife kapatılması hususunun usulüne, hukuka aykırı olmadığı, tam aksine kanun mevzuatın, kamu yararının bunu gerektirdiğidir. Nitekim Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesindeki bütün, dört bir tarafındaki bütün illerde, il belediyelerinde, büyükşehir belediyeleri idaresinde ihalelerin bu şekilde yapıldığına ilişkin bir izah olacak. Bunun için bir USB bellek ibraz ettik, dilekçemiz ekinde. Onun açılmasını rica ederim.
Evet. O dosyayı görelim. Türkiye geneli etkinlik ve organizasyon ihaleleri. Klasör, o. Geri çıkabilirseniz ana menü, USB içerisindeki. Diğer klasörün açılması, buna ilişkin sunumunu yapacak. Evet. En altta, orada Türkiye geneli ihaleler dosyası var, açalım size zahmet. İsmet Başkan, ihalelerin hepsine EKAP platformu üzerinden herkesin erişebildiği; bu arada EKAP platformu herhangi bir üyelik, herhangi bir şifre, isim, parola vesaire gerektirmeden, okuma yazmasını bilen 10 yaşındaki bir çocuk dahi EKAP sistemine girip bu ihalelere erişebilir. Bu ihalelere seçmece usulüyle aslında eriştim ben. Yukarıdan aşağıya Nevşehir Belediyesi'nin, ki bu ihalelerin çoğu 2016 yılında yapılmıştır, Nevşehir Belediyesi, Trabzon Büyükşehir Belediyesi, Erzurum Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve müvekkilin idaredeki görev aldığı tarihten önce yine bu ihalelere hazır yönetimin 2018, 2015 yıllarında yapılan ihalelerin ihale numaraları ve isimleri bunlar aslında. İhalelerde doğrudan erişim sağlanacak.
Şimdi, bu ihaleleri inceleyecek olursak, bir tık ötesine açabilirsek rica etsem, klasör... Şimdi Nevşehir Belediyesi'nden başlamak gerekirse, en alttaki Nevşehir Belediyesi etkinlik organizasyon ihalesi kısmını açalım. Şimdi bu görsel, Nevşehir Belediyesi'nin 2026 yılı, 30 Ocak tarihinde çıktığı, 2025/2478868 ihale numaralı, 2026 yılı kültürel etkinlikler organizasyon ihalesidir. Bu, EKAP platformu üzerindeki ihalenin ihale dosyasına kapak fotoğrafı aslında. Burada sağ alttaki "indir" kısmından indirdiğinizde, ihalenin tüm evraklarını görmüş olacağız. Geri çıkalım buradan. Şimdi değinmek istediğim asıl hususa gelelim. Kültür organizasyonu teknik şartname, üçüncü dosyayı açalım. Şimdi Nevşehir Belediyesi'nin 2026 yılı kültür etkinlikleri organizasyonu hizmet alımı işi isimli ihalesini inceleyecek olursak, burada 7. maddede yapılacak işler konusunda Nevşehir Belediyesi'nin genelindeki bütün etkinlik ve organizasyon ihaleleri söz gelimi, uzman hesaplaması 20 madde, A fıkrası 30 Ağustos, 29 Ekim, Kabak Çekirdeği Festivali, 23 Nisan şenliği, Öğretmenler Günü etkinlikleri gibi mal ve hizmet alımlarının neye ilişkin olduğuna ilişkin bir teknik şartname metni bu. Şimdi hızlı hızlı aşağı doğru inebilirsek sağ kısmından. Kalın, bold olarak belirtilen hususlar, bu idare, bu ihale çerçevesinde hangi mal ve hizmetlerin alındığına ilişkin.
Şimdi görüleceği üzere mikrofon, spot, LED ekran, mobil tuvalet, billboard, afiş, broşür, gazoz, limonata, hazır paketlenmiş kek, bardak su, toros sedir, animasyon ekibi, su, DJ, oyun parkurları, üçlemeli balon, festival yedekleri, kabak çekirdeği, kuru üzüm, patates kızartması, patates cipsi, animasyon ekibi, çadırlar, stantlar, termos, semazen temini gibi birbirinden farklı mal ve hizmet temininin, evet görüldüğü üzere mal ve hizmet temininin aynen ihaleye konu edildiği ve tek bir ihaleye çıkıldığı görülecektir. Bunu kapatıp ihale dokümanı üstteki dosyayı açıp idari şartnameye bakmanızı rica edeceğim. İdari şartnamenin 20. maddesinde de ihalenin, "bu ihale için tamamı için teklif verilecek" maddesiyle ihalenin kısmi teklife kapatıldığı görülecektir. Bu Nevşehir Belediyesi'nin 2026 yılı için çıktığı tamamen buradaki dosyayla, huzurdaki dosyaya konu ihalelerle birebir aynı olan bir ihalesidir. Nevşehir Belediyesi'ninki buydu. Geri gelelim. Söz gelimi Erzurum'a bakalım. Bunu da kazanmak adına kısa... Erzurum Belediyesi... Evet yine görsele tıkladığımızda, kapak fotoğrafında 4B 2026 tarihli çok yeni bir ihale bu da. Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 2026/560144 ihale numaralı ulusal ve uluslararası etkinlikler hizmet alımı ihalesi.
Aynı şekilde teknik şartnameye geldiğinizde, açabilirsek size zahmet... Erzurum Belediyesi'nin de yine madde 2'de şartnamenin amacının Erzurum'un genelindeki ulusal ve uluslararası organizasyonlara konu ihale, etkinlik ve organizasyon ihalesi olduğu görülecektir. Burada da yine hızlı hızlı inebiliriz. Halk konserleri, söyleşiler, yetişkin ve çocuk tiyatrosu, şiir tiyatrosu, atölyeler, sergiler, toplantılar... Tanıtım ve duyuru, afiş, ilan, broşür, yaka kartı, ulaşım, gidiş dönüş uçak bileti, otobüs bileti, konaklama, 5 yıldızlı otellerde misafirhaneye kadar, yemek kahvaltı, öğle yemekleri, akşam yemekleri, kumanyalar, börek, kek, çay, kahve servisi, plaketler, kupa, madalya, kargo gibi bütün mal ve hizmetlerin bir arada yapıldığı görülecektir. Yine aynı şekilde çıkıp idari şartname kısmından idari şartnameye girdiğinizde madde 20'de de bu ihalenin kısmi teklife kapalı olarak yapıldığı görülecektir. Çıkabiliriz buradan.
Gaziantep Belediyesi'nde de aynı şekil. Teknik şartname kısmına girildiğinde, yine kapak fotoğrafında öne çıkan, açalım isterseniz, Gaziantep Belediyesi'nin... Evet, 2025/2320498 ihale numaralı kültür sanat etkinlikleri organizasyon hizmet alımı işi isimli ihalesi görülecektir. Buranın da yine teknik şartnamesinde saymam gerekirse madde 3'te amaç ve kapsamında yine ihalenin Gaziantep genelindeki kültür ve sanat organizasyonlarına ilişkin etkinlik ve organizasyonları için ihale olduğu görülecektir. Buranın da yine hızlı hızlı inebiliriz. Konserler, söyleşiler, yetişkin ve çocuk tiyatrosu, şiir tiyatrosu, atölyeler, sergiler, toplantılar, tanıtım ve duyuru, afiş, ilan, broşür, yaka kartı, ulaşım, gidiş dönüş uçak bileti, otobüs bileti, konaklama, 5 yıldızlı otellerden misafirhaneye kadar, yemek kahvaltı, öğle yemekleri, akşam yemekleri, kumanyalar, börek, kek, çay, kahve servisi, plaketler, kupa, madalya, kargo gibi bütün mal ve hizmetlerin bir arada yapıldığı görülecektir. Yine aynı şekilde çıkıp ihale dokümanı kısmından idari şartnameye girdiğimizde madde 20'de de bu ihalenin kısmi teklife kapalı olarak yapıldığı görülecektir.
Kocaeli ve Trabzon da aynı şekilde. Tüm belediyelerde teknik şartnameye bakıldığında ürün, alım ve hizmetlerin bir arada yapıldığı görülecektir. Burada İBB'nin 2018, buradan çıkabiliriz, İBB'nin 2018 tarihinde yaptığı ihaleye girebiliriz. Bu da önemlidir. Evet, tıkladığımızda İBB'nin 2018'e 189 66 ihale numaralı, 2019 yılı için Muhtelif Organizasyonlar, Tanıtım ve Duyuru Hizmetleri ve Basılı Materyallerin Temini isimli ihalesi görülecektir ki bu ihale müvekkile isnat edilen ihalenin ismiyle dahi birebir aynıdır. Bunun da teknik şartnamesine girdiğimizde işin konusu ve yapılacak işler kısmında, bunu biraz daha hızlı inebiliriz burada, çok daha hızlı inebiliriz aslında, ben not almıştım, çocuk tiyatrosu, şişme kostümlü karakterler, yetişkin oyunları, atölye, konser, DJ, seminer, söyleşi, danışmanlık, podyum, halı kaplama, LED ekran, ses sistemi, ışık, sahne, ses ve ışık, jeneratör, mobil tuvalet, karavan reji, .., kapı dedektörü, X-ray cihazı, bariyer, giriş kapısı takı, cadde süsleme, sağlık odası temini, kulis odası, danışman, masa, sandalye, müzik ve film yapımı, su yüzeyinde su, ışık, lazer gösterisi, afiş, bayrak, billboard, görevli, görevli katılım kartı, davetiye, yazım ve bunların kargoyla dağıtımı, defter, ajanda, broşür, katalog, kitap, çanta, karton çanta, bez çanta, balon, kupa bardak, evrak çantası, CD, USB bellek, hediyelik eşya, teneke kutulu kahve, kalem, şapka, tişört, yağmurluk, futbol topu, basketbol topu, voleybol topu, balon, çiçek, portatif tuvalet, kumanya, sandviç, kek, su, meyve suyu, ıslak mendil, host ve hostes, piyano, binek araç, binek araç yazdan sonra, minibüs, otobüs, tekne gezisi, kokteyl, konaklama, yurt içi uçak bileti temini. .
Müvekkilin müvekkile isnat edilen ihale ile birebir aynı ihaleler. Türkiye genelinde aynı şekilde yapıldığı gibi müvekkilin İBB'de görev aldığı tarihten de önce de 2015 de bu arada, incelemeye gerek yok, İBB 2015'te de birebir aynı ihaleye çıkıyor. Bu ihalelerde de müvekkilin müvekkile isnat edilen ihalelerle aynı şekilde birden fazla mal ve hizmet temini bir arada yapılmakta ve ihale tüm teklife kapatılmaktadır. Çünkü kamu menfaati ve kamu yararı bunu gerektirmektedir. Bu ihalelerin somut olaydaki ihalelerle, müvekkile isnat edilen eylemlere konu ihalelerle hiçbir farklılığı bulunmamaktadır. Orada da 2 hat 2, 4 hat 2 gibi, burada da 4 hat 2'dir. Bu ihalelerin hiçbirisinde bir suç unsuru bulunmamaktadır. İhaleler idareye, kanunun idareye verdiği takdir yetkisi uyarınca mal ve hizmetlerin aralarında doğal bir bağlantı olması sebebiyle birleştirilmiş ve kısmi teklife kapatılmıştır. Bunun nedeni kamu yararının bulunmasıdır. Bu ihalelerin hiçbirisinde suç unsuru bulunmamaktadır. Hülasa, müvekkilin beraatini talep eder, sözlerimi bitiririm.
Sayın başkanım, şunu eklemem gerekiyor. Bu ihalelerin hepsi yine aynı şirket yani Erzurum'da, Trabzon'da vesaire bu ihalelerin hepsi bildiğim üç taraf şirketleri tarafından kazanılmıştır. Örneğin Nevşehir'de Nevşehir Belediyesi Turizm ve Spor A.Ş. yani kültür, çevre ve medya şirketi aslında aynı ildeki şirketler tarafından kazanılmıştır. Çünkü bunda da hukuka aykırılık unsuru bulunmaktadır. Bunu eklemek istedim.
MEHMET MANDACI AVUKATI SEDAT VEFA BOSTAN SAVUNMASI
Sayın başkan, sayın heyet; öncelikle müvekkilin samimi ve açık savunmasına katılıyoruz. Burada huzurunuzda samimiyetle samimiyetle savunmasını yaptı ve heyetinizin bilgisine sundu. Önünüzde bulunan dosyada soruşturma aşamasında müvekkil Mehmet Mandacı özelinde, onun nezdinde ceza mahkemesi hukukunun temel direklerini sarsan son derece vahim ve telafisi güç bir usuli ihlali bizzat yaşadı. Müvekkilin soruşturma aşamasında hiçbir şekilde ifadesi alınmamıştır. Yani bu dosyayla ilgili ne emniyet aşamasında ne de savcılık aşamasında hiçbir şekilde müvekkilimiz davet edilip herhangi bir soru dahi sorulmadan bugün huzurunuzda sanık sandalyesinde oturmaktadır. Adresi belli, kamu görevi ifa ediyor, her an ulaşılabilir. Bir kamu görevlisinin gıyabında yürütülen bir soruşturma ile doğrudan şüpheli koltuğuna oturtulması Anayasa'nın 36. maddesi ve İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma ve savunma hakkının, isnadı öğrenme hakkının, kirlenmeme hakkının çok açık ve ağır bir ihlali ile karşı karşıyayız. Özellikle kirlenmeme hakkını önemsiyoruz. Çünkü müvekkilin bu dosyadan beraat edeceğini biliyoruz.
Ceza Muhakemesi Kanunu madde 160 gereğince Cumhuriyet Savcısı ihbar veya şikayet üzerine suç işlendiği izlenimini alır almaz kamu adına gerçeğin ortaya çıkması için şüphelinin aleyhine olduğu kadar lehine olan hususları da eşit bir çabayla araştırmak zorundadır. Yasamız böyle diyor. Oysa savcılığa yüklenen bu yükümlülüğün gerekçesi salt yalın haliyle maddi gerçeğe ulaşma gereği olmasına rağmen savcılık bunu atladı ya da ihmal etti. Şu anda duruşma savcısı bizi dinlemiyor ama iddianameyi hazırlayan savcı bu gereği ihmal etti. İddia makamının yasamızda tanımlanan amacı sadece ceza aldırmak değil, adaletin sağlanmasına katkı sunmaktır. Bu nedenle suçu aydınlatacak, suçsuzluğu veya suçun daha hafif bir vasıfta olduğunu gösterecek varsa delilleri de bu dosyaya dahil etmesi gerekmektedir. Bu gereklilik için şüphelinin ifadesi alınmalı, lehine olan deliller sorulmalı, araştırılması gereken husus veya getirtilmesi gereken belgeler varsa bunlar da kendisine sorulmalı, araştırılmalı ve bu belgeler getirtilmeliydi. Savcılıktaki, hazırlıktaki anayasal suç, savcılık hazırlıkta anayasal suç işlemiş ve öncelikle savunma hakkını ihlal etmiş, sonra da kanunun kendisine yüklediği görevleri ihmal etmiş bulunmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun 2021'e 27 esas, 2021'e 297 karar sayılı ilamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına atıfla açıkça vurgulandığı üzere adil yargılanma hakkı sadece kovuşturma safhasını değil, soruşturmanın başlangıcından itibaren tüm süreci kapsar ve soruşturma evresindeki bu tür hak ihlalleri yargılamanın bütününün adilliğini ciddi derecede zarar verir diyor. İddia makamı müvekkilin neye geldiğini dahi duymadan, müvekkilin söyleyebileceği lehine olan delilleri toplama yükümlülüğünü tamamen göz ardı ederek adeta önce iddianameyi yazalım, savunma nasıl olsa mahkemede yapılır gibi ceza mahkemesi felsefesiyle bağdaşmayan bir anlayışla hareket etmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin yerleşik kararlarında belirtildiği üzere adresi belli ve ulaşılabilir bir şüphelinin ifadesi alınmadan düzenlenen iddianamenin hukuki sıfatından söz etmek mümkün değildir. Bu usulü felaketin son sonuçları dosyada doğrudan yansımış bulunmaktadır.
Görsel 3'ü açabilir miyiz acaba 3. sayfayı? İddia makamı müvekkil ifadesine başvursaydı, müvekkilin eylem 92'de konu ihalenin yapıldığı tarihte İBB'de görevinin çoktan sona erdiğini, Avcılar Belediyesinde görev yaptığını ve İBB'de görevi dahi olmadığını, olmadığı bir dönemde ihaleye yetkilisi olarak fesat ihaleye fesat karıştırmasının fiilen imkansız olduğunu daha soruşturma aşamasında görecek ve bu fahiş hatayı yapmayacaktı. Ancak CMK 160'a açıkça aykırı olarak lehine delilleri toplamaktan kaçınan ve şüpheliyi dinlemeyen bu yüzeysel yaklaşım nedeni ile müvekkilimiz haksız ve mesnetsiz ithamlarla sanık sandalyesine oturtulmuş bulunmaktadır. Ceza Genel Kurulu kararları ile 5271 sayılı CMK'nın 247/3 maddesinin emredici hükümleri ışığında soruşturma aşamasında ifadesi alınmayan bir sanığın kovuşturma safhasında ise hazırlıkta sorgusu yapılmadan lehine, aleyhine tüm olgular ayrıştırılmadan hakkında ceza tesis edilmesi mümkün değildir. Soruşturma safhasına savunma hakkı adeta yok sayılan müvekkil nezdinde yaratılan bu ağır mağduriyetin mahkemenizin adil yargılanma süzgeci ve vereceği beraat kararı ile giderilmesi mümkündür. Somut olgulara dönersek maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak somut ve kesin delillerle ispatlanmasını arayan ceza yargılamasında bir dosyada nelerin var olduğu kadar nelerin hiç var olmadığı da hükme esas teşkil edecektir.
Bu dosyanın iddianamesinde ceza hukukunun aradığı somut delillerin değil, soyut ithamların karşımıza çıktığını görüyoruz. İddia makamınca müvekkil Mehmet Mandacı nezdinde yöneltilen birden fazla eyleme rağmen daha sonra söyleyeceklerimizi baştan söylemeye başlayarak müvekkilin diğer şüpheliler ve ihale isteklileri ile iletişim, örgütsel veya fesat amaçlı bir iletişimi, bir HTS kaydı, baz takibi bulunmamaktadır. Müvekkilin herhangi bir kişiyle irtibatını ortaya koyan fiziki takip, teknik takip veya ortam dinleme kaydı bulunmamaktadır. Müvekkili lekeleyen veya aleyhine ifade veren tek bir gizli tanık veya sanık beyanı bulunmamaktadır. Dosyada muvazaayı, komisyonu veya kişisel haksız kazancı gösteren aleyhe tek bir MASAK raporu bulunmamaktadır.
Müvekkilin ve ailesinin finansal hareketlerinde, banka hesabında veya hesap hareketlerinde şüpheli bir mal varlığına tek kuruşluk artış bulunmamaktadır. İhaleyi kazanan isteklilerle süreç öncesinde veya sonrasında iletişim kurulduğuna dair hiçbir tespit bulunmamaktadır. En önemlisi, iddia edilen bu eylemler karşılığında müvekkile veya bir başkasına tek bir kuruş dahi menfaat sağlandığına ilişkin herhangi bir tek bir delil bulunmamaktadır. İhaleye müdahale edildiğine dair bir delil bulunmamaktadır. Müvekkil ile eylem arasında objektif bağlantıyı gösteren delil bulunmamaktadır. Gelelim ihalelerdeki önem sırasına, kamu ilgilendirmesi açısından, bilirkişilerce tespit edilmiş bir kamu zararı da bulunmamaktadır. Bulunan ise, iddianamede yazılanın aksine, bu ihalelerin tamamının önceden belirlenen yaklaşık maliyet rakamının altında sonuçlanmış olmalarıdır.
Müvekkil aleyhine tek bir somut delilin, tek bir mali tespitin, tek bir iletişim kaydının bulunmadığı bir dosyada varsayımsal kanaatler ve okumalar üzerine ceza okuyup ikame edilemez. Şüphenin dahi bulunmadığı, bu durum yokluk ve delilsizlik karşısında müvekkil hakkında haksız suçlamaların beraat kararı ile sonuçlanması hukukun kaçınılmaz bir gereğidir. Huzurdaki dosyada müvekkil Mehmet Mandacı hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirilen eylem 83, 84, 85, 86, 87, 89, 92, 99 ve 107 numaralı ihaleler kapsamında her bir eylem yönünden ihaleye fesat karıştırma suçlaması isnat edilmektedir. Görsel 3'ü tekrar açabilir miyiz? 3. sayfayı.
Öncelikle belirtmek gerekir ki bu eylemlerden yukarıda açıkladığım gibi eylem 92 konusu 2024/115 9 8959 İKN numaralı ihalenin yapıldığı 8.10.2024 tarihinde müvekkil İBB'deki görevi sona ermiş olup bu ihalenin yapıldığı tarihten çok öncesinden itibaren Avcılar Belediyesinde başkan yardımcısı olarak görev almaktadır. İddianameye göre müvekkil bu İBB'de görevli dahi olmadığı bir tarihte İBB'de gerçekleşen bir ihaleye ihale yetkilisi olarak fesat karıştırmaktadır. Huzurdaki iddianamenin ne kadar maddi gerçeklerden uzak, ne kadar hatalı olduğu sadece bu eyleme bakılarak dahi anlaşılabilir. Yapılan bu hatada veya adına ne derseniz...
Hakim: Son 10 dakika toparlayalım.
Sedat Vefa Bostan: Sayın başkanım savunma yapıyorum. Yani herhangi bir zaman sınırlaması...
Hakim: Müvekkiliniz tutuksuz mecbur sınırlayacağız. Bir sürü sanığımız var.
Sedat Vefa Bostan: Sayın Yargıcım ben sınırlayamam. Söyleyeceklerimi bitiremem.
Hakim: Mütaaladan sonra ayrıntılı beyanda bulunursunuz.
Sedat Vefa Bostan: Sayın Yargıcım savunma yapıyorum. Savunma yapmak benim yasadaki hakkım. İzin verirseniz...
Hakim: Yasadaki hakkınızı kullanmanıza engel olmuyoruz zaten.
Sedat Vefa Bostan: Oluyorsunuz, devam edeyim ben.
Hakim: Avukat Bey son 10 dakika keselim mikrofonu tamam.
Sedat Vefa Bostan: Sayın Yargıcım 10 dakikada bitmeyecek. Ben kaldığım yerden daha sonra devam edebilirim.
Hakim: Tamam bitmezse keseriz.
Sedat Vefa Bostan: Nasıl takdir ederseniz. İddianameye göre müvekkil İBB'de görevli dahi olmadığı bir tarihte yine İBB'de gerçekleşen bir ihaleye ihale yetkilisi olarak fesat karıştırmaktadır. Huzurdaki iddianamenin ne kadar maddi gerçeklerden uzak, ne kadar hatalı olduğu sadece bu eyleme bakılarak dahi anlaşılabilir. Yapılan bu hatada veya adına ne derseniz gözden kaçırılan şey, fark edilmeyen şey basit bir tarih hatası, görev hatası veya unvan hatası değildir.
Doğrudan failde ve eylemde yanılmadır. Ve bu yanılmanın sonucu talep olunan şey müvekkilin özgürlüğünden 3 ila 7 yıldır. İddianamenin vahametinin son örneği doğrudan müvekkil üzerinde gerçekleşmiştir. Bu diğer eylemlerdeki iddiaların mesnetsizliğini de vahametten daha aşağı değildir. Görsel 2'ye gelelim lütfen tekrar. Her bir eylem yönünden ayrı ayrı olmalarını savunmamızı yaparsak... Bunu da yapacağız. Ancak iddianamede bu eylemler yönünden ileri sürülen temel fesat ve usulsüzlük iddiası birbirinden farklı ve çok sayıda mal ve hizmet alımlarının bir arada ihale edilmesi, farklı hizmet sunucuları tarafından yerine getirilebilecek alımların bir arada ihale edilmesi, benzer iş tanımlarının rekabeti engellediği ve iş hacminin yükseltilerek ihalelerin kısmi teklife kapatılması suretiyle rekabetin daraltıldığı, bu haliyle ihaleye fesat karıştırıldığıdır.
Meslektaşım başka nedenlerle de olan ihaleleri, bu nedenlerin geçmiş dönemde yaptığı ihaleleri ayraç içinde açıkladı. Dolayısıyla Türkiye'de uygulanan bir uygulamayı müvekkilin de görevli olduğu dönemde uyguladığıyla yargılanmakta müvekkil. Ve halen diğer illerdeki belediyeler bu uygulamaya devam ediyor. Yani birinin suç işlemesi diğerinin suç işlemesine gerekçe getirmez ama onlar için hiçbirinde de suç işlenmediği kanaatindeyiz. İddianamede 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu başta olmak üzere mevzuatın cevaz verdiği şekilde tamamen idarenin takdir yetkisi sınırında bırakıldığı, idarenin teknik tercihleri hiçbir somut delile dayanmaksızın suç unsuru olarak nitelendirilmiştir. Eylemleri tek tek açıklamadan önce eylemlerin ortak noktası olan birden fazla mal ve hizmet alımının birleştirilmesi ve kısmi teklife kapalılık durumunun müvekkilin görev aldığı pozisyonlarda müvekkilin takdirinde olmadığını ilişkin genel açıklamaları yapmakta fayda görüyorum.
Kısmi teklife izin verilmemesi hususunda 4734 sayılı kanunun 27/2-h maddesi uyarınca idarelerin takdirinde olan kanuni bir tercih olup hizmet alımı yönetmeliğinin 18. maddesi gereğince hazırlanan bu şablon metinler ancak ihale onay belgesine eklenip kurumsal onaya sunulduktan sonra hukuki varlık kazanmaktadır. Nitekim şehir genelini kapsayan organizasyon ihalelerinde işin bölünemez bir bütünlüğünü, eş zamanlılığını bu yönde yapılan teknik veri girişleri ihalelerin yaklaşık maliyetin altında kalmasını sağlayarak kamu lehine sonuç doğurmuştur. İhalelerin tamamı sonuç rakamının yaklaşık maliyetin altında kalmış olması başlı başına bir kamu zararının olmadığının açık ispatı ve göstergesidir.
Bir diğer olgu, işin başka bir şekilde yapılma ihtimalinin olması başlı başına suç işleme kastının varlığını göstermez. Takdir yetkisinin kullanılmış olması da tek başına manevi unsur olan suç işleme kastının varlığını göstermez. Dolayısıyla Kamu İhale Kurumu standart sözleşmesine idarenin ön kararlarını aktaran ve sisteme giriş sağlayan bir teknik görevlinin sırf mevzuatın kendisine yüklediği bu idari görevi ifa ederken belgeyi imzalamış olması TCK 235. maddesinde aranan kasıtlı, hileli veya ihaleye fesat karıştırma iradesi olarak nitelendirilemez. İddianamede yer alan fesat karıştırma iddiası da bu açıdan bakıldığında akla, mantığa açıkça aykırı kalmaktadır. Nitekim özellikle de belirtmek isterim ki soruşturma aşamasında toplanan onlarca delil ve ifadeler ve hatta ihaleleri kazanan Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş. yetkilileri ve personeli ile müvekkilin en ufak bir teması bulunmadığı gibi dosya içerisinde müvekkil aleyhine tek bir beyan, HTS ya da baz kaydı bulunmamaktadır.
İhalelerin tasnifini müvekkilin ve diğer meslektaşımın yaptığı isimlerini onların burada tekrar zikretmeyeceğim zamanınızı almayacağım. Bu ihalelerin hepsi 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19. maddesine göre açık ihale usulü ile yapılmış olup sadece eylem 150'deki ihale Kamu İhale Kurumu tarafından iptal edilmiş olan bir ihale olmakla...
Hakim: Sayın Avukatım son süreniz dolduruldu, rica etsek mikrofonu...
Sedat Vefa Bostan: Sizin için de bir toparlamaya çalışayım.
SELİM ÖZDERYA SAVUNMASI – 22.09.2026
Selim Özderya: Savcılık nezdinde vermiş olduğum tüm ifadelerimi tekrar ediyorum. Fazla vaktinizi almamak adına savunmamı yazılı olarak hazırladım. Kısaca kendimi ifade etmem gerekirse; ben 30 yıldır kamu müteahhitliği ve sanayicilik yapmaktayım. Devletimizin birçok kamu kurum ve kuruluşlarına bizler de işler yapıp başarıyla teslim ettik. İBB ile de 2008 yılından beri çalışmaktayım. Buralarda almış olduğum tüm işleri eksiksiz ve kusursuz olarak teslim ettim.
2019-2024 tarihleri arasında 100’e yakın ihalesine katıldım. 2019 öncesi almış olduğum iş iptal edildi. 2 adet de almam gereken iş tarafıma verilmedi kanaatimce. Kimilerini KİK’e gittim, kimilerinde idareye karşı dava açtım. Toplamda bu dönemde idareden 4 tane iş aldım, tamamladım. Bu süreçte Türkiye’nin yaşadığı ekonomik kriz, sektörleri ve firmamızı da çok etkiledi. Hakedişlerimiz çok geç ödeniyordu. Bu süreçte o tarihin parasıyla %55’e varan yüksek faiz oranlarıyla yaklaşık 600 milyon kredi çekmek zorunda kalmıştım. Çok sıkışmıştım. İfademde geçen benden talep edilen ayni ve nakdi bedelleri, alacaklarımı alamamam sebebiyle içinde bulunmuş olduğum olağanüstü olumsuz ekonomik koşullar altında firmalarımın batmaması için vermek zorunda kaldım. Buna rağmen hakedişlerim çok gecikmeli ödendi.
İfade tarihinde bile 750 milyona yakın bir alacağım vardı. Bu alacağım yaklaşık bir süre de, 1 yıl süre de ödendi. İdareden haksız bir menfaat talep etmedim, elde de etmedim.
Hatta bu dönemde Cebeci Taş Ocakları mevkiinde 13 dönüm arazimle ilgili yaşadığım bir problem de oldu. Şöyle ki; Murat Gülibrahimoğlu buraları hafriyat döküm sahasına katmak için gerçek piyasa değerinin çok altında bir fiyata satın almak istedi. Kabul etmedim. Kabul etmeyince yerin irtifak hakkını istedi. Bunu da kabul etmedim. Bu konuyla ilgili İSFALT’ta toplantı yapıldı. Bu toplantıda da irtifak konusunda ısrar etti. Kabul etmedim. Bunun üzerine bana "İdare ile iyi geçin, aranı bozma" dedi. Ben kabul etmeyince de kalkıp gitti, hatta el bile sıkışmadık. Şu anda yerlerimin bir kısmı işgal altındadır. Bir kısmı da hafriyat dökülmüştür.
Ben idare ile ne kadar zor durumda kaldığımı ifade edebilmek adına bunları anlatıyorum. Ben mağdurum, şüpheli ya da sanık değilim. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmeyerek beraatime karar verilmesini saygılarımla talep ediyorum.
SAVCI SORUYOR
Savcı: Sayın Özderya, savcılık ifadenizi tekrarlıyor musunuz? Bunların arkasında mısınız genel itibarıyla?
Selim Özderya: Efendim?
Savcı: Savcılık ifadenizi tekrarlıyor musunuz?
Selim Özderya: Tekrarlıyorum efendim.
Savcı: Orada Fatih Keleş ile bir konuşmanızdan bahsetmişsiniz, %10, %5 meselesi. Bunu nasıl gerçekleştirdiniz?
Selim Özderya: Efendim ben iptal edilen bir işim vardı 2019 yılında. İdareye gitmiştim. İdareye bu durumu açıklamak istemiştim. O dönemin Daire Başkanı yetersiz bir ödenek yok gerekçesiyle işin iptal edileceğini söyledi. Bunun üzerine Fatih Bey'e gittim ben. Fatih Bey'e konu ile ilgili bilgi verdim.
Savcı: Fatih Keleş'e niçin gittiniz? Resmi görevi var mıydı?
Selim Özderya: Başkan Danışmanı idi o zaman efendim.
Savcı: Resmi mi yoksa?
Selim Özderya: Onu bilemiyorum efendim. 5. katta belediyenin ek hizmet binasında orada Başkan Danışmanı yazıyordu.
Savcı: Bakırköy'deki mi yoksa?
Selim Özderya: Bakırköy Ek Hizmet Binası'nda efendim.
Savcı: Tamam.
Savcı: İlk ifadenizde demişsiniz ki; işte bu daha Fatih Keleş iddianıza göre daha önceden süreçler nasıl yürüyor diye sormuş. Ondan sonra bir oran meselesinden bahsediyorsunuz. İşte kimseye para vermezsiniz, bunun üzerine Fatih Keleş'in morali bozuldu ve tamam o zaman dedi, ben kapıdan çıkarken başkasına %10 ama sana hemşerim olduğun için sana %5 dediler dediniz. Ve siz kendisine, sen istediğini yaz ben bir şey yazmıyorum deyip ayrıldım şeklinde beyanınız var. Bu olay nerede gerçekleşti?
Selim Özderya: Yine Bakırköy Ek Hizmet Binası'nda 5. katta makamında efendim.
Savcı: Yine daha sonraki beyanlarınızda Zafer Keleş'e 4 parça halinde 20 milyon TL para vermişsiniz şantiyenizde ve herhalde Florya'da. Bu nasıl gerçekleşti süreç itibarıyla?
Selim Özderya: Efendim bu konuşmadan sonra, yani Fatih Bey zaten talebini kabul etmedi, Zafer Bey geldi benim yanıma. Durumdan...
Savcı: Kayabaşı şantiyesi mi?
Selim Özderya: Kayabaşı şantiyeme geldi efendim. Orada kendisiyle paraya ihtiyaçları olduğunu, yardım muhtaç insanlara dağıtılmak üzere benden para istedi. Ben de benim durumum zaten yok, ben de yardım muhtaç olmuşum neredeyse, alacaklarımı alamıyorum. Bir takım sohbetimiz oldu bu esnada. Ondan sonra ödemelerimi çok zor aldığım için Zafer Keleş de sen idareye yardım edersen idare de sana yardım eder şeklinde beyanları oldu. Baktım ki ben ödemelerimi alamıyorum diye de vermek zorunda kaldım.
Savcı: Normalde Zafer Keleş ile tanışır mısınız?
Selim Özderya: Eskiden tanışıklığımız vardı efendim. Bir iki defa görmüşlüğüm vardı.
Savcı: Şantiyenize geliyor muydu daha önceden?
Selim Özderya: Yok. Daha eskiden, bir sene daha eskiden gelmişti o konuşmadan evvel.
Savcı: Aynı şantiyeye mi yoksa?
Selim Özderya: Aynı şantiyeye gelmişti.
Savcı: 20 milyon TL gibi bir paradan bahsetmişsiniz 4 parça halinde. Bunları nasıl teslim ettiniz?
Selim Özderya: Bunları efendim iki tanesini şantiyemde verdim. İki tanesini de şeyde Florya'da
Savcı: Direk Zafer Keleş'e mi yoksa arada başka şahıslar var mıydı?
Selim Özderya: Yok, Zafer Bey'e verdim efendim.
Savcı: Bu parayı isterken iddianıza göre yardım parası diyerek mi istediler?
Selim Özderya: Efendim yardım adı altında esasında bir taraftan şuydu; Fatih Bey'in söylemleri şöyleydi: "Pandemi sıkıntı galiba, hâlâ herkesin ihtiyacı var. Gecekondu bölgesine insanları ziyaret ediyoruz, onlara yardım etmemiz gerektiği" şeklini ifade etmişti bana. Ama tabi ben de sonradan almamıştım.
Savcı: Makbuz var mı o süreçte?
Selim Özderya: Efendim?
Savcı: Makbuz, makbuz kestiniz mi paraya?
Selim Özderya: Hayır, yok efendim.
Savcı: Yine burada Arif Gürkan Alpay ile ilgili beyanınız var. Bu ihaleli, bu diğer kartlar vesaire. 2022 yılında 750 bin lira, 2023 yılında 1 milyon 200 bin TL, 2024'te 3 milyon TL gıda kartı vermişsiniz. Bu nasıl gerçekleşti, süreç nasıl?
Selim Özderya: Efendim biz zaman zaman zaten idarede toplantı yapıyorduk. Arif Bey Ramazanlardan evvel "Ramazan geliyor, yardıma yardım eder misin?" dedi. İşte "Hayrından". Ben de kendi fiyatımı belirledim, kendi rakamımı 750 bin liraya getirdim. Daha sonrası yine o da tekrar toplantılar yaptığımız zaman yine dedi "Ramazan yaklaşıyor abi, gelecek dönem yardım etmişsin, şimdi yapar mısın?". "Olur" dedim "Başkanım". O şekilde getirdim. Yap- bu yardımları, gıda kartlarını sekreterliğe bıraktım efendim. Sekretere getirdim. Kızlar var... Kendisine söyledim ki "Nereye bırakayım?", "Sekreterliğe bırakırsın" demişti. Ben de sekretere girdim. Kızlar vardı orada sekreterlikte, yardım kartlarını nereye bırakayım dedim. Bıraktım orada çıktım efendim.
Savcı: Bu kartlara ilişkin faturanız var mı dosyada?
Selim Özderya: Evet, dosyada belgelere var efendim.
Savcı: Yine Ufuk Karakaya ile ilgili bir görüşmeniz olmuş galiba. Ufuk Karakaya işte sizi mağdur etmiş, "Sen de bize yardım et, bu vesileyle alacaklarını daha hızlı alırsın" şeklinde konuşma olmuş. "5-10 milyon civarında bir şey olsun, sen bunu Florya'daki başkana boğarsan bırakırsın" diye bir söylem olduğunu vermişsiniz. Bu olay nasıl gelişti?
Selim Özderya: Evet efendim. Yine alacaklarımı almak için ben Bakırköy'deki Ek Hizmet Binası'na gitmiştim. Ufuk Bey depremi söyledi. Depreme yardım, muhtaç insanlar var dedi. Zaten o deprem zamanında bütün ekiplerimizle bir de deprem Hatay'da olsun, Malatya'da olsun hem de unuttum bir şehir daha, bütün ekiplerimizle yardıma gitmiştik. Ufuk Bey orada ben dedim "Sayın Başkanım" dedim "Bana yardıma olan, muhtaç olan kişilerin şeylerini verirseniz gıdalarını, neye ihtiyacı var, alıp göndereyim." Kendisi de bana o zaman dedi ki "Abi" dedi "Herkes talan ediyor yardıma muhtaç şey giden gıda yardımlarını, malzemeleri" diye. "Başkanlık olarak nakit olarak verelim" dedi. "Sayın Başkanım hesabına mı gönderelim?" dedim insanların, çünkü para dağıtmak zor. Ben de alıp da göndermek istiyorum. Dedi ki "Başkanlık" dedi "Gidecek orada, çadırları orada zarfın içerisinde dağıtacak abi" dedi.
Savcı: Nakit para şeklinde mi?
Selim Özderya: Nakit para olarak istedi. "Tamam" dedim ben de öyle. Dedi ki "Abi sen getirirsin bunu, bırakırsın Florya'ya." "Tamam" dedim, ben de getirdim bıraktım.
Savcı: Zafer Keleş'e mi bıraktınız?
Selim Özderya: Zafer Bey'e bıraktım efendim.
Savcı: Niye Zafer Keleş'e bıraktınız yani? Bu işin tarafı...
Selim Özderya: Zaten para yani işte diğer yardımları, diğer paraları Zafer Bey'e verdiğim için ona bıraktım efendim.
Savcı: Ufuk Karakaya ile Zafer Keleş'in bir ilişkisi var mı bildiğiniz?
Selim Özderya: Yok, bilemiyorum efendim.
Savcı: Zafer Keleş'e yönlendirme anlamında Ufuk Bey direkt sizin yanınızda söyledi mi yoksa Ufuk Bey bunu söyleyince siz Zafer Keleş hangi gerekçeyle bıraktınız?
Selim Özderya: Ben zaten kendisine sordum "Kime bırakayım?" diye. "Abi orada Zafer'e bırakırsın" demişti yani ben...
Savcı: "Zafer'e bırakırsın" dedi?
Selim Özderya: Ben söylemedim, "Zafer'e bırakayım mı?" dedim, ben söylemedim efendim.
Savcı: Siz mi teklif ettiniz, o mu söyledi?
Selim Özderya: Evet, ben söylemiştim.
Savcı: O ne söyledi?
Selim Özderya: Evet.
Savcı: Bunlar haricinde bir verdiğiniz para verme hususu var mı? Yardım kartı, işte bu en son Florya'da bırakılan para, bir de 20 milyon TL doğru mu?
Selim Özderya: Evet efendim, ondan hariç bir şey yok.
Savcı: Fatih Keleş'i danışman diye bildiğinizi söylediniz. Fatih Keleş kendini danışman diye mi tanıtıyordu yoksa hani burada belediye nezdinde bir İmamoğlu'da Fatih Keleş nezdinde "Benim danışmanım" şeklinde bir beyanda bulundu mu?
Selim Özderya: Kendini danışman olarak tanıtmadı ama onun odası 5. katta bir oda vardı tahsis edilmiş, orada oturuyordu. Orada "Başkan Danışmanı" yazıyordu ama ismi de yazmıyordu yani oraya. Sadece o oda "Başkan Danışmanı" olarak geçiyor. Ben o şekilde söyledim.
Savcı: O şekilde danışman olduğunu biliyorsunuz?
Selim Özderya: Evet, o şekilde algıladım ama "Ben danışmanım" diye tabii ki kimse söylemedi. Meclis Üyesi'ydi zaten kendisi, öyle biliyorum.
Savcı: Tamam, başka sorum yoktur.
Selim Özderya: Sağ olun efendim.
ARİF GÜRKAN ALPAY SORUYOR
Arif Gürkan Alpay: Sayın Özderya, siz de savcılıkta kendinizi savunmak durumunda kaldığınızı biliyorum. Ben de 4,5 aydır tutukluydum çünkü. İfadenizin doğruluğunu ben sorgulamayacağım. Yalnızca şunu öğrenmek istiyorum; adımı geçtiği o cümleyi size yöneltilen bir soruya cevaben mi söylediniz? Yani Arif Gürkan ismini sordular, siz ona göre mi konuştunuz?
Selim Özderya: Yok, yok efendim. Sizin isminiz söylenmedi. Sadece yardım kartı, başka bir şeyler verdiniz mi diye soruldu.
Arif Gürkan Alpay: Yani verdiniz mi Gürkan Alpay'a...
Selim Özderya: Sizin isminiz söylenmedi efendim.
Arif Gürkan Alpay: Peki, tamam. Teşekkürler.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Fatih Keleş: Benimle en son 2019 yılında görüştüğünüzü söylediniz. Daha öncesinden tanışıyoruz ama değil mi?
Selim Özderya: Evet efendim.
Fatih Keleş: 2019'da Bakırköy hizmet binasında görüştüğünüzü söylediniz.
Selim Özderya: Evet.
Fatih Keleş: (...) görüştünüz mü?
Selim Özderya: 2022'de görüştük.
Fatih Keleş: İfadenizde görüşmediğinizi söylemişsiniz. 2019'dan sonra beni görmediğinizi söylemişsiniz.
Selim Özderya: Efendim Florya sizinle görüşmeye geldim ben. Ama görüşemedik. Görüşemedik. Koridorda karşılaştık. O orada o manada söyledim.
Fatih Keleş: Karşılaştık.
Selim Özderya: Evet karşılaştık, ayaküstü sohbet ettik.
Fatih Keleş: Peki Zafer Keleş ile 2019 öncesinden daha önceden bir tanışıklık var mı?
Selim Özderya: Evet.
FATİH KELEŞ MÜDAFİ BARAN KAYA, SELİM ÖZDERYA’YA SORUYOR
Baran Kaya: Selim Bey, savcılık ifadenizde 23 Haziran'da "Önceki ifademde bazı hususları yanlış anlatmışım, bazıları da yanlış geçmiş." demişsiniz. Burada yanlış geçirilen veya yanlış anlattığınız hususlar nelerdi, onları söyleyebilir misiniz acaba?
Selim Özderya: Yanlış değil de eksik hususlar vardı. Çünkü orada ilk ifademi alan savcı tam ifademi bitirmemişti. Tutuklu sanık vardı ve hatta mesai geç olmuştu. Dedi ki "Bitmedi." Dosyayı kapattı ifadem bittiğinde. Ben dedim "Efendim bitmedi, daha anlatacaklarım var." Kendisi bana dedi ki "Efendim" dedi "Ben" dedi "dosyaya çok hakim değilim zaten. Tutuklu sanık var, çok beklettim onu. Haftaya gel, tamamlarız." dedi. Ben de o yüzden içimizi atıp gitmek zorunda kaldım.
Baran Kaya: Peki sonra "Yanlış geçirilmiş." dediğiniz kısımlar nereler?
Selim Özderya: Yani yanlış geçirilmiş kısım yok.
Baran Kaya: İfadenizi okudunuz da yanlış geçirilmiş kısımlar olduğunu ve yanlış anlattığınızı mı düşündünüz?
Selim Özderya: İlk ifademi görmedim, okumadım. Yanlış olabileceğini düşündüm.
Baran Kaya: Ha okumadınız. Size örnek verilmedi mi?
Selim Özderya: Örnek veril... Yok, örnek verilmedi bana. Burada hızlıca okudum. Zaten aceleyle tam da okuyamadım orada. İmzaladım, çıktım. Eksik kaldı. Dedim "Tam bitmedi benim ifade." Dedi ki savcı bey, "Ben" dedi "dosyaya hakim değilim, haftaya gel tamamlarız. Tutuklu sanık var, onu çok beklettim."
Baran Kaya: Peki bir daha gittiğinizde ifadenizi okuyabildiniz mi sonrasında?
Selim Özderya: Okudum.
Baran Kaya: Orada yanlış geçirilmiş veya yanlış anlattığınızı düşündüğünüz hususlar oldu mu?
Selim Özderya: Yok, yok.
Baran Kaya: Size örnek verildi mi orada, diğer ifadelerinizin yani son ifadenizin?
Selim Özderya: Diğer ifademin örneğini okudum, evet.
Baran Kaya: Size bir suret verdiler mi?
Selim Özderya: İlk ifademi okudum, suretini almadım.
Baran Kaya: Tamamdır. Şimdiki ikinci ifadenizin suretini aldınız. Şöyle bir şey daha söylüyorsunuz; bir %5, %10 sohbeti olduğunu anlatıyorsunuz acaba o kısmı teyit ettiğinizi söylediniz. Bu verdiğinizi iddia ettiğiniz paraları bu sohbetteki %5, %10'a istinaden mi verdiniz?
Selim Özderya: Hayır, hayır. Daha sonra... Daha sonra onun üzerinden çok zaman geçti. Birkaç sene sonra işte koridorda başkanla karşılaşmıştım. Ben asansörden inip gidiyordum koridora kadar. Karşıdan geliyordu. Ayaküstü selamlaştık. Orada başkanım bana dedi "Abi" dedi "pandeminin etkileri devam ediyor. Yardıma ihtiyacımız var." Bıktım zaten bu işlerden. Biraz da tepkisel bir şekilde bir beyanı oldu. Ben de "Bakarız." diye geçiştirdim.
Baran Kaya: Şeyle alakalı değil yani? %5, %10'la alakalı değil.
Selim Özderya: Yok, o konuşmayla alakalı değil.
Baran Kaya: Bir de şöyle bir beyanınız var. 23.10.2025 tarihindeki ifadenizde "O gün Zafer Keleş'in yanında Fatih Kaleş'e ait telefon da bulunuyor olabilir. Bu nedenle baz kayıtlarımız daha az çıkmış olabilir."
Selim Özderya: Burada 3. ifademde savcı bey dedi ki "Siz" dedi "daha çok Fatih Bey ile görüşmüşsünüz." Ben de dedim "Yok, ben Fatih Bey'i görmedim." dedim. "Siz kendi gelse zaten söylerim niye söylemeyeyim." diye. O arada size söylediğim ben "Belki" dedim "Zafer gelmiştir onun gelmesiyle beraber, onun telefonuna gelmiş olabilir." diye o şekilde yorum yaptım.
Baran Kaya: Ne zaman siz baz kayıtlarınızın olduğunu söylediniz mi yani "Burada bu kadar, orada bu kadar." dediniz mi?
Selim Özderya: Yok. Savcı Bey dedi ki "Siz daha çok Fatih Bey ile görüşmüşsünüz. Şantiyelere gelmiş mi?" Ben de dedim "Yok." dedim.
Baran Kaya: Elindeki belgeyi okudu, baktı yani bu baz kayıtlarına, yoksa bir ekran...
Selim Özderya: Belki ekranda söylediğidir, belki elinde belge görmedim zaten de ekranda belki olmuş olabilir. Sadece savcı beyin 3. ifademde kendisinin çağırmasının sebebiyle bunu sordu. Ben de ifademde "Belki Zafer Bey, Fatih Bey'in telefonuna gelmiştir. Daha çok" dedi ki "O gelmiş şantiyeye." Halbuki yok. Yanlışlık olabilirdi. Benim şantiyem yol, otoban kapandığı zaman bizim şantiyenin oradan bir yol var, baypas yolu. Herkes orayı kullanıyor. Belki orayı da kullanmış olabilir.
Baran Kaya: Otobana yakın mıdır şeyiniz, adresiniz?
Selim Özderya: Otobana yakın, evet.
Baran Kaya: Evet. Biz şöyle bir açıklamada, beyanda bulunmak isteriz. Hemen doğrudan bu konuyla alakalı. Kolluk araştırma tutanağı 30.10.2025, bu ifadenin alındığı tarih 23.10.2025. Kolluk tutanağından 7 gün önce savcılık ifadesi esnasında baz kayıtları ile ilgili soru sorulmuş. Dolayısıyla büyük ihtimalle herhalde kolluğun yaptığı belge de savcılıkta var ya da tarihlerde bir hata var. Bu nedenle herhalde belge de savcılıkta varsa kolluk hakkındaki soru tutanağının bulunmasını talep ederiz.
Hakim: Başka sorunuz var mı?
Baran Kaya: Evet
Hakim: Buyurun.
Baran Kaya: 1.5 milyon TL nakit verdiğinizi söylüyorsunuz. Savcılıkta size bu nakit ödemeleri bankadan çekmediniz savcılıkta öyle demişsiniz "Birikmiş olan paralarımdan." demişsiniz. Toplamda 25 milyon TL'lik bir nakitten bahsediyorsunuz. Bu büyük bir para, bunu nerede tutuyordunuz?
Selim Özderya: Yani 30 yıldır biriktirmiş olduğumuz kendi ihtiyaçlarımızın, acil kendi şahsi ihtiyaçlarımızın biriktirmiş olduğu bir paradır. Çok da büyük bir para değil.
Baran Kaya: Yani hacmen büyük ya 25 milyon TL şimdi...
Selim Özderya: Yok yok TL değil, döviz olarak biriktiriyordum ben.
Baran Kaya: Döviz olarak yani verilen TL için diyorsunuz?
Selim Özderya: Tamam o 5 milyon istendi, yok TL etmedi. 5 milyon karşılığında dövizi verdim ben.
Baran Kaya: Döviz olarak verdiniz.
Selim Özderya: Evet.
Baran Kaya: Bu bir şirket hakkı ticari kazancınızda herhalde elde ettiğinizi düşünüyorum bu 25 milyon TL’yi. Bu 25 milyon TL’yi ticari olarak kazandığınıza, geçmiş yaptığınıza dair ticari defterlerinizde kayıt görebilir miyiz?
Selim Özderya: Şirketimizin ortaklarının kar dağıtımından olabilir, stok affından da olabilir, çeşitli şirketlerden birikmiş maaşlarından da olabilir.
Baran Kaya: Tamam o zaman ticari defterlerin de incelenmesini talep ederiz bu soruyla o esnada sorulmuşken. Bu 25 milyon nakdi parçalı olarak verdiğinizi söylüyorsunuz. Verdiğinize ilişkin bir somut eliniz var mı?
Selim Özderya: Somut bir delilim yok. Yoktur.
Baran Kaya: Teşekkürler.
FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE, SELİM ÖZDERYA'YA SORUYOR
Nergiz İnce: Sizin yalnızca 24 Haziran 2025 tarihli ifadeniz var. Savcılık da bu ifadenizi değerlendirerek size sorular soruyordu. Ama siz daha önce 16 Haziran 2025 tarihinde tanık sıfatıyla ifade vermişsiniz. Burada nasıl tanık olduğunuz, savcılık mı size çağrı vardı, siz mi adliyeye gittiniz, ben tanık olacağım ifade vermek istiyorum mu dediniz?
Selim Özderya: Ben, çok daha ileri gitmek istedim. Özellikle bu Cebecide toprak döktüğüm sahasında benim arazilerim vardı. O arazilere girememekteydim. O yüzden esasında savcılık makamını bu konuda bilgilendirmek istedim.
Nergiz İnce: Yani siz savcılığa Unkapanı'ndaki arazinizle ilgili bilgi vermek amacıyla gittiniz, doğru mu?
Selim Özderya: Evet. Ama evet, o yoğun programları sebebiyle de görüşemedim. Daha sonra da zaten bu olaylar oldu. Buna denk geldi. Tesadüf olarak bunları da anlatma gereği duydum.
Nergiz İnce: Soruşturmada bunları anlatmak istedim diyorsunuz. Anlatma gereğini orada hissettiniz, anlattınız. İlk sorum şu olacak size, bazı iş insanlarının sizin hakkınızda bazı beyanları var, firmanız hakkında ve sizin hakkınızda. Beyanlar da siz ifade vermeden öncesine dayanıyor. Siz böyle bir soruşturmada adınızın geçtiğine dair bir şüpheniz olduğunu, basında paylaşılan pek çok ifadede vardı, adınızın ve firmanızın buralarda geçtiğini gördünüz mü?
Selim Özderya: Hayır, görmedim.
Nergiz İnce: Haberdar değildiniz iş insanlarının haberlerinden?
Selim Özderya: Hayır, hayır.
Nergiz İnce: Şimdi Adem Soytekin 16 Haziran tarihli ifadesinde demiş ki; Makrom isimli firmanın sahibi Selim Özderya, İBB'de bütün nitelikli yol işlerini yapmaktadır. Kendisi Fatih Keleş'in altındadır diye bir beyanatta bulunmuş. Adem Soytekin'i tanır mısınız?
Selim Özderya: Tanırım.
Nergiz İnce: Kendisinin bu beyanından haberiniz var mıdır?
Selim Özderya: Efendim?
Nergiz İnce: Kendisinin bu beyanından haberiniz var mıdır? Adem Bey'in bu iddiası doğru mudur?
Selim Özderya: Bütün işleri doğru değildir. Bütün işleri yapmış olduğum iddiası yoktur. Bir sürü firma var, herkes iş yapıyor.
Nergiz İnce: Siz peki Fatih Keleş altında mısınız?
Selim Özderya: Öyle bir şey yok, nereden çıktı?
Nergiz İnce: Ben demiyorum, Adem Soytekin'in beyanı olduğu için söylüyorum.
Selim Özderya: Doğru değildir.
Nergiz İnce: Şimdi şunu sormak istiyorum bir de. İfadenizde hesap parayı Türk lirası olarak verdiğinizi söylemişsiniz.
Selim Özderya: Evet, doğrudur.
Nergiz İnce: Meslektaşımın sorusu üzerine ise kasanızda dolar olarak durduğunu, bunları Türk lirasına çevirip Türk lirası olarak verdiğinizi, çevirip de dolar olarak verdiğinizi söylediniz?
Selim Özderya: Yani sonuçta sizden para isteniyor, 5 milyon isteniyor mesela. 5 milyon karşılığında döviz vermek.
Nergiz İnce: Kaç dolar verdiğinizi hatırlıyor musunuz o tarihte?
Selim Özderya: Tam emin değilim ama 250-300 bin dolar arasında vardı bir.
Nergiz İnce: Peki sizden tek seferde bir bedel mi istendi, yoksa böyle her defasında size "Şu kadar var, biz de şu kadar var" tarzı teklifler mi geldi?
Selim Özderya: Parça parça istendi, ben de zaman yaydım zaten. Esas itibarıyla vermek de istemedim, param da yoktu. O yüzden zamana yaydım.
Nergiz İnce: Şimdi ifadelerinizi okudum da, sizin bu paraları ne amaçla verdiğinizi, hangi amaçla verdiğinizi bir türlü anlayamadım. Siz bu paraları hangi amaçla verdiniz?
Selim Özderya: Hangi amaçla? Birinci amacı paramı tahsil edebilmek.
Nergiz İnce: Hak edişleriniz için yani?
Selim Özderya: Evet, çünkü çok uzun zamanda paralarımızı aldık. Normal şartlarda 2 veya 3 ayda almamız gereken paralarımızı 6 ay, 5 ay, hatta en son işimizi bitirmişiz 750 milyon alacağımıza 9 ay sonra verdiler. Yani o dönemde enflasyon çok yüksek, faizler çok yüksek, %55-57 ile kredi kullanmışız. Bir müteahhit firmanın bir gün 100 milyonu olabilir, bir gün 1 milyona bile muhtaç olabilir. Bunlar bizim için bir an önce paralarımızı zamanında almak vardı.
Nergiz İnce: İkinci amacı neydi, ilk amacı bu?
Selim Özderya: Yardım amaçlı. Çünkü benden yardım amaçlı talep edildi, karşılığında haksız bir menfaat olarak talep edilmedi.
Nergiz İnce: Yani size "Hak edişleri ödemek için bu parayı istiyoruz" denmedi, "Yardım olarak istiyoruz" dendi, doğru mu anlıyorum?
Selim Özderya: Sonuçta hayır, o kelime geçmedi. Sadece Zafer Bey dedi ki "Abi sen yardım edersen idare de sana karşı iyi davranır, yardım eder, hak edişlerini daha erken alabilirsin. Erkenden ziyade zamanında alabilirsin" şekli vardı. Hak edişler de ödenmeyince doğal olarak insan ne düşünüyor? Diyorsun ki "Aaa bana para ödenmiyor."
Nergiz İnce: Şimdi 2017 ile 2019-2026 ortaları arasında pek çok iş yapmışsınız ve hak edişlerinizde de her zaman bakiye bir alacak bulunuyor, hep alacaklı taraftaydınız. Bu bedelleri peki ödediyseniz, bu hak edişlerinizden dolayı mı hep bu kadar alacak var içeride? Yani bunları düzenli alamıyorsunuz ya da zamanında alamıyorsunuz, büyük bir yekun halinde devam ediyor.
Selim Özderya: Yani benim nezdimde zaten baştan ilk birincisi şu oldu; Köprülü Kavşak İnşaatı var, Unkapanı Köprülü Kavşak İnşaatı, sözleşme beklerken tak diye iptal oldu.
Nergiz İnce: Onu sormadım, onu biliyorum.
Selim Özderya: Yok, ben oraya gelmek istedim. Süreç devam ediyor, alacaklarımızı bir türlü alamıyoruz. Gecikiyor, gecikmeli alıyoruz. Tamam, ekonomik sıkıntı var. E bizden hızlıca çalışmalar isteniyor, kredi kullanacağız. Efendim yok 7. ayda kredi kullandık, yok 9. ayda kredi kullandık. İşi bitirdik, seçim geliyor. Biz de hızlı hızlı hareket ettik. Doğal olarak beklenmedik şekilde, üzerinden dağıtamayacağımız bir açık verdik. Paramansı sağladığında kredi çekilecek diye zor duruma düştük. Sizin de sorunuz neydi, onu unuttum.
Nergiz İnce: Sorumu sormadım aslında, bu ifadenizde de görüyorum. Şunu soruyorum:
Nergiz İnce: Bu paraları verdiniz ama bakıyorum hak edişlerinize, hep ciddi miktarda alacağınız var kamu kurumundan. Düzenli olarak da ödenmiyor.
Selim Özderya: Evet.
Nergiz İnce: Madem bunlar hak edişlerinizin ödenmesi için verdiniz, niçin alamadınız bunları?
Selim Özderya: Onu ben bilmiyorum, vermeyene soracaksınız.
Nergiz İnce: E peki niçin vermeye devam ediyorsunuz o zaman? Bir birden fazlasını kayda verdik diyorsunuz ya, alacağınız var, alamıyorsunuz da. Niye vermeye devam ediyorsunuz?
Selim Özderya: Düzenli para herhalde düzenli bir seferde vermediğimiz için.
Nergiz İnce: Yani bunları parçalar halinde ödediğiniz için, tek seferde ödemediğiniz için alamadığınızı düşündünüz?
Selim Özderya: Tahminim bu
Nergiz İnce: Tamamdır. Buna ilişkin bazı sorularımız olacak ama zaten Zafer Keleş avukatına sormak uygun olur. Meslektaşım söz almak ister.
ZAFER KELEŞ MÜDAFİ YAĞMUR KAVAK, SELİM ÖZDERYA’YA SORUYOR
Yağmur Kavak: 130 numarayla ilgili bazı sorularım olacak Sayın Başkan. Öncelikle şu iki pafta karşılaştırılmasıyla ilgili bazı sorularım var. Bu ihale neden iptal edildi? Yani az önce ifadenizde şöyle bir şey söylediniz: "Yeterli ödenek yok, bu ihale iptal edilecek " dediniz. Peki neden iptal edildi gerçekten?
Selim Özderya: En son ne aradıysanız... Bilemiyorum onu, iptal edene sormak lazım.
Yağmur Kavak: Anladım. İhale sonuçlandırıldığında, grup ihalesi sonuçlandırıldığında tarihi hatırlıyor musunuz?
Selim Özderya: 2019 yılı olması gerekiyor galiba.
Yağmur Kavak: Net tarihi hatırlar mısınız?
Selim Özderya: Yok.
Yağmur Kavak: Daire Başkanının kim olduğunu hatırlar mısınız?
Selim Özderya: Daire Başkanı...
Yağmur Kavak: Daire Başkanının kim olduğunu hatırlar mısınız?
Selim Özderya: Yok, ben Daire Başkanının ismini...
Yağmur Kavak: Yok yok, ben Belediye Başkanından bahsetmiyorum, Daire Başkanından bahsetmiştim. O herhangi biri olabilir.
Selim Özderya: Ben hatırlamıyorum.
Yağmur Kavak: Evet, peki... Peki, ihaleyle ilgili tam olarak ne söylendiğini hatırlıyor musun? Hani projeyle ilgili bir revizyon istendi mi ya da hangi konuda revizyon istendi, hatırlar mısınız?
Selim Özderya: Tam olarak ben o zamanki Daire Başkanı dedi ki...
Yağmur Kavak: Biraz mikrofona yaklaşırsanız...
Selim Özderya: "Ödenek yetersizliği" dendi. "O kadar eski yönetim çok borcu var, bu işlerin altından kalkamayız, bunun için..." dendi, yaptı yani.
Yağmur Kavak: Anladım. Peki ihale sonuçlandıktan kaç gün sonra iptal edildiğini hatırlıyor musunuz?
Selim Özderya: Belki bir ay, iki ay içindedir.
Yağmur Kavak: Bir ay, anladım.
Selim Özderya: Tam hatırlamıyorum.
Yağmur Kavak: Devam ediyorum. Şimdi, önceki ifadelerinizi tekrar dinlediğinizde şimdi bir çelişki var ve onu anlamam gerekiyor devam eden süreci netleştirebilmek için. Şimdi Haziran yani 24 Haziran tarihli ifadenizde "Müvekkilim Zafer Bey ile 4-5 kere şantiyeye geldi." diyorsunuz sizin şantiyenize. İlk sefer Kayabaşı'nda ona para verdiğinizi söylüyorsunuz, iki kere de oraya verdiğinizi söylüyorsunuz. Ama 23 Ekim tarihli ifadenizde yine "4 kere Zafer geldi şantiyeye." diyorsunuz. Ama bu sefer bu ifadenizde para tesliminin Kayabaşı'nda 3 kere gerçekleştiğini söylüyorsunuz. İki ifadeniz de çelişiyor. Şimdi şunu bir netleştirelim; müvekkilim kaç kere sizin şantiyenize geldi? Aynı zamanda 23 Ekim tarihli ifadenizde "Bir kere sadece muhabbete geldi." diyorsunuz. Kaç kere geldi?
Selim Özderya: Tamam ama yani 22'den daha evvel geldi Zafer Bey. Sonuçta şantiyeme 4 veya belki 5 de diyorum yani sonuçta.
Yağmur Kavak: Toplamda 4-5 kere diyorsunuz. Peki o malum eyleme konu konudan daha sonra kaç kere geldi?
Selim Özderya: O oluştuktan sonra üç sefer gelmiştir.
Yağmur Kavak: Üç sefer. Peki kaç seferinde para teslim ettiğinizi iddia ediyorsunuz?
Selim Özderya: İki iki.
Yağmur Kavak: İki sefer, anladım. O zaman sonraki ifadeniz önceki ifadenizden farklı ve aslında önceki ilk tarihli ifadenizi baz almamız gerekiyor diye anlıyorum. Bir de yani çelişki artarak devam etmiş oldu, en belirgin duruyorum. Şeyi soracağım; 23 Ekim tarihli ifadenizde şeyi söylemişsiniz özellikle: "Bu şantiyeye geldiğinde bir sefer sadece bir kere sohbet etme amaçlı gelmişti." diye bir beyan var. Önceki cümle ve sonrakilerle çok bir bağlantı kuramadım. Sayın Savcı da sordu, sizin de özel teklifle belirttiğiniz...
Selim Özderya: Hatırlamıyorum orasını.
Yağmur Kavak: Anladım. Meslektaşım sordu ama tekrar sormak isterim. Sayın Savcının ifadesinde doğru...
Selim Özderya: Yorum yapmadan kendim söylemiştim zaten.
Yağmur Kavak: Anladım. Yok, başka bir soruya geçtim, o zaman geçiyorum. Meslektaşım sordu ama tekrar bir sorayım onu. "Telefon meselesini Zafer Bey Fatih'in telefonunu taşıyor, bilemiyorum" gibi bir cevap verdiğinizi söylediniz. Orada Savcılık görüşmesinde, sizde Savcılık "Şu tarihte gelmiş olabilir mi? Fatih ya da Zafer şu tarihte siz Florya'ya gitmiş olabilir misiniz?" diye bir tarih söyledi mi?
Selim Özderya: Hayır, Savcı Bey dedi ki: "Siz daha sonra Fatih Bey'le görüşmüşsünüz. Fatih Bey gelmiş şantiyenize." Ben de dedim ki kendisine: "Yok efendim" dedim, "Fatih Bey gelse bunu niye saklayayım ki, bu şantiyeyi bile bilmez" dedim. "Fatih Bey şantiyemi hiç bilmez" dedim. "Niye saklayayım ki ben?" diye ifade verdim kendisine.
Yağmur Kavak: Fatih Bey şantiyenizi hiç bilmez, tamam. Peki, Zafer Bey'in Fatih Bey'in telefonunu taşıdığını nereden çıkardınız? Tahmin mi ettiniz? "Aklıma bu geldi" dediniz...
Selim Özderya: Daha sonra hayır. "Şantiyenize Fatih Bey gelmişti" dedikleri için ben söylüyorum. Belki dedim Zafer Bey, Fatih Bey'in telefonundan da gelmiş olabilir, o yüzden o çıkmış olabilir şekliyle ifade ettim ben. Anlatabildim mi?
Yağmur Kavak: Anladım, anladım. Şimdi eylemin devamına ilişkin sorularım var. Fatih Keleş'in sizden bir yardım talep ettiğini iddia ediyorsunuz. Bu konuşmayı 2019'da yaptığınızı söylüyorsunuz...
Selim Özderya: Hayır, 2022'de.
Yağmur Kavak: Yani hani 2019 tarihli ifadenizden farklı bir şey söylüyorsunuz, doğru mu anlıyorum? İfadenizi değiştirmiş oldunuz.
Selim Özderya: Hayır hayır, değiştirmiyorum. 2019'da...
Yağmur Kavak: Tamam, meslektaşım siz de yanınızda bulunursunuz. Ben sorularımı bitireyim...
Hakim: Yorum yorumlayarak sorma, soruyu direkt sor.
Yağmur Kavak: Tamam, ben çelişkiyi sormak istedim. Yorum yapmıyorum tabii ki. Peki, Fatih Bey ile 2022'de konuştuğunuzu söylüyorsunuz. Zafer Bey ile oradan ne kadar süre sonra görüştünüz?
Selim Özderya: 3-4 ay sonra geldi veya 2-3 ay, ama emin değilim.
Yağmur Kavak: Anladım, anladım.
Selim Özderya: Yani Fatih Bey ile görüştükten sonra ilk 2 ay veya 3 ay veya 2 ay gibi öyle bir zaman falan yani. Hemen gelmedi yani.
Yağmur Kavak: Anladım. İfadenizde Zafer Bey'in size sadece "Sen Hidayet'e yardım edersen Hidayet de sana yardım eder." dediğini söylüyorsunuz.
Selim Özderya: Evet.
Yağmur Kavak: Peki yine Haziran'daki ifadenizde "Fatih ile bir şey konuşmuşuz." diye bir beyanda bulunduğunuzu söylüyorsunuz. Bunu da söyledi ama konuşma tam olarak nasıl gerçekleşti? Yani o anda nasıl konuştunuz, onu gerçekten merak ediyorum. Zafer Bey geldi, konu nasıl açıldı? Oturdunuz mu, ayakta mıydınız, ne kadar sürdü görüşme?
Hakim: Ama artık hep aynı yere geliyoruz, sorular hep tekrara düşüyor. Zaman kazanıyorsunuz.
Yağmur Kavak: Zaten tarihleri söylediniz. Şimdi 23 Ekim tarihindeki ifadenizde 2022 yılından başlayıp 2023 Şubat ayının birkaç ay sonrasına kadar bu ödemeleri yaptığınızı iddia ediyorsunuz, doğru mudur?
Selim Özderya: Bir daha tekrarlar mısınız?
Yağmur Kavak: Siz 2022 yılından başlayıp 2023 Şubat ayındaki depremden birkaç ay sonrasına kadar muhtelif tarihlerde bu paraları Zafer Keleş'e vermek zorunda kaldığınızı iddia ediyorsunuz.
Selim Özderya: 2024'te verdim oradaki ifademeksik.
Yağmur Kavak: 2024 yılından birkaç ay sonrasına kadar dediniz. Anladım. Şunu merak ediyorum: Her seferinde taksitli 5 milyon verdiğinizi söylüyorsunuz ve iddia ediyorsunuz. Bu 5 milyon miktarlarını tam olarak nerede, kiminle kararlaştırdınız? Yani Zafer Bey'le mi, müvekkilimle mi kararlaştırdınız?
Selim Özderya: Yok, bana "Fatih Bey söyledi." dedi, ben de "Kendimden beş beş getirim." dedim. Oldukça getireyim dedim. "Veririm." dedim, "Param yok tamam." dedi o şekilde.
Yağmur Kavak: Anladım. 2019'da ödemeyi reddetmişsiniz, 2022 yılında tekrar görüşmüşsünüz ve ödemeye karar vermişsiniz ama yine de alacaklarınızı alamadığınızı iddia ediyorsunuz. Daha sonra ifadenizde alacaklarınızı almak için Fatih Keleş Bey'e ulaşmayı denediniz ama ulaşamadınız bir türlü demişsiniz. Buraya dair iki sorum var. Birincisi, 4 taksiti ödediğim için kızmış olabilir diye düşünüyorsunuz. Bu düşüncenize dair somut bir dayanağınız var mı?
Selim Özderya: Var, şöyle: Ben tamam, o zaman randevusuz gitmiştim ama hakikaten Bakırköy Ek Hizmet Binası'na gittim. Orada sekreteryada oturuyordum. Hatta Zafer Akbey de oradaydı. Bekledim, içeride insanlar vardı. İnsanlar konuşması bitti, çıktı. Benden sonra gelenler de oldu, ben içeri giremedim. Dedim, "Benden konuşmuyor.", bıraktım gittim 1-2 saat bekleyip. Bundan dolayı kendi kendime bunu ürettim. Herhalde dedim, "Benimle konuşmayacak.", konuşmak istemiyor diye düşündüm.
Yağmur Kavak: Anladım, peki, paraları teslim ettiğiniz için Zafer Keleş, Fatih Keleş'e ulaşamayınca onunla görüşmeyi denediniz mi? Çünkü paraları ona teslim etmişsiniz Fatih Bey'e gitmesi için.
Selim Özderya: Zafer Bey'le mi? Görüşüyordum, evet, arasına.
Yağmur Kavak: "Ben istediğiniz ödemeleri yaptım, neden hala alacaklarım ödenmedi?" diye sordunuz mu Fatih Bey'e, Zafer Bey'e?
Selim Özderya: Sordum, Zafer Bey, "Para yok." dedi. "İdarenin parası yok." dedi, "Kredi çekemiyor." dedi. "Bekliyoruz, herkes zor durumda, idare de zor durumda." diye serzenişlerde bulundu.
Yağmur Kavak: Anladım. Bir sorum daha var: Cemali Fuat Karakaya'nın deprem sonrası talep ettiği ödemeyi ne kadar süre sonra Zafer Bey'e verdiniz? Hatırlar mısınız? Depremde de çok ihtiyaç oluyor ama hani 3 gün sonra mı, 1 ay sonra mı?
Selim Özderya: Belki 10-15 gün sonradır yani. Onu tam hatırlamıyorum, 10-15 gün sonra. Anladım.
Hakim: Avukat hanım, başka sorunuz var mı?
Yağmur Kavak: Var, son bir sorum daha var, hemen soruyorum. Şimdi meslektaşımın bir sorusu vardı, "Kusura bakmayın Sayın Başkanım, tekrarlıyorum ama siz bu parayı verirken şirketlerinizden ya da hesaplarınızdan bir para çıkışı yapmadan mı verdiniz?"
Hakim: Aynı soruyu sordunuz avukat hanım, aynı sorunun cevabını aldı.
Yağmur Kavak: Tamam, peki. Tamam, sorularım bu kadar. Teşekkür ederim.
NERGİZ İNCE SELİM ÖZDERYA'YA SORUYOR 2
Nergiz İnce: Selim Bey, bu savcılıktaki ifadenizde şöyle bir beyanınız var da; 2023 yılında bir rahatsızlık geçirdiğinize, bundan alakalı hafızada hatırlamak hususunda problemler yaşadığınızı, bundan kaynaklı tam tarihleri ve konumları veremediğinizi beyan etmişsiniz. Meslektaşımın sorularına verdiğiniz cevaba istinaden bunu sormak istedim. Böyle bir rahatsızlığınız var mı hafıza konusunda, devam etmekte olan bir güçlük çekiyor musunuz?
Selim Özderya: O günkü streste... 2023'te kalp krizi geçirdim, ameliyat oldum. Bu paralarımı alamadığım için doğal olarak stres altında olduğu için insan hatırlayamıyor, hatırlamadığı zamanlar da oluyor. Doğal olarak geçmiş tarihlerdeki şeyleri de hatırlamak zordur.
Nergiz İnce: Şu an öyle bir güçlük çekiyor musunuz?
Selim Özderya: Geçmiş tarihi nereden bilebilirsiniz ki? tarih soruyorsunuz. Ne bileyim ben, bilmek zordur yani. Doğal olarak, doğru değil mi?
Nergiz İnce: Teşekkür ederim, sağ olun.
Selim Özderya: Tamam, rica ederim.
AVUKAT KEMAL KUMLUOĞLU, SELİM ÖZDERYA’YA SORUYOR
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Selim Bey. Çok kısa net sorularım olacak size. Öncelikle bugün savunmanızda yardım tutarını, sizin de daha önce zeket olarak belirttiğiniz tutarı kendinizin belirlediğinizi ve rakamı kendinizin getirdiğinizi söylemişsiniz, doğru mu?
Selim Özderya: Doğru. Çünkü Başkan Bey o zaman, "Ağabey hayır zekatına gerekse sen yapacaksın, sadakaysa say. Eğer sayarsan say. Ben rakam bilmiyorum, sen ilk şey belirleyeceğini biliyorum." dedi. Ben de kendim belirledim, kendim getirdim.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Tamam. Yani benim bir sonraki sorularıma da cevap vermiş oldunuz aslında. Tutar, herhangi bir tutar söyledi mi sizin cironuza göre veya %1 bir oran söyledi mi?
Selim Özderya: Yok yok. Zaten kendisi "Getirip takdim edersiniz sekretaryaya." Kendisi de görmedi. Getirdik, bıraktık.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Bugün savunmanızda iddia edilen haksız bir menfaat elde etmediğinizi ve elde etmediğinizi söylediniz, doğru mu?
Selim Özderya: Doğru.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Peki müvekkilimden bu verdiğinizi belirttiğiniz, iddia ettiğiniz kartlar karşılığında herhangi bir iş, ihale veya başka bir talepte bulundunuz mu?
Selim Özderya: Yok.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Dolayısıyla böyle bir şey de sağlanamadı size yani, doğru mudur?
Selim Özderya: Hayır Aksine belki sağlarlardı ama o da sağlanılmadı. Yani haksız derken ben almam gereken işleri de alamadım yani.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Biz onlara daha önce açıklamamızı yaptık. Dolayısıyla oraya şimdi girmeyelim. Peki siz Fatih Bey ile Zafer Bey'e ilişkin bu telefonla ilgili beyanınız oldu. Ben size sorsam, siz belediye binalarına girerken telefonunuzu yanınızda götürmüyor muydunuz? Böyle bir hani götürmemek gibi uygulamanız var mıydı?
Selim Özderya: Yok yok, genelde getirirdim yani.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Bugün gıda kartlarını sekretaryaya bıraktığınızı söylediniz, doğru mudur?
Selim Özderya: Evet.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Siz mi bıraktınız bu kartları?
Selim Özderya: Evet.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Peki yani tatbiken soruyorum bilmediğimden, bu 1 milyon kadar, 1 milyon liralık bir kart ne kadardır? Kaç kart eder? Nasıl taşınır?
Selim Özderya: Böyle bir spor çantasına sığar yani.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Ha. Ve böyle bir teslimata ilişkin de bir belge vermediniz, almadınız yani?
Selim Özderya: Yok, onun teslimatı mı olur?
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Peki bu dekontları sunduğunuz gıda kartı alımlarına ilişkin dosyaya, doğru mudur? Üç tane döneme ilişkin dört tane dekont sundunuz.
Selim Özderya: Evet.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Peki burada 2023 tarihli dekontta 1.425.000 yazıyor. Sizin ifadenizde 2023 yılı için 1.200.000 yardımda bulundum diyorsunuz. Bu farksızlık neden kaynaklanıyor acaba?
Selim Özderya: Aradaki fark, her senelerimize vermiş olduğumuz veya muhtarlıklar da bizden istiyor, onlara vermiş olduğumuz farklı kartlardır.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Anladım. 2022'de ise eksik. Gönderdiğiniz tutar iddia ettiğiniz dekontlarda 675 bin gibi, iddia ettiğiniz yardım tutarı 750 bin. Bu farkı nasıl açıklıyorsunuz?
Selim Özderya: Yani o anki vermiş olduğum ifademde o çok, yoksa hatırladığım kadarıyla yaklaşık bir değer demişimdir. Birebir hatırlamam mümkün mü? Elimdeki belgeyle ben konuşmadım, daha sonra belgeleri verdim.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Belgelerle de aynı tutarı onaylıyorsunuz da o yüzden soruyorum bunları. Hani o zaman da 750 vergi söylerim diyorsunuz. O onunla bağlantılı sorayım. Bu yardımları, bahsettiğiniz diğer kurumlara da verdiğiniz yardımları ne kadar zamandır yapıyordunuz?
Selim Özderya: Diğer kurumlar derken?
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Yani işte okula, camiye, ifadenizde de belirtiyorsunuz Kur'an kursuna, öğrenci yurtlarına, fakir fukaraya, kendi çalışanlarınıza az önce belirttiğiniz gibi. Ne kadar yıldır yapıyordunuz?
Selim Özderya: Her zaman yardımı yapıyorum.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Peki bu acaba önceki yıllardan kartlardan kalmış olabilir mi sizce 675 bin 750 bine?
Selim Özderya: Hayır.
Ahmet Kemal Kumluoğlu: Teşekkür ediyorum o zaman. Önceki yıllara ilişkin de belgeleri sunabilirseniz, hem gıda kartı ödemelerinize hem de diğer kurumlara yapacağınız yardım varsa biz de dosyadan görürüz. Teşekkür ederim.
SELİM ÖZDERYA MÜDAFİ AV. ESRA ERCAN:
Müvekkilin serbest iradesiyle yapmış olduğu bir anlaşma yoktur. Hesap dökümlerinden müvekkilimin firmalarının çok yüksek miktarlarda alacaklı olduğu ve alacaklarını alması gereken zamanda alamaması nedeniyle fahiş faiz oranlarıyla yüksek tutarlarda kredi çekmek zorunda kaldığı, sunduğumuz delillerle sabittir. Müvekkilimin bu olayda sağlamış olduğu herhangi bir menfaat temini söz konusu değildir. Müvekkil, bahse konu rakamları, yasal hakedişlerinin gereği gibi vaktinde ödenmemesi endişesiyle, kendisini mecbur hissederek vermek zorunda kalmıştır.
Olaydaki suç nitelendirmesi, meslektaşımın da söylediği gibi rüşvet verme değil, TCK 250 icbar suretiyle irtikapçı olmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik içtihatları uyarınca müvekkil fail değil suçun mağdurudur.
Son olarak müvekkilimizin yasal hakedişini tahsil edebilme saiki ile meşru zemin hareket ettiği, haksız menfaat temini iradesini ve herhangi bir rüşvet anlaşmasının bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları uyarınca eyleminin müvekkil açısından suç teşkil etmediği ve olayda rüşvet suçunun Yargıtay içtihatlarında geçen maddi ve manevi unsurlarının bulunmadığı, oluşmadığı dikkate alınarak müvekkil hakkında beraat kararı verilmesini talep ediyorum.
SELİM ÖZDERYA MÜDAFİ AV. CAN ÖZTÜRK:
Sayın Başkan, değerli mahkeme;
Bu aşamada müvekkilimizin vermiş olduğu ifadeye katılıyoruz. Beyan, ifade ve savunmaya aynen iştirak ediyoruz. Müvekkilim daha önce savcılık soruşturma evresinde vermiş olduğu ifadelerde belirttiği gibi kendisi kendiliğinden, kolluk ya da soruşturma makamı tarafından çağrılmadan bizzat giderek, ilk kez giderek ifade vermiştir. Bu ifadesinde maddi gerçeği ortaya koyabilmek için net anlatımlarda bulunmuştur. Oluşa uygun anlatımlarda bulunmuştur. Zaten bu eylemin tek delili de müvekkilimizin anlatımlarıdır. Başkaca yan delil, maddi delil bulunmamaktadır. Bu açıdan bakıldığında savcılık makamının suç vasfı ağır... Oluş, anlatım, maddi gerçek, yaşanan gerçekler, dosyadaki diğer yan deliller değerlendirildiğinde müvekkilimizin fiili 250 kapsamında değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla biz bu aşamada müvekkilimize isnat edilen iddianamedeki fiilin yanlış değerlendirildiğini, bu açıdan beraat hükmünün tesis edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. İleriki aşamalarda delil tartışması, esas hakkındaki savunma bölümünde ayrıntılı savunmalarımızı ifade edeceğiz. Teşekkür ederim.
ABDÜLBAKİ YAYLA SAVUNMASI – 22.09.2026
Abdulbaki Yayla: Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti, ihaleye fesat karıştırma suçundan yargılanıyorum. Ben kamu görevime 2010 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesinde başladım. 2013 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesine naklen atandım. İstanbul Büyükşehir Belediyesinde encümen murakıbı, yazı işleri müdür muavini ve destek hizmetleri müdürü olarak görev yaptım. 1 Eylül 2024 tarihinde Avrupa Yakası Raylı Sistem Müdürlüğüne atandım ve bu tarihten itibaren bilgisayar işletmeni olarak görevime devam etmekteyim. Sayın Başkanım, birinci ve ikinci ihalelerde İşletme Fakültesi mezunu olmam nedeniyle 4734 sayılı kanun gereğince muhasip üye olarak görevlendirildim. Muhasip üye olarak görevim ihale işlemine giren isteklilerin sunmuş olduğu tekliflerin mali belgelerini ve parasal yeterliliklerini kontrol etmek istememdir. Bununla birlikte ihale hazırlık sürecinde yaklaşık maliyetin belirlenmesi, idari ve teknik şartnamelerin hazırlanması ile ihale konusu işin teknik yönüne ilişkin tecrübem ve ehliyetim bulunmamaktadır.
İddiaya konu bu ihalelerde devlet memuru olarak ihale komisyon üyeliği görevlerimi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında uygun şekilde yerine getirdim. Bu görevler esnasında hiçbir şekilde bir suç işleme kastım, hukuka aykırı suç unsuru teşkil edebilecek eylemim asla olmamıştır. Hakkımda isnat edildiği gibi ihaleye fesat karıştırılması suçlamasını kabul etmiyorum. Dosyada buna ilişkin herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Zaten iddianamede de hakkımda isnat olunan ihaleye fesat karıştırma suçunun maddi ve manevi unsurlarını oluşturacak nitelikte alayime hiçbir belge, eylemler dahi işlenmeden haksız bir kazanç temini mevcut değildir. 16 yıllık kamu hizmetim boyunca görevlerimi her zaman mevzuata uygun şekilde, tarafsızlık ve kamu yararı ilkesi doğrultusunda yerine getirmeye özen gösterdim. Tüm bu hususların dikkate alınarak adaletin tecellisi için beraatime karar verilmesini saygılarımla Sayın Heyetinizden talep ediyorum.
CEYHUN AVŞAR SORUYOR
Ceyhun Avşar: Şimdi ben çok uzatmayacağım, aynı soruları tekrar etmek istemiyorum. Hem birinci hem ikinci ihalede muayene komisyonunda yer aldığınızı belirttiniz. Siz müdürlüğümüze katıldıktan çok kısa bir süre sonra mali işler dairemizden ihalelerde kendi daire, kendi muayene komisyonlarını belirlesinler denilmesi üzerine bu ihaleye muayene komisyonu olarak katıldınız. Sonucunda da maalesef böyle bir yargılamaya konu oldu bu iş. Şimdi bu her iki ihalede teklif değerlendirme aşamasında bizim, bu bahsedilen iddiaların geneli için soruyorum, genel iddialar bu ihale ve ihale süreci veya teklif değerlendirme aşamasında hiç bizim gündemimizde miydi? Yani Vatan Caddesi'nde gözaltına alındıktan sonra, Vatan Emniyetteki gözaltındaki o bilirkişi raporundaki, bütünüyle hiçbir dayanağı olmayan o bilirkişi raporundaki iddialar var ya, bizim bu konular hiç gündemimize geldi mi?
Abdulbaki Yayla: Hayır, hayır gelmedi. Vatan Emniyette her şeyi öğrenmiştik. Adeta şok olmuştuk.
Ceyhun Avşar: İkinci husus da siz o dönem aynı zamanda müdürlüğümüzün kaleminde bu gelen giden evrak sürecinde de bir takip de yaptınız, bir göreviniz de vardı. Yine bu ihalede olmayan yani dava dosyasına girmemiş, dava iddianamesine de girmemiş 8 tane klasör var bizim elimizde. 81 tane üniversiteye, idareye yazılar yazılmış ama bir de bilirkişinin iddia ettiği bir ihbar var diyor. Bu dosyada yok. Yani böyle bir ihbar var. O dönem ihale dahilinde, siz de kalem kalem kalem çalışanıydınız o dönemde. Bütün bu ihale sürecinde, gerek ihalemiz, gerek teklif değerlendirme, gerek de iptal yaptığımız 7 Ekim 2024 tarihine kadar bize ulaşan, müdürlüğümüze ulaşan herhangi bir ihbar, herhangi bir işte noter belgesi vesaire vs. herhangi bir şey var mıydı bu ihaleyle alakalı?
Abdulbaki Yayla: Kalemimize gelen resmi bir evrak gelmemişti.
Ceyhun Avşar: Peki, teşekkür ederiz.
ABDÜLBAKİ YAYLA MÜDAFİ AV. ERDAL KAYA:
Sayın heyet, yazılı beyanlarımızda daha geniş ayrıntılı şekilde savunmamızı sunacağız. Bu oturumda zaten çok tekrar edildi aslında başlıklar da, onun için kayda geçecek kadar kısa savunma beyanlarımızı ifade etmek istiyorum.
Müvekkilin işletme mezunu olması nedeniyle, bu da ifade edildi, mevzuat gereği muhasebeci olarak görevlendirilmiştir. Görevi tekliflerin mali belgelerini ve parasal yeterliliklerini kontrol etmekle sınırlıdır. Müvekkilin yaklaşık maliyet bilgisini hiç kimseyle paylaşmamıştır. Bilirkişinin bu konudaki değerlendirmesi hiçbir somut delile dayanmayan, gerçek dışı bir varsayıma dayanmaktadır maalesef.
İlgili firmaların teminat mektuplarını usulüne uygun sunmaması sonucunda ihaleye fesat karıştırıldığı iddia edilse de ihale komisyon kararında açıkça görüldüğü üzere ilgili firmalar ihalelerden elenmiştir. Sonuç olarak ihalelerin esasına etkili herhangi bir fiil olmamıştır. Buna ilişkin de birçok Kamu İhale Kurumu kararı da mevcuttur.
İhale isteklilerinin vergi ve SGK borcu sorgulamasının yapılmamış olması hususuna gelince ise; bilirkişi raporunda belirtilenin aksine ihale tarihinde isteklilerin vergi ve SGK borcunun SGK sistemi üzerinden sorgulanması teklif değerlendirme aşamasında değil, ancak sözleşmeye davet aşamasında isteklinin sunduğu barkodlu veya ıslak imzalı borcu yoktur yazısı ile gerçekleştirilebilecek bir husustur. Bu ihalede ise sözleşmeye davet aşamasına hiç geçilmemiştir. Kaldı ki ilgili firmanın ihale tarihi itibarıyla SGK borcu olmadığını SGK'nın dosyaya sunduğu resmi yazı ile sabittir. Dolayısıyla bu konuda atfedilen kusur ve kasıt iddiasının hukuki ve fiili bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sonuç olarak Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesi kapsamında isnat olunan suç tipinin oluşabilmesi için kanunda sayılan eylemlerin müvekkil tarafından somut olarak gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Oysa müvekkilin bu isnat edilen eylemleri işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı hiçbir delil ortaya konulamamıştır. Ayrıca iddianameye esas alınan bilirkişi raporlarında hukuki nitelendirme yapılarak suçun oluştuğu yönünde kanaat bildirilmesi de hukuka ve yargı içtihatlarına açıkça aykırıdır.
İsnat edilen suçun manevi unsuru yönünden de müvekkilin kişi veya firmalara avantaj sağlama kastıyla hareket ettiğine dair dosyada herhangi bir delil ve belge bulunmamaktadır. Müvekkilin rekabeti ortadan kaldırmaya yönelik veya değiştirici kastıyla bir müdahalede bulunmadığı çok açıkça görülmektedir. Buna dair hiçbir somut delil de ortaya konulamamıştır. Kaldı ki isnatlara konu tüm ihale ve eylemler çok geniş bir idari denetime konu olmuş ve neticesinde İstanbul Valiliği, İstanbul 5. İdare Mahkemesi ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi kararları ile davaya konu ihaleler bakımından hiçbir suç unsurunun bulunmadığı açıkça tespit edilmiştir.
Hal böyleyken soyut iddialar ve ithamlar nedeniyle öncelikle müvekkil hakkında uygulanan yurt dışı yasağının, yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını ve nihai olarak da müvekkilin beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. Teşekkür ederim.
BURAK SALMAN SAVUNMASI – 22.09.2026
Burak Salman: Sayın Başkanım, sayın mahkeme heyeti, sayın savcım. Ben kamu görevlisi sınavına girmiş, yaklaşık 13 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesinde görev yapan bir elektrik elektronik mühendisiyim. İddianamede eylem 140 olarak yer alan iki ayrı ihale nedeniyle hakkımda ihaleye fesat karıştırma suçlaması bulunmaktadır. Öncelikle belirtmek isterim ki ihale komisyonundaki görevim teknik uzman üye sıfatıyla, kendi mesleki uzmanlığım ve tarafıma verilen görev ve yetki sınırları içerisindedir. Birinci ihaleden dört, ikinci ihaleden iki olmak üzere toplam altı konuyla ilişkin savunmamı vereceğim. Birinci ihale olan 2024/1243475 ihale kayıt numaralı ihale ile ilgili. İhale günü gerçekleştirilen oturumlara katıldım. Ancak tevafuken ihale kararının imzalandığı ve onaylandığı tarihte 2-3 ay öncesinden planlanmış umre programı kapsamında resmi izinli olarak yurt dışında bulunmaktaydım. Bu nedenle nihai ihale kararında imzam bulunmamaktadır.
Birinci iddia: Bu ihalede yaklaşık maliyetin gizliliğini ihlal ettiğim iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum. Yaklaşık maliyeti kimseyle paylaşmadım. Zaten buna ilişkin dosyada da herhangi bir somut delil bulunmamaktadır. Bununla birlikte bilirkişinin şüphe oluşturduğunu iddia ettiği 11. ve 12. iş kalemlerinin fiyatlarının aynı olması şartname gereği bir zorunluluktur.
İkinci iddia: Duygu Taahhüt ve İnşaat Ticaret Anonim Şirketinin iş deneyim belgesinin mesleki ve teknik yeterliliğe ilişkin kriterleri karşılamadığı, isteklinin teklifinin bu gerekçeyle değerlendirme dışı bırakılması gerektiğini tespit edildiği iddiası yer almaktadır. Duygu İnşaat'ın sunduğu iş deneyim belgesi Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları tarafından düzenlenmiş ve esaslı unsuru A6 grubu demiryolu işleri olarak belirlenmiş resmi bir belgedir ve dosyada da mevcuttur. Söz konusu bu resmi belge esas alınarak işlem yapılmıştır.
Üçüncü iddia: Sayın Başkanım, bir diğer iddia ise iş ortaklığının eksik teminatına rağmen ihaleye devam ettirilmesidir. Böyle bir durum söz konusu değildir. İlk oturumda yapılan incelemede teminat tutarı ve süresi uygun görüldüğü için ikinci teklif aşamasına davet edilmiştir. İkinci aşamadaki ayrıntılı incelemede ise istekli değerlendirme dışı bırakılmıştır. Bu husus ihale komisyon kararında açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla bu hususun ihale sonucuna herhangi bir etkisi olmadığı gibi mevzuata da aykırı bir işlem değildir.
Dördüncü iddia: İhaleyi kazanan iş ortaklığının pilot ortağı Yapı Merkezi isimli firmanın kesinleşmiş SGK prim borcu bulunmasına rağmen ihale sürecine devam etmesine göz yumulduğu iddia edilmektedir. Sayın Başkanım, ihale tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca istekliler tekliflerini sunarken kesinleşmiş vergi ve SGK prim borçlarının bulunmadığını beyan ve taahhüt etmekte; bu hususu tevsik eden ve ihale tarihi itibarıyla bu borçların bulunmadığını gösteren belgenin ise ihale üzerinde kalan istekli tarafından sözleşme imzalanmadan önce idareye sunulması gerekmekteydi. Dolayısıyla ihale komisyonunca tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında ayrıca SGK prim borcu sorgulaması yapılmasına yönelik bir yükümlülük bulunmamaktaydı. Somut olayda ise sözleşmeye davet ve sözleşmenin imzalanması aşamasına geçilmeden önce iptal edildiğinden, ihale üzerinde kalacak istekliden SGK prim borcu bulunmadığını gösteren belgenin istenmesini gerektiren hukuki ve fiili durum hiç oluşmamıştır. Ayrıca dosyada bulunan SGK yazışmalarından da anlaşılacağı üzere firmanın borcunu ihale tarihinden önce yapılandırdığı ve bu nedenle ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş SGK prim borçlusu olarak değerlendirilemeyeceği açıktır.
İkinci ihale olan 2024/152 2024/1524796 ihale kayıt numaralı ihale yönünden ise; birinci iddia, Yapı Merkezi'nin dahil olduğu iş ortaklığının teminatını usule uygun sunmamasına rağmen ihaleye devam ettirilmesidir. Yapılan incelemeler neticesinde Yapı Merkezi'nin dahil olduğu iş ortaklığı değerlendirme dışı bırakılmıştır. Bu husus ihale komisyon kararında açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla bu hususun ihale sonucuna herhangi bir etkisi olmamıştır. İkinci iddia: Yapı Merkezi firmasının kesinleşmiş SGK borcunun olmasına rağmen ihaleye devam ettirilmesidir. Sayın Başkanım, Yapı Merkezi firması tarafından mahkemeye sunulan borç sorgulama yazısında SGK Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi 19 Kasım 2024 tarihi itibarıyla kesinleşmiş borcu olmadığını, ihalelere katılmaya engel bir durumun olmadığını ifade etmiştir. Sonuç olarak Sayın Başkanım, herhangi bir istekli ile menfaat ilişkisi kurmadım. Maddi veya sair bir menfaat temin etmedim. Herhangi bir firmayı kayırma kastıyla hareket etmedim. İhale sonucunu etkilemek üzere herhangi bir gizli anlaşmaya dahil olmadım. Zaten buna ilişkin dosyada da herhangi bir somut delil ortaya konulmamıştır. Şahsım yönünden böyle bir fiil, kast veya menfaat ilişkisi de bulunmamaktadır. Bu nedenle tarafıma isnat edilen ihaleye fesat karıştırma suçunun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatime karar verilmesini yüce mahkemenizden saygılarımla arz ve talep ederim.
CEYHUN AVŞAR, BURAK SALMAN’A SORUYOR
Ceyhun Avşar: Şimdi ben öncelikle birincil pazar hakkındaki ihale, 2024'de 124 usulü, 75 ihale konusuna değinmek istiyorum. Burada Yapı Merkezi firmasının eksik kurulması veya en düşük teklifi vermekten imtina ettirilmesi ve Yapı Merkezi'nin SGK borcu hususu ilerletiliyor. Bu ihale alanı. Siz ihale komisyonu üyesisiniz.
Burak Salman: Evet, üyesiyim.
Ceyhun Avşar: Bu konu hakkında hiç gündem beni, yani burada bilinçli bir şekilde böyle bir yaklaşımla bu firmaların bu hususları varsa bunları görmezden gelelim dediniz mi? Böyle bir şey, bunu zaten her birine sordum ama size biraz farklı sorayım. Yani burada bizim istesek de yapabilme olanağımız var mı? Yani bu mümkün mü böyle bir şey? Yani bir firmanın hiçbir tecrübesi olmayacak, komisyon ihale edecek, biz ihale komisyonu şeyiyiz, şeklen inceleme yapan ilgili bir birim. Bunu yok edebilir miyiz? Bu mümkün mü?
Burak Salman: Mümkün değil. Çünkü şöyle bir durum var. İhale oturumuna girdiğimizde ihale müdürünün, koordinatörlüğünde bütün ihaleye giren firmaların ihale evrakları ekrana yansıtılıyor. Herkes görüyor iş bitirme evraklarını. Biz de aşağıda zaten detaylı kontrollerini yapıyoruz. Kesinlikle böyle bir durum olmamıştır. Zaten biz kolluk kuvvetlerine de bu bize sorulmuş fakat biz o, yani olayın vehametiyle ben kolluk kuvvetini de hatırlamıyorum. Biz ne zaman Çağlayan'dan çıktık, ondan sonra ben aslında neyle suçlandığımızı biz kendimize geldikten sonra anladık.
Ceyhun Avşar: Tamam, peki bir de yine de iptal süreciyle alakalı bir husus var ise; bu 7 Ekim 2024 Pazartesi günkü bir toplantı gerçekleşti. Bu toplantı esnasında biz ne konuştuk? Yani orada bu iptal süreciyle alakalı süreçte ne konuştuk? Ne konuşuldu? Yani ben hiç ilk insan olayım, Yapı Merkezi firmasının borcu var, sakın biz bunu ihaleye davet etmeyelim, teminata el koymak zorunda kalırız, işte ihale yasağı hissederiz bu firmaya... Yani bunlarda hiç böyle bir şey konuşuldu mu?
Burak Salman: Mümkün değil, öyle bir şey hiç konuşulmadı. O günü çok iyi hatırlıyorum. O gün biz rekabetin yeterli olmadığını, daha fazla katılımcı ile yeni bir ihale olarak tekrarlandığında daha iyi fiyat alabileceğimizi düşündük. Ama bu büyük bir riskti. Bu riski de siz aldınız göze. Çünkü yetki sizdeydi, sorumluluk sizdeydi. Daha yüksek kırım olmaya da bilirdi. O zaman da kamu zararına uğratıldı diye gayet farklı şeylerle muhatap olacaktık. Bu bir riskti. Allah yardım etti.
Ceyhun Avşar: Allah yardım etti, buradayız. Şimdi ben ikinci ihaleye geçmek istiyorum. Yani bu Allah'ın yardımıyla biz tabii ki orada düşen de yani ona en düşük ihale diyorum. Allah'ın adaletine de ben her daim güveniyorum. Bu her neyse günün sonunda tecelli edecektir. Ben ikinci ihaleye geçmek istiyorum. Bu ikinci ihalede de Yapı Merkezi firmasının, iddianamenin öksüz ısrarı yönlü bir şekilde, Yapı Merkezi firmasını ihaleye davet ediyorsunuz. Diyorsunuz adamın SGK borcu var. Bu borcu olduğunu biliyorsunuz. Bunu bilmenize rağmen halen daha sonra bu firmayı ihaleye davet ediyorsunuz.
Bize yöneltilen suçlamada ihaleye katılma yeterliği olmayan firmanın ihaleye katılmasını sağlamak. Bize yöneltilen TCK 235'teki suçlama değil mi? Şimdi o da önemli. Biz ihale öncesinde firmaların böyle bir borcu olup olmadığını sorgulama yükümlülüğümüz var mıydı?
Burak Salman: O günkü mevzuata göre zaten tekliflerini verdiklerinde otomatikman borçlarının olmadığını beyan ve taahhüt ediyorlardı. Ve zaten böyle bir sorgulama ekranımız da yok. Yani herhangi bir kamu kuruluşunun TC kimlik numarasına atanmış bir veri tabanına girip de bu işi yapması mümkün değil.
Ceyhun Avşar: Şimdi yine Yapı Merkezi firmasının bu ihaleye girdiğinde teminat mektubunu yanlış sunmaması sebebiyle ihaleden elenmedi iddiası var. Yani birinci turda elenmesi gerekirken tekliflerin ikinci turda teklif alınması bir fesat unsuru oluşturdu iddiası var. Yapı Merkezi firması bu ihalede kaçıncı oldu, hatırlar mısınız?
Burak Salman: Tam hatırlamıyorum.
Ceyhun Avşar: Teklifi? Yani 3 ya da 4 diye hatırlıyorum. Bunun ihale sonucuna bir etkisi olmayan, yine esasında bir etkisi olma ihtimali var mı?
Burak Salman: Şimdi şöyle; biz zaten ihale kararında elimizdeyse yani esası etkilemeyen usul farklılıkları herhangi bir KİK, yani KİK'e de bozdu, zamanında çok sorunluydu. Esası etkilemiyorsa sorun yoktur. Kaldı ki zaten birinci ve ikinci avantajlı teklifte değil. Diğer yani...
Ceyhun Avşar: Yani burada aslında isnat edilen suçların işin esasına da hiçbir etkisinin olmadığını ihtimal de her iki ihale için de söylüyorum, zaten mümkün değil. Teşekkür ederim.
BURAK SALMAN MÜDAFİ AV. BERİL KALKAN KOFOĞLU:
Müvekkilim Burak Salman, Kirazlı-Halkalı metrosu inşaat işlerine ilişkin aynı kapsamda yapılmış, biri sözleşmeye davet aşamasına gelmeden iptal edilen, diğeri sözleşmeye bağlanan ardışık iki ihale bakımından ihaleye fesat karıştırma suçundan huzurunuzda yargılanmaktadır. Savunmamız boyunca kamu zararı ya da isnad edilen ve iptal edilen ilk ihale, sözleşmeye bağlanan ihale ise ikinci ihale olarak anılacaktır.
İlk ihalede suç isnadına konu edilen iddialardan ilki, yaklaşık maliyetin gizliliğinin ihlal edildiğidir. Bu hususta çok fazla açıklama yapıldı, tekrara düşüp çok fazla vakit almak da istemiyorum. Bu iddiaya en büyük kanıt olarak gösterilen unsur da icmal cetvelindeki iki iş kalemine ilişkin fiyatların istekliler tarafından birebir aynı gösterilmiş olmasına dayanmaktadır. Oysa ki bu idarenin isteklilere ilettiği ihale dokümanında zaten şart olarak konulmuştur. İddianın aksine idarenin kamu yararı ve rekabet sağlama yükümlülüğünün bir sonucudur.
İkinci husus, Duygu Taahhüt ve İnşaat A.Ş.'nin iş deneyim belgesinin uygunsuzluğu iddiasıdır. Bu iş deneyim belgesi de yine başka bir kamu kurumu olan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları'ndan alınan EKAP kayıtlı resmi bir belgedir. Bu iş deneyim belgesinde esas grup A/A6 grup demiryolu işleri olarak belirlenmiş, komisyon bu resmi belgeyi esas alarak işlem tesis etmiştir. Bir kamu kurumunun düzenlediği ve esas grubunu kendisinin belirlediği belgeye itibar etmek takdir edersiniz ki hileli davranış sayılamaz. Kaldı ki ilgili istekli ihaleden elenmiş olmakla bu belgenin de ihale sonucuna hiçbir etkisi kalmamıştır.
Suç isnadına konu edilen bir diğer husus Dilim İş Ortaklığı'nın teminatı yönündendir. Bu teminat ihalenin ilk oturumunda süre ve miktar açısından komisyonca uygun bulunmuştur. Ancak ikinci oturumda iş ortaklığının hisse oranları ile birlikte daha ayrıntılı bir değerlendirme yapıldığında ek teminat gerekliliği tespit edilmiş, bu teminat karşılanmadığı için söz konusu iş ortaklığı yine ihale dışı bırakılmıştır. Bu husus da ihalenin sonucuna hiçbir şekilde etki etmemiştir.
Dördüncü ve son iddia, aynı zamanda kamu zararının da gerekçesi olarak gösterilen iddiadır. İddiaya göre istekli Yapı Merkezi firmasının Sosyal Güvenlik Kurumu'na borcu nedeniyle geçici teminatının gelir kaydedilmesi gerekirken ihalenin iptal edilmesi suretiyle bu şirket korunmuştur. İlgili isteklinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından borçsuz bildirilmesi karşısında bu iddia da baştan çöker
İlgili firmanın borcu ihale tarihinden önce yapılandırılmış ve ilk taksidi de ödenmiş olduğundan hem SGK ilgili mevzuata göre hem de resmi yazısı ile borçlu olmadığı sabittir. İhale tarihinde ve daha önce burada açıklananlar gibi yürürlükte bulunan mevzuat, borcun bulunmadığını gösteren belgenin ihale üzerinde kalan istekliden sözleşme imzalanmadan önce istenmesini öngörmektedir ve komisyonun teklif değerlendirme aşamasında re'sen sorgulama yapma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Kaldı ki sorgulama yapılabilseydi bile şirket zaten borçsuz görünecekti.
İkinci ihale bakımından, Yapı Merkezi ve İMAŞ İş Ortaklığı'nın geçici teminatı usulüne uygun bulunmadığı için bu iş ortaklığı değerlendirme dışı bırakılmıştır ve bu husus ihale komisyonu kararında açıkça belirtilmiştir. Yine ikinci ihale tarihinde de Yapı Merkezi'nin Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan aldığı yazı halen komisyonun önündedir, borçsuz görünmektedir. Sözleşmeye bağlanan ihaleye bakıldığında, iki ihale arasında geçen dönemin enflasyon farkına kadar yaklaşık maliyet uygulanmış olmasına rağmen ortaya kamu zararı değil, aksine kamu menfaatinin korunduğu bir rakamsal sonuç çıkmaktadır. İdare aynı kapsamdaki işi çok daha düşük bir bedelle ihale etmiştir.
Sonuç olarak; atılı suçun sübut bulabilmesi için failin hangi hileli hareketi hangi kastla gerçekleştirdiğinin ve bu hareketin ihale sonucunu ne şekilde etkilediğinin ortaya konulması gerekir. Müvekkilim yönünden bu üç unsurun hiçbiri somutlaştırılmamıştır. Müvekkile atfedilen fiillerin Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde sınırlı olarak sayılan seçimlik hareketlerden hiçbirine karşılık gelmediği, ortada hileli bir davranış bulunmadığı, her iki ihale bakımından da iddiaya konu isteklilerin değerlendirme dışı bırakılmış olması nedeniyle ihale sonucunu etkilemediği, kendisine yüklenen sorgulama yükümlülüğünün suç tarihinde mevzuatta mevcut olmadığı, kamu zararı unsurunun gerçekleşmediği ve müvekkilin hiçbir menfaat elde etmediği anlaşıldığından isnad edilen ihaleye fesat karıştırma suçunun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Bu nedenle müvekkilim Burak Salman'ın beraatine karar verilmesini talep ediyoruz.
HAKAN KUK SAVUNMASI – 22.09.2026
Hakan Kuk: Evet Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcı. 21 yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesinde görev yapmaktayım. 20 yıldır İhale Bürosu bünyesinde birçok işte yaklaşık maliyet komisyonu, yaklaşık maliyet ve ihaleler, ihale dosyaları ya da komisyonlarda görev aldım. Bu ihale dışında herhangi bir usulsüz işlem hakkında bir benzer isnat ve itham bulunmamaktadır. Görevim boyunca da kamu hizmetlerinin gereğine uygun şekilde hareket ettim. Bu iddialara gelince, iddiaları hem savcılıkta hem emniyette de ifadelerimde aynı geçerli. Burada komisyon arkadaşlarımız da birçok şeyleri tekrarladı. Yetkili firma da aynı şekilde tekrarladı. Burada bilirkişinin de bazı, nasıl diyelim, araştırmadan yapılan bazı şeyleri var. Onlara da değineceğim.
Öncelikle iddiada teklif bedellerinin yaklaşık maliyete yakın olması ve 11 ve 12. iş kalemlerinin aynı olması iddiası hakkında, burada zaten biz bunları firmalara bu bedelleri açıklıyoruz. Yani bunu tutup ben tekrar buraya tartışmaya girmeyeceğim. Zaten biz fiyatı verdiğimiz için buna da bilirkişi almış, bir suç aldı diye hemen yapıştırdı. Hiç girmeyeceğim bu konuya da. Bu mesnetsizdir. Zaten açıkça biz firmalara bunu belirttiğimiz için buradaki rakamları siz vereceksiniz diye beyan ettik. Sonra Yapı Merkezi'nin SSK borcu ile ilgili, bununla ilgili de çok anlatıldı. Zaten SSK buna da diyor ki, bana nedir, yapılandırmaya başvurduğu an ödemeyi, peşinatı yaptı mı benim için bu geçerlidir diyor. Yani sonradan yok yapılandırdı, o SSK ile ilgili bir iç yazışması var, o da belirli bir süre alıyor. Bu da firmaları tabii mağdur ediyor. Biz buradaki ihale zamanında bize firmanın mevzuata göre bize verdiği beyanı kabul ediyoruz. Zaten bunu ben örnek davada da sundum ben de bir savunmada. Orada da gerekli kararlar var. Bununla ilgili aynı hukuksuzluklar var. Bazı firmaların itiraz edip işte "Bu adamın SSK borcu vardı, sen bunu ihaleye davet ettin" vesaire. Bununla ilgili çok davalar var. Bunlara da girmeyeceğim, ekte de vardır. Bunlar da mesnetsizdir. Burada benim herhangi bir firmayı öne almak veya kayırmak veya ihalenin sonucunu değiştirmek gibi bir şeyimde, kastımda yok. Burada mevzuatın gereği ne varsa onu yaptık. Komisyon arkadaşları da aynı şekilde. Buradaki biz mevzuattaki bize beyanı esastır. Örnekleri de vardır, örnek kararları da vardır. Buna da daha fazla değinmeyeceğim.
Diğer iddia iş ortaklığının geçici teminatı ile ilgili. Söz konusu iş ortaklığı geçici teminatın uygun olmadığını tespit edilmesi üzerine zaten değerlendirme dışı bırakılmış. Yani bununla ithamları da ben kabul etmiyorum. Burada herhangi bir hukuksuzluk da yok, mevzuatla ilgili bir aksilik de yok. Buna da geçiyorum. Diğer bir iddia Yapı Merkezi-İş ortaklığının SSK borcuna ait geçici teminatın durumuna, bu ikinci ihale ile ilgili ben burada komisyon üyesi değildim. Buna da pek girmeye gerek yok.
Bilirkişiyle ilgili, ayrıca raporlarda ihale dokümanında açıkça yer alan bazı düzenlemelerin dikkate alınmadığı, şartname hükümlerinin bütüncül değerlendirilmediği ve aynı nitelikteki bazı hususların farklı ihalelerde farklı şekilde yorumlandığı görülmektedir. Dediğim gibi bilirkişiyle ilgili ben de asil müdafisi, yani tekrar bir bilirkişi talebim olacak. Çünkü benim 20 yıllık geçmişimde benim için burada olmak benim için ıstıraptır. Sonuç olarak tarafıma gerçekleştirildiği iddia edilen eylemlerin hiçbirinin belirli bir kişiye veya firmaya avantaj sağlamak, rekabeti önlemek, engellemek, yaklaşık maliyeti açıklamak veya ihale sonucunu hileli biçimde değiştirmek amacı taşımamaktadır. Bu nedenlerle üzerime atılı suçtan beraatimi ve yurt dışı yasağımın kaldırılmasını arz ve talep ederim.
SAMİ ÖZGE ARIOĞLU MÜDAFİ OĞUZHAN TAŞDEMİR SORUYOR
Oğuzhan Taşdemir: Yapı merkezi yetkililerini tanır mısınız?
Hakan Kuk: Sadece bir şey gelmişti. O ihale ile ilgili. Ben biraz da Hakanlı İnşaat şirketindeyim o zaman. Sadece sahayı görmek için gelmiştim. Tabii diğer birkaç firma da gelmişti. Sadece orada bir tanışma yüz yüze bir diyalog oldu sadece.
CEYHUN AVŞAR SORUYOR
Ceyhun Avşar: Siz ihale komisyon üyesiydiniz. Ben çok yormayacağım, hani soruları da tekrar etmek istemiyorum, diğer arkadaşların sorduğu gibi sormak istiyorum.
Teklif değerlendirme aşamasında bizim burada bazı isnatları olan Uğur Poyraz'ın şikayet dilekçesi, işte Dillinger'ın değerlendirilmemesi veya Yapı Merkezi'nin Sosyal Güvenlik prim borcu olup olmaması, bunlar gündemde miydi? Yani bu ihalenin teklif değerlendirme aşamasında, davet öncesinde, dahi ihale sürecinde bu gündemimizde miydi?
Hakan Kuk: Hayır, hayır.
Ceyhun Avşar: Tamam. Bir de bu ihalenin iptal süreci ile alakalı, çeşitli gerekçelere bağlanmaya çalışılan iptal süreci ile alakalı iptal kararını verdiğimiz 7 Ekim 2024 Pazartesi gününü, o günü siz de hatırlar mısınız?
Hakan Kuk: Evet.
Ceyhun Avşar: O toplantıda var mıydınız?
Hakan Kuk: Evet.
Ceyhun Avşar: Sadece o toplantıdaki toplanma amacımızı, yani ben orada yine söylüyorum; yani sizlerin bir sorumluluğu olmamakla birlikte birçok konuda yaptığımız gibi o gün yine istişareyle, zor bir karar bu, bu kararı almak için, danışmak için toplanmıştık. Kısaca bahsedebilir misiniz, o gün o toplantıda konuştuğumuz konudan neydi?
Hakan Kuk: O gün toplandık, şöyle: Zaten iki teklif geçerliydi. Rekabetin olmadığı, fiyat kırımının da zaten az olduğunu, yani bunu ortaklaşa konuşarak sizin de verdiğiniz işte iptal etmemiz, biraz riskli karardı zaten. Onu da belirtmiştiniz o zaman.
Ceyhun Avşar: Evet, üstlenmiştik. Teşekkür ederim.
Hakan Kuk: Rica ederim, bu kadar. Sağ olun, teşekkürler.
HAKAN KUK AVUKATI SERDAR YUSUF YELTEKİN:
“Yazılı savunmalarımızı sunduk. Tekrar ediyoruz, müvekkilim zaten durumu açıkça ifade etti. Burada esasen müvekkilin sorumlu tutulduğu eylemdeki ihalelerde tamamen bilirkişinin sorunsuz şekilde yaptığı incelemeler, araştırmalar mevcuttur. Öyle ki müvekkilin zaten katılmadığı bir ihaleye dahi müvekkil katılmış gibi bir sorumluluk atfedilmiş. İlerleyen aşamalarda kapsamlı şekilde savunmalarımızı sunacağız, beyanlarımızı sunacağız. Mevcut durumda müvekkilim hakkında yurt dışı yasağının kaldırılmasını, son haliyle beraat kararı verilmesini talep ediyoruz.”
MUSTAFA BAŞAR ARIOĞLU SAVUNMASI – 22.09.2026
Mustafa Başar Arıoğlu: Sayın Başkanım, sayın heyet, sayın savcım; 1967 yılında İstanbul'da doğdum. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi ABD'nin en zor girilen üniversitesinde, inşaat mühendisliği bölümünde '91 yılında tamamladım. Eğitimimi tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndüm ve rahmetli babam Ersin Arıoğlu ve dün burada savunmasını yapan Köksal Anadol tarafından kurulan Yapı Merkezi İnşaat Sanayi A.Ş.'de önce tasarım grubunda, sonra şantiyelerde mühendis olarak çalıştım. Bu süreçte İstanbul Metrosu, İzmir Metrosu, Dubai Metrosu, Avrasya Tüneli ve Çanakkale Köprüsü gibi birçok önemli ve zor projenin bifiil sorumlusu olarak başında bulundum. İstanbul'un ilk metrosunu şirketimiz yaparken ben de şantiye şeflerinden birisiydim. 1965 yılında tam da bugün kurulan ve kurulduğu günden bu yana Türkiye'de ve yurt dışında ülkemizi temsil eden, ülkemizin yüz akı projelerine imza atmış olan Yapı Merkezi A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı olarak böyle bir sebeple karşınızda bulunmaktan hicap duyuyorum. Hakkımda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde gerçekleştirilen 2024/1243475 ve 2024/1524796 ihale kayıt no.lu Kirazlı-Halkalı Üniversite Metrosu yapım işi ihaleleri yönünden ihaleye fesat karıştırma ve rüşvet verme suçlarına yönelik isnatlarla iddianame düzenlenmiştir. İddianame içeriğinde hakkımda suç işlediğimi gösterir somut delil bulunmamaktadır.
İddianameye konu ihalelerden 2024/1243475 ihale kayıt numaralı Kirazlı-Halkalı metro yapım işinden ilk olarak daha öncesinde birlikte makale yazmış olmamız sebebiyle tanıştığımız, İBB Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapan Pelin Alpkökin hocamızın beni aramasıyla haberdar oldum. Kendisi projelerimizi ve firmamızın iş bitirme kapasitesini bildiğinden ve ilgili projelerdeki teknik zorluklar nedeniyle bizim firmamızı da ihale katılımcısı olarak görmek istediğini söyledi ve bundan birkaç ay sonra şirketimize de davet geldi. Daha önce başka bir süreçte firmamız ile ortak iş yapma teklifiyle gelen AKM Yapı isimli firmanın yetkilisi Vahit Karataş, söz konusu metro ihalesi gündeme gelince kardeşim Sami Özge Arıoğlu'na ulaştı. AKM Yapı'nın İBB'de başka işleri olmasına rağmen demir yolu iş deneyimi olmaması sebebiyle tek başına ihaleye giremeyeceğinden bizimle ortak olarak girmek istedi. KCT Yol Yapı da AKM Yapı şirketine ortak olmak suretiyle ihaleye iş ortaklığı olarak teklif vereceğimiz şekilde anlaşarak girdik.
Varan anlaşma gereğince teminat mektupları iş ortaklığımız adına AKM Yapı ve KCT Yol Yapı şirketleri tarafından yatırılmıştır. Üç ortak olarak teklif verdiğimiz söz konusu ihalede ekonomik açıdan en avantajlı teklifi iş ortaklığımızın verdiği görüldü. Ancak 26 Eylül 2024 tarihinde yapılan ihale, 7 Ekim 2024 tarihinde rekabetin beklenilen düzeyde gerçekleştirilmediği gerekçesiyle —ki bu gerekçeyi de sonradan öğrendik— sözleşme aşamasına dahi gelmeden idare tarafından iptal edildi. 19.11.2024 tarihinde aynı işin yapımı için 2024-1524796 ihale kayıt no.lu ihale düzenlendi. Bu defa da Limak İnşaat ile ortak olarak katıldık. Teklifimiz ihale komisyonu tarafından değerlendirme dışı bırakılarak ihaleden elenmiş olduk. İhaleye en avantajlı teklifi veren Kalyon İnşaat-Özgün Yapı ortaklığı olduğundan ihalenin bu şirketler uhdesinde kalmasına karar verilmiştir. İddianamede belirtildiği gibi idare ile bir anlaşmamız olsaydı bu proje ilk ihalede en avantajlı teklif veren iş ortaklığımızın uhdesinde kalırdı ve idare tarafından iptal edilmezdi. Yine ikinci ihalede de şirketimizin son teklifi veremeden elendiği göz önünde bulundurulduğunda, idare ile herhangi bir anlaşmamız olmadığı açık bir şekilde ortadadır.
140 no.lu eylem ile ilgili soruşturmanın başlangıcı, avukat Ogün Kuzu tarafından ihale tarihinden 1 gün önce, yani 25 Eylül tarihinde ve ihaleden 5 gün sonra, yani 1 Ekim tarihinde sunulan ihbar dilekçeleridir. İhbar dilekçelerinde özetle metro yapım işinin şirketimize ihale edileceği, bu durumun kararlaştırıldığı, yaklaşık maliyetin ihaleye katılacak firmalarla paylaşıldığı, ihaleye katılacak diğer şirketlerin de el birliğiyle ihalenin yaklaşık maliyete yakın bir bedelle Yapı Merkezi'ne ihale edileceği, işin 22 milyar ile 22 milyar 500 milyon TL arasında bir bedelle ihale edileceği, şirketimizin kesinleşmiş milyonlarca SGK borcu olduğu, bu nedenle iş ortaklığımızın ihale dışı bırakılarak 697 milyon TL teminatın gelir kaydedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu anlatımın tamamı tamamen gerçek dışıdır. Zaten bahsi geçen ihbar dilekçelerinde hiçbir şekilde bilgimiz olmamıştır. Şirketimizin idare ile hiçbir anlaşması olmamıştır. Yaklaşık maliyetin sızdırılarak ihaleye hangi şirketin ne rakam teklif vereceği el birliğiyle organize edildiyse, bu teklifleri yapan diğer firmalar neden bu dosya kapsamında yer almamaktadır? Bu husus tamamen hayal ürünüdür. Bizim ne bahsi geçen şirketler ile ne de idare ile herhangi bir anlaşmamız ve birlikte hareket etmişliğimiz yoktur. Yaklaşık 60 yıldır dünya çapında 4000 km'yi aşan demiryolu ve raylı sistem projesi gerçekleştiren bir firmanın yaklaşık maliyeti hesap edebilmesi gayet doğaldır. Kaldı ki projenin yatırım tutarı Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının 15 Ocak 2024 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandığı 2024 yılı yatırım programında 23.2 milyar TL olarak gösterilmiştir. Bu belgeye internet üzerinden herkes ulaşabilir. Bunu ben yanımda getirdiğim ek karara da ek olarak sundum başkanım.
İhbar dilekçesinde ihalenin 22 milyar ile 22 milyar 500 milyon TL bedel aralığında şirketimize ihale edileceği bildirilmiştir. Bahse konu aralık 500 milyon Türk Lirasıdır. Yarım milyar TL çok geniş bir aralıktır. Bu hususun heyetinizce dikkate alınmasını talep ederim. İhbar dilekçesinde yine şirketimizin kesinleşmiş SGK borcu olduğu ve bu nedenle ihale dışı bırakılarak geçici teminatımız olan 697 milyon Türk Lirasının irat kaydedilmesi gerektiği belirtilmiş olsa da bu husus da gerçeği yansıtmamaktadır. Oyun kurulup verilmiş olan ihbar dilekçeleri üzerinde savcılık makamınca bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi raporlarında ihaleye katılan isteklilerin teklif tutarlarının yaklaşık maliyete yakın olmaları ve icmal cetvelinin 11 ve 12 gruplarında yer alan imalat kalemleri için isteklilerin sunduğu tekliflerin yaklaşık maliyet cetvelinde yer alan tutarlar ile birebir aynı olması dikkate alındığında yaklaşık maliyetin ihaleye devam edilen ihaleye davet edilen firmalara sızdırıldığına yönünde kuvvetli şüphe oluştuğu şeklinde bir anlatıma yer verilmiştir. Baştan aşağı bu husus bilirkişinin görevine aykırı hareket ettiğinin en net göstergesidir. 11 ve 12 gruplarında yer alan bu kalemler diğer kurum ve kuruluşlarla ilgili işler ile faturalı giderler başlıklı kalemlerdir. İdare ihale dokümanında yer alan birim fiyat tarifelerinin 5.13 ve 5.14 maddelerinde bu giderlerin tutarının önceden kestirilemeyeceğini belirterek tüm isteklilerin bu iki kaleme aynen 75'er milyon TL yazmasını doğrudan ve açıkça şart koşmuştur. Bunu ek 8 olarak ekledim başkanım. Yani bu rakamların bütün tekliflerde birebir aynı çıkması gizli bir bilginin paylaşılmasını değil, ihale dokümanında yazılı herkese açık bir talimata harfiyen uyulmasının sonucudur. İhale dokümanlarında herkese bildirilen ve şart koşulan bir husus yaklaşık maliyetin sızdırıldığına dair en önemli delil olarak gösterilmiştir.
Yine bilirkişi raporlarında şirketimizin kesinleşmiş SGK borcu olduğu, bu sebeple ihaleye katılım yeterliliğimizin bulunmadığı, borcumuzun olmasına rağmen borcumuzun olmadığı yönünde yalan beyanda bulunduğumuz ve idarenin de SGK Bilişim Sistemi üzerinden sorgulama yapabileceği halde yapmayarak iş ortaklığımızı ihale dışı bırakmayıp teminatımızı irat kaydetmeyerek tarafımıza fayda sağladığı, bunun da anlaşmanın göstergesi olduğunu belirtmiştir. Bu husus tabii ki gerçek dışıdır. Şöyle ki; şirketimiz tarafından ihale öncesinde 20 Eylül 2024 tarihinde 70 milyon TL tutarındaki SGK prim borcumuzun 36 ay süreli ödeme planına bağlanarak taksitlendirilmesi yönünde ek 3'te sunduğum dilekçe ile talepte bulunulmuş ve başvuru dilekçesi ekinde de ilk taksit peşinat olarak ödenen ek 6'da verdiğim 3.3 milyon TL'yi gösteren banka dekontu sunulmuştur. Ek 4'te verilen SGK 2024 taksit 12 nolu genelgenin 117.4 maddesi gereği ilk taksitin yatırılması ile borcunuz yapılandırılmış sayılmaktadır. Bu sayede SGK, 26 Eylül 2024 tarihli, yani ihalenin yapıldığı gün tarihli yazımıza cevaben Türkiye genelinde 26.09.2024 tarihi itibarıyla yapılan sorgulama sonucunda kurumumuza kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcunuzun bulunmadığı tespit edilmiştir şeklinde ifadeye yer verilmiştir. Bu da ek 1'de.
Yine Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı 30 Mayıs 2025 tarihli yazısında da, bu da ek 2'de, Yapı Merkezi İnşaat ve Sanayi Anonim Şirketinin borçlarının 6183 sayılı kanunun 48. maddesi kapsamında yapılandırıldığından ve peşinatın yatırıldığı 20.09.2024 tarihinden itibaren, yani ihaleden 6 gün önce, borçlarını taksitlendirdiğinden 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa göre düzenlenen borcu yoktur belgesi 08.11.2024 tarih ve 105.659.574 sayılı yazı ile ilgili şirkete verilmiştir ifadelerine yer verilmiştir. Takdir edileceği üzere şirketimizin kesinleşmiş SGK borcu olmadığı her bakımdan aşikar iken, borcu yapılandırmaya ve borcu yoktur belgesi vermeye tek yetkili kurum olan SGK Kurumu Başkanlığının yazıları dikkate alınmaksızın halen SGK prim borcumuz olduğu yönündeki bilirkişi ifadesini anlayamamaktayız. 4734 sayılı kanunun 10. maddesinin son fıkrası ile 42. maddesi uyarınca SGK borcu bulunmadığına dair belge teklif verme aşamasında değil, ihale üzerinde kalan istekliden sözleşme imzalanmadan önce istenir. Teklif aşamasında yalnızca taahhüt alınır. Biz de bu taahhüdü usulüne uygun şekilde sunduk ve taahhüdümüzde herhangi bir hukuka aykırılık veya yalan beyanımız bulunmamaktadır.
İhale 7 Ekim 2024'te iptal edildiği için sözleşme aşamasına hiçbir zaman ulaşmadık. Kesinleşmiş borcumuz yoktur belgesini sunma yükümlülüğümüz de hiç doğmadı. Ayrıca sayın bilirkişinin iddia ettiği gibi ihale tarihimiz olan 26 Eylül 2024'te EKAP üzerinden otomatik SGK borcu sorgulaması yapılması da teknik olarak mümkün değildi. Bu imkan ancak 1 Ağustos 2025 tarihinden itibaren ilan edilen ihaleler bakımından devreye girmiştir. Yani o tarihte hem mevzuat hem teknik altyapı idareden böyle bir sorgulamayı öngörmüyordu; ancak bilirkişi ne yazık ki bu husustan habersizdir. Bilirkişi tecil başlama tarihi olarak peşinatın ödendiği tarihi değil, tecil başvurusunun SGK Yönetim Kurulu’nda onaylandığı 24 Ekim 2024 tarihini esas almış ve buradan hareketle ihale tarihinde kesinleşmiş borcumuz bulunduğu sonucuna varmıştır. Bu değerlendirme ihale tarihinde yürürlükte olan 2024’e 12 sayılı SGK genelgesinin az önce belirttiğim açık hükümleri ile bağdaşmamaktadır. Yönetim Kurulu onayının ne zaman tamamlanacağı kurumun kendi iç işleyişine ait bir aşamadır. Şirketimiz başvurusunu yaparak ilk taksidi, peşinatı, 7.3 milyon TL'yi ödemiş, kalan borcu taksitlendirmiş ve kalan borca karşılık teminat mektubu vermiştir. Nitekim SGK o onaydan sonra düzenlediği 8 Kasım 2024 tarihli belgede durumu 24 Ekim değil 26 Eylül 2024 tarihi itibarıyla değerlendirmiş ve kesinleşmiş borcumuz bulunmadığını tespit etmiştir. Kurumun kendi tespitine ve yazılı beyanına rağmen bilirkişinin neye dayanarak hangi kabullerle bu sonuca vardığını bilemiyoruz.
Yine sayın bilirkişi, yapılandırma talebimizin 24 Ekim tarihinde onaylandığından bahisle kesinleşmiş SGK borcu olduğunu iddia etse de, 24 Ekim'de onaylanan talebimizden sonra girmiş olduğumuz 19 Kasım 2024 tarihli ikinci ihalede de SGK borcumuz olduğunu ve borcumuz olduğu halde yalan beyanda bulunarak ihaleye katılım sağladığımızı belirtmiştir. Yani kendisiyle çelişmiştir. İddianamede ikinci ihalede yurt dışında gerçekleştirdiğimiz bir iş için kullandığımız iş deneyim belgesi sebebiyle ortaklık payımız oranında ayrıca bir teminat mektubu sunmamız gerektiği, ancak bunu sunmadığımız belirtilmektedir. Bu doğrudur, ancak bu eksiklik ihale komisyonu tarafından tespit edilmiş ve bu eksiklik ihale komisyonu tarafından değerlendirme dışı bırakılmıştır. Yani idare tarafından ilgili mevzuat eksiksiz uygulanmıştır. Üzerinde durulmasını istediğim nokta şudur: Bu ihaleyi düzenleyen bizzat ihale komisyonudur. İdare ile aramızda sonucu önceden belirlenmiş bir anlaşma bulunduğu iddiası doğru olsaydı, aynı idarenin komisyonu teklifimizi değerlendirme dışı bırakmazdı. Birinci ihaledeki iptal, ikinci ihalede eleme sonucunda her iki ihaleden de eli boş çıkmış olmamız, böyle bir anlaşma bulunmadığının en somut göstergesidir. Şunu da eklemek istiyorum; mevzuata göre teklifi değerlendirme dışı bırakılan isteklilerin geçici teminatı iade edilir. Bu nitelikteki bir belge eksikliği teminatın hazineye gelir kaydedilmesini gerektirmez; yani ikinci ihaledeki teminat mektubu eksikliğimiz ihaleye fesat karıştırma eylemine konu olamaz.
Kardeşim Özge, Mustafa Saatçi sabah, kurucu ortağımız Köksal Anadol tarafından verilen ifadelerde ve benim de şimdi izah ettiğimiz üzere; idare ile ve ihaleye katılacak diğer firmalarla anlaşarak ihaleye katıldığımız iddiası, SGK borcumuz olmadığına dair yalan beyanda bulunmuş olduğumuz iddiası, bu borç sebebiyle ihale dışı bırakıldıktan sonra teminatın irat kaydedilmesi ve ihaleden yasaklanmamız gerektiği iddiası, idarenin de SGK borcumuz olduğundan bahisle sözleşme imzalamaya davet etmediği için rüşvet anlaşması sebebiyle bunu görmezden gelerek ihaleyi iptal ettiği iddiası üzerine kurgulanan bu suçlamalar çökmüştür. Zira dosyada yer alan SGK yazılarında görüleceği üzere ihale tarihi itibarıyla Türkiye genelinde kesinleşmiş SGK borcumuz olmadığından, idarenin iptal kararı iş ortaklığımızı koruduğunu değil, aksine kazanmış olduğumuz ihaleyi iptal ederek mağduriyetimize sebebiyet verdiğinin göstergesidir.
Sayın Başkanım, bu dosyada ismimin geçtiği bir husus da Fatih Keleş Bey ile olan görüşmelerimdir. Bu konuyu da anlatmak istiyorum. Fatih Keleş’i şahsen tanımıyorum; kendisiyle daha önce hiç bir görüşmem, hiç bir ilişkim olmamıştır. Söz konusu ihaleden, Kirazlıtepe-Halkalı-Üniversite Metro Yapım İhalesi'nden ilgili olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapan Pelin Alpkökin’in beni araması üzerine haberdar oldum. Pelin Alpkökin'i daha önce ortak bir makale yazmış olmamız sebebiyle tanıyorum. İhaleden yaklaşık bir buçuk ay önce kendisi beni aradı, metro ihalesinin yapılacağını, projenin bazı teknik riskler içerdiğini ve yapım merkezini bildiğini, şirketimizi bu ihale sürecinde görmek istediğini söyledi. Ben de belediye ile o tarihten yaklaşık 10 sene öncesine kadar hiç bir temas ve tanışıklığımız olmadığı için şirketimizi tanıtmak ve projenin finansmanının nasıl sağlanacağı konusunda bilgi almak amacıyla Genel Sekreter olan Can Akın Çağlar Bey'den randevu istedim. Can Bey ile görüşmemde Fatih Keleş Bey de vardı. Görüşmede yapım merkezini ve daha önce gerçekleştirdiğimiz projeleri anlattım; kendileri daha önce yaptığımız projeleri takdir ettiklerini ifade ettiler ve şirketimizi bu zor işin ihalesinde görmek istediklerini belirttiler. Bu görüşme şirketin geçmiş tecrübesini, teknik yeterliliğini anlatmaya yönelik bir tanıtım görüşmesidir. Ayrıca bu görüşmede İBB'nin ödemeler konusunda önemli aksaklıklar yaşandığını duyduğumuzu ve bu işi kazanırsak bu konuda bir aksaklık yaşayıp yaşamayacağımızı da sorduk.
Daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından şirketimize davet gelmesi üzerine ihaleye katılmaya karar verdik. Bu katılım, şirketimizin 35 sene evvel yaptığı İstanbul'un ilk metrosu ile bağlantılı olmasına dayanmaktadır. Sonrasında ihaleye teklif vermeden yaklaşık bir ay önce Fatih Keleş Bey ile Haliç'te bulunan İBB'nin Kürek Kayak Sporu yapılan bir tesisinde görüştüm. Kardeşim Saim Özge ile buraya gittiğimizde "Bu ihaleyi almanız durumunda belediye için bazı sosyal yardım işleri yapmanızı isteyebiliriz" dediler. Ben de bu projenin teknik risklerinin yüksek, buna karşılık kâr marjının da çok düşük olduğunu, ancak ne kadar yardım yapabileceğimiz konusunda herhangi bir garanti veya söz veremeyeceğimizi, işi yaparken bize imal ettirilecek taleplerin bazılarını çok cüzi ve şirket defterlerimize işleyebileceğimiz nitelikte olması durumunda değerlendirebileceğimizi söyledim. Fatih Keleş Bey'in burada söz konusu taleplerle ilgili verdiği örnekler arasında belediye tarafından yapılması gereken sosyal tesis, iftar veya yemek çadırı veya semt pazarı düzenlemesi gibi sosyal içerikli konulardı. Hiçbir taahhütte bulunmayarak oradan ayrıldık. Sonra biz bu ihaledeki iş ortaklarımıza aktardık; iş ortaklarımız ile hakedişlerin ve sosyal yardım dahi olsa ucu açık talepleri kabul edemeyeceğimiz konusunda mutabık kaldık. Zaten bu görüşmeden sonra Fatih Keleş Bey ile ihale sonrasına kadar herhangi bir görüşmemiz olmamıştır. Daha sonra ihale iptal edildikten sonra bir görüşmemiz oldu. Bu görüşmede ihalenin neden iptal edildiği sorusu tarafımca yöneltildiğinde Fatih Bey, idarenin rekabet şartları yeterince oluşmadığından diyerek ihalenin iptalini ilgili makamlarca uygun görüldüğünü söyledi. Fatih Keleş Bey ile bu bahsettiğim görüşmeler haricinde herhangi bir görüşmemiz olmamıştır; kendisiyle ya da bir başkasıyla herhangi bir anlaşmamız olmamıştır. Kendisine ya da onun yönlendirdiği herhangi bir kişiye hiçbir maddi menfaat sağlamadık, bunların sözünü bile etmedik. Yukarıda da anlattığım üzere ortada kabul edilmiş bir teklif, üzerinde uzlaşılmış bir konu ya da bir menfaat vaadi yoktur.
Şimdiye kadar girdiğimiz yüzlerce ihaleden onlarcasını alnımızın akıyla aldık ve projelerini tamamladık. Ancak hiçbir zaman isnat edildiği gibi hukuka aykırı işlerin içinde olmadık. Kamu yararı ve sosyal faydayı hep ön planda tuttuk. İddianamede bana isnat edilen rüşvet suçuna dayanak olarak dosya arasında bulunan mesajlaşma kayıtları, Ertan Yıldız'ın beyanları ve Adem Soytekin'in beyanı gösterilmektedir. Ceyhun Avşar ile Ahmet Önal arasında geçtiği iddia edilen bir WhatsApp yazışması da söz konusu olmuş. Bu yazışmada benim ismim ya da yetkilisi olduğum şirketin adı geçmemektedir. Ben bu yazışmanın tarafı da değilim. Dosya içeriğinden haberdar olduğum üzere Ceyhun Avşar ile Ahmet Önal arasındaki mesajlaşma 13 Mart 2024 tarihlidir. Yani tarafımızca katılım sağlanan 26 Eylül 2024 tarihli ihale arasında 6,5 aylık bir zaman dilimi mevcuttur.
Toparlıyorum Başkanım. Söz konusu tarihte bahse konu metro hattının 5 Nisan 2024 tarihli ve haberdar dahi olmadığımız, katılım sağlamadığımız ve iptal edilen eski ihalesi bile henüz yapılmamıştı. Dolayısıyla bahse konu yazışmanın girmiş olduğumuz ihale ile ilişkilendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle söz konusu yazışmanın hangi gerekçelerle yapıldığı konusunda bir bilgi sahibi değilim. Yazışmadaki ismi geçen Fatih isimli şahıs kimdir bilmiyorum. Mesajlardan da bu dosyadaki anlatımlarla haberdar oldum. Nitekim Ceyhun Avşar Bey mahkemedeki savunmasında bu yazışmada geçen Fatih isimli şahsın Fatih Keleş olmadığını, Metro İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Fatih Gültekin olduğunu açıkça beyan etmiştir. Dolayısıyla bu yazışmanın ne benimle ne de katıldığımız ihale ile herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Ayrıca önemle belirtmek isterim ki Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar'ı ve İhale Komisyonu Başkanı Ahmet Önal'ı şahsen tanımıyorum. Kendileriyle hiçbir görüşmem olmadı. Diğer iddia, hiç tanımadığımız Ertan Yıldız isimli şahsın Fatih Keleş'in ihale için %7 komisyon üzerinden anlaşıldığı yönündeki beyanıdır. Bu beyanda da benim adım hiç geçmemektedir. Bu iki delilin hiçbirinde beni veya şirketimizi doğrudan hedef alan, benim bilgim ya da katılımım olduğunu gösteren somut bir husus bulunmamaktadır.
Sayın Başkanım, son olarak dosyada adı geçen Adem Soytekin isimli şahsı tanımam. Kendisiyle hiçbir görüşmem ya da tanışıklığım olmamıştır. Adem Soytekin şirket merkezimize gelerek kardeşim Sami Özge ile görüşmüştür. O gün benim de şirket merkezinde bulunmam ağırlıklı olarak kendisiyle ortak baz vermiş olabileceğimizi düşünmekteyim.
Sayın Başkanım, dosyada Fatih Keleş Bey'in çeşitli kişilerle bu ihale karşılığında %7 ya da 10 oranında bir pay ya da komisyon konuştuğunun bazı beyanlar vardır. Bu beyanların hiçbirinde benim şahsen böyle bir yüzde üzerinden bir anlaşma yaptığımı gösteren bir ifade yoktur. Kendi bildiğim ve yaşadığım görüşme biraz önce anlattığım Haliç'teki sosyal tesiste Fatih Keleş tarafından yöneltilen, açık bir rakam içermeyen sosyal yardım talebidir. Bu talebi dahi kabul etmemiştik zaten.
Sayın Başkanım, özetle; 35 yılı aşkın süredir alnımın akıyla çalıştığım, ülkemi yurt dışında temsil ettiğim meslek hayatımda ilk kez böyle bir isnatla karşı karşıyayım. Yapı Merkezi'nin bu hafta kutlayacağımız 61 yıllık tarihinde de bu olay bir ilktir. Üzerime atılan suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Hakkımdaki suçlamalardan beraatime karar verilmesini de saygılarımla arz ve talep ediyorum.
HAKİM SORUYOR
Hakim: Şimdi o Fatih Keleş'le görüşmenizden bahsettiniz. Daha önceki ifadenizde Pelin Alpkökin'in Genel Sekreter Yardımcısı'nın sizi aradığından bahsetmişsiniz. Oradaki ifadenizde şöyle bir husus var. Diyorsunuz ki: Bizimle de yatırım imkanlarını, bu ihale süreçlerinde görmek istediğini söyledi ve bana İBB'de bu işle Fatih Keleş'in ilgilendiğini, belediye içerisinde Fatih Keleş'in yetkili olduğunu, kendisiyle görüşüp firmamızı ona anlatmamızı söyledi.
Mustafa Başar Arıoğlu: Evet.
Hakim: Şimdi daha sonra da 1-1,5 ay sonra Fatih Keleş'in sizi aradığını, Haliç'e davet ettiğini, oraya gittiğinizi, orada görüştüğünüzü anlatmışsınız.
Mustafa Başar Arıoğlu: Evet.
Hakim: Orada size ne sıfatla bu ihale hususunu, açılan ne sıfatla görüştü sizinle Fatih Keleş?
Mustafa Başar Arıoğlu: Sayın Başkanım, ben nasıl tam onu... Sayın Fatih Keleş, danışman olduğunu bana ifade etmişti zaten. Zaten ben onu, Çağlar Bey'le yapılan toplantısında tanımış olmuştum daha önce. Sonradan bir tekrardan gittik, ziyaret ettik. Zaten bir iş adamı olarak idaremizin çeşitli makamlarıyla temas etmemiz, kendimizi anlatma çabamız, birtakım görüşmelerde bulunmamız çok sıra dışı bir şey değil. Bu maksatla yapılmış bir şeydir. Pelin Hanım'ın ifadesini de ben biraz yanlış anlamışım. O, şeyde, ifademde diyeyim ihale genelinde... İfadesi sırasında biraz stresin ve şeyin, baskının etkisiyle azıcık olayları karıştırarak, yanlış hatırlayarak şey yaptım. Sonradan notlarıma baktım. Kardeşimle de konuyu değerlendirdiğimde... Biz öncelikle Pelin Hanım bize, "Fatih Bey'le de görüşürseniz iyi olur" demiştir. Ama biz Fatih Bey'i, o zaman kendisini ben aramışımdır. Çünkü Fatih Bey'le Çağlar Bey'in yanında tanıştıktan sonra... Metrobüsün bir işe yarar mı, bir daha bir görüşsem bilgi... Kendisinin peşine düşmüşümdür. İş adamı olarak öyle bir şey yapmak, her türlü imkanı değerlendirmek zorundayız.Bir suç işlemek için değil de kendinizi anlatmak ve ihaleye davet edilmek için, öncelikle davet için de uygun görün... Ondan sonra, "Peki kazanırsak iptal etmeyecek misiniz? Zaten sizi arayıp davet etmediler mi öncesinde?"
Hakim: Yani ifadenizde demişsiniz ki Pelin Hanım aradı, aradı...
Mustafa Başar Arıoğlu: Bizi görmek istediğini söyledi ama...
Hakim: Pelin Hanım daha önce Çağlar... Sizinle daha önce çalıştığını, sizin firmanızı bildiğini...
Mustafa Başar Arıoğlu: Yok, o şöyle...
Hakim: Öyle bir ifadeniz var.
Mustafa Başar Arıoğlu: Yok, biz onunla bir makale yazımında ortak makale yazdık. Avrasya Tüneli ile ilgili bir makale yollamıştık. Benim ismimi de koydular saolsunlar.
Hakim: Şimdi biz ifadenizi okuduğumuzda şunları anlıyoruz. Makale falan değil. Diyorsunuz ki bak: "Bu yapılan ihaleden yaklaşık 1-1,5 ay önce davet listesinin oluşturulacağı günlerde beni aradı ve bana metro ihalesinin yapılacağını... Pelin'in daha önce çalıştığı için de bizim firmamızı bildiğini, Yapı Merkezi isimli firmayı da bu ihale süreçlerinde görmek istediğini söyledi. Ve bana İBB'de bu işi Fatih Keleş'in ilgilendiğini belirtti."
Mustafa Başar Arıoğlu: Evet.
Hakim: Yani...
Mustafa Başar Arıoğlu: Onu ben karıştırmışım efendim.
Hakim: Siz de aynı soruyu Sami Bey'e de sordunuz, bana da sordunuz. Mehmet Karataş'ın beyanıyla ilgili kabul etmiyorum dediniz o %7, %9 konusunu. Mehmet Karataş neden bu şekilde bir beyanda bulunmuş olabilir?
Mustafa Başar Arıoğlu: Efendim, Mehmet Karataş tabii kendisi de santrafordur. Bu işlerle uğraşıyordur. Sektörde bazı duyumlar alıyor. Bu ihaleler çıktığı zaman da bir sürü dedikodu ortaya çıkıyor. Belki bazı parçaları birleştirmeye çalıştı ama biz hakikaten herhangi bir yüzde konuşmadık Sayın Başkanım.
Hakim: Şimdi bir de bu biraz önce Sami Bey, kardeşiniz... Kardeşinize de, Sami Bey'e de o tarz sorular da geldi. Bu SGK borcunun ödenebileceği, teminat hususunun daha göz önünde alındığında Burato'nun SGK borcunun oradaki belirtilen 70 milyon civarındaki rakamın yüksek bir rakam olmadığı falan şeklinde... Kardeşinizin de buna yönelik verdiği birtakım cevaplar oldu. Şimdi sizin ifadenizde şöyle bir şey geçiyor. Diyorsunuz ki: "Bu… isimli firmadan bahsediyorsunuz girdiğiniz ihaleye... Ancak bu firmanın daha önce raylı sistemler alanında gerçekleştirdikleri işlerin belgesi bulunmadığından bu ihaleye tek başlarına katılmaları mümkün değildi. O süreçte firma olarak bizim de mali sıkıntılarımız olması nedeniyle ihaleye yatırılacak teminatın kendileri tarafından karşılanması durumunda ortaklığa girilebileceğimizi söyledik.” Şimdi siz teminatı yatıracak mali gücünüz yok o esnada. SGK ödeme hususunda nasıl bu kadar kolay bulunuyor?
Mustafa Başar Arıoğlu: Onu çok kolay açıklayabilirim. Biz yapılandırma sürecine başladık 2023 yılının sonundan itibaren. Dolayısıyla o sırada bankalardan teminat mektubu almamız mümkün değildi yapılandırma tamamlanmamış olduğu için. Ama o gün şirketimizin kasasında 7 milyon dolar para vardı. 30 Eylül tarihi itibarıyla baktırdım 2024'te. İspat edebileceğim 7 milyon dolar paramız varmış kasada. Gerekiyorsa biz o 2 milyon doları kullanıp o SGK borcunu ödeyebilirdik. Ama yapılandırma hakkımız olduğu için o hakkımızı kullanarak yapılandırdık. Dediğim gibi teminat mektubunu alamıyorduk ama SGK'dan temiz belgesi alabiliyorduk. Referanslarımız vardı. Bunu vermeye de hazır olan bir ortağımız oluştu. Dolayısıyla biz ihaleye o şekilde girdik. Yoksa zaten girmeyecektik.
CEYHUN AVŞAR SORUYOR
Ceyhun Avşar: Mustafa Bey geçmiş olsun. Şimdi biraz önce ihaleye davet edilme süreci için görüşmeler yaptığınızdan bahsettiniz. Sami Özge Bey ifadesinde 4000 kilometre raylı sistem iş bitirmeniz olduğunu bahsetti. Sabah da daire başkanının hatta İstanbul'da 4200 kilometre de kara yolu sorumluluk alanı var. Yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kara yolu ağ sorumluluğu kadar demir yolu işi bitirmişliğiniz var. Şimdi Ulaştırma Bakanlığı'ndan davet alır mısınız dedik, hemen hemen her ihaleden davet aldığınızı söyledi. Yani biz teknik insanlar tarafından davet kriterleri değerlendirildiğinde o dönem biz zaten çalışan firmalarımız arasında yoksunuz ve bize o dönemde çalışan firmalardan ifa güçlüğü bildiren, işi devam ettirmekte zorlandığını bildiren firmaları bu ihaleye davet etmediğimizde zaten Yapı Merkezi firması bizim birinci öncelikli davet kriter listemize girebilecek yeterlilikte bir firmaydı, ben sadece bunu hatırlatmak istedim. Sami Özge Bey'e bu konuyu detaylı sordum, davet kriterlerini, davet edilmenizin olağan durumunu zaten sordum. Şimdi bu ihalenin davet aşamasında sizin veya ortaklarınızın, sizin veya ortaklarınızla benim herhangi bir gizlilik ihlali yapacak, herhangi bir menfaat temini yapacak bir temasım, bir görüşmem, sizin veya ortaklarınızın diyorum, böyle bir şey duydunuz mu, gördünüz mü, böyle bir şahitliğiniz var mıdır? Böyle bir şey gerçekleşti mi?
Mustafa Başar Arıoğlu: Ceyhun Bey size de geçmiş olsun öncelikle. Hiç böyle bir şey duymadık, görmedik.
Ceyhun Avşar: Peki, yine ihale komisyonu üyeleri, İhale Komisyonu Başkanı Ahmet Bey için de aynısını söylediniz. Ben şunu söylemek istiyorum: Birtakım görüşmeler yapılıyor. Yani bizim, Ahmet Bey'in ve ihale komisyon üyelerinin dışında bazı görüşmeler yapılıyor; bazı vaatlerde bulunuluyor, işte "Sizi görürsek iyi olur." deniliyor vesaire. Sonra bazı görüşmeler yapıyorsunuz. İşte Adem Soytekin şirketinize geliyor, siz Haliç Su Sporları Kulübü'ne gidiyorsunuz. Buralarda veya ortaklarınızla toplantılar yapıyorsunuz; ortaklarınızın bizimle devam eden başka bir işi var, onlarla temaslar... Bu süreçte benim, bu süreçte ihalenin yürütülmesi sürecinde en ufak herhangi bir firmaya; sizin, bir başka firmanın veya ikinci ihaledeki kazanan firmanın —siz değilsiniz orada, başka firmalar kazanıyor— benim bu ihalede veya geçmişimde, sorarlar firma sahipleri, bürokratlar birbiriyle çalışıyor, sorarlar, herkes de herkesi bilir. Benim bir kuruş menfaat elde ettiğim herhangi bir şeyi veya bu tarz bir ihalede en ufak bir şekilde böyle fesat konusunun yanından geçebileceğine dair bir duyum veya herhangi bir şey gördünüz mü?
Mustafa Başar Arıoğlu: Bende hiç böyle bir bilgi yok kesinlikle.
Ceyhun Avşar: Şimdi ben bir de şu hususu sormak istiyorum: Bu ihaleyi zor bir kararla, zor bir süreç sonucunda iptal ettik. Yani başından beri zaten bize problemli bir ihale bu. Problemli olmasının sebebi de zaten Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle iptal edilmiş bir iş, projeleri hatalı hazırlanmış, revizyonu yaparken ciddi istişareler yaşıyoruz. Çok uzun metrajı olan ciddi bir iş. Şimdi sonrasında biz bu iptali yapıyoruz. Biz bu iptali yapmayıp sizi sözleşmeye davet etseydik, siz şirketin yönetim kurulu başkanısınız, bütün süreçlerden haberdarsınız, bu sözleşmeyi imzalayabilecek durumda mıydınız?
Mustafa Başar Arıoğlu: Ceyhun Bey, biz tabii teminat mektubu olduğu için gelip imzalayacak durumdaydık zaten ama gelip de imzalayacaktık davet etseydiniz. Ama iptal ettiğiniz için de size hak veriyoruz.
Ceyhun Avşar: Şöyle, ben bir serzenişte bulunmadım, ben şunu söyleyeyim: Biz de dünyada 4000 kilometre iş bitiren bir firmayı tabii ki isteriz ama beklediğimiz fiyat gerçekleşmiyorsa, beklediğimiz bir fiyat gerçekleşmiyor ve biz bunu daha ucuza ihale edebileceğimize inanıyorsak, bir risk alarak ihaleyi iptal ediyorsak 651 milyon TL daha uygun bir fiyata ihale ediyoruz. Gerekçesi başka bir konu. Sadece şuraya bağlayacağım: Yani burada bir teminat mektubuna el koyma ihtimali olamaz, dolayısıyla bu ihalede bir kamu zararı olmaz. Doğru mudur? Ben bunu sormak istedim.
Mustafa Başar Arıoğlu: Doğrudur. Teşekkür ederim.
Ceyhun Avşar: Sağolun.
CEYHUN AVŞAR MÜDAFİ ABUZER UZUN, MUSTAFA BAŞAR ARIOĞLU’NA SORUYOR
Abuzer Uzun: Ceyhun Bey'in avukatıyım. Sadece iki soru öncelikle. Şimdi bu ihale ile ilgili olarak sistem yani yargılamanın başından beri burada yoksunuz. Sadece dinleyici olacağınız zaman geldiniz ama müvekkilim halen tutuklu olduğu için… Yargılamanın başından beri bu ihaleler ile ilgili olarak dinleyen herkese benzer mahiyette sorular sorduk, müvekkilin size sorduğu mahiyette sorular sorduk. Siz şimdi bu ihale sürecinde belediyeye gittiğinizi ve görüştüğünüz kişileri rahatlıkla anlatıyorsunuz. Mesela ifadelerinizde "Benim yanlışım varsa düzeltin" dediniz. Dediniz ki ihalelerden önce belediye genel sekreter yardımcısı Pelin Hanım'la görüştüm. Ondan sonra Can Akın Çağlar Bey'in odasına gittik. Orada Fatih Keleş'le karşılaştım. "Ben buraya tamamen firmamı tanıtmak için bu ihale ile ilgili bir tanıtım yapmak maksadıyla gitmiştim" dediniz. Burada konuşulanların da başından beri, ister bu adı geçenlerle ilgili olsun, tamamı sosyal yardım adında bir talepte bulunulduğundan bunun dışında bir menfaat talebi olmadığından açıkça bahsettiniz. Şimdi müvekkilim size sordu açıkça. Dedi ki "Beni tanır mısınız?", "Tanımıyorum" dediniz. "Karşılaşmadım, görüşmedim" dediniz. Savcılığın iddiası ise bunun tam tersi. Savcılık şunu yapıyor iddianamede, diyor ki burada sizin yaptığınız bu görüşmeleri rüşvet anlaşması olarak nitelendiriyor ve diyor ki burada rüşvet anlaşması yapıldıysa mutlaka bir yerde ihaleye fesat karıştırılmıştır diyor ve buradan hareketle benim müvekkilime ihaleye fesat karıştırmadan bir yük yüklüyor. Benim müvekkilim rüşvetten şu anda yargılanmıyor. İddianamede rüşvetten suçlanmıyor, örgütten suçlanmıyor, ihaleye fesat karıştırmadan suçlanıyor. Şimdi böyle bir iddia olsa, yani böyle bir rüşvet anlaşması olduğunu biz zaten kabul etmiyoruz, siz de demiyorsunuz yok ama böyle bir şey olsa dahi peki ihaleyi iptal eden, ihaleyi, bahse konu ihaleyi iptal ederek bu rüşvet anlaşmasını bozan bir kişi olmasına rağmen, rağmen burada Yapı Merkezi tutumudur. Herhalde bunu da hatırlatıp soruyorum size. Siz müvekkille görüşmüş olsanız ya da müvekkille ilgili bir duyum almış olsanız ya da müvekkil bu ihale kapsamında gizli kalınması gereken belgeleri sizler ile bir yolla, bir vasıtayla ulaştırılmış olsa rahatlıkla söyleyebilir misiniz? Çünkü diğerlerini yaptığınız görüşmelerde rahatlıkla anlattığınızı görüyorum yani.
Mustafa Başar Arıoğlu: Hiç hiç öyle dediğiniz gibi bir şey olmadı.
Abuzer Uzun: Tamam, teşekkür ediyorum. İfadelerinizde bahsettiniz. İhalenin iptalinden, ihalenin iptalinden sonra haberim oldu dediniz.
Mustafa Başar Arıoğlu: Evet.
Abuzer Uzun: Onun öncesinde kimse size gelip de SGK ya da siz belediye görevlilerine ya da herhangi birine gelip "Ya bizim SGK borcumuz var, bu ihaleyi iptal etsinler" dediniz mi?
Mustafa Başar Arıoğlu: Hiç hiç söylemedik. Çünkü biz borcumuz olmadığını biliyoruz, onu biliyoruz. Elimizde kağıt da var.
Abuzer Uzun: Tamamdır. Fatih Bey'le daha sonrasında görüştüğünüzde dediniz ki biz mesela önceki ifadelerinizde böyle bir şey geçmiyordu, burada da açıkladınız mı? "Ben ihaleler neden iptal olduktan sonra ben gidip ihalelerin neden iptal olduğunu da öğrenmeye çalıştım" dediniz. "Yani sebebi başka, altında bir şey yatıyor mu bunu öğrenmeye çalıştım" dediniz muhtemelen. Fatih Bey de açıkça size "Bu ihaleler rekabet koşulları olmadığından iptal edildi" dedi mi?
Mustafa Başar Arıoğlu: Edildi sanıyorum.
Abuzer Uzun: Tamam, öyle. Çünkü biraz önce ifadenizdeki şeye göre söyledim. İfadenizde aynen böyle söylediniz.
Mustafa Başar Arıoğlu: Evet.
Abuzer Uzun: Peki, yani birazcık da teknik, firmanızın teknik kısmı ile ilgilenen arkadaşlara da sordum ama size de sorayım. Yani şimdi savcılığın iddianamesinde ve buradaki çapraz sorgularda işi dönüyor, dolaşıyor buraya getiriyor. Diyor ki "Ya madem böyle bir anlaşma yoktu, peki neden itiraz etmediniz?" diyor. Size de ben soruyorum. Firmanız, firmanız 1. ihaleden elenme sebebi rekabet koşullarının oluşması, daha sonra da size rekabet koşulları oluşmadığı için elendiği söylenmiş, altında başka bir neden olmadığı da öğrenilmiş. Siz de o günün şartlarına gelirsek yani buna bir itiraz etmeye karar verseydiniz haklı argümanınız var mıydı? Yani ne sebeple itiraz edecektiniz?
Mustafa Başar Arıoğlu: Hukukçularımıza bu konuyu danıştık efendim. "Bir şey elde edemezsiniz itirazla" dediler. "Vakit kaybedersiniz ihale idarede" dediler, dediler. Biz de bu ihalenin 21/B yapılmasının sebebi teknik olarak çökmek riski var. Bir an evvel ihale yapılıp inşaatın tamamlanmaya geçilmesi lazımdı. Bunun önüne duran kişi biz olmak istemedik. Zaten teklif sayısı da ikiye düşmüştü geçerli teklif sayısı. O da yani elini vicdanına koyan birisi için hakikaten az bir teklif sayısı. Dolayısıyla ben haklı buldum zaten yapılan işlemi. Ortağımıza da dedik ki o itiraz etmek istiyordu, "Kesinlikle itiraz etmeyelim, bırakalım idare ne istiyorsa yapsın" dedik.
Abuzer Uzun: Tamamdır. Şimdi biraz önce bahsettim ya. Biz yargılamanın başından beri müvekkilin iddianamede ihaleye ne suretle fesat karıştırdığını yani ne yaptığını, kime hangi kesinlikle fesat karıştırdığı açıklanmadığı için maalesef sorularla hususu aydınlatmaya çalışıyoruz. Sayın yargılama heyetimiz, Sayın Başkanımız ve heyet sorularını da ağırlıklı olarak rüşvet üzerinden, dolayısıyla mesela biz ihaleye fesat noktasında bu bu firmanın Yapı Merkezinin kamu zararı oluşturabilecek nitelikte bir SGK borcu olmadığını, teminat mektubunun hazineye gelir kaydedilmeyeceğinin heyet tarafından da anlaşılacağını düşünüyoruz. Bir de şöyle bir saçmalıkla karşı karşıyayız. Biraz önce de söyledim. Savcılık bir taraftan ihaleyi iptal, bir taraftan rüşvet anlaşması var. Rüşvet anlaşması varsa, varsa devamında da bunu kabul ederek söylüyorum rüşvet anlaşması olduğunu iddia ediyor. Rüşvet anlaşmasını ihaleyi iptal ederek bozan kişiyi de bu sefer "SGK borcu vardı, SGK borcu olduğu için aslında iptal etti" diyor. Yani bu hayatın olağan akışına çok uygun değil. SGK borcunuzun olmadığını ifadenizde vurguladınız ama yine söylüyorum biraz önce Sayın Başkanım sordu, dedi ki "Bankalarda teminat mektubu alamıyoruz demişsiniz." Şimdi bu ihale için teminat mektubu tutarı neydi? Sizin borcunuzun tutarı nedir? Yani bu aradaki farkı bir ortaya koyun lütfen.
Mustafa Başar Arıoğlu: Bu değerlendirmelere ben katılacak durumda değilim ama somut soruya cevap verebilirim. Yani 700 milyonluk bir, yaklaşık 700 milyonluk bir teminat mektubu, gayrinakdi risk artı 70 milyon borcumuz vardı yaklaşık.
Abuzer Uzun: Ve savunmanızdan da anladığım kadarıyla bu 70 milyon ödeyecek paralar o gün kasanızda dahi vardı dediniz zaten.
Mustafa Başar Arıoğlu: Vardı.
Abuzer Uzun: Dekontları var mı ya da sunabilir misiniz bunları?
Mustafa Başar Arıoğlu: Gerekirse mecbur kaldığımız noktada ödeyebilecek durumdaydık ama madem yapılandırma ve bunu zamana yayma hakkımız var, yayalım dedik.
Abuzer Uzun: Tamamdır. Peki önceki ifadenizde şöyle bir şeyden bahsediyorsunuz. Yani Pelin Hanım'ın aslında yanına gittiğinizden bahsederken de diyorsunuz ki "Raylı Sistemler Daire Başkanlığına gittim" diyorsunuz. Siz Raylı Sistemler Daire Başkanlığı ile karıştırıyor olabilir misiniz? Çünkü Raylı Sistemler Daire Başkanlığı ayrı, Pelin Hanım'ın olduğu yer ayrı. Bunlar aynı yerde, aynı bina olabilir ama farklı yerler.
Mustafa Başar Arıoğlu: Ben sadece binayı hatırlıyorum efendim. Yani hangi katı, hangi odaya gitti onu hatırlamıyorum. Orada Pelin Hanımla bir yerde görüştüm.
Abuzer Uzun: Peki, spesifik tek o zaman bununla bağlantılı son soruyu sorayım. Ceyhun Bey'in odasına gittiniz mi o görüşmede ya da Ceyhun Bey'in yanına uğradınız mı, gördünüz mü?
Mustafa Başar Arıoğlu: Ceyhun Bey'i daha önce de söylediğim gibi hiç görmedim. Adliyede, karakolda tanıştık.
Abuzer Uzun: Tamam, teşekkür ediyorum. Çok sağ olun.
FATİH KELEŞ MÜDAFİİ AVUKAT NERGİZ İNCE SORUYOR
Nergiz İnce:Fatih Keleş sizinle yapmış olduğu görüşmelerde sizinle ihale bilgisini paylaştı mı, bu bilgileri temin etmeniz için sizi bilirkişiye yönlendirdi mi veya size ihaleyi almanız konusunda bir taahhütte, bir vaatte bulundu mu? "Bunu almanızı sağlarım." gibi bir beyanı oldu mu? Kesinlikle hiç bu var mıdır?
Mustafa Başar Arıoğlu: Hayır, hiç yok.
Nergiz İnce: Bir de az önceki ifadenizde dikkat çeken husus oldu: Bu projenin düşük kâr marjına sahip olduğunu beyan ettiniz. Bu projede ortalama kâr marjı beklentiniz ne kadardı?
Mustafa Başar Arıoğlu: Böyle bir projede aslında %7-8 kâr etmek lazım ama bu projeye hazırladığımız teklifte kârımız %2-3 gibiydi. Bu işi almamızın özel nedenlerimiz var. Bu benim de daha önce şantiye şefi olarak çalıştığım, Yapı Merkezi'nin yaptığı ilk İstanbul metrosunun uzatması ve o dönemde inşaatları yapıp da bizim ortağımızın sinyalizasyon ve elektrifikasyonunu koyduğu ve yeterliliğimizin olmadığı o sistemleri... Ama bugün bizim tek başımıza yeterliliğini, kendi içimizde teknolojik olarak sinyalizasyon ve elektrifikasyon sistemini kurmak, bu yüzden buna heves ettik.
Nergiz İnce: Bu soruyu sormamın sebebi aslında şuydu: Bu AKM Yapı'nın sahibi Mehmet Karataş ve diğer iddia sahipleri yapılacak olan hakedişlerden %7-10 gibi bir oran alınacağı iddiasında bulunmuşlar. Sizin anlattığınıza göre ise az önceki sorumun cevabı bu işteki kâr marjınızın olması gerekenin de %7-10 olduğunu ancak %2-3 olduğunu ve çeşitli ticari sebeplerle bu ihaleye katılmak istediğinizi beyan ettiniz. Böyle bir işten sizin kendi hakedişinizden, bir an için talep edildiği varsayımına dayanarak soruyorum, bunun verilmesi mümkün müdür? Hakedişinizin böyle bir kısmını...
Mustafa Başar Arıoğlu: Hayır, mümkün değildir.
Nergiz İnce: Bir de son olarak şunu sormak isterim: Haziran ayında gözaltına alınıyorsunuz ve ifade veriyorsunuz. AKM Yapı sahipleri ise Temmuz ayında gözaltına alınıyorlar ve akabinde de aleyhte tutuklanıyorlar aslında beraberinde. Sizin ve kardeşinizin gözaltına alındığı tarihteki ifadelerinde dikkatimi çeken şöyle bir husus oldu: Siz şöyle bir beyanda bulunmuşsunuz, "Ortak işe girdiğimiz AKM'den başka bir hususta talepte bulunulup bulunulmadığı hususunda benim bir bilgim bulunmamaktadır." demişsiniz. Kardeşiniz ise, "Bildiğim kadarıyla AKM isimli firmanın Raylı Sistemler Daire Başkanlığı'ndan almış olduğu başka ihaleler de mevcuttur. Bu nedenle onların aktif işleri olduğu için belediye görevlileriyle daha sık görüşürler. Başka bir menfaat talebi gerçekleşmiş ise de onlardan gerçekleşmiş olabilir. Benim bu hususta bir bilgim bulunmamaktadır." demiş. Bu ifadelerin akabinde de bir ay sonrasında AKM Yapı'nın yöneticileri ve sahipleri gözaltına alınmışlar. Onlar da tam tersi bir iddiada bulunarak sizden bir duyuma dayandırmışlar bunu. Yine ikinci ihaleye de AKM ile değil Limak'la katıldığınızı söylemiştiniz. Aranızda ticari bir husumet veya bu olaylar sebebiyle sizin ifadeleriniz sebebiyle bir husumet, bir kırgınlık, böyle bir şey yaşandı mı? Bilginiz var mı bu konuda?
Mustafa Başar Arıoğlu: Benim bir bilgim yok bu anlattığınız kadarıyla.
Nergiz İnce: Bu ihale süreciyle sadece Mehmet Karataş mı ilgilendi, Can Karataş veya Erdinç Karataş'ın bir bilgisi dahli bulunmakta mı AKM adına?
Mustafa Başar Arıoğlu: Ben zaten Mehmet Karataş'la daha sık görüştüm, çocuklarını hiç görmedim.
Nergiz İnce: Teşekkür ediyorum, sağ olun.
BARAN KAYA SORUYOR
Baran Kaya: "Can Akın Çağlar'la toplantı için gittiğimde Fatih Keleş'le de orada karşılaştım." şeklinde anlattınız. Fatih Keleş'le toplantının, salonun toplantı yaptığınız yerde mi yoksa bekleme yerinde mi, tam olarak nerede karşılaştınız?
Mustafa Başar Arıoğlu: Genel sekreter odasındaydı.
MUSTAFA BAŞAR ARIOĞLU AVUKATI BÜNYAMİN ER:
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından düzenlenen iddianame Mahkemenizin esasına kaydı yapılmıştır. Öncelikle ve önemle bu usul eksikliğin belirtilmesi sabahki oturumda meslektaşımız da beyan etmişti. 140 no'lu eylemde konu edilen iade ile ilgili Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından daha önce verilen bir KYOK kararı mevcuttur efendim. Bu nedenle CMK 223'e 8'in ikinci cümlesine göre hareket edilmeli, yani Mahkeme tarafından kovuşturma kararı verilmesi bir kovuşturma şartı olduğundan Mahkemece kovuşturma şartının gerçekleşmesini beklemektedir.
Efendim müvekkil hakkında düzenlenen iddianameyle 140 no'lu eylem kapsamında ilk ihaleler ve her iki ihale açısından da ihaleye fesat karıştırma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir. Sevk maddelerine dair hukuki değerlendirmemizi yapmadan önce iddianamenin içeriğine dair anlatımlarımız olacaktır.
Bahse konu metro hattının toplam 4 adet ihalesi yapılmıştır. Birinci ihale 2017 yılında Mart ayında yapılmış, yüklenici tarafından.
İkinci ihale 5 Nisan 2024 tarihinde gerçekleştirilmiş, istekliyle sözleşme imzalanmadan ihale komisyonu tarafından iptal edilmiştir. Üçüncü ihalede yapılacak olan işin kapsamı genişletilerek 26 Eylül 2024 tarihinde ihale edilmiş, en avantajlı teklifi veren Yapı Merkezi AKB KZT iş ortaklığı sözleşmeyi imzalamadan rekabet şartlarının sağlanamadığından bahisle iptal edilmiştir. Dördüncü ve son ihalede ise Kasım ayında, Kasım 2024'te yapılmış, gerçekleştirilmiş ve müvekkilin şirketi teklif aşamasında elenmiştir.
Müvekkil Mustafa Başar Arıoğlu bahsettiğim üçüncü ve dördüncü ihale kapsamında yer almaktadır. 140 no'lu eyleme konu olan bu iki ihale ile ilgili süreç avukat Ogün Kuzu'nun ihbarlarıyla başlamıştır. Ogün Kuzu ihaleden bir gün önce ve 5 gün sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu ihbar dilekçesinde birkaç hususa değinmiştir. Bunlara az önce müvekkilim de bahsettiği için detaylı söylemeyeceğim efendim.
İlki 22 milyar ile 22 milyar 300 milyon TL arasında bir bedelle işin ihale edileceği belirtilmiş, ancak aradaki farkın 300 milyon TL olduğunu dikkatlerinize sunuyorum. İkinci husus; Belediyenin gizliliği ihlal edilerek Yapı Merkezi'nin ihaleye katılacak diğer firmalarla birlikte el birliğiyle yaklaşık maliyete yakın bir bedelle Yapı Merkezi'ne ihale edilmesi sağlanacağını belirtmişse de bu hususlar bir hayal ürünü olmaktan öteye gidemeyecektir.
İhaleden 5 gün sonra ihbarında bu hususlara ek olarak yaklaşık maliyete göre 10.000'de 4 kırımla işin alındığını belirtmiş ise de 10.000'de 4 gibi bir rakam değil, 1.000'de 4.7 yani 1.000'de 5 kırımdır efendim.
Yapı Merkezi'nin milyonlarca lira kesinleşmiş SGK borcu bulunduğu, SGK borcu bulunduğu, bu nedenle ihale dışı bırakılarak teminatlarının irat kaydedilmesi gerektiği belirtilmişse de bu hususta hukuka aykırılıktır. Zira az önce müvekkil ve diğer firma yetkilileri de bu hususu detaylarıyla anlatmıştır. Bu nedenle yönetmelik, tebliğ, genelge, kanun maddelerini okuyup bunları anlatmadan vaktinizi daha fazla almamak adına yalnızca dosyalarımızda bulunan ve az önce size de ekler arasında sunulan SGK yazılarından bir kısım okumak istedim.
Ekte görüleceği üzere Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca dosyalarınızın arasında bulunan bu evrakta burada ilgili dilekçeniz incelenmiş olup Türkiye genelinde 26/09/2024 tarihi itibarıyla yapılan sorgulamalarda Kurumumuza kesinleşmiş Sosyal Güvenlik Kurumu prim borcunun bulunmadığı tespit edilmiştir denmektedir.
Hülasa, ekler de mevcuttur. Yani kısacası borçlu olduğumuzu iddia eden kurum, Yapı Merkezi'nin bize borcu yok, peşinat yatırılarak taksitlendirildi, bu nedenle taksitlendirilen tutarlar kesinleşmiş borç sayılmaz diyor. İşte bu hayal ürünü ve gerçeklikten kopuk olan ihbar dilekçeleri uzmanlık gerektiği için Başsavcılığımız bilirkişi incelemesi talep ediyordu ve burada da aslında bilirkişiyle anladığımız Sayın Bilirkişiniz karşımıza çıkıyor. Sayın Başkan, Bilirkişiniz ihale konusunda uzman bir bilirkişi değil. İstanbul Bilirkişilik...
Sonradan bahsettiğimiz bu Ogün Kuzu'nun yanlış hesabını teklife uyarlayarak 10.000'de 4 kırım olduğunu yazmış raporda. Bilirkişinizin raporlarını incelediğimizde de uzmanlığının ihale olmadığını görebiliyoruz. Şöyle ki; ilk ihaleye yönelik raporunda aynen şu ifadeleri kullanıyor: "Hani yaklaşık maliyetin sızdırıldığına dair somut bir veri olmamakla birlikte ihaleye katılan isteklilerin tekliflerinin tutarlarının yaklaşık maliyete yakın olmaları ve icmal cetvelinin 11 ve 12. gruplarında yer alan imalatlar kalemleri için istekli sunduğu tekliflerin yaklaşık maliyetlerinde yer alan tutarlar ile birebir aynı olması dikkate alındığında yaklaşık maliyetin ihaleye davet edilen firmaya sızdırıldığı yönünde kuvvetli şüphe oluşturduğu yönünde bir tespiti vardır.
Yaklaşık maliyetin sektörde faaliyet gösteren tecrübeli firmalarca hesap edilip edilemeyeceği açıktır. Yaklaşık 60 yıldır sektörde faaliyet gösteren, 4000 kilometreden fazla demir yolu ve raylı sistemler iş bitirmesi olan Yapı Merkezi'nin yaklaşık maliyeti hesap edebilmesi oldukça doğaldır. Kaldı ki bu projenin yatırım tutarı sabah da eklerde sunuldu. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının 15 Ocak 2024 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak 2024 yılı yatırım programında 23.2 milyar TL olarak gösterilmiştir. Bu belgeye herkes tarafından ulaşılabilirdir.
Yaklaşık maliyet ile Yapı Merkezi'nin yer aldığı iş ortaklığının verdiği teklif arasındaki farkın da 105 milyon TL olduğu hususunu dikkatlerinize sunuyorum efendim. Yine icmal cetvelinin 11 ve 12. gruplarında yer alan imalat kalemlerinde 75'er milyon TL yazılması ihale makamınca şart koşulmuştur. Bu sebeple bütün firmalar bunu yazmak durumunda kalmıştır. Ve bu bedeller teklif aşamasında ihale dışı bırakıldığımız ihale edilen de bütün isteklilere yazılmalıdır, yazılmıştır.
Efendim bu 75 milyon TL de bedeli yazmadığımızı düşünelim. Yani 75 yerine biz 15 yazabilirdik, yazamazdık. Yazdığımız anda ihale edilen elenmiş oluruz. Bu yazılması zorunlu bir bedeldir. Az önce detaylı anlatıldı, ben de Sosyal Güvenlik Kurumunun cevabı yazısını okudum. Perşembe günü ifade veren Sanık Ahmet Önal da belirttiği gibi Kurum alacağım yok diyor, firma borcum yok diyor, bilirkişimiz hayır senin alacağın var senin de borcun var diyor. Üstelik bu borç iddiasını kazanmadığımız ve teklif verme aşamasında elendiğimiz son ihale için de ileri sürüyor. Ancak o ihale tarihinde de kesinleşmiş SGK borcumuz yine yok.
Ceza Muhakemesi Kanunu 68. maddesinin 1. fıkrasına göre mahkeme her zaman bilirkişinin duruşmada dinlenmesine karar verebileceği gibi ilgililerden birinin istemesi halinde de açıklamalarda bulunmak üzere duruşmaya çağırabilir. Bilirkişi İbrahim Süren'in duruşmada dinlenilmesi için hazır edilmesini talep ediyoruz.
Bu sayede Sayın Bilirkişi huzurunuzda Kurum Yapı Merkezi'ne 'Bana borcun yok' derken neden kendisinin 'Borcun var' dediğini Sayın Heyetinize ve bizlere anlatma imkanı bulacaktır. Bu talebimizin reddolunması durumunda da alanında uzman olan bir heyet tarafından yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep ediyoruz.
İddianamede atılı bulunan suçlamalara ilişkin savunmalarımızı daha sonra ayrıntılı bir şekilde gerek yazılı gerek sözlü yapacağız. Bu aşamada kısaca değinmek istiyorum Başkanım. Müvekkilin Adem Soytekin ile görüşmesi bulunmamaktadır. Baz kaydı olmasını (...) ile Adem Soytekin görüşse de şirket merkezinde olmasına bağlamaktayız. Zaten Adem Soytekin'in de müvekkil ile görüştüğüne dair bir iddiası bulunmamaktadır.
İddianamede 26 Eylül 2024 tarihlerinde gerçekleştirilen ihaleye ilişkin %7 oranında bir anlaşma olduğu anlatımlara yer verilmiştir. Buna en büyük delil olarak da Ceyhun Arslan ve Ahmet Önal arasındaki mesajlaşmalar gösterilmiştir. Ancak dosya içeriğinde görüldüğü üzere mesaj tarihi 13 Mart 2024.
Az önce metro hattının 4 adet ihalesinin yapıldığını anlattım, detaylı bilgi de vermiştim. Henüz 5 Nisan 2024 tarihinde gerçekleştirilen ve müvekkile ait firmanın katılmadığı ihaleler dahi yapılmamıştır. İhaleler daha sonra yapılıp iptal edilmişken ondan sonraki yaklaşık 7 ay sonraki ihaleyle ilişkilendirilmesi mantık dışıdır. Bu mesajlaşmanın da katılmış olduğu ihalelerle ilgili olmadığı açık bir şekilde ortadadır.
Müvekkil Mustafa Başar Arıoğlu, diğer sanık Fatih Keleş ile olan görüşmelerini tüm şeffaflığıyla anlatmıştır. Kendisine yöneltilen talep; hayır işi, sosyal tesis yapımı gibi taleplerdir. Müvekkil de bu taleplerin net olması gerektiğini, işin kâr paylarının yüksek olmasından ötürü yüksek olması nedeniyle şirket yetkilerinin bağış olarak işlenmesi gerektiğini bildirerek herhangi bir anlaşma yapmadan 'Ortaklarımızla görüşmem gerekiyor' diyerek görüşmeden ayrılmıştır. Daha sonra da bunu iş ortaklığı yaptığı Mehmet Karataş ile paylaşmış, o da talebin net olması gerektiğini söylemiştir. Bu görüşmeden sonra ihale tarihine kadar , Fatih Keleş ile herhangi bir görüşme gerçekleştirmemiştir. Dolayısıyla ortada herhangi bir anlaşma bulunmamaktadır. Bu nedenle soyut iddiası soyut bir iddiadır.
Müvekkil Mustafa Başar Arıoğlu iddianamede her iki ihale açısından da ihaleye fesat karıştırma suçundan sorumlu tutulmaktadır. Buna gerekçe gösterilen hususlar şunlardır:
Birinci husus; ihaleye katılım yeterliliğimizin olmadığı iddiası, yani SGK borcumuzun olduğu iddiası ki az önce detaylarında anlatıldı. Sayın Başkanım, her iki ihalede de kesinleşmiş SGK borcumuz olduğu iddia edilmektedir. Dolayısıyla geçici teminatın irat kaydedilmesi gerektiği iddia ediliyor. Kesinleşmiş SGK borcumuz olmadı, zaten irat kaydedilmedi, ihaleler dışı bırakılmamız mümkün değil. Dolayısıyla bir kamu zararından da söz edilemez.
Sayın Başkanım, bu noktada üzerinde durulması gereken en önemli husus şu: Yapı Merkezi'nin SGK borcuna ilişkin 20 Eylül tarihinde yapılandırma gerçekleştirildiği ve borcun %10'unun yatırıldığı konusunda bir tereddüt yok. Evraklar zaten çok açık. Burada soru işareti olarak görülen husus 20 Eylül tarihli tecilin 24 Ekim'de onaylanması. 7 Ekim'de ihale reddedilip iptal edilmedi, sözleşmeye davet edilseydi 'Borcu yoktur' kağıdını sunamazdı iddiası var.
Genelgeler, yönetmelikler çok açık. İlk taksit ödenince yapılanmış sayılıyor. Ancak sözleşmeye davet edilseydik ne yapardık? SGK'da sözleşmeye idaremiz çağırdığı zaman gelin imzalayın diye, bu durumda yapılması gereken husus şudur: SGK ile görüşüp bir yazı alabilirsiniz. Yurt içinde ve yurt dışında her yıl 30 civarı ihale katılan bir firma için, yani ayda ortalama 2-3 ihaleye katılan bir firma için bu durum bir rutindir. Her ihalede yapılan bir uygulamadır. Türkiye'de ihaleye katılan bütün firmaların gerçeği budur. Diyelim ki SGK bekletiyor, biz de bu belgeyi alamıyoruz, bir an önce idareye sunmamız lazım. O zaman ne yaparız? O zaman da ödetilirdik. Kasamızda bunun için müsaatti.
Sayın Başkanım, ihale tarihinde Yapı Merkezi'nin devam eden işleri Tanzanya, Romanya, Bosna, Macaristan ve Arabistan'dır. Buralarda da devam eden işleri mevcuttur. Aynı zamanda biz az önce müvekkil de bahsetti, 30 Eylül tarihi itibarıyla şirket bankalarında 7 milyon... 7 milyon 874 bin 484 Amerikan Doları medufatı para vardır.
SGK'ya olan borcumuzun o tarihteki kur üzerinden yaklaşık 2 milyon dolar olduğu görüleceği üzere bu durumda bizim bu borcu da ödeyebileceğimiz de anlaşılacaktır. İhaleye fesatla ilgili suçlamalarımızın ikinci hususu yaklaşık maliyetin bilindiği iddiası. Bu iddiayı destekler dosyada tek bir somut delil bulunmamaktadır. Tek dayanak az önce bahsettiğim hususlar 11 ve 12 no'lu icmal cetvellerinden bahsettik, detaylı anlattık, bir daha anlatmayayım efendim.
Diğer husus ise ikinci ihaleyi yurt dışı iş bitirme belgeleri verilmesi sebebiyle ihaleye fesat karıştırma iddiası mevcuttur. Sayın Mahkeme Başkanı, ihaleye fesat karıştırma suçunda en önemli konu hiledir. Hile olmadan fesattan bahsedilemeyecektir. İdarece kolaylıkla tespit edilebilecek bir belge ki tespiti yapılarak firma ihale dışı bırakılmıştır. Bu belgenin sunulması hile olamayacağı için fesat oluşturmaz. Bu sade bir eksikliktir ve bu idarece kolaylıkla tespit edilmiş, firma ihale dışı bırakılmıştır.
Bu anlatımlarımız ışığında iddianamedeki kurgunun gerçeklikten uzak olduğu görülecektir. Zira iddianamede 26 Eylül 2024 tarihinde gerçekleştirilen ihaleye ilişkin %7 oranında bir anlaşma olduğu, SGK borcumuz olduğu için 'Borcu yoktur' kağıdı sunamayacak durumda olmamız sebebiyle kazanmış olduğumuz ihale ile ilgili bu sözleşmeyi imzalayamayacak durumda olmamız sebebiyle ihalenin iptal edildiği, geçici teminatımızın bu şekilde kurtarıldığı iddia edilmektedir.
Sabit olduğu üzere kesinleşmiş SGK borcu olmayan ve en avantajlı teklifi vererek ihaleyi kazanan firmamızdan, sözleşme imzalanmadan ihalenin iptal edilmesi idarenin müvekkil şirketi koruduğunu değil, zarara uğrattığını gösterir. Dolayısıyla iddianamedeki kurgu zinciri çökmüştür.
Efendim, bu ihaleye neden itiraz etmediğimize dair sorular gelmiştir. Bu ihaleye itiraz etmedik, şöyle: Bunu bugün de müvekkil bana sorsa, "Ya böyle bir ihale yapıldı, itiraz edebilir miyiz?" ben yine kendisine etmediğini söylerim. Zira Kamu İhale Kurumunun kararları ve Danıştay kararları mevcuttur. Şöyle, siz sabah Sayın Başkanım demiştiniz ki "Ya idare zaten sizi ihaleye çağırıyor. O yüzden niye iptal etsin ki?" demiştiniz. Zaten sırf bu sebepten dolayı itirazınız kabul görmüyor zaten. Çünkü Kamu İhale Kurumu ve Danıştay olaya şöyle bakıyor: İdarenin takdir yetkisi, idarenin seninle bir sorunu olsa zaten seni ihaleye davet etmeyeceği için rekabet şartları yani 4734'ün 5. maddesine göre iptal ettiği gerekçelerle bağlı olarak itirazınızı ileri sürebileceğiniz için yapacağınız itiraz hiçbir sonuç vermeyecekti ve aynı zamanda da idareyle ters düşecektiniz. Bu nedenle itiraz edilmedi.
Sayın Başkanım, aşamalarda ayrıntılı olarak anlatacağız elbette. Ancak önemle vurgulamak isteriz ki aleyhe olan beyanın ancak beyan sahibinin kendi lehine bir hukuki durumu elde ettiği anda belirmesi, bu beyanın güvenilirliğini esaslı biçimde zayıflatmaktadır. Hükme esas alınamayacaktır. Yazılı beyanımızda da buna ilişkin emsal kararları dosyaya sunacağız.
Müvekkil Mustafa Başar Arıoğlu'nun atılı suçlardan koşulların oluşmadığı için ayrı ayrı beraatine karar verilmesini talep ediyor, sabrınız için teşekkür ediyorum.
AYHAN TAŞ SAVUNMASI – 22.09.2026
AYHAN TAŞ: Sayın Başkanım, sayın mahkeme heyeti; ben 17 yıldır kamuda görev yapan bir devlet memuruyum. Huzurunuzda bulunma sebebim iki ayrı eylemde ihaleye fesat karıştırma suçlamasıdır. Bu suçlamayı kabul etmiyorum çünkü böyle bir suç işlemedim. Eylem 134'e konu olan 2022/495054 İKNE no.lu ihale, benim Anadolu Yakası Yol Bakım ve Onarım Şube Müdürlüğü görevini yaparken daire başkanımız Sayın Seyfullah Demirel'in izinde olduğu üç günlük süreçte kamu iş ve işlemlerinin aksamadan yürütülmesi için atmış olduğum, ihale onayına vekâleten atmış olduğum imzadan kaynaklanmaktadır. Bu ihale kış şartlarıyla mücadele ve yağmur suyu kanal temizleme işidir.
Eylem 137'de 2022/1183896 İKNE no.lu ihaledir. Yine bu ihale de kış şartlarıyla mücadeleyi kapsayan ihalemizdir. Burada belirtmek isterim ki Sayın Başkanım, Seyfullah Bey'in herhangi bir görevi yoktu. Ben Temmuz 2022'de Yol Bakım Daire Başkanlığı'na geldim ve Kasım 2025'e kadar bu görevi yürüttüm. Bu süre içerisinde Seyfullah Demirel’in bir görevi olmadığı için burada bilirkişi yanlış bir tespitten dolayı suçlama isnat etmiştir, bilginize arz ederim.
Sayın Başkanım; ekonominin, sosyal hayatın, kültür ve turizmin kalbi olan İstanbul'da günlük hayatın aksamaması için görevler üstlendik. Bu çerçevede de birçok iş yaptık. Bu çalışmaların en kapsamlısı ve en risklisi kış şartlarıyla mücadele, yağmur suyu kanal temizlik çalışmalarıdır. Nüfus ve araç trafiğinin yoğunluğu, aynı zamanda değişken iklim koşullarının getirdiği kararsız hava olayları, deniz etkili kar yağışları ve benzeri durumlar maalesef ki bu çalışmaları olumsuz yönde etkilemektedir. Çalışma sürecinde ortaya çıkabilecek olumsuzluklar ve aksaklıklar ekonomik kayıplarla beraber, doğuracağı risklerle beraber can ve mal güvenliği riskini de büyütmektedir. Bu sebeple çalışmaların hızlı, bütüncül ve etkin yürütülmesi esastır.
Daire başkanlığımız yıllara dayanan tecrübesiyle şekillenen kış şartlarıyla mücadele çalışmalarını yeni risklerin doğrultusunda yeni tedbir, araç ve uygulamalar eklenmesiyle devam etmektedir Sayın Başkanım. Kış şartlarıyla mücadele ihaleleri de bu içerikte ve bu kapsamda hazırlanmıştır. İhalelerimizi hazırlarken 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun temel ilkeleri çerçevesinde hareket ettik. İşin niteliğini ve kamu hizmetinin gerekliliklerini ön planda tuttuk. Kurumumuzun tecrübeleriyle beraber benzer işleri yapan kamu kurumlarının ve Karayolları'nın uygulamalarını takip ettik. Bu çerçevede de karşılıklı olarak tecrübelerimizi birbirimize aktardık.
Sayın Başkanım, teknik gerekçelerimizi ve hukuki dayanaklarımızı açıklamalarda olarak zaten yazılı olarak sunacağız mahkemenize. Avukatlarım da bu konuda çalışmayı yapmış olması lazım, yüklemiş olması lazım.
Sayın Başkanım, iki ayrı eylemden suçlandığımı arz etmiştim. Eylem 137 benim tamamen sorumluluğumda olan konudur. Eylem 134 ve 137 büyük bir benzerlik göstermektedir ama en önemli fark burada araç yaş kriteridir, model yaşı kriteridir. O yüzden birçok başlığa kısaca değineceğim ama Eylem 137'deki bu unsura değinmek için Eylem 137'nin hazırlanma şartlarını arz etmek isterim.
Eylem 137 no.lu kış şartlarıyla mücadeleyle ilgili ihalemiz 2022 Ocak ayındaki yaşanan, az önce bahsettiğim risklerin de gerçekleştiği ve olumsuz etkileri sonucunda hazırlanan bir ihaledir. Ulaşım sisteminin sekteye uğradığı, tırların, araçların yolda kaldığı, vatandaşlarımızın trafiğin durmasıyla telaş ve kaygıyla, kapıldıkları kaygıyla güvenli bir alana ulaşmak için yaya trafiği, yaya şeklinde hareket ettikleri, halihazırda görüntüleri hepimizin, bunu konuşurken bile gözlerimizin önüne gelmiştir, bu görüntüler hala hafızamızdadır. Kazalar, araç arızaları ve yolda kalan araçların, terk edilen araçların mücadeleyi aksatmış olması ve bazı yolların 2-3 gün kapalı olması İstanbul'da ciddi ekonomik kayıplara sebebiyet vermiştir.
Yaşanan kriz sonrası AFAD'da valilik makamımızca hızlı şekilde koordinasyon toplantıları başladı. Bu koordinasyon toplantılarında alınan kararlar ya da ilkeler doğrultusunda geri dönüşler de takip edildi ve de gerekli sunumlar yapıldı. Bu çerçevede tüm kamu kurum ve kuruluşları kış şartlarıyla mücadelede direkt ya da ikinci derecedeki görevli tüm kamu kurum ve kuruluşları İstanbul'da aynı manzaraların yaşanmaması için hazırlıklara başladılar.
Bu hazırlıklar azami ölçüde hazırlıklardı. Sayın Başkanım, bütüncül hareket de yine ana esaslardan bir tanesiydi. Daire başkanı olarak biz de kendi açımızdan yaptığımız çalışmalarda geçmiş dönemdeki çalışmalarımızla beraber iş süreçlerimizi değerlendirdik ve güçlü ve zayıf yönlerimize baktık. Biz birçok başlıkta yenilikler gerçekleştirdik. Bu yenilikleri gerçekleştirirken ve risk değerlendirmelerini yaparken bizim için en önemli olan ve sahada da kabiliyet, operasyonel yetkinliği yüksek olan 2. Bölge Müdür Yardımcılığımız, Anadolu ve Avrupa Yakası Yol Bakım Müdür... Sayın Başkanım, bu operasyonları yürüten ihaleyi yapan Makine İkmal Şube Müdürlüğümüzdür. Operasyonu yürüten, sahada 2600 daimi personeli, ama kışın da 5000'e yakın personeli bulunan Anadolu Yakası ve Avrupa Yakası Yol Bakım Müdürlüklerinin 10 tane müdür yardımcılığı vardır. Müdür yardımcılıkları 7 gün 24 saat esasıyla çalışmaktadır. Tabiri caizse hastanelerin acil servisi gibi şehrin acil servisinde yol bakımını Daire Başkanlığı ve ilgili müdürlükler yürütmektedir.
Sayın Başkanım, aldığımız önlemlerin başlıklarını arz edeceğim sizlere. 4200 kilometrelik yol ağımız bulunmaktadır. Bu yol ağında araç çıkış mesafelerini kısalttık. Kar küreme araçlarımızın sayısını arttırdık. Özellikle kent merkezlerindeki yoğun trafikten dolayı uzun mesafelerde kar küreme araçlarının yaratacağı müdahaledeki gecikmenin yaratılacağı problemleri önüne geçtik.
Tuz ikmal noktalarımızın sayısını arttırdık, bu çok önemli Başkanım. 80'den 130'a yaklaştı. Çünkü küreyicinin tuzu bittikten sonra tekrar olay mahallinden ayrılıp tuz nakledip de geri dönmesi, mesafe kaybetmesi, zaman kaybetmesi yollardaki aksamaları da büyüteceği için bunu da özellikle tekrar... üzerinden, yine bölge müdür yardımcılıklarımızın deneyimleri üzerinden tamamladık.
Bölünmüş yollardaki orta yollar, bölünmüş yollarda ve bölünmüş yollarda otobariyerlerimizin 2022 kış aylarında oluşan şartlarda müdahaleyi engellediğini tespit ettik. Bütüncül olarak baktığımızda birçok alanda bölünmüş yollarda otobariyerleri açarak müdahaleleri daha hızlı, etkin şekilde yürüttük. Müdahale hızımız ve kabiliyetimiz çok daha etkin hale geldi.
Sayın Başkanım, aslında bu anlattıklarım direkt eylemle ilgili ama hızlandıracağım. Anladım Sayın Başkanım. Özellikle şunu da belirtmek isterim Sayın Başkanım, Karayolları Bölge Müdürlüğü ile birebir çalıştığımız için hızlı şekilde çalıştık. Bu hızlı çalışma derken hızlı şekilde toplantılarımızı yaptık, koordinasyon toplantılarımızda tanımsız yol bırakmadık Başkanım. Bütün yolları birebir çalıştık. Bu çerçevede de tanımsız bir müdahale yolu bırakmayarak İstanbul'un ulaşımdaki sıkıntılarını bütüncül olarak, bütüncül yaklaşım, Valiliğimizin de yaklaşımı çerçevesinde hareket ettik.
Sayın Başkanım, özellikle bir konuyu aktaracağım, o da dediğim gibi direkt savunmamızla ilgilidir. Diğer bir görevimiz bizim Türkiye Afet Müdahale Planı'nda etkin rolümüzdür. Türkiye Afet Müdahale Planı'nda üç başlıkta çalışmamız vardır Sayın Başkanım. Bunlardan bir tanesi, özellikle ismini söyleyeceğim çünkü bir sonraki maddede kullanacağım bunu, Ulaşım ve Alt Yapı Grubu. İkincisi Teknik Destek Grubu, üçüncüsü de Enkaz Kaldırma Grubu. Sayın Başkanım, buradaki esas husus şudur: Afet anında biz Daire Başkanlığı olarak Büyükşehir Belediye Başkanlığımızdan bir talimat verilmesini beklemeden prosedür gereği Karayolları Bölge Müdürlüğümüzün destek çözüm ortağı olarak hareket ederiz. O yüzden elimizdeki tüm araç, gereç, personelin listesi Karayolları Bölge Müdürlüğümüzde vardır, Türkiye Afet Müdahale Planı portalında da bütün bilgiler mevcuttur. Az önce bahsettiğim çerçevede bu çalışmalarımızı yürütürken de bu prosedürleri uyguladık çünkü İstanbul'daki en küçük aksaklık afet boyutuna ulaştığını gördük.
Sayın Başkanım, hızlandıracağım. Şöyle ki: Sıfır-iki yaş tercihimiz bize de verilen bir yetki. İşin niteliğini, teknik kriterlerini ve standartlarını belirleme konusunda idareleri yetkili kılmıştır. Kar küreme aracı gibi kış şartlarıyla mücadele işlerinde işin bel kemiğini oluşturan bir aracın yolda kalması kabul edilemez ve de kaldırılamaz bir yüktür. Yaşlı araçların mekanik ve elektronik motor arızaları tespit ettiğimiz konulardan biriydi. Risk analizlerimizden esas olan kamyonların bir daha sahaya çıkmanın yaratacağı can ve mal güvenliğinin önüne geçmek için takdir yetkimizi kullandık ve bu yönde de Karayolları 1. Bölge Müdürlüğümüzün kar ve buzlanmayla mücadelesi içeren bir ihalesi vardır. İhale 2025'tir Sayın Başkanım. 2025 yılında yapılan ihalede yine Gümüşova Çamlıca gişelerinde kar mücadele işlerinde model yaş şartı aranmıştır. Bu çerçevede de Sayın Başkanım, bir ihaleye itiraz var. Kamu İhale Kurulu kararı da der ki bu itiraz geçerli, itirazı geçerli bulmamıştır. Çünkü araç model belirleme kriteri idarededir der. Ama ben özellikle şu kısmı da belirteyim bu ihale ile ilgili, zaten yazılı savunmamızda var, 2025 yılında yapılan ihalenin istenen araç yaş yaşı 2023'tür çoğunun, 2022-2023.
Sayın Başkanım, kışla mücadele, yağmursuyu kanal temizleme ve derelerin ıslah edilmesi ile ilgili bir problem, bir bulgu var bilirkişi tarafından. Teklife kapalı tutulmasının bir suç unsuru oluşturduğunu ve bunun da ihaleyi kısıtladığını, bir firmayı işaret ettiğini belirtir. Kamu İhale Genel Tebliği 17.7.1.4 maddesi yanlış yorumlanmıştır, eksik yorumlanmıştır. Orada işin niteliği ve doğal sebepler. Sayın Başkanım, az önce arz etmiştim. Bizim Daire Başkanlığımızın adı Yol Bakım ve Altyapı Koordinasyon Daire Başkanlığı. Devletimizin bize verdiği Destek Çözüm Ortaklığı görevindeki ana üç görevimizden birisi de ulaşım ve altyapı. İkisi hiçbir zaman birbirinden ayrı olmamıştır. Üçüncü olarak da bu şekilde geçmektedir. Kaldı ki karla mücadele, göllenme, kar mücadelesinden sonra yağışların, kar sularının erimesiyle drenaj sistemlerinin bütüncül çalışması çok esastır.
Yine bu konuda Karayolları Genel Müdürlüğümüzün 13. bir ihalesi oluyor. Danışmanlık işi ihalesi de bu çerçevede Karayollarını haklı buluyor. Yine 2014, 2015 ve 2016'da benzer uygulamalar geçmişten beri yapıldı. Biz bu bayrağı devre alırken arkadaşlarımızın büyük emekleri var Yol Bakımda, biz de bayrağı devrettik. İnşallah daha da başarılı olacak arkadaşlar. Bunu şunun için söylüyorum: Yeri ve zamanı geldiği zaman Sayın Başkanım, Yol Bakım ve Altyapı Koordinasyon Daire Başkanlığı kendisine verilen yetki ve sorumlulukları yerine getirmek için ihale yöntemlerinde de farklı şekillerde hareket edebilir. Bizim yaptığımız ihaleler açık ihalelerdir. Can ve mal güvenliğini koruyan ve bu çerçevede her türlü görevi olan, yaptığı her işte bu çerçevede bakılması gereken Yol Bakım Daire Başkanlığının eğer bir kısıtlayıcılık ya da katılımı engelleyici bir durum olsaydı 21/b pazarlık ihalesi yapabilirdi. Çok daha hızlı yapabilirdi, yapar da. Yeri ve zamanı geldiği zaman yapar da. Ama biz bütün bunlara rağmen açık ihale yaptık. Geçmişteki arkadaşlarımız bu usulü yapmıştır. Bu usulü yapmaları da bir suç teşkil etmemiştir, gereğini olduklarını yapmışlardır. Onun ona da tam güvenim vardır.
Sayın Başkanım, birkaç konu daha var arz edeceğim, sonra sorular olursa cevaplayacağım. Sayın Başkanım, yine iki konu var. Bunlardan bir tanesi fiyat dışı unsur. Fiyat dışı unsur zaten kalite, nitelik açısından önemli bir konu. Aynı zamanda fiyat manipülasyonlarıyla karşılaşılabilir. Kamu kaynaklarının verimli kullanılması için de çok önemlidir. Biz de bu çerçevede bunları kullandık. Sayın Başkanım, benzer iş tanımımız zaten birçok kez konuşuldu. Orada da koyulan çöp, yani atık toplama, kent arama... Bunları koyduğumuz zaman katılımı genişleten bir unsur. Bunu da kısıtlayıcı ve ihaleye fesat karıştırılması dahilinde gözükmektedir. Sayın Başkanım, ben kamu görevlisi olarak görevimi yaptım. Kamu hizmetlerinin değişen ihtiyaçlarına göre hareket ettim. Kamu hizmetinin aksamaması, vatandaşın can ve mal güvenliği gözetilerek görev yaptım. Üzerime atılan suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum.
BAKİ AYDÖNER MÜDAFİ SORUYOR:
Avukat: İBB Avrupa Yakası Yol Bakım Müdürlüğü'nün 2023/ 113 21 34 ihale numaralı Avrupa Yakası asfalt kaplama ihalesi var, 1 milyarlık. Danış asfalt, Aksert iş ortaklığı tarafından alınmış. Firmaların adına Serbülent Danış ile İrfan Öndaş bu ihaleyi almış. Bu ihale 2023-2024 yılı içerisinde yapılmak üzere sizin Yol Bakım Daire Başkanı olduğunuz dönemde alınmış ve tamamlanmış, doğru mudur?
Ayhan Taş: Doğrudur. Benim dönemimde yine edilmiş bir ihaledir.
Avukat: Tamamdır. İlk hakedişi 29 Şubat 2024 yılında imzalamışsınız. Bu tarihte firmanın yapmış olduğu iş 4 milyon 990 bin tutarında. 31 Mart'ta yaklaşık 69 milyon, 30 Nisan'da da 98 milyonluk iş yapılmış. Toplamda 172 milyon tutarında bir hakediş raporu düzenlenmiş. O hakediş raporlarında da sizin imzanız var. Bunlar da gerçeği yansıtıyor, değil mi?
Ayhan Taş: Attığım imzanın arkasındayım, tabii ki.
Avukat: Yani arkasındasınız raporların, tamamdır. Serbülent Danış'ın iddiasına göre nisan sonunda 380 milyonluk bir alacak birikmiş. Yani onun iddiasına göre Danış firmasına ait kısmın %76'sı tamamlanmış. Ancak hakediş raporlarına göre bu durum tabii gerçeği yansıtmıyor ama sorum şu şekilde: Şubat, mart ve nisan aylarında, yani havaların yağışlı olduğu aylarda asphalt işinin tamamlanmaması mümkün müdür? Yani süreç nasıl ilerler? Asfalt daha çok hangi aylarda dökülür?
Ayhan Taş: Sayın Başkanım, bunu isterseniz az önce savunmamı yaptığım eylemlerle birleştirmek isterim. Yol Bakım Altyapı Koordinasyon Müdürlüğü'müzün bünyesinde Altyapı Koordinasyon Müdürlüğü'müz vardır. Bu çerçevede biz her yıl ekim ayında, eylül ayında bir toplantı yaparız ve İstanbul'daki tüm altyapı kuruluşlarına kazı yasağı getiririz. Yani kazıların yapılmaması, iş ve işlemlerin aksatılmaması için, vatandaşlarımızın mağdur olmaması için. Ve de kışın da asfalt hava koşullarından dolayı asfalt da çok şey daha nitelikli asfalt çalışması olmayacağı için durdururuz. Ama can ve mal güvenliği olan işlerde bakım işlerini, gerekirse de asfalt serim, yani biraz daha büyük işleri yaparız. Ama bu çerçevede bakarsak çok düşük miktarda yaparız biz bunu. Bilmiyorum, Serbülent Bey bunu söylerken Yol Bakım'ın sadece 380’ini mi aldı, yoksa başka bir bildiği mi var, bilmemekle beraber şunu söyleyeceğim size: Bizler genelde tonajımızı şöyle yaparız. Zaten kazı yasağı olduğu için marta kadar bekleriz. O döneme kadar o dönemde olan can ve mal güvenliği riskini ortadan kaldırmak için belli bir miktarda asfalt dökeriz. Ama okulların tatil olmasıyla beraber, bu mayıs aylarında ya da havanın ısınmasıyla beraber, trafiğin de müsaade ettiği çerçevede haziran, mayıs, haziran, temmuz, ağustosta pike çıkar bu. İstanbul genelinde Sayın Başkanım, yaklaşık 11 bin-12 bin ton asfalt attığımız zamanlar oluyordu bir günde. Bu çerçevede de en pik zamanlarıdır. Daha sonrasında da kış aylarına yaklaşınca tekrar bakım onarım işleri şeklinde olacak şekilde potansiyelimizi düşürürüz yani. Çalışmalarımızı biraz daha kısarız.
Avukat: Tamamdır, devam ediyorum. Kurum içinden veya yetkisi olmasa da müvekkilim Baki Erdal gibi Cumhuriyet Halk Partisi yöneticisi sizi arayıp "İşi durdur, hızlandır veya bu firmayı kayır" gibi bir talimat verebilir mi size?
Ayhan Taş: Veremez, vermedi.
Avukat: Veya bahsettiğim ihaleye ilişkin sizden böyle bir talimat geldi mi? Veya böyle bir talimat...
Ayhan Taş: Bizim asfalt çalışmalarımız Sayın Başkanım az önce bahsettiğim 10 bölge müdür yardımcımızın sahadaki ihtiyaçlarına göre belirlenen program çerçevesinde yürütülür. Eğer bu ihtiyaç varsa zaten ilgili müdür tarafından bana imzaya açılır. Bizde de inanın bürokratların değil, herkesin mesleği çerçevesinde kendi kabiliyetini ortaya koyduğu, ihtiyaçlarını ortaya koyduğu, kamu hizmetinin gerekliliğini ve ihtiyacını ortaya koyduğu bir süreç işler. O yüzden de böyle bir kısıtlama ile ben müdürlerime, müdür yardımcılarıma ne de dışarıdan, ya da başka birinden talimat olarak almadım.
Avukat: Tamamdır. Danış Asfalt veya Aksert temsilcilerinden herhangi birisi size gelip "Ödeme alamıyoruz, bu sebeple zorlanıyoruz. Lütfen işi yavaşlatalım, battık, zordayız, kredi borcunuz var" gibi sözlü veya yazılı bir talepte bulundu mu?
Ayhan Taş: Bu konuda karar vermek...
Avukat: Hayır yani şöyle: "Ödemeleri alamıyoruz, bu sebeple biz işi yavaşlatacağız veya durduracağız" gibi bir beyanları oldu mu size? Duydunuz mu veya?
Ayhan Taş: Olmadı ama olabilir mi diye düşünüyorum. Çünkü 2024'le beraber kamuda bir daralma oldu. Oradaki ödemelerden dolayı Mali Hizmetler'deki alacakları var mı, yok mu ya da ödendi mi o kısmı...
Avukat: Ama belgeli... Hakedişleri düzenli bir şekilde ödenmiş.
Ayhan Taş: Belgeli olmadı yani.
Avukat: Yani hakedişlerin düzenli bir şekilde ödendiğine dair yazı var zaten.
Ayhan Taş: Doğrudur, o kısmını bilmiyorum. Ödendiği kısmını Mali Hizmetler daha iyi bildiği için bir şey söyleyemiyorum.
Avukat: Peki, Danış Asfalt yetkilisi Serbülent Danış size ya da alt birimlerdeki bir yöneticinize veya personelinize Baki Erdal diye birini öne sürerek "İBB'de başkan danışmanıymış, siz de %10 aktarmazsanız ödemeleri alamazsanız, bu iş ödemelerini alamazsın" gibi bir şikayet duydunuz mu veya bir duyum?
Ayhan Taş: Ben duymadım. Ya diğer tarafları da bilme şansım yok. Yani ben bilemeyeceğim. Diğer arkadaşlara bir şey, diğer birim altındaki arkadaşların bana da bu şekilde yansıttığı bir durum yok.
Avukat: Siz duydunuz... Bir duyum var mı veya bu konuda bir şikayet oldu mu?
Ayhan Taş: Hayır, hayır, olmadı.
Avukat: Peki bu ihale sürecinde Serbülent Danış veya İrfan Öndaş'ın, yani şirket yetkililerinin bu işten dolayı herhangi bir memnuniyetsizliğine şahit oldunuz mu?
Ayhan Taş: Hayır, hiç olmadım.
Avukat: Tamam, teşekkür ederim.
AHMET VE İSMAİL SARI MÜDAFİSİ İSMAİL HAKKI BAŞARAN SORUYOR:
İsmail Hakkı Başaran: Ayhan Bey şunu sormak istiyorum. Eylem 137'ye konu olan ana ihale olarak isimlendireceğim ben. Ana ihale sürecinde teknik ve idari şartnamenin hazırlanması safhasında dosyada adı geçen ya da adı geçmeyen herhangi bir kimseden fiyat dışı unsur kullanılması suretiyle rekabetin sınırlandırılması, teknik şartnameye hüküm eklenmek suretiyle rekabetin sınırlandırılması veya yahut ihalenin kısmi teklife kapatılarak rekabetin sınırlandırılması yönünde, yani sınırlandırılmayı şu şekilde kullanıyorum; benim kanaatim olduğu için kullanmıyorum, iddia o olduğu için kullanıyorum. Herhangi bir istem, talimat, rica veya böyle bir söylem size ulaştı mı? Böyle bir talepte bulunan bir kimse oldu mu?
Ayhan Taş: Olmadı. Biraz hızlı konuştum, belki tam anlatamadım size ya da aktaramadım. Ben de de hata olabilir. Yol Bakım Onarım Daire Başkanlığı'nın geçmişten gelen bir yetkinliği vardır.
Ayhan Taş: Her personelim bize bu yönde donanımlıdır, yetkindir. Kendi yaptığımız bir ihalede teknik şartnameyi de bizim tarafımız hazırlamıştır. Ve diğer hususları da bizim tarafımızdan gerçekleşmiştir.
İsmail Hakkı Başaran: Olmadığını ifade ettiniz.
Ayhan Taş: Olmadı evet, yok.
İsmail Hakkı Başaran: Sorgunuz esnasında da 2022 Ocak ayında yaşanan problemlerden bahsetmiştiniz. Eylem 137'ye konu ana ihalede belirlenen model şartı, sonraki ve devam eden yıllarda bu sorunun ortadan kalkmasına yardımcı oldu mu? Beklenen fayda sağlandı mı?
Ayhan Taş: Kesinlikle sağlandı. Özellikle şunu belirteyim; risk analizini yaparken de benim sebebi oydu. Biraz hızlı geçtim, yoksa açıklama da yapacaktım. %1'lere kadar düşürdük, 1.6'ya kadar düştü arıza oranımız araçlarda. Bu da çok ciddi bir verimlilik sağladı. 2023 yılı hepimizi de üzen 6 Şubat Depremi'nin olduğu gün biz kış şartları kış şartlarından dolayı, AKOM'daki alarmdan dolayı da AKOM'daydık. Araçlarımızın sevkini bir kısmını Hatay'a yaptık. Ama bu tip araçların hem öncesinde yapmış olduğumuz tatbikatlarda hem de öncesindeki kış kış çalışmalarındaki verimliliği görünce hatta biraz içimiz rahattı. Oraya gönderdiğimiz araçların eksikliklerini hissetmeden İstanbul'da hizmetimizi kusursuz yürüteceğimizi gördük.
İsmail Hakkı Başaran: Teşekkür ediyorum.
AYHAN TAŞ MÜDAFİ AV. MUSTAFA OKAY SAVUNMASI:
Müvekkile yönelik 134 ve 137 no'lu eylemle ilgili iki adet aday ihale ile alakalı suçlamalar yapılmıştır. 134 no'lu eyleme konu ihale döneminde müvekkil daire başkanı Sayın Seyfullah Bey'in izinli olduğu 3 gün boyunca daire başkanlığına vekaleten bakmış olup esasen yetkide herhangi bir kararı, imzası ve eylemi yoktur. İddianamenin 134 ve 137. eylemleri ile ilgili sevk maddelerinin yazıldığı sonuç kısmında, ihaleye katılma yeterliliğine sahip olan kişilerin ihaleye katılmalarını engelleyerek ve ihale mevzuatı uyarınca gizli kalması gereken bilgilerin başkalarının ulaşmasını sağlayarak ihaleye fesat karıştırma suçunun işlendiği iddia edilmektedir.
İddianame metninde her iki suçlama ile ilgili somut eylemler ve deliller sunulmamıştır. Hepimizin bildiği gibi yasa metninden alıntı yaparak suç işlendiğini iddia etmek mümkün değildir. Suç teşkil eden somut eylemler ve buna ilişkin somut delillerin sunulması gerekir. İddianamede gizli kalması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak eyleminin ne şekilde gerçekleştiği hususunda herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. İhaleye katılımı engelleme suçlamasına mesnet oluşturmak için ise bilirkişi raporuna dayanarak şimdi izah edeceğimiz ve aslında suç teşkil etmeyen olağan ve tespitler peş peşe sıralanmak suretiyle suçlamalar yapılmıştır. 134. eylemle ilgili suçlamalara 6 madde, 137. eylemle ilgili suçlamalara 11 madde halinde cevap vereceğiz. Bunların 4 maddesi müşterek olduğu için bunları açıklayarak başlıyorum. Birinci suçlama, bu ihalenin tamamı için teklif verilecektir demek suretiyle işin kısmı teklife kapalı tutulması ile rekabet ve katılımın engellendiği iddia edilmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi veya başka bir idarenin iştiraki olan şirketler ihaleye katılacak diye ihaleyi kısmi teklife açmak zorunlu değildir. Yasa koyucu işin niteliğine göre uygulama yapması için idareye takdir hakkı yetkisi tanımıştır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 17. maddesinde yasa koyucunun ihaleyi kısmi teklife açık veya kapalı yapacaksın şeklinde bir dayatması yok. Bu maddede yasa koyucu hangi şekilde yapacaksan, açık veya kapalı, bunu idari şartnamede belirtmek zorundasın diyor.
İddianamenin 359. sayfasında Kamu İhale Genel Tebliği'nin 17. maddesine atıfta bulunularak idarelerin iştiraki olan şirketlerin ihaleye katılması halinde işin kısmi teklife açılmasının zorunlu olduğu iddia edilmiştir. Ancak söz konusu maddede geçen "ihale konusu işin niteliğini dikkate alarak" kısmı göz ardı edilmiş ve madde metninin eksik sunulması sonucu yanlış anlamalara sebebiyet verilmiştir. Kış şartları ile mücadele ve kanal temizlik işlerinin kısmi teklife kapatılması işin niteliği ve her iki iş arasında mevcut olan doğal bağlantı nedeniyle olmuştur. İşin kısmi teklife açılması ve işlerin bölünmesi halinde farklı bölgelerde farklı yüklenicilerin görev yapması İstanbul gibi nüfus, ulaşım ve altyapı yoğunluğu son derece yüksek bir metropolde kar, buzlanma, yoğun yağış, kar erimesi ve buna bağlı göllenme, taşkın riskleriyle mücadele kapsamında kesintisiz, hızlı, koordineli ve bütüncül şekilde işlerin yürütülmesi mümkün olamayacağı açıktır. Bunun da meydana gelmesi muhtemel kazalara yol açacağı ve mal kayıplarına neden olması kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Bu sonuçlar meydana gelmesin, can ve mal kaybı yaşanmasın diye işin niteliği dikkate alınarak kısmi teklife kapalı ihale yapılmıştır. İşin kısmi teklife açılması ile ilgili Danıştay 13. Dairesi'nin 04.07.2022 tarihli 2022/2769 esas, 2999 karar sayılı kararı mevcut olup kararın hukuki değerlendirme bölümü dilekçemizde sunduk. Özetle Karayolları Genel Müdürlüğü'nün ihalesi ile ilgili kısmi teklife açılmaması nedeniyle açılan davada Danıştay idarenin takdir yetkisine de atıf yapılarak ihalenin kısmi teklife açılmamasını mevzuata aykırı bir durum olarak görmemiş, aksine doğal bağlantı gereği birlikte ihale edilmesinin katılımı engelleyici ve rekabeti daraltıcı nitelikte olmadığına karar verilmiştir.
2 nolu suçlama, kış şartlarıyla mücadele ve kanal temizlik işlerinin birlikte ihale edilmesiyle rekabet engellenmiştir iddiası. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu 5. maddesinde aralarında kabul edilebilir doğal bir bağlantı mevcudiyeti halinde farklı işlerin birlikte ihale edilebileceği düzenlenmiştir. Yağışlar ve kış şartları kanalizasyon ve yağmur suyu hatlarının tıkanmasına doğrudan etki ettiği için bu iki iş arasında mevzuatın aradığı doğal bağlantı mevcuttur. Dolayısıyla tek bir ihale çatısı altında birleştirilmesi hukuka uygundur. Danıştay 13. Dairesi'nin sözü edilen içtihattı da bunun kanıtıdır. İhale mevzuatının sihirli kelimesi doğal bağlantı diyebiliriz. Çünkü doğal bağlantı mevcutsa mal alımı, yapım işleri ve hizmet alımı işlerinin hepsini birleştirip ihaleye çıkarmak mümkün. 3 nolu suçlama, hizmet süreleri 4 ay, 12 ay farklı olan işlerin birlikte ihaleye çıkarılması ihalede katılımı ve rekabeti sınırlandırdığı iddia edilmiştir. Hizmet süreleri farklı olan iki işin birlikte ihaleye ihale çıkarılması aralarında kabul edilebilir bir doğal bağlantı bulunduğu sürece tek başına ihaleye engel teşkil etmez. İhalemizde doğal bağlantının mevcut olduğunu bir önceki maddede açıkladık. Burada ayrıca ihale edilen hizmetlerin süreleri, başlangıç ve bitiş tarihleri idari ve teknik şartnamelerde net bir şekilde açıklandığı sürece hukuki bir engel yaratmaz.
4 nolu suçlama, benzer iş tanımı getirilerek ihale hacminin yüksek tutulması rekabeti engelleyici bir husus olarak ileri sürülmüştür. Halbuki benzer iş tanımının geniş tutulması rekabetin engelleyici değil aksine daha fazla firmanın ihaleye katılımını sağlamak ve böylece rekabeti artırmak amaçlı yapılmıştır. 134. eylemde şartnamenin bu bölümüne dikkat edilirse benzer işler sayılırken aralarına virgül konulmuş, son benzer iş yazılmadan önce de "veya" kelimesi yazılmıştır.
Yani benzer işler arasında veya kelimesi bulunmaktadır. 137 nolu eylemde aralarında doğrudan "veya" kelimesi kullanılmıştı. Bu nedenle tanımdaki tüm benzer işleri yapmış olma şartı yoktur. İstekli bu sayılan işlerden sadece birine uygun iş deneyim belgesi sunarsa yeterlik kriterini sağlamış olur. Dolayısıyla rekabeti engelleme iddiası gerçekçi bir iddia olarak kabul edilemez.
134 nolu eylemle ilgili diğer suçlamaları yanıtlıyoruz. 5. suçlama kar buzlanma çalışmaları için ayrı, kanal temizlik işleri için ayrı olmak üzere iki adet teknik şartname düzenlenmesi eleştirilmiştir. İhale tek bir ad altında çıkmış olsa bile işin içinde birbirinden farklı uzmanlık, ekipman ve uygulama yöntemi gerektiren alt iş kalemleri varsa idarenin her bir iş grubu için ayrı teknik şartname düzenlemesi mevzuatın gereğidir. Kar ve buzlanma mücadelesi tuzlama araçları, kar küreme bıçakları ve solüsyon kullanımını içermektedir. Kanal temizliği ise kombine kanal açma araçları ve daha önce olduğu gibi görüntüleme robotları ve farklı personel uzmanlığını gerektirmektedir. İdarenin bu iki farklı teknik şartnamelerde yazan kuralların, idarenin bu iki farklı iş süreçlerini karıştırmamak, işin yürütülmesi ve denetimini sağlıklı yapabilmek için iki ayrı şartname hazırlanması yasal ve doğru bir uygulamadır. Burada önemli olan teknik şartnamelerde yazan kuralların idari şartname ile çelişmemesi, teknik kriterlerin belirli bir firmayı tarif etmeyecek şekilde verimlilik ve fırsat eşitliği ilkelerine uygun yazılmış olmasıdır. İhalemizde bu konu teknik şartnameler bu hususlara uygun düzenlenmiştir.
6 nolu suçlama ihale dokümanının 27 firma tarafından indirilip ihaleye 2 firmanın teklif vermesi ihaleye katılımın engellendiğine delil gösterilmiştir. Bu husus tek başına ihaleye katılımın engellendiğine kesin delil sayılamaz. Çünkü firmalar dokümanı inceledikten sonra işi karlı ve uygun bulmayarak vazgeçmiş olabilir. Firmaların o anki maddi gücü veya elemanı yetersiz kalabilir. Hazırlık için süre yetmemiş olabilir. Ve merak saikiyle sadece piyasa fiyatını öğrenmek için doküman alınmış olabilir. Bu sayısal fark tek başına suç veya ihlal kanıtı değildir. Ancak şartnamede sadece belirli bir firmayı kayıran çok zor maddeler varsa veya idare başvuru yapmak isteyenleri haksız yere geri çevirdiyse veya katılan iki firma arasında gizli bir anlaşma olduğu iddia ediliyorsa o zaman ihaleye katılımın engellendiği iddia edilebilir. Halbuki ihalemizde bu olumsuz koşulların hiçbirisi mevcut değildir.
2019 yılından önce yapılan aynı işlerle ilgili ihalelerde de benzer şekilde ihale dokümanını çok sayıda firma almış ancak ihaleye iki firma katılmıştı. Bundan da aksar marjı nedeniyle ihaleye teklif gelmediği anlaşılmaktadır. 2003-2025 yılları arasında yapılan bu konudaki ihalelerin tamamını İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan İSFALT A.Ş. kazanmıştır. 2006-2022 yılları arasındaki döneme ilişkin tabloyu dilekçe ekinde dosyaya sunduk. Üstelik şartnameler de benzer şekilde düzenlenmişti. 134 nolu eylemdeki ihale şartnamesi 2016 yılı şartnamesi ile tamamen aynı şekilde düzenlenmişti.
137 nolu eylemle ilgili diğer suçlamaları yanıtlıyoruz. 5. suçlama Genel Araç Şartnamesinde ön kar bıçaklı tuz sericili kamyonun 2021 model olması olarak düzenlenmesi ihaleye katılımı ve rekabeti engelleyici mahiyette olduğu iddiası. İstanbul genelinde kışla mücadele çalışmalarında kullanılan araç ve makinelerin koşullara bağlı olarak yıpranma ve arızalanmaları kaçınılmaz olduğundan 0-2 yaş kriteri getirilmek suretiyle aksamaları asgari düzeye çekmek hedeflenmiştir. Bunun nedeni de önceki kış mevsiminde meydana gelen arızalar ve buna bağlı hizmet aksamaları olmuştur. Müvekkilimiz bunu az önce gayet açık, net bir şekilde ve nihayet belirtmiştir. Nitekim 2022 Ocak ayında gerçekleşen yoğun ve şiddetli kar yağışı sonrasında önemli derecede ulaşımda aksama, yolların kapanması ve bazı yerlerde ulaşıma zorluklar yaşanmış, kullanılan araç ve gereçlerde yüksek seviyede arızalanma tespit edilmiş ve kayıt altına alınmıştır. Bu nedenlerle araçların gençleştirilmesi yoluna başvurulmuştur. Ayrıca bir firmayı işaret edecek şekilde bir marka veya başka bir özellik belirtilmemiştir. Bu nedenlerle ihaleye katılımı ve rekabeti engellediği iddia edilemez. Aslolan İstanbul halkının güvenli bir şekilde işine, okuluna gitmesi ve gündelik hayatına devam etmesidir. Etkin pişmanlık gösteren İSFALT A.Ş.'nin genel müdürü Burak Korzay da önceki beyanını savunmamızı destekler mahiyette düzeltmiştir. Dilekçede Kamu İhale Kurumunun araçlarda gençleştirmeyi destekleyen kararlarını da sunduk.
6 nolu suçlama ihaleye ait özel teknik şartnamede yol bakım onarım kış çalışmaları 0-6, 0-7, 0-8 pozları haricindeki tüm araçlar ve idarede çalışacak personeller 1 Aralık - 31 Mart tarihleri arasında kış dönemince çalıştırılacaktır düzenlemesi eleştirilmiş. Bu tamamen çalışma takvimi ile ilgili bir düzenleme.
7. suçlama ihale kapsamında temin edilecek araç ve iş makinelerinde 2013 ve 2015 yılı ve üzeri ruhsatlı araçlar olması şartlarının konulması eleştirilmiş. İş makinelerinin üretimi uzun zaman aldığından, mesela bir vincin üretimi 3 yıl sürmekte ve piyasada yeterli yeni iş makinelerinin bulunmaması nedenleriyle yaş sınırı geniş tutulmuştur. Müvekkilimiz Yol Bakım ve Altyapı Koordinasyon Daire Başkanlığına atandıktan sonra kış şartları ile mücadeleye azami önem vermiş ve mevcut araç filosunu güçlendirmek için 2023 yılında 8 adet hafriyat kamyonu, 23 adet hafriyat kamyonu, 6 adet mobil bakım aracı olmak üzere toplam 137 yeni araç; 2024 yılında 10 adet minibüs, 2 adet akaryakıt tankeri olmak üzere toplam 12 adet yeni araç; 2025 yılında 34 adet çift kabin kamyonetin satın alınmasını sağlayarak araç filosuna katmıştır.
8. suçlama İSFALT A.Ş. dışında teklif veren firmaların çok düşük teklifler sunması ve eksik işlemler nedenleriyle tekliflerinin değerlendirme dışı kalması. Teklif veren firmalarla ilgili basiretli tüccar değerlendirmesine katılmakla birlikte söz konusu firmaların başka bir beklenti nedeniyle böyle tekliflerde bulundular diye yaptığımız incelemede böyle bir ihtimalin olmadığını tespit ettik. 2020/1183896 ihale kayıt nolu ihaleye teklif veren firmalardan sadece Bilge Ltd. Şti.'nin İSFALT A.Ş.'nin yaptığı 2024/1453172 ihale kayıt nolu ihaleye teklif verdiği ancak ihaleyi kazanamadığı iddianame metninden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu konuda idarenin hiçbir kusuru ve sorumluluğu bulunmamaktadır.
İhalede fiyat dışı unsur kullanma biçiminin yanlış olduğunun iddia edilmesi. İhalede fiyat dışı unsur ekonomik açıdan en avantajlı teklifin sadece en düşük fiyatı veren teklif değil, kalite, verimlilik, işletme maliyeti ve teslim süresi gibi kriterlerin de hesaba katılarak belirlenmesini sağlayan bir değerlendirme yöntemidir. Bu sayede idareler en ucuz mal ve hizmeti değil, en verimli ve kaliteli olanı seçer ve fiyatı manipüle etme riskini azaltırlar. 4734 sayılı Kanun'un 40. maddesi, Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin 60. ve 61. maddelerinde, Kamu İhale Genel Tebliği'nin 53. maddesinde ve 2024 yılında eklenen 75.5 maddesinde düzenlenmiştir.
137 nolu eyleme konu olan ihalede fiyat dışı unsurun belirlenmesinin temel gerekçesi ihale konusu hizmetin olağan ve standart bir hizmet niteliğinde olmaması, hizmetin meteorolojik koşullara bağlı olarak çok kısa süre içerisinde geniş bir coğrafi alanı tutan tayin anında birden fazla noktada ve kesintisiz biçimde yerine getirilmesinin gerekmesi. Gerek fiyat dışı unsurun belirlenmesi gerekse kışla mücadelede kullanılacak araç ve iş makinelerinin zor kış koşullarında arıza yapmadan çalışmalarını ve hizmet vermelerini sağlamak için yaş sınırlaması koyma zorunluluğu bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bilirkişi raporu ihale tarihinde yürürlükte olmayan Kamu İhale Genel Tebliği'nin 2024 tarihinde getirilen 75.5 maddesine göre sorumluluk atfetmektedir. Oysa ihale tarihinde yürürlükte olan 53.3 maddesi fiyat dışı unsur için yasal dayanak sağlıyordu. İdareler ihale konusu işin özelliğine göre kalite, teknik değer, verimlilik, işletme ve bakım maliyeti gibi unsurları puanlama kriteri olarak belirleme yetkisine sahiptir. İhalemizde fiyat dışı unsur kullanılması ve puanlama hesabında mevzuata aykırı bir husus yoktur. Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin 41. maddesinde işin niteliğinin gerektirdiği ihalelerde makine, teçhizat ve diğer ekipmanın fiyat dışı unsur olarak belirlenebileceği açıkça düzenlenmiş, bu durumda ekipmanın sayısı, niteliği ve teknik kriterlerinin idari şartnamede gösterilmesi öngörülmüştür.
Dosyada sunulan yapım işlerine ilişkin belge tamamen sehven ve hata sonucu konulmuştur. Bu yapılan hataya dayanarak suç isnadında bulunulması yanlıştır. Çünkü ihaleye fesat karıştırma suçu kasıtla işlenen suçlardan olup taksirle işlenemez. 10. maddede her iki ihalede oluşabilecek tüm tereddütleri gidermek adına Yargıtay 5. Dairesi'nin kararını sunduk. Özetle TCK 235. maddede ihaleye fesat karıştırma halleri sınırlı sayılmış olup bunların, bu seçimlik hareketleri genişletmek TCK 2. maddesindeki kanunilik ilkesine aykırıdır demiş. Dolayısıyla sırf yaklaşık maliyetin yüksek belirlenmesi, şartnamelere rekabeti engelleyici mahiyette hükümlere yer verilmesi, ihalen gerçekleştirilmesi gereken usulden farklı bir usulle yapılması gibi fiiller başlı başına ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşumu için yeterli olmayacaktır.
Son madde, İSFALT A.Ş. Genel Müdürü Burak Korkmaz'ın ifadesinde geçen ihaleler kasıtlı olarak kışın gelmesine 2-3 ay kalaya kadar bekletilip böyle, böyle yani nedir şeklinde beyanlarına cevaben bu söz etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanıp tahliye olmak amacıyla sırf bir şeyler söylemiş olmak için söylenmiş bir söz olup gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Çok uzun yıllardır kışla mücadele ihaleleri Ekim, Kasım, Aralık aylarında hatta nadiren de olsa Ocak ayı başlarında yapılmaktadır. Burada kasıtlı bekletme söz konusu olmayıp ihale takvimi teamül haline gelmiştir, uygulamaya dönüşmüştür. Ayrıca İstanbul'da kış mevsimi genelde Ocak, Şubat, Mart aylarında yoğun olarak yaşanır. Mesela geçmiş yıllarda 1 Kasım 2006, 6 Kasım 2007, 2 Ekim 2008, 10 Kasım 2009, 17 Aralık 2012, Eylül 2014, 3 Kasım 2015 tarihlerinde ihaleye çıkılmış. Sonuç olarak söz konusu her iki ihalede ihaleye fesat karıştırma suçunun unsuru olacak herhangi bir eylem ve işlemde bulunulmadığından, ihaleler usul ve yasalara uygun yapılmış olup kamu zararına sebebiyet verilmediği bilirkişi raporu ile de sabit olduğundan müvekkilin üzerine atılı suçun kanuni kasıt ve unsurları oluşmadığından müvekkilimiz hakkında beraat kararı verilmesini talep ediyoruz, bu şekilde efendim.
MUSTAFA ERKAN SAATÇİ SAVUNMASI – 22.09.2026
Sayın başkanım, sayın savcım. Hazırlanan iddianame ve hakkımdaki suçlamaları okudum, içeriğini anladım. Öncelikle suçlamalara yönelik isnatların hiçbirini kabul etmediğimi beyan ederim. İzninizle kısaca kendimi tanıtıp sonrasında hakkımdaki iddialara yönelik savunmamı yapmak istiyorum. Ayrıca sözlü savunmamda değineceğim birtakım evrakları mahkemenize ibraz etmek isterim. Askerlik görevimi tamamladıktan sonra inşaat mühendisi olarak özel firmalarda çalışma hayatıma başladım. Çoğunlukla tasarım, planlama, maliyet hesaplama, maliyet kontrol konularında çalıştım. 2005 yılında Yapı Merkezi firmasında inşaat mühendisi olarak çalışmaya başladım. Yapı Merkezi bünyesinde özellikle yurt dışı projelerinde, Afrika ve Ortadoğu bölgesindeki birçok altyapı ve demiryolu projelerinde görev aldım. 30 yılı aşkın meslek hayatım boyunca işimi ciddiyetle ve düzgün bir şekilde ifa ettim, ilk defa bu şekilde bir yargı sürecinin tarafı olmuş bulunuyorum.
Ben maaşla çalışan bir mühendisim. Yapı Merkezi'nde şirket yöneticiliğim veya yönetim kurulu üyeliğim yoktur, karar yetkim yoktur. Şirkette verilen teknik görevleri ve işleri yürütürüm. Burada her iki ihalede tarafıma vekâletname verilmiş olması dolayısıyla ihale evraklarında imzam olması nedeniyle bulunmaktayım. Zira şirket yöneticileri, yüzlerce sayfa ihale evraklarının dosyalanması, düzenlenmesi, imzalanması, sunulması gibi işlerle uğraşmaz, bu tür evrak işleri için vekâletname ile yürütürler. Anılan vekâletnameleri biraz önce heyetinize ibraz ettim. Yapı Merkezi'nde yaptığım görev ve süreçlerden kısaca bahsetmek isterim. Proje başlangıçlarında Yapı Merkezi yöneticileri, ihalelerle ilgili evrakları temin etme, ihale dosyalarının oluşturulması için uygun gördükleri çalışanlarını görevlendirmektedirler. Benim de ihale konularında tecrübem olması, maliyet hesabı öngörüm kuvvetli olduğu için iddianameye konu ihalelerde görevlendirildim.
Diğer tüm ihalelerde olduğu gibi iddianameye konu ihalelerde de görevim; plan ve projeleri inceleyip, teknik ve mali verileri hazırlamak, arazi, zemin, doğa ve çevre şartlarını etüt edip gerekli hesapları yapmak, evrakları hazırlamak ve yapılan çalışmayı şirket yöneticilerine sunmaktır. Akabinde şirket yöneticileri genel çalışmaları değerlendirdikten sonra genel gider ve kar payına karar verip teklif fiyatını belirlerler. Biz de bu talimata göre diğer hazırlıkları tamamlar ve teklif fiyatı ve evrakların olduğu dosyayı ihale kurumuna sunarız. Yani işin evrak ve prosedürel kısmını yaparız. Şirketin nihai teklifinin hangi tutarda verileceği, hangi ortaklık yapısıyla ihaleye girileceği, teklifin verilip verilmeyeceği hususlarındaki karar şirket yöneticilerine aittir. Benim görevim bana verilen yetki çerçevesinde bu hazırlıklara katkı sunmaktır. Yani yaptığım iş rutin hazırlık, hesap ve evrak işleridir.
Sayın başkanım, Sayın üyeler. Hakkımda ihaleye fesat karıştırma suçundan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 2024/1243475 ve 2024/1524796 ihale kayıt numaralı Kirazlı Halkalı Üniversite Metrosu yapım işi ihaleleriyle bağlantılı olarak dava açılmıştır. Bu ihalelere ilişkin Yapı Merkezi'nin anılan ihalelerde vekâletname ile yetkim olması sebebinden kaynaklandığı iddia edilmiştir. Hakkımdaki isnatlara yönelik tek tek savunmamı yapacağım. Dosyada şirketin ihale tarihinde kesinleşmiş SGK borcu bulunmasına rağmen gerçeğe aykırı beyanda bulunulduğu ve dolayısıyla ihaleye fesat karıştırıldığı ileri sürülmektedir. Dosyadaki suçlamalar buradan temel alınarak oluşturulmuştur. Oysa şirketimizin 26 Eylül 2024 tarihinde İBB tarafından yapılan ihaleye katılmasına engel teşkil edecek kesinleşmiş SGK borcu yoktur. Yapı Merkezi, SGK borçlarını mevzuata uygun şekilde yapılandırmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun kendisi, 8 Kasım 2024 tarihli resmi yazısıyla, ihale tarihi olan 26 Eylül 2024 itibarıyla kesinleşmiş prim borcu bulunmadığını açıkça teyit etmiştir. Ayrıca aynı husus, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın sorgusu üzerine Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi'nin başsavcılığa yolladığı 30 Mayıs 2025 tarihli yazısıyla da teyit edilmiştir. Yani ihale tarihindeki şirketin borcu olup olmadığı hususundaki hukuki durumu, konunun yetkili makamı olan SGK, iki ayrı resmi belgeyle ortaya koymuştur.
Kesinleşmiş bir SGK borcu yoksa olmayan bir borcun gizlenmesinden veya bu borcu gizlemek amacıyla gerçeğe aykırı beyanda bulunulmasından da söz edilemez. Aynı şekilde kesinleşmiş SGK borcu nedeniyle Yapı Merkezi'nin ihale dışı bırakılması ve teminatlarının gelir kaydedilmesi gerektiği yönündeki kabul de dayanaksız kalmaktadır. İhale dışı bırakılmayı gerektiren böyle bir borç bulunmadığına göre şirketimizin bu gerekçeyle ihale dışı bırakılmaması ve teminatlarının gelir kaydedilmemesi nedeniyle bir kamu zararının oluştuğundan da söz edilemez. Avukatım, şirketimizin ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş SGK borcu bulunmadığını gösteren hukuki ve resmi dayanakları ayrıntılı olarak açıklayacaktır. Ancak müsaade buyurursanız konunun daha iyi anlaşılması açısından ben de kısaca bu hususları açıklamak isterim.
4734 sayılı Kanun'un 10. maddesi, her türlü prim borcunu değil, yalnızca kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcunu ihale dışı bırakma sebebi saymaktadır. Bu Kamu İhale Genel Tebliği'nin 17.3.2 maddesinde tanımlanmış teknik bir kavramdır ve tecil edilerek ödeme planına bağlanmış, ödeme yükümlülükleri yerine getirilen borçlar bu kapsama girmez. Beyan konusuna gelince, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 10. maddesinin son fıkrası ile 40. maddesi uyarınca SGK borcu bulunmadığına dair belge, teklif verme aşamasında değil, sadece ihale üzerinde kalan istekliden sözleşme imzalanmadan önce istenir. Teklif aşamasında yalnızca beyan alınır. Biz de bu beyanı usulüne göre sunduk. Beyanımız, SGK'nın sonradan aynı tarih itibarıyla belgelediği hukuki durumu doğru biçimde yansıtmaktadır. Kaldı ki ihale 7 Ekim 2024'te iptal edildiği için sözleşme aşamasına hiç gelinmedi, resmi borcu yoktur belgesini sunma yükümlülüğümüz dahi doğmamıştır. Hal böyle olunca ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş SGK prim borcundan bahsedilmesi mümkün değildir.
İddianamede ve bilirkişi raporunda şirketimizle ilgili ikinci suç isnadı, dava konusu ihalede yaklaşık maliyeti önceden öğrendiğimiz ve ihaleye davet edilen firmalara sızdırdığımız şeklindedir. Bu konuda şunu belirtmek isterim; Yapı Merkezi 60 yılı aşkın süredir bu sektörde benzer işleri defalarca yapmış bir firmadır. Yaklaşık maliyeti sektör tecrübesiyle isabetli olarak hesap edebilecek durumdadır. Ayrıca işini dikkatli ve titizlikle yapan tecrübeli kişiler ve firmalar ihale dosyasındaki proje ve açıklamalara iyi çalışarak aşağı yukarı bu hesabı yapabilirler. Kaldı ki heyetinize sunmuş olduğum evraklarda da görüleceği üzere Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nın 15 Ocak 2024 tarihinde Resmi Gazete'de yayınladığı 2024 Yılı Yatırım Programı'nda bu projenin tutarı 23.2 milyar TL olarak gösterilmişti. İdarenin ihale için belirlediği yaklaşık maliyet ise 22.6 milyar TL'dir. Aradaki fark yalnızca %2,5'tur. Yani bu rakam zaten resmi ve herkese açık bir kaynakta mevcut olup, sektör tecrübesi olan bir firmanın da bu evraklarla birlikte yaklaşık maliyeti öngörebilmesi gayet doğaldır.
Bilirkişi raporunda yaklaşık maliyetin sızdırıldığına dair en somut delil olarak tüm isteklilerin icmal cetvelinin 11 ve 12 numaralı kalemlerine birebir aynı rakamı, yani 75 milyon TL yazmış olmaları gösterilmektedir. Bu tamamen yanlış ve yanıltıcı bir tespittir. Bu kalemler diğer kurum ve kuruluşlarla ilgili işler, faturalı giderler başlıklı kalemlerdir. İdare ihale dokümanında yer alan birim fiyat tariflerinin 5.13 ve 5.14 maddelerinde bu giderlerin tutarının önceden kestirilemeyeceğini belirterek tüm isteklilerin bu iki kaleme aynen 75'er milyon TL yazmasını doğrudan ve açıkça şart koşmuştur. Yani bu rakamların bütün tekliflerde birebir aynı çıkması gizli bir bilginin paylaşılması değil, ihale dokümanında yazılı, herkese açık bir talimata harfiyen uyulmasının sonucudur. İhale dokümanında herkese bildirilen bir hususun yaklaşık maliyetin sızdırıldığına dair bir delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
İkinci ihalede yurt dışında gerçekleştirilen bir iş için kullanılmış olan iş deneyim belgesi karşılığında ortaklık payı oranında ayrıca bir teminat mektubunun sunulması gerektiği, ancak bunun sunulmadığı belirtilmektedir. Bu eksiklik ihale komisyonu tarafından tespit edilmiş ve iş ortaklığı teklifi ihale kararında değerlendirme dışı bırakılmıştır. Bu durum şirket lehine bir ayrıcalık tanındığının değil, ihale süreci içinde eksikliğin tespit edilerek gerekli idari işlemin yapıldığını göstermektedir. İhale sonucunu etkileyecek bir durum söz konusu değildir. İlk oturumda fark edilmeyip sonraki aşamada fark edilmesi idarenin kendi inceleme ve kontrol süreciyle ilgilidir.
Burada önemli bir husus var: Teminat eksikliğinin müeyyidesi zaten ihale dışı bırakılmaktır ve bu müeyyide eksiksiz uygulanmıştır. Ortada fesat değil, denetim mekanizmasının doğru işlediği bir örnek vardır. Ancak bu noktada bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum: Dillinger iş ortaklığı birinci ihalede pilot ortağın yurt dışında gerçekleştirilen iş için düzenlenen iş bitirme belgesinin kullanılmasına karşılık ortaklıktaki hissesi oranında geçici teminat yüklenmemiş olması nedeniyle değerlendirme dışı bırakılmıştır. İkinci ihalede de Yapı Merkezi-Limak iş ortaklığı birebir aynı gerekçeyle elenmiştir. Yani aynı ihale komisyonu aynı kuralı önce bir başka istekliye, sonra bize uygulamıştır. Yani burada bir kayırma yoktur, idare aynı kuralı herkese eşit uygulamaktadır.
Bilirkişi raporunda ikinci ihale bakımından da yine SGK borcu sebebiyle geçici teminatın gelir kaydedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Az önce açıkladığım üzere, ne birinci ne de ikinci ihale tarihinde ihale dışı kalınması ya da teminatın gelir kaydedilmesini gerektirecek nitelikte kesinleşmiş bir SGK borcu bulunmamaktadır. Bu nedenle ihaleye fesat karıştırdığıma yönelik iddiayı reddediyorum. Şu hususa da açıklık getirmek isterim: İddianameye dayanak teşkil eden HTS baz çalışması evraklarında Osman Şahin isimli şahsın telefonu ile tarafımın kullanılmakta olan hattın iki adet irtibat kaydı olduğu belirtilmiştir. Bu hususu soruşturma aşamasında o anki stres ve heyecanla hatırlayıp beyan edememişsem de mahkemeniz huzurunda bu irtibat kaydını beyan etmek isterim.
İhale şartnamesi işin yapılacağı yerin görülmesi maddesine istinaden teklif vermeden önce çalışma alanının incelenmesi ve şartları yerinde değerlendirilmesi amacıyla bizlere şantiyeyi gezebilmemiz için Osman Şahin'e ait numara verildi. Kamu İhale Kanunu'na göre şantiyeye giriş izni almak gereklidir. Giriş izni almak için ve sonrasında yolu bulamadığım için iki kere bu numarayı aradım. Bu olağan bir prosedür olup zaten Osman Şahin de soruşturma aşamasında bu görüşmeyle alakalı benzer şekilde beyanda bulunmuştur. İlgili kısmı avukatım yazılı savunmamızla birlikte mahkemeye tekrardan ibraz edecektir.
Sayın Başkanım, özetle; şirket yönetim kurulu üyesi veya yöneticisi değilim. Şirkette maaşla çalışan bir mühendis, teknik bir personelim. 30 yıllık mühendislik hayatımda görevlerimi en iyi şekilde yaptım. Kanun ve yönetmeliklere aykırı hiçbir uygulama yapmadım. İhalenin yaklaşık maliyetini önceden öğrenmedim, kimseye aktarmadım. Hiçbir firmayla anlaşmadım, hiç kimseden menfaat temin etmedim ya da menfaatte bulunmadım. Şirketimizin SGK borcu konusunda gerçeğe aykırı bir beyanda bulunulmadı; çünkü ihale tarihinde kesinleşmiş bir borcumuz zaten yoktu. Ve bunu alacaklı olduğu söylenen kurumun kendisi de resmi yazıyla belgeliyor. Alnımın teri ile ve şerefimle çalıştım. İlk kez böyle bir isnatla karşılaşıyorum. Üzerime atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Hakkımdaki tüm isnatlardan beraatime karar verilmesini saygılarımla talep ediyorum.
CEYHUN AVŞAR SORUYOR
SERDAL TAŞKIN AVUKATI ALİ RIZA DİZDAR SORUYOR
Ali Rıza Dizdar: Şimdi, bu Yapı Merkezi ile ilgili anlatılanları dinledim. Ben bu taraftayım, burası stadyum olduğu için işitilmiyor değil mi, orasını bilmem. Bir şey öğrenmek istiyorum: 2005 yılından beri bu Yapı Merkezi şirketinde çalışıyorsunuz, değil mi?
Mustafa Erkan Saatçi: Evet.
Ali Rıza Dizdar: Peki, benim gördüklerim doğruysa, ben çünkü öğrenmek için soruyorum; bu Çanakkale Köprüsü'nü de siz mi yaptınız?
Mustafa Erkan Saatçi: Yapı Merkezi yaptı, ben şahsen değil.
Ali Rıza Dizdar: Mesela Dursunbey demir yolu, İstanbul modern, Avrasya Tüneli falan bu... Bunlar hep Yapı Merkezi'nin mi?
Mustafa Erkan Saatçi: Bunlar hep Yapı Merkezi'nin.
Ali Rıza Dizdar: Yani Yapı Merkezi'nin. Peki, 2005 yılından beri böyle böyle ihaleler, devletle böyle işler mi yapıyorsunuz, değil mi?
Mustafa Erkan Saatçi: Ağırlıklı olarak raylı sistem işleri yapıyoruz, evet.
Ali Rıza Dizdar: Evet, ağırlıklı olarak raylı... Saraybosna'ya da yapmışsınız gördüğüm kadarıyla, Gemlik otomobil şeyini yapmışsınız, Çanakkale Köprüsü'nün dışında Dubai'ye de gitmişsiniz, metro yapmışsınız. Yani siz şimdi yasa dışı bir örgütle iş yapmıyorsunuz, devletlerle iş yapıyorsunuz, değil mi?
Mustafa Erkan Saatçi: Evet, işlerimizin çoğunluğu, %99'u resmi işler.
Ali Rıza Dizdar: Yani siz o zaman bu işi yaparken kamuya ve ülkelere fayda da sağlamak için çabalıyorsunuz, öyle değil mi?
Mustafa Erkan Saatçi: Evet.
Ali Rıza Dizdar: Peki, size herhangi bir şekilde fesat karıştırmanız için, fesada teşvik etmeniz için, 2005 yılından dikkat edin, yani 2005 yılındaki iktidarlar Türkiye'de başkalarıydı, 2005 yılından 2024 yılına, 2025 yılına kadar hiç İBB'de, belediyelerde falan size öyle herhangi bir yasa dışı teklifler geldi mi?
Mustafa Erkan Saatçi: Hayır, bana gelmedi.
Ali Rıza Dizdar: Geldi mi, gelmedi mi? Evet mi, hayır mı?
Mustafa Erkan Saatçi: Hayır.
CEYHUN AVŞAR AVUKATI ABUZER UZUN SORUYOR
Abuzer Uzun: Erkan Bey, size de geçmiş olsun diliyorum. Şimdi sizin ifadelerinizden, hem savcılık aşamasındaki ifadelerinizden hem huzurda, mahkeme huzurunda, kovuşturmada verdiğiniz ifadelerinizden anladığım kadarıyla siz Yapı Merkezi'nin ihaleye ilişkin teknik kısmındasınız. Bu sebeple benim sorularım genellikle bu teknik kısımla ilgili olacak. Biraz önce belirttiniz ki: "Biz yaklaşık maliyeti hesap ederken..." Şimdi arkadaşlarla birlikte, müvekkilim sordu soruyu, kaç kişi çalışıyor diye ayrıntılı olarak sordu. "Bu manada bir çalışma içerisine gireriz ve çalışırız." dediniz. Ayrıca bu yaklaşık maliyetin de yine Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan bir yerde de bu işin bedelinin ne olacağını yazdığını zaten söylediniz. Bu, birinci ihale için, birinci ihale özelinde söylüyorum size. Siz şimdi yaklaşık maliyeti belirliyorsunuz ve bu ihaleye girip girmeyeceği, ondan sonra ne kadar teklif verecekleri yönetim kurulundaki yetkililerin takdirinde oluyor, değil mi?
Mustafa Erkan Saatçi: Doğrudur, evet.
Abuzer Uzun: Siz şimdi, size yani yaklaşık maliyet sızdırılmış olsa, siz orada çalıştırılır mısınız? Bunu bu ihale özelinde soruyorum. Yani siz yine bu ihalede de bu manevi şekilde çalıştınız mı yaklaşık maliyeti belirlemek için?
Mustafa Erkan Saatçi: Biz bütün işlerde... Bizim işimiz bu, işimiz bu.
Abuzer Uzun: Tamam. Ne kadar sürdü bu çalışmanız? Yani tahmini; gün, ay olabilir yani, ne kadar sürdü?
Mustafa Erkan Saatçi: Bunu hatırlamıyorum. Aşağı yukarı biz bu tarz tekliflerde bir aya yakın çalışırız.
Abuzer Uzun: Tamam. Maliyeti belirlemek için o süre çalışmıştınız ve bu sürede de hiç kimse size: "Yani bize bu yaklaşık maliyet zaten geldi, ne uğraşıyorsunuz siz?" demedi, değil mi?
Mustafa Erkan Saatçi: Hayır, bizim işimiz bu. Biz çalışmak zorundayız yani. Biz öyle para, öyle alnımızın teriyle çalışıyoruz.
Abuzer Uzun: Tamamdır. Devam ediyorum. Şimdi, yaklaşık maliyet belirlendi, ihaleye girdiniz, en avantajlı teklifi verdiniz. Devamında da siz orada da şirket olarak artık ihalenin iptal sürecinden önce, ihale iptal edileceğinden bir şekilde haberdar oldunuz mu, yoksa iptal edildikten sonra mı öğrendiniz bunu?
Mustafa Erkan Saatçi: İptal edildikten sonra, yazı geldi.
Abuzer Uzun: Peki. Peki, iptal edilmeseydi, siz şimdi bir ihaleyi aldığınızda başta hazırlığınızı, her velev ki hazırlığınızı, bir de en avantajlı teklifi vermişsiniz; sözleşme imzalayacak şekilde hazırladığınız, hazırlayacağınızı tahmin ettiğim için soruyorum, bu ihaleye, ihale iptal eden kişi benim müvekkilim. Benim müvekkilim bu ihaleyi iptal etmeseydi, sözleşme imzalayabilecek durumda mıydınız?
Mustafa Erkan Saatçi: Tabii ki, evet.
Abuzer Uzun: Tamam. Peki biraz önce Sayın Başkanımız da sordu, dedi ki yöneticilerinizden birine sorduğunu soruyor: "Bu ihalenin iptaline neden itiraz etmediniz?" dedi. Burası sizi çok ilgilendirmiyor, bu kararı verecek olan siz değilsiniz şirketteki pozisyonu itibarıyla ama en azından mesela o dönemde bu ihaleye, iptale karar geldi, iptal gerekçesi açık biçimde rekabet koşulları oluşmadığından yazıyor. Siz şimdi bir teknik personelsiniz ya, sizden de görüş aldılar; rekabet koşulları oluşmadığından iptal edilen bir ihaleye hangi gerekçelerle itiraz edersiniz? Yani sebep ne olur? Mesela farzımuhal söylüyorum, teminat mektubu ikinci ihalede mesela teminat mektubu eksik verilmiş ya, bundan dolayı ihale dışı kalmış olsaydı, buna itiraz edecekken çok rahat: "Bizim teminat mektubumuz usulüne uygun." diye bir savunma, bir itiraz edebilirdiniz. Ki birinci ihale bazında soruyorum bunu, bir itiraz gerekçeniz olur muydu? Yani nedir? Ne diyebilirdiniz?
Mustafa Erkan Saatçi: Şimdi tabii çok yoruma açık ama çok zor; çünkü rekabet oluşmamış diyor idare. Şimdi ona bir şey diyemeyiz, beklentisini karşılayamamış. Şimdi o bizim teknik bir... Benim söyleyebileceğim bir şey yok, itiraz edilecek bir... Teknik bir done çıkaramam ben.
Abuzer Uzun: Tamam. Çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun.
MUSTAFA ERKAN ŞAATÇİ AVUKATI OKAN CENGİZ SAVUNMASI
Başkanım, müvekkilin savunmalarına iştirak ederiz. Her ne kadar iddianame CMK 170/4 maddesine aykırı olarak müvekkile yönelik hangi fiillerin isnat edildiğine açıkça yer verilmemiş ise de biz Yapı Şirketi'nin vermiş olduğu müvekkile vekaletnameler dolayısıyla doğrudan sorumlu tutulduğundan iddianamede Yapı Merkezi'ne yönelik suçlamalar kapsamında savunmamızı yapacağız.
Akabinde de müvekkilin şirket içi pozisyonu ve cezai sorumluluğundan kısaca bahsedeceğiz. Yine tekrara düşmemek adına kısa tutacağım başkanım. Öncesinde ayrıntılı savunmalarda bulunuldu. Şirkete suç şüphesi olarak yöneltilen isnatlardan biri şirketin kesinleşmiş SGK prim borcu bulunmasına rağmen gerçeğe aykırı taahhütte bulunulduğu iddiasıdır.
Aslında başkanım bu iddia iddianameyi, iddianameye esas alınan bilirkişi raporunu düzenleyen... bu bedelde yüksek bedelli bir ihale iptal edilmesinden sonra itiraz edilmemesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı belirtilmiş ise de siz de takdir edersiniz ki itiraz etmek bir hak olup sorumluluk değildir. Şirket yöneticilerinin de açıkladığı üzere belediyeyle süregelen ticari ilişki, yerel piyasa gerçekçiliği, diğer ilişkinin bozulmaması gibi sebeplerle itiraz etmemişler. Bu da gayet hayatın olağan akışına uygun bir durumdur. Ayrıca Başkanım, Danıştay 13. Dairesi'nin uzun zamandan beri idarelerin ihalenin iptali edilmesi konusunda adil olduğu, takdir yetkisine önem verdiği, özellikle bu ihalelerde olduğu gibi pazarlık usulüyle yapılan ihalelerde şirketler bizzat idare tarafından davet edildiği için ihalelerin iptal kararlarında kendine yönelik bir kötü niyet olamayacağını kabul etmektedir. Nihai olarak rekabet şartları sağlamadı gibi bir gerekçeyle iptal edilen ihaleye itiraz etmenin de hukuki olarak bir menfaat sağlamayacağı açıkken şirketten yani ihaleye itiraz edilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunun kabulü mümkün olmayacaktır Başkanım.
Yine müvekkilimin de beyanı yani iddia edilen senaryoya göre yaklaşık 70 milyon TL ticari kârı, SGK borcunu gizlemek amacıyla 697 milyon TL’lik teminatı yakması, 2 yıl ihaleden yasaklılık ve yaklaşık 22,5 milyar TL bedelli işi kaybetmesi göz önüne alınmıştır. Yani bunu tekrar söylememin sebebi, şimdi bunu hayatın olağan akışı ve ekonomik menfaatler bakımından ayrıca göz önünde bulundurmamız gerekir Başkanım. Çünkü iddianameye baktığımızda şirket yönünden hep hayatın olağan akışına aykırı olduğu iddia edilen eylemler üzerinden düzenlenmişken her ne hikmetse burada hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı değerlendirilmemiştir. Buna da tarafımızca anlam verilememiştir. Sayın Başkanım, elbette ki ekonomik mantık tek başına suçsuzluğun kesin delili değildir. Ancak ekonomik sonuçlar iddia edilen kastın makul olup olmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmalıdır. İddia edilen eylemin şirkete sağlayacağı menfaat ile doğuracağı risk arasında açık bir orantısızlık bulunması halinde de bu husus kast iddiasını zayıflatacak ve kastın varlığının ceza mahkumiyeti yönünden ispatına mutlak engel getirecektir Başkanım.
Şimdi ikinci ihaleyle alakalı da yurt dışında gerçekleştirilen işler için düzenlenen iş bitirme belgesinin şirketin kullandığı iş ortaklığı hissesi oranında sunulması gereken geçici teminatın sunulmadığı, ilk oturumda ihale dışı bırakılması gerekirken bırakılmayarak fesat karıştırıldığı iddiası vardır. Şimdi burada hiçbir delille desteklenmeden ihaleye fesat iddiasında bulunulması mümkün değildir. Burada ihale sonucunu etkileyen bir eylem, şirket lehine oluşmuş bir durum, başka isteklilerle koordinasyon içerisinde olunduğuna yönelik bir delil, teklif sürecinin manipüle edilmesine yönelik bir eylem dosya kapsamında sabit değildir. Sadece ilk oturumda bu husus fark edilmemiş, sonradan fark edilerek ihale dışı bırakılmıştır. Yani bu bir cezai bir organizasyon değil de idarelerin bir kontrol eksikliği ve bunu sonradan düzeltilmesini de içeren idari bir işlemdir. Yani Başkanım özellikle şu hususu da göz önünde bulundurmak gerekir. Bu eksik fark edilmemiş olsa dahi ihale sonucunda yine yapım merkezine kalacak bir ihale olmayacaktır. Yani bu hususta fesat iddiasında değerlendirilirken göz önünde bulundurulmak gerektiği kanaatindeyiz. Tüm bu isnatlara yönelik savunmalarımızdan sonra çok kısa da müvekkilin şirketlerdeki statüsü ve cezai sorumluluğuna değinmekte fayda olduğu kanaatindeyim Başkanım. Toparlıyorum. Müvekkilin kendisinin de ayrıntılı bahsettiği, beyan ettiği üzere yapım ertesi bir şirketle bağlılıklı çalışmış, kendisi de ayrıntılı bahsetmiştir. Yani müvekkil şirketin katılmış olduğu ihaleler konusunda hangi ihaleye, hangi ortaklık yapısıyla, hangi bedelle, hangi ticari riski alarak katılıp katılmayacağı konusunda ya da ihale sonucunda alınan karara itiraz edilip edilmeyeceği konusunda karar verme yetkisi olmadığı gibi görevde bulunmamaktadır.
Sayın Başkan, şirket tarafından vekaletnameler de sınırsız ve genel bir temsil yetkisi niteliğinde olmayıp vekaletnamenin varlığı müvekkilin şirket yöneticileri tarafından alınan bütün kararları bildiği ya da bu kararların hukuka uygunluğunu denetlemek gibi bir yükümlülük de yüklememektedir. Siz de takdir edersiniz ki bir kişinin temsil yetkisine sahip olması temsil edilen sözleşmenin her türlü fiilinden cezai olarak sorumlu tutulduğu anlamına gelmeyecektir. Anayasa'nın 38/7, TCK'nın 20/1 maddeleri ceza sorumluluğunun şahsiliği ile kimsenin başkalarının fiilinden, başkalarının fiillerinden sorumlu tutulmayacağını düzenleyerek izah etmiş olduğumuz hususları hukuki olarak gerekçelendirmiştir. Son olarak da Başkanım, şimdi TCK 235. maddede de ihaleye fesat karıştırma halleri tahdidi olarak sayılmış, bunların bu seçimlik hareketlerin ya da farklı durumun genişletilmesi kanunilik ilkesine aykırıdır. Müvekkile isnat edilen eylemlerin suç kastıyla yapıldığının kabul edilebilmesi için bu eylemlerin hukuka aykırı olması, müvekkil tarafından bunların bilinmesi ve bu bilinçli hareketlerin devam etmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında bunu gösteren herhangi bir delil yoktur.
Yani Başkanım özetle müvekkilin hangi tarihte, hangi yerde, hangi belge veya iletişim vasıtasıyla, hangi kişiyle birlikte ve hangi amaca yönelik TCK 235'teki maddede belirtilen hareketlerden birini gerçekleştirdiği ortaya konulamamıştır. Siz de yine takdir edersiniz ki ceza yargılaması soyut niteliklerin, kesin olmayan çıkarımların ve kesin olmayan çıkarımlardan bir sonuca gidilmesi mahkumiyet için yeterli değildir. Hükmün kesin ve denetlenebilir delillere dayanması gerekmektedir. Kaldı ki tüm savunmamızda da izah ettiğimiz üzere şirketin de iddia edilen suça konu eylemleri gerçekleştirmiş olduğu sabit değildir. Bu bakımdan müvekkilin beraatini talep ediyoruz. Duruşmadan sonra ayrıntılı yazılı savunmamızı sunacağız. Ayrıca Başkanım iddianameye esas teşkil eden bilirkişi raporundaki teknik tespitlerin hatalı ve çelişkilerle dolu olduğunu da izah etmeye çalıştık. Bunun yanında bilirkişi yine mahkemeniz yerine geçerek hukuki değerlendirmelerde bulunmuştur. Yani açık açık bilirkişi raporu kurum resmi yazılarıyla çelişmektedir. Bu çelişkinin de giderilmesi için Sayın Heyet'ten yeni bir bilirkişi raporu alınmasını talep ediyoruz. Teşekkür ederim.
OSMAN ŞAHİN SAVUNMASI – 22.09.2026
Sayın başkanım, sayın savcım; Eylem 40 kapsamında Kirazlı-Halkalı metrosu ihale komisyonu yöneticisi olarak karşınızdayım. Bu eylemle ilgili iddianamede tarafıma yöneltilen isnatlardan yaklaşık maliyetin yakın olmaları ve 11. ve 12. iş gruplarının yaklaşık maliyet ile birebir aynı olmasına dair savunmam şu şekildedir. Öncelikle görevimi 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 5. maddesinde yer alan gizlilik ilkesi çerçevesinde yürüttüğümü belirtmek isterim. Burada bilirkişinin vermiş olduğu raporda 11. ve 12. grupların birebir aynı olmasının sebebi daha önce de bahsedildiği gibi birim fiyat tariflerinin ilgili kısmında bunların 75'er milyon olarak yazılması gerektiği tariflendiği için bu şekildedir. Çünkü bu 11. ve 12. iş grupları herhangi bir projeye, metraja dayanmayan diğer kurum, kuruluşlar ve faturalı giderler başlığı altında yer almaktadır. Dediğim gibi bunlarla ilgili herhangi bir öngörüde bulunabilmek mümkün olmadığı için idare burada belirlemiş olduğu yaklaşık tutarı zaten ihale dokümanlarında isteklilere belirterek bunların yer alması gerektiğini söylemiştir.
Yaklaşık maliyetin yakın olması da gayet doğaldır. Çünkü bu 11. ve 12. bölümler dışında kalan kısımlarda işin projesi, birim fiyat cetveli, metrajı zaten bellidir. Birim fiyat tariflerinde de işin hangi şartlar altında yapılacağı bütün detayları ile belirtilmiş olduğundan dolayı burada alanında uzman yüklenicilerin buna bir bedel takdir ederek aynı sonuca ulaşmış olmaları, birbirine yakın sonuçlara ulaşmış olmaları gayet normaldir. Bu anlamda herhangi bir beis yoktur. Burada ancak söyleyebileceğimiz, bu ihale dokümanlarını hazırlayanların yine 4734 sayılı kanunun 5. maddesinde geçen ilkelerden saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi ve güvenirliği sağladığını söyleyebiliriz ancak. Çünkü bütün detaylarıyla ortaya koyulan, yaptırılmak istenen işte bedel takdirinin yakın olmasının gayet normal olduğunu söyleyebilirim. Kaldı ki metroların yapım bütçesinden sorumlu harcama yetkilisi, teklifler yaklaşık maliyetin üzerinde dahi bile olsa ek bütçe talebiyle işi sözleşmeye bağlamaya yetkiliyken yeterli kırım oluşmadığından dolayı ihaleyi iptal etmesinin, hem yaklaşık maliyeti sızdırıp hem de işi iptal etmesinin akla, mantığa aykırı olduğunu da özellikle belirtmek isterim.
İddianamedeki isnatlardan bir diğer husus, Duygu İnşaat'ın ihale kapsamında katılırken vermiş olduğu iş bitirme, iş deneyim belgesinin ihale için yeterli olmadığına dair görüştür. Buna dair de bu iş deneyim belgesi TCDD tarafından verilmiştir ve ihalede idarece istenmiş olan A-6 grup iş bitirme, benzer iş olarak kabul edilmektedir. Burada şunu söyleyebilirim; yasa, yapım işleri yönetmeliği zaten iş deneyim belgesine esaslı unsurun belirlenmesini idarenin takdirine bırakıyor. Burada da bu belge de A-6 olarak belirlenmiş zaten. Bunu veren kurum Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları ve bu zaten yine aynı yönetmelikte 48. maddesinde herhangi bir esaslı unsur belirlenmeyecek olsa dahi bile benzer işlerin, işin alt gruplarından benzer işlerin belge tutarı olarak kabul edileceği söylenmekte ve buradaki bu belgenin de hızlı tren projesi belgesi tamamıyla benzer iş olarak tutarının kabul edilmesi gerekiyor. Bu haliyle bile belgenin kabul edilmesi doğrudur. Kaldı ki bu Duygu İnşaat hala daha tek alt yüklenici olarak bu belge ile ihalelere girmektedir. Herhangi bir aksi uygulama da yapılmamaktadır ilgili kurumlarca.
Efendim, bu iddianamede yer alan diğer bir husus da Yapı Merkezi firmasının SGK borcunun olmasına rağmen ihaleden elenmemesine dairdir. Efendim bu husus zaten daha önce de ifade edildiği gibi, teklif aşamasında ve ihalenin değerlendirme aşamasında beyana istinaden kanuna göre işlem yapılmaktadır. Biz de bu taahhüt üzerinden işlem yaptık. Bunu tevsik edici belgeler sözleşme aşamasında istenmektedir mevzuata göre ve bu iş sözleşme aşamasına geçmemiştir. Dolayısıyla bu aşamada herhangi bir işlem yapılmamıştır. Kaldı ki bilirkişi bunun bazı bilişim sistemleri ekranları üzerinden sorgulanabileceğini söylemekte ancak buna dair bir ekran yoktur. Mevzuata sonradan girmiştir ve bu ekran da hala daha yanlış sonuçlar verebilmektedir. Firmanın da zaten ilgili kurumdan, borcu olduğu söylenen kurumdan almış olduğu belge de dosyada mevcuttur. Herhangi bir borcunun olmadığı, ihale tarihi itibarıyla ihalelere katılabileceği açıkça yer almaktadır. Biraz önce gösterilen tabloda da zaten bu ihalenin hemen öncesi ve sonrasında da ihalelere katıldığı ve herhangi bir aksi işlem uygulanmadığı da sabittir ilgili kurumlarca.
Bu iddianamede yer alan diğer bir husus da ihalelerde yurtdışı iş deneyim belgesi sunan firmalardan ortaklıktaki hissesi oranında teminatını kendisinin karşılaması gerektiğine dair mevzuat hükmüdür ki doğrudur. Ancak burada yapılan işlemlerde zaten bu firmalar bu sebeple elenmişlerdir. Birinci aşamada bu değerlendirmeyi yaparken teminat mektubuna dair bir belgenin varlığını, tutarını ve tarihini kontrol etmekteyiz. Bu uygunlukla beraber ikinci tura geçilmekte ki zaten ihalenin oturumları arasında da çok fazla bir zaman farkı da yoktur. Bu firmanın da sunmuş oldukları iş deneyim belgesinin yurtdışı olmasından dolayı ikinci turda bunların uyumuna bakıldığında teminatlarının kendi ortaklıkları oranında verilmediği görüldüğünden dolayı ihale komisyon kararında da bu husus belirtilerek firmalar ihale dışı bırakılmıştır. Bu ikinci ihalede dediğim, üçüncü ihalede de Yapı Merkezi firması için söz konusudur. Kaldı ki Yapı Merkezi firması ikinci ihalede yurtiçi bir iş deneyim belgesi verirken üçüncü katılmış olduğu ihalede yurtdışı deneyim belgesi vermiştir. İhale komisyonu da haliyle bunu kendi ortaklığı oranında teminat vermediğinden dolayı ihale komisyon kararlarında belirterek bunların ihale dışı bırakılmalarının gerektiğini karara yazmışlardır.
Efendim, bu hususlarla birlikte belirtmek istediğim bir diğer husus da sanırım oraya gelen bir soru üzerine, emniyette de tarafıma sorulmuştu. Yapı Merkezi firmasının yetkililerinden Mustafa Erkan Saatçi ile bir HTS kaydım söz konusudur. Bunda da zaten emniyetteki ifademde de belirtmiş olduğum üzere bu, hem idari şartnamede hem de yapım işleri tip sözleşmesinde yer alan iş yerinin görülmesi maddesine istinaden gerçekleşmiştir. Çünkü firmaların tekliflerini doğru verebilmeleri için firmaların iş yerini görmeleri, tekliflerini bu yönde hazırlamaları, haliyle bu iş kapsamı büyük bir iş olduğu için yol aktarımı veya altyapıların yoğunluğunun olup olmaması gibi hususları sahada tespit edilerek ve ayrıca bu işin özelinde şöyle de bir durum vardır, bu iş 2022 yılında Cumhurbaşkanı kararına istinaden tasfiyeden, tek taraflı fesih hakkından yararlanıldığı için gerekli güvenlik önlemlerinin alınarak durdurulması gereken bir iş olduğundan dolayı mevcutta yarım kalmış işlerin de tünellerde ayna kapanması gibi alınan güvenlik önlemlerine dair sahayı gezmek istemeleri gayet doğaldır. Bütün iddianameye dair verebileceğim cevaplar, söyleyebileceklerim bunlardır. 20 Büyükşehir bünyesinde tertemiz bir sicille mühendis olarak çalışmaktayım. Efendim, bütün suçlamalardan beraatimi talep etmekteyim.
CEYHUN AVŞAR SORUYOR
Ceyhun Avşar: Osman Bey geçmiş olsun. Siz bu ihalede komisyon üyesiydiniz, ben de ihale yetkilisiyim. Bu ihaleyle alakalı teklif değerlendirme aşamasında buradaki belirli suç isnatları var. Duyuru tarihi, bütün bu iş bitirme belgesi, dilekçelerin temini, bu belgesiz SGK borcunun olmaması... Bu ihale öncesi ve teklif değerlendirme aşamasında siz komisyon üyesisiniz teklifleri değerlendirirken, benim bu üç hususla alakalı herhangi bir komisyona müdahalem oldu mu? Yani duyuru tarihi veya şu iş bitirme belgesini görmezden gelelim, işe SGK borcu... Bunlar hiç konuşuldu mu ya? Bu konular gündemde dahi var mıydı?
Osman Şahin: İhalenin iki oturumu da 26 Eylül tarihinde yapılmıştır. Buna istinaden komisyon değerlendirmelerine devam edip 27 Eylül tarihinde ihale komisyon kararını yazarak en avantajlı teklifi değerlendirmiş ve birinci olan firma üzerinde bırakılmasına dair ihale komisyon kararını yazmıştır. Bu karar sadece sizin önünüze gelmiş, bundan öncesindeki herhangi bir ihale komisyonunun değerlendirme aşamasında herhangi bir dahiliniz olmamıştır.
Ceyhun Avşar: Şimdi bir de bu ihalenin iptal sürecinde... Yani biz bu ihalede teklifleri alıyoruz, firmaların tekliflerini değerlendiriyoruz, ihale komisyon kararında herhangi bir incelemelerde bir usul hatası görmüyoruz. Burada fiyat makul olduğu hususuna da eğer ikna olsaydık Yapım Merkezi firmasını sözleşmeye davet ederdik ve Yapım Merkezi firması da bu sözleşmeyi imzalardı. Bunun önünde hiçbir engel olmadığını zaten bu dava sürecinde de görmüş olduk. Yani dedikleri gibi SGK borcunun olmadığı hususu apaçık ortada. Yani biz sözleşmeye davet gerçekleştirseydik bu sözleşme net bir şekilde imzalanırdı. Firmanın teminat mektubuna da el koyulamazdı. Şimdi burada bu iptale karar verdiğimiz gün, 2 Ekim 2024 Pazar akşamı... Hatırlıyorum yani biz bu ihalede karar alıyoruz. Orada sizlerin bir yükümlülüğünüz olmamasına rağmen istişare etmek maksadıyla, ihale komisyonundaki sadece komisyon üyesi değil çünkü bu arkadaşlarımızın hepsi yetkin arkadaşlarımız, birlikte çalışıyoruz. Bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıda biz bu iptal kararını almadan önce ne konuştuk? Kısaca bundan bahsedebilir misiniz? Hatırlar mısınız bilmiyorum ama kısaca bahsedebilir misiniz?
Osman Şahin: Hatırlıyorum Başkanım. Burada ihaleye gelen tekliflerde çok fazla kırım olmamasından bahsettik. İhaleye daha fazla firma davet ederek, daha rekabetçi bir ortamda daha düşük teklifler alabileceğimizi istişare ettik. Buna istinaden de zaten uygulama yapıldı.
Ceyhun Avşar: Ben şunu da sormak istiyorum. Bu gerçekten böyle kolay alınabilecek bir karar mıdır sizce? Yani bir ihaleyi iptal etmek, hele ki rekabet koşulu oluşmadı diye iptal etmek kolay bir karar mıdır? Yani biz orada...
Osman Şahin: Hayır, bunun aksi durumu da gerçekleşebilirdi. Buradan alınan bir risk söz konusu. Daha yüksek teklifler, daha yüksek bir bedele de ihale etmek durumunda kalınabilirdi ki bunun sorumluluğu tarafınıza aittir. İzahını verecek olan sizsiniz. Bundan dolayı da alınan riskli bir karar.
Ceyhun Avşar: Yani biz o gün o iptalde bir Yapım Merkezi firmasının işvereninde kalıyor ama bu adamın SGK borcu var, aman iptal edelim, teminatına el koymayalım... Böyle bir şey, hiçbir şey yani bir cümlesini bırak, adından sonra herhangi bir şey duydunuz mu?
Osman Şahin: Hayır efendim, herhangi bir şüpheye yol açacak herhangi bir durum söz konusu değildir. Bahsedilen şeylerden de benim zaten hiç haberim olmamıştır o ihbar dilekçesi gibi durumlar.
Ceyhun Avşar: Bir de biz...
Osman Şahin: 21 Ekim'de müdürün kaydını aldığını söyleniyor ama benim çok daha sonrasında haberim oldu. Herhangi bir şekilde bana havalesi falan söz konusu değil.
Ceyhun Avşar: Ve yıllardır çalışıyorsunuz bu alanda.
Osman Şahin: Doğrudur, evet.
Ceyhun Avşar: Şimdi biz ihaleyi rekabet koşulu oluşmadığı için iptal ediyoruz, yeniliyoruz. 651 milyon TL daha uygun fiyata ihale ediyoruz. Bu iptal gerekçeleri edepsiz ifadelerle dolu bir katılanlardan bir tanesine mantıksız gelmiş olabilir. Buna itiraz etmek istemiş ama Yapım Merkezi firması da itiraz etmiş, itirazda bulunmuş. Şimdi rekabet koşulu oluşmaması sebebiyle başka hiçbir gerekçe yok. Diğer bütün evraklar tamam, sözleşmede problem yok. Çağrılsın sözleşmeyi imzalayabilecek durumda adam. Rekabet oluşmadı, biz bu fiyatı yüksek bulduk ve bu ihaleyi yeniliyoruz dediğimizde eğer böyle bir itiraz gelseydi, böyle bir itiraz gelseydi... Bununla alakalı ben zaten detaylı anlattım ama bir itiraz gelseydi siz de bu itirazı değerlendiren taraf hakkında olsaydınız şunu der miydiniz: "Ya haklıymış firma, ben riske girmeyeyim, firmaya işi teknik olarak sözleşmeye davet edip vereyim." Böyle bir fikir değişikliği oluşması hayatın olağan akışına çok uygun deniliyor. Ben daha önce bu soruşturmadan önce bilmiyordum çünkü bunu. Bu hayatın olağan akışına uygun mudur?
Osman Şahin: Hayır. Böyle bir itiraz durumunda, itiraz olmadan da zaten biz bu ihaledeki şeyi değerlendirebileceğimiz kadar buna göre değerlendirme yapardık. Binde 4.7 gibi çok düşük bir kırım söz konusuydu.
Ceyhun Avşar: Ve son soru... Şu an proje devam ediyor, halen hazırda çalışıyor. Son ihale bedeli yaklaşık 22 milyarlık bir, 22 milyara yakın bir bedelle sözleşmesi imzalandı, tam olarak inşası alacağız. Biz bu işin eski proje revizyonlu ihalesi, burada yaptığımız proje revizyonları var. Bu proje revizyonlarını yaptık, dedik ki 2022 öncesi hazırlanmış projeler... Devam etseydi bu işin ihalesi 22 milyar yerine yaklaşık ne kadar bedellerle olurdu?
Osman Şahin: Onu hesaba kitaba dayanmadan söylemek zor ama yaklaşık olarak kestirilemese de dayanarak şunu söyleyebilirim ki; 2017'de ihale edilen ve sonrasında Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilen işte proje değişikliği olarak tek taraflı kullanılmıştır.
Ceyhun Avşar: Kısaca özel bir olarak rakam söyleyebilir misiniz tahmini?
Osman Şahin: Bu yapılan kapsam değişikliği ve tasarruflarla üçte bir mertebesinde bir şeyi değerlendirmek yanlış olmayacaktır.
Ceyhun Avşar: Düşüklük yani. Yaklaşık 30 milyar bedelle ihale edilecek bir işi biz yaptığımız proje revizyonuyla 22 milyara ihale ettik. İşi yeniledik, 650 milyonluk tasarruf oluşturduk.
Osman Şahin: Doğrudur.
Ceyhun Avşar: Ve bu 3-4 suçlamayla ihaleye fesat karıştırma suçlaması getirildi. Teşekkür ederim.
Osman Şahin: Ben teşekkür ederim.
AVUKAT BÜNYAMİN ER SORUYOR
Bünyamin Er: Az önce Sezen Hanım'a sordum, aynı soruyu size de ileteyim. Yapım ve yüklenici şirket yöneticileriyle herhangi bir irtibatınız var mıydı ihale öncesi veya sonrası?
Osman Şahin: Yani neticelerden bahsetmiş olduğum Mustafa... Fatih ile...
Hakim: Onu ifadenizde zaten belirtmiştiniz. E
Osman Şahin: Onun dışında herhangi bir şey yok.
OSMAN ŞAHİN AVUKAT GİZEM ZEHİR SARLIK SAVUNMASI
Çok uzun bir beyanda bulunmayacağım bu aşamada, daha doğrusu çok uzun bir beyan veremeyeceğim. Çünkü iddianame olarak bize tebliğ edilen bu evrak revizyonlarla dolu bir bilirkişi raporuna dayanıyor. İddianamede Osman Bey'in ne suretle ihaleye fesat karıştırdığına dair tek bir cümle yok. Savcılık iddianameyi hazırlarken sağ olsun bazı kısımların altını çizmiş ve bold yazmış. Ben de bu kısımlarda bize bir şey anlatmak istediğini düşündüm savcının ve bu doğrultuda beyan vereceğim.
Şimdi 4 temel şeyden bahsediliyor bu altı çizili ve bold kısımlarda. İlk iddia, diyor ki bilirkişi: İhale teklif veren firmaların verdikleri teklifler yaklaşık maliyete çok yakın. Bu bir tesadüf olamaz, olsa olsa ihalede yaklaşık maliyeti dışarıya sızdırmıştır ve bu doğrultuda bu kadar yakın teklif verebilmiştir bu firmalar diyor. Şimdi bu salonda bir şişe suyun fiyatını 20 kişiye sorsam, 30 kişiye sorsam, 100 kişiye sorsam hepsi ortalama bir fiyat verir. Hepimiz su alıp tüketiyoruz, su piyasasını biliyoruz. Aynı şekilde raylı sistemlerle uğraşan, demiryollarıyla uğraşan bir firmaya kapsamı belli, vasıfları belli bir demiryolunun maliyetini sorduğunda da, buna bir teklif verin dediğimizde de o da yaklaşık olarak hesaplar ve bu doğrultuda bir teklif verir. Yani bu ortada ihale teklifinin yaklaşık maliyetinin dışarı sızdırıldığını değil, aksine ihale komisyonunun piyasayı iyi değerlendirip bu doğrultuda bir ihaleye açtığını gösterir.
Burada ikinci iddia da içmâl defterinde 11 no'lu iş gruplarının birebir aynı imalat maliyetini 75 bin olarak yazmış olmasını söyledi. Dosya bilirkişisi Kamu İhale Kanunu'nu hiç okumamış, ihale talimatlarını da hiç okumamış. Halbuki açıkça yazıyor zaten, diğer savunma yapan sanıklar da bu durumdan bahsettiler. Dolayısıyla burada bir suçtan bahsetmek mümkün değil. İkinci iddia, komisyona sunulan iş deneyim belgelerinden bir tanesinin gerekli kriterleri sağlamamasına rağmen kabul edilmiş olduğu iddiası. Benzer iş grupları tebliği var. Burada A6 belgesinin komisyona sunulan belge ile aynı vasıflarda bir belge olduğu ve benzer belge olarak kabul edilebileceği söyleniyor. Ama o belge de zaten Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları tarafından verilmiş bir belge. Dolayısıyla burada da bir kanuna aykırılıktan bahsedemiyoruz.
Üçüncü iddia, Yapı Merkezi şirketinin SGK borçlusu olduğuna ilişkin iddia. Şirket yetkilileri bunun açıklamasını yaptılar, o yüzden onların savunmalarına, beyanlarına atıf yapmakla yetiniyorum. Fakat zaten bu ihalede sözleşme aşamasına geçilmemiş ve dolayısıyla zaten ihale komisyonu üyelerinin EKAP üzerinden bu borcu sorgulayabilecekleri bir fiziki ortam da yok. Son iddia da geçici teminat mektubuna ilişkin iddia. Burada da Osman Bey bunu detaylı olarak açıkladı. Zaten bu firma geçici teminat mektubunun koşullarını sağlayamaması sebebiyle ihale dışı bırakılmış. 4 iddianın hiçbirinde bir hukuksuzluktan bahsedemiyoruz. Osman Bey tüm bu süreçte Şafak Operasyonu ile evinden alındı. Şimdi burada tutukluların yanında belki bunu söylemek hoş değil ama 3 gün Vatan Emniyet'in kötü nezaret koşullarında kaldı. 1 gün Sulh Ceza'larda, koridorlarda polislerin keyfi muamelelerine maruz kaldı. Bugün de bu iddianame çerçevesinde burada yargılanıyor. Bugüne kadar zaten yeterince mağdur edildi bu yargılama ve soruşturma kapsamında müvekkil. Daha fazla mağdur edilmemesi için derhal beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. Bu aşamada söyleyeceğim bu kadar.
SAMİ ÖZGE ARIOĞLU SAVUNMASI – 22.09.2026
Sayın Başkanım, Sayın Üyeler, Sayın Savcım; hakkımda düzenlenen iddianameyi ve isnat edilen suçlamaları biliyorum, içeriğini aldım. Bu isnatların hiçbirini kabul etmiyorum. İzin verirseniz önce kısaca kendimi tanıtmak, ardından hakkımdaki iddiaların her birine ayrı ayrı olduğu gibi cevap vermek istiyorum.
1998 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldum. Yüksek lisansımı Purdue Üniversitesi'nde İnşaat Mühendisliği konusunda yaptım. Mezuniyetimin ardından babama ait Yapı Merkezi İnşaat firmasında saha mühendisi olarak çalışmaya başladım. Halen Yapı Merkezi İnşaat ve Sanayi A.Ş.'nin Yönetim Kurulu'nda görev yapıyorum. Grup şirketlerimizden Yapı Merkezi İdis ve Yapı Merkezi A.Ş.'de de Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyorum. Yapı Merkezi, 1965 yılında rahmetli babam Ersin Arıoğlu ve Köksal Anadol tarafından kurulan; bugün ağabeylerim Mustafa Başar Arıoğlu ve Erdem Arıoğlu ile birlikte yönettiğimiz bir aile şirketidir. Bugüne kadar yurt içinde ve yurt dışında 4.000 kilometreyi aşan demir yolu ve raylı sistem projesi tamamladık. Tanzanya, Suudi Arabistan, Cezayir, Fas, Katar başta olmak üzere 10'dan fazla ülkede faaliyet gösteriyoruz. Türkiye'de Ankara-Konya ve Ankara-Sivas Hızlı Tren Hatları, İzmir Metrosu, Avrasya Tüneli, 1915 Çanakkale Köprüsü gibi ülkemiz için önemli projelerde yer aldık. Demir yolu ve raylı sistem alanında şirketimiz 2023 yılında dünya sıralamasında 6'ncı, 2024 yılında 8'inci sırada yer aldı. Şu anda yurt içi ve yurt dışında binlerce çalışanımızla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.
Sayın Başkanım, hakkımda düzenlenen iddianameyi okudum. Suçlamalara ilişkin detaylı izahatta bulunmak istiyorum. Öncelikle bu ihaleye nasıl dahil olduğumuzu anlatmak istiyorum. 2024 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden bize bu metro hattı ihalesine katılmamız için davet geldi. Daha önce farklı bir süreçte AKM Yapı isimli firmanın yetkilisi Mehmet Karataş bize ortak iş yapma teklifinde bulunmuştu. Ancak o zaman bu ortaklık gerçekleşmemişti. Bu metro ihalesi gündeme gelince Mehmet Karataş yeniden bana ulaştı. AKM Yapı'nın demir yolu iş deneyimi olmadığından tek başına ihaleye giremiyordu, bizimle ortak olmak istedi. KJT Yol Yapı isimli firma da AKM'nin ortağı olarak sürece dahil oldu. Üç firma anlaşarak tek çatı altında teklif verdik ve 26 Eylül 2024'te yapılan ihalede en avantajlı teklifi biz verdiğimiz için ihale üzerimizde kaldı. Bu ihale için istenen teminat mektuplarını da KJB ve AKM Yapı sunmuştur. İhale onaylandıktan kısa bir süre sonra, 7 Ekim 2024'te idare tarafından yeterli rekabet oluşmadığı gerekçesiyle iptal edildi. Biz sözleşme imzalama aşamasına hiç gelmedik. Daha sonra aynı iş için açılan ikinci ihaleye bu kez Limak İnşaat ile ortaklık kurarak katıldık ancak kazanamadık. İhale Kalyon İnşaat-Özgün Yapı ortaklığı üzerinde kaldı. Bunu özellikle belirtmek istiyorum; eğer iddia edildiği gibi idare ile önceden kurgulanmış bir anlaşmamız olsaydı, bu ikinci ihaleyi de kaybetmemiz mümkün olmazdı.
Bana yöneltilen iddia ise, şirketimizin ihale tarihinde kesinleşmiş SGK borcu bulunmasına rağmen "borcumuz yoktur" beyanıyla ihaleye katıldığımızdır. Bu doğru değildir. Şirketimizin ihale tarihi itibarıyla bu nitelikte bir borcu bulunmamaktadır. Bunu söyleyen yalnızca ben de değilim; borcun alacaklısı olan kurum da aynı şeyi söylemektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu, Ek-1'de görüleceği üzere 8 Ekim 2024 tarihli resmi yazısında "Türkiye genelinde 26 Eylül 2024 tarihi itibarıyla yapılan sorgulama sonucu Kurumumuza kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcunuzun olmadığı tespit edilmiştir." demektedir. Aynı husus Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi'nin Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu ve Ek-2'de vereceğim evraklarda görüleceği üzere 30 Mayıs 2025 tarihli yazısıyla da teyit edilmiştir. Yani ihale tarihindeki hukuki durumumuzu, konunun tek yetkili makamı olan SGK iki ayrı resmi belgeyle ortaya koymuştur. Kamu İhale Kanunu gereğince SGK borcu olmadığına dair belge teklif verme aşamasında değil, ihale üzerinde kalan istekliden sözleşme imzalanmadan önce istenir. Teklif aşamasında yalnızca taahhüt alınır. Biz de bu taahhüdü usulüne uygun şekilde sunduk ve taahhüdümüz SGK'nın sonradan aynı tarih itibarıyla belgelediği hukuki durumu doğru biçimde yansıtmaktadır. Kaldı ki ihale 7 Ekim 2024'te iptal edildiği için sözleşme aşamasına da hiç ulaşmadığımızdan "resmi borcu yoktur" belgesini sunma yükümlülüğümüz dahi doğmamıştır.
Ayrıca belirtmek isterim ki iddianamede tarafımızın kayrıldığı gibi bir söylem bulunmaktadır. Bunun kabulü mümkün değildir. Bahse konu ilk ihaleye katılıyoruz, ihale iptal ediliyor; ikinci ihaleye katılıyoruz, değerlendirme dışı bırakılıyoruz. Aramızda ihaleye fesat karıştırma yönünde bir anlaşma olsaydı, bu anlaşmanın sonucu ihalenin iptal edilmesi değil sözleşmenin imzalanması olurdu. İddianamede ihale tarihinden bir gün önce verilen bir ihbar dilekçesiyle ihalenin bize kalacağının önceden bildirildiği, bunun da önceden bir anlaşmanın işareti olduğu ileri sürülmektedir. Bu konuda da şunu belirtmek isterim: 60 yılı aşkın süredir bu sektördeyiz. Aynı, benzer işleri defalarca yapmış bir firmayız. Yaklaşık maliyeti sektör tecrübemizle hesaplayabilecek durumdaydık. Nitekim kamuya açık, ekte sunduğumuz 2024 yılı yatırım programı verilerinden de bu rakamların tespiti mümkündür. Somut rakamlarla açıklamak istersek; bu projenin yatırım tutarı zaten kamuya açık resmi bir belgede yer almaktaydı. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı'nın 15 Ocak 2024 tarihinde Resmi Gazete'de yayımladığı 2024 yılı yatırım programında bu projenin tutarı 23.2 milyar TL olarak gösterilmişti. İdarenin belirlediği yaklaşık maliyet de 22.6 milyar TL'dir. Aradaki fark yalnızca %2.5'tir. Yani bu rakamlar zaten resmi ve herkese açık bir kaynakta mevcuttu. Bizim ya da başka bir firmanın bunu sızdırmış olması, tarafımızca bunun öğrenilmesi durumu söz konusu değildir. Ayrıca iddianamede belirtildiği üzere yaklaşık maliyet, sektörde halen aktif olarak çalışan üç ayrı inşaat firmasına hesaplattırılarak belirlenmiştir. Dolayısıyla yaklaşık değer, bizim gibi bu sektörde hizmet veren ve benzer projeleri gerçekleştiren firmalarca da kolaylıkla hesaplanabilir.
İcmal cetvelinin 11 ve 12 numaralı kalemleri hakkındaki iddialara gelecek olursam; bilirkişi raporunda yaklaşık maliyetin sızdırıldığına dair en somut delil olarak tüm isteklilerin icmal cetvelinin 11 ve 12 numaralı kalemlerine birebir aynı rakamı, 75 milyon TL yazmış olmaları gösterilmektedir. Bu tamamen yanlış ve yanıltıcı bir tespittir. İdare, benzer ihalelerde de uygulandığı gibi, ekte sunmuş olduğum ihale dokümanında yer alan birim fiyat tariflerinin 5.13 ve 5.14 maddelerinde bu giderlerin tutarının önceden kesinleştirilemeyeceğini belirterek ihaleye katılacak isteklilerin bu iki kalem için 75'er milyon TL yazmasını şart koşmuştur. Dolayısıyla bu rakamların bütün tekliflerde aynı çıkması gizli bir bilginin paylaşıldığı değil, ihale dokümanında herkese açıkça bildirilmiş olan bir talimata uyulmasının sonucudur. İkinci ihalede teminat mektubu eksikliği hakkındaki iddialara da cevap vermek isterim. İkinci ihalede yurt dışında gerçekleştirdiğimiz bir iş için kullandığımız iş deneyim belgesi karşılığında, ortaklık payımız oranında ayrıca bir teminat mektubu sunmamız gerektiği ancak bunu sunmadığımız belirtilmektedir. Bu doğrudur; ancak tarafımızca sehven yapılan bu eksiklik ihale komisyonu tarafından tespit edilmiş ve bunun neticesinde iş ortaklığımızın teklifi ihale kararında değerlendirme dışı bırakılmıştır. Mevzuatın öngördüğü sonuç eksiksiz uygulanmış, biz bu ihaleyi kaybetmişizdir. Dolayısıyla burada bir fesat değil, denetim mekanizmasının doğru işlediği bir örnek vardır.
Üzerinde durulması istendiğim nokta şudur: Bu ihalede bizi eleyen yine ihale komisyonudur. İdare ile aramızda sonucu önceden belirlenmiş bir anlaşma bulunduğu iddiası doğru olsaydı, aynı idarenin komisyonu teklifimizi değerlendirme dışı bırakmazdı. Birinci ihalede iptal, ikinci ihalede değerlendirme dışı bırakılma durumu ile her iki ihaleyi kaybetmiş olmamız, böyle bir anlaşma bulunmadığının en somut göstergesidir. Şunu da eklemek istiyorum: Mevzuata göre teklifi değerlendirme dışı bırakılan isteklilerin geçici teminatı iade edilir. Bu nitelikteki bir belge eksikliği teminatın hazineye gelir kaydedilmesini gerektirmez. Yani ikinci ihaledeki teminat mektubu eksikliğimiz ihaleye fesat karıştırma eylemine konu olamaz. Bu nedenlerle ihaleye fesat karıştırdığıma yönelik iddiaları reddediyorum.
Ayrıca Fatih Keleş ile görüşme hakkındaki iddialara gelecek olursam; Sayın Başkanım, bu dosyada ismim geçen bir husus da Fatih Keleş isimli şahısla olan görüşmelerdir. Bu konuyu da anlatmak istiyorum. Fatih Keleş'i şahsen tanımıyorum. Kendisiyle daha önce hiçbir görüşme, hiçbir ilişkim olmamıştı. İhale tarihinden bir süre önce ağabeyim Mustafa Başar'a ulaşarak bizi hayır işinde bulunan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait Kürek Yelken Sporları'nın yapıldığı bir sosyal tesise davet etti. Ben de ağabeyimle birlikte bu davete gittim. Orada yapılan görüşmede Fatih Keleş bize bu ihaleyi almamız durumunda sosyal yardım yapmamız gerekebileceğini söyledi. Biz de kendisine bizden talep edilen sosyal yardımların net olması, şirket defterlerine kaydedebileceğimiz nitelikte ve ucu açık olmaması gerektiğini söyledik. Sonra biz bunu ihaledeki iş ortaklarımıza aktardık. İş ortaklarımız ile sosyal yardım niteliğindeki hayır işleri olsa dahi ucu açık talepleri kabul edemeyeceğimiz konusunda mutabık kaldık. Kendisine ya da onun yönlendirdiği herhangi bir kişiye para vermedim, para vaadinde bulunmadım, hiçbir maddi menfaat sağlamadım; bu konuda kimseyle bir anlaşma yapmadım.
Şimdiye kadar girdiğimiz yüzlerce ihaleyi alnımızın akıyla alıp ve projeleri tamamladık. Hiçbir zaman fesat ve hile gibi hukuka aykırı işlerin içinde olmadık. Ayrıca sosyal yardım konusuna da açıklık getirmek istiyorum. Biz yürüttüğümüz projelerde o işlerle bağlı olsun ya da olmasın birçok sosyal yardım projesinin içerisinde yer aldık. Bunları şimdiye kadar hiç dile getirmedik, getirmemeyi de tercih ettik. Bizim hem kültürümüzde hem de inancımızda yapılan iyilik açığa vurulmayacağı kanaatindeyiz. Dosyada bana isnat edilen rüşvet suçuna dayanak olarak 2 husus gösterilmektedir. 1'incisi Ceyhun Avşar ile Ahmet Önal arasında geçtiği iddia edilen bir WhatsApp yazışmasıdır. Bu yazışmada benim ismim ya da yetkili olduğum şirketin adı hiç geçmemektedir. Ben bu yazışmanın tarafı değilim. İçeriğinden de dosya üzerinden haberdar oldum. Kaldı ki Ceyhun Avşar'ın ifadesinden okuduğum kadarıyla bu yazışma 13 Mart 2024 tarihli yazışmadır.
Ayrıca yine Ceyhun Avşar o mesajın atıldığı tarihte Eyüpsultan Tramvay Hattı sözleşme imzasının yapıldığını ifade ettiğini beyan ediyor. Bahse konu mesaj tarihinde işbu davaya konu ihale gündemde değildir. Bahse konu mesajın ilişkilendirildiği 26 Eylül 2024 tarihli ihale ise ilgili mesaj tarihinden 7 ay sonra gerçekleştirilmiştir. Başka bir ifadeyle mesajın gönderildiği tarihte 26 Eylül 2024 tarihinde yeni bir ihale yapılacağına tarafımızın iştirak edeceğine dair gündemde olan bir konu değildir. Bu kronolojik gerçeklik karşısında mesajda henüz gerçekleşmemiş, yapılacağı öngörülemeyen ve ancak ilk ihalenin iptalinden sonra gündeme gelen 26 Eylül 2024 tarihli ihalenin kastedildiğinin ileri sürülmesi objektif değerlendirme ölçütleriyle bağdaşmadığı gibi hayatın olağan akışına, akla ve mantığa da aykırıdır. Ayrıca Adem Soytekin ile olan görüşmeme açıklık getirmek isterim. Dosyada Adem Soytekin ifadesinde Yapı Merkezi'nde görüştüğü yönetim kurulu üyesinin ki bu kişi benim.
Çünkü Adem Soytekin ile görüşen tek Yapı Merkezi yetkilisi benim. Kendisine Fatih Keleş ile %7 oranında bir anlaşma yapıldığını söylediği yorumunda bir beyanda bulunduğunu öğrendim. Bu iddiayı açıkça, tereddütsüz ve kesin bir dille reddediyorum. Bir hususu da açıkça ifade etmek isterim, Adem Soytekin bu ihale gündeme gelmeden yaklaşık 1 ay önce şirket merkezimize gelerek kendi firmasıyla bu işte alt taşeron olarak yer almak istediğini söylemişti. Şirketinin kataloğunu incelediğimde ağırlıklı olarak konut ve hafriyat işleri yaptığını, tünel yapım işinde herhangi bir deneyimi olmadığını gördüm ve bu teklifi değerlendiremeyeceğimizi kendisine ilettim. İhale iptal edildikten sonra kendisiyle herhangi bir temas olmadı. Bu görüşme tamamen ticari bir taşeronluk talebi olup ihale sürecine yönelik herhangi bir usulsüzlük veya gizli anlaşma içermemektedir. Kısaca kendisiyle görüşmem tamamıyla az önce anlattığım gibi onun taşeronluk teklifinin değerlendirilip nazikçe reddedilmesinden ibarettir. Sayın Başkanım, 30 yılı aşkın süredir alnımın akıyla çalıştığım, ülkemi yurt dışında da temsil ettiğim meslek hayatımda ilk kez böyle bir isnatla karşı karşıyayım. Üzerime atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Hakkımdaki tüm isnatlardan beraat kararı verilmesini saygılarımla talep ediyorum efendim.
HAKİM & SAVCI SORGUSU
Hakim: Siz Fatih Keleş'i daha önceden tanıyor muydunuz?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır efendim.
Hakim: Peki nasıl irtibat kuruldu sizinle? Fatih Keleş ne sıfatla görüştü sizinle?
Sami Özge Arıoğlu: Vallahi tam onu hatırlayamıyorum ama herhalde danışman sıfatı vardı diye hatırlıyorum.
Hakim: Sizinle mi irtibat kuruldu? Temas kiminle yapıldı yani?
Sami Özge Arıoğlu: Önce abimle konuştu, sonra ben de vardım daha sonraki temasta.
Hakim: O görüşmede kim vardı? Gittiğinizde o bahsettiğiniz yerde? Siz, abiniz, Fatih Keleş, başka birisi var mıydı?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır efendim.
Hakim: Ne konuşuldu orada?
Sami Özge Arıoğlu: İşte bahsettiğim gibi, sosyal yardım yapmamız gerekebileceğini iletti bize. Biz de bu konuda...
Hakim: İhaleyi almanız halinde sosyal yardım mı? İhaleyi almanızın şartı olarak bir...
Sami Özge Arıoğlu: Yok, şart değil. Yani alma halinde söylendi. Yani ihaleyi aldığımız halinde yani sosyal yardım yapmanız gerekebilir dendi bize.
Hakim: Mehmet Karataş şey miydi, bu AKM'nin sahibi, değil mi?
Sami Özge Arıoğlu: Evet efendim.
Hakim: Mehmet Karataş'ın ifadelerini okudunuz mu?
Sami Özge Arıoğlu: Okudum efendim.
Hakim: Orada şöyle bir beyanı var. Demiş ki; Sami Özge ve Mustafa Başar Arıoğlu bana gelerek işte o yaptığınız görüşmeden bahsetmiş. Fatih Keleş'le olan görüşmenizden. Fatih Keleş'in kendilerinden %10 oranında komisyon talep ettiğini, ancak daha önce kreş, pazar yeri gibi alanların yapımı hususunda sosyal yardım taleplerinde kabul olduğu için bu oranın %7'ye düşürüldüğünü, dolayısıyla her hakedişin yapıldığı zaman teslim edilen paranın %7'sinin kendisine teslim edilmesi gerektiğini, ayrıca kendisinin bir firma göndereceğini, bu firmaya da taşeron olarak bu ihalede iş verilmesi gerektiğini söylediklerini anlattığınızı belirtmiş.
Sami Özge Arıoğlu: Yok efendim. Yani öyle bir görüşme olmadı. Yani bu konular konuşulmadı açıkçası. Sadece sosyal yardım...
Hakim: Hatta demiş ki, daha sonrasında bu şekilde toplantıyı sonlandırdık. Sami Özge Arıoğlu beni daha sonra aradığında kendilerine, firmasına Adem Soytekin isimli bir şahsın geldiğini, şu şahsın geldiğinde kendisine Fatih Keleş'in gönderdiğini söylediğini anlattı. Dolayısıyla ilk görüşmede taşeron olarak kullanılacak firmanın Adem Soytekin'in firması olduğunu o zaman anladım demiş. Yukarıda bahsetmiş olduğum toplantıdan yaklaşık bir hafta sonra da bu ihale iptal edildi. Pilot olarak Yapı Merkezi olduğu için ihalenin iptaline ilişkin tebligat Yapı Merkezi'ne gönderildi. Bu ihale iptal edildikten sonra ben her ne kadar itiraz etmek istesem de Sami Özge ve Mustafa Başarılıoğlu "Biz İBB'yi karşımıza almak istemiyoruz, dolayısıyla itiraz etmeyeceğiz." dediler. Ortaklık adına benim tek başıma hareket etmem mümkün olmadığından bu ihalenin iptaline itiraz edemedim diyor. Oradaki ihalede rekabet şartları oluşmaması gerekçesinin de makul bir gerekçe olmadığını anlatmış. Firmaları davet eden belediye olduğu için. Sizin bir itirazınız olmadı herhalde o iptale ilişkin?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır. Olmadı efendim. Yani...
Hakim: İkinciye katıldınız ama.
Sami Özge Arıoğlu: Ama ikinciye davet edildik zaten.
Hakim: İlkinden neden itirazınız olmadı?
Sami Özge Arıoğlu: Yani açıkçası biz şimdiye kadar yaklaşık 60 yıldır yaptığımız hayatımızda idareye yani itiraz etmenin çok bir faydasını görmedik. Bir fayda çıkacağını düşünmedik. Zaten bunu biz...
Hakim: İptal edilen herhangi bir ihaleye itiraz ettiğiniz oldu mu?
Sami Özge Arıoğlu: Çok az. Bir iki tane efendim yani. Çok yoktur. 5-10 tane değildir yani. Ayrıca biz hukuk tarafındaki bizim arkadaşlarımıza da sorduk yani bunun bir faydası olur mu eğer itiraz edersek diye. Olmayacağını söylediler. Çünkü bu tamamen idare...
Hakim: Bu ihale iptal oldu. AKM ile başka bir ticaretiniz var mı sizin? Başka girdiğiniz herhangi bir ihale, yaptığınız bir iş?
Sami Özge Arıoğlu: Değil. Zaten öncesinde konuşuyorduk onlarla. Bir tane TCDD'nin bir işi var, onunla beraber girme ile ilgili konuşuyorduk.
Hakim: O gerçekleşti mi?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, o gerçekleşmemişti.
Hakim: O da gerçekleşmedi.
Sami Özge Arıoğlu: AKM ile ortak aldığımız bir iş yok.
Hakim: Yok, hayır. Peki Mehmet Karataş'la aranızda herhangi bir husumet var mı?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır efendim.
Hakim: Neden bu şekilde anlatmış? Sizce...
Sami Özge Arıoğlu: Ben onları bilemiyorum. Yani o biz herhangi bir öyle rakam bir şeyine girmemiştik açıkçası. O neden öyle söyledi, onu hiç bilmiyorum.
Hakim: Bilginiz yok diyorsunuz?
Sami Özge Arıoğlu: Bilgim yok efendim.
Savcı: Fatih Bey'den bahsederken danışman olduğunu söylediniz. Kimin danışmanıydı?
Sami Özge Arıoğlu: Herhalde yani kendisinin Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısıydı.
Savcı: Peki danışmanı olduğunu düşündüren sebep nedir size Fatih Bey'in? Çünkü öyle dediniz.
Sami Özge Arıoğlu: Kendisi ifade etti. Kendisi ifade etti.
Savcı: Kendisinin danışman olduğunu mu ifade etti Ekrem Bey'in?
Sami Özge Arıoğlu: Evet. Evet.
Hakim: Peki bu spor ağırlıklı konuşmada iş ihale konusuna nasıl geldi?
Sami Özge Arıoğlu: Yani ondan da konuştuk.
Hakim: Yani onunla şimdi spor ağırlıklı konuşulduysa... Yani oraya davet edilme nedeniniz neydi? Yani sporla alakalı neyiniz var? Herhangi bir sponsorluk vesaire var mı?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır.
Hakim: Tamam.
Sami Özge Arıoğlu: Ama hani görüşme orada olduğu için o konular da konuşuldu.
Hakim: Peki.
CEYHUN AVŞAR SORUYOR
Ceyhun Avşar: Ben ifadeleriniz doğrultusunda bazı soruları kısaltarak soracağım. 4000 kilometre raylı sistem işi bitirdiğini dediniz bugüne kadar. Türkiye'de sizden daha fazla raylı sistem inşaatı bitiren başka bir firma var mı yani?
Sami Özge Arıoğlu: Şu anda yok, ilk sırada sayılırız.
Ceyhun Avşar: Peki, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın ihalelerinde, ihalelerinden de davet alır mısınız raylı sistem?
Sami Özge Arıoğlu: Evet, alırız tabii ki. Raylı sistem projelerinde özellikle davet alırız.
Ceyhun Avşar: O zaman bizim bu eyleme konu ihaleye, yani bizlerin sizi teknik olarak davet etmemiz olağan bir durum mudur? Yani davet bekler misiniz?
Sami Özge Arıoğlu: Evet, evet. Yani metro işi, davet edilmemiz makul.
Ceyhun Avşar: Şimdi ben ihalenin ön sürecinden sonra, bu ihalenin gerek ihale öncesindeki davet sürecinde, gerek ihalenin teklif değerlendirme sürecinde benim sizinle veya ortaklarınızla herhangi bir gizlilik ihlaline sebebiyet verecek veya herhangi bir menfaat talebi gibi herhangi bir temasım, görüşmem oldu mu sizinle?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır.
Ceyhun Avşar: Peki, bu ihalenin ihale komisyon başkanı veya üyelerini tanır mısınız?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır.
Ceyhun Avşar: Yani benim ve ihale komisyon üyeleri, ihale komisyonu başkanı dışında birtakım görüşmeler yapıldığından bahsediyorsunuz ihale öncesi. Bunları beyanlarda da okuyoruz. Ben bu yaptığınız görüşmelerde, buraya Adem Soytekin geldi kendisine de sordum, Fatih Keleş ifadesini verirken kendisine de sordum. Yalnız bu görüşmelerde hiç benden bahsedildi mi? Yani Ceyhun Avşar burada daire başkanı, işte siz bir iş bitirme belgesi sunun bunu görmezden gelir, teminatı bilmem yok sayar, SGK borcunuz varsa da bu... Ya da çok o prensiplidir, aman sakın temas etmeyin gibi benim adımla da bir konuşma oldu mu bu görüşmelerde?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır zaten olmadı.
Ceyhun Avşar: Şimdi madem burada üzerinde ısrarla durulan bir konu var; ihalenin iptali, bu iptale gerekçesi sonucunda oluşan da, iptal sonucunda oluşan da bir kamu zararı iddiası. Teminata el koyulmamış olması bu. Bunun da bağlandığı nokta, sizin 26 Eylül 2024 tarihinde, yani ihale tarihinde bir Sosyal Güvenlik prim borcunuz olduğunuz iddiası. Bu da işin ihaleye fesat tarafındaki en önemli isnat ve bundan dolayı da bir kamu zararı iddiasıyla yargılanıyoruz. Ben kendi savunmalarımda, dilekçelerimde, yani emniyette gözaltına alındığım ilk an itibarıyla, birincisi zaten bizim öyle bir sorgulama yükümlülüğümüz olmadığını, yani sözleşmeye davet aşamasına geçmeden sorgulama yükümlülüğümüzün olmadığını, bunları detaylı bir şekilde anlattım. Kaldı ki dosyaya kazandırılan belgelerden o tarihte Sosyal Güvenlik prim borcunuzun olmadığı da net bir şekilde ortada da. Ama ben bunları anlattığım dönemde bir şey daha söyledim.
Bakın; sizin adınıza söylemek zorundaydım. Çünkü 17 aydır bu eylemdeki tek tutuklu benim. Sizin adınıza söylemek zorunda, şunu söyledim: Ya, böyle 70 milyon TL borcu var bu firmanın. Yani 70 milyon TL borcu ödemeyip, eğer biz ihaleyi iptal etmeyip sizi sözleşmeye davet etseydik, 70 milyon TL borcu ödenmeyip 697 milyon TL'lik teminat mektubunu yakacak mıydı bu firmalar? 2 yıl ihale yasaklısı olmayı göze alacaklar mıydı dediğimde ben şu cevabı aldım: “Nakit ayrı bir şey, teminat mektubu ayrı bir şey. Nakdi bankadaki gücüyle alabilirler, teminatı bankadaki gücüyle alabilirler ama nakdi bulamayabilirler” dediler sizin üç firma için; AKM, Kalyon, Yapı Merkezi. Ve bana şu dendi: Firma adına beyanda bulunuyorsun dendi. Bu söylediklerim varsayım, firma adına beyanda bulunuyorsun dendi. Evet, ben firma adına beyanda bulundum. Çünkü bulunmak zorundaydım, başka ifade veren yoktu. Şimdi ben bu sebeple bakın, şimdi beyanda bulunmuyorum sizin adınıza, sizin adınıza size soruyorum: Siz 70 milyon TL ödemeyip veya ödeyemeyip 697 milyon TL'lik teminat mektubunuzu yakar mıydınız? 2 yıl ihale yasaklısı olmayı göze alır mıydınız?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır.
Ceyhun Avşar: Üçüncüsü de 22,5 milyarlık bir ihaleyi bu zararlarla, bu ihaleden vaz mı geçerdiniz? Bu mümkün mü yani?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır. Ben, biz zaten dün hani Emre Bey'in savunmasında da bahsedildi, Köksal Bey'in de; yani böyle bir şey yok. Hani akla da aykırı oluyor 700 milyonluk bir teminatla yaklaşık 70 milyonluk bir borcun, nakdin şey yapılması. Ki zaten borcumuz yok, yani yapılandırılmış bir borç bu. Zaten ortada bir borç yok, açıkçası.
Ceyhun Avşar: Ben madem ihaleye fesat tarafında özellikle başından beri söylemeye çalıştığım husus şudur: Burada bir kamu zararı olup olmadığının netleşmesi esastır. Zaten ortada bir borç yok ama iddianamenin varsayımlarını kabul etsek dahi olağan olan 70 milyon TL için 697 milyon TL'nin yakılmayacağı, ihale yasaklısı olunmasına razı olunmayacağını ben beyan ettim, siz de beyan ettiniz.
Sami Özge Arıoğlu: Evet.
Ceyhun Avşar: Şimdi ben bir de ihalenin iptal edilme hususuna girmek istiyorum. Biz altı firma davet ediyoruz. İki geçerli teklif oluşuyor. En düşük teklif yaklaşık maliyetin %0,47 oranında oluşuyor. Bu bizim için yeterli bir indirim değil. Ve biz böyle bir durumda ben ve birlikte çalıştığım arkadaşlarım, bu ihalede daha uygun bir fiyat alabileceğinizi düşünerek, çünkü biz kendi işimizi biliyoruz, güveniyoruz, 8 tane devam eden işimiz var. İhalede rekabet koşulu oluşmadığı için bir riske girerek, aynı kapsamdaki işi 1,5 ay sonra ihale edecek şekilde riske girerek bu işi tekrar iptal ediyoruz. Şimdi iptale itiraz etmediniz, biraz önce Mehmet Keleş'in beyanında da oldu. Biz kendisine de zaten geldiğinde soracağız. Yani rekabet koşulu oluşmadı diye iptal edilen bir ihaleye ne şekilde itiraz edilebilir? İdareye yani şunu diyebilir miydiniz o tarihte: "Ya hayır, siz yanlış düşünüyorsunuz. Biz gayet uygun fiyat verdik de biz buna ikna mı yapacağız?" Yani rekabet için, rekabet koşulu oluşmadığı için iptal edilmiş bir ihaleye hangi itirazın bir karşılığı olabilir? Böyle bir şeyle karşılaştınız mı hiç?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır. Yani hiçbir itirazımızda da zaten başarılı olamadık açıkçası. Yani bunları da zaten savunmamda da anlattım ben Ceyhun Bey.
Ceyhun Avşar: Bir de... Tamamdır. Bir de ben bir tablo var, o tabloyla alakalı bir soru sormak istiyorum. İleriye vermiştik, onu bir açabilirseniz. Şimdi Sayın Başkanım, sayın savcım; ben sizlerin özellikle dikkatine sunarım. Bizim ihalemizi gerçekleştirdiğimiz tarih 26.09.2024 tarihi. Biz bu tarihte Yapı Merkezi firmasının Sosyal Güvenlik prim borcu olduğunu bilmemize rağmen ihaleye davet etmekle ve yine Sosyal Güvenlik prim borcunu olduğunu bilmemize rağmen teklifini değerlendirmekle, sonra da Sosyal Güvenlik prim borcu olduğunu bildiğimiz için apar topar ihaleyi teminat mektubuna el koymamak için iptal etmekle suçlanıyoruz. Şimdi Yapı Merkezi firması da Sosyal Güvenlik prim borcu varken ihaleye girmekle, sonra teminatlarına el koydurmamak için, ihale yasaklısı olmamak için apar topar ihaleyi iptal ettirmekle suçlanıyor, ihaleye fesat tarafında. Bu tarih de 26.09.2024 ihale tarihi. Bu tarihten sadece 6 gün önce, 20.09.2024 tarihinde Ulaştırma Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü'nün bir ihalesine katılıyorsunuz. Bizim ihaleyi iptal ettiğimiz tarihten 3 gün önce de yine Karayolları 5. Bölge Müdürlüğü, Ulaştırma Bakanlığı'nın Karayolları 5. Bölge'nin bir ihalesine katılıyorsunuz. Ben şu hususu sormak istiyorum: Bu ihalelerdeki idareler siz ihaleye teklif verdiğinizde bizden Sosyal Güvenlik prim borcu sorgulaması yapmamız bekleniyor burada, şüphelenmemiz bekleniyor, bana bu da söylendi; şüphelenmen gerekiyordu dendi. Şimdi bu idareler sizin Sosyal Güvenlik prim borcu sorgulamanızı yapıp o aralıklarda, eğer iddianamenin iddia ettiği gibi Sosyal Güvenlik prim borcunuz varsa size bununla alakalı bir geri bildirimde bulundular mı?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır.
Ceyhun Avşar: Peki, bu iki özellikle bu iki ihale ile alakalı sormak istiyorum. Bu ihaleyle, bu iki ihaleyle alakalı devam eden bir dava, ceza süreci, bir soruşturma, böyle bir süreç var mı?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır. Alamadık zaten bu işleri de.
Ceyhun Avşar: Tamam, teşekkür ederim.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Fatih Keleş: Sami Bey size de geçmiş olsun. Bu Haliç’teki görüştüğümüz yer spor kulübünün bir odasıydı, kürek tesisinin içerisinde, değil mi?
Sami Özge Arıoğlu: Evet.
Fatih Keleş: Ben orada size şunu söylemiş olabilir miyim, spor kulübü başkanı olduğumu ve spor konularında danışılan biri olduğumu? Yani bunu mu söyledim ya da bu minvalde mi konuştum, yoksa raylı sistemler konusunda bir başka bir modelde bir danışman olduğumu mu söyledim? Nasıl tarif ediyorsunuz?
Sami Özge Arıoğlu: Vallahi şimdi hatırlamam da zor ama o sırada...
Fatih Keleş: Şöyle söyleyeyim, spor konularında...
Sami Özge Arıoğlu: Konuşuldu.
Fatih Keleş: Spor kulübünün başkanı olduğumu ve konularda danışılan biri olduğumu, bu tesislerin yapımında danışılan ve bilgisine başvurulan birisi olduğumu, yani kendimi anlatırken böyle mi ifade ettim, yoksa raylı sistemler konusunda bir tarifte mi bulundum size?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, daha çok spor ağırlıklı.
Fatih Keleş: Peki, teşekkür ederim.
CEYHUN AVŞAR AVUKAT ABUZER UZUN SORUYOR
Abuzer Uzun: Sami Bey, öncelikle geçmiş olsun diliyorum ben size. Şimdi, siz de ve sizden önceki yetkililer de durumu aslına bakarsanız hem SGK borcu bağlamında hem de diğer hususlarda net bir biçimde ifade ettiniz. Bir görüşme olduğundan bahsediyorsunuz. Biz Cevdet Avşar müdafii olarak yargılamanın başından beri şu hususa vurgu yapıyoruz: Bu görüşmeler müvekkili bağlamaz, müvekkili tanımadığınızı söyleyerek buraları net olarak ifade ettiniz. Ama şu tecrübenin, mahkemenin de bunu tespit etmesi noktasında size özellikle sormak istiyorum. Siz 1. ihalede en avantajlı teklif veren firmasınız. Bunun karşılığında benim daire başkanı olan müvekkilim de bu ihaleyi iptal ediyor. Dolayısıyla siz bu ihalelerin iptal edildiğini, yani müvekkilin bu ihaleyi iptal ettiğinden ihale iptal edilmeden önce haberiniz var mıydı, yoksa ihale iptal edildikten sonra mı haberdar oldunuz durumdan?
Sami Özge Arıoğlu: Bize resmi yazıyla geldi sanıyorum.
Abuzer Uzun: Tamamdır. Devamında yine bununla bağlantılı olarak soruyorum. Çünkü iddialar değil mi? Biz burada defalarca dilekçelerimizde, tutukluluk dilekçelerimizde, savunmamızda belirttik. Hem buradaki kamu zararı hem buradaki fesat iddiaları, tabiri caizse hayatın olağan akışına aykırı 8-9 tane gerçekleşmesi mümkün olmayan şey arka arkaya gerçekleşti sonucunda bulunmuş bir kamu zararı var burada. Dolayısıyla bununla bağlantılı olarak soruyorum. "Diyorlar ki mesela SGK'ya bir borcunuz yok." diyorlar. Borcunuz yok diyen bir kişi "Var." diyor. Ben size gerçeği soracağım. İddialardan önce siz, yani 07.10'da bu ihale iptal edildi. Bundan önce siz ihalede sözleşme, imza sözleşmeye davet edilmeyi bekleyen bir firmasınız. Yani size davet gelseydi gidip sözleşmenizi imzalayacak mıydınız bu konuda?
Sami Özge Arıoğlu: Evet.
Abuzer Uzun: Tamam. Şimdi 2. ihale ile ilgili, bu okuduklarım 1. ihale ile ilgiliydi. 2. ihale ile ilgili de çok daha garip bir durum var. 2. ihaleyi kim aldı biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?
Sami Özge Arıoğlu: Kalyon
Abuzer Uzun: Kalyon aldı. Siz 2. ihaleye girdiniz, teklif verdiniz mi?
Sami Özge Arıoğlu: Evet, verdik.
Abuzer Uzun: Verdiniz. Verdiniz teklifte, verdiniz teklifte teminat mektubunuzun eksik olduğu, bu sebeple elendiğiniz ihale kararlarında yazıyor muydu?
Sami Özge Arıoğlu: Evet, elendim. Evet, elendim.
Abuzer Uzun: Şu anda Kalyon hala o sahada çalışıyor mu? Aldı mı ihaleyi? Çalışıyor mu şu an orada, bir sıkıntısı var mı? Çalışıyor. Kuvvetle muhtemel siz bilmeyebilirsiniz, hatta biz söyleyelim, orada çalışıyor. Peki absürtlüğün anlaşılması için soruyorum bunu tabiri caizse. Siz girdiğiniz, teklif verdiğiniz, alamadığınız, alamadığınız ve de teminat mektubunuzun eksik olduğu için elendiğiniz bir ihaleden, bu da ihale kararına yazılmış, ihaleye fesat karıştırmakla yargılanıyorsunuz. Durum bu. Bu kadar absürt bir durumla karşı karşıyasınız. Benzer bir şeyle daha önce karşılaştınız mı?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, yani ilk defa burada bulunuyorum zaten, böyle bir ortamda bulunuyorum.
Abuzer Uzun: Tamamdır, çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR
Nergiz İnce: Geçmiş olsun öncelikle. Fatih Bey ile bu Haliç Spor Tesislerinde yaptığınız görüşmede size kendisi ihale komisyonunda yer alan birimler gibi bir personelle böyle bir yönlendirmesi veya ben bu ihaleyi size aldırırım, almanızı sağlarım gibi bir vaat, taahhüt bulundu mu?
Sami Özge Arıoğlu: Hayır.
Nergiz İnce: Bu görüşmede peki sizden sosyal yardımın dışında herhangi bir nakit para, bir komisyon oranı, bir hak ediş oranı, böyle bir içerikte bir talebi, bir yönlendirmesi oldu mu?
Sami Özge Arıoğlu: Yok hayır.
Nergiz İnce: Sizin tarafınızdan da avukatlarınız tarafından da dosyaya birçok dilekçe sunulmuş. İfadenizin başlangıcında siz şirketinizi izah ederken dediniz ki Avrasya Tüneli, Çanakkale Köprüsü gibi kamuyu ilgilendiren pek çok projenin içerisinde yer alan bir firmayız dediniz. Buradan kamu kurumlarından çeşitli ihaleler aldığınızı ve büyük projeler gerçekleştirdiğinizi anlayabiliyoruz. Kamu kurumlarının kamu adına sosyal destek talebinde bulunması, yani kamu binası gibi bir hizmet tesisi gibi normal olan bir durum mudur? Şirketinizin daha önce de karşılaştığı bir durum mudur?
Sami Özge Arıoğlu: Evet, açıkçası biz tabii 60 yıldır iş yapıyoruz ve bu süre zarfında elimizden geldiği kadar sosyal yardım projelerinde yer alıyoruz. Yani bu projeyle alakalı, projeyle alakası olmayarak yani.
Nergiz İnce: Hakim Bey, Başkan Bey de size sordu Mehmet Karataş'ın ifadesini. Şimdi Mehmet Karataş'ın, Can Erdinç Karataş, 3 kişi birlikte gözaltına alınmışlar. Can Karataş ve Erdinç Karataş'ı tanır mısınız? Kendileri bu projede bir dahil durumları oldu mu?
Sami Özge Arıoğlu: Yok, hayır. Hiç görmedim.
Nergiz İnce: Akrabalık bağı var mıdır Can Karataş ve Erdinç Karataş'ın Mehmet Karataş'la olan?
Sami Özge Arıoğlu: Vallahi ben davadan sonra yani tanıştım kendileriyle, oğulları olduğunu öğrendim.
Nergiz İnce: Teşekkür ediyorum, sağ olun.
BAŞAR ARIOĞLU AVUKATI SORUYOR
Avukat: Az önce Ceyhun Bey de ifade ettiniz de sordum, sözleşmeye davet edilseydiniz bu borcu gidip bu sözleşmeyi imzalar mıydınız de evet dediniz. Buradaki temel problem sizin yapılandırma başvurunuzun yapılması de ... yapmışsınız ama 24 Ekim'de SGK tarafından onaylanmış. Siz yapılandırma başvurusu yaparken kasanızda para var mıydı? Bu borcu peşin öderseniz nakit olarak ödeyebilecek ekonomik gücünüz var mıydı?
Sami Özge Arıoğlu: Sonra yani evet vardı. Aslında 70 milyon yani bizim yaklaşık 1 milyar dolarlık bir ciromuz var senelik. Bu 2 milyon dolar yani kolay bir rakamdı hani istesek kapatabilirdik.
Avukat: İkinci sorum da az önce ifadenizde 4000 kilometreye aşkın demiryolu ve raylı sistem projesi yaptığınızı belirttiniz. Yani bu yüzlerce ihale aldığınızı gösterir. Bu tarz ihalelerde kâr marjınız nedir? Bu ihalede özelinde de olabilir, daha önceki ihalelerde de olabilir. Kâr marjınız nedir?
Sami Özge Arıoğlu: Tabii projeden projeye çok değişkenlik gösteriyor. İşte hangi bölgede, nerede olduğuna dair ama bildiğin, hangi iş olduğu bildiğiniz iş olunca yani genelde bir de çok tanımlandırılmış bir iş bu.
Avukat: Bu ihalede neydi beklentiniz?
Sami Özge Arıoğlu: Yani %5 - 10 en fazla o kadar olurdu yani. Oldu mu sevinirdik yani.
SAMİ ÖZGE ARIOĞLU AVUKATI OĞUZHAN TAŞDEMİR SAVUNMASI
Sayın Başkan, değerli heyet üyeleri, sayın iddia makamı; esasa ilişkin savunmalara çok girmeden kovuşturmanın daha sıhhatle devam edebilmesi adına bir kısım izahatta bulunmak istedik. Öncelikle net bir şekilde şunu ifade etmek istiyoruz Sayın Heyet: Yapı Merkezi'nin ihale tarihi itibarıyla kesinleşmiş SGK borcu bulunmamaktadır. İddianamede ve bilirkişi İbrahim Süren'in raporunda müvekkilin ortağı olduğu şirketin kesinleşmiş SGK borcu olmasına rağmen "Borcumuz yoktur." şeklinde gerçeğe aykırı taahhütname vererek ihaleye katıldığı ve hileli davranışlarla fesat suçunu işlediği ileri sürülmüştür. Bu iddia tamamen gerçek dışıdır Sayın Heyet. Bu konuyu özellikle dikkatinize arz etmek istiyorum Sayın Başkanım.
Burada şöyle bir husus var: Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi'nin 8 Kasım 2024 tarihli ve yine 30 Mayıs 2025 tarihinde de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na hitaben verdikleri bir cevabi yazı var. Bu cevabi yazılarda açık bir şekilde şu ifade ediliyor: "Türkiye genelinde 26.09.2024 tarihi itibarıyla yapılan sorgulama sonucunda kurumumuza kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcunuzun bulunmadığı tespit edilmiştir." diyor. Bakın çok net bir ifade. Biz açıkçası burada şunu sorguluyoruz: Devletimizin kurumlarının verdiği cevaba mı güvenmeyeceğiz de dosyada herhangi bir uzmanlık alanı bulunmayan bir bilirkişiye mi güveneceğiz? Nihayetinde bu ciddi anlamda müvekkiller açısından bir mağduriyet yaratmaktadır. Şimdi Sayın Başkanım, kıymetli heyet; Kamu İhale Tebliği'nin 17. maddesi bu konuda açık. Net bir şekilde: "Kanunlara göre tecil ve taksitlendirilen veya yapılandırılarak taksitleri ödenen borçlar kesinleşmiş prim borcu sayılmaz." diyor, net bir şekilde. Bakın 2 Eylül tarihinde başvuru yapılmış, 20 Eylül tarihinde bahse konu kesinleşmemiş SGK borcunun 7,5 milyon TL'lik kısmı ödenmiştir.
Devamına gelecek olursak, ikinci ihale yönünden de yani biz burada net bir şekilde aslında bilirkişi raporu üzerinden devam edeceğiz savunmalarımıza. İkinci ihale yönünden de bilirkişi raporunda bir ciddi tarih çelişkisi bulunmaktadır. Burada bilirkişi raporunda hatalı olan değerlendirme bir an için doğru sayılsa dahi bilirkişinin kendi kabulüne göre şirketin SGK prim borcu 24 Ekim 2024 tarihinde sona ermiştir. İkinci ihale ise 19 Kasım 2024 tarihinde yapılmıştır. Sayın Heyet, net bir şekilde şu konuyu, bilirkişinin de kabulünde, bilirkişi de net bir şekilde diyor ki: "Bu firmanın olsa olsa 24 Ekim 2024 tarihinde de borcu yok." Bu net bir şekilde ifade edilmişken devamında yine aynı şekilde Yapı Merkezi'nin kesinleşmiş bir SGK borcunun bulunmadığı ifade edilmiştir. İkinci ihale bakımından da aynı isnadın devam ettirilmesini anlayabilmiş değiliz.
Yine burada iddia makamının iddianameyi kurgularken şöyle bir kurgu içerisine gittiğini görüyoruz: Diyor ki idarelerin SGK borcunu görme ihtimali var idi, bunu sorgulamadı ya da fark etti, fark ettikten sonra ihaleyi iptal etti gibi iddialar üzerinde duruyor. Ancak bakın burada net bir şekilde şunun üzerinde durmak lazım: EKAP üzerinden SGK borcu sorgulaması yapılabilmesine ilişkin sistem altyapısı 1 Ağustos 2025 tarihinde Kamu İhale Kurumu mevzuatı ve düzenlemeleri gereğince getirilmiştir. Zaten idarenin herhangi bir isteklinin SGK borcunu sorgulayabilecek altyapısı bulunmamaktadır. Bu çok açık iken kamu ihale mevzuatında herhangi bir uzmanlığı bulunmayan bilirkişi olarak adlandırdığımız İbrahim Süren'in ifadelerine, beyanlarına itibar edilmektedir. Yine devam edecek olursak bilirkişinin yine kamu ihale mevzuatında ve sosyal güvenlik mevzuatından, mevzuatına dair hiçbir şey bilmediğini net bir şekilde görüyoruz. Nitekim idare tarafından isteklilere gönderilen teknik şartnameye ve icmal cetveline baktığımızda 11. ve 12. kalemleri dolu geliyor. Yani dolu geliyor ve 75'er milyon TL yazılmasını şart koşuyor. Bilirkişi ne diyor? "İhaleye katılan bütün firmalar 75 milyon TL yazmış, benim için çok büyük bir somut delil tespit ettim." diyor. Tabii ki biz bunu da şaşkınlıkla karşılıyoruz. Bilirkişinin bu konuda herhangi bir uzmanlığı olmadığı için çok da şaşırmamak gerekiyor.
Şimdi devamına gelecek olursak, devamında bilirkişiyle alakalı birkaç tane hususu tekrardan ifade edeceğim. Bilirkişi burada hukuki değerlendirme yasağını ihlal ediyor. CMK'nın 67. maddesi açık bir şekilde hakim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmede bulunamayacağını emredici şekilde düzenlemiş. Aynı yasak yine Bilirkişilik Kanunu'nun 3. ve Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 5. maddelerinde tekrarlanmış. Somut olayda bilirkişi bu sınırı istisnaen değil, raporun tamamına sirayet edecek bir şekilde aşıyor. Devamında ise en son cümleye "Takdir tamamen savcılık makamına aittir." söylemini koyarak bu aykırılığı gidermeye çalışıyor. Bu aykırılığın giderilmesi mümkün değildir. Nitekim Adalet Bakanlığı'nın Bilirkişilik Daire Başkanlığı'nca yayınlanan rehber ilkenin 10. maddesi net bir şekilde ifade ediyor: Kendisi görevlendirilen merci talep etse dahi iddia ve savunmaları inceleyerek bunlarla ilgili bilirkişi yorumda bulunamaz diyor.
Yine devamına gelecek olursak, ikinci olarak bilirkişinin sicile kayıtlı olduğu alanlara bakıyoruz. Bilirkişi sicile kayıtlı olduğu alan 45.01 genel muhasebe, 45.06 denetim alanında, uzmanlık alanlarında kayıtlı olduğunu görüyoruz. Oysa bahse konu ihaleler net bir şekilde Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği, Sosyal Güvenlik Kurumu mevzuatını ve Kamu İhale Genel Tebliği'nin yorumundan oluşmaktadır. Görüldüğü üzere bilirkişi gerekli uzmanlık alanlarında kayıtlı değildir. Üçüncü olarak bilirkişinin görevinin kapsam ve sınırlarını aşarak hukuki ve idari değerlendirmede bulunmaya devam ediyor. Devamında idari işlemlerle alakalı yorumda bulunuyor. Kamu İhale Kurumu'nun kararlarını değerlendiriyor, Danıştay'ın kararlarını değerlendiriyor. Devamında İstanbul 11. İdare Mahkemesi'nin bahse konu ihale ile ilgili kararlarını değerlendiriyor. Devamında ihale komisyonunun cezai sorumluluğunu falan bilebilecek bir ceza hukuku bilgisine sahip olduğunu iddia ediyor. Dördüncü olarak şunu da net bir şekilde ifade etmek istiyoruz: Raporun SGK prim borcuna ilişkin tespitleri varsayıma dayalıdır. Ve az önce müvekkilimiz de ifade etti net bir şekilde; kasasında parasının olduğu, mali yeterliliğe sahip olduğu net bir şekilde ifade edildi. Yine bilirkişi dosyaya sunulan savcılığın yazısını ve devamında 24 Ekim'in SGK'nın yazısını ise hiç değerlendirmeye almadı.
Savunmamıza, beyanlarımıza devam edecek olursak: İlk ihaleyle ilgili biraz önce Sayın Başkanım, kıymetli heyet, ilk ihaleye neden itiraz edilmediğini sordunuz. Bu durumu devamında yazılı beyanlarımızda da izah edeceğiz. Kamu İhale Kurumu'nun yeterli rekabet şartları oluşmadığı sebebiyle idarenin bir ihaleyi iptal ettiği takdirde isteklilerin açacağı davanın hukuki dayanaktan yoksun olacağı açık bir şekilde ifade edilmiş. Nitekim o dönem şirket, biraz önce de müvekkilimizin beyan ettiği üzere, hukukçu arkadaşlarımıza konuyu sormuş; hukukçu arkadaşlarımız da dava açılsa dahi başarılı olunamayacağını net bir şekilde ifade etmiştir.
Ceyhun Avşar vekiliyle ya da Ceyhun Avşar’ın dinlendiği duruşmada Ogün Kuzu’nun soyut iddiaları... Hatta yani bu durumu anlayabilmiş değiliz. Dosyaya bir ihbar soruşturma evrakından bahsediliyor. Soruşturma evrakının dosyaya gördüğümüz kadarıyla 25 Eylül’de girdiği anlatılıyor ama Ceyhun Avşar vekili 26 Eylül’de girdiğine dair dosyamıza bir evrak sundu. Bu konuda da Sayın Mahkememizin bu konuyu da aydınlatmasını isteriz. Yine devamında iddianamede ve evraklarda bir noter ihtarnamesinden bahsediliyor. Ama biz Ogün Kuzu isimli kişinin sunduğu noter ihtarnamesini göremiyoruz, dosyamız içerisinde de bulamıyoruz. Yani tamamen hayal ürünü olan bir evraka atıf yapılıyor. Ayrıca bir konuyu daha açıklığa kavuşturmak istiyorum. Burada da Sayın iddia makamının gözden kaçırdığına inanıyoruz. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 10 Temmuz 2025 tarihli 2025/37987 sayılı müvekkillerimiz hakkında bir kararı var. Evvelki celsede sizin de huzurunuza sunuldu. Burada da açık bir şekilde müvekkillerin firması hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
CMK’nın 172 ve 173. maddeleri gereğince kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer olmadığına dair karar usulünce kaldırılmadan veya yeni delil ortaya konulup Sulh Ceza Hakimliği’nce bu yönde bir karar tesis edilmeden aynı fiilden dolayı yeniden kamu davası açılması usul ve yasaya aykırıdır. Müvekkilimiz biraz önce bir kısım hususlarda detaylıca beyanda bulundu. Rüşvet hususunda, rüşvet iddiasıyla ilgili çok detaylı izahata girmeyeceğim Sayın Başkanım. Buna ilerleyen aşamalarda da beyanlarda bulunacağız. Ama net bir şekilde şunu ifade ederek devam edeyim: Fatih Keleş tarafından ucu açık ve muğlak bir sosyal yardım, hayır işleri ve talepleri dile getirilmiş olsa dahi müvekkilimizin şirket kayıtlarına girmeyen hiçbir bağış veya işi kabul etmeyeceklerini net bir şekilde ifade etmişlerdir. Tek bir cümle ile Adem Soytekin’in taşeronluk talebi reddedilmiştir. WhatsApp mesajlarından veya müvekkilin ihale... WhatsApp mesajlarının ihale ile ilgisi bulunmamaktadır. Devam edecek olursam ve sözlerimi toparlayacak olursam Sayın Heyet, Öncelikle dosyadaki teknik şartnameler, Kamu İhale Mevzuatı, DYK Mevzuatı çerçevesinde yeni ve bağımsız bir bilirkişi heyeti görevlendirilmesini talep ediyoruz.
Bu bilirkişi heyetine de özellikle şu hususun dikkat edilmesi gerektiği kanaatindeyiz: Kamu İhale İhalesine ilişkin 65.15 no’lu bilirkişilik alanı olan Kamu İhale Mevzuatı’ndan kaynaklı teknik hesaplamalar; 65.03 bilirkişilik alt alanı olan Sosyal Güvenlik Mevzuatı’ndan kaynaklı nitelikli hesaplamalar konusunda bir teknik heyet oluşturularak dosyanın yeniden bir bilirkişiye tevdiini talep ediyoruz. Aksi kanaatte ise aleyhe rapor tanzim eden bilirkişi İbrahim Ünsüren’in CMK 67 ve 217 uyarınca tanık sıfatıyla duruşmamızda hazır edilmesini talep ediyoruz.
Yine ayrıca Bölge İdare Mahkemesi’nin... Bölge İdare Mahkemesi’nin kısaca bir kararından bahsedeyim. Bölge İdare Mahkemesi bir yargılama yapmış, yargılamanın devamında idare yetkilileri hakkında soruşturma yapılmaması gerektiği yönünde bir kanaat bildirmiş ve bu yönde bir karar vermiştir. 2025/863 sayılı 11. İdare Mahkemesi’nin, 11. İdare Başkanlığı’nın... Bu dosyanın celbini ve biraz önce bahsettiğimiz müvekkilimizi, hakkında soruşturma devam ederken başka bir savcılığın aynen bu hususta araştırma yapmış ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş. Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın 2024/138310 sayılı dosyasının da celbini talep ediyoruz. Bu dosyalar celbedildiğinde net bir şekilde biraz önce izah ettiğimiz hususlar da aydınlanacaktır. Nihayeten de müvekkilin yargılama nihayetinde atılı suçlardan beraatini talep ediyoruz.
SEZEN ALGEDİK SAVUNMASI – 22.09.2026
Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti; 2004 yılından bu yana İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde elektrik-elektronik mühendisi olarak görev yapmaktayım. Tarafıma atılan suçlama, iddianamenin "Eylem 140" başlıklı bölümünde yer alan 2024/124347540 kayıt numaralı ihale ile ilgilidir. Cumhuriyet Savcılığı soruşturma aşamasındaki ifadelerimi aynen tekrar ediyor ve beyanlarımı Sayın Heyetinize kısaca özetleyerek başlamak istiyorum.
İhale öncesi ve ihale günündeki fiili konumumla ilgili önce sizi bilgilendirmek istiyorum. Söz konusu ihale komisyonunda komisyon asil üyesi Burak Salman'ın yedek üyesi olarak görevlendirilmiştim ben bu ihalede. İddianameye konu ihalenin yapıldığı 26 Eylül 2024 tarihinde asil üyenin, Burak Salman'ın zaten görevinin başında olduğundan yedek üye sıfatımla herhangi bir görevim veya ihaleye katılımım bulunmamaktadır. İhalenin gerçekleştirildiği, tekliflerin açıldığı, belge kontrol tutanaklarının tutulduğu ve değerlendirme süreçlerinin yürütüldüğü, ihalenin yapıldığı gün olan 26 Eylül 2024 tarihindeki oturumda bulunmadım. Bu ihalenin yaklaşık maliyetinin oluşturulması, firmaların davet edilmesi, tekliflerin açılması, belgelerin ve geçici teminatların kontrolü gibi tüm hazırlık ve değerlendirme işlemleri doğrudan asil üyelerce yürütülüp sonuçlandırılmıştır. Bu aşamalar ile ilgili herhangi bir katılımım ve katkım olmamıştır. Zaten ihale işlem dosyasındaki resmi belgeler incelendiğinde de görüleceği üzere, ihale günü ve öncesindeki süreçlerin hiçbirinde tarafıma ait bir imza ve de yetki bulunmamaktadır.
Söz konusu ihale sürecindeki katılımım da şu şekilde olmuştur: 26 Eylül 2024 tarihindeki ihale gününde işlemleri tamamlanan ihale ile ilgili ertesi gün, asil üyenin yasal izinli olması nedeniyle yedek üye olarak görevlendirilmem dolayısıyla çalıştığım şantiyeden çağrılmamla başlamıştır. Göreve başladığım 27 Eylül 2024 tarihinde, yani ihalenin yapıldığı günün ertesi günü, göreve dahil olan bir komisyon üyesi olarak kamu hizmetinde süreklilik esası gereğince idari devamlılığı sağlamak adına ihale günü komisyon üyelerince imzalanan resmi tutanakları esas alarak tanzim edilen nihai karar tutanağını imzaladım. Bunun dışında söz konusu ihale kapsamında herhangi bir işlem gerçekleştirmedim. Dolayısıyla üzerime düşen idari görevi devlet memuru sorumluluğuyla yerine getirdim.
Tüm bu nedenlerle benim herhangi bir firmaya avantaj sağlama, ihale sonucunu etkilemek veya hukuka aykırı bir sonuca ulaşmasını sağlamak, ihaleye fesat karıştırma ile ilgili en ufak bir imkanım, iradem ve kastım bulunmamaktadır. Sonuç olarak Sayın Başkanım, ihale sürecindeki tek gayretim; asil üyenin izinli olduğu gün olan ihalenin ertesi günü idari devamlılığı sağlamak amacıyla, daha önce komisyon üyelerince yürütülmüş olan işlemlere ilişkin imzalı resmi tutanakları esas alarak tanzim edilen nihai karar tutanağını imzalamaktan ibarettir. Yıllardır kamu hizmetini sorumlulukla yürüten bir mühendis olarak usulsüzlük yapma, hileli bir davranışta bulunma veya kamu zararına sebebiyet verme gibi herhangi bir eylemim bulunmamaktadır. Bu nedenle üzerime atılı suçların yasal, maddi ve manevi unsurları şahsım yönünden gerçekleşmediğinden, müsnet suçlardan beraatime karar verilmesini saygılarımla arz ederim.
CEYHUN AVŞAR SORUYOR
Ceyhun Avşar: Şimdi siz sadece 1. ihalede yedek komisyon üyesi olarak görevlisiniz. Öncesi hazırlıklarda yoksunuz. Teklif değerlendirme aşamasında, teklif oranında yoksunuz. 2. ihalede de yoksunuz. Yani sadece yedek komisyon üyesi olduğunuz için beraber yargılanıyoruz. Ben tek bir şey soracağım. Zaten çok kısa bir görev süreniz vardı. Görev sürenizde bu iddianameye konu 1. eyleme konu 1. ihale, bu 1. ihaleyle ilgili Duygu Taahhüt isimli firmanın iş bitirmesi, işte diğerinin teminat mektubu, diğer firmanın SGK borcu gibi hususların hiç konuşulduğunu veya benim bunlara herhangi bir müdahalem, bir yorumum olduğunu duydunuz mu, gördünüz mu?
Sezen Algedik: Hayır duymadım.
Ceyhun Avşar: Teşekkür ederim.
YAPI MERKEZİ FİRMASI AVUKATI SORUYOR
Avukat: Yapım şirketi yetkilileriyle ihale öncesi veya sonrası herhangi bir irtibatınız veya anlaşmanız var mıdır?
Sezen Algedik: Hayır, hayır.
SEZEN ALGEDİK AVUKATI IŞIL BİRİNCİ SAVUNMASI
Sayın Başkanım, müvekkilim gerek savcılık soruşturması esnasında gerekse huzurunuzda verdiği samimi ifadelere katılıyoruz. İddianameye konu eylem 140 başlıklı 2024'e 124 34 75 kayıt numaralı ihale ile ilgili bölümde müvekkilim Sezen Algedik'in de yer almasının tek sebebi, ihale komisyonunda asil üye olarak görevlendirilen Burak Salman'ın yedek üyesi olarak atanmış olması ve asil üye Burak Salman'ın 27 Eylül 2024 tarihi itibarıyla izne çıkmış olmasıdır.
Müvekkilim ihalenin yapıldığı ve sonuçlandığı 26 Eylül 2024 tarihinde ihale komisyonunda bulunmadığı gibi bu tarihten önce ihale ile ilgili şartname ve yaklaşık maliyetin oluşturulması, firmaların davet edilmesi, tekliflerin açılması, belgelerin ve geçici teminatların kontrolü gibi tüm hazırlık ve değerlendirme işlemlerine de katılmadığı tüm ihale dosyasıyla sabittir. Tüm o hazırlık ve değerlendirme işlemleri doğrudan asil üyelerce yürütülüp sonuçlandırılmıştır. Müvekkilimin bu aşamalar ile ilgili herhangi bir katılımı ve katkısı olmamıştır. İhale işlem dosyasında müvekkilimin ihale günü ve öncesindeki tüm süreçlerin hiçbirinde yetkisi ve imzası da bulunmamaktadır.
Bu maddi ve hukuki veriler dolayısıyla müvekkilimin herhangi bir firmaya avantaj sağlaması, ihale sonucunu etkilemesi, hukuka aykırı bir sonuca ulaşılmasını sağlaması, ihaleye fesat karıştırması ve rüşvetle ilgili en ufak bir imkânı, iradesi, kastı veya fiili olmamıştır ve takdir edersiniz ki olması da mümkün değildir. Müvekkilim kendisine isnat edilen suçları işlemediği gibi yedek üye pozisyonu ve hiçbir aşamaya katılmaması dolayısıyla işlemesinin de mümkün olmadığı ortadadır. Bu doğrultuda Sayın Başkanlığınıza daha detaylı olarak yazılı savunmamızı sunacağız. Tüm bu nedenlerle öncelikle adli kontrol tedbirleri çerçevesinde müvekkilim hakkında verilen yurt dışı çıkış yasağı kararının kaldırılmasını, neticeten de müvekkilim Sezen Algedik'in isnat edilen suçlardan dolayı beraatini arz ve talep ederim.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












