loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 22. günü tutuksuz 7 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 22. günü tutuksuz 7 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 23.09.2026 - 10:26
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 22. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Duruşmada tüm gün şu isimler: Turgut Tuncay Önbilgen, Kamil Timur Delibaş, Ömer Gürsoy, İsmail Oygur, Erdinç Karataş, Can Karataş, Mehmet Karataş savunma yaptı.

MEHMET KARATAŞ SAVUNMASI – 23.09.2026

Sayın başkan, sayın üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çok uzun sürmeyecek başkanım.  1994 yılında AKM Yapı A.Ş. şirketinin yönetim kurulu başkanıyım. 1994 yılında kurduğum AKM Yapı A.Ş. şirketinin başkanıyım, yönetim kurulu başkanıyım. Yaklaşık 30 yılı aşkın süredir inşaat sektöründe özellikle kamu projelerinde faaliyet gösteriyorum. Bugüne kadar çeşitli kamu kurumlarının yüzlerce altyapı, üstyapı projesini başarıyla tamamladım. Şunu söylemek istiyorum öncelikle. Bugün burada hakkımda rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından dava edilip savunma yapmak zorundayım. Savcılık makamında verdiğim ifadelerimi aynen tekrarlıyorum.  Ben iddianamede ismi geçen idareyi temsil eden kişilerle herhangi bir şekilde telefonla ya da yüz yüze hiçbir şekilde asla görüşmem olmadı. İhaleye fesat karıştıracak herhangi bir eylemde bulunmadım. 26 Eylül 2024 tarihinde yapılan Halkalı Metro İhalesi'ne Yapı Merkezi A.Ş. ve KJT A.Ş. ile birlikte iş ortaklığı olarak katıldık. Geçici teminat mektubunu benim şirketim ve KJT Yapı A.Ş. karşılamıştır. İhale 22 milyar 460 milyon TL bedelle, 469 milyon TL bedelle iş ortaklığımızın üzerinde kaldı. Ancak idare 9 Ekim 2024 tarihinde rekabetin yeterli düzeyde oluşmadığı gerekçesiyle iptal edildi. İhalenin iptalinden sonra aynı iş yeniden ihale edilmiş ve yaklaşık 486 milyon TL kadar düşük bir bedelle başka bir firmaya verilmiştir. Dolayısıyla benim herhangi bir kamu zararına sebep olduğum yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğunu düşünüyorum. İlk ihale kapsamında tarafımıza sözleşme imzalanmamış, işe başlanmamış, şirketim veya iş ortaklığımız kamu kaynağından herhangi bir ödeme almamıştır.

İddianamede önemli bir husus olarak yaklaşık maliyete yakın teklifler verilmesi ve kesin bu kalemlerde yaklaşık maliyetle aynı rakamların bulunması gösteriliyor. Ancak özellikle 75 milyon TL'lik iki kalem poz bakımından şunu belirtmek isterim ki bu rakamlar gizli değildi. İhale dokümanındaki şartnamede açıkça yer almaktaydı ve tüm isteklilerin o satırlara teklif cetvelinde aynı fiyatı yazması zorunluydu, zorunlu tutulmuştu. İdarenin belirttiği rakamın yazılmaması ihaleden elenme sebebiydi. Dolayısıyla bu rakamların teklifimizde bulunması yaklaşık maliyetin bize sızdırıldığı anlamına gelmez, gösteremez. Bizler mühendislik ve teknik kapasitesi yıllara dayalı bir firmalarız. Yaklaşık maliyeti tahmin etmemiz çok, etmemiz ve hesaplayabilmemiz çok doğaldır. Devlet makamlarının kullandığı, yayınladığı ve piyasa fiyatlarını çok yakın takip etmekteyiz. Ayrıca aynı ihaleye katılan uzman firmaların tekliflerinin birbirine yakın olması da tek başına olağan dışı bir durum değildir. Aynı teklif şartnamesi, aynı projeyi ve aynı piyasa koşullarını değerlendiren büyük şirketlerin birbirine yakın maliyet hesabına ulaşması çok mümkündür. Türkiye'de devlet ile kurumlarının her gün yaptığı yüzlerce ihalede yaklaşık maliyetlerle yakın tekliflerin verildiği görülmektedir. Bazen de işin yapım zorluğuna ve yaklaşık maliyetin üzerinde olan dahi teklifler verildiği görülmektedir. Bununla birlikte Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının yayınladığı 2024 yılı yatırım programında da bu işin yatırım maliyetinin yani yatırım maliyeti kamuya açıklanmıştır, esasen gizli bir rakam yoktur.

SGK borcu konusuna gelirsek; Yapı Merkezi firmasının Sosyal Güvenlik Kurumu borcuna gelirsek. Efendim biz pilot ortağımız Yapı Merkezi firmasının SGK borcu olup olmadığını ancak kendilerine sorarak öğrenebiliyoruz. Kanuni olarak öyle bir yetkimiz yok başka bir firmanın borcu olup olmadığı devlet kurumlarına. Dolayısıyla başka bir yetkimiz olmadığı için bunu kendilerine sorduk. Kendileri de yapılandırma yaptıklarını ve ilk taksidi ihaleden önce ödediklerini, ihale günü tarihi itibarıyla yapılandırma olduğu için borç gözükmediğini bize söylediler. Bizde de zaman zaman başka firmalarda da bu tür ifadeler oluyor. Biz de kendilerine inandık. Sonuçta Çanakkale Köprüsü'nü yapmış, Avrasya Tüneli'ni yapmış, bu taraf 22 milyar işin yüzde 50'sinden fazlasını almış olan bir firma. 50-60 milyonluk SGK borcu için kendini yasaklatmaz. Bu hayatın tamamen olağan akışına aykırı bir durum, ticaretin olağan akışına.  Dolayısıyla ayrıca idare henüz sözleşme aşamasına gelmediği için bizden bir belge istemedi. Yani borcunuzun olmadığını beyan ettiniz ihaleye girerken ama şimdi iş size kaldı, SGK borcunuz yoktur kağıdını getirin demedi. Çünkü iş sözleşme aşamasına gelmeden komisyon işi iptal etti. Şimdi daha sonra bu konular ortaya çıkınca Yapı Merkezi firması ihale günü itibarıyla SGK'ya borcu olmadığına yazılı dair resmi yazıyı bize getirdi ve ben o yazıyı gördüm. Bu yazı başkanım dosya da mevcuttur, yoksa da avukatlarımız size sunabilirler. Belki firmanın kendi avukatları da sunmuşlardır.

Gelelim hakkımdaki diğer rüşvet iddialarına. Ben hiçbir şekilde daha önceki ifadelerimde de savcılık ifadelerimde de burada verdiğim ifadelerde belirttiğim gibi idareden hiçbir yetkiliyle asla görüşmedim. İhale ile ilgili sadece ortaklarımla bu süreçte görüştüm, sadece ortaklarımla. Belediye ile muhatap olan pilot firmanın sahipleriyle görüştüm ve diğer ortağımla görüştüm. Ayrıca dosyada benim herhangi bir idare yetkilisiyle tek bir rüşvet konusunda anlaştığımı gösteren, doğrudan bir ne yazışma, ses kaydı, para hareketi veya başka bir somut delil de göremedim. Anlatılanlarda da benim kişisel olarak rüşvet anlaşmasına katıldığımı gösteren doğrudan bir açık anlatım bulunmamaktadır. Ben hayatım boyunca ticari faaliyetlerimi hukuk çerçevesinde yürüttüm. Bugün burada yıllardır emek verdiğim, 40 yıla yakındır emek verdiğim şirketimin ve şahsımın ve çocuklarımın böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalmasını kabullenmekte çok zorlanıyorum açıkça söylemek gerekirse. Sayın heyet başkanı, benim açımdan olayın özeti çok açıktır. Ben rüşvet anlaşması yapmadım, ihale ile ilgili az önce de belirttiğim gibi hiçbir ihale yetkilisiyle görüşmedim. Herhangi bir haksız ve hukuksuz menfaat asla sağlamadım. İhaleye fesat karıştırma durumum söz konusu bile değildir. Bu nedenle hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi talep ediyorum, saygılar sunuyorum.

HAKİM SORGUSU

Hakim: Bu Yapı Merkezi isimli firmayla, şirketle daha önce birlikte yaptığınız herhangi bir ticaret, girdiğiniz herhangi bir ihale var mıdır?

Mehmet Karataş: Vardır. Teşebbüslerimiz çok oldu. Dünya Bankası kredili işlerde, bunlar yurt dışı büyük projeler yaptıkları için birkaç işe teşebbüs ettik fakat bizim belgelerimiz yetmemişti o zaman. Kısmet olmadı, kısmet bu işe oldu.

Hakim: Aranızda herhangi bir husumet, herhangi bir sıkıntı...

Mehmet Karataş: Yok efendim. Kesinlikle yok. Babalarının şirketinde sağken, ben de üniversitede okurken staj yapmıştım. Örnek aldığımız, sektörde önemli firmalardan bir tanesi.

Hakim: Sizin ifadenizde, bu 12 Ağustos 2025 tarihli ifadenizde Fatih Keleş'le yapılan bir görüşmeden bahsediyorsunuz. Hatta ilk görüşmede Can Akın Çağlar'ın da bulunduğunu... Orada birtakım taleplerin, bu Yapı Merkezi firmasının sahiplerinden birtakım talepler olduğunu...

Mehmet Karataş: Evet.

Hakim: Sizin de hatta bu taleplerin rakamının netleştirilmesi gerektiğini söylediğinizi, daha sonrasında da yine Haliç'te tekrardan görüşme yapıldığını, bu görüşmede de %10 üzerinden bir talebin olduğunu... Hak ediş üzerinden...

Mehmet Karataş: Evet, %10.

Hakim: Daha sonrasında da 7 olarak bunun belirlendiğini anlatmışsınız.

Mehmet Karataş: Evet.

Hakim: Bu konu muhatapları buradaydı; Sami Özge Arıoğlu ve Mustafa Başar Arıoğlu. Onlara sorduk, onlar sizin ifadenizde geçen hususların konuşulmadığını söylediler. Sizin bu beyanlarınız doğru mudur?

Mehmet Karataş: Doğrudur efendim. Ben takdiri yüce mahkemenize bırakıyorum.

Hakim: Peki yine ifadenizde, ihalenin iptalinden sonra sizin buna itiraz etmek istediğinizi...

Mehmet Karataş: Evet.

Hakim: Ancak kontrolün o esnada Yapı Merkezi'nde olduğunu, hatta tebligatın onlara yapıldığını...

Mehmet Karataş: Evet.

Hakim: Pilot olarak...

Mehmet Karataş: Evet.

Hakim: Onların da itiraz etmek istemediğini söylemişsiniz.

Mehmet Karataş: Evet.

Hakim: Bu ifadeniz doğru mudur?

Mehmet Karataş: Doğrudur efendim.

Hakim: Peki orada itiraz... Dün şöyle bir şey söylediler yine Sami Özge Arıoğlu ve Mustafa Başar Arıoğlu. Yani itiraz etsek de herhangi bir şeyin çıkma ihtimali zaten...

Mehmet Karataş: Efendim şöyle, sayın yargıcım, başkanım; bu tip itirazlarda ancak belki %30-40 netice alabilirsiniz Kamu İhale Kurumu'na. Önce idareye, sonra Kamu İhale Kurumu'na, yani idare hukukunu biliyorsunuzdur. Daha sonra da Danıştay'a, İdare Mahkemesi'ne ve Danıştay'a müracaat ediyorsunuz. Ben kanunun bana verdiği hakkı kullanmak istedim açıkçası ama tek başına kullanamayacağım için onlar da "Biz itiraz etmek istemiyoruz." dediler. Onlara saygı duydum, yapacak bir şey yok.

Hakim: Ne sebeple etmediklerini sordunuz mu?

Mehmet Karataş: Tabii, Yapı Merkezi'ne sordum. Tebligat onlara geldi, onlar muhatap oluyorlardı çünkü belediyeyle. Rekabet, yeterince rekabet şartlarının oluşmadığını, ancak 2 firmanın teklifinin geçerli sayıldığını söylediler. Ben de buna çok inanamadım. Sebebi de şu; bundan önce yapılan benzer İstanbul'daki ihalelerin hepsinde neredeyse yaklaşık maliyetin %120 üzerinde işler %17, %16, %19 üzerinde verildiği için ben bu fiyatların, verilmiş olan fiyatların normal olduğu kanaatindeydim. Yani yaklaşık maliyetin bile düşüğündeydi. Çünkü İstanbul'da metro ihalesi, metro işi yapmak Anadolu'da bir ovada bir iş yapmayla aynı değildir. Yani çok bina riskleri var, yıkılma riskleri var, zemin riskleri var vesaire. Dolayısıyla ben fiyatın normal olduğunu düşündüm o bakımdan. Ama onlar da tabii, İhale Komisyonu aslında hiçbir gerekçe göstermeden de ihaleyi iptal edebilir. Onlar "Rekabet oluşmadığı için iptal ettik." demişler. Bu bir komisyon kararı, biz de ona saygı duyduk.

Hakim: Yani onlar da aynı kanaatte oldukları için mi itiraz etmemişler? Öyle mi aktardılar size?

Mehmet Karataş: Açıkçası tam onları konuşmadık ama biz Büyükşehir Belediyesi'yle, yani normalde idarelerle müteahhit pek kötü olmaz. Yani idare bir karar almış, bunun üstüne gidelim, zıtlaşarak bir şeye gelmeyelim, gelmek istemeyebilirler. Ama bizim, kanun bana bir hak verdiyse ve bir şansım varsa %1 de olsa bunu değerlendirmek isterim.

CEYHUN AVŞAR SORUYOR

Ceyhun Avşar: Şimdi ben önce ihaleye katılım yeterliliğiyle alakalı bir sorum olacak size. Şimdi Yapı Merkezi firması yetkilileri Sami Özge Arıoğlu, Mustafa Başar Arıoğlu 04.06 yani 4 Haziran 2025 tarihindeki ifadelerinde, dün ifadelerinde de bu tekrar edildi, AKB firmasının raylı sistemler iş bitirme belgeleri olmadığı için bu ihaleye tek başlarına katılamıyorlardı diye bir beyanları var. Sizin ise daha öncesinde bizde devam eden işiniz vardı ve raylı sistem iş bitirmeleriniz biliniyor. Harici belgeler de var bunlarla ilgili. Evet, sizin firmanızın bu ihaleye tek başına katılım sağlayacak bir belgeniz yok muydu onlara göre?

Mehmet Karataş: Vardı tabii ki. Yoksa bu kadar davet gelemez.

Ceyhun Avşar: Evet, bir katılım süresi netleşti.

Mehmet Karataş: Var var tabii. Tabii bunda bir yanlışlık var evet, onu ben bilemem. Böyle beyan etmişler evet.

Ceyhun Avşar: Şimdi bu ihale sürecinde sizden veya o ortaklarınızdan yaptığınız bu görüşmelerde, ihale hazırlık sürecinde, ihale değerlendirme sürecinde gizliliği ihlal edecek bir temas veya bir menfaat, herhangi bir talep sizlerden veya ortaklarınızdan böyle bir şey duyduğunuz, gördüğünüz bir bilgi var mı?

Mehmet Karataş: Yok yok kesinlikle.

Ceyhun Avşar: Peki bir sorum da, yine burada bazı iddialar var. Yaklaşık maliyetin sızdırıldığı vesaireymiş. Yaklaşık maliyete yakın teklif atılmış vesaire. Şimdi siz bir ihaleye katılmadan önce Elektronik Kamu Alım Platformu'nda, EKAP'ta, bu ihaleyle alakalı projeleri görüyorsunuz, dosyaları görüyorsunuz, birim fiyat tariflerini görüyorsunuz, teknik şartnameyi görüyorsunuz, idari şartnameyi görüyorsunuz. Bu bilgilerle bir çalışma yaptığınızda ihalenin yaklaşık maliyetini, mertebesini tespit edebilir misiniz?

Mehmet Karataş: %98-%99 doğrulukta bugün tespit edilebilecek yöntemler var. Zaten devlet kurumlarının kullandığı bütün fiyatlar ağırlıklı olarak beton, demirdi, işte yakıttı vesaireydi. Bunların fiyatları çok standart. Yani devletin kullandığı parametreleri, fiyatları koyduğumuz zaman %98-%99 doğrulukta mühendislik firmalarının yaklaşması çok normal. Yani yaklaşık maliyetin bilinmesi bir avantaj değil.

Ceyhun Avşar: Yine bir sorum da… Bu eylemde kamu zararı iddiasıyla yargılanıyor. Bizim, ben de kamuyu 697 milyon TL zarara uğratmakla suçlanıyorum. Bu da sebebi 100 milyon TL'si siz, 597 milyon TL'si de KGT firmasına ait olan teminat mektuplarına el konulmasını engellemekle suçlanıyoruz. Sebebi de Yapı Merkezi firmasının ihale tarihinde, 26 Eylül 2024 tarihinde bir sosyal güvenlik prim borcu olduğu iddiasına dayanıyor. Şimdi benden, zaten bununla alakalı bütün açıklamaları yaptım ama dün Yapı Merkezi firmasına şunu sordum: "Ya velev ki iddianamede varsayılanın doğru olduğu kabulüyle siz sözleşmeye davet edilseydiniz", Yapı Merkezi'ne sordum, borcu ödemeyip veya ödeyemeyip 697 milyon TL'lik teminat mektuplarına el konulmasına razı olur muydunuz 2 yıl da ihale yasaklısı olmaya, razı olur muydunuz diye sorduk. Onlar dediler ki "Kasamızda 7 milyon dolar para vardı, 2 milyon dolarlık borcu ödeyebilirdik" dediler. Ben de diyorum ki velev ki, ben size de şöyle sormak istiyorum: Velev ki siz toplandınız, biz ihaleyi iptal etmedik, sizi sözleşmeye davet ettik. Yapı Merkezi dedi ki "Yapılandırma borcu hususunda problem çıktı, benim de param yok." Dün söyledi "Param var" ama yok. O durumda siz razı olur muydunuz bu duruma? Yani 100 milyon teminatınız, 597 milyon teminatı ve 2 yıl da ihale yasaklısı olunmasına siz razı olur mu, siz o durumda ne yapardınız?

Mehmet Karataş: Olabilir mi öyle bir şey? Ticaretin olağan akışına aykırı bu. Mümkün değil böyle bir şeye razı olmak.

Ceyhun Avşar: Yani bu sözleşmeyi hazır hale gelirdiniz. Borç hususu kapattırılır.

Mehmet Karataş: Tabii ki, tabii ki.

Ceyhun Avşar: Yani bir kamu zararı oluşmaz...

Mehmet Karataş: Tabii, tabii, tabii, herhalde.

Ceyhun Avşar: Ben bir hususu da sormak isterim. Bir teknik eleman olarak, siz de mühendissiniz, meslek büyüğümüzsünüz. Bu hususta sormak istiyorum. Bir ihaleye katılımında yani idarenin bir ihalenin rekabetini değerlendirirken buradaki rekabet davet edilen firma sayısına göre mi belirlenir yoksa davet edilen firmaların oluşturduğu teklife göre mi belirlenir?

Mehmet Karataş: Yani buradaki rekabet aslında bu işi yapabilecek olan Türkiye'de firma sayısı belki 10-12'yi geçmez. Yani önemli bir teknik özellik ve mühendislik gerektiren bir iş olduğu için seçili firmalar davet edilir yani. Siz de birini de ayrı, öbürünü de ayrı haksızlık olmasın diye öyle davetler yaptınız siz de. Ve bu firmaların verdiği fiyatlar bana göre 40 yıllık, bu sene 40 yılı tamamlıyorum mesleğimde, 40 yıllık mühendislik hayatımın içinde bu verilen fiyatların fahiş veya yüksek olduğunu asla düşünmüyorum. Çünkü yaklaşık maliyetin çok altında. Onun önceki ihaleler hep yukarı fiyatlara gitmiştir.

Ceyhun Avşar: Şimdi şöyle, hani 1. savunmamda da bu husustan bahsettim. Bizden önce yapılan ihalelerde aynı gün 5 ihale yapılmıştı ve her biri %14'lük bir yaklaşık maliyetin üzerinde sözleşme imzalanmıştı. Siz de biraz bunu kastettiniz...

Mehmet Karataş: Evet, onu kastettim.

Ceyhun Avşar: Biz buna rağmen yani bu ihalede rekabetin oluşması hususu herkesin alabileceği bir risk değil. Ama siz projenize hakimsiniz, sözleşmenize hakimsiniz, işinize hakimsiniz, piyasa koşullarına hakimsiniz. Biz bu kararı aldık, riski aldık ve 650 milyon TL de güncellenmiş tutarla, ihale tarihendeki güncellenmiş 650 milyon TL daha az bir tutarla bu işin 2. aşamasını gerçekleştirdik. Sorularım bu kadardır başkanım, teşekkür ederim.

MUSTAFA BAŞAR ARIOĞLU AVUKATI BÜNYAMİN ER SORUYOR

Bünyamin Er: Mehmet Bey, az önce Sayın Başkanım size de sordu. Ben de aynen o husustaki soruyu yöneltmek istiyorum. 12 Ağustos tarihli bir savcılık ifadeniz var. Başkanım anlattı az önce, benim müvekkilim ile ilgili Sami Özge Arıoğlu, kendilerinden böyle bir, kendilerine böyle bir talep gelindiğinden bahsetti. Siz de böyle bir talep geldiğini söylediniz. Ben ifadenizden okuyarak size bir soru sormak istiyorum.

Mehmet Karataş: Ben, ben hiçbir şeyle görüşmedim. Ben ortaklarımla görüşüyorum. Duyduğumu...

Bünyamin Er: Evet, ortaklarınız size, durun, ifadenizi aynen okuyorum şimdi. "Kendilerine böyle bir talep yöneltildiği zaman Sami Özge, Mustafa Başar Arıoğlu, bunun üzerine bizim başka ortaklarımız da var, onlarla da görüşelim diyerek oradan ayrılmışlar. Ben de kendilerine iş hayatım boyunca böyle bir şeyin içerisinde yer almayacağımı ve bu talebi kabul edemeyeceğimi söyledim. Daha sonra bu şekilde toplantıyı sonlandırdık." Bu talebi kabul edemeyeceğinizi söylediniz. Mustafa Başar Arıoğlu veya Sami Özge Arıoğlu'nun kabul beyanı oldu mu? Burada ne konuşuldu, onlardan...

Mehmet Karataş: Kesinlikle kendilerinin de bunu kabul etmediğini, hatta bunu sizinle paylaşıp paylaşmama gereğini duyup duymamayı düşündüklerini ama "Söyleyelim, çünkü biz kabul etmeyince zaten otomatik olarak kabul edilmiyor." Bizim de kabul etmeyeceğimizi o kadar düşünmüşler ki gelip söylediler. Mümkün değil öyle bir şey.

Bünyamin Er: Teşekkür ediyorum, sağ olun.

CEYHUN AVŞAR AVUKATI ABUZER UZUN SORUYOR

Abuzer Uzun: Savcılık iddianamedeki anlatımına da baktığımızda savcılık bu bahse konu ihaleye ihalenin iptaline itiraz edilmemiş olmasına gereğinden fazla anlam yüklüyor. Yani özü itibarıyla iddianamede diyor ki, bu ihaleye ihalenin iptaline itiraz edilmediği için burada bir anlaşma varlığına getirmeye çalışıyor ve siz de bunu belediyenin ihalede rekabet şartları oluşmadığı gerekçesini eleştirerek söylüyorsunuz aslında. Biraz önceki ifadenizden de onu anladım. Çoğu ihalede yaklaşık maliyetin %20 üstünde bile teklif gelse dediniz…

Mehmet Karataş: Geliyor.

Abuzer Uzun: Yani gelse sözleşme imzalanıyordu, bunda neden imzalanmadı dediniz. Bunun sebebi, burada siz kendinizce firma olarak rekabet şartlarının olduğunu düşünüyorsunuz, öyle mi?

Mehmet Karataş: Ben firma olarak…

Abuzer Uzun: Tabii, firma olarak. Şimdi ben de size o zaman, geçmişinizde de teknik kısmını bildiğiniz için soruyorum. Yani sizce bir ihalede rekabet kriterlerinin oluşması için davet edilen firma sayısına mı bakarsınız, yoksa davet edilen firmaların sundukları fiyat tekliflerine mi bakarsınız?

Mehmet Karataş: Şimdi varsayımlar üzerine konuşuyoruz ama ben yetkili olsam rüşdünü ispat etmiş, bu işi yapabilecek, bu işi daha önce yapmış firmaları davet ederim. Yani burada nicelik değil de niteliğe önem veririm. Yani 10 tane bu işi iyi yapabilen insanı çağırmayı, 20 tane daha önce tecrübesi olmamış firmaya tercih ederim. Çünkü fiyatların nerelerden gelebileceğini bilemiyorum. Yani 22 milyarlık işe 15 milyar da fiyat verir, işi yarım kalır, bitiremez. Bunları 40 senedir yaşıyoruz, görüyoruz. Dolayısıyla burada, hani davet edilen firmaların hepsi bu işi yapabilecek kapasitede, büyüklükte. Fiyatların da doğru miktarlarda, doğru rakamlarda olduğunu düşündüğüm için kanunun da bana verdiği yetkiyi kullanmak isterim.

Abuzer Uzun: Tamam, siz itiraza başvurulmamasını da buraya bağlayarak diyorsunuz ki orada da karşıda zaten açıkça, benim yani bunu ticari hayattan vesaireden bağımsız olarak benim ihtimal %1 bile olsa diyorsunuz ama ortağınız burada avukatlarına da danıştıktan sonra bu gerekçeyle iptal edilen bir ihalede çok fazla da şansları olmadıklarını düşündükleri için bu yola başvurmadıklarını söylüyor. Şimdi bunun yanı sıra, iddianame bu ihalenin iptalini buraya da bağlamıyor. İddianame diyor ki: "Aslında borçları vardı da borçları ortaya çıktıktan sonra bundan dolayı iptal edildi bu ihale" diyor. Yani sizce de öyle mi bu ihale?

Mehmet Karataş: Borçlarının olmadığını gösteren resmi belgeyi siz sunmuşsunuzdur muhtemelen.

Abuzer Uzun: Biz değil, onu zaten karşı firma sundu. Yani Yapı Merkezi sundu. Biz Ceyhun Avşar müdafii olduğumuz için firmalarla…

Mehmet Karataş: Özür dilerim, ben sizi karıştırdım. Kusura bakmayın. Evet doğru, yani bunun borçları ihale günü tarihi itibarıyla borçları olmadığına dair resmî kağıdı ben de istedim sonradan ortaya böyle bir dedikodu atılınca. Beyefendiler de getirdiler, gidip aldılar, getirdiler.

Abuzer Uzun: Tamam, sizce bu ihale bundan dolayı mı iptal edildi yani?

Mehmet Karataş: Ne için?

Abuzer Uzun: Yani SGK borcu olduğu için mi?

Mehmet Karataş: Hayır.

Abuzer Uzun: Tamam.

FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR

Baran Kaya: Mehmet Bey, bu işten kârınız ne kadar, ne beklediniz kâr?

Mehmet Karataş: Çok değişken, değişken, değişken bir soru. Türkiye'nin her coğrafyasında aynı iş farklı fiyatlara da gidebilir. Ama İstanbul'da şehir şantiyelerinde, gecenin gece çalışılabilecek, yerin altında çalışılabilecek işte biz %10'u geçebileceğini çok tahmin etmiyorum. Ben de ben de o kadar bilmiyorum. Tek bir tecrübem var. 40 yıllık firmayım. Arkadaşlara sordum, %10 kazanırsak iyi dediler bize.

Baran Kaya: Diğer iş ortakları yetkilileri bu işte normalde de piyasanın birazcık altında olduğunu %7,5 beklediklerini söylediler. Kâr.

Mehmet Karataş: Olabilir, olabilir, olabilir. Çünkü onlar bizim kadar Türkiye'de son 30 yıldır ben devlete iş yapıyorum ve hemen hemen 200'e yakın proje tamamladım. Onlar belki biraz Türkiye'nin şartlarını, imkanlarını çok iyi bilmiyor olabilirler. Ben daha ihtiyatlı bir şekilde gitmeye çalıştım.

Baran Kaya: Yaklaşık sizin beyanınıza göre de en fazla %10 olacak.

Mehmet Karataş: En fazla, evet. O da olmayabilir. Bazen %10 kâr üzerinde hesapladığınız fiyat %10 eksi ile bile kapatabilirsiniz. Bilemezsiniz. Kamulaştırmalar olur, binalar yıkılır, vesaire olur. Hiçbir zaman bilemezsiniz.

Baran Kaya: Şöyle ki, bu meselede sizin duyduğunuz, iddia ettiğiniz görüşmede hak edişler üzerinden sizden %10 istendiğini söylüyorsunuz. Hak edişler üzeri olduğuna göre ciro üzerinden %10.

Mehmet Karataş: Onu demedim, %7 dedim.

Baran Kaya: %10 diyorum, bir şeylerle beraber %7'ye düşmüş. %7 diyelim.

Mehmet Karataş: Şeylerle birlikte... Yani işte taleplerimiz olabilir; kreş, okul, pazar yeri vesaire. Bütün bunların hepsi var kayıtlarda.

Baran Kaya: Nerede var kayıtlar?

Mehmet Karataş: Var işte kendi ifadeleri var. Hem kollukta hem savcılıkta.

Baran Kaya: Hayır, hayır. Benim ilgilendiğim kısım şu anda sorduğum yer sizin %7, %10 beyanınız.

Mehmet Karataş: Başka, evet. %7 hak ediş üzerinden dediler, demişler yani. Konuştukları öyle. Konuşurlarken ben zaten hiç içime sinmedi. Ciro almadım, çıktım.

Baran Kaya: Bir üçüncü ortağınız daha var mı projede?

Mehmet Karataş: Evet, var.

Baran Kaya: O bu toplantılarda var mıydı?

Mehmet Karataş: Vallahi zaman geçtiği için bazılarında vardı, bazılarında yoktu. Ama hangi toplantıda vardı, hangi toplantıda yoktu çok hatırlayamıyorum yani.

Baran Kaya: Onda kâra ortak olduğu için görüşmelerden haberdar olması icap eder.

Mehmet Karataş: Evet, Trabzon'da yaşıyor, ikameti orada. Daha sonra arada geldiğinde görüşüyorduk yani. O bizim yetkileri birçoğunu bana vermişti yani.

Baran Kaya: Sizin şirketinizin %51 hisse sahibi Oktay Nuri Çelik, onun haberi var mıydı?

Mehmet Karataş: Efendim?

Baran Kaya: Şirketinizin %51 hissesine sahip Oktay Nuri Çelik, onun haberi var mıydı?

Mehmet Karataş: Hayır, onun haberi yoktu. Çünkü o zaten onun denetleme belgesini kullanıyoruz biz. Onun denetleme belgesiyle biz bu işe yeterli olduk. Gebze Halkalı arasındaki işin demiryolu işinin kontrol mühendisliği ve bölge müdürlüğünün yaptığı şirketimiz %51 ortak oldu ve onun belgesini kullanıyoruz. O sadece ve sadece belge kullanmak üzere, şirkette hiçbir aktif görevi yok. Bu zaten savcılık soruşturmasında da ortaya çıktı ve serbest kaldı.

Baran Kaya: %51 hissesi olduğu için soruyorum. Yani hissedar gibi duruyor. Yetkili, karar...

Mehmet Karataş: Doğru fakat özel anlaşmamız var, bunu savcılığa da sunduk. Hiçbir şekilde hiçbir işte imzası yok. Çocuklarımın da yok yani. İhalelerle ilgili ne zaman hangi fiyata hangi işe gireceğimize hepsine ben karar veriyorum.

Baran Kaya: Çocuklarınız zaten hissedar da değiller, değil mi? Şirketin normal çalışanları mı?

Mehmet Karataş: Hissedar değiller. Ben Türkiye'de olmadığım zaman yurt dışı şantiyelerine gittiğimde ikisine müşterek olarak iki imza verdim ki hani birisine haksızlık olmasın, diğeri de ikisi beraber imza atsınlar diye. Bütün mesele o.

Baran Kaya: Anladım, teşekkür ederim.

FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR

Nergiz İnce: Mehmet Bey, geçmiş olsun size de. Siz gözaltına alınmadan 1 ay önce Sami Özge Arıoğlu ve Mustafa Başar Arıoğlu ifade vermişler, daha henüz siz gözaltında değilsiniz. Onlar kendi ifadelerinde "Bildiğimiz kadarıyla firmanın raylı sistemlerden almış olduğu bazı ihaleler de vardır. Bu nedenle onların aktif işleri olduğu için belediye görevlileriyle daha sık görüşmeleri muhtemeldir. Başkaca bir menfaat talebi gerçekleştiyse onlardan gerçekleşmiş olabilir" şeklinde de beyanları olmuş. Akabinde de 1 ay sonrasında siz gözaltına alınmışsınız. Siz de tam aksine Arıoğlulardan böyle bir talep olduğunu ve bunu da ortaklarınızdan duyduğunuzu beyan etmişsiniz. Sami Özge Arıoğlu ve Mustafa Başar Arıoğlu'nun bu tutuklanmasından ve ifadelerinden haberdar mıydınız?

Mehmet Karataş: Tabii ki haberdardım. Yani onların tutuklandığından, gözaltına alındığından haberdardım, evet.

Nergiz İnce: Bu beyanları sebebiyle aranızda bir konuşma veya tartışma geçti mi sonrasında?

Mehmet Karataş: Hayır, kesinlikle geçmedi.

Nergiz İnce: İrtibatınız oldu mu o süreçte?

Mehmet Karataş: Devam ediyor irtibatımız, evet.

Nergiz İnce: Teşekkür ederim, sağ olun.

MEHMET KARATAŞ (1962) AVUKATI HASAN ÖZER SAVUNMASI

Sayın Başkan, sayın heyet; müvekkil Mehmet Karataş hakkında rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından iddianame düzenlenerek işbu kamu davası açılmıştır. Müvekkilimiz az önce kendi savunmasında olayların içinde bulunduğu ticari ve fiili süreci ayrıntılı, samimi ve tutarlı bir şekilde izah etmiştir. Müvekkilimizin tüm beyanlarına iştirak ediyoruz.  Ben de müdafii olarak müvekkilimizin anlatımlarında çok tekrara düşmeden, dosyada müvekkilimiz bakımından atılı suçların unsurlarının oluşmadığına değinmek istiyorum.

Müvekkilimiz Mehmet Karataş, AKM Yapı Taahhüt Sanayi ve Ticaret AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı'dır. Müvekkilimizin sahibi olduğu AKM Yapı firması, kurulduğu 1994 yılından bu yana özellikle kamu inşaat projelerinde uzmanlaşmış olup ülkemiz genelinde çeşitli altyapı ve üstyapı projelerine imza atmıştır.  Müvekkile isnat edilen suçlardan olan ihaleye fesat karıştırma suçu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları doğrultusunda yalnızca ihale sürecine yönelik soyut ve genel nitelikteki eylemlerle değil, ihale sonucuna etki etmeye elverişli somut ve icrai davranışlarla oluşur. İsnat edilen maddeler arasında 235'e 2-a ve 235'e 2-b bentleri yer almakla birlikte bu bentlerin uygulanabilmesi için özellikle fesat kastı ve elverişlilik unsurlarının somut olay özelinde tespit edilmiş olması gerekir.

Rüşvet açısından ise suçun karşılıklı anlaşma, menfaat temini ve karşılıklılık unsurlarının Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları doğrultusunda şüpheden uzak şekilde ortaya konması gerekmektedir. Ancak iddianameye baktığımızda müvekkilimizin ihale sürecine etki etmeye elverişli bir eylemi mevcut olmadığı gibi rüşvet suçuna dair karşılıklı bir anlaşması, menfaat temini de kesinlikle bulunmamaktadır.  İddianamenin ihale sürecine ilişkin yaklaşımının; tekliflerin yaklaşık maliyete yakın olması, bazı kalemlerde yaklaşık maliyetle aynı rakamların bulunması, Yapı Merkezi'nde SGK borçlarının bulunması ve ihalenin daha sonra iptal edilmesi olgularının bir araya getirilerek müvekkil açısından cezai bir sorumluluk oluşturduğu düşüncesine dayandığını görüyoruz. Ancak bu olguların her biri kendi hukuki ve fiili bağlamı içerisinde değerlendirildiğinde, müvekkil Mehmet Karataş'ın ihaleye fesat karıştırdığı sonucuna ulaşmak mümkün değildir.

Öncelikle yaklaşık maliyet meselesinin üzerinde durmak istiyorum. 26 Eylül 2020 tarihli ilk ihalede üç teklif, sonrasındaki yine aynı projeyle ilgili 19 Kasım 2020 tarihli ikinci ihalede ise beş teklif verilmiş; toplamda sekiz teklif var. Bu teklifler 21 milyar 982 milyon ile 22 milyar 750 milyon TL arasında oluşmuş. Dolayısıyla sekiz farklı nihai teklifin tamamının 22 milyar TL civarında toplanması, aslında bu büyüklükteki ve teknik özellikleri belirli bir metro projesinde firmaların benzer maliyet hesaplarına ulaşmasının doğal sonucudur.  İhaleye katılan şirketler metro ve raylı sistem projelerinde uzmanlaşmış büyük yüklenicilerdir. Aynı projeyi, aynı teknik şartnameyi ve aynı piyasa koşullarını esas alan basiretli tacirlerin birbirinden tamamen farklı maliyet hesaplaması beklemek hayatın olağan akışına uygun değildir.  Nitekim dosyaya dahil ettiğimiz örnek ihalelerde de tekliflerin yaklaşık maliyete çok yakın olduğu görülmektedir. Hatta bazı firmaların yaklaşık maliyette binde birler seviyesinde dahi yakın teklifler verdiği ihaleler bulunmaktadır.  Bu nedenle yalnızca tekliflerin yaklaşık maliyete yakın olması, yaklaşık maliyetin firmalara sızdırıldığının kanıtı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte yaklaşık maliyetin gerçekten kim tarafından, ne zaman, hangi somut eylemle, nasıl müvekkillere aktarıldığının ortaya konması da gerekmekte.

140 no'lu eylemde ifade veren tüm sanıklar ve müdafileri, hatalarla ve yanlış tespitlerle dolu bilirkişi raporunda yer alan icmal cetveliyle ilgili beyanlarda bulunmuşlardır. Bizler de bu hususa tekrar değinmek istiyoruz. Özellikle 75 milyon TL'lik iki kalem açısından bakacak olursak iddianamede ve bilirkişi heyetinde icmal cetvelindeki 11 ve 12 numaralı kalemlerde yer alan 75'er milyon TL'nin yaklaşık maliyetle birebir aynı olması, bilirkişi raporunda sanki gizli bir bilgiye ulaşılmış gibi değerlendirilmiştir Sayın Heyet. Oysa bu iki rakam gizli değildir. İhale onay dokümanının 127. sayfasındaki birim fiyat tarifesinde açıkça; diğer kurum ve kuruluşlarla ilgili işler için 75 milyon TL, faturalı giderler için 75 milyon TL öngörüldüğü ve bu tutarların istekliler tarafından birim fiyat teklif cetveline yazılacağı belirtilmiştir. Yani isteklilerin bu iki kaleme 75 milyon TL yazması yaklaşık maliyete sızdırılmış olmasının değil, ihale dokümanına uygun teklif verilmesinin sonucudur.  Bu husus da dosyaya giren noktalardan biri. Çünkü burada varsayım değil, doğrudan ihale dosyasının kendisine dayanan somut bir belge bulunmakta.

Yine bununla birlikte Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından yayınlanan 2024 yılı yatırım programında Kirazlı-Halkalı metro hattının inşaat ve elektromekanik işleri bakımından proje tutarı kamuya açıkça ilan edilmiştir. Yani bu konudaki nihai esaslar gizli de sayılmaz.  SGK meselesi de aynı şekilde değerlendirilmelidir. Müvekkilin yetkilisi olduğu AKM Yapı'nın içinde bulunduğu, KÇT ve Yapı Merkezi ile olduğu ortaklığın pilot firması Yapı Merkezi'dir. Yapı Merkezi'nde SGK bakımından ihale sonrası sözleşmeye davet aşamasında geçerli bir "borcu yoktur" belgesi bulunmakta. Aksi yöndeki bilirkişi raporundaki tespitlere katılmamız mümkün değildir. Burada bilirkişi raporuna birçok kez itiraz geldi. Bizler de tekrara düşmemek adına meslektaşlarımızın bu itirazlarına katıldığımızı belirtmek istiyorum.  Yine bununla birlikte, müvekkil de izah etti. İlk ihalede kesinleşen ihale kararı tebliğinden sonra henüz sözleşmeye davet aşamasına geçilmeden ihale idarece iptal edilmiştir. Dolayısıyla bu resmi olarak borcu yoktur yazısının sunma yükümlülüğü de ortaya çıkmamıştır Sayın Heyet. Ki Yapı Merkezi ikinci ihaleye davet edilmiştir. Yani buradan da SGK borcunun olmadığı tekrardan ortaya çıkmıştır.

Bununla birlikte müvekkil ile Yapı Merkezi iki ayrı özel tüzel kişi olup müvekkilimizin diğer ortak firma olan Yapı Merkezi'nin borç yapılandırma süreçlerine müdahil olması, bilmesi de takdir edersiniz ki pek mümkün değildir. Tekrara düşüyoruz ancak kaldı ki resmi olarak SGK'dan alınan borcu yoktur yazısı da dosyaya girmiştir.  Müvekkilimiz tarafından kamu zararına sebebiyet verilme durumu söz konusu değildir. İhalenin iptali idarenin kendi takdiridir. İdari Şartname'nin 34. maddesinde de idarenin bütün teklifleri reddederek ihaleyi iptal edebileceği açıkça düzenlenmiştir. Müvekkilimizin herhangi bir dahli bulunmamaktadır. Dolayısıyla idarenin kendi takdir ve etki alanındaki bir iptal işleminin sonucunu müvekkile cezai sorumluluk olarak yüklenmesi mümkün değildir.

İhale iptaline dair neden itiraz edilmediğine değinecek olursak; müvekkilimiz de biraz önce izah etti, müvekkil firma pilot ortak değil. Bu nedenle ihaleye itiraz mümkün olmamıştır. 28 Ocak 2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 27124 sayılı İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Tebliğ'in 5. maddesinin 4. fıkrasında şöyle söyler Sayın Heyet:  "Ortak girişim adına yapılacak şikayet veya itirazen şikayet başvurularının; pilot ortak, koordinatör ortak veya temsil yetkisi verilen özel ortak ya da ortakların tamamı tarafından yapılması zorunludur" ibaresi yer almakta olup müvekkilin tek başına itiraz etme hakkı ve yetkisi bulunmamakta. Bununla birlikte pilot ortak olan Yapı Merkezi yetkilileri ve müdafileri de ayrıntılı şekilde neden ihaleye itiraz etmediklerini izah etmişlerdir.

Bilirkişi raporundaki öncelikle SGK raporuna ilişkin tespitler tamamen hatalı olup tarafımızca kabulü mümkün değildir. Müvekkilimize cezai sorumluluk yansıtmamaktadır. Teminatın irat kaydedilmesine sebep olacak SGK borcu mevcut olmadığından teminatın iadesi de kanunidir. Rüşvet konusuna gelecek olursak, müvekkilimizin idari görev ve ticari birimi tamamen farklı olup yani bırakın rüşvet için masaya oturmayı, yine bu yetkililerle herhangi bir yüz yüze ya da telefon yolu dahi bir görüşmesi olmamıştır, hiçbirini tanımamaktadır. Nitekim müvekkilimizle rüşvet anlaşması yapıldığına dair doğrudan, gözlem, yazışma vs. delil dosyada bulunmamaktadır. Müvekkilimiz herhangi bir şekilde rüşvet anlaşması yapmamıştır. Dosyadaki iddia mahiyetindeki o gün kutunun ihbar mektubundan haberdar değildir.

Biz bu nedenlerle müvekkil Mehmet Karataş hakkında üzerine atılı ihaleye fesat ve rüşvet suçu kapsamında, rüşvet suçunun karşılıklı anlaşma, menfaat ve kast unsurları oluşmadığından ve TCK 235 kapsamında isnat edilen seçimlik hareketlerden herhangi birinin müvekkil tarafından gerçekleştirilmemesi, eylemlerin ihale sonucunu etkilemeye elverişli bir eyleminin bulunmaması ve müvekkilimizin herhangi bir şekilde suç işleme kastı bulunmaması sebebiyle ilgili suçlamalardan ayrı ayrı beraatini sayın mahkemenizden vekâleten talep ederiz. Bununla birlikte ayrıntılı savunma dilekçemizi yazılı olarak da dosyaya kazandıracağız. Mütalaadan sonra da ayrıntılı savunmalarımızı yapmış olacağız sayın heyet. Müvekkilimizin duruşmalardan vareste tutulmasını talep ederiz. Saygılarımla.

ERDİNÇ KARATAŞ İLE CAN KARATAŞ SAVUNMALARI – 23.09.2026

ERDİNÇ KARATAŞ: Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti; hakkımda isnat edilen rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçlarını kabul etmiyorum. Soruşturma konusu olaylarla ve özellikle Kirazlı - Halkalı metro hattı ihalesiyle herhangi bir ilgim bulunmamaktadır. Kollukta ve Sayın Savcılıkta verdiğim ifadelerimi tekrar ederim. Öncelikle şirket içerisinde görevim ve konumum hakkında bilgi vermek istiyorum. AKM Yapı isimli şirketin satın alma bölümünde çalışıyorum. Şirket içerisinde personellerle ilgileniyorum, bunun yanında bütün ofis işlerine yardımcı oluyorum. Esasen yüksek mimarım. Şirket tarafından alınan işler ve girilen ihaleler konusunda karar verme veya yönlendirme yetkim bulunmamaktadır.

Hakim: Önceki ifadelerinizde de zaten bahsetmişsiniz.

Erdinç Karataş: Evet Başkanım.

Hakim: Doğrudan anladığım kadarıyla bir şirket çalışanıyım, ismi geçen şahısların hiçbirini tanımıyorum.

Hakim: Evet Başkanım.

Erdinç Karataş: Bu süreçle ilgili görüşmelerimi Mehmet Karataş'ın yaptığı, sizin olaylardan bir bilginizin olmadığını,

Erdinç Karataş: Doğru efendim.

Hakim: Bunun dışında ekleyeceğiniz başka bir şey var mı? Beraatinizi istiyorsunuz.

Erdinç Karataş: Beraatimi istiyorum. Yok başka bir şey.

CAN KARATAŞ: Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; üzerime atılı suçlamaları kabul etmediğimi öncelikle belirtmek istiyorum. AKM Yapı'nın sahibi Mehmet Karataş'ın oğluyum ancak şirketin ortağı değilim, yönetim kurulunda da yer almıyorum. Şirkette çalıştığım dönem boyunca esas olarak günlük finans ve satınalmanın rutin idari işlerini takip ediyorum. İhale alındıktan sonra projelerin idaresinde daha çok rol alıyorum diyebilirim. İşçi işe alımları, işe giriş çıkış işlemleri, günlük rutin finans işlemleri, ödemeler, faturalar ve benzeri konularla ilgileniyorum.

Hakim: Bu iddianamede bahsi geçen hususlarla ilgili herhangi bir bilginiz var mı?

Can Karataş: Hayır, ilk ifademde...

ERDİNÇ KARATAŞ VE CAN KARATAŞ AVUKATI KUTAY DENİZ SAVUNMASI

Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; müvekkillerin beyanlarına aynen iştirak ederiz. Müvekkil Can Karataş ve Erdinç Karataş yönünden dosya kapsamında ortaya konulan deliller değerlendirildiğinde, müvekkillerin üzerine atılı rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçlarını gerçekleştirdiğini gösteren somut, kişiselleştirilmiş ve mahkûmiyete esas alınabilecek herhangi bir delil bulunmamaktadır. Müvekkiller üzerine atılı suçları işlememiş olup şirket içerisindeki görev ve yetki alanları soruşturma konusu ihale süreçlerini kapsamamaktadır.

Ceza sorumluluğunun belirlenmesinde esas alınması gereken husus; kişinin bir şirketle olan bağlantısı değil, isnat edilen suça ilişkin somut olarak hangi fiili gerçekleştirdiğidir. Somut olay bakımından ise müvekkillerin şirket içerisindeki göreviyle soruşturma konusu Kirazlı-Halkalı metro hattı ihalesi arasında herhangi bir görevsel, fiilî veya hukuki bağlantı hiçbir şekilde bulunmamaktadır. Müvekkillerim şirketin ortağı veya yönetim kurulu üyesi değildir. Şirketteki görevleri sınırlı bir finans ve idari işleyiş görevidir. Öncelikle müvekkillerin şirket içerisindeki hukuki ve fiilî konumunun doğru şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Müvekkiller AKM Yapı isimli şirketin ortağı değildirler, yönetim kurulunda yer almamaktadırlar. Şirketin hangi ihaleye katılacağına karar veren, ihale stratejisini belirleyen veya şirket adına teknik ve ticari karar alan kişiler değildirler.

Müvekkillerin şirketteki görevi, esas itibarıyla finans ve şirketin günlük işleyişine ilişkin idari işlemlerin takip edilmesinden ibarettir. Müvekkiller; finansal işlemler, işçi ödemeleri, işçilerin işe giriş ve çıkış süreçleri, şirketlerin günlük ödeme ve finans işlerinin yürütülmesi gibi idari konularla ilgilidir.  Soruşturma konusu ihale; teknik hazırlık, ihale dokümanlarının oluşturulması, yaklaşık maliyet hesabı, teklif hazırlanması, teknik ve mali değerlendirme gibi farklı uzmanlık alanlarını içeren bir süreçtir. Müvekkillerimin ise bu süreçlerin herhangi bir biriminde görev ve yetkisi bulunmamaktadır. Müvekkillerin şirket içinde belirli dönemlerde sahip olduğu imza yetkisi bu durumu değiştirmez. Söz konusu yetki; şirket sahibi ve Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Karataş'ın bulunmadığı dönemlerde banka işlemleri, fatura ödemeleri ve şirketin günlük işleyişini sürdürülebilmesi için verilen sınırlı bir yetkidir.

Müvekkillerin Kirazlı-Halkalı metro hattı ihalesinin hazırlık ve teklif sonuçlandırma süreçlerinde herhangi bir görevi veya müdahalesi bulunmamıştır. Müvekkiller ihale dokümanı hazırlamamıştır, dokümanlara ilişkin bir çalışma yürütmemiştir, teklif fiyatının belirlenmesine katılmamıştır veya hiçbir bir yetkiliyle görüşmemiş, herhangi bir kamu görevlisiyle menfaat ilişkisi kurmamıştır.

Ceza sorumluluğu şahsidir; şirkette çalışmak, şirketin tüm işlemlerinden cezai sorumlu olmak anlamına gelmez.

Hakim: Toparlayalım avukat bey, yavaş yavaş toparlayalım.

Kutay Deniz: Sayın Başkan; dosya bakımından özellikle temel hukuki ilke, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesidir. Bir şirket içerisinde çalışan her kişinin şirket tarafından gerçekleştirilen her işlemden sorumlu tutulması mümkün değildir. Şirketlerin faaliyetleri doğal olarak farklı kişiler ve farklı departmanlar tarafından yürütülmektedir. Bir finans çalışanının teknik ihale hazırlığından sorumlu tutulması ne kadar mümkün değilse, teknik departmanda görev yapan bir kişinin şirketin tüm banka işlemlerinden otomatik olarak sorumlu tutulması da o kadar mümkün değildir.

Müvekkillerin beraati gerekmektedir. Sayın Başkan, ceza yargılamasında mahkûmiyet kararı verilebilmesi için sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin her türlü makul şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve hukuka uygun delillerle ortaya konulması gerekir. Bir sanığın mahkûmiyeti varsayımlara, ihtimallere veya kişinin şirket içerisindeki genel konumuna dayandırılamaz. Özellikle somut olayda olduğu gibi suçun maddi hareketi bakımından dahi sanığın hangi eylemi gerçekleştirdiği ortaya konulamıyorsa mahkûmiyet sonucuna ulaşılması mümkün değildir.  Müvekkil Can Karataş ve Erdinç Karataş'ın AKM Yapı içerisindeki görevi finans ve şirketin günlük idari işlerinin yürütülmesiyle sınırlıdır. En önemlisi, müvekkillerin bu eylemlerden herhangi birini gerçekleştirdiğini gösteren somut, kişiselleştirilmiş ve mahkûmiyete yeter nitelikte bir delil dosyada mevcut değildir.  Bu nedenle müvekkillerin yalnızca şirket çalışanı olması veya geçmişte şirketin günlük işleyişi bakımından imza yetkisine sahip bulunması, üzerine atılı suçlardan sorumlu tutulması için yeterli değildir.

Hakim: Müvekkillerin beraatini istiyorsunuz.

Kutay Deniz: Bu nedenlerle müvekkil Can Karataş ve Erdinç Karataş'ın üzerine atılı rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçlarından ilgili hükümler uyarınca ayrı ayrı beraatine karar verilmesini talep ederiz.

İSMAİL OYGUR SAVUNMASI – 23.09.2026

Sayın Başkan, sayın Savcı, saygıyla selamlıyorum. Ben İsmail Oygur, iki eylemle ilgili olarak suçlanıyorum. Eylem 75 ve eylem 117. Öncelikle ve önemle belirtmek isterim ki şu anda sanık sandalyesinde olmak benim için tamamen bir sürprizdir. Çünkü benim hazırlık soruşturmasında karakolda, emniyette, savcılıkta hiçbir zaman hiçbir yerde ifadem alınmadı. Kendini işine vermiş bir adam olarak hiçbir zaman kanuna aykırı bir işe girmedim. Boğazımdan karşıya geçen haram yemedim. Özetle suç işlemedim. Sahip olduklarımla sağlıklı, huzurlu bir hayat sürüyorum. Sonra birden ağır cezadan gelen bir tebligata muhatap oldum ve Türkiye'nin en önemli davalarından birinde sanık oldum. Peki neden? Etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadelerin daha sonra gelip gerçek dışı olduğunu söyleyen bir sanığın benden bahsetmesinin nedeni sanık olarak adımın yazıldığını düşünüyorum.

Eylemlerime dair savunmama geçmeden önce ayrıca şunu da belirtmek isterim. Ben ülkemizin farklı sektörlerdeki önemli şirketleriyle çalışan bir medya ajansıyım. Yani ihale ile veya kamu kurumları nezdinde iş yapan birisi de değilim. Eylem 75: İBB Bisiklet Park Ünitesi reklam alanları ihalesine fesat karıştırma ve kamu zararı iddiası. Dediğim gibi kamuyla iş yapmam. Bu iş tamamen bir istisna olmakla sonra da başımıza bela olan, mağdur olup, zarar ettiğimiz bir iş, bisiklet reklam giydirme işi. Aylar sonra bize döndüler dediler ki biz sözleşmeyi feshettik. Olan bize oldu. Bu işten zarar ederek çıktık. Verilen emek ve zaman kaybını saymıyorum. İhaleye girmez olaydım keşke. Hem zarar ettim hem de ihaleye fesat karıştırıp kamuyu zarara uğratmakla suçlanıyorum. Açıkçası bu işte zerre kadar neresinden, ne hususi, ne de hukukla aykırı, yine o kadar ilgili eylemimiz olmadı. İhale öncesinde ya da ihale aşamasında benim ihaleyi alan firma ve yetkilisi olarak ne bir girişimim, ne birisiyle herhangi bir görüşmem, ne de birileriyle menfaatim oldu. Özetle gitiğimiz ihalede aylar sonra sözleşme feshedilince bizim mağdur olmamızın neticelenen bir süreç yaşadık.

İBB'nin kendi birimleri arasındaki veya Kültür A.Ş. ile ihale sürecini bilmediğim gibi beni de ilgilendirmemektedir. Bu süreçte kamu zararı var mı, yok mu, bisikletlere ne oldu, bunlar hiçbir şekilde benimle veya şirketimle veya bizim ihaleyi almamızla ilgili değildir. Zira bisikletler bizim değil, ihaleyi açan biz değiliz, biz ihaleye girip fiyat verdik, vermez olaydık. İhale sürecinde ve biz zarar ederek çıktık neticede. Yani kamu otoritesi ihaleyi feshetti. Size artık bu iş yok dediğinde ne yapabilirsiniz ki? İddianamede zaten bu eylemle ilgili benim ve şirketimin kamu zararından sebep olduğum veya ihaleye dair usulsüzlük yaptığıma dair ne bir eylem, ne bir delil, ne bir veya ne de bir belge bulunmaktadır. Ben bu eyleme dair ne ihaleye fesat karıştırdım ne de kanuna aykırı bir iş yaptım. Ne de para kazandım. Özetle ihaleye girdim, sonra feshedildi, mağdur oldum. Üzerime atılı bu suçlamayı kabul etmiyorum. Dediğim gibi benim mağdur olarak çıktığım feshedilen bir işti.

Eylem 117: İBB reklam alanlarının ecrimisil yöntemiyle usulsüz tahsisi ve kamu zararına neden olunması iddiası. Öncelikle şahsımın hazırlık soruşturması aşamasında suç işlediğim iddia edilen bu eylemle ilgili ne tanık ne de şüpheli olarak ifadeye başvurulmuştur. İddianame ve tevdi raporu incelendiğinde şirketim ve şahsıma yönelik bir tespit de yoktur. Ben sektörden tanıdığım şirket sahipleri haricinde yargılanan diğer sanıkları tanımam, hayatımda hiç görmedim. Biz belediyeden yer kiralamıyoruz. Kiralayan şirketlerden alt kiralama yoluyla ajans hizmeti veriyoruz. Şirketimizin kiraladığı ecrimisile konu olan sadece bir yer var ve bu yerle ilgili şirketimizden talep edilen ecrimisil bedelini ödedik. Ecrimisil bedelini belediye belirler. Şirketimize Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü ecrimisil ihbarnamesi gönderdi, biz de ödedik.

Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticilerini ve Reklam Yönetim Şube Müdürlüğü yöneticilerini tanımıyorum. Herhangi bir şekilde kimseyi dolandırmadım. Şirketimizden talep edilen bedelleri resmi olarak ödedim. Bu eylemde de özetle arz ediyorum. Benim İBB reklam başvurum yok, onların beni zorlaması yok, sonra benim reklam yeri almışlığım da yok. Benim ödediğim miktar İBB'nin yasal olarak belirlediği ecrimisil işgal bedelidir. Tekrar belirteyim ki bu bedel de ödenmiştir. İki eylemle ilgili söyleyeceklerim, savunmam bundan ibarettir. Ben suç işlemedim, beraatimi talep ediyorum.

İSMAİL OYGUR AVUKATI MEHMET ONUR KAYKAYOĞLU SAVUNMASI

Müvekkilimizin beyanlarına katılıyoruz. Kendisi samimi açıklamalarda bulunmuştur. Müvekkilimin hazırlık aşamasında herhangi bir şekilde ifadesi alınmamıştır. 75 no'lu eylemde asıl mağdur olan müvekkilimdir. İhale tek taraflı feshedilmiş olup herhangi bir kamu zararı da oluşmamıştır. 117 no'lu eylemde belediye tarafından belirlenen ecrimisil bedelleri ödenmiştir. Kanımızca efendim, müvekkilin de isminin toptancı bir anlayışla iddianameye yansıtılması sebebiyle sanık olduğunu düşünüyoruz. Müvekkilimin her iki eylemde de herhangi bir dolandırıcılık eylemi yoktur. Bu sebeplerle beraatine karar verilmesini talep ederiz.

ÖMER GÜRSOY SAVUNMASI – 23.09.2026

Sayın başkanım, sayın heyet, sayın savcım, herkesi saygıyla selamlıyorum. İddianamede söz edilen reklam mecraları, uzun yıllardan bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne tahsis edilmiştir. Söz konusu reklam mecralarını kullanmamız, Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları ile olan sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Devlet Tiyatroları ile hukuki ilişkimiz yeni olmayıp yaklaşık 27 yıl öncesinden başlamıştır. Reklam kulelerinin uzun yıllar içerisinde eskimesi ve kent estetiğine uygun olmaması vesair nedenlerle Devlet Tiyatroları ile yapılan görüşmelerde reklam kulelerinin yenilenmesi, dijital ve kent estetiğine uygun hale getirilmesi konularında mutabık kalındı.

Reklam kulelerinin dijital ve kent estetiğine uygun olarak tasarlanması, imal edilmesi yüksek bir bütçe gerektirmekteydi. Bu işlere ayrılmış bir bütçe ve bu işleri yapacak insan gücü olmadığından Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü yüksek bütçe gerektiren reklam kulelerinin tesis edilmesinden sonra periyodik bakımı, onarımı, elektrik masrafları, reklam ve tanıtımların asılması, kaldırılması, ilan, reklam vergileri ve diğer tüm masraflar Birlik Medya A.Ş.'ye ait olmak üzere Birlik Medya ile 2020 yılında 10 yıl süreli yeni bir sözleşme imzalamıştır. Sözleşme gereğince Birlik Medya reklam kulelerinin dijital ve kent estetiğine uygun hale getirilmesi için çalışmalar yaptı ve reklam kulelerinin tasarımını oluşturdu. Daha sonra tasarımını ve patentini Birlik Medya'ya ait olan reklam kulelerinin imalatı, tesisi, montajı Birlik Medya tarafından yüksek tutarda bütçe ile tamamlandı ve 2022 yılında yeni reklam kuleleri kullanılmaya başlandı. Reklam kulelerinde öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Devlet Tiyatrolarının reklam ve tanıtımlarına yer verilmektedir; bu hususta kamu yararı vardır. Devlet Tiyatrolarının reklam ve tanıtımlarına yer verilmediği zamanlarda Birlik Medya yaptığı yatırım ve masraflar karşılığında kendi reklamlarına yer vermektedir. Sözleşme süresi sonunda Birlik Medya'nın tesis ettiği reklam kuleleri de çalışır vaziyette Devlet Tiyatrolarına kalacaktır. Dolayısıyla Birlik Medya'nın reklam mecralarının kullanımı Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları ile yapılan sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Tüm bu hususların Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünden sorulmasını talep ediyoruz.

Benim ve yetkilisi olduğum Birlik Medya A.Ş.'nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı ile, iştiraki olan Medya A.Ş., Kültür A.Ş. ve diğer iştirakleri ile herhangi bir sözleşmemiz veya ticari ilişkimiz bulunmamaktadır. Büyükşehir Belediyesi veya iştiraklerinden herhangi bir iş de almış değilim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı ve Birlik Medya ile sözleşme vesaire olmadığı için ecrimisil tahakkuk ettirmiş ve Birlik Medya da ecrimisil bedelini ilan ve reklam vergileriyle beraber banka kanalıyla ödemiştir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında hileli veya muazaalı bir iş ve işlem söz konusu değildir. Kimseye haksız kazanç sağlamış, haksız gelir aktarmış da değilim. Herhangi bir kamu kurumunu zarara uğratacak bir eylemim de yoktur. Nitelikli dolandırıcılık veya atfı kabil unsuru meydana gelmemiştir. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, beraatime karar verilmesini talep ediyorum.

KAĞAN SÜRMEGÖZ SORUYOR

Kağan Sürmegöz: Geçmiş olsun.

Ömer Gürsoy: Teşekkürler.

Kağan Sürmegöz: Şimdi birtakım etkin pişmanlık beyanları var. Deniyor ki burada İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Turizm Bakanlığına verilen izinle verilen bu reklam panoları ile ilgili ihale yapılsaydı yüksek düzeyde bir gelir elde edilebilirdi deniyor ve dolayısıyla ecrimisil kesilerek kamu kaybına ve eksilişe meydan verildi deniyor. Şimdi siz bu işi kaç yıldır yapıyorsunuz Kültür Bakanlığıyla?

Ömer Gürsoy: 1998 veya 1999 yıllarında bir sözleşme yaptık.

Kağan Sürmegöz: O tarihten beri.

Ömer Gürsoy: O tarihten beri yapıyoruz. Yani yaklaşık 27...

Kağan Sürmegöz: Hâlâ devam ediyor.

Ömer Gürsoy: Devam ediyor. O döneme kadar da 3 kere yenilemeler yaptık.

Kağan Sürmegöz: Bu alanlarla alakalı yani 1996'dan beri yaptığınız, yürüttüğünüz bu süreçlerle alakalı 2021 yılına kadar 1 TL İstanbul Büyükşehir Belediyesine bedel ödediniz mi?

Ömer Gürsoy: Sadece reklam ilan vergisi ödenmiştir.

Kağan Sürmegöz: Bunun haricinde bir kira vesaire ödemediniz?

Ömer Gürsoy: Yok, herhangi bir kira yoktur. Çünkü Kültür Bakanlığına verilen alanlardır, doğru.

Kağan Sürmegöz: 2020 yılından sonra bir bedel ödemeye başladınız, bir ihaleye bedel ödemeye başladınız ve şu an bundan dolayı biz kamu zararına uğrattığımız için heyet üyelerimizle birlikte yargılanıyoruz. Peki bu alanları biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak ihale edebilir miydik?

Ömer Gürsoy: İhale edemezsiniz.

Kağan Sürmegöz: Çünkü Kültür Turizm Bakanlığı ile sizin bir sözleşmeniz var ve Kültür Turizm Bakanlığına İstanbul Büyükşehir Belediyesi izin veriyor resmî olarak.

Ömer Gürsoy: Doğrudur.

Kağan Sürmegöz: Doğru mudur?

Ömer Gürsoy: Onlar talep ediyor zaten.

Kağan Sürmegöz: Dolayısıyla burada siz onların da reklamını yapıyorsunuz, aynı zamanda 90'lı yıllardan beri bir tarafında kendi firmalarınız satış yapıyorsunuz ve 2020 yılından sonra size ecrimisil de uyguladık ve bunu ödeyerek Bakanlıkla sözleşmenizi sürdürüyorsunuz, doğru mudur?

Ömer Gürsoy: Doğrudur.

Kağan Sürmegöz: Tamamdır, teşekkür ederim.

ÖMER GÜRSOY AVUKATI LEVENT LAÇİN SAVUNMASI

Sayın Başkan, müvekkilim de zaten detaylı ifadesinde açıkladı. Kısaca değinmek istiyorum. Müvekkilimin yetkilisi olduğu Birlik Medya'nın iddianamede söz edilen reklam mecralarının kullanımı Kültür Turizm Bakanlığı ve Devlet Tiyatroları sözleşmeye dayanır. Bu kullanımı da iddianamede suç tarihi olarak belirtilen 2019-2024 yıllarından çok öncesine dayalı, yani yaklaşık Devlet Tiyatrolarıyla 27 yıl öncesine dayalı sözleşmede sözleşmelere dayanılarak kullanılmaktadır. Müvekkilimin ve yetkilisi olduğu Birlik Medya'nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi veya iştirakleriyle herhangi bir ticari ilişkisi, iş ilişkisi, herhangi bir hukuki ilişkisi yoktur. Tüm bu hususlar dikkate alındığında müvekkilimin hileli veya muvazaalı bir eyleminden, işlerinden söz edebilmek de mümkün değildir. Müvekkilim kimseye haksız kazanç sağlamış, haksız gelir aktarmış da değildir. Herhangi bir kamu kurumunu zarara uğratacak bir eylemi söz konusu değildir. Nitelikli dolandırıcılık veya başka herhangi bir suç unsuru da somut olayımızda meydana gelmemiştir. Müvekkilimin üzerine atılı suçlamayı kabul etmiyoruz. Müvekkilimin beraatına ve bundan sonraki duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilmesini talep ederim.

KAMİL TİMUR DELİBAŞ SAVUNMASI – 23.09.2026

Kamil Timur Delibaş: Sayın Başkanım, sayın heyetim, sayın savcım; ilk defa mahkeme karşısına çıktığım için kusura bakmayın, biraz heyecanlanıyorum ve ne söyleyeceğimi de bilmiyorum ama içimdekileri söylemek istiyorum. Not aldım ama...

Dün bana beş kere arandığıma dair bir tebligat geldi ama bu bana gelmedi ve bu beni bütün gece çok huzursuz etti.

Hakim: Huzursuz olacak bir şey yok, ifade almaya yönelik.

Kamil Timur Delibaş: Tamam ama aranmadım ben. Onu bir kere... Hani bilgi vereyim.

Hakim: Kalemden ulaşılamayanlara bu şekilde biz...

Kamil Timur Delibaş: Tabi ki, tamam, saygı duyuyorum Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, kısaca firmamızın yapısından bahsetmek istiyorum. 2002 yılında kurulmuş Vega Vizyon Reklamcılık sadece üretim yapan, yaptığı ürünleri satan bir firmadır. %50 ortağı olduğum ve diğer %50 ortağımla birlikte şirket yetkilisiyim.  Şirketimiz kendi alanında inanın dünyanın ilk üçünde, Türkiye'de zaten söylememe gerek yok. Geçtiğimiz 10 yılda Avrupa ülkelerinin başta gelen ülkeleri; Londra, Paris, Belçika'nın işte Brüksel, Kopenhag... Söylemek çok uzun; bütün bunların otobüs duraklarını, reklam panolarını yaptık, yapıyoruz. Ve hâlâ da dünyanın en önemli iki tedarikçisinin onaylı tedarikçisiyiz Türkiye'de.  Daha geçen ay dün Avrupa'nın en büyük 61. maddede yargılandığımız, suçlandığımız LED ekranlı reklam panosu dönüşüm işini İspanya bize verdi.  Şirketimizin %99 geliri ihracata dayanmaktadır efendim.

Sayın Başkanım, suçlamalarla ilgili olarak önceden vermiş olduğum beyanlar ne varsa hepsini aynen kabul ediyorum ve tekrar ediyorum.  61 ve 62'ye baktığımız zaman Sayın Başkanım, muhammen bedel üzerinden verdiğimiz bir teklif var ve bu bizim ürün grubumuzda olan bir teklif. Ve 24 yıllık bu üretimi yapan kişi olarak maliyetleri belirlemek bizim için çok zor olmasa gerek.  Muhammen bedeli yapan, muhammen bedeli belirleyen firma hiçbir zaman biz olmadık. Kurumlar belirliyor. Bizim bu süreçte herhangi bir ilgimiz olmamıştır efendim. 24 yıllık bir firmayız, bu ürünleri zaten yüzlerce, binlerce kez ürettik. Çünkü 2002'den beri biz bu işi yapıyoruz, başka işimiz yok efendim.  Ne teklif hazırlama aşamasında ne sonrasında herhangi bir ne İBB iştirakiyle ne İBB'yle ne tedarikçilerle böyle bir görüşmem, ilişkimiz olmamıştır efendim.  Bu ürünlerin de üretim grubumuzda olması sebebiyle ihaleye teklif için çağrılmamış olmamız bence şey olurdu, çağrılmamız doğaldır diye düşünüyorum.

2024 tarihli Mülkiye Müfettişliği raporunda ise bizim danışıklı iş yaptığı, haksız menfaat elde ettiği veya kamu zararına yol açtığımız iddia edilen şirketler arasında Mega Vizyon yoktur, gözükmemektedir.  Öncelikle, çok özür diliyorum; öncelikle tarafımıza isnat edilen suçlamaları reddediyorum. 2020 yılında yapılan bu alt ihaleye vermiş olduğumuz teklifle muvazaalı teklif vermekle suçlanıyoruz efendim. Biz, 2012 yılında da bir ihaleye teklif verdik yine İBB'nin ihalesine, metrobüsle alakalı, fakat alamadık. Bize isnat edilen son derece mesnetsiz suçlamayla uzaktan da yakından da alakamız yok efendim.  Çok vaktinizi de almak istemiyorum, söyleyecek aslında çok bir şey de bulamıyorum ama MASAK raporlarına bakıldığında ben ve şirketimin dosya kapsamında anlatılan ihale olayıyla bir ilgisinin hiçbir şekilde olmadığı gözükmektedir.  Biz mevzuata aykırı bir ihaleye katılmadık, mevzuata aykırı bir iş yapmadık.  Her iş adamının yaptığı gibi kendi ürettiğimiz ürünü Türkiye'de üretmek, Türklere teslim edebilmek için biz ihaleye teklif verdik. Ama ben bütün suçlamaları kabul etmiyorum, aksine çok gururuma dokunuyor Sayın Başkanım.

Hakim: Beraatinizi istiyorsunuz.

Kamil Timur Delibaş: Hakeza bir şey eklemek istiyorum çok kısa; Sayın Başkanım, biz 2006 yılından beri compliance'la yaşıyoruz, uyum yasasıyla yaşıyoruz. Bizim firmamızın kültüründe, bu Türkiye'de de çalışsaydık, yabancı firmaların olduğu zaman uyum yasası var. Biz böyle bir ihaleye zaten %99 gelir olarak ihracatta, üç kuruşluk ihaleye efendim bunları riske atarak böyle bir şey yapmazdık. Son olarak tüm suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi yüce mahkemenize sunuyorum. Ve adli kontrol... Yurt dışında çalışmış olmam... Bir de benim, çok söylemek istemiyordum, çocuklarımla bunu paylaştığımda "Baba söyleme" dedi ama söyleyeceğim bunu da size; kanser tedavisi görüyorum. Oğlum "Bunu söyleme" dedi ama ben söyleyeceğim.  Onun için yurt dışı yasağımın ve adli kontrollerin kaldırılmasını, beraatimi talep ediyorum. Takdir sizlerindir Sayın Başkanım.

KAMİL TİMUR DELİBAŞ AVUKATI İBRAHİM EYMEN TOPAL SAVUNMASI

Beyanlarımızı tekrar ediyoruz ek savunmaya dair. Başkanım, müvekkilim çok anlatamadı kendisini, biraz heyecanlı, ilk defa mahkemeye çıkıyor hayatı boyunca. Öncelikle şu hususu belirtmek istiyorum, kendi hakkında bir yakalama kararı düzenlenmiştir, buraya kendisi sabah 8'de rızayen geldi, bunu özellikle belirtmek istiyorum, yoğunluğunuz var, anlıyorum, o sebeple atlayabilirsiniz. İfadesiyle birlikte yakalama kararının daha fazla bir mağduriyete yol açmaması adına kaldırılmasını talep ediyoruz. Ayrıca bugün imza günü sayın hakim, o hususta da ifadesini vermesiyle birlikte saat biliyorsunuz ki 16.30'a kadar imza atılabiliyor karakolda. Bugün de eğer şayet bir imza ihlali söz konusu olursa mahkemede bulundukları kolluk tarafından bu hususta göz önünde bulundurulmasını talep ederim.

Eylemlere geçecek olursak eylem 61 ve eylem 62'den ihaleye fesat karıştırma suçundan yargılanıyor şu anda müvekkilim. Çeyrek asırlık uluslararası bir şirketin yetkilisidir. Yaptığı işlerin %99'u da dış pazara, yurt dışı pazarlara ihracat usulüyle yapılmaktadır. Ve bu yurt dışı pazarın ekseriyetle çoğunluğu yine dünyanın tanınan, bilinen büyük metropol şehirlerine ve oranın kamu kurum kuruluşlarıyla belediyelerine aittir. Kendisi de halen bu işi yapmaktadır, daha dün yurt dışından bir iş almıştır ve halen ve hazırda bu siparişleri şu anda yetiştirmeye çalışmaktadır. Kendisinin ihaleye teklif vermiş olmasının sebebi kendi talebi doğrultusunda değil, belediyeden gelen bir davet usulüyledir.

Bu davet usulü de yine kendisinin belediyede bir tanışıklığı veya başka kişilerle, üçüncü kişilerle bir tanışıklığı sebebiyle değil tamamen bizim tahminimiz üzerine belediyenin bir fiyat araştırması sebebiyle yapılmış bir işlemdir. Bunu çünkü diğer ihalelerde de biz iddianameyi okuduğumuzda anlayabiliyoruz. Müvekkil zaten bu ihaleleri de kazanamamış, bu ihalelerden de hiçbir kazanç sağlamamıştır. Kendisi, şöyle diyeyim ben de tekrar edeyim, 2022 yılında da aynen bu şekilde bir davet usulüyle kendisinden teklif alınmış ve o ihaleyi de kazanamamıştır. Yani yapılan işlemler müvekkilin hiçbir kimseyle tanışıklığı, bağı yahut şu anda iddianame kapsamında iddia edildiği haliyle bir örgütsel bağ içeren bir eyleme isnat edilebilir değil. Kendisinin ortağı da burada huzurunuzda ifade verdiler, benzer şeyleri anlattılar sayın başkan.

Ama dosya kapsamında atlanmasın ben özellikle dikkat çekmek istiyorum. Burada bir dosya açılırken baştan incelenip de ayırarak konulan bir müfettişlik raporu ve MASAK raporları mevcut. Buradaki müfettişlik raporlarında özellikle müvekkilimin yetkilisi olduğu Vega Vizyon isimli şirketin herhangi bir kamu zararına yahut kamu ziyanına sebebiyet vermediği açıkça yazıyor. Kendisi hakkında tanzim edilen birden fazla MASAK raporunda da yine suçtan kaynaklanan bir mal varlığı değeri bulunmadığı ve yine kamuyu zarara uğratacak herhangi bir iş ve işlemlerin bulunmadığı da yine bu raporlarda mevcut. Belirttiğimiz üzere toparlarsak, dosyada müvekkilimiz kimseyi tanımıyor. Yani kendisini de burada tanıyan kimse yok. Bu sebeple kendisinin bir örgütsel bağının olmadığı ve aynı şekilde dosyada bulunan delillerin de hepsinin lehine olduğu, aleyhine tek bir delil dahi bulunmadığı göz önüne alınarak biz müvekkilin beraatini talep ediyoruz.

Adli kontrol bakımından sayın başkanım, kendisi burada biraz duygulanarak da bahsetti, %63 iş göremezlik raporu var ve kanser tedavisi devam etmekte. Bu kanser tedavisinin hem sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için bu yurt dışına çıkış şeklindeki adli kontrolün kaldırılmasını talep ediyoruz. Aynı zamanda ticari faaliyetlerinin de neredeyse %100'ü, tamamı yine yurt dışında, ticari faaliyetleri de göz önünde bulundurularak, çocukları da yurt dışında okuyor. Bir tanesi yüksek lisansına başlayacak. Tüm aile hayatı, kendi öncelikle sağlığı ve bundan daha fazla mağduriyet yaşamaması adına biz müvekkilin yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrolünün kaldırılmasını talep ediyoruz. Kendisi şu ana kadar 1 imzada dahi ihlalde bulunmamıştır. Tekrar hatırlatmak istiyorum, atlamayalım, bugün imza günü, şayet yetişmezse bilginiz olsun sayın başkanım.

O konuda bir ihlal gelmesi durumunda takdir sizlerindir. Nihayetinde duruşmalardan vareste tutulmasını, adli kontrollerin kaldırılmasını ve beraatini talep ediyoruz. Eğer uygun görürseniz de duruşmadan şimdi ayrılabilir miyiz?

Hakim: Ayrılabilirsiniz.

TURGUT TUNCAY ÖNBİLGİN SAVUNMASI – 23.09.2026

Hakim: 61, 62, 65, 66, 70, 79.

Turgut Tuncay Önbilgin: Başkanım aslında 7 tane eylem var, artı örgüt üyeliği. Onun için biraz detaycıyımdır. Detaylı bir çalışma yapıp, size kendi konumla ilgili bilgiler vermek istiyorum, savunmamı yapacağım. Ayrıca yazılı savunmamız da elbette daha sonra ibraz edilecek. İddianamede incelediğimde benim açımdan dört temel husus öne çıkmaktadır: Şahsımla ilişkilendirilen isnatlar, geçmiş yıllarda da olduğu gibi uzman birimler, komisyonlar tarafından hazırlanmış ihaleler ve idari süreç içinde verdiğim üst yönetici onaylarından ibarettir. Ayrıca iddialara konu ihalelerin tamamı, pandeminin zorlu çalışma koşulları altında yapılmıştır. Biraz önce arkadaşın dediği 61-62 de aynı dönemde. Ancak iddianamede değerlendirmeler ve özellikle bilirkişi raporları o dönemin olağanüstü şartlarını hiç dikkate almamıştır. İddiaların önemli bir bölümü, görev tarihlerinin dışındadır. Hakkımda ise tek bir menfaat tespiti, hukuka aykırı talimat, gizli bilgi aktarımı veya bir kişinin engellendiğine dair delil bulunmamaktadır.

Kısaca kendimden bahsetmenin bu dosya hakkında bakımından önemli olduğunu düşünüyorum başkanım. Türkiye çapında yapılan devlet bursu sınavında dereceye kazandım. Devlet bursuyla Amerika’nın Ohio eyaletinde uluslararası ticaret ve finansman alanında yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Eğitimimin ardından bursun karşılığı olarak kamu hizmetini yerine getirmek üzere Tüpraş’ta 1990’da göreve başladım. Türkiye’nin en büyük şirketi Tüpraş’ta yaklaşık 30 yıl boyunca uzmanlıktan üst düzey yöneticiliğe kadar kurumun her kademesinde çalıştım. Finansman, bütçe, stratejik planlama, yatırımcı ilişkileri, finansal raporlama alanlarında sorumluluklar üstlendim. Tüpraş’ın bütün özelleştirme aşamalarında, son 15 yılında, yani 2000 yılındaki Türkiye’nin en büyük halka arzında ve 2006 yılında tamamlanan Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirme ihalesinde yönetici olarak görev aldım. Ülkemize toplam 7 milyar doların üzerinde gelir sağladık. 30 yıl boyunca hep ilkleri uygulayarak kamu kaynağını korumakla yetinmedim. Aynen onu arttırmak için çalıştım.

Bugün huzurunuzda anlattığım mesleki duruş, bu dosya için kurulmuş bir savunma cümlesi değildir, hizmet hayatımın özetidir. Bu 30 yıllık kamu ve özel sektör tecrübemi aktarmak amacıyla Temmuz 2019 tarihinde İBB Genel Sekreter Yardımcılığı görevine başladım. Mali İşler Daire Başkanlığı ve Emlak Yönetimi Daire Başkanlığı’ndan sorumlu oldum. Bu görevim, 8 Mayıs 2021 tarihinde, 5 yıl 5 ay önce sona erdi. Daha sonra 4 ay İstanbul Yatırım Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttüm ve 8 Kasım 2021 tarihinde belediye ile bütün görev ilişkim sonlandırdım. Sayın Başkan, 20 aylık görev süremin, yaklaşık son 15 ayı COVID-19'un en ağır koşullarında geçti. Bu süreçte 4 kez COVID'e yakalandım. Çalışma arkadaşlarımın tamamı da bu hastalığı geçirdi. Normalde geniş kadrolarla yürütülen Emlak Daire Başkanlığı işleri, çoğu zaman benim de içinde bulunduğum 10 kişilik sınırlı bir ekiple sürdürülmek zorunda kalındı. Buna rağmen çalışma tempomuzu düşürmedik. "Neden bu ihaleleri yaptınız?" diye sorarsanız, iddianamede göz ardı edilen bir diğer önemli husus da burada ortaya çıkıyor. O da salgının İBB üzerindeki korkunç negatif mali etkisidir. Aylık gelir kaybının 340 milyon TL'ye, ilave nakit ihtiyacı ise 1,5 milyon TL'ye ulaşmıştı. Gelir getirici ihalelerin yapılması, tahsilatların sürmesi, belediyenin yükümlülüklerini yerine getirmesi çok önemliydi.

Eylemlerdeki genel birkaç hususu öncelikle açıklamak isterim. İhaleler birkaç kişinin iradesiyle hazırlanmaz ve sonuçlandırılamaz başkanım. İhaleler yıllık bütçeden bağımsız ve aniden ortaya çıkan işlemler değildir. Bunu daha önceki arkadaşlar belirtmedi ama yani bütçede olmayan bir ihaleye çıkamazsınız. İBB'nin gelir ve gider bütçesi önce ilgili birimlerce hazırlanır, konsolide edilerek Belediye Meclisinin onayına sunulur. Hangi gelir getirici işlemin ihaleyle yürütüleceği bu bütçe programında yer alır. Yıl içinde birimler o programları uygular, yapılan ihaleler sonrasında bütçe gerçekleşmeleri de Meclis’e sunularak hesap verilir. Müdürlükte belirlenen ihale çeşitli birimlerden geçtikten sonra, benim imzam Belediye Encümenine sevk edilmesine ilişkin üst idari onaydır. İhaleye çıkılmasına Encümen karar verir, İhale Komisyonu süreci yönetir, nihai sonuç yetkili makamın onayına sunulur. İBB’nin reklam ve taşınmaz ihaleleri 1990’lı ve 2000’li yıllardan beri benzer idari süreçlerle yürütülmüştür. Belediye iştirakleri de kuruluş amaçları kapsamında ihalelere uzun yıllar boyunca katılmış ve bunları kazanmıştır. Daha önce yıllardır İBB’de çalışan arkadaşlarımın da belirttiği gibi, kullanılan şartnameler büyük ölçüde geçmiş dönem metinlerinin devamıdır. Pek çok hüküm ve ifadesi, hatta noktası virgülüyle önceki şartnamelerle aynıdır.

İştirakler, Türk Ticaret Kanunu’na tabi ayrı tüzel kişiliğe sahiptir. Her ne kadar eylemde aynı şeyin içinde yer alsa da ayrı tüzel kişiliğe sahip sermaye şirketleridir. Ancak bunların sermayelerinin tamamına yakını İBB’ye aittir. Kamu adına ekonomik değer üretmek amacıyla 1980’li yılların sonunda kurulmuştur. İştirakin elde ettiği ekonomik değer kamu bütünlüğünün dışına çıkmaz; oluşan kâr sermayenin tamamına yakını İBB’ye ait olduğu için temettü yoluyla eninde sonunda İBB’ye döner. Özellikle belirtmek istiyorum ki, iştiraklerin yöneticilerini görevimden önce tanımıyordum. Görev sırasında aynı belediye çatısı altında bulunmanın gerektirdiği genel ve resmi temaslar dışında bu kişilerle ve ihaleler hakkında hiçbir görüşmem ve ilişkim olmadı. Şartnamelerine, ihale kararlarına, katılımcılarına, bu konularda talimat vermedim. Kaldı ki iştirakler bağımsız, ayrı tüzel kişiliğe sahip birimlerdir ve bunların görevlerini layıkıyla yaptığına inanıyorum.

İhalelerde şartname hükümleri iştirakler lehine organize edildiği öngörülse de dolar bazında karşılaştırmalar iddianamenin varsayımını desteklememektedir. Önceki yıllarla büyük ölçüde aynı şartname hükümleri kullanılmasına rağmen 2019 sonrası yeterlik şartları, ağır bir konjonktüre rağmen döviz karşılığı itibarıyla daha düşüktür. Başkanım, bir örnek vermek istiyorum buna; 2018 İBB ihalesinde aranan ciro yaklaşık 12.8 milyon dolar ve sermaye 3.1 milyon dolar iken eylem 61’de, 2020 ihalesinde ciro şartı dolar bazında %31, sermaye şartı ise yaklaşık %6,5 daha düşüktür. Eylemin dolar karşısında güçlü durumuna rağmen bu değerler rekabeti daha çok istediğimizin bir kanıtıdır. Buna karşılık ihale sonuçlarında da dolar karşılıkları kamu açısından daha olumludur. Bunu Ek 1’de detaylı olarak verdik başkanım.

Sayın heyet, suçlamaya konu işlemler ilk kez bu iddianameyle incelenmiş değildir. Aynı ihale süreçleri yıllar önce İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerince incelenmiş, Danıştay denetiminden geçmiştir. Danıştay 1. Dairesi 29 Aralık 2022 tarihindeki kararında muhammen bedelin düşük olmadığını, reklam alanlarının %100 dolulukla işletileceği varsayımı ve kısa süreli reklam satış fiyatları üzerinden uzun süreli kira bedelinin düşük olduğu sonucuna varılamayacağını değerlendirmiştir. Bu işlemler nedeniyle soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Şahsım bu karara yönelik itirazımın süre yönünden reddi ise Danıştay dairesinin kaleminde yapılan maddi bir hataya dayanmaktadır. Bunun ana gerekçesi, babamın sağlık sorunu nedeniyle şehir dışında bulunduğum için itirazımı son gün yaptım. Bu konuyla ilgili belgeyi dosyaya sunduk.

İşlemler her yıl Danıştay denetimine tabi tutulmuştur. Bu denetimlerde şahsıma ve söz konusu süreçlere ilişkin herhangi bir sorumluluk tespiti yapılmamıştır. Sayıştay’ın yorumu, belediye ile ayrı tüzel kişiliğe sahip iştirak şirketlerinin yaptığı işlemler arasındaki bedel farkının doğrudan kamu zararı sayılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Sayın Başkan, bir örnek verecek olursak; bir otelin tur operatörüne verdiği uzun dönemli toptan fiyat ile turistin seyahat acentesinden aldığı perakende fiyat nasıl doğrudan karşılaştırılamazsa, İBB’nin uzun süreli ihale bedeliyle nihai reklam veren şahsın tek bir pano için kısa süreli ödediği reklam bedeli de doğrudan karşılaştırılamaz.

Eylemlere geçecek olursam; Eylem 61’de 2000 adet raket ve 400 adet megalight reklam uygulamasının 10 yıl süreyle işletilmesine ilişkin bu ihale muhammen bedelin üzerinde 61 milyon TL bedelle olmuştur. Buradaki bana ihaleye fesat karıştırma nitelikli dolandırıcılık isnat edilmekte, 490 milyon TL artık kamu zararı ileri sürülmektedir. Bu ihale açık hava reklam sektörünün avucunda daraldığı pandemi döneminde yapılmıştır. 2020 yılı bütçesinde öngörülen ihale, salgın nedeniyle yaklaşık 6 ay ertelenmiştir. Ancak pandeminin ne zaman sona ereceğinin öngörülemediği, şehir içi hareketliliğin ve reklam talebinin düştüğü, belediyenin gelir ihtiyacının ise arttığı bir ortamda ihalenin süresiz ertelenmesi mümkün değildi. Ayrıca 2018 tarihli, arkadaşların da belirttiği gibi, Belediye Meclisi kararı değiştirilemezdi. Bu nedenle ihale gerçekleştirilmiş, ağır piyasa koşullarına rağmen yine de muhammen bedelin üzerinde bir kamu geliri sağlanmıştır.

Bir başka husus, Eylem 61’de ileri sürülen 491 milyon dolarlık zarar da bilirkişinin kesin tespiti değildir. İddianamenin kendisi, bilirkişinin raporunda kamu zararının net olarak tespit edilemediğini kabul etmektedir. Bu rakam kısa süreli tek satış fiyatının %100 doluluk varsayımıyla 10 yıla yayan teorik bir hesaplamanın sonucudur. Ancak kolaylıkla anlaşılacağı gibi binlerce pano ve farklı lokasyonlarda her biri farklı fiyatla satışa sunulmaktadır. Danıştay’ın isabetsiz bulduğu yöntem de tam olarak budur.

Bir başka husus, 61'le ilgili yeterlik şartlarının rekabeti engellediği ileri sürülmektedir. Oysa bu şartlar 2019 sonrasında ilk kez getirilmemiş, önceki dönemlerin döviz karşılığı itibarıyla daha ölçütler uygulanmıştır. Bunu da ekte sunduk Başkanım. 10 yıllık yaklaşık 20 milyon dolarlık ve yüksek ödeme yükümlülüğü içeren bir işte mali ve teknik yeterlik aranması rekabeti engellemek için değil, kamu gelirini ve hizmetin devamlılığını güvence altına almak içindir. İhale herkese ilan edilmiş, doküman alan firmalar olmuş ve katılımın engellendiğini söyleyen tek firma yoktur. Ayrıca 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 16. maddesinde isteklilerde belirli mali ve teknik yeterlik ve nitelikler aranabilir denmektedir. Şirket unvanında reklam ve tanıtım kelimesi geçmesi şirketin bu alanda reklam, satış, pazarlama ve montaj alanında faaliyet gösterdiği anlamına gelmez.

Bir başka husus; sermaye önemli bir kriter. Ben de finansman yöneticisi olduğum için o konuya çok önem vermekteydim. Bir örnek vermek istiyorum; şu anda 10 yıllık ihalenin 6. yılında ve ilk ihaleyi yaptığımız yılda ihale bedelinin şirketin sermayesine oranı 3,38’di. Şu anda 6. yılında, Ağustos 2026’da bu 40 kata çıkmıştır Başkanım. Yani sermaye, Türkiye gibi yerlerde, ekonomik şartların çok hızlı değiştiği bir yerde çok önemli bir neden. Artı bunlara ilave olarak başka şartların da ilave edilmesine inanıyorum. Sermaye yeterliğini 20 milyon TL belirlemiştik. Kültür A.Ş.’ninki ise 44 milyondu ve şu anda da 44 milyon. Ama yaptığımız ihalenin bugünkü değeri 803 milyon TL’ye ulaşırken Kültür A.Ş.’nin bile sermaye oranı 17,9 kata çıkmıştır. Bilirkişi raporuna göre, NACE kodlarında bulunan sermayesi 20 milyon TL üzerinde olanların sayısının ise 112 olduğu tespit edilmiştir. Bu 112 sayısı bile ihaleye katılımda oldukça yüksek bir rakamdır. İstenen sermaye şartı firmaların %99.52'sinin ihale dışı kaldığı belirtilirken 2011'de benzer bir ihale için sermaye şartı aranmamış başkanım. Ve bu ihaleyi de tekrar Kültür A.Ş. kazanmıştır. Sermaye şartı aranmamakla doğru bir tercih yapılmamıştır, bunu belirtmek isterim.

Bakanlığın genelgesi ve Meclis kararı nedeniyle 2020 yılı muhammen bedel tespitinde 2019 değerlerinin üzerine artış oranı uygulanmamıştır. İddianamedeki bu durumun uygulanmamasının nedeni iddianamede suçlanan şeye rağmen çünkü 2021 ortalarına kadar kira ve ecrimisil ertelenmiştir. Burada iddianame pandemiyi yok saymıştır. Bu nedenle ihale bedelinde yanlış ve eksik hesaplama söz konusu değildir. 2019'da kesilen ecrimisil bedelleri emsal alınmak zorundaydı. Pandemi nedeniyle bir başka husus ise Deloitte'un raporunda reklam sektörüne yönelik Deloitte'un raporunda 2020 yılında %24'lük küçülme olduğu tespit edilmiştir. Yani fiyatlarda aslında 2019 yılındaki bu düşüşün,  %24'ü yansıtmamız gerekiyordu ancak kamu kurumu olarak aynı fiyatı almak aldık.

İdari ve teknik şartlarda işin niteliği ve miktarının açık olarak belirtilmemesi gibi bir durum yoktur. Bu da iddianamede belirtilmiştir. Çünkü sözleşmenin 4. maddesi reklam alanlarının fiili durumunu destekleyici hale getir, tespit edilmiş sayılacağını düzenler. 10 yıllık ve yüksek yatırımlı bir işe girecek profesyonel isteklinin sahayı incelemesi işin doğası gereğidir. Şartname ayrıca 2000 raketin en az %15'inin dijitale dönüştürülmesini zorunlu kılar. Yapılan her ilave yatırım sözleşme sonunda envanteri ile birlikte belediyeye kalacağından bu durumun belediyenin lehine olduğunu düşünüyorum. Bu ihale Mülkiye Müfettişlerince incelenmiş, süreç sonunda Danıştay 1. Dairesi kararıyla muhammen bedel takdirlerinin düşük olmadığı, varsayımlar değerlendirilerekten soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Muhammen bedelin İTO verilerine göre düşük olduğu iddiasına karşı İTO bile böyle bir değerlendirme yapmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. İddianamedeki, Tablo 20 bu eylemde şahsımla ilişkilendirilen işlerin üst idari onay olduğunu göstermektedir. Buna karşılık dolandırıcılık isnadının sonuç bölümünde adımın muhammen bedel komisyon üyeleri arasında görünmektedir. Sayın Heyet'ten Tablo 20'de görünen görev dağılımının dikkate alınmasını rica ediyorum. Çünkü ikinci bir görev almak bu komisyonda da yer alamazdım, mevzuata aykırı bir husus. Yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı 61 yönünden beraatime karar verilmesini gerektiğini arz ederim.

Eylem 62, 100 adet üst geçit 3 yıl süreyle reklam alanlarının işletilmesine ilişkindir. Muhammen bedelin üzerinde 97.5 milyon TL artı KDV bedelle sonuçlanmıştır. İddianamede 27 milyon TL kamu zararı ileri sürülmekte, şahsıma ihaleye fesat ve nitelikli dolandırıcılık isnat edilmektedir. Bu reklam alanı ihalesi İstanbul'da ilk kez yapılmıştır. Kıymet Takdir Komisyonu da arkadaşlar tek örnek olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin emsallerini incelemiş, pardon Ankara Büyükşehir Belediyesi'ndeki emselleri incelemiş ve İstanbul için bunların çok üzerinde bir bedel belirlemiştir. Ankara emsali alınsaydı yıllık yaklaşık 4.2 milyon TL yerine komisyon yıllık 30 milyon TL yani 8 küsur kat üzerinde bir bedel belirlemiştir. Bu rakamların belirlendiği bir dosyada bedeli kasıtlı olarak düşük tutuldu demek maddi verilerle bağdaşmamaktadır. Dolandırıcılık suç tarihi olarak gösterilen 28 Temmuz 2020 ise Kültür A.Ş.'nin kendi bünyesinde yürüttüğü alt kiralama sürecinin tarihidir. Bu süreçte İBB görevlisi olarak iştirakin ihalesinde hiçbir görevim, bilgim veya imzam yoktur.

Bilirkişinin her reklam yüzü ayrı hesaplanmalıydı eleştirisi ise Danıştay'ın aynı konudaki değerlendirmesinde sübjektif bulunmuştur. 27 milyon TL'lik zarar hesabının diğer dayanağı olan İTO rayici hakkında İTO'nun resmi cevabında sağlıklı bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığını belirterek tek bir ajansın örnek olarak 15 günlük liste fiyatını iletmiştir. Bu fiyatın %100 doluluk varsayımıyla 3 yıla yayılması Danıştay ve Sayıştay içtihatlarının reddettiği varsayımsal bir hesaptır. Yeterlilik şartlarına ilişkin %99 eleme oranları da aynı yöntem hatasını taşımaktadır. Gerçek olaya uygulanması mümkün değildir. 100 tane geçitteki reklam işletmeciliği için 23.568 firmalık bir küme belirlemiştir İTO. Sermaye eşiğini karşılamayan firma sayısı dahi ölçütteki bir iş için yeterli bir rekabet tabanıdır diye düşünüyorum, bunca yıldır ihale ve kamu yönetiminde çalışmış kişi olarak. İhaleye katılmak isteyip de engellenen tek bir firma gösterilememiştir. Benimle temasa geçen hiçbir kimse olmamıştır. Zaten Kültür A.Ş.'nin firmalarıyla hiçbir şekilde kontağım veya bilgim yoktur. Bilirkişinin BVA reklamın 451 milyon TL brüt cirosunda ihale bedeliyle karşılaştırması da eksik bir yaklaşımdır. Bu cirodan ajans payı, medya planlama gibi işletme maliyetlerinin hiçbiri düşülmemiş, vergi, harç artı bunun üzerinden alınacak kârın da bu rakamdan düşülmesi gerekiyordu. Ciro kapsamı kesin bilinmeden burada bir cironun karşılaştırması yapılması doğru değil diye düşünüyorum.

İddianamede adıma bağlanan ikinci işlem 6 Ekim 2020 tarihli %20 iş eksilişi oluru olarak göstermektedir. Bu işlem keyfi değildir. İddianamenin taahhüt ettiği %100 yüzeyin yalnızca %80'i kullandırılabildiği durumda tespit edilemeyen kısım için bedelin aynı oranda azaltılmasından ibarettir. İşletme sözleşmesinin 6. maddesi bu imkanı açıkça düzenlemektedir. Önceki yıllardaki benzer sözleşmelerde %20 indirim hükümleri vardır. Bu da Ek 9'da sunulmuştur. Ayrıca indirim işlemi COVID-19 salgınının açık hava reklamcılığının üzerindeki ağır etkileri, Bakanlık genelgeleri, İBB Meclis kararları ve işletmecinin gerekçeli talebi dikkate alınarak yapılmıştır. Pandemi döneminde bu tür uygulamaların hukuka uygunluğunu Danıştay 1. Dairesi ve Danıştay 13. Dairesinde de kesin olarak hukuka uygun bulunduğunu belirtmişlerdir. Bütçe doğrultusunda ve İstanbul için ilk defa açılan bu ihale muhammen bedelin üzerinde sonuçlandı. Bana bağlanan iki işlem de hukuka uygun ve gerekçeli ve yıllardır değişik ihalelerde uygulanan rutin idari işlemlerdir. Bu eylemlerdeki isnatlardan beraatimi talep ediyorum.

Eylem 65; M6, M7 metro hatları ve T5 tramvay hattındaki dijital bilgi platformu kurulması, 3 yıl işletilmesi. Bu da muhammen bedelin üzerinde 3 milyon 150 bin bedelle gerçekleşmiştir. Gizli bilgilerin üçüncü kişilere aktarıldığı ileri sürülmektedir. Burada tekrar Sayın Heyet, yani söz konusu ihale 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamındadır ve ihale bilgileri mevzuat gereği inceleme resmi gazetede, ulusal gazetelerde ve internet sitesinde ilan edilmiştir. Daha önce başta da belirttiğim gibi bütçede de yer alan bir ihale kalemidir. Bu nedenle kamuya açık olan ihale bilgilerinin gizli bilgi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir diye düşünüyorum. Ana yüklenicinin alt yükleniciyi çalıştırması için idareden yazılı muvafakat alması, ana yüklenicinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Ana sözleşmenin muhatabı ve işin idareye karşı sorumlusu yine aynı yüklenicidir, yani iştiraktir; bu da iddianamenin bir yerinde negatif bir olgu olarak geçmektedir. Bilirkişinin 2019 yılı ecrimisil tutarının 2021'de güncellenmemesi nedeniyle üç yılda 829.000 TL eksik bedel belirlendiği ileri sürülmektedir. Ancak tekrar Bakanlık genelgeleri ve İBB Meclis kararı uyarınca pandemi süreci sona erinceye kadar kira artışı uygulanmaması kararı alınmıştı; dönemin bağlayıcı idari düzenlemesi gereği biz de artış uygulayamadık.

Bu iş, yani Eylem 65, ilk kez 2019-2021 döneminde ihdas edilmiş değildir; aynı hizmet 2015 yılında da ihale edilmiş ve 2015 ile 2021 kıyaslaması yaptığımızda 2015'teki aranan şartlar, sermaye şartı 385.000 dolara karşılık gelirken 2021'de 137.000 dolara karşılık gelmekteydi. Yani yeterlik şartları 2,8 kat daha iyileştirilmiş, rekabetçi durum ortaya... Daha rekabetçi olmasına çalışılmıştır. Ana ihale bedeli ve alt işletme bedeli arasındaki farkın kamu zararı sayılması ise Sayıştay Temyiz Kurulu içtihatında açıkça reddedildiği bir yöntemdir. Bu eylemde benim için belirleyici olan tarihlerdir. Benim görev dönemime rastlayan tek işlem, komisyonlardan geçmiş ve 31 Mart 2021 tarihinde yapılmış ana ihale dosyasındaki üst idare onayıdır. Buna karşılık iddianamenin nitelikli dolandırıcılık için gösterdiği 23 Haziran 2021 tarihi, benim görevden ayrıldığım 8 Mayıs 2021 tarihinden sonradır. Eylem 65 yönünden de şahsımla ilgili tek işlem, görev döneminin ana ihale onayıdır. Bu eylemden de beraatimi talep ediyorum.

Eylem 66'da, sayın heyet, konu ihale sürecinin tamamı 2023 yılında yürütülmüştür. Daha önce de belirttiğim gibi ben 8 Mayıs 2021 tarihinde Genel Sekreter Yardımcılığı'ndan, görevden ayrıldım. Bu nedenle Eylem 66 kapsamında da isnadı bütünüyle reddediyor, beraatimi talep ediyorum. Eylem 77, 2020-2025 yılları arasında yapılan yedi ayrı hizmet alım ihalesini tek başlık altında toplamaktadır. Ancak iddianamenin sonuç bölümü, şahsım yönünden yalnızca 2020 yılındaki ilk ihaleyi göstermektedir. Bu ihale de dolar bazında oldukça rekabetçi bir fiyatla oluşmuştur. Benim ilişkilendirilen ihale 28 Ağustos 2020 tarihinde 4734 sayılı Kanunun 19. maddesine göre açık ihale usulüyle yapılmıştır. İşin konusu taşınmazlardaki dijital bilgi platformlarında kullanılacak kamu içeriğinin üretilmesi, yönetilmesi ve denetlenmesidir. Ticari reklam kiralama işi değil, pandemi döneminde kamu bilgilendirmesi bakımından önem taşıyan bir hizmet alımıdır. Teknik şartnamede eleştirilen mesleki kriterler, eleme ölçütü olarak kullanılmamıştır.

Ancak bilirkişi raporunda belirtilmiş olması nedeniyle değinmek istiyorum, bunun bir tereddüt yaratacak durumu yok çünkü ihalenin idari şartnamesinde belirtilmiştir. Bu düzenlemenin hangi isteklinin ihaleye katılmasını engellendiği ise iddianamede gösterilmemiştir. Gizli bilgi aktarımı iddiası bakımından dosyaya hangi bilginin kime ve nasıl aktarıldığına ilişkin de bir tespit yoktur iddianamede. Bu hizmet 2015 tarihinden beri aynı hukuki ve kurumsal model içinde alınmakta, belediyenin %30'luk yayın hakkındakini de kapsamakta ve yıllardır da Sayıştay denetiminden geçen kurumsal uygulamanın yalnızca 2020 yılındaki tek onayı, imzam nedeniyle suçlu sayılması mümkün değildir. Ayrıca şahsıma yöneltilen isnadın dayanağı olarak gösterilen bilirkişi tespitinde de benim imzamın bulunduğu ihaleyi kapsamamaktadır. Bu nedenlerle Eylem 77 isnadı kabul etmiyor ve beraatimi talep ediyorum.

Eylem 109, bu Zeytinburnu Merkezefendi'de 27.000 metrekarelik Topkapı Trakya Garajı yapısının üç yıl süreyle kiraya verilmesine ilişkindir. Uzman değerleme raporu başkanı... Uzman değerleme raporu, bilgisayar programıyla destekli muhammen bedeli belirlemiş, yedi tane yer tespit etmiş ve onlardan en uygun olanı belirleyerek aylık 60.000 TL olarak bir muhammen bedel belirlemiş. 2 Eylül 2020 tarihli açık ihalede Kültür AŞ aylık 70.000 TL teklif vermiştir. Bu yapı İBB'nin, daha doğrusu Emlak Müdürlüğü'nün 28.800 taşınmazından yalnızca biridir. Yıllardır atıl ve metruk durumda bulunan, ciddi bakım ve onarım ihtiyacı olan yapı için o dönemde İBB tarafından yatırım bütçesi ayrılamamıştır, biz 2020 bütçesinde böyle bir rakamı ayıramadığımız için ihaleye çıktık. Burada amaç kullanılmayan bir kamu taşınmazının şeffaf bir ihaleyle ekonomiye kazandırılmasıdır. Belediyeye pandemi döneminde düzenli gelir sağlamak ve yapının boş kalmasından doğan güvenlik, çevre ve koruma risklerini azaltmaktadır. Aylık 70.000 TL olan 2020'deki sözleşme bedeli, bugün güncellenmiş değerde bugün itibarıyla 825.000 TL aylık kiraya karşılık gelmektedir.

Belediyenin gelir elde etmeden bakım, koruma ve çevre güvenlik risklerini üstlenmesi yerine bu yapıyı hiç kimsenin sokağa çıkmadığı bir zamanda gelir elde edecek şekilde ihale yapması oldukça kamu zararı değil, kamu yararı olduğunu düşünüyorum. İddianamenin başlığında 2.952.000 TL kamu zararı yazılırken bilirkişi ve hukuki değerlendirmeler bölümüne geçtiğinde 12.339.000 TL tamamen farklı bir rakam görünmektedir, buradan da eylemin aslında zararının tam olarak tespit edilemediğini görmekteyiz. Yapının bazı bölümlerinde sözleşme ve İBB oluru kapsamında Beltur AŞ ve İspark AŞ'ye verilmiş, böylece yapının tamamı kullanılır duruma getirilip herhangi bir riskten korunmuştur. Şahsıma ait somut bir fiilin gösterilmediği Eylem 109 yönünden de beraatimi talep ediyorum.

Eylem 117, Sayın Başkan, sayın heyet, bu konuda birçok arkadaşım fikir bildirdi, belki özeti olacak. Açıklama reklam mecralarına ilişkin birbirinden farklı iddiaları tek bir eylem altında toplamaktadır Eylem 117. İdari para cezasının uygulanmadığı ileri sürülmektedir, izinsiz kullananlara göz yumulduğu ve 260 milyon TL artı KDV olarak ifade edilen sözde kamu zararı iddiası bulunmaktadır. Bu eylem arkadaşlar tarafından da yoğun bir şekilde açıklandı, öncelikle ecrimisil izinsiz kullanımın karşılıksız bırakılmasını önleyen bir işgal tazminatıdır. Süreç saha personelinin tespiti, teknik inceleme, komisyonun bedel belirlemesi, elektronik onaylar, tebligat ve tahsilat aşamalarından oluşur. Ben Genel Sekreter Yardımcısının her reklam panosunu yerinde görmem veya metrekare hesabı kontrolü veya yer bedeli bizzat yapabilmem mümkün değil. Uzun bir proje sonrasında BİMTAŞ ve Reklam Müdürlüğü'nün oluşturduğu bir reklam değer haritası oluşturuldu. Bilgisayar yazılımları ile bu değer rayiçleri belirlenmektedir.

Rayiçlerimize göre ecrimisil tahakkukları, tahsilatları yapılmış ve müdürlüğün bütçe değerlerinin üzerinde hedeflere ulaşmaya çalışılmaktadır. Daha önce izinsiz kullanımlara göz yumulduğu iddiasının tam tersini gösteren veriler söylemek istiyorum. İstanbul genelindeki saha rapor sayısı 2019'da 495 iken pandeminin en ağır yılı olan 2020'de 1248'e yükselmiştir. Bu ecrimisil tespiti, bu yaklaşık %152 artış demektir. 2019-2025 döneminde de 2199 yeni ecrimisil dosyası açılmış ve bunların 1132'si işgal sonlandırılmıştır. Ecrimisil gelir rakamları da 70 milyondan 200 milyon TL'ye yükseltilmiş, pandeminin taşınmaz ve reklam piyasasını ağır biçimde etkilediği bir yılda ecrimisil gelirlerinin bu kadar yükselmesi daha sonraki yıllarda da çok daha yüksek rakamlara ulaşılmıştır. Tespit edilen alanların ecrimisil statüsünden çıkarılarak ihale yoluyla düzenli gelire dönüştürülmesi süreç içinde planlanmış ve izleyen yıllarda hayata geçirilmiştir. Bu rakamlar kamu zararına değil kamu gelirinin korunması, geçmişten gelen sorunun tasfiye edilmesi iradesini göstermektedir.

İddianamede özel kişilerin elde ettiği reklam ciroları ile ecrimisil bedelleri arasındaki fark kamu zararı olarak gösterilmektedir. Reklam sektörünün dolar bazlı fiyatlandığı bilinmektedir. Bazı kupon bölgelerinde rayiç bedeller çok daha yüksek olabilmektedir. Ama belediyenin belirlediği ecrimisil alanın konumu, yüzölçümü, kullanım süresi ve rayici üzerinden belirlenen bir işgal tazminatıdır. Hiçbir zaman manipülasyona vesaireye tabi değildir. Sayıştay raporları da yaptıklarımızı desteklemektedir. 2019 sonrası ecrimisille ilgili hiçbir bulgu yoktur Sayıştay tarafından yapılan. Bunu da ek 13'te sunduk. Bu eylemde şahsıma yöneltilmiş tek bir işlem, imza veya olur, talimat, yazışma, telefon görüşmesi veya para hareketi gösterilmemiştir. Hiçbir müşteki, tanık veya şüpheli beyanında adım geçmemektedir. Adım yalnızca dönemin üst yöneticilerinin unvanlarına göre sıralandığı listede bulunmaktadır. Bu nedenle eylem 117 yönünden de beraatımı talep ediyorum.

Sayın Başkan, hakkımda örgüt üyeliği iddiası şahsımla ilişkilendirilmiş somut bir olguya değil, görev yaptığım makama, aynı kurumda çalıştığım kişilere dayandırılmaktadır. Görev yaptığım süre boyunca örgüt olarak nitelendirilebilecek herhangi bir yapıya, ilişkiye veya işleyişe tanık olmadım. Böyle bir yapının varlığından haberdar olmadım; zaten haberdar olsam da içinde olmazdım. İddianamede hiyerarşik üstüm gibi gösterilen Sayın Fatih Keleş, İBB'nin resmî teşkilat yapısında şahsım üzerinde herhangi bir imza veya talimat yetkisi yoktur. Bu kişiden herhangi bir veya herhangi bir danışmandan veya herhangi bir İBB personelinden İBB ihale sonucunu, şartnameye muhammen bedeli veya katılımcıyı belirlemeye yönelik hiçbir talimat almadım; ben de hiçbir kimseye böyle bir talimat vermedim. İddianamede adı geçen kişilerle temasım görevin niteliğinde resmî iş ilişkisindedir. Görev yaptığım yaklaşık 1 yıl 8 ay dönemde en yakın çalışma çevremde dahi müdahale etmedim. Benden önce görevlendirilmiş şoförümü, sekreterimi ve kalem personelimi değiştirmedim. Kadroya kendi tercihimle tek bir kişi eklemedim. Günlük programıma, görüşmelerime ve yazışmalarıma erişebilen en yakın çalışma kadromu dahi değiştirmemiş olmam, örgütsel bir kadrolaşma veya gizli bir koordinasyon amacıyla hareket etmediğimin önemli bir göstergesidir.

Sayın Heyet, yıllarca üst düzey yönetici olarak çalışarak kazandığım mal varlığımın dışında, dosyada şahsıma veya yakınlarıma sağlanmış herhangi bir menfaat gösterilmemiştir. Ankara MASAK kayıtlarında şüpheli bir transfer, olağan dışı mal varlığı artışı veya suçlamaya konu şirketlerle para ilişkisi bulunmamaktadır. Ancak iddianamenin genel bölümünde tapu sorgusunda 14 aktif kayıt görüldüğü belirtilmektedir. Ben tapu kaydını aldığımda adıma kayıtlı 8 taşınmaz bulunmaktadır. İBB'nin çalışma süremde ve sonrasında 4 tanesi veraset yoluyla anne-babadan intikali olmuştur; yani 4 taşınmazım vardı İBB'ye gelirken. Ancak artışa konu edilen toplam, yani siz çalışmayın diye ben bir çalışma yaptım, orada da şunu söyleyebilirim: Artışa konu edilen toplam 11 taşınmazın baba tarafından Kadızadeler soylarından veraset ilamları çıkarılmış ancak henüz tarafıma intikal etmemiş, tamamı yüzlerce mirasçısı olan Niğde bölgesindeki taşınmazlar olabileceğini düşünüyorum. Özellikle eğer bu rakam doğru ise henüz intikal etmemiş, çoğu Niğde ilinde olan çok hisseli, atalardan gelme, çok maddi değeri olmasa da manevi değeri olan taşınmazlardır diye düşünüyorum. Bu kayıtları veraset yoluyla edinilen ve tapu sicilinde açıkça görünenleri Ek-14'te koydum.

Son olarak, 35 yılı aşan meslek hayatımda kamu kaynağına zarar vermek bir yana, bu kaynağı korumak ve arttırmak için çalıştım. Görev sürem boyunca ne bir istekliyi engelledim ne gizli bir bilgi paylaştım. Ne bedelin düşük belirlenmesini istedim ne de kendime veya bir başkasına menfaat sağladım. Aradan 5 yıl 5 ay geçmesine rağmen imzalarımı inkâr etmiyorum. Ancak bu imzalar kurumun yıllardır uyguladığı usullerle hazırlanmış, uzman komisyonlardan geçmiş, ilan edilmiş, muhammen bedellerin üzerinde sonuçlanmış ihalelerin idari silsilesindeki onay imzalarıdır. Sayın Heyet; Eylem 61, 62, 65, 66, 77, 109, 117 kapsamında üzerime atılı suçlardan ayrı ayrı beraatimin kararın verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. Teşekkür ederim beni dinlediğiniz için Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Cumhuriyet Savcısı, Sayın hazirun.

FATİH KELEŞ SORUYOR

Fatih Keleş: Tuncay Bey size de geçmiş olsun. İfadenizde söylediniz aslında ama bunu şunun için tekrar soruyorum. İddianame sizi örgütsel yapıda beni örgüt yöneticisi olarak tanımlamış, sizi de bana bağlı örgüt üyesi olarak tanımlamıştır. Siz ifadenizde herhangi bir talimat almadığınızı söylediniz. Şunu sorayım ben size o zaman. Benim size bir talimat verebilme gibi bir yetkim, etkim var mıdır? Olabilir mi?

Turgut Tuncay Önbilgin: Fatih Bey, öyle bir yetkiniz yok. Olsa da görev... Biliyorsunuz beni. Bence yapmayacağınız kesin yani.

Fatih Keleş: Peki, talimat değilse bile hukuk dışı sizden bir ricada bulunduğum var mıdır? Böyle bir şeye şahit oldunuz mu?

Turgut Tuncay Önbilgin: Vallahi rica benden istenir, kamudan istenmez diye düşünüyorum.

Fatih Keleş: Peki. Yani öyle bir rica olmadı anlamında?

Turgut Tuncay Önbilgin: Yani benden derken, benim kendi mal varlığımdan benden bir...

Fatih Keleş: Şahsi bir rica... Şahsınızdan bir ricayı kastediyorsunuz.

Turgut Tuncay Önbilgin: Kamu kanalıyla size hiçbir şey öyle yapamam.

Fatih Keleş: Peki, teşekkür ederim.

Turgut Tuncay Önbilgin: Rica ederim.

 

ALİ SUKAS SORUYOR

 

Ali Sukas: Turgut Bey geçmiş olsun. Ali Sukas. Daha önce Ufuk Bey'e sordum ama siz de aynı görevi ondan önce yaptığınız için size de tekrar bir teyit için sormak istiyorum. İştiraklerin ödemelerini, taleplerini, hakediş karşılığı taleplerini tam olarak karşılayabiliyor muydunuz?

Turgut Tuncay Önbilgin: Maalesef karşılayamıyorduk. Çok ciddi bir borcumuz vardı iştiraklere daha önceki şeylerden dolayı. Yani ben geldiğimde iştiraklerin önemli kısmının SGK borçları da vardı. …. SGK borçları da vardı ve hiçbir ihaleye katılamaz durumdalardı. Onları temizlemek için belirli ödemeleri oralara yaptık. Daha sonra müteahhit ve diğer şeylere. Bir de şöyle bir şey var, biz iştiraklerin ne yaptığını bilmeyiz. Yani bir …..…. vardır. Hiçbir şekilde sizinle irtibatınız ödeme konusunda, ödeme oturup bakmamız bile istense öyle bir şey söz konusu değildir. Benim dönemimde değil de Ufuk Bey de aynı benim kurduğum mekanizmayı devam ettirdiğini düşünüyorum. Öyle bir şey yapmıyoruz, yapılmadı. Böyledir yani. Size karşı ciddi bir 5 milyar, özetle o zaman 2019'un 5 milyarı bir borç bakiyesi olduğunu hatırlıyorum ama.

Ali Sukas: Peki, İBB'nin gelirleri ve ödemelerinde yıl içerisinde aylık bir stabilite var mıydı, yoksa belli dönemlerde gelirlerde artış, eksiliş oluyor muydu?

Turgut Tuncay Önbilgin: Yani %90'ı devlet vergileri olduğu için stabilite olmaz. Devlet ne zaman vergi toplarsa o. O da aralık ayında çok maksimum olur. Vergi ödendiği ayın sonraki ayında olur. Onu da tam tespit etmeniz mümkün olmuyordu ama biz bir arkadaşlara program yazıp küçük bir hatalarla tespit ediyorduk. Öyle bir durum var. Ama yani bir dalgalanma kesin. Yani %50'lere kadar varan bir dalgalanma kesindir. Onun için bu durum sizi de sarsmış olabilir. Alacakları olan iştirakler olarak.

Ali Sukas: Belli aylarda daha yüksek ödeme alınıyordu, belli aylarda daha düşük.

Turgut Tuncay Önbilgin: Yani mesela 3 katına, bizim dönemde 3 milyar TL'ye çıkıyordu. Normalde haziran ayında 600 milyon gibi hatırlıyorum yani size yardımcı olacaksa.

Ali Sukas: Çok teşekkür ederim.

Turgut Tuncay Önbilgin: Rica ederim.

EKREM İMAMOĞLU, TURGUT TUNCAY ÖNBİLGİN’E SORUYOR – 23.09.2026

 

Ekrem İmamoğlu: Tuncay Bey, sizi sağlıklı görmekten mutlu olduğumu uzun zamandır düşünmemiştim. Geçmiş olsun bu arada. Elbette çok önemli tespitlerle burada savunmanızı yaptınız. Bazı hususlarda da daha öne çıkmasının mühim olduğunu, kıymetli olduğunu düşünüyorum. İçinde değerli özgeçmişinizden bahsettiniz. Türkiye'nin en büyük, hâlen en büyük kuruluşlarından birinin, TÜPRAŞ'ın üst yöneticisi konumundayken İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde bir görevde sizlerle buluştuğumuzu bahsettiniz. Bu önemli. Birazdan o detayına vurgu da yapacağım ama şu nedenle önemli. Sonrası siz Genel Sekreterimiz Yakup Bey'in, kendisine de sağlık diliyorum, onunla beraber aynı dönemde göreve başlayan ve bir nevi onun da hiyerarşik olarak Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptınız ve mali alanda, Mali Hizmetler ve Emlak Daire sorumluluğu üstlendiniz. Bu çerçevede bu kadar önemli, yani tabiri caizse bir nevi milyarlarca dolarlık bir bütçenin, kasasının, kurumun size emanet edildiği bir ortamda bu görevi aldınız. Burada da biz 2014'ten beri bir sürecin işletildiğini ve bir suç örgütü tarifiyle karşı karşıyayız. Bu bağlamda siz 2019'da göreve başladınız ve bu mali konuları devraldınız. Bunun öncesinde sizinle biz tanışıyor muyduk? Herhangi bir tanışıklığımız var mıydı? Ve göreve başlamanız nasıl bir usul ve üslupla ilerledi? Bu benim de bir belediye başkanı olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak, yöneticilik prensiplerimin bir vurgusu olarak öne çıkmasını istiyorum. Böylesi önemli göreve nasıl başladınız?

Turgut Tuncay Önbilgin: Başkanım, ben sizi daha öncesinde hiç tanımıyordum. Daha doğrusu Temmuz 9'unda başladım. Sizi, "Son bir toplantı yapacağız" dedi Yavuz Bey. Ben de "Neden?" diye sordum. "Daha önce İK sürecinden geçtiğiniz için Ekrem Bey de görmek istiyor" dedi. O günkü toplantıda görüştük. O zaman da galiba Ramazan'dı siz... hitaplarda, diğer şeylerden sonra geç saatte görüştük. Ondan önce hiçbir şekilde sizin isminizi de hani medyada duyduğum zamanlarda duyuyordum ama daha önce hiçbir tanışmışlığımız yok. Sizinle zaten 1 yıl 8 ay içerisinde belki 3-4 defa görüşmüşüzdür. Sonuçta 5 yıldır da görüşmüyoruz.

Ekrem İmamoğlu: Yani esasen şöyle de diyebiliriz. Hani siz böyle bir göreve geldiniz, Genel Sekreterimizin çalışmaları, İnsan Kaynakları kurumundaki uzman arkadaşlarımızın çalışmaları sonucunda aslında karar olgunlaştıktan sonra bir toplantı yaparak görevi alma döneminiz başlamış oldu. Bu da bir suç örgütü iddiasını ortaya koyanlar adına, ülkedeki liyakatle süreç işletilmesi hususundaki gösterdiğimiz özen, titizlik ve bu memleketin yetişen insanlarına olan güven açısından öne çıkması gereken bir husus olduğunu düşünüyorum. Bir başka husus, yine hani bu kavramı önemsiyorum. Çünkü sorumluluk çok önemli.

Hani biraz şöyle bir benzetme yapacağım. Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'yım. O dönemde Genel Sekreterimiz var. Genel Sekreter Yardımcısı mali hizmetlerden sorumlu sizsiniz ve size bağlı ihale süreçlerinden bahsedildi. O ihale süreçlerini alan, işte Kültür A.Ş., hatta Kültür A.Ş.'den iş alan firmalar, sıralı bir şekilde burada herkes yargılanıyor ve buradan bir suç isnadı üretilmeye çalışılıyor. Yani biraz şeye benzetiyorum, hani biz kamu kurumuyuz sonuçta. Hani bir ülkenin Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Maliye Bakanı, ondan sonra işte Borsa'sı, hatta SPK'sı ve fon şirketleri diye sıraladığımızda, hani biz şu anda sıradan herkes tutuklu, gözaltı, hapse atılmış, bayağı fotoğraflarla ifşa edilmiş bir şekilde sorgulanıyoruz. Siz de böyle bir hiyerarşide çok önemli bir konumda görev yaptınız. Yani bir nevi Maliye Bakanı gibi bir görevde bulundunuz.

Ben bu süreç içerisinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak sizin görev yaptığınız süreç içerisinde çok az bir araya geldiğimizi söylediniz ki bunlar da konu başlıkları ya da bir takım icra toplantıları sürecinde bir araya gelmişizdir. Yani Ufuk Bey'e de benzer bir üslupla sordum ama ben bu üslubu kullanmadığımı en iyi bilenlerden birisi sizsiniz. "Ya Tuncay, al şu ödeme listesini bir getir bakalım" ya da "Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcısı birlikte bir gelin bakalım, şuradaki yüzlerce, binlerce firmanın hangisini önce ödeyeceksiniz, hangisini sonra ödeyeceksiniz bir bakalım" diye bir toplantımız oldu mu yani bu kadar milyarlarca dolarlık bütçe içerisinde?

Turgut Tuncay Önbilgin: Yok Başkanım, öyle bir sistem yok. Yani bizim kendi kurduğumuz sistemde, gelen para, belirli bir mekanizma çerçevesinde önce vergi borcu veya SGK ödenir, diğer şeyler ödenir. En son kalan daha az ihtiyacı olan kişiler olur. Onun bir mekanizmasını kurmuştuk zaten. Ona kimsenin ellemesi, değiştirmesi mümkün değil, sizin de dahil olduğunuz bir şeyde. Öyle bir şey, talebinizi almadım, öyle bir usul de kullanmadınız diye düşünüyorum yani hatırladığım kadarıyla.

Ekrem İmamoğlu: Yani evet, yani devlet adabında zaten "Şu otele fazla ödeme yap, şu işte havalimanına az ödeme yap" diye bir ülkeyi yönetemez bir kimse, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni de yönetemez diye düşünüyorum. Bu kapsamda böyle bir hiyerarşiyi, böyle bir emir-talimat zincirine asla dönüştürmedik diye düşünüyorum.

Turgut Tuncay Önbilgin: Yok, hiçbir şekilde olmaz.

Ekrem İmamoğlu: Evet, evet. Bu önemli çünkü burada şöyle bir şey iddiası var Tuncay Bey. Sizinle biz önemli emekler de verdik. Her ne kadar siz yargılanmıyorsunuz diye biliyorum ama yurt dışından kredi teminini yaparak ben ve Genel Sekreterimiz Can Bey'in üzerinden bir yargılanma maddesi diyelim. Orada bu iddianamenin en yüklü rakamlarından birisi, 50 milyar liralık ve ne tesadüf ki iddia makamı bu konuda en uzman kişilere tek bir kelime dahi burada sorulmadı iddia makamı tarafından. Hani bekliyorum acaba bu maddeyi geri mi çektiler diye. İnşallah vesile olur, bir savunmamız olursa orada ben de bunu yapmam en azından savunmayı diye düşünüyorum. Çünkü 50 milyar liralık, ki dolar kuruyla bugün çok daha büyük paralar yapıyor, dış krediyi, ki bunun büyük kısmında sizin çok emeğiniz var yurt dışından bulduğumuz yatırım kredileriyle ilgili, işte bunun atık yakma tesisinden metro hatlarına varıncaya kadar bu kredilerin biz kullanımını yapıyoruz ve bunları burada olan ve olmayan, ismi geçen ve şu anda burada olmayan firmalara boca ediyoruz, onlara veriyoruz ve örgüt de bunu oradan kullanıyor ve bir nevi biz kara para şeklinde de bunu kendi menfaatimize kullanıyoruz diye bir iddia var.

Yani yıllarca bu ülkenin en büyük özelleştirmesini yapmış ekibin içinde olan birisi olarak ve birlikte de Türkiye'nin kredi notunun en düşük seviyelere neredeyse indiği, ekonomik krizin en yüksek seviyelere çıktığı, pandemi gibi bir krizin de için de olduğu ortamda birebir çalışmalarımızla hatırlatarak, bu kredileri o döneme göre yani merkezi yönetim zorlanırken bularak, bütün yatırımları harekete geçirme başarısını gösterirken, böyle bir şey mümkün mü? Yani biz krediyi alacağız yurt dışından, dünyanın en önemli finans kuruluşlarından, yüksek denetime tabi olacağız ve o paraları, 50 milyarlık, 160 milyarlık yolsuzluk dediler, 50 milyarı bu, 50 milyarı da alacağız firmalara boca edeceğiz ve orada harcatacağız. Allah aşkına Tuncay Bey, bu kadar yüksek denetim, mali uzman, yani Türkiye'nin en önemli kuruluşunda emek vermiş ve İstanbul gibi ülkenin en önemli kurumunda çalışmış birisi olarak böyle bir şey mümkün müdür Allah aşkına?

Turgut Tuncay Önbilgin: Başkanım, daha önce de Ali Bey'e de anlattığım gibi yani bu ödemelerin bizim tahakkuku olmayan, belirli bir proje kapsamında olmayan bir şeye ödememiz söz konusu değildir. Ama kredi sözleşmeleri ve şeyleri sizin de anlattığınız gibi zaman alıyor. Yani 6 ay, 9 ay, 1 yılı geçtiği dönemler oluyor. Önden ödenebiliyor kredilerin harcamaları ama bu hani çok detaylı incelemedim ama birkaç husus çok önemli. İBB, İştirak ve İSKİ kesinlikle farklı firmalarda kendileri alırlar kredilerini. Zaten iştirak üzerine kredi yok. İştiraklerin iş insanları ve diğer şeylerden oluşan tahakkuklarından pay İBB ödeyemez. Yani İBB 1 kuruş bile dışarıya ödeme yapması söz konusu değil. Zaten siz idari silsile içerisinde bir şey oluşur. Yani o 50 milyar denen şeyin ne olduğunu bilmiyorum ama biz kredileri bu metrolar ve şeyler için aldığımızda benim dönemimde 1.3 milyarı, 1.6'ydı, şimdi 2.9 ila 3.1 olmuş galiba, 3.1 milyar euro kredi alınmış. Bunun kullanımı 3.1 milyar euro. Bu metrolara harcandı. Zaman bazen birkaç noktada değişebiliyor ama bir de bunun cari hesabı var. Yani birkaç etken var. Onlardan bir tanesi de işte bu ilk geldiğimizdeki 200 milyon harcama, ondan sonra haciz olayları... Yani hesabı çok, bakiyeyi çok döndürmeniz gerekiyor. Finansmandaki arkadaşlar onu çok başarıyla yapıyor ki hacize girmesin diye. Oradaki hesap hareketleri BDDK raporunda da yansımış "Biz bunu tespit edemiyoruz." diye. Ödemenin 1 kuruş bile başka bir tahakkuk oluşmayan bir şeye yapılması mümkün değil. Önceden öz kaynaktan ödenen avanslar mahsuplaşılışır ve orada hiçbir sorun olmaz. Zaten kim Can Bey anlattı galiba orada da detaylı anlattı

Ekrem İmamoğlu: Yani aslında güzel bir şeye temas ettiniz. Haciz meselesi mahkeme heyeti tarafından da bilinmesi gerekiyor bu madde doğrultusunda. Yani aslında bazı hesaplarımıza zaten haciz dahi konulamaz, hani bırakın kredi hesaplarını. Kaldı ki VakıfBank'ın usulsüz bir biçimde bir müteahhide VakıfBank üzerinden haciz konulamaz bir hesabından para ödediği için VakıfBank o davayı kaybetti. Ve hala o davayla ilgili de müteahhitle olan, ki dava açmıştınız haciz konulduğu için, davayı kaybetti. Yani bir nevi devlet bankası aslında haciz konulamaz o dış kredi hesabımızdan bir, ismi kalsın, müteahhide usulsüzce ödemeyi bile yapmıştır bizim dönemimizde ki büyük bir paraydı, bizi zora sokan bir paraydı o dönemde.

Turgut Tuncay Önbilgin: Ya ben şunu söylemek istiyorum, dengesizlikler olabilir, yaşanır ama bu İBB kendi içerisinde özkaynaklarını mahsuplaştırma yapıp sonunda dediğim gibi her yıl sonunda da bu olur. 2.9, 3.1 milyar euro, daha önce benim 1.5, işte 1.6 milyar euroydu. Öyle şeylerle devam eder ama hiçbir şekilde ekstra ödeme yapılması söz konusu değil. Takibi de yapılır.

Ekrem İmamoğlu: Son sorum Tuncay Bey, bu örgüt, suç örgütü meselesiyle ilgili güzel bir izahta bulundunuz ama orada hem suç örgütüyle ilgili bir suç isnadı var, burada ne yazık ki bir nevi yüzlerce insanı ilgilendiriyor, siz de içindesiniz. Bir de bir sistem diye bir şey üretilmiş ve bu ifadelerle beraber de iddia makamının yaratıcı üslubuyla böyle bir şey literatüre geçmiş. Bu sistemi de biz ifadelerden sonra öğrendik. Yani sizin döneminizde bir suç örgütü veya bir sistem, hani sistemin bir parçası, sistemin bir uygulaması diye bir dil ya da bir üslup sizde yaşadık mı? Ya da benim dışımda yaşandı mı? Ya da benim sözüm ona talimatımla size birisi gelip sistemden ya da bir suç örgütünden bahsetti mi?

Turgut Tuncay Önbilgin: Başkanım, öyle bir şey söz konusu olmaz. Yani biz de böyle bir şeyi kabul etmeyiz. Yani ben zaten 1 yıl 8 ay çalıştıktan sonra da dediğim gibi 5 yıl 5 aydır da sizinle görüşmüyoruz. Hatta çıkıp veda da edemedim yoğunluktan ama öyle yani bir şeyin, örgütün veya sistemin ne olduğunu söylediğim gibi ben fark etmedim. Bilemiyorum yani. O konuda iddianamedeki şeyleri ben hani bir mühendisim, teknik kişiyim, ona şey bulacak bir kelime bulamıyorum. Ama öyle bir sistem olduğunu zannetmiyorum. Yani benim dönemimde rastlamadım. Zaten öyle bir sistem olsa ben 1 yıl 8 ay değil, daha önce ayrılırdım.

Ekrem İmamoğlu: Peki. Ben hani mahkeme huzurunda Sayın Heyete, Başkana ifade edeyim. Ben bu mahkeme süresince özellikle bu hususlara dair söz alıyorum. 60. madde çok önemli eylem. Bu önemli konumda bulunan yönetici arkadaşlarımdan dolayı duyun ve bunu sizin de bilgi edinmeniz hususunu önemsiyorum. Kaldı ki ben burada etkin pişmanlıktan faydalanan ve burada ne yazık ki benim düşünceme göre tehdide, iddia makamı tarafından tehdide maruz kaldıktan sonra soru sormamayı ve onlar ile muhatap olmamayı, onların sağlığı açısından dile getirmiyorum ve sormuyorum. Sormayacağım da hele hele en ağır hasta evladıyla hapiste tutulup test edilen babaların ifadeleri üzerinden hiç soru sormam. Onu da söyleyeyim, bilgi olarak mahkemenize sunmuş olayım.

TURGUT TUNCAY ÖNBİLGİN AVUKATI İBRAHİM FIRAT SAVUNMASI – 23.09.2026

 

Sayın Başkanım, önce heyetinize, tutuklu ve tutuksuz tüm sanıkları saygıyla selamlıyorum ve tutuklu ve tutuksuz sanıkların beraat ederek özgürlüklerine kavuşmasını içtenlikle diliyorum. Sayın Başkanım, ekleriyle beraber yaklaşık 10 bin sayfa olan iddianameyi okudum. Duruşmaları bazen fiziken, bazen de uygulamadan takip ettim. Öncelikle meslektaşlarımın usul ve duruşma salonunun fiziki yapısıyla ilgili eleştirilerine aynen iştirak ediyorum. Bu salonda biz size doğru durduğumuz için tabii sizi görüyoruz. Sizin de müvekkillerle göz temasınız uzakta kalarak sağlanamıyor. Bu nedenle salonda adil bir yargılamanın yapılmasını olanaklı görmüyorum. Ancak bu husus defalarca dile getirildiği için fazla üzerinde durmayacağım.

Turgut Tuncay Önbilgin müdafii olarak ayrıntılı savunmamıza geçmeden önce bu dosyanın müvekkilim yönünden hangi temel hukuki çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini kısaca ortaya koymak istiyorum. Bu yargılamada cevaplanması gereken asıl soru, vekilime isnat edilen suçun oluşmasına yönelik olarak hangi somut, kişisel ve kasıtlı fiili gerçekleştirmiştir? Ne var ki bu iddianamede suç isnadı yapılması gereken bu soruya açık ve denetlenebilir bir cevap verilmediği görülmektedir. Müvekkilin hangi tarihte, hangi yetkisini, hangi kişi ve şirket lehine, ne şekilde hukuka aykırı kullandığı belirtilmeden iddianameye dâhil edilmiştir. İsnat, büyük ölçüde müvekkilin görev ve unvanı, idari hiyerarşideki konumu ve bazı belgelerde bulunan imzaları üzerinden kurulmuştur. Başka bir ifadeyle iddianame somut fiilden hareket ederek fiili belirlemek yerine, önce müvekkilin makamını esas almakta, ardından bu makamla ilişkilendirilebilecek idari işlemler üzerinden cezai sorumluluk üretmeye çalışmaktadır. Oysa ceza muhakemesinde kişiden fiile değil, fiilden kişiye gidilmesi gerekir.

Ben, avukat olarak emniyet kökenli bir avukatım. 1970 Polis Akademisi, 1974 Ankara Hukuk Fakültesi mezunuyum. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarımı orada yaptım. Bunca yıllık hukukçuluk geçmişimde, 52 yıl, ülkemizde ve dünyada birçok ülkede dava izledim, davaya katıldım. Bu kadar büyük bir salonda, bu kadar geniş montanlı, 10 bin sayfalık bir iddianame, ekleriyle beraber, böyle bir dosya okumadım. Kadar, tutuklu ve tutuksuz suç isnat edilen kişileri gördüm. Ama iddianamede ben şahsım adına suçları buldum ama suçluları bulamadım. Savcıların ve fezleke yazan görevlilerin büyük emek ve zaman harcamışlar. Kanımca bu iddianame daha sade olabilirdi. Kimin neyle suçlandığı tek tek deliller açıklanabilirdi ki böyle de olması gerekir. İddianamenin müvekkilin hangi muhammen bedeli belirlediğini, hangi teknik hesabı yaptığını, hangi şartname hükmünü hazırladığını veya değiştirdiğini, hangi istekliyi ihaleye dâhil ettiğini ya da ihaleden uzaklaştırdığını, kime hangi hukuka aykırı talimat verdiğini ve kimlerle ne şekilde suç işleme iradesi içinde hareket ettiğini somut delillerle göstermesi gerekirdi.

Bunun yerine çok sayıda kişi ve birimin yer aldığı idari süreçler bütün halinde aktarılmakta, ardından bu süreç içindeki imza ve görev ilişkilerinden müşterek faillik, kast ve hatta örgütsel bağ sonucu çıkarılmaktadır. Ancak kurumun organizasyon şeması, ceza hukuku anlamında iştirak ve örgüt şeması değildir. İddianamede idari sorumluluk ile cezai sorumluluk arasındaki sınır da yerince gösterilmemiştir. Bir idari işlemin sonradan tartışmalı bulunması, farklı bir bilirkişi tarafından eleştirilmesi veya kamu zararına yol açtığının ileri sürülmesi, o işlemin içerisinde yer alan herkesin suç kastıyla hareket ettiğini göstermez. Ceza sorumluluğu işin hukuka aykırılığının yanında, müvekkilin kişisel icra hareketinin, kastının, iştirak iradesinin, sonuç üzerindeki belirleyici etkisinin ayrı ayrı kanıtlanması gerekir.

Ayrıca farklı dönemlerin, farklı iş alanlarının ve farklı idari aşamaların topyekûn bir bütün içerisinde değerlendirilmiştir. İhale öncesindeki teknik hazırlık, muhammen bedel tespiti, encümene sevk, ihale kararı, itâ amiri onayı, sözleşmenin kurulması ve sözleşmenin uygulanması birbirinden farklı işlemlerdir. Müvekkilimin bu aşamalardan hangisinde, hangi yetkiyle, hangi somut hareketle yer aldığı ayrıştırılmadan cezai sorumluluk kurulamaz. Bugüne kadar dinlenen sanık ve tanık beyanlarında müvekkilimin herhangi bir kişiye hukuki talimat verdiğini, ihale şartlarına müdahale ettiğini, belirli bir şirketi ve istekliyi seçtiğini, gizli bilgi aktardığını yahut menfaat temin ettiğini gösteren doğrudan yahut dolaylı hiçbir kanıt ortaya çıkmamıştır. Çok meslektaşım söyledi; Danıştay 1. Dairesi'nin kararlarını, oraları da atlayarak geçiyorum.

Sayın heyet, iddia makamı bir başlangıç şüphesini ortaya koyabilir. Ancak mahkûmiyet, varsayımlara, görev tanımlarına ve kurumsal ilişkilere değil; her sanık yönünden kişiselleştirilmiş, kesin ve inandırıcı delillere dayanmalıdır. İdari bir hiyerarşi suç örgütü hiyerarşisi değildir. Kurumsal görev ilişkisi iradesi değildir. Bir belgedeki imza da tek başına suçun hareketi veya suç kastının delili de değildir. Şimdi bu genel çerçeve içerisinde müvekkilime yöneltilen isnatları eylem bazında ele alarak iddianamenin hangi noktalarda yanılgıya dayandığını, müvekkilimin kişisel fiilinin neden ortaya konulamadığını ve isnat edilen suçların maddi ve manevi unsurlarının neden oluşmadığını Sayın Heyetinize, takdirinize sunacağım.

İddia makamının her eylem bakımından müvekkilin hangi tarihte, hangi somut hareketlerle ve hangi şirket lehine, biraz önce okudum, kastla hareket ettiğini ayrı ayrı göstermesi gerekir. Müvekkil, kendisi de ifade etti, 1 yıl 8 aylık kısa sürede kariyeri ve geçmişi suç örgütü hiyerarşisi iddiasıyla bağdaşmamaktadır. Müvekkil, muhammen tespit dosyası bir yetkisinde değildir. Teknik şartnameleri karara bağlamamış, piyasa araştırması bizzat yürütmemiş, ihale komisyonunun yerine geçerek teklif ve değerlendirmemiştir. Reklam izinlerini veren saha denetimini yapan ve zabıta yaptırımlarını uygulayan makam da değildir. İştirak iki şirketlerinin yönetim kurulu üyesi ya da imza yetkilisi olmadığı gibi iştiraklerin daha sonraki ticari süreçlerinde firma seçme ve fiyat belirleme yetkisi de bulunmaktadır, bulunmamaktadır. Bu nedenle kendisi söyledi özgeçmişiyle ilgili bölümü atlıyorum. Müvekkil 30 yıllık kariyerini, itibarını hiçbir maddi menfaat karşılığı olmayan görev tanımıyla bağdaşan bir yapı içinde riske atacak bir profili çizmemektedir.

Sonuç olarak müvekkilin eylemleri kanuni görev ifası kapsamında kaldığını, suçun maddi unsuru olan kastın varlığından söz edilmesi hukuken mümkün değildir. İddianamede sonradan edinilmiş gibi lanse edilen mal varlığına ilişkin açıklamalarımız, bunu atlıyorum kendisi ifade etti. Kendisinin mal varlığında görev aldığı süreçte hiçbir mal varlığı artışı ve nispeti yoktu. Bu da zaten tespit edilmiş, dosyanıza da bunlar sunulmuştur. İddialara iddia konusu eylemlere ilişkin savunmaları, burada kısaltarak geçiyorum. 2019 dönemindeki reklam piyasasının daralması, idari revizyonların indirimleri zorunlu kılmıştır. Tuncay Bey bunu da detaylı anlattı. Bunu teknik kısmını genelde atlayarak geçiyorum. Müvekkilin onay makamı olarak dahil olduğu indirim ve süren uzatım kararları şahsi bir inisiyatifiyle değil, Bakanlar Kurulu kararları ile İBB Meclis kararları ve ilgili bakanlıkların genelgesiyle yönetimlere tanınan yetkilerin bir gereğidir. Burada bir usulsüzlük yoktur.

Bu süreçte alınan kararların müvekkil yönünden doğrudan suç kastı veya belirli firmalara haksız avantaj sağlamaya dair taşıdığını iddia etmek, dönemin küresel ekonomik gerçekliklerini yok saymak anlamına gelir. İdarenin sahadaki fiili durumu gözeterek bedelde revizyona gitmesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen ve hakkaniyete uygun bir işlemdir. Ayrıca pandemi dönemi de anlattı. Bu dönemle ilgili Danıştay 1. Dairesinin 29.12.2022 tarihli kararı var. Onu da okumadan geçiyorum. HTS kayıtları ve baz verileri suç işleme iradesini değil profesyonel görev ilişkisini yansıtmaktadır. Bunu bir emniyet kökenli avukat olarak söyleyeyim. Burada biz baz istasyonundan sinyal verirsem ben, siz de Silivri'nin içinde olursanız aynı noktadan sinyal verir. Onların ikisinin aynı anda orada olduğunu göstermez. Bu nedenle bu konuda da herhangi bir suçlama yöneltilmesi söz konusu olmadığını düşünüyorum. İdari onay süreci uzmanlar hazırlanan teknik raporlara dayanan bürokratik bir işlemdir. Yani bu bürokratik işlemlerin ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık temel daire devamı oluşturan ihale ve ulaştırma süreçleri esasen müvekkilin şahsi inisiyatifiyle değil, ilgili uzman birimlerin hazırladığı teknik raporlar, maliyet analizleri ve yerleşik idari teamüller ışığında yürütülmektedir. Bu konu devletin tüm kurumlarında aynen bu şekilde yapılmaktadır, sadece İBB'de değil.

Onun dışında eylem 66 kapsamından müvekkilin ihaleye konu tablolarda hiçbir görevi ve imzası bulunmamasına rağmen sonuç kısmında isminin zikredilmesi iddianamenin ne kadar özensiz ve torba suçlama mantığıyla hazırlandığının kanıtıdır. Müvekkile yönelik suçlamada somutluktan yoksun olup müvekkilin emeklilik kaydı ve görevden ayrılış tarihleriyle suç tarihleri arasındaki uyumsuzluktan dahi göz ardı edilmiştir. Bununla ilgili yine okumadan geçeceğim Yargıtay 5. Dairesinin bir kararı var. Zaten bu da açıkça yazdık, onu da dosyaya sunacağız. Şartnamede yeterlilik kriterleri içeriği ve kamu yararı gereği şartnamenin belirlenmesinde belirli potansiyele sahip şirketlerin tercih edilmesi, belli şartların aranması usulsüzlük değil aksine usule uygundur. Yeterliliği olmayan bir ihaleyi yetersiz bir şirkete verdiğiniz zaman onu o işi yapamamak anlamını çıkarır veya da alt taşerona ihale etmek anlamını çıkarır ki bu da idari anlamda belediyenin ne kadar kurumların doğru hareket ettiğinin kanıtıdır.

Yine Yargıtay 5. Dairesinin 12.10.2022 tarihli bu konuyla ilgili kararı var. Onu da okumadan geçiyoruz. Malumunuz olduğu üzere idarenin ihale süreçlerinde sahip olduğu takdir yetkisi kamu kaynaklarının verimli kullanılması, hizmetin aksamaması amacına hizmet eder. Rahatsızlığımdan dolayı sesim çıkmıyor kusura bakmayın. Yargıtay 5. Dairesinin de bu konuyla ilgili yine bir kararı var. Müvekkilin personelin kriterlerine onay vermesi sonucunda belediyenin herhangi bir zarara uğradığına dair somut bir bulgu yoktur. Aksine tecrübeli personel ve geniş arşiv imkanlarıyla kamu hizmeti en üst standartta tutulmuştur. Bu nedenle idarenin teknik uzmanlık gerektiren konulardaki takdir yetkisinin ceza yargılamasına konu edilmesi hukuken isabetsizdir. Müvekkil yalnızca yasal görevini kurumun uzman birimlerinden gelen veriler ışığında ve kamu yararını gözeterek ifa etmiştir.

Onun dışında iddianamede yer alan bilirkişi raporunda Ticaret Odası verilerine atıfla şartnamedeki şartları sağlayan firma sayısının azlığından hareketle rekabetin engellendiği savunulmuştur, biraz önce söylendi. Rekabet engellenmemiş, engellenmemiştir; sadece katılacak şirketlerin belli şartları sağlaması istenmiştir ki bu da son derece doğaldır. Bir işi yapabilecek kişiye verilir, yapamayacak kişiye verilirse işin altından kalkamaz. 12. Dairesinin Danıştayın bu konuyla ilgili bir kararı var, onu da okumuyorum daha önce de zaten ifade edildi. İBB iştiraklerine iş devri 5216 sayılı Kanunun 26. maddesi kapsamında yasal bir modeldir. İBB iştirakleri bağımsız şirketlerdir. Bir üst kuruma bağımlılıkları yoktur. Kendi yönetimleri, kendi işleyiş tarzları vardır, kendi bütçeleri vardır. Dolayısıyla oralara ihalelerin verilmesi yine yasaya aykırı bir durum değildir. Oysa ki bu işletme modeli 5216 sayılı Büyükşehir Kanununun 26. maddesinde açıkça düzenlenmiş ve orada açıkça ifade edilmişti.

Neticede hep atlayarak geçiyorum, eylem 61, 62 ve 65 süreçler bu yasal yetkinin kurumsal bir yansımasıdır. Dolayısıyla belediyenin kendi şirketine iş vermesi sonucunda bir kamu zararı oluştuğu iddiası hem muhasebe, teknik hem de idari hukuk prensipleriyle çelişmektedir. Müvekkil bu menfaat özdeşliği çerçevesinde kurumun yasal yetkilerini kullanmasına yönelik olayların makamı olarak ifade etmiştir. Bu duruşmalarda bir şeyi öğrendik, kardan zarar kavramı. Bu da hukuk literatürüne girdi. Alt kiralama sürecindeki ticari tasarruflar ihale yetkilisinin sorumluluk alanında değildi. İddianamenin en çok tartışılan bölümlerinden birisidir bu. İBB iştiraklerinin ihaleyi aldıktan sonra bu işleri Reklam İstanbul veya BVA Reklam gibi firmalara alt kiralamalar yöntemleriyle devretmesidir. İddia makamı bu alt kiralama ihalelerin davet usulüyle yapılmasını belirli firmalar üzerinden kalmasını suçlama konusu yapmaktadır. Bu Türkiye'de üst bakanlıklarda davet usulüyle yapılması çok sık rastlanan, ortaya konulan bir model. Mesela otoyolların yapılması gibi. Ancak bu noktada müvekkilin hukuki konumu ile iştirak şirketlerinin ticari faaliyetleri arasındaki ayrım net bir şekilde yapılmalıdır.

Müvekkil Turgut Tuncay Önbilgin İBB'nin idarenin temsilcisidir. İştirak şirketlerinin Kültür A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Üyesi ve imza yetkilisi de değildir. Eylem 117'de kamu zararı oluştuğu şeklindeki değerlendirmeler bir veriye dayanmamakta ve gerçeği yansıtmamaktadır. İddia olunan zararın somut olarak belirlenemediği de 5. Dairenin kararıyla sabittir. Dava dosyasının kül halinde uzman bilirkişi raporuna tevdi edilmesini ve 5237 sayılı Kanunun 235. maddesinde tahdidi olarak sayılan fiillerin hangi fiille veya hangi eylemle birleştirildiğinin belirlenmesini talep ediyorum.

Buraya kadar yapılan savunmaları toparlamak gerekirse, müvekkil Turgut Tuncay Önbilgin muhammen bedel tespit süreçlerinde hiçbir zaman sübjektif bir müdahalede bulunmamış, yalnızca mevzuatın kendisine verdiği yetkiyi kurum içi uzman raporlarına dayanarak kullanmıştır. Piyasa rayiçlerinin tespiti konusundaki idari takdirin ağır ceza yargılamasına konu yapılması, idarenin hareket kabiliyetini felç edici ve ceza hukukunun "son çare (ultima ratio)" olma özelliğine aykırıdır. İddianamenin düşük bedel üzerinden kurguladığı dolandırıcılık olgusu somut bir delille desteklenmediği gibi, mahkemece ihaleye fesat karıştırma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden kamu zararı oluşmadığı şeklinde de 5. Dairenin gerekçeli kararı vardır.

İddiaya konu eylemlerde suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Türk Ceza Kanunu 235. madde kapsamında tanımlanan tahdidi hileli hareketlerin hiçbirisi gerçekleşmemiştir. Müvekkilin ihale yetkilisi ve onay makamı sıfatıyla gerçekleştirdiği işlemlerin hiçbiri kanunda sayılan hileli hareketler kapsamında mütalaa edilemez. İhaleye ilişkin şartnamelerin onaylanması, muhammen bedel takdiri raporunun kabul edilmesi ve iştirak şirketlerinin alt kiralama taleplerine muvafakat verilmesi gibi idari tasarruflar tamamen mevzuatın çizdiği yetki sınırları içerisindedir.

Bunun dışında, ihalelerin medya AŞ ve kültür AŞ gibi İBB iştirakleri üzerinde kalması kamu kaynağının bir cebinden diğer cebine aktarılmasından ibaret olup burada da zarar yoktur. Yine Yargıtay 5. Dairesi'nin de bununla ilgili iki tane kararını sunduk. Hakimlerden birine yaptırmaya yetkili olduğu belirtilen ama bu vekâlet ücretinin başvurucu tarafından gerçekten ödenip ödenmediği belirsiz... Anayasa Mahkemesi kararını okumuyorum. Soyut talep beyanları ve varsayımsal raporlarla cezai bir sorumluluk ihdası yersizdir. İddianamenin kurguladığı suçlama mimarisi büyük ölçüde şahısların soyut beyanlarına ve bu beyanlara paralel olarak düzenlenen bilirkişi raporlarına dayanmaktadır. Oysa ceza yargılamasında mahkûmiyet; duyumlar ve çıkarımlar üzerine değil, her türlü kuşkudan arınmış, somut deliller üzerine inşa edilmelidir.

Bu aşamada dijital materyallerin ve nakit paranın fiziken tutulması ölçüsüzdür. Soruşturma kapsamında müvekkilin dizüstü bilgisayarına ve telefonuna el konulmuştur. Gelinen aşamada, hakkında ileri sürülen suçlamalara ilişkin olarak söz konusu dijital materyallerle dosyaya doğrudan yöneltilmiş, görev alanında kullanılabilecek nitelikte somut bir delil veya aleyhine bir işlem bulunmamaktadır. Müvekkilin danışmanlık faaliyeti ile ilgili kişisel ve mesleki iletişim bakımından gerekli bu cihazların imajının alındığı gözetildiğinde, fiziken muhafaza edilmesi ölçülülük ilkesine aykırıdır. Bu nedenle, söz konusu cihazların iadesini talep etme zorunluluğu doğmuştur. Bunu talep ediyoruz.

Müvekkilin ikametinde el konulan 88.000 USD'nin, eşinin bir banka hesabının kapanmasıyla parasını çekip dövize çevirip kızının düğünü için kasasında muhafaza ettiği... Ki bunu da dosyada çok sorduk, savcılık makamı, düğüne gitmesi için müvekkilimizin yurt dışı çıkış yasağını kaldırdı ve gittiler. Bu konuda teşekkür ediyoruz. Bu paranın istinat edilen eylemlerden elde edildiğini gösteren para transferi, tarihsel eşleşme veya başka bir doğrudan delil yoktur. Bir miktar paranın konutta bulunmasının suç geliri olduğunu ispatlamaz. Kaynağı banka kayıtlarıyla malvarlığı... Suçla bağlantısı kurulamadığından, muhafaza altına alınmasının sürdürülmesi ölçüsüzdür, iadesi gerekir. Banka kayıtlarıyla izah edilen, müvekkil ve eşinin meşru amaçlarla biriktirdiği paranın suç geliri olarak değerlendirilmesi, mülkiyet hakkının ölçüsüz bir ihlali olarak değerlendiriyoruz.

Bu nedenle müvekkil Turgut Tuncay Önbilgin hakkında isnat edilen Eylem 61, 62, 65, 66, 77, 109 ve 117 yönünden yüklenen fiillerin kanunda tanımlanan suçların maddi ve manevi unsurlarını oluşturmaması ve her halükârda müvekkil tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle CMK 223 uyarınca ayrı ayrı beraatine, yargılama süresince müvekkilin gösterdiği iyi niyet, sabit ikametgâh sahibi olması ve delilleri karartma şüphesinin bulunmaması gözetilerek yine CMK 109'a 3-b maddesi uyarınca belirlenen yerlere başvurmak, her salı günü saat 08.00 - 20.00 arasında imza atma şeklinde verilmiş olan adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına, el konulan nakit para, dizüstü bilgisayar ve telefonun incelemesinin imaj üzerinden sürdürülebileceği ve fiziki el koyma ölçüsüz hâle geldiğinden iadesine karar verilmesini saygılarımla talep ederim.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları