loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 23. günü tutuksuz 8 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 23. günü tutuksuz 8 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 24.09.2026 - 10:47
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 23. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Duruşmada tüm gün şu isimler: Süleyman Atik, Mehmet Ulvi Güneş, Tolga Volakan Aslan, Mahir Polat, Ahmet Hamdi Çiçek, Hamit Serkan Balbal, İnan Boztaş, Mithat Sinan Bolak savunma yaptı.

MİTHAT SİNAN BOLAK SAVUNMASI – 24.09.2026

Sayın Başkan, sayın heyet üyeleri, sayın cumhuriyet savcısı; öncelikle Kültür AŞ'deki bir yıldan az süreli çalışmam içerisinde, mevcut görevime ek olarak kısa süreli vekâlet ettiğim bir birimin işlemi nedeniyle hakkımda dava açılmış olduğunun altını çizmek ve tarihsel bir kronoloji içerisinde savunmamı yapmak isterim.

Lisans eğitimim kapsamında Fransa, İtalya'da bir yıl sanat tarihi eğitimi aldım. Takip eden yıllarda New York Üniversitesi'nin ana kampüsünde Orta Doğu ve İslam tarihi ile yan dal, politika biliminde ise ana dal yaparak lisans eğitimimi yurt dışında tamamladım. Mezun olduktan sonra sanat ve tarih ile olan bağımı koparmadım ve bireysel çalışmalarıma devam ettim. Ülkemizin önemli sivil toplum kuruluşlarında bu alanda üst düzeyde görev aldım. Profesyonel yaşantımda ise politika bilimi eğitimim dahilinde halkla ilişkiler şirketleri başta olmak üzere çeşitli şirketlerde hem yurt içinde hem yurt dışında çalıştım. Reklam şirketleri, etkinlik şirketleri, baskı işiyle uğraşan şirketler ya da bu alanlarda faaliyet gösteren ajanslar ve kişiler ile de gerek bireysel gerekse de profesyonel hayatım hiçbir zaman çakışmadı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne dış ilişkiler için başvuruda bulundum. Mülakata çağrıldım. Mülakat sırasında da dış ilişkilerde çalışmak için başvuruda bulunduğumu sözlü olarak tekrarladım. İngilizce bir sunum yapmam istendi, sunum yaptım. Yaptığım sunum beğenildi fakat benim başvurmuş olduğum dış ilişkiler için o anda uygun bir pozisyon olmadığı gerekçesiyle bana bu pozisyonla ilgili bir teklif yapılmadı.

Öz geçmişimdeki sanat tarihi eğitimim, sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmalarım, ana dil seviyesindeki İngilizcem ve profesyonel yeterlilik düzeyindeki Fransızcam sebebiyle Kültür AŞ'de Kültür Etkinlikleri Müdürlüğü pozisyonu teklif edildi. Yabancı dillerimin bu teklifteki katkısı da kültür etkinlikleriyle alakalı yabancı kuruluşlar, diplomatik misyonlar, topluluklar ve o oluşumlarla ilgili olan iletişim alanında sağlayacağı kolaylık olarak ifade edildi. Ben bu teklifi bir süre düşündüm. Tereddüt etmemin sebebi de kamu kurumları ya da kamu kurumlarıyla bağlantılı bir pozisyonda daha önce hiç çalışmamış olmam idi. Çelişki gibi görünmesin diye ifade etmek gerekirse benim dış ilişkiler olan başvurum görev anlamında Kültür AŞ'deki bir birim müdürlüğünden oldukça farklıydı. Teklifi kabul etmemin tek sebebi de İstanbul'un kültür-sanat etkinliklerine katkı sunma isteği olduğunu samimiyetle ifade etmek isterim. Benim esasen başvurduğum pozisyon için de teklif edilen pozisyon için de amacım hiçbir zaman maaş, yan hak veya sair maddi bir unsur olmadı. İstanbul gibi özel bir şehrin kültür, sanat ve uluslararası etkinliklerine katkıda bulunabileceğim inancıyla teklifi kabul ettim sayın başkanım.

Bu tutumumuzu da örneğin sıfata tahsis edilen aracı neredeyse hiç kullanmadım. Misafir ettiğimiz yabancı sanatçıları İstanbul'da ağırlarken, kendi cebimden yaptığım harcamaları da hiçbir zaman şirkete yansıtmadım. Nihayetinde Eylül 2019'da Kültür AŞ'de Kültür Etkinlikleri Müdürü olarak çalışmaya başladım. Çalışmaya başladığımda belediye iştirakinin tabi olduğu düzenlemelere, usul ve esaslara ilişkin bir oryantasyon süreci yaşamadım. Yargılama yönünden önemli olan kısmıyla satın alma süreci, ihale ya da hakediş süreçleriyle ilgili usul ve esasların neler olduğuna dair bir eğitim, oryantasyon sürecinden geçmedim. Daha öncesinde ifade ettiğim üzere ilk kez kamu ya da kamuyla ilişkili bir organizasyonda çalışmaya başladığım için bu konularda geçmişe dayalı bir bilgi ve tecrübem de yoktu. Bilgi, tecrübe sahibi olmadığım da bilinmekteydi. Hatta bu meseleyle bağlantılı olarak işe ehil biri olmadığım çerçevesinde eleştiriler de yapıldı.

Kültür AŞ'de kısa süreli olarak çalışmam nedeniyle de mevzuat kapsamındaki bilgi ve tecrübe eksikliğimi tamamlayamadım. Kaldı ki Kültür Etkinlikleri Müdürlüğü o dönemde ihaleye ihtiyaç duyan bir birim değildi. Klasik müzik dinletileri, Türk sanat musikisi, sanatsal sergiler gibi maddi anlamda son derece mütevazı işler yapan bir birimdi. Çalıştığım kısa süre içerisinde de ağırlıklı olarak diplomatik misyonların kültür ve sanat merkezleri, tarih ve arkeoloji enstitüleri, yabancı sanatçılar ve yabancı kuruluşlar ile görüşmeler gerçekleştirdim. Bu dönemde Fransız Kültür Merkezi, İtalyan Kültür Merkezi, Macar Kültür Merkezi, Alman Konsolosluğu'na bağlı Goethe-Institut, Rusya Başkonsolosluğu ile kültür ilişkileri gerçekleştirdik. Aslında fiilen kültür ve sanat başlığı altında dış ilişkilerde çalışıyormuşçasına bir nevi kültürel diplomasi ile hareket ettim.

Savunmamın başında belirttiğim üzere benim hakkımda Kültür Etkinlikleri Müdürü sıfatım ya da Kültür Etkinlikleri Müdürü sıfatıyla yapmış olduğum bir işlem sebebiyle de bir dava açılmadı. Eylül 2019 sonuna doğru, yani ben Kültür AŞ'de işe başlamamdan henüz bir ay geçmeden, Plan ve Organizasyon Müdürlüğü pozisyonunun boş olması sebebiyle yönetim kurulu kararıyla geçici olarak, vekâleten, mevcut görevime ek olarak Plan ve Organizasyon Müdür Vekili sıfatıyla da görevlendirildim. Plan ve Organizasyon Müdür Vekili olarak görevlendirilmem öncesinde bana görüşüm sorulmadı. Bu pozisyona görevlendirilmek için bir talebim, isteğim de hiçbir zaman olmadı. Hatta söz konusu görevlendirmeyi öğrendikten sonra görevlendirmeyi istemediğimi hem üstlerime hem de insan kaynaklarına ifade ettim. Aldığım yanıt ise görevlendirmenin geçici olduğu, kısa süre içerisinde asaleten birinin atanacağı, atanması düşünülen kişinin atamaya engel geçici bir durumu olduğu, ancak benim vekâleten temsilimin de uzun sürmeyeceği, işleri zaten birimdeki uzman personelin halihazırda yürütüyor olduğuydu.

Bu düzenle yaklaşık 3 ay kadar bir süre Plan ve Organizasyon Müdürlüğü'ne geçici olarak kâğıt üzerinde vekâlet ettim. Hakkımdaki dava, yaklaşık 3 ay kadar süren Plan ve Organizasyon Müdürlüğü'ne geçici olarak şeklen vekâlet ettiğim dönem sebebiyle açılmıştır. Burada bir parantez açmak isterim: Benim Plan ve Organizasyon Müdürlüğü'ne geçici vekâlet görevini istememe sebebim, birimde bir usulsüzlük olduğuna dair bilgimin olması ya da usulsüzlükten şüphelenmem de değildi. Zaten böyle bir bilgiye sahip olabilecek kadar bir çalışma geçmişim de yoktu, sonrasında da olmadı. Mevcut görevime ek vekâleten görevlendirmeyi istemedim çünkü söz konusu birim ihale mevzuatı ile iç içe, ihaleler ile ilgili evrak akışı çok yoğun, sözleşmeleri yüksek bedelli bir birimdi. Az önce değindiğim üzere, birim konularıyla ilgili denetim yapacak, birimi yönlendirecek bir bilgi birikimim ve deneyimim yoktu; istememe sebebim de sadece budur.

Plan ve Organizasyon Müdürlüğü'ne geçici olarak vekâlet ettiğim dönemde de sözcük anlamıyla müdür, idare eden, yönetim yöneten pozisyonda olmadım. Kültür Etkinlikleri Müdürlüğü Topkapı yerleşkesindeydi; Plan ve Organizasyon Müdürlüğü ise "İletişim Çadırı" olarak geçen Sütlüce yerleşkesindeydi. Plan ve Organizasyon Müdürlüğü'nün yerleşkesine de pek giden biri değildim. Yalnızca Kültür Etkinlikleri Müdürü sıfatıyla gitmem gerektiğinde Sütlüce'deki yerleşkeye gittim. Plan ve Organizasyon Müdürü için ayrılmış bir oda o dönem var mıydı emin değilim ama ben hiç kullanmadım. Kültür Etkinlikleri Müdürü sıfatıyla gittiğimde dahi Plan ve Organizasyon Müdürlüğü'nün faaliyetlerine ilişkin hiçbir görüşmem olmadı. Zira geçici olarak ve şeklen, vekâleten görev yaptığım 3 aylık sürede de benim asıl görevim kültür işleriydi. Esas görev alanımda çalışmaya devam ettim. Çoğu personel benim Plan ve Organizasyon Müdürlüğü'ne geçici olarak vekâlet ettiğimi dahi bilmez; kâğıt üstünden öğrenen de hatırlamaz. Hatta dün Gökhan Köseoğlu'nun soru üzerine Plan ve Organizasyon müdürlerini sıraladığı sırada benim adımı zikretmemiş olmasını da bu bağlamda bir tesadüf olarak görmüyorum; anlattığım bu meseleyi doğruladığını düşünüyorum.

Genel olarak imza için bir belge getirilmişse belgeyi getirene sordum. Şirket bünyesindeki avukatlara danıştım; belge nedir, eksiklik var mı, imzalanmasında sakınca var mı diye görüş alıyordum. Aldığım teyitler de belgelerde ve alt belgelerinde sorun olmadığı yönünde oluyordu. Ben de bu doğrulama mekanizması üzerine belgeleri imzalıyordum. Getirilen belgeler diyorum çünkü sıfırdan belge hiç düzenlemedim. Geçici sıfatım nedeniyle imzalamam gerektiği söylenen belgeleri de genel olarak belgelerin Kültür Etkinlikleri Müdürlüğü'nün bulunduğu yerleşkeye getirilmesi üzerine imzaladım. Eylem 118 kapsamında iddia; reklam izni, muvazaalı sözleşme ve Kültür AŞ nezdinde bir ihale ya da satın alma süreci şeklinde ilerliyor. İhale ya da satın alma süreci dedim çünkü inanın hukuki niteliği nedir tam olarak bilmiyorum. Kavramları kullanırken de yanlış anlaşılma olmamasına dikkat etmeye çalışıyorum.

Ben özel reklam alanlarının Kültür A.Ş. bünyesindeki Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nden izin alınması gerektiğine, iznin de bir komisyonca verildiğine gerçekten iddianamede öğrendim. Bu komisyonda kimler vardı, ne şartlarda izin verdiler, hiçbir fikrim de yok. Bu eylemin sanıkları arasında Kentsel Tasarım Komisyonu görevi yapmış bir var olmadığını da bilmiyorum. İzin talebinde bulunan firmaların Kültür A.Ş.'ye yönlendirilip yönlendirilmediğiyle alakalı da şahsen bildiğim bir şey yoktur. Yalnızca iddianamede okumuş olduğum beyanlar bulunmaktadır. Bunun haricinde olduğu ileri sürülen sözleşmeyle alakalı da sözleşmenin karşı tarafını oluşturan, aynı zamanda da bu eyleme rüşvet vermekle suçlanan firma sahipleri ya da yetkililerinin hiçbirini tanımıyorum. Hiçbiriyle herhangi bir konuda bir görüşmem, bir toplantı ya da müzakere sürecine katılmışlığım olmadı. Hiçbiriyle sözleşme şartlarıyla ilgili olarak görüşmedim. Hiçbiriyle sözleşme şartını müzakere etmedim. Savunmanın başlarını belirttiğim üzere, hiçbiriyle yolum Kültür A.Ş.'de çalışmaya başlamadan önce de kesişmedi. Yani önceğe dayalı olarak bir iş ilişkisinde hiçbir zaman içinde olmadı. Hiçbirinin beyanında da adım geçmiyor.

Sözleşmede konsept belirlenmesine ilişkin olarak taahhüt edilen işlerin yapılıp yapılmadığını da bilmiyorum. Zaten danışmanlık hizmetini vermesi gereken kişi de ben değilim. Sözleşme sorumlusu da değilim. Eğitim ve çalışma hayatımdan da sizlere bahsettim. Şahsi olarak bu konulara danışmanlık verebilecek, görüşü sorulabilecek bir tecrübem de bilgi birikimim de yoktur. Diğer taraftan iş ve işlemler de Plan ve Organizasyon Müdürlüğü uhdesinde ilerleyen işlemlerdir. Benim bu birim ile olan tek irtibatımı da az önce yine açıkladım efendim. Çok fazla evrakın hazırı imza için önüme getirilmesinden, belgelerin mahiyetine hakim olamamam nedeniyle Kasım ya da Aralık 2019 tarihlerinde kurumsal olarak adıma tanımlı mail adresinden sözlü taleplerime ek olarak Plan ve Organizasyon Müdürlüğüne vekalet etmesi ya da asaleten başka birinin atanması talepli bir mail attım. Bahsettiğim mailin Kültür A.Ş. sunucularından araştırılıp bulunabilir. Araştırılıp getirilmesini mahkemeden talep ederim.

Bunun üzerine 10.01.2020 tarihinde yine Yönetim Kurulu kararıyla geçici vekalet görevim sona ermiştir. Kültür A.Ş.'de Kültür Etkinlikleri Müdürü olarak Eylül 2019 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında görevde bulundum. Bu sürecin içerisinde Kültür Etkinlikleri Müdürlüğü'ne ek olarak Ekim 2019 ile Ocak 2020 tarihleri arasında Plan ve Organizasyon Müdürlüğü'ne şeklen vekalet ettim. Kültür A.Ş.'de bulunduğum süreç boyunca da dış ilişkilere geçmek yönünde ağırlıklar ve istekte bulunuyordum zaten. Ağustos 2020 tarihinde Kültür A.Ş.'den ayrıldım ve başvuru sürecindeki talebime uygun olarak Dış İlişkilerde çalışmaya başladım. Böylece şirketler ile hiçbir ilgim kalmadı efendim. Sonuç olarak Kültür A.Ş.'de bir yıldan daha az bir süre çalışmış oldum. Haziran 2021'de de Dış İlişkilerden ayrıldım. İBB ile de hiçbir ilişkim kalmadı. Gerek Kültür A.Ş.'den gerekse de İBB'den ayrıldıktan sonra da reklam sektörünün içinde hiçbir şekilde yer almadım. Sosyal sorumluluk temelli çalışmalarıma devam ettim.

Efendim ben evlendiğimde eşim, eğitim sebebiyle yurt dışında yaşıyordu. Bu nedenle eğitim süresince yanında olmak için, ben de yargılamadan yaklaşık iki yıl önce geçici olarak yurt dışına taşınmıştım. Adres ve tüm iletişim bilgilerimi de konsolosluk ve e-Devlet üzerinden güncellemiştim aslında. Kasım ayında bebeğimiz dünyaya geldi, ikinci kızım. Eşimin eğitiminin devam ediyor olması ve bebeğimiz ile ilgilenecek birini bulmakta yaşadığımız güçlük nedeniyle esasen gelecek hafta savunma yapmak üzere ülkemize gelecektim. Anladığım kadarıyla eski telefon numaram üzerinden bana ulaşılmaya çalışılmış ve maalesef telefon numarası kullanımda olmadığı için hakkımda yakalama kararı verilmiş. Bunu öğrenir öğrenmez de mümkün olan ilk uçakla mahkemeniz huzuruna geldim efendim.

Benim şahsi durumum, mevcut durumuma ek olarak yalnızca geçici sürede şeklen vekalet ettiğim kısa süreli dönemde harici tecrübem ya da bilgim olmadığı için birikimin personeline güvenerek imza atmaktan ibarettir efendim. Hiçbir zaman rüşvet almadım. Kimsenin rüşvet almasına aracılık etmedim. Rüşvet olduğunu bildiğim bir eylemde şeklen dahi olsa bilerek ve isteyerek asla yer almadım. Kentsel Tasarım Müdürlüğü ile hiçbir ilişkim ve iletişimim olmadı. Rüşvet verdiği iddia edilen iş insanlarıyla hiçbir iletişimim veya görüşmem olmadı. Kendilerini zaten tanımıyorum. Eylemle ilgili beyanlarda da ismim hiçbir yerde geçmemektedir. Adım yalnızca tevdi raporunda Plan ve Organizasyon Müdür vekilliği sıfatım nedeniyle yer almaktadır. Bunun sebebi de evrak akışında adımın zorunlu olarak geçmesi sebebidir.

Plan ve Organizasyon Müdürlüğü geçici olarak şeklen vekalet ettiğim dönemde teamüllere uygun olarak fiilen yöneticilik yapmadım kesinlikle. Denetim yapmadım, yönlendirme yapmadım. Suçlanmama neden olan belgeleri ben düzenlemedim. Öncesinde hazırlanmış ve sıralı imzaları tamamlanmış bir şekilde geçici vekalet görevim kapsamında imzamın zorunlu olduğunun ifade edilmesi sebebiyle belgeleri ben imzaladım. Bir usulsüzlük olup olmadığını bilmiyorum. Fakat bir usulsüzlükten şüphelenmiş olsam ya da böyle bir durumun farkında olsam kesinlikle imzalamazdım. Hatırladığım kadarıyla da eyleme konu sözleşmelerde imzam bulunmuyor.

Efendim son olarak ifade etmek isterim ki ben kimseden rüşvet almadım, bir rüşvete aracılık etmedim. Suçlamalar varsayıma dayalıdır. Benim bu suçlamalarla bağlantıma ilişkin somut hiçbir delil de yoktur. Duruşmalardan bağışık tutulmamı ve yargılanarak tutuksuz hayatıma devam edilmesini talep ediyorum. Saygılarımla.

MİTHAT SİNAN BOLAK AVUKATI ARİF KARAKAYA SAVUNMASI

Sayın Başkan, sayın heyet; ne yazık ki 5271 sayılı Kanun'un madde 170 taksim fıkra 4 ve aynı Kanun'un 225/2'nin antitezi niteliğinde bir eylem anlatımıyla karşı karşıyayız. Bunun sebebi de bireysel iddianame ve değerlendirme yapamaması ve adeta torba eylem olarak dava açma yoluna gidilmesidir. Oysa ki yargılamada esas olan fiildir ve iştirak halinde işlenen bir iddia olsa dahi herkesin fiili birbirinden bağımsızlığını korumaktadır. Bu nedenle kişinin hangi hareketinin suçun maddi unsurlarını karşıladığını, kişinin hangi bir davranışına, hangi sözüne anlam yüklenerek maddi bir unsur değerlendirmesi yapıldığının açık ve anlaşılabilir şekilde gösterilmesi gerekmektedir. Bu hususlar suç isnadı altında olan kimsenin sağlıklı bir savunma hazırlayabilmesi için de zorunludur. Eylem 118 bu yönüyle iddianamenin zorunlu unsurlarını karşılamamaktadır. Problemin temelinde savcılığın iddianame tanzim ederken tevdi raporuna kutsal bir metin muamelesi yapması ve iddianameye olduğu gibi kopyala-yapıştır yapmaktadır. Oysa ki savcılığın bakış açısı, tevdi raporundaki bakış açısından, mahkemenin bakışı da savcılığın bakış açısından farklı olmalıdır. Zira fonksiyonları ve değerlendirme kriterleri birbirinden oldukça farklıdır. Tevdi raporu bir soruşturma hazırlık işlemidir, bağlayıcı da değildir, objektif nitelikteki bir tespit de değildir. Tevdi raporunda sorumluluğun olduğu belirtilen, değerlendirilen kişiler evrak incelemesinde isminin geçip geçmemesine göre belirlenmiş fakat cezai sorumluluk bağlamında değerlendirme yapması gerekli iddianamede hiçbir fiile uğramamıştır.

Kıymetli Başkan, Sayın Heyet; tarif edilen eylem katmanlı bir yapıya sahiptir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi özel reklam alanlarıyla ilgili bir başvuruyu, izin verilmesi için ruhsat anlaşmasını, iştirak şirketlerine yönlendirilmeyi, muvazalı bir sözleşme yapılmasını, ödeme gerçekleştirilmesini, adımları takip etmektedir. Ancak hakkında dava açılan kişiler arasında görev kapsamında bu işi yapması ya da yapmaması tanımına uygun bir kamu görevlisi sanık bulunmamaktadır. Görebildiğimiz kadarıyla Kentsel Tasarım Müdürlüğünden kimse eylemin sanıkları arasında yoktur. Oysa ki iddia Kentsel Tasarım Müdürlüğü nezdindeki işlemler için rüşvet anlaşması yapıldığı iddiasıdır. İddiaların ileri sürülüş biçimine baktığımızda Kültür A.Ş. aynı zamanda lehine menfaat sağlanan üçüncü kişi konumundadır. Zira aynı eylemde suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu yönünden Kültür A.Ş.'ye yapılan ödemeler öncül suç olarak nitelendirilmiştir. Kültür A.Ş. kamu işletmesi niteliğinde olduğundan bu halde de rüşvete konu olduğu iddia edilen menfaat de kamuya sağlanmış olacağından esasen rüşvet suçuna konu olabilmesi de mümkün değildir. Bu durumda ancak görevi kötüye kullanma ya da görevi kötüye kullanma iştirak suçuna iştirak hükümleri değerlendirmesi yapılabilir.

Nitelemeyle alakalı son olarak ise iddianamede tarif edilen yönlendirme eylemi TCK madde 250 fıkra 2 cümlesinin tanımıdır. Bu suç tipinde rüşvete ilişkin düzenlemeden farklı olarak aracılık hareketi ayrıca cezalandırılmıştır. Bu halde de genel hükümlere başvurma pek tabi bu suç tipi yönünden de görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin açıklamalarımız yine geçerlidir. En kötümser değerlendirmede nitelemeye ilişkin savunmaların dikkate alınmasını talep etmekle beraber, anlatımın içerisinde iki ayrı kurumun da yer aldığı dikkate alındığında bir kısım yazışmaların yapılması, evrak düzenlenmesi, kişilerin imza ve paraflarının olması normaldir. Normal olmayan, kabul edilemeyecek olan böyle katmanlı bir anlatımda yalnızca imzaya ve tarafa sonuç bağlanması ve bunun kastın göstergesi olduğu kabulüyle bu davanın açılmasıdır. Müvekkil bu eylemde rüşvete aracılık ettiği iddiasıyla suçlanmaktaysa, suçun tipik hareketlerinden biri salt imza atılması ya da paraf atılması değildir. Kişinin rüşvet anlaşmasının varlığını ya da rüşvet anlaşmasına aracılık ettiğini bilmesi ve bunun şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ortaya konulması gerekmektedir. Bu katmanlı anlatımda az önce bahsettiğim tüm adımlara vakıf olduğunu, buna bilerek, isteyerek hareket ettiğinin de ayrıca ispat edilmesi gerekir.

Somut olayda müvekkil şu anki durumunu samimi bir şekilde açıklamıştır. Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Vekaleten ya da asaleten geçici görevlendirmeler kapsamında işleyişe hakim olunamayacağı bilinen bir gerçektir. Hakim olunana kadar işlerin askıya alınamayacağı da yine bir gerçektir. Bunun kürsüde bile karşılığı vardır. Diğer taraftan gizlilik içerisinde çalıştığı iddia edilen bir örgütün varlığının iddia edilmesi karşısında günlük işleyiş içerisinde şekli olarak ifa ettiği, vekil görevi kapsamında önceden hazırlanmamış bir belgeyi birim personeline güvenerek imzalayan, paraf atan müvekkilin kendi şahsi durumu nazarında katmanlı rüşvet eyleminden haberdar olduğu ve bu doğrultuda hareket ettiği söylenemez. Aslında savcılık da iddianame gövdesinin 2885. sayfasında, yani Eylem 118'in ana bölümünde yalnızca suç örgütü üyelerine ve suç örgütüyle bağlantılı kişilere suç isnat edildiği, zira aklama suçunun haksız fiille işlenemeyeceğini belirterek aynı fikirde olduğunu bir başka söylemle beyan etmiştir. Aynı durum rüşvete aracılık suçlaması için de mutlak surette geçerlidir. Açıklamış olduğum bağlamın savcılık makamı tarafından desteklendiği görülmektedir.

Müvekkilin hiçbir adli kaydı geçmemektedir. Hiçbir mali raporda ya da araştırma tutanağında hakkında olumsuz bir cümle yer almamaktadır. Olumsuz bir hesap hareketi yoktur. İddia edilen örgüt ile bağlantısı olduğuna dair en küçük bir emare de yoktur. Şahsi bir menfaati olmadığı gibi eylemde rüşvet almaktan suçlanan kişilere bilerek ya da isteyerek aracılık etmesine ilişkin hiçbir motivasyonu yoktur. 118 nolu eylemde ismi geçen firmaları ve yetkililerini hiç tanımamaktadır. Kendileriyle sözleşme için görüşme yapmamışlardır, sözleşme şartlarını belirlememişlerdir, sözleşme bedellerini belirlememişlerdir. Müzakere etmemiştir, sözleşme hazırlamamıştır, sözleşme sorumlusu olarak da gösterilmemiştir, fatura kesmemiştir, ödeme talep etmemiştir, sözleşme için görüşmeyi geçiyorum başka bir konuyla ilgili olarak da hiçbir görüşme yapmamıştır. Sonuç olarak ileri sürülen iddia ve delillerin müvekkil üzerinde atılı suçu işlediği ya da iştirak ettiğini gösterir hiçbir veri, delil, yön yoktur. Bu aşamada müvekkilin sorgusu da yapıldığı için yakalama emrinin resen kaldırılmasını, müvekkilin duruşmalardan bağışık tutulmasını, yargılama sonunda öncelikle 5271 sayılı Kanun'un madde 222 ve heyetinizin aksi kanaatte olması halinde aynı Kanun'un 223 uyarınca beraat kararı verilmesini talep ederim.

İNAN BOZTAŞ SAVUNMASI – 24.09.2026

Sayın heyet, Sayın iddia makamı. Ben İnan Boztaş, İnova Reklam şirketinin sahibiyim ve önceki beyanlarımı tekrar ediyorum. Üzerime isnat edilen suçlamaların hiçbirini kabul etmediğimi belirtmek istiyorum. İnova Reklam, yeni kurulmuş, bir anda büyümüş veya kaynağı açıklanamayan ticari faaliyetlerde bulunan bir şirket değildir. Usulsüz herhangi bir işlemin tarafı olmadık. İhale konusuyla ilgili genel bahsedeceğim. Şirketimin katıldığı hiçbir ihalede usulsüz şekilde yan teklif verilmemiştir. Sunduğumuz teklifler muhammen bedele uygun, makul olup ticari saikle belirlenerek sunulmuştur. Davet edildiğimiz ihalelerden kazandığımız da kazanamadığımız da olmuştur. Herhangi bir adrese teslim ihalenin tarafı olmadık. Eylem 61, 62, 69, 73'ten bahsetmek istiyorum. Bu kapsamda anıldığı ihalelere davet edilmemiz üzerine tekliflerimizi verdik. Ancak ihaleleri kazanamadık. Burada ihalelere teklif veren, kazanan firmaları ve sahiplerini tanımıyorum. Hiçbir ticari ilişkim yoktur. İhaleye yan teklif verebilmem için herhangi bir davet almadım. Eylem 70, 72, 89, 106. Bu kapsamda anıldığı ihaleleri 2 farklı tür olup birbirinin devamı niteliğindedir. Ben ihalelere katıldım. Burada ihaleleri kazanamayan ancak dosyada suç iddiası bulunmayan başkaca firmalar da vardır. Sanık olarak anılmayan diğer firma sahiplerinden hiçbir farkım yoktur.

Sözleşmelerle ilgili açıklamak istiyorum. Reklam izin süreçleriyle ilgili olarak belediye iştirakleri ile görüşeceğimi söylendi. İlgili şirketlerle görüştüğümde izin süreçlerine ilişkin hizmet verdiklerini öğrendim. Bu sözleşmeleri belediyenin kurumsal uygulamasının bir parçası olarak gördüm. Yapılan ödemeleri de o dönemde izin süreçleriyle bağlantılı harç gibi algıladım. Herhangi bir kişi beni bu sözleşmeleri imzalamaya zorlamadı. Belirli bir kişinin talebi üzerine hareket etmedim. Ben belediyenin kurumsal uygulaması olarak düşündüm. Mevzuata, iştirak-İBB ayrımına o kadar hakim değilim. Bu sözleşmelere pandeminin yeni başladığı zamanlara denk geliyordu. Aksaklıklar olsa da başlangıçta hizmeti aldık. Buna rağmen sözleşmeler kapsamında faturalar düzenlendi ve şirketim ödemelerini yapmaya devam etti. Bu sözleşmelere ve yaptığımız ödemelere rağmen alamadığımız reklam izinleri de oldu. Dolayısıyla sözleşme imzalamayı veya ödeme yapmayı izinlerin mutlaka verileceğine dair bir güvence ya da bize tanınmış bir ayrıcalık olarak görmedim.

Savcılık ifademi 2025 yılında verdiğim için hizmetlerin durumuna ilişkin o tarihteki son bilgimi ve gözlemimi anlattım. Sözleşme kurulurken hizmet alma iradem ile daha sonra hizmetin eksik verildiğini öğrenmem farklı zamanlara ilişkin hususlardır. Ödemeler şirketler arasında fatura karşılığında ve resmi banka hesapları üzerinden yapıldı. Herhangi bir kişiye kayıt dışı ödeme yapmadım. Başkalarının bu sözleşmelere hangi amaçla taraf olduğunu bilemem. Ancak kendi irademi açıkça söyleyebilirim. Muvazaalı bir anlaşmanın tarafı olmadım. Kurumsal nitelikte bir ödeme olarak düşündüm. Bu sözleşmeleri bir kamu görevlisine veya başka bir kişiye hukuka aykırı menfaat sağlamak için imzalamadım. Çünkü kamu kasasına giren bir paraydı. Bu yüzden şüphelenmedim. Ödemeler karşılığında şahsım veya şirketim adına usulsüz bir ayrıcalık elde etmedim. Böyle bir amacım olmadı. Sektörde bulunan diğer kurum ve şirketler gibi ben de sözleşmeleri imzaladım. Dosyada sanık konumunda bulunmayan şirket sahiplerinden hiçbir farkım yoktur.

Ecrimisile konu yerler. Bildirimimiz için 3. kişilerden inşaat önleri, bina duvarı, cam cepheler gibi alanları kiralayarak parapet veya giydirme yöntemiyle reklam alanları olarak kullanılmıştır. Bununla beraber sonradan kamu alanı olan yerleri de vardır. Ecrimisil ödenmesi gerektiğine ilişkin ihbarnameler gönderildiğinde ben de şirket hesabından yine kamunun resmi banka hesabına ödemeleri gerçekleştirdim. Ecrimisil bedellerini eksiksiz ödedim. Kamuyu zarara uğratmadım. İmar A.Ş. duvarı ile ilgili iddianamede geçen iddialar. İddianameye konu edilen İmar A.Ş. binasının duvarını şirketim sözleşme ile kiralamıştır. Belirlenen kira bedeli dönemin piyasa koşullarına uygun hatta emsallerine göre yüksektir. Dolayısıyla bu alan şirketimize bir hediye, ayrıcalık veya menfaat olarak verilmiş değildir.

Tevdi raporunda hukuki sorumluluğum bulunduğuna dair bir tespit yoktur. Dosyada rüşvet verdiğime, ihalelere yan teklif vermek suretiyle katılmış olduğuma, varsa bir organizasyon içinde olduğuma dair somut delil, tanık beyanı, irtibat kaydı veya para alışverişine ilişkin herhangi bir tespit bulunamadığından iddialar kapsamında masumiyetim açıkça görülmektedir. Dosyada taraf olarak bulunan sektörden tanıdığım birkaç kişi haricinde çoğu kişiyi tanımıyorum. Onlar da beni tanımadıklarını ifade etmişlerdir. İddia edilen hususları bilebilecek bir konumum, ilişkim, iletişimim yoktur. 2024 yılında Ekrem İmamoğlu'nun seçim sponsorluğunu üstlenmedim. Sponsorluk ilişkisi kurmak bir suçun delili olmaz elbette ama hakkımda gerçeği yansıtmayan bir beyan olduğu için ifade etme gereği duydum. İşlerimizin yürütülmesi amacıyla hiçbir kamu görevlisine veya 3. kişiye hukuka aykırı menfaat sağlamadım ve karşılığında şirketim ve şahsım adına usulsüz bir menfaat elde etmedim. Dosyada aleyhime olabilecek hiçbir somut delil yoktur, hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Sayın mahkemenizden öncelikle beraatime karar verilmesini talep ediyorum. Hakkımda uygulanan adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına, lehimde olan hükümlerin uygulanmasına, duruşmalardan bağışık tutulmama karar verilmesini talep ediyorum. Takdir Sayın mahkemenizindir.

SAVCI SORUYOR

Savcı: "İnan Bey, beyanlarınızda şöyle bahsetmişsiniz sözleşme süreciyle ilgili: 'İBB Kentsel Tasarım Müdürlüğünden izin almak gerekirdi. Reklam vergisini, harcını yatırdıktan sonra normal şartlarda izin alması gerekirken beni Kültür A.Ş., Medya A.Ş.'ye yönlendirdiler. Bu iştirakler de drone çekim hizmeti, grafik tasarım hizmeti, ajans hizmetleri, fotoğraf çekimi hizmeti, arşiv video görüntü hizmetleri gibi açıklamalarla şirketime fatura keserek benden zorla para tahsil ettiler. Eğer bu paralar ödenmezse reklam şirketlerine izin veya herhangi bir iş verilmiyordu. Bu paralar ödenmeyince iş yapılması engellendi. Bu fatura açıklama kısmında belirtilen hizmetler de normalde hiç yapılmamış olan farazi işlerdi.' şeklinde beyanınız var. Bu beyanınızla ilgili ne diyorsunuz?"

İnan Boztaş: "Şimdi farazi işlerle ilgili biraz önce değindim. Şimdi bu..."

Savcı: "Kesilen faturalar karşılığında hizmet aldınız mı o süreçlerde?"

İnan Boztaş: "Şöyle, bu farazi lafını 2025'te kullandım. Ben bu hizmeti aldığımı sanıyordum ama sözleşmeler bittikten ve 2025 yılına geldiğim zaman sorulduğunda, evet, almadığımı söyledim."

Savcı: "Almadığınız yani?"

İnan Boztaş: "Almadım."

Savcı: "Bu fatura kesilerek işte para tahsilinden bahsettik. 'Eğer para ödenmezse reklam şirketlerine izin ve iş verilmiyor.' şeklinde beyanınız var. O süreçte mesela bu kesilen faturayı ödemeseniz veya itirazda bulunsanız herhangi bir zorluk çıkartıldı mı?"

İnan Boztaş: "Ya o zorunluluk anlamında dedim ama yani kamunun çıkardığı ön izin süreci olarak algıladığım bir durum. Ben bunu zorunluluk gibi düşündüm ama burada bir zorlama varsa hani kamunun zorlaması olarak var. Bir kişinin veya kişilerin şeyi yok, zorlaması yok."

Savcı: "Size ne kadar fatura kesildi bu tarz konularla ilgili?"

İnan Boztaş: "Avukatım sunabilir, şimdi aklımda yok."

Savcı: "Normalde izinler İBB Kentsel Tasarım Müdürlüğünden alınıyordu."

İnan Boztaş: "Evet."

Savcı: "Ama herhalde bu süreçle ilgili reklam vergisi ve harçtan ziyade Kültür, Medya A.Ş.'ye yönlendirildiniz, doğru mu?"

İnan Boztaş: "Evet."

Savcı: "Kim yönlendirdi?"

İnan Boztaş: "Zabıta. Yani şimdi ismini falan hatırlamıyorum da 'Yahu niye indiriyorsunuz? Ne şey oluyor?' falan dedim. O da bu şekil iştiraklerle görüşebileceğimi söyledi."

Savcı: "Yani İBB yetkisinde olan bir konuyla ilgili sizi zabıta iştiraklere yönlendirdi."

İnan Boztaş: "Evet."

Savcı: "İştirakler de size yapılmayan işler karşılığı faturalar kesti. Siz ödeme yaptınız. Doğru mu bu şekilde?"

İnan Boztaş: "Ben o sırada yapıldığını biliyorum işlerin. Yapılmadığının 2025’te, yani bütün şeyler, alt sözleşmeler falan bittikten sonra farkına vardığım bir şey."

Savcı: "Mesela Medya Kültür A.Ş.'de kimle görüştünüz bu grafik tasarım, ajans hizmetleri, fotoğraf çekimleri fatura kesildi, ödeme yaptınız? Sormadınız mı işte bu videolar nerede veya işte çekimler ne oldu vesaire?"

İnan Boztaş: "Çok takip etmedim. Belki mail atmışlardır, bir şey yapmışlardır ama çok takip etmedim."

Savcı: "İşte ödeme yapılmış, iş anlaşılmış."

İnan Boztaş: "Evet. Hatta ben iştirak ve belediye ayrımını çok şey yapmıyorum. Benim için o da İstanbul Belediyesiydi."

Savcı: "Yine ifadenizde Elif Güven ile bir görüşmenizden bahsediyorsunuz."

İnan Boztaş: "Evet."

Savcı: "2023 senesi sonrasında 'Medya A.Ş.'de aynı şekilde kestikleri faturaları ödemek suretiyle reklam izinlerini aldık. Yaklaşık 1 yıl önce Medya A.Ş. görevlisi Elif Güven benim Bebek'teki ofisime ziyarete geldi. Bana "İşlerinizin daha iyi gitmesini istiyorsanız bizi görmeniz gerekiyor." dedi. Açıkçası beni para vermeye zorladı.' şeklinde beyanınız var. Size teklifi kabul etmediğinizi söylüyorsunuz."

İnan Boztaş: "Evet."

Savcı: "Bu nasıl gerçekleşti bu süreç? Elif Güven nasıl geldi? Önceden tanışır mısınız? Randevu mu aldı, aradı mı?"

İnan Boztaş: "Birkaç defa telefonla konuşmuşluğumuz olmuştur. Tamamen kendisi ofis ziyaretinde bulundu. Yadırgadığım bir durum değil yani bu ziyarete gelebilir. Böyle kendisi öyle bir cümle kullandı, ben de öyle anladım. Arkasından öyle bir şey de gerçekleşmedi."

Savcı: "Nasıl bir şey?"

İnan Boztaş: "Para alışverişi veya daha sonra istemediğim bir şey tekrarlanmadı."

Savcı: "Tam olarak ne söyledi size ofise geldiği zaman?"

İnan Boztaş: "İşte 'İşlerinizin daha iyi gitmesini istiyorsan bizi, beni görmen lazım.' gibi bir ifade... Tam olarak hatırlamıyorum."

Savcı: "'Beni' mi 'bizi' mi? 'Biz'den kastı kurum mu yoksa belli bir grup mu, isim mi?"

İnan Boztaş: "Hayır hayır, öyle bir şey anlamadım yani. 'Ben' olarak anladım onu."

Savcı: "Yani sizden gelip para istedi durumuna..."

İnan Boztaş: "Ama direkt bir para isteme durumu yok. Orada yazan cümlelerde yani 'Bizi de görmeniz lazım.'ı ben para olarak algıladım."

Savcı: "Elif Güven, Medya A.Ş.'de o sırada çalışıyor, doğru mu?"

İnan Boztaş: "Evet."

Savcı: "Yine Habibe İlknur Kaya hakkında beyanlarınız var. Bu Kültür A.Ş. kısmıyla ilgili."

İnan Boztaş: "Grafikle ilk başta bu tür izinler Kültür A.Ş.'den veriliyordu. Hanımefendiyi oradan biliyorum."

Savcı: "Habibe İlknur Kaya ile nasıl bir görüşmeniz oldu? O da ofise mi geldi yoksa Kültür A.Ş.'de mi?"

İnan Boztaş: "Hayır, ben Kültür A.Ş.'ye gittim. Süreçleri anlattı."

Savcı: "Hangi süreçler?"

İnan Boztaş: "Şöyle ki yani bu izin alma süreçlerinde bizim atladığımız bazı şeyler oluyor; dosyalarımızı düzgün tamamlamak veya 'Şuraya şu kadar, şöyle bir reklam koyabilirsiniz. Bu bu şekilde başvurursan izin alabilirsin.' Bunun tasarımı, şeyi, o tür hizmetler."

Savcı: "O hizmetlerin herhangi bir karşılığını almadınız ama doğru mu? Hani bir fatura kesildi, para ödendi. Takip de etmediniz. 2025'e geldiğiniz zaman..."

İnan Boztaş: "Zaten şöyle, Habibe kısmında Kültür A.Ş. kısmında sözleşmeyi ben 2020'nin başlarında veya ortasında şey yaptım. Sonra pandemi çıktı. Yani açık hava reklamı bitti yani takip edecek bir şey kalmadı."

Savcı: "Bu ecrimisil meselesiyle ilgili beyanlarınız var tekrardan. 'Bazı kamu alanlarına ait yerlere reklam panosu koydum. Bu reklam mecralarına belediye tarafından ecrimisil bedeli tahsil etmek suretiyle göz yumuldu. Normalde zabıta işgali tespit ettikten sonra bu reklam panolarını kaldırması gerekirken Beyanname ve Reklam Müdürlüğü yetkilisi olan Hakan Karaköse ecrimisil ödediğim takdirde sıkıntı olmayacağını söyledi ve bu şekilde kullanmaya devam ettim.' demişsiniz. Ecrimisille ilgili size fatura falan kesildi mi?"

İnan Boztaş: "Ecrimisilin bir şey tahakkuku var. O tahakkuk gelince ödüyoruz."

Savcı: "Ecrimisille ilgili anlattığınız beyanlar doğrultusında anladığım şu yani süreçle ilgili: Normalde panonun kaldırılması gerekirken burada ecrimisil yoluyla vurgulama yapmaya devam edildi yani."

İnan Boztaş: "Burada mahkemede sanıkları dinlerken Zabıta Anadolu-Avrupa Müdüründen öğrendiğim şeyler; zabıtanın böyle bir görevi yokmuş. Biz her zaman böyle bir görevi var sanıyorduk."

Savcı: "Bu ecrimisil meselesiyle Kültür Medya A.Ş.'nin kestiği faturanın bağlantısı var mı? Hani yeri kullandınız, ecrimisil bir tahakkuk etti düşük bir rakam her neyse artık. Daha sonra mı Kültür Medya A.Ş.'ye yönlendirildiniz?"

İnan Boztaş: "Yani ecrimisil kamunun alanına... Biz normalde üçüncü şahıslarla kiralama yapıyoruz. Öyle bir yer mesela kamunun alanına girmişse biz onu bilemiyoruz haritacı getirmek lazım, birini getirmek lazım. O zaman ecrimisile geçiliyor."

Savcı: "Tamam. Ecrimisil meselesiyle hani bir alan kullanıyorsunuz, ecrimisil tahakkuk ettiriliyor."

İnan Boztaş: "Evet."

Savcı: "Bu Kültür Medya A.Ş.'den yaptığınız sözleşmeye binaen para ödemişsiniz ya bu drone falan meselesiyle ilgili, iki konunun bağlantısı var mı?"

İnan Boztaş: "İki konunun bağlantısı yok, ikisi birbirinden ayrı."

Savcı: "Başka sorum yok."

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: "İnan Bey, 30 Nisan 2025 tarihli ifadenizde, 19 Mart 2025 tarihinde bir polis memuru tarafından arandığınızı ve eşinizin de polisler tarafından aranarak sizin ifade vermeniz gerektiğinin bildirildiğini anlatıyorsunuz. Devamında ise bu tarihten sonra yaklaşık bir buçuk ay boyunca bir arkadaşınızın evinde kaldığınızı ve ancak 30 Nisan 2025 tarihinde savcılığa giderek ifade verdiğinizi söylüyorsunuz. Doğru anladım değil mi? Bu arada bu dosyadaki tek örneksiniz böyle, onu belirteyim. O halde 19 Mart'ta hakkınızda bir gözaltı kararı yok ve gözaltına alınmadınız, doğru mu?"

İnan Boztaş: "Gözaltı kararı vardı da ben savcılıkta ifade savcılığın..."

Rahşan Sertkaya: "Yani 19 Mart'ta sizinle ilgili bir gözaltı kararı mı vardı, bunu mu tebliğ ettiler size telefonda?"

İnan Boztaş: "Evet, ifadenizi alacağız dediler."

Rahşan Sertkaya: "Peki. Şimdi İnan Bey, 30 Nisan 2025 tarihli ifadenizden anladığımız kadarıyla savcılığa ifade vermeye giderken Kültür AŞ ve Medya AŞ tarafından düzenlendiğini, gerçekte yapılmayan işlere ilişkin olduğunu iddia ettiğiniz faturalardan iki örneği götürüyorsunuz yanınızda değil mi?"

İnan Boztaş: "Evet."

Rahşan Sertkaya: "Ve bunları ifadeniz sırasında savcılığa ibraz ediyorsunuz. Yani bu iki faturayı ifade verirken yanınızda götürdünüz değil mi?"

İnan Boztaş: "Evet."

Rahşan Sertkaya: "Peki İnan Bey, soruşturma aşamasında dosyada gizlilik kararı vardı. Siz de kendi anlatımınıza göre 19 Mart ile 30 Nisan 2025 tarihleri arasında bir arkadaşınızın evinde kaldınız ve tabii dosyadaki gizlilik kararı olduğu için bu dosyayla ilgili bir bilginizin olması da mümkün değil. Peki, buna rağmen 30 Nisan 2025 tarihinde savcılığa giderken şirketinizin binlerce ticari evrakı arasından neden Kültür AŞ ve Medya AŞ'ye ait olduğunu söylediğiniz bu iki faturayı seçip götürdünüz?"

İnan Boztaş: "İddianamede gazetelerde falan çıktığı için..."

Rahşan Sertkaya: "Peki."

Hâkim: "İnan Bey, mikrofona yaklaşın, kayda girmiyor çünkü."

Rahşan Sertkaya: "Peki, ama biz şimdi dosyadaki banka kayıtlarına baktık, sizin savcılığa ifade verdiğiniz tarih itibarıyla dosyada gözaltına alınan ve tutuklu bulunan Alperen Aydın, Murat Kapki ile ilgili de ticari para hareketleriniz var. Peki, gözaltına alınan bu kişilerle ilgili faturaları veya ticari kayıtları değil de neden sadece Medya AŞ ve Kültür AŞ ile ilgili iki faturayı seçip götürdünüz, bunun sebebi neydi?"

İnan Boztaş: "BFK, daha sonradan da öğrendim sahibi olduğunu, BFK diye bir baskı şirketi vardı, baskılarını yaptığım şirketti yani..."

Rahşan Sertkaya: "Hayır, şunu soruyorum ben; ne tanıdığınızın hiçbir önemi yok. Biraz evvel ben söyledim ki dosyada gizlilik kararı var, siz neden Kültür ve Medya AŞ ile ilgili faturaları götürüyorsunuz yanınızda? Siz de bana dediniz ki, 'Biz gazetelerden gördük, bununla ilgili olduğunu düşündüğüm için götürdüm.' Şimdi 19 Mart'ta Murat Kapki, Alperen Aydın, bunlar da gözaltına alındı ve sizin bu kişilerle de ticari para işlemleriniz var, MASAK raporunuzu gördüm. Peki, siz bir gözaltı kararı sebebiyle Kültür ve Medya faturalarını götürüyorsunuz da -değil mi gazetelere yansıyan öbürlerini de gördünüz sonuçta bu tutukluları da gördünüz- neden o faturaları değil de sadece Kültür ve Medya faturalarını götürdünüz, sizi buna yönlendiren neydi? Çünkü biraz evvel verdiğiniz cevap benim bu sorumu cevaplamıyor. Çünkü siz gerçekten gazetelere bakarak bunu götürmüş olsanız değil mi, Alperen Aydın'ın ve Murat Kapki'nin da faturalarını götürmeniz lazım ama siz onları götürmüyorsunuz."

Hâkim: "İtiraz var, söz hakkı veriyorum. Evet avukat hanım, buyurun."

Sanık Avukatı: "Sayın Başkanım, soruda ne sorulmaya, nereye varılmaya çalışıldığını çok anlamıyoruz. Bir de şöyle bir nokta var: Müvekkilim az önce de kendisi de ifade etti, bilmiyordum, sonradan öğrendim diye. Haberlerden duyduğu, bağlantılı olanları götürdüm diyor zaten. Tekrar neyi zorluyoruz, ben o kısmı anlayamadım yani nereye varmak istiyoruz?"

Rahşan Sertkaya: "Birincisi zorlamıyorum. İkincisi..."

Hâkim: "Cevap verip vermemek tanığın takdirinde."

Rahşan Sertkaya: "Efendim ama o zaman bana hitaben öyle demesin efendim."

Hâkim: "Soruya itiraz hakkı var sanık müdafiinin."

Rahşan Sertkaya: "Tamam ama efendim, şimdi bir açıklama yapıyorsa biz de burada çapraz sorgu yapıyoruz, onun verdiği cevapla biraz evvel söylediğim şey çelişiyor. Eğer gerçekten bakarak gidip o faturaları götürdüyse öbür haberleri görüp o faturaları neden götürmedi? Birisi tarafından kendisine bir yönlendirme mi yapıldı? Konu, soru bu kadar açık."

Hâkim: "Soruya cevap verip vermemek takdirinizde."

İnan Boztaş: "Hatırlayamıyorum."

Rahşan Sertkaya: "İnan Bey, şimdi 30 Nisan 2025 tarihli ifadenizde diyorsunuz ki; 'Kültür ve Medya AŞ'ye yönlendirildim ve gerçekte yapılmayan işlere ilişkin benim hakkımda faturalar düzenlendi.' Şimdi ben 118'inci eylemdeki faturalara bakıyorum, 118'inci eylemdeki iddialara bakıyorum, sözleşmeye bakıyorum ve sadece Diler Medya ve Sas Tanıtım ile Medya AŞ arasında bir sözleşme olduğunu görüyorum. Sizin acaba Kültür tarafıyla mı? Çünkü bir karışıklık olmasın; demin savcı bey de sorarken 'Kültür-Medya' diye sanki tek bir tüzel kişilik varmış gibi soru soruyor ama acaba esas sizin faturalarınız Kültür AŞ'ye değildi de siz Medya AŞ olarak yanlış mı hatırlıyorsunuz? Çünkü iddianamede sadece Diler Medya ve Sas Tanıtım var, sizin şirketiniz yok."

İnan Boztaş: "Valla bu sorunuza bir evrak sunsunlar, cevap versinler; ben şu an hatırlayamıyorum."

Rahşan Sertkaya: "Onu da hatırlayamıyorsunuz. Hani çünkü ifadenizde 'Medya AŞ'ye yönlendirildim' demişsiniz ama Medya AŞ'nin fatura kesip kesmediğini hatırlamıyorsunuz siz o zaman, doğru mu?"

İnan Boztaş: "Şimdi avukat hanım, çok zor zamanlar geçiriyoruz, evet, o yüzden..."

Rahşan Sertkaya: "Haklısınız, serzenişinizde... Yok, ben sadece sizin verdiğiniz cevabı tekrar ettim. Hani faturayı kimin kestiğini bilmiyorsunuz. Faturayı kimin kestiğini bilmiyorsunuz yani, hatırlamıyorsunuz."

İnan Boztaş: "Soru olarak avukatlarım alsın, size sunsun..."

Rahşan Sertkaya: "Ama çapraz sorguyu avukatınıza değil, size yapıyorum."

İnan Boztaş: "Hatırlayamıyorum dedim."

Rahşan Sertkaya: "Peki, teşekkür ediyorum, sağ olun."

ŞEYHMUS SARIBOĞA AVUKATI FULYA DAĞLI SORUYOR

Fulya Dağlı: BFK Partners isimli şirketin daha sonradan Murat Kapki'nin olduğunu öğrendiğ de beyannınız olduğunu az evvel. Bunu izah edebilir misiniz?

İnan Boztaş: Yani ben bunu mahkeme sürecinde öğrendim.

Fulya Dağlı: Bir birtakım ifadelerden ya da medyadan duyduğunuz bir bilgi şu an öğrendim diye belirttiğinizi anlıyorum. Peki, teşekkürler.

MURAT KAPKİ AVUKATI ÇAĞAN YAZICI SORUYOR

Çağan Yazıcı: Siz Peki BFK Partners'tan hizmet aldığınız dönem veya günlerde Murat Kapki ile herhangi bir görüşme veya bir yönlendirmeniz oldu mu?

İnan Boztaş: Yok efendim. Yani ismini duyduğum, gördüğüm mahkemeyi izlerken. Daha önce hiçbir karşılaşmam yok...

Çağan Yazıcı: Teşekkür ederim.

İNAN BOZTAŞ AVUKATI SAVUNMASI

Yine meslektaşım diğer avukatın tüm söylemlerine aynen iştirak ediyoruz. Mütalaadan sonra ayrıntılı beyanda bulunacağız. Şimdilik birkaç husus ekleme yapmak istiyorum. Öncelikle ifadeye gittiğinde müvekkilimin, bunlarla alakalı... İştirak var mı? Müvekkilin ifadesine katılırken hangi araçlarla gitti gitmediğiyle alakalı çok fazla bir çapraz sorgu yapılmaya çalışıldığını düşünüyorum ama böyle bir şey yok. Bunu bir izah etmek istiyorum. Müvekkil ifadeye gideceği zaman tabii ki basından, gazetelerden duyduğu şekilde zaten ağır bir rahatsızlık dönemi geçirdi, bir ay kadar tedavi gördü, ardından ifadeye katılmak istediğini söyledi ve olabilecek evrak nitelikleri ne varsa ne yoksa bütün evraklara hakim olamayabilir. Ayrıca kendisi de huzurda ifade etti. BFK ile iş yapmış olabilir ama Murat Kapki’nin sahibi olduğunu bilmiyor. Kapki, BFK'nin evraklarını da götürmeyi düşüneyim, bütün dosyalarımı, defterlerimi götüreyim gibi bir iradesinin, niyetinin olacağını zannetmiyoruz. Yani bu mantık dışı olurdu. Bunu öncelikle belirtmek istiyorum. Müvekkil savcılıktaki ifadesinde ve huzurda alınan savunmasında tüm beyanlarında ihalelere yan teklif vermediğini, hiçbir kurum veya kamu görevlisiyle parasal bir anlaşma karşılığı rüşvet verme iradesinde olmadığını açıkça ve samimi bir şekilde ifade etmiştir. Yine öncelikle irade fesadı durumunun tespiti ve beraatidir.

İddianamede müvekkilin ihalelere üçüncü kişiler lehine usulsüz yan teklifler vererek kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçuna iştirak ettiği iddiası maddi olgularla bağdaşmayan ve hukuki denetimden yoksun bir varsayımdan ibarettir. Müvekkil ticari iş hacmini genişletmek amacıyla davet aldığı ihalelere katılmış, teminat yatırmış, maliyet analizi yapmış, uygun fiyat teklifini vermiş; kazandıkları da olmuş, kazanamadıkları da olmuş. Kimseyle bir ortak takınma, iletişim, HTS kaydı, menfaat paylaşımı zaten dosyada tespit edilememiş. Zaten kendisi de huzurda söyledi, çoğu kişiyi tanımadığını söyledi. Aleyhine herhangi bir tanıdığına ihalelere yan teklif verdiğine, rüşvet verdiğine ilişkin bir beyan da söz konusu değildir. İştirak şirketleriyle yapılan sözleşmeler tamamıyla hizmet alma iradesiyle yapılmış. Ayrıca sözleşmeler yapıldıktan sonra hizmetlerin eksik ifa edildiğini tespit etmesine rağmen sırf bir sözleşme olduğundan dolayı sözleşmenin gereğini yerine getirmiş, resmi silah fatura bedellerini kuruma gideceğini bilerek kurum tarafından kurumun hesabına göndermiş. Burada kesinlikle rüşvet ilişkisi kurulması veya müvekkilin rüşvet verme iradesiyle hareket ettiğinin düşünülmesi mantık dışıdır, hayatın olağan akışına aykırıdır. Suçun unsurlarında da zaten herhangi bir somut delil oluşturacak bir varsayımı yoktur.

Tedarik faturayı ödeyen kişinin iş yaşamı, kurumsal hizmet bedeli veya yargı süreci içinde zorunlu görülen bir ödeme olarak algılaması halinde sırf sonradan ödeme ile hizmet edici arasında ilişki kurulduğu varsayımı, varsayımı olarak belirtiyorum çünkü bu bir varsayım, illiyet bağı dahi kurulamamış, rüşvet anlaşmasının varlığının düşünülmesi hukukun hiçbir ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Hiçbir eylemle matti illiyet bağı kurulmadan savcılığın yalnızca 2024 döneminde Ekrem İmamoğlu'nun seçim sponsoru, finansman kaynağı diye soyut bir duyumla müvekkile eylem isnadını kabul etmiyoruz, itiraz ediyoruz. Bu hususu da sayın mahkemenizin takdirine sunuyoruz. Herhangi bir finansal alışveriş, irtibat, iletişim kaydı yokken bu şekilde bir iddiayla eylem isnadı hukukun hiçbir ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Tedbir yönünden dahi müvekkilimin hukuki sorumluluğunun bulunduğu tespit edilmemiştir.

Başlıca delil olması halinde bir tane ihale kapsamında değerlendirilebileceği, araştırılabileceği söylenmişken müvekkil aleyhine hiçbir somut delil, tanık beyanı, itirafçı beyanı, bir ifade yokken müvekkil aleyhine bu tespitin yorumlanmamasını kabul etmiyoruz. Mütalaadan sonra daha ayrıntılı beyanda bulunacağız. Savunmamızı evraklarımızla beraber delillerimizi bildireceğiz. Müvekkile isnat edilen her bir eylem yönünden ayrı ayrı beraatine, lehe olan hükümlerin uygulanmasına, şu aşamada bir buçuk yıldır uygulanan adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına, müvekkilin ticari eşyası ve işlerini aksatmaması adına duruşmalardan vareste tutulmasını talep ediyoruz.

HAMİT SERKAN BALBAL SAVUNMASI – 24.09.2026

Sayın başkan, sayın heyet; hakkımdaki suçlamaları kabul etmediğimi beyan ederim. Bugünkü ifademe kısaca kendimden bahsederek başlamak istiyorum. 2008 yılına kadar Türkiye’nin önemli medya kuruluşlarında hem program yapımcısı hem de üst düzey yönetici olarak çalıştım. 2008 yılında kendi yapım şirketimi kurdum. Bu şirketle 2019 yılına kadar birçok sinema filmi ve televizyon programına yapımcılık yaptım. Yaptığım filmler arasında senaryosunu Turgut Özakman’ın yazdığı Çanakkale 1915 ve Dersimiz Atatürk gibi tarihimize ışık tutan ve hala ilköğretimde ders olarak okutulan yapımlar bulunmaktadır. Bu filmler vizyonda geniş seyircilere ulaşmıştır. Edindiğim malları özellikle 2008 ve 2019 yılları arasında yoğun çalışarak kazandığım paralarla elde ettim. Bu husus tapu kayıtlarına bakıldığında net olarak görülecektir. 2019’dan sonra ticari anlamda hiçbir çalışmam olmamıştır. Bu filmlerin vizyona girmesinden önce açık hava reklam alanlarını kiraladığım dönemde Murat Kapki ile tanıştım. Kendisinden kiralama yapıyordum. Yakın dönemlerde evlenmemiz, eşlerimizin birbiriyle anlaşması ve çocuklarımızın yaşlarının yakın olması nedeniyle ailece görüşmeye başladık ve yakın dost olduk.

2019 yılında pandemi sinema sektörünü ağır etkilediği için kendi şirketimi kapattım. 2019’dan bu yana herhangi bir fatura kesmem, ticari faaliyetim ya da işten gelir elde etmişliğim bulunmamaktadır. Daha önce kazandığım paraları finansal olarak değerlendirmek ve gayrimenkullerimden gelen kira gelirleriyle yaşamaktaydım. 2019’da pandemi döneminde İstanbul dışına yerleştim ve 2022 yılına kadar İstanbul dışındaydım. Oğlumun ilkokula başlayacağı dönemde tekrar İstanbul’a döndüm. 2022 yılında Murat Kapki ile yaptığımız sohbetlerde kendisinin o dönem Sansürsüz Futbol adında bir YouTube futbol kanalı bulunuyordu ve bir spor radyosu kurmak istediğini söylemişti. Daha önceki deneyimlerim nedeniyle benden yardım istedi, birlikte yapabileceğimizi önerdi, o dönemde herhangi bir iş yapmadığım için teklif bana da uygun geldi ve ortak ilerlemeyi planladık. Planımıza göre Murat işin reklam satış tarafını yürütecek, ben ise kadroların kurulması, kanalların alınması, kanalın işletilmesi ve büyümesi ile ilgilenecektim. Bu kapsamda Radyo Gol adıyla radyo kanalını kurduk, daha sonra FC ve Lounge adlı iki ayrı kanal daha aldık, bunların kurulumu, yayına geçmesi ve içeriklerinin oluşturulmasını sağladım. Süreç ilerlerken ortaklığın devam etmesini istemedim ve bunu Murat’a bildirdim.

Radyoların alımı ve kurulumundaki masrafları birlikte yapmıştık, ortaklıktan çekildim, Murat süreç içinde yaptığım masrafları bana daha sonra ödeyeceğini de teyit etti. Aynı 2022 yılında Beşiktaş Kongre üyesi olmam nedeniyle kulübün stadyum çevresindeki bazı noktaları reklam alanı olarak kiraya verip gelir yaratma fikrinden haberdar oldum. Bunu Murat’la paylaştım ve bu alanları kiralayıp isteyip istemediğini sordum. Kulüp daha önce 3 büyük kulüple çalışmış bir şirket arıyordu, Murat da Fenerbahçe’nin işlerini de yapıyordu o dönem zaten, Murat’ın şirketi bu bakımdan yeterlilik sağlıyordu. Kendisi işe sıcak baktı, 3 yıllık kiralama işini birlikte yaptık, hem kira bedelini hem imalat giderlerini birlikte yatırdık. Yıllık mahsuplaşma yapmayı planlamıştık ancak 2023 yılında benim boşanma davamın yoğunluğu ve sıkıntılarım nedeniyle bunu gerçekleştiremedik. Mahsuplaşmayı ancak 2024 yılı sonunda yapabildik. 2024 sonunda hem kendisine verdiğim borçlar hem de diğer alacaklarım karşılığında kendisinden bir gayrimenkul aldım. Bu gayrimenkul Murat Kapki’nin mal varlığı içinde de benim gayrimenkul yatırımlarım içinde de küçük bir yer tutmaktadır.

Mal kaçırmak veya aklamak amacıyla yapılmış bir işlem değildir. Tamamen borç alacak ilişkisinden doğan bir ticarete mahsustur. Ayrıca belirtmek isterim ki Murat Kapki’den aldığım gayrimenkulün Murat Kapki tarafından edinilme tarihi bu davanın konusu olan ihalelerden öncesine dayanmaktadır. Dolayısıyla ortada bir suç bulunduğu varsayılsa bile söz konusu gayrimenkul suçtan elde edilmiş bir mal varlığı değildir. Anlattığım bu iki konu, yani radyo işi ve Beşiktaş reklam alanları ve kişisel olarak verilen borçlar dışında Murat Kapki ile herhangi bir para alışverişim veya resmi ticari işim olmamıştır. Kendisi benim aile dostum, beraber tatil yaptığım, beraber maçlara gittiğim ve zaman geçirdiğim arkadaşımdır. Tapu kayıtları da bunu gösterecektir. Bahsettiğim gayrimenkulü üzerine belirli bir bedel daha ödeyerek aldım. 25 Haziran 2025 tarihinde Murat Kapki’nin de akrabası olan Berat Kapki’nin etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadede benden bahsettiğini basına yansıyan haberlerden öğrendim. Haberi öğrendiğimde yurt dışındaydım.

Aynı akşam ilk bulduğum uçakla Köln’den İstanbul’a döndüm, o tarihte hakkımda herhangi bir arama, tutuklama veya gözaltı kararı bulunmamaktadır. Aynı şekilde çağrılmam da yok. 26 Haziran sabahı saat 07:00'de Sabiha Gökçen Havalimanı’na indim, eve gidip üstümü değiştikten sonra saat 10:30 civarında Çağlayan Adliyesi’ne, bu dosyanın savcısı olan Ömer Savcı’nın makamına giderek hakkımdaki beyanlarla ilgili ifade vermek istediğimi ilettim. Kendisi böyle bir ziyaret beklemediği için makamında yoktu, yaklaşık 3,5 saat savcının gelmesini bekledim ve ardından ifademi verdim. O sabah erken gelmem ve hakkımdaki ifadelerin içeriğini tam olarak bilmemem nedeniyle yeterince doğru ve kapsamlı bir ifade veremedim. Bu sürecin sonunda tutuklandım ve yaklaşık 3 ay tutuklu kaldım. Tutuklu kaldığım süreç içinde hakkımdaki ifadeleri avukatımla birlikte daha net ve ayrıntılı öğrendik, bilgi ve belge hazırlıkları yaptık, kendi yazdığım dilekçeyle Savcı Ömer Bey’in makamına tekrar çıkarak bildiklerimi daha açık anlattım, belgeler sundum, bir süre sonra da tahliye oldum.

2022-2024 yılları arasında Murat Kapki’nin benden borç istediği, benim kendisine borç verdiğim ve ödeme taleplerime ilişkin yazışmaları daha önce bu dosyaya sunmuştuk. Dosyanın hacmi nedeniyle bu beyanımızdan sonra bunları tekrar sunacağız. Aynı şekilde Murat Kapki’ye yasal olarak göndermiş olduğum banka dekontlarını ve diğer dekontları da daha önce dosya içeriğine sunduk, bunları da beyanımızdan sonra tekrar sunacağız. Bu soruşturma nedeniyle hayatımda ilk defa bu ağırlıkta suçlamalarla karşı karşıya kaldım ve hayatımda ilk defa cezaevine girdim, yaklaşık 3 ay tutuklu kaldım. Hakkımda çok ağır ifadeler kullanılarak haberler yapıldı. Daha önce oyunculuk geçmişim ve yapımcılığım nedeniyle basında tanınan biri olmam dolayısıyla iddianamede dahi yer almayan konular bile haberleştirildi, bu süreçte ciddi bir itibar suikastına maruz bırakıldım. Bu haberler boşanma davamda da aleyhime delil olarak kullanıldı; velayet, nafaka ve daha birçok konuda büyük mağduriyetler yaşamama sebebiyet vermiştir sayın başkan. Ben kendi parasını kazanmış, kendi varlığını oluşturmuş bir insanım.

Murat Kapki benim yakın arkadaşım ve dostumdur, bunu hiçbir zaman inkar etmem. Ama ben Murat Kapki’nin işlediği iddia edilen suçların ortağı değilim, Murat’ın belediyeyle yaptığı iddia edilen işlerin bir tarafı olmadım. Hayatımın hiçbir döneminde İBB’den ihale almadım, hiçbir belediyeyle iş yapmadım, belediyeden para kazanmadım, belediye çalışanıyla da iş yapmadım. Bugüne kadar kimseye rüşvet vermedim, ihale organize etmedim, örgütsel talimat almadım, suçtan geldiğini bildim bir parayı saklamadım, suçtan geldiğini bildiğim bir malı üzerime almadım. Hakkımdaki iddiaların önemli bir bölümü Berat Kapki’nin yorumlarına dayanmaktadır. Yüce mahkemenizden Berat’ın hakkımdaki kanaatine göre değil, belgelere göre değerlendirilmemi talep ederim. Gerekli görülmesi halinde banka hesaplarımın, tapu kayıtlarımın, HTS ve baz istasyonu kayıtlarımın, mal varlığı hangi tarihlerde edindiğimin, Murat Kapki’ye yaptığım eski para transferlerinin ve hepsinden önemlisi ticari geçmişimin incelenmesini mahkemenizden talep etmekteyim.

Son olarak belirtmek isterim ki herhangi bir suç örgütüne bile bile ve isteyerek yardım etmedim, suçtan kaynaklandığını bildiğim herhangi bir mal varlığının değerini aklamadım. Üzerime atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum, bu nedenle hakkımda beraat kararı verilmesini mahkemenizden talep ederim. ayrıca yargılama sürecinde üzerimde bulunan adli kontrol tedbirleri bakımından da şunu arz ederim: Soruşturmayı yurt dışındayken öğrenmeme rağmen kendi irademle Türkiye’ye döndüm, bugüne kadar bütün yükümlülüklerime uydum ve kaçma yönünde hiçbir davranışım bulunmadı. Bunların dikkate alınmasını, yurt dışına çıkmamak şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını mahkemenizden talep ederim. Yurt dışı yasağının konulduğu tarihte Avustralya ile Çanakkale Siperleri üzerine uluslararası bir projeyle çalışmaktaydım, bu projeyle ilgili olarak 2 kez davet almama rağmen gidip gelemediğim için projeyi ilerletmek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle yurt dışı yasağının kaldırılmasını özellikle talep ederim. Sayın başkan, sayın heyet, saygılarımı sunar, mahkemenizin sormak istediği bir soru halinde cevap vereceğimi de beyan ederim.

SAVCI SORUYOR

Savcı: BVA Şirketi haricinde Murat Kapki'nin kendisine ait olan BFK isimli şirketi sadece BVA'ya iş yapıyordu. Böylece Murat Kapki hem BVA'dan hem BFK'dan gelirlerini arttırdı. BFK şirketinin BVA'ya yaptığı işlerde, araştırmalarda piyasa rayicinin çok üstünde olan, anlaşılır şekilde beyanınız var. Bu neye dayanarak söylediniz?

Hamit Serkan Balbal: BVA Şirketi, yani şirket isimlerini karıştırabilirim. Hani bahsettiğiniz şirket sadece diğer şirkete iş yapıyordu. Bu yüzden de hacimli işler yapıyordu. Bunu anlatmak istedim. Bunu da kendisiyle, yani Murat Bey ile yaptığım sohbetlerde, kendisinden bildiğim için söylüyorum.

Savcı: Yine Murat Kapki'nin Murat Ongun'la adını sorduğumda, Emrah Bağdatlı isimli şahısla samimiyeti yoktu. Hatta bildiğim kadarıyla Murat Ongun ile arası açıktı şeklinde beyanınız var. Doğru. Herhangi bir kavgalarına veya tartışmalarına şahit oldunuz mu Murat Ongun'la?

Hamit Serkan Balbal: Emrah Bağdatlı'yla olmadığını, o yüzden hani hiçbir bağının olmadığını biliyorum az çok. Ama Murat Ongun ile ilgili arasının kötü olduğunu, yani kendisiyle sohbetlerimizde kendisine her zaman hani ağır ithamlarda bulunduğunu bildiğim için söyledim.

Savcı: Yine beyanlarınızda, Soruşturma sürecinde öğrendim ki Murat Kapki BVA isimli şirkete ortakmış. Bu Murat Kapki ile Hüseyin Köksal bir takım konuşmalarına yerde şahit olmuşsunuz. Üst düzey bir adından bahsetmişsiniz. Ve beyanların devamında Murat Kapki'nin söylenenlerine anladığım kadarıyla BVA isimli şirkette Hüseyin Köksal'a gayriresmî ortak olan bir üst düzey belediye yöneticisi olduğunu düşünüyorum demişsiniz. Bunu size düşündüren nedir?

Hamit Serkan Balbal: Yani belediye yöneticisi değil de başka bir ortak daha olduğunu düşündüm. Çünkü Murat zaten %50 ortak olduğunu söylüyordu. Hatta piyasada yani bu şirketin Murat'ın olduğu bilinir, yani reklam piyasasında. Ama daha sonra küçük ortak olduğunu öğrendim. Hani buradan dolayı da böyle bir kanıya vardım açıkçası.

Savcı: Yani Murat'ın size yansıttığı bir şey var mıydı?

Hamit Serkan Balbal: Yok, kendisinin direkt olarak yansıttığı bir şey yoktu.

Savcı: Yine ne demişsiniz? Murat Kapki, zabıtadan başlayıp en tepe kadrosuna kadar İBB görevlilerine kolay nakde çevrilebilen hediyeler verirdi. Özellikle Rolex marka saat ve tablo hediyeleri şeklinde beyanınız var.

Hamit Serkan Balbal: Bunu açıklamak isterim Sayın Savcım. Çünkü bu açıklamayı tam şu şekilde yaptım: Sayın Savcımız bu soruyu bana sorduğunda, ben Murat Kapki'yi yeni tanımam, 15 senedir tanırım. Murat 15 senedir, yani bunu belli bir dönem ya da belli bir kişi için söylemedim. Murat 15 senedir hani hem zabıtayla hem üst düzeyle bu yönde çok uğraştığı yönünde hep serzenişlerde bulunur. Bunu belirtmek için söyledim. Ama herhangi bir...

Savcı: Murat'a talep mi gelirdi saat, tablo yoksa Murat kendisi mi yapardı?

Hamit Serkan Balbal: Kendi kişisel yapmış olduğu iş bağlantıları ya da görüşmelerinde hiçbir zaman bulunmadım. Bu yönde de tamamen kendisindeki, yani kendisinden olan duyumu dile getirdim. Herhangi bir şeye de şahit olmadım.

Savcı: Yine Tuncay Yılmaz'ın villa …. vesilesiyle ifadenizde bahsettiniz. Bu nasıl gerçekleşti?

Hamit Serkan Balbal: Evet. Bu konunun aslında muhatabının Murat Kapki olduğunu düşünüyorum. Çünkü ben hani herhangi birinin sesini ya da bir konuşmanın içeriğini duymadım Sayın Savcım. Sadece arabada Murat'la beraberdim. Murat telefonu kapattıktan sonra kendi iletmiş olduğu şeyi orada beyan etti.

Savcı: Tamam. Kağan Sürmegöz tanır mısınız?

Hamit Serkan Balbal: Kağan Bey beni tanımadığını söylemiş ama biz Kağan Bey'le tanıştık. Şöyle ki; ben pandemi öncesinde Murat'ın Akatlar'daki ofisinde, Murat beni Kağan Bey'le tanıştırdı. Kendisinin yakın arkadaşı olduğunu, benim de bu filmlerin yapımcısı olduğumu söyleyerek tanıştırdı. Daha sonrasında bir kere daha karşılaştık. Selamlaştık sadece. Onun dışında herhangi bir tanışmışlığım ya da bir samimiyetim yoktur. Aynı şekilde bu salondaki hani diğer hiçbir sanıkla da hiçbir samimiyetim ya da tanışmışlığım yoktur.

Savcı: Murat Kapki'nin Kağan Sürmegöz hakkında anlattığı var mıydı size? İfadenizde... İşlerini kolaylaştırdığından falan bahsetmişsiniz.

Hamit Serkan Balbal: Yani Kağan Sürmegöz'ün belediyede çalıştığını bana söylemişti. Hani kendisiyle yakın dost olduklarını söylemişti. Belediyeyle ilgili bir sıkıntı yaşadığı zaman ilk ondan destek aldığını söylemişti.

Savcı: Bu Feyza Kapki, Murat Bey'in eşi olması lazım.

Hamit Serkan Balbal: Doğrudur.

Savcı: İfadenizde şeyden bahsetmişsiniz: Feyza Hanım'ın telefonla konuşup avukat Mehmet Pehlivan...

Hamit Serkan Balbal: Evet, buna da açıklık getireyim. Murat Bey'in tutuklanmasından sonra zaten hani ortada bir ciddi bir sıkıntı ve koşturmaca vardı. Bu dönemde ben Feyza Hanım'ı ilk arayanlardanım. Bu aramamdan sonra kendisi hani bir yapabileceğimiz bir şey var mı, bir sıkıntı, bir problem var mı diye sorduğumda; hani o dönem daha olmadığını, daha bir şeylerin belli olmadığını, hani Mehmet Bey'in de kendisini aradığını, zaten kendilerinin de belli bir organizasyon yani durum yürüttüklerini söyledi. Böyle bir konuşmamız oldu aramızda.

Savcı: Buna siz şahit mi...

Hamit Serkan Balbal: Hayır, şahit olmadım. Zaten şahit olarak da söylemedim beyanımda.

Savcı: Tamam, başka sorum yok. Teşekkürler.

MURAT KAPKİ AVUKATI ARMAĞAN ÇAĞAN YAZICI SORUYOR

Armağan Çağan Yazıcı: Geçmiş olsun Serkan Bey. Sorularım çok kısa, Savcı Bey birçoğunu sordu. Ben ilk sorunun cevabını tam anlayamadım, netleştirmek için tekrar soracağım. Bu BVA ile BPK arasındaki "piyasa rayicinin çok üstünde" ifadesi işin hacmini mi kastediyor, işin bedelini mi kastediyor?

Hamit Serkan Balbal: Benim burada söylemek istediğim şuydu: BVA sadece BPK'ya iş yapıyordu. Yani benim Murat'tan bildiğim kadarıyla ya da ismi yanlış söylüyor olabilirim, yüksek hacimli işleri sadece oraya yapıyordu. Anlatmak istediğim burada oydu sayın savcımıza.

Armağan Çağan Yazıcı: Teşekkür ederim. Yine bu Rolex saat, tablo vesaire gibi meseleleri Savcı Bey de sordu. Bunlara ilişkin bizzat birine verdiğine dair bir görgünüz olmadığını söylediniz. Doğru anlamış mıyım?

Hamit Serkan Balbal: Evet. Zaten hiçbir zaman gördüm diye bir ifadede bulunmadım. Savcılık ifademde de bu yönde bir şey söylemedim.

Armağan Çağan Yazıcı: Teşekkür ederim. Şimdi Murat Kapki ile Kağan Sürmegöz arasındaki tanışıklığa ilişkin de beyanınız var. Pandemiden önce Akatlar'daki ofiste gördüm dediniz.

Hamit Serkan Balbal: Doğrudur. Murat'ın Akatlar'da bir ofisi vardı 3 katlı, orada gördüm.

Armağan Çağan Yazıcı: BVA'dan önceki başka şirketi mi kastediyorsunuz, onu sormak için sordum.

Hamit Serkan Balbal: Şirket adını bilmiyorum ya da dediğiniz hangi tarihte, hangi şirket onları bilmiyorum. Sadece ofis ve yeri olarak biliyorum, o yüzden öyle beyan ettim.

Armağan Çağan Yazıcı: Teşekkür ederim. Şimdi sizin beyanınızda "Murat, İBB'den aldığı işler neticesinde çok büyük paralar kazandı" diye bir ibare var. Fakat bu, iddianamede daha yorumlanarak geçmiş. Onu netleştirmek için soracağım. Bu soruyu müvekkilim de çok fazla sordu. Biz utanarak da soruyoruz biraz ama Murat Kapki'yi uzun yıllardır da tanıyorsunuz. Bu iddianameye konu ihalelerden önce Murat Kapki'nin mali durumları nasıldı, olağanüstü bir artış mı yaşandı, ona ilişkin bilginiz var mı?

Hamit Serkan Balbal: Ben ya 2008'de ya 2009'da tanıştım Murat'la. O da denizle ilgileniyordu o zaman, ben de denizle ilgileniyordum. Zaten daha çok oradan bir arkadaşlığımız doğdu. Kendisinin o zaman da Acarkent'te villası vardı benim bildiğim kadarıyla, hatta bir Fenerbahçeli futbolcuya kiralamıştı. Kendisi Akasya'da oturuyordu. Yine teknesi vardı, yine belli bir hayatı vardı. Ben buradaki söylediğim ifademde 2020 senesinden sonra işlerinin daha yoğun, daha büyüdüğünden bahsettim ki zaten Murat'ın da bu yönde çalışması hep böyleydi.

Armağan Çağan Yazıcı: Aranızdaki ticari alacak vereceklere ilişkin birtakım beyanlarınız oldu şimdi duruşma tutanağında. Bunların ödenmesiyle ilgili süreçlerin geciktiğini mi söylediniz, ben mi yanlış anladım?

Hamit Serkan Balbal: Şöyle: Gecikme anlamında bir şey yoktu. Aslında benim de boşanma davamdan ve o dönemki sıkıntılarımdan dolayı biraz ileri attığımız bir dönem vardı ama 2024'ün 2. yarısında ben, özellikle WhatsApp yazışmalarımız da var sunduğumuz mahkemeye, Murat'tan ihtiyacım olduğu için bir ödeme istedim, bir türlü alamadım. O dönem aramızda böyle, zaten HTS ve baz kayıtlarına bakılırsa da görülür, bir 4-5 aylık bir görüşmediğimiz bir süre oldu. O sürenin sonunda Feyza Hanım, yılbaşında hem boşanma davam olduğu için, yalnız olduğum için yılbaşı gecesi davet etti. O dönemde tekrardan bir yakınlığımız oldu ama sonra tabii bu olayların olmasından dolayı tam buzları eritemedik.

Armağan Çağan Yazıcı: Son sorum. Şimdi Serkan Bey, sizin ifadelerinizde geçen beyanlarla ilgili doğrudan bir suç isnadı yok aslında iddianamede. Fakat bu beyan iddianamedeki müvekkilin yargılandığı tüm eylemlerin altına bir şekilde yapıştırılmış ve birtakım varsayımlar ve yorumlarla suç isnadına dönüşmüş. Şimdi o suçlar şunlar: İhaleye fesat karıştırmak, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama ve örgüt üyeliği. Şimdi sizin ifadelerinizi okuyan birisi Murat Kapki'nin suça yatkın bir kişilik olduğuna dair çıkarımlar yapabilir, varsayabilir. Fakat siz bizzat, doğrudan Murat Kapki'nin bu suçlardan herhangi birini işlediğini, bu suçları işlemek adına birtakım hazırlık hareketleri yaptığını, birileriyle kanunsuz işlere dair usulsüz görüşmeler yaptığını, birine rüşvet verdiğini veya benzeri -geniş anlamda soruyorum- bunların herhangi birine şahitlik ettiniz mi?

Hamit Serkan Balbal: Şimdi bir de şöyle: Ben hiçbir ifademde Murat'ın herhangi bir şeyine şahit olduğumu söylemedim. İfadeleri okuduysanız siz de görmüşsünüzdür. Ayrıca bu sorduğunuz şeyden dolayı şunu da söylemek istiyorum: Şimdi sizin bu tarzdaki sorularınız buradan çıktığım zaman, kendi kimliğimden dolayı da benim üstüme çok farklı haberlerle çıkartılıyor ve yapılıyor. Bunun çok büyük örneklerini gördük. Yani hiç iddianamede olmayan konular punto punto benim hakkımda yazılarak çıkartıldı. 3 ay bununla ilgili zaten tutuklu kaldım.

Ben şunu söylemek istiyorum, savcılık huzurunda da söyledim, Sayın Başkan burada da dile getirmek istiyorum: Sayın Savcı benim zaten Murat'ın yakın arkadaşı olduğuma kendi bakış açısı olarak bir kanaat getirmişti ve bana belli başlı bazı sorular da sormuştu. Bunlardan bir tanesi Meridyen Otel'deki Murat Kapki'ye benzeyen kişinin videosunu göstererek, o olup olmadığını da bana sordu. Olmadığını söyledim. Çünkü Murat'ın her zaman sırtı ağrır, çantayı hiçbir zaman sırtına takmaz, her zaman yanında taşır. Kafa yapısının da aynı olmadığını söyledim. Aynı zamanda yurt dışı çıkış yasağı konduğu gün akşamı yurt dışına çıktığını, "Sence kaçıyor muydu?" diye de bir soru sordu bana savcımız. Kaçmadığını da söyledim. Çünkü Murat Kapki çocuklarını bırakıp kaçmaz; eşiyle beraber evlilik yıl dönümünü kutlamaya gittiğini, buna da şahit olduğumu da ilettim. Yani yapılan haberlerde hep bu yönde şeyler söyleniyor ama ben kişisel olarak verdiğim ifadelerimin arkasındayım, söylediğim her şeyin de arkasındayım. Burada verdiklerimin de arkasındayım. Murat'ın dostum ve arkadaşım olduğunun da arkasındayım. Lütfen bu konunun da böyle dile getirilmesini özellikle istirham ediyorum.

Armağan Çağan Yazıcı: Teşekkür ederim, geçmiş olsun tekrar.

ŞEYHMUS SARIBOĞA AVUKATI FULYA DAĞLI SORUYOR

Fulya Dağlı: Serkan Bey, Berat Çağrı Kapki'nin ve Elif Kapki'nin savcılık ifadelerini tek tek okumayayım, benzer iddialar var. Murat Bey tutuklandıktan sonra müvekkilim Şeyhmus Sarıboğa'nın size bir biçimiyle para ulaştırdığı, getirdiği şeklinde beyanları var. Buna ilişkin doğruluğunu, gerçekliğini sormak istiyorum.

Hamit Serkan Balbal: Ben tutukluluk öncesinde de tutukluluk sonrasında da Şeyhmus Bey'den hiçbir zaman para almadım. Ama Berat Kapki'ye borç olarak para verdim. Kendisi bunları da söyleseydi keşke.

HAMİT SERKAN BALBAL AVUKATI SAVUNMASI

Sayın hakim biz müvekkilin beyanlarına aynen iştirak ediyoruz. Kendisi iddianame kapsamında 119 numaralı eylemden yargılanmakta. 119 numaralı eylemden yargılanmakta. Hakkında 220'ye 7 örgüte yardım etmek ve 282 suçtan kaynaklanan malvarlığı gelirlerini aklamak konusunda da isnatlar bulunmakta. Şimdi biz iddianameye baktığımız zaman aslında iddianamenin olay örgüsü çerçevesinde müvekkilin iddianameye biraz daha zoraki eklendiğini düşünüyoruz. Çünkü iddianame kapsamında Murat Kapki hakkında bir suçlaması bulunmaktadır önermesinde. Murat Kapki'nin malvarlığı suçtan kaynaklanmaktadır sonucuna. Oradan da Serkan Balbal'ın ve Kapki'nin arasında bir para veya malvarlığı değeri alışverişi var gibi bir olgusundan. Serkan Balbal bunu suçtan kaynaklandığını bilmektedir ve aklama kastıyla hareket etmektedir sonucuna ulaşılmıştır.

Biz müvekkilin dosyadaki konumunun sağduyulu bir şekilde ortaya konulmasını istiyoruz. Kendisi de zaten açıkladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir çalışanı değil. İBB iştirakinde bir görev almamış. Kendisi İBB'den herhangi bir şekilde ödeme almamış. İBB'ye bir fatura kesmemiş. Herhangi bir kamu görevlisiyle arasında rüşvet ilişkisi olduğuna dair herhangi bir iddia bulunmamakta. Sadece ve sadece dediğim gibi 220'ye 7 ve 282 kapsamında iddialar söz konusu. Kendisi uzun yıllardır medya, televizyon ve sinema sektöründe faaliyet göstermiş. Oyunculuk, yapımcılık yapmış. Ekonomik kazancını bunlardan kazanmış. Kendisi de az evvel beyan etti. En düşük dönemi 2008 ile 2015 arasıdır. Bu tarihler bizim için önemli. Çünkü malvarlığını edindiği tarihler aslında Murat Kapki ile ilişkilendirilen suçlardan önce ya da Murat Kapki ile tanışmadan çok çok önce. Öncelikle bu kronolojik bağlantının ortaya konulmasını istiyoruz. Kendisi de az evvel açıkladı. Murat Kapki ile arasındaki ilişki aslında bir dostluğa, arkadaşlığa dayanıyor. Her iki tarafın beyanlarına göre 10-15 yıldır bir tanışıklıkları söz konusu.

Birlikte yapmış oldukları iki iş var. Birincisi Doğa Tabiat yatırımları, diğeri de Beşiktaş Spor Kulübü yatırımları. Bunlar yönünden aslında iddianame düzenlenmiş. Şimdi 220'ye 7 yönünden değerlendirme yapacak olursak aslında öncelikle iddianamede tarif edilen TCK anlamında bir örgüt varlığı olup olmadığını konuşmak istiyorum. Çünkü aslında örgütün varlığı buradaki yargılamanın konusu. Bu sebeple örgüte bilerek yardım etme konusuna geçmeden önce hani örgüt, örgüt üyesi, örgüt yöneticisi, örgüte yardım etme kavramlarının hiçbirinin müvekkil aleyhine oluşmadığını söylemek istiyoruz. Kendisinin bir örgütün varlığı konusunda mahkemece bir karar verilmiş olsa dahi yani iddianame yapısında bir örgütün varlığı kanıtlanmış olsa dahi kendisinin durumu ayrıca değerlendirilmeli. Müvekkilin bu yapının varlığını bilip bilmediği, yapının suç işleme amacını bilip bilmediği, örgüte yardım etme iradesiyle hareket edip etmediği, bu iradenin dış dünyaya yansıyan somut eylemlerinin ne olduğu açıkça ortaya konulmak durumunda. Biz açıkçası iddianameye baktığımızda arkadaşlığın bir örgütsel kast olarak değerlendirildiğini, ekonomik ilişkilerin de bir örgütsel ilişki olarak değerlendirildiğini görüyoruz. Bu husustaki iddiaları kabul etmiyoruz.

282 yönünden değerlendirme yapacak olursak da burada aslında iddianameye baktığımızda öncelikle aklama suçuna konu edildiği ileri sürülen malvarlığı değerinin tespit edilmediğini görüyoruz. Devamında bu malvarlığı değerinin hangi öncül suçtan kaynaklandığının belirlenmediğini görüyoruz. Akabinde bu malvarlığı değerinin müvekkile nasıl geçtiği, müvekkilin hangi bir kazançla ya da hangi yolla bu malvarlığını edindiğinin ortaya konulmadığını görüyoruz. Müvekkilin de söylediği gibi kendisinin Murat Kapki ile arkadaş olduğu, iki işte birlikte ekonomik faaliyet görmeleri, aralarındaki alacak verecek ilişkisi ve tüm bunların yorumlandığı, tüm bunların çarpıtıldığı Berat  tarafından verilmiş beyanlar söz konusu. Şimdi müvekkil hakkındaki iddialardan bir tanesi Murat Kapki'nin kasası olduğu iddiası. Berat Kapki'nin soruşturma aşamasında vermiş olduğu ifadesinde bu dile getiriliyor. Biz kasa kelimesini kabul etmiyoruz. Çünkü kasa kelimesi aslında Berat Kapki'nin kişisel kendi yorumu ve sıfatlandırmasıdır. Biz burada hangi malvarlığı değerinin ne şekilde, nasıl alındığının ortaya konulmasını talep ediyoruz. Tüm bunlarla beraber Berat Çağrı'nın hukuki durumunun da ayrıca ele alınmasını talep ediyoruz. Kendisi dosyada tarafsız bir üçüncü kişi veya tarafsız bir tanık değil. Kendisi ceza sorumluluğundan kurtulmak amacıyla beyanda bulunan bir kişi.

Kendisi soruşturma aşamasında vermiş olduğu ifadede de müvekkil hakkında kasa kastıyla aslında bulunduğunu beyan ediyor. Hemen akabinde de almış olduğu paraları ne yaptığını bilmiyorum ya da kendisine verilen paraların ne şekilde değerlendirildiğini bilmediğini söylüyor. Müvekkilin Murat Kapki'den almış olduğu bir 119 numaralı taşınmaz menkulü söz konusu. Bizim bununla alakalı savunmamız binanın Murat Kapki tarafından ilk edinim tarihinin belirlenmesi. Çünkü müvekkil az evvel beyan ettiği gibi İBB bağlantılı faaliyetlerden yani İBB ile alakalı çalışmalarından çok daha önce elde edilmiş bir taşınmaz. Müvekkil bununla alakalı hem duruşmada hem soruşturma aşamasında, özellikle 26 06 2025 tarihli ifadesinde söz konusu taşınmazı 2400 Amerikan doları bedelle devraldığını, Murat Kapki'den olan alacağının mahsup edildiğini ve kalan 1033 1033000 Amerikan dolarının da banka yoluyla ödendiğini beyan etmiş ve buna ilişkin dekontları da soruşturma aşamasında itibaren dosyaya sunmuştur. Yine müvekkil hakkında Murat Kapki'nin eşi Feyza Kapki ile beraber Murat Kapki'ye ait şirketleri yönettiği iddiası var. Bir şirket yönetimiyle alakalı iddialarda bulunabilmek için buna ilişkin somut bir birkaç emarenin en azından meydana gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Müvekkilin muhasebecilerle görüşmesi, bankalara talimat vermesi, personellere herhangi bir maaş ödemesi gerçekleştirmesi, müşterilerle görüşmesi, tüm bunların dışında en azından birkaç defa şirketin merkezine giriş çıkış yapması gerekir. Bu objektif tespitlerin hiçbiri dosyada yok. O sebeple bu Murat Kapki'nin şirketlerini yönettiği iddiasını da bu bakımdan sonradan kabul etmiyoruz. Yine Berat Çağrı'nın bir taşınmazıyla alakalı bir iddiası var. Müvekkil burada soruşturma aşamasında savcılığa vermiş olduğu ifadede beyan etti. Taşınmazı kendi parasıyla alıyor. Kendisi tüm maliklerin ödemelerini gerçekleştiriyor. Ancak taşınmaz üzerinde bir ruhsatsız yapı var.

İmkansızlıklar nedeniyle ilk malvarlığı Berat Kapki oluyor. Berat Kapki üzerinden devri müvekkile gerçekleştiriliyor. Biz bu Bozburun'daki taşınmazla alakalı tüm banka dekontlarını, maliklere yapılan ödemeleri, tapu harçlarını dosyaya sunduk. Bu hususta da aleyhe olan beyanları kabul etmiyoruz. Son olarak da müvekkil aleyhindeki iddialardan bir tanesi bir avukat önerilmesine ilişkin. İddianamede zaten buna ilişkin husus Berat Çağrı Kapki tarafından dile getiriliyor. Müvekkilin o dönemde tanışmış olduğu ve birlikte çalışmış olduğu boşanma avukatı Selcen Akar'ın kendisine ya dosyaya bir çalışması var birkaç iş tutmak anlamında. Tanıdığın avukat var mı sorusu üzerine Selcen Akar'ın numarasını verdiğini beyan ediyor. Bir avukatı tavsiye etmek, bir avukatın numarasını vermek ya da bir avukata referans olmak hangi örgütsel faaliyet çerçevesinde değerlendirilmiş iddianamede biz bunu da anlamış değiliz. Müvekkilimize herhangi bir şüphelinin ne söylemesi gerektiğine ilişkin talimat verdiğini gösteren bir mesaj, takas ya da en azından Berat Çağrı dışında beyanda bulunan hiç kimse yok. Biz daha fazla uzatmayacağız. Sonuç olarak müvekkilin aleyhindeki hususları kabul etmiyoruz. Kendisi hakkında iddianamede yer alan 220'ye 7 ve 282 suçlarından beraatını talep ediyoruz. Bunlarla beraber kendisi yurt dışı üzerinden Avustralya'da bir projesiyle beraber çalışmakta. Bunun için yurt dışına çıkış yapması en azından belli dönemlerde, belli zamanlardaki giriş çıkış yapması gerekiyor. Biz bu sebeple adli kontrol kararlarının kaldırılmasını talep ediyoruz. Gelecek duruşmalardan bağışlanmasını talep ediyoruz.

AHMET HAMDİ ÇİÇEK SAVUNMASI – 24.09.2026

Sayın Başkan, değerli heyet; öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Benim Assist Medya Hizmetleri Anonim Şirketi diye bir şirketim var ve bu şirketin tek sahibiyim. Şirketimin ana faaliyet konusu canlı yayınlardır. Ben birçok televizyona, ajansa, siyasi partilere canlı yayın hizmeti veriyorum, canlı yayın araçlarımla birlikte. Reklam sektörü de benim ilgi alanımın tamamen dışında bir alan. Ancak bir arkadaşım vasıtasıyla bir inşaat önüne koymaya çalıştığım bir ilanla ilgili burada karşınızdayım. O ilanla ilgili bir ecrimisil bedeli çıktı. Bunu ödersem buraya bir pano asabileceğimi öğrendim ve ecrimisili ödedim, sadece bir pano üzerinden. Ancak sektöre çok uzak olduğum için ne satabildim ne bir başkasına kiraya verebildim. Dolayısıyla bunun üstünden herhangi bir ticari faaliyet sağlayamadım. Kimse de bununla ilgili benden herhangi bir rüşvet, para çekimi vesaire vesaire hiçbir şey talep etmedi. Bu konuda suçsuz olduğumu beyan etmek isterim.

AHMET HAMDİ ÇİÇEK AVUKATI MUHAMMED KÜRŞAD TOSUN SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Heyet, esasa ilişkin ayrıntılı savunmalarımızı yazılı dilekçelerimizle birlikte ilerleyen aşamalarda dosyaya sunacağız. Şu aşamada huzurda beyanda bulunan müvekkilin beyanlarına iştirak eden müvekkil hakkındaki isnadın somut gerçekliğini bizzat dosyanın kendi içerisindeki verilerle özetlemek istiyorum. Binlerce sayfalık iddianameyle müvekkilin adı bir birden fazla çok eylemle birlikte yer almamış, sadece eylem 117'de eylemde geçmektedir. Yine bununla birlikte müvekkilin ismi yoklama esnasında ve beyanda bulunduğu esnada anılmış olup bunun haricinde salonda müvekkil hakkında bir beyanda bulunmayı bırakın, hakkında bir değerlendirme yapılmasını bırakın, adı anılmış bir sanık değildir. Bunun dışında müvekkilimin herhangi bir ihaleye katıldığına, herhangi bir kamu görevlisiyle görüşme yaptığına dair tek bir iddia, tek bir HTS kaydı ve yine bununla birlikte tek bir tanık beyanı dahi bulunmamaktadır. Hatta buna dair iddianamede soyut bir değerlendirme dahi mevcut değil.

Nitekim müvekkilin ihaleye fesat karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırmayla suçlanıyor olsa da kendisi hiçbir zaman bir ihalelerin tarafı olmamış, hiçbir ihaleye teklif veren olarak dahi katılmamıştır. Ortada bir ihale dahi yokken müvekkil hakkında iddianameyle isnat edilen suçun maddi unsurlarının oluşmayacağı zaten malumunuzdur. Burada 117 eyleminde ne anlatılmak isteniyor? Bir reklam panosuna ecrimisil bedeli ödenmesi suretiyle müvekkilim tarafından kullanılmasına ibaret bir iddia mevcut. Sayın Başkan, müvekkil kendisinin de ifade ettiği üzere tek ortağı olduğu  esasen canlı yayın araçları kiralayan, televizyon kanallarına, siyasi partilere ve haber ajansına teknik prodüksiyon hizmeti veren bir şirkettir. Reklamcılık şirketin asıl uğraşı dahi değildir. Kendi ticari faaliyeti içerisinde bir asıl faaliyeti  değildir.

Bu şirket Kadıköy Bağdat Caddesi'nde kentsel dönüşüme giren bir inşaatın yanındaki duvarda bulunan tek bir reklam alanı için ecrimisil bedeli ödemiş. Toplamda bu bedel de 151 bin lira civarındadır zaten. Sizlerin de bildiği üzere ecrimisil bir rüçhan hakkı değil, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na dayanan bir dilekçeyle tek taraflı olarak belirlenip banka kanalıyla ve resmi makbuzla tahsil edilen bir işgaliye tazminatıdır. Üstelik müvekkilim bu alanda başka hiçbir reklam yayınlatmamış, devamında da 2-3 ay sonra da bu ödemeyi bırakarak panodaki işgaliyeye son vermiştir. Ortada hiçbir menfaat teminine dayalı bir anlaşma, sahte grafik tasarım ya da drone sözleşmesiyle örtülen bir ödeme ve bunlarla birlikte kamu görevlisiyle kurulmuş herhangi bir irtibat dahi bulunmamaktadır. Nitekim İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin raporunda aynen ve listede yer alan 15-18 şirket arasında müvekkilin şirketi ödediği tutar itibarıyla de en düşük tutar olup ve bu ilişkiyi en kısa sürede sona erdiren şirkettir.

Dosyaya konu edilen bilirkişi raporu incelendiğinde raporun kapsamının 2019-2020 yılları ve Gayrettepe Mecidiyeköy hattındaki panolara ilişkin olduğu, müvekkilimin kiraladığı yer ve dönem itibarıyla Kadıköy Bağdat Caddesi üzeri ve 2021 yılı aynen 2021 yılına ait işgaliye olması sebebiyle söz konusu rapor tamamen uyumsuzluk içerisindedir. Yine hemen aynı şekilde MASAK raporunda müvekkilin ismi yalnızca şüpheliler listesinde yer almakta olup raporun analiz kısmında müvekkile dair hiçbir tespitten dahi bahsedilmemiştir. Örgüt üyeliği isnadı durumundan durum anlattıklarımızdan farklı olmayıp burada aylardır meslektaşlarımın da belirttiği şekilde Yargıtay tarafından belirlenen kriterleri taşımadığı defalarca izah edildi. Ben de tekrara girmeden yalnızca bir hususu belirtmek isterim. Müvekkilimin kendi iradesini örgütüne bıraktığına dair hiçbir somut delilin olmadığı, hatta örgüt şemasında yerinin dahi tespitinin yapılmayıp yalnızca dosyada bulunan bir sanık olması sebebiyle hakkında TCK 220 isnadının bulunması kabul edilebilir bir durum değildir.

Bu dosyada müvekkil hakkında söylenebilecek tek somut şey kendisinin de daha önce belirttiği üzere kanunda öngörülen bir işgaliye tazminatını kısa süreliğine ve şeffaf bir biçimde ödemiş olmasıdır. Bunun dışında ne bir anlaşma, ne bir menfaat, ne bir TCK'da suç olarak anılacak bir eylem mevcut değildir. Ceza yargılamasında asıl temel ilke sanığın kesin ve şüpheye yer bırakmayan delillerin bulunmasıdır. Müvekkil aleyhine böyle bir delil bulunmadığına mutlak surette şüpheden sanık yararlanır ilkesi başta olmak üzere beraat kararı verilmesi gereklidir.

Son olarak adli kontrole ilişkin de bir husus var. Müvekkil uzun yıllar, uzun bir süredir yurt dışına çıkış yasağı adli kontrolü altındadır. Hakkında adli kontrolün bulunduğu dönemde de hiçbir ihlale mahal vermeksizin bu yükümlülüklerini yerine getirmiş ve devamında da imza adli kontrolü re'sen kaldırılmıştır. Sabit ikametgah ve iş yeri sahibi olan, kaçma şüphesi taşımayan, yargılama sonucunda beraat edeceğine kuvvetle muhtemel olan müvekkilin yıllarca sürebilecek bir yargılama boyunca seyahat özgürlüğünden mahrum bırakılması ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Bu nedenle müvekkil hakkındaki yurt dışı yasağı adli kontrolünün de kaldırılmasını talep ederiz.

MAHİR POLAT SAVUNMASI – 24.09.2026

Sayın Başkanım, öncelikle sizleri, sayın heyeti, Cumhuriyet Başsavcılığını, sayın hazirunu saygıyla selamlıyorum, kolaylıklar diliyorum. İlk önce 117 no'lu eylem, oradan başlamak istiyorum. Aslında bu eylem de eylem 134 de teknik bazı karmaşalar ve yoğunluklarıyla beraber ele alındığında hatalar ve çoklu muhataplar nedeniyle doğru teknik okumayla oluşturulmamış bir tevdi raporu ve bir bilirkişi raporuna dayanıyor. Size bu bakımdan bu iki eylemin ruhunu ve aslında teknik olarak idaredeki karşılığını anlatmak zorunluluğu hissediyorum. Müsaadenizle bu çerçevede bir sunum yapacağım.

Birincisi; 117 no'lu eylemde hukuk müşavirliği dosyasında görebildiğim, bizim müdürlüğü, yani Kentsel Tasarım Müdürlüğünü ilgilendiren tek konu 2019 yılında bir başvuru sahibinin kendi özel mülkiyetinde, yani İBB'nin mülkiyetinde olan bir yere değil, kendi özel mülkiyeti de değil, kendisinin sözleşmeyle aldığı bir yerde yaptığı bir uygulamanın kaldırılmasına uygun, mevzuata uygun olmayan bir inşaat projesinin çevresini açıkça mevzuata uygun olmadığı yönetmelikle tespit edilen bir reklamla kapatılması konusu. Mal sahibi reklamla kapatmış, o dönem çalışan arkadaşlar da demiş ki "Mevzuata aykırı inşa alanlarında reklam alamazsın, bu yönetmeliğin esas şartıdır."

Fakat burada benim için önemli olan konu şudur: Ben bu tarihte görevde değilim, sayın hâkim bey. Benim bu müdürlükteki görevim 28.08.2020 tarihiyle 01.06.2022 tarihleri arasındaki 19 ayla sınırlıdır. Yani 117 no'lu eylem açısından o metin bütünlüğünde, iddianamede geçen bütün metin bütünlüğünde ismimin geçtiği tek dilekçe ekinde geçen yerin dışında bir itham da olmadığı için söylüyorum bunu özellikle. Her ne kadar konusu usul açısından da az önce söylediğim gibi bir çerçevesi olsa da benim savunmam gereken değil, aslında konunun kendi muhataplarının tutanakla savunmalarını da yapmışlardır çerçevesinde gerçekleşmiş bir olaydır ve benim görevimde değildir. Fakat 2020'de verdiği dilekçe sırasında görevde olmam hasebiyle tevdi raporuna bu şekilde geçmiş, olayla fiili de hiçbir ilgim olmayan bir uygulama. Az önce söylediğim gibi bu müdürlüğün kendi yönetmeliği açısından da çok net bir konuyla ilgili.

Sayın Hâkim Bey, aslında Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nün 117. eylemin gerekçesinde, girişinde bahsedilen temel meselelerle bir kısa çerçevesini çizmek gerekir. O da şöyle: Bizim yetkili olduğumuz, benim 19 ay süresi içerisinde yöneticiliğini yaptığım Kentsel Tasarım Müdürlüğü benim o sırada yönettiğim 17 müdürlükten birisidir. Ve bu iddianamenin bu kapsamındaki konu ağırlıklı olarak belediyenin kendi tasarrufunda olan ve geliri olan noktaların ecrimisil usulüyle değil, ihale usulüyle yapılması ve bundan oluşan kamu zararlarıyla ilgili bir iddiadır. Fakat bizim müdürlüğün böyle bir ilgisi yoktur, sayın hâkim bey. Kentsel Tasarım Müdürlüğü İBB'nin gelir getirici herhangi bir alanına ya da reklam düzeyine ilişkin en ufak bir tasarrufu yoktur. Kentsel Tasarım Müdürlüğü aslında çalışmalarının tarif konusudur; yaptığı işler içerisinde bir vatandaş kendi binasının yüzeyine ya da reklam verebileceğini düşündüğü herhangi bir yüzeye reklam verecekse ya da reklam da olmayabilir, birisi bir market açıyordur, bunun cephesini daha büyük bir tabelayla kullanmak istiyordur. İşte bunun kentsel tasarıma uygun olup olmadığını, kentsel tasarım estetiğine uygun olup olmadığını belediyeden izin almak zorundadır. Bu da Belediye Kanunu 7/g maddesinde tanımlanmıştır.

Fakat bu maddenin ruhu şudur, sayın hâkim: Aslında kentin bir yerlerine reklam koyup koymamak değil, kentin estetiğini korumak üzerine bir normdur bu. Yani zaten o yüzden müdürlüğün adı böyledir. Aksi takdirde sadece tanıtım reklam değil, kentteki diğer uygulamaların tamamından da sorumlu olan Kentsel Tasarım Müdürlüğü zaten ana arterler, caddeler ya da meydanlar gibi alanların tasarlanması ya da nasıl tutulmasıyla ilgili bir müdürlüktür bunun çalışmaları. Dediğim gibi tek işi de reklam değildir, aslında meydan ve benzeri yerlerin tasarımını yapar; yani nasıl bir alana kavuşacağımız, nasıl bir kentsel estetik sağlayacağımız ilgilendiren bir yerdir. Ve bu bakımdan da bu müdürlüğün reklam alanlarını ya da tanıtım alanlarını nasıl yöneteceği İstanbul Reklam, İlan ve Tanıtım Yönetmeliği'yle net bir şekilde belirlenmiş bir yönetmeliğe tabidir. Bu çerçeveyi şu yüzden söylüyorum: Burada alınan kararların kendi ruhu ve gerekçeleriyle beraber baktığımızda bunun dışında bir ilkesi olmadığı, ama daha önemlisi ticari hiçbir alanla ilgisi olmayan bir müdürlük olduğu rahatlıkla görülecektir. Yani belediyenin herhangi bir mülküne ilişkin ticari bir tasarrufta olmayacağı gibi, buralara ilişkin bir negatif ya da pozitif tasarrufu da olamaz. Kentsel Tasarım Müdürlüğü apaçık ticari işlemlerin, ticari ihtiyaçların dışında kent estetiğini koruyan ve bunun için çalışan bir alandır.

Sayın Başkanım, ben 25 yıldır tarihî eserleri korumak için çalışan birisiyim. Kamuoyu bizi bu yönümüzle sadece İBB'de değil, 15 yılı aşkın Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi kadim bir kurumdaki yaptığımız çalışmalardan da yakından bilir. Benim aldığım eğitim, meslek ahlakım, hayata bakışım bana önce kentleri korumayı öğretir. Bu ilkelerle çalışırım. Anadolu'da inanç ve kültür dünyası üzerine çalışmış bir insanım, doktora çalışmam da bunun üzerinedir. Yaklaşık 20 yıldır doğru düzgün tatil yapmamış, Anadolu'yu köşe bucak gezmiş, resmi işinin dışında da akademik çalışmalarını bu alanda yürütmüş; akademik çalışmalarını artık hayatın parçası kılmış, Türkiye'nin kültürel, inançsal, insani mirasını korumak ve gelecek nesillere taşımak için çalışmış birisiyim. Benim için İstanbul, bunların ortasında duran bir kenttir, bu duyarlılıkla bakarım ben kente.

Başta tarihî alanlar olmak üzere ki kentte sit bölgeleri böyledir, yani korunması gereken tarihî sit bölgeleri de vardır bu kentin; benim için bu kentin manevi değeri ondan elde edilecek hakikaten, çok özür diliyorum tabiri, bütün mesleklere hürmetim var ama üç kuruşluk reklam gelirinin çok ötesindedir. Benim kente de bakışım bambaşka bir düzeydedir. Ben hem kentsel tasarım hem miras koruma alanlarındaki sorumluluklar üstlenmiş bir bürokratım. Ben bu görevi yaparken tabii ki insanın ömür boyu taşıyacağı bazı şerefli unvanlar, bazı şerefli görevler var, hepimizin olduğu gibi. Rumeli Hisarı'nı, Bukoleon Sarayı'nı, Kara Surlarını, Yerebatan Sarnıcı'nı, daha Casa Botter'i, kentin gerçekten nice değerini, yüzlerce türbe, mezar, hazire buna benzer alanı restore edip, tekrar kente kazandırmış bir bürokrat olarak İstanbul'un en görünür yerlerinde çalıştık. Yani bunların hepsi görünürlük değeri en yüksek olan, prestij değeri en yüksek olan alanlardı. Biz tüm bu restorasyonlar sırasında, çok geniş yüzeyler elde ettik, çok geniş alanlarda, çok tanıtımı merkezi noktalara işlettik. Eğer bizim reklamdan çıkar sağlamak ya da başka türlü bir niyetimiz olsaydı, öncelikli olarak bu alanların bir yerlerinde reklamla ilişkili bir işlem olurdu. Dikkatli bakılırsa bunların hiçbirisinde en ufak bir çalışma olmadığı, kentin değerlerinin bunun çok ötesinde bir alan olduğu hemen görülecek, hissedilecektir.

Ayrıntılı anlatmak istiyorum. Başta söylediğim sözüme sadık kalarak daha da artırarak anlatıyorum. Ama bunlar sadece teknik konular olduğu için değil, işin bir de mantık kısmı var. Şimdi biz, bize başvuruları değerlendiren bir sistematikle çalışıyoruz. Bu sistematiğin dayandığı temel ilke var. Bir fotoğraf, bir görselimiz var, 117/1. Açabilirsek onu. Evet, az önce yine açtınız, bir, en başta açtınız. Evet. Bu bizim yönetmeliğimizin madde 5'in 9. bendi. Reklam konulup konulmayacağı hususunda olumlu ya da olumsuz onay vermek, görüşü budur. Yani bizim müdürlük bu yüzey özelliklerini taşıyan her yere reklam onayı vermek durumunda olan bir müdürlük değildir. Tersine ilkeleriyle bakıp kentte bir yerde reklam yoğunlaşması var mı, kentin kapasitesini ve estetiğini kaldırabileceği bir sınır olduğunu bilerek ve onun da kentin kendi değerinin çok üstünde bir değer olduğunu, sadece manevi değer de değil, maddi değer de çünkü bunu sadece reklam kullanan insanlar kullanmıyor.

Bu bakımdan bu ilkelerle olumlu ya da olumsuz görüş vermek hususunda takdir yetkisiyle oluşmuş bir müdürlüktür. Bununla oluşmuş. Peki bizim süreçlerimiz nasıl ilerler? Yani birisi diyelim dükkanının ya da binasının bir cephesine reklam vermek istiyor. Bir sonraki görselde başvuru yapılır, ön inceleme yapılır. Bu farklı kurumların görüşlerine tabi bir konudur. Karayolları ve benzeri kurumlar uygun görmeyebilir, o zaman işlemeyebilir. Sonra buradaki komisyon vardır, bu sabit bir komisyondur. 7 kişilik bir komisyondur ve bunlar farklı müdürlüklerin personellerinden oluşur. Trafik, zabıta, gelirler müdürlüğü, reklam yönetimi, kentsel tasarım müdürlüklerinden uzmanlar olur bu komisyonda. Ve bu komisyon kararını verir, sonra ilk önce müdür yardımcılığından müdürlüğe, daire başkanlığına ve genel sekreter yardımcılığına gelir.

Bu usulü niye söylüyorum? Bizim görev yaptığımız süre boyunca birincisi oldukça yoğun bir inceleme sürecinden geçen, eksik evrak ya da benzeri süreçlerin olduğu bir süreçtir. Sayın Başkanım, bu sürecin hiçbirisinde komisyon kararlarının uygun görüp de bizim uygun görmediğimiz, teknik olarak farklı kurumların başka görüş verdiği de bizim uygun görüş vermediğimiz tek bir örnek yoktur. Bu müdürlük çok yoğun başvuru alır. 1000'e yakın başvuru alır. Bunların hepsi çok yoğun olduğu için de teknik olarak komisyonlar inceler. Diğer makamlar da aslında bunu gelen rapor üzerinden gerekli onaylara sunar ve ilerletir. Bu süreçleri verirken de kararı hiçbir zaman kişiye göre vermiyoruz. Sayın Başkanım, burada tabii bu ifade sürecinde ben takip ediyorum görebildiğim kadarıyla. Şu salonda reklam alanında ya da bir sonraki anlatacağım süreçte, 134'ü de anlatacağım birazdan, iş yapmış ticari olarak sektörde olan herhangi bir kişinin benimle ne bir tek tek bir görüşmesi olmuştur ne bir tanesi benim ismimi bildiğini söyleyebilir ne de ben hiçbirisine ilişkin tek bir tanışıklığım yoktur. Bu gerçekten kişinin iş yapma biçimiyle ilgilidir.

Kararları kişiye göre vermiyoruz, komisyon alıyor inceliyor, kararları yönetmeliğe dayanarak olarak veriyor. Başvurunun mevzuata ve bulunduğu yere uygunluğuna bakıyor. Aynı kişinin bir başvurusu kabul edilirken başka bir başvurusu reddedilebiliyor. Bir firma X yere başvurmuştur, uygundur. Ya da kişi de olabilir bu, hep firmaları konuşuyoruz ama bu aslında daha çok bu müdürlüğe başvuran daha ekonomik gelirleri daha düşük olan genellikle apartmanlar kendi idari giderlerini, bazen aidat giderlerini giderebilmek için bu yola ortak karar alırlar ve bundan bir gelir elde etmeye çalışırlar. Bu hiç konuşulmadığı için altını çizmek gerekir. Daha dar gelir grupları da buraya başvurur. Yerin koşulları değişebilir, uygun olup olmadığı bakılır. Başvuruya bazen eksik evrak gelir, neyin değişmesi gerektiğiyle ilgili revizyon önerileri yapılır. Burada vatandaş odaklı, kolaylaştırıcı ama mevzuat açısından uygun ve kent açısından da doğru kararlar verilir. Onun dışında hiçbir karar olmamıştır.

Asıl bakılması gereken de bu karardır aslında. Herhangi, hiçbirisinde gerekçesiz bir karar yoktur, hepsinin bir gerekçesi vardır. Yani biz burada dediğimiz gibi kamuya ait herhangi bir reklam yüzeyiyle ilgili en ufak bir yetkimiz yoktur. Burada tabii kurumların, birimlerin görev alanları karıştığı için reklam müdürlüğünün yetkisinde ve uhdesinde olan ve 26. maddeyle iki belediye iştirakinin idaresine verilen meclis kararıyla verilen iki konuyla bu konu çok karışmaktadır, bu müdürlüğün yaptığı çalışma. Dediğim gibi bizim alanımızın bir ticari karşılığı yoktur. Ben bu sorumluluğu ve mesleki bilgimle, inandığım değerlerle yerine getirdim ve verdiğimiz bu kararların arkasındayım. Herhangi bir iddianamede şu karar yanlış ya da şu kararda bir manipülasyon varla karşılaşmadığım için onun açıklamasını yapamıyorum. Dediğim gibi tek benimle ilgili ismimin geçtiği tek durum 2019'da benim görevde olmadığım zamandaki bir konu. O yüzden herhangi bir somut işlemle ilgili cevabım da olamıyor. Yani bir somut işlem de yok benimle ilgili atfedilen.

Bu minvalde aklıma gelecek başka konular da olursa belki birazdan eklerim ama 117 no'lu eyleme ilişkin söyleyeceklerim bunlardan ibaret. Sayın Başkanım, 134 no'lu eylemle ilgili anlatmak isterim. Eylemin kısa bir, siz vakıfısınız görüyorum ama ben yine de kısaca bizim açımızdan çerçevesini anlatmaya çalışayım. 134 no'lu eylemde İSFALT'ın Yol Bakım Müdürlüğünden aldıkları bir kışla mücadele, bu kar koşullarında İstanbul'da karla mücadele sırasında yapılan bir ihalenin, alınmış bir ihalenin konularından bir tanesi olarak ismimiz geçiyor. Eylem 134'te 11 tane ihale var Sayın Başkanım. Bu 11 ihaleden bir tanesi bizimle ilgili. İlk yapılan ikinci alt ihale, yani 660'a 406 no'lu ihale. Öncelikle şunu söylemek gerekir, İSFALT Yönetim Kurulunun Yönetim Kurulu Başkanı görevimden ötürü bu dosyada benimle bir ilişki kurulmaya çalışılmış.

Fakat bir bilirkişi raporu, ben nasıl ifade edeceğimi de çok iyi bilmiyorum ama gerçekten bilirkişi arkadaşımızın daha incelikli ve daha iyi bakması gereken, en azından bazı temel yasal tanımları daha iyi yapması gereken bir durum olsaydı belki bu açıklamaya da gerek kalmazdı ama ben Yönetim Kurulu Başkanı olmama rağmen bu ihalede, 134 no'lu ihalenin birinci, 11'inden bir tanesinde olan görevimden ötürü ihale yetkilisi olarak tanımlanmış durumdayım. Yani temel konu aslında burada şudur, ben ihale yetkilisi değilim. Yani bu mevzuat, yönetmelik, ihalenin bütün dokümanları ortadadır. Zaten bir Yönetim Kurulu Başkanının bir ihale yetkilisi olması birçok açıdan, birazdan anlatacağım, biraz teknik olarak imkansızdır, yani bunun bir çerçevesi de yoktur.

Tabii bu bilirkişi raporunun bütün dokümanları incelemekte çok karmaşık ve çok kompleks, birbirinden fazla ihaleler ve yıllara sari bir ihale grubu bu. Bir ana ihale var, sonra ondan alınmış ve farklı yıllarda yapılmış alt ihaleler var. Bunları incelerken burada genel usulde tanımların ve diğer koşulların, diğer tanımlar açısından da böyle olduğunu gördüm ama ben kendimi ilgilendiren kısımla ilgili söylemeye çalışıyorum. Beni ihale yetkilisi olarak tanımladığı için temel hata burada. Ben sadece burada Yönetim Kurulu Başkanıyım ve Yönetim Kurulu Başkanlığı meselesi de biliyorsunuz devlet memurlarının çalışma esaslarında, özlük haklarıyla ilgili verilmiş bir tasarruftur. Burada gözetim hakkı, gözetim hakkımız vardır ve biz bu süreçte İSFALT'ı yönetirken kendi görev yaptığımız süre içerisinde, bu arada bunun da bir tarih aralığı var, onu da sizle paylaşmak isterim.

Kabaca söylemem gerekirse 1,5 yıllık bir görev sürem var Sayın Başkanım. Buradaki 11 ihalenin diğer kalanları da benim öyle bir görevimin de olmadığı zamanlara denk geliyor. İlk görevimize denk gelen bir süreçte olmuş bir vakadan bahsediyoruz, bir ihaleden bahsediyoruz.  Yani burada anlatacağım temel konu şu: Aslında biz, işi hakkıyla yapacak icrai makam, şirketlerde genel müdürlük ve onun altındaki icrai birimlerdir. Biz kendi dönemimizde bu bakımdan işi hakkıyla yapmak üzere oraya görevlendirilen icra organı olan genel müdürlük ve onun görevlendireceği diğer personele alınan bu ana ihaleden sonra alınan işle beraber yetki devri yaparız. Bu genel usuldür. Zaten bir ihale yapılması için yetki devri yapılır. Yönetim kuruluna genel müdürlük bu ihaleyi yapmak için gelir ve talep eder, bu bir usuldür.

Bir görselimiz var sanırım, birinci sıra, 134'e 1. Sayın Başkanım, özür dilerim; ben başta size bir ekli dosya verecektim, bunu eğer arkadaşlarımız iletebilirse burada... Buradaki görsellerdeki dokümanların ekleri de var. Şimdi bu gönderdiğim birinci dokümanda aslında bunun aslı yönetim kurulları öncelikli olarak Ticaret Kanunu'ndan gelen haklarla yetki devrini aslında bir genel müdür başladığı zaman genel müdüre devrederler. Genel birinci derece temsil yetkisini ilgili genel müdür alır ve sonra -burada esas önemli konu zaten ihale yetkisi ve diğer konuları da açıklamak için çok net bir durumdur- ihaleden aldığı bir ihaleyi, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden daha önce bir ihale alıyor. İhaleden aldığı ihaleyi ardından yönetim kuruluna gelip sözleşmeyi yaptığı ihaleyi alt ihalesini yapmak üzere yetki devri istiyor. Metin bunu gösteriyor, içinde kareye aldığımız kısımda da çok net olarak yetki devrinin yönetim kurulu tarafından verildiği gösteriliyor.

Şimdi Sayın Başkanım, yönetim kurulu 19 kişilik bir heyet. Bu benim tek başıma aldığım bir karar değil. Aynı zamanda zaten teknik olarak bir üst ihale yapılmış burada; yani 2020'ye 495 054 no'lu kış koşullarıyla mücadele ana ihalesi yapılmış. Bunu da bizim İSFALT, yönetim kurulundan da onay almak zorunda değil zaten, ihale yetkisi olduğu için almış ve sonra da bunu işleri yıllara sari olduğu için peyderpey yapmaya başlamış. O ilk yılın içerisinde yapılan işi gerçekleştirebilmek için o da bu tarihte bizden, yönetim kurulundan gerekçesini anlatarak yetki belgesiyle yetki istemiş.

Biliyorsunuz burada ana ihale 17.09'da, sonra ihale onayı, sonra bizim için işe başlama tarihi, kendi yaptığımız 17.11'de bizim İSFALT'la İBB arasında sözleşme imzalanıyor. 300 küsur bir şeyi olan, mali yükümlülüğü olan bir ihale imzalanıyor, ihale sözleşmesi imzalanıyor. Sayın Başkanım, 17.11 tarihinde bir sözleşme imzalanmış ve bu sözleşmenin yükümlülüğü 01.12, yani 13 gün sonra sahada bulunma şartı getiriyor, işe başlama tarihi veriyor ana sözleşmenin yükümlülüğü. Bizim yönetim kurulu olarak bunu inceleme tarihimiz de ayın 1'i, yani 3'ü, pardon. Yani bizim iş yerine başlama, iş yeri başlama taahhüt ettiği tarihin, genel müdürlükte taahhüt ettiği tarihin 2 gün sonrası.

Şimdi burada bazı teknik durumlar var. Benim yetkili olmadığım bir konuya bu kadar ayrıntılı açıklama yapma şeyim yok ama bir taraftan da bunu açıklayabilirsem anlayabileceğinizi, daha iyi anlayabileceğinizi düşünüyorum.  Şirketimiz bu ihaleyi alırken yönetim kurulundan izin almak gibi bir zorunluluğu zaten yok. Bu, işin hayatın zaten normal akışı, şirketin zaten rutin faaliyeti. Kazandığı bir yükümlü bir ihale var ve burada taahhüt altına girmiş bir hüküm. İşte İstanbul'un kar ve buzlanma koşullarında can ve mal güvenliğini de kurtaracak ve bu tür riskleri olan, İstanbul için mali koşulları da olan, İstanbul'un nesiller boyu yani yeni de değil, çağlar boyu süren şiddetli kış koşullarıyla ilgili bir mücadele işi. Genel müdürlüğümüz ve teknik ekiplerimiz bu hayati hizmetin aksamaması adına acil bir takvim planlaması yapıyorlar 17'sinde aldıkları için; 13 gün işe başlama süreleri var. Kamu İhale Kanunu ve KİK mevzuatına uygun yapılabilmesi için biz kendi adımıza yetki devri yapıyoruz 3'ünde.  İhaleyi gerçekleştirmek, yasal bir yöntem içerisinde teknik ve diğer usullere uygun ihaleyi gerçekleştirmek için yönetim kuruluna genel müdürlük tarafından ihale yapılması için 19 imzalı bir yetki devri sunuluyor, gerekçesi de anlatılıyor; zaman koşulları ve olağan bu işin yükümlülükleri. Yönetim kurulumuzda sadece yönetim kurulu başkanı olarak benim değil, bütün üyelerin imzasıyla ortak karar altına alınıyor.

Bizler yönetim kurulu olarak konuyu teknik düzeyde değerlendirecek bir durumda olmayabiliriz, olamayabiliriz ki benim esas uzmanlık alanım da değil. Ama zaten teknik gerekçenin kendisi de çok basit ve anlaşılırdır. Önümüze gelen belgelere, yasalara, kanunun temel kanunlarına mevzuata uygunluk açısından bakarız. Bu baktığımız çerçevede geçmiş yıllarda yapılan işlere bakarız. İncelediğimize göre -bunu davayla beraber daha fazla incelemek durumunda kaldık tabii- her yıl aynı yapılan usulle teknik şartnamesi ve diğer detayların uygulandığı bir pratik... Hatta daha önceki yıllarda 3G uygulamasının yapıldığını gördüğümüz, iş benzer deneyim belgelerinin buna uygun hazırlandığını gördüğümüz bir yöntemle yapıldığını gördük.

Bir diğer görselimiz var, 2 no'lu bir görsel. Şimdi çok basit bir durum var Sayın Başkanım: Biz eğer yani bu ihale usullerinin belirlenmesi ve diğer konuları bize atfettiği için söylüyorum bunu, biz eğer bu konuyu açık ihale yapmak zorunluluğuna götürsek -ki benim tek imzam var, 19'a 18'e 1 biliyorsunuz oy çokluğuyla alınır, yani tek başıma bunu iptal etme yetkim de olamaz, gereği de yok, yani bir gerekçe de bulamıyorum- bu görselde şunu görüyorsunuz: Eğer 03.12.2020 tarihinde biz bu usule onay vermesek, açık ihale yöntemine gitsek doğal sürelerle 12 Mart'a kadar sürenin aksadığı bir dönem yaşıyoruz; yani biz bu süreçte o tarihi buluruz.  Ben döndüm baktım şimdi o tarihte acaba kış koşulları nasıl olmuş diye. Ocak ve şubat aylarında iki şiddetli kapanma ve kış koşullarının olduğu, hatta şubatta okulların da tatil edildiği, olağanüstü valiliğin de bu genelgelerle yürüttüğü bir kış koşulu yaşanmış.

Sayın Başkanım, her ne surette olursa olsun zaten ihale yetkilisi olmadığım için temel argümanın boş olduğu 134 no'lu eylemde bir de öteki taraftan hani konuyu biraz daha ileri götürerek yani ona da ret versem -benim imzam da yetmiyor ama- diyelim bunu bile yapsam gördüğüm kadarıyla zaten ihale süreci sorumluluk alınan işi gerçekleştirmeye yetmiyor. Yani bu usul için arkadaşların 2023 yılında aldıkları KİK genel onayına uygun bir şekilde yaptıkları bir işi biraz daha zorlaştırarak 3G'de yapmamışlar, 21/b'ye götürmüşler, yaptıkları bir işlem var.

Dolayısıyla bütün bunlara baktığımda gördüğüm şudur: Aslında eğer bu hizmet yapılmamış olsa İstanbullular herhalde bu kadar şiddetli bir kış ortamında önce can ve mal güvenlikleri riske atılır. Sonra mali olarak şirketin yükümlülüğüne girdiği 300 küsur milyonluk yükümlülük birden mali olarak yükümlülüğe girerdi. Ve farz edelim bu yıl içerisinde maddi ve can kayıpları olmuş olsa buna engelleyen kişi olarak bir imzayla bunu iptal etme gibi bir şeyin sorumluluğunu nasıl alabilirim? Yani teknik olarak gerekçesi olmayan, teknik olarak bunu görmediğim bir yerde ve benim yetkimin de sınırlı olduğu bir yerde, icrai görevimin olmadığı bir yerde bunu neye dayandıracağımı ben de bilmeden hani bu açıklamayı da ileri götürüp bunu da ekliyorum savunmama.

Bu 134 no'lu eylemin sonunda ihaleye fesat karıştırmak ve kamuya ait gizliliği sağlanması gereken belgelerin... Tutanak, tabii... Kamuya, yani gizli kalması gereken belgelerin sızdırılması gibi ifadesi, tam hatırlayamıyorum şimdi, bulamıyorum, iki isnat var.  Yani 11 ihalenin olduğu bir yerde tek birincisinde dikkatle bakıyorum; buradaki davetlilerin hiçbirisinin iddianamenin genelinde olan diğer isnatlarla ilgisi olmadığı, yedi tane gerçek kişinin başvurduğu ve rekabetli olduğu, hiçbir itirazın olmadığı... Ama sonunda da benim hiçbir HTS, baz ya da benzeri bir şey olmadığı, dediğim gibi buradaki yükümlülüklerin hiçbirisinin, kişilerin hiçbirisiyle özel hukukum, genel hukukum olmadığı, hiçbir HTS, baz ya da benzeri bir suçlamanın olmadığı, zaten bu gizli kalması gereken herhalde yaklaşık maliyet bilgileri olarak kastedilen şeylere ilişkin de en ufak bir isnat olmayan, hakikaten bilirkişinin bir yanlış tanımlamayla ihale yetkilisi tanımıyla tanımladığı, aslında yönetim kurulu başkanı olduğum yerde ihale yetkilisinin yetki devrini de az önce çok net gösterdiğim çerçevede konunun çerçevesini aşağı yukarı böyle özetleyebiliyorum. Tabii anlatılması gereken şeyler vardır ama hem süreye riayet hem de yeterli olduğunu düşündüğüm bir çerçevede açıkladım.

Sayın Hâkim Bey, sayın heyet; konular bundan ibarettir. Herhangi bir suçluluk durumum yoktur. Tabii bunca şerefiyle, onuruyla hayatını ve kariyerini oluşturmuş hem akademik kimliği hem de bambaşka duyarlılıkları olan bir insan olarak bu taraflı suçla rencide olmaktayız. Beraatımı talep ediyorum doğal olarak. Herhangi bir soru ya da benzeri bir açıklama gerektiren bir durum varsa da huzurlarınızdayım.

EKREM İMAMOĞLU, MAHİR POLAT’A SORUYOR – 24.09.2026

Ekrem İmamoğlu: Esasen üst üste geldiği için soru sorma ihtiyacı hissettim. Öncelikle sağlıklı görmekten memnunum. Geçmiş olsun tekrar Mahir Bey.

Mahir Polat: Sağ olun Başkanım.

Ekrem İmamoğlu: Tabii biz özellikle bu kentsel tasarımla ilgili madde veya bununla ilgili birimi ya da yetkilileri dinlerken, bir kısmını da dinleyemedim. 2 tane, 3 tane mahkemem olduğu dönemlerde Gürkan Bey'i dinleyemediğim bölüm olmuştu. O vesileyle de size soru sormayı önemsedim. Nitekim bu alanda ne yazık ki piyasada çok yoğun bir miktarda mahkeme heyetinin hani gördüydüm, duyduydum, basından okudum, medyadan okudum diyerek ifade edilen birtakım beyanlarl,a iddia makamının oluşturduğu, ne yazık ki çok tarihe negatif not düşen isnatlarla karşı karşıyayız ve siz de karşı karşıyasınız. İşin açıkçası sebebi de iş ve işlem yapma becerini ve kurumun bu akışını ifade ettiniz ama burada bence çok önemli bir husus var. Onu açığa çıkartmak lazım. Tabii sizin öz geçmişinize veya birikiminize girecek değilim, bir kısmını aktardınız. Zaten bilen de biliyor.

Ama burada da çok önemli bir husus var. 2019'dan bu yana birlikte görev de yaptık. Daire Başkanı olarak görev yaptınız ve sonrasında Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptınız ve yapıyorsunuz. Beraber olduğumuz bir arkadaşlarımdan birisiniz. Bu meseleyle ilgili sizin bu hayat boyu biriktirdiğiniz özgün yetenekleriniz üzerinden 2019'dan bu yana öncesinde çok iyi bilen, aylarca, yıllarca masada imza atamayan bürokratları İBB'de mesleki yaşamımda da siyasi yaşamımda da birebir şahit olmuş, talimat olmadan ağzını açıp, “gak” bile diyemeyecek bürokratlarla çalışmış birisi olarak bunu söylüyorum. Mahkeme heyetinin bunu iyi duymasını ve görmesini, hissetmesini diliyorum. Siz özgün yetişmiş halinizle, 2019'dan bu yana, bazen hiyerarşik olarak üstünüzde genel sekreter yardımcısı, genel sekreter ve belediye başkanı olmasına rağmen ya da genel sekreter yardımcısı olduğunuzda, sizinle çalışan daire başkanları veya yine üstünüzde genel sekreter ve belediye başkanı olmasına rağmen kendinizi vesayet altında ya da bir baskı altında, yani bir işi yaparken acaba "o ne der, bu ne der" başta ben olmak üzere herhangi bir vesayet sistemi ya da bu iddianamede geçen bir sistem ya da bir suç örgütü gibi hususları yaşadınız mı ya da siz özgün yeteneklerinizle burada yaratıcılığınızla, koruyuculuğunuzla, birikimlerinizle geliştirdiğiniz, masaları genişlettiğiniz bir ortamla mı iş yaptınız?

Çünkü bu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin algılanması için, 2019-2026 İstanbul modelinin hissedilmesi için bir sistem değil, burada bir İstanbul modeli vardır diye iddia eden birisi olarak buna sizin de cevap vermeniz gerektiğini düşünüyorum. Onun için bu soruyu size sormak istedim, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde yaklaşık 7 buçuk yıldır yöneticilik yapan birisi olarak.

Mahir Polat: Başkanım, kesinlikle olmamıştır. Bizim çalışma metodumuzda her zaman bilginin, liyakatin, daha da önemlisi bir alana ilişkin uzmanlığın özel bir yeri ve pozisyonu olmuştur. Bu bakımdan çalışmalarımızı yaparken fikir geliştirmek, alana ilişkin özgün bilgiden faydalanmak ve onun çalışmasını yaparken, ana omurgasını olgunlaştırmadan tartışmaya açmayan bir idarecilik yapmış geçmişim var. Bu bakımdan böyle bir talimatla, bir başka türlü süreç olmamıştır. Fakat kentte çalışıyoruz ve bunun tabii ki doğal sonucu olarak bazı vizyoner projelerin yapılması, başta Başkanlığın ve sonra da diğer birimlerin değerlendirmesine ve iş birliğine tabidir. Benim çalıştığım alanlarda daha çok emek yükünü verdiğim konu malumdur. Ben kültür, miras ve tarihi alanlarda, özellikle bunun Türkiye'nin manevi değerleri üzerinde çalışmış birisiyim. Bu konuları her zaman derinliğine çalışmak ve önemini ilk önce çalışıp önünüze getirmek gibi bir yükümlülüğümüz doğal olarak vardır.

Ben, çalışmam süresince bunu hep aynı şekilde işlettim. Sadece sizinle değil Başkanım, Türkiye'de kamu idaresinde çalışmayan, fakat konusunun uzmanı olan, tarih çalışan, entelektüel olarak mimarlık çalışan, estetik çalışan, partili partisiz hangi partiden olduğunun hiç önemi olmayan, hangi dünya görüşünden olduğunun hiç önemi olmayan,, tabii ki en azından çalıştığın yerin ahlakı, yani alanın ahlakı ve fikriyle, bugünün konularını değil 1000 yıllık bir medeniyetin konularını çalışacak şekilde herkesle görüştüğümüz, herkesin de proje getirdiği, beraber geliştirmeye çalıştığımız bir yönetim anlayışı oldu. Bunun dışında söyleyebileceğim, bahsettiğiniz gibi bir tutum hiçbir zaman yaşamadık. Böyle bir durum yoktur.

Ekrem İmamoğlu: Yani ben, iddia makamının ve mahkeme heyetinin de çok net konuyla bağlantısını kurabilmesi adına, görev yaptığınız sürece "Şu parapete izin verin" veya "Şu reklamlarını indirmeyin" ya da "Şunları kaldırın" diye ben veya herhangi bir başka kişilikten böyle bir talimat ya da böyle bir hüküm, yani bir vesayet altında bir süreç yaşadınız mı?

Mahir Polat: Yok Başkanım. Çok net olarak söyleyeyim, Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nde aldığımız bu tür kararlar, yönetmelik ve komisyon kararları ekseninde ve bizim kente bakışımızın vizyonel çerçevesinde verilmiş kararlardır. Bu konuda hiçbir yöneticiden, hiç başka türlü kimseden en ufak bir görüşme, konu odaklı, hiçbir dosyanın sahibinin, başvuran kişinin kim olduğunu bile bilmediğim bir icra yapmışızdır. Zaten onun dışında bizim ahlak ve temel ilkelerimize yakışmaz. Bugün bile dediğim gibi hiçbirisini tanımadığı insanlar... Söylediğiniz gibi en ufak bir talimat ya da bir tek bir konuya ilişkin tek bir değerlendirme bile olmamıştır.

Ekrem İmamoğlu: Peki, teşekkür ederim.

Mahir Polat: Ben teşekkür ederim.

ARİF GÜRKAN ALPAY SORUYOR

Arif Gürkan Alpay: Geçmiş olsun hem dava için hem sağlığınız için. 117 numaralı eylemde sıralı olarak yargılanıyoruz. Yani bütün yöneticiler baktığı birimlere göre sıralı olarak yargılanıyoruz. Az önce de ifade ettiniz, 2022 altıncı aya kadar siz, sizden önce de başka bir Genel Sekreter Yardımcısı, sizden sonra da ben, sıralı olarak gidiyoruz. Tabii bir bu bilirkişi tevdi raporuna göre bir isnat da olmadığı için hakkınızda, iddia da net olduğu için ya da net değil yani bir şey de çıkmadığı için böyle bir süreç alma da yapılmamış. Yani bütçede de yok bu eylem bazında ve az önce de güzel izah ettiniz; Kentsel Tasarım Müdürlüğü onlarca kent meydanı, prestij caddeleri sizin döneminizde çizilenleri uyguladı, bitti. Bizim dönem, benim çalıştığım dönemde de birçok iş yaptı. Çok da değerli işlerdi bunlar. Bu kadar da büyük müdürlüğü sadece geldik izin konusunda sıkıştırdık. Ben de üzülüyorum yani burada duyunca bunlardan yargılanmayı. Ama ben bunlarla ilgili de siz Kentsel Tasarım'a bakan Genel Sekreter Yardımcısı olarak ecrimisil kesmek bir kanuna tabi ve o kanuna göre de suç değil, kesmemek suç. Ama siz ecrimisil kestiniz mi?

Mahir Polat: Teşekkür ederim. İyi bir hatırlatma. Bizim ecrimisil kesmek ya da ecrimisilin uygulamasıyla ilgili en ufak bir tutanak tutmak ya da gözlemlemek gibi bir görevimiz hem yok hem bugüne kadar bizden önce de böyle bir unsur yok. Müdürlüğün böyle bir görevi yok. Az önce söylediğim aslında biraz ticari olan, gelir getirici hiçbir şeyle ilişkisi olmaması derken bunu kastetmiştim. O daha iyi açıklandı herhalde. Yok, böyle bir şey olamaz. Bizim ecrimisillerle konumuz olamaz.

Arif Gürkan Alpay: Evet. Yani burada zaten hani oraya dönüyor ama o da suç değil ama bizim böyle bir şeyimiz yok. Biz diyorum, çünkü aynı şekilde gidiyoruz. Çok teşekkür ediyorum.

Mahir Polat: Ben de teşekkür ederim, çok sağ olun.

MAHİR POLAT AVUKATI ERKAM ERDEM SAVUNMASI

Sayın Başkan, sayın heyet, sayın savcım; mümkün olduğu kadar kısa tutmaya çalışacağım. İki eylem isnadı var. Eylem 117 ve 134. Eylem 117 bakımından 223/2-a kapsamında fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması ve 2-b de uygun görünüyor. Eylem 134 bakımından da 223/2-b kapsamında beraat talebimiz var. Bunu gerekçelendirmeye gayret edeceğim. 117 bakımından fazla sayıda sanığın olduğu iddianamede, suç isnadının olduğu ve birbirinden bağımsız yetkilere sahip olan kişilerin tek bir potada eritilerek hileli davranışlarla kamunun zararına sebebiyet verdiği şeklinde TCK 158 kapsamı suç isnadında bulunulmuş. Bunların bir kısmı reklamların kaldırılmaması, bir kısmı ilgili yönetmeliğe göre 2 yıl geçerli olan iznin 1 yıl olarak verilmesi veya onayların geciktirilmesi yoluyla izinsiz kullanmaya zorlanmak, bir de ecrimisil meselesi.

Bu iddiaların önemli bir kısmının Mahir Polat'ın görevli olduğu birimle hiçbir ilgisi yok. Kendisi beyan etti, o beyanlara da iştirak ediyoruz. Sadece bu iddiaları detaylı olarak konuşmadan önce şunu söylemek lazım: Özellikle bizi de ilgilendiren kısmı itibarıyla, Kentsel Tasarım Müdürlüğü ile ilgili yapılan açıklamalarda onayın geciktirilmesi, zorluklar çıkarılarak izinsiz kullanmaya zorlamak. Bu isnadı hukukla anlamlandırmak mümkün değil, şöyle ki bir kimsenin hukuka aykırı eylemde bulunmasının sorumluluğunu kamuya mal eden bir anlayış var burada. Örneğin kaçak yapı yapan birisinin denetimi yapıldığı sırada, örneğin altı ay ilerledikten sonra denetimi yapıldı, tespiti yapıldı, altı ay boyunca kaçak yapı yapmaya zorlandığı kabulüyle mi hareket edeceğiz? Hem idare hukuku açısından hem ceza hukuku açısından, dolayısıyla isnadın hukuken kabul edilebilir bir tarafı bu yönüyle yok. Yani başkalarının hukuka aykırı eylemlere zorlanması gibi bir zeminde isnatta bulunulamayacağını düşünüyorum.

Diğer taraftan şu var; iddianame önemli ölçüde Teftiş Raporuna dayanıyor. Teftiş raporda, raporda da bazı tespitler var ama bu tespitler genel geçer tespitler niteliğinde. Malumunuz bir dava açıldığının kabul edilebilmesi için CMK 170'e uygun olarak bir iddianame düzenlenmesi lazım. Bir olay ve anlatımı olması lazım ve o olay ve anlatımının hukuki vasıflandırılmasının CMK 170/4'e göre yapılması lazım. Mahir Polat yönünden, aslında diğer birçok sanık yönünden de 117 bakımından, olay ve anlatımı bulunmuyor. Teftiş Raporuna yukarıda anlatıldığı gibi denilerek bir referans veriliyor ve sonrasında da suçlama, TCK 158 gösteriliyor.

Yani bir sevk maddesinin gösterilmesi, olay ve anlatım olmadan aslında bir dava açıldığını da göstermez. İddianame kabul edildiği için davanın açılmadığı argümanı değersiz kalıyor ama bunu mahkeme iddianame değerlendirme aşamasında tespit edememiş olabilir. Çok fazla sayıda isnat olduğu için, iddianame çok kalabalık olduğu için hem sanık yönünden hem de eylem yönünden. O nedenle anlatılmamış bir olaya ilişkin açılmış dava, kabul edilmiş bir iddianame olduğu için davasız yargılama olmaz ilkesini hatırlatıyorum. Biz savunmayı nereden yapacağımızı bu şekilde temellendirmekte zorlandık çünkü somut bir olay, o olayla bağlantılı olarak müşterek faillik iddiası, o olayla bağlantılı olarak dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğimiz iddiası var ama bunu temellendirecek bir olay söz konusu değil.

Bu nedenle biz tahmine dayalı olarak savunma yapıyoruz. Tahmine dayalı olarak da göreviyle bağlantılı olarak sınırlandırma yapmaya çalışıyoruz. Çünkü genel çerçevenin içindeki fiillerin çok önemli bir kısmı Mahir Bey'le ilgili değil. Mahir Bey'in görevi Genel Sekreter Yardımcılığı ile bağlantılı olarak Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün kendi sorumluluğunda. Özel mülkiyete konu olan alanlarda reklam verilmesi halinde yani iki özel mülk kişisinin arasındaki anlaşmanın sadece kent estetiği açısından uygunluğunun denetiminin yapıldığı, herhangi bir parasal ilişkinin olmadığı, fiili olarak, icrai olarak sahada herhangi bir denetim, buna bağlı olarak ceza yazma veya bu iznin verildiği sırada da izinle bağlantılı olarak herhangi bir tahsilatın yapıldığı bir yer değil. 117'nin dokusuna baktığımızda bundan daha farklı bir anlatım var, suç isnadına baktığımızda. Kategorik olarak bu görev, iddia edilen olguyla ilgili değil.

Diğer taraftan geciktirme iddiası Teftiş Raporunda geçtiği için bu yöne yönelik olarak bir tespit yapmak gerekiyor. Geciktirmeye yönelik iddianamede gösterilen somut bir olay yok. Dolayısıyla biz sadece Sedat Kapıdağ’ın öncesinde, 2019 yılına ilişkin bir anlatım var, orayı referans alarak bir şeyler söyleyebileceğiz. Görevinin kapsamını söyledim ama görev süresine baktığımızda 2021'de başlayan ve yaklaşık üç buçuk yıl süren bir görev süresi var Mahir Polat'ın. Dolayısıyla iddiada, Sedat Kapıdağ’la uzlaşmış bir iddiası yok ama iddiada eğer bizim burada sanık olarak yargılanmamız öngörüldüyse tarihsel olarak uyumsuz görünüyor. Hem görev itibarıyla uyumsuz hem tarihsel olarak uyumsuz. Bu Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün verdiği kararların hiçbiriyle ilgili idare mahkemesi nezdinde açılmış bir dava yok. İptal edilmiş bir karar yok. Kaldı ki o hukuki denetim otomatik olarak ceza sorumluluğunu da gündeme getirmez. Sedat Kapıdağ ile alakalı verilmiş izinler de var bu arada. Yani verilmemiş izinler referansla şikâyet dilekçesinde göstermiş oldukları var ama verilmiş izinler de var.

Teftiş Raporunda geçen iki yıl geçerli olan izin yerine yönetmeliğe göre bir yıl verilmesini de olumsuz bir değerlendirme olarak Teftiş Raporu ele almış ama Kentsel Tasarım Müdürlüğü bugüne kadar her yere bir yıl izin vermiş. Dolayısıyla birine tolerans gösterildiği halde diğerine farklı bir muamele uygulandı gibi bir durum söz konusu değil. Yönetmelikte "iki yıla kadar" diyor, "iki yıl verir" demiyor. Dolayısıyla "iki yıla kadar verilir" demesi idarenin takdir yetkisini gündeme getirir. İdarenin takdir yetkisinin keyfi olarak kullanıldığına dair de bir tespit olmadığı ve iddia da olmadığı için de iki yıllık sürenin tam olarak kullanılmamasının ceza hukuku bakımından, hatta idare hukuku bakımından da bir değeri olmadığını düşünüyoruz.

Diğer hususlarla alakalı, son olarak şuna temas edeyim, 117'yi bitireceğim. Geciktirme iddiasıyla alakalı tek somut tartışma İstanbul Valiliği İdari ve Denetim Müdürlüğünün 2023'e 3 karar nolu ve 03.02.2023 karar tarihli tebliğ konusu var. Müşteki İrfan Bolat'ın 16.06.2020 tarihli ifadesine dayalı olarak değerlendirme yapılmış ve dönemin valisi bakımından soruşturma izni verilmemesi kararı verilmiş. Davaya konu değil ama yani bizim bakabildiğimiz tek şikayet bu. Bununla alakalı da idari açıdan izin verilmemiş. Dolayısıyla biz burada 117 bakımından sınırlı olan alana ilişkin görev kapsamını tarif ettik. İdari iddiaya uyumsuzluk var dedik. Görev kapsamıyla alakalı yapılmış bir şikayet yok dedik. Hiçbir açılmış idari bir yargıda dava yok. Ve her ne kadar bir hususla ilgili de soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir şeklinde çerçeveliyoruz. Bu çerçevede eylem 117 bakımından 223/2-a-a kapsamında beraat talebimiz var.

Eylem 235 bakımından değerlendirme yapmak gerekirse, yine bir vasıflandırma hatası var. Yönetim Kurulu Başkanı ihale yetkilisi olarak gösterilmiş ve bu çerçevede bir suç isnadında bulunulmuş. Yani faillik sıfatı bakımından hukuki sorumluluk olarak fail sıfatı verilebilir mi temsil ettiği şeye, bu yönüyle bakmak lazım. Neden biz Yönetim Kurulu Başkanını ihale yetkilisi gösterildiği için sorumluluk yüklenmiştir kabulünde bulunuyoruz, yani bu kabulümüz doğru mu? Bunu da test etmek adına şu argümanı ileri sürmek istiyorum: Yönetim Kurulu bu devri 19 kişilik bir heyetle yapmış. 19 kişilik heyetten hakkında dava açılan tek kişi Mahir Polat. Dolayısıyla Sayın Savcı, Yönetim Kurulunda bulunan diğer kişilerin ihaleyle ilgili herhangi bir sorumluluğu olmadığını değerlendirmiş ki ihale yetkilisi olarak göstererek zaten iddianamede ihale yetkilisi Mahir Polat yazıyor, dava açılmış. Dolayısıyla vasıflandırma hatası var. Bu vasıflandırma hatasına dayalı olarak yapılmış bir isnat var. İhale yetkilisinin kim olacağına ilişkin verilmiş Yönetim Kurulu kararları az önce görsel olarak gösterildi. Sayın Başkan görebiliyor musunuz görselleri bilmiyorum.

Hakim: Yani bizim ekrana yansıyor.

Erkem Erdem: Dolayısıyla Yönetim Kurulunda bulunan diğerleri yönünden açılmış dava olduğu için ve sadece ihale yetkilisi sıfatıyla bu husus tespit edildiği için biz fail sıfatını alamayacak kişi olarak bu eylem yönünden sorumluluğun olmadığını ifade etmek isteriz. İhale yetkilisinin kim olduğu konusu 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda açıkça belirtilmiş. İcrai yüküm fiilleri, deneyimiyorum, icrai yüküm fiilleri yerine getirecek, ihale süreçlerini yürütecek kişi mahiyetinde. İsnatların önemli bir kısmında idari faaliyeti yürütecek kişiler yönünden iddia edilmiş; bunların gerçekliği veya ispat edilebilirliği ayrı bir tartışma.  Biz bu hususa ilişkin bir mütalaa da aldık, dosyaya sunduk. Dosyada Fethi Biçer tarafından 07.07.2026 tarihinde hazırlanmış. Emekli Sayıştay Başdenetçisi, Bağımsız Denetçi, Ankara Bölge Kurulu bilirkişi listesinde olan bir kişi.

Sonuç olarak 4 argümanla bu suçtan sorumlu tutulamayacağı belirtilmiş:

1.         İhale yetkilisi değildir, faillik vaat yoktur demiş. Sonuç kısmından özetle söylüyorum.

2.         İhalede rekabet ortamının sağlandığını, ihale yetkisi ihale yetkilisi olmadığını söylüyoruz ama ihale yetkisine dair tespitler de yapılmış. Rekabet ortamının sağlandığı Danıştay ve Sayıştay kararlarıyla ortaya konmuş.

3.         İhaleye fesat karıştırma suçunun unsurlarının oluşmadığını genel olarak değerlendirmiş.

4.         Benzer iş düzenlemesi özellikle sorumlu olarak görülmüş ve gösterilmiş iddianamede, bununla alakalı bir sorun gözükmüyor.

Hile olarak kabul edilemeyeceği, ekonomik, mali, mesleki ve teknik açıdan yeterli olup olmadığı isteklilerin hile olarak değerlendirilemeyeceği Yargıtay kararlarıyla gösterilmiş. Dolayısıyla biz yetkili değiliz diyoruz ama ihale bakımından da hukuken sorumlu bir hususun olmadığı da anlaşılıyor. Hususu da ifade etmek isterim. Biz soruşturma aşamasında 117 bakımından bize herhangi bir soru yöneltilmedi. Eğer yöneltilmiş olsaydı buna cevap verip belki de huzurda gereksiz yere bulunup herkesin vaktini almamış olurduk. Yine bu 235 bakımından da soruşturma aşamasında bize bir ihale soruldu. Bu ihaleyle ilgili dava açılmadı, bize sorulmayan ihaleyle ilgili dava açıldı. Dolayısıyla biz burada son ihale bakımından idari takipsizlik kararının verilmesi gerekirken soruşturma bütünüyle buraya taşınmış oldu. Burası bakımından bir dava açıldı, buradaki mantığı da kavrayamadık doğrusu. Yine yapılmış bir hatada o ihale bakımından da ihale yetkilisi değildi, onu ifade etmek isterim.

Belki de orada yaptığımız savunma hakkımızda dava açılmasını engelledi ama bu ihaleyle alakalı soru sorulmadığı için yine yanlış vasıflandırma çerçevesinde huzurda bulunuyoruz. Sıfata ilişkin bir de 21b konusu var. Bu 21b konusuyla alakalı süreci özetini görsel olarak aktardı, iletti. 17.11.2020 tarihinde İBB ile yapılmış bir sözleşme var. 1 Aralık itibarıyla bunun başlaması gerekiyor. Bunun için yapılabilecek en hızlı yöntemle, usule uygun olarak 21b kapsamında ihale gerçekleştirilmiş. Bu gerçekleştirilmeseydi o kış İstanbulluların kış şartlarıyla mücadele bakımından alacağı kamu hizmeti aksamış olacaktı. Eğer orada bir ölüm, yaralanma İBB'nin sorumluluk alanında olan bir alana ilişkin, yani yollara, yolların buzlanması, tuzlanması, temizlenmesiyle alakalı bir eksiklik olsaydı, belki burada da bu 21b ihalesini yapmayanların taksir sorumluluğunu tartışan bir yargılamayla muhatap olunacaktı.

Dolayısıyla 21b'nin gerekliliği İstanbulluların can ve mal güvenliğinin sağlanması bakımından bir zorunluluk olarak görünüyor. Şu hususu da ifade etmek isterim. Tamamlıyorum son olarak. Bu şartname, ihale şartnamesi 9 yıldır, 2020'den geriye doğru 9 yıldır uygulanan bir şartname. Hatta rekabet şartlarını geliştirecek birkaç ekleme dahi yapılmış. Yani sadece 2019 sonrası yönetime gelmiş kişilerin, huzurda bulunan kişilerin, yargılanan kişilerin görev süresinde değil, öncesinde de bu teknik şartname birebir uygulanıp bu ihaleler gerçekleştirilmiş. Bunu da ihalenin usule uygun olduğunu ifade etmek bakımından, ihalede herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını ifade etmek bakımından zikretmek istedim. Bu çerçevede CMK'nin 223/2-a-a kapsamında, 2-b de uygun olabilir burada, biz beraatini talep ediyoruz. Saygılar sunarım.

MAHİR POLAT AVUKATI MEHMET ADNAN GÖKHAN SAVUNMASI

Efendim hem müvekkil hem de diğer meslektaşımız eylem 117 ve 134 açısından ceza hukuku kapsamında detaylı bir savunma yaptıkları için çok oraya girmeyip dikkati özellikle Türk Ticaret Kanunu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndaki eylem 134 açısından... Çünkü 117 açısından zaten müvekkilin bir faillik durumunun olmayacağını hem müvekkil hem de kıymetli meslektaşım dile getirdi.

134 üzerinde Yönetim Kurulu Başkanının sorumluluğunu düzenleyen Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili fıkrasını sadece okumak istiyorum: "Hiçbir kişi kendi kontrolü dışında kalan kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz. Bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümlülüğü geçerli gösterilerek kaldırılamaz." Buradan efendim atıf yaptığı özen yükümlülüğüne ilişkin madde 369. maddeyi de hızlıca okumak isterim: "Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar." Şimdi efendim buradan özen yükümlülüğünden ne anlaşılması gerektiği, özellikle 369. maddenin gerekçesinde kanunun yapılış sürecinde çok tartışılmış bir husus olan basiretli tacir ifadesinin şirket yönetim kurulu üyeleri tarafından değerlendirilemeyeceğini, Yargıtay'ın da bununla ilgili çok kararları var. Kararın gerekçesinde de zaten kanunun gerekçesinde de bundan bahsediyor. Ve diyor ki şirket yönetim kurulu üyeleri açısından basiretli tacir ifadesinin kullanılması bunlara daha fazla sorumluluk yüklemektir. Biz şirket yönetim kurulu üyelerine tedbirli yönetici kavramını kullanalım. Çünkü bu kişiler yetki devrine usulüne uygun olarak yaptıkları an itibarıyla ağır aksak yaptıkları işlemlerden fiilen sorumlu tutulamazlar.

Burada nesnellik ile bir tartışma akıllara gelebilir. Bu özen yükümlülüğünün yerine getirilmesi aşamasındaki hangi kriterlerin baz alınacağına ilişkin. Orada da şöyle söylüyor: "İşletmelerini yaparken özenle hareket ettikleri karine olarak kabul edilmiştir, aksinin ispatı ise iddia makamınca dile getirilmelidir." diyor. Dolayısıyla Yargıtay kararlarındaki basiretli iş adamı ölçüsünün sert, hatta aşırı denebilecek beklentilerle tanımlanması sebebiyle yönetim kurulu üyelerine basiretli tacir ifadesinin kullanılmasının adaletsiz olacağı kanunun gerekçesinde yazıyor. Dolayısıyla şirket yönetim kurulu üyelerinin işlerini profesyonel bir yönetici olarak yerine getirdiklerini, bu icrai kararlarda sadece işine uygun olan, liyakatli kişiyi seçmekle mükellef olduklarına yönelik bir gerekçe vardır. Bu da 369. maddenin gerekçesinde uzunca yazdığı için daha fazla aktarmamak için söylemiyorum.

Dolayısıyla şirket Yönetim Kurulu Başkanı olarak yargılanan müvekkil Mehmet Polat'ın ve birçok burada yargılanan kişi var aynı konuda, değerlendirilirken kendilerinin savcılık makamının da bize soruşturma aşamasında sorması üzerine söyledik bunu, basiretli bir tacir gibi değil, daha dar kapsamlı olan tedbirli yönetici ve kanunun lafzında da açıkça zikredildiği üzere hiçbir sorumluluktan ve diğer işlemlerden sorumlu tutulamayacağı gerekçesinin de neden olduğunu dikkate alınmasını, özellikle de Ticaret Kanunu kapsamında değerlendirilmesini isteriz. Çünkü takdir edersiniz ki tazminat hukuku disiplin olarak sorumluluk itibarıyla hani ceza hukukundan daha geniş bir kapsam bizlere sunuyor. Birinde özgürlük, hürriyetten bahsedilirken diğerinde mülkiyetin de dahil olduğu bir sorumluluk dikkate alınıyor. Dolayısıyla daha da geniş değerlendirilmiş bir disiplinde sorumluluk atfedilmemişken, bizim bu hususta ceza kanunu kapsamında değerlendirilerek huzurda bulunmamızı maalesef kabul edemiyoruz. Ben de müvekkilimin beraatini talep ederim efendim.

TOLGA VOLKAN ASLAN SAVUNMASI – 24.09.2026

Sayın Başkanım, Sayın Savcım, Sayın Heyet; 1978 yılında İstanbul'da doğdum. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’ndan mezun oldum. Yüksek lisansımı da Türk müziği üzerine yaptım. Etnomüzikoloji, müzikoloji çalıştım yıllarca. Bu alanda 3 kitap yazdım. Müzisyen olarak farklı enstrümanlarda uzmanlaştım, birçok çalışmada yer aldım kendi adıma. Bir albüm yaptım. 2010'da belediyecilikle tanıştıktan sonra 2014 itibarıyla yerel yönetimlerde kültür politikaları çalışmaya başladım. O alanda akademisyen olarak halen dersler vermekteyim.

Sayın Başkanım, 2001-2010 yılları arasında uzun süre alanında eğitimci olarak görev yaptım. Binlerce öğrenci yetiştirdim. 2009 yılı yaz aylarında Ataşehir Belediyesine "Sanat Eğitimini Mahallenize Getiriyoruz" projesini anlattım. Beğenildi, kabul gördü ve belediyede benim için orada başladı. Önce belediyenin sanat eğitimleri koordinatörü, sonra genel sanat koordinatörü, sonra da 2013'te kültür müdürü oldum. 2013'ten 2023'e kadar 10 yıl müdürlük yaptım. Bugüne kadar Sayın Başkanım, hep bir yöneticilik yaptım. Ya müdürlük ya da daire başkanlığı. Ama hep harcama yetkilisiydim. Yüzlerce ihale dosyası yaptım. Konserler, festivaller... Onlarca yeni mekanın açılışında bulundum, koordine etmeye çalıştım. Kültür tesislerinin yapımlarında yer aldım. Hakkımda tek bir tenkit veya bir soruşturma yoktur Sayın Başkanım. Ben, sadece işini doğru yapmaya çalışan bir kültür insanı ve bir devlet memuruyum. 13 yıllık yöneticiyim, iki çocuğum var. Eşimle beraber 30 yıllık çalışma hayatımızda edindiğimiz bir evimiz ve bir arabamız var. Haksız hiçbir işimiz olmadı şimdiye kadar. Her şeyim incelendi. Hakkımda ne geçmişte ne bugün ortaya atılmış tek bir iddia bile bulunmamaktadır. İddianamede de benimle ilgili bu ve benzeri hiçbir suçlamada bulunulmamaktadır.

Sayın Başkanım, 2023'te İBB'ye geldim. Sanırım Ataşehir'deki hareketlilik ve kültür-sanat dünyasından biri olmamdan dolayı böyle bir öneri geldi ve ben gerçekten de çok mutlu olarak geldim Büyükşehir Belediyesine. 2023 yılı Mart ayında Büyükşehir Belediyesinde çalışmaya başladım Kültür Daire Başkanı olarak. Çok sevdiğim mesleğimde daha fazla adım atmak, daha çok insanın hayatına dokunmak ve kültür-sanat hayatının yerel belediyeler eliyle gelişeceğine inanan biri olarak burada görev yapmaktan, bu görevin önerilmesinden büyük onur duydum. Görev yaptığım 2026'ya kadar söylüyorum, şu anda da görevdeyim ama en azından küçük bir not vermek isterim: O günden bugüne İBB'de arkadaşlarımızla 31 yeni kültür-sanat kurumu açılmış, 20 binden fazla etkinlik yapılıp 16 milyon kişiye ulaşılmış, 12 bin çocuk sanat eğitimlerinden faydalanmış, 28 uluslararası festival yapılmış. İBB tarihinde kültür ve sanat yönetiminde en yüksek erişime bu dönemde ulaşılmıştır Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, ben Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanıyım. 6 müdürlükle ilgileniyorum: 110 yıllık Şehir Tiyatroları Müdürlüğü, Orkestralar Müdürlüğü, Turizm Müdürlüğü, Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü, Sivil Toplum Kuruluşları Müdürlüğü, Dini Kurumlarla İlişkiler Müdürlüğü olmak üzere 6 müdürlükten sorumluyum. Hepsi sahada aktif müdürlüklerdir. Biz daire olarak 2.000 personelimiz ve 81 kültür mekanını gece gündüz, hafta sonu çalıştırmakla mükellefiz. Göreve geldiğim zaman İBB'nin benden önceki daire başkanlarının bıraktığı ihale dosyalarını inceledim. İncelemek zorundaydım da. Nasıl yapılmış, kurumun kültürünü öğrenmek için. Ataşehir Belediyesi bir ilçe belediyesiydi ve küçük çaplı etkinlikler yapıyorduk. Bir mahallede bir iş yapılacak, o işle ilgili satın alma süreci ayrı bir ihale süreci olabiliyordu. Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi; Türkiye Cumhuriyeti'nin Kültür ve Turizm Bakanlığı da dahil ülkenin sayı olarak en fazla kültürel etkinlik yapan kurumudur. Bu da 2010 Kültür Başkenti İstanbul vizyonu sonrası gitgide büyüyen bir olgudur ve Türkiye'nin kültür ve sanat üretiminin başkenti olan İstanbul için bir zorunluluktur.

Sayın Başkanım, bu davaya konu olan dosyanın bütünü, kurumun yıllarca biriktirdiği kurumsal bir hafızanın, kurumsal bir fayda-maliyet analizinin sonucudur. 2014'ten bu yana değişen belediye başkanları, değişen daire başkanları, çalışan yüzlerce memur ve görevlinin ortak birikimi ve aklı ile oluşmuş bir ihale yöntemidir. Dolayısıyla bizim savunmamız, bugüne kadar bu yöntemle İBB'de görev yapmış, bu alana emek vermiş herkesin savunmasıdır. Sayın Başkanım, bu ihale bir teknik zorunluluk gereği; yani benim düşüncem değil, benim icat ettiğim bir yöntem değil. Yılların Büyükşehir Belediyesinin kurumsal hafızası... Kamu İhale Kurumunun onayı —bunu çok önemsiyorum Sayın Başkanım— yıllar içinde Kamu İhale Kurumunun bu ihale lehine kararları mevcut, o yönteme ilişkin. Biz çok uzatmamak için mütalaa raporunda da size sunduk Sayın Başkanım bunları. Burada teknik detaylara çok fazla girmeyeceğim Danıştay ve Sayıştay kararlarıyla ilgili. Her ihalenin biz bir kısaca "Muhtelif Kültürel Organizasyonlar, Bunların Tanıtım Duyuru Çalışması".

Ben size bir görsel sundum. Görsel bir de 2014'ten 2025'e kadar Kültürel Etkinlikler Müdürlüğünün çıktığı dosyanın bir süreklilik arz ettiğini göreceksiniz. İsimde küçük değişiklikler dışında ihale yapılma yöntemi ve biçimi hiç değişmemiştir. Ama bir şey değişmiştir, onu da görselde anlatmaya çalıştım. Sayın Başkanım, biz kurumsal hafızayı sürdürürken bir taraftan da bütçeyi daha aktif yönetmeyi de planlamaya gayret ettik. Verdiğim tabloda, kıyas için söylemiyorum ama İstanbul Büyükşehir Belediyesini kıyaslayacak başka bir büyüklük olmadığı için kültürel anlamda, o yüzden geçmişe atıf yapmak zorunda olduğum için bunu söylüyorum, dolar bazlı bir analiz yaptık etkinlik sayılarını baz alarak. 5 eylemde geçen Kültürel Etkinlikler Müdürlüğünün ihalesinin yıllar içindeki seyrine baktık. İBB bütçesinde dosyanın yükü %1,5'lardan %1'in altına düşerken etkinlikler 3 katına çıkmış, bütçe ise neredeyse yarı yarıya düşmüştür. Bunu en net 2018-2024 kıyaslamasında görebilirsiniz. 2018'de 78 milyon dolarlarda 2.800 eşliğinde etkinlik görünürken, 2024'te 56 milyon dolarlarda 7.381 etkinlik görmüşüz. Bunu da dikkatinize sunmak isterim.

Sayın Başkanım, benim görev yaptığım süre içerisinde 2026'ya kadar 2023'ten 2026'ya kadar bu daireye bağlı müdürlüklerde 38 açık ihale olmuştur. Ve sadece bu eylemlerde geçtiği kadarı, yani 7 adedi Kültür A.Ş. uhtesinde kalmıştır. Kültürel etkinliklerden 5, turizmden 2 ihale alınmış. Kalan 31 ihale ise başkaca firmaların uhtesinde kalmıştır. Hatta 2025 turizm ihalesine iştirak şirketi girmiş ve alamamıştır. 2026'da hem turizm hem orkestra ihalesine girmiş, yine alamamıştır. Burada yeterince şeffaf bir süreç işletilmese bunun olabilmesi mümkün müdür Sayın Başkanım? Her türlü açıklık ve şeffaflıkla çıkılmış bir ihaleye firmaların katılmayı tercih etmemesi idarenin suçu olabilir mi?

Sayın Başkanım, bizim bu dosyada konu olan işlerimizin adları —biraz uzun, lütfen kusuruma bakmayın, isimleri uzun dosyaların— "Muhtelif Kültürel ve Sanatsal Etkinlikler, Muhtelif Kültür Sanat Organizasyonları, Bu Etkinlik ve Organizasyonların Tanıtım ve Duyuru Hizmetleri ile Muhtelif Baskı Materyallerinin Temini Hizmet Alımı İşi" dosyası. Bunda 5 eylemim var Başkanım. Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü tarafından çıkılan; kültür merkezleri, kültürel alanlar, kamusal alanlar yani kısaca İstanbul'da gerçekleşecek konser, tiyatro, çocuk tiyatrosu, sinema, sergi, söyleşi, panel, sempozyum, yayın gibi birçok özel gün ve anma gibi yapılması gereken her türlü gereksinimleri tek dosyada toplayan bir dosya. 2 eyleme konu olan, 102 ve 103'te geçen turizm dosyası ise; "Muhtelif Turizm Tanıtım Etkinlikleri ve Muhtelif Turizm Organizasyonları, Bu Etkinlik ve Organizasyonların Yine Tanıtım, Duyuru ve Muhtelif Baskı Materyalleri". İstanbul'un tanıtımı için gerekli olan tüm etkinlik, organizasyon ve tanıtıcı faaliyetlerin toplandığı dosya.

Sayın Başkanım, 7 eylem için suçlamalar aynı olduğundan dolayı tüm eylemler için tek bir çerçevede savunma yapmak istiyorum müsaadenizle. Her şeyden önce kendimi tekrar tanıtmak istiyorum. Çünkü burada dinlediğim sürece de karışıklığa yol açacağını düşünüyorum. Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanıyım. Kültür A.Ş. ise İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir iştiraki. Kültür A.Ş. ile Kültür Daire Başkanlığı arasında hiçbir illiyet bağı bulunmamaktadır. Biz bürokratız ve devlet görevlisiyiz. Kültür A.Ş. ise 1989'da kurulmuş bir özel belediye iştiraki. Bunu belirtmek zorundayım. Çünkü biz bu ihaleyi yaparken şöyle deniliyor: "Tek bir şirket giriyordu" diye. Buna biz karar veremeyiz. Türkiye'de bu ihaleye girip alabilecek onlarca büyük organizasyon ve yapım şirketi bulunmaktadır. Sadece bu da değil Sayın Başkanım, ortaklık yaparak da bu ihalelere girilebilir.

Özellikle 6102 sayılı 2012'de yapılan değişiklikle, mali ve teknik kriterleri yeterli olan, faaliyet alanı ne olursa olsun herkes ihaleye katılabilir diyor. Bizden önce iş yeterlilik oranı yüzde 38 ile yüzde 45 arasında değişmiş. Benim görev yaptığım dönemde ise bu, yüzde 35 ve 40'larda kalmış. Yani biz iş yeterlilik oranı ile ekstra bir oran belirlememişiz. Tam tersi düşürmüşüz. Ekstra bir şart, ekstra bir yeterlilik de belirlememişiz. Herkese açık olarak bir ihaleyi ortaya çıkarmışız. Kamu İhale Kurumunun tüm şartlarını yerine getirmişiz. Benim bu ihaleyi yapmış olmamla bahsi geçen eylem arasında bir bağ bulunmamakta. Hukukta cezaların şahsi olması ilkesiyle de bağdaşmamakta. Bu ihaleyi bu şekilde bizim yapmamız, o zaman şöyle olacak; 2014'ten bu yana bu ihalenin bu şekilde hazırlanmış olması başlı başına bir suç kabul edilecek. Ben kurum kültürüne, kurum geleneğine ve Kamu İhale Kanunu’na aykırı hiçbir iş ve işlem yapmadım.

İki maddede toplanıyor bize yönelik suçlamalar. Bunlardan bir tanesi kısmi teklif. Sayın heyet, öncelikle kısmi teklife kapalı olması gerekli, gerekçeli ve mevzuata uygundur. Sayın Başkanım, kısmi ihalelere ilişkin Kamu İhale Kurumunun bu konularda geçerlilik kazanmış yaklaşımını ifade etmek istiyorum. Bir ihalenin kısmi teklife açılıp açılmaması idarenin tasarrufunda olup, geçmiş yıllarda yapılan ihalelere, yapılan itiraz ve şikayetlere istinaden Kamu İhale Kurumu tarafından bu başvurular idarenin lehine reddedilmiştir. Eğer bu konuda suç teşkil eden bir tane bile unsur bulunmamaktadır, bulunsa zaten Kamu İhale Kurumu suç duyurusunda bulunabilirdi. Bir idarecinin de bu durumda kurum kararlarına güven duyarak ihaleye çıkması çok normaldir. Bir memurun, Kamu İhale Kurum kararları dışında başka neyi kontrol edeceğini sormak istiyorum.

Bir konu ise işin niteliği. Söz konusu ihalelerin kısmi teklife kapalı tutulması tamamen işin niteliğinden kaynaklanmaktadır. Etkinlik organizasyonu, tanıtım, duyuru ve materyal temini süreçlerinin birbirine bağlı, koordineli ve eşzamanlı yürütülmesi gerekmektedir. Bu durum, işin farklı yüklenicilere bölünmesi halinde ciddi koordinasyon kayıplarına, gecikmelere ve kamu hizmetinin aksamasına neden olacağından, idare tarafından tek bir yüklenici ile yürütülmesi uygun görülmüştür. Bu durum mevzuata aykırı olmadığı gibi, 4734 sayılı Kanunun verimlilik ve etkinlik ilkeleriyle tamamen uyumludur.

Yine bir mütalaa sunduk; 2021, 2017 ve 2010 yılında Sayın Başkanım, bu tarz ihalelere yönelik Kamu İhale Kurumunun kararları da dosyamızda mevcut olacaktır. Yine burayı kısaca geçiyorum. İhale alanında uzman olan bir kurumun, ihalelerin kısmi alıma açık yapılmamasına yönelik iddialar karşısında aldığı kararlar göstermektedir ki, bu iddiaların konusu suç teşkil etmemektedir ve idarenin takdir yetkisinin olduğu bir halde ihale mevzuatına aykırılıktan bahsedilmeyecektir. Bununla birlikte, iddianamede yer verilen ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan bütün ihaleler EKAP sistemi üzerinden hazırlanmaktadır. Tüm ihalelerimiz Kanunun 19. maddesi gereği açık ihaledir. 28 gün boyunca kamunun denetimine ve incelemesine açık olacak şekilde EKAP sistemi üzerinden askıda durmaktadır. Burada bir husus daha var. Sayın Başkanım, bu ihalenin bölünmesinin sahada da bir karşılığı yok. Bu işin Kamu İhale Kurulu kararları dışındaki saha tarafında ise, burası gerçekten de İstanbul ve kıyas edilebilecek bir büyüklük değil. Bu emsali olmayan bir kent. Şu an savunma yaparken bile eminim telefonum sürekli çalıyordur Sayın Başkanım. Şu an beş ayrı noktada farklı farklı etkinlikler vardır.

16 milyon insanın yaşadığı bir kentte, Silivri'den Şile'ye kadar kocaman bir coğrafyada iş yapan bir daire başkanlığı yoğunluk dosyası bu. Tüm sezonu, tüm etkinlik takvimini ve eşzamanlı yürüyen diğer projeleri düşündüğünüzde, işin ölçeği ve koordinasyon ihtiyacı çok daha net ortaya çıkıyor. Kaldı ki İstanbul'da bu ihalenin yapıldığı müdürlük, aynı anda onlarca etkinlik gerçekleştiriyor. Geniş bir alanda birçok mekânda gerçekleşen onlarca türde etkinlik. Bu etkinliklerin gerçekleşmesini sağlayarak araçlardan birinin ayrı bir şekilde ihale edilmesi, bir iş için birçok firmanın koordine olmasını gerektirecektir. Bu da her firma ile ayrı iş planı ve yürütme anlamına gelir. Bu yöntem, işin gerçekleşmesine yönelik riskleri ve maliyeti arttırırken işin kalitesini de azaltacaktır. Bu dosyada yılda ortalama 8000 etkinlik gerçekleşiyor ve eşzamanlı gerçekleşiyor Sayın Başkanım. Bu yüklenicilerin koordinasyonunu nasıl sağlayacak, bir bölümü aksadığında kalanını nasıl yapacağız?

Size görsellerle sunmaya çalıştım; 19-20-21 Eylül 2024 tarihinde İBB Kültür, bu dosya kapsamında 29 ayrı mekânda 3 günde 147 etkinlik gerçekleştirmiş. Bu sayısal eşik, bu mahiyeti çok net göstermektedir. Bu iş bütünlük, yetkinlik, beceri ve mali yeterlilik ile yönetilebilir. Bu özellikleri arıyor olmak işin standardı gereğidir. Yine görsel 4'te de coğrafi olarak o etkinlik sürecinin nasıl yayıldığını göstermeye çalıştım Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, diyelim ki ihaleyi böldük. Elbette ki ben de göreve geldim, geçmişe baktım, günümüze baktım. İhaleye baktım, kamu kurum kararlarına baktım. 10 yıldır devam eden bir yöntem var. Varsayalım ki bunların hepsini bir kenara attım ve ihaleyi böldüm. İhalelerden herhangi birine itiraz geldi. İşlerin başlangıç süresi otomatik olarak değişecek, hepsi etkilenecek. Diyelim iptal oldu, yeniden ihaleye çıkmak gerekti. İki ay sahaya çıkmadan, sadece bölünmüş bir bölümün gerçekleşmesini bekleyeceğiz. Sahne var sanatçı yok, sanatçı var tanıtım yok, tanıtım var atıyorum arkada kulis yok. İstanbul gibi bir yerde, bizim gibi tamamen canlı performansa dayanan bir işte alınacak bir risk değil Sayın Başkanım.

Sahada 6-7 firmayla bu işi koordine etmemiz mümkün değil. Bizim kendi çalışan sayımızı, hak edişlerini kontrol etmek ve sahada kontrol ettirmek için 10 kat arttırmamız gerekiyor. Çünkü bu zaten bence ihalenin en başından itibaren birçok yönetici arkadaş tarafından da değerlendirilerek bu noktaya gelmiş bir ihale. Hepsinin ihalesini ayrı yapmak, hepsinin finansal derdiyle ayrı ayrı uğraşmak gerekecek. Bunlar sahada bu işlerde büyük sorun Başkanım. Hepsi ödeme isteyecek nihayetinde. Yüklenicinin şirket olarak ödeme planları, nakit akışı tamamen kendi kontrolünde ve prosedüründedir. Ama biz nihayetinde kamu tarafıyız. Koskoca İBB'nin ödeme takvimini de bize göre yapması mümkün değil. Maalesef bu piyasa, nakit ve kısa vadeli çalışan bir piyasa. Biz İBB bütçesinin yüzde biri bile değiliz, buna göre bir planlama olması da mümkün değil. Efendim, diyor ki ihalede büyük olunca katılım olmuyor diye bilirkişi raporu ve uzman görüşleri. O büyüklük tanımlamasını da ben bütün dosyada anlayamadım. Çünkü yedi eylemin miktarları da birbirinden o kadar farklı ki, 10 kat, 20 kat oradaki büyütme, mali büyütme oradan anlaşılamıyor bu şekilde ama şu da bir gerçek; ihalede rekabetin firma sayısından bağımsız olduğu Danıştay kararlarıyla, Kamu İhale Kurumu kararlarıyla da çok net görülecektir.

Sayın Başkanım, ikinci husus ihaledeki konusu işlerin doğal bağlantı taşımadığı. 2014'ten beri logolu baskı dağıtım hizmeti bu ihale kapsamında değerlendirilmekte. Bilirkişi raporunda, bahsi geçen ihalelerde mal ve hizmet alımlarının ortak ihaleye çıkılmak suretiyle ihale kapsamının ve bedelinin genişletildiği, bu sayede İBB iştiraki ilgili firmanın tariflenerek ihaleyi aldığı iddia edilmektedir. Buna dayanak olarak bilirkişi raporunda, ihale teknik şartnamesinde çeşitli etkinliklerde dağıtılmak üzere temin edilen şapka, tişört, yağmurluk, top ve bu kalemlerin OKAS kodları karşılığı mal alımına girdiği belirtilmiştir.

Fakat ilgili kalemler İstanbul genelinde düzenlenen tüm etkinliklerde, etkinlik konusu ve kapsamına göre logolu baskı hizmeti ve dağıtım hizmeti olarak dosyaya yazılmıştır. Muhtelif etkinlik dosyasının ilk oluşturulduğu 2014'ten bu yana bu ihtiyaç kalemleri süreklilik arz etmektedir. Dosyalar incelendiğinde görüleceği üzere idare ihaleye çıkacakken OKAS kodlarını hizmet alımı ihalelerini kapsayacak şekilde belirlemiştir. Ve Türkiye'de tüm kurumlar bu tarz etkinlik ihaleleri ve organizasyon ihalelerinde böyle hediyelik diyebileceğimiz ürünleri ihale içinde birlikte değerlendirirler, etkinlik ile beraber verirler. Yine o sürekliliği gösterebilmek için görsel 5'te OKAS kodları ve iş deneyim tablolarını gösteren tabloyu da 2014'ten beri değişmediğini aktarmaya çalıştım.

2023 yılında düzenlenen festivalde yurt dışından bine yakın çocuk gelmiş ülkemize bizim önderliğimizde. Biz de festivalin kurumsal kimliğine uygun olarak şapkalar basılmış hem yurt dışından gelen çocuklara hem izleyici çocuklara dağıtılmış. Aynı şekilde tüm çocuklara baskılı tişört, hediye olarak kalem defter gibi ürünler de dağıtılmıştır. Bu ürünler hem baskılı hem logolu hem de öncesinde hiçbir depolama olmadan direkt dağıtılmış ürünlerdir. Tüm etkinliklerde de bu ürünler bu şekilde kullanılmaktadır. Benzeri birçok ihalede de hizmet olarak geçmektedir.

Sayın Başkanım, iki hafta önce Harbiye'de Şehir Tiyatrolarının başka bir firmanın aynı yöntemle aldığı bir ihalesinde yağmur yağacağı söylendi ve biz de yağmurluklar istedik firmadan. Onlar da getirdiler, yağmur da yağdı gerçekten. O gün o yağmurluklar vatandaşa dağıtıldı. Dağıttığımız kadar da hak ediş yapacağız. Bu tam olarak böyle işleyen bir süreç Sayın Başkanım. Yine bir örnek vermek istiyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda gerçekleşecek 100. yıl konseri etkinliği... Yine onun görsellerini de koydum. Konseri verecek kişinin kaşesi, ulaşımı, konaklaması, yemeği, kulisi; konserin gerçekleşeceği sahne, ses, ışık, podyum, LED ekran, truss, bariyer, karavan, jeneratör; bu araçların giydirilmesi için baskılar; konserde kullanılan ikram araçları, güvenlik materyalleri; sahada çalışacak host, hostes; etkinlik türü ya da hava koşullarına göre etkinlik alanında vatandaşa dağıtılmak üzere yağmurluk, şapka, tişört veya bir çocuk etkinliği için pamuk şeker, mısır, macun gibi materyaller; bu etkinliğin tanıtımı için gerekli olan afiş, billboard, broşür gibi tanıtım materyallerinin tamamını içeren ve bunları bütünlük içinde idarenin yönetmesini sağlayan bir ihale dosyasıdır Başkanım.

Sayın Başkanım, sözlerimin sonuna gelirken, benim Kültür Daire Başkanı olarak, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanı olarak bir ihaleye bu şekilde etki etmem mümkün değil. Çünkü belediyede bir ihale süreci çok fazla denetim mekanizmasından geçer. Müdürlükteki birçok görevli arkadaşımız sahadaki ihtiyaca göre bu teknik şartnameyi hazırlar. Hazırlık aşamasından sonra işin maliyeti ayrı ekiplerce hazırlanır. Onayınız ile başka bir daire olan Mali Hizmetler Daire Başkanlığına gider. Orada ön mali kontrol için gözden geçirilir, sonra bütçe ekler. Oradan onay alırsa başka bir daire olan Satın Alma Daire Başkanlığının İhale Müdürlüğüne gider. Orada da denetlenir, onlar da uygun görürse bu benim tarafından ihaleye çıkılır. İhale bu sefer KİK sürecinden geçer. KİK'ten onay aldıktan sonra 28 gün boyunca bütün Türkiye'ye ve Türkiye dışında her yere açık olacak şekilde; itiraz etmeyene, aykırılık görene bütün fırsatlar tanınacak şekilde açık bir şekilde durur. İhale günü ayrı bir komisyon ihale ihale edilir. Oradan karar çıkarsa tekrar 10 gün itiraz süresi beklenir. Ondan sonra sözleşme imzalanır. Sadece bu da değil Başkanım. İş gerçekleşirken onlarca personel sahada işi denetler. Onun dışında Sayıştaylarımız bizi denetler. Biz tamamen vatandaş önünde iş yapan bir daireyiz, vatandaş da bizi denetler. Bu ihalelerde bir kişinin fesada niyet etmesi gerçekçi değil Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, 16 yıllık belediyecilik hayatımın 10 yılı yöneticilikte geçti. Hiçbir ihalede hiç kimseden talimat almadım. Kimse de bana talimat vermedi. Böyle bir usulle çalışmadım, çalışamam. Böyle bir beklenti de benden olmadı zaten. İBB'de göreve geldiğimde çok yoğun denetimler vardı ve her şey bu yüzden aşırı bir dikkat ile yapılıyordu. Başkanım, ben bu devletin okullarında yetişmiş, yine benim gibi bu devletin yetiştirdiği bir ailenin çocuğuyum. Aıptan, ahlaki suçtan korkarız. Bunu tahammül bile etme şansımız yok hiçbirimizin. Ben bir öğretmen, belediyeci, müzisyen olarak; Volkan olarak hiçbir suç işlemedim. Hile, fesat, asla bunlarla anılmaktan hicap duyuyorum. Sizlerden beraatimi talep ediyorum. Saygılarımla.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Tolga Bey merhaba. Murat Ongun müdafii Rahşan Sertkaya. Öncelikle geçmiş olsun. Volkan Bey yürüttüğünüz ihaleler bakımından Murat Ongun tarafından size veya çalışma arkadaşlarınıza herhangi bir baskı veya yönlendirme ya da yönlendirmede bulunduğu ya da talimat verildi mi?

Tolga Volkan Aslan: Şöyle bir şey söyleyeyim, başlarken bunu söyleyip söylememeyi tam şey yapamadım ama ben Fatih Bey'le, Fatih Keleş'le, Murat Ongun Bey'le ve Sayın Başkanım bir silsile değil. Ben Fatih Keleş Bey'i tanımıyorum. Yani kendisiyle hiç tanışmadım. Burada da görüyorum. Murat Ongun Beyefendi ile böyle bir ilişkimiz yok. Ben kendisiyle 3 veya 4 toplantıda, o da çok büyük 29 Ekim gibi toplantılarda tabii ki doğal olarak denk gelmişizdir ama kendisiyle bir tane telefon konuşmamız, hiçbir diyaloğumuz yok, bir hukukumuz da yok. Sayın Başkanım, Sayın Başkanım zaten Sayın Başkanımla da bir kere telefonda yazıştık, o da bir müzik eğitimi üzerineydi, o da kısmet olmadı zaten. Öyle bir durum var yani.

Rahşan Sertkaya: Yani Murat Ongun ile bir irtibatınız yok.

Tolga Volkan Aslan: Böyle bir ikili konuştuğumuz yok.

Rahşan Sertkaya: Volkan Bey, özellikle encümene yolladığınız ihalelerin belirli bir şirkete veya herhangi bir belediye iştirakine verilmesi yönünde Murat Ongun tarafından size doğrudan ya da dolaylı olarak herhangi bir baskı veya yönlendirmede bulunuldu mu ya da talimat verildiği oldu mu? Ve teknik olarak bu mümkün mü?

Tolga Volkan Aslan: Yani teknik olarak şöyle, böyle bir şey olmadı önce onu söyleyeyim. Yani böyle bir usulde bir devlet memuru zaten çalışmaz, çalışmamalı da. Bu teknik olarak da şöyle mümkün değil; buna Başkanım ben niyet etsem, hani böyle bir şeye girsem bu kadar çalışanı nasıl ikna edeceğim buna? Bu da ayrı bir konu ve tekrar söylüyorum; biz, ben, 2023'te Büyükşehir Belediyesine geldim. Ben bu kadar denetim ve bu kadar yoğunluk altında böyle bir şeye cesaret edebilecek bir devlet memuru da...

Rahşan Sertkaya: Bu kadar Sayıştay denetimi altındayken, defalarca geçmenize rağmen. Teşekkür ederim, sağ olun.

KAHRAMAN YEŞİLYURT AVUKATI GİZEM KARAKÖÇEK SORUYOR

Gizem Karaköçek: Ben de solunuzda kalıyorum Volkan Bey, biraz daha geride. Evet, yani görmeniz çok elzemse bu taraftayım. Anladığım kadarıyla hizmet ihale dosyalarıyla ilgili süreci siz yönetiyorsunuz ve takip ediyorsunuz, doğru mudur?

Tolga Volkan Aslan: Şöyle: Biz Kültür Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı olarak ihaleye çıkarız. Biz ihalemizi kim aldıysa o muhatabımızdır. Kültür AŞ de alabilir, başka bir yüklenici de alabilir; muhatabımız onlar olur.

Gizem Karaköçek: Tamam. Peki iş artış ve eksilişlerini neye göre yapıyorsunuz ve Kültür AŞ'ye bildiriyorsunuz?

Tolga Volkan Aslan: Eğer dosya kapsamında yaptığımız işlerle ilgili hakedişlerin en sonunda işimiz bittiyse ve hâlâ devam etmemiz gerekiyorsa ve yasal iş artış durumumuz varsa da iş artışı yaparız. Yasal olarak o iş artışı yapar, ondan sonra işe devam ederiz. Bunu da Kültür AŞ'ye veya X bir yükleniciye bildiririz.

Gizem Karaköçek: Eksiliş nasıl yapıyorsunuz?

Tolga Volkan Aslan: Eksilişler de benzer bir şekilde. Eğer yıl içerisindeki ihalemiz sonlandıysa, ama daha doğrusu zaman bitti ve ihaleyi bitiremezsek biz iş eksilişi yaparız. İş eksilişinde tek sıkıntı, işte %80'in altında kaldığında bu sefer yükleniciyle problemler yaşarsınız vesaire; orada öyle bir uygulama var.

Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Yani dışarıdan bir yönlendirme, artış konusunda veya eksiliş konusunda...

Tolga Volkan Aslan: Mümkün değil yani, mümkün değil böyle bir şey. Bizim, tekrar söylüyorum, belki bazen karışıyor; biz idare tarafıyız. Yani devlet memurları ve Kültür Daire Başkanlığıyız. Biz demin de anlattım, senede birçok ihaleye çıkıyoruz, altı müdürlük var. Ben de bu 2026'ya kadar, 2026'yı saymadım, 2026'ya kadar 38 ihaleye çıkmışız. Hepsi de gayet sağlıklı ihaleler ve bunların Kültür AŞ tarafından alınanlarından şu anda buradayım ben.

Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Yani iş sahibi olarak siz bu ihaleleri de kontrol ediyorsunuz. Burada herhangi bir usulsüzlük, eksiklik veya yanlışlık tespit ettiniz mi; özellikle Antre firmasıyla ilgili, hatırlarsanız tabii?

Tolga Volkan Aslan: Şöyle: Hiçbir alt yükleniciyi hatırlamam mümkün değil çünkü bizim işimiz alt yüklenicilerle değil. Bizim işimiz kendi ihalemizi alan ana firmayla ilgili. Yani Antre dediğiniz firmayı da şey yapmam, sahibini de tanımam mümkün değil. Bu bütün koordinasyon iştirakin veya alacak başka bir yüklenicinin, çünkü Kültür AŞ olmak zorunda değil, başka bir yüklenici de alır, alıyor da; onun alt yüklenicisiyle kurduğu... Bizim değil. Biz sahada işin yapılıp yapılmadığına bakarız. Bu konuda da sürekli denetleniriz. Her seferinde de bütün işlerimiz fotoğraflı, videolu kayıt altındadır. Hepsinin karşılığı bellidir.

Gizem Karaköçek: Burada bir usulsüzlük tespit ettiğinizde müdahale edersiniz haliyle.

Tolga Volkan Aslan: E tabii ki müdahale ederiz. Bu arada yanlışlıklar da olabilir sahada; o zaman da cezasını keseriz.

Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Peki yapılacak işleri belirleyen kimdir? İşlerin, ihalenin, hizmet alım kapsamını belirleyen kimdir?

Tolga Volkan Aslan: Müdürlüklerdir, müdürlüklerle beraber çalışırız. Örnek vereyim: Kültür Etkinlikleri Müdürlüğü'nün ekibi yıl içinde yapacak bütün işlerini planlar, programlar. Bir de şöyle düşünün: İstanbul büyükşehir belediyesi çok kurumsal da bir yapı aynı zamanda, sizden önce gelen de bir gelenek var. Doğallıkla aslında yapılacak işin menşei belli. Ben çok uzatmak için söylemedim ama 81 kültür alanının organize edilmesinden bahsediyorsunuz. Türkiye'de sanat ve kültür camiasının ekonomik yükü taşıyabilecek gücü olmadığı için devlet, kamu, yerel belediyeler bu işin çok fazla içindedir. Biz Sultangazi'de bir çocuğun tiyatro izlemesinden sorumluyuz. Biz bir çocuğun hayatında ilk defa sinemaya gitmesinden, bir kadının ilk defa tekneyle denizde gezmesinden sorumluyuz. Biz kamuda bunu sağlarız. Onun müdürü, oradaki çalışanlar bir yıl boyunca yapacaklarını planlarlar; onları bir şartnameye dökerler. Bu şartnamelerin kapsamında planlamamızı yaparız. Ben de bunu onaylarım en tepedeki kişi olarak. Ben genel sekreter yardımcısıma, o genel sekretere, o da sayın başkanımıza götürecek şekilde bir silsile işletiriz.

Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Çok teşekkür ederim, çok çok geçmiş olsun.

Tolga Volkan Aslan: Sağ olun.

TOLGA VOLKAN ASLAN AVUKATI SAMET ÇETİNTAŞ SAVUNMASI

Sayın Başkan, değerli heyet; müvekkilimizle ilgili olan husustaki yargılama İBB Kültür Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü kamu hizmetlerinin niteliği ve ihale mevzuatının getirdiği teknik kurallar göz ardı edilerek tamamen idari takdir hakkı alanındaki işlemlerin ceza hukuku normlarıyla yargılanmaya çalışılmasından ibarettir. Şöyle ki öncelikle müvekkilin üzerine atılı suçun kanuni unsuru yoktur. İddianamede müvekkile atfedilen tek hileli davranış gösterilmemiştir. Müvekkil hakkında TCK 235/1 ve 235/2-a-1 bendi uyarınca kamu davası açılmıştır. Kanun koyucu 235. maddenin ikinci fıkrasının a bendinde ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşması için açık ve amir bir koşul koymuştur. Fiilin mutlaka hileli davranışlarla işlenmesi şarttır. İhaleye katılma yeterliliğine sahip kişilerin engellendiği iddia ediliyorsa o engellemenin aldatmaya, kandırmaya, gizli anlaşmaya veya hileye dayandığı somut olgularla ispat edilmelidir. İddianamenin bütünü incelendiğinde müvekkile isnat edilmiş tek bir hileli fiil, tek bir gizli yazışma, sahtecilik ya da manipülasyon yoktur. İdarenin açık ihale usulüyle EKAP üzerinden tüm kamuoyuna ilan ederek ve mevzuatın izin verdiği takdir yetkisini kullanarak şartname hazırlaması ceza hukukunda hileli davranış olarak vasıflandırılamaz.

İddianamede öne sürülen iddiaların hiçbirinin ihaleye fesat suçunu oluşturmayacağı bizzat yüksek mahkeme kararlarıyla da sabittir. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2023/3765 esas sayılı dosyasındaki kararında aynen şöyle denilmektedir: 5237 sayılı TCK 235. maddesinde ihaleye fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmıştır. Maddede sayılan seçimlik hareketlerin genişletilmesinin TCK 235/2 maddesindeki kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edeceğinde bir kuşku bulunmamaktadır. Dolayısıyla sırf yaklaşık maliyetin yüksek belirlenmesi, şartnamelerde rekabeti engelleyici mahiyette hükümlere yer verilmesi, ihalelerin gerçekleştirilmesi gereken usulden farklı bir usulle yapılması gibi fiiller başlı başına ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşumu için yeterli olmayacaktır. Yargıtay burada çok net bir şekilde şartnamede rekabeti engelleyici hüküm olduğu iddiasının dahi tek başına ihaleye fesat suçunu oluşturmayacağını içtihat etmiştir. Huzurdaki davada ise iddia edilenin aksine şartnamede rekabeti engelleyici hiçbir hüküm dahi bulunmamaktadır.

İddianamedeki diğer konu ihale yeterlilik oranının yüksek belirlenerek rekabetin engellendiği iddiasıdır. Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliğinin 39. maddesinin 3. fıkrasının a bendi çok açıktır. İdare açık ihalelerde iş deneyim oranını teklif edilen bedelin %25’i ile %50’si aralığında belirlemek hususunda kanunen yetkilidir. Ayrıntılı dilekçemizin ekinde sunacağımız 3 nolu tabloda görüleceği üzere bu oran 2014 yılında %98, 2015’te %25, 16’da %40, 17 ve 18 yıllarında %35, 19, 20 ve 2021 yıllarında %45 olarak aranmıştır. Müvekkilimin sorumlu olduğu 2023, 24 ve 25 yıllarında ise oranlar yükseltilmemiş, tam aksine %35 ve %40 seviyelerinde tutulmuştur. Yönetmeliğin azami %50 sınırı tanıdığı bir yerde, önceki yönetimlerin %45 belirlediği oranı müvekkilimin %35-%40 bandında tutması karşısında katılımı daralttı demek hukuki dayanaktan tamamen yoksundur.

İddianamedeki diğer bir konu, iddianamenin dayandığı bilirkişi raporunda idari şartnamede iş deneyim kriterlerinin ağırlaştırıldığı iddia edilmektedir. Ancak tek bir somut değişiklik dahi gösterilememiştir. İdari şartnamenin 7.6 maddesindeki benzer iş tanımı 2016 yılından 2025 yılına kadar kelimesi kelimesine hatta virgülüne kadar aynı kalmıştır. Bu madde aynen şöyle der: Ulusal veya uluslararası nitelikli konferans, seminer, sempozyum, kongre, konser, festival organizasyonu, kutlama, açılış, kapanış, yıldönümü, sergi ve fuar organizasyonlarının herhangi birini ya da birkaçını gerçekleştirmek, gerçekleştirmiş olmak ve tanıtım çalışmalarını birlikte yapmış olmak benzer iş olarak kabul edilecektir denilmektedir. Şartname bunların tamamını yapacaksın dememektedir. Sayılan onlarca işten herhangi birini ya da birkaçını yapmış olmayı yeterli görmektedir. Ayrıca raporda teknik kavrama verilmek için söz konusu edilen OKAS kodları ve dilekçemizde sunacağımız eklerdeki tablolarımızda görüleceği üzere 2014 yılından bu yana kullanılan aynı kodlardır. Müvekkilimizin getirdiği yeni veya daraltıcı tek bir şart dahi yoktur.

İddianamedeki diğer bir konuya gelecek olursak, ihalenin kısmi teklife kapalı tutulması suçlama konusu yapılmıştır. Öncelikle bu şartname müvekkilce vasıfsetli Kamu İhale Kurumunun standart tip idari şartnamesine uygun hazırlanmış açık ihaledir. İkincisi ise İstanbul genelinde 15 farklı ilçede 16 kültür merkezi, 10 ilçede 26 tarihi miras alanı, 30 ilçede 72 kütüphane ve 28 uluslararası festival alanı bulunmaktadır. Aynı hafta sonu İstanbul’un farklı ilçelerinde eş zamanlı olarak 15-20’ye varan etkinlik icra edilebilmektedir. Örneğin açık havadaki bir konserde sahneyi kuran firma ile ışığı kuran, sanatçıyı getiren, güvenliği sağlayan ve seyirciye verilecek malzemeyi getiren firmaların ayrı ihalelerle belirlendiği bir senaryoda meydana gelecek koordinasyon eksikliği ve kaos doğrudan kamu hizmetini aksatacaktır. Kötü hava koşullarından Maltepe veya Yenikapı’daki bir etkinliğin iptalinde malzemelerin ve ekibin farklı farklı yerlere kaydırılması, tek bir merkeze kaydırılabilmesi var iken oldukça zorlaştıran bir organizasyona neden olacaktır. Bu nedenle işin tek elden ve bütünlük içerisinde yürütülmesi, aslında bir seçim değil, İstanbul gibi bir megakentte zorunluluktur.

Nitekim Kamu İhale Kurumunun 2/6/2021 tarihli 1091 sayılı emsal kararı bu konudaki tereddütleri tamamen ortadan kaldırmıştır. Kısmi teklif verilmesine izin verilip verilmemesi hususunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu, başvuruya konu ihalenin mevcut doküman düzenlemeleri ile kısmi teklife açılmadan yapılmasının katılımı engelleyici ve rekabeti daraltıcı nitelikte olduğu anlaşılmıştır denilmiştir. Yine Danıştay 13. Dairesi ve Sayıştay 6. Dairesi açık ihalelerde rekabetin sağlanması sorumluluğunun idarede olduğunu ve tek teklif verilmesinin dahi ihaleyi sakatlamayacağını birçok kararında karara bağlamıştır.

İddianamedeki diğer bir konu ise, bilirkişi raporunda, aralarında doğal bağlantı bulunmayan mal ve hizmetlerin birleştirildiği ileri sürülmüştür. Heyetinizin dikkatine sunacağımız dilekçemizin ek 4 belgesine dikkat çekmek isteyeceğiz bu konuda. İddianamede bahsi geçen ihalelerde temin edilen mallar genel itibariyle şunlardır. İhale ihale burada saymayacağım. Genel itibariyle defter, kalem, şapka, tişört, yağmurluk, bez çanta, el bayrakları gibi ürünlerdir. Sadece tek bir ihale üzerinden ilerleyeceğim örnek olarak. Cumhuriyetin 100. yılı ve 23 Nisan Çocuk Festivali ihalesinde çocuklara dağıtılmak üzere takvim, boyama kitabı, oyuncak, voleybol basketbol topları, kahve, bayrak, şapka ve tişört alınmıştır. Sunacağımız dilekçenin ek dördündeki etkinlik fotoğraflarında görüleceği üzere bu mallar depolara konulmak için değil, etkinlik alanında çocuklara ve halka dağıtılmak üzere organizasyonun doğrudan bir parçası olarak temin edilmiştir.

Çocuk festivali düzenlerken el bayrağını veya boyama kitabını ayrı bir ihaleyle almaya çalışmak malın gecikmesi halinde binlerce çocuğun o alandan boyama kitabı ve bayrak alamadan ayrılmasına yol açacaktır. Mal ile hizmet arasındaki organik ve zorunlu bir bağ mevcuttur. Şunu da özellikle müvekkilim zaten bahsetti, tüm bu ihale süreçlerinin usul ve yasaya uygun olarak yürütüldüğüne ilişkin daha önce Sayıştay Başkanlığı'nda görev yapmış bir bilirkişimizden mütalaa da alıp dosyaya sunmuştuk. Sayın Heyet bu mütalaayı gerçekten dikkatli bir şekilde inceleme fırsatı bulursa da çok detaylı ve kıymetli hususlara değinilmiştir.

Son olarak, ben toparlayacaktım ama az önce hanımefendi meslektaşımız, ismini tam not alamadım kusura bakmasın, encümen ihalesi şeklinde bir soru sordu. Kültür Dairesinin encümen ihale yapması gibi bir işlemi yoktur, bilmiyorum yanlış mı anladık ama. Burada da anlatılan normal hizmet alımı şeklinde açık bir ihale, hizmet alımıdır. Bunun da encümen ihalesi ile ilgisi kesinlikle bulunmamaktadır. Müvekkilin bağlı bulunduğu dairenin bu tip bir ihalesi mevcut değildir.

Son olarak, müvekkilimiz 2023 yılına kadar İBB'de görev yapmıştır. Göreve geldiği ilk anda kurum geleneklerine bağlı kalmamaya gayret etmiş, daha önceki yıllarda yapılan benzer ihalelerden yola çıkarak kendi döneminde de süreci aynı usulde yönetmeye çalışmıştır. Dilekçemiz ekinde sunacağımız Ek 1 ve Ek 2 tablolar bu süreci tamamen çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Ek 1 tabloda da görüleceği üzere, 2014 yılından bu yana yapılan bu kapsamdaki ihaleleri Belediye iştiraki olan Kültür A.Ş. kazanmaktadır. Müvekkilim yeni bir yöntem geliştirmemiş, kurumun 10 yılı aşkın teamülüne uygun hareket etmiştir. Kaldı ki, müvekkilimizin görev yaptığı dönemde Kültür Daire Başkanlığı tarafından toplam 38 adet ihaleye çıkılmıştır. Bu ihalelerden yalnızca 7 tanesini Kültür A.Ş. kazanmış, diğer 31 ihale piyasadaki diğer yüklenicilerde kalmıştır. Bu veri dahi, tek başına rekabetin engellenmediğinin en somut kanıtıdır.

Ek 2'deki tabloda görüleceği üzere de, 2014 ve 2019 yılları arasında İBB bütçesinden bu işlere ayrılan oran %1,38 ve harcanan toplam tutar 78 milyon dolarken, müvekkilin görev yaptığı 2023 yılında bu oran %0,79'a düşürülmüştür. Yani kamu zararı bir yana, kamu bütçesinde büyük bir tasarruf ve mali disiplin sağlanmıştır. Sonuç itibariyle maddi ve manevi unsurları oluşmayan atılı suçtan dolayı müvekkilim Tolga Volkan Aslan'ın beraatine, sayın heyet aksi kanaatte ise lehe olan yasa hükümlerinin uygulanmasını saygılarımla talep ederim.

MEHMET ULVİ GÜNEŞ SAVUNMASI – 24.09.2026

Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti ve Sayın Cumhuriyet Savcım. Tevdi raporunda kayıtlı 118 eylemle ilgili hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. Doğrusu bu 118. eylemle ilgili bana yönelik hangi suçlamalar var, onu da tam anlamış değilim. Ama ben yine huzurunuzda savunma yapmak istiyorum. 1973 Tokat doğumluyum. İlk ve orta lise tahsilimi Uşak'ta tamamlayıp lisans eğitimi için İstanbul'a geldim. Lisans eğitime devam ederken de 1997 yılında İBB iştiraki olan İGDAŞ tarafından yapılan yazılı ve sözlü mülakatı kazanarak orada satın alma personeli olarak göreve başladım. İGDAŞ'ta 1997-2010 arası satın alma personeli, 2010 ile 2013 yılları arasında da İhale Şefliği görevinde bulundum. 2013 yılı itibariyle de Medya A.Ş.'de Satın Alma Müdürü olarak göreve başladım. Bu şirketin de en eski personellerinden biriyim. Ve bu görevim 24.09.2020 yılına kadar devam etmiştir. Bu gelen süreçte malumunuz 2019 yerel seçimleri yapılmış, bu seçimlerle şirketimize yeni yönetim atanmış ve işbaşı yapmıştır. İlk dönemlerde bu yeni yönetimle ilgili işte şirketimizin faaliyet alanları, birimlerin görevleri, neler yapıldığı tarafımızca anlatılmış ve ondan sonra görevlendirmeler yapılmış, ben de Ticaret Müdürü olarak atanmış bulunmaktayım.

Toplam bu yeni yönetimle çalışma sürem 7-8 ay civarındadır. 7-8 aydan sonra zorunlu olarak izne tabi tutuldum. 09.03.2020 ile 24.09.2020 tarihleri arasında 6,5 aylık yıllık izin kullandım. İzin dönüşünde de 24.09.2020 tarihinde Genel Müdürümüzün onayı ile hiçbir açıklama yapılmadan, kanuni gerekçe sunulmadan iş akdim feshedilmiştir. Şimdi bu tevdi raporunda benim anladığım kadarıyla, Medya A.Ş.'den de aldığım bilgiler kadarıyla bir tane sözleşme var. Bu sözleşmede Genç Popülist firmasıyla yapılan bir sözleşme. Toplamda 1 yıllık bir sözleşme bu. 21.10.2019'dan başlayıp 21.10.2020 yılına kadar süren bir dosya. Toplam değeri de 1,5 milyon artı KDV değerinde bir dosya. Şimdi bu dosya ile ilgili bilgi vermek isterim. Bu dosya ilgili birimlerin onayı ile işte ben Ticaret Müdürü olarak görev yapıyorum. Birime geliyor, birim olarak bizim bu ihtiyaçla ilgili herhangi bir sorgulama yapmamız, üzerinde bir değerlendirme yapma hakkımız yok. Gelen talebi karşılamak zorundayız. Bu talep geldikten sonra tabii ki personeller üzerinden muhammen bedel, yaklaşık maliyet hesaplanır. Bu hesaplama üzerine hangi kanun maddesine uygulama yapılacağına karar verilir ve o şekilde alım yapılır.

Bu dosya 4734 sayılı kanunun 3g kapsamında istisna maddesine yönelik bir alımdı. Bu alımda bilindiği gibi işte eşik değeri her yıl belirlenen bir rakamı geçmemek şartıyla alınan mal ve hizmet kapsamımda olan bir dosyadır. Ayrıca bu madde ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç kanuna tabi değildir. Yani 3g maddesi aslında bir ihale değil, şirketler genel olarak doğrudan temin usulünü işletirler bu 3g kapsamında. Ama özünde herhangi bir ihale değildir. Dediğimiz gibi ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç kanuna da tabi değildir. Şimdi bu dosyanın alımında bizim uyguladığımız, dediğimiz gibi 3g kapsamında olduğu için kanuna da tabi olmadığı halde biz firmalardan teklif alarak rekabeti sağlayarak dosyayı tamamlamaya çalıştık. Bu firmalar ilgili birim, genel müdür onayı ile bizim birimimize ulaşır. Bu gelen firmalar üzerinden, en az üç firma gelmiştir, bu gelen firmalar üzerinden davet usulüyle teklif alınmış, rekabet şartları oluşturulmuş ve sonuçta en düşük teklif veren firmaya ihale bağlanmıştır. Daha doğrusu doğrudan temin diyelim, ihale demeyelim.

Bu kapsamda da dediğim gibi Genç Popülist firmasıyla benim şahsım arasında herhangi bir bağlantım, bir ilişkim yoktur. Bunun gibi diğer bütün alımlardaki firmalarla ilgili de herhangi bir bağlantım, ilişkim bulunmamaktadır. Biz sadece kanunda belirtilen ihaleye katılma yasaklı bir durumun olup olmadığı dışında o firmaların üçüncü kişilerle ya da üçüncü kişilerle olan ilişkilerini sorgulamak gibi bir yetkimiz, sorumluluğumuz, bir imkanımız da yoktur. İhale sonucunda en düşük teklif veren, rekabet şartları oluştuktan sonra o firmayla teknik şartname, sözleşme imzalandıktan sonra iş tamamlanır. Yine bu bahsettiğim işle ilgili olarak benim çalışma sürem, şimdi sözleşme 21.10.2019 tarihinde yapılmış. Ben 09.03.2020 tarihi, yani 5 ay bu dosya üzerinde bulunduktan sonra zorunlu olarak ücretsiz izne ayrıldım. Yani son 7 ayımda bu dosyayla ilgili hiçbir faaliyetim, şeyim olmamıştır. Zaten bu dosya kapsamında yapılan işlerin denetlenmesi, ödemeleri bizim birimle ilgili bir süreç değildir.

Son olarak Sayın Başkanım, ben kesinlikle hayatımın hiçbir bölümünde suç işlemedim. Suç işlendiğini bildiğim bir ortamda bulunmadım. Böyle bir şeyin parçası olmadım. Yine ben hiçbir zaman bir örgüt adına hareket etmedim. Bir örgütün varlığından haberdar olmadım. Emeğimin karşılığı olan maaşımın dışında şahsıma, ukdeme geçen bir kuruş olmamıştır. Hiçbir maddi menfaat elde etmediğim, çıkar amacı ve hatta siyasi ilişki içinde bulunmadığım ortadayken bir örgüte üyeliğim söz konusu bile olamaz.

Sanıyorum ki banka hesaplarım incelenmiştir, MASAK raporunda da adım geçmemektedir. Somut, hakkımda herhangi bir delil sunulmamıştır. Üzerimde kayıtlı sadece bir taşınmazım, bir evim ve bir adet aracım vardır. Bunlar da zaten süreç olarak daha önceki yıllarda almıştım. 2023 yılı Mart ayı itibariyle emekli oldum, yaşam standardım bu şekildedir.

MEHMET ULVİ GÜNEŞ AVUKATI MUHAMMED TALHA ÖZDEMİR SAVUNMASI

Sayın başkanım, sayın heyet; müvekkilimin anlattıklarına katılmakla birlikte birkaç noktada katkıda bulunmak istiyorum. Müvekkilin İBB'de meydana gelen yönetim değişikliği sonrasında yaklaşık 8 ay görevde kalmış, bu süreçte pek çok baskıya ve mobbinge maruz bırakılmış, işten çıkartılmadan önce de 6,5 ay boyunca birikmiş yıllık izinlerini kullanmaya zorlanmış ve bu şekilde işten çıkartılmıştır. Yönetim tarafından dışlandığını ve işten uzaklaştırıldığını anlatan müvekkiliM aynı yönetimle suç işlemek üzere iş birliği yaptığının kabul edilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Öncelikle bunu ifade etmek isterim. Diğer yandan iddianamede müvekkilimin rüşvet suçunu işlediğine dair herhangi bir delil de yer almamaktadır. Hatta iddianamede müvekkilimle ilgili geçen tek ibare Medya A.Ş.'de ticaret müdürü olarak görev yapmış olmasıdır. İddianamenin 118. eylemine bakıldığında şüpheliler arasında müvekkilimin adı da geçmemektedir. Lakin eylem kısmının sonucunda, sonuç kısmında rüşvet alma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir.

Bu durumda bizde acaba sehven eklenmiş olup olmadığına ilişkin bir şüphe de uyanmıştır. Bu durumun göz önünde bulundurulmasını talep ediyoruz. Devam edecek olursak müvekkilim satın alma sürecinin nasıl işlediğini anlatmıştır. Müvekkilimin görevi, ilgili birimlerin ve yönetimin onayından geçen alımların işlemlerini yürütmektir. Bu sebeple müvekkilim bulunduğu görev itibarıyla ihtiyacı belirleyen, firmaları seçen, hizmetin verilip verilmediğini denetleyen ve ödemeye karar veren kişi konumunda değildir. Satın alma evrakında imzası bulunması tek başına bir kişinin rüşvete bilerek katıldığını göstermemektedir. İddianamenin hiçbir yerinde müvekkilimin para istediği, rüşvet pazarlığı yaptığı veya elden para teslimine katıldığına dair herhangi bir kayıt da yoktur.

SÜLEYMAN ATİK SAVUNMASI – 24.09.2026

Sayın başkanım, öncelikle iyi günler. 2010 yılından beri ticaretle uğraşmaktayım. Turizm ve restoran işletmeciliği yapmaktayım. 2015 yılıyla beraber danışmanlık işini de beraberinde yürütmekteyim. Özellikle Boğaziçi öngörünüm ve eski eser yapılarla alakalı uzmanlık alanım bulunmaktadır. 2015'ten beri bu konuda danışmanlık yapmaktayım. 2019'da seçimlerden sonra daha önceki müvekkillerin iki tane dosyası mevcuttu Boğaziçi ön görünümde ve bunlarla alakalı süreci takip ederken seçimlerden sonra müdüriyette değişiklikler oldu. Daha önceden de tanıdığımız, yine Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde görev yapan bir tanıdığımız müdire hanım oldu.

Daha sonra kendisinin bir 3-4 ay sonra benim dosyalarımla alakalı olumsuz rapor verip reddetmesi sonucu, ben de seçimlerden çok önce, yani 10-15 yıl önceden tanıdığım Ertan Yıldız'ı ziyaret ederek, bu konuda desteğine ihtiyacım olduğunu söyledim. Kendisi beni Fatih Keleş ile tanıştırdı. Fatih Keleş'le tanıştıktan sonra kendisine durumu izah ettim ve kendisi beni o dönem, Mehmet Bey'di yanılmıyorsam, genel sekreter yardımcısına yönlendirdi. Mehmet Bey'e gidip her iki dosyayı da -birisi ruhsat, birisi iskândı sayın başkanım- her iki dosyayı da açıkladığımda, kendisi bu konuyu inceleyip bilgi vereceklerini söyledi. Aradan bir 3 ay geçtikten sonra herhangi bir cevap gelmeyince, ben tekrar Fatih Bey'i arayıp randevu talep ettiğimde belli bir süre sonra randevu geldi. Ve Süleyman dedi, bu dosyalarda gelen raporda haklı olmadığın ve buna ruhsat ve iskân da veremeyeceğini söyledi. Abi dedim, ben bu işi uzun süredir yapıyorum ve bu konuya hâkimim, kesinlikle böyle bir şey yok deyip kendisinin olmaması için öne sürdüğü maddeleri gördüğümde, ben bunları size proje üzerinde gerekirse anlatayım ve haksız olduğum, yani raporun yanlış olduğunu size izah etmeme müsaade edin dediğimde, ya bu konularda çok anlamam dedi ve beni Yakup Öner'e yönlendirdi. Yakup Öner'le tanışıklığımız burada başladı.

Yakup Bey'e gittim, teknik olarak bir rapor hazırladım. Fatih Bey'in bana projedeki, daha doğrusu müdüriyetin kendisine aktardığı veya Mehmet Bey'in kendisine aktardığı rapordaki olumsuzlukları çalışarak Yakup Öner'e gittim. Yakup Öner'e dosyayı anlattım. Yakup Öner dosyayı inceledikten sonra bir bakayım bana müsaade et dedi ve belli bir süre sonra tekrar ziyarete gittim. Ve Yakup Bey bu sefer Süleyman inceledik, dediğin hususlarda haklısın. Belli bir süre müsaade et, bu müdüriyette bazı sıkıntılar var, o sıkıntılar giderildikten sonra dosyalarını tekrar gündeme aldırtacağız dedi. Belli bir süre bekledikten sonra müdüriyette bazı değişiklikler oldu ve ben tekrar Yakup Bey'e bu konuyla alakalı gittiğimde, konularımın yürüyebileceğini ve müdüriyetle iletişime geçmemi söyledi. Zaten bir tane konu, o günkü konulardan biri iptal oldu, diğer konu da yürüdü ve olumlu sonuçlandı. Daha sonra çeşitli Boğaziçi'nde yürüttüğüm projeler vardı yıllar içerisinde. Bunların bir kısmı müdüriyetten ret oluyordu. Olan kısmını Yakup Bey'e götürüyordum, orada da büyük bir kısmı ret oluyordu. Uygun görülen kısımlarda Fatih Bey'le randevu talep ediyordum. Fatih Bey'le görüştükten sonra süreç devam ediyordu. Bu şekilde Boğaziçi'ndeki çalışmalarıma devam ettim sayın başkanım. Benim İBB ile alakalı sürece de neler nasıl çalıştığımla alakalı anlattığım hususlar bunlar.

Ben, Bakırköy'le alakalı kısımda açıklama yapmak istiyorum, orada bazı hususlara değinmek istiyorum. Son yerel seçimlerden sonra Bakırköy'de başkan değiştikten sonra Ertan Bey orada danışman oldu diye biliyorum. Bu arada ben Ertan Bey'i 15 seneye yakındır, onun da üstündedir tanırım. Kendisi bir mimar arkadaşımız vasıtasıyla tanışmıştık, inşaatları var kendisinin de. Dönem dönem beni arayıp, özellikle eski eser konusunda fikirlerimi danışırdı. Bir gün Ertan Bey beni aradı, Bakırköy Belediyesi'ne davet etti. Bir sabah Bakırköy Belediyesi'ne gittiğimde, başkanın makamına çıkardılar beni ve orada Bakırköy Belediye Başkanı, hukuktan sorumlu başkan yardımcısı, imardan sorumlu başkan yardımcısı, Ertan Bey ve 3-4 kişi daha vardı, işte müdür seviyesinde yanılmıyorsam. Kendileriyle yaptığımız toplantıda Capacity ile alakalı bir problem olduğunu söylediler. Toplantının ilk 1-1,5 saatlik kısmında sadece dinleyip olayı anlamaya çalıştım.

Orada imar müdürümüz, hukuktan sorumlu başkan yardımcımız, imardan sorumlu başkan yardımcımız, Bakırköy Capacity ile problemlerinin olduğunu, buradaki statik problemlerin gündem olduğunu, firmanın bu aykırılıkları gidermenin veya projelendirmenin yapılması gerektiği hususunda belediyeyle rantabl kalmadığını, artık yapı tatil tutanağı tutulması gerektiği, AVM'nin kapatılması gerektiği gibi hususlarda bir 1-1,5 saatlik bir görüş oldu. Bu arada Bakırköy Capacity'i anlatırken sayın başkanım, burada iki tane otopark mevzusu var. Biri Capacity AVM'nin altındaki otopark, yani işlettikleri otopark, diğeri de Bakırköy Belediyesi'nin mülkiyetinde olan Capacity'nin tam arkasında eski balık pazarının oradaki yapılması planlanan otopark. Otopark problemlerinin olduğunu bahsettiler. Daha sonra bir Ali Rıza Başkan ve hukuktan sorumlu başkan yardımcımız bir yol çizdiler ve bu yolda işte tutanak tutalım, şu şekilde ilerleyelim diye.

En son Ertan Yıldız dedi ki, Süleyman dedi senin fikrin nedir bu konuda? Vallahi dedim başkanım bence yanlış bir yol izliyoruz. Çünkü tutanak tutarsak imar barışından faydalanmışlar ve bizim yaptığımız tutanak boşa çıkacak, idare mahkemesinde iptal edilecek, işte sonuçları belediyeye maddi manevi ağır olacak. Ve bunun üzerine nasıl bir yol öneriyorsun dediniz de, dedim ki evet burada statik olarak problem olabilir, hani teknik ekip bunu belirlediyse. Bizim öncelikle dedim imar barışını iptal etmemiz lazım. İmar barışını iptal ettikten sonra biz bu söylediğimiz işlemleri yapabiliriz. Bunun için de malzeme analizi yaptırmamız lazım, teknik üniversiteden rapor almamız gerekiyor. Teknik ekipten rapor almamız gerekiyor. Bu hususları tamamladıktan sonra yürütebiliriz dedim. Ve Ayşegül Başkan, Ertan Başkan da bu şekilde bana katıldıklarını söyleyince, Ayşegül Başkan, Süleyman sen bu hususları Ali Rıza Başkan ve Uğur Başkan'dı galiba onlarla bir görüşüp sürece dâhil olur musun dediler. Tabii dedim, yardımcı olmak isterim dedim.

Daha sonra biz Ali Rıza Başkan'la fotoğraflarla ve projesinde teknik ekibin belirlediği tespitleri incelediğimizde, orada ciddi bir statik problem olduğunu öngördük ve tekrar Ertan Başkan'la Ayşegül Başkan'a bunu ilettik. Ya Ertan Başkan'dı ya Ayşegül Başkan, Süleyman dedi, bu konuyu sen karşı tarafın teknik ekibiyle görüşebilir misin dedi. Tabii dedim ve mimarlarını ve aynı zamanda avukatlarını arayarak ofisime davet ettim. Kendileri ofisine geldiğinde İplikçioğlu ve Mimar Sefer Bey'di yanılmıyorsam, durumu izah ettim. Onlar imar barışlarının olduğunu bahsetti, işte otoparkı işletmek istediklerini. Ben de abi dedim, kesinlikle konu şu an sizin otoparkınız değil. Burada çözülmesi gereken ilk problem statik problem. Bu statik problemi çözmeden ne sizin otoparkınız konuşulacak ne bir başka bir yer konuşulacak. Bunun neticesinde kendilerinden ciddi bir rakam istendiği söylendi gayri resmi olarak. Ben dedim ki abi önceki sürece ben dâhil değilim. Artık yeni bir süreç başladı, bu işi teknik ekip olarak sizinle ben görüşüyorum. Bundan sonraki süreci lütfen beraber planlayalım ve tamamlayalım dedim.

150.000.000 TL gibi o günkü rakamlardan bir harç çıkacağını söyledi. Bunu kesinlikle ödeyemeyeceklerini, bu şirketin kirayla geçinen bir şirket olduğunu ve çok ortaklı bir yapısının olduğunu söylediler. Hatta ben de kendilerine bu şirketin ilk 2 ya da 3 ortağının benim yakın arkadaşım olduğunu da söyledim ki yapılarını çok iyi bildiğimi de söyledim. Orada da böyle bir konuşma geçti. Daha sonra "Bunun başı yolu yok" dedim. Bunu statik olarak düzeltmeden, proje olarak tadilatını yapmadan, bu harç ödenmeden bu yolun başlanmayacağını söyledim. Kendileri müsaade ettiler ve firma sahipleriyle, müvekkilleriyle görüşüp tekrar geldiler 3-5 gün sonra. Bu arada bana şu soruyu sordular: "Biz peki bunları halledersek otopark işletebiliyor muyuz?" Dedim ki: "Otoparkı 3 saat ücretsiz kullandıracaksınız, ondan sonra ücretlendirebiliyorsunuz." Bu konu hakkında "Yok biz bunu kabul etmiyoruz" dediğinde, ben de "Bir inceleyeyim" dedim. Yönetmelikte bunun bir payı var mı, ben böyle biliyorum dedim, "Tamam" dediler ve ayrıldılar.

Aradan 2-3 gün geçtikten sonra tekrar geldiler, Asım Bey ve Sefer Bey. Asım Bey işte müvekkitleriyle görüştüklerini, kesinlikle imar barışı olduğu için hiçbir kaygılarının olmadığını söyledi ve firma sahiplerinden Selahattin Bey'in 24.000.000 TL'lik bir bedeli kendi cebinden ödeyebileceğini, ayda 1 1 1 olarak bana ilettiler. Ben de kesinlikle böyle bir gayriresmi rakam konuşulmadığını, bu konunun gündeme bile gelemeyeceğini, burada konunun proje tadilatının yapılması gerektiğini, "Fakat sizin bana daha önce bahsettiğiniz hususta size şöyle bir yardımcı olabilirim" dedim. Belediye ile görüştüm. "Siz bu harcı tek seferde ödeyemeyeceğinizi, böyle bir rakamı çıkaramayacağınızı söylediniz. Ben de buna bir çözüm buldum ve belediyenin tam arkasındaki, şey, Capacity'nin tam arkasındaki belediyenin arazisi olan otopark alanını otopark inşaatında katkıda bulunabileceklerini" söyledim.

Yani hani onlara önerdiğim yol şuydu başkanım. Proje tadilatını yapın, 150.000.000 harç çıkacak, belediyeyle firma bir protokol yapacak, bu 150.000.000'luk harcı mahsup edecekler buradaki protokole ve siz de 3 sene 4 sene içinde bu otoparkı yaparak hem harcınızı ödemiş olacaksınız hem Bakırköy'e ciddi bir katkı sağlamış olacaksınız hem de problem ortadan kalkmayıp belediyeye destekte bulunmuş olacaksınız dedim. Önce "Bir bakalım, bunu da iletelim" dediler ve ayrıldılar. Daha sonra tekrar aradıklarında bunu kabul etmediklerini, pardon, tekrar aradılar, beni davet ettiler. Ben Asım Bey'in ofisine gittim, Sefer Bey burda yoktu, oğlu vardı Asım Bey'in. Kendisiyle konuştuğum zaman "Süleyman" dedi, "Bunlar kabul edilmiyor, maalesef artık" dedi "Ne olacaksa olsun." Ben de kendilerine "Abi yanlış yoldasınız" dedim, "Çünkü ciddi anlamda sizin imar barışınızda sakatlık var. Bu imar barışı yarın bir gün iptal edilir ve siz" dedim "Çok ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalırsınız" dedim. "Hayırlısı olsun" dedi ve biz toplantıyı bitirdik sayın başkanım.

Ondan sonra aradan ben devreden çıktım. Bakırköy Belediyesi'ndeki yetkililere de kendilerine de ilettim devreden çıktığımı. Daha sonra beni şirket ortaklarından, AVM'nin ortaklarından Sabi Özgül aradı. Benim çok uzun yıllardır arkadaşımdır. Kendisi beni kahve içmeye davet etti. Bir gün Tarabya'daki ofisine gittim, kahvaltı yaptık. "Ya" dedim "Süleyman" dedi, "Böyle böyle problemler varmış." Bu arada o gün Sabi'den öğrendim, belediye ihtar çekmiş "Çanak sökmeye geliyoruz" diye. Ondan dolayı aramaya başlamışlar aradan 2-3 yıl geçmesini, 2-3 ay sonra. Tekrar konuştuğumuzda "Valla Sabi" dedim, "Sizin tarafınızdan çok kötü yönetildi" dedim, "Hem haksızsınız hem" dedim "Belediyeyle inatlaşıyorsunuz." "Ya işte bizden istenen rakam çok" dedi. "Sizden" dedim "Kimse rakam istemedi. Sizden" dedim "Otopark yapımı istendi" dedim, "Buradaki otoparkın." "Bize böyle iletilmedi" dedi.

Hatta şunu söyledim: "Yani sizin avukatınız yalan söylüyor Sabi o zaman" dedim. "Ben görüşmeleri yaptım, 3 görüşme yaptım" dedim. "1 kuruş nakit para konuşmadık" dedim biz senin avukatınla ve mimarınla. "Burada" dedim "Sefer Bey de şahittir." Kendisi o zaman bu teklifi ortaklarının kabul edebileceğini söyledi. Eğer otopark yapımı, otopark inşaatı için bu bedel isteniyorsa protokolle biz bunu ödeyebiliriz dedi. Ben de 2 aydır ben belediyeye uğramıyorum, bir gideyim bu konuyla alakalı hala masadalar mı, hala çözüme odaklılar mı diye sorayım dedim. Gittiğimde bu teklifi ilettim. Belediye artık çok geç olduğunu, çünkü tebligatların çekildiğini ve yıkım aşamasına gelindiğini söyledi. Ben Sabi'ye tekrar aradım, hatta kendisini Capacity'deydi, Capacity'den aldım. Kendisini evine kadar, Tarabya'ya kadar beraber gittik Bakırköy Belediyesi'nden çıkışta, böyle Kasım-Aralık aylarıydı.

"Maalesef" dedim "Artık kabul etmiyorlar, kesinlikle. Çünkü size" dedim "Tebligat çekilmiş, malzeme analizi istenmiş gelmemiş. Pardon malzeme analizi diyorum, üniversiteden rapor istenmiş statik, gelmemiş. 2-3 kere firmaya yetkilileri aranmış, davet edilmiş gelmemiş. Artık belediye sizin ciddiyetinize inanmıyor ve maalesef yolda yürümüyorlar" dedim. Kendisi ne yapacağını sorduğunda yapması gerekenleri anlattım ve ayrıldık. Ondan sonra aradan 3-5 gün geçti yanılmıyorsam, beni bir gün Hicabi Keleş aradı akşam saat 9, 9:30 sularında. Hicabi Keleş de benim uzun yıllardır tanıdığım, belki 20-25 yıldır tanıdığım bir abimdir. Ağabeyi Mustafa Keleş'in benimle konuşmak istediğini söyledi, "Numaranı verebilir miyim?" dedi. "Tamam" dedim ve Mustafa Keleş beni aradı 5 dakika sonra.

İşte durumu izah etti, ben de durumu izah ettim. Çok üzüldüğünü söyledi. İşte "Ne yapabiliriz?" dedi, "Bir şey yapabilir miyiz?" "Abi" dedim "Benim artık yapabileceğim hiçbir şey yok. Ben devrede yokum ve siz" dedim "Bu süreci kötü yönettiniz, yanlış yaptınız" dedim ve konuyu kapattık. Daha sonra Bakırköy Belediyesi ile bunlar bayağı bir restleşince en son bana Bakırköy Belediyesi'nden "Bir Mustafa Keleş ile konuş" dediler, yani belki telefonla bir yol alınabilir. Ben Mustafa Keleş ile buluştuğumdaki ses kaydını da zaten basına ve sizlere de verdiler başkanım. Bu konuşmada ben mahkememizden, yüce mahkememizden şunu rica ediyorum: Bu konuşmanın tamamı size verilsin. Yani hukuki değil ama ben bunu kabul ediyorum, tamamı size verilmek şartıyla bu konuşmanın dinlenmesini istiyorum.

Şimdi buradaki konuşmada bazı hususlara şey yapmak istiyorum. Bu konuşmada dahi karşı tarafın kesip kırpıp montajladığı kısmında bile ben "Mesele sizin otopark değil, mesele statik problem" cümlesini 2-3 kere vurguluyorum sayın başkanım. Mesela, şey "Balık pazarı otopark" diyorum, "Kimse 1 kuruş para istemedi" cümlesini yine kesilmiş kısmında söylüyorum. "Belediye Bakırköy Belediyesi bu abi" diyorum "Resmi." Bunu da söylüyorum, bu resmiden sonrası yine kesilmiş başkanım. Bir yerde de "Yok yok, arkadaki otopark nokta nokta 8.000.000 tutuyor, 5'ini siz yapın dediler 3 yıl içinde." Kesilmiş, montajlanmış halinde bile bunlar gözüküyor. Burada diyorum ki: "Hayır" diyorum "8.000.000 dolar tutuyor arkadaki otopark, bunun 5.000.000'unu siz yapacaksınız abi" diyorum. Yani bunu da yine söylüyorum. Şimdi karşı taraf burada bunu taksitlendirebileceğimizi söylüyor. Başkanım, siz heyet olarak rüşvet davasıyla ilgileniyorsunuz. Rüşvetin pazarlığı olur mu, rüşvetin taksidi olur mu, rüşvet parasıyla belediye otopark yapabilir mi? Yani bunun ben karşı tarafa sorulmasını rica ediyorum.

Bahsettiğimiz İplikçioğlu, daha önce yine bir meslektaşımız, kendisi de şu an burada sanırım, Avukat Kazım Yiğit Akalın'a yine FETÖ döneminde böyle bir iftira atmıştır. 6 ay hapis yatmasına sebep olmuştur ve Kazım Bey de çok şükür beraat edip çıkmıştır. Yani yine bir meslektaşına böyle bir komployla kendisi hapis cezası almasına sebep olmuştur. Kendisi burada haksız olduklarını anladıktan sonra bunu nasıl kurtarabiliriz diye masaya yatırdılar ve böyle bir yol izlediler. Sonunda da çok şükür ayaklarına dolandığını düşünüyorum.

Şimdi karşı tarafın, ortaklarının ifadeleriyle alakalı da birkaç bir şey söylemek istiyorum. Çetin Gül ifadesinde diyor ki... Bir senaryo yazmışlar başkanım ve bu senaryoyu tam da ezberleyememişler açıkçası. Bütün konuşmaları, bütün ifadeleri birbiriyle çakışıyor. Çetin Gül diyor ki, "Süleyman Atik otoparka şahsi ortak olayım dedi." Mustafa Keleş de diyor ki, "5 milyon artı otoparka belediye ortak olsun dedi." Selahattin Bey diyor ki, "Otoparkı beraber işletelim teklifi etti" diyor. Kameroğlu da "Otoparkı beraber işletelim" diyor. Yani bu dördü de otoparktan bahsediyor, hepsinin şeyi farklı.

Mustafa Keleş diyor ki, "Süleyman Atik bana ulaştı." Burada kesinlikle ben kendisine ulaşmadım. Kardeşi İcabi Keleş beni aradı; telefon numaramı vermeyi sordu, ben de kabul ettim ve kendisi beni telefonuyla akşam 10, 10.30 sularıyla aradı. Burada yine bir yerde çelişkileri var. Kameroğlu diyor ki ben Mustafa Keleş'i arıyormuşum, ulaşamıyormuşum diye Mustafa Keleş'i aramışım. Sevdi Beyaz diyor ki yine aynı şekilde ben Mustafa Keleş'i arıyormuşum avukatınız beni arasın diye. İplikçioğlu da diyor ki Ali Rıza Bey bizi aradı Süleyman'ı arayın diye. Yani bunların hepsinin ifadesi birbiriyle çelişiyor Sayın Başkanım. Bu arada Sefer Bey'in, Mimar Sefer Bey'in ifadelerini de dikkatle okursanız kendisinin de ifadesinin tekrar alınmasını talep ediyorum. Kendisi de orada Süleyman Atik bize bunun otopark yapımı için kullanılacağını söylüyor diye savcılık ifadesinde de kendisi belirtiyor Sayın Başkanım.

Eylem 30'daki KİPTAŞ'la alakalı bir belge sunmak istiyorum. KİPTAŞ'ın karşıda, Pendik'te yaptığı projeyle alakalı benim rahmetli amcamın iki tane çocuğu vardı. Onların belli bir birikimi olduğu için orada daire almak istedik. Oranın müteahhitlerinden biri benim 2013 yılından beri Büyükdere Kasrı AŞ şirketimdeki ortağımdır, müteahhitlerinden biri. Ben kendisini arayıp burada yardımcı olup olamayacağını sordum, sağ olsun o da bu konuda bana yardımcı oldu. Bu konuda ne bir belediyeden ne bir CHP meclis üyesinden veya herhangi birinden bu konuda bir destek almadım. Ali Hasan Doğan vasıtasıyla bu dairelerin satışı da yardımcı olundu bana. O belgeyi de şirket kuruluş gazetesinde sundum, 2013'ten beri Ali Bey'le ortaklığımız devam etmektedir.  Savcılıkta verdiğim ifadelerin hepsini tekrarlıyorum sayın mahkeme heyeti. Bu konularla alakalı söyleyeceğim bunlar.

HAKİM SORGUSU

 

Hakim: 55 no'lu eylem var o. Onunla ilgili bir anlatımınız var.

Süleyman Atik: Kaç numarada dediniz?

Hakim: 55 no'lu eylem.

Süleyman Atik: 55.

Süleyman Atik: O dönem Central Otel diye benim aklımda kalmış sayın başkanım. Fatih Bey'i bir gün ziyaret ettiğimde ben gittiğimde bana burayla alakalı bilgiler sordu. İlk yıllar özellikle, yani 2020-21 yıllarında Fatih Bey'i ziyarete gittiğimde veya beni davet ettiğinde bölgeyle alakalı bazı sorular sorardı Fatih Bey. Yine onlardan birinde aynı şekilde sorular sordu bana. "Burayla ilgili burada bir bilgin var mı?" dedi. Hem otelci olduğum için hem işletmeci olduğum için Boğaz'da. Fikirlerimi söyledim ve kendisi "tamam" dedi. Daha sonra belli bir süre sonra geldiğimde "Buranın arkasında odalar var" dedim. İnşaat dönemi yapılıp kapatıldığını biliyorum ama şu anki durumunu bilmiyorum dediğimde "Evet" dedi, konu o. Rakamlar üzerinde konuştuk. Belli bir rakam söyledi. Bunu hatta dedim ki: "Abi çok düşük değil mi bu rakam?" O dedi ki: "Başkan Bey bir ara Malatya ziyaretinde kendisiyle tanışmış. Kendisinin de depremde destekleri olmuş. O yüzden böyle oldu" dedi. "Tamam" dedim, teşekkür ettim, konuyu kapattım. Ondan sonra belli bir süre sonra kendisiyle yine bir toplantımızda yani bir görüşmemizde, ziyaretinde bana "Süleyman" dedi, "burayla alakalı bir tahsilat söz konusu. Sen o bölgedesin, yardımcı olabilir misin?" dedi. "Tamam abi" dedim. Kendileri bana bir numara verdi. Aradığımda E-5 üstü tarafında bir yerde ödemenin yarısını aldım. Geri kalan taksitiyle alakalı ben müsait olamadım belli bir süre sonra, bu 3 ay sonrasından bahsediyorum. Kendileri bunu hallettiler ama nasıl hallettikleri konusunda bilgim yok sayın başkanım.

Hakim: Bu ifadelerdeki 250 bin dolar diyen?

Süleyman Atik: Evet, doğrudur.

Hakim: Doğrudur.

Süleyman Atik: O civardadır başkanım. Yani net olmamakla beraber.

Hakim: Ne parasıydı bu?

Hakim: Nasıl?

Hakim: Ne parası bu?

Süleyman Atik: Oradaki daha önceden yapılmış olan aykırılıkların açığa çıkarılması içindi sayın başkanım.

Süleyman Atik: Orada yapılacak olan işlemlere göz yumulması içindi.

Hakim: Ne kadar bir kısmını siz almıştınız bu paranın?

Süleyman Atik: Vallahi yarısını aldım ama 150 miydi, 125 mi? Çok geçmiş gün. 150 bin civarı olması lazım başkanım.

Hakim: Sonraki kısmını "ben bilmiyorum" demiştiniz.

Süleyman Atik: Ondan sonraki kısmını o dönem müsait değildim. "Tamam biz hallederiz" deyip kendileri hallettirdi. O konu hakkında bilgim yok sayın başkanım.

Hakim: Bu Ayşegül Kayalar...

Süleyman Atik: Evet, Ayşegül Kayalar.

Hakim: ...eylemi.

Süleyman Atik: 2020 yıllarıydı galiba. Arnavutköy'de bir küçük bir yapısı vardı. Kendisi bana bir arkadaşım vasıtasıyla ulaşıp burayı tadilat yapmak istediğini söyledi. Ben yine Fatih Bey'i ziyaret ettiğimde "Abi" dedim, "burada küçük bir tadilat süreci var." Kendisi "Tadilatı yap." "Tamam" dedi. Bir 250 bin TL gibi bir rakamla konuştuk yanılmıyorsam. Daha sonra Ayşegül Kayalar tadilata başladı. Ben ödemenin yarısını aldım kendim ve ilettim. Daha sonra Ayşegül Kayalar konuşmasının dışında aykırı işlemler yaptırdığı için bir 1,5 yıl sonra Boğaziçi İmar burayı durdurdu. Beni aradılar. Ben de bu yapılan ekstra uygulamalardan haberim olmadığını, benim artık devrede olmadığımı Ayşegül Hanım'a ilettim. Hem belediyeye ilettim. Belediye de bundan dolayı da tutanak tuttu burayı, işlem yaptı. Sonraki süreçte bildiğim kadarıyla işte Ayşegül Hanım'ın ve ifadelerini de gördüm tutanak tutulup belli bir kısmı yıktırılıp kabahatlerden de ceza kesilip tamamlatılmış. O kısımda biz Ayşegül Hanım'la biraz tartıştığımız için o ikinci kısımda ben devreye girmek istemedim. Çünkü verilen sözleri yerine getirmediği için inşaat anlamında. Devreden çıktım ben sayın başkanım.

Hakim: Bir de bu Süleyman Çetinsaya'dan alınan bir 500 bin dolar...

Süleyman Atik: Evet.

Hakim: ...konusu var. Bunun da market kartı olarak istendiğini anlatmışsınız.

Süleyman Atik: Evet.

Hakim: Bu, bu da Boğaziçi sınırları içerisindeki taşınmaz güçlendirme ruhsatı ile alakalı diye bahsedilmiş. Bu nedir bu konu?

Süleyman Atik: Şimdi Fatih Bey benim Süleyman Çetinsaya'yı tanıyıp tanımadığımı sordu bir gün. "Tanırım" dedim. Özellikle yeğeniyle arkadaşlığım olduğunu söyledim. Daha sonra "Süleyman Bey'den market kartları alınacak. Sen halledebilir misin?" dedi. "Tamam abi" dedim. Süleyman Bey'i aradık, ofisime davet ettim. Süleyman Bey'e işte tanıştık, muhabbet ettik. Böyle bir operasyonun olacağını, işte 500 bin dolarlık 500 bin dolar karşılığında bir kart temin edileceğini söyledim. "Tamam" dedi kendisi. Daha sonra belli bir süre sonra arayıp tekrar ofisime geldi. Geldiğinde nakit olarak getirdim parayı. "Ya" dedi "ben hani kartla uğraşamayacağım, şey yapamadım. Sen zahmet bunu bu şekilde iletsen olur mu?" "Tamam abi" dedim. Ben de bu şekilde alıp ilettim.

Hakim: Ne, neyin karşılığında alındı bu?

Süleyman Atik: Yine bahsettiğiniz gibi bir inşaat ama inşaatın detayıyla veya şeyiyle alakalı bir bilgim yok. Benim yürüttüğüm bir proje değildi çünkü başkanım.

Hakim: Konuya vakıf değilsiniz, sadece belirli...

Süleyman Atik: Yok, değildim. Aynen öyle. Sadece Süleyman Beyleri...

Hakim: ...market kartı alınacağını söylediler.

Süleyman Atik: Süleyman Beyleri tanıdığım için "Bu konuda destek olur musun?" dediler. "Tamam" dedim sayın başkanım.

Hakim: Bu Abdi İbrahim Nezih Barut, Şişli Bomonti...

Süleyman Atik: Evet.

Hakim: ...olayıyla ilgili bir konudan anlatımınız var.

Süleyman Atik: Orada iki kısım gerçekleşti başkanım. İlk bu son yerel seçimlerden önce bir gün Nezih Bey benim Abdi İbrahim firması 10 yıldır danışmanlık yani vekillerinden biridir. Kendisi bir gün beni aradığında, onların ortaklarıyla da aralarında bir problem olduğu için dönem dönem bu Rotana'yla alakalı benden destek isterlerdi. Bir gün beni aradığında "Süleyman" dedi "belediyeyle biz problem yaşıyoruz." Tabii ilk kısmıyla alakalı "Süreci ortaklarım götürüyordu" dedi. Münir Beylerle yanılmıyorsam, tanışmıyorum ama ismi Münir Bey'di yanılmıyorsam. "Bütün süreci bugüne kadar Münir Beyler götürüyordu. Sen bu konuyu yürütebilir misin?" dedi. "Abi" dedim "bana biraz müsaade edin, ben bu konuyu inceleyeyim." Yani bir projeye öyle ortadan başlamayı pek sevmem ama bir inceleyeyim dedim. Bu konuyu incelemeye başladığımda Timur Bey'in bu projeyi yürüttüğünü gördüm. Timur Bey'i aradım. Ortak tanıdıklarımız vardı. Timur Bey'le buluştuğumuzda "Timur Bey böyle böyle, firma bana bunu teklif ediyor. Sizin hani ne oldu, problem nedir?" "Süleyman" dedi "bunu sen yürütebilirsin. Ben zaten bıktım bu projeden" dedi. "Bu ortaklar arasındaki problemden de bıktım. Bunu yürütebilirsin" dedi ve "Aradan çekilirim ben" dedi. "Benim için hiçbir problem yok." Tam bu görüşmenin akabinde akşam ya Yakup Öner ya Fatih Keleş tam bilemiyorum ama beni arayıp "Süleyman" dedi "bu Rotana'yla alakalı sen devreye girecek misin, sen devralacak mısın galiba? Bu konuyu Emrah Bey aradı, bu konuya girmesin dedi. Senden ricam bu konuya girme" dedi. Ben de "Tamam abi, hay hay" dedim ve firmayla ertesi gün görüşüp bu konuyu benim devralamayacağımı, başlamış bir konu olduğunu söyleyip devreden çıktım.

Hakim: [anlaşılamadı]

Süleyman Atik: O ilk kısım... O ilk kısımdı başkanım. Yanılmıyorsam 15 milyon dolar civarı bir rakamdı. Bunu Abdi İbrahim firması bana telaffuz etti.

Hakim: Yani? Kim, firmanın?

Süleyman Atik: Hatta Nezih Barut. Yani beni çağırdığında "Süleyman" dedi "problemlerimiz var. Belediye de 15 milyon dolar gibi bir rakam talep ediyor. Bununla alakalı doğru mudur bu rakam, neler yapılabilir? Bu süreci sen bizim adımıza yürütebilir misin? Buradaki belediyeyle olan hukukumuzu artık Münir Beylerden alıp biz seninle yürütebilir miyiz?" dedi. Ama yürütemedik dediğim gibi. Böyle bir konu gündeme gelince ben bu işi alamayacağımı söyleyip çekildim başkanım.

Hakim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mı?

Süleyman Atik: Yok başkanım.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Süleyman Bey, savcılıkta bir takım beyanlar vermişsiniz. Eylem bazlı ve örgüt bağlantısına ilişkin sorular soracağım. Tabii, ilk önce ilk önce bu Boğaziçi İmar ile ilgili bir sorum var size. İfadenizde şey demişsiniz: "O dönem Elçin Karaoğlu isimli Boğaziçi İmar Müdürü olan kişiye ben takip ettiğim başkaca dosyaları bile olumsuz geri dönüş almam halinde işi ticari açıdan konuşmak maksadıyla Fatih Keleş'e; teknik açıdan ise Yakup Öner'e gidin." şeklinde beyanınız var. Yakup Öner ile Fatih Keleş'in Boğaziçi İmar'da resmi görevi var mıdır?

Süleyman Atik: Yoktur.

Savcı: Buradaki bu işleyiş nasıl olurdu? Yani ticari konularla ilgili Fatih Keleş, teknik konularla Yakup Öner?

Süleyman Atik: Şimdi şöyle olurdu Sayın Savcım. Savcılıkta da açıkladım, bir daha anlatayım. Herhangi bir dosya Boğaziçi'ne, benim götürdüğüm bir dosya Boğaziçi'nde ret olursa—daha önceki ifademde de hani burada da söyledim—bu konuyu alıp Yakup Öner'e götürüyordum. Eğer haklı olduğumu düşündüğüm veya yapılabileceğini düşündüğüm bir konuysa. Yakup Öner bunu teknik açıdan, siyasi açıdan hani bilemiyorum, o incelerdi tekrar. Çoğunu ret ederdi. "Yok Süleyman, bu olmaz." derdi. Olabilecek konuları da "Tamam, bunda yardımcı olabiliriz." derdi. Ben de Fatih Bey'den randevu talep eder, Fatih Bey'e giderdim. Fatih Bey belli bir ya sosyal destek ya bir nakit üzerinden bir şey iletirdi bana. Müvekkilimle görüşürdüm. Kabul etmesi durumunda süreci başlatırdık Sayın Savcım.

Savcı: Yine beyanlarınızda şey demişsiniz: "Büyük çaplı yukarıda bahsetmiş olduğum işlerde Fatih Keleş gerek kendisi gerekse Zafer Keleş vasıtasıyla paraları aldıktan sonra Elçin Karaoğlu’nu arar ve izin vermesini talimatlandırırdı."

Süleyman Atik: Evet.

Savcı: Bu süreç nasıl olurdu, talimat meselesi?

Süleyman Atik: Onu çok bilemiyorum. Dediğim gibi ben Fatih Keleş ile görüştükten sonra süreç başlardı okilendikten sonra. Yani ben müvekkilim de kabul ederse Fatih Bey'e giderdim. Okilerdi ve ondan sonra süreç başlardı.

Savcı: Para verilip de olmayan bir iş oldu mu? Hani parayı verdiniz, daha sonra takılan veya olmayan?

Süleyman Atik: Yok. Olmadı hatırladığım kadarıyla. Yok Sayın Savcım.

Savcı: Yine Yakup Öner'e ilişkin şey demişsiniz: "Yakup ile işte Fatih Keleş beni Yakup'a yönlendirdi."

Süleyman Atik: Evet.

Savcı: Hangi yıl daha yoğun oldu?

Süleyman Atik: '20 ya da '21'dir Sayın Savcım. Yani '19'da seçim oldu...

Savcı: Hangi belediyede falan görüştürdü, nasıl bir süreç?

Süleyman Atik: Beni randevu aldı, "Yakup Bey'e bir uğra." dedi. Saraçhane'de bir odası vardı Yakup Bey'in. Küçük bir odaydı hatta, hatırlıyorum.

Savcı: Yakup Bey'in resmi bir görevi var mıydı belediyede?

Süleyman Atik: Başkan danışmanı diye biliyorum. Ama sıfatını, yani resmi sıfatını bilmiyorum. Başkan danışmanı olarak geçiyordu sanki.

Savcı: Yine Boğaziçi İmar'da yaşanan sıkıntılardan bahsedilince kendisinin de bu konuyla ilgili sıkıntıları olduğunu, kendilerinin de konuyu araştırdıklarını, gerekli müdahalenin Başkan İmamoğlu tarafından yapılacağını söylediği şeklinde bir beyanınız var. Akabinde de Boğaziçi İmar Müdürü’nün görevden alındığı yerine Elçin Bey atandı diye.

Süleyman Atik: Evet.

Savcı: Bu nasıl oldu süreç?

Süleyman Atik: Şimdi bahsettiğim gibi bu...

Savcı: Şikayetler neydi mesela Boğaziçi İmar'da?

Süleyman Atik: Dosya çıkmıyordu. Mesela benim haklı olduğum, yürüyen, 8 aydır 9 aydır yürüyen, imza aşamasına gelmiş, %100 haklı olduğum bir dosya o dönem çıkartılmıyordu. Bu tarz şikayetlerden dolayı gittiğimde "Evet," dedi, "Boğaziçi'nde ciddi sıkıntılar bizim kulağımıza da geliyor. Bundan dolayı oraya müdahale edilecek." dendi. Ve ondan sonra da belli bir süre sonra, 3 ay 5 ay tam hatırlamıyorum, süre sonra da müdür değişikliği oldu. Ve ondan sonra dediğim gibi ben ağırlıkla teknik konuları, ret olan konuları Yakup Bey'e gitmeye başladım.

Savcı: Müdür değişikliğinden sonra mı Fatih Keleş ile Yakup Öner daha çok devreye girdi süreçlerde?

Süleyman Atik: Öncesini bilmiyorum. Çünkü dediğim gibi Sayın Savcım, öncesinde seçimden sonra 4-5 ay yeni müdür geldiği için hiç gitmedim doğru düzgün orayı iyice kavrayacak, öğrenecek diye. Gittikten sonra bir 2-3 ay bekledim dosyamın cevabını almak için, "Tamam bakacağız." dediler. O dönem çok gitmedim açıkçası Boğaziçi İmar'a. Ondan sonra da zaten "Tamam biz değişiklik yapacağız, bekle." dedikten sonra da gitmemeye başladım ekip değişecek diye. Ekip değiştikten sonra gitmeye başladım tekrar.

Savcı: Yine Fatih Keleş'e ilişkin, "Fatih Keleş İBB'de Başkan Danışmanı olarak biliyorum. Kendisinin hem Bakırköy İBB ekibinde aslında hem de Florya'daki Başkanlık Konut Ofisi vardı." şeklinde beyanınız var. Bu ofislerin şeyi nasıldı? Hani resmi bir ofis mi yoksa belediye tahsisli mi, Başkanlık Ofisindeki mesela ofisi?

Süleyman Atik: Yani bir villada, alt katında odası vardı Sayın Savcım. Yani sekreteryası vardı. Şeyi hani farkı anlayamadım tam olarak sorduğunuz...

Savcı: Yok, şu anlamda: Fatih Keleş'in ofisinden bahsediyorsunuz ya...

Süleyman Atik: Evet.

Savcı: Hangi sıklıkla giderdiniz, çok sık görüşür müydünüz?

Süleyman Atik: Yok. İlk 1-1.5 yıl özellikle böyle ayda bir giderdim. Sonraki yani son 2-3 yılda gidişim çok çok azalmıştır. İlk 2 yılda belki 20 kere gitmişimdir. Son 3 yılda belki 5 kere gitmişimdir Sayın Savcım.

Savcı: Zafer Keleş'i tanır mısınız?

Süleyman Atik: Tanırım.

Savcı: Fatih Keleş'ten mi yoksa ayrı bir hukukunuz var mı?

Süleyman Atik: Yok, oradan tanırım, Fatih Keleş'ten.

Savcı: Yine bu eylem bazlı sorduğumuz zaman da "Eylem 21 kapasite meselesi." İfadenizde şeyden bahsetmişsiniz: Ali Rıza Akyüz ile yaptığınız görüşmede, süreçlerden sonra Ali Rıza Akyüz'ün işte "Artık otopark muhabbeti geçti. Bunlar bizle dalga geçiyor, nakit getiriyorsa getirsin" şeklinde bir beyanda bulunmuştu, doğru mu?

Süleyman Atik: Doğrudur. Orada ben savcılıkta 4 ya da 5 kere bu konuyu açıkladım. Birinde bu şekilde yazılmış, gözümden kaçmış. Şimdi orada şunu söyledim. Hatta Savcım da bunu üstüne basarak söyledi: "Nakit getirsinler derken hani bunu çanta içinde mi getirsin dedi, yani rüşvet olarak mı?" Sayın Savcım dedim, ben bana verilen yetkide otopark anlaşması yapabilirsin dediler. Otopark anlaşmasını son gittiğimde Ali Rıza Akyüz "Kabul etmiyorum" deyince zaten Ali Rıza Akyüz ile tartıştık ve sonrasında bunu hangi amaçla söylediğini bilmiyorum deyip odasından ayrıldım dedim. Dediğim gibi diğer savcılık ifadelerimde ve emniyetteki ifadelerimde de bunu detaylı bir şekilde izah ediyorum. Sadece birinde benim gözümden kaçmış bu şekilde. Hatta Savcı Bey dedi ki "Rüşvet olarak istemiş olabilir mi?" Sayın Savcım hiç o konuya girmedik çünkü tartıştık ve çıktım dedim. Yani parayı şöyle getirsinler, böyle getirsinler, bana versinler, şuraya versinler buna girmedik. Sadece "Artık bunlarla proje yapılmaz, nakit getirsinler dediler" dedim. Bu harç olarak mı tek seferde ödensin anlamında mı, yoksa rüşvet biçiminde parayı getirsin anlamında mı o konuyu bilmiyorum Sayın Savcım. Bunu daha önce savcılık ifadelerimde de sordu savcımız, aynı bu şekilde izah ettim.

Savcı: Yine bu Kartaltepe'deki Beyazlar İnşaat'ın arazisi var, oraya Muzaffer Beyaz’ı davet etmişsiniz, doğru mu?

Süleyman Atik: Muzaffer Beyaz…

Savcı: Ali Rıza Akyüz ile şöyle ifadenizde: "Ben Muzaffer Beyaz'ın ricasıyla Ali Rıza Akyüz ile görüşme yaptım. Sürece dahil olmadım. İşte bu süreçte Muzaffer Bey'in kapasite artırımıyla ilgili ruhsatı uzamaktaydı. Bu konuyla alakalı görüşmek istediğinde beni Kartaltepe'deki bahsi geçen araziye davet etti. Ben bu bahse konu araziye gittim. Burada Muzaffer Bey ile bir görüşme yaptım. Görüşmede Muzaffer Bey bana 'Biz bunlarla anlaştık. Yeri gönderecekler ve ödemeyi yapacağız. Bunlar sözlerinden caydı.' şeklinde soru sorduğunu söyledim." Evet, bu konuşma nasıl gerçekleşti?

Süleyman Atik: Sayın Savcım...

Savcı: Daire sattığından falan bahsediliyor.

Süleyman Atik: Şimdi ilk beni Sinan Umar, benim 20-25 yıldır tanıdığım bir mimar abim var. Kendisi Muzaffer Bey ile çalışıyor. Bir gün Sinan Umar aradı beni ve "Süleyman," dedi, "Muzaffer Bey dedi seninle görüşmek istiyor. Müsait bir zamanda görüşebilir miyiz?" "Tamam," dedim. Muzaffer Bey ve yanında biri daha geldi, şimdi ismini hatırlayamıyorum, yine ailesinden biriydi. Kendileriyle oturduk, tanıştık. "Ya," dedi, "Bakırköy'de böyle bir sıkıntımız var. Bu konuda bize yardımcı olabilir misin?" Konuyu anlattı. Şimdi çok teknik detayını hatırlamamakla beraber 8 katlı bir yeri seçimlerden sonra Ali Rıza Başkan geldikten sonra itiraz etmiş Bakırköy Belediyesi, 5 kata düşürmüşler imar yoğunluğundan dolayı. "Bu konuda yardımcı olabilir misin?" dediler. Ben de Ali Rıza Akyüz'e gittim. "Abi," dedim, "böyle böyle bir konu var. Bu konuda benle çalışmak istiyorlar, yürüteyim mi, dosyaya bir bakabilir miyim?" "Süleyman," dedi, "bu konuya sen girme. Orada çok ciddi bir imar problemi var, biz buna müsaade etmeyeceğiz. İtirazımızı da yaptık." dedi. Ben de "Tamam." dedim, "Hayır." dedim. Daha sonra Muzaffer Beyaz beni aradı, 2-3 kere aradı. Ki hani sık arıyordu kendisi de bu şekilde. Habire şeyler soruyordu. "Süleyman," dedi, "böyle böyle biz bir rakamla anlaştık. İşte ya bunlar da amca da sözlerinde durmadılar. Daha önceki belediye de sözünde durmadı." "Abicim," dedim, "hani anlaştık diyorsun da kimlerle görüştün?" "İşte Başkan Yardımcısıyla, müdürle hepsiyle görüştüm..." "Abicim daha hani sen benim teyidime mi ihtiyacın var? Görüştüysen güvenmemek zorundasın" deyip konuyu kapattım.

Savcı: Kirazlı Metro Hattı'ndan bahsetmişsiniz. Onun hakkında ne demiştiniz acaba?

Süleyman Atik: O konu hakkında sadece duyumlarım vardı. Onunla alakalı duyumlarımı ilettim. O kadar Sayın Savcım.

Savcı: Yakup Öner'le bu süreçte bir para alışverişiniz oldu mu veya para konuştunuz mu?

Süleyman Atik: Olmadı Sayın Savcım. Ben 1-2 kere teklif ettim açıkçası. Ama kendisi böyle bir üst perdeden hani "Ben seninle bu konulara mı gireceğim?" gibi bir şey yaptı. Çok yanaşmadı açıkçası. Böyle biraz kibirli bir tavırla o konulara hiç girmedi benimle.

Savcı: Yine Yakup'la ilgili birtakım anlatımlarınız var da para meselesiyle ilgili. Para konusunda siz kendisiyle konuştuğunuzu beyan etmişsiniz. O bana bizzat kendisinin başkanla konuştuğunu, iş yapan birisinden para konusunda konuşmadığını, kendisinin bitirilen olaya yönelik projelerden aldığı ücreti Fatih Keleş'e verebilmelerini, o konuları bizzat başkanın yani İmamoğlu'nun konuşup aldığını söyledi şeklinde beyanınız var, bunu yaptıran kendisi mi?

Süleyman Atik: Aynen öyle. Aynen bahsettiğim konuşmada ben böyle bir şey teklif ettiğimde yani siz işte hani üst tabiri caizse yani "Sen kimsin, ben başkanla bu konuları konuşurum, gerek ondan ödeme alırım. Hani piyasadan biriyle iş yapan bir avukattan, mimardan böyle bir hukuka girmem" deyip beni terslemişti. Orada duyduğum bir şey Sayın Savcım.

Savcı: Boğaziçi İmar neresinde? Hani bu bahsettiğiniz ifadelerdeki büyük işler var ya işler. Büyük metropol işleri hani bilinen şeyler. Yakup Öner ve Fatih Keleş'in bilgisi dahili dışında bu tarz konular yürütülebilir mi? Yani Elçin Bey mesela kendi inisiyatifi...

Süleyman Atik: Tahmin etmiyorum Sayın Başkanım. Çünkü Yakup Bey özellikle teknik konulara hakim bir konu yani...

Savcı: Peki Elçin Bey'in ne etkisi var bu durumda? Boğaziçi İmar [anlaşılamadı] bahsettiğimiz büyük işlerde o zaman Yakup Öner, Fatih Keleş bakıyorsa Elçin Bey'in buradaki etkisi ve faktörü ne olur?

Süleyman Atik: Burada çok çeşitli bir işleyiş var. İşlerin belki büyük işler dediğimiz %5'lik, %3'lük bir kısmıdır Sayın Savcım.

Savcı: O diğer kalan işlerdeki işleyiş nasıldır?

Süleyman Atik: Ya orada şöyle ben nakit bir şeyin döndüğünü çok duymadım açıkçası. İşte bazen piyasadan duyum bunlar tamamen. Market kartı veya Kabahatler Kanunu'ndan ceza kesilerek bu süreçlerin yürütüldüğü, yani zaten çoğu yasal işler oluyor bunlar. Öyle işlerin 100 tane iş oluyorsa bahsettiğimiz gibi 2 tanesi, 3 tanesi büyük işler. Geri kalanı normal işleyişinde devam etmektedir diye biliyorum.

Savcı: Bu Zafer Keleş'e para teslimi verilen Florya'da bulunan bulunan Plevne Sokak var. Burayı niye tercih ettiniz?

Süleyman Atik: Vallahi bir gün hatta Zafer Bey'in ifadelerinde de ben mahkemedeki ifadelerini takip ettim şeyden, sosyal medyadan. Kendisi Güngören tarafında oturduğunu söylüyor. Ama bir gün konuşmamızda işte bu teslimatı yapacağımızda "Basınköy'de buluşalım mı, olur mu?" dedi. "Olur abi." dedim. "O taraftan geliyorum ben de sabah erkenden. Orada buluşuruz, sonra dağılırız." dedi. "İyi, tamam." dedim. Buna istinaden böyle bir şey söyledim. O tarafta buluşuyorduk genelde.

Savcı: Peki teslimat nasıl olurdu? Mesela Plevne Sokak'ta saat 09:00'da buluşacaksınız. Size bir konum mu gelirdi?

Süleyman Atik: Yok. Sokağı veya şeyi söylerdi. Hiç birbirimizi aramazdık. "Tam 09:00'da oradayım abi." derdim. 09:00'da buluşurduk.

Savcı: O konum adresini mesela beraber tespit ettiğiniz zamanlar da var. Plevne Sokak ulu orta bir yer. Niye burası tercih edildi?

Süleyman Atik: Yani sabah orada, Basınköy dedik. Öyle hemen o tarafta bir yer belirledik Sayın Savcım. Ondan sonra orada görüşmeler... "Aynı yerde buluşalım." "Tamam." deyip süreci...

Savcı: Peki para teslimi nasıl olurdu? Atıyorum saat 09:00'da buluştunuz. Arabadan arabaya mı?

Süleyman Atik: Evet, arabadan arabaya.

Savcı: Bir sohbet oluyor mu? Bir çay falan?

Süleyman Atik: Yok, yok. Arabadan... Yok, yok Sayın Savcım. Arabadan arabaya teslim eder, işimize devam ederdik.

Savcı: Peki Zafer Keleş bu parayı nereye verirdi, bir bilginiz var mı?

Süleyman Atik: Yok, yok.

Savcı: Tamam, başka sorum yok.

Süleyman Atik: Ben o kadar bir samimiyetim hani tanışıklığımız, şeyimiz vardı ama onları konuşacak, bilgi verecek kadar bir şeyimiz yoktu Sayın Savcım.

Hakim: [anlaşılamadı] Elçin ile görüşmeniz, size herhangi bir yönlendirmesi, herhangi bir olaylara dahil oldunuz mu bu süreçte?

Süleyman Atik: Yok, olmadı Sayın Savcım. Yani Elçin Beyle pek hazetmez Elçin Bey benden. Yani çok şey yapmazdı açıkçası. Öyle bir talebi de olmadı, yönlendirmesi de olmadı.

Hakim: Sanıklardan sorusu olan var mı arkadaşlar?

EKREM İMAMOĞLU AVUKATI TORA PEKİN, SÜLEYMAN ATİK’E SORUYOR – 24.09.2026

Tora Pekin: Süleyman Bey, ilk olarak Sayın Ekrem İmamoğlu da burada. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu ile hayatınız boyunca kaç kez yüz yüze görüştünüz?

Süleyman Atik: Vallahi gözaltından önce hiç karşılaşmadık, yüz yüze görüşmedik, telefonda da konuşmadık. İlk defa gözaltı sürecinde gördüm kendisini.

Tora Pekin: Ama "Mesajlaştık" dediniz galiba?

Süleyman Atik: Ya yani telefonda görüşmedik anlamında şey yaptım. Mesajlaştık peki.

Tora Pekin: Bu şeyde Savcılık biraz önce sorgunuz sırasında bu ses kaydı ile ilgili olarak "Montajlanmış" dediniz. Mahkemeden de bir talepte bulundunuz. Bu mon...

Süleyman Atik: Kesilmiş, çok kesilmiş.

Tora Pekin: Evet. Bu meseleyi 13 Mayıs 2025 tarihindeki ifadenizde dile getirmişsiniz yani ses kaydı meselesini. Ama orada montaja ilişkin bir şey yok, beyanınız yok. Savcıya da açıkladınız mı o sırada bu...

Süleyman Atik: Ben ifadesinde de söyledim, Savcım ben iddianamede olacağını tahmin etmiyordum bu ses kaydının. Yani hukuksuz olduğu için olacağını tahmin etmiyordum. Olunca şimdi Mahkemeden talebim ses kaydının tamamının Mahkeme tarafından incelenmesi.

Tora Pekin: Cevabınız anlaşılmadı yani o bakımdan. Siz Savcıya da bu ses kaydının montajlanmış olduğunu...

Süleyman Atik: Montaj değil, kesilmiş. Belki montaj deyip yanlış söyledim. Kesilmiş, kesilmiş olduğunu beyan ettim, evet.

Tora Pekin: Tamam, şeyde de sorgu tutanağınızda yok da onu anlamaya çalışıyorum.

Süleyman Atik: Tutanağa aldırmamamın sebebi ben bunun iddianameye gireceğini tahmin etmedim hukuksuz olduğu için. Burada girdiğini görünce şimdi Mahkeme heyetinden böyle bir talepte bulundum.

Tora Pekin: Ama açıkladınız, "Açıkladım" dediniz.

Süleyman Atik: Hatta cümleleri de açıkladım. "Bakın" dedim "Bu cümlenin önü bu, arkası bu. Bu cümlenin devamı bu ama bunu cımbızladığınızda bu çıkıyor. Lütfen" dedim "Bunun tamamını dinlerseniz oradaki amacın ne olduğunu, rüşvet olmadığını her şeyi çıkarabiliriz" dedim.

Tora Pekin: Tarafımdan bunu duymak istemiştim. Tabii tabii Başkanım, siz de görüyorsunuz yani Savcılığın nasıl seçici davrandığını ifadeleri tutanağa geçirirken. Sabah da yaşadık aynısından bir örnek. Aynı Savcılığın 4 Haziran'daki ifadeniz var. İfadeler birbirinin tekrarı aslında yani kopyala yapıştır gibi tekrar ediyor ama ikinci ifadenize üç paragraf eklenmiş. Orada Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş, Zafer Keleş isimleriyle ilgili birkaç cümle eklenmiş. Savcılıktan size "Bu isimleri eklersen tahliye olursun." gibi bir teklif, öneri geldi mi?

Süleyman Atik: Kesinlikle yok Sayın meslektaşım, üstadım.

Tora Pekin: Tamam. Tahliyeniz ne zamandır? Tahliye tarihiniz?

Süleyman Atik: Haziran yanılmıyorsam, 5 Haziran olması lazım.

Tora Pekin: Sayın Başkanım, CMK 215 gereğince açıklama yaptırmıyorsunuz ama ifadelerin son derece çelişkili olduğunu hem kendi içinde hem diğer dinlediğimiz sanıkların ifadeleriyle çelişkili olduğunu hem tarihsel olarak olaylarla uyuşmadığını gözlemliyoruz. Hiçbirini kabul etmiyoruz.

 

RESUL EMRAH ŞAHAN SORUYOR

 

Resul Emrah Şahan: Süleyman Bey merhaba. Öncelikle ifadenizde... İki bölüme mi ayırıyorsunuz süreci? 2024 öncesi ve 2024 sonrası diye soracağım. 2024 öncesinde hiç karşılaştık mı, tanıştık mı, telefonda konuştuk mu? Ben sizi hiç tanımam, siz?

Süleyman Atik: Hayır.

Resul Emrah Şahan: 2024 sonrasında da ben belediye başkanıyken bir kere Abdi İbrahim'in iskânı ile ilgili geldiniz; zaten kendi ifadenizde de söylüyorsunuz. Bu görüşmede benden bu iskânla alakalı şu kadar para, şu kadar bir şey falan bir şey duydunuz mu?

Süleyman Atik: Hayır. Ben kendi ifademde de böyle bir şey söylemedim zaten.

Resul Emrah Şahan: Peki son Profilo AVM ile ilgili, 39'la ilgili bir şey sormak istiyorum. O da Çetin sayesinde mesafe kat ettik gibi ifadeler kullanılıyor. Burada bu 2600 metrekarelik otopark alanına ilişkin ihtilafı biliyor musunuz?

Süleyman Atik: Bilmiyorum. İfademde de söyledim, yine söylüyorum. Orada Süleyman Bey geldiğinde sohbet esnasında, "Şişli Belediyesi'yle hukukun nasıl?" dedi. "Abi orada pek şeyim yok, hukukum yok" dedim. "Gerçi" dedi, "bayağı bir yol kat ettik orada, gerek yok biz yürüyoruz" dedi. Hani bu şekilde şey yapıyorum. Yani ne yeri biliyorum ne eylemi biliyorum açıkçası. İfademde de bu şekilde söyledim.

ELÇİN KARAOĞLU SORUYOR

Elçin Karaoğlu: Süleyman Bey merhaba. Şimdi ben aslında iki soru soracağım sadece. O da Sayın Savcımın soru sorulmuştu. Orada bir netleştirmek adına. Gerçi siz dediniz ama hani Fatih Bey'in her şeyi ve talimatı vesairesi oluyordu. Siz "Bu konuda benim bilgim yok" dediniz ama ben yine bir sorayım. Yani bununla ilgili bir bilginiz, tanıklığınız var mı?

Süleyman Atik: Yok. Olmadı hiç.

Elçin Karaoğlu: Evet. Onun haricinde bir de yine Sayın Savcım şeyi sormuştu. Hani bir takım işte para alışverişlerinden bahsediliyor ama hani bilmediğim konular. Bunlarla alakalı para verilip yapılmayan bir iş, olmayan bir iş oldu mu biliyor musunuz diye sormuştu. Ona istinaden söyleyeyim. Siz de "Olmadı" gibi cevap verdiniz ama mesela Ayşegül Kayabay eyleminde zaten Ayşegül Kayabay şey Faruk Baştürk eylemleri var. O eylemler için söylersek biz bu sonrasından mesela binanın tamamına hani bu çatıya, atarmış dışına, izolasyon mantolama yapılmış, bilmiyor olabilirsiniz onun için söylüyorum. Biz buranın tamamına zabıt tuttuğumuzu, yıkım kararı aldığımızı, savcılığa suç duyurusunda bulunduğumuzu binanın tamamı için. Sonra yapılan evleri zaten yıktık. Biliyor muydunuz diye sormak istedim.

Süleyman Atik: Şimdi ilk benim izin aldığım 2021 yılında boya badana ve çatı aktarımı. Daha sonra Ayşegül Hanım burada izninin dışında eylemler yaptığı için Boğaziçi İmar durduruyor. Tutanakları binanın tamamı dediğiniz gibi aykırılıklarda yıkılıyor. Benim bildiğim.

Elçin Karaoğlu: Yani tamamıyla ilgili biz işlem yaptık. O dönemde yapılanlarla ilgili...

Hakim: Ayşegül Kayabay da savunmasında zaten yıkıldığını anlattı.

Elçin Karaoğlu: Şeyde de aynı şekilde bir soru sorulmuştu Sayın Savcının yine. Hani göz yumulması karşılığında bu Faruk Baştürk eylemi için "Göz yumulması için verildi. Onun için mi verildi?" demişti. Şimdi burada da biz bir göz yummadık. Hani şunu söyleyeyim orada da biz Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yazdık. Yapı tadil tutanağı tuttuk. O dönemin 10 milyon TL'si, belki bugün 100 milyon TL'si ceza kestik. Yıkım kararı aldık. Mahkemesi süreçlerinde ciddi itirazlarımız oldu ve savcılığa suç duyurularında bulunduk iki sefer hem de. Bunlarla ilgili bilginiz var mı bu detayda?

Süleyman Atik: Yok. Zaten ifademde de söyledim. Hani oradaki eylemi çok...

Hakim: Sonraki süreciyle ilgili bilgim yok.

Elçin Karaoğlu: Teşekkür ederim. Sağ olun.

 

ALİ KURT SORUYOR

 

Ali Kurt: Beni tanıyor musunuz?

Süleyman Atik: Yok.

Ali Kurt: 30'uncu eylemde olduğunu atlamışım açıkçası.

Süleyman Atik: 30'uncu eylemde zaten ben tamamen hukuki olarak aldım...

Ali Kurt: Bir şey soracağım sadece, aklımda olumlu diye. Şey dediniz: "Kurumsal firmasından tanıyorum, ona söyledim" dediniz.

Süleyman Atik: Evet, evet.

Ali Kurt: Başkanım, kurumsal... Sadece Asoy deniyor ya 30'uncu eylemde. Yani aslında bir liste gönderilmediğini de arkadaş beyan etmiş oldu; onu bir şey yapayım dedim. Teşekkür ederim.

 

CEYHUN AVŞAR SORUYOR

 

Hâkim: 140'ıncı eylem yok Ceyhun Bey.

Ceyhun Avşar: Beni tanıyor musunuz diyecektim Süleyman Bey. Teşekkür ederim.

Hâkim: Bunu neden sordunuz şimdi?

Ceyhun Avşar: Başkanım, sizin belki dikkatten kaçmış mı, ön arkadaşlara, aşağıya da söyledim de 140'ıncı eylemle alakalı sorunuz olmuş, "Duyumlarım vardı" demiş Süleyman Bey. Ben de ilk defa görüyorum hayatımda kendisini, kendisi de beni ilk defa görüyor büyük ihtimalle. O yüzden "Beni tanıyor musunuz?" diye sormak istedim. Hani detaylandırabilirim de yani bir...

Hâkim: Tamam, detaylandırmayalım.

Ceyhun Avşar: Teşekkür ederim.

RESUL EMRAH ŞAHAN AVUKATI DOĞA ŞANLIOĞLU SORUYOR

Doğa Şanlıoğlu: Merhabalar. Çok kısa sorularım var. Az önce aslında müvekkil sordu ama sadece açmak için soracağım. Eylem 39 bağlamında sizin de Profilo AVM ile ilgili, "Takip ettik, pazarlık ettik" diye anlattı ya?

Süleyman Atik: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Acaba hani az önce 2600 metrekarelik otopark alanıyla ilgili ihtilaf durumunu da söylediniz. Acaba Çetinsaya'nın kullandığı söylediğiniz bu ifadelerin söz konusu ihtilafla ilgisi olması mümkün müdür? Yani onunla ilgili olabileceğini düşünüyor musunuz?

Süleyman Atik: Hiç bilmiyorum. Yeri de bilmiyorum, problemi de bilmiyorum, etrafı da bilmiyorum. Onu da az önce evrakta açıkladım. Yani sadece Süleyman Bey'in o cümlesini...

Doğa Şanlıoğlu: Acaba onunla bir bağlantı, bir şey olabilir mi?

Süleyman Atik: Onu da bilmiyorum.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Birkaç tane daha husus var. Eylem 41 ile ilgili, Rotana aksi ile ilgili. 2023 yılında Rotana konusunda Fatih Keleş'in sizi arayıp müvekkilin bu işi...

Süleyman Atik: Fatih Keleş veya Yakup Öner. Tam hatırlamıyorum.

Doğa Şanlıoğlu: İfade orada öyle. O zaman hani...

Süleyman Atik: Evet, evet.

Süleyman Atik: O saatte de öyle dedim ama demek ki öyle yazılmış.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Yani o zaman o da... O zaman bunu da geçeyim. Yani tam olarak hatırlamıyorsunuz.

Süleyman Atik: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Bir de Rotana konusunda az önce de Mahkeme Başkanımız da sordu. Ben biraz daha detaylandıracağım. Nezih Barut sizi işin önemli kişisi olarak gösteriyor aslında. Hani kendi ifadesinde, sizden bağımsız. Süreci sizin yürüttüğünüzü söylüyor. İşte pazarlık yaparak, işte 10 milyon doları 4 milyon dolara indirdiğinizi belirtiyor.

Süleyman Atik: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: İlker Aydın da yine 2023 yılı içinde bir toplantıda sizin "Bu görüşmeleri Emrah Şahan ile yaptım" dediğinizi aktarıyor. Siz ise 2023 için müvekkilimizin doğrudan görüşmediğini söylüyorsunuz. Rotana bazında söylediğiniz. Bu yanıtın size Fatih Keleş'ten geldiğini belirtiyorsunuz. Sonraki dönem içinde işin dışında kaldığınızı, yalnızca paranın tesliminde emin olduğunuzu ifade ediyorsunuz, ifadelerinizde var. Bu olaydaki sizin işte gerçek rolünüz nedir? Yani biraz çelişkiler var. Acaba izah edebilir misiniz?

Süleyman Atik: 2014 öncesi zaten herhalde Nezih Bey de ifadesinde söyledi. Kendisi de söyledi. "Ben bu işi alabilmek için önce bir araştırmam gerekiyor. Müsaade istiyorum" dedim. Ve bu müsaadenin sonunda gidip "Ben maalesef devreye giremiyorum" deyip aradan çekildim.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım.

Süleyman Atik: Zaten hani kendisi de böyle düzeltti. Aynı şekilde işte Emrah Bey'i de hiç tanımıyorum dedi. Ben de tanımıyorum dedim. Orada olaya da hiç dahilim yok.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Yani siz orada Emrah Şahan ile ilgili doğrudan bildiğiniz, gördüğünüz, duyduğunuz...

Süleyman Atik: Yok, hiçbir şey.

Doğa Şanlıoğlu: Hiçbir şey yok. Tamam. Ben sadece açıklamak için, üzerinden geçmeye çalışıyorum. Sormam gereken detay ifadeler var diye. "Belediye Başkanı Rotana için 10 milyon dolar istediği bana iletildi" diyorsunuz ya? Bu bilgiyi size kim... Ne zaman ve nerede iletildiğini hatırlıyor musunuz?

Süleyman Atik: Yani kendi şirketinde ama tabii tam tarihi hatırlamıyorum. Kendi şirketindeydi.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Yani bu az önce müvekkilden duymadığınızı da söylediniz. Belediye ya da Şişli Belediyesi personelinden herhangi birinden duymadınız?

Süleyman Atik: Ha hayır. Ben Nezih Bey ile görüştüm. Nezih Bey'in...

Doğa Şanlıoğlu: Belediye başkanı ya da belediye ile ilgili bir durum... Süleyman Çetinsaya görüşmenizde Şişli Belediyesi ile aranızın iyi olmadığını belirttiğinizi belirttiniz ya? Ama hem Nezih Barut hem siz talep edilen 10 milyon doları 4 milyon dolara indirdiğinizi söylüyorsunuz.

Süleyman Atik: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Aranız iyi değilken karşımızdaki bir rakamı indirmeye nasıl ikna ettiniz? Kiminle konuştunuz? Onu sormak isterim açıkçası. Ya da yanlış mı biz algıladık?

Süleyman Atik: Yok, yok. Onu izah edeyim. Ben, Nezih Bey bana geldi. Bundan bahsetti. Kendisinin bu konuyu Bakanlığa ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne taşıyacağını söyledi. Ben de "Ağabey problem yaşamayın, bakın, doğru yol değil" dedim. Ve daha sonra Adem, Adem Bey'i aradım. Benim arkadaşım, o da belediyede işleri var Şişli Belediyesi ile. Kendisini aradığımda "Ya Süleyman Bey o para konusuna ben lütfen girmek istemiyorum, beni sokma" dedi. Ve bu sefer dedim ki "Bak" dedim, "Eğer bu konuya girmezsem, yani iletmezsem, benim çünkü başkanla bir tanışıklığım veya bir hukukum yok. Bunu iletmezsem bu konu çirkin bir hal alacak. Hem firma zarar görecek hem belediye zarar görecek. Lütfen git bunu izah et" dedim.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Değil mi? Yine aydınlansın diye soruyorum herkes için. Burada tabii müştekinin beyanı. Herkes böyle olmadığını da söyledi. İfadenizde sanık statünüz de var. Müştekiler size 4 milyon dolar teslim ettiklerini ifade ediyorlar.

Süleyman Atik: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Siz de parayı saymadığınızda 2-3 milyon dolar civarında olduğunu söylüyorsunuz.

Süleyman Atik: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Oysa ki pazarlık eden bizzat sizsiniz. Onların durumuna göre. Yediemin sıfatıyla size emanet edilen parayı saymadan teslim aldınız mı?

Süleyman Atik: Saymadan teslim aldım ve aynı şekilde teslim ettim. Alırken koli içinde?

Doğa Şanlıoğlu: Avukat olduğunuz için mesleki olarak da sorayım. Teslim alma tutanağınız yok?

Süleyman Atik: Yok, yok.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. İki sorum daha var. Açıkçası ben bunu Resul Emrah Şahan'ın savunmasında da ifade ettiği için burada da size söyleyeyim. Sizin gıyabınızda o zaman konuşuldu. Duruşmaya ara verildi. Vardınız mı? 7 tane ifade vermişsiniz. Bunlar içinde müvekkilimiz bakımından en önemlisi aslında tek bir tanesinde bir detay geçiyor. Bu 9 Eylül tarihli ifadeniz. Bu CMK 147. maddedeki açık ifadeden önce kişiye yüklenen suçun anlatılması gerekiyor. "Hep soruldu" yazılmış, üstat. Mesajlarda, "Hep soruldu" yazılmış. Altına başlıklar belirtilmiş. Resul Emrah Şahan yazıyor ama başlığın içinde içerikler var. İfadenizden önce hangi konuların ilgilendirileceğini biliyor muydunuz? Ya da size yüklenen suçlar orada anlatıldı mı? İfadenizden önce hazırlanmış bir metin görünümünde olduğunu da hissediyoruz. Sadece hani burada başlık veya böyle bir düzenlenmiş, öncesinde aklınıza gelmedi mi sorular?

Süleyman Atik: Geldikçe ziyaret edip açıkladım.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Son iki soru var. Eylem 41 kapsamında iki kez ifade verdiniz. 9 Eylül 2025 tarihli ilk ifadenizde hiçbir isim vermediniz. Sorma sebebim bu. 24 Ekim 2025 tarihli ifadenizde ise şunu söylediniz: İskan imzalandıktan sonra Adem Bey'i aradığınızı, o Şişli Belediyesi'ne haber verdiğini ve belediyenin yönlendirdiği bir kişinin parayı ofisinden teslim aldığını...

Süleyman Atik: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Adem Bey bu iddiayı reddediyor. Bu işle ilgili hani kimseyle görüşmediğini de söylüyor kendisi. Bu farkı nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani parayı teslim aldığını söylediğiniz kişi kim, kimliğini teyit ettiniz mi? Sonrasında bu kişiye ulaşıp ulaşmadığınızı araştırdınız mı? Ya da bu para hala sizde mi, nerede ya da yanlış mı oldu? Lütfen mazur görün ben... Belki karışmış da olabilir. O yüzden soruyorum.

Süleyman Atik: Ben Adem Bey'i aradığımda Adem Bey "Böyle böyle sanırım bir problem çıkmış bu şekilde. Tamam" dedi. "Ben bir sorarım" dedi. Ondan sonra aradı. Ertesi gün aradım. "Adem Bey böyle böyle bir şey geldi". "Tamam" dedi. "Ben iletirim" dedi. "Ararlar herhalde seni". Ondan sonra bir numara aradı beni. "Merhaba" dedi. Tam iskanın imzalandığı saatlerde "Bir konum alabilir miyim?" dedi. "Ben geliyorum". "Tamam" dedim ve teslim ettim.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Herhangi bir tutanak, bir şey...

Süleyman Atik: Yok,

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Sadece tekrar teyit... Son soruma geçeceğim. Zaten orada konuya dair Şişli Belediye Başkanı'ndan ya da belediye personelinden bizzat iki kimseyle görüşme, görüştüğünüz kimse...

Süleyman Atik: Yok, yok.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Son sorum efendim bu arada. Rotana'da sunduğunuz hizmet için danışmanlık veya yedieminlik hiç ödeme yapıldı mı size?

Süleyman Atik: Yapılmadı. Ya orada ben danışmanlık da yapmadım. Orada araya da girmedim. Yani saçma sapan bir şeyden dolayı şu an yargılanıyorum. Yani ben Abdi İbrahim firması benim başka işlerimden dolayı danışmanlık verdiğim bir firma.

Doğa Şanlıoğlu: Başka işlerden veriyorsunuz.

Süleyman Atik: Tabii tabii. Faturalarım var, sözleşmelerim var, teminat mektubu vererek yaptığım işler var. Hani burada böyle ara sıra hani sırf burada değil başka yerlerle de alakalı arayıp bana bu şekilde danışırlar, fikir sorarlar.

Doğa Şanlıoğlu: Ha resmi bir danışmansınız yani?

Süleyman Atik: Tabii tabii tabii. Aynen öyle. Aynen.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Sadece son olarak... Soruyu kapatıyorum. Yani bu resmi danışmanınız oldu. Aslında bir anlamda temsil kabiliyetiniz var. Temsiliyet kabiliyetiniz de olduğu için bir anlamda firma...

Süleyman Atik: Bir sözleşmem yok. Proje bazlı danışmanlığım var.

Doğa Şanlıoğlu: Ama onun yazılı bir...

Süleyman Atik: Tabii ki evrak var.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Burada hani Resul Emrah Şahan'dan bizzat şirketinize de olabilir bildiğiniz, size gelmeyip Abdi İbrahim'cilerin temsilcisi olduğunuz için oraya da bir duyumunuz oldu mu onun kendi şahsına gelen bir menfaat temini vesaire olması?

Süleyman Atik: Olmadı.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Çok teşekkür ederim.

Süleyman Atik: Ben de teşekkür ederim.

 

FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR

Nergiz İnce: Süleyman Bey, biz yargılama bu etkin pişmanlık ifadelerinin sayısı epey tartışma konusu oldu. Siz de bu dosyada en çok etkin pişmanlık ifadesi veren kişisiniz. Müvekkilim değil ama 10 tane ifadeniz vardır bu kapsamda verilmiş. Bunlardan 5 tanesini tutukluyken vermişsiniz, 5 tanesini de tahliye olduktan sonra veriyorsunuz. Şimdi ifadenizde mesleğinizi avukat olarak belirttiniz. İfade tutanaklarınızın sorumluluk kısmını göremiyorum burada. Dolayısıyla şimdi bakıyorum, ifadeniz Capacity ile ilgili. İkinci ifadeniz yine Capacity ile ilgili ve bu Opto şirketinden bahsediyorsunuz. Üçüncü ifadenizde ise çeşitli pek çok fazla anlatımlarınız da var 30 Mayıs tarihli ifadenizde de. Bu 30 Mayıs tarihli ifadenizde burada adı geçen oteller, işler size savcılık tarafından mı soruldu, siz "Ya benim bu işler hakkında bilgim vardır, ben bunları anlatmak istiyorum" deyip mi bu ifade tutanağı oluşturuldu?

Süleyman Atik: Ben anlattım. Hatırladıkça talepte bulundu avukatım, gidip ifade verdim.

Nergiz İnce: Yok yok, onu sormuyorum. Onu anladım dediğinizi. Az önce meslektaşıma cevap verdiniz. Bu üçüncü ifadenizde çeşitli otel isimleri var, yer isimleri var. Bunlara siz bu ifadeye gittiğinizde "Ben bu konular hakkında beyanda bulunacağım" dediniz, savcı da dosyaya...

Süleyman Atik: Ben bunlar hakkında beyanda bulunmak istiyorum dedim.

Nergiz İnce: Kendiliğinizden anlattınız bunları. Tahliye olduktan sonra ifadelerinizde ise savcılıktan çağrılma üzerine mi başvurdunuz?

Süleyman Atik: Yok, kendim gittim çoğuna.

Nergiz İnce: Bu olayları anlatmak istediğinizi beyan ettiniz. Şimdi siz, sizin tutuklu olduğunuz süreden önce Ertan Yıldız etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunarak tahliye oluyor. Bu ifade tutanakları basına da yansımıştı. Ertan Yıldız'ın tahliye olduğundan ve ifadelerinden haberdar mıydınız? Bilginiz var mıydı?

Süleyman Atik: Basından duyduğum kadarıyla vardı. Ne kadarı doğruydu bilmiyorum ama vardı.

Nergiz İnce: Şimdi 13 Mayıs 2025 tarihli ve 24 Ekim 2025 tarihli ifadenize istinaden soracağım. İkinci ve 8. ifadelerinizdir bunlar. Şimdi Yura Reklam diye bir firma satın almışsınız ve unvanı Opto Akıllı Şehirler olarak değişmiş. Bu şirketi kimden ve ne zaman devraldınız?

Süleyman Atik: Avukat Hanım, şu an o konuyla alakalı yargılanmıyorum.

Hakim: Ona da cevap verip vermemek takdirinizde...

Süleyman Atik: Şu an yargılandığım konular kapsamında değil. Onlarla alakalı yargılanırsam, yargılanacağım zaman cevap vereceğim.

Nergiz İnce: Soru olarak yanıtlayayım, tutanakta kalsın diye. Siz de yanıt vermek istemediğinizi beyan edersiniz.

Süleyman Atik: Onu isterseniz o yargılama aşamasında da gelip sorabilirsiniz.

Nergiz İnce: Tutanakta kalsın diye soruyorum sadece. Siz de iddianamede diye cevap vermek istemezsiniz. Bu ifadenizde, ikinci ifadenizde, ben bak örgüt kapsamında soruyorum bu arada, eylem odaklı sormuyorum. Bu şirket ile İSPARK'tan ihaleye girdiniz mi? İfadenizde "Bu ihale süreçlerine katıldım ve yan teklif veren bazı firma sahiplerini tanırım" demişsiniz. Bu yan teklif veren ve katılan firmalar hangi firmalardır diye soracaktım.

Süleyman Atik: Şu an isimlerini hatırlayamıyorum tam.

Nergiz İnce: Yine ifadenizde yine "Ertan Yıldız'ın talebi üzerine market kartı verdim Ertan Yıldız'a" demişsiniz. Bu beyanınız doğru mudur bu ifadedeki beyanınız? Arkasında mısınız bu ifadenizin?

Süleyman Atik: O yargılamada sorarsanız Avukat Hanım, onların hepsine cevap verelim. Şu anki yargılamanın konusu değil bunlar.

Nergiz İnce: Örgüte ilişkin soruyorum bunu. Yargılamanın konularında market kartı olduğu için soruyorum.

Süleyman Atik: Şu an yargılandığım konular başkadır, bunlar değildir.

Nergiz İnce: Vermek istemiyorum derseniz hiç şey yapmayacağım.

Süleyman Atik: Şu an vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Eylem 21 ve Eylem 24 ile ilgili soracağım. Muzaffer Beyaz ve Seyfi Beyaz'ın beyanı var. Sizin aradığınızı ve "Beni Ertan Yıldız yönlendirdi" dediğinizi beyan etmişler. Yine Bayram Yıldırım'ın Eylem 21'de Capacity AVM ile ilgili Süleyman Atik ihtisas artırımı ile görüşürdü, bu süreçte gelip Ertan Yıldız pazarlıkları anlatırdı şeklinde beyanı var. Beyanlar doğru mudur, bu kişilerle aranızda bir husumet var mıdır?

Süleyman Atik: Eylem 24 için cevap vereyim önce. Ben Muzaffer Beyaz'ı aramadım. Sinan Umar, benim 25 yıldır tanıdığım, Muzaffer Beyaz'ın da mimarlığını yapan bir ortak tanıdığımız kendisi ve beni aradı. Eğer mahkememiz uygun görürse kendisinin de ifadesine başvurulmasını talep ediyorum. Kendisi beni aradı, problemi bahsetti ve ben buna istinaden belediyeye gittim. Belediyede de bu konuda yardımcı olunamayacağı söylendi. Ben Muzaffer Beyaz'ı aramadım ki biri beni yönlendirsin. Diğer sorunuz...

Nergiz İnce: Bayram Yıldırım...

Süleyman Atik: Ha Bayram Yıldırım'ın. Vallahi Bayram Yıldırım'ın ifadelerini okudum ben de burada. Ben Bayram Yıldırım'ı tanımam. 2 kere ya görmüşümdür ya görmemişimdir. Yani o muhtemelen bir şeyler uydurdu ve gitti. Bayram Yıldırım beni 2 kereden fazla görmemiştir. Sokakta görse hala tanımaz, öyle diyeyim size. O yüzden çok kaale almıyorum Bayram Yıldırım'ın ifadelerini.

Nergiz İnce: Hangi sebeple bu beyanda bulunmuş olabilir? Bir tahmininiz var mı?

Süleyman Atik: Çünkü basında çok çıktı. Adım Ertan Yıldız deyince Süleyman Atik diyorlar. Bunu demesi gayet normal. Ve bu arada Ertan Yıldız'la benim hukukum çok çok azdır. Yani bu Bakırköy Capacity meselesinden önce belki 10 senelik tanışıklığımız vardır bu olaydan önce. Toplasanız 5 kere yüz yüze buluşmamışızdır, telefonla 15 kere konuşmamışızdır. Yani Ertan Yıldız İBB'de iştiraklerdeyken yanına hiç gitmemişimdir belki de.

Nergiz İnce: Bu Eylem 21'de bir baz çalışması yapılmış. 2021 ila 2025 yılları arasında 228 baz olduğuna ilişkin bir beyan var ama...

Süleyman Atik: Ben Bakırköy'e gidiyorum Fatih Bey'i ziyarete veya başkalarına, aynı yerdeler. Bu çakışmalar ondan olabilir. Ben diğer kişileri de tanımıyorum ama baz çalışması yapılırsa emin olun çoğuyla kesişmiştir.

Nergiz İnce: Fatih Bey'le bazlarınız bu dosyada. Neyse, şey devam edeyim. Eylem 21'de yok. Bu Ertan'ın Capacity için sizi çağırmasının sebepleri neydi? Hangi amaçla çağırdı?

Süleyman Atik: Burada bir teknik problem olduğunu, içerideki teknik ekibin yeterli olamayacağını ve bu konuda bir dış göz olarak benden fikir almak istediğini...

Nergiz İnce: İfadenizde de söylediniz değil mi? İmar hukukundan...

Süleyman Atik: İmar hukukundan, evet.

Nergiz İnce: Yakup Öner'in ifadesinde "Süleyman Atik avukattır ama imar hukukundan anlamaz" diye bir beyanı olmuş.

Süleyman Atik: Kendi görüşüdür. Doğrudur. Çok daha, Yakup Bey çok daha iyi bildiği için belki böyle düşünüyor olabilir. Ama ben de bildiğimi düşünüyorum.

Nergiz İnce: Yakup Öner için şey soracağım öncelikle. Kimlik tespitinde de var ama Uskumruköy Mahallesi Kınalı Sokak 13 No 1, Kapan No 2 sayılı adreste tam komşuluk ikametgahında yaşıyorsunuz.

Süleyman Atik: Evet, komşum Yakup Öner benim.

Nergiz İnce: Kaç yıldır yaşıyorsunuz burada?

Süleyman Atik: Vallahi 21 ya da 22 olması lazım. 2022 gibi olması lazım, 21 ya da 22.

Nergiz İnce: Yakup Öner ne kadar süredir yaşıyor?

Süleyman Atik: Aynı süre, aynı sürede denk geldik.

Nergiz İnce: Kendisi de 2021-2022'den beri.

Süleyman Atik: 21-22'den beri, evet. 22 olması lazım. O da kayıtlarda vardır, zaten hepsi resmi. Biz burayı aldıktan sonra bir 7-8 ay [anlaşılamadı] almıştı. Tam taşındıktan sonra kapı komşusu olduk. 2021-2022'den beri kapı komşusuyuz.

Nergiz İnce: Aynı tarihlerde mi almıştınız.

Süleyman Atik: Evet evet, yakın tarihlerdir.

Nergiz İnce: Bu Maslak 42'de olan bir ofis var. Burası sizin avukatlık ofisiniz mi? Orası da...

Süleyman Atik: Evet. Evet.

Nergiz İnce: Yakup Bey'in de Maslak 42'de bir ofisi mi var?

Süleyman Atik: Evet.

Nergiz İnce: Orada da mı komşusunuz kendisiyle?

Süleyman Atik: Evet, evet.

Nergiz İnce: Yan yana...

Süleyman Atik: Yok, yan yana değiliz. Onun katını bilmiyorum. Yani ofisine de hiç gitmedim bu arada, hiç denk gelmedik. Ama onun da orada arkadaşının bir ofisini kullandığını biliyorum. Böyle biliyorum daha doğrusu.

Nergiz İnce: Şimdi Boğaziçi İmar kısmındaki eylemlere ilişkin sorularım olacak ama savunmanızda dikkat ettim, 49 numaralı eyleme, [anlaşılamadı] hakkında savunma yapmayı atladınız mı? Bu konuda savcılıkta da bir beyanda bulunmamışsınız.

Süleyman Atik: Tam hatırlamıyorum Avukat Hanım.

Nergiz İnce: Burada Cüneyt Yakut'un sizin aleyhinize beyanları var.

Süleyman Atik: Evet.

Nergiz İnce: Bu beyanlarından haberdar mısınız Cüneyt Yakut'un?

Süleyman Atik: Ben çalışmadım ona şu an ama okuyabilirim eğer gerekiyorsa veya soruya geçmek istiyorsanız.

Nergiz İnce: Şimdi şöyle sorayım o halde.

Süleyman Atik: Tabii, tabii.

Nergiz İnce: Şimdi 24 Haziran 2025 tarihli ifadeniz... Bununla ilgili şunu soracaktım, oraya da bağlayayım. Bu tarihte 2 ifadeniz görünüyor 24 Haziran'da. Aynı gün içerisinde 2 ifade verdiğinizi...

Süleyman Atik: Evet, evet. İfademin birini tamamladım. Tam çıktım, aklıma bir şey daha geldi. Bir daha şey yapabilir miyim dedim. "İmzaladın" dediler, hani tutanak işleme girdi. Tamam, bir daha ifade vermek istiyorum deyip tekrar ifade verdim.

Nergiz İnce: 4 haziran tarihli ifadeniz, paragrafın devamında üç paragraf daha eklenmiş. Bu eklenen paragrafların tamamında da şu şekilde başlıyor: "Tarafımın sormuş olduğu Cüneyt Yakut..." diye başlayan bir paragraf var.

Süleyman Atik: Evet.

Nergiz İnce: Bu herhalde sizin aktardığınız değil, tekrar içeri girmek istediğinizde savcının sorduğu bir soru diye tahmin ediyorum. Cüneyt Yakut'un beyanları da herhalde okundu; Yakut'un beyanları burada size. Niçin bu beyanda bulunmaktadır Cüneyt Yakut ve bu olayla ilgili sizin ilişkiniz nedir?

Süleyman Atik: Benim bir ilişkim yok, orada da izah ettim ilk savcılık ifademde. Cüneyt Yakut daha önce başka bir iş için yine beni aramıştı. Kendisine, yani Boğaziçi'ne sorduğumda "O iş olmayacak" denmişti. Yüz yüze Cüneyt Yakut'la hiç görüşmedim bu arada. Daha sonraki bu olay için beni aradığında Yakup Bey'le görüştüğünü söyledi. Ben de, "Abi sen Yakup Bey'le görüşüyorsan zaten benim devreye girmeme gerek yok, sen zaten doğru bir adrestesin" deyip refüze ettim. Ve ondan sonra tekrar beni aradığında yine işte bir şeyler sordu, konuşmalarımız oldu. Daha sonra kendisi böyle ifade vermiş.

Nergiz İnce: Yani Cüneyt Yakut'un etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadelerin doğru olmadığını beyan ediyorsunuz değil mi, doğru anladım?

Süleyman Atik: Şimdi ifadeyi diyorum ya avukat hanım, çalışmadım buna.

Nergiz İnce: Okuyayım size ifadeyi, kolaylık olsun.

Nergiz İnce: Şimdi şunu söylüyor Cüneyt Yakut: "Ben Yakup Öner'le bir görüşme yaptım" diyor. "Akabinde" diyor, "Ben Süleyman Atik'e, Yakup Öner bana telefon numarası iletti, 700-750 bin dolar şeklinde bir para verdim" şeklinde bir beyanı var sizin hakkınızda. Siz Cüneyt Yakut'tan para aldınız mı?

Süleyman Atik: Olayı hatırlamaya çalışıyorum.

Nergiz İnce: 7 Temmuz...

Süleyman Atik: Benim ifademi de okuyabilir misiniz avukat hanım?

Sanık Avukatı: Cüneyt Yakut'un kaç tarihli ifadesi avukat hanım?

Nergiz İnce: 7 Temmuz 2025.

Sanık Avukatı: İfadeyi tam olarak okur musunuz oradan?

Nergiz İnce: Sizinle ilgili olan kısmını okuyorum. Demiş ki kendisi: "Boğaziçi İmar'dan izin çıktıktan kısa bir süre sonra Yakup Öner bana telefonu vererek, bundan sonra para tahsilatları için bu telefonla iletişime geçmemi söyledi. Bu izne ilişkin taksitli ödemeler yapılıp, 150 bin dolarını ifademde bahsetmiş olduğum..."

Hâkim: Avukat Bey, Süleyman Atik ismi geçmiyor, sadece numara onun adına verildiği belirtilmiş. Evet, evet, tamam. Sizin numaranız mıydı?

Süleyman Atik: Evet, evet Sayın Hâkim. Şimdi ben olayı anlatabilirim, şimdi ben de okudum. Cüneyt Yakut... Yine Fatih Bey ziyaretimde Cüneyt Yakut'u tanıyıp tanımadığımı sordu. "Evet, tanırım abi" dedim. Daha sonra bir ziyaretimde "Bununla alakalı bir ödeme alınacak, yapabilir misin?" "Abi, o kadar tanımam" dedim. Yani tanışıyoruz ama 3-4 kere telefonla konuştuk, o kadar hukukum yok dedim. "Tamam o zaman" dedi ve konu kapandı. Cüneyt Yakut ifadesinde benim telefonumu aldığını söylemiş ama...

Nergiz İnce: Yakup Öner'in gönderdiğini söylüyor.

Süleyman Atik: Evet. Yani bu...

Hâkim: Bir saniye, “benim telefon bu, 61 50'li...” Kimin telefonuydu, yasal hat?

Nergiz İnce: Samet Tarhan.

Süleyman Atik: Yok, Samet Tarhan adı benim, benim hattım.

Hâkim: Sizin hattınız, fiilen kullandığınız hat.

Süleyman Atik: Evet, zaten emniyete de teslim ettiğim iki telefonumdan biri odur.

Nergiz İnce: Samet Tarhan kim peki?

Süleyman Atik: Bir arkadaşım.

Nergiz İnce: Kendisi de bu Mehmet Tunç ve Fatih Gültekin'in sahibi olduğu Ottoman şirketinde bir çalışan, olduğunu söylemiş.

Süleyman Atik: Evet, evet, doğrudur.

Nergiz İnce: Şimdi bu soruyu sorma sebebim şuydu size: 49 numaralı eyleme savcılık ifadelerinizde bahsetmediğiniz bir husus, kabul etmemişsiniz Yakut'un beyanlarını.

Süleyman Atik: Evet.

Nergiz İnce: Şimdi sorum üzerine bir açıklama yaptınız ve esasında diğer olay anlatımlarınıza benzer bir şekilde şöyle söylediniz: "Ben Fatih Keleş'le görüştüm, Fatih Keleş beni yönlendirdi" dediniz. Yine aynı şekilde savcılık ifadelerinizde Süleyman Çetinsaya için benzer bir anlatımda bulunuyorsunuz. Ayşe Nur Kaya Bey için benzer bir anlatımda bulunuyorsunuz...

Süleyman Atik: Ayşe Nur Kaya'da Fatih Bey yönlendirdi demiyorum.

Nergiz İnce: Ha pardon, buna benzer anlatımlarınız var. Süleyman Çetinsaya için de var. Mehmet Faruk Baştürk için de böyle bir anlatımınız var, 55 numaralı eylem. Ancak biz bu kişileri dinlediğimizde gerek Faruk Baştürk, gerek Süleyman Çetinsaya mahkeme huzurunda dinlendiler ve hepsi şunu söyledi: "Biz Yakup Öner'le görüştük, Yakup Öner bizi Süleyman Atik'e yönlendirdi" şeklinde beyanda bulundular ve müvekkilimi de esasında tanımadıklarını izah ettiler. Yani şunu anlamakta güçlük çekiyorum: Bu insanlarla öyle görüşen Yakup Öner, akabinde sizin iletişim bilginizi ileten Yakup Öner, bunun üzerine bu aramalara cevap verip bu görüşmeyi gerçekleştiren sizsiniz ama biz bunu ifadelerinizde şöyle görüyoruz: "Fatih Keleş bana bu derdi anlattı, Fatih Keleş beni yönlendirdi." Burada da gerek ofis komşuluğu ilişkinizden kaynaklı, gerekse villa ve komşuluk ilişkinizden kaynaklı ki sizin ifadelerinizde Yakup Öner'le komşu olduğunuza dair bir beyanınız da yok; örneğin savcılık ilk ifadesinde HTS baz sorusuna binaen verdiği tek satır yüzeysel cevap var. Burada bir Yakup Öner'i koruma kaygısına girdiniz mi?

Süleyman Atik: Girmedim.

Nergiz İnce: Şimdi devamında şunu sormak istiyorum, bir saniye... Şimdi bu Mandarin Otel ve Six Senses Otel ile ilgili ilk Ertan Yıldız'ın "Ben böyle bir şey duydum" diye bir anlatımı var.

Süleyman Atik: Evet.

Nergiz İnce: Ondan sonrasında sizin ifadelerinizde çeşitli anlatımlar var. Vedat Aşçı'nın ifadesi alınmış ve Vedat Aşçı ifadesinden... Biliyor musunuz önce onu sorayım?

Süleyman Atik: Yok, okumadım.

Nergiz İnce: Vedat Aşçı'yı tanır mısınız, onu da sorayım? Tanımazsınız. Vedat Aşçı bu ifadesinde Ertan Yıldız ile olan tanışıklığından bahsediyor ve böyle bir olayı inkâr ediyor, reddediyor. Ancak sizin beyanlarınızda detaylı anlatımlar var buralara ilişkin. Bu bilgilere nereden sahipsiniz?

Süleyman Atik: Avukat Hanım, bunlar piyasada konuşulan konular. Bunu savcılıkta da ifade ettim, zaten ifadelerimde de hep geçiyor. Bunlar duyum; gördüğüm, yaşadığım veya bildiğim konu değil. Boğaziçi bölgesi çok küçük bir bölge, orada yapılan işlemlerin çoğu, çoğu kişi tarafından duyulur ve bilinir. Bu şekilde savcılık ifademde de bunu söyledim. Bunların hepsi duyum, yani doğrulanmış bir şey veya gördüğüm... Yaşadıklarımı da tüm samimiyetimle anlattım, gördüklerimi de gördüm diye tüm samimiyetimle anlattım, duyduklarımı da duydum...

Hâkim: Mikrofona herhalde bastınız altından, kapandı.

Süleyman Atik: Pardon. Bu bahsettikleriniz duydum diye bahsettiğim...

Hâkim: Zaten beraat diledi eyleme...

Nergiz İnce: Eylem 55'miş evet. Şimdi ben soruyorum ki yarın öbür gün dönüşür, cevabımı alayım diye... Şimdi şöyle yapacağız, ben de sormak istiyorum. Sorumu... İfadelerinizde alma yönteminizi sorduklarında siz şöyle dediniz: "Onu ben kendim anlattım bu işleri, bu hesapları. Bunlar bana savcılığın sorusu değildir." şeklinde bir beyanınız oldu.

Süleyman Atik: Evet.

Nergiz İnce: Aynı zaptı okunmadınız, biraz ilginç. Bu ifadenizde şöyle cümleler de var: "Sarıyer ilçesinde bulunan 86 ada ve 12 parsel numaralı 1282 metrekarelik Emirgan Yolu mevkiindeki taşınmaza ilişkin her hangi bir bilgiye sahip değilim." demişsiniz. Şimdi bu taşınmazın bu kadar id numara detayını hatırlayabildiğinize göre, ölçülerine göre bunu kendinizin biraz anlatmış olması çok mantıklı görünmüyor.

Süleyman Atik: Siz şunu sordunuz bana: "Anlattığınız konuları siz mi anlattınız?" dediniz. Şu an bahsettiğiniz zaten anlatamadığım bir konu.

Nergiz İnce: Kuruçeşme'de divana ilişkin bir anlatım var. Bu da mı soru üzerine beyanınız oldu bu konuda?

Süleyman Atik: Evet, evet. Anlatamadığım bir konu o da yine. Yani duyumum, bildiğim bir konu değil dedim. Duyumlarımı söyledim.

Nergiz İnce: Bunu şuna binaen sormak istiyorum aslında. Çok fazla da yerin adı geçtiği için bunu açıklamak istiyorum. Şimdi dosyanın içerisindeki mesela Boziç İmar Müdürlüğü'ne yazılmış savcılık tarafından "2022'de nerelere izin verdiniz, yapı izni? Bunları gönderin." denmiş. Bir liste halinde gönderilmiş. 2023'te nereye izin verilmiş denmiş, bu liste halinde gelmiş ve sizin de ifadelerinizde geçen isimler hep bu listede olan isimler. Yani sizin Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün izin verdiği yerler liste üzerinden mi bu sorular yöneltildi?

Süleyman Atik: Bana 3... yani bu şekilde 3-4 tane yer soruldu. Zaten onlar da bilmediğim konular olduğu için bilmiyorum dedim, duyumlarım bu yönde dedim. İfademi verdim. Anlattığım konuları sordunuz, onları ben anlattım direkt ama bunlar dediğim gibi zaten anlatamadığım konular.

Nergiz İnce: Son olarak da şunu sormak istiyorum. İfadelerinizde gördüğüm en büyük, kendim de anlamlandırmakta güçlük çektiğim konu şuydu: Yakup Öner ile nasıl tanıştığınız konusunda sürekli birbirinden farklı anlatımlar içeriyor. Örneğin, 13 Mayıs tarihli ifadenizde "Beni Ertan Yıldız, Yakup Öner ile tanıştırdı." demişsiniz. Sonra 30 Mayıs tarihli ifadenizde "Ertan Yıldız'ın yanına gittim, Fatih Keleş de odada oturuyordu. Onlara derdimi anlattım, onlar beni Yakup Öner'e yönlendirdiler." demişsiniz. Sonrasında 4 Haziran tarihli ifadenizde "Ertan Yıldız'a gittim, yanında Fatih Keleş de vardı, beni Mehmet Çakılcıoğlu'na yönlendirdiler. Sonrasında sorunlarım devam etti, tekrardan Fatih Keleş'e gittim. Yakup Öner'e yönlendirdi 2020 senesinde." demişsiniz. Yine 9 Eylül 2025 tarihli ifadenizde de bir olayı anlatarak Yakup Öner ile nasıl tanıştığınıza ilişkin farklı bir anlatımınız var.

Süleyman Atik: Onu ne demişim? Onu da şey yaparsanız hepsine cevap vereyim.

Nergiz İnce: Vallahi onu ben de hatırlamakta güçlük çekiyorum. Az önce makine konusunda da ilk savunmanıza böyle başladınız. Yani Yakup Öner ile tanışıklığınız üzerinden başladınız.

Süleyman Atik: Şimdi, ilk hiyerarşiyi şöyle söyleyeyim: Ertan Yıldız, Fatih Keleş, Mehmet Çakılcıoğlu'ydu galiba ve Yakup Öner. Bu hiyerarşi. İlk bana İBB ile alakalı sorulduğunda "Yakup Öner'i nereden tanırsınız?" denildiğinde, ben "Ertan Yıldız beni Fatih Keleş ile tanıştırdı, Fatih Keleş de Ertan Yıldız ile tanıştırdı... şey, Yakup ile tanıştırdı." diyorum. Daha sonra olayı sorup "Abdi İbrahim olayını anlatmam" istendiği zaman bu sefer bu yelpazeyi açıyorum. Bu sefer "Ertan Yıldız, Fatih Keleş, arada ben Mehmet Çakılcıoğlu'na gidiyorum. O çözülmüyor, tekrar Fatih Keleş'e geliyorum ve tekrar Yakup Öner'e gidiyorum." Anlatabildim mi? Yani bana size "Yakup Öner ile nasıl tanıştınız?" dediğinde evet bunu söylüyorum: Ertan Yıldız, Fatih Keleş, Yakup Öner. "Olayı anlat" dediğinizde: Ertan Yıldız, Fatih Keleş, arada Mehmet Çakılcıoğlu'na gittim, çözülemedi, Yakup Öner.

Süleyman Atik: Yani olayları anlatıma başlayış cümlelerimi alıyorsunuz ama olaylar böyle geliştiği için dediğim gibi Yakup Öner'i sorduğunuzda "Fatih Keleş ile tanıştırdı." diyorum. "Fatih Keleş ile kim tanıştırdı?" denildiğinde "Ertan Yıldız" diyorum.

Nergiz İnce: O zaman şunu en azından netleştirebiliyor muyuz? Onu sorayım. Ertan Yıldız sizi Fatih Keleş ile tanıştırana kadar sizin Fatih Keleş ile bir tanışıklığınız yoktu.

Süleyman Atik: Yok.

Nergiz İnce: Şeyi sorayım, hakkınızda bir örgüt üyeliği iddiası var. Müvekkilime bağlı örgüt üyesi olarak dosyada geçmektesiniz. Bu kabul ediyor musunuz?

Süleyman Atik: Etmiyorum. Bunu savcılık makamında da ilettim, burada da iletiyorum. Yani ben Fatih Keleş'in örgütünün üyesi olsam son 3 senede belki 10 kere görüşmemişimdir Fatih Bey ile. Bunu kesinlikle kabul etmiyorum. Ben piyasada iş yapan, sadece İBB'ye değil bakanlıklara da diğer kurumlara da, diğer belediyelere de iş yapan bir avukatım.

Nergiz İnce: Teşekkür ederim cevabınız için.

Süleyman Atik: Ben de teşekkür ederim.

FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR

Baran Kaya: Süleyman Bey, size şeyi soracaktım. Ertan Yıldız'la çok tanışmıyoruz dediniz ama bu şirket devirlerinde de Ertan Yıldız'ın şoförünün Ertan Yıldız'ın kasası olduğunu söylediği kişiden devralıyorsunuz ve onlarla 30 yıldır tanışıyorsunuz. Yani sosyal çevreniz de aynı. Bu birazcık hani aynı ortak çevrede olup bu kadar görüşüp de hiç tanışmıyor olmak birazcık garip değil mi?

Süleyman Atik: Yine yargılandığım eylemlerle alakalı soru alırsam cevaplayacağım üstat.

Baran Kaya: Örgüt üyeliği ile suçlandığınız için...

Süleyman Atik: Fatih Keleş'in altındaki yargılanıyorum...

Baran Kaya: Evet, aynı zamanda aynı örgüt iddianamesinde örgütün bir yöneticisi de Ertan Yıldız. Dolayısıyla onunla olan irtibatınız ve iltisakınız da bu açıdan örgüt suçlaması açısından önemli. O nedenle soruyorum. Ama buna cevap vermek istemiyorsanız...

Süleyman Atik: Yok yok, cevap vermeyeyim.

Baran Kaya: Fatih Keleş ile yaklaşık 25 kez en az görüşmüş müdür demişsiniz ama yalnızca 1 yılda ortak baz kaydınız var. Ertan Yıldız'la 300 civarı. Bunu nasıl açıklarsınız?

Süleyman Atik: Valla ben özellikle 2020-21 baz kayıtlarına da bakabilirsiniz, en az 20 kere Florya'daki başkanlık ofisine gitmişimdir.

Baran Kaya: Orada orada sürekli Ertan Yıldız'la ortak baz kaydınız var, aynı tarihlerde Fatih Keleş de yok. Fatih Keleş başka yerlerde.

Süleyman Atik: Bununla alakalı teknik bir şey, detay yorumlaması mümkün. Ama 2-3 kere Bakırköy'deki çalışma ofisinde, en az 20 kere de Florya'daki çalışma ofisinde görüşmüşümdür Fatih Bey'le.

Baran Kaya: Peki. Buna ilişkin başka bir deliliniz var mı? Birlikte çekilmiş bir fotoğraf olabilir mesela.

Süleyman Atik: Yok..

Baran Kaya: Bir açılışta falan denk gelmişsinizdir, bir video kaydı vardır. Öyle bir şey en azından?

Süleyman Atik: Yok, yok. Zaten ben bunu da iddia etmedim hani savcılık makamında da söyledim hani. Fatih Bey hakikaten çok konuşmayı sevmeyen, "Otur 10 dakika derdimi anlatırım", Fatih Bey 1-2 cümle kurulup ondan sonra kalkarım, 10-15 dakikalık bir şeydir, görüşmedir o.

Baran Kaya: [anlaşılamadı] ile ilgili olan eylemde siz hatta "Fatih Keleş beni yönlendirdi, önce bir rakam verdi, ben çok az buldum, 200-250 bin dolar. 'Daha deprem sırasında çok hayırları oldu, o yüzden onlardan böyle istiyoruz.' dedi." Ve sonra siz Baştürk ile görüştüğünüzü söylediniz. Baştürk de diyor ki "Hayır, ya öner, biz konuşurken ya bana direkt telefon numarasını verdi, telefon numarasından gönderdi." Hatta telefon numaranızın kayıtlarını da sunacağını iletti. Hatta sorumuzun üzerine de şöyle dedi: "Neden peki Süleyman Atik böyle diyor?" diye. O da sizin ifadenizin gerçeği yansıtmadığını, zaten o [anlaşılamadı] da 2023 yılında yaşandığını söyledi. Buna ilişkin ne dersiniz?

Süleyman Atik: Şimdi birincisi ben orada Fatih Bey'le konuşmamı ilettim. Hangi depremde ne oldu, ne zaman oldu, nasıl bir yardım olundu o konuyu bilmiyorum, bir. İkincisi bana bunu Fatih Keleş söyledi. Ama Fatih Keleş ile Yakup Öner kendi aralarında bir şey konuşmuştur, o tarafa Yakup Bey iletmiştir, bana Fatih Bey iletmiştir, bu da mümkün. Ben sadece olanı söylüyorum. Yani hani aralarında konuşmuşlardır, "Süleyman'ın numarayı bu ilet" demiştir.

Baran Kaya: Siz Malatya o son büyük deprem olup olmadığını hatırlamıyor musunuz?

Süleyman Atik: Hayır bilmiyorum. Ben sadece söylediğinde başkanla tanışıklıkları var, depremde destek olunmuş...

Baran Kaya: En azından hatırınız için, mesela 6 Şubat depreminden önce miydi, sonra mıydı, onu da mı hatırlamıyorsunuz?

Süleyman Atik: Hiç hatırlamıyorum. Hiç hatırlamıyorum. Sadece Malatya'da görüşmüşler, çok destekleri olmuş, o yüzden yardımcı olunuyor dedi, iyi dedim.

Baran Kaya: Süleyman Çetinsaya ifadesinde bu kart meselesini anlatırken siz "Beni Fatih Keleş yönlendirdi" dediniz. Ondan gidip bu kadarlık kart alacaksın. Yani sizin anlatımınızdan biz şunu anlıyoruz: Önceden bu kart meselesi konusunda bir anlaşma yapılmış, siz kurye gibi gidip alıp teslim edeceksiniz gibi bir...

Süleyman Atik: Kurye gibi değil, tanıdığım, iş yaptığım, müvekkillerim açısından, yani Fatih Bey başkasını da söylerdi örnek veriyorum.

Baran Kaya: Yanlış bir şey söylediysem kusura bakmayın. Öyle demek istemedim. Sadece yapacağınız iş açısından teslim alıp geleceksiniz.

Süleyman Atik: Şimdi X kişisi hakkında "X alır mısın" derdi, "Yok abi" derdim konu kapanırdı. Dikkat ettiyseniz hep tanıdığım veya komşum olan kişiler, iş yaptığım kişiler hakkında bunlara ricacı oldum.

Baran Kaya: Evet. Süleyman Çetinsaya dedi ki "Biz konuşurken buluştuk, bana 'Abi 500 bin dolarlık yardım kartı yapabilir misin hızlıca, çok lazım.' dedi. Ben de 'Tamam, bir hafta 10 gün içerisinde yaparım.' dedim. O da 'Hayır acil lazım.' dedi. 'Ben nereden bulayım bu kadar sürede bu kadar kartı?' dedim. O da 'Abi o zaman sen bana parasını ver, ben alırım seni yerine, sen hiç zahmet etme.' dedi." Yani olay anlatımı da hikayenin gelişi de tamamıyla bambaşka bir şey.

Süleyman Atik: Süleyman Bey'in ifadesini dikkate alırsak... Şimdi üstadım burada kart almak veya nakit almak her ikisinin de hukuktaki karşılığı aynı. Bu konuda ben niye yalan söyleyeyim? Eğer böyle olsaydı bu şekilde anlatırdım. Nakit istediğim kişiler oldu, onları da tüm samimiyetimle anlattım. Burada Süleyman Bey'in ifadesini bence bir irdeleyin.

Baran Kaya: Şöyle bir fark oluyor ya. Yine siz Fatih Keleş'in talimatıyla gittim, o bana söyledi gidip alacaksın diye ama Süleyman Çetinsaya zaten o esnada sizin kendisine ilettiğinizi söyledi. "Bana 500 bin dolarlık kart verir misin" dedi. Yani Süleyman Çetinsaya zaten hazır bir şekilde size 500 bin dolarlık kart getirecekmiş gibi bir şey gelmemiş. Olaydan haberdar değil.

Süleyman Atik: Süleyman Bey'in ifadesini gerçek kabul ediyorsanız bu ama değil kesinlikle.

Baran Kaya: Süleyman Çetinsaya'nın bunları anlattı sadece beyanı var. Sizin anlattığınızı yalanlayacak şekilde bir beyanı var ama başka bir somut delil yok. Sizin ona aynı şekilde karşı var mı?

Süleyman Atik: Aynı şekilde benim de yok.

Baran Kaya: Tamamdır. Bir de şunu soracaktım. Bu aynı günkü iki ifadeniz 5 Haziran tarihinde, tahliye oluyorsunuz aynı günde.

Süleyman Atik: Aynı gün değil.

Baran Kaya: 5 Haziran tarihli değil miydi?

Süleyman Atik: Ayın 6'sıdır, yani bir gün sonra tahliye oldum. Aynı gün değil.

Baran Kaya: Bir gün sonra mı?

Süleyman Atik: Aynı gün olmadığını biliyorum da.

Baran Kaya: Tamam ben aynı dediniz.

Süleyman Atik: Hayır yok.

Baran Kaya: Onu soracaktım. Sorularım bu kadar.

Süleyman Atik: Teşekkür ederim.

HAKİM SORUYOR YİNE

Hakim: Telefonla görüşmeleriniz oldu mu?

Süleyman Atik: Çok az sayın başkanım. Sadece...

Hakim: Telefonunuzda kayıtlı numarası var Fatih Keleş'in?

Süleyman Atik: Kayıtlıdır.

Hakim: Halen kayıtlı mıdır?

Süleyman Atik: Vallahi bakmadım da kayıtıdır.

Hakim: Varsa öyle bir görüşmüş olduğunuz numarayı mahkememize bir ibraz edin onunla ilgili. Hangi numara üzerinden görüştüyseniz.

Süleyman Atik: Kayıtta yazdığım numaram yine ibraz edebilirim.

Hakim: Yok, sizinki değil. Telefonunuzdan kontrol ettiğinizde halen kayıtlıysa Fatih Keleş'in kelen hangi hat üzerinden görüştüyseniz o numarayı bize bir dilekçeyle bildirin.

Süleyman Atik: Tamamdır sayın başkanım.

Hakim: Şu an yanınızda mı telefon?

Süleyman Atik: Yanımda.

Hakim: Bir kontrol edebilir misiniz Fatih'in numarası sizde kayıtlı?

Süleyman Atik: 0532 504 43 05.

Hakim: Bu numara üzerinden görüştünüz. Bunun dışında başka bir hat, başka bir numara üzerinden görüşme yaptınız mı?

Süleyman Atik: Yok.

Hakim: Hep bu numara üzerinden mi?

Süleyman Atik: Aynen öyle.

Hakim: Kayıtlara da geçmiş olsun bu şekilde.

ZAFER KELEŞ AVUKATI MERT BATUR SORUYOR

Mert Batur: İfadenizde Süleyman Çetinsaya ile görüştüğünüzü, sonra 3 gün sonra size tekrar görüştüğünüzü ve ertesi gün de Zafer Keleş'e ulaşarak para alıp ona verdiğinizi söylüyorsunuz. Bunlardan herhangi birinin tarihini hatırlıyor musunuz?

Süleyman Atik: Yok, hatırlamıyorum.

Mert Batur: Yaklaşık olarak mesela, 2023 yılında...

Süleyman Atik: İlk ifademde söylemiştim bunu ama...

Mert Batur: Yıl sonu mu?

Süleyman Atik: Çetinsaya'nın bize, bana geldiği HTS kayıtları vardır, o tarihlerdedir.

Mert Batur: 5 Aralık gibi bir tarih desek, maslak 42'ye yakın bir ortak bazımız var; o tarih olabilir mi?

Süleyman Atik: Üstadım hatırlamıyorum, gerçekten. Ama Çetinsaya'nın benimle baz verdiği gün, sonra 3-4 gün içinde -yani 3 gün dedim ama- o hafta içinde tekrar geldi. O iki baza bakarsanız tarih çıkacaktır.

Mert Batur: Tamam. Az önce anlatırken Ayşegül hanımla ilgili para ne kadar istendi, o ne kadar verdi; onu anlayamadım. Onu netleştirebilir misiniz? Siz ona ne kadar vermesi gerektiğini söylediniz, size söylenen neydi, o ne kadar verdi?

Süleyman Atik: 250 bin TL konuştuk, ben de kendisine 500 bin TL söyledim.

Mert Batur: O size ne kadar para verdi?

Süleyman Atik: Yarısını ödedi ilk 250 bin TL'yi. Ondan sonraki kısmında, yanlış hatırlamıyorsam yarısını ödeyip sonraki kısmında tartıştık, o kısım kaldı. Kısım ödemem kaldı ve tartıştık kendisiyle.

SÜLEYMAN ATİK AVUKATI SAVUNMASI

Efendim müvekkilim sizin de izleyebileceğiniz üzere hiçbir beyanını değiştirmeden tutarlı bir şekilde bütün sorulara net bir şekilde cevap vermiş ve beyanlarını herkesin önünde sayın mahkemeye sunmuştur. Bu nedenle müvekkilim hakkında ceza istenen bütün eylemler açısından beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. Ayrıca yurt dışı çıkış yasağının bir an önce kaldırılmasını talep ediyoruz. Teşekkür ederim.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları