loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 24. günü tutuksuz 12 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 24. günü tutuksuz 12 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 28.09.2026 - 10:45
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 24. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Duruşmada tüm gün şu isimler: Ziya Gökmen Togay, Mehmet Recep Taşçı, Ahmet Palazoğlu, Zeynep Tezcan, Kemal Şahin, Yılmaz Doğan, Erol Sarıahmet, Sündüs Özdemir, Kaan Ketenci, Feyza Kapki, Cengiz Tosun, Utku Cihan savunma yaptı.

UTKU CİHAN SAVUNMASI – 28.09.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet; ben Artvin Hopa ilçesinde doğdum. Orman mühendisi, memur bir babanın ve eviyle, bağıyla, bahçesiyle çay toplayarak bizleri büyüten bir annenin evladıyım. 2005 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü mezunu oldum. Ardından Bahçeşehir Üniversitesi Kentsel Sistemler ve Ulaştırma Yönetimi Bölümü yüksek lisansını tamamladım. Yakın zamanda da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Şehircilik Anabilim Dalında Sürdürülebilir Ulaşım konusunda doktoramı tamamladım. Akademik hayatımın yanı sıra asıl belediyeciliği ve mesleki birikimi belediyelerde sahada öğrendim. Halen 18 yıldır aralıksız olarak belediyecilik yapmaya devam ediyorum. 2008 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesinde genç bir şehir plancısı olarak çalışmaya başladım. Kapı arkasında fotokopi de çektim, otobüs durağı da planladım. Ulaşımın her alanında çalışmalar yürüttüm. Yani belediyeciliği bir makamdan değil; sahadan, sokaktan, insanların hayatına dokunan hizmetlerden öğrendim.

2011 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürü olarak görev yaptım. O yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde FETÖ terör örgütünün kumpasıyla karşılaştık. Yargı ve yönetim kademelerine sızan FETÖ'cülerin iftiralarıyla 129 belediye çalışanı ile birlikte yargılandım. Belediyeciliği kamu yararı olarak gördüğümüz için "veremeyeceğimiz hesap yok" dedik. O kumpas davasından hepimiz pırıl pırıl, alnımız ak şekilde beraat ettik. O gün de hukuka güvendim, bugün de hukuka güveniyorum. Sonrasında birlikte çalışmaktan daima onur ve gurur duyduğum, belediyecilik anlamında halkı ön plana koyan, daima kadınlar, gençler ve çocuklar için çalıştığına yakından şahit olduğum Ekrem İmamoğlu'nun başkanlığında İstanbul Büyükşehir Belediyesine tayin oldum. 2020 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı görevliliğine başladım. 20 Kasım 2023'e kadar görevimi layıkıyla ve onurumla yerine getirdim. Belki de İBB tarihinin en uzun süre görev yapan Ulaşım Daire Başkanı oldum.

İstanbul'u ve ulaşımı biliyorsunuz; bitmeyen bir çile, bitmeyen bir kaosu yönetmek gerçekten çok zordur. Ama buna rağmen bugün bu duruşmaya gelirken kullandığımız Silivri Selimpaşa Kavşağından Maltepe Alt Geçidine kadar; Beşiktaş, Mecidiyeköy, Beyazıt başta olmak üzere birçok meydanın yenilenmesine, Tarihi Yarımadadaki Ordu Caddesinin yayalaştırılmasından deniz taksi hizmetinin hayata geçirilmesine, yeni metro ve deniz hatlarının hizmete açılmasından Adalardaki ulaşım sisteminin yenilenmesine kadar İstanbul'un birçok noktasında sayılamayacak kadar fazla alanda emek verdim. Ve o kadar donanımlı, o kadar mesleğini severek yapan, o kadar liyakatli kadrolarla çalıştık ki özellikle bugün birçoğu da ne yazık ki tutuklu bulunan değerli meslektaşlarımın özverisine, her biri birbirinden kıymetli bürokratların çalışkanlıklarına yakından şahit oldum.

Belediyecilik bir kişinin işi değildir. Her kararın arkasında bir meslek bilgisi, bir emek, bir sorumluluk ve bir kamu hizmeti anlayışı vardır. Ben yıllarca görevimi bana verilen yetki ve sorumluluk sınırları içerisinde yapmaya çalıştım. İstanbul gibi milyonlarca insanın hayatına dokunan bir kentte ulaşımı yönetmek benim için sadece bir görev unvanı olmadı; her gün milyonlarca insanın hayatını etkileyen kararların sorumluluğunu taşıdım. Ve sonra İBB'deki görevimden doğduğum kente yani Hopa'ya, memleketime hizmet etmek için istifa ettim. Hopa'da Belediye Başkanı adayı oldum. Hopa halkının takdirleriyle seçildim ve şu anda doğduğum topraklara hizmet etmenin onurunu ve mutluluğunu yaşıyorum. İstanbul'da  milyonlara hizmet etmek ve doğduğum kentte Hopa'nın bir sokağının insanın sorununu çözmek, sokağındaki insanın sorununu çözmek de aynı kamu hizmetinin bir parçasıdır.

2008 yılında fotokopi çekerek başlayan belediyecilik hayatımın belki de en üst noktasında, 18'inci yılında Belediye Başkanlığı görevini yerine getiriyorum. Evet, 18 yıldır belediyeciyim, belediyeciliğin her kademesinde görev aldım. Bu 18 yılın içerisinde halkın menfaatinin önüne hiçbir menfaati koymadım. Ben kamu görevini hiçbir zaman bir kazanç kapısı olarak görmedim. Bana verilen yetkiyi kendim için değil kamu için kullandım. Bana emanet edilen hiçbir kaynağı kendi kaynağım gibi görmedim. Çünkü belediyecilikte yönettiğiniz para sizin paranız değildir; devletin, belediyenin, halkın parasıdır. O para bize emanettir. Hesabını veremeyeceğim hiçbir şey yapmadım. Örneğin hiç zenginleşmedim. İBB döneminde eşimle birlikte lojmanda kalıyorduk İstanbul'da, şimdi de Hopa'da kiralık bir evde yaşıyorum. Bütün bunları kendimi savunmak için anlatmıyorum. Zaten bugün burada benim kendimi anlatmamdan daha da önemlisi hakkımdaki iddiaların somut delillerle ortaya konulmasıdır. Bugün burada bulunmamın temelinde de aslında bu çelişki var. Bana isnat edilen suçlamalar ile benim 18 yıldır sürdürdüğüm kamu hizmeti anlayışım birbirinin tam karşısında duruyor.

İddia edilen suçlar; bir kamu ihalesine hile karıştırmak, birilerine haksız menfaat sağlamak, rekabeti engellemek ve gizli bilgileri paylaşmak. Benim ve buradaki meslektaşlarımın ve onurlu belediyecilerin hayatı boyunca uzak durduğu ne varsa bugün bana, bize isnat ediliyor. Ve açıkça söyleyeyim, insanı en çok yaralayan da bu. Şimdi bana soruyorlar ihaleye fesat mı karıştırdın? Benim cevabım çok açık: Hayır, hiçbir firmaya gizli bilgi vermedim, hiçbir kamu görevlisine bir firmayı kayırması yönünde talimat vermedim, hiçbir kişiye veya şirkete haksız menfaat sağlamak amacıyla bir harekette bulunmadım. Böyle bir niyetim de olmadı, böyle bir eylemim de olmadı. Sayın Hakim, şimdi müsaadenizle bu noktadan sonra tarafıma suç isnadı yapılan ihalelerden bahsetmek istiyorum. Dosyada bana yöneltilen suçlamalar esas olarak 3 ihaleyle ilgiliydi: Eylem 96, Eylem 100 ve Eylem 101. Geçtiğimiz hafta ek iddianameyle ihale ile dosyaya giren eylemlerden 5'inde de ismim geçiyor. İsmim geçiyor diyorum çünkü böyle bir suçlamadan ilk defa iddianamenin yayınlanmasıyla haberim oldu. Yani ben ek iddianameyle eklenen eylemlerle ilgili ne savcılıkta ne de karakolda bir ifade vermedim.

Hakim: Ek iddianame tebliğ oldu mu size?

Utku Cihan: Bugün geldi Sayın Hakim. Hopa'ya geldi.

Hakim: Süre talebiniz var mı onunla ilgili?

Utku Cihan: Yok Sayın Hakim. Yani avukatımızın var. Sözlü ifade için yok ama yazılı ifade için avukatım bunu açıklayacak.

Hakim: Ek iddianamedeki o 145 ile 149 arasındaki eylemlerle ilgili de savunma yapacaksınız?

Utku Cihan: Yapacağım evet.

Hakim: Buyurun devam edin savunmanıza.

Utku Cihan: İlk iki üç eylem, ilk üç eyleme ilişkin üç ihalenin üçü de 4734 sayılı Kanun kapsamında açık ihale usulüyle EKAP'tan yapılmıştır. İddianamedeki temel suçlama tam olarak; miktarının tespiti mümkün olmamakla birlikte rekabet ortamı sağlanmayıp hem gizli kalması gereken bilgilerin paylaşılarak hem de adrese teslim ihale yapılıp Medya A.Ş.'ye verilmesi nedeniyle kamu zararı oluşması iddiasıdır. Ancak burada öncelikle TCK'nın 235'inci maddesine baktığımızda ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturan haller açıkça düzenlenmiştir. Bu suçun oluştuğunun kabul edilmesi için kanunda sayılan hareketlerden birinin somut olarak gerçekleştiğinin ortaya konulması gerekir. Bunun da ötesinde bu hareketin hangi somut hileli davranışla gerçekleştiğinin ortaya konulması gerekir. Ancak iddianamede benim hangi hileli davranışı yaptığım, kimin lehine yaptığım, ne zaman yaptığım, hangi kişinin ihaleye katılmasını engellediğim, hangi gizli bilgiyi kime verdiğim ortaya konulmamıştır. Dolayısıyla suçlamanın temelini oluşturan bu iddiaların benim hangi somut eylemimle ilişkilendirildiği açık ve somut bir şekilde gösterilmemektedir.

İddianamede ihaleye fesat karıştırdığım iddiası yer almaktadır. Sadece ihale yetkilisi olmamdan hareketle ihale sürecindeki her işlemi benim yaptığım veya her tercihin arkasında benim bulunduğum sonucuna varılmıştır. Ancak mevzuat gereği ihale sonunda onaylayan kişi olan Daire Başkanının ihale komisyonunda görev alması dahi mümkün değildir. Dolayısıyla bir ihale onay belgesini imzalayarak o ihale şartnamesinin bütün teknik süreçlerini bizzat gerçekleştirdiğim sonucuna varmak doğru değildir. Çünkü ceza hukukunda sorumluluk eğer makamdan değil fiilden doğuyor ise benim hangi somut fiili gerçekleştirdiğimin ortaya konulması gerekir. Dosyada bu iddialara ilişkin hiçbir eylem yer almamaktadır. Dosyada tarafıma isnat edilen herhangi bir somut fiil veya eylem ortaya konulmaksızın yalnızca İBB'de sahip olduğum görev ve makamdan hareketle cezai sorumluluk çıkartılmıştır. Oysa ceza sorumluluğunun makamdan değil kişisel ve somut bir fiilden doğması gerektiği açıktır. Sayın Başkan Sayın Heyet, iddianamede yer alan diğer bir konu da ihalenin kısmi teklife kapalı olmasıdır. İddianamede ihalelerin kısmi teklife kapalı olması rekabetin engellenmesi olarak değerlendirilmiştir. Oysa idarenin her ihale bakımından işin niteliğini, birlikte yürütülmesini sağlayacağı verimliliği, koordinasyonu, zamanlamayı ve kamu kaynağının etkin kullanılmasını değerlendirmesi gerektiği mevzuat açısından mümkündür.

Aralarında doğal bir bağlantı bulunan işlerin birlikte ihale edilmesi mevzuata uygundur. Hatta 4734 sayılı yasanın 5/3 maddesinde belirtilen, eşik değerlerin altında kalmak amacıyla mal ve hizmet alımları ile yapım işleri kısımlara bölünemez genel hükmü de açıkça bu tür ihalelerde mal ve hizmet alımının ayrılmasını yasaklamaktadır. Örneğin Eylem 96'da geçen ihale ile çocuklar için 1 günlük bisiklet sürüş etkinliği organize edilmiştir. Bu etkinliğin görüntülenmesi yani drone ile görüntü kaydı yapılması, etkinlik afişlerinin ve görsellerinin hazırlanması ve kısa film oluşturulması gibi hizmetler bu ihale kapsamındaki hizmet alım kalemleridir. Aynı zamanda aynı etkinlikte bisiklet sürdükten sonra bisikletçilere su ve sandviç ikram edilmesi mal alımı kalemidir yine aynı ihale içerisinde. Yine aynı etkinlikte görselliği arttırmak amacıyla bisikletçilere dağıtılan tişört ve şapka gibi ürünler de yine mal alım ihale kalemleridir. Bu ihalenin tamamı bu kalemlerden oluşmuştur. Dolayısıyla ihalede mal ve hizmet alımları arasında doğal bağlantı bulunmaktadır. Tam tersi bir durumda bu etkinlik için ihaleyi kısmi teklife açmak bu işlerin farklı firmalara bölünmesi; tedarik, taşıma, zamanlama, saha koordinasyonu ve organizasyonun bütünlüğü açısından sorun yaratabileceği gibi toplam maliyeti de arttıracaktır.

Bu ihale kalemleri incelendiğinde ihalenin bütüncül yapısı rahatlıkla görülmektedir. Bu nedenle idarenin aralarında bağlantı bulunan bu iş kalemlerinin tek bir organizasyon kapsamında birlikte yürütülmesini tercih etmesi makul ve mevzuata uygun bir ihale yöntemi olarak değerlendirilmelidir. Sayın Başkan Sayın Heyet, bir başka önemli konu da kamu zararı iddiasıdır. İddianamede ihalenin usulüne uygun yapılması halinde daha fazla firmanın katılabileceği ve işin daha uygun bedelle yapılabileceği kuvvetle muhtemel olduğu ancak kamu zararının tam miktarının tespit edilemediği belirtilmektedir. Söz konusu 3 eylemdeki 3 ihaleye baktığımızda; 1. ihalede yaklaşık maliyet yaklaşık 1.851.000 lira iken 150.000 lira daha düşük fiyata ihale edilmiştir. 2. ihalede yaklaşık maliyet 3.621.000 lira iken ihale bedeli 3.500.000 lira daha düşük fiyata ihale edilmiştir. 3. ihalede de yine aynı şekilde yaklaşık maliyet 3.400.000 lira civarındayken yaklaşık 400.000 lira daha düşük fiyata ihale edilmiştir. 3 ihalenin tamamı belirlenen yaklaşık maliyetlerin %10, %15 arasında daha düşük fiyata ihale edilmiştir.

Bu 3 ihalenin 3'ü de açık ihale usulüyle gerçekleştirilmiştir. Yani ihaleler EKAP üzerinden ilan edilmiş, bütün isteklilerin erişimine açık tutulmuş ve teklif verme imkanı herkese tanınmıştır. Türkiye'nin herhangi bir yerinden şartları sağlayan bir organizasyon firması veya medya şirketi bu ihalelere teklif verebilir. Dolayısıyla burada rekabeti kapatan ve belirli bir firmaya ihaleyi yönlendiren bir ihale yöntemi söz konusu değildir. Kısmi teklif olsaydı daha fazla firma katılabilirdi, daha fazla firma katılsaydı da daha düşük fiyat oluşabilirdi şeklindeki değerlendirme ise gerçekleşmiş bir sonuç değil, varsayımsal bir ihtimaldir. Daha düşük bedelle teklif verebilecek bir firma varsa açık ihalede EKAP üzerinden teklif verme imkanı zaten bulunmaktadır. Üstelik 3 ihalede de teklifler yaklaşık maliyetin altında gerçekleşmiştir. Bu nedenle gerçekleşmiş ve somut olarak ortaya konulmuş bir kamu zararı oluşmamıştır. Sayın Başkan Sayın Heyet, iddianamenin gizli kalması gereken bilgilerin paylaşıldığı iddiasına da değinmek istiyorum. Öncelikle bu iddianın da somutlaştırılması gerekir.

İddianamede hangi bilgiyi paylaştığım, yaklaşık maliyet mi, teklif mi, teknik şartname mi, bu bilgiyi kiminle paylaştığım, ne zaman paylaştığım, hangi araçla verdiğim ve benim verdiğimi gösteren delilin ne olduğu; herhangi bir telefon kaydı, mesaj, e-posta, toplantı kaydı, tanık, talimat, para hareketi olup olmadığı iddianamede yer almamaktadır. Bunların somut olarak ortaya konulması gerekir. Ben hiçbir firmaya gizli bilgi vermedim. Dosyada benimle ilgili böyle bir delil bulunmadığını görüyorum. Bu isnadın neye dayanarak iddianamede yer aldığına da anlam veremiyorum. Ayrıca ihale bedeli ile yaklaşık maliyet arasındaki %10, %15 farkla ihale gizliliğinin ihlal edilmediğinin somut kanıtı olduğunu düşünüyorum. Sayın Başkan Sayın Heyet, dosyanın bir başka önemli yönü de soruşturma iznidir. Ben isnat edilen suç tarihleri itibarıyla devlet memuru olarak görev yapıyordum. 3628 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında 4483 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması ve soruşturma izni konusunun da mahkemenizce değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

4483 sayılı Kanun'un amacı suç işleyen kamu görevlisini korumak değildir. Amaç kamu görevlisinin görevi nedeniyle haksız iddialarla sürekli olarak ceza soruşturması tehdidi altında kalmasını önlemek ve kamu hizmetinin düzenli şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Eylem 96'ya konu ihale bakımından İstanbul Valiliği İdare ve Denetim Müdürlüğünün 31.08.2023 tarih ve 2023/18 sayılı soruşturma izni verilmemesine ilişkin karar dosyanıza sunulmuştur. Bu hususun mahkemenizce de değerlendirilmesini talep ediyorum. Sayın Başkan Sayın Heyet, ayrıca tarafıma ek iddianameyle isnat edilen 145, 146, 147, 148 ve 149 nolu eylemlere ilişkin de açıklamalarda bulunmak istiyorum. Bu eylemler Ağaç ve Peyzaj A.Ş.'de Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapmış olmam ve bazı ihale ve satın alma belgelerinde bu sıfatla imzamın bulunması nedeniyle tarafıma yöneltilmiştir. Ancak Yönetim Kurulu Başkanı olmak şirket bünyesinde gerçekleştirilen ihale ve satın alma işlemlerinin fiilen yürütücüsü veya karar vericisi olmak anlamına gelmez.

İhale sürecinde yaklaşık maliyetin hazırlanması, teknik ve idari şartnamelerin oluşturulması, tekliflerin alınması ve değerlendirilmesi, EKAP işlemleri, ihale komisyonunun çalışmaları ve sözleşme süreçleri farklı görev ve yetkilere sahip kişiler tarafından yürütülür. Bu bakımdan da ihale sürecinde herhangi bir icrai görevim, talimatım, hakediş ödeme süreçlerinde herhangi bir yetkim bulunmamaktadır. İmzamın bulunduğu Yönetim Kurulu kararlarının içeriğine bakıldığında her birinde ihale sürecinin yürütülmesi konusunda Genel Müdürlüğe yetki verilmesi yönünde kararlar alındığı görülecektir. Dolayısıyla Yönetim Kurulu Başkanı olarak atılan imza ihalenin fiilen tarafımdan yürütüldüğünü değil, şirketin yetkili organları tarafından icrai sürecin ilgili makama bırakıldığını göstermektedir. Hakkımda TCK 37 delaletiyle TCK 235 kapsamında sorumluluk kurulabilmesi için yalnızca şirket içerisindeki görevimin gösterilmesi yeterli değildir. Benim diğer kişilerle ortak bir suç işleme iradesi içerisinde olduğumu ve suçun gerçekleştirilmesine yönelik etkin ve somut bir katkı sunduğumu gösteren delillerin ortaya konulması gerekir. Oysa dosyada bu bağlantıyı kuran şahsıma özgü somut bir talimat, yazışma, görüşme veya işlem gösterilememektedir. Dosyada herhangi bir firmayı ihaleye katılmaktan engellediğime, belirli bir firmaya hukuka aykırı avantaj sağladığıma, gizli ihale bilgilerini adil aktardığıma, ihale komisyonuna müdahale ettiğime, teklif veya fiyat belirlediğime ya da herhangi bir görevliye bu yönde hukuka aykırı bir talimat verdiğime ilişkin bana ait somut bir eylem yoktur.

Sonuç olarak; hakkımda isnat edilen eylemler bakımından bana ait somut suç fiili ve bu fiili ortaya koyan kişiselleştirilmiş bir delil bulunmamaktadır. Cezai sorumluluğumun yalnızca Yönetim Kurulu Başkanı sıfatıma dayandırılması mümkün değildir. Bu eylemlerdeki suçlamaların heyetiniz tarafından yetki ve sorumluluklarım doğrultusunda değerlendirilmesini talep ediyorum.  Sayın Başkan, Sayın Heyet; vaktinizi daha fazla almak istemiyorum, sözlerimi şöyle toparlamak isterim: Bugün önümüzde bir dosya var. Bu dosyada, çalışmalarına kefil olduğum birçok belediyeci meslektaşım, arkadaşım yargılanıyor. Ekrem Başkanım, Buğra Başkanım, Emrah Başkanım, Mehmet Başkanım ve birçok meslektaşım... Ancak ben bugün burada kendi hakkımdaki iddialara cevap vermek için bulunuyorum ve benim hakkımdaki iddiaların da somut delillerle değerlendirilmesini istiyorum.

Ben 18 yıldır belediyeciyim. Bu 18 yıl içerisinde halkın menfaatinin önüne hiçbir menfaati koymadım. Hesabını veremeyeceğim hiçbir şey yapmadım. Bugün de aynı şeyi söylüyorum: Hiçbir firmaya gizli bilgi vermedim, hiçbir kamu görevlisine bir firmanın kayırılması yönünde talimat vermedim, hiçbir kişiye veya şirkete haksız menfaat sağlamak amacıyla hareket etmedim. Böyle bir niyetim de olmadı, böyle bir eylemim de olmadı. Ben yalnızca görevimi yaptım ve görevimi yaparken de kamu kaynaklarını korumaya çalıştım. Evet, önümüzde bir dosya var. O dosyanın içerisinde de 18 yıllık emeğim var, mesleğim var, onurum var. Ama bunların hiçbiri bana ayrıcalık sağlamasın. Sadece hakkım olan hukuki değerlendirmenin yapılmasını istiyorum. Somut olanla varsayımın birbirinden ayrılmasını istiyorum. Bir idari değerlendirme ile cezai sorumluluğunun birbirine karıştırılmamasını istiyorum. Bana ait olmayan fiillerin bana yüklenmemesini istiyorum. Ve en önemlisi, hayatım boyunca taşıdığım kamu hizmeti anlayışında görülmesini istiyorum. Ben yalnızca adalet istiyorum Hakim Bey. Yaptığım işlerin bütün yönleriyle değerlendirilmesini istiyorum. Bu düşüncelerle, tutuklu bulunan belediye başkanlarımızın ve bürokratlarımızın ve meslektaşlarımın da bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını temenni ederek hakkımdaki suçlamaların maddi ve manevi unsurları oluşmadığından her suçtan ayrı ayrı beraatimi talep ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

EKREM İMAMOĞLU, UTKU CİHAN’A SORUYOR – 28.09.2026

Ekrem İmamoğlu: Utku Başkan hoş geldiniz. Esasen siz bir siyasi kimliğinizle buradasınız. O konuda önemli bir soruyu sormam gerekiyor. Ama önce hazır böyle bir sunumla başladınız, ki önemli de bir mevkidesiniz. Bu arada Hopa’ya, iyi ve cesur insanların bu güzel şehrine çok selam ederim hemşehrilerime. Ama şunu sorarak başlamak istiyorum esas soruma. Güzel bir yere işaret ettiniz hayatınıza dair, yükseldiğiniz o mertebelerde İstanbul’a göreve tayin oldunuz. Dahası nakliniz geldi ve göreve başladınız ki Ulaşım Daire Başkanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin en önemli 3-5 daire başkanlığından bir tanesidir. Hem ulaşım kavramı itibarıyla hem de İETT ve diğer metro gibi gibi iştiraklerinden tutun da iç daire başkanlıklarının koordinasyonunu yürüten en üst seviyedeki daire başkanlıklarından biridir. Bu hem bütçe anlamında böyledir hem uygulama anlamında böyledir hem de hayatı etkileyen bir kavramla. Bu kadar önemli bir daire başkanlığına gelirken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Ekrem İmamoğlu ile bir tanışmanız veya geçmişe dair bir samimiyetiniz mi buna vesile oldu yoksa az önce anlattığınız liyakat ve deneyimlerinizle birlikte süreciniz mi ve nasıl bir işe başlama süreci yaşadınız? Bunu özellikle aziz milletimizin huzurunda kayda geçsin istiyorum. Çünkü Türkiye'de liyakatsizliğin nereye sebep olduğunu çok da taze bu günlerde yaşıyoruz. Lütfen bu konudaki geçişinizi anlatırsanız çok sevinirim başkanım.

Utku Cihan: Teşekkür ederim Başkanım. Öncelikle Hopa sizi çok özledi, hepsinin selamı var. Onu da iletmiş olayım. Başkanım, ben sizi İBB'ye gelmeden önce sadece televizyondan izliyordum. Ben 24 yıl boyunca İzmir'de yaşadım. Dokuz Eylül Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra 11 yıl boyunca İzmir Büyükşehir Belediyesinde çalıştım. Ben işimi önceden de anlattığım gibi iyi yapmaya çalışan biriyim. Dolayısıyla İzmir'de yaptığım çalışmalarla beraber, İzmir ulaşım ana planının hazırlanması, oradaki akademik kadronun beni İstanbul'da ulaşım planlama alanında birileri lazım bize bir pozisyonda bir müdürlükte ya da böyle bir ihtiyaç var denilerek aslında ben de başvurumu yaparak, süreçler üzerinden İK'yla görüştükten sonra bu süreç devam etti. Ben ulaşım planlama müdürü olarak önce göreve başladım. Sonra toplu ulaşım hizmetleri müdürü olarak devam ettim, iki müdürlüğe baktım. Sonrasında ulaşım daire başkanlığı kadrosu boşaldıktan sonra yine oraya bir üst makama getirildim. Dolayısıyla bütün süreç, aslında benim bütün hayatımdaki süreç, en baştan biraz önce anlatmaya çalıştığım gibi ESHOT genel müdürlüğünde fotokopi çekerek başlayan, sonrasında sahada, sonra İzmir Büyükşehir Belediyesinin ana kadrosunda, sonra oradan şeflik, müdürlük, sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne gelip yine müdürlükle devam ederek ve sonrasında da ulaşım daire başkanı. Dolayısıyla kimseyi tanımadığım için hani sadece sizi değil, hiç kimseyi tanımadığım için ben bu makama gelmedim. Tamamen liyakatle bu sürece geldiğime inanıyorum ve böyle olduğunu biliyorum.

Ekrem İmamoğlu: Bu çok önemli Sayın Başkan, sayın heyet. Bu niye önemli? Altını çizdiğim kısa bir yorum yapacağım. Çünkü bir suç örgütü, bu işin ana çatısıdır. İddianame olarak isnat edilen suç ve suç örgütü oluşumunda da örgüt üye vs. gibi isnatlarla insanlar suçlanmaktadır. Buraya gelen her yöneticinin bir hayat hikayesi var ve işe başlama süreci var. Ana prensiplerimiz çok temeldir, liyakat ve bu memleketin insanı olması ama geçmiş dönemde başka siyasi partiden ama başka bir şehirden gelse de aslında bir beyin avcısı gibi, insan kaynağı avcısı gibi hareket ederek insanları bulmak gayretiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi oluşmuştur. Burada eksik, hata olabilir ama %99 oranında Utku Bey gibi birçok arkadaşım burada tutuklu ya da tutuksuz, böylesine bir süreçle görevine gelmiştir. Kesinlikle ve kesinlikle katı kurallar; akraba olmayacak, yakınlık olmayacak, başta buna ben dahil olmak üzere ve hiç kimse, hiçbir yöneticinin bir başka akrabası yönetici olmayacak gibi yazılı olmayan prensiplerimiz vardır. Biz ne buraya akrabaları, ne eşleri, ne dostları doldurmadık. Utku Bey gibi liyakatli dostlarımızla, yol arkadaşlarımızla çalıştık. Onun için tertemiziz, pırıl pırılız. Onun için bundan hiç şüphe duymuyorum. Allah memleketi eş, dost, akraba kayırmacılığından korusun. Bedelini millet ödüyor çünkü.

İkinci husus Sayın Başkan, sorularıma devam ediyorum. İkinci husus; bu kadar önemli bir görev yaptınız, 3.5 yılı aşkın süredir, sonraya asıl soruma geleceğim ama bu önemli görevde genel sekreter yardımcısı, genel sekreter içerisindeki çalıştığınız alan ulaşım olduğu için beraber olduğumuz büyük masalarımızda çok oldu. Çünkü çok temel görevlerimiz, temel konulara birlikte eşlik ettik. Burada yani Ekrem İmamoğlu olarak veya diğer yöneticilerin veya sizlerin kendi içinizdeki mekanizmada bir ortak aklın teknik, bilim süreçlerinin dışında bir emir talimat, "Şunu imzalama, şunu imzala, şunu yap, şunu yapma, şunu ver, verme" yani böyle bir listeleme üzerinden bir talimat zinciri… Bunu niye soruyorum? Garipseyebilirsiniz Utku ama burada bahsedilen bir örgüt ve iddia edilen bir örgüt ve örgüt suçu üzerinden sanki böyle bir silsile yaşanıyormuş gibi. Yani burada göreve gelmeden masada aylarca, yıllarca bekletilen imzaların mağduru oldum ilçe belediye başkanıyken. Ama ben burada hiçbir vatandaşın işinin aksamaması adına böyle bir talimat zinciri yaşandı mı yoksa tümüyle sizin bu ortak akıl masalarınızda teknik ve bilimsel masalarınızda süreçler mi yönetildi? Bunu da yine hem belediye başkanı deneyiminizle hem bürokrat deneyiminizle açıklamanızı isterim ve bu soruma şekilde cevap verirseniz sevinirim.

Utku Cihan: Sayın Başkanım, bununla ilgili kısa bir konu var. Bunu örneklendiriyorum de anlatıyorum da size özellikle soranları anlatıyorum. Bir kavşak tasarımı yaptık. Biz bir milletvekilimiz o kavşak tasarımı ile ilgili sorun yaşadığını söyledi ve itiraz ettim bu kavşak tasarımına. Vekilimizin ismini söylemeyeyim. Biz de projeleri hazırladık, size gelen bir şikayet ve çok sinirliydi milletvekili. Biz de projeleri hazırladık sahada sizin olduğunuz bir noktada size anlatalım istedik. Projede elimdeydi, siz zaten çağırmıştınız. Projeyi tam size gösterdim yani yanımda projeyi anlatacağım Başkanım, açacağız projeyi. Şöyle yaptınız, "Tamam mı bu kavşak, yani ne yaptığınızı biliyor musunuz? Uygun mu sizin açınızdan?" "Evet uygun" dedim. "Tamam o zaman" dedim. Bu kadardı, yani bizim yaptığımız kavşaklara, yaptığımız işlere, tamamına sizin bize güveniniz, aslında hani sadece bize değil bütün işinin liyakatiyle yapan herkese güveniniz bu kadar tamdı. Nereden bir baskı gelirse gelsin ya da ne olursa olsun siz iş yapan insanlara görevini layıkıyla yapan insanlara her zaman güvendiniz. Biz bunu sizden öğrendik, öğrendik. Sizin belediyeciliğiniz böyleydi, o yüzden biraz önce de konuşmamda liyakatli bir süreç yürüttüğünden bahsettim Başkanım.

Ekrem İmamoğlu: Burada bir hatırlatmayı yapmak isterim Sayın Başkan ve heyetine. Çünkü mahkemenin temel konusu bu hiç olmadı, olamadı. Zira temel isnat şu: Bir suç örgütü var ve bu suç örgütü önce Beylikdüzü'nü, sonra İstanbul'u ele geçirdi; ardından Cumhuriyet Halk Partisi'ni ele geçirmeye teşebbüs etti, sonra da Türkiye'yi ele geçirecek diye lanse edildi. Ve bu şekilde bir iddianame düzenlendi ve bir iftira organize edildi. Bu organizasyonun net tarifi de hani ben bir ele geçirme operasyonu yapıyorum. Sen de bizim değerli bir bürokratımızdın. Sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi'nden Hopa'da belediye başkanı adayı oldun. Böyle bir siyasi, bu kadar önemli bir siyasi kararı alırken evet, bana gelip böyle bir niyetin olduğunu ve bu süreci yaşamak istediğini ifade ettiğinde, bir: Ben mi seni görevlendirdim? Parti içinde böyle bir atamamı yaptım? Ya da senin yörendeki tercih edilmenle ilgili bir dahlim mi oldu? Yani bu kadar önemli bürokratım olarak nasıl bir ilişki yaşadık? Bunu da hem siyasi anlamda heyetin duyması gerekir, bunun ne kadar kof, ne kadar absürt bir iddia olduğunun ortaya çıkması açısından. Böyle önemli bir görevde nasıl bir yol aldın, lütfen bunu da cevaplarsan sevinirim.

Utku Cihan: Şöyle anlatayım Başkanım: İlk başlangıcı Hopa'dan, yani memleketimden abilerimiz, büyüklerimiz böyle bir teklif yaptılar. Ve sizden izin, tabii ki ben bir bürokrat olarak, o dönem devlet memuru olarak sizden izin almamız gerekiyordu. Dolayısıyla bu izin sürecini ben aslında sizin beni bırakacağınızı düşünmüyordum ama onların da talepleriyle beraber bu yola çıkmama izin verdiniz. Dolayısıyla bu böyle bir süreçti. Sizin herhangi bir bu konudaki talimatınız yoktu. Tamamen önce kendi memleketimden gelen talep, benim bunun üzerinden onlara olur demem ve sonrasından tabii bir bürokrat olarak sizden izin almamız ve sonrasında da çalışmalara başlamamız sürecinde oldu. Sizin bu konuyla ilgili hiçbir talimatınız olmadı Sayın Başkanım.

Ekrem İmamoğlu: Teşekkür ederim. Hopa'ya selam ederim. Geçmiş olsun.

Utku Cihan: Çok teşekkür ederim Başkanım.

UTKU CİHAN’A SORULAR VE AVUKAT SAVUNMASI – 28.09.2026

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Tek bir soru soracağım. Yönetim kurulu başkanı olarak size gelen yönetim kurulu kararları hangi denetim süreçlerinden geçip size geliyordu?

Utku Cihan: Bir bütün aslında. Belediyenin denetlediği bir İştirakler Koordinasyon birimi vardı, orada bakılırdı. Onun dışında tabii ki genel müdürlüğün, şirketin içerisindeki kendi kurulları içerisinde denetlenirdi. Aslında bütün alınan ihale süreçlerinin bütün prosedürleri gerçekleştirilerek bize geliyordu. Onun dışında, yani bildiğim kadarıyla böyle.

Ali Sukas: Dosyada bir eksiklik olsa, şüpheli bir durum olsa sizin imzanıza kalır mıydı? Yani İştiraklerden...

Utku Cihan: Kesinlikle çıkmazdı. Yani bizim yaptığımız, bitmiş ihalelerde bile, bağladığımız ihalelerde bile sonraki son kontrollerde bile en ufak bir hata olsaydı dahi mutlaka iptal edilirdi. Yani bu konuda kesinlikle hiçbir düzenleme olmadan ya da herhangi bir hata varsa dosya içerisinde mutlaka iptal edilirdi. Bu şirketler için de geçerli.

Ali Sukas: Yani şunu net söyleyebilir miyiz; sizin onayınıza gelen gerek ihale gerek satın alma dosyalarında herhangi bir usulsüzlük tespit edilmedi?

Utku Cihan: Evet. Yani edilseydi de zaten iptal edilirdi. Herhangi bir usulsüzlük olsaydı benim önüme zaten gelmezdi.

Ali Sukas: Teşekkür ederim.

UTKU CİHAN AVUKATI SÜMERAY ÇELİK SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Heyet, müvekkilim hakkında isnat edilen suçlamalar iddianamede 96, 100 ve 101 numaralı eylemler olarak yer almaktadır. 2026/337 esas sayılı davanın mahkemenizin işbu dosyasıyla birleşmesiyle birlikte eylem 145, 146, 147, 148 ve 149'dan da ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla müvekkilim hakkında kovuşturma yapılmaya başlanmıştır. Öncelikle 96, 100 ve 101 no'lu eylemler açısından yazılı savunmalarımızı dosyaya sunmuştuk. Bu beyanlarımızı tekrarla, öncelikle bu eylemler açısından kısa bir savunma yapmak istiyoruz. İddianameyi okuduğumuzda müvekkilime isnat edilen suçlamanın ihaleye fesat karıştırma olduğunu anlıyoruz ancak usulüne uygun olarak gerçekleştirilen ihalelerin nasıl suç içeren eylemler olarak yorumlandığını anlamakta, anlam vermekte gerçekten zorlandık. Savunmamızı hazırlarken de bizi en çok zorlayan husus buydu. Takdir edersiniz ki işlenmeyen bir suçun işlenmediğini anlatmak, varlığı somutlaştırılmamış bir iddiayı çürütmekten çok daha güç.

İddianamede özellikle ihalenin kısmi teklife kapalı tutulduğu, farklı firmalar tarafından yapılabilecek işlerin bir arada ihale edildiği, iş kalemlerinin birleştirilmesiyle ihale hacminin yükseltildiği, yeterlilik kriterlerinin bu nedenle yüksek tutulduğu, rekabetin engellendiği, gizli kalması gereken bilgilerin paylaşıldığı ve ihalenin adrese teslim şeklinde Medya A.Ş.'ye verildiği, bu nedenle miktarı tam olarak tespit edilemese de kamu zararı oluştuğu ileri sürülmektedir. Müvekkilim İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde 27 Kasım 2019 - 22 Kasım 2023 tarihleri arasında Ulaşım Daire Başkanı olarak görev yapmıştır. Bu daire bünyesinde 6 müdürlük bulundurmakta ve yaklaşık 1500 kişi görev almaktadır. İstanbul nüfusunun bir bölümünü doğrudan, tamamını da dolaylı olarak ilgilendiren ulaşımla ilgili işlerin yürütüldüğü dairede kanunlardan kaynaklanan görev ve yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi için çok sayıda mal ve hizmet alımı yapılması kaçınılmazdır. Bu süreçte doğrudan temin, belli istekliler arasında ihale, pazarlık usulü ve açık ihale gibi farklı yöntemler kullanılmaktadır.

Bunların hangisinin kullanılacağı ilgili mevzuat ve ihtiyaçlar çerçevesinde idare tarafından belirlenmektedir. İhale, ihtiyaç doğrultusunda ilgili müdürlük tarafından gerekçe raporunun hazırlanmasıyla başlar. Yaklaşık maliyet tespit komisyonu oluşturulur, ödenek temin edilir, ihale komisyonu oluşturulur. İhale evrakları hazırlayıp EKAP'a yüklendikten sonra ihale, tamamen ayrı bir birim olan İhale İşleri Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. İhale komisyonunda görev alacak kişiler bu müdürlük tarafından belirlenerek Daire Başkanının onayına sunulmakta, mali üye ise son aşamada sistem tarafından belirlenmektedir. Daha önemlisi ihaleyi onaylayan Daire Başkanı ihale komisyonunda görev alamaz. Müvekkilim görevi gereği ihale sürecinde bulunmakla birlikte ihalenin bütün aşamalarını bizzat gerçekleştiren kişi değildir. Evrakları kendisi hazırlamamaktadır, ihale komisyonunda yer almamaktadır. İhale süreci tek kişinin yürüttüğü bir süreç değildir, birçok kişinin görev aldığı ve farklı aşamalarda denetlenen bir süreçtir.

Harcama yetkisi, gerçekleştirme görevlileri, mali kontrol, iç denetim mekanizmalarının yanı sıra Belediye Meclisi Denetim Komisyonu tarafından denetlenmektedir. Bunun dışında Kamu İhale Kurumu, Sayıştay, mülkiye müfettişleri ile idari ve yargı mercilerinin denetimi de söz konusudur. EKAP üzerinden yapılan ihalelerde ayrıca maktu formlar, elektronik kontroller, sistemsel kısıtlamalar ve zorunlu yönlendirmeler bulunmaktadır. Dolayısıyla ihale sürecini tek bir kişinin iradesiyle şekillenen ve denetimden uzak bir süreç olarak değerlendirmek mümkün değildir. Suça konu ihaleler de çeşitli denetimlerden geçmiş ve müvekkilimin suçlandığı şekilde hiçbir hukuksuzluk ve kamu zararı tespit edilememiştir. İddianameye genel olarak baktığımızda bu ihalelerin şüpheli olarak değerlendirilmesinin temel nedeninin ihalenin yapılış biçiminden ziyade ihaleyi kazanan şirket olduğu anlaşılmaktadır. Medya A.Ş.'nin kazandığı ihaleler genel olarak şüpheli kabul edilmiş, ihalelerin kendi özelindeki koşulları yeterince değerlendirilmeden genel ve farazi kabuller üzerinden suçlamalar yapılmıştır. Oysa ceza yargılamasında genelleme ile suç oluşturulamaz.

Yapılan bütün ihaleler aynı genelleme ile sonuç çıkarılacak olursa, ihale sürecinde görev yapan herkesin yalnızca görevi ve imzası nedeniyle şüpheli konumuna getirilmesi mümkün hale gelir. Bu nedenle somut olayın somut ihale üzerinden ve somut eylemler üzerinden değerlendirilmesi gerekir. İddianamede suç olarak nitelendirilen fiiller, bilirkişi raporundaki bazı tespitlere dayandırılmaktadır. Bilirkişi raporunda iddianamede mal ve hizmet alımlarının bir arada yapılmış olması başlı başına eksiklik olarak yorumlanmış, ihalelerdeki mal ve hizmet alımlarının aralarındaki doğal bağlantı sorgulanmamıştır. Aralarında kabul edilebilir doğal bir bağlantı olmadığı sürece mal ve hizmet alımı ile yapım işleri bir arada ihale edilemez şeklindeki genel hükmün bir diğer yorumlama şekli de aralarında doğal bağlantı olan ihaleler bir arada ihale edilebilir. Bu kanun metninin lafzına ve ruhuna uygun doğru yorumlanmasıdır. İdarenin yaptığı tercih suç işleme kastının değil, ihale konusu işin bütüncül olarak yürütülmesi ihtiyacının sonucudur ve mevzuatın idareye tanıdığı takdir yetkisi sınırları içerisindedir.

Yine bilirkişi raporunda ve iddianamede aralarında doğal bağlantı olmayan, türü ve nitelikleri farklı, muhtelif mal ve hizmetlerin ortak kamu alımları sözlüğünde yer alan tanıtım ve promosyon hizmetleri adı altında birleştirilerek aynı ihaleye konu edilmesi tespiti suç değil, durum tespitidir. İhaleler hazırlanırken ve EKAP'a yüklenirken maktu formlar ve sistem yönlendirmesi bulunmaktadır. İhale kalemleri sisteme yüklenir ve bu sırada her aşamada girilen veri bir sonraki aşamaya yönlendirir. İhale kalemlerinin girilmesiyle sistem bu tanıtım ve promosyon hizmetleri olarak kendisi tanımlar. Bu ihale kalemleriyle EKAP'a yüklenen her ihale aynı sonucu verecektir. Bunu bir suçmuş gibi belirtmek ve yorumlamak doğru değildir. Bir diğer suçlama da ihalelerin kısmi teklife kapalı tutulması ve bunun katılımı azalttığı iddiasıdır. İhalenin kısmi teklife açık veya kapalı yapılması ihale konusu işin niteliği ve genel hükümler çerçevesinde idarenin değerlendirmesine konu olabilecek bir tercihtir. İhalenin kısmi teklife kapalı tutulmuş olmasında amaç işin daha etkin ve hızlı yürütülmesi, daha uygun bedelle temin edilmesi ve kamu zararının önlenmesidir. İhalenin kısmi teklife kapalı tutulmuş olması tek başına rekabetin engellendiğini göstermez.

Bilirkişi raporunda ve iddianamede "daha fazla firma katılabilirdi" şeklinde varsayımsal değerlendirme yapılmıştır. Ancak ceza yargılaması varsayımla mahkumiyet kuramaz. EKAP üzerinden herkese duyurulan ve açık ihale usulüyle gerçekleştirilen bir ihalede önceden belirlenmiş bir firmaya adrese teslim ihale yapıldığı sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Bilirkişi raporu Medya A.Ş.'nin kazandığı ihale, Kültür A.Ş.'nin kazandığı, açık ihale usulüyle yapılan ihalenin 3G kapsamında yapıldığı gibi maddi hatalar içermektedir. Bir diğer hata da eylem 96'da yargılama konusu yapılan ihale dosyasındaki alım kalemlerindedir. Bilirkişi raporunda drone çekimi üretimi 150 gösterilmişken bunun asıl şeyi 15'tir. Kısa etkinlik filmi rapor adedi 250 gösterilmiştir ancak ihalede 15'tir. Yine bir örnek vereyim, bu kalemlerin tamamı yanlış, bez çanta 33.000 gösterilmiştir, ihale hizmet adedi 1.500'dür. Rapor maddi hataları, maddi olguların değerlendirilmesindeki hataların ötesinde hukuki değerlendirme ve sonuçlara ulaşma bakımından daha hatalıdır.

Maddi hatalar içeren ve delillerle desteklenmeyen, somut bir suç fiili ortaya koymayan bu raporun cezalandırmaya esas alınacak delil niteliği bulunmamaktadır. Bu nedenle rapora itiraz ediyoruz. Bilirkişi raporundaki eksikliklerin varlığı halinde dahi ihaleye fesat karıştırma suçu oluşmaz. 4734 sayılı Kanun'un 60. maddesi uyarınca görevlerin kanunun gereklerine uygun ve tarafsızlıkla yapılmaması, taraflardan birinin zararına yol açacak ihmal ve kusurlu hareketlerin bulunması halinde ilgili mevzuat çerçevesinde disiplin yaptırımları uygulanabileceği, fiilin özelliğine göre ayrıca ceza kovuşturması yapılabileceği düzenlenmiştir. Kanun koyucunun burada yaptığı ayrım çok açıktır: Her eksiklik ceza hukuku anlamında bir suç değildir. Aksi kabul edilirse ihaledeki her idari hata veya her farklı değerlendirme ceza soruşturmasının konusu haline gelir. Bu ise ceza kanununun kanunilik ilkesine açıkça aykırıdır.

Ceza kanununda düzenlenen ihaleye fesat karıştırılması suçu hileli davranışlar içeren kastı cezalandırmaktadır. Hileli davranışın sözlük anlamı birtakım sahte, suni hareketlerle gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/1238 Esas, 2019/718 Karar sayılı kararında: "Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı; sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli, yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır." İhaleye fesat karıştırma suçunun oluşması için kasten yapılan hileli davranışlarla katılımın engellenmesi gerekir. Katılımın hile yapmadan meslek ve sanatta acemilik, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle ya da yapmak zorunda olmadığı bir işi yapmamak suretiyle engellenmiş olması durumunda suç oluşmayacaktır.  İhaleye fesat karıştırma suçunun oluşması için katılımı veya rekabeti engellemeye yönelik kastın aldatıcı niteliği, hileli davranışın somut olarak ortaya konması gerekiyor. Suç işleme kastıyla hareket edilmeyen ihale süreçlerinde suçun kanunda belirtilen maddi unsurlarını meydana getirecek bir fiil olmadığı da aşikârdır.

Müvekkilime isnat edilen hileli davranışlarla ihaleye katılımı engelleme suçlaması, esas olarak bilirkişi raporundaki hatalı tespitlere ve müvekkilin ihale sorumlusu olduğu kabulüne dayandırılmıştır. Ancak müvekkilin tekliflerle ilgili gizli tutulması gereken hangi bilgiyi, kime, ne şekilde açıkladığı somut olarak ortaya konmamıştır. Bu iddia herhangi bir olay, kanıt, belge veya somut delillerle desteklenmemiştir. Tek firmanın katıldığı ihalelerde gizliliğin ihlal edildiği ileri sürülebilecek bilginin yaklaşık maliyet olduğunu düşünmekteyiz. Ancak yapılan ihalelerin ihale bedelleriyle sözleşme bedelleri arasındaki fark, her üç ihalede de ihaleye fesat karıştırılmadığı yanı sıra gizli bilginin paylaşılmadığını açıkça göstermektedir. Eğer iddia edildiği gibi adrese teslim yapılmış ve gizli bilgiler önceden paylaşılmış olsaydı, isteklinin yaklaşık maliyeti bilerek teklifini buna göre oluşturması beklenirdi. Buna rağmen tekliflerin yaklaşık maliyetin önemli ölçüde altında kalması, gizli bilgilerin paylaşıldığı ve adrese teslim ihale yapıldığı şeklindeki herhangi bir somut delile dayanmayan iddiayı desteklememekte, aksine bu iddiayla bağdaşmamaktadır.

Soruşturma makamınca Medya A.Ş.'nin aldığı ihalelerin adrese teslim olduğu ve işlerin parçalara bölünerek başka şirketlere alt ihaleler yoluyla yaptırıldığı iddia edilmektedir. İhalenin alınmasından sonra işlerin başka firmalara alt ihale yoluyla yaptırılması tek başına hukuka aykırılık teşkil etmez. Kaldı ki müvekkilimin bu alt ihalelerde hiçbir yetkisi ve dahli bulunmamaktadır. Sonraki aşamada bir usulsüzlük olduğu ileri sürülüyorsa bunun müvekkilimin somut bir eylemiyle ilişkilendirilmesi gerekir. Dosyada böyle bir illiyet bağı yoktur. Nitekim 2021/136896 sayılı ihalede Medya A.Ş.'den 1.698.000 TL'lik ihale bedelinin tamamı ödenmeden süreç sonlandırılmıştır. 2023/229472 sayılı ihalede ise yaklaşık yüzde seksen oranında tamamlandıktan sonra ihtiyaçların sona ermesi nedeniyle sözleşme 2.557.500 TL üzerinden sonlandırılmıştır. Haksız menfaat sağlama iradesi bulunan bir kişinin işi ve ödemeyi tamamlamak yerine süreci bu şekilde sonuçlandırması kendisinden beklenemez. Ayrıca her üç ihalede de gerçekleşen teklif ve ihale bedelleri yaklaşık maliyetin altında kalmıştır. Yerleşik içtihatlarda da yaklaşık maliyetin altında daha düşük bir teklif verilerek ihalenin gerçekleştirilmesi halinde kamu zararının oluşmadığı kabul edilmektedir. Müvekkilimin yargılanmasında delil olarak belirtilen, ancak bize göre delil niteliği taşımayan bilirkişi raporunda dahi kamu zararına ilişkin bir tespit ve iddia bulunmamaktadır. Buna rağmen iddianamede tam olarak miktarının tespiti mümkün olmamakla birlikte kamu zararı oluşmuştur beyanıyla zarar vurgulaması yapılmıştır. Tespit edilen bir kamu zararı yoktur, çünkü kamu zararı yoktur.

Sayın Başkan, Sayın Heyet; ek iddianame düzenlenerek birleşen dosya ile müvekkilim hakkında 145, 146, 147, 148 ve 149 numaralı eylemler yönünden TCK'nın 37. maddesi delaletiyle ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla kovuşturma yapılmaktadır. Öncelikle bu soruşturma nedeniyle hazırlık soruşturmasında müvekkilimin savunması alınmadığı için ek iddianamenin düzenlendiği bilgisinin basında yer almasıyla haberdar olduğumuzu belirtmek isteriz. Bu nedenle müvekkilim hakkında bu iddialar sebebiyle ayrıca yazılı olarak ayrıntılı savunma yapmak için ek süre talep ediyoruz. Ancak kısaca bu iddialara da cevap vermek istiyoruz. Müvekkilim 2020-2023 yılları arasında Ağaç ve Peyzaj A.Ş.'de yönetim kurulu başkan vekilliği ve başkanlığı görevlerini üstlenmiştir. Ek iddianame ile Ağaç A.Ş. uhdesinde kalan ihalelerde işin parçalara bölünerek doğrudan temin ve 3G istisnası kapsamında örgüte maddi destek sağlayacak firmalar üzerinde bırakıldığı isnadıyla müvekkilimin cezalandırılması talep edilmektedir. Müvekkilime yöneltilen isnatlar doğrudan bir hareket, bir eylem içermemekte; yönetim kurulu başkan vekili ve başkanı sıfatıyla bazı belgelerde imzasının bulunmasına ve ihale yetkilisi olarak değerlendirilmesine dayanmaktadır. Oysa yönetim kurulu başkanı olmak ihale sürecini doğrudan yürütmek veya ihale işlemlerinin her aşamasında bizzat bulunmak anlamına gelmez.

Ağaç A.Ş. belediye şirketi olmasının yanı sıra ticari bir şirkettir. Belediye şirketleri tabi oldukları özel düzenlemeler saklı kalmak üzere Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan anonim veya limited şirketlerdir. Bu nedenle yönetim, denetim ve sorumluluk süreçlerinde hem kamusal ihale mevzuatı hem de ticaret hukuku hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Bu şirketlerin ticari faaliyetlerinin gerektirdiği hızlı karar alma ihtiyacı nedeniyle kanun koyucu bazı mal ve hizmet alımlarında 4734 sayılı Kanun'un 3G maddesi kapsamında istisna düzenlemesine tabi tutmuştur. 4734 sayılı Kanun'un 3G hükmü kanunda öngörülen şartlar ve parasal sınırlar dâhilinde, kuruluşların ticari ve sınai faaliyetleri çerçevesinde doğrudan mal ve hizmet üretimine veya ana faaliyetlerine yönelik ihtiyaçların ihale usullerinden istisna tutulmasına ilişkin düzenlemeler içermektedir. Bu nedenle somut olayda 3G kapsamında yapılan alımın yalnızca istisna hükmünden yararlanılmış olması kendi başına suçun kanıtı değildir.

5. maddesinde münhasıran yönetim kurulunun yetkisinde olan devredilemez, vazgeçilemez görev ve yetkiler tahdidi olarak sayılmıştır. Bu yetkiler içerisinde ihale sürecinin fiilen yürütülmesi bulunmamaktadır. Yine Türk Ticaret Kanunu 367. maddesinde yönetimin kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde kısmen veya tamamen devredilebileceğini düzenlemiştir. Yönetim kurulu tarafından alınan kararlarda ihale sürecinin yürütülmesi konusunda genel müdürlüğü yetkilendirmiştir. İhalede bu yetki devri doğrultusunda fiilen genel müdürlük tarafından yürütülmektedir. Yönetim kurulu kararları incelendiğinde bu husus açıkça görülecektir. Dolayısıyla yaklaşık maliyetlerin hazırlanması, teknik ve idari şartnamenin oluşması, ihale komisyonlarının teşekkülü, firmaların davet edilebilmesi, tekliflerin alınması ve değerlendirilmesi süreçlerinde müvekkilimin icrai bir dahli bulunmamaktadır.

Türk Ceza Kanunu 37. maddesi bakımından da faillik yalnızca şirket içerisindeki unvanı değildir. Kanunun aradığı suçun kanuni tanımında yer alan fiilin birlikte gerçekleştirilmesidir. Müvekkilimin yönetim kurulu başkanı olması kendiliğinden suçun icra hareketlerini gerçekleştirdiği anlamına gelmez. İddianamede suça konu ihalelerin parçalara bölünerek 3G istisnası kapsamında kalmasının sağlandığı, ihalelerin adrese teslim yapıldığı, bu eylemlerin şüphelilerden Ali Sukas ve Ümit Polat tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmektedir. Yine iddianamede bir kısım sanık beyanları yer almaktadır. İddianameden alıntılıyorum, Selim Marangoz 29.06.2026 tarihli ifadesinde Ali Sukas genel müdür olarak belirli bir limite kadar olan alımları tek imzayla çıkabilecekken belli bir limitin üzerinde Ağ A.Ş. yönetim kurulundan onay alması gerekir.

Bu nedenle işi parçalara bölmektedir. Ümit Polat 03.09.2025 tarihli ifadesinde 21F maddesinin 10 katına kadar yapılacak satın alımlarda sadece genel müdürün imzasıyla işlemler gerçekleştirilebilir, 10 katını geçtiği tutardaki satın alımlar sadece genel müdürün imzasıyla değil, iştirakler daire başkanlığı, satın alma koordinasyon müdürlüğünün onayıyla yapılır. Ali Sukas ise bu işler tamamen kendi kontrolünde olması ve başka şahısların sürece dahil olmaması adına sürekli olarak bize, bizlere baskı yapıp yapılacak alımlarda hep bu sınırın altında kalınmasını ister. Tuğrul Doğru Işık 26.06.2026 tarihli ifadesinde Ağ A.Ş. genel müdürü olan Ali Sukas belirli bir limite kadar olan ihaleleri tek imzayla çıkma yetkisine sahip olduğundan ihalelerin ikiye bölündüğünü beyan etmektedirler.

İddia makamı bu sanık beyanlarını bazı sanıklar yönünden suçlamanın dayanağı olarak kabul etmektedir, ancak aynı beyanlarda yönetim kurulunun sürece dahil edilmediği ve işlemlerin yönetim kurulunun bilgisi ve iradesi dışında yürütüldüğü anlatılmaktadır. Müvekkilim hakkında suçlayıcı herhangi bir beyan bulunmadığı gibi aksine müvekkilimin içerisinde bulunduğu yönetim kurulunun sürece dahil edilmediği açıkça beyan edilmektedir. Bu husus dikkate alınmamış, müvekkilim hakkında koşuşturma yapılmaya başlanmıştır. Birleşen dosya kapsamında suç olarak nitelendirilen pek çok eylem müvekkilimin yönetim kurulu başkanlığından ayrılmasından sonraki zaman dilimini içermektedir. İddianamede tanık ve sanık beyanlarından yola çıkılarak oluşturulan eylemlerin zaman örgüsü doğru değerlendirilmemiş, müvekkilimin görevde olmadığı dönemlerde gerçekleştiği iddia edilen eylemler genelleme yoluyla görev yaptığı yıllara da sirayet ettirilmiştir.

Müvekkilim yönetim kurulu başkan vekili ve başkanı olarak görev yaptığı dönemde herhangi bir fiili davranışta bulunmamış, bu suçu işlememiştir. Sayın başkan, sayın heyet; müvekkilim uzun yıllar devlet memuru olarak kamu hizmeti yürütmüştür. Görev yaptığı dönem boyunca titizlikle çalışmış, mesleğini, mesleğinde kendisini geliştirmiş, doktora yapmış ve daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi çok büyük bir organizasyon içerisinde Ulaşım Daire Başkanlığı görevini üstlenmiştir. 2024 Mahalli İdareler Seçimlerinden sonra da Hopa Belediye Başkanı olarak görev yapmaya başlamıştır. Elbette bunların hiçbirisi müvekkilimin suç işlemeyeceğinin kanıtı değildir. Ancak bir kişinin geçmişte başarılı bir kamu görevi yürütmüş olması ceza yargılamasında onun lehine de olumsuz sonuç doğurmasa da müvekkilin çalışma anlayışının ve göreve yaklaşımının ve kamu hizmetine bakış açısının anlaşılması bakımından bu hususlar önemlidir.

Müvekkilim ihale dosyasını hazırlayan kişi değildir, ihale komisyonunda değildir, teklifleri alan kişi değildir, ihale tekliflerini değerlendiren kişi değildir, firmalarla görüşme yaptığına ilişkin somut belge yoktur, herhangi bir firmaya talimat verdiğine ilişkin belge yoktur, herhangi bir gizli bilgi paylaştığına ilişkin belge yoktur, bunlara ilişkin doğrudan tanık beyanı yoktur, HTS kaydı yoktur, para hareketi yoktur, somut yazışma yoktur. Kısacası müvekkilime suç illiyet bağlantısını kuran kişisel ve somut bir delil bulunmamaktadır. Suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır, bu nedenle müvekkilimin huzurdaki tüm atılı suçlardan ayrı ayrı beraatına karar verilmesini talep ederim. Sayın başkan, yazılı savunmalarımızı sunmak için süre talep etmiştik. Ek savunmalara ilişkin de bu süre içerisinde yazılı olarak savunmada bulunmak isteriz, teşekkür ederim.

CENGİZ TOSUN SAVUNMASI – 28.09.2026

Cengiz Tosun: Sayın başkan, sayın üyeler ve sayın savcım, bugün 140 no'lu eylemde yargılandığım kolluktaki ve savcılıktaki ifadelerimi tekrar etmek istiyorum. Rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma iddiasıyla yargılanıyorum. Herhangi bir bahse konu olan Kirazlıalbalı ihalesinde herhangi bir fesat karıştırma eyleminde bulunmadım. Anyi bir rüşvet eyleminde de bulunmadım. Benim söylemek istediğim bir konu, bir ihalede bir 87 milyonluk teminat mektubunu firması olarak biz verdik. Yapı Merkezi’nin 70 milyonluk borcundan dolayı iddia ediliyor. Biz ihale aşamasında Mehmet Karataş'a ben onunla diyalog kuruyordum. Mehmet Karataş'ın oğlundan sorduğumda, yapılandırma yaptığını, borcu olmadığını söylemişti. Zaten 70 milyon borcu olsa, kimse de 587 milyon teminatını yakmak istemezdi. Borcu yok diye biliyorum. Varsa da bilme ihtimalim yok. Bilsem zaten teminat borçtan çok daha fazla, 10 katı 10 katına yakın borcu var teminatın. O rakamı borcu olduğunu gerçekten bilip de o teminatını yakmak hayatın olağan akışına aykırı olduğunu düşünüyorum. Çok da söylenecek bir şeyim yok sayın başkanım.

Hakim: Süreci zaten anladığım kadarıyla Yapı Merkezinde Hakem'e gitmişler.

Cengiz Tosun: Evet.

Hakim: Teminat alamadılar herhalde. Onların teminatı yetmiyor zaten.

Cengiz Tosun: Evet.

Hakim: Tamam, çok teşekkürler.

CEYHUN AVŞAR SORUYOR

Ceyhun Avşar: Şimdi ben diğer ortaklara da sorduğum bir soru vardı, yine aynı soruyu size de sormak isterim. Bu ihalenin davet aşamasında veya teklif değerlendirme aşamasında, ihalenin iptal edildiği sürece kadar benim herhangi bir gizlilik ihlaline sebebiyet verecek veya bir menfaat temininde bulunacak şekilde sizinle veya ortaklarınızla veya herhangi bir firmayla böyle bir görgünüz, duyumunuz, şahitliğiniz oldu mu?

Cengiz Tosun: Ben şahit olmadım başkanım, duymadım da.

Ceyhun Avşar: Şimdi ben yine burada eylem kapsamında son ifade veren kişisiniz. Belki ifadelerden de gördüğümüz, orada en dışarıda kalan bir firmasınız ama en yüksek teminatı sunan firma yine siz olduğunuz için bu teminat mektuplarına el konulup konulamayacağı hususunu ben son kez de size sormak isterim. Şimdi burada da yöneltilen suçlamada teminat mektupları, işte biraz önce siz de bahsettiniz, 587 milyon TL'si size ait olan bir teminat mektubu var ve iki yıl ihale yasaklısı olunması durumu var. Ben diğer Yapı Merkezi ve AKM'ye sorduğum bir hususu size sormak isterim. Yani ihale yasaklısı olmak nasıl bir şeydir? Yani bu konu sadece 70 milyon için, 587 milyon, 70 milyon için 600 küsur milyon TL yakma konusu değil, bir de ihaleye yasaklısı olunup olunmama konusu var. Siz ihale yasaklısı olunmayı göze alabilir misiniz? Nedir yani, açıklayabilir misiniz?

Hakim: Yani burada yapacağı yorum bizim için çok önemli değil

Ceyhun Avşar: Şöyle başkanım... çünkü burada 70 milyon TL tutarı karşılığı bir de ihale yasaklısı konusunu biz konuşamadık. Bu da göze alınabilecek bir husus değildir yani.

Hakim: Kendisi zaten ifadesinde şahısları tanımam demiş, görüşmedim demiş. Ben sadece teminatı tamamlamak için bu 590 milyonu verdim, sonradan dahil oldum demiş yani.

Ceyhun Avşar: Uzatmadan şunu sorayım; bu 70 milyon TL ödenemeyerek bu mektuplara el konulması iddiası, bu da zaten o 20 iddianın, benim savunmaya çalıştığım bir kamu zararı olmadığının dayanağıdır. Yapı Merkezi'ne sorduk; siz 70 milyon TL'yi ödemeyerek bu mektuplara el konulması, ihale yasaklısı olunmasına razı olur musunuz, olur muydunuz dedik. Olmazdık dediler. AKM'ye sorduk, o da olmazdık dendi. Böyle bir durumda eğer ikisi de bu parayı bulamasaydı, bu 70 milyon TL'yi toparlayamasaydı, sizin 587 milyon TL teminat mektubunuz vardı, siz bu hususta nasıl davranırdınız?

Cengiz Tosun: Yani o borcu ben bulur öderdim, teminatımı yakmazdım, yasaklı durumuna... Ticari hayatım biterdi her şeyden önce. Çünkü başkanım, yasaklı olduğumuz zaman bankalar size devamında teminat veremiyor, sözleşme yapamıyorsunuz, çok zorluk yaşanır.

Ceyhun Avşar: Anladım, teşekkür ederim.

FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR

Baran Kaya: Zaten eylemdeki ortaklığımız dışındaki kimseye teslim aldığınızı beyan etmişsiniz. Soruşturma ifadenizde de vardı bu durum. Siz buradaki işe firma katılarak ortak oldunuz. Yüzde kaçla ortaktınız?

Cengiz Tosun: %23 küsur.

Baran Kaya: %23 ortaklığınız vardı. Kar beklentiniz yaklaşık olarak neydi işe girerken?

Cengiz Tosun: %8-10 o civardaydı. Şimdi tam net bir ifade, net bir sayı söyleyemiyorum. Ben çok karayolu işi yaptım, tünel de yaptım, inşaat kalemlerini iyi bilirim ama elektromekanik konusunda Yapı Merkezi çok üstün bir firma. Ben daha önce onu yapmadığım için onun da elektromekanikle ilgili söylediğinden en son işin toplamında %8-10 civarında bir kardan kalır diye beklentimiz vardı.

Baran Kaya: Peki bu ortakların yaptığı toplantılarda gider kalemlerinizi, gelir kalemlerinizi, yaklaşık karınıza dair görüşmeler yapıyor muydunuz?

Cengiz Tosun: Tabii bu istişareler yapılıyor. Teklif hazırlanmadan önce yapılıyor. Ona göre teklif hazırlanıyor.

Baran Kaya: Diyelim ki teklif yapıldı, daha sonra işe başlanacak ya da başlamadan ekstra bir gider kalemi çıkarsa bunu yine konuşur musunuz toplantılarda?

Cengiz Tosun: İşe başladığınız zaman ekstra bir gider kalemi, beklenmedik bir gider kalemi oluşursa işe başladığınız zaman... İşe başlamadan önce mi soruyorsunuz? İhaleden...

Baran Kaya: İşe başlamadan önce de, başladıktan sonra da ekstra bir gider kalemi ortaya çıkarsa... Örneğin sizin beklentiniz karın düşeceğini düşünürsek...

Cengiz Tosun: Tabii ortaklar birbiriyle bunu konuşur. Yani bir gider kalemi oluşacaksa konuşur. Uygun görüyorsa istişare yapılır "Böyle bir kalemimiz var." diye.

Baran Kaya: Teşekkür ederim.

CENGİZ TOSUN AVUKATI MEHMET ŞAMİL BAKİ SAVUNMASI

Sayın Başkanım, değerli heyet. Müvekkilimizin beyanlarına aynen iştirak ediyoruz. Müvekkilimiz eylem 140 kapsamında suçlanmaktadır; hem rüşvet hem de ihaleye fesat karıştırma suç yönünden. Şimdi iddianameye baktığımızda Sayın Başkanım, iddianamede açıkçası müvekkilimizle ilgili Savcılık makamı neredeyse sadece iki tane cümle üzerinden müvekkilimize söz konusu suçları suçlamaktadır. İddianamede rüşvet suçu yönünden müvekkilimiz hakkında teminat mektubu sunulmasından kaynaklı olarak rüşvet anlaşmasından haberdar olduğunu kabul durumu ve hayatın olağan akışına aykırı olduğu üzerinden suçlama yöneltilmiş. Yine ihaleye fesat karıştırma suçu yönünden ise Yapım Merkezi isimli firmanın SGK borcunun Cengiz Tosun tarafından bilindiği ifade edilmiş. Lakin iddianamede müvekkilimiz Cengiz Tosun ile ilgili her iki suç yönünden de eylemsel bazda bir suç isnadında bulunulmamıştır. Tamamen varsayımlar ve ihtimaller üzerinden bir değerlendirme yapılmıştır. İddianamede müvekkil sanığın dış dünyaya yansıyan suç içerikli herhangi bir eylemi ortaya konulmamıştır.

Belirtmek gerekir ki müvekkil sanığın şirketi olan KJT Yol Yapı şirketi, Kirazlı-Halkalı Metro Hattı İhalesinde pazarlık ihalesine davet edilen şirketlerden bir tanesi değildir. Müvekkil sanık Cengiz Tosun, AKM isimli firma ile daha önceden ortak işler yapmıştır. İhaleden önce Yapım Merkezi isimli şirketin yetkilileriyle herhangi bir tanışıklığı bulunmamaktadır. Yapım Merkezi isimli şirketin yetkilileri de ifadesinde bu hususu doğrulamıştır. İddianamede her ne kadar AKM ve KJT'nin Yapım Merkezi'ni ihaleye girmesi için zorladığı yönünde bir anlatım yapılmışsa da bu hususta ortaya herhangi bir delil konulmamıştır. Birbirini tanımayan iki şirketin birbirini ihaleye girmesi için zorlaması da zaten Savcılık makamının dediği gibi hayatın olağan akışına aykırı bir durumdur. Söz konusu süreçte Kirazlı-Halkalı Metro Hattı İhalesinde Yapım Merkezi ve AKM firması bu ihaleye ortak girme kararı almışlar; ancak teminat güçleri yetersiz kalmıştır. Akabinde AKM isimli firma yetkilileri, daha önce müvekkil sanık ile iş yaptığı için müvekkile teminat mektubu sunulması durumunda işe ortak olabileceğini teklif etmiş; müvekkilimiz Cengiz Tosun da ticari saikle bu teklifi kabul edip teminat mektubunu sunmuştur.

Yapım Merkezi isimli şirketin SGK ve vergi borçlarını yapılandırma başvurusunda bulunduğu için şirketin herhangi bir borcu olmadığı müvekkilimize iletilmiştir. Müvekkilimiz de söz konusu Yapım Merkezi isimli şirketin borcunun olup olmadığını denetleme ve sorgulama imkanına kendisi sahip değildir. Yine müvekkilimizin ifade ettiği üzere, müvekkilin iddia edilen borçtan bir haberi olsaydı 587 milyonluk bir teminatı riske etmesi kendisinden beklenemezdi. İddianamede müvekkil sanık Cengiz Tosun ile ilgili rüşvet anlaşmasının zımni tarafı olduğu ileri sürülmektedir. Ancak Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere rüşvet suçunun oluşabilmesi için ortada bir rüşvet anlaşmasının olması gerekmektedir. Dosyaya bir bütün olarak baktığımızda müvekkil sanığın dosya kapsamında yer alan sanıklar ile rüşvet anlaşması yaptığına, bu yönde bir görüşmeye katıldığına dair herhangi bir iddia, beyan, görüntü kaydı, ses kaydı, tape kaydı veya fiziki takip tutanağı bulunmamaktadır.

Müvekkil sanığın süreç içerisinde ihale yetkilileriyle veya İBB yetkilileriyle bir araya geldiğine, ihaleyle görüştüğüne veya ihaleye fesat karıştırma yönünde kanunda sayılan tahdidi hallerden bir tanesini işlediğine dair herhangi bir delil yoktur. Bu yönde dosyada herhangi bir beyan dahi bulunmamaktadır. Müvekkil sanık Cengiz Tosun ifadesinde söylediği gibi AKM isimli şirketin yetkilisi Mehmet Karataş ile daha ziyade görüşmektedir. Yapım Merkezi yetkilileri Mustafa Başar Arıoğlu, Sami Özge Arıoğlu, Erdem Arıoğlu soruşturma aşamasındaki beyanlarında Cengiz Tosun'u tanımadıklarını, Cengiz Tosun'un AKM ile iş yapması sebebiyle ihaleye AKM tarafından davet edildiklerini, görüşmeleri AKM yetkilisi Mehmet Karataş ile yaptıklarını ifade etmiştir. Görüldüğü üzere pilot firma yetkilileri dahi müvekkil sanık Cengiz Tosun'u ihaleden önce tanımamaktadır. Bu durumu AKM isimli şirket yetkilisi Mehmet Karataş da KJT Yol Yapı A.Ş. isimli firmayla eskiden taşeron ilişkilerinin bulunduğunu, Cengiz Tosun'un ihaleye sadece teminat mektubu sunduğunu ifade etmiştir.

Sayın Başkanım, değerli heyet; gerek rüşvet gerek ihaleye fesat karıştırma suçu değerlendirilirken kanunilik ilkesi gözetilmelidir. Zira ihaleye fesat karıştırma halleri yasa koyucu tarafından tahdidi olarak sayılmış olup maddede sayılan seçimlik hareketlerin ya da faillik durumunun genişletilmesi kanunilik ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Müvekkil sanığın hangi eylemiyle rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği iddianamede yer almamaktadır. Sadece savunmamın başında izah ettiğim üzere iki cümle ile müvekkil suçlanmaktadır. Müvekkil sanık Cengiz Tosun'un tamamen ticari amaçla iştirak ettiği konsorsiyumun geçici teminatını karşılaması durumu müvekkilin suç işlediği anlamına gelmez. Böyle bir durum da dosya kapsamında anlaşılmamaktadır. Sayın Başkanım, değerli heyet; sonuç olarak müvekkil sanık Cengiz Tosun hakkında suç işlediğine dair her türlü şüphenin uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden müvekkilimizin beraatine karar verilmesini talep ediyoruz. İlerleyen aşamalarda ayrıntılı olarak yazılı beyanlarda bulunacağız. Teşekkür ederiz.

FEYZA KAPKİ SAVUNMASI – 28.09.2026

Sayın Başkan, sayın heyet; 24 Haziran 2025 tarihinde verdiğim savcılık ifademi aynen tekrar etmek isterim. Eşimin ticari faaliyet yürüttüğü hiçbir şirkette ortaklığım, yöneticiliğim, imza yetkim ve çalışmam olmamıştır. İhalelerden, sözleşmelerden, faturalardan ve şirketlerin para işlerinden bilgim yoktur. Eşim tutuklandıktan sonra da şirketlerle hiçbir şekilde ilgilenmedim. Herhangi bir çalışana iş talimatı vermedim, şirket adına bir toplantı yönetmedim. Evimizde iddia edildiği gibi kasa bulunmaktadır. Ben bu kasayı ziynet eşyalarımı koymak için kullanırım. Eşim de zaman zaman para koyardı. Bana isnat edilen paraları muhafaza etme iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Evimizdeki kasa her evde bulunabilecek türden bir kasadır ve hiçbir zaman yüklü miktarda para konulmamıştır. İddia edildiği gibi başka bir yerden para da getirilmemiştir. Ben kimseden para teslim almadım, kimseye para vermedim, herhangi bir para işlemi de yapmadım.

Tablo almak eşimin merakıdır. Alım satımıyla hiçbir zaman ilgilenmedim. Evimizde hiçbir dönem iddia edildiği gibi 45-50 tablo olmadı. Evimizde duvarda asılı hala birkaç tablo vardır, bunlar da polis evimize geldiğinde zaten görülmüştür. Eşim tutuklandıktan sonra hiçbir tabloyu satmadım ve bir yere göndermedim. Ev eşyalarından bir kısmının depoya kaldırılması dağılan ev düzenine ilişkin bir taşımadır. Gizlenen veya evden çıkarılan hiçbir eşya yoktur. Zaten depoya yapılan baskında herhangi bir suç unsuru bulunmadığı da arama tutanağında yazılıdır. Bizim geçmişte kap kesintili bir teknemiz vardı ama bu tekne yaklaşık iki buçuk üç sene önce satıldı. Bunun dışında da tekneyle ilgili bir bilgim bulunmamaktadır. Eşim tutuklu, şirket çalışanları gözaltındayken Serkan Balbal vasıtasıyla gözaltındakilere avukat ulaştırılmasına aracılık ettim. Avukat Sercan Acar'ı önceden tanımıyorum, kendisiyle görüşmedim ve kimsenin ifadesinin içeriğine dair hiçbir talimat vermedim. Yakınları gözaltına alınan bir insanın onlara avukat ulaştırmaya çalışması kanaatimce suç değildir, benim yaptığım da bundan ibarettir. 119. eylemde bahsi geçen hiçbir şeyle ilgim ya da bilgim yoktur. Ben hiçbir zaman hiçbir parayı muhafaza etmedim. Evime bahsedildiği gibi bavul bavul para teslim edilmedi.

Hakkımdaki suç örgütüne yardım etme isnadını reddediyorum. Ben de, eşim de bu dosyada sanık olan kişilerin büyük çoğunluğunu hayatımız boyunca hiç görmedik ve tanımayız. Varlığından bile haberdar olmadığımız kişilere ya da bir suç örgütüne yardım etmiş olmamız mümkün değildir. Eşim hakkındaki yargılamanın sonucu ne olursa olsun, ben bu dosyaya eşim tutuklandıktan sonra onunla ilgili ifadeler verip tahliye olan kişilerin benim hakkımdaki asılsız iddiaları nedeniyle dahil edildim. Üzerime atılı suçları işlemedim, beraatimi talep ediyorum. Takdir mahkemenizin.

MEHMET PEHLİVAN AVUKATI DENİZ YAVUZYILMAZ SORUYOR

Deniz Yavuzyılmaz: Feyza Hanım merhaba. Burada savcı bey aslında Serkan Balbal'a bir soru sormuştu, ben de buna benzer bir soru soracağım size. Sizinle olan bir konuşmanızdan bahsediyor Serkan Balbal. Meslektaşım Mehmet Pehlivan'a da bir "avukat organizasyonu" gibi garip bir suçlama yöneltilmişti aslında, Türk Ceza Kanunu'nda yer almayan; size de benzer şekilde yöneltiliyor. Her ne kadar Serkan Bey bu soruya karşılık bir avukat organizasyonundan bahsetmemiş olsa da konuşmanın öznesi siz olduğunuz için soruyorum: Hem Av. Mehmet Pehlivan'la hem de Serkan Balbal'la ilgili konuşmanız nasıl gerçekleşti, bu konuyu izah edebilir misiniz?

Feyza Kapki: Şöyle; Serkan Balbal özelinde bir konuşma değildi. O zaman çok kaotik bir ortam vardı. Biz yakınlarımızla görüşemiyorduk. Ben Mehmet Pehlivan'ı ilk defa hayatımda Vatan Emniyet'te gördüm. Eşimden bilgi alabilmek için kendisinden telefon numarasını istedim ama benim onunla konuşmama gerek kalmadan kendi avukatlarımız eşimle görüştü ve ben bilgi alabildim eşimden. Mehmet Pehlivan'la tanışıklığım budur. İnsanlara da hani "Her şey yolunda, herkesin avukatı var, şu anda sorun yok" diye beyanım oldu. Hiç kimseye "Mehmet Pehlivan bir avukat organizasyonu yapıyor" demedim.

FEYZA KAPKİ AVUKATI SAVUNMASI

Sayın Başkanım, müvekkilimizin ifadeleri son derece açık, tamamı da anlaşılıyor. Müvekkilimizin suçlandığı eylem 119. yönünden suç örgütüne yardımcı olma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçları söz konusu fakat dosya tamamında ve iddianamenin herhangi bir yerinde buna ilişkin olarak herhangi bir maddi delil söz konusu değil. Yani tamamı soyut, varsayımsal ve denetime elverişsiz delillerdir. Dolayısıyla biz müvekkilimizin beraatini talep ediyoruz. Bütün savunmalarımızı ayrıca yazılı olarak dosyaya ibraz edeceğiz. Müvekkilin beraatini talep ediyoruz efendim şu aşamada.

KAAN KETENCİ SAVUNMASI – 28.09.2026

Başkanım, ben öncelikle buraya getirilmemle ilgili hususu paylaşacağım. Ben 19 Mart Ekrem İmamoğlu soruşturması başlamadan önce, 3 ay öncesinden 4 Ocak tarihinde Kıbrıs'a gitmiştim. Ve standart olarak her yıl ailemin de evi orada olması sebebiyle Ocak ayında gider, ta Nisan'a kadar gibi oralarda kalırdım Kıbrıs'ta kalırdım. Onun için herhangi bir bilgi sahibi değilim. Ben Ocak ayında şeyden bakabilirsiniz yurt dışı çıkış kayıtlarımdan bakabilirsiniz, Ocak ayında çıkmıştım soruşturmayı orada öğrendim, ismimi orada öğrendim. Kendim bizzat de gittim Lefkoşa Türk Konsolosluğu’na gittim. Fatoş Hanım denen bir görevliyle görüştüm. Aranmam ve de yakalanmam olmadığını kendileri bana belirtti. Ben de Kıbrıs'ta oturmaya devam ettim. Ondan sonra arkadaşlar tarafından Kıbrıs polisi güçleri tarafından Türkiye'ye getirildim. Öncelikle bundan bahsetmek isterim. Ve yukarıdaki iş hayatımız sahibi tek sahibi benim bu şirkette.

Bizim iki türlü operasyonumuz vardı. Bunlardan 1 tanesi Bağdat Caddesi'nde yani ağırlık %99 Bağdat Caddesi üzerinde bulunan inşaatların önündeki parapetlere alanlara reklam koymaktı. Bir de bahsi geçen gibi Metro alanlarının inşaat halindeki Metro alanlarının etrafını kapatması için yapmış olduğu yatırımının %100'ü tarafından gerçekleşmiş olan panolardı. Biz Bağdat Caddesi'ndeki inşaat alanlarının önündeki parapetler için İstanbul Büyükşehir Belediyesini ecrimisil yürütüyorduk. Panolar için ise Metro A.Ş. ile anlaşmamız vardı. Çünkü Medya AŞ. ile yaptığımız operasyon bu panolar şey 1 metrekareye bağlı değil özerk bir proje kapsamındaydı çünkü. Genel olarak burada ben herhangi bir kamu zararının uğratmadım. Var ise bir kamu zararı ödemeye hazırım, hazırım. Özellikle şu an sadece yurt dışındaki 1 tane Kıbrıs'taki olan var olan 1 tane şirketim sayesinde geçinmeye çalışıyorum.   Türkiye'de herhangi bir gelirim yok. Herhangi bir şeyim de kalmadı. Bu sebepten ötürü ki en önemlisi yurt dışı çıkış yasağımın kalkmasını ve beraatimi talep ediyorum.

HAKİM & SAVCI SORGUSU

Hakim: 6 Nisan 2025 tarihindeki ifadeniz. Bu şekilde doğru mudur ifadeniz? Buradaki anlatımlarınız var.

Kaan Ketenci: Doğrudur.

Hakim: Siz bu Meral Çakır'ı tanıyor musunuz?

Kaan Ketenci: Duyamadım efendim.

Hakim: Meral Çakır'ı tanıyor musunuz?

Kaan Ketenci: Tanıyorum efendim.

Hakim: Kendisinin bir beyanı var. O beyanı okudunuz mu?

Kaan Ketenci: Hayır, okumadım.

Hakim: Nereden tanıyorsunuz Meral Çakır'ı?

Kaan Ketenci: Meral Çakır, Park Medya şirketinin aynı zamanda şeyidir, maliyecisidir. Dışarıdan muhasebecisidir.

Hakim: “Kaan Ketenci benim arkadaşım olur. Aynı zamanda şirket nezdinde muhasebe kayıtlarını tutmuştur demiş. Kendisiyle bir konuşmamızda ecrimisil bedeli altında belediyeye rüşvet verdiğini söylemiştir” demiş. Böyle bir ifadeniz oldu mu kendisiyle?

Kaan Ketenci: Ben belediyeden kimseye rüşvet falan vermedim. Belediyeden de kimse benden rüşvet talep etmedi. Ondan sonra bu Meral Çakır'ın söylediği tamamen bir hayal ürünüdür. İlk defa duyuyorum.

Hakim: Bu Elif Güven, Murat Ongun, Kağan Sürmegöz ile ilgili birtakım anlatımlarınız var. Beyanlarınız doğru mudur?

Kaan Ketenci: Doğrudur.

Hakim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mı?

Kaan Ketenci: Yoktur.

Hakim: Savcım, soru var mıdır?

Savcı: Kaan bey ifadenizde Murat Ongun ile ilgili, Murat Ongun isimli şahıs, açık hava reklam başı olması sebebiyle tanırım. Kendisi açık hava reklamın son karar verici ve onay makamı olması sebebiyle bilir bir şekilde beyanınız var. Buna neye dayanarak söylediniz?

Kaan Ketenci: Şöyle öncelikle tanırım demedim, her bir yanlışlık oldu. Ben hayatımda Murat Ongun'u ne tanıdım ne gördüm. Ben Murat Ongun'u sadece burada gördüm. Ben Murat Ongun'u tanırım denilerek öyle bir kelime çıkmıştı. Tanırım dememdeki sebep şu idi, ben Murat Ongun'u bilirim çünkü bütün piyasa bizim açık hava reklamcıları bütün piyasa şunu bilir, Murat Ongun karar verici mercidir. Her şey başta ona gider. Ona sorulur, ondan cevap gelir ya iş yapılır ya da yapılmaz. Ama ben kendi kişisel olarak Murat Ongun'u tanımam, Murat Ongun'la hayatımda hiç görüşmedim.

Savcı: Elif Güven'i tanır mısınız?

Kaan Ketenci: Elif Güven'i tanırım.

Kaan Ketenci: Elif Güven'e hiç hukuki, yani genel olarak bir hukuk çerçevesinde tanımam, iş hayatı dolayısıyla tanırım. Elif Güven'i Medya A.Ş.'nin yöneticisi olarak tanırım. Açık hava reklam yöneticisi olarak tanırım. Aynı zamanda da bu anlattığım biraz önceki metro inşaatı etrafındaki projeyi de Elif Güven'in kendisine sunmuştum.

Savcı: Yine o ifadenizde Elif Güven açık hava reklamında piyasada Murat Ongun tarafından yetkilendirilen kişi olması sebebiyle söz konusu projeyi Elif Güven'le görüşmüşsünüz. Elif Güven açık hava reklamında nasıl bir yöneticisi var yani nasıl bir etkisi var orada?

Kaan Ketenci: Şöyle anlatayım, ben projeyi Elif Güven'e, çünkü Medya A.Ş. yöneticisi olarak Elif Güven bu projeyi onaylatması gereken yer ben bir etraftan duyduğum kadarıyla Murat Ongun onaylamış, Murat Ongun'a gidip yani Murat Ongun onaylamış deniliyordu. Ben Elif Güven'in kendisine gittim. Elif Güven'le projeyi istişare ettik. Ondan sonra olup ya da olamayacağına karar verdik. Benden kendisi belirli bir süre istedi. Sonra projeyi onayladılar ben de inşaata başladım.

Savcı: Yine de bu Medya A.Ş. tarafından kesilen drone açılması ve benzeri faturalardan bahsetmişsiniz.

Kaan Ketenci: Evet.

Savcı: Bunlar nasıldı?

Kaan Ketenci: Anlatayım efendim. Anlatayım efendim. Ben...

Savcı: Hatta yine bu savcılık ifadenizde bahsettiğim üzere web tasarım, drone sözleşmesi muvazaalı sözleşme imzaladığımız karşılığında bize yine taraf tarafa gelecek şekilde beyanınız var. Bu anlaşmalar karşılığında bir hizmet aldınız mı?

Kaan Ketenci: Anlatayım efendim. Ben zaten son konu geleceği için ifademde kendim bahsetmedim. Biz iki türlü dediğim gibi çalışırdık. Bir ecrimisil, ecrimisilin süreli bir de ecrimisil... Ecrimisilin sürümünü Kağan Sürmegöz'ün daire başkanlığını yürüttüğü şimdi aklıma gelmeyen reklam ve bilmem ne bilmem ne daire bilmem ne bir kurum var. Ondan sonra biz oradan geliriz, resmi yoldan. İkincisi ondan sonra biz anlaşmayla Elif Güven Medya A.Ş. bize fatura kesserdi, Medya A.Ş.'nin faturasını biz ödemeye çalışırdık. Sistem bunun üzerindeydi. Bizi bu metro inşaatlarının etrafı biraz heyecanım var kusura bakmayın tekrardan. Metro inşaatının etrafındaki panoları koyduktan sonra bana çift taraftan fatura gelmeye başladı anlaşmamız üzerine. Burada herhangi bir şey yoktu [anlaşılamadı]. Ben bir vaatte bulunmuştum, 2 milyon TL ödeyeceğime karşılık o alanların yeni reklam hakkı olarak. Kağan Bey'in, oradan çeşitli ecrimisiller geliyordu. Aynı zamanda da Medya A.Ş. tarafından da geliyordu. Fakat bir vakitten sonra bana beyan edildi ki Medya A.Ş. tarafından ve Elif Güven tarafından, biz bir şey hazırlayacağız, bir drone sözleşmesi, bir kamera görüntüsü sözleşmesi, işte bir sözleşmeler hazırlayacağız. Bu sözleşmelere sen onayla, imza at, gönder bize. Ondan sonra biz tabii ki de bu hizmetin karşılığını almadık. Ben böyle bir drone sözleşmesi falan almadım yani karşılığını almadık. Ama ticaretimiz olağan akışı yüzünden bunları kabul ettik. Eğer biz bunları kabul etmeseydik yerlerimiz kaldırılacaktı, piyasaya rezil olunacaktı ve zaten ticari hayatımız otomatikman bitecekti.

Savcı: Yine bu ifadenizde demişsiniz, "Ben de o sırada o zaman henüz yatırım parası çıkmadığı için bu bedeli ödeyemedim. 08/09/2022 tarihinde [anlaşılamadı] bir vinç ile zabıta tarafından İstanbul'daki bütün yerlerim kesildi." şeklinde beyanınız...

Kaan Ketenci: Onda devam edeyim efendim. Ondan sonra, evet doğrudur. Ben şimdi bu yatırımı yaparken ondan sonra dolar 8 liraydı ve ben bu yatırımı yapmaya başladım. 16 adet panoyu diktim. Ondan sonra takdir edersiniz ki bir mal, bir ünite bir yere konulduğu dakika itibarıyla satılamıyor. Önce markalar bir yere girmeden önce bu yerin sabit durup durmadığını, gerçekte olup olmadığını ya da onun bir süre sonra kaldırılıp kaldırılmayacağını oturup merak ediyor. Bundan ötürü de uzun bir zaman yeni bir reklam panosu taktığınızda İstanbul'a, markalar buraya girmiyor. Biz vakti zamanında başladıktan yaklaşık 3-5 ay sonra markalar artık panoya ilgi göstermeye başladı panolara. Yıldız'da, Beşiktaş'ta, Kabataş'taki panolara. Öncelikle olarak sebebini bilmediğim şekilde, sebebini bilmediğim şekilde bir anda koyduğum panoların ortasına başka bir reklam firması tarafından İBB'den söylendiği takdirde panolarımın tam ortasına başka bir pano daha konuldu. Ve oraya bir reklam geldi. Ben öncelikle buna itiraz etmiştim. "Ne oluyor, buralar benimdir, benim panolarımın arasına bir pano daha koydunuz ve benimkimle alakası olmayan bir çeşitli ebatta ve ölçüde koydunuz." dedim. Ondan sonra dediler ki "Bunun böyle olması lazım." Peki dedik, sustuk mecburen. Çünkü orada benim yatırımlarımız vardı, peki dedik sustuk. Neticede eve ekmek gitmesi gerekiyordu. Ondan sonra aradan Eylül ayı oldu, ben bir yandan yatırım yaparken bir yandan ecrimisilleri ödeyemediğimi ve bundan artık çok zorlandığımı söyledim. Kendinden ek süre istedim. Ona rağmen 8 Eylül günü benim var olan her yerimi kesip panolarımı da bir öğrendik ki aynı firmaya tekrardan pazarlama usulüyle vermişler. Ve ben bir daha ticaret yapamadım. Aynı zamanda da bittim. Aynı zamanda da söylediğim gibi benim marka satın alma ajanslarından, insanlardan duyduğum kadarıyla, bunların isimlerini de şu an hatırlamıyorum ileride hepsini veririm, ondan sonra denilen şu: Medya A.Ş.'den bize söylendi ki "Artık buralar senin değilmiş ve seninle çalışılmayacakmış." dendi. Ben de teşekkür edip telefonu kapattım, bilginiz olsun.

Savcı: Bununla ilgili görüşmeyi kim yaptı ifadenizde? Elif Güven'den bahsetmişsiniz. Elif Güven işte ticari...

Kaan Ketenci: Evet, bana marka satın alma, marka satın alma ajansındaki iki tane iki ya da üç tane telefonla konuşmamdaki aynı isimler.

Savcı: Yani öbür türlü ifadenizde hani az önce de bahsettim, ödeme yapmakta, ödeme yapmakta zorlandıktan sonra mı zabıta geldiler?

Kaan Ketenci: Efendim?

Savcı: Ödeme yapmakta zorlandıktan sonra...

Kaan Ketenci: Evet, evet, doğrudur, doğrudur, doğrudur, doğrudur.

Savcı: Ecrimisile ilişkin yoksa bu muvazaa...

Kaan Ketenci: İki tarafa da, iki tarafa da.

Savcı: Ama bu Zabıta Müdürlüğü bana sorumluluğun kendi olmadığını, konunun işte İBB Emlak Daire Başkanlığı olduğunu vs. gibi...

Kaan Ketenci: O ayrı, o ayrı bir konu efendim. Ben anlatayım orayı da. Ben dedim ki bakın, şu ana kadar anlattıklarımın hepsi metro inşaatlarının etrafındaki panolarımla alakalıydı. Bu bahsettiğiniz, şimdi açmış olduğunuz konu ise tamamen farklı. Bağdat Caddesi'ndeki parapet alanından bahsediyor. Bağdat Caddesi'nde bir tane parapet alanım var. Bu parapet alanım kayda da geçebilir, eski Canpolat Apartmanı diye geçen numarası 323 Bağdat Caddesi'nde bulunan. Bu Bağdat Caddesi'ndeki parapeti 2 yıl boyunca ben işletmiştim. Ben işletirken ondan sonra bir sıkıntı yoktu. Sonra ben 24 arsa payı olan, 24 tane tapu sahibi olan bir kişinin, bir aralarından bir tanesiyle muvafakat müsaadesini kaybettim. Üstüne rica ile telefon açmıştım, belediyeye telefon açmıştım. Dedim ki bir tane muvafakat eksik. Bana dediler ki "Yer takamazsın. Bir tane bile muvafakat eksikse kanun diyor ki yerini reklam olarak alanı olarak kullanamazsın." dendi bize. Sonra biz sırtımızı bir döndük, 22 tane muvafakat bizde tarihleriyle beraber elimde olmasına rağmen ondan sonra başka bir reklam firması bir ay sonra buraya, adı Sev Reklam, bir anda oraya reklam taktı. Ben ne olduğunu anlayamadım. Sonra belediyeye döndüm. Ondan sonra belediye dedi ki "Biz öyle bir şey bilmeyiz." Ondan sonra "Biz o tarafta ilgili değiliz." Zabıtaya şikayet ettim, CİMER'e şikayet ettim. Zabıta döndü bana dedi ki "Biz bunlarla ilgilenmiyoruz. İşte Emlak Daire Reklam işte Kağan Bey'in başında olduğu Emlak Daire komisyonu ilgileniyor." Sonra sorduğumda ben bir oturup da cevap dahi alamadım. Sene 2022'de, bilginiz olsun.

Savcı: O süreçte kimle görüştünüz ......?

Kaan Ketenci: Efendim, benimle konuşmuyorlardı yani bu tesis bittikten sonra benim belediye ile pek ilişkim kalmamıştı.

Savcı: Yine de bu 18 ton meselesinde WhatsApp'a kadar Elif Güven bana Kaan Subaşı isimli şahısın üst yönetimi tarafından sıkıştırıldığını söyleyerek sana ecrimisil kesilecek fakat bunlar anlaşılır tip WhatsApp'ta bir ödeme demek üzerine işte anlaştık demişsiniz. Bu üst yönetimin sıkıştırma meselesi ne?

Kaan Ketenci: Hayır, anlatayım. Valla sonra bir üst yönetim kelimesinin nereye gittiğini bilmiyorum ama genel olarak kendileri üst yönetim diye bir kelime kullanıyorlar, onları bilmiyorum. Üst yönetim nedir orasının da bilmiyorum. Şöyle size söyleyeyim; Kaan Bey dedi ki, bak hem bana ecrimisil gönderiyorsunuz ecrimisilin ödeme süresi var üstünde, hani 1 ay içinde ödenmezse öderseniz çünkü bu ecrimisilin %35 aşağısını ödüyorsunuz. Bu da doğal olarak bir şirket sahibi olarak benim karıma %35 aşağısını ödemek. Dedim ki bak hem ben inşaat yapıyorum hem bu ecrimisiller geliyor, bunları benim karşılayacak iki tarafta gücüm yok. Nasıl devam edeceğiz? Biz de konuşrken dediler ki sana ecrimisiller sana kesilecek, ondan sonra şeyin olduğu zaman, rahatladığın, refaha erdiğin zaman bunları ödersin. Ben de peki dedim o zaman. Yani bu tamamen aslında belediyenin iyilik yapması üzerine yapılan bir şeydir. Burada art niyetli bir şey yok yani.

Üye Hakim: Benim bir sorum olacaktı. Az önce söylediniz ki drone sözleşmesi adı altında biz de bu az önceki sözleşmeyi hazırlattık dediniz. Benim sorum şu: Sizden ne söylenerek bu sözleşmeyi imzalamanız istenildi? Diğer sorum da kim istedi bunu?

Kaan Ketenci: Başkanım muvazaalı ne demek bilmiyorum, bu arada açık söyleyeyim.

Savcı: Yani gerçeği yansıtmayan. Hani dediniz ya az önce drone olayı onu soruyorum

Kaan Ketenci: Ben şimdi... Ben şimdi...

Savcı: Kim istedi, ne söyleyerek istedi?

Kaan Ketenci: Bana bana sadece bunu Elif Güven söyledi. Elif Güven söyledi. Elif Güven söyledi bunu dedi, imzalayacaksın, ondan sonra biz sana bunun karşılığında fatura keseceğiz dedi. Biz derken Medya A.Ş.'den bahsediyorum bu arada. Elif Güven'in kendi şahsıyla, şeyiyle alakası yok. Medya A.Ş. olarak konuştu. Biz sana Medya A.Ş. faturasını böyle keseceğiz dedi. Ben de peki o zaman dedim. Hani böyle gerekiyorsa böyle kesilir diye. Tamam dedim.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Önce şuradan başlayayım. Biraz evvel hakim üyesi size muvazaalı sözleşmelerden bahsetti. Dediniz ki "Ben bu muvazaa ne demek bilmiyorum." dediniz. Ama savcılık ifadenizde üç kez muvazaa demişsiniz. Bilmediğiniz bir kavramı savcılıkta ifade verirken nasıl kullandınız? Bilmiyorum dediniz. Biraz evvel kayda geçti bu.

Kaan Ketenci: Peki

Rahşan Sertkaya: Dolayısıyla durumunuzu değiştirmeniz hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Dolayısıyla bilmediğiniz bir şeyi de yazamayacağınıza göre savcılık makamında, söyleyemeyeceğinize göre anladık biz onun nasıl geçtiğini. Şimdi Kaan Bey, Medya A.Ş.'ye ihale ettiğiniz bir hizmetler var doğru mu?

Kaan Ketenci: Doğru.

Rahşan Sertkaya: Peki bununla ilgili Murat Ongun ile herhangi bir görüşmeniz, pazarlığınız oldu mu?

Kaan Ketenci: Yani biraz evvel de söyledim hanımefendi ben Murat Ongun'u tanımam, görmedim, etmedim. Hayatımda görmedim. Konuşmadım. Biraz evvel de söyledim.

Rahşan Sertkaya: Peki. Kaan Bey hakkınızda bir gözaltı kararı olduğunu söylediniz ve 2018 yılından beri, Kuzey Kıbrıs'ta olduğunuzu söylediniz. Bu süreçte yani arandığınız süreçte ama henüz ifade vermediğiniz süreçte bu sözde gizli soruşturmaya dair medyada yayınlanan haberleri herhalde takip ettiniz değil mi?

Kaan Ketenci: Doğru.

Rahşan Sertkaya: Peki Kaan Bey, hiçbir zaman görmediğiniz, hiç tanışmadığınız Murat Ongun'u ifadenize eklemenize acaba medyada çıkan bu haberler etkili olmuş olabilir mi?

Kaan Ketenci: Ha hayır.

Rahşan Sertkaya: Şimdi Kaan Bey, ifadede kullandığınız yani savcılık ifadenizden bahsediyorum. Hatırlıyorsunuz değil mi savcılık inisiyatifindeki veya ayrıntılardaki kısımları?

Kaan Ketenci: Tam hepsini hatırlayamıyorum. Anımsatırsanız söylerim.

Rahşan Sertkaya: Şöyle, biraz evvel başkan bey de sordu. Savcılık ifademi aynen tekrar ediyorum dediniz. Hatırlamadığınız bir ifadeyi de nasıl tekrar ettiniz burada?

Kaan Ketenci: Kelime kelime hatırlayamıyorum. Şeyi söylerseniz söylerim.

Rahşan Sertkaya: O anlamda peki. Şimdi savcılık ifadenizde diyorsunuz ki kullandığınız alanların ecrimisil bedellerinin 2 milyon lira olduğunu söylemişsiniz. Hatta ifadenizde bakın şöyle söylüyorsunuz "Bağdat Caddesi üzerinde benim aktif olarak kullanımda olan 5 tane inşaat önü parapet…. vardı. Kağan Sürmegöz bana metrekaresi yönetmelikte belirlenen metrekare birim bedeli üzerinden doğru şekilde ecrimisil kesmekteydi." Yani Kağan Sürmegöz'ün size doğru bir ecrimisil kestiğini söylüyorsunuz.

Kaan Ketenci: Evet.

Rahşan Sertkaya: Zaten İçişleri Bakanlığı müfettişlerince hazırlanan tevdi raporuna göre de şirketinizde kesilen ecrimisil bedeli 2 milyon 201 bin 179 lira 90 kuruştur. Yani Kağan Bey, İBB tüm ecrimisil alacaklarını olması gerektiği gibi şirketinize tahakkuk ettirmiş değil mi?

Kaan Ketenci: Ben parapetler için zaten bir şey demedim ki.

Rahşan Sertkaya: Peki. Kaan Bey, o halde yönetmelikte belirtilen hususlara uygun şekilde şirketinize tahakkuk ettirilen ecrimisil borcunuzun ödenmemesi sebebiyle zabıta sizi çıkardı.

Kaan Ketenci: Siz parapetle panoları karıştırıyor olmayasınız?

Rahşan Sertkaya: Hayır, karıştırmıyorum, soruyorum. Buradan sizi zabıta çıkardı...

Kaan Ketenci: Parapetlerden mi?

Rahşan Sertkaya: Biraz evvel söylediniz 2 milyon ecrimisil ödediğiniz yerden.

Kaan Ketenci: Zabıta tabii ki de çıkardı.

Rahşan Sertkaya: Tamam. Size şimdi usulüne uygun şekilde bir ecrimisil tahakkuk ettiriliyor Kağan Bey.

Kaan Ketenci: Hatta hatta bana zabıta dedi ki onun üstüne, ondan sonra onu da söyleyeyim, parapet alanları artık reklam alanı olarak kullanılmayacaktır da dendi.

Rahşan Sertkaya: Ben şunu söylemek istiyorum. Sizin için tahakkuk ettirilen ecrimisil bedelleri Kağan Bey tarafından tahakkuk ettirilen bu usulüne uygundur diyorsunuz.

Kaan Ketenci: Kesinlikle.

Rahşan Sertkaya: Tamam. Ve bu bedeli ödeyemiyorsunuz tamamını.

Kaan Ketenci: Ödeyemiyorum.

Rahşan Sertkaya: Tamam. Ve bunu ödeyemediğiniz için tahliye ediliyorsunuz değil mi buradan?

Kaan Ketenci: Orasını ben bilmiyorum. Çünkü benimle beraber ödeyemeyen tonlarca şirket vardı.

Rahşan Sertkaya: Tamam, ben sizi soruyorum. Dolayısıyla bunu ödeyemediğiniz için burada tahliye oluyorsunuz. Dolayısıyla siz yönetmelikte belirtilen hususlara uygun şekilde şirketinize tahakkuk ettirilen ecrimisil borcunun ödenmemesi sebebiyle tahliye edildiniz değil mi?

Kaan Ketenci: Dünya kadar şirket vardı aynı şeyden dolayı. Herkes zamanında, kimse zamanında ödeyemiyordu zaten.

Rahşan Sertkaya: Sizinle konuşuyoruz Kaan Bey. Sizin sebebiniz bu mu, değil mi? Bu anladığımız kadarıyla.

Kaan Ketenci: Onu ben bilmiyorum. Onu Kağan Bey bilir.

Rahşan Sertkaya: Peki. O zaman Kaan Bey, siz belediyenin usulüne uygun şekilde tahakkuk ettirdiği ecrimisili şirketinizden alamadığı için yasal süreci takip ederek zabıta marifetiyle sizi tahliye ettiği için mi suçluyorsunuz?

Kaan Ketenci: Ben belediye tarafında hiç çalışmadım ki. Bir yerde bir yanlış herhalde oldu, ben çünkü belediyeyi hiç suçlamadım.

Rahşan Sertkaya: Teşekkür ederim, sağ olun. Peki, bir sonraki soruya geçiyorum. Kaan Bey, Bağdat Caddesi Canpolat Apartmanı'ndan biraz evvel de bahsettiniz, savcılık ifadenizde de bahsettiniz. Şimdi dediniz ki yasal olarak tüm daire sahiplerinden muvafakat almanız gerekirken herhangi bir satış olma anına kadar ya da sizin bütün dairelerden muvafakat almanız gerekiyordu bu Canpolat Apartmanı için. Orada bir satış oluyor ve o satış sebebiyle bir tane reklam, bir daireden muvafakat alamıyorsunuz.

Kaan Ketenci: Tamamen yanlış biliyorsunuz.

Rahşan Sertkaya: İfadeniz öyle, okuyayım ben size.

Kaan Ketenci: Bir tane, bir tane, bir tane satış olmuyor. Vefat oluyor. Vefat oluyor, şey değişiyor, daire sahibi değişiyor.

Rahşan Sertkaya: Tamam, değiştiriyorum o zaman. Dolayısıyla siz bir taneden muvafakat alamadığınız için, değil mi, oradan tahliye edildiniz.

Kaan Ketenci: Doğru.

Rahşan Sertkaya: Şimdi emniyetteki ifadenizde de bakın şöyle diyorsunuz: "Burası benden sonra Sev Reklam'a verildi" diyorsunuz.

Kaan Ketenci: Doğru.

Rahşan Sertkaya: Sev Reklam'ın da muvafakatı yoktu ve bu durum hukuka aykırıdır. Bende muvafakat olmaksızın usulsüz panonun takıldığını ve zabıtanın hiçbir şey yapmadığını belirterek yine şikayette bulundum.

Kaan Ketenci: Hatta devam edeyim, CİMER sözleşmesini söyleyeyim. 6 tane de kat maliki de aynı zamanda şikayet etti.

Rahşan Sertkaya: Okudum, hepsini okudum, merak etmeyin. Kaan Bey, o halde Bağdat Caddesi'ndeki reklam alanı için elinizde tüm maliklerin muvafakatı olmaması sebebiyle ve yasal olarak reklam izni almanız mümkün olmadığından, çünkü diyorsunuz ki Sev Reklam'ın da elinde muvafakat yok ve bu izin alınması mümkün değil, o halde sizce de almanız mümkün değildi bu izni. Dolayısıyla belediyenin mevzuat açısından size vermesi mümkün değilse siz belediyeyi hukuka aykırı, hukuka uygun hareket ettiği için mi suçluyorsunuz?

Kaan Ketenci: Hayır, tam tersi. Sev konusunda hukuka aykırı olarak hareket ettiği için suçluyorum.

Rahşan Sertkaya: Yani size hukuka uygun davranıyor belediye.

Kaan Ketenci: Tabii ki de. Kağan Bey zaten söyledi, "Bir tane bile eksik var ise" dedi "Ben reklamı kaldırırım" dedi ve kaldırdı. Ama 6 tane birden kat maliki "Bizim Sev Reklam ile alakamız yoktur" demesine rağmen o reklam orada 1 yıl boyunca kaldı.

Rahşan Sertkaya: Sev Reklam'ı da evrakta sunacağız, merak etmeyin. Size hukuka uygun davranıldığını anlamış olduk ilk konuda. Şimdi gelelim bu muvazaalı sözleşme iddiasına. İfadenizde Medya A.Ş. ile imzaladığınızı söylediğiniz iki sözleşme var. Şimdi ben bu sözleşmelere baktım. Bu sözleşmeler prodüksiyon hizmet alım sözleşmesi ve arşiv görüntü hizmet alım sözleşmesi. Biraz evvel savcı bey de drone sözleşmesinden bahsetti, Sayın Hakim de drone sözleşmesinden bahsetti. Siz de savcılık ifadenizde drone sözleşmesi diyorsunuz. Biraz evvel de drone sözleşmesi...

Kaan Ketenci: Hanımefendi bakın, ben günlük...

Rahşan Sertkaya: Ben bir bitirebilir miyim? Ben bir bitireyim, çok özür diliyorum. Ben sizi anlıyorum, kendinizi ifade etmeye çalışıyorsunuz. Benim müvekkilim de 2 yıldır hapiste, yani hapiste. Çok özür dilerim. Sağ olun. Şimdi dolayısıyla ben şimdi bu sözleşmelere baktım. Ya ne bu sözleşmelerin adında, ne içinde, ne size kesilen faturalarda ne drone var ne web tasarımı var. Siz savcılık makamına ifade vermeye gittiğinizde bu drone web tasarımı konusu nereden aklınıza geldi?

Kaan Ketenci: Anlatayım hanımefendi. Benim aklıma bir yerden gelmedi. Biz normal olarak, normal olarak kendi iç bünyemizde oturup her sözleşmenin ki zaten sadece Park Medya'nın büyüklüğü ve şey konusunda günde, yani günde derken yılda en az 110 tane sözleşme imzalıyorsunuz. Hepsini normal olarak adını bilmiyorsunuz. Ben kendi adıma konuşuyorum. Ondan sonra zaten biz bunların piyasada normal bir tane adı vardı: Drone, şey gibi bir sözleşme. Biz hani adı üstünde drone diye kaldığı için biz ona drone sözleşmesi yoksa web tasarım sözleşmesiyse ismi web tasarımı sözleşmesidir. Ben bunun ismiyle falan çok ilgilenmiyorum. Ben ödeyeceğim ya da ödeyemediğim bedel olarak sadece sözleşmeye bakıyorum.

Rahşan Sertkaya: Şöyle...

Kaan Ketenci: Onun için hatta devam edeyim, o benim için sadece bir Medya A.Ş. sözleşmesi. Adını drone...

Rahşan Sertkaya: Niye öyle demediniz "drone sözleşmesi" dediniz?

Kaan Ketenci: Efendim? Çünkü biz onu zaten standart olarak drone sözleşmesi deriz.

Rahşan Sertkaya: Yani işin enteresan tarafı sizinki gibi birçok şirket ifadesinde "drone sözleşmesi" diyor, hiçbirinin sözleşmesinde drone sözleşmesi demiyor.

Kaan Ketenci: Bu ne demek hanımefendi? Demek ki biz açık açık ne demek bunun adını drone sözleşmesi olarak konuşuyoruz, siz de öyle konuşuyorsunuz.

Rahşan Sertkaya: Şimdi Kaan Bey ben emniyet ifadenizi detaylı okudum. Bakın şöyle bir şey diyorsunuz. “Ben ancak bu Medya A.Ş. firmasının bana çıkardığı faturaya konu işlerdeki işler olmamıştır ancak arka planda olmuş ise bundan benim bilgim yoktur.” Bu ne demek? Yani hani sizin şirketiniz bu işleri takip eden başka birisi vardır ve onun nezdinde bu işler...

Kaan Ketenci: Hayır hayır anlatayım anlatayım size bir şey yok. Ben anlatayım. Ben şunu anlatayım. Ben Medya A.Ş. katında benim için git drone'u havalandır da benim reklam alanlarımı çek de bilmem ne deyip bir talimat söylemedim. Böyle bir sözleşme istemedim. Ha eğer eğer onlar dedim Medya A.Ş. işini gerçek anlamda yapıp kendi sistemini arkada atıyorsa onu ben bilemem. Benim böyle bir ticari talebim olmadı demek istedim.

Rahşan Sertkaya: Anladım. Yani bu iş yapılmış da olabilir ama siz talebiniz olmadığını söylüyorsunuz.

Kaan Ketenci: Ben bilemem arkada ne döndüğünü bilemem. Benim öyle bir talebim...

Rahşan Sertkaya: Çok güzel. Kaan Bey şimdi hem emniyet ifadelerinizde hem savcılık...

Kaan Ketenci: Ha orada başka bir şey söyleyeceğim. İş yapıldıysa da bana bana gelmedi iş. Onu da size söyleyeyim yani.

Rahşan Sertkaya: Tamam. Kaan Bey şimdi hem emniyet ifadelerinizde hem savcılık ifadenizde Medya A.Ş. hakkında icra takibi başlattım diyorsunuz. Ama biz şirkete araştırma yaptık. Şirkete 331.710 TL borcunuz olduğu halde hakkınızda böyle bir icra takibi başlatılmadığı yönünde bilgi aldık. Hatta sorguda yaptık böyle bir dosyaya rastlamadık. Bize bu dosya numarasını verebilir misiniz?

Kaan Ketenci: Şu an veremem ama avukatı bilmem neyi teslim eder. Benim hatırladığım bir tane 188 bin küsur lira ondan sonra hatta o şirketin de İstanbul... Medya A.Ş. dediğimiz İstanbul diye devam eden bir şirketti. 180 küsur 188 bin küsur lira...

Rahşan Sertkaya: Başka bir şirket adını söylediniz şimdi onu bir netleştirelim de.

Kaan Ketenci: Medya A.Ş. değil de bize İstanbul Dijital Ondan sonra 188 bin küsur liralık bize haciz geldi. Bir veriniz olsun ben bunu paylaşırım. 188 bin...

Rahşan Sertkaya: Bizimle paylaşırsanız...

Kaan Ketenci: Tabii tabii tabii tabii.

Rahşan Sertkaya: Ama ben şuradayım. Böyle bir dosya yok yani. Böyle bir icra takibi dosyası yok. Şimdi zorlanmış olsanız neden sizin hakkınızda A.Ş. ile ilgili icra takibi başlatmasını veya sizin dediğiniz gibi 180-188 bin liralık bir icra takibi olduğunu düşüneceğimize 331 bin lira borcunuz var. Yani hani sizi zorlayacak olsalar 331'i ne diye yarı yarıya düşürerek...

Kaan Ketenci: Ya ben zaten yarım milyon teslim olmamışım. Sonra gelip benimle uğraşacaklar daha fazla.

Rahşan Sertkaya: Peki efendim. Peki efendim. Peki efendim. Şimdi Kaan Bey emniyet müdürlüğünde şöyle diyorsunuz: Herhangi bir suç işleme kastım yoktur. Kimseye rüşvet vermedim. Aracılık etmedim. Hiçbir ihaleye fesat karıştırmadım ve hatta ihaleye girmedim. Herhangi bir edimin ifasına fesat karıştırmadım. Kimseyi dolandırmadım. Dolandırma kastıyla hareket etmedim. Bu ifadelerinizin zaten halen arkasındasınız. Çünkü Başkan Bey de biraz evvel benzer içeriklerle ilgili ifade sordu. Bunların aynısını tekrar ettiniz. Ama şimdi emniyet ve savcılık ifadenizde herhangi bir ihale şartlığı olmadığı halde Medya A.Ş. ile iki sözleşme imzaladığınızı söylüyorsunuz. Bu bir çelişki değil mi? Bunu açıklarsanız... Yani siz hiçbir rüşvet vermediyseniz, hukuka aykırı eylemde bulunmadıysanız, almadıysanız, rüşvete aracılık etmediyseniz neden karşılığını almadığınız sözleşmeyi imzaladınız?

Kaan Ketenci: Çünkü bize dediler ki bir kere bir burada herhangi bir rüşvet falan filan yoktur. Tekrar ediyorum. Diyorum ki burada ben bir sözleşme bir drone sözleşmesini Medya A.Ş. ile imzaladım. O İstanbul Dijital dediğiniz şirketle imza ettim. Bu şirket bu ben sadece bu insan ben herhangi bir insana ya da bir belediye çalışanına ne rüşvet verdim ne de buna karşı bir aracılık ettim. Şimdi sorunuza geleyim. Bize dediler ki biz sana faturayı böyle keseceğiz bundan sonra. Ben de dedim ki peki. O zaman dediler biz bunu sözleşmeye bağlayacağız. İyi tamam. Ondan sonra benim karşımdaki bir devlet görevlisi yani Medya A.Ş.'nin görevlisi. Onlar ne derse yerlerin durması için biz onu yaptık. Bu kadar.

Rahşan Sertkaya: Bunu rüşvet olarak... Teşekkür ederim. Peki efendim. Teşekkür ederim. Sağ olunuz.

KAAN KETENCİ AVUKATI MUSTAFA KARAKAŞ SAVUNMASI

Mustfa Karakaş: Başkanım, Kaan'a bizim de bir sorumuz olacaktı ama Kaan özellikle bu Kıbrıs konusunda... Kaan, senin resmi ikametgâhın Türkiye'de var mıydı?

Kaan Ketenci: Ben adli kontrole girene kadar benim resmi bir ikametgâhım Türkiye'de yoktu.

Mustafa Karakaş: Neredeydi ikametgâhın?

Kaan Ketenci: KKTC, Girne, Ayışığı Evleri, 2 numara.

Mustafa Karakaş: İkinci bir ikametgâhın var mıydı Türkiye'de?

Kaan Ketenci: Hayır.

Mustafa Karakaş: Başkanım, bu hususta başka bir sorum yok. Çok ufak olarak... Teşekkür ederim.

Başkanım, müvekkilin beyanlarına aynen katılıyoruz. Kendisi gerek kollukta, gerek savcılıkta, gerekse huzurunuzda özellikle İBB'nin kestiği ecrimisillerle daha sonra da bu Yıldız Parkı tarafındaki reklam panolarına ilişkin Medya A.Ş.'nin edimsiz faturaları arasında bir keskin bir ayrım yaptı, yine de yapmaya devam etmektedir. Yani diyor ki; "İBB zaten metrekare bazında kesiyordu, biz bunu ödedik. Onunla ilgili sorun başka bir konuydu, Medya A.Ş. ile ilgili sorun başka bir konuydu." Dikkat ederseniz tekrar etti; "Kesinlikle ve kesinlikle rüşvet vermedim" dedi. Tanıdığı insanları birebir söyledi zaten. Kendisi savunmasını tamamlamıştır. Biz bu aşamada sözü daha fazla çok da uzatmak istemiyoruz. Duruşmalardan vareste tutulmasını istiyoruz. Hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin de savunması alınmakla beraber kaldırılmasını talep ediyoruz, teşekkür ederiz.

SÜNDÜS ÖZDEMİR SAVUNMASI – 28.09.2026

Sündüs Özdemir: Evet Başkanım, kolaylıklar dilerim. Eylem 18 ile ilgili emniyette, mali şubede verdiğim ifadem aynen geçerlidir. Dosyayla ilgili sadece ihale dosyasını hazırlama aşamasında bulunuyorum. İhale işleri uzmanı olduğum için 4734 sayılı Kanun'un 3G istisna davet usulü ihalesi üzerinden dosyayı hazırlamakla sorumluydum sadece. Onun haricinde başka söylemek istediğim bir şey yok.

Hakim: Beraatinizi istiyorsunuz?

Sündüs Özdemir: Evet.

Hakim: Ekleyeceğiniz başka bir şey var mı?

Sündüs Özdemir: Hayır.

SÜNDÜS ÖZDEMİR AVUKATI ENSAR KURTULUŞ SAVUNMASI

Aynen müvekkilin beyanlarına iştirak ediyoruz, ben de bir giriş yapmış olayım. Müvekkil Sündüz Özdemir aleyhine tesis edilen eylem 118. madde suçlamalarına karşı savunmamızı ayrıca dosyaya da sunacağımızı belirterek bu celsede söz konusu iddiaların hukuki temelden ne derece yoksun olduğuna dair iddianamenin yaklaşımındaki yapısal hatalara ilişkin yalın bir savunma yapacağım. Bu dosyanın en temel problemi, savcılık makamının müvekkil aleyhine bir iddianame düzenlemek için CMK Madde 170 gereğince zorunlu olan yeterli suç şüphesini dahi dosyada mübrez delillerle sağlayamamış olmasıdır. İddia makamının idari bir usulsüzlük şüphesini hiçbir adli süzgeçten geçirmeden doğrudan ağır bir cezaya isnat olan kesin bir suç delili gibi kabul etme hatasına düşmüştür. Müvekkil yaklaşık maliyet hesabı için piyasa araştırması yapıp yetkili birim şefinin onayına sunan bir personeldir. Reklam izni verme, şirketi seçme, ihaleyi sonuçlandırma, sözleşmeyi tek başına imzalama, ödeme emri düzenleme veya tahsilat talimatı verme yetkisi söz konusu değildir.

Mevzubahis Genç Popülist şirketiyle hareket eden müvekkilin bağımsız kararıyla seçilmiş, verilen bir değil. Müvekkilin beyanına göre hiyerarşi uyarınca bu bedenler şefinin yönlendirdiği işler çerçevesinde yaklaşık maliyet belgesine aktarılmış, çalışma şef onayına sunulmak üzere hazırlanmıştır. Müvekkil üstünün yönlendirmesini görev kaydıyla geçirmiştir. Bu işlem firmaya iş verilmesine ilişkin bir karar değildir. Bu teknik işlemin rüşvet anlaşmasının icabı sayılabilmesi için müvekkilin firmaya haksız menfaat sağlamak amacıyla hareket ettiği ve onun karşılığında menfaat üzerine anlaşmaya vardığı somut delillerle desteklenmelidir ve gösterilmelidir. Dosyada bu müvekkile yönelen bu tür delil veya deliller söz konusu değildir.

Bir diğer Yargıtay kararına değinmek istiyorum. Künyesini ve ayrıntılarını yazılı olarak dosyaya sunacağız. Kısaca, Daire İhale Komisyonu Başkanı bakımından dahi yani açısından dahi menfaatin ve rüşvet anlaşmasının somut delille ispatlanamadığı olayda mahkumiyeti bozmuş, görev ve yetki tek başına rüşvet anlaşmasının delili olamayacağına karar vermiştir. Bu karar müvekkil açısından önemi şu: Karardaki ihale komisyonu başkanı icrai bir müvekkil ise karar verme mercii olmayan teknik bir personeldir. Bu nedenle müvekkil hakkındaki rüşvet anlaşmasının ayrıca somut delille gösterilmesi zorunludur. Komisyon başkanı yönünden dahi ispat standardı rüşvet anlaşmasının somutlaştırılmasını gerektirirken, yalnızca yaklaşık maliyet çalışmasına katılmış müvekkil personel hakkında aleyhiyette daha düşük bir ispat standardı benimsenemez.

Müvekkil yönünden şu soruların da cevap bulması gerekir: Şirket adına hareket eden hangi kişiyle, hangi tarihte, hangi bedelle alakalı ve hangi bir menfaat karşılığında anlaşma olunmuş? İddianame müvekkil bakımdan bu anlaşmanın taraflarını, zamanını, içeriğini ve karşılığını gösterememektedir. Müvekkilin firma yetkilisiyle görev dışındaki kişisel veya mali bir irtibat kurduğu, rüşvet talep ettiği, kabul ettiği, aracılık kullandığı ya da üçüncü kişi lehine yarar sağlamak istediği tespit edilememiştir. Müvekkile veya yakınına ulaşan bir menfaat dahi gösterilmemiştir. Bu hususta müvekkilin imzasını taşıyan teknik belge en fazla belgenin hazırlanmasına katıldığını gösterir. Belge, rüşvet anlaşmasının içeriğini veya müvekkilin bu anlaşmaya katılma iradesini göstermez. Rüşvet için ayrıca anlaşmayı doğrulayan kişiselleştirilmiş, kişisel deliller gerekir.

Tevdi raporlarına ilişkin olarak da tefti raporlarında müvekkilin adının görev statüsüyle geçmesi onun hangi birimde çalıştığını gösterir. Bu kayıt müvekkilin para aldığı, paraya yönlendirdiği veya şirketle rüşvet görüşmesi yaptığı anlamına gelmez. Dosyadaki diğer sanıkların gerek tanıkların beyanları da göz önüne alındığında müvekkili rüşvet anlaşmasının tarafı olarak göstermemektedir. Müvekkilin rüşvet istediğini, aldığını veya bir iş karşılığında menfaat kabul ettiğini söyleyen somut bir beyan bulunmamaktadır. Başkaları arasındaki para ve ilişki trafiği müvekkil ile bağlanamadıkça onun aleyhine rüşvet delili sayılamaz. Tefti raporunda müvekkil sadece ihale işlerinde sözleşme uzmanı unvanı, sıfatıyla geniş personel listesinde sayılmıştır. Raporun kendi dili bunun kesin ve kişiselleştirilmiş bir suç tespiti olmadığını açıkça göstermektedir. Özel reklam müşterisi ile personelin rüşvet veya irtikap bir ilişkisi içerisinde bulunup bulunmadığını ve paranın nihai alıcı olarak kimlere ulaştığının adli soruşturmayla bilinmesi gerektiği belirtilmiş, fakat MASAK, banka hesabı, mal varlığı ve fiziki-teknik araştırmalara ihtiyaç duyulduğu ayrıca yazılmıştır. Henüz araştırması istenen bir husus müvekkil aleyhine sabit vakıa olarak kabul edilemez. Tefti raporu sadece müvekkilin rüşvet aldığına dair delil değil, soruşturma makamına yöneltilmiş araştırma alanıdır.

Müvekkilin özellikle örgüt üyeliğiyle alakalı olarak da çok kısa değineceğim. Müvekkilin şef ve müdür onayına bağlı çalışması kurumun idari işleyişiyle alakalı idare hukukunu ilgilendiren bir husustur, ceza hukukuyla alakalı bir durum değildir. Bu durum suç işlemek amacıyla kurulduğu iddia edilen bir örgütün hiyerarşisine girildiğini göstermez. Müvekkile örgütsel iradeye bağlayan emir-talimat ilişkisini ortaya koyan veya örgütsel faaliyetlere katıldığını gösteren kişisel bir olgu dosyada yer almamaktadır. Örgüt üyeliği için canlı ve etkin organik bağ ile örgütsel hiyerarşiye katılım gerekir. Aynı iş yerinde bulunmak veya idari onay zincirinde çalışmak yeterli değildir. Sonuç olarak müvekkil yönünden kanıtlanan tek husus görev tanımı içerisindeki teknik çalışmasına yöneliktir. Kanıtlanamayan hususlar ise rüşvet suçunun zorunlu unsurlarıdır: Rüşvet anlaşması, menfaat, anlaşmanın karşı tarafı ve müvekkilin bu ilişkiye katılma iradesidir. Bu nedenle yüklenen rüşvet suçunun müvekkil tarafından işlendiği sabit olmadığından CMK Madde 223/2-e uyarınca beraatına karar verilmesini vekaleten arz ederim.

EROL SARIAHMET SAVUNMASI – 28.09.2026

Erol Sarıahmet: Eksik evrak var. Bizden istenen evraklarımız, Kültür AŞ'ye takdim ettik, yerleştirdik. Sonucunu da bildirdik. Başka evrak istenmedi bizden. Yani bazı cirolar geçiyor orada, işte 50 milyon 60 milyon. Bu cirolarımız zaten mevcut. Fakat bizden talep edilmedi yani.

Hakim: Paşa Açık Hava değil mi?

Erol Sarıahmet: Evet

YILMAZ DOĞAN SAVUNMASI – 28.09.2026

Sayın Başkanım, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Sicil Savcılığı tarafından tanzim edilen iddianamede, suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım ettiğim, sahte fatura süreçlerine iştirak ederek Vergi Usul Kanunu'na muhalefet ettiğim, Cebeci Maden Sahasında hafriyat dökümleriyle ilgili çevre kirliliği eylemlerine irtibatlı olduğum iddia edilmektedir. Şahsıma yöneltilen bu iddiaların tamamı gerçek dışı, somut delilden yoksun, soyut varsayımlara dayalı bir kurgudan ibarettir. Ne bir suç örgütünün varlığından haberdarım, ne kimseye bilerek veya isteyerek yardım ettim, ne tek bir sahte fatura düzenledim, ne de maden sahasındaki çevre kirliliği ile ilgili herhangi bir eylemin içerisinde yer aldım. Üzerime atılı olan suçlamaları kesinlikle reddediyorum.

Projenin güdük kalması üzerine ortaklıktan çekilme irademi ortaya koydum. Önce kendisiyle görüşerek 2022 yılı yanlış hatırlamıyorsam Haziran ayı yahut Temmuz ayı içerisinde şirket hisselerini Beylikdüzü ilçesinde yer alan iş yerinde kendisine elden teslim ettim. Bu şekilde ortaklığı sonlandırdık. 2024 yılında söz konusu hisseleri noter onayıyla resmi kararlarla pay defteri kayıtlarıyla tamamen yasal prosedüre uygun şekilde resmi olarak kendisine iade ettim. Süreçte gerçekleşen para hareketleri hisse devir bedellerinin ticari mahsuplaşmasından ibaret olup gizli, gayrimeşru ya da emanetçilik mahiyetinde hiçbir yönü bulunmamaktadır.

Sayın Başkanım, hakkımdaki iddialar bir iddianame düzenlendiği zaman da dosyada yer alan 400'ü aşkın şüpheli ve sanık arasında yalnızca sanık Cem Çelik'in gerçeğe aykırı, çelişkili, atfı cürüm niteliğindeki somut beyanlarına dayandırılmaktadır. Bu beyanların arka planında şahsıma yönelik açık bir kurgu ve baskı girişimi bulunmaktadır. İfadem alınmadan önce Mayıs ayı içerisinde sanık Cem Çelik, tarafımı, yurt dışı numaralı bir hattan arayarak, acil görüşme talep etmiştir. Kendisiyle 212 AVM'de yaptığımız görüşmede, Cem Çelik, kayyum heyetinin Murat Bey'in şirketlerinde yaptığı incelemelerde şahsımın sorulduğunu, kayyum heyetinin hazırlayacağı raporu savcılığa sunması halinde büyük sorunlar yaşayacağımı söylemiştir. Akabinde bir örgütten ve bu örgütle ilişkili duyduğum ve gördüğüm herhangi bir örgüt mensubunun varlığından bahsetmem halinde savcılıktan yalnızca ifademi verip hiçbir sorun yaşamadan ayrılabileceğimi telkin etmiştir. Tarafımca iddia edilen konularla ve şahıslarla ne ticari ne de kişisel hiçbir bağımın bulunmadığı, kimse hakkında yalan beyanda bulunmayacağım açıkça ifade edilmiş ve görüşme sonlandırılmıştır.

Bu girişimle yetinmeyen Cem Çelik, Haziran ayı içerisinde gece saat 23.30 sıralarında Beylikdüzü'ndeki iş yerime, tanımadığım Avukat Mehmet Yıldırım ile birlikte gelmiştir. Burada açıkça ilgili soruşturma savcısı Sayın Cahit Cihad Sarı ile doğrudan irtibatlarının bulunduğunu, etkin pişmanlık kapsamında savcılıkta bir isim vermem halinde ifademden hemen sonra serbest bırakılacağımı söyleyerek, şahsıma baskı kurmaya çalışmışlardır. Tarafımca bu teklifi bir kez daha kesin bir dille reddedilmiş, herhangi bir suç örgütüyle hiçbir bağımın, bilgimin ve fikrimin olmadığı, tanımadığım veya suçsuz insanlara iftira atarak kendimi kurtarma yoluna asla tevessül etmeyeceğim belirtilmiş ve şahıslar iş yerinden ayrılmıştır.

Şahsım, 25/07/2025 tarihinde savcılıkta meşru ticari sürecimi tüm şeffaflığıyla anlatmıştır. 10/07/2025 tarihli ilk ifadesinde ve tutuklama aşamasında şahsımla ilgili tek bir beyanda bulunmayan Cem Çelik, cezaevine girdikten sonra tahliye olabilmek ve etkin pişmanlıktan yararlanabilmek saikiyle 04/08/2025 tarihinde ek ifade vermiştir. Cem Çelik, şahsıma kabul ettiremediği kurguyu tersine çevirerek 25/07/2025 tarihli samimi ticari anlatımlarımı emanetçilik ve gizli ortaklık kılıfı şeklinde çarpıtmış ve aleyhime iftirada bulunmuştur. Dosyadaki 400'ü aşkın sanıktan hiçbirinin adımı dahi anmadığı gözetildiğinde, menfaat temini veya tahliye amacıyla hareket eden tek bir sanığın atfı cürüm mahiyetindeki kurgusal beyanlarına itibar edilmesi ceza muhakemesinin temel ilkelerine aykırıdır.

Sayın Başkanım, 5237 sayılı TCK'nın 220. maddesinin 7. fıkrasında düzenlenen suçun oluşabilmesi için örgütün hiyerarşik yapısına dahil olunmaksızın örgütün varlığı ve amacı bilinerek örgütsel faaliyete kasten katkı sunulması şarttır. Şahsımın herhangi bir suç örgütünün varlığından, hiyerarşisinden veya amaçlarından haberdar olması fiilen ve hukuken mümkün değildir. Tarafımca yapılan işlem yalnızca restoran açma vaadine dayalı yasal bir hisse devridir. İddianamede ileri sürülen kayyum atandıktan sonra da şirketle, Murat ile irtibatımı sürdürdüğüm iddiası tamamen asılsızdır. Dosyada aleyhime tek bir HTS irtibatı, fiziki takip tutanağı veya örgütsel iletişimi gösteren somut delil bulunmamaktadır.

Sayın Başkanım, iddia makamınca yöneltilen diğer isnatlar bakımından şahsım adına ve şirket bünyesinde tarafımdan düzenlenmiş, imzalanmış tek bir sahte fatura dosyada mevcut değildir. Vergi Denetim Kurulu raporlarında şahsımın sahte belge düzenlediğine veya kullandığına dair hiçbir somut karşı inceleme tespiti, imza veya maddi bulgu yer almamaktadır. Şekli hisse sahipliği üzerinden şahsıma cezai sorumluluk yüklenmesi cezaların şahsiliği ilkesine aykırıdır.  İddianamenin 59 numaralı eyleminde bahsi geçen Cebeci Maden Sahasındaki hafriyat dökümleri, kantar kontrolleri veya çevreye zarar veren eylemlerle hiçbir fiili, fiziki ya da idari bağım yoktur. Sahaya adım atmış, döküm operasyonlarına dahil olmuş veya bu süreçleri yönetmiş değilim.

Yukarıda ayrıntılarıyla arz ve izah edilen nedenlerle şahsıma yönelik suçlamaların hiçbir somut maddi delile dayanmadığı, yalnızca cezaevinden çıkmak isteyen sanık Cem Çelik'in baskı ve kurguya dayalı atfı cürüm niteliğindeki beyanlarından ibaret olduğu, üzerime atılı suçların maddi ve manevi unsurlarının hiçbir şekilde oluşmadığı, suç işleme kastımın bulunmadığı gözetilerek aleyhime her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması sebebiyle üzerime atılı tüm suçlardan beraatime, hakkımda uygulanan tüm adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ederim.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Yılmaz Bey, Fatih Keleş'i tanır mısınız?

Yılmaz Doğan: 25 yıldır Sayın Savcım, Beylikdüzü'nde ticaret ve esnaflık yapmaktayım. Oradan tanırım kendisini.

Savcı: Ticaret olarak bir şirketiniz var mı?

Yılmaz Doğan: Evet. Gastronomi, restoran ve toptan perakende faaliyetleri.

Savcı: Şirketin ismi nedir acaba?

Yılmaz Doğan: Onur Tüketim ve Lokal Kafe en belirginleri. 4-5 şirketimiz var Sayın Savcım.

Savcı: Tamam bu Murat Gülibrahimoğlu ile ilgili daha önce bir hisse anlaşması tarzında bir şey yaşanmış galiba. Onu bir açar mısınız? Bu hisse devri ile ilgili Cihangir Otel'de size verdiği iddia olunur, daha sonra noterden geri iadesi söz konusu mudur? Bu hisse devri ile ilgili Murat'la nasıl bir anlaşma yaptınız en başta ve karşılığında?

Yılmaz Doğan: Kendisi 2020-2021 yıllarında iş yerime gelerek misafir olarak gelir giderdi. Görüşmelerimiz o şekilde başladı. Kendisi 2021-2022 yılları arasında eğer ruhsat alabilirsek işte bir hafriyat alanının olduğunu, ruhsatın alınacağını, orada 3.000 metrekarelik bir alan içerisinde restoran, şeylere gelen hafriyat dökümü yapan şoförlerin ihtiyaçlarını karşılamak için bir restoran ihtiyacının olduğunu söyledi. Bu faaliyette de tecrübemin olduğunu bildiğim için kabul ettim teklifini.

Savcı: Tamam bu ortaklık meselesi peki nedir? Kuzey İstanbul Gayrimenkul ve Kuzey İstanbul Çevre isimli şirketlerin hisselerinin hisse devri oldu o süreçte.

Yılmaz Doğan: Evet.

Savcı: Yüzde kaçı devredildi?

Yılmaz Doğan: Yüzde 50'si devredildi.

Savcı: Bu restoranla ilgili bir şey mi? Buradaki şirketlerin restoranla ne ilgisi var?

Yılmaz Doğan: Hem restoran hem catering faaliyeti ve aynı zamanda Sayın Savcım, ruhsat alımlarıyla ilgili bir sorun olmadığı zaman da dahil olabileceğimi...

Savcı: Yani restoran, yemek işi veya catering işi Murat'ın şirketlerine yüzde elli ortak mı oldunuz?

Yılmaz Doğan: Sadece ona değil, zaten yeni açılmış olan, yeni kurulmuş olan bir şirkete dahil oldum. Kendisinin onlarca şirketi var. Ben sadece kendisinin...

Savcı: Hangi şirkete ortak oldunuz şirket veya?

Yılmaz Doğan: Kuzey Gayrimenkul.

Savcı: Kuzey Gayrimenkul. Herhangi başka bir şirkete ortaklığınız oldu mu?

Yılmaz Doğan: Bir şirketle ilgili bir görüşmemiz oldu ama olmadı Sayın Savcım.

Savcı: %50 hisse karşılığında ne verdiniz peki?

Yılmaz Doğan: 30 milyon.

Savcı: 30 milyon TL para verdiniz. Peki daha sonra süreç nasıl devam etti?

Yılmaz Doğan: Şöyle, ruhsat alınamadı. Bir pandemi süreci vardı 2020-2021 yıllarında. Hem benim iş yerlerim kapandı hem de Türkiye'deki ekonominin gidişatından dolayı, ruhsat süreçlerinin uzamasından dolayı faaliyete girmedi. Bundan dolayı 2022'nin Haziran veya Temmuz ayında kendisi iş yerime gelerek bu süreçleri konuştuk, süreçlerin uzadığını konuştuk. Karşılıklı anlaşarak ben hisselerimi kendisine devrettim ve o şekilde ortaklığı sonlandırdık.

Savcı: Bunun karşılığında ne aldınız hisse devrinde?

Yılmaz Doğan: Karşılığında hiçbir şey almadım.

Savcı: O 30 milyon TL para verdiniz...

Yılmaz Doğan: Para vermedim Sayın Savcım.

Savcı: Nasıl efendim? Ortak oldum dediniz.

Yılmaz Doğan: Şöyle, kendisi bir şirket kurmuştu. O şirkete bana %50'sinin hissesini verdi. Sonrasında yapacağımız tüm yatırımları birlikte yapacaktık. Ama bir ruhsat süreci, pandemi süreci oluşmasından dolayı faaliyeti gerçekleştiremedik.

Savcı: Siz bu şirkete ortak olurken 30 milyon TL para vermediniz mi? Az önce bahsettiniz ya.

Yılmaz Doğan: Ben vermedim. Sadece Murat Bey verdi.

Savcı: Nasıl siz 30 milyon TL %50 ortaklı kişi, daha önce para...

Yılmaz Doğan: Yeni kurulmuş bir şirket...

Savcı: Murat Bey size parayı verdi o adresteki süreçte.

Yılmaz Doğan: Evet, Murat Bey bana parayı verdi. Kendisinin parasıydı.

Savcı: Şimdi şöyle, siz 30 milyon TL parayı elden verdi.

Yılmaz Doğan: Evet.

Savcı: Size banka hesabınıza yatırdınız.

Yılmaz Doğan: Evet.

Savcı: Kendi hesabınıza.

Yılmaz Doğan: Evet.

Savcı: Bu 30 milyon TL'yi Murat'a bir daha gönderdiniz.

Yılmaz Doğan: Evet.

Savcı: Doğru mu?

Yılmaz Doğan: Evet, doğru.

Savcı: Bu nasıl bir ticari ilişki peki? Normal ticarette böyle mi olur? 30 milyon TL elden verecek size, %50 ortak olacaksınız...

Yılmaz Doğan: Bankadan hiçbir hareket de yapılmayabilir. Siz birine bir hisse verebilirsiniz, %51 hisse verebilirsiniz. Onun karşılığında sizin yapmış olduğunuz anlaşmaya, sözleşmeye göre hareket edilir.

Savcı: Yani siz %50 ortak olmak için bu şirkete ne koydunuz? 30 milyon TL'yi de Murat size vermiş elden. Elden siz yatırmışsınız ki o dönem... O 30 milyon TL... Ben bunu anlayamadım yani.

Yılmaz Doğan: Tamam. Oradaki hafriyat alanının ruhsatlarının alınması, açacağımız catering ve restoran alanının ruhsatlarının alınması ve yapılması karşılığında ben de yapılacak yatırımlara ortak olacaktım.

Savcı: Tamam da tam parayı veren Murat. Siz niye ortak oluyorsunuz? Murat size 30 milyon TL parayı elden vermiş, hesabınıza yatırmışsınız. Bir daha Murat'a göndermiş, şirket ortağı olmuş...

Yılmaz Doğan: Yapılan yatırım, yaklaşık 40-50 milyon civarında restoran ve catering şirketi için yapılacak bir ödeme vardı. Bunun ödemesini ben yapacaktım. Ama ruhsatlar alınmadığı için zaten başlamadan biten bir...

Savcı: Anlatamadığım konu şu: Murat size kendisine ortak olmak için niye 30 milyon TL para verdi? Siz bu ortaklık usulünde sizden para çıkmıyor, Murat size parayı elden veriyor. Ondan sonra o parayı bankaya yatırıyorsunuz. Murat'ın verdiği parayı tekraren Murat'ın şirketine %50 ortak oluyorsunuz. Bunu ben bir türlü anlayamıyorum.

Yılmaz Doğan: Şöyle, Murat Bey aslında verdiği parayı tekrar kendisine teslim edeyim... Kendisine teslim ettim. Savcılık ifademde de bu şekilde.

Savcı: Nasıl anlayamadım?

Yılmaz Doğan: Murat Bey'in kendisine teslim ettim Sayın Savcım.

Savcı: 30 milyon TL'yi?

Yılmaz Doğan: Evet, evet. Ben almadım yani.

Savcı: Elden aldınız ama sonuç itibarıyla?

Yılmaz Doğan: Evet, bankadan gönderdim. Maslak Vakıfbank şubesinden kendi hesabından, kendi şahsi hesabından 30 milyon çekerek bana vermiştir. Ben de onun kendi hesabına yatırmışım ki resmi olarak bir şey olsun.

Savcı: O işlemi niye yaptınız, onu sormaya çalışıyorum.

Hakim: 30 milyonu niye öyle bir girdi çıktı yaptınız yani? Onun sebebi ne? Aslında 40-50 milyon yatırım yapacaktım, onun dışında catering falan derken 30 milyonu Murat Bey...

Yılmaz Doğan: Benim kendisinden öyle bir talebim olmadı. Kendisinin böyle bir talebi vardı. Bildiğim kadarıyla kendisinin hesaplarında olan parayı bir şekilde resmi olarak kullanması için ya da ihtiyacından dolayı böyle bir şey yapmıştır.

Savcı: Anlaşıldı. Bu süreçlerden Fatih Keleş'in bilgisi var mıdır?

Yılmaz Doğan: 2020-2021 yıllarında Fatih Bey'in bilgisinin ne olduğu hakkında bilgim yok.

Savcı: O süreçte Fatih Keleş ile Murat tanışıyorlar mıydı?

Yılmaz Doğan: Onu bilmiyorum.

Savcı: İddianamede geçerli olan restoran ve toplantıdan bahsediliyor bu döküm meselesiyle ilgili. O sürece şahit oldunuz mu? Bu sizin restoranınız mı?

Yılmaz Doğan: Evet.

Savcı: O toplantıya şahit oldunuz mu veya buna ilişkin bilginiz var mı?

Yılmaz Doğan: Yemek yemeye geldiklerini duymuştum. O gün ben yoktum ama bilgim olmuştu, evet.

Savcı: Tamam. Daha sonra 30 milyon TL Murat size elden verdi, kendi hesabınıza yatırdınız. Murat'ın verdiği 30 milyon TL ile Murat'ın şirketine %50 ortak oldunuz. Aradan belli bir süre geçti, ortaklığı bitirdiniz, doğru mu?

Yılmaz Doğan: Doğru.

Savcı: Bu 30 milyon TL'yi siz resmi gönderdiğinizde daha sonra size bu resmi dönüş oldu mu, yoksa para Murat'ta kaldı mı o şekilde?

Yılmaz Doğan: Murat Bey'de kaldı.

Savcı: Size iade yapmadı mı resmi olarak?

Yılmaz Doğan: Resmi olarak şöyle oldu. %50 hisseye karşılık kendisi resmi olması için kendisi bana 30 milyon lira para verdi. Verilmiş para zaten benim param değildi, kendisinin parasıydı. Ben eğer işlerin resmi olarak yürürlüğe girerse, konuştuğumuz proje faaliyete geçerse bu yatırımlara...

Savcı: Tamam da onu anlıyorum. Ortaklık olmadı, o 30 milyon TL siz resmiyette göndermiş oldunuz ya. Daha sonra bunun bir resmiyette kapatmak için bir iadesi oldu mu size?

Yılmaz Doğan: Evet, oldu.

Savcı: O para peki ne oldu?

Yılmaz Doğan: Şöyle oldu. Yine Murat Bey'in kendisi teslim aldı.

Savcı: O nasıl oldu? Siz devrettiğiniz zaman bir daha 30 milyon TL resmi gönderdi, siz bir daha çektiniz, bir daha verdiniz?

Yılmaz Doğan: Evet.

Savcı: Süreçle ilgili.

Yılmaz Doğan: Evet.

Savcı: Hisse devriyle ilgili, hisse devrinde %50 ortak olduğunuz süreçte ne usulle hisseleri devraldınız? Resmi ticaret şeyinden falan mı, Sicil Gazetesi'nde açıklandı mı yoksa size bir hani senet mi verildi?

Yılmaz Doğan: Şirket pay defterine işlenmişti 2021 yılında. Sürecin uzamasından dolayı, ruhsatların alınamaması ve restoranın faaliyete girememesinden dolayı 2022 yılında iş yerime gelerek, Haziran ya da Temmuz ayı içerisinde hisse senetlerimi kendisine teslim ettim. Kendisiyle bir sözleşme yaparak ticari bir alacak vereceğimizin kalmadığına dair bir şeyimiz oldu.

Savcı: Ticaret Sicil Gazetesi'ne bu işlemler yansıtıldı mı?

Yılmaz Doğan: Ticaret Sicil Gazetesi'ne yansıtılmadı.

Savcı: Niçin peki?

Yılmaz Doğan: Çünkü süreç sürecin işte ruhsatın alınması, bunların süreçleri uzadığı için zaten hani başlamadan biten bir ortaklık ortaklık gibi oldu.

Savcı: Peki o süreçte hani bu bir sene, iki sene yaklaşık o süreçte size herhangi bir şirketten para geldi mi?

Yılmaz Doğan: Hayır.

Savcı: Veya siz para yatırdınız mı?

Yılmaz Doğan: Hayır.

Savcı: Bu tekrardan soruyorum, bahsettiğiniz alanla ilgili siz herhangi bir restoran yatırımı, hazırlığı vs. bir şey yaptınız mı?

Yılmaz Doğan: Buralarla ilgili bir fizibilite çalışması yaptık.

Savcı: Fiziki olarak soruyorum.

Yılmaz Doğan: Evet.

Yılmaz Doğan: Fiziki bir iş yaptınız mı orada?

Savcı: Hayır, yapmadım.

Savcı: Tamam, başka soru yok.

FATİH KELEŞ SORUYOR

Fatih Keleş: Sayın Savcım az önce sizin restoranınızda bir toplantıdan bahsetti. İddianamede geçen bir toplantı var. Bir siyasi ile orada bir toplantı yapıldığından dolayı Fatih Keleş orada var mıydı diye bir soru sordu. Orası çok anlaşılmamış olabilir. Ben böyle bir, içinde bir siyasinin de olduğu bir toplantıda, Murat Gülibrahimoğlu'nun da olduğu bir toplantıda, ben, siz böyle bir toplantıya şahit oldunuz mu bilmeden soruyorum.

Yılmaz Doğan: Şöyle ki, Murat Bey'in gelip gittiğini biliyordum ama her seferinde benim orada olma şansım yoktu. Siyasi bir durumun, evet yani yanlış anlamış olabilirim. Bir siyasi kişinin oraya gelip de Murat Bey ile toplantı yaptığını, benim ona şahit olduğumu kesinlikle söyleyemem.

Fatih Keleş: Ben böyle bir toplantıda duydunuz mu, gördünüz mü? Ben böyle bir toplantı içerisinde oldum mu?

Yılmaz Doğan: Ben ona tanık olmadım.

Fatih Keleş: Peki teşekkür ederim.

HAKAN KARANİS SORUYOR

Hakan Karanis: Biz sizin restoranınıza çok sık gelen müşterilerinizden birisiydik ve bu iddianamede sözü olan siyasetçiyle onlarca kez restoranınıza geldiğini, hatta kendisi Beylikdüzü'nde kaldığı için sizin restoranınızı da çok sevdiğini, orada birçok kez yemek yediğini ifade etmişti. Ancak iddianamede Murat Gülibrahimoğlu ile sizin restoranınızda o siyasetçiyle birlikte yemek yediğiniz iddiası var. Bunun yanlış olduğunu, sizin mekanınıza yakın olan başka bir mekanda, yine o partinin siyasetçisi olan bir mekanda bir görüşmemiz, oturum olduğunu ifade etmişti. Siz beni, o siyasetçi Murat Gülibrahimoğlu ile birlikte mekanınızda gördünüz mü? Ben siyasetçiyle çok yemek yediğimi söylemiştim.

Yılmaz Doğan: Görmedim. Görmedim. Siyasi derken benim anladığım yani işte Beylikdüzü Belediye Başkanı'mız Sayın Mehmet Çalık, Sayın Ekrem İmamoğlu ara ara yemeklere gelirdi. Siyasi anlam aslında bende anlaşılan oydu. Yoksa dediğiniz isimle alakalı kendisini görmedim, buna da tanık olmadım.

YILMAZ DOĞAN AVUKATI EMRE DOĞAN SAVUNMASI

Sayın Başkanım; iddia makamı tarafından tanzim edilen iddianamede, müvekkil Yılmaz Doğan hakkında suç örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiği iddiasıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin 7. fıkrası uyarınca cezalandırılması talep edilmiştir. Tabii savcı beyin sorularına ben de savunmam içerisinde cevap vermeye çalışacağım.  Bu isnatların temel dayanağı olarak müvekkilin Kuzey İstanbul Gayrimenkul şirketinin paylarını devralması gösterilmektedir. Oysa dosyadaki tüm somut bilgi ve belgeler, müvekkilin hayatın olağan akışına uygun, ticari teamüllere, mevzuata bütünüyle uygun, meşru bir yatırım projesi çerçevesinde hareket ettiğini tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır.

Müvekkil Yılmaz Doğan, uzun yıllardır gıda, restorancılık ve işletmecilik sektöründe basiretli bir tacir olarak faaliyet gösteren, ticari saygınlığı bulunan meşru bir esnaftır. Soruşturma dosyası kapsamında adı geçen Murat Gülibrahimoğlu ile tanışıklığı, müvekkilin işletmekte olduğu restorana müşteri olarak gelmesiyle başlamıştır. Müşteri ilişkisi çerçevesinde gelişen bu tanışıklık sürecinde Murat Gülibrahimoğlu, Cebeci bölgesinde bulunan maden ve hafriyat sahasında her gün günlerce, binlerce hafriyat kamyonu giriş-çıkışı yapacağını, sahada çok sayıda personel ve kamyon şoförü çalışacağını, dolayısıyla bölgede ciddi bir gıda ve toplu yemek ihtiyacının doğacağını belirtmiştir.  Bu doğrultuda maden sahası çalışanlarına ve nakliye personellerine hitap edecek, geniş kapsamlı bir restoran, lokanta tesisi kurulmasını ve sahaya yönelik düzenli catering hizmeti verilmesini içeren kapsamlı bir ticari ortaklık teklifinde bulunmuştur.

Sayın Başkanım; müvekkile yapılan bu teklif, kendisinin uzun yıllara dayanan sektörel tecrübesi, gıda ve işletmecilik birikimi ve mesleki uzmanlığı ile tamamen örtüşmektedir. Proje kapsamında kurulacak restoran ve yemek üretim tesisinin fiili sevk ve idaresinin müvekkilde olması kararlaştırılmış; bu meşru ticari yatırımın kurumsal altyapısını oluşturmak amacıyla Kuzey İstanbul Gayrimenkul ve Danışmanlık A.Ş.'nin hisseleri müvekkile devredilmiştir. Şirket yönetim kurulunun 11.10.2021 tarihli ve 2021/11 sayılı kararı ve aynı tarihli hisse devir sözleşmesi tahtında, Murat Gülibrahimoğlu'na ait nama yazılı hisse senetleri ile şirketin %50 payı müvekkil Yılmaz Doğan'a devredilmiş ve şirket pay defterinin üçüncü sayfasına resmi olarak da işlenmiştir.

Müvekkil tarafından gerçekleştirilen bu pay iktisabı; mevzuata uygun yönetim kurulu kararları, hisse devir sözleşmesi, nama yazılı hisse senetleri ve şirket pay defteriyle tamamen şeffaf, kayıtlı ve tüm usullere riayet edilerek yapılmıştır. Süreçte gizlenen, kanuna karşı hile mahiyetinde yürütülen veya iddia edildiği gibi emanetçilik niteliği taşıyan hiçbir gayriresmi yön bulunmamaktadır. Müvekkilin yegane gayesi; mesleki uzmanlığını kullanarak sahada faaliyete geçecek restoranın ve catering işletmesini yönetmek ve bu ticari girişimden meşru kazanç elde etmekten ibarettir. Hisse devrinin tamamlanmasının ardından söz konusu projenin fiiliyata dökülmesi aşamasında müvekkilin iradesi dışındaki objektif ve harici engeller baş göstermiştir. İlk olarak tüm dünyayı ve ülkemizi derinden etkileyen pandemi sürecinin getirdiği ağır ekonomik kısıtlamalar, restoranların ve toplu gıda sektöründe faaliyetlerin durma noktasına gelmesi ve idari tedbirler projenin planlanan takvimde ilerlemesine mani kılmıştır. Pandemi sürecinin akabinde ise Murat Gülibrahimoğlu'nun taahhüt ettiği yatırım edimlerini yerine getirememesi, açılması planlanan işletmeye ilişkin resmi ruhsatlandırma süreçlerinin gerçekleştirilememesi ve ruhsat alımı yönünde idari makamlar nezdindeki girişimlerin yapılamaması sebebiyle ticari girişim akamete uğramıştır.

Müvekkil Yılmaz Doğan, restorancılık ve yemek tesisinin kurulamayacağını, projenin fiilen kadük kaldığını gördüğünde, şirket bünyesinde kalmasının hiçbir ticari ve hukuki rasyoneli kalmadığını tespit etmiştir. Bu sebeple ortaklıktan bütünüyle çekilme iradesini açıkça ortaya koymuş, 2022 yılı Haziran veya Temmuz ayında hisselerini kendisine teslim etmiştir. Nitekim şirket yönetim kurulunun 26.08.2024 tarihli, 2024/55 sayılı kararıyla 11.10.2021 tarihli hisse devrinin iptaline, hisse devir bedelinin karşılığı olarak 30 milyon TL nakit paranın Murat Gülibrahimoğlu tarafından müvekkile ödenmesine ve pay defterinin ilgili sayfasının iptaline karar verilmiştir. Buna ilişkin kayıtlar da dosya içerisinde mevcuttur.

Sayın Başkanım; ticari hayatın doğal akışı içerisinde başlayan, ancak ortakların edimlerini ifa edememesi ve idari izinlerin temin edilememesi sebebiyle sonuçsuz kalan bir yatırım projesinden ibaret olan sürecin suç örgütüne yardım veya emanetçilik olarak vasıflandırılması ceza hukuku dogmatiğiyle bağdaşmamaktadır. Şirket hisselerinin yönetim kurulu kararları, hisse devir sözleşmeleri ve pay defteri kayıtlarıyla devralınıp yine 26.08.2024 tarihli resmi yönetim kurulu kararıyla iade edilmesi, müvekkilin basiretli bir tacir sıfatıyla meşru bir ticari faaliyet yürüttüğünün somut kanıtıdır. Sayın Başkanım; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin 7. fıkrasında düzenlenen örgüte yardım etme suçunun maddi ve manevi unsurları doktrinde ve yerleşik içtihatlarda tereddütsüz biçimde ortaya konmuştur. Anılan suçun oluşabilmesi için failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün varlığını, yapısını ve nihai amacını bilmesi ve buna rağmen örgütün faaliyetlerine veya amacına kasten, bilerek ve isteyerek yardım etmesi zorunludur. 5237 sayılı TCK'nın 21. maddesinin 1. fıkrası uyarınca suçun oluşması kastın varlığına bağlı olup kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.

Somut olayda müvekkil Yılmaz Doğan'ın dosya kapsamında iddia edilen suç örgütünün varlığından, yapısından, hiyerarşisinden ve herhangi bir yasa dışı amacından haberdar olduğuna dair dosyada tek bir delil dahi bulunmamaktadır. Müvekkilin tüm muhataplığı, restoran müşterisi olarak gelen bir şahsın sunduğu meşru gıda işletmeciliği teklifinden ibarettir. Müvekkilin örgütsel bir saikle örgüte fayda sağlama bilinciyle hareket ettiği iddiası tamamen soyut iddiadan, varsayımdan ibarettir. Sayın Başkanım; soruşturma evrakı ve dava dosyası tetkik edildiğinde görüleceği üzere, müvekkilin var olduğu iddia edilen örgüt yöneticileri veya üyeleriyle örgütsel bir irtibat kurduğunu gösteren tek bir HTS irtibat kaydı, baz çakışması, fiziki takip tutanağı veya iletişim tespiti dosyada yer almamaktadır. İddianamede ileri sürülen şirkete kayyım atandıktan sonra da Murat Gülibrahimoğlu ile irtibatın devam ettirildiği yönündeki iddia tamamen temelsiz ve soyut bir isnattan ibarettir. Zira bu iddiayı destekleyecek tek bir HTS kaydı dosyada mevcut değildir. Müvekkil Yılmaz Doğan'ın eylemleri bidayetinden nihayetine kadar TTK hükümlerine uygun resmi şirket pay devri ve başarısızlıkla sonuçlanan meşru bir lokanta, catering işletmesi kurma girişiminden ibarettir. Müvekkilin örgütsel bir hiyerarşiye dahil olduğuna veya örgütü bilerek ve isteyerek yardımda bulunduğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı hiçbir delil bulunmamaktadır.

İddialar Cem Çelik'in menfaat saikiyle ve çelişkili soyut beyanlarıdır. Sanık Cem Çelik cezaevinden tahliye olabilmek saikiyle iftira cürmünde bulunmuştur. Ceza Muhakemesi Hukukunun en temel gayesi maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçeğe ulaşırken başvurulan delillerin akla, mantığa, hukuka uygun olması ve her türlü kişisel menfaatten, şüpheden arındırılmış bulunması önkoşul taşımaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 217. maddesi uyarınca hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir ve bu delilleri vicdani kanaatiyle serbestçe takdir eder. Ancak yerleşik içtihatlar ve ceza hukuku ilkeleri gereğince bir sanığın sırf kendi ceza sorumluluğunu hafifletmek, tutukluluk halini son erdirmek veya etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak gayesiyle başka bir sanık veya şüpheli aleyhine ileri sürdüğü soyut beyanlar tek başına mahkûmiyete esas alınamayacaktır.

Huzurdaki dava dosyasında müvekkil Yılmaz Doğan aleyhine isnat edilen fiillerin yegane dayanağı, dosya sanıklarından Cem Çelik'in kendi beyanlarına aykırı, çelişkili ve iftira niteliğindeki soyut beyanlarıdır. Dosyaya sunulan sorgu tutanakları kronolojik olarak incelendiğinde iftiranın anatomisi açıkça görülmektedir. 10.07.2025 tarihli ilk sorgu tutanağında sanık Cem Çelik, soruşturmanın başında gözaltına alındığında savcılıkça ifadesi alındığında şirketlerin işleyişi, mali yapısı ve şahıslar hakkında uzun uzun anlatımda bulunmuş, ancak müvekkil Yılmaz Doğan'ın adını dahi anmamıştır. Tek sorunlu sanıktır. Anılan sanık tutuklu cezaevine konulduğundan beri müvekkil Yılmaz Doğan'ın 25.07.2025 tarihindeki savcılık sorgusunda Dürüstçe Restoran projesini ve otel prokonaydısını devretmesinden sonra etkin pişmanlıktan yararlanma umuduyla 28.08.2025 tarihinde ek ifade vermiştir. Az önce müvekkilimin bahsetmiş olduğu Cem Çelik ve Avukat Mehmet Yıldırım'ın müvekkile dönük baskısını da tekrar Sayın Mahkemenizin bilgisine sunmak istiyorum, çünkü önemli olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki bununla da ilgili birkaç sorunun Sayın Heyetinizce ve Sayın Savcı tarafından da sorulmasını umuyorduk açıkçası.

Sanık Cem'in müvekkil Yılmaz Doğan aleyhine asılsız beyanlarda bulunmasının arka planında, soruşturma aşamasında müvekkile yönelik bir organize yönelme ve bir baskı süreci yatmaktadır. Müvekkil henüz savcılık makamınca ifadeye çağrılmadan önce, 2025 yılı Mayıs ayı içerisinde Sanık Cem Çelik tarafından yurt dışı numaralı bir hattan aranmış ve bir görüşme talep edilmiştir. Bu çağrı üzerine taraflar 212 AVM'de bir araya gelmiştir. Yapılan bu görüşmede Çelik, kayyum heyetinin Akbatı  şirketlerinde yaptığı incelemelerde müvekkilin durumunu araştırdığını, kayyum heyetinin hazırlayacağı bir raporu savcılığa sunması durumunda müvekkilin çok büyük sorunlarla karşılaşacağını iddia etmiştir. Cem Çelik, devamında bir örgütten ve bu örgüte mensup şahıslardan bahsetmesi durumunda müvekkilin savcılıktan yalnızca ifadesini verip hiçbir hukuki sorun yaşamadan tahliye edileceği yönünde açık bir teklifte bulunmuştur. Müvekkili, ailesi ve çocuklarıyla da tehdit etmiştir. Müvekkilin bir daha çocuklarını göremeyeceğini demiştir. Müvekkil Yılmaz Doğan ise söz konusu iddialarla, şirketlerle veya şahıslarla yasa dışı hiçbir ticari ilişkisi bulunmadığını, tanımadığı veya bilmediği bunlar hakkında asla yalan beyanda bulunmayacağını belirterek teklifi kesin bir dille reddetmiş ve görüşmeyi sonlandırmıştır.

Ve yine 2025 yılı Haziran ayı içerisinde, gece saat 23.30 sıralarında Cem Çelik, müvekkilin Beylikdüzü'nde işlettiği meşhur restoranda, müvekkilin daha önce hiç tanımadığı Avukat Mehmet Yıldırım ile birlikte gelmiştir. Burada da yapılan görüşmede şahıslar ilgili soruşturma savcısı Cahit Cihan Sarı ile doğrudan irtibat halinde olduklarını öne sürmüş, etkin pişmanlık kapsamında savcılıkta bir isim vermesi halinde müvekkilin ifadesinin hemen ardından serbest bırakılacağını vaat ederek açık bir baskı ve yönlendirme icra etmeye çalışmışlardır. Sayın Başkanım, yasa dışı hiçbir yapıya bağı bulunmayan müvekkil bu ahlak ve hukuk dışı teklifi tereddütsüz bir şekilde reddetmiştir. Müvekkil herhangi bir suç örgütüyle hiçbir bilgisinin veya fiili bağlantısının olmadığını, sözsüz insanlara veya tanımadığı kişilere iftira atarak kendini kurtarma yoluna asla tevessül etmeyeceğini muhataplarına açıkça bildirmiş ve şahısları iş yerinden göndermiştir. Cem Çelik duruşmada Sayın Mahkemenizce alınan ifadesi esnasında "Tahliye olmak için her şeyi yaparım." diye de açıkça beyan etmiştir.

Müvekkil Yılmaz Doğan kendisine yönelik tüm bu kanunsuz telkinleri, tehditvari yönlendirmeleri ve asılsız beyanda bulunma tekliflerini reddettikten sonra, 25.07.2025 tarihinde savcılık makamında bizzat giderek restoran açılması projesi kapsamında gerçekleşen resmi hisse devir sürecini tümüyle, tüm şeffaflığıyla ve dürüstlüğüyle açıklamıştır. Müvekkilimin bu dik ve dürüst duruşu sonucunda kendisine kurgusal senaryoyu kabul ettiremeyen Cem Çelik, tutuklandıktan sonra intikam almak ve kendi tahliyesini sağlamak amacıyla hareket etmiştir. Nitekim müvekkil ifadesini verdikten kısa bir süre sonra, 04.08.2025 tarihli ek ifadesinde müvekkilin 25.07.2025 tarihindeki samimi ticari açıklamalarını kasten çarpıtarak aleyhindeki gerçek dışı iddialara dönüştürmüştür. Dosyada 400'ü aşkın sanıktan hiçbir müvekkil aleyhine beyanda bulunmamıştır. Sahte fatura ve çevre kirliliği isnatlarını destekleyen hiçbir belge yoktur. Müvekkil adına düzenlenmiş ve imzalanmış bir sahte fatura bulunmamaktadır. Müvekkilin Cebeci Madencilik sahasındaki hafriyat dökümüne fiili ve idari bağı hiçbir şekilde olmamıştır. Aleyhine HTS ve fiziki takip kaydı olmadığından müvekkilin beraati zorunludur.

Tüm açıkladığım nedenlerle müvekkil Yılmaz Doğan üzerine atılı suç örgütüne yardım etme, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet ve çevrenin kasten kirletilmesi suçlarının maddi ve manevi unsurlarının hiçbir şekilde oluşmaması, müvekkilin suç işleme kastının bulunmaması ve aleyhine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somut delil bulunmaması nedeniyle hakkındaki bütün suçlamalardan beraatına, hakkında uygulanmakta olan adli kontrol tedbirlerinin tamamıyla kaldırılmasına ve yine ifademiz esnasında isimleri geçen Cem Çelik ve Avukat Mehmet Yıldırım hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz.

KEMAL ŞAHİN SAVUNMASI – 28.09.2026

Evet Sayın Başkanım, değerli heyet; iddianameyi okudum, savunmamı yapacağım yazılı olarak. Ben Şahinler Holding’in sahibiyim. Westside projesinin yapıldığı arsalar bize ait. Biz bu projede yalnızca arsa sahibiydik. Bu, çok büyük bir projedir. Bu yüzden 5 inşaat şirketi ile %50 hasılat paylaşımı yöntemi ile anlaştık. İnşaatın ruhsatının alınmasından başlayarak imalat, satış, pazarlama ve iskan alanına kadar tüm sorumluluğu onlara verdik. Hasılat paylaşımı nedeniyle bağımsız bölümlerin tapuları bizde kaldı. Müteahhitler satış yapıyorlardı. Ödemeler ödendiğinde tapuları çalışanlarımız onlara veriyorlardı. Biz satışların kime yapıldığı, ödenen bedele baktık. Ben zaten şirketlerimin bütün işleriyle uğraşamam. Yöneticiler baktılar.

Proje devam ederken belediye bizden 2 tane okul istedi süreçte. Belediye okullar için meclis kararı da almıştı. Biz önce kabul etmedik. Belediye ısrar etti. Belediyenin ısrarı üzerine çok düşündüm. Daha önce Çorlu’da Şahinler Ortaokulu’nu yapmıştım. Konya’da da bir ilkokul yapmıştım. Bunu da düşünerek hayır işi olduğu için kabul ettim. Buna benzer birçok hayır işlerim vardır. Bizim projemiz yapıldığında 1300 aile gelecekti oraya ve çok çocuk gelecekti. O bölgede okul yapılacaktı. Onun için ben kendim düşündüm bu yüzden belediye ile protokolü imzaladık. Belediyenin gösterdiği 2 adet arsaya 24 ve 12 derslikli iki okul yaptırdık. Belediye okulunun inşaatını Asoy İnşaat’a vermek istemiş. Bu nedenle biz de Asoy İnşaat’a verdik. Faturaları banka yoluyla ödedik. Okullar Milli Eğitim’e devredildi. Bize de bir onur plaketi verdiler, sağ olsunlar. Bu projede yaptığımız tek şey budur. Ödeme dekontları da dosyalarımızda hazırdır.

Ben hayır yapmaktan başka hiçbir şey yapmadım. Bu yüzden suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Ben devletimizden ve Almanya’dan üstün hizmet madalyaları aldım. Bugüne kadar on binlerce öğrenciye burs verdim. 4 kıtada yüz binlerce insana iş verdim ve devam ediyorum. 40 yıllık iş adamı olarak devletimize milyarlarca döviz kazandırdık. Ve muntazaman vergilerimizi ödedik. 40 yıllık iş adamı olarak tekrar ediyorum; devletimize, ülkemize milyarlarca döviz kazandırdım. Halen ülkemizin dış ticaretine önemli katkılar yapıyorum. Özellikle Almanya’da kurmuş olduğum vakıf, derneklerle gurbetçilerimize, çocuklarına yol göstermekte ve desteklemekteyiz. Hakkımda verilen yurt dışı yasağı bana ve ülkemize çok büyük zararlar veriyor. Bu nedenle öncelikle yurt dışına çıkış yasağımın kaldırılmasını istiyorum ve beraatimi istiyorum. Saygılarımla.

MEHMET MURAT ÇALIK SORUYOR

Murat Çalık: Kemal Bey, geçmiş olsun öncelikle. West Side projesinin arsa sahibi olduğunuzu anlattınız zaten. 15 Ocak 2013 tarihinde de müteahhitlerle bir sözleşme imzalamışsınız, hasılat paylaşımı. Siz ifadenizde anlattınız ama burada müteahhit firmadan Muzaffer Beyaz kendi ifadenizde ruhsat alma sorumluluğunun sizde olduğunu söylemişti. Kayıtlara geçmesi açısından bunu size soru olarak sormuyorum. Tüm sorumluluk müteahhit firmadaydı, değil mi? Ruhsat ve iskan aşamalarında.

Kemal Şahin: Hayır, hayır. Asla. Hiçbir bizim sorumluluğumuz yok.

Murat Çalık: Sizin sorumluluğunuz yoktu, tamam.

Kemal Şahin: Evet.

Murat Çalık: İfadenizde "Müteahhitlerle rutin toplantılar yapardık" demişsiniz. Ve bu toplantılarda iki okulun yapılmasını size söylemiş müteahhit firmalar, doğru mudur?

Kemal Şahin: Onlardan duydum ama sizlerden de duydum.

Murat Çalık: Tamam. İlk onlar söyledi size. Sadece onu öğrenmek istiyorum. İlk onlardan mı duydunuz?

Kemal Şahin: Bir onu bilmiyorum.

Murat Çalık: Tamam, geçtim. Geçtim. Hayır işi olduğu için kabul ettiğinizi zaten anlattığınız için bu buraları sormayacağım. Siz Beylikdüzü'müze çok önemli iki eser kazandırdınız. Tekrar teşekkür ediyorum. Hele Şehit Ömer Halisdemir Özel Okulu, Avrupa Yakası'ndaki özel gereksinimli çocuklar için yapılmış çok özel bir okuldu. Tekrar teşekkür ediyorum. Ailelerin duaları size yeter. Benim...

Kemal Şahin: Sağ olun, sağ olun.

Murat Çalık: Bu iki okulun yapımı dışında belediyeden herhangi bir talep size iletildi mi?

Kemal Şahin: Hayır, hayır.

Murat Çalık: Benim tarafımdan herhangi bir talep iletildi mi?

Kemal Şahin: Hayır, hayır, hayır. Hiçbir şey.

Murat Çalık: Bir saniye, birkaç sorum daha olacak. Ruhsat aşamasıyla inşaat devam ederken bu okul projeleri gündeme geldi demişsiniz. Zaten ruhsatın alındığı tarih Aralık 2014, sizin protokol imzaladığınız tarih 2016. Onun için bu kısmı da size sormuyorum, ruhsat aşamasında sizden bir şey istendi mi diye. Ona da cevap vermiş oldunuz. Şimdi Kemal Bey, ifadenizde müteahhitlerle yaptığınız toplantıda müteahhitlerin size belediyenin zorluk çıkardığını ve sizin belediyeye gitmeniz gerektiğini söylemişler size. Siz herhangi bir zorluğa bizzat şahit oldunuz mu?

Kemal Şahin: Şimdi öyle bir şey olmadı. Sizinle bir sefer konuştum. Ondan sonra arkadaşlarımız konuştu sizinle. Ama dediğimiz gibi başka öyle bir şey yok. O tür şeyler konuşulmadı.

Murat Çalık: Tamam, sizi de yormak istemiyorum. West Side projesinin kaba inşaatını hangi firmanın yaptığını biliyor musunuz? Yani sizin müteahhit firmaların haricinde kaba inşaatı hangi firma yapıyordu, biliyor musunuz?

Kemal Şahin: Biz o beş şeyi biliyoruz. Biri değişti ama onlar kimle yaptığını tam bilmiyorum.

Murat Çalık: Alt taşeron olarak kimle çalıştıklarını biliyor musunuz?

Kemal Şahin: Yok, yok. Onlar asla...

Murat Çalık: Siz biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz, peki. Asoy firmasıyla çalışıyorlardı. Bilmediğiniz için onu sormayacağım. Bunu da geçtim. Bunu da sormuyorum. Siz hayırsever bir iş insanı olduğunuzu az önce de zaten anlattığınız şeylerden buradaki hazirun da anlamıştır. İki okulun haricinde de kamusal bağışlarınız olduğu az önce bahsettiniz. Beylikdüzü bölgesinde de var mıydı kamusal bağışınız, yaptırdığınız okul, kreş, herhangi bir şey?

Kemal Şahin: Yok, yok. Yok, öyle bir şey yok.

Murat Çalık: Peki. Tamam, çok teşekkür ediyorum. Teşekkürler.

KEMAL ŞAHİN AVUKATI MUSTAFA YÜCE SAVUNMASI

Sanık Kemal Şahin'in samimi savunmalarına katılıyoruz. Kendisinin 6 numaralı eylemi sebebiyle iddianamede atfedilen suçlamaların 3'ünün kendisi açısından maddi ve manevi unsurları yönünden oluşmadığı kanaatindeyiz. Zira kendisi 6 numaralı eylemde arsa sahibi olup, arsasını 1993 yılında almış, kendi şirketlerini ve fabrikalarını oraya taşımak istemiştir. Ancak zaman içerisinde orada oluşan yapılar ve imar durumu sebebiyle bu Webside projesini yapmaya karar vermişler. Bu projenin yapımı %50 hasılat paylaşımı modeliyle meskun inşaat firmalarına verilmiştir.

Bu projenin yapımı, ruhsatlandırılması, pazarlanması, satışı ve iskan alınması tamamen bu 5 müteahhit firmaya aitti. Dolayısıyla Kemal Bey'in inşaatın herhangi bir yönüyle ya da herhangi bir ruhsatla ilgisi, belediyede iş takip etmesi söz konusu değildir. Bu sözleşme yapıldıktan sonra Kemal Bey'in o sözleşmeye, inşaata müdahalesi zaten hayatın olağan akışına da aykırıdır. Zira müteahhitler kendi imalatlarını sözleşmeler çerçevesinde yapıyorlar. Yaptıkları inşaatın tapusu Kemal Bey'e ait şirkete çıkıyor. İlgili şahıslar pazarlamasını yapıyor. Pazarlamasını yaptığı kişiler bedellerini ödediklerinde Kemal Bey'in orada çalışan elemanında vekaletname var.

O inşaattaki bağımsız bölümün payı ödenmişse tapusu ilgili şahısa, müteahhit firmaların belirttiği şahısa devrediliyor. Kemal Bey'in kime satış yapıldığı, nasıl satış yapıldığı veya kimlere devredildiği hususunda kesinlikle ilgisinin olduğu düşünülemez. Zaten böyle bir şey de söz konusu değil. Kemal Bey Türkiye Cumhuriyeti'nin çok nitelikli, gerçekten yerli ve milli bir iş adamıdır. Kendisi Almanya'da Aachen Teknik Üniversitesi mezunu. Almanya ekolünde yetişmiş, bütün işlerini yazılı belgelerle yapan ve buna biz müdafiyiz ama 40 yıldır avukatlığını yapıyoruz. Kendisi hiçbir merdiven altı işlemin tarafı olmamış.

Yaptığı bütün işler resmi belgelerle, kayıtlarla sabit halde durmaktadır. Bu projede de yapılan bağımsız bölümlerin bütün ödemelerinin makbuzu ve dosyası elimizdedir. Yüce mahkeme hangi bağımsız bölümün ödemesini isterse onların makbuzunu da ibraz etmeye hazırız. Zira bu sözleşmeyle ilgili işlerin yürütülmesi noktasında sözleşmeyle birlikte vekaletname de verilmiştir. Vekaletname ile yapılan işler de bellidir. Kendisi bu inşaatın sadece ve sadece sözleşmesini imzalamış, aradaki raporlarla satışların ve hasılatın paylaşımı ile ilgili bilgilendirilmiştir. Kendisinin turizm, tekstil ve buna benzer ihracat firmaları mevcut.

4 kıtada, Polonya'da, Almanya'da, Bulgaristan'da, Mısır'da, Ürdün'de fabrikaları mevcut. Dünyanın 70 ülkesine yakınına ihracat yapıyor.

Hakim: Buraları hızlı geçelim.

Mustafa Yüce: Üstün hizmet madalyasıyla onurlandırılmıştır. Kendisi Almanya'da yaşamasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti'nin lehine Alman vatandaşlığını da kabul etmemiştir. Dolayısıyla ülkemize birçok okul yapmış, 1999 depreminde 48 tane bağımsız bölümü Çorlu ...  ilçesinde bir mahalle kurarak oradaki mağdur vatandaşlarımızı getirmiş.

Hakim: Avukat Bey iddianame kapasamında kalalım çok sanık var.

Mustafa Yüce: Bunun dışında bursala 10 binlerce öğrencilere yurt içinde yurt dışında burs vermiş. İnsanlarımızın Avrupa'da eğitimsiz kalmamasını sağlamış, kimliklerini kaybetmemek üzere orada çocuklarla ilgili koruma faaliyetlerini devam ettirmekte ve ülkemize gerçek manada faydalı olan bir iş insanı olarak kendisinin yurt dışı yasağının, adli kontrol kaldırılmasını talep etmekteyiz. Ayrıca duruşmalardan vareste tutulmasını talep ediyoruz. Nihayetinde unsurları yönünden oluşmayan suçtan da beraatini talep ederiz.

ZEYNEP TEZCAN SAVUNMASI – 28.09.2026

Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; ben aslında burada sanık olarak bulunuyorum ama biraz mağdur olarak savunmamı yapacağım. Murat Kapki'nin, müvekkilim Murat Kapki'nin 4 adet taşınmazını tarafıma devretmesi suretiyle suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama suçu tarafıma isnat edilmekte. Hakkımdaki suçlamayı hiçbir şekilde kabul etmiyorum. İsnada konu taşınmazların bir kısmının tarafıma devredildiği doğrudur. Ancak uyuşmazlık tapuda bir devir işleminin bulunup bulunmadığında değildir. Asıl burada değerlendirilmesi gereken, bu taşınmazları hangi hukuki ve ekonomik sebeple, hangi bilgiyle ve hangi iradeyle devraldığımdır. Ben Murat Kapki'nin malvarlığını yöneten, gizleyen veya koruyan bir kişi değilim. Kendisinin 2014 yılından beri avukatlığını yapmaktayım. Uzun yıllar boyunca da verdiğim hukuki hizmetlerin karşılığını tam olarak da tahsil edemeyen bir avukat olarak burada bulunuyorum. Hakkımdaki isnada konu üç taşınmazla ilişkim de bu sıfattan ve yıllara yayılan tahsil edilemeyen mesleki alacağımdan kaynaklanmakta.

Avukatlık ilişkim ve alacağım taşınmaz devirlerinden yıllar önceye dayanmaktadır. Murat Kapki ile 2014 yılından beridir kapsamlı hukuki hizmet vermekteyim. Kendisinin her türlü hukuki işleriyle ilgilenmekteyim. Buna karşılık avukatlık ücretlerim düzenli şekilde kendisi tarafından ödenmemiştir. Müvekkillik ilişkisini ve devam eden işlerin sürdürülmesini gözeterek uzun süre cebri tahsil yoluna da başvurmadım. Ancak alacağımı farklı tarihlerde talep ettim. Bunlara örnek vermek gerekirse WhatsApp mesajlarımızda, yazışmalarımızda da mevcut. Bunları dosyaya layihayla sunmuştum, tekrar yazılı savunmamda da sunacağım. 4 Ocak... Bu soruşturmaların çok öncesinde bu yazışmalar var efendim. 4 Ocak 2019 tarihinde yapmış olduğum muhasebecimle yazışmamda Murat Kapki'den alacaklarımı kendisinden talep ediyorum. Sonrasında yine 3 Kasım 2022 tarihinde kendisinden ödeme talep ediyorum. 14 Aralık 2022'de, keza yine 2024 yılında da kendisinden alacaklarımı tahsilatını talep etmeye devam ediyorum.

2025 yılına geldiğimizde ise kendisinin ofisine giderek artık senebaşı geldiğini, yeni bir yıla geçtiğimizi, tüm alacaklarımı tahsil etmek istediğimi kendisine beyan ediyorum. Müvekkilim ise nakit ödeme konusunda müsait olmadığını belirterek alacağıma karşılık üç taşınmaz vermeyi tarafıma teklif etti. Ben de hayatın olağan akışına uygun olarak alacağımı tahsil etmek amacıyla teklifini kabul ettim. Ben Murat Kapki'den taşınmazlarını bana devretmesini kendim istemedim, ben alacağımın ödenmesini istedim. Nakit ödeme yerine taşınmazla ifa teklifini yapan müvekkilimin kendisidir. Ben de uzun yıllardır tahsil edemediğim mesleki alacağımın ifası kapsamında bu teklifini kabul ettim. Dolayısıyla benim yönümden işlemin hukuki ve ekonomik sebebi açıktır.

Dosyada dördüncü taşınmaz olarak değerlendirilen taşınmazın hukuki ve ekonomik sebebi tamamen farklıdır. Dördüncü taşınmaz efendim Silivri'de bulunan bir taşınmazdır. Bu taşınmaz benim ve eşimin kendimiz ödeyerek, dekontları da dosyada yine ibraz edilmiştir, benim ve eşimin kendimiz ödeyerek satın almış olduğumuz bir taşınmaz olup bu dosyayla hiçbir alakası ve ilgisi bulunmamaktadır. Dediğim gibi eşimle kendim... Bu taşınmaza ilişkin olarak da 2023 yılının ekim ayında eşimle olan boşanma protokolümüzde de bu taşınmazın taraflar arasında yarı yarıya paylaşılacağına ilişkin de madde mevcuttur; mahkeme kararımızda da bu yer almaktadır. Bu nedenle hakkımdaki isnadın maddi başlangıç noktalarından olan dört taşınmaz devri kabulünün dahi bu ayrım gözetilerek değerlendirilmesi gerekmektedir.

İddianamede suç gelirlerinin kaynağıyla ilişkilendirilen ihale süreçleriyle ilgili de hiçbir bağlantım veya ilgim bulunmamaktadır. Uzun yıllar Murat Kapki'nin avukatlığını yapmış olmam ile iddianamede kendisi yönünden suç gelirlerinin kaynağı olarak ilişkilendirilen İBB ihale süreçlerinin birbirinden kesin biçimde ayrılması gerekmektedir. Ben İBB'den sözleşme konusu ihaleyi alan şirketin hiçbir zaman vekilliğini dahi yapmadım. İBB süreçlerinde veya ihale süreçlerinde hiçbir ilişkim, bir avukatlık hizmetim, danışmanlığım vesaire bulunmamıştır. Bu husus hakkımdaki isnat bakımından son derece önem arz etmektedir.

Benim yönümden suç gelirinin kaynağını gizlemeye yönelik ayrıca bir işlem de somutlaştırılamamıştır. İddianamede benim de suçtan elde ettiği ileri sürülen malvarlığı değerlerinin kaynağını gizleme eylemine iştirak ettiğim kabul edilmektedir. Oysa benim yönümden somutlaştırılan fiile bakıldığında, alacağıma karşılık taşınmaz devralmış olmak dışında ayrıca bir gizleme mekanizması ortaya koyulmamıştır. Tarafıma verilerek daha sonra karşı tarafa geri gönderilmiş bir para yoktur. Görünüşte satış bedeli yaratmak amacıyla gerçekleştirdiğim bir banka hareketi yoktur. Parayı veya taşınmazı üçüncü kişiler üzerinde dolaştırdığım bir işlem yoktur. Gerçek ekonomik ilişkiyi gizlemek amacıyla gerçekleştirdiğim ayrıca bir tasarruf ortaya konulmuş da değildir. Benim açımdan gizlenen bir hukuki sebep de mevcut değildir. Hukuki sebep, yıllardır mevcut olan avukatlık alacağımdır ve bu sebebin varlığı bugünkü soruşturmadan ve taşınmaz devrinden çok yıllar önceki kayıtlarla da zaten açıkça ortaya konulmaktadır.

Dosyada devir olgusu bulunması yine tek başına aklama kastını göstermez. Hakkımdaki suçlama bakımından temel ayrımın burada olduğunu düşünüyorum. Taşınmaz devrini efendim ben inkâr etmiyorum. Ancak bir taşınmazı devralmak ile suçtan kaynaklandığını bildiği bir malvarlığı değerini kaynağını gizlemek amacıyla devralmak aynı şey değildir. Benim ceza sorumluluğum bakımından ikinci hususun şahsım yönünden somut olgularla ortaya konulması gerekmektedir. Benim yönümden objektif kronoloji çok açıktır: 2014 yılından itibaren devam eden uzun süreli bir avukat-müvekkil ilişkisi, yıllar boyunca verilen hukuki hizmetler, ödenmeyen avukatlık ücretleri, 2019 yılında açıkça ifade edilmiş alacak talebi, 2022 yılında doğrudan borçluya yöneltilmiş avukatlık ödeme talepleri ve nihayet 2025 yılında yıllardır mevcut olan bu alacağın üç taşınmazla ifası.

Bu kronolojide 2025 yılında ortaya çıkan yeni bir alacak olgusu yoktur; yeni olan yalnızca ödeme biçimidir. Bu nedenle savunmam taşınmazların tarafıma devredilmesinden sonra oluşturulmuş alternatif bir açıklama da değildir.  Dosyada devir olgusu vardır; ancak bu devir olgusunda benim söz konusu malvarlığı değerlerinin suçtan kaynaklandığını bildiğim veya bunların kaynağını gizleme kastıyla hareket ettiğim sonucuna ulaşılmasını sağlayacak şahsıma özgü somut bağ ortaya konulmuş değildir. Ben bir avukatım. Bir taşınmazın her türlü kamu tarafından pasifine, aktifine görülebileceğini açıkça bilebilirim; 20 yıldır bu mesleğin içerisindeyim. Buradan bile zaten benim bununla ilgili herhangi bir bilgim olup olmadığı açıkça ortadadır efendim.

Ayrıca hakkımda uygulanan tedbirler isnadın sınırlarını aşan sonuçlar doğurmaktadır. 2011 yılında satın almış olduğum arabamın üzerinde tedbir bulunuyor. Murat Kapki ile hiçbir ilgisi olmayan taşınmazımın üzerinde tedbir bulunuyor. Bunun haricinde ben bir avukatım ve mesleğimi bu dava yüzünden icra edemez duruma geldim. Çünkü noterlerde bir ibare konulmuş savcılık tarafından; notere vekâletname vermeye giden müvekkillerime "Kişi sakıncalıdır, bilginiz var mıdır?" deniliyor ve müvekkiller bana artık vekâlet vermekten dahi kaçınmaktadırlar. Her ne kadar noterde "Dört taşınmaz üzerinde işlem yapılamaz" sakıncalı olarak gözükse de noterler iş yoğunluğundan dolayı tabii ki okumuyorlar, müvekkile doğrudan "Sakıncalıdır" diyorlar. Bu bile benim için bir utanç vesilesidir efendim. Ben avukatlık yapamıyorum mesleğimi icra ettiğim için müvekkilimden ödemeleri geçmiş yıllara dayanan ödemelerimi tahsil ettim ve avukatlık mesleğimde birçok yeni meslektaşım, hepsi de benim arkadaşlarım gerçekten kendilerinin önünde de bu savunmayı yapmaktan da esef duyuyorum.

Sonuç ve talebe gelecek olursak, Sayın Başkan, Sayın Heyet; Bu dosyada benim yönümden tartışılması gereken husus, taşınmazların adıma geçmiş geçmiş olup olmadığı değildir. Taşınmazlar adıma geçmiştir. Tartışılması gereken hangi hukuki sebeple ve hangi kasıtla geçtiğidir. Ben Murat Kapki'nin 2014 yılından beri avukatlığını yapıyorum. Yıllarca kapsamlı hukuki hizmet verdim ve ücretlerimi de tam olarak tahsil edemedim. Murat Kapki'ye alacaklı olduğumu, taşınmazlar tarafıma devredildikten sonra söyle söylemedim. Bahsettiğim yazışmalarda da zaten açıkça 2019 yılından itibaren her zaman alacaklarımı talep ettiğim yazılı olarak da dosya dosyamda mevcuttur. Dolayısıyla 2025 yılında ortaya çıkan yeni bir alacak veya sonradan yaratılmış bir durum da söz konusu değildir. Kaldı ki bu üç gayrimenkulün, ben üç diyorum çünkü bir tanesi zaten parasını kendi ödediğim gayrimenkulüm. Kaldı ki bu üç gayrimenkulün de vasıflarına da baktığınızda Murat Kapki'nin toplam mal varlığı değerleri arasında bunlar devede kulak kalıyor.

Dördüncü olarak dosyaya dahil edilen Silivri'deki taşınmazın bedeli dediğimiz gibi ben ve eşim tarafından zaten ödenmiştir. İddianamede Murat Kapki'nin de suç gelirini kaynağıyla ilişkilendirilen İBB ihale sürecinin hiçbir aşamasında görev almadım. İhaleyi alan şirketin avukatı değilim. Bu şirketin ihale öncesindeki, ihale sırasındaki veya ihale sonrasındaki işlemlerinde de herhangi bir dahilim bulunmadığı gibi şirketin avukatı avukatını dahi tanımıyorum. Bu bu salonda zaten müvekkilim ve ailesi dışında bulunan hiç kimseyi tanımıyorum. Sonuc olarak efendim, ben yıllardır ödenmeyen mesleki alacağımı tahsil ettim. Açıklanan nedenlerle üzerime atılı suçtan beraatime, hakkımdaki müsadere talebinin reddine, isnatla hiçbir maddi ve zamansal bağlantısı bulunmayan mal varlığı değerleri üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasına ve mesleki faaliyetimi etkileyen noter uygulamasındaki kısıtlamanın yalnızca ilgili mal varlığına sunulmasına karar verilmiş olmasına rağmen kaldırılmasını talep ederim. Burada bulunmaktan o kadar üzgünüm ki, kusura bakmayın lütfen.

Hakim: Protokol sunulmuş muydu? Size de sordular mı?

Zeynep Tezcan: Evet, protokolü ibraz etmiştim tekrar ibraz ederim.

MURAT KAPKİ SORUYOR

Murat Kapki: Zeynep geçmiş olsun.

Zeynep Tezcan: Teşekkür ederim.

Murat Kapki: Zeynep, Berat Kapki, ikimiz arasındaki bu evlerinizin sana devredilmesini aramızdaki bir hileli bir şey olarak dile getirdiği için aslında sen buradasın. Biz seninle bana geldiğin zaman ofisimde görüşürken bu alacak verecek olaylarını konuşurken ikimiz dışında odada başka hiçbir kimse var mıydı?

Zeynep Tezcan: Hayır, yoktu. Berat Kapki, Murat Kapki'nin şoförüdür. Ben Murat Kapki'nin 2014 yılından beri vekilliğini yapıyorum. Ofisine gidip görüşmekten daha doğal ne olabilir? Berat Kapki benim içeride ne yaptığımı, Murat Bey'le ne konuştuğumu nasıl bilebilecek durumda?

Murat Kapki: Teşekkür ederim.

ZEYNEP TEZCAN AVUKATI MAHMUT FIRAT SAVUNMASI

Sayın Başkan, değerli heyet; zaten müvekkilimin bir avukat olması hasebiyle aslında bütün hususları çok ayrıntılı bir şekilde ifade etmiş olmakla birlikte, ben de birkaç hususun altını özellikle çizmek isterim.  Şimdi kendisi ifade esnasında da belirtti; kendisi 27 yıllık avukat. Bugün tapu devrinde tapu kayıtlarının şeffaf olduğunu, bugün bir savcılık makamının, icra müdürlüğünün veyahut herhangi bir tapu müdürlüğüne gittiğinizde bu devrin kimler arasında gerçekleştirildiğini çok açık bir şekilde bilebilecek akla, ferasete ve hukuki bilgiye sahip bir kimse. Şimdi bu bilgiye ve ferasete sahip olan birinin sözde ya da iddialar öyle, bunlar Sayın Mahkeme tarafından incelenecektir, araştırılacaktır ve ortaya konulacaktır, eğer suç sonucu elde edilmiş mallarsa bunlar, iddia bu, sanık bunlar yapıldı ve devredildi diyor, onu var varsaysak bile avukatlık olan müvekkilimin bugüne kadar herhangi bir şekilde hesaba bir para transferi, banka hareketliliği ya da o sözde paranın aklanması hususunda herhangi bir icraatı yok iken, kendisi de ifade ettiği üzere bir sürü başka gayrimenkul var iken, nispeten maddi değeri çok ama çok düşük olan, sadece avukatlık ücretine mahsuben almış olduğu gayrimenkullerin devrini gerekli herhangi bir soruşturma ya da incelemede ortaya dökülebileceğini bilebilmesine rağmen gidip bunu yapması bence o kişinin aklına hakarettir, yaptığı avukatlık mesleğine de hakarettir. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Bu hususun özellikle altını çizmek isterim.

Evet, müvekkilim yaklaşık 10 yıla yakın avukatlığını üstlenmiştir. Birçok hususta da, her konuda olmamakla birlikte, birçok konuda da avukatlığını yapmıştır. Bu avukatlığı sonucunda bazı alacakları doğmuştur. Bu alacaklar kimine göre az olabilir, kimine göre çok görülebilir. Günün sonunda bu alacağın tahsili için talepleri, yazılı talepleri, yazışmaları mevcuttur. Bütün bu olayların ortaya çıkmadan yıllar öncesine dayanan yazışmalar var, WhatsApp yazışmaları vardır; Murat Bey bu alacağımı ne zaman tahsil edeceğim diye. Dolayısıyla bunların hepsinin birer kurgu olacağını düşünmek çok gerçekçi ve akla yakın gelmemektedir. Bunun için de deliller var. Diğer hususlarda, evet müvekkilim gerçekten bu konularda mağdur olmuştur. Bu bahsi geçen üç gayrimenkulün kendisine yarattığı tahribat şu anda belki o gayrimenkullerin değerinden daha yüksektir. Ve bu soruşturmaların olacağına dair zaten bir bilgisi söz konusu değildi. Bilebilmesi de zaten mümkün değildi. Eğer böyle bir şey olmuş olsaydı, başka gayrimenkuller değil de neden bu kadar değeri düşük olan gayrimenkulleri devralmış olacaktı? Dolayısıyla bu ve buna benzer, hayatın olağan akışına uygun ve mantıklı hukuk kuralları çerçevesinde bu soruları sorup bunların nedenlerini, niçin ve nasılını doğru şekilde yanıtlandırmış olsaydı belki biz bugün şu aşamada bu ifadeleri dahi vermek zorunda kalmayacaktık.

Ama ben şu an anlıyorum ki, bu bahsi geçen her kim olursa olsun bir şekilde herhalde burada, buranın suyunu içmek üzere bir şeyin içerisine düşmüşler. Dediğim gibi müvekkilim defalarca bunu ifade etti, savcılık aşamasında da ifade etti ve biz burada da ifade ediyoruz. Yine soruyorum, bir daha sormak istiyorum: Çünkü hiç kimse tapu kayıtları gibi açık, şeffaf olan kayıtlarla suç unsuru neticesinde, suç işleyerek elde edilmiş olan bir parayı, kararı gizlemek için bir eylem içerisinde bulunmaz. Müvekkilim cahil bir insan değildir. Sadece bu sorunun doğru bir şekilde cevabını verirsek, bu bile müvekkilim tarafından bu suçun işlenmediğini, bu kasıtla hareket etmediğini, kötü niyetle hareket etmediğini bilebilecek durumdayız. Biz tabii ki iddianameler çerçevesinde şu anda burada bulunan sanık Murat ile ilgili eylemler konusunda değerlendirme veya yorum yapacak konumda ve statüde değiliz. Onun hangi niyetle bu devri, bunları devretmiş olabileceği konusunda da bizim bir fikrimiz yok. Onun da tamamen iyi niyetli bir şekilde, gerçekten belki bu var olan borcunu ödemek maksadıyla hareket ettiğini varsayıyoruz ve öyle düşünüyoruz.

Bizim durumumuz ve pozisyonumuz tamamen bundan ibarettir. Artık yıllara sarih cereyan eden, müvekkilimin avukatlık mesleğini icra etmekteki zorlandığı bu durumdan bir an önce meslektaşımız olarak kurtarmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü şu anda mesleğini icra edemez duruma gelmiş noktadadır. Bu nedenlerle de bahsi geçen devredilmiş olan üç gayrimenkul üzerindeki tüm tedbir durabilir, bunda herhangi bir itirazımız söz konusu değil; ancak diğer adli kontrol ve tedbir kararlarının kaldırılmasını Sayın Mahkemeden arz ve talep ediyoruz efendim. Aynı zamanda duruşmalardan da vareste tutulmasını talep ederiz.

AHMET PALAZOĞLU SAVUNMASI – 28.09.2026

Ahmet Palazoğlu: Sayın Başkan savcılık ve polis ifademe ekleyeceğim herhangi bir şeyi yoktur, beraatımı talep ederim.

Murat Ongun: Bu ağabeyin Muhittin'in bir beyanı var. Diyor ki, 2023 yılında Kültür A.Ş.'den kazandıkları bir ihale var. Ama sizin soyadınız dışında başka bir firma üzerinden girilmiş. Kendisi gelince sorarız hangisi olduğunu. Ama siz de biliyor musunuz diye soracağım. Çünkü ifadesinde diyor ki, 2023'teki tüm bu süreci kardeşim Ahmet Palazoğlu yönetti diyor. O süreci siz mi yönettiniz? Ona göre sorularım olacak.

Ahmet Palazoğlu: Yok hayır, ben yönetmedim. Ben 2022 20 Aralık'ta ayrıldım ondan. O süreçte iş devretmek için bir süre boyunca birlikte çalıştım ama onun yapmış olduğu ilişkilerle, konuşmalarla hiçbir ilgim yok.

Murat Ongun: Siz 20 Aralık 2022'den sonra ayrıldınız. Doğal olarak o ifade doğru değil. Peki Ahmet Bey, teşekkür ederim.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Şimdi sorum biraz denk düşecek gibi olacak ilk soruma ama aslında denk düşmüyor. Ben birkaç şey soruyorum alt başlıkta. Şimdi Muhittin Palazoğlu 20 Mart 2025 tarihli emniyet ifadesinde şöyle söylüyor. Bunları söylüyorum ki sizin anımsayabilmeniz için. Biraz vaktinizi alacağım o bakımdan kusura bakmayın. Muhittin Bey 20 Mart 2025 tarihli emniyet ifadesinde şunu söylüyor: "10 Haziran 2019 yılında Mehmet Esat Palazoğlu tüm payını Ahmet Palazoğlu'na devretmiştir. 27 Aralık 2019'da ise ben tüm paylarımı kardeşim Ahmet Palazoğlu'na devrettim ve müdürlük görevim ve imza yetkim de bu tarihte sona ermiştir. 27 Aralık 2019 ile 4 Mart 2025 tarihine kadar şirkette herhangi bir bilgim yoktur."

Yine Muhittin Palazoğlu 26 Mart 2025 tarihli savcılık ifadesinde bu sefer diyor ki: "31 Aralık 2023 tarihine kadar fiili olarak ve resmi olarak Adstation'ı kardeşim Ahmet Palazoğlu yönetiyordu. Bu tarihe kadar Emrah Bağdatlı ile bütün süreçleri kendisi yönetmiştir." Muhittin Palazoğlu'nun savcılıktaki bu ifadesinden bir gün sonra Deniz Dörtyol ifade veriyor ve Deniz Dörtyol da şöyle söylüyor: "2023 yılında şirketimizin tüm yönetimi Ahmet Palazoğlu üzerinde olduğu için hangi ihaleye girildi, ne iş yapıldı tam olarak bilgim yoktur. 1 Ocak 2024 tarihinde Ahmet Palazoğlu'nun aktif olarak Adstation'daki görevlerinden ayrılmasından sonra ise Emrah Bağdatlı sonradan adının dosyalacılık olduğunu öğrendiğim ihale işlerini bana teklif etti." Yani Deniz Dörtyol da Muhittin Palazoğlu'nun ifadesini destekliyor. Ama siz 22 Mart... Bu arada sizin iki ifadenizde de etkin pişmanlık ifadesi değil, emniyette de savcılıkta da. 22 Mart 2025 tarihli savcılık ifadesinde diyorsunuz ki: "2022 yılından itibaren sorulan ihalelerle ilgili herhangi bir bilgim yoktur." Hatta 20 Mart 2025'te emniyette de bir ifade veriyorsunuz ve diyorsunuz ki: "2022 yılı sonuna kadar ortağınız Muhittin Palazoğlu ile çalıştığınızı, ancak bu tarihten sonra yollarınızı ayırarak kendi inşaat ve taahhüt işlerinizi yapmaklığınızı ifade etmişsiniz."

Şimdi Ahmet Bey, Muhittin Palazoğlu ve Deniz Dörtyol'un iddia ettiği gibi sizin 2023 yılı sonuna kadar Adstation'ı fiilen ve resmen yönettiğiniz ve bu tarihe kadar Emrah Bağdatlı ile olan ilişkileri yönettiğiniz doğru mu? Yoksa sizin ifadenizdeki iddianız doğru da Muhittin Palazoğlu ve Deniz Dörtyol yeni yalan mı söylüyorlar?

Hakim: Şimdi avukatınıza da aynı soruyu, müvekkiliniz sordu.

Rahşan Sertkaya: Efendim?

Hakim: 2-3 dakika ifade okuyarak aynı şeyi sordunuz ya.

Rahşan Sertkaya: Efendim ben hatırlatmak için söylüyorum.

Hakim: Neyi hatırlatacaksın? Sordu zaten 2022'den sonra benim bağlantım kalmadığı ifadeyi kabul etmiyorum ben zaten. Yani aynı şeyi müvekkiliniz sordu, cevapladım. Ben aynı soruyu bir daha...

Rahşan Sertkaya: Peki efendim. Tamam. Müsaade ederseniz bir dakika.

Şimdi 26 Mart 2025 tarihli savcılık ifadesinde Muhittin Palazoğlu şöyle söylüyor: Ocak 20... Ama bunları tek tek sormam lazım efendim. Mesela diyor ki... Ama Muhittin Palazoğlu diyor ki mesela: Ahmet Palazoğlu, Deniz Dörtyol'dan süreci devraldı. Devraldı mı mesela? Bunu sormamız lazım. Çünkü buradaki bir an sonra bu ihale süreçlerini acaba... Şöyle söyleyeyim, bu Adstation'daki ihale süreçlerini siz mi yönettiniz yoksa Muhittin Palazoğlu mu?

Ahmet Palazoğlu: Adstation'da ihaleye girilmedi. Adstation'a ihaleye...

Rahşan Sertkaya: İki teklif vermişsiniz sanırım, ikisini de alamamışsınız, doğru mu?

Ahmet Palazoğlu: Ama benim olduğum zaman zarfında değil o teklifler. Benden sonra olan süreçlerde. Ben 2022 20 Aralık 2022'de tamamen ilişkimi kestim. Bundan sonra olabilecek olan ilişkileri ben yönetemem. Veya zaten şirket benim üstümde olsa da, şirket benim olsaydı ben yönetiyor olurdum. Ama orada üstümde var olan bir işleri devretmek için bir iki süre belirlendik. O süre zarfında da zaten ben bu toplantılara durmadım.

Rahşan Sertkaya: Yani Deniz Dörtyol, Muhittin Palazoğlu yönetiyordu ikisi. İkisi değil, Muhittin Palazoğlu ile Deniz Dörtyol'u biliyor musunuz?

Ahmet Palazoğlu: Birlikte çalışıyorlardı zaten.

Rahşan Sertkaya: Birlikte Adstation'da beraber çalışıyorlardı değil mi? Peki, şimdi diyorsunuz ki her şey ihale süreçleri abimin emri komutasındadır. Savcılık makamı da Muhittin Palazoğlu yönetiminde ve Deniz Dörtyol tarafından yönetildiğini söylüyor Adstation'ın. Dolayısıyla Adstation tarafından ihalelere Muhittin Palazoğlu'nun emir ve komutasında Deniz Dörtyol tarafından hazırlanıp katılım sağlandığını söyleyebilir miyiz? Peki, teşekkür ediyorum.

Ahmet Palazoğlu: Bütün süreci, beyanlarımda belirttiğim, onlar nasıl gördülerse ben bilmiyorum. Sağ olun.

BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

Cansu Çiftçi: Birkaç sorum olacak. Öncelikle ağabeyinizin ifadesinde şundan bahsetmişti: İsim, soyismimizden dolayı yasaklı olduğumuz için ihalelere falan giremiyoruz. Sizin buna dair bir yasaklılığa dair bir bilginiz var mı? Herhangi bir şekilde böyle bir şeyle karşılaştınız mı?

Ahmet Palazoğlu: Yasaklı demeyelim de tepki diyelim. Yani bizim, biz AK Parti zamanında bu işleri yapıyoruz. O zamanlarda ismimizden, soyismimizden kaynaklı çok fazla bir tepki aldığımızdan dolayı biz bu işlerden artık uzaklaştık.

Cansu Çiftçi: Yani sizin şöyle, mi anlıyorum? AK Parti'yle olduğunuz varsayımıyla CHP'li bir belediyeden iş alamadınız, alamıyorsunuz. Size karşıt bir görüş gibi mi bir şey mi anlamak gerekiyor?

Ahmet Palazoğlu: Zaten haberlerde çıkan, benim kardeşimin yapmış olduğu evlilikten kaynaklı bütün olaylar buraya çekildiğinden dolayı biz artık ticari olarak bu yerlerde bulunmama, ikimiz de kendi firmamızı bulunmama kararı aldık.

Cansu Çiftçi: Hım, sizin verdiğiniz karar yani. Peki. Sizin, ağabeyinizin ya da veya ikinizin birlikte S Station haricinde yönetiminde bulunduğunuz veya işte işlerini yürüttüğünüz size resmi olarak bağlı veya da organik, inorganik bir bağınızın olduğu başka başka firmalar var mı bu şekilde ihale edebilen? Sizin olmasa bile ağabeyinizin veya da Deniz Dörtyol'un denetimini verdiği, onun takip etmesini istediği?

Ahmet Palazoğlu: Zaten ofisine çıkan kişilerde onu gösteriyoruz.

Cansu Çiftçi: Hangi firmalar? Bahsedebilir misiniz bildiğiniz kadarıyla? AHD vesaire, SYK... Hani iddianamede ismi geçen kişiler de olan. Başka bir bilginiz var mı bu konuda?

Ahmet Palazoğlu: Evet.

Cansu Çiftçi: Tamam, teşekkür ederim.

EMRAH BAĞDATLI AVUKATI SORUYOR

Avukat: Tek sorum var, geçmiş olsun. Bu ofisten çıkan kaşeler, 39 adet herhalde, bunlarla ilgili bilginiz var mı?

Ahmet Palazoğlu: Hayır.

Avukat: Teşekkürler.

AHMET PALAZOĞLU AVUKATI SEVGİ İLTER SAVUNMASI

Öncelikle müvekkilim Ahmet Palazoğlu'na ait Bilişim şirketinin sadece kâğıt üzerinde sahibi olduğunu söylemek yanlıştır. Şirketin fiili sahibi ve yöneticisi sanık Muhittin Palazoğlu'dur. Hatta sanık Muhittin Palazoğlu tarafından, sanık Ahmet Palazoğlu'na şirketten ayrıldıktan sonra verilen yazılı belgede tüm sorumluluğun kendisine ait olduğu ifade edilmiştir. Müvekkilin üzerine atılı suçu işlediğine dair sanık Muhittin Palazoğlu'nun kendisini suçtan kurtarmaya yönelik, birbiriyle çelişkili ifadelerinden başka hiçbir somut delil bulunmamaktadır. İddianamede dayanak yapılan HTS kayıtlarında tek başına hiçbir delil değeri bulunmamaktadır. Dosyada mevcut MASAK raporlarından da sanık hakkında suça konu rüşvet iddialarını doğrulayan herhangi bir tespitte bulunulmamaktadır. Müvekkilimizin beraatini talep ediyoruz.

MEHMET RECEP TAŞÇI SAVUNMASI – 28.09.2026

Sayın Başkanım, kıymetli heyet, sayın savcım; 2017 yılında Medya A.Ş.'de çalışmaya başladım. 2018 yılında ise şirket içi rotasyon kapsamında satın alma müdürlüğünde, Satın Alma Müdürlüğü bünyesinde göreve başladım. İhale süreçlerinde kişi veya firmaları belirleme ya da bu konuda karar verme yetkim bulunmamaktadır. Üst yönetim tarafından belirlenen kişi veya firmalar satın alma birimine bildiriliyor, ben de görevim gereği yalnızca evrak ve idari işlemleri yürütüyorum. Soruşturma kapsamında savcılıkta verdiğim ifadenin 11 Kasım 2025 tarihli düzenlenen iddianame ile birlikte ortaya çıkmasının ardından yaklaşık 10 yıl çalıştığım işimden iki hafta içerisinde çıkarıldım. Bu konuyla ilgili dava açtım, söz konusu dava hâlen devam etmektedir. Tüm bildiklerimi emniyette ve savcılıkta anlattım. Emniyet ve savcılıkta vermiş olduğum ifadeleri aynen teyit ediyor ve beyanlarımın arkasında olduğumu ifade ediyorum. Herhangi bir ihale usulsüzlüğüne katılmadım. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum ve beraatimi talep ediyorum.

SAVCI SORGUSU

Savcı: İfade beyanlarınızda şeyden bahsetmişsiniz, İBB’nin ihalelere hangi firmaların alacağı ya da teklif hangi firmanın gireceğini ve vereceği teklif belirlenmiş olarak stüdyodaki iletişim koordinasyonundan gelirdi. Buna göre beyanınız üzerine bu hususları açar mısınız?

Mehmet Recep Taşçı: Şu şekilde açıklayayım orayı. İletişim koordinasyonundan bize hangi firmaların hangi ihaleye gireceği, hangi rakama alınacağı önceden bildirilirdi. Biz de buna göre işlemlerini yapardık.

Savcı: Kim bildirirdi size mesela?

Mehmet Recep Taşçı: Net bir şekilde bana şahsıma gelmiyordu ama iletişimden bildirdiler, Gökhan Köseoğlu müdürümüze bildirirdi veya genel müdürümüzle birlikte gelirdi.

Savcı: Peki Emrah Bağdatlı'yı tanır mısınız?

Mehmet Recep Taşçı: Tanırım, evet.

Savcı: Kimdir? Görevi nedir Medya A.Ş.'de?

Mehmet Recep Taşçı: Herhangi bir görevi yok Medya A.Ş.'de.

Savcı: Onunla ilgili ifadenizde beyanınız var.

Mehmet Recep Taşçı: Evet evet Medya A.Ş.'de bir görevi yok. Firmaları üzerinden organik bağı olmayan inorganik firmalarıyla medya şirket olsun, kültür şirket olsun birçok ihale aldığı bilgisine sahibiz.

Savcı: Güldem Şık’ı tanır mısınız?

Mehmet Recep Taşçı: Güldem Hanım… İletişimde böyle bir arkadaşın çalıştığını bilirim ama şu an görsem bile tanıyamam yani.

Savcı: Yine ifadenizde şöyle demişsiniz: "Bu ve benzeri ihalelerde her şeyin belirleyicisi İletişim Birimi ve Emrah Bağdatlı olmuştur. Onların da direkt İmamoğlu ve Murat Ongun ile bağlantılı faaliyetler yürüttüğü, talimatları direkt onlardan aldığını biliyorum" şeklinde beyanınız var. Neye dayanarak söylüyorsunuz?

Mehmet Recep Taşçı: Orada aslında hiyerarşik yapıdan bahsediyorum Sayın Savcım. Şu şekilde izah edeyim, buraya ben notumu da almıştım onunla ilgili. Mesela bana gelen talimatlar bir üstümden, müdürümden geliyordu. Müdürüme de tabii onun üstünden Genel Müdür'den, Genel Müdürümüze de Yönetim Kurulu Başkanımız Murat Bey'den. Bu hiyerarşiyi düşünerek gidersek de en sonunda Sayın İmamoğlu'ndan geldiğini düşünerek aslında bu şekilde beyan etmiştim.

Savcı: Bu Fatoş Ayık, Emrah Bağdatlı ve Gökhan Köseoğlu arasında bir iletişimden bahsetmişsiniz. Bu nasıl bir iletişimdi, ne ile ilgiliydi?

Mehmet Recep Taşçı: Nasıl Sayın Savcım, tam anlayamadım?

Savcı: İfadenizde Fatoş Ayık, Emrah Bağdatlı ve Gökhan Köseoğlu ile bu konular için iletişim haliydi şeklinde beyanınız...

Mehmet Recep Taşçı: Yani ihale öncelerinde Gökhan Köseoğlu ve Emrah Bağdatlı, Fatoş Hanım bilgileri getirirdi. O şekilde iletişim halindelerdi.

Savcı: Peki Barış Kılıç?

Mehmet Recep Taşçı: Barış Kılıç'la benim iletişimim yoktu.

Savcı: Yine bu ifadelerinizde şeyden bahsetmişsiniz. Bizim Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından medya A.Ş.’ye gönderilen bir müzekkere var. Adli harice ilişkin evrakları istemiş. Bu evrakın istenmesinden daha sonra Emrah Bağdatlı Medya A.Ş.’ye gelip bu konu hakkında bir görüşme yapmış herhalde.

Mehmet Recep Taşçı: Konu hakkında olup olmadığını bilmiyorum. Sadece geldiğini biliyorum.

Savcı: Peki nasıl bir toplantı yapıldı? Emrah Bağdatlı kimle görüştü?

Mehmet Recep Taşçı: Geldiğinde ilk Fatoş Hanım'ın, yani Fatoş Hanım müdürümüzün yanına geldi. Daha sonra genel müdürümüzle çok kısa, ayaküstü bir görüşme yaptı. Yani müdürümün odası yan yana olduğumuz için ve cam oda olduğu için net görüyordum.

Savcı: Şey sormuşsunuz. Sorduğumda ise sadece ihale ile ilgili geldiğini Fatoş Hanım tarafından aktarılmıştır şeklinde.

Mehmet Recep Taşçı: Evet o gün ihale ile alakalı geldiğini söyledi. Çok öyle detay vermedi.

Savcı: Hangi ihale şey? O an çıkan bir ihale mi yoksa soruşturmaya ilişkin bir şey mi? Bahsettiğiniz süreçle ilgili?

Mehmet Recep Taşçı: Genel müdürlüğün ihalesi vardı o zaman...

Bilinmeyen konuşmacı: Ben çok özür dilerim burada ufak bir şey söylemek istiyorum. Yanılmıyorsam geldiği tarih 20 ya da 21 Şubat. O tarihte hakediş ihaleleri yapılalı çoktan bitmişti, 17 ya da 18 Saadet Bey'in aldığı ihaleler burada. O yüzden hatırlatmak isterim. Süreci tespit eden evraklar iletilmişti ama o da orada olmadığı için muhtemelen bilmiyor olabilir tabii ki.

Savcı: Emrah Bağdatlı'ya ilişkin bu fatura kesiminden itibaren 45 gün olan ödeme tarihi söz konusu Emrah Bağdatlı'nın firması olduğunda defalarca bu kurala uyulmadığını, ödeme istendiğinde göz gözetilmekte şeklinde. Emrah Bağdatlı'nın şirketlerine karşı ödeme anlamında...

Mehmet Recep Taşçı: İnisiyatif kullanıyordu.

Savcı: Resmi şirketlerine mi yoksa iddianamede iddia edilen gayriresmi şirketlerine mi? Hani Emrah'ın kendi resmi şirketlerine ilişkin mi? Yoksa iddianamede iddia edildiği gibi gayriresmi ortağı olduğu...

Mehmet Recep Taşçı: Sanmıyorum çünkü 2022'den sonra kendi resmi şirketiyle bizden iş yapmadı hiç. Diğer, diğer kullandığı firmalar üzerinden oldu.

Savcı: Bunlar hangi firmalardı bildiğiniz kadarıyla?

Mehmet Recep Taşçı: Yani çok vardı onunla ilgili.

Savcı: Yani Emrah kendi resmi şirketinden ihaleye girmeyip...

Mehmet Recep Taşçı: Yok, tabi evet.

Savcı: Gayriresmi ortağı olduğu şirketlerden mi ihaleye girdi?

Mehmet Recep Taşçı: Evet, aynen öyle.

Savcı: Bunların ödemesiyle ilgili hani kolaylık sağlanması süreci...

Mehmet Recep Taşçı: Yani sadece o erken ödendi. %100 değil ama bazı dosyalar için aradığı zaman erken ödeme çıkarttıklarını biliyorum.

Savcı: Anladım.

FATOŞ AYIK SORUYOR

Fatoş Ayık: Arkadaşlar merhaba. Sizinle beraber çalıştığımız dönem 2 satın alma birimi olarak işleyişine dair bazı sorularım olacak. Medya A.Ş. hizmetler ile ilgili yani prodüksiyon şirketi gibi video çekimleri yapardı, film yapımları yapardı, grafik tasarımları, sosyal medya hesap yönetimi ve web sitesinin tasarımı yazılımı gibi hizmetler sunardı. Bu hizmetlerle ilgili olarak da ihalelere katılırdı. Açık ihaleyse EKAP'tan ihale dokümanlarını indirirdik ya da 3G davet usulü ise işler şirketlerinden teklif vermemiz için davet mailleri gelirdi. Doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur.

Fatoş Ayık: İndirdiğimiz ihale dokümanlarındaki teknik şartname ve birim fiyat cetvelini ya da davet maili geldiğinde ekindeki teknik şartnameyi, birim fiyat teklif formunu Medya A.Ş.'nin hangi müdürlüğüne, hangi birimine mail atardık incelemeleri için?

Mehmet Recep Taşçı: En ilgili müdürlük, hangi birim ilgileniyorsa.

Fatoş Ayık: Yani Kurumsal ve Müşteri İlişkileri Birimi'ne gönderirdik, doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur.

Fatoş Ayık: Peki bir ihaleye katılıp katılmama kararını kim verirdi? Yani Satın Alma Birimi'nin bu ihaleye katılalım deme gibi bir karar yetkisi var mıydı?

Mehmet Recep Taşçı: Ya kesinlikle yoktu.

Fatoş Ayık: Teşekkür ederim. Açık ihaleyse zaten teklifi EKAP'tan e-imza ile girerdik. Davet maili geldiyse ıslak imzalı olarak gönderirdik ya da dijital olarak mail üzerinden dönüş sağlardık, doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Evet doğrudur.

Fatoş Ayık: Peki bu ihalelerde teklif edilecek rakamları bazen bize sözlü bile söylese ha bir kurumsal işleyiş olsun, yazıya dökülsün diye bunları bize yine Müşteri İlişkileri ne şekilde gönderilsin isterdik?

Mehmet Recep Taşçı: Yine de mail üzerinden, bazen de yazılı çıktı olarak.

Fatoş Ayık: Teşekkür ederim. Başkanım Ek 1'de de yine bir yanlışlık olmasın diye bunlardan 6 7 tane örnek paylaşıyorum hem açık ihale hem yani işleyişi görmeniz açısından. Yani bize gelen davetleri ya da indirdiğimiz dokümanları incelemeleri ve teklif hazırlamaları için Müşteri İlişkileri Birimi'ne gönderdik. Daha sonrasında da Recep Bey sonraki usulü işlemleri gerçekleştirdi, doğru mu? Yani bir karar verme durumu yoktu.

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur.

Fatoş Ayık: Teşekkürler. Alt ihalelerle ilgili birkaç ufak sorum olacak. İBB'den, müdürlükten ya da iştirak şirketinden bir ihale kazandığınızda şirketimiz diyelim ki Bilgi İşlem Birimi'nin bir yazılım, donanım ihtiyacı oldu ya da İdari İşler'in bir iaşe ihtiyacı oldu. Bu tip durumlarda bir mal ve hizmet alımı yapılırken gerekli olan Satın Alma Talep Formu ve teknik şartnameyi kim oluştururdu, Satın Alma Birimi'ne nasıl teslim ederlerdi?

Mehmet Recep Taşçı: Hangi birimin ihtiyacı varsa o birim. Bilgi işlemse bilgi işlem, sadece görselse görsel. Bunlar bize hazırlayıp iletirlerdi.

Fatoş Ayık: Evet.

Mehmet Recep Taşçı: Biz sadece usulüne [anlaşılamadı] kontrol ederdik.

Fatoş Ayık: Burada bir şey daha soracağım. Diyelim ki uhdemizde bir iş kaldı. Örneğin diyelim ki 5 tane film yapmak gibi bir taahhüt altına girdik. Bu 5 film de içerideki ekip ekipman tarafından mı yapılacak yoksa dışarıdan bir hizmet alımı mı yapılacak, bu 5 filmin diyelim 3'ü içeride 2'si dışarıda mı yapılacak, buna karar verme kimdeydi?

Mehmet Recep Taşçı: Yine ilgili birim.

Fatoş Ayık: Hangi birim? Yani Satın Alma Birimi'nin burada yine bir karar verme durumu yoktu.

Mehmet Recep Taşçı: Hangi birimse.

Fatoş Ayık: Tamam. ..... uzman olarak en son görev yapıyordu.. Senin....... arkadaşımız vardı. Bu satın alma talepleri bize onaylı, imzalı olarak gelirdi dediğin gibi. Görevi dağılımını ya sen yapardın ya da beraber yapardınız, doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur.

Fatoş Ayık: EKAP'tan katıldığımız ihaleler dışında genelde 22d doğrudan temin ya da 3G istisna davet usulü şeklinde alımlar yapardık. Firmalardan teklif isterken hangi yolla biz bunu, yani EKAP olunca zaten açık ihale olarak ilan ediliyor ama diğerlerini biz firmaları nasıl davet ederdik, nasıl teklif isterdik?

Mehmet Recep Taşçı: Mail üzerinden ediyorduk.

Fatoş Ayık: Tamam. Burada Sayın Başkanım sizinle paylaşmak istedim. Aslında Sayın Savcım da hem geçtiğimiz ay bir tedarikçiye sormuştu hem de cuma günü de bir tedarikçiye sormuştu ihalelere nasıl davet edildiniz diye. Medya A.Ş.'de senelerdir eğer açık ilan ihalesi değilse muhakkak teklif ile davette bulunulurdu. Hatta size de 89 ve 106. eylemler bakımından aynı ihalenin 2023 yılındaki 25'e davet maillerini sizinle paylaştık. Orada aslında hani usûl bir işleyişin standart olduğunu görebilirsiniz dedim. Diğer bir soru, Medya A.Ş. Organizasyon Ek Kitabı'nda en son kısmında burada yazan bir sorumluluk kısmında, sorumluluk kısmında şöyle bir şey var. Alım şekillerini mevzuat çerçevesinde belirlemek, iş ve işi belirleyerek ivedi iş ve işlerin gerçekleşip teslim edilmesidir. Yani biz alım usulünü nasıl belirlerdik? Yani bize gelen bir talep 22d'ye göre mi alınacak, 3G'ye göre mi alınacak, açık ihale mi olacak, 21b mi olacak? Buralarda hangi kriterlere bakardık?

Mehmet Recep Taşçı: Ya tabi öncelikle rakamsal büyüklüğü önemliydi. Özellikle açık ihale olacaksa bir yaklaşık maliyet çalışması yapılır, rakamına göre açık ihale, pazarlık usulü en son ona göre karar verilirdi.

Fatoş Ayık: Yani buradan tekil olarak bizim doğrudan temin olsun gibi bir şey diyemezdik.

Mehmet Recep Taşçı: Yok, asla. Zaten bir kişi karar veremez.

Fatoş Ayık: Teşekkür ederim. Bir yüklenici ya da alt yükleniciye sözleşme imzalanınca sözleşme ilgili birime mail atılırdı. Başlamadan sonra firmaya işin sipariş edilmesi, üretim süreci, teslim alanı...

Mehmet Recep Taşçı: Bizimle hiç alakası olmayan işler.

Fatoş Ayık: Teşekkür ederim. Medya A.Ş.'de tüm hakedişi konusu hem gelir elde ettiğimiz hem de gider faturaları karşılıklarını özellikle ben yönetici olduktan sonra tek tek arşivlettim. Buna da şahitlik eder misiniz?

Mehmet Recep Taşçı: Evet.

Fatoş Ayık: Teşekkür ederim. Son bir sorum olacak. Medya A.Ş. Satın Alma Birimi olarak iş takibini Google Drive'da Excel listeleri üzerinden yapardık. Hatta 2015 yılından beri sekme sekme açar, hatırlıyorsun var olan bir sistemimiz vardı. O listenin en sonuna bir de Halkla İlişkiler Müdürlüğü ile ilgili ihale dönemi geldiğinde bir sekme daha açardık. Oraya da alt yüklenicinin alt ihaleye katılacak, davet edilecek firmaları yazardık. Hatırlıyor musun o tabloyu? Şöyle bir tabloyu yaklaşık.

Mehmet Recep Taşçı: Siz hazırlamıştınız.

Fatoş Ayık: Bu tabloda aslında Başkanım bunu da tekrar ek olarak sunmak istedim bu vesileyle. Savunmamda da defaatle belirtmiştim aslında davet edilecek firmaların özellikle işte sahibi kimdir, sermayesi nedir, kuruluşu nedir, NACE kodu, faaliyet alanı, bunlara özellikle de ihaleye davet etmeden önce gözden geçirirdik ve buna göre de mükerrerliği de elerdik. Bunu da bu vesileyle aslında size sunmak istedim. Şu an için başka bir sorum yok, teşekkür ediyorum.

FATOŞ PINAR TÜRKER SORUYOR

Fatoş Pınar Türker: Sayın Başkan, tüm iddianamede, 4000 sayfalık iddianamede ve bu yargılamada Medya A.Ş.'nin kurumsal işleyişine dair ve şahsıma dair tek beyanda bulunan kişidir Recep Bey; o yüzden sabrınızı rica ediyorum sorgulama sırasında. Recep Bey, ifadenizden bir bölüm okuyarak başlamak istiyorum. Düşük bir cümle, okuyorum aynen: "Emrah Bağdatlı, yine o dönem duyduğuma göre 2021 yılı içerisinde ödemeler ve bazı işlerinin sorgulanması sebebiyle seçimden hemen sonra atanan ilk genel müdür İpek Elif Atayman'ı görevinden aldırdığı ve yerine kendi arkadaşı olan Fatoş Pınar Türker'i göreve getirmiştir." Bu sizin beyanınız, değil mi?

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur, evet.

Fatoş Pınar Türker: Öncelikle şunu sormak isterim; bu arkadaşlık iddiası savcı bey tarafından size soruldu ve siz bu şekilde mi cevap verdiniz, yoksa "Bende de böyle bir bilgi var" deyip...

Mehmet Recep Taşçı: Ben "Bende de bu şekilde bir bilgi var" diyerek ilerledim.

Fatoş Pınar Türker: Savcı bey size, "Fatoş Pınar Türker'i Emrah Bağdatlı mı getirdi?"...

Hakim: Mikrofonu biraz yakın tutalım... Evet, mikrofona yakın...

Fatoş Pınar Türker: Anlayamadım, tekrarlar mısınız?

Mehmet Recep Taşçı: Yani kendim söyledim. Savcı bey bana bir şey sormadı, ben kendim söyledim.

Fatoş Pınar Türker: Birden dediniz ki bende de böyle bir bilgi var.

Mehmet Recep Taşçı: Hayır birdenbire değil; bu bilgiyi, yani konuyu doğrudan kendisinden duyan birden fazla kişinin aktardığı şekilde öğrendiğimi dile getirdim yani.

Fatoş Pınar Türker: Peki. Tüm iddianamede ve burada sorgulanan Medya A.Ş.'nin tutuklu tutuksuz sanıklarından sadece siz firari sanık Emrah Bağdatlı ile bir arkadaşlığım olduğu iddiasında bulunuyorsunuz. Soruma geleceğim. Üstelik iddianameye göre -bakmışsınızdır herhalde- bu şahısla son irtibat kaydım 2022 başı. Herhangi bir HTS baz kaydım da yok, suça konu değil yapılan bu iddianameye göre. En önemlisi önceki genel müdür İpek Elif Atayman, emniyet sorgusunda herkesin fotoğrafları gösterildiği sırada Emrah Bağdatlı için 20 yıllık arkadaşı olduğunu beyan etmiş. Emrah Bağdatlı'nın kız kardeşi Özge Bağdatlı da kendi emniyet sorgusunda fotoğraflardan ağabeyi Emrah Bağdatlı'nın arkadaşlarını da tespit etmiş; üstelik İpek Elif Atayman için de yine 20 yıllık arkadaşı olduğunu beyan etmiş, beni de tanımadığını, fotoğrafımı tanıdık olarak göstermemiş. Dolayısıyla beni firari sanık Emrah Bağdatlı ile arkadaşlığıma dair hangi somut deliliniz ya da görgünüz bulunmakta?

Mehmet Recep Taşçı: Hanımefendi, az önce de çok net ifade ettim; somut bir delil değil. Bu konuyu doğrudan sizden duyan birden fazla kişinin aktardığı şekilde diyorum yani. Kişisel bir tahmin değil, bana aktarılan bilgiyi aktardım sadece.

Fatoş Pınar Türker: Tamam, duyumunuz yani. Somut deliliniz, görgünüz, bilginiz yok.

Mehmet Recep Taşçı: Yok, zaten "Bende bir delil var" demiyorum zaten hiçbir şekilde.

Fatoş Pınar Türker: Tamam, başkalarından dedikodu mahiyetinde duyumunuz.

Mehmet Recep Taşçı: Hepsi sizin kendi ifadelerinizden dolayı.

Fatoş Pınar Türker: Anlayamadım?

Mehmet Recep Taşçı: Siz kendiniz ifade etmişsiniz o arkadaşlara, o yüzden.

Fatoş Pınar Türker: Ben başkalarına öyle ifade etmişim, o başkası da gelmiş size söylemiş; ikinci üçüncü elden, tamam. Biz buna dedikodu diyoruz. Recep Bey, önceki genel müdür zaten açıkça "Emrah Bağdatlı benim 20 yıllık arkadaşım" demişken ifadesinde söylediğiniz "2021 yılı içerisinde ödemeler ve bazı işlerinin sorgulanması sebebiyle..." Burada sorgulanan zannedersem Emrah Bağdatlı'nın şirketleri ve ödemeleri. Peki, dediğim gibi herhangi bir suça delil teşkil etmemekle birlikte, mevcut genel müdür zaten 20 yıllık arkadaşı Emrah Bağdatlı, bunu ifade ediyor. Hangi makam, şahıs ya da kurum bu bazı işleri, tırnak içinde ve ödemeleri sorguladı? Beyanınızda çünkü sorgulanması...

Mehmet Recep Taşçı: Ben o zamanlar, Elif Hanım zamanında çok işin içerisinde değildim. Elif Hanım bunu bana daha sonra kendisi anlatmıştı. İşin içerisinde değildim; şu şu demem hatalı olur.

Fatoş Pınar Türker: İpek Elif Atayman...

Mehmet Recep Taşçı: Evet.

Fatoş Pınar Türker: ...Emrah Bağdatlı'nın...

Mehmet Recep Taşçı: Aynen, şirketlerindeki bazı işlerde sıkıntı, rahatsızlık duymaya başladığını... Evet, doğrudur.

Fatoş Pınar Türker: Peki. 2021 yılında olduğunu iddia etmişsiniz. Benim 2021 Nisan ortasında göreve başladığımı da hesap edersek, Ocak 2021'den itibaren de İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnsan Kaynakları ile işe alım sürecinde olduğumu göz önünde alırsak 2021 yılındaki hangi ödemeler ve bazı işler açıkta kalıyor? Peki, yine bir duyumunuz.

İhale süreçlerine dair sorular soracağım. Bu ihale süreçlerini yürüttüğünüz için, imza yetkiniz sebebiyle bilirsiniz; ihaleye katılırken özkaynak oranının yeterli olması gerekir, öyle değil mi şirketin?

Mehmet Recep Taşçı: Evet, onu zaten biz belirliyoruz, ne kadarsa.

Fatoş Pınar Türker: Yani şirketin kâr ediyor olması elzem.

Mehmet Recep Taşçı: Evet, doğrudur.

Fatoş Pınar Türker: Dolayısıyla acaba iddialarınızın aksine, herhangi bir suça delil olmamakla birlikte, aslında Emrah Bağdatlı'nın arkadaşı olan İpek Elif Atayman'ın yerine İBB yönetimince yeni bir genel müdür arayışına girme nedeni Medya A.Ş.'nin 2019 ve 2020 yıllarında zarar etmesi ve dolayısıyla sermaye yeterlilik oranını kaybetmek üzere olması ve dolayısıyla ihalelere giremeyecek olması bir neden midir?

Mehmet Recep Taşçı: Benim onlarla alakalı bir bilgim yok. Eğer öyleyse doğrudur.

Hakim: Yorum zaten...

Fatoş Pınar Türker: Recep Bey, Medya A.Ş.'de ya da başka bir firmada mali işler müdürlüğünde çalıştınız mı? Nakit akış yönetimi gibi mali konulara dair tecrübeniz, bilginiz var mıdır?

Mehmet Recep Taşçı: Yok.

Fatoş Pınar Türker: Peki. Bu durumda hangi somut bilgi, belgeye istinaden ifadenizde Emrah Bağdatlı ile bağlantılı olduğunu iddia ettiğiniz firmaların alacaklarının önceliklendirilerek ödendiği iddiasında bulundunuz? Aynen şöyle diyorsunuz: "Ödemeleri de tabii en rahat alan firmalar her daim Emrah Bağdatlı'nın firmaları olmuştur. Normal şartlarda fatura kesiminden itibaren 45 gün olan ödeme tarihleri, söz konusu Emrah Bağdatlı'nın firmaları olduğunda defalarca o kurala uyulmadığı ödeme listelerinde gözükmekteydi." Yine biraz devrik bir cümle.

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur, evet. Bunları mali işlerden olan arkadaşlarla samimi olduğum için öğreniyordum yani.

Fatoş Pınar Türker: Dedikodu.

Mehmet Recep Taşçı: Dedikodu değil, öğreniyordum kendilerinden, ödeme listelerini görebiliyordum.

Fatoş Pınar Türker: Nasıl öğreniyordunuz? Başkanım, şöyle de söyleyeyim: Şirketin ödeme listesi diye ben genel müdür olarak bunu tabii ki ilk elden beyan edebilirim; şirketin ödeme listesi diye bir listesi mevcut değildir. Şirketin nakit akış yönetimi vardır. Şirketin alacakları ve borçlularına dair 3, 6, 9, 12 ay tahminler yaparak bir çalışma yapılır. Bu çalışmayı ben görürüm, mali işler müdürü görür, İştirakler Koordinatörlüğü görür ve her ay İştirakler Koordinatörlüğü'ne de biz bunları göndererek onların görüş ve onayı neticesi ödeme yapıyoruz. Onun ötesinde bırakın başka bir firma sahibine... Bitiriyorum. Firma sahibine, Recep Bey'in müdürünün dahi, başka herhangi bir müdürünün ödeme konusunda yetkisi, onayı olamaz. Bir de mali işler müdürü olmadan hiç kimse ödeme emri veremez bankalara, buna ben de dahilim.

Hakim: Başka sorunuz var mı?

Fatoş Pınar Türker: Biraz uzun okumayacağım ama işte Emrah Bağdatlı tarihi çok hatırlamadığım bir zamanda şirkete gelmiş. İşte Fatoş'la konuşuyormuş, ben merhaba demişim vesaire. Burada herhangi bir suça konu delil vesaire yok.

Mehmet Recep Taşçı: Onu zaten söylemiyorum. O gün savcı bey sormuştu Emrah Bey gelir mi diye, ben de doğrusunu söyledim sadece.

Fatoş Pınar Türker: Şirketimizin oturma düzenini söyler misiniz?

Mehmet Recep Taşçı: Az önce söyledim zaten. Açık ofis.

Fatoş Pınar Türker: Açık ofis şirketimiz. Dolayısıyla bütün odaları cam. Ben de toplantım olmasının her an tüm müdürlerin odalarını dolaşır, içeride de misafirler varsa merhaba derim. Ayrıca da Sayın Savcım, Sayın Heyet; Medya A.Ş.'nin tüm kamera kayıtlarını biz istendiği gün Network'e yükledik. İşte dün ne kadar şey varsa teslim ettik. Oradan da bakabilirsiniz. Az önce kendiniz de ifade ettiniz Recep Bey, 2017'de satış pazarlama personeli olarak Medya A.Ş.'de işe başlamışsınız. 2018'de satın alma personeli olmuşsunuz. 2019 seçim sonrası İpek Elif Atayman Genel Müdür ve geçen hafta burada ifade veren İlknur Taşdelen Satın Alma İhale Müdürü iken Satın Alma Uzmanı pozisyonuna terfi etmişsiniz. Doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Elif Hanım o zamanlar mali işlerdeydi. Son zamanlarında...

Fatoş Pınar Türker: Elif Hanım zamanında terfi ettiniz.

Mehmet Recep Taşçı: Doğru.

Fatoş Pınar Türker: Doğru, peki. Bu süreçte, yani İpek Elif Atayman'ın Genel Müdürlüğü süresinde birtakım imza ve temsil yetkileri de almışsınız. Bu yetkilerle Medya A.Ş. adına ihale süreçlerini de yönetmeye başlamışsınız. Doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Her ihalede geçerli değil. Orada sadece belli şeyler...

Fatoş Pınar Türker: Ek-1'de o dönemki Sayın Başkan, Sayın Heyet size sunuyorum. Mehmet Recep Taşçı kaşe üzerinde tek imzayla Medya A.Ş. adına tüm ihalelere ve birim işlemleri sürdürmek konusunda yetkilidir.

Mehmet Recep Taşçı: Sadece ihaleye teklif vermeye yetkim vardı. O zaten...

Fatoş Pınar Türker: İhalelere katıldığına dair imzalar var. İşte kendiniz de belgelerde göreceksiniz. Dolayısıyla şirketimiz Elif Atayman zamanında kendisinin yetkinliğine, uzmanlığına, kişiliğine güvenmiş, bu yetkiyi vermiş. Üstelik de terfi de etmiş.

Mehmet Recep Taşçı: Çok afedersiniz, şunu ekleyeyim: Bu sadece bana özel bir şey değil. İhaleci olan herkese bu yetki verilir. İhaleye Genel Müdür ya da müdürler sözleşme...

Fatoş Pınar Türker: Şirketimizde sadece Mehmet Recep Taşçı'da bu vekaletname ve yetki vardır. Tüm ihalelerde de bu iddianamede suça konu edilmiş tüm ihalelerde de imzası vardır. Sadece Mehmet Recep Taşçı'da vardır.

Hakim: Sanığa soru sorduğunuz için çok müdahale olmak istemiyorum ama sorular net sorup cevap alalım. Biz şahıs, talep, arkasından sürekli yorumlarla devam etmek doğru değil.

Fatoş Pınar Türker: Yorum değil de bunlar bilinçli...

Hakim: Sadece cevap alabileceğimiz, yönlendirici olmayan sorular...

Fatoş Pınar Türker: Tamam. Devam ediyorum. Nisan 2021 yılında İpek Elif Atayman'ın ayrılması akabinde Bengin Genel Müdür olduktan sonra İlknur Hanım da ayrıldı. Fatoş Hanım terfi etti. Satın Alma İhale Müdürü oldu. Bu süreçte de bu 2019'da çıkmış olan vekaletname aynen sende kaldı, öyle değil mi?

Mehmet Recep Taşçı: Yok, orada 2022 ya da 23'te alındı.

Fatoş Pınar Türker: Peki, iddianamede yer alan eylem 66, 69, 73'e konu edilen ihalelere Medya A.Ş.'yi temsilen bu vekaletnameyle siz katıldınız ve imzaladınız, doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Yani ebatları hatırlamıyorum ama attıysam evet, doğrudur. Zaten vekalet olmasa imza attırılmıyor.

Fatoş Pınar Türker: Sayın Heyet, bu ihalelerin imzalarını İBB İhale ve Encümen Müdürlüğü ihale defterinden talep edebilirsiniz. Ek-2'de de önünüzdeki dosyada Recep Bey'in tek başına imzalamış olduğu 66, 69, 73'e konu ihale belgelerini görebilirsiniz. Ayrıca bu vekaletnameye ek olarak her sene EKAP üzerinden EKAP'taki ihalelere girmek üzere Medya A.Ş. adına bu süreçleri yönettiğiniz EKAP ihalelerine girdiniz ve e-imza attınız, doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: O da var, o da son senelerde başladı.

Fatoş Pınar Türker: İddianamede yer alan 85, 89, 106'ya konu edilen ihalelere de Medya A.Ş. adına tüm süreçleri EKAP üzerinden yürütüp e-imza ile imzaladınız, doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Sadece teklif vermek için imzaladım. Benim imzam sözleşme imzalamaya yetmiyor.

Fatoş Pınar Türker: E-imzanız bulunuyor. EKAP sisteminden Sayın Heyet bunları da talep edebilirsiniz. Toparlamak gerekirse, benden önceki Genel Müdür ve İhale Satın Alma Müdürü tarafından size verilmiş olan imza ve temsil yetkileri benim zamanımda da Fatoş Hanım'la birlikte değerlendirilmiş, size yeni bir imza yetkisi ya da farklı bir görevlendirme yapılmadan aynen bunlara devam ettirilmiş, doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur.

Fatoş Pınar Türker: Kaldı ki kariyerinizde ilerleme konusunda ne kadar çalışkan olduğunuzu her fırsatta insan kaynaklarına, amirinize de bildirdiniz. Nitekim Nisan 2023'te de benim genel müdürlüğüm zamanında Kıdemli Satın Alma Uzmanı pozisyonuna da terfi ettiniz, doğru mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur.

Fatoş Pınar Türker: Peki. Şimdi ifadenizden bir kısım okuyacağım, son bölümünü. Demişsiniz ki ifadenizin kapanışında: "Üzerime atılı suçlamaları kendi rızam dahilinde yaptım." Yani bir suçlama olduğunu, suç olduğunu kabul ediyorsunuz. "Bunlar tamamen baskı ve zorlama neticesinde atmış olduğum imzalardır. İmza sorumluluğu olduğunu bilmekteyim. Ancak ilgili evrakın imzalanmaması durumunda iş akdim feshedilecekti. Ayrıca imzaladığım evraklarda da usulsüzlük olduğunu bilmemekteyim." Recep Bey'in Medya A.Ş.'nin alım ya da kiralama süreçlerinde bir usulsüzlük olduğu iddiası sizin dışınızda başka bir tanık tarafından iddia edilmediği gibi emniyet ve bilirkişi raporlarında da birtakım "ihaleler" için —ki bunlar alım ve alt kiralama biliyorsunuz doğrudan temin— tespit edilmemiştir, raporlar da ortada. Siz de iki kez beyanda bulunmuşsunuz; biri mayıs ayında, biri ekim ayında. Mayıs ayındakinde usulsüzlüklerden bahsetmişsiniz, ekim ayında aynı iddialar size sorulmuş...

Mehmet Recep Taşçı: Aynı iddialar sorulmadı.

Fatoş Pınar Türker: Aynı ihaleler sorulmuş.

Mehmet Recep Taşçı: Yok.

Fatoş Pınar Türker: Peki. Bir usulsüzlük olduğundan en azından kendiniz de tuhaf bir şekilde bahsetmemişsiniz. İlk beyanınızla dolayısıyla aksi var diyorsunuz. Bu durumda benden de daha çok ihaleyle bu iddianamede suçlanıyorsunuz, yargılanıyorsunuz. İmzanız olan bu ihalelerde, "bunlar ihale değil alt kiralama ya da doğrudan temin", usulsüzlük var mıdır, yok mudur?

Mehmet Recep Taşçı: Yani bunların hepsinin nasıl alınacağını, hangi fiyattan alınacağını...

Fatoş Pınar Türker: Var mıdır, yok mudur usulsüzlük?

Mehmet Recep Taşçı: Var.

Fatoş Pınar Türker: Usulsüzlük var. Yani siz de bile bile usulsüz olan işlerin altına imza attınız, suç işlediğinizi... Suç işlediğinizi kabul ediyorsunuz. Peki bu suçlamalara istinaden şirketinize gelen Sayıştay, Mülkiye Müfettişleri, Ticaret Bakanlığı Müfettişlerine neden ihbar bulunmadınız?

Mehmet Recep Taşçı: Ya o zaman bilemiyorum.

Fatoş Pınar Türker: Anlamadım?

Mehmet Recep Taşçı: Bilmiyorum. O benim bana kalmış bir şey değil yani.

Fatoş Pınar Türker: Nasıl?

Mehmet Recep Taşçı: Bana kalmış bir durum değil. Bilmiyorum niye bulunmadığımı.

Fatoş Pınar Türker: Ama şirkette usulsüzlük var, siz de buna şahitsiniz. Çok da baskı gördüğünüzü iddia ediyorsunuz.

Mehmet Recep Taşçı: Ama Sayıştay değildi. Sayıştay yüklemeleri gerekiyordu o konuları.

Fatoş Pınar Türker: Neden Sayıştay... Sayıştay tarafından denetlendi bu şirket. Mülkiye Müfettişleri, İçişleri Bakanlığı tarafından denetlendi. Ticaret Bakanlığı Müfettişleri geldi.

Mehmet Recep Taşçı: Onlar da bir şey demediler.

Fatoş Pınar Türker: Susmayı tercih ettiniz.

Mehmet Recep Taşçı: Evet, doğru.

Fatoş Pınar Türker: Suça ortak olayım dediniz. Peki. 2025 yılında da, mayısta biz tutuklandıktan sonra da yeniden Sayıştay denetime geldi. Bu süreçte "baskı, zorlama" yapacak kimse de kalmadığı için, çünkü hepimiz tutuklandık, Sayıştay denetçileriyle birebir iletişimde olan kişilerden birisi sizdiniz. O zaman neden ihbar bulunmadınız?

Mehmet Recep Taşçı: Yani bilmiyorum. Zaten süreç devam ediyordu. İfademi vermiştim. Ekstra belirtmedim. Şu an zaten vermişsin zaten savcılıkta... Savcılıkta ifade verdim.

Fatoş Pınar Türker: Sayıştay herhangi bir şekilde "Burada suç unsuru yoktur" diyerek güzelce ihaleleri anlattı. Nitekim Sayın Heyet, Sayın Başkan 2025 Sayıştay raporu da çıkmış anladığım kadarıyla geçen hafta. Onu da celp edebilirsiniz. İhalelerinizde, ödemelerinizde, finansal durumuna dair Medya A.Ş.'nin herhangi bir bulgu, suç unsuru bulunmamıştır. Son olarak. Hem bir önceki Genel Müdür hem de benim dönemimde terfi etmişsiniz. Benim dönemimde hatırlar mısınız şeflik pozisyonunda boşluk vardı. Şeflik pozisyonu için terfi sürecine girdiniz mi?

Mehmet Recep Taşçı: Resmi olarak girmedim.

Fatoş Pınar Türker: Resmi olarak girdiniz. İnsan Kaynakları Departmanı'ndan celp edilebilir. Neden durdurulduğunu hatırlıyor musunuz?

Mehmet Recep Taşçı: Hatırlayamadım. Siz sadece mail attınız, resmi bir şey olmadı. Mail attınız, başlattınız, mail attınız...

Fatoş Pınar Türker: Sayın Başkan, celp edebiliriz Medya A.Ş. İnsan Kaynakları...

Hakim: Ayrıca soruları sorun. O konudaki soruları sonra sanık da...

Fatoş Pınar Türker: Tamam. Asıl son soruma geliyorum. Recep Bey, ben tutuklu olduktan sonra, tutuklandıktan sonra Düzce'ye de gönderildikten sonra Medya A.Ş.'nin eski avukatı Deniz Burçin Kılıç'ı bana gönderip helallik istediniz mi?

Mehmet Recep Taşçı: Hayır, hayır. Yok öyle bir şey, yalan.

Fatoş Pınar Türker: Sayın Heyet, bir talebim olacak. Sayın Heyet, bir talebim olacak. Avukat Deniz Burçin Kılıç, Recep'in isteğiyle iddianame çıktıktan sonra Düzce'de beni ziyarete gelmiş; Recep'in helallik istediğini, kendisinin de savcılar tarafından kandırıldığını, iddianamede adını görünce şok olduğunu, bu ifadeleri de hapse girmemek için verdiğini beyan etmiştir. Deniz Burçin Kılıç'ın tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum.

Mehmet Recep Taşçı: Dinlensin, yalan söylemiş.

Fatoş Pınar Türker: Teşekkür ederim.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Beni tanıyor musun, benimle hiçbir görüşme, konuşma oldu mu?

Mehmet Recep Taşçı: Olmadı.

Murat Ongun: Emrah Bağdatlı samimi arkadaşın mı?

Mehmet Recep Taşçı: Samami arakdaşım değil.

Murat Ongun: Yani sık sık konuşacağın, bilgi, bilgi falan alabileceğim biri değil.

Mehmet Recep Taşçı: Değil.

Murat Ongun: Peki. Şimdi bir ifadende İBB’nin çıktığı açık ihalelerin hangilerine Medya A.Ş.’nin alacağı önceden belliydi demişsin.

Mehmet Recep Taşçı: Evet.

Murat Ongun: Burada bu durumda Medya A.Ş.’nin satın alma şefi mi oluyorsunuz siz?

Mehmet Recep Taşçı: İhale uzmanı.

Murat Ongun: İhale uzmanı olarak İstanbul Büyükşehir Encümeni’nin Genel Sekreteri, 2 Genel Sekreter Yardımcısı, 3 Daire Başkanı ve 5 Meclis Üyesi’nden oluşan 10 kişilik heyetin yaptığı ihalelerin usulsüz olduğunu iddia ediyorsun, değil mi?

Mehmet Recep Taşçı: Yani kısmen Medya A.Ş.’ye göre planlanıyordu ihaleler çünkü. Medya A.Ş.’nin sermaye yapısını...

Murat Ongun: Tamam. Yani diyorsun ki İBB Encümeni’nin yaptığı ihaleler usulsüzdür. Peki, bu böyle çok ağır bir iddiada bulunuyorsun da böyle tık diye, laf diye çok rahat söylüyorsun. Neye göre söylüyorsun bunu?

Mehmet Recep Taşçı: Biliyorum, işin içindeyim.

Murat Ongun: Ha neye göre ama?

Mehmet Recep Taşçı: İşin içindeyim diyorum size.

Murat Ongun: Peki siz bu işin içinde biri olarak İBB Encümeni’nden Can Akın Çağlar’la mı görüşüp ayarlıyorsunuz bu işi ya da başkasıyla mı?

Mehmet Recep Taşçı: Hayır.

Murat Ongun: İşin içindeyim dediğinize göre İBB Encümeni’nin içinde olmanız lazım.

Mehmet Recep Taşçı: Bizden alıyor. Sermayeniz kaç para? Şu kadar. Ona göre bir şey yazıyordu bizim katılabilmemiz ve bizim girebilmemiz için.

Murat Ongun: Ya sizin bunu sormasına gerek yok ki. Çünkü buraya gelen herkesi gördük. Eski dönemde de, bizim dönemimizde de aynı şekilde yapılmış ihaleler. Eskiler de mi usulsüz?

Mehmet Recep Taşçı: Eskilerde ben girmiyordum, bilmiyorum.

Murat Ongun: 2017’den beri çalışıyorsun?

Mehmet Recep Taşçı: 2018'den sonra satın alma...

Murat Ongun: 2018 ve 2019’un yazına kadar usulsüz mü?

Mehmet Recep Taşçı: Ben o zaman girmiyordum ihallelere Murat Bey.

Murat Ongun: Tamam, yani şunu anlıyoruz, değil mi? Yani sizin İstanbul Büyükşehir Encümeni’yle aslında hiçbir alakanız yok. Sadece daire bize bir şey soruyordu, ona göre ayarlıyordu gibi bir iddianız.

Mehmet Recep Taşçı: Evet, evet.

Murat Ongun: Peki. Medya A.Ş.’nin İBB’den aldığı ihalenin alt ihaleleri iletişim koordinasyonunda belirlenir. Bunu da bana Fatoş Ayık söyledi. Demişsiniz, doğru mu?

Mehmet Recep Taşçı: Doğru.

Murat Ongun: Burada Fatoş Ayık’a sordum. O böyle bir sohbetinin olmadığını söyledi. Şimdi, şimdi iletişim koordinatörlüğü dediğiniz yeri de aslında burada herkes Kültür A.Ş., Plan Organizasyon Müdürlüğü olarak anlattı. Recep Taşçı olarak sen iletişim koordinatörlüğünde Medya A.Ş.’nin bir ihale planlamasına katıldın mı? Katıldıysan hangi ihalelerdir?

Mehmet Recep Taşçı: Yok, katılmadım.

Murat Ongun: Fatoş Ayık, Emrah Bağdatlı, Gökhan Köseoğlu ve Barış Kılıç’la yakın temastaydı. Demişsin ifadende. Gökhan Bey ve Barış Bey Kültür A.Ş. çalışanları. Fatoş Hanım ise Medya A.Ş.’nin satın alma ve ihale müdürü.

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur.

Murat Ongun: Acaba Fatoş Hanım’la Gökhan Köseoğlu arasında nasıl bir irtibat kurdunuz? Şimdi Gökhan Köseoğlu bu sizin olduğunuz yerde parçaladı kendini. Ben hakedişçiyim, ihalelerle hiçbir ilgim yok diye. Ve Kültür A.Ş.’de. Fatoş Hanım da satın alma ihale müdürü, başka bir şirket olan Medya A.Ş.’de. Bu ikisini diyorum aynı potaya nasıl sokuyorsun? Hangi...

Mehmet Recep Taşçı: Ben kendi bildiklerimi anlattım.

Murat Ongun: Ha?

Mehmet Recep Taşçı: Kendi bildiklerimi anlatıyorum şu an.

Murat Ongun: Ama işte bildiğinizi anlatın. Sadece diyorsunuz ki bildiklerimi anlattım. Bir şey söylüyorsunuz ama bilgi yok içinde, o yüzden soruyorum.

Mehmet Recep Taşçı: Yani ihalelerin nasıl belli olduğu, hangi firmanın alacağına, kaç paraya alacağına Gökhan Bey’den Fatoş Hanım’a gelirdi. Sonra ona göre evrak yapılırdı.

Murat Ongun: Tamam. O zaman Gökhan Köseoğlu burada verdiği ifade yalan ifade, benim ifadem doğru diyorsun.

Mehmet Recep Taşçı: Yani ben onun ne dediğini bilmediğim için bilmiyorum.

Murat Ongun: Söylüyorum işte. Dedi ki ben hakedişçiyim, ihalelerle hiçbir ilgim yok, hiçbir zaman da olmadı dedi. Bu yalan o zaman.

Mehmet Recep Taşçı: Yani öyleyse evet...

Murat Ongun: Ha, Gökhan yalan söylüyor, sen doğru söylüyorsun. Peki. Beğendim bu birbirinizin, birbirinizi yalanlaması? Ben sadece ihalenin kırtasiye işini ve ihale prosedürüne göre gereken usul işlemlerini yaptım diyorsun. Değil mi? Yani aslında ihaleyle ilgili vazifenizi basitleştirmişsiniz. Ama siz aynı zamanda İBB Encümeni’ne kadar da her şeyin usulsüz olduğunu bilecek birisiniz. Bu, bu çelişkiyi nasıl açıklıyorsun?

Mehmet Recep Taşçı: Ortada bir çelişki yok. Aslında ihalelerin katılım yetkisi bende vardı. Yani gidip oraya imza atma yetkisi bendeydi. Rakam da rakamı ben telefondan ya da Fatoş Hanım’a gidersek haber alırdık şu kadar teklif edin. Atılırdı ve imza yazılırdı.

Murat Ongun: Rakamı sen kendin mi belirliyordun ne kadar olduğunu?

Mehmet Recep Taşçı: Az önce söyledim Murat Bey. Telefona açardık, gelen müdür, Elif Hanım’a, Elif Hanım’a. Şu kadar diyorlar, artıralım mı, indirelim mi gibi. Böyle ilerlerdi. Son rakam verilirdi, son ilerlerdi, en son imza atılırdı.

Murat Ongun: Ben de tam onu söylüyorum yani. Çok sıradan ve basit bir şekilde anlattın işini ama her şeye de vakıfsın maşallah. 5. soruma geçeyim. İhale dosyalarında bulunan imzaları üstlerimin zorlaması ve baskısıyla attım. Kim zorladı seni?

Mehmet Recep Taşçı: Ya bu zorlama aslında fiziksel ya da doğrudan bir zorlama değil yani. Bu orada o şekilde bahsetmiyor. Talimatları yerine getiremediğimiz...

Murat Ongun: İfadede öyle. İhale dosyalarında bulunan imzaları üstlerimin zorlaması ve baskısıyla attım.

Mehmet Recep Taşçı: İfadem öyle değil demiyorum zaten. Açıklıyorum. Öyle dedim de o zorlama öyle fiziksel ya da bir şey değil. Yani tamamıyla o şey...

Murat Ongun: Fiziksel zaten olmaz zaten fiziksel o.

Mehmet Recep Taşçı: Fiziksel ya da doğrudan bir zorlama değil. Talimatları yerine getiremememiz takdirde işimizi kaybetme endişemiz vardı. Zorlama da bizim açımızdan ya da benim açımdan en azından buydu. Nitekim ben ifade verdikten sonra 10 gün sonra işten çıkartıldım gibi.

Murat Ongun: Size, o ayrı bir konu, karıştırmayalım. Size bu talimatları yapmazsan seni işten çıkarırım diyen kim o zaman? Şimdiki beyanınızda...

Mehmet Recep Taşçı: Kimse öyle söylemiyor ama.

Murat Ongun: Hayır, şimdi dedin ya, hani işimizden çıkarırlar bu talimatları uygulamazsak. Bir gün bunu denedin de, mesela senin amirin Fatoş Hanım sana seni kovarım Recep mi dedi?

Mehmet Recep Taşçı: Ya bu genel bir şeydir zaten. Bu bir şeydir, genel kamuda da bu şey vardır. İşini yapmazsan 1 yapmazsın, 2 yapmazsın, 3.de atarlar. Bu bir düşüncedir aslında. Ben de bunu ifade ettim.

Murat Ongun: Şu an usulsüz bir iş yaptığınızı söylüyorsunuz yani. Bir usulsüzlüğe şey zorlandığınızı söylüyorsunuz. O zorlamayı fiziksel zorlama değil, herhalde döverek imzalatmayacaklar zaten. Fiziksel zorlama zaten olmaz.

Hakim: Sanık zaten somut olarak böyle bir şey duyduğunu söylese söylerim diyor.

Murat Ongun: Ama Sayın Başkanım, sanık somut olarak onlarca ihalede fesat var dediği için ben bunu soruyorum.

Hakim: Anladım. Sordunuz zaten sebebini de.

Murat Ongun: Peki o zaman kendisine bu yönde bir talimat...

Hakim: Karşılaşmadım somut olarak.

Murat Ongun: Talimat veren, zorlayan biri olmamış. Peki. Emrah Bağdatlı’yı 2020’de tanırım. O zaman küçük işler alan biriydi fakat gün geçtikçe iş adetleri ve rakamları işin içeriğine göre yükselerek devam etti. Ve yalnız bu şekilde.

Mehmet Recep Taşçı: Evet.

Murat Ongun: Zaten işin bedelini işin içeriği belirler, değil mi? Yani içerik kolaysa, azsa ucuzdur, çoksa pahalıdır.

Mehmet Recep Taşçı: Bir de artış var.

Murat Ongun: Yani güzel bir şey bu cümle. Şimdi sizden o zaman somut olarak, çünkü bunu ortaya koyabilirsiniz, Emrah Bağdatlı’nın şirketinin yaptığı yüksek montanlı işleri bize söyler misiniz?

Mehmet Recep Taşçı: Emrah Bağdatlı’nın kendisinin yaptığı sonuçta Şimdi Yapım vardı Medya A.Ş.’de doğrudan temin işi. Çok ciddi bir rakam değil, aklımda değil şu an. 2020’de mi neydi? Asıl o ama diğer harici öbür firmaları katarsak 100 milyonluk, 60’lık, 70 milyonluk işlerdi.

Murat Ongun: Siz başkalarının firması, o bir iddia. Ama burada diyorsunuz ki, Emrah Bağdatlı’yı 2020’de tanırım, ilk başta küçük işler almış, sonra bu işler çok büyüdü diyorsunuz. Hangi o işler, işler diyorum? Bir tane iş söylüyorsunuz bana, onun da fiyatını bilmiyorsunuz.

Mehmet Recep Taşçı: O firmalar katılırken... O yapılan 2022'de nasıl kalsın aklımda? 6-7 yıl geçmiş aradan.

Murat Ongun: 2022’deki de şimdiki de onun aldığı işe.

Mehmet Recep Taşçı: 4-4 yıl geçti ama arada. 6 aydır ben işsizim, yeni iş kurdum, altüst oldu kafam. Şu an hiç takip edemedim buraları.

Murat Ongun: İfadeye gittiğinde hepsini hatırlıyorsun, anlatıyorsun ama. Ben o yüzden soruyorum, senin söylediğini soruyorum sana.

Mehmet Recep Taşçı: Evet doğru. O zamanki...

Murat Ongun: Ama şimdi sorunca hatırlamıyorsun.

Mehmet Recep Taşçı: Rakam vermedim ki ben orada ama orada, orada işleri söyledim ben. İşler büyüdü dedim. Ayda 1 iş olurken 2’ye çıktı, 3’e çıktı.

Murat Ongun: O zaman büyük montanlı işler diye bir bilginizin olmadığını bu şeyde anlıyorum. Şimdi biraz evvel Hiyerarşi olduğunu söylediniz. Yani sizden Fatoş Hanım'a, Fatoş Hanım'dan Pınar Hanım'a, Pınar Hanım'dan bana, benden de Belediye Başkanı'na giden bir silsile halinde bu usulsüzlük hiyerarşisini tarif ediyorsunuz herhalde, değil mi?

Mehmet Recep Taşçı: Evet.

Murat Ongun: Sayın Başkanım, müsaadenizle...

Mehmet Recep Taşçı: İhalelerden bilgisi şeklinde o hiyerarşiyi bahsediyorum.

Murat Ongun: Yani bir yorum yapmamız lazım. Üç yeni ihalesi oluyor İBB'nin. Herhalde hepsini biliyor. Şimdi bu hiyerarşiyi devam ettirirsek Çevre Şehircilik Bakanlığı, oradan da Cumhurbaşkanlığına gidiyoruz. Bu beyanımın da ciddiyetini size sunmak isterim. Bir de az evvel buradaki ifadelerde dedim ki organik firmasıyla da Emrah Bağdatlı'nın Kültür AŞ'den ihaleler aldığını biliyoruz. Az evvel kendi cümlen. Organik firması hangi ihaleyi almış Kültür AŞ'den?

Mehmet Recep Taşçı: Kültür AŞ'den mi?

Murat Ongun: Burada beyanında. Medya AŞ'den de Kültür AŞ'den de Emrah Bağdatlı'nın organik firmasıyla aldığı ihaleler vardı. Bir de inorganikler... Tamam, ben de diyorum ki Kültür AŞ'den Emrah Bağdatlı'nın organik firmasıyla aldığı ihale hangisidir?

Mehmet Recep Taşçı: Onu hatırlamıyorum. Medya AŞ'den şimdi yapılan aldığı ihaleler, onu biliyorum.

Murat Ongun: Yani 2022'deki bir olayı anlatıyorsunuz siz.

Mehmet Recep Taşçı: Sonrasındaki şeyi de onu söyledim.

Murat Ongun: Kültür AŞ'den de diyorsunuz. Bak, ben onu soruyorum.

Mehmet Recep Taşçı: Kültür AŞ'den de aldıklarını biliyorum. Onu hatırlamıyorum ama orada tabi. Yani hangi işti, işin adı ne bilmiyorum. Ama orada çalışan arkadaşlar...

Murat Ongun: Yani şimdi yapıp Kültür AŞ'den ihale almıştır mı diyorsunuz?

Mehmet Recep Taşçı: Şimdi yapıldı. Değişiklikler vardı. Hangisini aldım da...

Murat Ongun: Ama kendi adına bir firmayla Kültür AŞ'den ihale almıştır diye iddia ediyorsunuz?

Mehmet Recep Taşçı: Evet, evet, evet.

Murat Ongun: Onu artık Emrah'ın avukatı takip etsin. Ödeme işini biraz evvel Pınar Hanım da sordu. Emrah'ın inorganik firmaları var. Bunların ödemeleri de 45 günden önce dahi yapılır dedi. Bunu da size Mali İşler'deki Medya AŞ çalışanlarının söylediğini söylediniz.

Mehmet Recep Taşçı: Nasıl?

Murat Ongun: Emrah Bağdatlı'ya Pınar Hanım'ın sorusu üzerine "Şirketlerine erken ödeme yapıldığını Medya AŞ'deki Mali İşler'den duydum." dediniz burada yanıt olarak. Kimden duydunuz?

Mehmet Recep Taşçı: Yani ödeme evrakları da var. Mali İşler'de yani ödeme evrakı...

Murat Ongun: Siz, siz satın alma ve ihaledesiniz. Ödeme kısmında değilsiniz ve biraz evvel dediniz ki "Mali İşler'deki arkadaşlardan duydum" dediniz. Hangi arkadaşlar?

Hakim: İsim verebiliyor musunuz onunla ilgili...

Mehmet Recep Taşçı: Hangi arkadaşlarınız?

Mehmet Recep Taşçı: Yok, laf olsun diye değil. Evrak gördüm. Mali İşler'le biz yan yanayız. Oradaki arkadaşlarla imzalarken, çıktı alırken yan yanayız çünkü. Orada görüyoruz yani. Hangi firmaya ne ödediklerini...

Murat Ongun: Yani biraz evvel kendi ağzınla "Mali İşler'deki arkadaşlar söyledi" dedin diye sordum. Ama sen bir çıktıdan böyle yan gözle ona hemen Emrah Bağdatlı'sız ödeme erken diye dikkat çektin.

Mehmet Recep Taşçı: Siz de görüyorsunuz. Bak, evrakları görüyorsunuz.

Hakim: Şey yapmayalım. Bu usulle devam etmeyelim. Karşılıklı tek sorunuzu sorun yani. Karşılıklı şeyleri...

Murat Ongun: Gayet güzel soruyorum değerli başkanım. O yüzden bu yanıtları da görüyoruz. Aldım.

Hakim: Gayet güzel sormuyorsun. Soru sormuyorsun. Bak, soruyu sorarken beraberinde yorum yapıyorsunuz, iğneliyorsunuz, şahsı tahrik etmeye çalışıyorsunuz. Bunları yapmayın yani. Sorunuzu net sorun. Ben zaten müdahale etmiyorum sizlere ama bu sefer o da cevap veriyor. Karşılıklı diyalog dönüyor. Bundan bir şey anlamıyoruz.

Murat Ongun: Sayın başkanım, birkaç dakika evvel söylediği beyanını tekrarlıyorum. Onu da yalanlayınca biz de yol arıyoruz.

Hakim: Çelişkiyi görürüz zaten.

Murat Ongun: Peki. Özür dilerim sizleri rahatsız ettiysem. Kusura bakmayın diyorum.

Hakim: Yok, rahatsızlık değil. Usule uyun diyorum.

Murat Ongun: Tamam, affedersiniz diyorum yani Sayın Başkanım, daha ne diyebilirim? Şimdi diyorsunuz ki Medya AŞ'nin reklam alanı kiralama ihalelerinin hepsi Emrah Bağdatlı'nın yönlendirildiği şirketlere verilmiştir ifadenizde.

Mehmet Recep Taşçı: Ama aslında bütün bir cümle. Ona evet baktım ben de. Siz hatta geçenlerde Fatoş Hanım'a da sormuştunuz onu. Onu aslında iki nokta sonrasında "Reklam firmalarını, reklam alanları tarafını bilmiyorum." ifadem de var sadece.

Murat Ongun: Ben baktım ifadenizde görmedim onu, bilmiyorum.

Mehmet Recep Taşçı: İki nokta sonrasında o ifadem de geliyor.

Murat Ongun: Tamam, o zaman bu sizin öylesine söylediğiniz bir şey ya. Emin olmadan verdiğiniz bir bilgi.

Mehmet Recep Taşçı: Reklamlar, film işleri vesaire. Reklam sonrasındakiler do o [anlaşılamadı] evet. Onlarla ilgili...

Murat Ongun: Yani o zaman bu reklamla ilgili kısmı geçiyorum. Soru sormayacağım başka.

Mehmet Recep Taşçı: Var ama reklam değil. Film alanında Emrah'a ait olanları bilirim. Onlarla ilgili bilgim...

Murat Ongun: Tamam, biz o zaman buraları geçtik.

Mehmet Recep Taşçı: Onu ifademde belirtmişimdir.

Murat Ongun: Evet. Şimdi İletişim Koordinatörlüğünde firmalardan elden para alındığı sıkça konuşulurdu. Bu firmaları belirleyen Murat Ongun'dur.

Mehmet Recep Taşçı: Ya siz...

Murat Ongun: Sen iletişim... Efendim?

Mehmet Recep Taşçı: Bu sadece benim duyduğum bir şey. Olayı öyle aktardım.

Hakim: Nereden duyduğunuzu söyleyin. Somut olarak isim verebileceğiniz birisi var mı?

Mehmet Recep Taşçı: İsim olarak yok.

Murat Ongun: Şimdi bir son merakediğim, madem ifadelerimizi takip ettiğine göre bilirsin ben Fatoş Hanım'a da sormuştum. Şöyle de bir ifadeniz var aynı beyanda. "Yürütülen işlemlerin usulsüz olduğuna ilişkin defalarca kez İhale Müdürü Fatoş Ayık uyarıda bulunmuş olsam da" diye devam ediyordu. Sonra da beyanınızın sonunda "İmzalanan evraklarda usulsüzlük olduğunu bilmemekteyim" demişsiniz. Acaba "bilmekteyim"de de yanlış mı yazıldı? Dün, geçen gün de Burak Karakuş'ta oldu da o yüzden sordum.

Mehmet Recep Taşçı: Yok, evraklarla ilgili şu an dahillikteyim. Evraklarımızı aldığınızda usulsüzlük göremezsiniz.

Murat Ongun: "İmzaladığım evraklarda usulsüzlük" diyorsunuz. İmzanız evraklar... İhaleler hepsine burada. "Bu ihaleler fesat" dediniz. Ben de bunu soruyorum.

Mehmet Recep Taşçı: Ben ihalenin usulünü anlatıyorum size. İhale usulüne göre bizim evraklarımızın hepsi usulsüzdür. Ben onu söylüyorum. Evrak... Bizim ihale dosyasında 3G ihaleyle yapıyorsun. Hangi evraklar lazım? Şu şu şu. Hangi şeyler lazım? İşte belgeler vesaire şu bu. Onda herhangi bir usulsüzlük bulunamaz. Onu söyledim.

Murat Ongun: Usulsüzlük nerede?

Mehmet Recep Taşçı: Usulsüzlük öncesinde firmaların erken belirlenmesi ya da sonrasında yaşanan şeyler.

Murat Ongun: Buna dair bir şahitliğiniz, bildiğiniz şeyler...

Mehmet Recep Taşçı: Firmalar önceden bize geliyordu.

Murat Ongun: Ne diyor? Gelip mesela size gelip "Bu ihaleyi ben kazanacağım" diyen firma ve sahibi kimdir? Söyler misiniz?

Mehmet Recep Taşçı: Firma gelmiyor. Sizden geliyordu. Yani Gökhan Bey'den ya da sizden "Şu firmalar ihaleye girecek. Rakamları şu olacak. Ona göre ayarlayın, işinizi halledin." deniliyordu.

Murat Ongun: Benimle hiç görüşmediniz ömrünüzde. Benden size hiçbir şey...

Mehmet Recep Taşçı: Zaten ben haftada bir gidiyordum. Onlar da sonuçta...

Murat Ongun: Fatoş Hanım da benimle telefon kaydı bile olmadığını vurguladı burada.

Mehmet Recep Taşçı: Onu bilemem. Ben ama biliyorum. Excel yolladığınızı hatırlıyorum. Hepsini, hepsini biliyorum. Siz... Siz mi, Gökhan mı bilmiyorum ama...

Murat Ongun: Siz diyorsunuz ki Murat Ongun'un İBB mailinden Fatoş Ayık'a Excel mail geldi diyorsunuz, değil mi?

Mehmet Recep Taşçı: Değil, değil. Mail değil. O en baştaki...

Murat Ongun: Ne diyorsun?

Mehmet Recep Taşçı: Excel geliyordu. WhatsApp üzerinden geliyordu. Genelde evden geliyordu.

Murat Ongun: Benim Fatoş Bey'le WhatsApp yazışmam yok.

Mehmet Recep Taşçı: Siz ya da Gökhan Bey'dir.

Murat Ongun: Gökhan Köseoğlu'nun Medya AŞ'yle ilgisi yok, ihaleyle ilgisi yok.

Mehmet Recep Taşçı: Ben gerçeği çok iyi biliyorum. O süreci şu an siz...

Murat Ongun: Şöyle mi algılayacağız? Burada Fatoş Ayık'ın odasına Emrah Bağdatlı girdiğinde Sayın Savcımızın sorusu üzerine Şubat'ın 20'sinden sonra dediniz ki "Halkla İlişkiler ihalesini konuşmaya gelmiş" dediniz. Fatoş Hanım düzelttikten sonra "O zaman başka ihaledir" dediniz. Bu işler bu kadar kolay mı, Mehmet Bey?

Mehmet Recep Taşçı: İfademde öyle şey yok. Halkla İlişkiler ile ilgili...

Murat Ongun: Teşekkür ederim, bitti benim sorularım.

GÜLDEM ŞIK AVUKATI TUBA FİDANCI SORUYOR

Tuba Fidancı: Recep Bey, merhaba. Şimdi, ek pişmanlık ifadenizde müvekkilim Güldem Şık'ı "duyduğum kadarıyla" ifadeleriyle bir suç isnadına konu ediyorsunuz. Ancak aynı ifadenin devamında Güldem'i tanımadığınızı ve İBB ile bağlantısını dahi bilmediğinizi söylüyorsunuz ki az önce sayın savcının sorusu üzerine de yine müvekkilimi tanımadığınızı beyan ettiniz.

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur.

Tuba Fidancı: Fakat ifadenin devamında yine diyorsunuz ki: "Tüm işleri Güldem yürüttü." Şimdi hiç görmediğiniz, konuşmadığınız, kimliğini dahi doğrulayamadığınız bir kişiyi işlem yürütmekle itham etmenin dayanağı nedir? Acaba bu ifadeyi vermeye, yani Güldem adını söylemeye sizi biri mi yönlendirdi?

Mehmet Recep Taşçı: Yok, beni yönlendirmedi de orada zaten Güldem Hanım'ın ismini yani bunu gördüm, hani bu işte daha sonrasında Güldem Hanım ilgilenecek şeklinde.

Tuba Fidancı: Neyle ilgilenecekti?

Mehmet Recep Taşçı: İhale süreciyle ilgili, yani firma adına ilgili kişi olarak.

Tuba Fidancı: Kimden duydunuz?

Mehmet Recep Taşçı: Yani yine Gökhan Bey'den, oralardan... Gökhan Bey.

Tuba Fidancı: Gökhan Bey. Öyle bir beyanı yok Gökhan Bey'in de o yüzden sordum.

Mehmet Recep Taşçı: Benle konuşmasıyla alakalı.

Tuba Fidancı: Ha, sizinle özel. Şimdi ikinci sorum da şu: 21.10.2025 tarihiyle emniyette verdiğiniz asıl ifadenizde, ki bu ifade 46 sayfa sürmüş ve son derece detaylı böyle bilirkişi raporu üzerinden sorgulanmışsınız, fakat yine müvekkilim Güldem'den hiç bahsetmemişsiniz. Şimdi onun belirli işlemleri yürüttüğüne dair bir bilginiz varsa bu daha kapsamlı ve resmi ifadenize neden adını geçirmediniz?

Mehmet Recep Taşçı: Ama o ihalelerde Güldem Hanım'la ilgili bir durum yoktu hatırladığım kadarıyla.

Tuba Fidancı: 46 sayfada hiç yoktu Güldem Şık.

Mehmet Recep Taşçı: Hatırladığımız kadarıyla yoktu onunla ilgili bir şey.

FATOŞ AYIK AVUKATI UĞUR GÜNER SORUYOR

Uğur Güner: Şimdi zorlama ve baskıyla ilgili ben de bir soru soracağım. Bildiğim kadarıyla Fatoş Bey'e de zaten ifade de ettiniz. Adalet ve Kalkınma Partisi döneminden beri uzun yıllar çalışmışsınız. Hiç Fatoş Hanım'dan Fatoş Ayık'tan herhangi bir tehdit baskı vuran gördünüz mü? Sizler şahsen Fatoş Ayık'ın olumsuz bir davranışı oldu mu?

Mehmet Recep Taşçı: Şöyle söyleyeyim [anlaşılamadı].

Uğur Güner: Tamam. Kıdemli satın alma uzmanısınız. Medya A.Ş.'deki görev tanımınıza baktığımızda bütün ihale süreçleriyle ilgili hemen hemen görev tanımınızda yetkilerinizin ve görevlerinizin olduğunu görüyoruz. Bu kadar geniş bir göreviniz var. Bütün personelden uzmanlık kıdem uzmanlık basamaklarının üstündesiniz. İhale süreçlerinin hepsinde imzanız dahilliniz var. Ama ifadenizde Fatoş Ayık'ı uyardığınızı, onun asistanı olduğunu düşündüğünüzü söylüyorsunuz fakat sonunda imzaladığım evraklarda usulsüzlük olduğunu bilmemekteydim diyorsunuz. Bu çelişkiye dair...

Mehmet Recep Taşçı: Evraksal bizim ihale dosyalarımızı alıp kontrol ettiğiniz zaman ihale usulüne uygun olmayan hiçbir şey göremezsiniz. Ben ondan bahsettim.

Uğur Güner: Tamam. Son bir sorum var. Şimdi emniyetteki ifadelerinizde aslında burada kısaca açıkladınız ama Medya A.Ş. satın alma ihale biriminin görev tanımını ayrıntılı açıklıyorsunuz. Diyorsunuz ki ilgili birimlerden gelen şartnamelere göre satın alma ihale birimi yalnızca ihalelerin kırtasiye kısmını yapar. Satın alma biriminin teknik bilgisi yoktur. Hakediş işin içinde yapılmaması gibi ihale sonrası süreçlerle ilgili olarak satın alma biriminin ilgisi yoktur. İş işleri ihaleleri ayırma bilgisi de bilinmemesinde değildir. Genel olarak tüm ihaleler bakımından teknik şartnamelerin satın alma biriminin dışında olduğunu söylediniz. Doğru değil mi?

Mehmet Recep Taşçı: Evet.

Uğur Güner: Şimdi Fatoş Hanım'a sorulan bu önemli. Bunu tekrar sizden yanıtını almamız gerekiyor. Fatoş Ayık bir satın alma ihale birimi çalışanı olarak firmaların kimler ile ilişkisi var, ihaleye katılacak firmaları belirlemek, tutarları belirlemek gibi Fatoş Ayık'ın bir yetkisi var mıydı?

Mehmet Recep Taşçı: Hayır.

FATOŞ PINAR TÜRKER AVUKATI BURAK CANDAN SORUYOR

Burak Candan: Recep Bey, Mayıs ayında bir ifade vermişsiniz. Bu ifade sizin başvurunuz mu yoksa sizi çağırdılar mı?

Mehmet Recep Taşçı: Çağırdılar.

Burak Candan: Telefonla mı çağırdılar?

Mehmet Recep Taşçı: Evet evet, telefonla çağırdılar.

Burak Candan: Tamam. Bu ifadeyi verdikten sonra bütün olayları siz anlattınız. Doğrudur, değil mi? Siz anlattınız, tutanağa geçti. Siz de sonra okudunuz, imzaladınız. Bunlar çekincesiz... Size başka bir ifade okundu mu bu ifade sırasında? Başka bir müştekinin... Efendim?

Mehmet Recep Taşçı: Yok yok, hayır.

Burak Candan: Tamam. Şimdi ifadelerinizde şöyle bir şey var, ikinci sayfasında... "Ancak biraz önce de belirttiğim gibi bu şahsın Ekrem İmamoğlu ve Murat Ongun adına direkt talimat alma hakları vardı" diye başlıyor ve "İletişim Koordinasyonu Birimi'nde planlanan bize iletilirdi" diye geçen bir paragraf var. Hatırlıyor musunuz bu kısmı? Anlattığınız... Burada BVA reklamdan bahsediyorsunuz, panodan bahsediyorsunuz. Saadet Subaşı'ndan falan... Bunların hepsini siz anlattınız, değil mi?

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudur, evet.

Burak Candan: Burada şöyle bir şey var, bunu okurken fark etmediniz mi? Aynı paragrafı iki kere kopyala-yapıştır yapmış savcım. Birebir aynısı devamında tekrarlanıyor.

Mehmet Recep Taşçı: Hatırlamıyorum o zaman fark edip fark etmediğimi. Savcılığa yaptığı için...

Burak Candan: Başka bir yerden de... Bunu siz anlattınız ama tesadüfen iki kere alt alta kopyala-yapıştır oldu o paragraf.

Mehmet Recep Taşçı: Şeydir belki ama şimdi hani hatırlamıyorum o kadar zaman geçen şeyi.

Burak Candan: Peki, bu halkla ilişkilere, ihalelere ilişkin "Bu parçalara bölme" iddiası var hatırlarsanız. İBB'den size gelen halkla ilişkiler ihalesinde kaç kare iş oluyordu? İhale kurulunda siz varsınız ya, bu konularda var... Yaklaşık söyleyin, tam birebir aynı...

Mehmet Recep Taşçı: 30-35 arası bir şeydi belki.

Burak Candan: Peki, bunlara ilişkin siz kaç ihale yapıyordunuz? Bu aldığınız bu işlerle ilgili; tek ihale mi yapıyordunuz, 50 ihale mi yapıyordunuz?

Mehmet Recep Taşçı: 10 10 10-12 arası bir şeydi galiba.

Burak Candan: Tamam. Buradaki bu "parçalara bölme" dediğinizdeki kasıt nedir o zaman? Madem bu 8 parça iş geliyorsa ve siz...

Mehmet Recep Taşçı: Oradaki bölme işi bizim işimiz değil, ilgili müdürlükler işin esasına göre bölümlendirip...

Burak Candan: Bunlar sizinle ilgili değil. Şartname geliyorsa o şartnameye göre işlem yapıyorsunuz ilgili müdürlüklerden gönderilen şartlara göre, doğrudur değil mi?

Mehmet Recep Taşçı: Doğru.

Burak Candan: Şimdi, bazı açık konularla ilgili... Pardon, şeyi de sorayım. Bir de emniyet ifadeniz var burada. İlk ifadenizde avukat yok savcılıktaki ifadenizde. İkinci ifadeniz emniyette, burada avukat var. Şimdi "İhalelerde usulsüzlük vardır" diye söyledim dediğiniz emniyet ifadeniz doğrudur dediniz. Şu an suçlandığınız eylemler emniyet ifadesinde de sorulmuş ve bunların çoğuyla ilgili "Burada herhangi bir suç yoktur, bütün işler usulüne uygundur" dediniz. Dolayısıyla buradaki arasındaki, hem ilk savcılık ifadeniz, ikinci emniyet ifadeniz ve mahkeme sorgusundaki hala bu işlemlerin de bir usulsüzlük olduğuna dair bir beyanınız sabit mi, devam ediyor mu?

Mehmet Recep Taşçı: Tabi tabi. Az önce de bahsettiğim gibi aynen şu an o zamanki beyanlarımın arkasındayım halen.

Burak Candan: Peki bu işlerin yapılması, daha doğrusu şöyle söyleyeyim; verilen ihaleler, alt ihalelerin yapılmaması gibi bir durum söz konusu mu? Bu işler yapıldı mı yoksa sadece iş yapan şirketlerin belirlenmesiyle ilgili mi bahsettiğiniz usulsüzlük?

Mehmet Recep Taşçı: Usulsüzlük normal... Ben ihalenin başlangıcı ve sonrasındakinden bahsediyorum. İşin hani bitip bitmediğiyle ilgili onu ben bilmem zaten.

Burak Candan: Tamam. Peki şunu sorayım: Siz şimdi "Şirketler başka yerde belirlenir ve gelir" diyorsunuz. Peki şimdi doğrudan temminle ilgili, ihale mevzuatına göre siz istediğiniz şirketi tek başına teklif almadan çağırıp bunlara verme yetkisine sahip misiniz doğrudan teminde?

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudan temin piyasadan firmalara mail atılır. En uygun fiyatı veren hangi firmaysa onunla anlaşma yapılır.

Burak Candan: Yani bu şirket tüzüğünden kaynaklanan... Yani doğrudan isterseniz 2019 öncesinde doğrudan tek bir şirketi çağırıp buna ihale vermeniz mümkün oluyor muydu? Veya o süreçte siz var mıydınız bilmiyorum ama...

Mehmet Recep Taşçı: Doğrudan teminde mi?

Burak Candan: Evet, doğrudan teminde.

Mehmet Recep Taşçı: O zamanlar ben yapmadım ama doğrudan teminde yapsam bir tane firmaya da yapabilirsiniz.

Burak Candan: Yapabilirsiniz.

Mehmet Recep Taşçı: Ama usulde 3'ten aşağı alınmıyor.

Burak Candan: Siz de o şirket yönetmeliklerinden kaynaklı... Şirketin yönetmeliği ne zaman değişti, biliyor musunuz?

Mehmet Recep Taşçı: Yok yok.

Burak Candan: Yani Pınar Hanım zamanında...

Mehmet Recep Taşçı: Pınar Hanım zamanında değişti ama hatırlamıyorum.

Burak Candan: Pınar Hanım zamanında bu böyle uygulandı bütün ihalelerle ilgili olarak yönetmelik gereği. Tamam.

Mehmet Recep Taşçı: Zaten ondan sonra da böyle devam etti.

Burak Candan: Tamam. Şu an için başka bir sorum yok efendim.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Şimdi siz ifadenizde diyorsunuz ki; yapılan işlemlerin usulsüz olduğu yönünde Fatoş uyardı... Hayır, defalarca uyardım diyorsunuz. Peki siz bu süreçte hiç vicdan azabı çektiniz mi, işten istifa etmeyi hiç düşündünüz mü?

Mehmet Recep Taşçı: Yani işle ilgili bir sıkıntı, şu anda bile iş kurdum, şu anda hiçbir sıkıntı yok, iş çok sıkıntıda olduğu için yapamadım ben.

Rahşan Sertkaya: Yani istifa etmeyi düşündünüz ama öyle mi? İş sıkıntısı olduğu için mi kaldınız usulsüz işlemlere rağmen, öyle mi demek istiyorsunuz?

Mehmet Recep Taşçı: Yok, istifa etmeyi de düşünmedim. İşleri yapıyorduk ama sıkıntılı olduğunu çok fazla aktarmaya başladım o ilgiliye.

Rahşan Sertkaya: Ha, o zaman sizi Medya A.Ş. işten çıkarmasaydı siz çalışmaya devam edecektiniz, öyle mi?

Mehmet Recep Taşçı: Ama ben orada son kaldığım zamanda bir sistemi değiştirmiştim artık, "Şu işleri ben yapmayacağım" diye.

Rahşan Sertkaya: Ha siz yetki sahibiydiniz o kadar, yani işlemleri değiştirebiliyordunuz? Yok, ama siz söylediniz, ben öyle bir şey demedim, "Sistemi değiştirdim" dediniz. Demek ki sizin bir sistem değiştirme yetkiniz var çünkü sizin...

Hakim: Avukat Hanım, sorunun cevabını bekleyin, ondan sonra...

Mehmet Recep Taşçı: Yeni genel müdürümüz, vekâleten bakan, unvanımı değiştirmeden ekipte; hani kontrolde şu an, zaten benim hiçbir imza yetkim falan yoktur yani. O bu şekilde bana, "Yapacaksan yap." Ben de o zaman, "Bu işi komple tamamen bana bırakacaksanız okey" dedim; öyle başladık ve bir daha daha usule uygun olmayan olaylara girmedik.

Rahşan Sertkaya: Yani genel müdür değişti, ekibi değişmedi ama sadece sizin yetkileriniz mi değişti, onu mu iddia ediyorsunuz?

Mehmet Recep Taşçı: Ben kendim söyledim, "Bu işi böyle yapmayacağım" dedim.

Rahşan Sertkaya: Peki, bu kadar rahatsız olduğunuz bir iş yerine neden işe iade davası açtınız?

Mehmet Recep Taşçı: E hakkım değil mi?

Rahşan Sertkaya: E hakkınız o zaman da...

Mehmet Recep Taşçı: E ben mağdur edildim ama.

Rahşan Sertkaya: Efendim ama yani şimdi bu kadar usulsüz işlemlerin olduğunu söylüyor. Şimdi burada bu kişinin samimiyetini test ediyoruz şu anda. Bu kadar usulsüz işlemler...

Hakim: Biz samimiyeti biz değerlendiririz Avukat Hanım, siz sadece soru sorun.

Rahşan Sertkaya: Ama sonuçta bu samimiyeti değerlendirebilmek için de bu soruya cevap vermesi gerekir. Peki efendim. Bir tane son bir sorum var iki...

Hakim: Yani soru sorma sınırlarını aşmayalım.

Rahşan Sertkaya: Recep Bey, iddianamedeki eylemleri ben tek tek inceledim. Medya A.Ş.'de 47 tane alt ihale komisyonu kurulduğu görülüyor ve bu ihale komisyonlarının hepsinde tek bir ortak kişi var, o da sizsiniz. Yani bu 47 komisyonun 9'unda komisyon başkanısınız, 38'inde komisyon üyesisiniz. Ama biraz evvel sözünü ettiğiniz ne Fatoş Ayık ne Elif Güven komisyonların hepsinde yoklar. Hatta ikisinin bir arada olduğu tek bir, 4 tane komisyon var sadece. Dolayısıyla biraz evvel dediğiniz gibi bir Excel dosyası geliyorsa ve eğer gerçekten bir Excel dosyası geliyorsa ve bu ihalelerin hepsinde de siz varsanız ve diğerleri yoksa bu Excel'in size de gelmiş olması gerekir. Sizin telefonunuza hiç böyle bir Excel dosyası geldi mi?

Mehmet Recep Taşçı: Hayır, ihale süreçlerinde ben yoktum. Ben işin dediğim gibi ihale usulü...

Rahşan Sertkaya: İhale süreçlerinde yoktum derken 47 komisyonun 9'unda komisyon başkanısınız, 38'inde komisyon üyesisiniz; ne Fatoş Ayık ne de Elif Güven bunların hepsinde yok, tek ortak kişi sizsiniz.

Mehmet Recep Taşçı: Şeyi karıştırıyorsunuz, onu kastetmiyorum. İlk baştaki görüşme aşamasında ben yoktum. Sonrasındaki işlem bende, doğru; ihaleyi ben yaparım, usulüne...

Rahşan Sertkaya: Tamam, ihaleyi yaparken kimin üzerinde bırakılacağına komisyon karar veriyor sonuçta, komisyon karar veriyor. Bu komisyonda da...

Mehmet Recep Taşçı: Normal şartlarda evet, öyle.

Rahşan Sertkaya: E tamam, siz bu komisyonun tek ortak kişisi sizsiniz. Sizin dışınızda hiç kimse bu komisyonların hepsinde yok. Dolayısıyla gerçekten bir Excel dosyası geliyorsa ve bu ihale komisyonunda kimin kazanacağına karar veriliyorsa bu herhalde size de gelmiş olması gerekir.

Mehmet Recep Taşçı: Yok, gelmedi bana.

Rahşan Sertkaya: O zaman demek ki öyle bir Excel dosyası yok.

Mehmet Recep Taşçı: Sizin düşünceniz o.

HÜSEYİN KÖKSAL AVUKATI BAVER KAYA

Baver Kaya: 21 Ekim tarihli emniyet ifadenizde usulsüzlük görmediğiniz ihaleleri söylemişsiniz. Bunun arkasındasınız sanırım.

Mehmet Recep Taşçı: Yani genel olarak arkasındayım.

Baver Kaya: 21 Ekim tarihli emniyet ifadenizde usulsüzlük görmediğiniz ihalelerden bahsetmişsiniz sorulara yanıtlarınız olarak, bunun arkasındasınız sanıyorum.

Mehmet Recep Taşçı: Genel olarak arkasındayım.

Baver Kaya: Tamam. Savcılık ifadesinde de ihalelerle ilgili temel iddianız şu: Hepsi çok yüksek bedellerle verilirdi. BVA isimli bir şirketin de aldığı İspark ihalesinden de bahsetmişsiniz, bunu belirtmişsiniz. Niye belirttiğinizi anlamadım ama bunun da çok yüksek bir bedelle verildiğini mi düşündünüz?

Mehmet Recep Taşçı: Ya tam o ifademi hatırlamıyorum. BVA'dan bahsettiğimi hatırlıyorum ama neye dayanarak nasıl bir şey sordular onu tam hatırlamıyorum.

Baver Kaya: Yok, ifadeniz değil de şu anki bilginizi söyleyebilirsiniz o yüzden.

Mehmet Recep Taşçı: O zamanki şartlara göre çok, şimdi bakarsak çok yüksek bedel değil.

Baver Kaya: O zaman çok yüksek bedelle verildiğini anlatmıyorsunuz. Tamam, sorularım bu kadar, teşekkürler.

EMRAH BAĞDATLI AVUKATI MEHMET ZENGİN SORUYOR

Mehmet Zengin: Bu şeyi soracağım. Şimdi bu Emrah Bağdatlı'nın gayriresmi ortağı olduğu veya işte fiilen yönettiği gibi iddialar var ya, böyle bir iddianız var. Bu şirketler, bu şirketler listesinden bahsediyorum. Bu şirketleri sayar mısınız?

Mehmet Recep Taşçı: Sayamam yani hepsini bilmiyorum. Yani Out... var, Sky Group var, SYK Holding var. Ad reklam var. Karpuz var

Hakim: Aynısı orada soruldu zaten.

Mehmet Zengin: Peki şunu soracağım. Şimdi bu, bu listeyi sayıyorsunuz ya veya hani böyle bir iddianız var. Bu iddianıza yönelik ortaya koyabileceğiniz, duyumunuz dışında herhangi bir bilgi, bulgu, delil var mı?

Mehmet Recep Taşçı: Yok.

Mehmet Zengin: Peki teşekkür ederim, sağ olun.

RECEP TAŞÇI AVUKAT KEMAL MERT ATAY SAVUNMASI

Efendim yazılı olarak beyanda bulunacağız. Sanığın beyanlarına iştirak ediyoruz.

ZİYA GÖKMEN TOGAY SAVUNMASI – 28.09.2026

Sayın Başkanım, sayın heyet, sayın savcı; öncelikle savcılık aşamasında etkin pişmanlık ifadesinde vermiş olduğum beyanları tekrarlıyorum. İddianamede belirtilen 3 eylem ile ilgili olarak karşınızdayım. Bu eylemlerle ilgili savunmalarımı huzurunuzda yapacağım. Savunmama başlamadan önce özgeçmişimi ve kendimi kısa bir şekilde izah etmek isterim. İnşaat mühendisiyim, yüksek lisans mezunuyum. Kariyerime Türkiye Eğitim Kurumu’nda kontrol mühendisi olarak 93 yılında başladım. Ardından 98 yılında özel sektöre geçiş yaptım. Sabancı Holding'e bağlı uluslararası bir firmada 22 yıl görev aldım. Farklı pozisyonlarda ve bölgelerde görev yaptıktan sonra 2010 yılında üst düzey pozisyona geldim. 2018 yılı sonunda Genel Müdür Yardımcısı pozisyonundayken görevimden ayrıldım. 2019 yılının ilk yarısında çeşitli iş seçeneklerini değerlendirirken ve bir yurt dışı seçeneği ile anlaşmak üzereyken İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden bir telefon aldım ve iki iş görüşmesi sonrasında genel müdürlük teklifi aldım. Ailevi nedenlerden dolayı ülkemde kalmayı tercih ederek, Ağustos 2019 yılında Genel Müdürlük görevine başladım. Bu göreve başlamadan önce Büyükşehir Belediyesi’nden kimse ile tanışıklığım ve iletişimim yoktu. Daha önce olduğu gibi belediyedeki çalışma sürecimde de iş odaklı, profesyonelce, siyasi saiklerden uzak bir yönetim anlayışı gösterdim.

Bahse konu iddianamede tarafıma 3 eylem ile ilgili olarak suç atfedilmektedir. Savcılık aşamasında tüm ifadelerimi tekrar etmekle birlikte huzurunuzda bu 3 eylem ile alakalı savunmamı yapmak istiyorum. Öncelikle savunmama geçmeden önce bir örgüt üyeliğim olduğu iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum. Hiyerarşik olarak iştiraklerin bağlı olduğu başkan danışmanı dışında kimseden talimat almadığımı vurgulamak isterim. Eylem 30 ile ilgili savunmam şu şekildedir: 2022 yılının başında projeler topraktan lansman fiyatlarından satışa çıktığı dönemde kardeşim İstanbul Anadolu Yakası'nda kirada oturuyordu ve ev sahibi değildi. Zaten bütçesine uygun bir ev almak, ev sahibi olmak istediği için projeye birkaç defa giderek araştırmasını yapıp satış ofisinden bütçesine uygun evi seçerek yine satış ofisinden sözleşmesini yaparak hesabından da ödemelerini yaparak evi almıştır. Bu konu ile ilgili hiç kimseyle görüşmem olmamıştır. Ben projeye hiç gitmedim. Yine kardeşimle aramda bu eve ilişkin hiçbir para trafiği yoktur. Savcılık aşamasında tarafıma bu eylem ile ilgili hiçbir soru gelmemiştir. Satış fiyatı ve maliyeti ile ilgili hiçbir bilgim yoktur. Bu eylem ile ilgili bahsi geçen suçu kabul etmiyorum. Bu olayla alakalı söyleyebileceklerim ve bildiklerim bundan ibarettir.

Eylem 137 ile ilgili savunmam şu şekildedir: İBB'de görev yaptığım süre boyunca kısa bir zaman diliminde 7-8 ay kadar İSFALT Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. Bu dönemde İSFALT'ın esas iş kollarından biri olan kış ile mücadele işi ile ilgili olarak eylemde bahsi geçen iki ihalede ihaleye çıkış ve ihale sonuç Yönetim Kurulu kararlarında imzam bulunmaktadır. Bu eylem söz konusu ihalelerin idari ve teknik şartnameleri ile operasyonel konuları ile ilişkilendirilmiştir. Bununla beraber ihaleye çıkış Yönetim Kurulu kararında ihale adı ve konusu, bütçesi ve ihale usulüne bakılarak ilgili iştirak yönetimine ihaleye çıkış izni verilir. İlgili ihaleler ilanlı açık ihale usulüyle yapılmış olup bütçe dahilinde gerçekleşmiştir. Biz Yönetim Kurulu üyeleri olarak hiçbir aşamada şartnameleri görmeyiz ve onaylamayız. İş iştirak yönetimi bu izinden sonra süreci yöneterek ihale hazırlıklarını yaparak ilana çıkar ve ihaleyi gerçekleştirir. Tüm bu süreçten sonra itirazlar da sonuca bağlandıktan sonra ihale sonucu iştirakler koordinasyonunda onaylandıktan sonra Yönetim Kurulu onayına çıkar. Bu kararda da şu bilgileri görürüz: İhaleye teklif veren firmalar ve teklifleri, en düşük teklif veren firmada mı kalmış, yaklaşık maliyetin altında mı gerçekleşmiş, aşırı düşük teklif var mı, sorgusu yapılmış mı? Yine de ifade etmek isterim ki Yönetim Kurulunun bu konular dışında bilgisi de müdahalesi de olmaz. Bu eylemde tarafıma isnat edilen fiilleri gerçekleştirebilmek için gerekli görev, erişim ve fiili imkanlara sahip değildim. Bu nedenle söz konusu eylemlerin tarafımdan gerçekleştirilmesi objektif olarak mümkün değildir.

Son olarak Eylem 138 ile ilgili savunmam şu şekildedir Sayın Başkanım: İSTAÇ'ta göreve başladığım Şubat 2022 tarihinde Sarılar firması halihazırda İSTAÇ'ta çalışmaktaydı. Daha öncesinde firmayı da sahiplerini de tanımazdım. Ertan Yıldız ve Fatih Keleş firmanın ödemelerini takip ederlerdi. Bir dönem Ertan Yıldız'ın kendisinin bilgisi olmadan firmaya ödeme yapılmaması yönünde talimatı da olmuştur. Bazen de firmanın kendisine ulaştığını, finansal sıkıntı çektiğini, ödemede yardımcı olunması gerektiğini söylerdi. Ertan Yıldız'ın Sarılar firmasına zaman zaman birilerini göndereceğini firmaya iletmemi istediği de olmuştur. Üzerinden zaman geçtiği için sayısını tam olarak hatırlayamasam da 3-4 defa Ertan Yıldız İSTAÇ'a gelerek Sarılardan bir paket alınacağını, kendi şoförünün müsait olmadığını, kendi şoförümü Sarılara gönderip, şoförümün aldığı paketi, kağıda yazdığı numarayı arayıp teslim etmesini benden istemiştir. Bu paketlerde ne olduğunu bilmiyorum. İlgili eylem herhangi bir suç işleme kastı veya suça teşkil eden bir fiile iştirak iradesi bulunmaksızın amirin talimatının yerine getirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nesnenin iletilmesi için yönlendirdiğim kişinin de nesnenin içeriği ve mahiyeti hakkında bilgisi bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerden üzerime isnat edilen rüşvete aracılık suçunda suç kastıyla hareket etmediğimi, fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştirmediğimi ifade etmek isterim. Sonuç olarak tarafıma atfedilen 3 eylemle alakalı da bildiklerimi huzurunuzda anlattım. 3 eylemde de suç işleme kastıyla hareket etmedim. İzah ettiğim üzere özgeçmişim başarılarla doludur. Hayatımda bu olaylar gerçekleşinceye kadar bırakın adliyeyi, karakol dahi görmemişimdir. Hiçbir eylemde suçum yoktur. Bu nedenle bütün eylemlerden ayrı ayrı beraatime karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Ziya Gökmen Bey, ifadenizde bu İYA kurulmadan önce sizin tanımlamanıza göre gayriresmî yapıdan bahsetmişsiniz. Ertan Yıldız'ın başında olduğu. Bu nasıl bir yapılanmaydı?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi göreve başladığımız zamandan kısa bir süre sonra Sayın Savcım Ertan Yıldız'ın ofisinin bulunduğu Bakırköy Ek Hizmet Binası 5. katında iştiraklerin tüm süreçlerinin yönetildiği bir yapı kuruldu. Burada çalışan arkadaşların birçoğu iştirakler çalışanıydı aslında. Yani onlar da iştiraklerin içinden işini iyi yapan, o konuda uzman arkadaşlardan kurulmuştu. Burada koordinatörlükler vardı. İnsan Kaynakları Koordinatörlüğü, hukuk, satın alma, endüstriyel ilişkiler, iletişim koordinatörlükleri vardı. Burada iştiraklerdeki tüm süreçler Ertan Yıldız'ın onayı alınmadan yürünmüyordu. Atama olsun, terfi olsun, ihaleye çıkış kararları olsun, tüm yönetim kurulu kararları, bunlar ihaleye çıkış yönetim kurulu kararları da var bunların içinde, ihale sonuç kararları da var, buraya giden evraklar Ertan Yıldız'ın onayından geçtiği anlamına gelen İBB kaşesi vurulduktan sonra tekrardan iştiraklere gönderilir, iştiraklerden o onay geldikten sonra süreç ilerlerdi. Bu yapı da zaten çok böyle gizli bir yapı değildi. Yani mailleşmeler vardır, yazışmalar vardır. Yani başlangıçta çok rahat ilerliyordu.

Bir süre sonra tabii buradaki süreçlerin hukuki altyapısı, bu yapının hukuki altyapısı yoktu. Hukuki altyapısı olmadığı için bunlar tedirginlik yaratıyordu. Bunlar iştiraklerde de tedirginlik yaratıyordu, başka konular bakımından da tedirginlik yaratıyordu. Ondan sonra bu bir şirketleştirildi İYA isminde, İstanbul Yönetim Ajansı. şeklinde ve bu çalışanların bir kısmı tabii bu şirkete dâhil oldu. Bu şirketle, İYA ile iştirak şirketleri arasında da danışmanlık sözleşmeleri yapılarak bu yapılan mailleşmeler, onay süreçleri bir hukuksal altyapı yapılmaya çalışıldı. İYA ile ilgili söyleyebileceklerim bu kadar. Yani şunu söylemeliyim, oradaki koordinatörlerin de bir onay verme yetkisi yoktu. Ertan Yıldız'a sorarlardı, Ertan Yıldız'dan onay aldıktan sonra şirketlere döner, süreçlerin devam etmesini söylerlerdi.

Savcı: Yine beyanınızın devamında "Ben göreve başladıktan 2 ay sonra Ertan Yıldız Fatih Keleş'e satın almalarda çıkacak ihalelerin öncesinde kendine bildirmemi istiyor." şeklinde beyanınız var. Hatta daha sonra bu ihaleye ilişkin evrakları kapalı zarf halinde verdiğinizden bahsetmişsiniz.

Ziya Gökmen Togay: Ona geçmeden evvel Sayın Savcım bir şey daha var İYA ile ilgili söylemek istediğim müsaade ederseniz. O zaman mesela İstanbul Büyükşehir Belediyesinin resmî sitesinde gelişmiş de olduğu gibi iştirakler Genel Sekreter Yardımcısına bağlı. Şimdi nasıl bilmiyorum tabii. Ama biz hiçbir zaman Genel Müdürler olarak bir Genel Sekreter Yardımcısına bütçe sunmadık, bir onay almadık, toplantı yapmadık bu konuyla ilgili süreçleri yönetirken. Onu da oraya ifademe eklemek isterim.

Savcı: Kime sundunuz? Ertan Yıldız'a mı?

Ziya Gökmen Togay: Ertan Yıldız'a sunuldu tabii ki. Ertan Yıldız gerçekleşti.

Savcı: Tamam, o Ertan ve Fatih Keleş'in satın almalara ilişkin ihale öncesi bilgi istemesinden bahsettiniz ya, ilk başta bunu WhatsApp'tan gönderdiğinizi, daha sonra kapalı zarfta sunduğunuz şeklinde istemeleri.

Ziya Gökmen Togay: Evet, başlangıçta göreve başladığım 2019 Ağustos ayından birkaç ay sonrasında bu talep geldi.

Savcı: Önce şunu sorayım, Ertan Yıldız'ın resmî görevi var mıydı belediyede?

Ziya Gökmen Togay: Başkan danışmanı olarak...

Savcı: Fatih Keleş'in peki?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi şöyle söyleyeyim, Ertan Yıldız bizde Genel Müdürlerle yapılan iş görüşmelerinde zaten bulunuyordu. Ondan sonra biz göreve başladıktan sonra yapılan büyük toplantılarda da iştiraklerin zaten Ertan Yıldız'a bağlı olduğu bize hem Ertan Yıldız tarafından hem Belediye Başkanı tarafından ifade edilmiştir zaten. Bu açık bir şey, böyle...

Savcı: Peki Fatih Keleş'in bu anlamda bir görevi var mıydı?

Ziya Gökmen Togay: Fatih Keleş, ben Başkan Danışmanı olduğunu uzun süre düşündüm. Yani Başkan Danışmanı olarak biz biliyoruz. Çünkü çok danışmanı oluyordu, birçok kişi danışmanlık yapıyordu. Spor Kulübü Başkanı aynı zamanda. Hem Ertan Bey'in, Ertan Yıldız'ın bize söylediği hem de açılışlarda, toplantılarda, etkinliklerde Başkan Bey'in yanında süreklilik, önem atfettiği bir kişi olarak bir ağırlığı vardı tabii ki. Onu söyleyeyim.

Savcı: Peki bahsettiğiniz bu toplantılara falan katılır mıydı? Görüş bildirir miydi toplantılarda?

Ziya Gökmen Togay: Tabii, bazı icraat toplantılarına katılırdı. Bazı bizim, bazen belediyede yaptığımız bazı toplantılara katılırdı. Mesela İSTAÇ'ın şey ile alakalı, o potansiyel hafriyat alanlarını değerlendirdiği, mevcut hafriyat alanlarının kapasitesini değerlendirdiği Çevre Koruma Daire Başkanlığıyla, Başkanlığıyla, Müdürleriyle yaptığımız bazı toplantılara Fatih Bey de katılırdı.

Savcı: Tamam, oraya birazdan geleceğim sorularda. Bu şeyi merak ediyorum, ifadenizde satın alma öncesi ihale ile ilgili bilgileri istettiğinden bahsettiniz ya, bu kapalı zarf içindeki çıktıları ya kendilerine veya sekreterlerine teslim ederim şeklinde beyanınız var.

Ziya Gökmen Togay: Evet, bu işte 2019'da başladıktan birkaç ay sonra Ertan Bey, Ertan Yıldız bu bilgileri istedi. Fatih Bey'in de, Fatih Bey'e de, Ertan Bey'e de bu bilgileri ilettim. Bunlar bir önceki ayın son haftası bir sonraki ay yapılacak ihalelerle ilgili bilgilerdi.

Savcı: Hangi maksatla istediler peki?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi Sayın Savcım, biz

Savcı: Normal ihale usülünde bu tarz bir paylaşım var mı? Genelde şirket yetkilileri...

Ziya Gökmen Togay: Özel sektörde yıllarca çalışmış biri olarak tabii birçok zaten bürokrat özel sektörden farklı farklı firmalardan geldi. Başkan Danışmanı olarak bu bilgiler istendiği zaman bu bilgileri işte yani vermiyorum gibi bir iklim hiçbir zaman olmadı zaten. Yani Başkan Danışmanları istedikleri iştirakten ve istedikleri İBB biriminden istedikleri bilgileri alabilecek konumdaydılar zaten. Yani bu konuda hiçbir böyle bir...

Savcı: Bu evrakların içinde ihale türü, yaklaşık maliyet ve daha önce hangi firmanın kazandığı vesaire tarzı bilgiler vardı demişsiniz.

Ziya Gökmen Togay: Tabii tabii, ihaleyle ilgili bilgiler. Yani bunu bazen Ertan Yıldız şeye geldiği zaman, iştirake geldiği zaman da ziyaretlerinde alırdı. Bazen sekreteryasına bırakırdı. Fatih Bey'in de işte sekreteryasına, bazen yanında o konuyla ilgili görevlendirdiği kişiler olurdu. Onlar takip ederdi. Yani ben diğer firmaları bilmiyorum, iştirakleri bilmiyorum ama yani bu konuyla ilgili görevlendirilen bir kişi olduğuna göre diğerlerinden de alınıyordu diye tahmin ediyorum.

Savcı: Evet. İfadenizde İSTAÇ'a genel müdür olduktan sonra 2021-22 yılları arasında hafriyat alanlarından gelen gelirin düştüğünü ifade etmişsiniz. Bu tespiti neye göre yaptınız?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi ben 2022 yılı şubat ayında İSTAÇ'ta göreve başladığım zaman, tabii çalışanlardan rapor aldım. İSTAÇ geçmişte gelirleri yüksek olan, sadece İBB'ye çalıştığı işlerden kaynaklanan gelirlerle değil de dışarıdan hafriyat gibi gelirleri olan ve bu gelirlerle aslında dönebilen tabiri caizse bir firma. Hep bilinir, bilinirdi. Ama o dönem bir ödeme sıkıntısı başlamıştı. Ödeme sıkıntısıyla alakalı ekip bana verirken, bunu hafriyat gelirlerinin düşüşüyle alakalı olduğu yönünde bir şey yaptı ve bu tespiti ben zaten bu başlamış bir tespitti. Bu bana söylendi, ben de hesaplara baktığım zaman hafriyat gelirlerinin düştüğünü gördüm zaten.

Savcı: İSTAÇ'ta Kuzey İstanbul arasında yapılan danışmanlık anlaşması var, 2020 yılında herhalde imzalanmış.

Ziya Gökmen Togay: Evet.

Savcı: İçeriği hakkında bilginiz var mı?

Ziya Gökmen Togay: Sayın Savcım, bu İSFALT'ın Kuzey Cebeci ve Güney Cebeci'deki ortaklığından kaynaklanan sorumluluğuyla alakalı projede, yaptığı ihalede izin alınan bölgenin koordinatları ve izin alınan hacimle alakalı olarak İSTAÇ'ın uzmanlık alanı olduğu için şartnamede şart koştuğu bir maddeden kaynaklı bir sözleşme. İSFALT'ın ihalesini alan firma mutlaka burada belirlenen koordinatlarda, tekrar altını çiziyorum, o koordinatlarda döküm yapacağı zaman İSTAÇ'ın bu dökümünün fenni usullere uygun olmasını kontrol etmesini sağlayan bir sözleşme. Bu ben...

Savcı: İSTAÇ'ın uzmanlığından kaynaklı bir nevi danışmanlık...

Ziya Gökmen Togay: Bir danışmanlık efendim, evet doğru. Zaten başka firmalara da İSTAÇ bunu verdi. Birçok firmaya vermiştir. Hatta şehir dışında bile bazı firmalara verdi.

Savcı: Bu İSTAÇ'ın diğer döküm sahalarına ilişkin birçoğunda Murat Gülibrahimoğlu işletmeci ya da bir şekilde beyanınız var. Daha sonra bu hafriyat döküm sahasına ilişkin eski maden ocakları tükendiği zaman ruhsat sahipleriyle yapılan görüşmeden bahsetmişsiniz.

Ziya Gökmen Togay: Evet.

Savcı: Bu süreçte Fatih Keleş görüşüldü. Fatih anlaştıktan sonra süreç devam ederken İSTAÇ hani meclis kararı devir alır şekilde beyanınız var. Fatih Keleş hangi sıfatla ruhsat sahipleriyle görüşüldü?

Ziya Gökmen Togay: Yani o görüşmede hangi sıfatla olduğunu bilmiyorum. Fakat ben 2022 yılı şubat ayında göreve başladığım zaman bu böyle işliyordu zaten. Ben bunu gördüm.

Savcı: Yine beyanınızda ama şeyden bahsetmişsiniz. 3 tane döküm sahası yani açmışsınız.

Ziya Gökmen Togay: Evet.

Savcı: Bu süreçte Fatih Keleş'in Murat tarafından tepkiyle karşılandığı şekilde beyanınız var.

Ziya Gökmen Togay: İSTAÇ'ın gelirleri Sayın Savcım düşünce, biz tabii gelirleri arttırmak için bazı yollar aramaya başladık. Bunlardan bir tanesi de yeni gelen döküm sahalarının işletilmesini dışarıya vermemek, İSTAÇ'ın işletmesini sağlamaktı. Çünkü böyle bir işi gelir getirici yöntemle yaptığınız zaman bir kısmı dışarıda kalıyor paranın. Kendi makine parkınız da var, kendi yetişmiş personeliniz de var. Ondan kaynaklı İSTAÇ'ın gelirini arttırmak için 3 tane sahayı İSTAÇ'ın kendi işletmesine şey yaptık. Zaten şunu da ifade edeyim onun yanında, buradaki Cebeci'deki dökümün detaylarına hakim değilim ama Cebeci'deki dökümden dolayı hafriyat alanlarının cazibesi de kaybolmuştu. Çünkü gelirler azalmıştı. O konuda da çok firma girmek istemiyordu. Hem de gelir artırmak için İSTAÇ o sahaları kendisi işletti.

Savcı: Peki Fatih Keleş'e Murat nasıl tepki verdi bu süreçle ilgili?

Ziya Gökmen Togay: Şöyle; bu işi nasıl yapabilirsiniz? Yani İSTAÇ'ın yaptığı bir, yani şöyle; İSTAÇ'ın saha işletmek, kendi makine parkıyla kendi sorumluluğunda saha işletmek İSTAÇ'ın geçmişten beri süregelen yaptığı bir iş değildi. Bu yeni bir işti. Yani "Bu işi nasıl yapacaksınız, altından kalkabilecek misiniz, bu işi neden böyle yapıyorsunuz?" tarzında.

Savcı: Peki Fatih ile Murat bunu birlikte mi size bu tepkiyi gösterdi, yoksa...

Ziya Gökmen Togay: Hayır. Hayır, hayır. Hayır, toplantılar sırasında. Murat'la ben bir diyaloğum yoktu. Toplantılar sırasında konuşuldu, ben onu anladım yani.

Savcı: Murat'la Fatih'in nasıl bir ilişkisi vardı?

Ziya Gökmen Togay: Şöyle; görev alanları işte Güney Cebeci ve Kuzey Cebeci'deki yani gözlemlerim vardı benim sadece. Gözlemlerimde şunu ifade edebilirim; maden sahasındaki görev ve sorumlulukları ve işte toplantılardaki beraber konuşmaları, efendime söyleyim İSFALT'ın Cebeci'deki bazı toplantılarına ben de katılıyordum veya İSTAÇ'tan birisi de katılıyordu çünkü danışmanlık sözleşmesi olduğu için. Bu bir gözleme dayalı bir ifadedir Sayın Savcım.

Savcı: Tamam. Bu sahalara ilişkin daha demin beyan verdiniz, bahsettiniz de. Sahalardan para alırken Ertan Yıldız size şoförü vasıtasıyla ulaşmış, doğru mu? İddianamede...

Ziya Gökmen Togay: Şimdi efendim o olay gerçekleştiği, eylem gerçekleştiği zaman ben bu para olduğunu bilmiyordum. Dediğim gibi Ertan Yıldız iştirakleri ziyaret ederdi. Farklı farklı iştiraklerde ziyaretleri olurdu. Bunu bazen haberli, bazen habersiz yapardı. İşte ifademde belirttiğim gibi 3-4 defa kendi şoförünün müsait olmadığını, bir paket alınacağını, onu da "Şu buraya, şu verdiğim telefon numarasına, yazdığım kağıda yazdığım numaraya iletir misin?" diye bir talimat olarak algıladım ben. Çünkü benim şeyim amirim Ertan Yıldız'dı.

Savcı: Ödemelere ilişkin Fatih Keleş ve Ertan, Ertan Yıldız'ın sahalardan bahsettiğim bir ayrı talebi oldu mu hani ödemeyi yapın ya da hızlı çıkartın diye? Beyanınızda bahsettiniz.

Ziya Gökmen Togay: Olurdu. Genellikle ağırlıklı olarak Ertan Yıldız'ın. Ama Fatih Bey'in de ödemeleri takip ettiği, "Ne zaman ödeme yapacaksınız, ne kadar ödeme...", çünkü ödemeler çok birikmişti o dönem. Birçok firmanın ödemesi çok birikmişti aslında.

Savcı: Başka firmaları böyle sordu mu Fatih Keleş ve Ertan...

Ziya Gökmen Togay: Yok, başka başka firmayla alakalı bir soru olmadı. Ertan Yıldız'ın mesela bir sefer "Bu firmaya benim haberim olmadan ödeme yapılmasın." talimatı da vardı. Onu ifademde de söyledim.

Savcı: Ertan Yıldız'ın mı?

Ziya Gökmen Togay: Ertan Yıldız'ın. Yani "Bu firmaya benim...", ama tabii şöyle ifade edeyim; iştiraklerde şirketlerde ödemeler öyle şeye göre yapılmazdı, yani kafamıza göre bir ödeme yapamayız. Bu bir muhasebe departmanından başlayan yaşlandırmalar, işte vadeler, eldeki finans para miktarında yapılan bir şeydi. Yani bu tabii bu rica, Ertan Yıldız'ın söylediklerini ben talimat olarak alıyordum çünkü benim bağlı olduğum kişiydi. Ama Fatih Bey'in söyledikleri bir ağırlığı olan bir kişi olarak rica olarak kabul ediyordum. Tabii ki işte başkanın da önem atfettiği, Ertan Yıldız'ın da önemli olduğu dediği bir kişinin ricasını dikkate alıyorduk tabii ki.

Savcı: Şimdi İSTAÇ'ın anladığım kadarıyla ana işlerinden biri döküm sahası işletmek. İstanbul'daki döküm alan işi...

Ziya Gökmen Togay: Doğrudur, doğrudur.

Savcı: İSTAÇ'ın genel müdürü olarak bu Cebeci maden sahasının döküm süreciyle ilgili herhangi bir bilgi verdiniz mi ruhsat sahiplerine? "Burada bir döküm sahası veya döküm faaliyeti işletiliyor, İSTAÇ'ın ana gelirleri bu yüzden zayıfladı." diye?

Ziya Gökmen Togay: Tabii tabii. Ertan Yıldız'a bu bilgiyi verdim. Zaten ben bu bilgiyi aldıktan sonra şeyim olarak, amirim olarak Ertan Yıldız'a o bilgiyi verdim.

Savcı: Yani Cebeci'ye döküm yapıldığına ilişkin bir bilgi mi?

Ziya Gökmen Togay: Yani şöyle; döküm azalıyor. Bizim sahalarımıza döküm gelmiyor.

Savcı: Az önce bahsetti ya Cebeci maden sahasında dökümden sonra buranın cazibesi kalmadı şeklinde beyanınız var. Döküm sahası, Cebeci'ye döküm yapıldığı o dönem biliniyor muydu? Kabul belgesine ilişkin İSTAÇ'ın bir yetkisi var mı?

Ziya Gökmen Togay: Yok, İSTAÇ'ın onlarla ilgili bir yetkisi yok. İSTAÇ'ın Cebeci...

Savcı: Çevre Koruma mı yetkili?

Ziya Gökmen Togay: Çevre Koruma yetkili.

Savcı: Kabulle ilgili...

Ziya Gökmen Togay: Tabii tabii, kabulleri, izinleri onlar veriyorlar. İSTAÇ'ın oradaki, Cebeci bölgesindeki tek sorumluluğu sayın savcım, sadece yine izinli bölgedeki, izinli bölgedeki dökümün doğru yapılıp yapılmadığı konusunda ve izinli bölgeye döküm yapılmıyordu zaten.

Savcı: İSTAÇ'ın Cebeci bölgesinde hani bir alanda döküm izni var mıydı o süreçlerde?

Ziya Gökmen Togay: Yok, hayır, yoktu.

Savcı: Anladım. Yani hani döküm yapıldığı biliniyor muydu Cebeci'de? Nihayetinde siz İSTAÇ'a genel müdür olarak bunu soruyoruz.

Ziya Gökmen Togay: Tabii ki tabii ki, o döküm yapıldığı biliniyordu.

Savcı: Çevre Koruma falan da bunun farkında mıydı, Büyükşehir'de?

Ziya Gökmen Togay: Yani farkında...

Savcı: Günde 5.000-6.000 arabadan bahsediliyor iddianamede.

Ziya Gökmen Togay: Evet, farkında olmamaları mümkün değil çünkü kendileri... Yani orayı, İstanbul içinde herhangi bir yere yapılacak hafriyat dökümünün sorumluluğu zaten Çevre Koruma'dadır. Yani kaçak döküm bile olsa bir yerde onun tabii tespit etmek, ceza kesmek yine Çevre Koruma'nın işi. Bunun... İSTAÇ'ın sadece belediye meclis kararıyla İSTAÇ'a devredilen alanlarda döküm yapmak sorumluluğu var. Cebeci'de hiç yoktu öyle bir iznimiz bizim.

AYKUT ERDOĞDU SORUYOR

Aykut Erdoğdu: Bu 20 no'lu eylemle ilgili soracağım. Siz orada yargılanmıyorsunuz ama bizler yargılandığımız ve konu İSTAÇ'la ilgili olduğu için soracağım. Vega Hereko şirketini hatırlıyor musunuz?

Ziya Gökmen Togay: Hatırlıyorum.

Aykut Erdoğdu: Bu şirketin faaliyetleri durduruldu ve ben sizi ziyaret ettim. Bu ziyareti hatırlıyor musunuz?

Ziya Gökmen Togay: Şirketin faaliyetleri durdurulmadı da Aykut Bey, şirketin yükümlülüklerini yerine getirmediği için ihtarname yazıldı. Eğer yükümlülüklerinizi şu tarihe kadar yerine getirmezseniz sözleşmeniz feshedilecektir gibi siz de bir uyarı yazdık, sonra siz ziyaret ettiniz beni.

Aykut Erdoğdu: Bu ziyaret hareketinde, yani yönlendirmemek için soruyorum Sayın Başkan, yani bu ziyarette ne konuşmuştum sizinle?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi siz bana dediniz ki, tabii bu benden önce olan, bir rahmetli genel müdürümüz zamanında olan bir iş. Bu firmanın sıkıntısı varmış. "İyi bir firmadır" dediniz. "Konu nedir?" diye sordunuz. Ben de konuyu size aktardım. Dedim ki sözleşmesi burada, ben zaten siz gelmeden konuya vakıftım. Firma da bize geliyordu. Sözleşmeden kaynaklı bazı yatırımları yapması gerekiyordu. Yapmadığı için çevre kirliliğine sebep oluyordu ve verim alamıyorduk tesislerden. Ve fotoğraflar vardı. Çevre kirliliğiyle alakalı elimizde fotoğraflar vardı, ekip çünkü takip ediyordu onları. Ben size bunları aktardım. Siz de "Tamam" dediniz. Ondan sonra...

Aykut Erdoğdu: Herhangi bir telkin, rica, baskı... Hiç hissettiniz mi yoksa sadece bilgi mi aldım?

Ziya Gökmen Togay: Yok, baskı hissetmedim.

Aykut Erdoğdu: Peki Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu bu konuda size telkinde, "Bunu yapmayın", baskı veya benzeri bir şeyde bulundu mu?

Ziya Gökmen Togay: Hayır, o bulunmadı.

Aykut Erdoğdu: Fatih Keleş bulundu mu?

Ziya Gökmen Togay: Bulunmadı.

Aykut Erdoğdu: Yani bu iddianameye göre bu şirket güya bağışta bulunmuş, bağışı ben ve Fatih Keleş götürmüşüz, Ekrem İmamoğlu'na teslim etmişiz. Bu şirketin faaliyetlerini durdurmuşuz ve hiçbirimiz size "Niye bunu yaptınız?" demedik, değil mi?

Ziya Gökmen Togay: Hayır, kimse Vega Hereko ile ilgili... Sade siz "Yardımcı olabilir miyiz, konu nedir?" diye sordunuz.

Aykut Erdoğdu: Evet, çünkü bana gelip şikayet ettiler. Dediler ki: "Böyle bir haksızlığa uğruyoruz." Ben de konuyu anlamak için, hatta yanlış bir şey olmasın diye ilk gittim şirkete baktım. Böyle bir şirket var mı?

Ziya Gökmen Togay: Yani firma sanki bunu ben keyfi yapıyormuşum gibi bir anlatım içinde olmuş. Ama bu sözleşmeden kaynaklıydı ve tüm ekip olarak biz aynı fikirdeydik. Öyle bir keyfi uygulama olmamıştı.

Aykut Erdoğdu: Anladım. Ertan Yıldız'ın sizin operasyonlarınızda, buradaki ifadesinde şöyle söyledi: "Bütün işleri genel müdür yapar, ben hiç karışmam" dedi. Ama siz şimdi ihalelerle ilgili WhatsApp'tan bilgi ilettiğini, operasyonların içinde olduğunu söylüyordunuz. Hangisi doğru? Ertan Yıldız hiç karışmaz mıydı yoksa bir nevi operasyonlara müdahil olur muydu?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi ben kendi görev alanımla alakalı olarak söyleyebilirim. Bir bildiğim şeyleri söyleyebilirim. Ben hani, ben Ertan Yıldız'ın bilgisi olmadan süreçlerin yürümediğini iştiraklerde herkes bilir yani. Bu gizli saklı bir şey de değildir, kime sorsanız o bilir bunu.

Aykut Erdoğdu: Yani operasyonların detayına kadar içinde müdahalesi olan bir yöneticinizdi.

Ziya Gökmen Togay: Yani operasyonlar derken neyi kastediyorsunuz?

Aykut Erdoğdu: Mesela ihaleler, izinler...

Ziya Gökmen Togay: Yani çünkü operasyon, yani sahadaki işlere çok müdahale etmezdi. Yani sahadaki işleri biz hallederdik. Koşturma, işte dikme vesaire, biz hallederdik. Ama ben ifademde de çok açık ifade ettim. İyi olan, yani daha sonra iyi olan bir yapının nasıl işlediğini ben çok ifademde açıkça ifade ettim. Yani bir şefi müdür yapmak için veya yeni bir kişi almak için veya bir iş ihalesine çıkmak için veya ihaleyi sonuçlandırmak için her şeyi onun tarafından onaylanmadan yapılamıyordu. Bunu herkes biliyor zaten. Bütçeyi ona sunuyorduk.

Aykut Erdoğdu: Bu kendi eylemi miydi? Şu anlamda söylüyorum: Mesela burada Orta Doğu Enerji diye başka bir rakip firma var, bir de bu şirket var. Ertan Yıldız'da şöyle, iki şirket arasında Orta Doğu Enerji lehine telkinlerde bulundu mu hiç size?

Ziya Gökmen Togay: Hayır, bulunmadı. Öyle bir şey hatırlamıyorum.

Aykut Erdoğdu: Öyle bir şey, içsel olarak taraf tutmak gibi bir şey olmadı diyorsunuz. Bu operasyonla ilgili bilgi verdiniz mi, bu Vega'nın işiyle ilgili? Ertan Bey bilgi sahibi miydi? Hatırlıyor musunuz?

Ziya Gökmen Togay: Yani hatırlamıyorum. Yani... Yani burada bir, daha önce yapılmış bir sözleşme var. O sözleşmenin şartlarını yerine getirilmediği yoksa...

Aykut Erdoğdu: Sözleşme olarak fiili durum olarak soruyorum.

Ziya Gökmen Togay: Şöyle bir şey; biz yeni bir şeye başlarken, bir tesisi vermek için ihale yaparsınız veya başka türlü bir yöntem izlersiniz. Ama bu yapıldıktan sonra operasyon sürecinin takip edilmesi başka bir şeydir.

Aykut Erdoğdu: Peki bu şirket daha sonra bu yatırımları tamamlayıp faaliyete geçti mi?

Ziya Gökmen Togay: Faaliyete hiç ara vermedi zaten. Yatırımları yaptı. Halen devam ediyor diye biliyorum ben. Yani ben bırakırken devam ediyordu.

Aykut Erdoğdu: Ben de şunu öğrenmek istiyorum. Bana şikayetleri doğru mu değil mi onu da bilmiyorum. Bana sadece şikayet ettiler. Gittim, şirket var. Bir de gelip size sordum, kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Ne benim, ne Ekrem İmamoğlu'nun, ne Fatih Keleş'in bu konuda herhangi bir telkin, rica, baskı, hiçbir şeyi olmamıştır. Siz de bunu teyit ettiniz galiba?

Ziya Gökmen Togay: Vega Hereko ile alakalı ben sizin dışınızda kimseyle...

Aykut Erdoğdu: İddianamede "Böyle bağış yapılmayınca..." Bu kadar bağış alınan bir şirketin faaliyetleri...

Ziya Gökmen Togay: Bağış ne zaman yapılmış onu bilmiyorum ben.

Aykut Erdoğdu: Valla ben de bilmiyorum ama işte yapacak bir şey yok. Peki, saygılar. Teşekkür ederim.

FATİH KELEŞ SORUYOR

Fatih Keleş: Gökmen Bey, geçmiş olsun size de.

Ziya Gökmen Togay: Teşekkür ederim, sağ olun.

Fatih Keleş: Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü'nün başkanlığını yapıyorum. Siz de yöneticilik yapıyordunuz.

Ziya Gökmen Togay: Doğru.

Fatih Keleş: Bu süreç esnasında Sarılar firmasına, hatta başkan makam aracını da sattık. Diğer bir minibüsümüz vardı, onu da sattık. Ve Sarılar firmasından yine minibüs, otobüs aldık. Bu süreçlerden hatırlıyor musunuz? Yani siz yoktunuz konuşmalarda ama...

Ziya Gökmen Togay: Hatırlamıyorum Fatih Bey.

Fatih Keleş: Bu süreç içlerinden bahsetmedik, öyle mi?

Ziya Gökmen Togay: Kim bahsetmedi?

Fatih Keleş: Ben, yani sizinle olan diyaloğumda böyle bir bilgi yok mudur sizde?

Ziya Gökmen Togay: Yok, yok.

Fatih Keleş: Peki. Velev ki bu sorusunu ben de soracaktım, benim sizinle bir bu konuda bir iletişimim oldu mu diye ama az önceki verdiğiniz cevapta olmadığını söylediniz.

Ziya Gökmen Togay: Doğru.

Fatih Keleş: Siz 59. eylemden yargılanmıyorsunuz Cebeci'den fakat bununla ilgili birkaç soru sormak isterim. Göreviniz süresince İSTAÇ'ın döküm sahaları hiç kapatıldı mı?

Ziya Gökmen Togay: Kim tarafından? Bizim tarafımızdan mı?

Fatih Keleş: Sizin tarafınızdan. İSTAÇ'ın döküm sahaları yani hava şartları vesaire diğer hususlar hiç herhangi bir konuda kapatıldı mı?

Ziya Gökmen Togay: Şey, tabii... Bakanlık tarafından mı?

Fatih Keleş: Hayır, hayır, hayır. Sizin bir kararınız ya da bakanlıktan gelen bir taleple...

Ziya Gökmen Togay: Kendimiz kapatmadık, hayır, hayır.

Fatih Keleş: Kapanmadı, hep açık kaldı. Doğru mudur?

Ziya Gökmen Togay: Hep açıktı, açık.

Fatih Keleş: Hep çalışmaya devam etti yani.

Ziya Gökmen Togay: Tabii tabii. Yani sahalar kapanmadı, zaten Anadolu yakasında ciddi sıkıntı vardı. Oradaki sahalar zaten yetmiyordu. Avrupa yakasındakiler de açık kaldı.

Fatih Keleş: Hep arayıştaydı.

Ziya Gökmen Togay: Ama az yani kurtarmıyordu, çok az beklentinin altında araç geliyordu; onu söyleyebilirim sadece. Ama kapanmadı.

Fatih Keleş: Hayır, açık kaldı.

Ziya Gökmen Togay: Evet.

Fatih Keleş: Peki bu hafriyat sahaları işletmesi şehri nasıl başlar? Yani az önce biraz tarif ettiniz ama İSTAÇ nasıl bu hafriyat sahalarından gelir elde etmeye başlar? Bu süreç nasıl başlar, nasıl İSTAÇ'a devredilir bu saha?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi hafriyat alanları eski maden ocağı genelde. Bu alanлар...

Fatih Keleş: Maden vasfını yitirmiş maden sahaları.

Ziya Gökmen Togay: Evet, eski maden ocakları dediğim o zaten. Maden burada tükenince bu ruhsat sahipleri buralarda bunu MAPEG'e bildirerek bunu iade etmek zorundalar. Bu iade edildikten sonra bunlar tabii Büyükşehir'in şeyinde, yetkisinde veriliyor bunların işletme, doldurma, rehabilitasyon işleri. Büyükşehir Meclis kararıyla da İSTAÇ'a devrediliyor. İSTAÇ'a devredildikten sonra İSTAÇ'ın görevi başlıyor.

Fatih Keleş: Peki bu bahsettiğiniz süreçlere Fatih Keleş olarak benim engel olma gibi bir durumum söz konusu olabilir mi?

Ziya Gökmen Togay: Fatih Bey, şöyle; biliyorsunuz bu maden ruhsat sahipleri burada maden tükendikten sonra bunu şey yapmadan evvel, yani bu maden bitti demeden evvel, MAPEG'e bildirmeden evvel bir görüşmeler yapıyorlar.

Fatih Keleş: Kiminle görüşmeler yapıyorlar?

Ziya Gökmen Togay: Yani bu geçmişte kiminle yapıyorlardı bilmiyorum ama şey geldikten sonra, yani ben... Benim gözlemim, maden sahiplerinin sizinle görüştüğü.

Fatih Keleş: Maden sahiplerinin?

Ziya Gökmen Togay: Evet, yani bitmiş artık MAPEG'e devredilecek...

Fatih Keleş: Rezervi tükenmiş maden saha sahipleri, ruhsat sahipleri devretmeden önce Fatih Keleş'le mi görüştü diyorsunuz?

Ziya Gökmen Togay: Evet evet, öyle diyorum. Çünkü şöyle...

Fatih Keleş: Peki, buna birkaç örnek verebilir misiniz? Şu firmalar Fatih Keleş'le görüştü, şu firmaya da şu şu isimler...

Ziya Gökmen Togay: Yani buna örnek veremem çünkü ben sürecin içinde değilim. Yani maden sahipleri İSTAÇ'a gelmiyorlar veya benim ekibimden birileriyle görüşmüyorlar, kimim olduğunu bilmiyorum. Sadece...

Fatih Keleş: Birkaç isim... Hani maden sahipleri dediniz, birden fazla isim. Peki bir tane örnek verebilir misiniz?

Ziya Gökmen Togay: İşte onu söylüyorum; ben ilk işin içinde İSTAÇ Genel Müdürü olarak olmadığım için bilmiyorum ki.

Fatih Keleş: Peki bu maden sahiplerinin sizin genel müdür yardımcılarınızla görüştüğünü biliyor musunuz, duydunuz mu öyle bir şey?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi şöyle; geçmişte İSTAÇ'la görüştükleri... Dediğim gibi ben 2022 Şubat'ta başladım göreve. Geçmişte bu görüşmeler İSTAÇ'ta olurmuş, bunu ben öğrendim. Ama yani başladıktan sonra böyle bir işleyiş olmadı.

Fatih Keleş: Hani isim verebilirseniz ben belki buraya şey olarak, şahit olarak davet edip dinleme fırsatımız olur diye ben isim soruyorum açıkçası.

Ziya Gökmen Togay: Ya ne olur, ben Fatih Bey, hiç görüşmediğim, hiç diyalog içinde olmadığım kişinin ismini bilemem. Sadece...

Fatih Keleş: Peki benim diyalogda olduğumu... Yeri geldiğinde çoğul kullandınız ifadenizde yer almıştı; o yüzden birkaç isim duymak istedim sizden. Benim görüştüğümü...

Ziya Gökmen Togay: Duyuyorsanız şunu söyleyeyim; en başta yaptığımız, biliyorsunuz Çevre Koruma ile yaptığımız bu maden alanlarının, hafriyat alanlarının değerlendirme toplantılarına siz de katıldığınız oluyor, katılıyordunuz. Oralardaki sizin beyanlarınızdan çıkartıyorum. Sahadaki... Sahada ekibimden gelen bilgilerden çıkartıyorum. Yani oralardan çıkartıyorum. Ama derseniz ki isim verin; veremem, bilmiyorum çünkü kim olduklarını. Ama siz diyordunuz; görüştüm, işte bana geldi, kabul ettim, etmedim, şöyle oldu veya işte Çevre Koruma ile olan... Çünkü ilk evvel Çevre Koruma'ya, belediyeye geliyor o alanlar. Sonra İSTAÇ'a geliyor ya, oradan çıkartıyorum. Bir de ekip...

Fatih Keleş: Sahanın bilgisi... Tamam yani çoğul bir dil kullandığınız için en azından bir firma söyleseydiniz belki hani şahit olarak kiminle görüştüğünü, benimle mi yoksa İSTAÇ Genel Müdür yardımcılarıyla mı görüştüğünü en azından burada çağırıp dinleme fırsatımız olurdu. Peki, dolayısıyla böyle bir firma bilgisine sahip değilsiniz.

Ziya Gökmen Togay: Yok, firma ismi söyleyemem, bilmiyorum çünkü. Çünkü ben görüşmüyorum veya benim ekibimden birisi görüşmüyor.

Fatih Keleş: Hafriyat taşıma belgesini ilçe belediyeleri mi düzenler?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi İSTAÇ'ın düzenlemediğini biliyorum ben. Diğer detaylarını ben ifademde de belirttim. Cebeci...

Fatih Keleş: Kim düzenler bilmiyorsunuz o zaman, öyle mi?

Ziya Gökmen Togay: Hafriyat taşıma belgesini yani net olarak söyleyemem de Çevre Koruma'nın mutlaka araçlarla ilgili belge düzenlediğini biliyorum.

Fatih Keleş: Çevre Koruma yol sistemine sadece açabiliyor ama hafriyat düzenleme belgesini ilçe belediyeleri veriyor ve bunları da müteahhitler talep ediyor ilçe belediyelerinden. Biliyor muydunuz diye... Sonuçta siz de İSTAÇ'ta genel müdürlük yaptınız. Hafriyat süreçleriyle alakalı bilgilere sahipsiniz diye düşünerek bunları size sormak istedim. Peki, Murat Gülibrahimoğlu'ndan da bahsettiniz. Murat Gülibrahimoğlu 2019'da mı İSTAÇ'la ya da İBB ile çalışmaya başladı? Sanırım Şile tarafında bir maden sahası vardı. Bu sahanın ne zaman aktif olduğunu, ne zaman çalışmaya başladığını biliyor musunuz?

Ziya Gökmen Togay: Ne zaman aktif olduğunu bilmiyorum ama 2019 ile beraber başlamadığını biliyorum.

Fatih Keleş: 2019'un öncesi...

Ziya Gökmen Togay: 2019'un öncesinden bu işi yapmaya başlamış. Zaten bunu ben ekipten bilgi aldığım zaman, geçmişten beri bu işi yapan, işte süreçleri, işte yasal süreçleri, izin süreçlerini yöneten birisi olduğunu söylemişlerdi bana. Ben baktığım zaman da gördüm. Yani 2019'da yeni başlamış birisi değil.

Fatih Keleş: Peki, şimdilik bu kadar.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Şirketleri, iştirakleri biraz anlattınız ama orada grup başkanlığına hiç girmediniz, dolayısıyla kendi rolünüzden de hiç bahsetmediniz. Onu da biraz açar mısınız?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi grup başkanları da A'dan Z'ye İYA çalışanları gibi kendi başlarına yetkisi olan pozisyondaki kişiler değildi. Grup başkanına bir bütçe sunulmazdı. Grup başkanına bir onay merciinde önemli olaylar... Yani grup başkanları sahada iştiraklerin hizmetleriyle alakalı, iştiraklerin İBB ile alakalı işlerinde, süreçlerinde genel müdürlere yardımcı olurlardı. Yani şunu ifade edeyim; 4 bin küsur sayfalık bir iddianamede bir tane yüklenici veya bir tane müteahhidin "Grup başkanıyla görüştüm" dediğini ben okumadım. Belki vardır, ben görmemişimdir. Veya bir ihaleye çıkış onayını verdiğini bilmiyorum. Çünkü onlar İBB'den, İYA'dan Ertan Bey'in onayıyla çıkıyordu. İhale sonuçları da Ertan Bey'in onayına gider, damgalanır. Yani mührü de grup başkanı vurmazdı zaten.

Ali Sukas: Bu süreçte genel müdürler, grup başkanları, raportör, grup başkanı İYA yönetimine sunardı veya Ertan Bey'e sunardı. Ben mi yanlış hatırlıyorum? Yani grup başkanının onayı olmadan, oluru kabul olmadan herhangi bir sürecin bir sonraki aşamaya geçişmediğini biliyorum ben yaşadığımdan. Ben mi yanlış hatırlıyorum?

Ziya Gökmen Togay: Şöyle; grup başkanının işlevi operasyonel konularla alakalıydı. Yani burada karar verme... Grup başkanları operasyonel konularda şirketlerle beraber çalışıyordu, evet. Ama onun dışında onay yetkileri yoktu. Bunu mesela şimdi aklıma geldi, Ertan Yıldız'ın burada verdiği ifadede şöyle diyor; ben bilmiyorum tabii siz hatırlıyorsunuzdur haliyle, Ağaç AŞ'nin genel müdürüyle ilgili işte Fatih Bey'in bazı şeyleri varmış, tereddütleri varmış. "Ben toplantı düzenledik, üçümüz konuştuk" diyor. Ertan Yıldız öyle dedi burada, öyle hatırlıyorum ben.

Ali Sukas: O tarihte grup başkanlıkları yoktu zaten de öyle bir toplantı da olmadı.

Ziya Gökmen Togay: Ha bilmiyorum, öyle dedi. Hani grup başkanı var diye... Yani bir tane...

Ali Sukas: O tarihte grup başkanlıkları yoktu.

Ziya Gökmen Togay: Yok yok, grup başkanlıkları her tarihte vardı. Yani benim dediğim gibi bu İYA'da olduğu gibi grup başkanları yetkili kişiler değil. Yani bunu iddianamede de görüyoruz, ifadelerde de görüyoruz, toplantılarda da, toplantılarda kimin katıldığı noktasındaki ifadelerde de görüyoruz.

Ali Sukas: 30 tane iştirak şirketi var. 30 şirketin genel müdürünü de dinlersek hepsinde grup başkanlıklarıyla ilgili söylenecek şey benim söylediğimdir. Yani grup başkanlarının etkisi yoktu, vardı, oraya girmek istemiyorum. Süreci herkes biliyor zaten. Yani süreç yukarıya veya aşağıya doğru sizin kanalınızla, yani grup başkanları kanalıyla raporlanırdı. Geri bildirimler de o sistemle gelirdi. Ha burada gayrimeşru bir şey aramıyorum ben. Sadece sistemin, yani yeni sistem diyoruz, alışkanlık, süreçlerin İBB iştirakler yönetiminin hangi şekilde ilerlediğini belirlemek için bunu sordum ben. Burada da sizin önemli rolleriniz vardı. Çünkü İYA'nın da yönetim kurulundaydınız.

Ziya Gökmen Togay: Bence bu İYA şirketleştirildiği zaman...

Ali Sukas: Şirketleşmeden önceki süreçte de grup koordinatörlüğünün toplantısına siz katılıyordunuz, biz değil.

Ziya Gökmen Togay: Tabii, şirketleştirdikten sonra bir şirketin yönetim kurulu olması lazım. O yönetim kurulu üyeleri de grup başkanlarından oluşuyordu. Bu konuda, o konuda haklısınız. Ama burada kararı kimler veriyordu noktasında biz aynı şeyi söylemiyoruz.

Ali Sukas: Peki, şimdi Sarılar’la ilgili bir iki sorum olacak size. Sarılar’la siz görüşüyor muydunuz?

Ziya Gökmen Togay: Sarılar İSTAÇ'la da çalışıyordu, ben ifade de belirttim. İSTAÇ'a geldiğim zaman...

Ali Sukas: Ağaç AŞ operasyonuyla ilgili Sarılar’la hiç görüşmeniz oldu mu?

Ziya Gökmen Togay: Hayır.

Ali Sukas: İSTAÇ'ta?

Ziya Gökmen Togay: Ha hayır.

Ali Sukas: Ya bu görüşmelerden birisinde "Ali Sukas'ın haberi olmasın görüşmeden" dediğiniz oldu mu?

Ziya Gökmen Togay: Hayır, olmadı.

Ali Sukas: Olmadı, peki. Onlar gelince onlara da soracağım.

Ziya Gökmen Togay: Tamam.

Ali Sukas: Şimdi iştirakler finans toplantılarına grup başkanı olarak siz katılıyordunuz, değil mi? Yani grup başkanları katılıyordu.

Ziya Gökmen Togay: Şimdi iştirakler finans değil de ayda bir kere mali işler genel sekreter yardımcısı ile iştirak şirketlerinin ne kadar para alacağı, yani ne kadar ödeme yapılacağı daha doğrusu, alacaklarına karşılık... Alacaklarına karşılık ne kadar ödeme yapılacağı ile ilgili ayda bir kere toplantılar olurdu. Gerçi o toplantılardan bir sonuç çıkmazdı ama o toplantılarda iştirakleri temsilen onlarla biz görüşüyorduk genel sekreter yardımcısıyla. Evet.

Ali Sukas: Az önce söylediniz, Ertan Yıldız tanık olarak "Sarılar’a haberim olmadan ödeme yapılmasın." Bu Ağaç AŞ'nin Sarılar’la olan borçların ödenmesiyle ilgili değil miydi?

Ziya Gökmen Togay: Onu bilmiyorum ben. Yani neyle ilgili olduğunu bilmiyorum. Sadece onu söylemişti bana, onu ifade ettim.

Ali Sukas: Peki, biraz önce buradaki ifadenizde "İhale ve satın alma bilgilerini işte Ertan Yıldız, Fatih Keleş istiyordu. Bunları gönderiyorduk" dediniz. Kendi adınıza kendi gönderdiğinizi söylediniz. O konuda benim itiraz ettiğim ve bilgi göndermediğim hatırlıyor musunuz?

Ziya Gökmen Togay: Hatırlamıyorum ama ben başkası şunu da gönderiyordu demedim. Yani bilmediğim için. Ben kendi gördüğüm, kesin bildiğim ve gördüğüm, gözlemlediğim şeyleri ifade ettim her zaman.

Ali Sukas: Bunun için sordum. Ertan Yıldız buradaki ifadesinde bir suçlayıcı şekilde, "Bazıları ihaleleri ya da ihaleleri ve satın almaları bizden kaçırıyordu, yönetim kurulundan kaçırıyordu" gibi bir ifadesi oldu. Onun için bunu sordum ben. Yani yeterli. Peki siz yaklaşık sanırım 3,5-4 yıla yakın bizim grup başkanımızdınız. Yani 6 kişiden biri. Ağaç AŞ'nin de içinde olduğu grubun grup başkanı olarak görev yaptınız. Bu süre boyunca Ağaç AŞ'nin süreçleriyle alakalı, operasyonlarıyla alakalı Fatih Keleş'le herhangi bir etkileşiminiz oldu mu? Benim bir etkileşim içinde olduğuma dair bir bilgi size geldi mi?

Ziya Gökmen Togay: Etkileşimim olmadı. Sizin etkileşiminiz olduğuna dair bir bilgi ve duyum da olmadı.

Ali Sukas: Son bir soru. Şimdi İYA'nın bir onay yetkisi var mıydı resmi olarak? Biraz önce söylediniz ki İYA'dan onay çıkmadan süreç Ertan Yıldız'a gitmezdi ya da onun talimatı olmadan İYA'da iştiraklerin süreçleri ilerlemezdi. İYA şirketleştikten sonra dahi herhangi bir resmi onay veya hukuki onay yetkisi var mıydı ki?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi İYA'nın şirketleşmeden önce de, şirketleştikten sonra da zaten resmi bir yetkisi yok. Burada imzayı zaten atan bürokratlar. Ama fiili işleyişte, bunu kim inkar edebilir bilmiyorum, fiili işleyişte İYA'nın başındaki kişinin yetkisi olmadan, onayı olmadan bir iş ilerlemiyordu. Ben bunu söylüyorum.

Ali Sukas: Tamam yani ben oradaki koordinatörlük ya da satın almadır, ihaledir, hukuktur, insan kaynaklarıdır... Yani tüm süreçler iştiraklerin almış olduğu veya tüm süreçlerin oradan onay verilmeden yönetim kuruluna çıkmıyordu veya geri dönüp şirket herhangi bir operasyona başlayamıyordu ve işlem yapamıyordu.

Ziya Gökmen Togay: Bunu sadece genel müdürler değil, yani müdürler, şefler bile bilirdi. Yani gecikirdi İYA onayları, gelmezdi, işte sıkıntı olurdu.

Ali Sukas: Bu süreçlerde genel müdür, grup başkanı ve iştirakler koordinatörü, iştiraklerden sorumlu başkan danışmanı hiyerarşisinde geliyordu, doğru mu?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi iştiraklerden sorumlu başkan danışmanı onay mercii olduğunu ben söylüyorum. Yani bu onay o tarafından, onun tarafından verilmeden bir işlem yürümezdi. Bunu herkes biliyor.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Ziya Bey merhaba geçmiş olsun. Sizin grup başkanlığınız 5-6 tane şirket vardı yanlış hatırlamıyorsam

Ziya Gökmen Togay: Değişti bazen...... Bazı firmalar girdi çıktı vesaire.

Murat Ongun: Medya ve Kültür A.Ş. sizdeydi?

Ziya Gökmen Togay: Bir dönem bendeydi. Evet.

Hakim: Yalnız cevabı mikrofona doğru alalım, kayıt düzgün olsun.

Murat Ongun: Şimdiki oradan biraz evvel anlattığınız aslında sizin de 3. taraf, 3. part yönlendirmeniz sonucu geçtik İştirakler Koordinasyonuna. Buradaki en bilinen isim Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar Hanım genellikle. Daha sonra Murat Abbas da gelecek inşallah. Bu kişilerin mesela bütçelerini, hazırlayacakları bütçeyi İştiraklerde Mali İşler Sorumlusuna ve Ertan Bey'e sunar mıydı?

Ziya Gökmen Togay: Sunardı.

Murat Ongun: Peki işe alacakları biraz evvel de söylediğiniz gibi belli bir pozisyonun üstü, zannedersem koordinatör oluyor bizde. Üstünün onayı için Ertan Beylere giderler miydi?

Ziya Gökmen Togay: Tabii kesinlikle giderlerdi. Yoksa olmazdı zaten.

Murat Ongun: Yönetim kurulundan çıkan ihale kararları da Ertan Beylerin önüne gider miydi?

Ziya Gökmen Togay: İhale yönetim kurulu kararları da giderdi, ihaleye çıkma yönetim kararları da giderdi.

Murat Ongun: Peki bunlardan Ertan Bey, burada öyle iddia ettiği için soruyorum, Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. muaf mıydı?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi kaç tane iştirak varsa tüm iştirakler aynen işleyişte işliyordu.

Murat Ongun: Yani Kültür A.Ş. de Medya A.Ş. de sizin İSTAÇ gibi, Ağaç A.Ş. gibi neyse aynı şekilde işliyordu diyorsunuz.

Ziya Gökmen Togay: Tabii yani bütün iştirakler aynı.

Murat Ongun: Sorum bu kadar, teşekkürler.

FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR

Nergiz İnce: Gökmen Bey geçmiş olsun. Sağ tarafınızdayım ben.

Ziya Gökmen Togay: Çok teşekkür ederim.

Nergiz İnce: Ahmet Yıldırım'ın ifadesinde Anatolia Sign isimli bir firmanın adı geçmekte. İçinde ne olduğunu bilmediği paketleri teslim ettiğini söylemiş Ahmet Yıldırım. Emniyette bununla ilgili bir çalışma yapmış. Anatolia Sign isimli firmanın konumunu ve tabelasını Ahmet Yıldırım'a doğrulatmış. Siz bu firmayı tanıyor musunuz? Bu firma ile Ertan Yıldız arasındaki ilişki nedir Anatolia Sign firmasının?

Ziya Gökmen Togay: Yani hani bu firmayı Ertan Yıldız'ın olduğu söyleniyordu. Ama resmi olarak böyle miydi bilmiyorum.

Nergiz İnce: Bu 4 Temmuz 2025 tarihinde ifadenizde Anatolia Sign hakkında bir anlatımınız var. Ona biraz açabilir misiniz?

Ziya Gökmen Togay: Yani hani hatırlayamıyorum. Hatırlatırsanız...

Nergiz İnce: Betül Candar isimli bir çalışandan bahsetmişsiniz. Tristan Reklamcılık diye bir firmadan, sonra bu Anatolia Sign isimli firmaya geçmişsiniz tekrardan. Yani duyumunuz neye dayanmaktadır? Onu öğrenmek istiyorum.

Ziya Gökmen Togay: Hatırladım. Hatırladım. Şimdi Betül Candar, ben İston Genel Müdürlüğüm zamanında zaten bizim bir kadroya birisi alınacağı zaman oradan görüşmelere gönderirlerdi. Gönderilmiş bir hanım. Ve bu bizde göreve başladı. Göreve başladıktan sonra Anatolia Anatolia Sign hakkında o firmanın bazı ihalelere girdiğini, bazılarını aldığını, bazılarını alamadığını duydum. Yani öğrendim, zaten önüme geliyor ama ekibimden de bana böyle bir bilgi geldi. Sonra belirli bir zaman geçtikten sonra bu Anatolia Sign'ın sahipleri işte ortakları neyse, Betül Hanım'ın bir de Ertan Yıldız'ın geçmişte başka bir firmada beraber çalıştıkları yönünde bir bilgi edindim. Bu bilgiyi edindikten sonra o Anatolia'nın iş aldığı alandaki yetkiyi Betül Hanım'dan alarak başka bir genel müdür yardımcısına devrettim. Yani bir şey olmasın. Yani bir şey tespit edemedim, bir baktım inceledim bir şey tespit edemedim ama yine de bir tedbir olarak onu başka bir genel müdür yardımcısına devrettim.

Nergiz İnce: Anatolia Sign isimli bir firma var. Sizin bir bağınız yok. Ama Ertan Yıldız'ın oradaki isimleri tanıdığı ve onun tanıdığı bir firma olduğuna ilişkin bir bilginiz var, doğru mu anlıyorum?

Ziya Gökmen Togay: Tabii tabii. Anatolia Sign, Betül Hanım, Ertan Yıldız daha önce beraber çalışmışlar.

Nergiz İnce: Şimdi buradan yola çıkarak...

Ziya Gökmen Togay: Ama sahibini bilmiyorum. Yani sahibi Ertan Yıldız mıdır, değil midir onu resmi olarak bilmiyorum.

Nergiz İnce: Tanışıklığını biliyorsunuz.

Ziya Gökmen Togay: Evet.

Nergiz İnce: Bunu sorma sebebim şundan kaynaklı: Hem 138. eylem Ahmet Yıldırım'ın anlatımında firma geçti ve paketleri buraya bıraktığını beyan ettiği için. Hem de Ertan Yıldız mahkeme huzurunda da sanık ifadesinde de sizin onun adını kullanarak kendi şahsınıza sarı zarfta menfaat temin etmiş olabileceğinizle ilgili iddialarda bulundu. Şimdi Ertan Yıldız'la aranızda bir husumet, bir anlaşmazlık var mıdır? Ya da bu İştirakler Koordinatörlüğü'yken böyle bir geriliminiz olmuş mudur? Niçin böyle bir beyanda bulunmuştur hakkınızda?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi o eylem 138 ile alakalı zaten şeyi veren yani iddia eden diyeyim, para verdiğini iddia eden yüklenici zaten kime verdiğini söylüyor. Bir de o paketlerin, benim sonradan para olduğunu öğrendiğim paketlerin nereden alınıp nereye teslim edildiği yönünde sizin de söylediğiniz gibi HTS bilgilerine de bakılmış. Yani hani bu iddianın asılsızlığı zaten çok açık ortada. Ama onu neden söylüyor, onu bilemiyorum yani. Herhalde bir yorum yapmayayım neden söylediğine dair.

Nergiz İnce: Kendisine soramadım da ondan size sordum neden olabilir diye. Sağ olun. İhaleler üzerinde bir sorusu oldu size. Şimdi ben de bununla ilgili bir soru sormak istiyorum ihale bilgilerine ilişkin. Şimdi 26 Temmuz 2025'te ilk ifadenizde şöyle bir beyanda bulunmuşsunuz. Demişsiniz ki: "Ben ihalelerde rekabeti sağlayıcı tedbirler aldım. Aynı firmaların ihaleye girmesini veya yaklaşık maliyetin deşifre olmasını engelledim. İhalelerin birçoğu açık ihaledir. KİK süreçlerinden de geçmiştir. Sayıştay raporları vardır ve Sayıştay raporlarında da usulsüz olmadığı tespit edilmiştir." demişsiniz. Bu beyanınız doğru mudur? Ondan sonra devam edeyim soruma.

Ziya Gökmen Togay: Şimdi toparlayamadım, bir daha söyler misiniz?

Nergiz İnce: Şunu söylüyorsunuz: "Ben" diyorsunuz, "İhalelerde rekabeti sağlayıcı tedbirler aldım. Aynı firmaların ihaleye girmesini, yaklaşık maliyetin deşifre olmasını engelledim. İhalelerin birçoğu açık ihaledir. KİK süreçlerinden her zaman geçmiştir. Sayıştay raporları da vardır. Usulsüz olmadığı da bu raporlarda tespit edilmiştir." Bu beyanınız doğru mudur diyorum.

Ziya Gökmen Togay: Doğrudur.

Nergiz İnce: Yine 24 Haziran 2025 tarihinde, bu sizin ilk edilmiş pişmanlık ifadeniz, şöyle bir beyanda bulunmuşsunuz. Demişsiniz ki: "Şartnamelerin hazırlanmasında, ihale süreci içinde ayrıcalık tanınan hiçbir şartname yapılmamıştır. Birçok şartname eski dönemlerden gelen şartnamelerdir. İçerikleri bunların değiştirilmemiştir. İBB'den iştiraklerin almış olduğu işlerin şartnamelerinde ayrıcalıklı madde yoksa şu şekilde yazılmaktadır: Şartnamelerin içeriği doğal olarak uygun değildir." demişsiniz. Böyle bir beyanda bulunmuşsunuz. İhale şartnamelerinde değişiklik yapılmadığı, bir firmaya ayrıcalık tanıyan bir madde eklenmediği söylenmiş. Bu beyanınız doğru mudur?

Ziya Gökmen Togay: Tabii. Firmaya, bir firmaya ayrıcalık tanınan bir şey hiçbir zaman eklenmedi.

Nergiz İnce: Mahkeme huzurunda Burak Korzay da İsfalt Genel Müdürü, o da sizin gibi bir genel müdür, bu ihalelerle ilgili Burak Korzay'ın şöyle bir beyanı oldu. Dedi ki kendisi: "Biz" dedi, "İştirakler Koordinatörlüğüne satın almalarda çıkacak ihalelerin bilgilerini gönderdik. Ancaklerin içerisinde" dedi, "Yaklaşık maliyet gibi gizli bir bilgi yoktu. Bunlar EKAP'ta yer alan bilgilerdi. Zaten isteyen kişi EKAP'tan bunları indirebilirdi. Biz bu bilgileri gönderdik bir sonraki ay için." diye bir beyanı oldu. Sizin de ifadenizde geçen bu İştirakler Koordinatörlüğüne bilgilerin gönderildiği bilgiler gizli bilgiler midir?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi onların ne gönderdiklerini ben bilmiyorum. Ben kendi gönderdiğim bilgileri ifade ettim. Yani onların adına, başkasının adına konuşmayayım. Ben kendi adıma nasıl gönderdiğimi, kime kimlere gönderdiğimi ifade ettim. Ben Başkan Danışmanlarına veya kendi bağlı olduğum amire gönderdiğim bilgiyi bir gizli bilginin çıkarılması olarak görmedim. Görmüyorum. Yani dışarı göndermedim. Ama onların o bilgilerle ne yaptığını bilemem. Onu da bildiğimi iddia etmiyorum, bilmiyorum. Ama bu bilgileri ben gönderdim. Ama İsfalt aynısını mı göndermiştir veya başka bir şirket farklı bilgiler mi göndermiştir, onu bilmiyorum.

Nergiz İnce: Bunu şundan söylüyorum aslında: Hem beyanlarınızda ihalede şartnameleri anlatıyorsunuz, rekabeti sağlayıcı tedbirler aldığınızı, yaklaşık maliyetin deşifre olmasını engellediğinizi söylüyorsunuz. Ama beraberinde aynı ifadenizde bu bilgileri paylaştığınızı da söylüyorsunuz. Yani bu çelişkiye dayanarak aslında bunu sordum.

Ziya Gökmen Togay: Bu dışarıya paylaşılmış bir şey değil. Şeyin içinde, İBB bünyesinin içinde bağlı olduğunuz kişiyle paylaşıyorsunuz. Zaten bu bahsettiğim kişilerin İBB'nin içinde herhangi bir bilgiyi, herhangi bir departmandan almakla ilgili bir problemleri olamaz.

Nergiz İnce: Bu whatsapp yazışmalarını sundunuz mu dosyaya? WhatsApp talepler vardı, WhatsApp'tan göndermiştir. Buna ilişkin bir yazılı WhatsApp yazışması sundunuz mu?

Ziya Gökmen Togay: Şöyle; 2019 yılında... Hayır, sunmadım. 2019 yılında ilk birkaç ay bunun WhatsApp'tan istendiğini ama sonrasında hemen değiştiğini ifade ettim ama oradaki böyle bir bilgi sunmadım. Zaten bu bilgi nihayetinde de yani şey bir şey, yani böyle bir gizli kapaklı bir şey değil bu. Yani ihaleyle şirketler arasındaki diğer bilgilerin de yazışmalar, onaylar vesaireler zaten bu iyileşmelerde vardır. Ondan zaten şirketleştirildi sonra.

Nergiz İnce: Bu anlatımlarınızda sanki kaçak bir durum, gayrimeşru bir durum, böyle sanki yasa dışı bir bilgiyi siz paylaşıyormuşsunuz gibi bir anlam da çıkıyor beraberinde de, tekrar sormamın sebebi bu oldu.

Ziya Gökmen Togay: Hayır hayır, ben o anlamda söylemedim. Yani realiteyi, olanı ifade ettim sadece.

Nergiz İnce: Şimdi Ertan Yıldız'ın ilk üç etkin pişmanlık ifadesinde ne sizin ne de İSTAÇ'ın hakkında hiçbir aleyhe beyanı yok, olumsuz beyanı da yok. Hatta iması da yok, adınız da geçmiyor. Ancak ilk kez 4 Temmuz tarihli ifadesinde kendisi üç tane olay anlatıyor ve adınız da ilk defa burada geçiyor. Bu Ertan Yıldız'ın 4 Temmuz tarihli ifadesinden haberdar mısınız, Ertan Yıldız'ın bu ifadesindeki iddiaları kabul ediyor musunuz aleyhinize olan iddiaları?

Ziya Gökmen Togay: Yani etmiyorum. Ama hangi iddialar olduğunu söylerseniz, onu öğrenmek istiyorsanız cevap verebilirim.

Nergiz İnce: Şimdi bir tanesi bu Middle East isimli firmanın almış olduğu ihale ile ilgili bir iddiası var.

Ziya Gökmen Togay: Ne ne isimli, pardon?

Nergiz İnce: Middle East, Ortadoğu.

Ziya Gökmen Togay: Middle East.

Nergiz İnce: Pardon, Veolia Middle East ihalesini aldıktan sonra diye bir ibaresi var. Bu ihalenin alınmasıyla ilgili bir menfaat temin edildiğine yönelik bir iddiası var. Katı atık yakma ve elektrik üretim tesisi ile ilgili bir beyanı var. 23 Temmuz tarihli ifadenizde bu iddiasının doğru olmadığını söylemişsiniz. Onu teyit amaçlı soruyorum savunmanızda yer vermediğiniz için; Ertan Yıldız'ın bu beyanı doğru mudur?

Ziya Gökmen Togay: Yok, doğru değildir.

Nergiz İnce: Müvekkilim Fatih Keleş'in bu firmayla veya firma yöneticileriyle bir görüşme yaptığına siz şahitlik ettiniz mi?

Ziya Gökmen Togay: Hangi firmayla efendim?

Nergiz İnce: Veolia Middle East firmasıyla ya da katı atık yakma elektrik üretim tesisinde yer alan firmalarla.

Ziya Gökmen Togay: Hayır etmedim. Bu, 2019 yılı öncesi yapımı başlanmış çok büyük bir, günde 3.000 ton katı atık yakan büyük bir tesis. Bunun şey süreci, inşaat süreci, yani yapım süreci 2021 yılında sona erdi ve sözleşme gereği bir yıl da işletme süresi vardı. Bunu yapan firma ve o bir yıl işletme süresini yapan firma zaten Hitachi-Makyo oldu. Bir açık ihale söz konusuydu, açık ihale yapıldı ve tüm süreçlerden geçti; KİK süreçlerinden geçti, hatta mahkemeye kadar gitti, hukuksal süreçler de tamamlandı. O şeyi kazanan firmayla, Veolia'yla sözleşmeden önce benim hiçbir görüşmem bile yoktu.

Nergiz İnce: Fatih Bey'in bir görüşmesine siz şahitlik ettiniz mi ya da böyle bir duyumunuz oldu mu?

Ziya Gökmen Togay: Hayır, hayır, hiçbir duyumum olmadı.

Nergiz İnce: Bir cümle geçmiş ifadenizde de: "Firmalarla görüşmeleri Ertan Yıldız ve Fatih Keleş yaparlardı" gibi bir cümleniz var.

Ziya Gökmen Togay: Yalnız bunu genel olarak söyledim. Yani bir görüşme yapıldıysa birisiyle benle görüşmezlerdi zaten anlamında söyledim.

Nergiz İnce: Onlar yapmıştır anlamında?

Ziya Gökmen Togay: Onlar yaptı demiyorum. Bir görüşme birisiyle, bir firmayla çünkü yapıldıysa benimle görüşmezlerdi anlamında söyledim; onlarla görüşmüşlerdir diye.

Nergiz İnce: Şimdi ikinci sormak istediğim husus şu size: Çöp gazından elektrik üretim tesisi ile ilgili Ertan Yıldız'ın bir anlatımı var. Bunu mahkeme huzurunda da tekrar etti. Hatta dedi ki; "Başkan Bey de" dedi "beni bir iş adamının karşısında küçük düşürmüştür kendi genel müdürüme karşı" diye bir beyanda bulundu. Bu ifadesinde de geçiyor. Siz bu Ertan Yıldız'ın 4 Temmuz tarihli ifadesinde geçen bu çöp gazından elektrik üretim tesisi ile ilgili bir toplantıya katıldınız mı, böyle bir toplantı gerçekleşti mi, bilginiz var mıdır?

Ziya Gökmen Togay: Yani gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmiyorum ama ben öyle bir toplantıya katılmadım.

Nergiz İnce: Yani Ertan Yıldız sizin de toplantıda olduğunuzu söylüyor da; sizin karşınızda ezildiğini söylemiş, mahkeme huzurunda da bu minvalde bir şey söyledi.

Ziya Gökmen Togay: Yalnız o tesisi işleten firma İSTAÇ değildir. O bahsettiğiniz tesisi İstanbul Enerji işletiyor. Yani onların alanında bir şey.

Nergiz İnce: Şunu soruyorum aslında; siz bu işle ilgili bir toplantıda bulundunuz mu, yanınızda böyle bir olay yaşandı mı?

Ziya Gökmen Togay: Yok yok, yaşanmadı. O tesisin şeyi İSTAÇ'ta değil, onu ifade etmek istedim.

Nergiz İnce: Bu 23 Temmuz tarihli ifadenizde, "Onun için bu yapan kişi ihalelerle ilgili Ertan Yıldız'dır" demişsiniz. Bu az önceki ifadenizde bahsettiğiniz İştirakler Koordinasyonunda sürecine anlatınız o ne işleme...

Ziya Gökmen Togay: Doğrudur.

Nergiz İnce: Ertan Bey kendisinin tek başına bunlarla ilgilenmesinin mümkün olmadığını, bir imza yetkisi olmadığını, yetki ve sorumluluğunun çok dar olduğunu ifade etmişti mahkemede. Bu süreçlerle hani kaç kişiyle birlikte bu süreç yönetilirdi, İştiraklerle bu koordinasyon nasıl sağlanırdı, bunu anlatırsanız, aydınlatırsanız faydası olacağı kanaatindeyim.

Ziya Gökmen Togay: Şimdi tabii ki bütün bir operasyonu, İstanbul geneline hizmet eden bir İştiraklerin olduğu bir operasyonu tam manasıyla tek başınıza yönetemezsiniz. Ama bir koordinasyon ekibi kurup oradaki bütün kritik süreçleri süzgeçten geçirip o kritik süreçlere müdahale ederseniz o zaman yönetirsiniz. Yani şimdi İSTAÇ'ın 5.000'e yakın çalışanı var, binlerce aracı var; sadece İSTAÇ'tan bahsediyorum. Yani hani bu sürecin tamamı tabii yönetilemez, bu süreci işte imza atan biz profesyoneller yönetiyoruz. O yönetmiyor. O zaten beyanlardaki tutarsızlıklar da bazen ondan kaynaklanıyor, bilmediği için. Ama kurduğunuz yapıyla tüm kritik süreçlerin onayını belirliyor olursanız bu başka bir konu. Anlatabildim mi?

Nergiz İnce: Sizin bu yapılan işlemlerle ilgili irtibatı ve görüşmeleri, talimatları da, direktifleri de İştiraklerden Sorumlu Başkan Danışmanından alırdık dediniz.

Ziya Gökmen Togay: Neleri? Yapılan işlemlerle derken?

Nergiz İnce: İşte yani İştiraklerden Sorumlu Başkan Danışmanı dışındaki kimseden talimat almadım diye bir beyanda bulundunuz az önce. Buradan kastınız Ertan Yıldız mıdır, açık olarak bunu soruyorum?

Ziya Gökmen Togay: Elbette. Yani çünkü şöyle; biz göreve başlamadan evvel iş görüşmesi sırasında da Ertan Yıldız vardı. İş görüşmesinde de bu bize tebliğ edildi. Ondan sonra birbirimizi tanımak için hep beraber yaptığımız toplantılarda da Başkan Bey'in de katıldığı toplantıda da, büyük toplantılarda da Ertan Yıldız'ın sorumlu olduğu bize söylendi. Biz de o şekilde anladık ve fiilen de o şekilde yürüdü süreç.

Nergiz İnce: 59. eylem planında mı biliyorsunuz, aslında kendiniz de ifadenizde belirtmişsiniz, 26 Mayıs tarihli ifadenizde. Şöyle demişsiniz: "Cebeci maden sahaları İSTAÇ'ın sorumluluğunda değildir." diye bir beyanınız olmuş.  Bunu izah edebilir misiniz? Yani Cebeci maden sahalarını diğer döküm sahalarından ayıran husus nedir ve burası neden İSTAÇ'ın sorumluluğunda değil, o olması da beklenemez?

Ziya Gökmen Togay: Zaten aynı ifademe de bakarsanız, oradaki dökümün detayını bilmediğimi de söylüyorum.  Yani şurası anlatıldı herhalde. İSFALT'ın sorumluluğunda yapılan bir proje ve onun uygulanması, rehabilitasyon projesinin uygulanmasıyla alakalı bir iş vardı orada. İSTAÇ'ın oradaki ilgisi sadece verilen izinle alakalı bölgedeki yapılan dökümün uygun yapılıp yapılmamasıyla alakalıydı ve zaten oraya da döküm yapılmadı. O yüzden Cebeci'yi tamamen benim anlatabilmem mümkün değil size.  Şunu söyleyebilirim, ifademde de söyledim. Cebeci bölgesi sektörde, özel sektörde çalıştığım için biliyorum, İstanbul'un ağara ihtiyacını çoğunu, 10 yıllardır, 30 yıl, 40 yıldır karşılayan bir bölge. Orası ciddi rehabilitasyon gerektiren bir şeydi. Geçmişini de oradan biliyorum ama oradaki dökümün detayını ben bilmiyorum. Çünkü İSTAÇ'ın yeri değil orası.

Nergiz İnce: Şöyle sorayım. İSTAÇ'ın, bilginize başvurmak amacıyla soruyorum bunu. İSTAÇ'ın yeri dediğiniz döküm sahaları müvekkilimin de az önce izah ettiği, MAPEG tarafından rezervi bitmiş olan eski maden ocakları, doğru mudur?

Ziya Gökmen Togay: Çoğu maden ocağı, eski maden ocağı.

Nergiz İnce: Veya orman arazisi oluyor, Orman tarafından da orman vasfını kaybettiği için tahsis ediliyor devamında. Cebeci ise maden rezervi bitmiş, MAPEG tarafından tespit edilmiş bir yer midir yoksa aktif bir maden bölgesi midir?

Ziya Gökmen Togay: Cebeci bölgesini bilmiyorum.

Nergiz İnce: Teşekkür ederim.

FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR

Baran Kaya: Gökmen Bey, ben bu iştirakler koordinasyon ile ilgili 1-2 soru soracağım öncelikle. İştiraklerin bütçesinin belirlenmesinde buradaki koordinatörün bir görevi var mıydı? Siz şunu söylediniz; Genel Sekreter Yardımcısı ile görüşürüz ama bunlar genelde boş görüşmeler olurdu.

Ziya Gökmen Togay: Koordinatör derken kimi kastediyorsunuz?

Baran Kaya: Ertan Yıldız’ı kastediyorum.

Ziya Gökmen Togay: E tabii ki. O bütçeyi o onaylıyor.

Baran Kaya: O onaylıyordu dimi kimin hangi iştirakin ne kadar? Peki ihalelere çıkarken Ertan Yıldız’ın kaşesi olurdu, onayı olduğunu anlardık.

Ziya Gökmen Togay: Ertan Yıldız’ın kaşesi değil, yanlış olmasın. İştirakin kaşesi ama Ertan Yıldız’ın onayı olduğunu gösterir.

Baran Kaya: Gösterir. Yani Ertan Yıldız ihalelere çıkmadan önce alıp inceliyor diyoruz burada değil mi? Peki ihale sona erdikten sonra, ilk şunu sorayım öncelikle. Bu iştirakin kendisinin talip olduğu ihaleler mi yoksa kendisinin dışarıya açtığı ihaleler mi?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi tabii iştirakten iştirake değişir de iştiraklerin çoğu zaten İBB’den iş alır ve o işi aldıktan sonra bunu yapabiliyorsa kendi imkanlarıyla yapar, yapamıyorsa da bunu işte dışarıdan hizmet alır. Hizmet aldığı yani dışarıya verdiği şeyden bahsediyorum, yaptıkları ihalelerden bahsediyorum. Zaten Yönetim Kurulu kararı gerektiren her onay yani bu ne olursa olsun, ne olursa olsun Yönetim Kurulu imzasına o kaşe vurulmadan hiçbir evrak çıkmaz.

Baran Kaya: Sonucunda yine böyle bir inceleme olur muydu?

Ziya Gökmen Togay: Yani ihale sonuçlandıktan sonra mı?

Baran Kaya: Yani ihalede konuşulup tamamlandıktan sonrasını kastediyorum mesela.

Ziya Gökmen Togay: Yok. İş tamamlandıktan sonra...

Baran Kaya: Yani denetimler yapılır mıydı?

Ziya Gökmen Togay: İştirakin şeyi iç denetim mekanizması vardı tabii. Ama yani iş bazen 3 aylık bir iş olur, bazen 1 yıllık bir iş olur, bazen daha uzun olur. O süreç ondan sonra bir onaya tabi olmaz.

Baran Kaya: O nedir,

Ziya Gökmen Togay: İncelenir tabii mutlaka, bakılır.

Baran Kaya: Bu bunlar tabii ki iştirakler işler için geçerli bahsettiğiniz şeyler.

Ziya Gökmen Togay: İştirakler için geçerli.

Baran Kaya: Şimdi yine ben de Burak Korzay’dan örnek vereceğim ama iştiraklerle ilgili yanıt bildiğimiz için onu şey yapıyoruz yanlış anlamayın. Şöyle demişti: "Alacaklı firmalarımız bize ihtar çekip haciz başlattırabilirler. Bu da bizi çok zor durumda bırakabilir. O nedenle ben genelde ödemelerde aksaklık yaşatmamaya çalışırdım. Ödeme geldiğinde ödemeyi yapardım. Bana ödeme geldi kasamda para varsa ödemeyi yapardım. Vadesi geldiğinde başkalarının ödemesini yapardım." diye. Sizin için de benzer bir durum söz konusu mudur?

Ziya Gökmen Togay: Yani tabii iştirakin gelirleriyle alakalı bir durum. Yani paranız varsa ilk önce maaşları ayırırsınız, vergilerinizi ödersiniz, zorunlu ödemeleri yaparsınız. Ondan sonra kalan parayı da tedarikçilere belirli bir yaşlandırma, vade... Çünkü bazı sözleşmelerde vade daha azdır, daha çoktur. İşin mühebbiyatına göre; ben vadesi geçmiş çıkartılır, o gelen para da bölüştürülür. Bu şekilde yapılır. Paranızı varsa belki İSFALT'ın başka gelirleri vardı. Çünkü personeli çalışmış işler vardı İSFALT'ın. Yani ama başka bir firma ise BELTUR dışarıdan şey yapar, para temin eder. İBB’den gelecek paraya bakmaz. Ama birçok iştirak İBB’den gelecek paraya göre hareket etmek, ayağını ona göre uzatmak zorunda.

Baran Kaya: Peki sizin yönetiminizdeki iştirakte hiç bu Burak Korzay’ın bahsettiği an itibarıyla iştiraki zora soktuğunuz oldu mu? Alacağını alamayan, tahsil haciz...

Ziya Gökmen Togay: Yok, hayır. Öyle bir durum olmadı. Ama ihtar yazan, işte ne bileyim zorlanan, vadesinde ödeyemediğimiz bir sürü tedarikçimiz oldu tabii.

Baran Kaya: Ama haciz yapmıyorlardı yani?

Ziya Gökmen Togay: Haciz ben şey yapmadım hiç, hatırlamıyorum haciz edildiğini.

Baran Kaya: Kasten olağan dışı geciktirdiğiniz hiç bir adam oldu mu?

Ziya Gökmen Togay: Aaa hayır.

Baran Kaya: Kasten?

Ziya Gökmen Togay: Kasten hiçbir ödeme geciktirilmez. Öyle bir şey olamaz.

Baran Kaya: Bir de şunu soracağım. Cebeci ve diğer konularla ilgili. Sorudu müvekkilim ama. Bu Cebeci'nin cazibesini kaybetme meselesi... Bu ne demektir? Cazibesini kaybetmesinin nasıl bir etkisi var? Cebeci bize devredilmiş bir alan değildi dediniz. Dolayısıyla bizim orada herhangi bir yetkimiz yoktu. İSTAÇ alanları kime devredilidrdi İSTAÇ'a dediniz? İBB'deydi . Önce İBB Meclisi tarafından devredilme kararı olunması lazım. Çünkü iddianame böyle bir şey. Bundan da ondan soruyorum iddianame İGDAŞ..... Buradaki Cebeci'deki gelirlerin özel bir şirketin değil İSTAÇ'ın alması gerekiyordu. Fakat bir takım hileli işlemlerle İSTAÇ değil de bir özel şirket aldı. İddianame bu.

Ziya Gökmen Togay: Yok, orada ben gelirlerin düşmesinden bahsettim ya. Yani şimdi İSTAÇ'ın işlettiği sahalara ben öyle anladım oradaki olayı. Yani oraya gelecek araçlar oraya gitti, İSTAÇ'a gelmedi, gelirler düştü dedi o zaten. Yani şimdi İstanbul'un genelinde yani rakamları söylemek biraz afaki olacak ama atıyorum 10.000 araç hafriyata çıkıyorsa günde, bu 12.000 çıkıyorsa yani bu 12.000'in hepsi şeye gitmiyor, kaçaklar vardır. Diyelim ki 2.000 de kaçaktır oraya buraya. Şimdi 10.000 araç varsa...

Baran Kaya: Uzatmama adına araya girmek zorundayım.

Ziya Gökmen Togay: Şunu söylüyoru; bize gelecek yani İSTAÇ sahasına geleceği yerde başka yere dökülüyor anlamında bir gelir kaybından...

Baran Kaya: Siz öyle anladınız ama benim dediğim ise iddianamenin esası oysa Cebeci'yi İSTAÇ işletmeliydi iddiasına katılır mısınız?

Ziya Gökmen Togay: İstanbul'un içinde herhangi bir yerde döküm yapılacaksa, hafriyat dökümü yapılacaksa, bakın dolgu demiyorum karıştırmayalım, hafriyat dökümü yapılacaksa onu belediye işletmelidir, İSTAÇ değil.

Baran Kaya: Hayır işletmelidir derken sanki mevcudunda da hakkı oranınmış da hileli işlemlerle İSTAÇ'ın elinden alınmış gibi bir anlatım var. Sormak istediğim esasında bu. İstaç Cebeci İSTAÇ'ın elinden hileli işlemlerle alınmış bir yer midir?

Ziya Gökmen Togay: Şimdi İSTAÇ'a gelmedi Cebeci. Cebeci İSTAÇ'a gelmiş, İSTAÇ'tan alınmış bir alan değil. Ama orası döküm hafriyat alanı olsaydı İSTAÇ'a gelmek zorundaydı. Onu söylemeye çalışıyorum.

Baran Kaya: Peki 2022'de hafriyat İSTAÇ'ın gelirleri düşüyor, bunun da Cebeci Maden Sahası'ndan olduğunu tespit ettik dediniz. Cebeci Maden Sahası'ndaki döküm ne zaman.....?

Ziya Gökmen Togay: Yani ben onun tam tarihini bilmiyorum ama...

Baran Kaya: İddianamenin tespitlerine göre 2021'in sonlarına doğru, 2. yarısından sonra hatta sonlarına doğru başladığı yazıyor. Sonlarında başlamış olması 2022'de yaptığınız tespitte biraz sizi zorlamaz mı? Ben mesela pandemi derdim. Pandemi nedeniyle inşaat işlerinin durması ve hafriyat...

Ziya Gökmen Togay: Zorlamaz, bunu İSTAÇ hemen hisseder. Çünkü bu hafriyat dökümleri peşin paradır. Yani aylık alırsınız onun gelirini belediyede. Demek istediğimi anlatabiliyor muyum? Yani böyle aldın 6 ay sonra ödedin falan değil. Böyle şey olduğu için bunu hemen hissedersin. Ama ben döküm ne zaman başladı bilmiyorum açıkçası.

Baran Kaya: ...Cebeci nedeniyle olduğunu siz biliyor muydunuz?

Ziya Gökmen Togay: Yok, gelen aracın azlığından dolayı ekibimin çıkardığı akışlar... Yani gelen araç azalmış.

Baran Kaya: Ama tam biliyorsunuz ya, mesela 2022'de...

Ziya Gökmen Togay: Başka ben şu anda hatırlamıyorum. Yani şu anda bütün detayı hatırlamıyorum, o zaman yaptığımız bir tespitten bahsediyorum size.

Baran Kaya: Ben doğrudan şunu soracağım: Madeni tükenen maden sahalarıyla ilgili müvekkilim sordu, şirket ismi sordu. Siz dediniz ki: "Hayır, ben hiç şirket bilmiyorum, sahadan arkadaşlardan gelen görüşlerden biliyorum" dediniz. Bir maden sahası var mı peki buna ilişkin?

Ziya Gökmen Togay: Efendim?

Baran Kaya: Bir maden sahası var mı verebileceğiniz? Maden sahasının... Maden tükendiğinde burasıyla görüşmüş...

Ziya Gökmen Togay: Yani şimdi tapularda yok ama bellidir bunlar zaten. Yani kayıtlı bunlar, uçan şeyler değil. Ama ben firmaları bilmiyorum, çünkü firmalardan çıkıyor bize gelince. Yani şimdi sizin...

Baran Kaya: Firma ismi sormak istemiyorum, en azından saha...

Ziya Gökmen Togay: Maden ruhsatı firmanın değil mi? O sizden çıktıktan sonra bize geliyor.

Baran Kaya: Tamam, saha da hatırlamıyorsunuz, sadece... Somut bir vaka varsa biz bunu tespit etmek isteriz ama bunu bir şey koyamıyoruz. Bunun dışında bir sorum yok, teşekkür ederim.

İSMAİL SARI AVUKATI İSMAİL BAŞARAN SORUYOR

İsmail Başaran: Ziya Bey, geçmiş olsun öncelikle.

Ziya Gökmen Togay: Çok teşekkür ederim.

İsmail Başaran: Hangi tarihler arasında grup ticari direktörlüğü yaptığınızı sorsam öğrenebilir miyim acaba?

Ziya Gökmen Togay: Yani tabii kayıt şeyde vardır ama tarihler grup başkanlığı herhalde göreve başladıktan bir sene sonra başlamış olsak 2025'e kadar yapmış olmalıyım. Yani 2020-2025 gibi diyebilirim ama tahminî bir şey söylüyorum.

İsmail Başaran: Tamam. Şunu sormak istiyorum. İSTAÇ'taki operasyonel konularda Sarılar hisse şirketinden kiminle görüşürdünüz? Operasyonel konularla ilgili olarak.

Ziya Gökmen Togay: Operasyonel konularda İsmail Sarı ile görüşürdüm. O gelirdi genelde.,

İsmail Başaran: Bunun dışında İsmail Sarı ile ilgili ile ilgili bir görüşmeniz oldu mu?

Ziya Gökmen Togay: Bunun dışında derken?

İsmail Başaran: Operasyonel konular dışında.

Ziya Gökmen Togay: Operasyonel konular dışında ifademde belirttiğim hususlar var. Bir husus var zaten. Yani bir husus derken 138 kapsamında ama şöyle: Ertan Yıldız bana Sarılar firmasını birisini göndereceğini haber vermemi söylediği zaman bunu yani bir isim vererek söylemezdi. Yani buna söyle derdi. Ben bunu yani daha çok İsmail Bey'le görüşürüm ama İsmail Bey'e ulaşamadığım zaman Ahmet Sarı ile de konuşmuş olabilirim. Bunu tam olarak yani bu çünkü 2023-2024 yılında iki senelik bir zaman diliminde benim çok önem atfetmediğim, ne olduğunu bilmediğim bir konuyla alakalı olduğu için bunu böyle çok detaylı şey yapamıyorum, hatırlayamıyorum. Ama ben İsmail Sarı ile görüşürdüm daha çok. Ahmet Bey'i görmezdim hiç.

İsmail Başaran: Operasyonel konularla ilgili olarak söylediğiniz.

Ziya Gökmen Togay: Tabii tabii. Operasyonel konulara o bakardı çünkü. İSFALT’ın araçları vesaire Kantar'a onlar bakardı.

İsmail Başaran: Teşekkür ederim.

Ziya Gökmen Togay: Rica ederim.

ZİYA GÖKMEN TOGAY AVUKATI SAVUNMASI

Esas hakkındaki savunmamızı, yani uzun savunmamızı mütalaadan sonra yapacağız. Uzun da sürdü ifade. Ben de çok uzatmadan sadece çok kısa bazı hususlara değineyim. Dediğim gibi, esas savunmamızı daha sonrasında yapacağız.

Şimdi, 3 tane eylemle alakalı müvekkile suç atfı var. Bunlar da Eylem 137, Eylem 30 ve Eylem 138. Kısaca Eylem 30'u izah edecek olursak müvekkilin kardeşinin bir ev aldığından bahisle müvekkile bir dolandırıcılık suçu atfedilmiş. Yani burada ne savunuyoruz açıkçası onu da çok bilmiyoruz; çünkü müvekkilin buradan yaptığı veya herhangi bir suça iştirakini kesinlikle kabul etmiyoruz. Çünkü müvekkilin kardeşi Gökşen Togay'ın aldığı bir evle alakalı...

Burada ne müvekkil... Bu olayla alakalı tamamen kardeşinin yer aldığı bir olay vardır. Harici olarak müvekkilin kardeşiyle arasında ne bir para alışverişi var... Yani bu olayın tamamen müvekkilimize atfedilmesinin mantığını bile anlayamıyoruz. Yine burada üçüncü kişinin bir taşınmaz alması, burada müvekkilin bir hileli davranış yaptığını ispat etmez. Yine bir kişinin yakınlarının malvarlığıyla işlemi aksi ispatlanmadıkça sanık tarafından gerçekleşmiş olarak, gerçekleşmiş hile olarak da kabul edilmez. Bu gibi nedenlerden dolayı yine akrabalık ilişkisi hileye ve iştirake bir delil teşkil etmez. Bu gibi nedenlerden dolayı müvekkilin Eylem 30 kapsamında sadece kardeşinin bir ev aldığından bahisle suç isnadı yüklenmesi tamamen hayatın olağan akışına aykırıdır.

Yine bu olayla alakalı İSTAÇ'ın bir zarara uğrayıp uğramadığı hususu dahi burada bizim açıklayabileceğimiz bir husus değil; çünkü olayda müvekkilin direkt dahiliyetinin olmadığı bir noktada zaten bunu açıklamanın veya buradaki bir zarara dahi bunu müvekkile atfetmenin bir mantığı yoktur. Yine ayrıca bu olayla alakalı sanıklar da bu raporlarla, bilirkişi raporlarıyla da burada bir zarar oluşmadığına ilişkin ifadelerde ve raporlarda da bulunulmuş. Ama dediğim gibi yani bu olsa da olmasa da dahi olay hakkında açıkçası çok ekstra açık bir savunma yok; çünkü müvekkilin sadece kardeşinin kirada oturmak amacıyla aldığı bir evin müvekkille hiçbir para alışverişi yokken, hiçbir alakası yokken müvekkil... Sırasıyla savcılıkta dahi herhangi bir bu eylemle alakalı bir ifade veya bir soru atfedilmemişken bunu iddianamede gördük. Bu olayla alakalı söyleyeceklerimiz bunlardan ibarettir.

Eylem 137 ile alakalı ise burada müvekkilin yani çıkış evrakında imzaladığı, olur evraklarını imzaladığı ihaleyle alakalı iki tane ihale ile alakalı ihaleye fesat karıştırma suçlamasından dolayı müvekkile atfedilen bir suçlama var. Burada da yine şunu atfetmek gerekir; ihale açık ihale yapılmıştır. KİK onaylarından, KİK onayından geçmiş, Sayıştay denetiminden geçmiş, tüm şeffaf süreçleri tamamlamıştır. Yine müvekkilin burada savunmasının temel taşlarından birisi, güvence olarak tanımlanan yani teknik uzmanların görüşlerine dayanarak birçok işlemlerinden geçmiş, süreçlerinden geçmiş ve bunun sonucunda benden önceki olan bir firmanın müvekkile mecburen bunu imzalamıştır. Bunun harici zaten ihalelerin herhangi bir şekilde kamu zararına uğratmadığına ilişkin de çok net bir şekilde ihalelerin açık ihale olduğu, dediğimiz gibi gerek rekabetin sağlandığı, herhangi bir problemin oluşmadığı da ispatlanmıştır. Bu nedenlerden dolayı müvekkilin bahse konu bu suçu da işlediğini kabul etmiyoruz.

Son eyleme gelecek olursak müvekkile suç atfedilen; bu da Eylem 138 kapsamında bir rüşvete aracılıktır. Şimdi bu rüşvete aracılık suçunda da görüleceği üzere bahse konu olayda tüm süreci çok açık, net bir şekilde samimi ikrarlarla izah etmiştir. Biz öncelikle zaten müvekkilimizin beyanlarına iştirak ediyoruz. Bu tamamen bir amir-memur ilişkisi içerisinde kendi şoföründen bir yani Ertan Yıldız'ın şoförünü gönder... Bir paket var dediği ve buna istinaden de Sarılar firmasına şuraya şoförünü gönderdiği... Yani herhangi bir şekilde içinde zaten para olduğunu da bilmemiştir ve onu bilseydi zaten bu yeri aramazdı veya bilmesinin buradaki durumu rüşvete aracılık atfetmesinin yani bir suçun bilinmesi hususunda bir sıkıntı var. Burada herhangi bir konuda müvekkilin bu konu hakkında net bir bilgisi olmadığı gibi, burada sadece üst-ast ilişkisi... Üst ilişkisi açısından açıkçası kullanılmıştır.

Yine burada müvekkilin rüşvet anlaşmasının varlığı, ispatı, herhangi bir menfaat elde ettiği... İşte Ertan Yıldız'ın kendi beyanı, burada Ziya Gökmen Togay'ın bir menfaat elde edebileceği; kesinlikle bunları kabul etmiyoruz. Burada zaten alınan paraların da nereye götürüldüğü, akıbeti Sarılar firması tarafından da söylenmiştir. Burada herhangi bir şekilde müvekkile atfedilebilecek bir menfaat, bir herhangi bir kasıt unsuru bulunmamaktadır. Bu nedenle burada da rüşvete aracılık suçunun oluştuğunu kabul etmiyoruz.  Yine son olarak da şunu izah etmek istiyoruz ki; müvekkil bahse konu 3 eylemde de herhangi bir şekilde bir suç unsuruna karışmak istememiştir. Bu olaylarla alakalı herhangi bir kusuru veya kastı yoktur. Yine tüm süreçte, hayatı boyunca adliyenin önünden dahi geçmemiş, kolluğun önünden dahi geçmemiş bir insandır. O yüzden bu ifadelerimiz kapsamında, dediğimiz gibi daha detaylı ifadelerimizi mütalaadan sonra yapacağız; müvekkilin beraatine karar verilmesini sayın mahkemeden arz ve talep ediyoruz.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları