loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 25. günü tutuksuz 11 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 25. günü tutuksuz 11 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 29.09.2026 - 10:10
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 25. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Duruşmada tüm gün şu isimler: Yakup Öner, Serkan Yıldız, Ahmet Yıldırım, Ersan Şık, Hüseyin Bozkurt, Fatih Mehmet Bozkurt, Güngör Gürman, Mansur Güneş, Özcan Demirci, Kerem Pınar Dal, Remzi Baka savunma yaptı.

REMZİ BAKA SAVUNMASI – 29.09.2026

Hâkim: Şimdi iddianame kapsamında hakkınızda 31, 60 ve 143 no.lu eylemlerden suç isnadı var.

Remzi Baka: Evet.

Hâkim: Buyurun, dinliyoruz.

Remzi Baka: Kollukta vermiş olduğum ifade geçerlidir. Beraatimi talep ediyorum.

Hâkim: Ekleyeceğiniz bir şey var mıdır?

Remzi Baka: Hayır.

SAVCI SORUYOR

Savcı: Remzi Bey, savcılıkta birtakım beyanlarda bulunmuşsunuz. Onlarla ilgili sorular soracağım. Bu Adem Soytekin'in şirketine verilen çek meselesi var, 5 milyon TL civarı. Bu ne ilişkisi?

Remzi Baka: Kreş yapımı için verdik.

Savcı: Kreş yapımını sizden kim istedi?

Remzi Baka: İbrahim Bülbül.

Savcı: İbrahim Bülbül kimdir?

Remzi Baka: İstanbul Büyükşehir Belediyesinde başkan danışmanı olarak çalışıyordu.

Savcı: Peki bu çek, kreş neye karşılık yaptınız? Niye talep edildi sizden?

Remzi Baka: O tarihlerde yardım maksatlı, biz de iş yapıyorduk Büyükşehir Belediyesinde. O dönem yardım maksatlı yaptık.

Savcı: İfadenizde demişsiniz "Talepleri kabul etmeyen halde firmanın bana zorluk çıkaracağını biliyorum" şeklinde beyanınız var, doğru mu?

Remzi Baka: Doğrudur, ifadem doğru.

Savcı: Yine beyanlarınızın devamında İbrahim Bülbül'den bahsetmişsiniz birden fazla yerde. İbrahim Bülbül'e verilen bir para söz konusu, 380 milyon TL. Bu süreç nasıl gerçekleşti, neye karşılık verildi, hangi şartlarda alındı?

Remzi Baka: Benim savcılık ifademde detaylıca vermiştim, o tarihte yaptığımız işler için.

Savcı: Hangi işler? Hangi işler aldınız Büyükşehir'den?

Remzi Baka: O zaman niyetli işletmeleri genelde aldığımız ihaleler vardı, bunlarla ilgili.

Savcı: Tamam. İbrahim Bülbül 2021 Haziran ayında ifadenize göre sizi arayıp Florya'daki başkanın konutuna mı çağırdı?

Remzi Baka: Evet.

Savcı: Nasıl bir görüşme geçti başkanın konutunda?

Remzi Baka: Alınan ihalelerle ilgili bir durum olduğunu konuşalım demişlerdi. Çağırdı, ben de gittim.

Savcı: Bu talepler kim adına yapıldı İbrahim Bülbül tarafından?

Remzi Baka: Üst yönetim adına, üst yönetim adına talep edilmişti.

Savcı: Kim adına, duyamadım?

Remzi Baka: Üst yönetim adına.

Savcı: Tamam. Üst yönetimden kasıt kim peki?

Remzi Baka: Yani üst yönetimden kasıt Belediye Başkanıdır, yöneticiler olabilir. Üst yönetim demişti.

Savcı: Bu parayı hangi şekilde verdiniz 380 milyon TL'yi?

Remzi Baka: İfademde belirmiştim yerini, zamanını, süreçlerini.

Savcı: HTS, Bazlar var iddianamede okudunuz mu?

Remzi Baka: Evet.

Savcı: Bu Kübist'te mi verdiniz, ifadeniz öyle çünkü.

Remzi Baka: Evet.

Savcı: Sadece bir Kübist  mi yoksa başkalarına da teslim yaptınız mı başkanlık konutunda veya başka bir yerde?

Remzi Baka: Hatırlamıyorsam yine Kübist'te olmuştu.

Savcı: Yine bu Cafer Mahiroğlu, Aziz İhsan Aktaş ve Yusuf... hakkındaki açıklamalarınız var. Bir garaj devri süreci galiba söz konusu olmuş. Oradan bir baskı tarzında onların talepleri gelmiş, bunu açar mısınız?

Remzi Baka: Şöyle, biz ihaleye girmiştik. Yusuf'un şirketi de girmişti. Bu dönem ihalelerde ihaleyi biz kazanmıştık. Bu garajlar devrediliyor, devrediliyor derken yapan firma işi bittiğinde çıkar, yeni firma gelir çalışmaya başlar. İş devri söz konusu değildi orada. Bu dönem tabii tam aklımda değil ama baskının şey tarafından, Cafer Mahiroğlu tarafından ve Yusuf tarafından işi devam ettirmek istedikleri şekildeydi.

Savcı: Cafer Mahiroğlu ile Yusuf ortak mı?

Remzi Baka: Bildiğim kadarıyla ortak.

Savcı: Resmi mi gayriresmi mi?

Remzi Baka: Tam bilmiyorum ama gayriresmi.

Savcı: O süreçte herhalde Halk TV'ye falan çağrılmışsınız beyanlarınıza göre. O süreç nasıl gerçekleşti?

Remzi Baka: Tam hatırlamıyorum ama görüşmem oldu Cafer Bey'le. Tanışma maksadıyla görüştük. O süreçlerde de Yusuf bu işleri yapmak istediğini, yaptığını...

Savcı: Bir ihale itirazından bahsetmişsiniz yine. İhaleyi aldıktan sonra herhalde diğer firma almış, siz de itirazda bulunmuşsunuz. Bu süreç nasıl gerçekleşti? Yine Cafer Bey'le nerede görüşmüştünüz bu süreçte?

Remzi Baka: Birkaç ihaleye girmişlerdi. Şimdi tam hatırlayamıyorum hangi ihaleden bahsettiğimizi ama...

Savcı: İfadenizde şöyle geçiyor: "YST'nin aldığı ihaleye itiraz edince Cafer Mahiroğlu beni aradı, Yeşilköy'deki Polat Otel'e çağırdı. Bana 'İhaleyi aldık, itiraz etmeyesin, itiraz etme' dedi. Sürekli siyasi nüfuzundan bahsediyordu, teklifini kabul etmedim" şeklinde beyanınız var. Bu nasıl bir siyasi nüfuz, neden bahsetti orada?

Remzi Baka: Şöyle, büyük ihtimal yine bakım onarım hizmet ihalesidir. Çünkü kendilerinin değil de Yusuf Ziya Doğan'ın şirketinin girdiği ihalede. Maksat şeydi, "Hani biz de bu işi yapıyoruz, bir sürü etkinliğimiz var" şeklinde hani bir baskı olmasın. Baskı yapmaktı aslında ama biz çok umursamadık.

Savcı: Büyükşehirde İbrahim Bülbül haricinde diyaloğunuz olan şahıs var mıydı bu para isteme süreçleriyle ilgili?

Remzi Baka: Birkaç sefer tabii o süreç içerisinde birkaç sefer Fatih Keleş ile denk gelmiştim ama çok bir diyalog olmadı.

Savcı: Fatih Keleş ile bir denk gelme dediniz. Bir görüşme yaptınız mı yoksa bir talep mi oldu o süreçte?

Remzi Baka: Yok, genelde biz İbrahim Bülbül ile görüşürdük. Bir sefer, yansıttıktan sonra bir sefer yine ödemeler aksamıştı bayağı. O zaman bir görüşmemiz olmuştu.

Savcı: Nerede oldu peki Fatih Keleş ile o süreçte?

Remzi Baka: Büyük ihtimalle Florya Başkanlık Konutunda.

Savcı: Peki ödemeye ilişkin niye Fatih Keleş ile görüştünüz? Fatih Keleş'in Büyükşehirde bir yetkisi var mı bu konuda?

Remzi Baka: İbrahim Bey yönlendirmişti o zaman.

Savcı: Tamam. Fatih Keleş ile Florya Başkanlık Konutunda görüştünüz, içerik neydi görüşmenin? Herhangi bir talep oldu mu o süreçle ilgili?

Remzi Baka: Yok, bizim yapılan ödemelerin durumuyla ilgili. O dönem belediyenin ekonomik durumları hakkında bilgi aldık yani.

Savcı: Fatih Keleş belediyede ekonomik anlamda veya mali konularda yetkili midir? Veya bilgisi var mıdır?

Remzi Baka: Teknik olarak değil ama başkan danışmanı olarak bildiğim için fikir alışverişinde bulunmuştum.

Savcı: Tamam, başka sorum yok. Teşekkür ederim.

FATİH KELEŞ MÜDAFİ BARAN KAYA, REMZİ BAKA’YA SORUYOR

Baran Kaya: Bu hakediş ödemeleriyle beraber para veriyordum dediniz hakedişlerimi alabilmek için. Ön ödemelerinizi alıp sonra mı o parayı verirdiniz, yoksa önce parayı verip sonra mı ödemelerinizi alırdınız?

Remzi Baka: Yani bu dönemlerde genelde parayı aldıktan sonra ödeme yapardık.

Baran Kaya: Yani siz bazı tarihler belirtmişsiniz. Biz şimdi bu tarihlere baksak bu tarihlerden sonra ödeme almış mısınızdır?

Remzi Baka: Tam olarak hatırlamıyorum ama çoğunlukla ödemelerimizi aldıktan sonra yapardık.

Baran Kaya: Bir de bir yerde şey diyorsunuz; "Bu ödemeleri ben altın bozdurup yapardım."

Remzi Baka: Yani pek de hatırlamıyorum ama aldığım, kendi şahsi birikimlerimden yani o anlamda söylemişimdir.

Baran Kaya: Altın bozdurma kısmını, ifadenizin altın bozdurma kısmını o zaman kabul etmiyorsunuz diye biliyorum.

Remzi Baka: Kendi şahsi birikimlerimden yani biz belki sorulduğunda nereden verdiniz diye gelmişse, kendi şahsi birikimlerimizden bozdurup verdik demişizdir.

Baran Kaya: Bu şahsi birikimlerinizin varlığını kanıtlayacak bir şeyiniz var mı? Tabii ki bir banka hesabı ya da bir şey...

Remzi Baka: Vardır.

Baran Kaya: Bir de şey demişsiniz; "Belediyelerin SGK borçlarından dolayı finans sıkıntısı yaşamaları üzerine firma olarak hakediş ödemesi alamamaya başladık." Sizin aldığınız işler İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden midir, iştiraklerden midir, şirketlerden midir?

Remzi Baka: İSPARK'tan gelen ödemeler, iştirakler üzerindendir.

Baran Kaya: Anladım, teşekkür ederim.

Remzi Baka: Sağ olun.

EKREM İMAMOĞLU AVUKATI TORA PEKİN BEYANDA BULUNUYOR VE REMZİ BAKA’YA SORUYOR

Tora Pekin: Soru soruyor fakat soruya yanıt alamadığı zaman yönlendirici sorulara geçiyor. Usule uygun soru "Parayı nerede teslim ettiniz?", kabul. Ondan sonra fakat yanıt alamayınca sanık hatırlamayınca bu sefer "Şurada mı teslim ettiniz?" diye soruyor. Yönlendirici soru, bu durumu dikkatinize çekiyorum. Tek kelimelik cevaplar olduğu için de bizim müdahale etmemiz dahi mümkün olmadan, sizin müdahale etmeniz dahi mümkün olmadan tabii ki sanık kendisine hatırlatılan cevabı tekrarlamak suretiyle itiraz ediyoruz. Çok haklısınız ama dur baştan konuşursak eğer daha iyi, daha sağlıklı olacak. Çünkü tek kelimelik olduğu için cevap veriliyor hemen arkasından tutanağa geçmesini istedim.

Tora Pekin: Sizin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ile yüz yüze tanışıklığınız, görüşmüşlüğünüz, konuşmuşluğunuz var mıdır acaba?

Remzi Baka: Sadece açılışlarda.

Tora Pekin: Sadece açılışlarda. Bir randevu talep etmişsiniz herhalde ama size randevu verilmemiş anladığım kadarıyla. Ona ilişkin bir soru soracağım. Hatırlayabildiniz mi?

Remzi Baka:  Yani işlerimizle ilgili talep etmiş olabilirim evet

Tora Pekin: Tamam. Şöyle demişsiniz, 2021/389900 kayıt numaralı ihaleyi aldım diyorsunuz. Sonra orada kur artışı olmuş, Dolar 19 Liraya çıkmış diyor. Fiyat farkı yansıtılınca zorlanmışsınız ve Ekrem İmamoğlu'ndan, Ekrem İmamoğlu ile görüşmeye çalıştım diyorsunuz. Tarihi hatırlayabiliyor musunuz bu randevu talebinizin?

Remzi Baka: Tam hatırlayamıyorum yani zaten şöyle, o 2021 yılının Eylül ya da Ekim ayı gibiydi yanlış hatırlamıyorsam bahsettiğiniz ihale. Bana da teminatı öyle sormuştunuz. O dönem yaklaşık bir 2-3 ay zaten fiyat farkı verilmesi ya da bu ihalelerin nasıl yapılacağı, TL bazlı ihalelerin nasıl sürdürüleceği ile ilgili bir belirsizlik vardı. Daha sonra kanunla düzeltildi bu işte fiyat farkı verildi, ihale iptalleri vesaire. Bununla ilgili görüşmek istemiştim yani ihaleyi iptal etmek istiyordum aslında ama süreç gelip o konu hakkında görüşmek istiyordum aslında.

Tora Pekin: Şöyle çünkü belediyede kayıtlar çok disiplinli tutuluyor. Bir mail orada gördük sizin randevu talebinizle ilgili olarak. Pınar Görürgöz sizin şirketinizde çalışıyor herhalde değil mi?

Remzi Baka: Evet.

Tora Pekin: Onun yazmış olduğu bir mail var, çok kısa olduğu için okuyacağım. Merhaba, şey yazmış bunu İBB Özel Kalem Müdürlüğü'ne yazmış, bir mail atmış, e-posta atmış. "Şirketimiz Ulaşım İç ve Dış Ticaret A.Ş. Bursa İnegöl'de otobüs ve metrobüs üretimi yapmaktadır. Aynı zamanda İETT ile garajlarda bakım onarım ve temizlik aşamasında birlikte çalışmakta, İETT'de çalışan otobüs ve metrobüslerimizde halen hazırda bulunmaktadır. Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Remzi Baka katılmak ve hayırlı olsun ziyaretinde bulunmak, aynı zamanda öneri ve görüşlerinizi almak üzere Sayın Ekrem İmamoğlu'ndan kısa bir randevu arz etmektedir. Konuyu saygıyla bilgilerinize arz ederim" demiş. Böyle bir randevu talebiniz var. Tarihini hatırlayabilir misiniz acaba?

Remzi Baka: Yani onu hatırlamıyorum evet. İlk zamanlar olabilir göreve başladığı dönemler olabilir.

Tora Pekin: Sayın Başkan, 2024 yerel seçimleri sonrası bu mail. Dosyasında var maili. Çelişkiyi göstermesi bakımından kayıtlara düşsün. Başka sorum yok Sayın Başkan.

REMZİ BAKA MÜDAFİİ AVUKAT AZİZ GENÇ SAVUNMASI:

“Sayın Başkan, müvekkilimizin beyanlarına katılıyoruz. Onlarla ilgili beyanda bulunmadan önce müvekkillerimizin iddianamedeki isnat edilen suçlarıyla ilgili suç niteliğinde olup olmadığı, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı, rüşvet suçunun şarta bağlı gerçekleşemeyeceği, suçun nitelendirilmesinde hataya düşüldüğünü, aynı eylemden iki farklı ceza verilemeyeceğini belirtmek isterim. Ve bu hususlarla ilgili olarak esas hakkındaki savunmamızda da detaylı olarak beyanda bulunacağız.

Evet, müvekkilimizin beyanlarına katılıyoruz. İddianamede müvekkilimiz üç eylemden suçlanmaktadır. Bunlardan Eylem 31, Eylem 60 ve Eylem 143. Bu eylemlerdeki suçlamalar Eylem 31 ve Eylem 143 aslında... 143'te hakedişlerini alabilmek için rüşvet vermek, Eylem 60 ise kamu kurumları zararına dolandırıcılıktır. Müvekkilimiz hakkında başkaca dosyada hiçbir suçlama ve nitelendirme yoktur.  Yine iddianamede müvekkilimizin etkin pişmanlık kapsamında ifadeleri sebebiyle Eylem 143'teki eylem ve suçlamalar sebebiyle müvekkilimiz hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması talep edilmiştir. Ancak aynı nitelikteki Eylem 31'de rüşvet vermekle suçlanmasına rağmen burada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamayacağı iddia edilmiştir.

Sebep olarak da sanık Adem Soytekin'in 1 Ağustos 2025 tarihli savcılık ifadesinde şu şekilde söylüyor: 2 numaralı dosyada 12. sırada bulunan Ulaşım İç ve Dış Ticaret Anonim Şirketi tarafından toplamda 4 milyon 400 bin liralık 3 adet çekin hangi işe karşılık verildiğini hatırlamıyorum şeklindeki beyanda bulunduğu, bu sebeple de müvekkilimizin bu olaya ilişkin beyanlarının etkin pişmanlık kapsamına girmediği belirtilmiştir.  Oysa sanık Adem Soytekin sadece toplamı 4 milyon 400 bin TL olan 3 adet çekten bahsetmiş ve bu çeklerin hangi iş için verildiğini hatırlamadığını belirtmiştir.

Oysa müvekkilimiz bu konuda ve Adem Soytekin'in ifadesinden habersiz bir şekilde 29.09.2025 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı'nda alınan ifadesinde hatırladığı kadarıyla ben özet geçiyorum bu kısımları 2021 yılı haziran ayında İbrahim Bülbüllü beni çağırdı, İBB adına kreş yaptıracaklarından bahsetti, kreş maliyetlerinin 5 milyon TL civarında olduğunu söylediğini, burada parayı resmi olarak vereceğini belirtmiş müvekkilimiz, fatura kesilip kesilemeyeceğini söylemiş. Daha sonra Adem Soytekin'e yönlendirilmiş, onun şirketine ve burada da 6 Temmuz 2021 tarihinde beyanlarına göre 1,5 milyon TL nakit havale yapılmış. Bunun dışında da 1,5 milyon, 1,5 milyon ve 1 milyon 400 bin olmak üzere toplam 3 adet çek yani toplamda 5 milyon 900 bin TL'lik bir ödeme yapılmış. Bunun kayıtlarını, faturalarını dosyaya ibraz etmiştir.  Ayrıca bu konuda Altan Kreş diye kaydettiği telefonuna Adem Soytekin'in çalışanının bilgilerini de süreçle ilgili detaylı olarak bilgilendirmiştir.

Müvekkilimizin ifadesinden de anlaşılan, verilen para toplamı sanık Adem Soytekin'in söylediğinin aksine 4 milyon 400 bin TL değil, 1,5 milyon TL nakit ve diğerleri 3 adet çek olmak üzere toplamda 5 milyon 900 bin TL'dir. Müvekkilimizin bu süreçte kreş yatırımı için kendisini yönlendiren kişiyi, İbrahim Bülbüllü'yü, kimlerle irtibata geçtiğini, Adem Soytekin ve Adem Soytekin'in çalışanı Altan Öncü'yü ve sürecin nasıl işlediğini, ödemelerin hangi usul ve yöntemlerle yapıldığını açıkça beyan etmiştir.

Özetle müvekkilimiz, Adem Soytekin'in bu anlatımından hiçbir şekilde haberdar değilken bu hususu hatırlayarak savcılıkta tüm detaylarıyla anlatmıştır. Müvekkilimiz bu hususu anlatmasaydı bu ödemelerin ne için verildiğinin tespiti mümkün olmayacaktı. Bu sebeple müvekkilimiz bu suçlama açısından da etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandırılmalıdır.

Eylem 60 açısından bakıldığı zaman ise; bu eylemde müvekkilimiz İBB tarafından yapılan kredi ve tahvil yoluyla finansman sözleşmeleriyle alınan kredilerin amaç dışı kullanıldığı gerekçesiyle kamu kurumları zararına dolandırıcılıkla suçlanmaktadır. Müvekkilimizin bu kredilerin alınması ve kullanılması süreçlerinde hiçbir şekilde bilgisi, dahli yoktur, olamaz da. Zaten İBB ile de bahse konu İETT ihalesi dışında hiçbir bağı ve bağlantısı bulunmamaktadır.

Müvekkilimizin hem hakedişlerini almak için rüşvet vermekle suçlanmakta hem de alınan kredileri amaç dışı kullanmakla suçlanmaktadır. İddiaya göre şöyle diyebiliriz: Madem müvekkilimiz alınan kredileri amaç dışı kullandı ve dolandırıcılık suçunu işledi, neden bir de üstüne rüşvet versin? Yani kendi yaptığı eylemde, dolandırıcılık eyleminde bir de rüşvet veriyor. Bu büyük bir çelişkidir. Aynı eylem sebebiyle iki farklı suçtan cezalandırma talep edilmesinin yasal olmadığı kanaatindeyiz.  Müvekkilimizin usulüne uygun olarak alınan ihalelerdeki hakedişlerinin hangi kaynaktan temin edilen para ile ödendiğini bilmesi mümkün değildir, bunu da bilmek zorunda değildir.  Müvekkilimizle ilgili suçlamaların hiçbirini kabul etmiyoruz. Müvekkilimiz gerek soruşturma aşamasında gerekse mahkemeniz huzurunda tüm bildiklerini samimi bir şekilde anlatmıştır. Gelinen aşamada çoğu sanık dinlenmiş, müvekkilimize isnat edilen eylemlerdeki sanıklar da yargılama aşamasında dinlenmiş bulunmaktadır. Yine 13.11.2025 tarihli MASAK raporunda müvekkilimiz ve kayyum atanan şirketleriyle ilgili hiçbir olumsuz tespit bulunmamaktadır.

Ayrıca iddianamede müvekkilimizin şirketleri hakkında herhangi bir talep... Yani iddianamede bakıldığı zaman da müvekkilimizin şirketleri hakkında herhangi bir talep yok; müsadere gibi, el koymadır, hiçbir şey bulunmamaktadır. Yine huzurdaki davada müvekkilimizden daha ağır suçlamalarla yargılanan sanıklar ve bu sanıkların şirketleri hakkında verilen adli kontrol kararları da, kayyum kararları da kaldırılmıştır.

Kanun önünde nasıl suç ve cezada eşitlik ilkesi varsa, hak ve özgürlüklerde de eşitlik ilkesi, eşitlik vardır. Anayasa ve emsal Yargıtay kararlarında da izah edildiği üzere bu hususları esas hakkındaki savunmamızda daha detaylı sunacağız. Mal varlıkları üzerine konulacak tedbirlerde kuvvetli suç şüphesi, mal varlıklarının suçtan elde edildiğine dair kuvvetli emarelerin bulunması şartı aranmaktadır. Müvekkilimizin mülkiyet hakkı ihlal edilmekte ve telafisi güç, telafisi güç ve imkânsız zararlar oluşmaktadır.

Bu sebeple müvekkilimiz hakkındaki adli kontrol tedbirinin, yine müvekkilimizin şirketlerine TMSF'nin kayyum atanmasına dair 17.07.2025 tarihli 2025/7454 Değişik İş sayılı İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi kararının bu Ulaşım İç ve Dış Ticaret A.Ş. hakkında verilen kayyum kararı; Ulaşım Motorlu Araçlar Servis Otomotiv Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, RZT Filo ve Oto Kiralama A.Ş., UFT Otomotiv Temizlik Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, Aria Rez Otomotiv Karoseri İmalat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkında İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 25.08.2025 tarihli ve 2025/8456 Değişik İş sayılı kararıyla verilen kayyum atama kararlarının da bu aşamada kaldırılmasını talep ediyoruz.”

KEREM PINAR DAL SAVUNMASI – 29.09.2026

Sayın Başkanım, Sayın Heyet; hakkımda düzenlenen iddianameyi ayrıntılı bir şekilde okudum ve inceledim. Şahsıma eylem 69, 70, 72 ve 118 kapsamında yöneltilen isnatları ve üzerime atılı bulunan suçlamaların tamamını kabul etmiyorum. Her birini ayrı ayrı ve kesin olarak reddediyorum. Savunmamı, Sayın Heyet'in vaktini almayacak şekilde; önce şahsımı, şirketlerimin kurumsal yapısını ve bu yapı içerisindeki konumumu ortaya koyarak, ardından isnat edilen her bir eylem bakımından ayrı açıklama yaparak arz edeceğim. En baştan ifade etmek isterim ki dosya kapsamında ihale sürecine müdahale ettiğime, kamu görevlileriyle birlikte hareket ettiğime ve herhangi bir kamu zararına sebebiyet verdiğime veya haksız bir menfaat temin ettiğime dair tek bir somut delil ve tespit dahi bulunmamaktadır. Aynı şekilde MASAK raporları ve dosyadaki diğer mali deliller bakımından da tarafıma yönelik suç teşkil edecek nitelikte herhangi bir para akışı ortaya konulabilmiş değildir.

Sayın Başkanım, ben 25 yılı aşkın, yani yaklaşık çeyrek asırdır medya sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin sahibiyim. Matador, Mayacan ve Aleken Medya sektörde tanınan, bilinen ve referansı kuvvetli şirketlerdendir. Sektörün en eski 5-6 firmasından da biriyiz diyebilirim. Uzmanlık alanımız bina cephe duvarlarıdır. Yalnızca İstanbul'da değil, Türkiye genelinde yaklaşık 15 şehirde operasyon yapmaktayız. Ulaştırma Bakanlığından almış olduğumuz ihalelerle havalimanı ekranlarından da oluşan geniş bir envanterimiz bulunmaktadır. Dolayısıyla şirketlerimiz son 5-6 yıl içerisinde kurulmuş, sektöre yeni girmiş işletmeler değildir.

Sayın Başkanım, buradaki savunmam açısından belirleyici olan kurumsal yapıyı da arz etmek isterim. Şirketlerimde İhale Takip Departmanları, Kamu Kurumlarıyla İzin ve Evrak Takip Departmanı, Hukuk Sorumluları ve ihalelere fiyat çalışan Satış-Pazarlama Departmanları bulunmaktadır. Bu işlerde uzman, profesyonel çalışanlar görev yapmaktadır. Ben ise tüm şirketlerimin Yönetim Kurulu Başkanıyım. Faaliyet konumuzun tabii bir sonucu olarak sektörde yayınlanan ilanlar arasından ilgi alanımıza uygun olanlarla ilgilenmekteyiz. Sektördeki bilinirliğimiz ve referanslarımız sebebiyle, tavsiye edilir zaman zaman da kurumların ihalelerine davet edilebiliriz. Bunların içerisinden yalnızca ilgi alanımıza girenler için 15 yıldır aktif bir şekilde katılmaktayız ve katılıyoruz. İşleyişimizde de ilgili departmanlarda görevli arkadaşlarım kendi işlerini ve ihaleleri takip ederler. Katılmamız gerektiği kanaatine vardıkları takdirde hazırlıklarını yaparlar, fiyat çalışmalarını tamamlar ve bana sunum yaparlar; ben kararı veririm. Hiçbir kamu kurumuna veya belediyeye şahsen gitmem, iş takibi yapmam, yetkili kişileri tanımam.

Soruşturma kapsamında bir defaya mahsus olmak üzere Emniyette 25 Eylül 2025 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar'da ifade verdim. Bu ifade esnasında tarafıma, iddianamede geçen Karma A.Ş. isimli şirketin sahibinin Mete Sarısaltun; bu şirketin ihale işlem yetkilisinin ise Kerem Dal, yani ben olduğum söylenmiştir. Halbuki benim ne şirketlerimin finans müdürü olan çalışanım Mete Sarısaltun'un Karma A.Ş. ile uzaktan yakından bir alakamız bulunmamaktadır. Bu husus Ticaret Sicil kayıtları incelendiğinde de hemen ortaya çıkacak nitelikte bir maddi hatadır. Nitekim ifademde de bu durumun düzeltilmesi gerekli bir husus olarak kayıt altına alınması talep edilmiştir. Bu boyut itibarıyla şahsımın ve çalışanım Mete Sarısaltun'un da işbu dosyaya hangi gerekçeyle dahil edildiğini anlayabilmiş değilim. Kanaatimizce sehven dahil edilmiş bulunmaktayız.

Eylem 69'u çok kısaca anlatacağım. İddianamede yer alan bu eylem, Şehir Hatları Vapuru İskelesi projesine ilişkindir. Söz konusu proje, ekibimin AK Parti döneminde de yakından takip ettiği ve üzerinde çalıştığı bir projedir. Yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 40 iskeleden oluşan bir projedir. Ancak o dönemde ihalesi gerçekleşmemiştir, yeni iskelelerin yapılması planlanmıştır. Sonrasında CHP'li İBB döneminde ihaleye çıkarıldığını öğrenerek teklif verdiğimiz bir projedir. Demek ki kısmet olmamış ve kazanamadığımız bir ihaledir. Dolayısıyla benim açımdan Şehir Hatları projesi katıldığımız ancak kazanamadığımız ihalelerden biri olarak hafızamızda yer etmiştir. İhaleye fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için aranan ihale sürecine müdahale edilmesi veya sürecin yönlendirilmesi gibi bir durum somut olayda hiçbir şekilde söz konusu değildir. Bir ihaleye katılmak, teklif vermek veya ihaleyi kazanmak tek başına suç teşkil etmez. Somut olayda tarafıma yöneltilen isnadın hangi eylemimle gerçekleştiği de açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulabilmiş değildir.

Eylem 70 ve 72 hakkında kısaca: Öncelikle şu hususun altını çizmek istiyorum; Eylem 70 ve 72 birbirinden bağımsız iki ayrı iş değil, aynı yer ve aynı panolara ilişkin tek bir sürecin iki aşamasıdır. Bu nedenle her iki eyleme ilişkin beyanımı birlikte arz ediyorum. Eylem 70'te bahsedilen tek bir lokasyonda yer alan yalnızca 3 adet panodur. Kültür A.Ş.'nin 2024 yılında yaptığı bir ihaleye dayanmaktadır. Bu panolar Eylem 72'de geçen reklam alanıyla aynı yer, aynı panolardır. 2024 yılındaki ihale, 2023 yılında aldığımız yerlerin sözleşmesinin süresiz olduğu için bir yıl da uzatma ihalesidir. Sürecin doğru anlaşılabilmesi için kronolojik olarak arz etmek istedim.

İBB yönetimi CHP'ye geçtikten sonra, 4 yıl boyunca hiçbir ihale almadım. Hiçbir yeni yer elde etmedim, yalnızca mevcut işlerimi sürdürdüm. İlk defa 2023 yılında şirketimizdeki ilgili ekip bu ihaleye hazırlanmış ve konuyu bana iletmiştir. Yerlerin otosunun yeni belirleneceğini ve bunun portföyümüz açısından gerekli olduğunu bildirmeleri üzerine onay vermişimdir. İhaleye iştirak etmişiz ve ukdemizde kalmıştır. Nitekim dosya kapsamında da görüleceği üzere, ihale edilen tüm lokasyonların ihalesine ve talep edilen lokasyonlara göre yaklaşık 30 firma iştirak etmiştir. Muhammen bedeli ve yerleri belirleme yetkisi, bu ihalesi yapılan kuruma aittir. İkinci yıl aynı yer ve aynı panoların uzatma ihalesine girmemizin sebebi ise tamamen ticaridir. Panoların üzerindeki uluslararası düzenli müşterilerimize ait reklamlar bulunmakta olması sebebiyle ticari itibarımız adına uzatmak istemişizdir. Buradaki amaç herhangi bir kamu görevlisiyle anlaşmak veya ihaleyi yönlendirmek değil; tamamen şirketimizin ticari itibarını ve mevcut müşterilerimizle olan ilişkilerini korumaktır.

Eylem 118: Ecrimisil iddiası ve imzalanan sözleşme hakkında Sayın Başkanım; iddianamede ileri sürülenin aksine şirketlerimin işlettiği reklam alanları işgal edilmiş İBB'ye ait mücavir alanlar değildir. Şirketlerimin iddianamede alan ecrimisili ödeyerek yer kullanan firmalardan kesinlikle değildir. Portföydeki alanların tamamı malikleriyle sözleşme yapılarak kiraladığımız, özel mülkiyete tabi alanlar olup İBB'nin yetkili Daire Başkanlığınca ilan edilen, mevzuata uygun biçimde usulüne göre resmi izin belgeleri alınarak en az 15-16 yıldır işlettiğimiz alanlardır. Biz meslek hayatım boyunca ne İBB'de ne başka bir belediyede kamuya ait bir mücavir alanı hiçbir surette ecrimisil ödeyerek işletmedim. İBB Gelirler Müdürlüğü kayıtlarında da bu çok rahat bir şekilde görülecektir. İmzalanan sözleşmenin ortaya çıkışı da Sayın Başkanım, 2019 yılının başında AK Parti döneminde tüm izinlerimizin yenilenmesi ve uzatılması süreci, yaklaşık 15-16 yıldır yaptığımız gibi usul ve şekle uygun olarak tamamladık ve izinlerimizin tamamını aldık.

2019 yerel seçimlerin ardından yeni yönetimin gelmesiyle beraber İBB iştiraki Kültür A.Ş. tüm açıkhava reklam şirketlerini toplantıya davet etmiş ve açıkhava reklam konusunda yeni uygulama kurallarını açıklamıştır. Ben bu toplantılara davet edilmedim. Yeni kuralları yalnızca diğer şirketlerden duymaktaydım. Konuya ilişkin ilk görüşmem 2019 yılının sonunda gerçekleşmiştir çünkü izinlerim zaten vardı. Yılın sonunda çağrıldığımızda sektördeki yaklaşık 35-40 şirketin tamamının yeni açıklanan kuralları kabul ettiği, bundan sonra bir kısım izinlerimin yenilenebilmesi için Kültür A.Ş. tarafından belirlenen sözleşmeyi imzalamam ve bedelini ödemem halinde izinlerimin yenileneceği şahsıma iletilmiştir. 15 yıldır resmi izin belgeleri alarak özellikle yönetmeliklere uygun alanları seçmiş ve işletmiş şirketlerimde kaçak ve izinsiz hiçbir alan bulunmadığını belirterek uygulamayı kabul etmemişimdir.

Akabinde 2020 yılı için uzatma dilekçelerimi verdim. Ancak şirketlerime uzatma dilekçesi vermeniz izinlerinizin yenileneceği anlamına gelmez, izin yenileme sürecinde reklam alanlarını kullanamazsınız mealinde resmi cevap yazıları tebliğ edilmiştir. Kurumsal müşterilerimin reklam alanlarını kullanmakta olduğu bir süreçte ticari itibarım nedeniyle tekrar Kültür A.Ş.'ye gitmişimdir. Yapılan görüşmede göreve geldiklerinden bu yana tüm firmalarla anlaşma sağlandığı, benim izinlerimin bulunduğu için görüşmeye geç çağrıldığım, uygulamanın resmi bir karara dayandığı, itiraz etmemin mümkün olmadığı açıkça ifade edilmiştir. Karşımda yetkili kurulu sıfatıyla İBB, onun almış olduğu resmi bir karar ile emrindeki zabıta ve kolluk kuvvetleri bulununça sektördeki tüm şirketlerin de imzaladığını yalnızca benim kaldığımı gördüğümde nihayetinde ben de sözleşmeyi imzaladım. Makul bir bütçede kalabilmek için envanterimin yaklaşık %50'sini iptal ederek sözleşmeyi imzaladım. Kültür A.Ş. resmi faturalarını düzenledi. Diğer tüm açıkhava şirketleri gibi biz de ödemelerimizi resmi faturalı olarak gerçekleştirdik. İlk sözleşmemin de 2000 tarihli olması en son imzalayan firmalardan biri olduğumu açıkça göstermektedir. Sözleşme de yanımdadır efendim.

Sektörün tamamının bildiği üzere de bu süreçten sonra faaliyetlerime 3-4 yıl arayla birlikte Atak Farma isimli bir işletmeyle tarım madencilik sektöründe dahil oldum. Sayın Başkanım, yeni yönetimin aldığı kararları açıklaması ve uygulamaya alması süreçlerinde benim herhangi bir karar verme yetkim ve kamu gücü kullanma imkanım bulunmamaktadır. Ben yalnızca özel sektörde faaliyet gösteren reklam şirketlerinin sahibi olarak yalnızca ticari faaliyetimi sürdüren, açıklanan kurallara ve mevzuata uymak zorunda olan sade bir vatandaşım. Sayın Başkanım, ben savunmamı tamamlıyorum. Öncesinde yalnızca bir hususu daha açıklamak istemekteyim. Bir sanığın beyanına dayanarak iddianamede tekrarlanan bir kısım sanıklara Sayın Savcılık Makamı tarafından da sorulan ancak ne şahsımla ne de şirketlerimin hiçbiriyle ilgisi bulunmayan bir husus iddianamede defaatle yer almıştır. Şöyle ki Hakan Kara ve Hüseyin Köksal isimli bilirkişiler ilk beyanlarında bir toplantıdan bahsetmişlerdir.

İstanbul Avrupa Yakası elektrik direklerinin üzerindeki reklam alanları hakkında İBB'de gerçekleşen bir toplantı esnasında bu direklerin işleten firmanın sözleşmesi feshedilerek Matador isimli firmaya 105 milyon TL karşılığında teminat mektubu verilecektir şeklinde bir beyanda bulunmuşlardır. Bu hususu kesinlikle kabul etmiyorum. Benim ve şirketlerimin bu iddiayla hiçbir ilgi ve alakası yoktur. 25 yıllık meslek hayatımın hiçbir döneminde elektrik direkleri üzerindeki reklam panosu ihalesi almadım, işletmedim, teklif dahi vermedim. Kaldı ki o elektrik direklerinin sahibi de bildiğim kadarıyla İBB değil özel şirketlerdir. Benim üzere husus bu gerçek dışı beyanın iddianamede birçok kere tekrarlanması, doğru kabul edilip bir kısım sanıklara sorulması ve medyada da sıklıkla paylaşılarak şahsıma zarar verilmiş olmasıdır.

Yukarıda ayrıntılı olarak arz ettiğim maddi vakalar birlikte değerlendirildiğinde hayatımın önemli bir kısmını medya sektöründe faaliyet göstererek geçirdim. Şirketlerimi büyütmek, ticari faaliyetimi sürdürmek ve müşterilerime karşı yükümlülüklerimi yerine getirmek dışında hiçbir amacım olmamıştır. İddianamede ileri sürüldüğü şekilde bir organizasyon içinde yer almadım. İsmi geçen şahısları kesinlikle tanımam. Herhangi bir ihaleye müdahale etmedim, kamu görevlilerini nüfuz etmedim, herhangi bir kamu zararına yol açmadım ve hiç kimseden de haksız bir menfaat temin etmedim. Şirketlerim ile iddianamede adı geçen şirketler arasında herhangi bir iş ortaklığı, iş ilişkisi ya da para transferi bulunmadığı resmi kayıtlarla da ortaya konmuştur. Nitekim Emniyet sorgulamamda dahi bilirkişi detayında bir MASAK raporuna, herhangi bir dekont veya belgeye dayalı olarak tarafıma tek bir soru yöneltilmemiştir. Bu itibarla ticari sicil kayıtlarının ve şirket hesaplarının da ilgili kurum ve yetkililerince yeniden incelenmesini talep etmekteyim. Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle dosyada tarafıma isnad edilen suçların yasal unsurlarının oluşmadığı, suç teşkil eden somut bir eylemim bulunmadığı ve isnatların şahsımla doğrudan ilişkilendirilemediği açıktır. Bu nedenlerle beraatime karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

KEREM PINAR DAL SAVUNMASI

Efendim iddianamede eylem 69, 70, 72, 118'le ilgili eylemlerle ilgili isnatlar var. Şu hususu ifade ederek başlamak istiyorum: Murat Bey'in..... soruşturma aşamasında kolluk ifadesinde kendisine bu eylemlerle ilgili herhangi bir isnatta bulunulmamıştır, ilk defa burada cevap vermiştir. Aynı şekilde kolluk ifadesinde isnat edilen eylemler de iddianamede suçlama konusu yapılmamıştır. Şimdi mülkiye müfettişlerinin kendisine beyanında ifade ettiği Mülkiye Müfettişliğinin 16.08.2024 tarihli 166-73-2 sayılı tebliğ raporunda müvekkille ilgili Karma AŞ. ile Mete Sarısaltun ihale işlem yetkilisi olarak gösterilmiş müvekkilin çalışanı. Oysa müvekkilin de çalışan Mete Sarısaltun de Karma AŞ ile hiçbir ilgisi, alakası yok. Bu husus ticaret sicil kayıtlarında çok kolaylıkla görülebilir. Dolayısıyla bu husus da aslında müvekkilin dosyaya hakikaten özensizce dahil edildiğini göstermektedir.

Şimdi aynı eylemlerle ilgili aynı konumdaki firmalarla ilgili de herhangi bir isnatta bulunulmamıştır Sayın Başkanım. Bu hususa da ben dikkat çekmek istiyorum. Eylem 69'da alt kiralama ihalesine Matador'la beraber katılan başka şirketler de teklif vermişler. İddianamede bu firmalar için dosya kapsamına yansıyan bir suç isnadı bulunmadığından sorumluluk atfedilmedi denmekte sayfa 1262'de. Yine eylem 70'teki alt ihaleye 16 firma davet edilmiş. 12 firma ihaleyi almış, bunlardan yalnızca 5'inin yetkilisi hakkında isnatta bulunulmuş. Eylem 72 ve 72'deki alt ihalede 16 alt yüklenici bulunmakta. Bunlardan yalnızca 3'ü hakkında, 3 şirketin yetkilisi hakkında isnatlarda bulunulmuş. Yine eylem 118'de de durum aynı, birçok firmayla sözleşme yapılmış ama bir kısım şirket yetkilileri dosyada iddianamede yer almamış.

Şimdi Matador'la, dolayısıyla Kerem Pınar Dal ile aynı ihaleye katılan isnat yöneltilmeyen onlarca firmadan ayrılan husus nedir? Biz gerçekten bunu anlayamadık. Bizim tahmin edebildiğimiz şu: Kendisi de beyanında, savunmasının son kısmında bu hususa değindi. Hakan Karaköse'nin bir beyanı var, İstanbul'un bulvar ve teraslarındaki reklam bulvarlarıyla ilgili şöyle diyor: Sonraki süreçte Boğaziçi firmasının sözleşmesini feshedip Kerem Dal'ın yetkilisi olduğu Matador isimli firmayla 105 milyon karşılığında anlaşma yapılmış. Bu hususu Kağan Sürmegöz de, Adem'e de anlatmış, Adem de bunu anlattıklarından dolayı biliyor. Şimdi müvekkilin hiçbir şekilde bu ihaleden haberi yok. Böyle bir ihale almamış, elektrik direkleriyle ilgili meslek hayatında hiçbir böyle bir ihaleye girmemiş, kendi ilgi alanında bir ihale.

Şimdi bu husus iddianamede yer almasaydı, yani sadece sanık beyanlarında, şüpheli beyanlarında soruşturma aşamasındaki kalmış olsaydı bu hususa ilişkin hiçbir savunma da yapmayacaktık fakat şimdi gelin görün ki eylem 69 hukuki değerlendirmesi sayfa 1260'ta bulunmuş, bu hususa yer verilmiş. Eylem 70'te deliller kısmında hukuki değerlendirme yapılmış, 1293'te yine bu beyana yer verilmiş. Eylem 72'de de 1349. sayfada iddianamede bu eylemin, bu eylemlerin deliller kısmında bu şüphelinin beyanına dayanmış. Bunu kabul etmek mümkün değil. Kendisi de beyan etti, anlatılan olay Avrupa yakasındaki aydınlatma direkleriyle ilgili. Yani İBB ile ilgili bir ihale de değil. Adem Kılıç da kendi ifadesinde söylemişti, bu aydınlatma ihalesi İBB değil özel hukuk tüzel kişisi olan elektrik dağıtım şirketi olan BEDAŞ yapmaktadır. Eylem 69, 70, 72'nin konusu şehir hatları iskelesiyle Avrupa yakasındaki panolarla ilgili. Neden bu ihalelerin bulunduğu iddianamenin bu kısmında bu beyanlar buraya geçirilmiş, anlamak mümkün değil. Dolayısıyla biz bu hususu da zabıtlara geçirmek istiyoruz. Yani muhtemelen bu beyanlarda işte Kağan Sürmegöz ile irtibatlı olduğu varsayımıyla o zaman bu eylemlerden de bu firmalardan diğer firmalardan farklı olarak Kerem Pınar Dal'ın da olması lazım diye düşünülmüş böyle bir varsayımla. Buna savunma yapmak bile gerçekten savunma yapmayı gerektirecek bir husus değil.

Eylem 69 ile ilgili kendisi de beyan etti, Matador alt ihaleyi kazanamamış. İhaleyi kaybeden bir firmanın yetkilisinin bu suçun faili olabilmesi için hangi hileli davranış gerçekleştirildi, kiminle ne zaman nasıl anlaşıldı somut olarak ortaya konulması gerekir. Oysa iddianamede müvekkille ihaleyi kazanan firma veya Medya A.Ş. görevlileri arasında bir irtibatı gösteren herhangi bir HTS kaydı, yazışma, para transferi, tanık beyanı da yoktur. Eylem 72 ile ilgili hususu ifade etmek istiyorum. 70, 72 bilirkişi raporunda müvekkilin beyan etmiş olduğu bedel rayicin altında değil üstündedir. Bilirkişi raporunda da müvekkilin teklif ettiği bedelin piyasada rayicin altında olduğuna dair bir tespit yok. Aksine aynı lokasyon için 2023'te 1,5 milyon, 2024'te de 3,5 milyon liralık bir bedel var. Dolayısıyla bu yaklaşık %118'lik bir artış var. Dolayısıyla bu hususu da zabta geçirmek istedik. Yine eylem 70, 72 ile ilgili de bilirkişinin eleştirisi idareye yönelik, teklif verene doğru değil. 18.07.2025 tarihli bilirkişi raporunda bu ihalelere ilişkin tespitler İBB'nin ana ihale şartnamesinde yüksek mali ve teknik yeterlilik koşulları aranmış, Kültür A.Ş.'nin alt ihalelerinde ise bu koşullar aranmamış. Bu tespit ana ihaleyi düzenleyen idareye ilişkin bir değerlendirmedir. Alt ihalede yeterlilik koşullarının aranmaması müvekkil aracılığıyla sağlanmamış, aksine 16 firmanın katılabileceği geniş bir rekabet ortamı oluşturulmuştur. Şartnameyi idare hazırlar, davet edilen firmanın şartname koşullarından sorumlu tutulması mümkün değildir.

Eylem 118 ile ilgili kısa bir değerlendirme yapayım. Ödemeler bu 118 sözleşmeye ilişkin yapılan ödemeler kamunun bir kamu iştirakının düzenlediği resmi faturaya karşılık bankacılık sistemi üzerinden doğrudan o şirketin hesabına yatırılmıştır. Hiçbir kamu görevlisine ne müvekkil ne de çalışanlar şahsen veya usulsüz ödeme yapmamıştır. Buna ilişkin Mülkiye Müfettişliği tebliğ raporunda da bu eylem bakımından hukuki sorumluluğu yalnızca Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş. yöneticilerine ve personeline atfetmiş, sözleşme imzalayan özel reklam şirketlerinin sorumluları arasında saymamıştır. Bu da iddianamede 2881, 2882'de ifade edilmiştir. Biz Sayın Başkanım detaylı savunmamızı esasa ilişkin Savcılık Makamı mütalaasından sonra yapacağız. Biz yargılamanın sonunda müvekkilin beraat edeceğine inanıyoruz, teşekkür ediyorum.

ÖZCAN DEMİRCİ SAVUNMASI – 29.09.2026

Sayın Başkan, Sayın Heyet; KMD Reklam Anonim Şirketi'nin yetkilisi olarak daha önce savcılıkta verdiğim ifadelerimi tekrar ediyorum. Ben, KMD'yi devralmadan önce şirkette sigortalı çalışan olarak görev yaptım. Şirketin yaptığı işi, müşterilerini ve operasyonunu biliyordum. KMD'yi 23 Aralık 2023 tarihinde Serdar Solmaz'dan mevcut alacakları, borçları, devam eden işleri ve ticari ilişkileriyle birlikte devraldım. KMD yalnızca İBB iştirakleriyle çalışmamaktadır. Geçmişi ve iş deneyimi bulunan güçlü bir firmadır. Özel sektörün yanında kamu bankaları, Gençlik ve Spor Bakanlığı, farklı kamu kurumlarıyla da çalıştık. İBB iştiraklerinin ihalelerine girdik, bazılarını kazandık, bazılarını kaybettik.

KMD hiçbir zaman ana ihalenin yüklenicisi olmadı. Bizden bir alt işçilik teklifi istendiğinde maliyetimize göre fiyat verirdik. Ana ihtiyacın nasıl belirlendiğini, işin neden bölündüğünü, hangi usulün seçildiğini veya başka hangi firmaların davet edildiğini bilmiyorum. Bilmem de mümkün değildir. Biz kamu görevlisi veya ihale makamı değiliz. Aldığımız işleri yaptık ve teslim ettik. Bu alt işlerde sözleşmede yazan toplam bedelin tamamı her zaman kullanılmazdı. İştirak hangi kalemden ne kadar isterse o kadarını yapar, teslim eder ve yalnızca yaptığımız kısmını faturalandırırdık. Ödeme de yapılan hak edişe bağlanan miktar üzerinden yapılırdı. Bu nedenle sözleşme bedelinin tamamı KMD'ye ödenmiş bir tutar gibi değerlendirilmek doğru değerlendirilmek doğru değildir.

Sayın Heyet, müsaadenizle önce sevkte saklı tutulup ifadesi alınmayan eylemler yönünden savunma yapmak yapmak isterim. Eylem 83, 88 ve 91 tarihinde şirketin sahibi veya yetkilisi değildim. Şirket adına teklif verme, fiyat belirleme ve imza atma yetkim yoktu. İmzamın ve yetkimin bulunmadığı eylemlerden neden sorumlu tutulduğumu gerçekten bilmiyorum. Bu eylemlerin ihale süreçlerine ilişkin örebileceğim bir bilgi maalesef bulunmamaktadır. Eylem 91'in sözleşmesi şirketi devralmamdan önceki döneme aittir. İş, şehir süslemeleri kapsamında tak ve konstrüksiyon işleriyle bilgi bayrak aparatı temini ve montajını içeriyordu. Sözleşme yapılırken yetkili değildim. Şirketi daha sonra alacakları, borçları ve devam eden işleriyle devraldığım için devirden sonraya kalan teslim ve tasfiye işlerini doğal olarak yeni yönetim olarak bana geçti.

Eylem 81, 92 ve 93 ise şirketi devraldıktan sonraki dönemdedir. Eylem 81'de LED ekran ve televizyon, projeksiyon cihazı, reji reji sistemi, aktif ve pasif karıştırıcı görüntü ve yayın sistemleri sağlandı. Eylem 92'de bardak su ikram hizmeti, çay ve kahve ikram setleriyle karton bardak temin edildi. Eylem 93'te ise boyama ışıkları hizmeti, gökyüzü tarayıcıları sağlandı. Bu işlerin tamamı yapıldı ve teslim edildi. Teslim, hak ediş ve ödeme belgeleri iştiraklerin kendi kayıtlarında bulunmaktadır. İstenirse müdafim, elimizde bulunan belgeleri de dosyaya sunabilir. Ben rakiplerle fiyat konuşmadım, başka bir şirketin teklifini öğrenmedim ve ihale sonucuna müdahale etmedim. Kendi dönemimde yaptığım şey KMD adına teklif vermek, aldığımız işi yerine getirmektir. Bu suçlamaları kabul etmiyorum.

Sayın Heyet, eylem 116 yönünden savcılıkta verdiğim ifade doğrudur. İBB iştirakleriyle yaptığımız işlerin bedelini sözleşmelerde yazan tarihlerde tahsil etmekte zorlanıyorduk. Bu nedenle Kültür A.Ş.'nin finans birimiyle sık sık görüşülürdü. Görüştüğüm tek bir kişi olmazdı; o sırada kim varsa, görevliyse o kişiyle konuşulurdu. Ağustos 2024 sonlarına doğru Emrah Bağdatlı adını veren kişi benimle iletişime geçti. Gönderilecek faturayı ödersem hak edişlerimizi hızlandırabileceğini söyledi. Arayanlardan adını Çiğdem olarak bildiğim bir kadın muhasebeden aradığını söyledi. Ve dışta başka kişiler de benimle iletişime geçti ancak adını hatırladığım ve numarasını telefona kaydettiğim kişi Çiğdem Hanım'dır. Savcılıkta ifade verirken eski telefonum yanımda değildi, bu nedenle isim ve numarayı telefondan açıp kontrol etme imkanım olmadığı için o anda net olarak söyleyemedim. O dönemde kim olduğunu anlamak için numarayla ilgili bir ekran görüntüsü de almıştım. Telefon numarası ve ekran görüntüsü mevcuttur; mahkemeniz isterse müdafiim dosyaya sunabilir.

Bu görüşmelerden sonra KMD'ye BYZAG adını adına düzenlenmiş fatura yönlendirildi. Bu fatura karşılığında KMD'ye hiçbir mal teslim edilmedi, hiçbir hizmet verilmedi. Ben bu ödemeyi hukuka aykırı bir iş yaptırmak için değil, daha önce yapıp teslim ettiğim işlerden doğan kendi alacağımı tahsil edebilmek için yaptım. 27 Eylül 2024 tarihinde ilk 50.000 liralık ödemeyi yaptığım sırada cari kayıtlara göre Kültür A.Ş.'den 7 milyon alacağım görünüyordu. Tedarikçi ve çalışan ödemelerim devam ederken bu kadar yüksek bir alacağın ne zaman ödeneceğini bilmiyordum. İstenen 50.000 lirayı bekleyen alacağımın yanında düşük kaldığını düşündüm ve alacaklarımı riske etmemek için ödemeyi yaptım. İlk BYZAG ödemesinden sonra, üç farklı tarihte KMD hesabına Kültür A.Ş.'den toplam 7 milyon TL geldi. Bu nedenle yapılan yönlendirmenin gerçekten ödemeleri hızlandırdığını düşündüm ve inandım. 12 Kasım 2024 tarihinde üçüncü ödeme istendiğinde Kültür A.Ş.'den yaklaşık 8 milyon alacağım vardı. Bu hak edişin bir kısmı yeni tarihli faturalardan kaynaklanıyordu.

Ancak daha önce yaşadığım gecikmeler nedeniyle bu alacakların da ödenmemesinden ve geç ödenmesinden korktum. İlk ödemeden sonra tahsilat yapılmış olmasını da görerek 45.360 liralık ikinci ödemeyi de yaptım. Daha sonra iki farklı tarihte olmak üzere alacakların bir kısmı yine ödendi. Ben özetle, toplam 95.360 TL ödedim. Buna karşılık herhangi bir ürün veya hizmet almadım. Bunun aksini iddia eden varsa, bunları bana hangi kargoyla gönderdiklerini, sevk irsaliyesini ya da hangi çalışanın teslim aldığına dair teslim tutanağını sunsun. Ben, bana teslim edilen bir ürün olmadığı için, maalesef herhangi bir belge sunamıyorum. Bu paranın daha sonra kime veya hangi amaçla aktarıldığını bilmiyorum. Ben zaten hak etmiş olduğum bir parayı almaya çalışırken, kendimi bu ödemeleri yapmak zorunda hissettim.

Şimdi Sayın Heyet, müsaadenizle burada suçlandığım bir konuda daha açıklama yapmak istiyorum. Burada KMD'ye ait bir kaşenin başka bir adreste bulunması sürekli büyütülerek sanki başlı başına bir suçmuş gibi anlatılıyor. Ben de açıkça soruyorum: Bir şirket kaşesinin başka bir yerde bulunması tek başına suç mudur? Bu kaşenin herhangi bir suçta veya sahte belgede kullanıldığına ilişkin bir tespit var mıdır? Böyle bir tespit dosyada yoktur. Ben, yetkili olduğum dönemde teklifleri kendim verdim ve ihale belgelerini kendim imzaladım. Tereddüt varsa imzalar ve mümkün olan belgelerde parmak izleri incelensin. Bahsedilen yer plazadır. Deniz Dörtyol'un reklam şirketi de oradadır. Deniz Bey, KMD'ye ait bazı açık hava reklam alanlarının pazarlanması konusunda birlikte çalıştığım bir kişidir. Reklam piyasasında reklam alanının sahibiyle o alanın pazarlamasını yapan şirket her zaman aynı olmaz.

Bunu bir emlakçının farklı kişilere ait taşınmazları pazarlamasına benzetebilirsiniz. Ben de KMD'yi devraldıktan sonra bazı bazı açık hava reklam alanlarının pazarlanması için Deniz Dörtyol ile çalıştım. Seyrantepe, Zincirlikuyu ve Okmeydanı'ndaki üç reklam alanının pazarlama faaliyetlerini halen yürütmektedir. Bu nedenle ofisine gider, zaman zaman dosya ve çalışma evrakı bırakırdım. Bilgisayarda ve başka dosyalarda, orada bulunması mümkündür. Bu durum, şirketi başkasının yönettiğini veya bir suç işlendiğini göstermez. Muhittin Palazoğlu'nun da aynı plazada ofisi vardır. Kendisi sektörde tanınan bir iş insanıdır. Aynı sektörde bulunmamız nedeniyle dönem dönem görüşmüşlüğümüz vardır, ortak işler yapmışlığımız da vardır. Birbirimizi ziyaret ederiz. Aynı iş çevresindeki insanların görüşmesi ve birlikte iş yapması olağan bir ticari ilişkidir. Bazı taraflar bu kaşe konusunu sürekli gündeme getiriyor. Ben de şunu soruyorum: Bu iddianame bana kaşe bırakma suçundan mı açıldı? Kaşe bir suçta kullanılmışsa, hangi belgede olduğu gösterilsin. Kullanılmamışsa bu konu neden sürekli gündeme getiriliyor, inanın bilmiyorum ve anlayamıyorum.

Sayın Heyet; ben ticaretimi, işimi yapmaya çalışırken yaptığım işlerin bedelini zamanında alamadığım için mağdur oldum. Hak ettiğim alacaklarımı tahsil etmeye çalışırken birden adım böyle büyük bir yargılamanın içine girdi. Herhangi bir suç kastıyla hareket etmedim. İhaleleri hazırlamadım, usulünü belirlemedim. Rakiplerle anlaşmadım, haksız bir menfaat sağlamadım. Aldığım işleri yaptım ve teslim ettim. Bahse konu dönemde ise bir menfaat elde etmedim; aksine baskı altında ödeme yapmak zorunda kaldım. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi talep ediyorum. Saygılarımla.

ÜYE HAKİM SORUYOR

Üye hakim: Bu KMD reklam isimli firmayı tam olarak hangi tarihte devraldınız, ne buradaki?

Özcan Demirci: 23 Aralık 2023.

Üye hakim: Serdar Korkmaz kim oluyor?

Özcan Demirci: Devraldığım eski firma sahibidir.

Üye hakim: Tamam.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Hakim Bey'in sorduğu yerden devam etmek isterim. Serdar Korkmaz'ın bugün bir firması var mı?

Özcan Demirci: Yani bildiğim kadarıyla ben devraldığım zaman bir inşaat şirketidir. İnşaat sektörüne geçmişti.

Murat Ongun: Şimdi, Deniz Dörtyol ile zaten tanıştığınızı beyan ettiniz. Deniz Dörtyol ifadesinde, 2024 yılında Kültür A.Ş.'den alınan bir ihaleyi tanıdığı 5 farklı firmaya taşeron ettiğini söylüyor. Şirketiniz bunlardan biri mi?

Özcan Demirci: Kesinlikle değil.

Murat Ongun: Değil. Yaptığınız işlerde alt taşeron kullandınız mı?

Özcan Demirci: Tabii ki.

Murat Ongun: Peki, yaptığınız işlerin içinde yapılmayan ya da sahte faturaya konu olan, yapılmadığı halde fatura kesilen bir iş var mı yoksa tüm işler reel mi?

Özcan Demirci: Tüm işler yapılmıştır ve bunlar Kültür A.Ş.'nin hak ediş dosyası olarak fotoğrafları ve faturalarıyla birlikte sunulmuştur.

Murat Ongun: Peki. Aslı ve Reklam Alican Akün, Mürettabat vb. gibi tanışıklığınız var mı Deniz Bey ile?

Özcan Demirci: Ben araç olarak tanımıyorum ama yani şöyle; Sina'yı tanıyorumdur, Kültür A.Ş.'de denk gelmişizdir. Mert Saraç ile bir iki kere görüşmüşlüğüm vardır, Mert Saraç'ı tanıyorum.

Murat Ongun: Peki. Muhittin Palazoğlu'nu tanıyor musunuz?

Özcan Demirci: Sektörden tanıyorum kendisini.

Murat Ongun: Peki. Biraz evvel Bulgurlu Mahallesi, Bulgurlu No: 41 adresinde çıkan sizin kaşenizin bir plazada olduğunu söylediniz.

Özcan Demirci: Doğru, doğru.

Murat Ongun: Bu iş yerindeki Muhittin Palazoğlu dışındaki iş yerlerini söyleyebilir misiniz kayıtlı olan?

Özcan Demirci: Kayıtlı olanları bilmiyorum.

Murat Ongun: Çünkü yok. Sadece Muhittin Palazoğlu'nun iş yerinin olduğu...

Özcan Demirci: Ben kendisini sosyal alanda, ofis olarak 4. katta kendisini ziyaret ederdim.

Murat Ongun: Şimdi siz Çiğdem diye bir hanımın aradığını söylediniz. Bu hanımefendi size ödeme konusunda mı aradı, orayı tam anlayamadım o yüzden soruyorum.

Özcan Demirci: Şimdi bu bayram faturasıyla ilgili 3-4 kere arandım. Yani üç net, dördüncü...

Murat Ongun: Hepsi Çiğdem Hanım mıydı?

Özcan Demirci: Hepsi değildi. Bir yani Çiğdem Hanım beni bir kere aradı. Diğer arayanlar erkekti ama aynı erkek miydi onu hatırlayamıyorum. İlk arayan kişi de...

Murat Ongun: Şey Özcan Bey, pardon, şunu sormak istiyorum: Hani 7-8 milyon alacağınız varmış ya, 7-8 milyon civarı...

Özcan Demirci: Evet.

Murat Ongun: Birileri size demiş ki "Emrah Bağdatlı'yı bul". Hani o gizli biri o. Şimdi siz, o kişi Çiğdem Hanım mı diyorsunuz, onu anlamaya çalışıyorum.

Özcan Demirci: Şöyle: İlk arayan kişi erkekti, hatırladığım...

Murat Ongun: Yani "İlk Emrah'ı bul" diyen kişi...

Özcan Demirci: Emrah Bağdatlı vasıtasıyla aradığını...

Murat Ongun: Kim?

Özcan Demirci: "Emrah Bağdatlı vasıtasıyla aradığını, Kültür A.Ş.'den alacaklarınızı hızlandırmak için size bir fatura gönderirsem, bu faturayı öderseniz ödemenizi daha kısa sürede alabilirsiniz" dedi. Çiğdem Hanım beni yanlış hatırlamıyorsam ikinci arayan Çiğdem Hanım'dı. Bu da Eylül... yani faturayı ödemeden 27 Eylül ödeme yapmadan birkaç gün önceydi. Ben ilk arayan kişiden sonra bu konuyu çok önemsemedim. Ama Kültür A.Ş.'yi de haftada iki kere arayıp soruyorum, "Yani bu ödemeyi ne zaman alacağız, artık tedarikçi ödemelerim gecikti" vs. diye. Hep bana aynı cevap; İBB'den para bekliyoruz, vesaire. Çiğdem Hanım diye hatırladığım isim, Çiğdem olarak hatırladığım kişi de beni 27 Eylül ödeme yapmadan birkaç gün önce aradı. Ben de 50.000 lirayı ödedim. 7 milyon çünkü büyük bir para ve benim yazılması muhtemel çeklerim vardı. Ödemeyi de yaptım. Ödemeyi yaptıktan sonra üç parça halinde ödemelerim yapıldı. Çiğdem Hanım dediğim kişiyle bir kere görüştüm, bayan olan kişiyle bir kere görüştüm.

Murat Ongun: Peki, o zaman 12 Kasım'daki ödemeniz için kim aradı sizi?

Özcan Demirci: Yine bir erkek aradı. 11 Kasım'da benim son ödemem, yani toplam 3 parçada gelen 7 milyonluk ödemem yapıldı, 11 Kasım'da 7 milyon benim kasama girmişti. Üçüncü arayan kişi de bu ödemeden birkaç gün önce aradı, yani 9'udur, 8'idir tam hatırlamıyorum. Aradı ve "Tekrar ikinci faturayı ödersen bu kalan ödemen yapılacak, bir sonraki süreçte de ödemelerini yine hızlandıracağını" söyledi. Ben de 11 Kasım'da para geldikten sonra 12 Kasım'da da kalan 45.360 TL'yi ödedim.

Murat Ongun: Peki. Şu soruyu sormak istiyorum: Sizin gibi 6 tali firma var. Altınızın da kaşesi aynı adresten çıkıyor. Altınız da aynı 2 gün, birinde 34, birinde 92 dakikada bu ödemeleri yapıyorsunuz. Ve hiçbiriniz de aslında size Emrah Bağdatlı'ya yönlendirilen kişiyi hatırlamıyorsunuz, altınız birden. Altınız da...

Özcan Demirci: Ben hatırlandığını... Diğerlerinin ifadelerinde...

Murat Ongun: İlk arayanı hatırlamadığınızı söylediniz. Altınızda ifadelerinizde benzerlik var. Bunların hepsini tesadüf olarak algılıyorsunuz o zaman?

Özcan Demirci: Diğer kişilerin arandığı tarih vesaire aradaki bağlantıyı bilmem. Beni aradıkları tarihi söylüyorum, arayan kişiyi bildiğim kadarıyla söylüyorum, telefon numarası olduğunu söylüyorum. Diğer kişilerin ne söylediğini veya hangi tarihte ne yaptığını bilmiyorum. Ve ne yaptıklarını bilmiyorum.

Murat Ongun: Tesadüf diyeceğiz. Teşekkürler, sağ olun.

Özcan Demirci: Ben teşekkür ederim.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Müvekkilimle sorularım denk düşmesin diye biraz yavaş soracağım soruları. Şimdi öncelikle şöyle bir benim savunmamın üzerinden gittiğimiz için biz sizin kaşenizin bir yerde bulunması değil, 38 adet kaşenin aynı yerde bulunması ve Deniz Dörtyol'un da ifadesinde 5 tane şirketten teklif aldığını ve sanırım bu kaşeleri kullandığını iddia etmesi sebebiyle bu gündeme getiriliyor, bu bir. İkincisi, siz müşteki olarak savcılıkta ifade...

Hâkim: Avukat Hanım, soru sorun diye söz hakkı veriyoruz. Sanığa cevap verin diye değil yani.

Rahşan Sertkaya: O da bize ilettiği için ben de cevap verdim.

Hâkim: Zaten esas hakkındaki savunmanızda belirtirsiniz herhalde, siz de farkındasınız. Sanığa soru soracaksınız.

Rahşan Sertkaya: Peki. Farkındalık yaratayım dedim sanıkta. Peki. Özcan Bey, biraz evvel Muhittin Palazoğlu'nu piyasadan tanıdığınızı söylüyorsunuz. Ama savcılık makamı iddianamede şöyle söylüyor: "Muhittin Palazoğlu kendi şirketleriyle ihaleye giremediği için sizin şirketiniz üzerinden ihaleye girmiş ve ihaleden elde edilen gelir sizin tarafınızdan Deniz Dörtyol aracılığıyla peyderpey örgüte aktarılmış." Bu benim değil, savcılığın iddiası.

Özcan Demirci: Savcılıkta benim ismim varmış mı efendim? Efendim, KMD'de benim adım...

Rahşan Sertkaya: Evet evet, KMD için söylüyorum bunu. Siz okumadınız mı iddianameyi? Aslında bundan bahsedecektiniz siz de.

Özcan Demirci: Tereddütten bahsediyor o. Benim... Tereddüt ben...

Rahşan Sertkaya: Hayır hayır, ben... Yok yok, ben hiç oralara... Şunu demeye çalışıyorum: Siz müştekiydiniz, şimdi sanıksınız. Bunun sebebi de o kaşeler de değil, ifadeniz. Dolayısıyla savcılık makamının böyle bir iddiası var. Ne düşünürsünüz bu iddia hakkında? Muhittin Palazoğlu'nu piyasadan tanıdığınızı söylerdiniz de.

Özcan Demirci: Muhittin Palazoğlu'nu sadece açıkhava reklamcılığıyla ilgili tanırım ve bununla ilgili konuşurum. Kendisinin ihalelere girdiğinden veya bu tarz işler yaptığını bilmiyorum. Ve dediğim gibi, bu böyle bir ifadesi... Yani şöyle bir cevap vereyim; benim dönemimde, yani 23 Aralık 2023'ten sonra böyle bir şey kesinlikle olmadı.

Rahşan Sertkaya: Peki, kınıyorsunuz savcılık makamını. Peki. Şimdi dediniz ki, "Ben birkaç kere telefonla arandım ama bunlardan bir tanesini hatırlıyorum, o da Çiğdem Hanım."

Özcan Demirci: Onu hatırlıyorum değil, üç aramayı da hatırlıyorum. Sadece bir kişiyi hatırlıyorum. Kadın olduğu için belki, telefonda kaydettiğim için. Belki erkekleri de kaydettim ve dediğim gibi savcılık ifademde eski telefonum yanımda değildi, yeni telefonumdaydı ve ben numarayı bulamadım. Daha sonra eski telefonumu da kurcalarken gittim, Çiğdem Hanım'ı orada kaydettim ve ekran resmini aldım.

Rahşan Sertkaya: Ama ilk aramayı yapan da Çiğdem'di zaten.

Özcan Demirci: İkinci aramayı yaptı kendisi.

Rahşan Sertkaya: Ama bu ifadenizde hiç "arandım" demiyorsunuz. Hani şunu anladım, şunu açıkladınız; dediniz ki "Ben aslında bu screenshot'ı ne zamandır almıştım, telefonda kayıtlıydı." Tamam, burada bir sorun yok. Hatırlamayabilirsiniz ismi de, bunda da bir sorun yok. Ama sizin ifadenizin hiçbir yerinde bir kere bile "arandım" demiyorsunuz. Bakın, ifadenizde ne diyorsunuz, size hatırlatayım:

Özcan Demirci: Savcılık ifademde mi? Ne söyledim?

Rahşan Sertkaya: Evet, hiç "arandım" demiyorsunuz. Asla!

Özcan Demirci: Emrah Bağdatlı bağlantılı kişiler tarafından arandığımı söyledim savcılıkta.

Rahşan Sertkaya: Asla! Bakıyorum şu an ifadenize, ifadenizden okuyorum: "Emrah Bağdatlı bağlantılı oldukları ifade edilen bazı kişiler aracılığıyla şirketimize hizmet içeriği açıklanmamış birtakım faturalar yönlendirilmiştir." Cümleniz bu kadar. Siz diyorsunuz ki: "Biz iş alabilmek umuduyla irtibata geçtiğimizde, bu süreçte bize faturalar da gönderildi." İfadenizin hiçbir yerinde arama kelimesi geçmiyor. Neden hiç bu aramadan savcılık makamında bahsetmediniz de şu an bahsediyorsunuz?

Özcan Demirci: Bir daha... Bir cümlenizi düzeltin; "iş alma umuduyla" değil. Yapmış olduğum işlerin ödemesini alma umuduyla. Bu cümleyi düzeltelim. Savcılık makamı beni 28 Nisan tarihinde aradığında, ben nereye gittiğimi zaten bilmiyordum.

Rahşan Sertkaya: Onlar aradı, değil mi? Savcılık makamı aradı.

Özcan Demirci: Evet, evet. Özel kalem veya başka savcılık... Çağlayan Adliyesi'ne davet edildim ve orada ifade verdim. Orada sorduğu sorulara cevap verdim herhalde. Orada arandığımı söylemiş olabilirim ama yönlendirilen... Sonuçta arandım.

Rahşan Sertkaya: Arandığınız yazmıyor efendim, arandığınız yazmıyor.

Özcan Demirci: Arandım.

Rahşan Sertkaya: Aynen. Peki, şimdi Özcan Bey, siz savcılık ifadenizde şunu söylüyorsunuz: Reklam alanında... Bakın, "reklam alanında" diyorsunuz; "iş yapabilme beklentiniz nedeniyle ödemeleri gerçekleştirdiğinizi" ifade ediyorsunuz. Reklam alanında diyorsunuz. Ama iddianamedeki eylemlerden bakıyorum; mal ve hizmet alımı kapsamında sizden iş alınmış ama reklam alanında hiç iş alınmamış.

Özcan Demirci: Kültür A.Ş.'de reklam alanında iş alınmadı, Kültür A.Ş.'de reklam alanında iş yapılmadı.

Rahşan Sertkaya: Ayrıca ifadenizde Wiseup'a yapılan ödemeden fayda sağlamadığınızı söylemişsiniz. Yani şu şunu mu demek istiyorum: Siz bu ifadenizde diyorsunuz ki; "Ben reklam alanında iş alabilmek umuduyla hiç... bu ödemeyi yaptım" diyorsunuz. O zaman bu da yanlış ifadede. Reklam alanını mı kastettiniz?

Özcan Demirci: Kültür A.Ş.'de yaptığım işlerle ilgili...

Rahşan Sertkaya: Evet, değil mi? O zaman ifadenizde bunu da çıkartıyoruz, bu da doğru ifade olmamış.

Özcan Demirci: Reklam alanı değil, Kültür A.Ş.'de yapmış olduğum işlerin hakediş ödemeleriyle alakalı.

Rahşan Sertkaya: Peki, şimdi diyorsunuz ki ifadenizde: "Ben Wiseup'a yapılan ödemelerden hiç fayda sağlayamadım." Ama şimdi diyorsunuz ki: "Ben bu sayede ödemeler aldım." Çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?

Özcan Demirci: Bir fayda... Bir çıkar söz konusu değil ki, benim oradaki çelişki yok.

Rahşan Sertkaya: Neden yok efendim? Bu bir fayda değil mi ödemeyi almak? Alamadığınız ödemeyi alabilmek.

Hâkim: Avukat Hanım, "Hakedişimi aldım, zorla aldım" diyor yani. Şimdi "Karşılığında mal ve hizmet almadım" diyor, "Bir para gönderdim" diyor. "Nasıl bir fayda sağladınız?" "O hakedişim..." Bunun tartışmasına gerek yok ki. "O hakedişin zaten karşılığında daha önce yaptığı belediyeye teslim ettiğim" diyor işin...

Rahşan Sertkaya: Siz vermiş olduğunuz cevabı, sağ olun. Peki, yine ifadenizde diyorsunuz ki: "Bana sormuş olduğunuz Wiseup isimli firmaya gönderilen para da bu kapsamda olması muhtemeldir." Yani savcılık makamının önünde ifade verirken muhtemelen bir kanaat belirtiyorsunuz ancak burada gayet net ifade ettiniz. Acaba savcılık makamı önündeki muhtemel kanaatiniz buraya kadar nasıl netleşti?

Özcan Demirci: Şimdi şöyle söyleyeyim, Avukat Hanım; ben savcılık makamına davet edildiğimde, ben 47 yaşındayım ve 47 yaşına kadar ilk defa bir savcı karşısına çıktım. Yani orada bazı kelimeleri toparlayamamış olabilirim, telefonum yanımda olmadığı için bilgileri toparlayamamış olabilirim. Ama üzerinden 400 gün falan geçti galiba, belki fazlası var, eksiği var. O süreçte yanımda avukatım da yoktu. Buradaki ifademle oradaki ifademin aynı olması ya da birebir benzer olmaması da normal bir şey.

Rahşan Sertkaya: Normal yani.

Özcan Demirci: Normal derken buradaki, şu anda toparlanmış her şey.

Rahşan Sertkaya: O zaman biz savcılık ifadenizdeki her bir cümle ve kelimenin arkasında olmadığınızı mı anlayalım?

Özcan Demirci: Hepsini arkasındayım. Siz düzelttiniz, dediniz ya reklam alanıyla ilgili değil muhabbeti. Ben diyorum ki; reklam alanı değil, Kültür A.Ş.

Rahşan Sertkaya: Ben sorsam başka şeyler de çıkıyor o zaman.

Özcan Demirci: Yok, yok, sorun. Başka bir şey çıkmaz.

Rahşan Sertkaya: Peki, hangi numaranızdan arandınız?

Özcan Demirci: 535’li numaramdan.

Rahşan Sertkaya: Yok, tamam. Bunu beyan ettiniz, biz bunun HTS kaydını talep edeceğiz. Peki, o kişilerin hangi tarihlerde sizi aradığını hatırlıyor musunuz?

Özcan Demirci: Net hatırlamıyorum. Hangi kişiden bahsediyorsunuz?

Rahşan Sertkaya: Siz hangi kişilerden bahsediyorsanız onlardan bahsediyorum.

Özcan Demirci: İlk arayan kişi ağustos ayının sonuna doğru faturayı...

Hâkim: Avukat Hanım, bir itiraz mı var şuradan?

Özcan Demirci Müdafii: Söz istiyoruz, mikrofonu...

Hâkim: Avukat Hanım, mikrofonu açalım, buyurun. Kayda girsin.

Özcan Demirci Müdafii: Sayın Başkan, geçti gerçi soru; az önce Rahşan Hanım soru sorarken değerlendirmede bulundu. Yani soru sorsak daha başka çelişkiler çıkacak, bu bir soru değil bu bir değerlendirme. Müvekkil zaten bir de oradaki kelime seçimi... Kelime, savcılık ifadesiyle birebir aynı değil, bu bir çelişki diye soru soruluyor.

Hâkim: Avukat Hanım, sonuçta zaten bir şeyin çelişki olup olmadığını en son noktada değerlendirecek olan biziz zaten. Çelişki yorumu yapılmış olması onun çelişkili olduğu anlamına gelmiyor veya yok denmesi de olmadığı anlamına gelmiyor. Zaten sonuç olarak biz değerlendireceğiz, herkes kendine göre bir yorum yapıyor.

Özcan Demirci: 27, 28, 29, 30 Ağustos diye hatırlıyorum. Ağustos'un sonuydu. O fatura kesilmeden bir hafta içindeydi, net tarih hatırlamıyorum.

Rahşan Sertkaya: Tamam, o zaman Ağustos sonu diyorsunuz ilkine.

Özcan Demirci: İkinci aramam da ikinci aramam da ödeme yaptığım 27 Eylül'den yine bir hafta içindedir, 3-5 gün önce.

Rahşan Sertkaya: Önce, peki tamam.

Özcan Demirci: 11 Kasım, net tarih veririm çünkü 11 Kasım'da ödeme geldi, yani telefon 11, 10 Kasım... Anladınız mı, birkaç gün içinde. Bir hafta demiyorum orada, 10'u veya 11'idir. Arama geldi, son ödemeniz de yapılacak. Bundan sonraki süreçte de bir son gönderdiğimiz, son faturayı da Eylül sonunda kesmişlerdir, bu faturayı da öderseniz bir sonraki alacaklarınızı yine aynı şekilde hızlı şekilde ödenecektir dendi.

Rahşan Sertkaya: Hangisi Çiğdem Hanım'la yaptığınız görüşme?

Özcan Demirci: İkinci.

Rahşan Sertkaya: 27 Eylül'den bir hafta önce. Tamam. Teşekkür ediyorum, sağ olun.

HAKİM SORGUSU

Hakim: Ne üzerinden yapılmış bu görüşme? Yani telefondan normal mi yaptınız, bu İnternet tabanlı falan mı biliyor musunuz?

Özcan Demirci: Ya şöyle Sayın Başkan. Şimdi …. WhatsApp'ta baktık. WhatsApp'ta baktık ekran görüntüsü var. Muhtemelen uygulama WhatsApp üzerinden aranmıştır.

Hakim: Ekran görüntüsünün görüşüldüğü tarih, saati.

Özcan Demirci: Var. Müdafim sunacaktır.

Hakim: Telefon numarası falan var orada görüşülen kişinin.

Özcan Demirci: Var. Var. Telefon numarası var.

Hakim: Sunarsınız onu müdafiniz vasıtasıyla.

BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

Cansu Çiftçi: Şimdi ifadenizi dinlerken bazı yerlerde bende kopukluk oldu. Anladığıma bir hem teyit hem de ona göre soru açacağım da. Şimdi öncelikle şunu söylediniz; yaptığımız her iş reeldi, yaptık, fotoğrafladık, hak edişimizi ona göre aldık. Daha sonra bir alamama, hak edişlerinizi zamanında alamama halinden bahsediyorsunuz. Peki bu alamama hali tam olarak ne zaman başladı?

Özcan Demirci: Ne zaman başladı? 2024 Ağustos, Temmuz, Ağustos ve öncesi. Haziran sonrası diyebiliriz.

Cansu Çiftçi: 2024'ün Haziran’ı, Temmuz’u ve Ağustos'u değil mi?

Özcan Demirci: Evet, bu tarihten sonra başladı. Yani hak edilmiş olduğu tarihten sonrasına sarktı.

Cansu Çiftçi: Peki 2024'ten bu ne zamana kadar devam etti? Yoksa sadece o kadar 2024'e dair bir şey miydi bu?

Özcan Demirci: Yani sonrasında dedim ya ödendi. Yani Ocak ayı, 2025 Ocak ayında, Şubat ayında ödemelerin de yapıldığı. Tabii bu süreçte byzag faturalarının eksisi vardır, yoktur onu bilemiyorum. Ama öncesinde birkaç aylık gecikmeler oldu. Bu gecikmelere istinaden zaten ben BYZAG faturalarını ödedim. Benim ödemelerim gecikmeseydi zaten faturaları ödemeyecektim.

Cansu Çiftçi: Peki, ben şimdi kaba taslak bir ödeme takvimine de bakıyorum da genel itibarıyla size yapılan ödemeler, aslında her ayın ilk haftası veya hatta son haftasına tekabül ediyor. Yani hani bu aradaki gecikmeler, gelirlerinize de bakıyorum, muhtemelen size sunulmuştur, size karşı sunulan faturalar, bunların her şey olan ödemeleri vesaire de. Bahsettiğiniz gibi çok uzun aralıklar var da bir ödenmeme hali göremedim. Siz beyanınızda şundan bahsettiniz değil mi? Doğru anladım. "Biz zaten hani belediye iştiraki olduğu için hak edişlerimizi de sorduğumuzda belediyeden bir ödeme gelmediği için yapamıyoruz" diye bahsettiniz. Peki bu sadece yani sizin bu genel bir bilginiz mi yoksa başka firmalara da bu şekilde yapılmalıydı, başka belediye iştiraklarıyla da çalışıyor muydunuz? Bunlara dair bir bilginiz var mı?

Özcan Demirci: Geçmişte Spor İstanbul'la çalışılmışlık vardı ama benim dönemde çalışılmadı. Şimdi Kültür A.Ş.'de finans birimine gittiğimde "İBB'den para bekliyoruz. Para geldiğinde ödemeleri yapacağız" şeklinde cevaplar geliyordu. Yani kısa soru ve cevaplardı bunlar. Şeyi yoktu. Yapılan ödemeler de şöyle; atıyorum 15 milyon alacağım var, belirttiğiniz tarihlerde şimdi tam net hatırlamıyorum 750 bin gönderiliyordu, 500 bin gönderiliyordu gibi. Yani bunlar da benim alt taşeronlara, tedarikçilere ödeyeceğim paraların çok altında olduğu için ne gecikme diye bahsediyorum.

Cansu Çiftçi: Anladım. Yani siz...

Özcan Demirci: Tam hakkımı alamıyordum çünkü.

Cansu Çiftçi: Anladım. Ama size kasten yapılan bir şey olduğunu... Tamam.

Özcan Demirci: Ya bundan sonrası için bunu bilemem ama kasıt aramıyorum

Cansu Çiftçi: Anladım. Tamam, siz sadece alt taşeronlara ödemenizi zamanında yapabilmek adına kendiniz ticari ilişkiniz için kazandırmak için...

Özcan Demirci: Ha, aynen öyle. Sonuçta çek vermişim. Çekin ödeme tarihi geliyor ve ben bunu ödemezsem ki ticaretle uğraşan herkes bundan şeydir, haberdardır. Benim çekimin yazılması bankalar kanadında ciddi bir teminat alamama sorunuyla karşı karşıya getirir.

ÖZCAN DEMİRCİ AVUKATI SAVUNMASI

Öncelikle detaylı savunmamızı yazılı olarak sunacağız. Sayın heyet öncelikle şu hususu belirtmek istiyoruz müvekkilin savunmasında dile getirdiği gibi bugün dinlenen pek çok sanık da dile getirdikten sonra bir şikayeti müvekkil soruşturma aşamasında sadece kendisinden 6 örnek vererek yazılmıştı. Bu aşamada müvekkilin iddianamedeki suçtan da hem 81, 83, 88, 91, 92, 93 yönünden kendisine herhangi bir soru yöneltilmediği için bu aşamada yani soruşturma aşamasında müvekkil maalesef bu eylemler hakkında açıklama yapma, belge sunma ve lehine delil toplanmasını isteme imkanı bulamamıştır. CMK 160'a göre ifadenin alınması sırasında toplanması için hukuki delillerin toplanması hususunda yine CMK 160. madde doğrultusunda toplayıp ve haklarını korumakla yükümlüdür. Buna rağmen müvekkile bu husus sorulmadan müvekkile iddianameyle eylemler yönünden sorumluluklar eklenmiştir. Şimdi biz bu hususu yalnızca usule ilişkin bir itiraz olarak ileri sürmüyoruz. Burada müvekkil daha önce eğer müvekkile sorulmuş olsaydı o dönem müvekkilin yetkili olduğu dönemleri en azından netleştirebilirdi ve soruşturma aşamasında henüz bunlar yönünden savunmasını yapabilirdi ama bu maalesef mümkün olmamıştır.

Müvekkil için şimdi ifadede detaylı olarak anlattığı üzere daha önce KMD sigortada çalışan bir insandır. Sonrasında işin, şirketin işleyişini ve işi öğrenen bir tarzda kendi işini yapmak istediği dönemde yeni bir şirket kurup kamu kurumları ve değişecek ve büyük firmaların ihalesine girmek yerine faaliyet geçmişi ve işletme referansı bulunan KMD'yi devralmıştır. Zaten hem dosyada bulunan evraklardan da açıkça görüleceği üzere KMD şirketi işlerden ve yapılan işlerde bu dosya kapsamında Kültür A.Ş. tarafından yapılan işlerde hiçbir zaman ana yüklenici firma olmamıştır. Sadece alt yüklenici işleri tek bir iş varmış, bunları da bir kısmını almış büyük bir çoğunluğu da alamamıştır. Burada daha önce başka bir iş insanları tarafından da dile getirildiği gibi burada kimin ihtiyacını belirleyen, işin parçalarını ayıran, yaklaşık maliyeti hızlandıran veya davet edilecek diğer firmaları belirleyen kişi müvekkil değildi.

Zira müvekkil zaten kamu görevlisi ya da ihale makamı değildir, ticari teklif veren bir iş insanıdır. Burada idarenin satın alma yöntemi belki tartışılabilir, bu ihale kanunu konusudur. Ancak idarenin satın alma yöntemini belirleyen kişi ne müvekkil ne de diğer iş insanları değillerdir bu yönde. Şimdi yine bu iddianamede şirketler, kişiler yönünden ayrı bir zarar hesabı en azından bizim yargılandığımız eylemler yönünden, burada doğrudan bütün ana ihale bedelleri toplamı bir kamu zararı olarak yazılmıştır. Bu hususta daha önce dinlenen pek çok sanık ve müdafii de detaylı beyanda bulunduğu için çok zamanınızı almamak için bu hususta çok detaylı beyanda bulunmayacağım ama az önce de belirttiğimiz gibi müvekkilin yetkilisi olduğu KMD zaten hiçbir zaman ana ihale yüklenicisi olmamıştı. Hatta yine ifadesinde belirttiği gibi bu yaptığı alt yüklenici işlerin iştiraklerin talepleri üzerine yapılmış olup kısmı yapılan işlerde yine kısmi faturası kesilmiş ve hakedişler de yapılan işler üzerinden kısmi olarak ödenmiştir. Doğal olarak eylemlerle, zararlar araştırılmadan tamamı tüm kamu zararından müvekkil sorumluymuş gibi yazılan bu zararı kabul etmiyoruz.

Eylemler yönünden de biz müvekkil hakkında ileri sürülen iddianame düzenlenmiş ise de öncelikle bunların ayrıştırılması zaman bakımından gerektiği kanaatindeyiz. Müvekkil borç bahsettiği gibi KMD'yi 3 Aralık 2023 tarihinde devralmıştır. Ama iddianamede yetkili olmadığı, imzası dahi bulunmadığı eylem 83, 88 ve 91'den yargılanmaktadır. Bu dönemde müvekkil söz konusu işler için teklif veren, ihalelere katılma yetkisi bulunan bir kişi değildir, sadece KMD'nin çalışanıdır. Ancak ne var ki iddianamede böyle bir ayrım da yapılmamış, tüm isimler bütün eylemlere yazılmış, sonrasında kim hangi dönemde sorumluymuş, kim ne yapmış bunu ayırt etme işi maalesef mahkemeye bırakılmış, bu aşamaya kadar gelmiş.

Müvekkilin şirket yetkilisi olduğu eylemler sadece 81, 92 ve 93. eylemler. Bu eylemler bakımından da yine müvekkilin de ifadesinde bahsettiği gibi rakip teklif verenlerin kendi teklifini başka bir şirketle paylaştığını, ihaleye fesat karışıldığına müdahale edildiği ya da ihale sonucunu öngören bir bilgi gösteren somut bir delil dosyada bulunmamakta, suçlama yalnızca ve burada soyut ve birbiriyle çelişen beyanlara dayanmaktadır. Bu beyanlardan birinin sahibi söz gelimi Sayın Gökhan Köseoğlu. Ancak Sayın Köseoğlu mahkemenin huzurunda dinlenirken bu husus kendisine sorulduğunda yine somut bir bilgi anlatmadı KMD'ye ilişkin olarak. Dedi ki "Biz verilen ihale öncesi listelerde bazı şirket isimlerini görürdük. İhaleler sonuçlandıktan sonra bu şirketlerin kazanacağını anlamış olduk." Yani şimdi KMD'de burada birçok şirketle birlikte sayıldı ama bu anlatım bilgi değil, sadece Köseoğlu'nun bir yorumu sonradan oluştu. KMD zaten emsal iş deneyimi bulunan, sadece iştiraklerde değil pek çok kamu kurumunda da iş yapan bir firma ve tabii ki girdiği tüm ihaleleri kazanmamak için giriyor.

Bir şirketin ihaleyi kazanmak amacıyla girmesi veya bir kişinin söz gelimi Gökhan Köseoğlu'nun güçlü aday olarak görmesi bir suç unsuru değildir. Yine eylemin anlatımından da müvekkil savcılığa çağrıldığında anlattığıyla aslında aynı olayı anlatmaktadır. Her ne kadar burada kelime kelime seçilip siz tam olarak ağırlandım dememişsiniz, ucuza demişsiniz dese de mektupla ulaşılamayacağı günümüz çağında herkesin anladığı bir şeydir diye düşünüyordur aslında. Neyse müvekkil burada hakedişlerini alamayacağı, çok geç alacağı endişesiyle kendisine ödeme yapmak zorunda hissetmiş. Buna karşılık hiçbir mal veya hizmet alamamıştır. Müvekkilin bahsettiği gibi bu talebi bir rüşvet yaptırmak için değil, aslında yaptığı ve teslim ettiği işlerden doğan alacağını alabilmek için ödemiştir. Yine müvekkilin ifadesinde bahsettiği sizin tarafınızdan da sorulan Çiğdem adındaki kişinin telefon numarası ve o dönem ekran görüntüsü olsun, o zamanki WhatsApp profil fotoğrafı olsun mahkeme uygun görürse bir flaş içinde sunduk. Görseli açabiliriz. Müvekkil bu kişinin soyadını veya gerçek makamını bilmiyor ama huzurdaki kişilerden belki tanıyan varsa söylerse biz de öğrenmiş oluruz Çiğdem Hanım'ın kim olduğunu, makamını, soyadını. Belki o yönde de bize yardımcı olur. Mahkeme uygun görmüyorsa dosyaya da sunabiliriz numarasını ve ekran görüntüsünü. İsterseniz açabiliriz.

Hakim: Sunun biz sonra inceleriz, ara karardan sonra bakarız.

Avukat: Tamam. Müvekkil beyanında belirttiği üzere yaptığı işlerin ödemeleri sözleşmelerde yazan sürelerde alınamamıştır. Kısmi ve düşük miktarda ödemeler yapılmıştır. Bunların ardından BYZAG'a yapılan 3 ödeme ardından, yine 3 farklı tarihte müvekkilin hesabına o dönem için cari projeyi kapatacak miktarda bir ödeme gelmiştir. Ancak sürekli yeni iş yapıldığı ve ödemeler geciktiği için bir ödeme yapılıyor sonrasında tekrardan birikiyor borç. Biz buna ilişkin cari kayıtları da sunacağız zaten dosyaya. Müvekkil ilk ödemeyi yaptıktan sonra hak edişlerin ödenmeye başladığını gördüğü için ikinci ödemeyi de yapmak zorunda hissetmiştir. Şimdi burada müvekkil yine BYZAG'a yaptığı ödemeler karşılığında herhangi bir mal veya hizmet almadığını soruşturmanın başından beri söylüyor. Burada da BYZAG yetkilisi Sayın Beyhan da bu siparişleri teslim ettiğinde bunları bu ifadelerin gerçeği yansıtmadığını beyan ediyor ama kendisinde bu hususa ait anlatımları çelişkili.

Şimdi şöyle, Zeynep Hanım savcılıkta verdiği ifadede diyor ki "Bu siparişler BYZAG'a geldi. Ben bu şirketleri bilmem, aralarındaki bağlantıyı bilmem. Ürünleri hazırladım, faturaları kesilen şirketlerin çalışanlarına teslim ettim, ilettim, bunları gönderdim." Ama mahkeme huzurunda bu sefer şöyle değişiyor ifadesi: "Bu siparişler bana Emrah Bağdatlı iletti. Ben de bu siparişleri kesti, teslim ettim. Bunların yılbaşı hediyesi olduğu bana söylender." Şimdi savcılıkta duyup değişmenin, neyi amaçladığını bilmeyen kişi mahkemede siparişlerin hatta ne amaçla bu siparişte bulunduğunu bile anlatmaya başlıyor. Bizce asıl katlanılması gereken çelişki budur. Bu ürünleri çalışanlar teslim aldı da Emrah Bağdatlı mı? Hangi tarihlerde ne kadar ürün teslim edildi? Bu ürünleri teslim alanın imzalı sevk irsaliyesi, kargo, araç stop kartı, tedarik belgeleri nerede? Şimdi Emrah Bağdatlı yönünden ihale sunduk.

Bir anda bu teslim sürecini ifade değiştirip Emrah Bey'e yükletilmesi bizce tamamen basiretsizce buna bağlı olarak da algılıyoruz. İnşallah bir gün Emrah Bağdatlı hususu mahkeme huzuruna geldiğinde sorulduğunda kendisi söyler ürünleri alıp almadığını, neden aldığını, niye böyle irsaliye verildiğini, nerede teslim edildiğini ama ne yazık ki bu aşamada müvekkilin herhangi bir dosyası bulunmamakta, iddialar ispatlanmış gibi değildir. Yapılan belge sunulmakta. Ürünlerin teslim edildiğini ileri süren tarafın bu imzalı teslim belgesi, sevk irsaliyesi, kargo veya araç takip sunması gerekmektedir ki olaya girilsin. Yine Sayın Mahkemenizin huzurunda az önce de Murat Bey'e soruldu. Eylemlerimizin altında adı geçen bazı şirketlerin aynı gün BYZAG'a ödeme yapmasını bu şirketlerin tek elden yönetildiğinin delili gibi sunuluyor, müvekkile de soruluyor ama burada anlatılmayan ve gözden kaçan husus şu: Bu şirketlerin aynı dönemde ve birbirine yakın ödenen tarihlerde faturaları düzenleyen şirket BYZAG'ın kendisi zaten. Kaldı ki dosyaya baktığımızda BYZAG'ın sadece Murat Bey'in saydığı bu şirketler değil, aynı şekilde farklı kişilere ait olan ECM Yapı, Pekor Predip,  Aktif Spor, Plütolist, Terkaya bu şirketlere de aynı günlerde yarım saat içerisinde peş peşe kestiği faturalar mevcuttur.

Söz konusu faturalandırma yapılmasının ve şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesinin değil, faturaların aynı adresten, aynı satış tutarı üzerinden topluca öğrenilerek edilmiş olması gerektiğini düşünüyoruz. Burada asıl cevaplanması gereken şu soru var, birincisi şu: Bu reklam, medya, organizasyon işi yapan ve bu nedenle işlerini katlanarak yapan bu kadar farklı şirket neden aynı gün, aynı saat içinde tek tek tespit, takip, ihtiyar acilen hasıl oluyor bunların hepsi ve bunların hepsini piyasadaki tek bir satıcıdan almak zorunda hissediyorlar kendilerini? Biz tabii aynı miktarda faturalandırma yapılmasının bir suç unsuru olarak sunmuyoruz ama aynı tarihte yapılan ödemeler de defalarca sorulup bir suç unsuru haline getiriliyorsa, önce bunun açıklanması gerektiğini düşünüyoruz. Çok kısa ama bu sürekli gündeme getirilen kaşe konusunda da bir vurgu yapıp bitireceğim. Daha önce de soruldu, bir bölüm de bu belgedeki amaca yönelik sorular da buradaydı. Yine başlıca sanıklara da soruldu müvekkilin şirketinin adı verilerek.

Şimdi burada KMD kaşesinin başka bir adreste, sadece bir adreste bulunmasının suç teşkil etmediğini zaten sağ olsun meslektaşımız da söyledi. Zaten bugün ben bir şirket adına bir kaşe alıp bu salona bıraksam, bu salonda kendiliğinden bulunan sorumlu tutulmak gibi bir şey olmayacağı da değil de biz zaten bunun sadece böyle bir konudan suç işlendiği ve ceza sorumluluğu kurulamayacağını bildiğini tüm meslektaşlarımızın, sizlerin bildiğine inanıyoruz. Kaldı ki bu dosyada başka şirketlere ait kaşelerin farklı adreste bulunması da istisnai bir durum değildir. Medya A.Ş. Genel Müdürü odasında da daha önce çalıştığı iki şirkete ait iki özel şirket kaşesi bulunmuştur, olabilir, normaldir. Yine Güldem Hanım odasında farklı şirketlere ait kaşe ve e-imzalar dahi bulunmuştur, olabilir, normaldir. Biz buradan hareketle bu şirketleri İştirak Genel Müdürü ve Güldem Hanım yönetiyordur gibi bir iddiamız yok. Çünkü kaşenin bulunduğu yerin şirketin fiilen yönetimini göstermeyeceğini biliyoruz.

Buna rağmen neden dönüp dolaşıp söz konusu müvekkil olunca bunlar yargılama konusu yapılmaya çalışılıyor, bunu anlamak mümkün değildir. KMD kaşesinin tek başına başka bir adreste bulunması hiçbir şeyi ispatlamaz. Müvekkil de ifadesinde açıkça ifade etti; "Şirketi kendim yönettim, tek kestim, kendim verdim, tüm belgeleri kendim imzaladım" diye. Aksini gösteren tek bir delil de dosyada mevcut değildir. Aksine düşünülüyorsa, Sayın Mahkeme de uygun görürse, her türlü imza ve incelemeler yaptırılsın. Hangi belgedeki kim tarafından kullanılmış ortaya konulsun, herkesin şüpheleri somut delillerle giderilsin.

Sayın Yargıç, müvekkilimin yaptığı ödeme düşüklüğü değildir. Hukuka aykırı bir iş yaptırmak veya menfaat sağlamak için değil, yapıp teslim ettiği işlerden kalan dolaylı alacaklarını tahsil edebilmek amacıyla kendisini mecbur hissettiği için ödeme yapmıştır. Yine iddianamede üzerine atılı eylemlerin büyük kısmında müvekkil şirket yetkilisi dahi değildir, imza yetkisi bulunmamaktadır. Yetkili olduğu dönemde ise tekliflerini vermiş, aldığı işten yapmış, teslim etmiştir. Herhangi bir hileli davranışla dolandırıcılık, haksız bir menfaat veya zarar olduğu somut olarak iddianame kapsamında veya bu aşamaya kadar ortaya konulabilmiş değildir. Müvekkil tamamen ticari faaliyetleri ve belediye iştirakleriyle iş yapmış olmasından nedeniyle sanık haline getirilmiştir. Ama iştiraklerle çalışmak tek başına herhangi bir suç olmadığı gibi, bir suçun delili de değildir. Kişisel fiili ve suç kastı ispatlanamayan müvekkilimin beraatına karar verilmesini talep ediyoruz.

MANSUR GÜNEŞ SAVUNMASI – 29.09.2026

Sayın Başkanım, kıymetli heyet, sayın savcım; öncelikle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 40 yıllık kamu hizmetim sonrası, temiz bir sicille 2025 yılı geçen yıl, yaklaşık 1 yıl önce emekli oldum. Emekli olduğumu düşündüm ama emekli olamamışız, hâlâ verilecek hesaplar var anlamda söylüyorum. Efendim, ben 1985 Polis Koleji mezunuyum. Adli, siyasi birimlerde başta olmak üzere teşkilatın değişik kademelerinde görev yaptım ve süreç içerisinde de devlet bursuyla Fransa'da master, yüksek lisansımı tamamladım. Avrupa Birliği konularında da master'ım olduğundan, dönüşümde Türkiye'nin AB adaylığı sürecinde, o başlangıç sürecinde aday adaylığı (2002-2004) o zorlu süreçte İçişleri Bakanlığında görev aldım. Ve özellikle Başbakanlık Yolsuzlukla Mücadele Biriminin oluşturulmasında emeğim olmuştur.

Sonrasında Interpol, Europol, Sirene Dairesinde Uluslararası Araştırma Müdürlüğü ve emekliliğime müteakip en önce Ankara Esenboğa, ardından İstanbul Havalimanında 11-12 yıl güvenlikten sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak çalıştım. 2019 yılında havalimanının kapanmasına müteakip İstanbul Büyükşehir Belediyesinden gelen bir duyuruyla görüşmelere gittim. Bir liyakatlı, bir mülakat sonrası Büyükşehir Belediyesinde Güvenlik Müdürü olarak göreve başladım. Ardından çok uzun sürmedi, Destek Daire Başkanlığı yaptım. Özellikle Destek Dairesi Başkanlığı sürecinde Sayın Genel Başkanın bizden talebi, akılcı, rasyonel olmamız ve sürdürülebilir, hesap verilebilir bir modelle iş götürmemizi talep etti. Ki bu zaten bana çok uyan, yapıma da uyan, geçmişime de uyan, tecrübeme de uyan, mesleğime de uyan bir yaklaşım olduğundan bu süreçte görev aldım. Sonrasında da belediyedeki görevlerimden, dediğim gibi geçen yıl ayrıldım.

Sayın Başkanım, sunumumu, yani savunmamı 1. bölümünü tamamladım. Ardından Eylem 78 ve 88 aynı dosya tabir edebileceğimiz birlikte yapacağım. Son kısımda da Eylem 108 ile ilgili savunmamı vereceğim efendim. Sayın Başkanım, kıymetli üyeler, Sayın Savcım; iddianameyi ve ilgili bölümlerini okudum. İsnad edilen suçu kesinlikle kabul etmiyorum. Ben çalıştığım sürece 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamındaki mevzuata uygun şekilde yerine getirdim." İddianamede her bir eyleme ilişkin tarafıma isnad edilen 3 eylemle ilgili, 3 şey... düzeltiyorum, 2 suç isnadı vardır. O dönemki bürokrat olmam sebebiyle sadece ihaleye fesat suçlamasıyla yargılanıyorum. Bunun altını çizmek istedim. Bu bakımda 3 eylemde karşınızda bulunuyorum Sayın Başkanım. Söylediğim üzere 78 ve 88, İstanbul genelindeki etkinlik organizasyon, tanıtım, duyuru ve materyal temini diye kısaca adlandırabileceğim ve 2019-2021 ardışık ihaleler 78 ve 88 no'lu eylemlere konu edilmiş.

Diğer son eylem de 108 no'lu eylem; o da İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sosyal tesislerindeki düğün salonlarının, salonlarındaki süsleme, video ve fotoğraf çekimi basımı konulu organizasyon hizmeti işinin ihalesidir. Bu gelir getirici bir ihale, o ilk birazdan bahsedeceğim 78-88'den biraz farklı. Bunları izah etmeye çalışacağım Sayın Başkanım. Şunu da ifade etmek istiyorum savunmama ek olması bakımından: Burada benden önce savunma yapan Kültür Daire Başkanlarından Hülya Hanım olsun, Volkan Bey olsun (daha dün yaptılar) ve öncesinde bizim bu ihale bizden sonraki daire, Basın Yayın Halkla İlişkiler Daire Başkanı Taner Bey'in ifadelerine katılıyorum, oradaki savunmalarına katılıyorum. Orada mal ve hizmet arasındaki doğal bağlantı neden bölünmemeli, hizmetlerin farklı sunuculara neden verilmemesi gerektiği, kısımlara neden bölünmemesiyle ilgili hem örneklendirme hem de ayrıntılı açıklamalar yapıldı. Ben de kısmen savunmamda bunlara değineceğim. Tekrar olmaması açısından burayı bu şekilde, savunmalarına katıldığımı belirtmek istiyorum.

Efendim, şahsım iddianamenin sadece eylem kartında şüpheliler ve son kısımda ceza talep edilenler arasında geçmektedir. Hile ile işlenebilecek bir suç isnadı karşısında benim hile yaptığıma dair doğrudan ya da dolaylı herhangi bir tanık anlatımı bulunmamaktadır. İddianamede şahsım yönünden somut, kişiselleştirilmiş cezai sorumluluk doğuracak bir tespit de yoktur. İhalelerde usule uygun, kamuda hizmetin devamlılığı prensibine göre hareket edilmiştir. Tamamı bürokratik işlemlerdir, yerleşik idari teamüllerdir. Avukatlarımca esasa dair teknik hususlar ayrıca dosyaya dercedilecek, benden sonraki savunma bölümünde de kendileri savunmada detaylar vereceklerdir.

Efendim, eylem delilleri arasında gösterilen bilirkişi raporu veya bilirkişi raporu üzerine beyanlarım olacak. Delil olarak sunulan vergi raporu, MASAK raporu, tanık beyanları, HTS baz verileri, kolluk araştırma tutanakları ve bir kısım şüphelilerin itiraf mahiyetindeki beyanları kısmında şahsıma yönelik herhangi bir bulgu bulunmadığı hususunu özellikle vurgulamak istiyorum. Dosyanın bütünü kurumun yıllar, yıllara dayalı biriktirdiği kurumsal hafızasının, kurumsal fayda-maliyet analizinin sonucudur. 2012'den itibaren değişen belediye başkanları, değişen daire başkanları, değişen müdürleri ve çalışan görevlilerince oluşturulmuş ortak birikimlerin ve akıllarıyla meydana çıkmış bir uygulamadır ve 4734 sayılı kanuna muhalif bir uygulama da değildir, bunu da özellikle belirtmek isterim. Bakıldığında dosyanın süreklilik arz ettiğini göreceksiniz. Güncel mevzuata uygunluk değişiklikleri haricinde ihale yapılma yöntemi ve biçimi hiç değişmemiştir. Etkinlik organizasyonu ve tanıtım, duyuru ve materyal temini süreçlerinin birbirine bağlı, koordineli ve eş zamanlı yürütülmesi işin gereğidir. Bu durum, işin farklı yüklenicilere bölünmesi halinde ciddi koordinasyon kayıplarına, gecikmelere ve kamu hizmetinin aksamasına neden olacağı aşikardır. 4734 sayılı yasaya da uygundur, özellikle yasanın verimlilik ve etkinlik ilkelerine uyumludur.

Diğer taraftan birden fazla yüklenici ile gerçekleştirilmesi halinde ciddi koordinasyon sorunları yaşanacağı, işin süresinde ve sağlıklı şekilde tamamlanamayacağı değerlendirildiğinden ihale kısmi teklife açılmamıştır. Uygulama rekabeti sınırlama amacı taşımayıp işin gereği olarak yapılmıştır. İdari olarak işin niteliğini göz önünde bulundurmak durumundayız. Birlikte, idare olarak işin niteliğini göz önünde bulundurmak durumundayız. Birlikte ihale edilmeyip ayrı ayrı ihale edilmesi halinde çok büyük bir iş programı problemi yaşanacaktır. İş programında aksamalar olacaktır, aynı kamu hizmetinin eş zamanlı yürütülmesi gerekir. Sorumluluk paylaşımları karmaşıklaşır, aksi halde kamu hizmetinde de gecikmeler yaşanır. Yapılan ihalelerde ihale konusu işin bütünlüğü, hizmetin kesintisiz yürütülmesi, ihtiyaçların uygun şartlarda ve zamanında karşılanmasına özen gösterilmiş ve kamu kaynakları verimli kullanılmıştır Sayın Başkanım.

İhalelerin kısmi teklife açık olup olmaması noktasındaki idarenin takdir hakkı, açık ihale yöntemiyle yapılan iddianamedeki ihalelere itiraz eden şikayet başvurularının gelmemiş olması ve Kamu İhale Kurumu tarafından konusu suç teşkil edecek bir ibareye dahi rastlanılmamış olması, iddianamede yer verilen ve ihaleye fesat karıştırılması suçu olduğu iddiasında bulunulan ihalelerin hilesiz olarak yapıldığını ispat etmektedir. Bunun yanında karşı tarafı aldatma veya yanılgıya düşürme davranışının açık ihale yöntemiyle yapılan bir ihalede gerçekleşmesinin hukuken mümkün olmadığı gibi, aynı konuda daha önce Kamu İhale Kurulu tarafından alınmış kararlarda yapılan davranışın hile olamayacağını kati surette ortaya koymaktadır. Hilenin olmadığı bir yerde de ihaleye fesat karıştırma suçundan bahsedilemeyeceğini, iddianamenin de bu yönüyle hukuken doğru hazırlanmadığını göstermektedir Sayın Başkanım.

İddianamedeki yazılı senaryoya göre şahsım; teknik ve idari şartnameler ile sözleşmenin hazırlanması, yaklaşık maliyetin tespiti, ihale oluru, bütçe ve mali kontrol süreci, hatta başka bir daire başkanlığı bünyesinde yürütülen ihale komisyonu işlemlerinde tek başına görünmez bir şekilde ihaleye fesat karıştırdığı iddia edilmektedir. Yaklaşık 30 kişinin Sayın Başkanım, görev aldığı ve bilgisinin olduğu bir işte yapılan fesadı hiç kimse fark etmemiş, kimse "Dur, mevzuata aykırı." dememiş, kimse "Bu fesattır." dememiş, itiraz etmemiş ve ben yaklaşık 3-4 ay alan bu ihale sürecinde görünmez bir şekilde ilerleyerek ihaleye fesat karıştırmışım. Bunun akılla izah edilir bir tarafı yok Sayın Başkanım. Diğer taraftan 30'a yakın personelin görev yaptığı ve çok sayıda kontrol mekanizmasının olduğu ve bütün işlemlerin kayıt altında yürütüldüğü söz konusu ihale süreçlerinde sadece şahsımın sorumlu tutulması hukuka, adalete uygun olmadığı gibi hayatın olağan akışıyla açıklanması da mümkün değildir. Konu ihalelere ilişkin olarak ortada somut bir hile yoktur. Zira yıllardır aynı şekilde yürüyen, kayıt altında gerçekleştirilen ve birçok da denetim mekanizmasından geçen somut ve hukuka uygun idari işlemler vardır.

78-88 ile ilgili son 2-3 dakikalık bir bölümüm var, sonra 108 eylemle tamamlayacağım. Bilirkişilerin iddiaları İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2012 yılından beri süre gelen mutat uygulamalarıdır. Yasa çok açık Sayın Başkanım, mutat uygulamalarda hile unsuru olmaz. Hile münferit eylemlere hasır bir durumdur. İddia konusu ihaleler 2012 yılından beri aynı yöntemle yapılmış olduğundan mutat saymak durumundayız. Takdir edersiniz ki iddianamede ileri sürülen bu mutat uygulamalar hile sayılamayacağından fesat suçundan da söz edilemez. Nitekim iddianamede yer alan bu ihaleler Sayıştay denetçileri, mülkiye müfettişleri tarafından da bazen rutin yıllık soruşturmalara, denetimlere konu edilmiş, bazen de özel soruşturmalara konu edilmiş; ancak herhangi bir suç teşkil edecek bir fiil tespiti söz konusu olmamıştır.

Sayın Başkanım, kıymetli üyeler, Sayın Savcım; Bu uygulamalarla idari olarak organizasyon kapsamında görevli personelin tek bir hiyerarşiye bağlı olması sağlanarak sahada olması muhtemel tedarikçiler arasındaki çatışmanın önüne geçilmiştir. İhaleyi bölerek riski büyütmek yerine ihaleyi bütünleşik kurgulayarak yönetilebilir hale getirdik. Zira ihaleyi kısmi teklife açmak saha koordinasyonunu parçalamak ve riski artırmaktır. İhale parçalanırsa sadece iş kalemleri bölünmez; sorumluluk da bölünür, zaman yönetimi bölünür, lojistik planlama bölünür, personel sayısı bölünür ve idaresi bölünür. Özellikle acil durumlar ve kriz anlarında tek merkezden müdahale kabiliyeti bölünür. Ve en önemlisi de Sayın Başkanım, denetim. Muhataplık bölünür, karşınızda muhatap bulamazsınız. Aksaklık olduğunda hangi taşeron gecikti, hangi tedarikçi gelmedi, hangi firma yanlış yaptı, vatandaş bunlarla ilgilenmez.

Son olarak bu 78-88 ile ilgili değerli heyet; İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2012 yılından beri bu etkinlik organizasyon ihalesi diye kısaca adlandırabileceğimiz bu mutat usulleri sadece Büyükşehir Belediyesinde değil, diğer belediyelerde bu örnekleri burada Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve bakanlıklarda da Cumhurbaşkanlığında da uygulandığını biliyoruz. Organizasyona yönelik hizmet alımlarında mal ve hizmetlerin ayrı ayrı ihale edilmesi de mümkündür. Ancak açıklamaya çalıştığımız üzere organizasyon gibi karmaşık işlerde çok sayıda mal tedariki ve hizmet alımı söz konusu olacağından bunun işletilmesi, idaresi, yönetimi çok zordur. Bu şekilde parça parça ihale yapılması hem maliyeti artıracaktır hem de sayıda çok sayıda tedarikçi ve hizmet sunucusunun bulunması organizasyonu zorlaştıracaktır, hizmette aksamalara sebebiyet verecektir. Bir hususta da parça parça ihale yapıldığında da 4734 sayılı yasanın ilgili maddesine göre parçalara bölme yasağına aykırılık söz konusu olacaktır.

Efendim, 78-88'i bu şekilde tamamladıktan sonra 108 no.lu eylemle ilgili savunmama geçiyorum. Burada söz konusu ihale, Büyükşehir Belediyesi tarafından sosyal tesislerdeki düğün, nişan organizasyonlarındaki fotoğraf çekimi, video çekimi, sandalye ve masa süslemesi gibi hizmetlerin kiraya verilmesi işi. Özellikle altını vurgulamak istedim; bir yer kiralaması, taşınmaz kiralamasından bahsetmiyoruz. Bilirkişilerin raporlarında bu çizgi çok net değil, burası tamamen bir organizasyon hizmetinin kiralanması işi. Burası zaten düğün sahibine o gün itibarıyla kiraya veriyoruz, o ayrı bir kiralama işi. Bu onun çok da, çok küçük de bir parçası. Söz konusu ihaleye ilişkin raporda tahmin edilen bedelin düşük belirlendiği, isteklilerden sermaye, ciro, iş deneyimi şartlarının yüksek belirlendiği, yüksek arandığı gibi objektiflikten uzak, soyut nitelikte ve tamamen yoruma dayalı tespitler ile hakkımda suçlamalarda bulunulmuştur. Bir tablomuz olacaktı, 4 efendim.

Efendim, biz bilirkişi raporunda da onun iddianameye yansımış bölümünde de burada iki renkli yansıttığımız aslında iki ihale söz konusu. Bu sarı renkle ki ihale aslında yapmamız gereken ihale ve bu ihaleyi yaptık ancak pandemi koşulları sebebiyle işletmelerin de kapalı olması, sokağa çıkma yasaklarının üst düzeyde olduğu bir dönemde bu ihaleye katılım olmadı ve encümen 25 Kasım 2020'de bu ihaleyi iptal etti. Normalde ihalenin yapılması gereken tarih 25 Kasım 2020'ydi ama katılım olmadığından iptal edildi. Dikkat ederseniz buradaki muhammen bedel, ki burada da bilirkişilerin kafa karışıklığı söz konusu, muhammen bedeli bir rayiç bedel gibi değerlendirmişler. Aslında tahmini bir bedeldir. Bununla ilgili de kanunlarda hangi odadan, hangi birimden, nerelerle bu veriye ulaşılacağı, böyle bir muhammen bedel oluşturulacağı açıktır. Ve o günkü muhammen bedel, dikkatinizi çekiyorum Sayın Heyet; 1 milyon 60 bin lira, yani 61 bin lira yıllık olarak tespit edilmiş ve 25 Kasım itibarıyla da iptal edilmiş bu ihale.

Bu ihaleden tarihlere dikkatinizi çekmek istiyorum, 4 ay bile değil, 4 aydan bir hafta eksik 19 Mart itibarıyla duyurusu, artık duyuruya çıkıldıktan sonra ihalede herhangi bir geriye dönüş, ayrıca bir ihaleye fesat doğuracağından ben 19 Mart'ı baz alıyorum, bu duyuruya çıkıldığı tarihi baz alıyorum. O gün itibarıyla da bizim muhammen bedelimiz, bakın ihalenin ihale bedeli 1 milyon 260, oradan bakarsak 200 bin lira bir artı değer, bu yıllık ihale, 3 yıllıktır Sayın Heyet. Yani 3 yıl üzerinden yaklaşık 600 bin lira daha fazlasına, bunun yüzde olarak da 4 ay içerisinde ve pandemi koşullarında yüzde 20 artı bir yararla kamuya kazandırmışız. Dolayısıyla bilirkişiler bu ihaleden hiç haberleri yoktu, biliyorlar da koymadılar mı takdirlerinize bırakıyorum ama bu ihale bizim için, yaptığımız ihale bir önceki bu sarıyla gösterdiğimiz ihaleden ihale temelli, o ihaleden sonra yapılan bir ihale.

Diğer taraftan Sayın Başkanım; her ne kadar 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 28'e 1 maddesinde muhammen bedelin altında teklif verilemeyeceği kuralı getirilmiş olsa da, muhammen bedelin düşük belirlenmesi kamu zararı oluşması için tek başına yeterli bir kriter değildir. Çünkü Devlet İhale Kanunu’na göre yapılan ihalelerde muhammen bedel gizli değildir. Burada da tabii maalesef iddia makamını da yanılttıklarını düşünüyorum bilirkişilerin. Bu ihale bütününde muhammen bedel, yani bizi 235'e 2B üzerinden bir suç isnadında bulunuluyor, yargılandığımız suçlardan birisi de o. Burada gizli bilginin ifşası söz konusu, yani biz gizli bilgi nedir bunu anlayabilmiş değilim. Çünkü encümen ihalesi, 2886'ya göre yapılmış Devlet İhale Kanunu kapsamında yürütülmüş bir işlem ve ihalenin tüm bilgileri duyuruya çıktığımız andan itibaren zaten erişilebilir. Şartnameyi de satın almak suretiyle isteyen alabiliyordu, Basın İlan Kurumu dâhil ulusal ve yerel basında yayınlanıyordu. Yani bu ihalelerde gizli bilginin ne olduğu anlaşılamamıştır Sayın Başkanım.

Şimdi açık olduğundan ihaleye girecek olanlar idarece belirlenen muhammen bedelin üzerinde teklif vermeleri gerektiğinden, muhammen bedelin düşük belirlenmesinin rekabeti artırıcı bir etkisinin olacağı, aksine yüksek belirlenmesinin ise ihalede rekabeti engellemesinin söz konusu olacağı aşikârdır. Burada bir örnek vererek savunmamı düzelteyim, tamamlayacağım Sayın Başkanım.  Biz bu dönemde yine pandemi döneminde Gençlik Spor Müdürlüğü'me bağlı, benim dairemdeki Gençlik Spor Müdürlüğü'ne bağlı 52 olması lazım, spor salonundaki kantin işletmelerinin kiraya verilmesi işini ihale ettik. Yine encümen ihalesi, gelir getirici ihale olduğu için. Başlangıç muhammen bedelimiz bizim 2 milyon 300 civarı olması gerekiyor Sayın Başkanım. Biz bu ihaleyi yaptık, katılım olmadı. Aradan tekrar ettik ihaleyi, ikincisini yaptık, 1 milyon 700'le çıktığımızı hatırlıyorum, yine katılım olmadı. Üçüncü kez çıktık, 1 milyon, yine katılım olmadı. Ve dördüncü kez ihaleye çıktığımızda, ihale muhammen bedelimiz 750 bin liraydı Sayın Başkanım. Ama ihale bedeli 3,5 milyon, o başlangıçtaki muhammen bedelin bile üzerinde gerçekleşti. Buradan şunu demek istiyorum; muhammen bedel bir tahmini bedeldir. Bizim de bu ihale kapsamında belirlediğimiz ihale bedeli, o günün pandemi koşullarına göre ve bir önceki ihaleye, şu sarıda gösterdiğim tablodaki muhammen bedeli baz aldığımızda, onun da yüzde 20 üzerinde olması kamuya yarar açısından, biz bir suç işlemedik, bir suçun tarafında bulunmadık, ihaleye fesat karıştırmadık, aksine kamuya yararlı bir iş yaptık.

Diğer taraftan sözlerimi tamamlamadan önce bu sermaye, iş bitirme ve ciro şartlarının yüksek tutulmasıyla ilgili de iddianameye yansıyan bilirkişi raporundaki tabloda mukayese edilen tablo ikiye bölünmüş durumda Sayın Başkanım. Baktığınızda sol tarafta 1 yıllık bedel, sağ tarafta da sermaye, ciro, iş deneyimi var. Aslında ihale 3 yıllık. İstediğimiz o şartlar da tamamen 3 yıllık için. Dolayısıyla orada bir yanılsama var, yani bir maddi hata da olabilir, bir şeyleri de suçlamıyorum ama orada bir yanılsama var. İstenilen bu sermaye, iş bitirme şartları, ciro şartları Devlet İhale Kanunu’na göre yeterli, hatta az bile bulunabilir. Şöyle... sebebi; sizlerin de belki gittiğinizde, katıldığınızda etkinlik veya düğünlerde fark ettiğiniz, çok özen gösterdiğimiz, üzerine titrediğimiz yerler. Burada işte belli bir cirosu olmayan, efendim sermayesi olmayan merdiven altı şirketleri buraya sokup ondan sonra bu organizasyonlara bir gölge, bir leke düşürmeyi asla aklımızdan geçirmeyiz. Bu sebeple Sayın Başkanım, açıklamaya çalıştığım iddia konusu ihalelerle ilgili sonuç olarak suç teşkil edecek bir fiilim ve suç işleme kastım söz konusu değildir. Tamamı yoruma dayalı, soyut ve hukuki dayanaktan yoksun iddialarla ilgili olarak hakkımda beraat kararı verilmesini arz ederim.

TANER ÇETİN AVUKATI TURGUT HÖKENEK SORUYOR

Turgut Hökenek: Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Mansur Bey merhabalar, geçmiş olsun öncelikle.

Mansur Güneş: Sağ olun.

Turgut Hökenek: Mansur Bey, tabii 4000 sayfalık bir iddianame, yaklaşık 414 kişinin yargılandığı bir dosya. Biz de hemen hemen sanık müdafileri olarak bugün her gün olduğu gibi de yine buradayız. Zira siz çıkıp savunmanızı yaparken müvekkillerimizle alakalı bir kişinin adı geçerse, hani müvekkilimizin adı geçerse ona sorular sorup hakikati ortaya çıkartmaya çalışıyoruz. Ancak benim müvekkilim Taner Çetin, 16 aydır maalesef tutuklu ve kendisi hakkında buraya çıkan sanıklar da dahil olmak üzere tek bir kişi adını anmadı. Sadece siz bugün ismini söylediniz ve hakkını teslim ettiniz. Teşekkür ederim diğer ihale süreçlerinin nasıl olacağıyla ilgili savunmanızı yaparken. Ben sorumu sorarken şunu söylemek istiyorum. Sayın Güneş, siz de bu iddianamede müvekkilim Taner Çetin'in bugün tutuklu bulunduğu 12 eylemin aynı nitelikteki muhtelif organizasyon ihaleleri nedeniyle 2019-2021 dönemine ilişkin iki ayrı eylem kapsamında yargılanıyorsunuz. Tabii, savcılık makamı şu konuya takılmış durumda. İhalelerin kısmi teklife kapalı olması, mal alımı ve hizmetlerin birlikte ihale edilmesine takılmış durumda ve bunu bir suç gibi kabul ediyor ve bu şekilde bize suç isnadında bulunuyor. Siz kendi savunmanızı yaparken açıkladınız. İşte bunun suç olmadığını, zira benim müvekkilim Taner Bey de saatlerce anlattı, biz müdafileri saatlerce anlattık, buraya çıkan bütün herkes bunun suç olmadığını anlattı. Ben bunu tartışmayacağım. Zira buna Kamu İhale Kanunu da engel değil diyor, açıkça.

Hakim: Direkt soruya gelelim avukat bey.

Turgut Hökenek: Soruya bunun bağlamında geleceğim çünkü çok ilişkili Sayın Başkanım. Sayıştay raporları da yine suç değil diyor ama biz ikna edemedik. İkna edebilmek açısından da size soracağım sorular çok önemli. Dosyadaki ve özellikle Taner Çetin dönemindeki eylemleri inceleme imkanınız oldu mu?

Mansur Güneş: Hayır, sayın avukat. Yani şöyle, ben 2022'de Destek Dairesinden ayrıldım. Sonra arasında yani daireler kendi işlerini yürüttüler ama iddianame süresinde kendim savunmamı hazırlarken tabii ki o sürece, işlere baktım. Benzer benzer ihale çünkü 2012'den beri bizden sonra da buradaki savunmasını yapan arkadaşlardan sonra da bu ihaleler çok büyük bir ihtimalle böyle devam edecek.

Turgut Hökenek: O halde bildiğinizi varsayarak şunu sormak istiyorum. Sizin döneminizde yapılan bu ihale ile müvekkilim Taner Çetin döneminde yapılan ve bugün suçlama konusu edilen ihaleler arasında, 1 ihale yöntemi, 2 ihale kapsamı, 3 idarenin uygulaması bakımından sizin dikkatinizi çeken esaslı bir fark var mıydı?

Mansur Güneş: Yani çok %100 bir hukukçu, bir uzman gözüyle bir şey diyemem ama genel olarak bir fark yok, devam...

Turgut Hökenek: O halde ben doğru mu anlıyorum? Bugün Taner Çetin'e isnad edilen ihalelerin uygulamasıyla Taner Çetin'in göreve gelmesiyle ortaya çıkmış yeni bir icat değil, değil mı Sayın Güneş? Yani daha önce de sizin döneminizde aynen bu şekilde, aynı nitelikte, aynı uygulamayla, aynı idari yöntemle yapılmış ihaleler, doğru mudur?

Mansur Güneş: [anlaşılamadı]

Turgut Hökenek: Ben o zaman bir diğer soruma geçeyim. Kendi döneminizle alakalı açıklama yaptınız, yine aynı şekilde müvekkilimin de sizden sonraki dönemde aynı olduğunu söylediniz. Peki bu muhtelif organizasyon işi siz göreve geldiğinizde var olan bir uygulama mıydı?

Mansur Güneş: Tabii ki efendim. Şeyde de izah ettim, savunmam sırasında da izah ettim Sayın Avukatım. Yani bu mutat bir uygulama, yerleşik bir teamül haline gelmiş. 2012 yılından itibaren Büyükşehir Belediyesinin tüm çalışanlarının katkısıyla oluşmuş bir ihale yöntemi. 4734'e de uygun, verimlilik ve saydamlık açısından.

Turgut Hökenek: Yani ne sizin döneminize, ne sizin halefleriniz döneminde, ne de sizden sonrakiler döneminde değiştirilen herhangi bir ihale uygulaması yok, aynı şekilde işletilmiş.

Mansur Güneş: Şöyle, benzer iş tanımını avukatım bununla ilgili bir açıklamada bulunacaktır. Benzer iş tanımını daha geniş tutmuşuz. Nasıl genişletmişiz? Onu onunla ilgili Sayın Değerli Avukatım açıklamada bulunacak. Ya tabii ufak tefek değişiklikler ya katkılarda bulunmuşuz ama bu rekabeti daha da genişletmek, kısıtlamak değil, daha da genişletmek maksatlı. Mesela benzer iş tanımını biraz sonra avukatım açıklayacak.

Turgut Hökenek: Sayın Başkanım, ben bu soruları aslında şu niyetle sormak istedim: Zira kendisi de cevabını çok net bir şekilde verdi. Biz sadece suçtan cezaya gitmeye değil de daha çok döneme ve kişiye göre cezalandırma yöntemine gittiğimizi görüyoruz bu iddianamede. Bunun altını çizmek istedim. Bu soruları da bu nedenlerle sordum ki kayda geçsin. Teşekkür ediyorum.

MANSUR GÜNEŞ AVUKATI HASAN YİĞİT SAVUNMASI

Müvekkil zaten çok detaylı bir savunma yaptı, fakat bazı noktaların vurgulanması gerektiğini düşünüyoruz. Kendisi bazen çekiniyor, çok bahsetmiyor ama ya da unutuyor; kendisi emekli bir emniyet müdürü. Sonrasında 10 yıl, 11 yıllık bir özel sektör geçmişi var. Daha sonrasında da kamu hizmetine tekrar dönmek istediği için İBB’de farklı görevlerde bulunuyor. Bugünkü savunmamızın temel noktası da şu: İddianamede müvekkile atfedilen somut bir hileli davranış gösterilememiştir. Bununla birlikte suçlama; ihale konusu işlerin bir arada alınması, ihalenin kısmi teklife açılmaması, benzer iş tanımı ile muhammen bedel ve yeterlik koşulları gibi idari düzenlemelere ve yoruma dayalı bilirkişi tespitlerine dayanmaktadır. Oysa bu hususlar, TCK’nın 235. maddesinde sınırlı olarak sayılan seçimlik hareketlerden biriyle ve müvekkilin kişisel hilesiyle ilişkilendirilmedikçe ceza sorumluluğu doğurmaz. Eylem 78 ve 88 yönündense; organizasyon, tanıtım, duyuru ve baskılı işler ihaleleri 4734 sayılı Kanun’un 19. maddesi uyarınca açık ihale usulüyle gerçekleştirilmiş ve ilan edilmiştir. Yeterlik koşullarını taşıyan bütün isteklilere teklif verme imkanı bulunmuştur. İhalelere yalnızca İBB iştiraki İstanbul Kültür A.Ş. katılmış ve yaklaşık maliyetin altında teklif vermiştir. Tek teklif verilmiş olması, tek başına katılımın hileyle engellendiğini göstermez.

Bu kısımda Tablo 1’i yansıtmanızı rica edeceğiz. Aynı nitelikteki 2016, 2017... Tablo 1’i rica edeyim, sağ olun. Aynı nitelikteki 2016, 17 ve 2018 ihalelerinde de mal ve hizmetler birlikte alınmış, ihaleler kısmi teklife açılmamış, benzer iş tanımları kullanılmış ve yine yalnız aynı belediye şirketi teklif vermiştir. Bu geçmiş uygulamalar tek başına işlemlerin hukuka uygunluğunu kanıtlamaz; ancak müvekkilin denetimden kaçmak amacıyla yeni ve özel bir düzen kurduğu iddiasıyla bağdaşmaz. Ayrıca 2017 ihalesinde indirim oranı %5,2 iken 2018 ihalesinde %1’dir. 2018’de 181 milyon lira olan yaklaşık maliyet, ihtiyaç kalemleri miktarları azaltılarak 2021’de nominal olarak 160 milyon TL’ye indirilmiştir. 2018 ve 2021 arasındaki enflasyon farkını, döviz kurunu düşündüğünüzde burada da usule uygun, kamu yararına bir işlem yapıldığı görülebilmektedir. Daha sonrasında Tablo 3’e gelmenizi rica edeceğim. Organizasyon işi; sahne, ses ve ışık sistemi, çadır, baskı, tanıtım, konaklama, yiyecek-içecek ve benzeri birbirini tamamlayan mal ve hizmetleri aynı zamanda ve mekanda koordine etmeyi gerektirir. Bu nedenle mal ve hizmetler arasında 4734 sayılı Kanun’un 5. maddesi anlamında kabul edilebilir doğal bağlantı bulunmaktadır. İhalenin kısmi teklife açılıp açılmaması ise aynı kanunun temel ilkeleri gözetilerek idarece belirlenebilen bir husustur. Benzer iş tanımı ise 2021 yılında organizasyon türlerinden herhangi birini bir kısmını veya tamamını kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Ki şu anda da ekranda 2019’a kadar olan tanımı ve 2021 sonrasındaki tanımı yansıtmaktayız, buradan da görülebilir.

Eylem 78 bakımından şahsilik ilkesi ayrıca önem taşımaktadır. Müvekkil, daire başkanlığı görevine 6 Aralık 2019 tarihinde atanmıştır. 2019/570284 ihale kayıt numaralı işin ihtiyaç tespiti, yaklaşık maliyeti ile idari ve teknik şartnameleri önceki dönemde hazırlanmıştır. Müvekkile görevinden önce tamamlanan bu hazırlık işlemleri nedeniyle sorumluluk yüklenemez. Eylem 88’e konu 2021/35251 kayıt numaralı ihale hakkındaysa Mülkiye müfettişlerinin ön incelemesi sonrasında İstanbul Valiliği’nin 31 Ağustos 2023 tarihli ve 2023/18 sayılı kararıyla soruşturma izni verilmemiştir. Bu karar ceza mahkemesini bağlamasa da savunmayı destekleyen bir olgu olarak huzurunuza sunulmaktadır. Suçun unsurları değerlendirildiği kapsamında ise TCK’nın 235. maddesi bakımından belirleyici olan, idari işlemin sonradan tartışmaya açık bulunması değil; kanunda sayılan hileli engelleme, gizli bilgiye erişim sağlama, cebir veya tehdit ya da fiyata etkilemeye yönelik anlaşma fiillerinden birinin somut olarak işlenmesidir. Dosyada müvekkilin herhangi bir isteklinin katılımını, herhangi bir hileli davranışla engellediği gösterilememiştir. Bir kişiye veya doğrudan haksız menfaat sağladığına, cebir veya tehdit kullandığına ya da fiyata etkilemek için anlaşma yaptığına ilişkin somut delil yoktur. İddianamede TCK’nın 235/2-b maddesine de dayanılmamıştır. Buna rağmen herhangi bir gizli bilginin kim tarafından, kime, ne zaman ve hangi yolla aktarıldığı açıklanamamış; bu yönde bir iletişim kaydı, tanık beyanı veya başka bir delil gösterilememiştir. İhale mevzuatına ilişkin bir hata bulunduğu kabul edilse dahi bu hata kanundaki seçimlik hareketlerden birine dönüşmez. Savunmada dayanak gösterilen Yargıtay kararlarında da usul eksikliklerinin somut hile ve suç kastı ortaya konulmadan tek başına ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturmayacağı kabul edilmektedir.

Tabii bu kısımda şunu da belirtmek lazım, detaylı yazılı açıklamalarımızı da sunacağız. Orada buna ilişkin Yargıtay kararlarını da sunacağız Sayın Heyet. Eylem 108 yönünden ise Tablo 4’e tekrar dönmeniz gerekiyor. Eylem 108, Devlet İhale Kanunu kapsamında yapılan, yani kamuya gelir getirici, kamunun para harcadığı değil; kamu kurumunun gelir elde ettiği Devlet İhale Kanunu kapsamında, mevzuatı kapsamında yapılan bir ihaledir. Eylem 108, İBB sosyal tesislerinde fotoğraf ve video çekimi ile masa, sandalye süslemesi gibi organizasyon hizmetlerinin işletilmesi ve buna bağlı alan tahsisi işine ilişkindir. İsnadın dayanağı; muhammen bedelin düşük belirlendiği ve isteklilerden sermaye, ciro ve iş deneyim istenilerek rekabetin engellendiği iddiasıdır. Oysa aynı iş, yine ihalesiz 2020 yılında 3 yıllık 3 milyon 183 bin muhammen bedelle ihale çıkarılmış, teklif verilmediği için iptal edilmiştir. Yenilenen süreçte 3 yıllık muhammen bedel 3 milyon 715 bin Türk Lirasına yükseltilmiş ve 21 Nisan 2021 tarihli ihale 3 milyon 780 bin bedelle sonuçlanmıştır. Nihai bedel, teklif gelmeyen ilk ihalenin bedelinden yaklaşık 597 bin TL daha yüksektir. Bu somut süreç karşısında bedelin düşük tutulduğu iddiası tek başına bir varsayımdan ibaret olup kabul edilemez.

Sermaye, ciro ve iş deneyim koşulları da sözleşmenin ifasındaki güvence altına almak amacıyla 2886 sayılı Kanun’un idareye tanıdığı yetki çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bilirkişi raporu ile iddianamedeki kamu zararı hesabı yapılmamış, somut bir zarar belirlenmemiştir. Kamu zararının bulunmaması tek başına suçun yokluğu anlamına gelmez; ancak somut hile, kayırma veya gizli anlaşma delili bulunmadığından isnadın olası sayıma dayandığını gösteren önemli bir olgudur.  İsnatların temel dayanağı olan raporlar; bilirkişi bölge kurulu listesi dışındaki ve kamuda fiilen görev yapan kişilerce düzenlenmiştir. Savunmamız; görevlendirmenin usulüne, kişilerin tarafsızlık ve uzmanlığına ve raporların hukuki yorum ağırlıklı olmasına itiraz etmektedir.

İncelemenin yenilik ve bilirkişi heyeti dosya durum listesinde kayıtlı, tarafsız ve alanında uzman yeni bir bilirkişi heyetine incelettirilmesini talep etmekteyiz. Sonuç olarak; müvekkile isnat edilen fiillerin TCK 235. maddesinde sayılan seçimlik hareketleri oluşturduğu gösterilememiş, müvekkilin kişisel hileli ve kasıtlı bir eylemi her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delille ispatlanamamıştır. Bu kapsamda müvekkilin beraatini talep etmekteyiz. Yazılı detaylı bir savunmamızı da sunacağız efendim.

MANSUR GÜNEŞ AVUKATI SEZEN ONUR ÖZKAN SAVUNMASI

Yalnızca bu aşamada önemli olduğu için eylem 108 ile ilgili teknik konudaki bilirkişi raporunda ciddi hatalar var, onlardan bahsetmek istiyorum. İlk olarak müvekkilin de belirttiği gibi bu bir taşınmaz kiralaması değildir. Buradan başlayarak zaten rapor sakat bir hale geliyor. Rapor raporda 2017'de bir Sayıştay bulgusundan bahsediyor ama düğün ve oyun parkının, organizasyonel hizmetlerin işletilmesi için ayrı ihale edilmesi lazım diyor. Buna uyulmadığını iddia ediyor bilirkişi fakat 2017'den beri hatta en son 2024 yılında da yapılan ayrı bir ihale mevcut. Düğün ve oyun parkı bizim eylemde bulunan ihale alanının içinde değil. Bunu göz önüne almayan bilirkişiler oyun parkı ile organizasyon hizmetlerinin işletilmesi işi üzerine hesap yaparken metrekare üzerinden bir hesap yapıyor sadece. Nereden çıktığını anlamadık metrekare hesabının. Çünkü içerikle ilgili hiçbir şey yok. Yani bir otopark hatta lüks otomobille 20 kişilik otobüs aynı yeri kaplıyorsa değeri aynıdır diyor bilirkişiler. Fahiş bir hata bu.

İhale sürecinin ne kadar sürdüğünü bilmiyorlar. Muhammen bedel hesabının ne kadar sürdüğüne dair bir bilgileri yok. Tespit yapıldıktan sonra ne kadar süre sonra imzalandığına dair bir bilgileri yok. Eğer bir ihale ilan tarihinde tekrar emlak müdürlüğüne veya başka bir kuruma bir tespit için yazı yazarsanız muhammen bedel hesaplamanız lazım. Herhangi bir ihale gerçekleştirmeniz mümkün değil. Mart ayında ilan edilen ihale için mart ayının Yİ-ÜFE'sini değerlendirmeye almamızı istemiş fakat mart ayının Yİ-ÜFE'si en erken nisan 2021 tarihinde açıklanmış. Yani geleceği göremeden 2021 senesinin maliyetteki Yİ-ÜFE'yi biz dikkate alamayız.

4734, 2886 sayılı kanunları zaten birbirine karıştırmışlar. Hiçbir bilgileri yok. Büyük ihtimalle bu KHK'ların arasındadır. Yine savcılık da bu rapora dayanarak bir iddianame hazırlamış. Kendi delilini zayıflatmış. Savcılık demiş ki bilirkişiler "Şu, şu, şu şahıslar hakkında kusur atfediyoruz biz. Fakat iddianameye sadece Mansur Güneş yönünden bir iddianame düzenlemiş. Diğerleri için soruşturma devam ediyor." diyor. Genel bir yargılama mı yapılacak eylem 108'deki bu ihalelerle alakalı ya da sadece Mansur Bey açısından mı bilirkişiler haklı? Onu da değerlendirmiş. Biz bu raporda yazan herhangi bir şeyi kabul etmiyoruz. Nitelikleri yetersizdir. Tarafsız, ilkelere uygun bir şekilde yeni bir rapor alınmasını; aksi kanaatteyseniz de hükme esas almamanızı, müvekkilin de beraatini talep ediyoruz.

GÜNGÖR GÜRMAN SAVUNMASI – 29.09.2026

Sayın başkanım, sayın heyet, sayın savcım. Huzurunuzdaki yargılamaya sebep iddianamedeki ismim ve tarafıma atılı suçlardan yalnızca eylem 19 kısmındaki bulunmaktadır. Başka bir eylemde ne adım geçmektedir ne de en ufak bir bilgi ve alakam yoktur. Tarafıma atılan suçlamalar çerçevesinde konunun ve kendimin anlaşılması adına ifadelerimi vereceğim. Ayrıntılı ama çok vaktinizi almayacak şekilde arz edeceğim üzere tarafıma isnat edilen suçlamaları tutuklanmamdan sonra öğrendim. Ben emniyet teşkilatında 32 sene boyunca onurumla ve alnımın akıyla en ufak bir suçu bırakın uyarı kınamayı dahi almadan mesleğimi ifa ettim. 2020 yılında emekli olduktan sonra 6 ay sonra kurumsal bir şirket olduğunu bildiğim BVA şirketine güvenlik görevlisi olarak işe başladım. Benim işim şirketin Ferko Plaza'da bulunan ofisinde güvenlik hizmetini ifa etmekti. Şirkette çalıştığım süre boyunca hiçbir zaman yönetici pozisyonunda olmadım. İmza yetkim bulunmadı. Muhasebe bilgisi gerektiren mali, ticari işlerde görevim olmadı, belge almadım. Çalıştığım şirket de dahil olmak üzere başka bir şirket hiçbir somut ve soyut ticari ilişki, ortaklık, şirket işlerinin menfaatim olmamıştır. Yalnızca çalışmam karşılığı SGK'lı aylık maaş karşılığında görevimi ifa ettim.

Asli ve tek görevim, güvenlik görevlilerinin iş tanımındaki düzenlenen 5189 sayılı özel güvenlik mevzuatına uygun şekilde, kanuna uygun şekilde bu görevimi ifa ettim. Çalışmış olduğum dönemlerde şirkette görev yapan ofis boyların olmadığı zamanlarda nadiren de olsa banka şirket arasındaki şirket aracını sürmekle görevlendirildim. Bankadan çekilen paraların hayatın olağan akışına aykırı olabileceğini düşünmem imkansızdı. Rutin şirket hareketleridir diyerek düşünerek tarafıma verilen talimatları yerine getirdim. Güvenliği sağlamaya benim asli iş tanımımın içerisindedir düşüncesiyle talimatlarını yerine getirdim. Bankalardan para çekme, yatırma, talimat verme gibi yetki gerektiren hiçbir işlemde bulunmadım. Buna ilişkin hiçbir zaman tarafıma yetki de verilmemiştir. Görevimin ifasını şirket yetkililerinin emirleri doğrultusunda gerçekleştirdim. Maaşlı, SGK'lı çalışan olarak tarafıma verilen talimatları sorgulama ve yerine getirmeme gibi bir lüksüm maalesef yoktu. Şunu da belirtmek isterim ki 5188 sayılı özel güvenlik kanununun mevzuatında görevi gereği kendilerine teslim edilen paketin, kapalı çantanın veya kasanın A noktasından B noktasına ulaştırılmasını sağlarken içinde ne olacağını da ne için kullanılacağını bilme ve araştırma yetkisi, sorumluluğu yoktu.

Ben, 32 sene boyunca emniyet teşkilatının emir ve talimatlarına ilişkin içerisinde görev yaptım. Her zaman üstlerimin bana verdiği görevlerini ve talimatlarını yerine getirdim kanuna uygun olarak. Dolayısıyla ben de şirket için bankalardan para çekilme eylemlerini hayatın olağan akışına uygun olarak düşündüm ve mevzuat, iş tanımım yüklediği sorumluluk sınırları içerisinde düşüncesiyle gerçekleştirmiş oldum. Hiçbir zaman şirket parasını, kaynağını araştırma ve bilme yetkim bulunmadı. Hal böyleyken tarafıma atılı suçlamalara ilişkin bilinçli şekilde örgüte yardım etme iradesi asla tarafımdan bulunmamıştır. İddianamede adı geçen 400 küsur şahıstan yalnız 8-10 ismi tanırım. Onlar da şirket içi iş gereği iletişimde olduğum kişilerdir. Kalan isimler medyadan ve haberlerden tanıdığımız, bildiğimiz kişilerdir ve bunlarla herhangi bir yakınlığım, ticari bir menfaat ilişkim yoktu. Son olarak suçtan kaynaklanan mal varlığının değerini aklama suçu işlediğime dair savunmamda da şirkette çalıştığım süre boyunca çalıştığım iş ve işin tanımı neticesi paranın kaynağını bilme ve bilebilecek bir durumda hiçbir zaman olmadım.

Malumunuz bilme gibi bir mecburiyetim de zaten yoktu. Şirketin mali işleriyle ilgili yetki ve sorumluluğumun hiç birisi olmadığı gibi şirketin hesap hareketlerine erişim hiçbir zaman yoktu. Çalıştığım şirket üzerinde aldığım aylık SGK'lı maaş dışında hiçbir menfaatim ve mal varlığımın artışı olmamıştır. HTS kayıtlarında patronum Murat Kapki ile toplam WhatsApp konuşma 4 yılda 163 adet ibarettir. Bu da yaklaşık 9 günde 1 sefer konuşmaya denk geliyordur. O da bir konuşmada saniyelerle sayılır, dakikayı bile bulmamıştır. Aramızdaki ilişki patron, yani demek istiyorum ki aramızdaki ilişki patron işveren ilişkisinden ibaret olmuş, hiçbir zaman bundan fazla yetki ve görevim bulunmamıştır ve olmadı. Banka hesaplarında ya da mal varlığında hayatın olağan akışına aykırı bir artış hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Zaten şahsi telefonum ve kişisel eşyalarım incelenmesi hususunda hür irademle kolluk kuvvetlerine gereken yardımı sağlayarak telefonun şifresini ve hatta şifresini dahi kendilerine göstererek bütün gereken kolaylığı ve bilgiyi aktardım. Özetleyecek olursam Sayın Başkanım, iddianamede sözü geçen eylemlerden tutuklandığım zaman haberdar oldum.

Ve haber olduktan sonra da zaten çalıştığım yerden 8 gün içerisinde, Murat Kapki tutuklandıktan sonra 8 gün içerisinde kendi irademle, öz irademle o iş yerinden istifa ettim. O belgelerimiz de mevcut efendim. Benim hiçbir zaman herhangi bir örgüte yardım etme gibi kastım ve iradem bulunmamaktadır. 32 sene boyunca devlet namına görev yaptım. Buna aksi bir iradede bulunan, bulunamam, asla aklımın ucundan dahi geçmez, zaten geçiremem de. Bunca yıllık hayatımda muhasebe bilgim, birikimim hiçbir zaman olmamıştır. Şirkete çalıştığım dönemlerde herhangi bir imza yetkim, şirket adına banka işlem yapma yetkim bulunmamaktaydı. Sadece şirket yetkililerinin talimatları doğrultusunda A noktasından B noktasına gidilecek, bu da bankayla alakalı, başka yerlere herhangi bir geçiş olmadı, gidilecek, yani götür getir meselesi olmadı. Gidilecek denildiği zamanlarda maaşlı bir çalışan olarak verilen talimatlara uydum. Ben 32 sene falan, fazladan emir altında ve maaşlı çalıştım Sayın Başkanım. Naylon fatura, sahte fatura vb. gibi şeyleri ancak haberlerden duymuşumdur. Ne işleyişini bilirim ne de nasıl yapıldığını ve icrai faaliyetini bilmem efendim.

Sayın Başkanım, arz ettiğim tüm bu sebeplerden dolayı üzerime atılı aslı olmayan, tarafıma hiçbir somut ve soyut bağı bulunmayan, hiçbir hukuki delile dayanmayan suçlamaları işlemediğimi takdirlerinize sunmaktayım. Bu suçlamaların ikisini de kabul etmiyorum.  Yaklaşık 7 aylık ev hapsinde kaldığım sürenin de göz önünde bulundurularak üzerime atılı suçlardan ayrı ayrı beraatime karar verilmesini, hakkımda uygulanan imza atma süreci ile adli kontrol ve yurtdışı çıkış yasağının kaldırılmasını, mağduriyetimin giderilmesini arz ve talep ediyorum. Saygılarımla.

MURAT KAPKİ AVUKATI ÇAĞAN YAZICI SORUYOR

Çağan Yazıcı: Müvekkile geçmiş olsun öncelikle. Birkaç sorum var size. Savunmanızda bir sürü hususu açıkladınız. Onları sormayacağım artık. Bir şeyi anlamak istiyorum, Murat Kapki'nin şahsi banka hesaplarını aracı edinmişliğiniz oldu mu hiç?

Güngör Gürman: Efendim ben Murat Kapki'ye sadece bir sefere mahsus kendi hesabından bir para çekilmesini bana söyledi. Bu para çekme işi benim işim değildi. Kendisine beyan ettim. Kendisi dedi ki "Bunda herhangi bir şey yok, ben kendi talimat veriyorum, banka müdürünü arıyorum ve buna istinaden" dedi "siz benim adıma çekeceksiniz." Bu iş gerçekleşti. Ben de bunu bütün açık, müfit bir ifadeyle savcılığa ifademi vermiş bulunmaktayım. O konu zaten açık.

Çağan Yazıcı: Tamamdır. Şimdi siz ifadelerinizde demişsiniz ki "Murat Kapki ile çok fazla bir diyaloğumuz yoktur. Murat Kapki hakkındaki iddiaları da gözaltına alındıktan sonra öğrendim." Bunu şimdi burada da söylediniz. Şimdi siz emekli polis memuru olduğunuz ve tecrübenize binaen de bir usulsüzlük gördüğünüzde bunu tahmin edebileceğinize dayanarak söylüyorum; Murat Kapki gözaltına alınmadan önceki süreç boyunca çalıştığınız şirkette doğrudan bu iddianameye konu suçlarla ilgili herhangi bir şeye şahit oldunuz mu?

Güngör Gürman: Ne gibi suçlama efendim?

Çağan Yazıcı: İhaleye fesat karıştırıldığı, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık yapıldığı gibi iddialar var Murat Kapki hakkında.

Güngör Gürman: Efendim ben kapının son mandalıyım diyorum. Yani güvenlik görevlisiyim, durduğum nokta belli. Artı bu konularla da ilgili herhangi bilgim, muhasebe bilgim yahut da şirketin işleriyle alakalı hiçbir bilgim yok. Ben sadece şirkete güvenlik görevlisi olarak girdim.

Çağan Yazıcı: Şimdi iddianame diyor ki "Şüpheli para sizden çıktı." Siz de sonuçta "Şüphe olabilir" diyorsunuz, anladım. Murat Kapki ile birlikte siz aklama suçunda iştirak fail olarak yargılanıyorsunuz ve sizin beyanlarınızdan yola çıkarak iddianamede şöyle denmiş: "Murat Kapki'nin yanında çalışan şüpheli Güngör Gürman sahte fatura ile kesilen paranın tekrardan Murat Kapki'ye götürüldüğünü açıkça ifade etmiştir." Siz de dediniz ki "Ben fatura bilmem, sahte faturadan anlamam. Yani ben şirketle alakalı rutin bankacılık işlemleri yaptım." Sizin bu ifadeniz avukatsız olarak da verilmiş sorgu ifadenizde. İfadenizde sizin anlattığınızın dışında ya da hatalı olarak geçirilmiş bölümler var mıdır?

Güngör Gürman: Ya efendim ben sahte fatura demedim. Zaten avukat sektörüne veya adalete saygım sonsuz. Oradaki yazan "Adalet mülkün temelidir" diyen şahsiyete de buradan ruhuna Fatiha gönderiyorum. Allah rahmet eylesin. Buradaki sistem ben Murat Kapki'nin işleriyle, ticari işleriyle ilişkide ve bunlarla alakalı bir görevli değilim ki. Bu sistemde de çalışma alanım belli. Ben Murat Kapki'nin naylon fatura yaptığını yahut da başkasına yaptırdığını, bu suçlamaların bu şekilde isnat edildiğini zaten bilmiyordum ki beyefendi. Suçlanacak yahut da suçlayacak bir pozisyon yok ki ortada. Ben işime odaklandım, işime gidiyorum, işimden geliyorum. Ben patronun özlük işlerine, ailevi sorunlarına inecek bir yapıda değildim ki yani. Görev alanım neyse görev alanıma bakıyordum. Onun için herhangi bir şüphe, herhangi bir şey olmadı.

Çağan Yazıcı: Teşekkür ederim sağ olun.

ŞEYHMUS SARIBOĞA AVUKATI FULYA DAĞLI SORUYOR

Fulya Dağlı: Güngör Bey, bahsettiniz  çeşitli bankacılık faaliyetlerinin aslında o hayatın olağan akışına uygun olduğunu ifade ettiniz. Benzer icrai hareketlerle benim müvekkilim de suçlanıyor. Kendisi hakkında savcılıkta sadece bir soyut beyanınız var Murat Kapki'nin kanunsuz işleri Şehmuz Bey ile yaptığı yönünde. Anladığımız kadarıyla bunlar bankacılıkta ricalı işler değil burada söylediğinizden. Peki iddianameye konu olan ihaleye fesat karıştırmak, kamu zararına dolandırıcılık, nitelikli dolandırıcılık gibi suçlamaları mı kastediyorsunuz burada kanunsuz işler derken?

Güngör Gürman: Hayır efendim, öyle bir şey yok. Ben işe girdiğimde şirket çalışanları otomatikman zaten şirketteydi. Ben onlar için en yeni bir elemanım. Çalışan bir... 4 yıllık bir geçmişim var. Bu 4 yıllık geçmişte ben bunların altyapısını ve donanımını bilemem ne tarzda, ne sistemde çalışıyor. Bana verilen görev güvenlik görevlisi, güvenlik görevimi yaptım. Ama sizin sorduğunuz sorudaki sistemde kanunsuz işlerin... Cumhuriyet Savcılığı'nın vermiş olduğu soru ve cevap neticesindeki yürüdüğümüz neticedeki çıkan olaylar bunlar. Ben zaten avukatsız girdim. Hangi birimiz savcının yazmış olduğu... Güvencemiz savcıya, hakime hepsine sonsuz güvenimiz var, devletin temelidir. Biz bu temel içerisinde hangisine güvenmeyeceğiz? Bunu buraya belirteceğiz. Adalet herkes için gerçek ve gerekli. Ben oradaki söylemiş olduğum sistemde savcının soru-cevap neticesindeki sorduğu kanunsuz işler var mı, yapılıyor mu tarzındaki bazı özel işlerini Şehmuz Sarıboğa üzerinden yapıyor. Öyle kanunsuz işler yapılıyor tarzında öyle bir ifadem olmadı. Ama savcılık soru-cevap neticesinde öyle işlediyse o da ayrı bir meseledir yani.

HÜSEYİN KÖKSAL AVUKATI BURAK İNCE SORUYOR

Burak İnce: Güngör Bey merhabalar. 28 Mayıs tarihinde bir savcılık ifadeniz var. Hüseyin Köksal'ın gayrimeşru işler yaptığını ve bunu da müvekkilin korumalarından duyduğunuzu söylemişsiniz. Hüseyin Köksal'ın herhangi bir koruması yok, olmadı da yani bunu da belirtmek isterim size. Bunu kim söyledi acaba size?

Güngör Gürman: Sayın Başkan, Murat Kapki ara ara ben de yanına alıyordum, şoförümüz Berat, ben ve Murat Kapki. Ara sıra Murat Kapki'nin vermiş olduğu ifadesine binaen burada ek bir delil olarak Zorlu Center'a gidiliyordu. E orada da ne oluyordu? Orada görüşmeler oluyordu. Şimdi şoför diyalogu oluşuyor, biliyorsunuz. Bir alt yerde şoför diyaloğu. Benim sorduğum şu oldu, Servet Yıldırım'a sordum, koruma dediğimiz her şey Servet'teydi, Servet Yıldırım'daydı. Dedim ki, "Ya dedim sizin de Beylikdüzü'nde yeriniz var, siz niye hani buraya geliyorsunuz?" "Bizim burada" dedi, "ofisimiz var" dedi, "Abi" dedi. "Biz dedi öbür tarafa gittiğimiz zaman dedi, görüşmeler dedi uzak olduğu için" dedi "o şekil oluyor."

Aynı şekilde bu vermiş olduğum ifade avukatsız verilen ifadedir. Sayın Cumhuriyet Savcımızın sorduğu soruda "Kanunsuz iş orada yapılıyor mu?" sorusu var. Ben orada kanunsuz iş yapıyorlar, zaten kanunsuz iş yaptığını bilsem Emniyet Teşkilatının yetiştirmiş olduğu, devletin bekasını koruyan bir kişi olarak zaten durmazdım efendim. Ben öyle bir şey diyebilir miyim kanunsuz iş yapıyorlardı diye, o zaman ben bunlar kanunsuz iş yapıyor, ben de onların içindeyim, var mı öyle bir şey? Yok. Onun için burada Cumhuriyet Savcımızın soru ve cevap vermiş olduğu "Onlar orada kanunsuz iş yapıyor mu?" sorusuna ben sadece, oraya ziyarete gidiliyordu, Murat Kapki'le bazen yemek yiyorlardı, bazen de sohbet ediyorlardı ama konunun derinini ben bilemiyorum ne konuşuyorlar, ne ediyorlar. Öyle bir sistem efendim, onu da öyle arz edeyim.

MURAT KAPKİ SORUYOR

Murat Kapki: Geçmiş olsun Güngör Bey. Biraz önce deyince Başkanım ve heyet de yanlış anlamasın, onu düzeltmek için soruyorum. Sanki Zorlu Center'a Hüseyin Bey'in olduğu mekana gidiyormuşum gibi algı, anlattınız da... Ben Zorlu'ya restorana gittiğim zamanlar Hüseyin'le karşılaşıyordum, konuşuyordum. Yani ben oradaki ofise hiçbir zaman çıkmamıştım, onu ben...

Güngör Gürman: Zorlu restoranta gidiyordunuz. Ben buna şahidim. Doğru, evet. Yemeğe gidiyorduk, biz de gidiyorduk. Hatta diyordunuz ki "Yemeğinizi yiyin arkadaşlar." Bu güzelliği de yapıyordunuz, yemeğimizi de yiyorduk yani. Aç da bırakmıyordunuz vallahi.

SERHAT KAPKİ AVUKATI RİFAT BUĞRA ÖZDOĞAN SORUYOR

Rıfat Buğra Özdoğan: Güngör'ün 28 Mayıs 2025 tarihli ifadesinden iki farklı kısmı, öncesini hatırlatmak için okuyorum. Cümle şöyle başlıyor; "Hatta 2023 yılının sonlarında Murat Kapkı, Furkan Yalçınkaya ile yaptığı bir görüşme sonrasında bankada kullandığımız çantaları Furkan yanında bulunan adını bilmediğim bir şahısla birlikte aldı ve gitti." "Aralarından iki saat geçtikten sonra Berat Kapki bana ve Serhat Kapki’ye Murat Kapki'nın bavullarını alacağız' dedi." "P3 katından garaja indik ve boş giden çantaların çok ağır bir şekilde yani dolu olduğunu gördük." "Serhat Kapki'nın arabasının bagajına koyduk." Bu birinci kısım. Yine aynı ifadede başka bir kısmı okuyorum. "Ahmet Çiçek'in eve ve ayva gönderdiği kişileri bankaya para çekmeye Berat Kapki ile birlikte götürmüşlüğümüz olmuştur." Şimdi bu çelişki için birinci sorum şu: Furkan Yalçınkaya ya da Ahmet Çiçek'in yönlendirdiği kişiler bankadan para çekmeye kendileri mi giderlerdi, siz yanında olur muydunuz?

Güngör Gürman: Şimdi onun ana temasına gireceğim. Şöyle, aydınlanması açısından. Benim bu sürece dahil olmam Ahmet Çiçek denilen...

Rıfat Buğra Özdoğan: Güngör Bey sorum çok basit. Ben cevap veremiyorum efendim.

Güngör Gürman: O zaman CMK'nın 47. maddesinin E fıkrasına göre susma hakkımı kullanıyorum.

Rıfat Buğra Özdoğan: Başkan Bey, tamamen sanıklar tarafından azarlanmak istemiyorum. Sorumu tekrar edeyim sizin müsaadenizle.

Güngör Gürman: Ben cevap vermek istemiyorum.

Hakim: Cevabın ne şekilde olacağını siz belirlersiniz. Sizin müsaadenizle sorabilir miyim? Olur mu? Buyurun tamam buyurun.

Rıfat Buğra Özdoğan: Bankadan para çekmeye Furkan Yalçınkaya ya da diğer Ahmet Çiçek'in yönlendirdiği kişiler para çekmeye gittiklerinde Güngör Bey eşlik eder miydi, etmez miydi?

Güngör Gürman: Evet, evet soruyu duydum. Anlamadım. Yok yok. Diğer soru. Anlamadım efendim.

Rıfat Buğra Özdoğan: İkinci soruma geçiyorum. Soruyu tekrar alalım o zaman. Peki. Ahmet Çiçek'in aynı ifadesinde iki farklı yerde diyor ki; "Furkan Yalçınkaya ya da Ahmet Çiçek'in gönderdiği, yönlendirdiği kişiler para çekmeye yalnız giderlerdi." Başka bir yerde diyor ki; "Ben de giderdim." Yalnız mı giderdi Furkan, yoksa kendisi eşlik eder miydi?

Güngör Gürman: Efendim ben orada savcılıkta vermiş olduğum ifademi lütfen bir yani okunmasını... Ben buradaki sistemde sadece bana verilen emir, talimat doğrultusunda "Ağabey bankada iş var." Ne iş var? Ben bilmem. Arabayı hazırla. Arabayı hazırlıyorum. Dış güvenliği, fiziki güvenliğini sağlıyorum. Zaten görevim bu, paranın dış güvenliğini sağlamak. Bunu sağladım. Yanlarında kim var? Ya Şehmuz var ya da Berat Bey var. Gidiyoruz. Bankanın önünde, bankanın garajına ben çekiyorum arabayı ve Berat gidiyor, bankadan parayı alıyor, geliyor. Buradaki Ahmet Çiçek dava konusunda ben üçünün de Ahmet Çiçek'in şirket altında kurmuş olduğu bu naylon şirketler ne yaptı? Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin. İsmi mevzu bahis değil. Zaten ifademde geçiyor. Bu isimlerle benim ilgi ve alakam, muhabbetim, samimiyetim telefonumda kaydı dahi yok ya! Kaydı olmayan bir insanla benim net diyaloğum, samimiyetim mi olacak? Ben kimi tanırım? Şehmuz'u tanırım şirket çalışanı, Berat'ı tanırım. Bunlar parayı getiriyor, arabaya koyuyor çantaya, alıyoruz gidiyoruz. Bana çantanın kulpunu bile vermezler ya! Sen neden bahsediyorsun?

Rıfat Buğra Özdoğan: Tamam. Sorularıma devam ediyorum efendim. Anladık o zaman. "Furkan yanında adını bilmediğim şahısla birlikte aldılar ve gittiler." "Aradan iki saat geçtikten sonra Berat Kapki bana..." Yani buradaki anlatımda şunu söylemek istiyor Başkan Bey, şunu öğrenmek istiyorum: Bu anlattığı hayat olayında, 2023 yılının sonlarında yaşanan hayat olayında Furkan yanındaki kişiyle BVA ya da BFK’nın hangi şirketse eğer, o zaman kişiyle yalnız başlarına mı gitmiş? O gün kendisi neredeymiş?

Güngör Gürman: Ben mi nerdeydim?

Rıfat Buğra Özdoğan: Evet.

Güngör Gürman: Ben normal şirkette görevimin başındaydım. Ama Berat dedi ki "Ağabey" dedi "Murat Bey'in eşyaları var aşağı ineceğiz." "Tamam" vardiya işlemim aşağıya. Aşağı indik garaja. Meğerse daha önce biz o süreçten önce bankadan geldik. Bankadan geldiğimiz çantalarla beraber aşağı indik. Şey getirmişti o paraları, Furkan getirmişti. Murat Kapki'nın kardeşinin arabasına konuldu. Ve Serhat Kapki gitti. Olay bu. Ben şimdi yalan söyleyecek kadar cesur değilim.

Rıfat Buğra Özdoğan: Yalan söylediniz, ben öyle bir şey demedim. Ben sorumu soruyorum. Devam edebilir miyim? Buyurun devam edin. "P3 katından garaja indik ve herkes kendi çantasını aldı." "Boş giden çantaların çok ağır bir şekilde yani dolu olduğunu gördük." Bu ifadesinden yola çıkarak şunu soruyorum: O çantaların içinde para olup olmadığını açıp bakmış mı? Doğrudan gördünüz mü para olduğunu?

Güngör Gürman: Ya bankadan geldik zaten kardeşim. Bankadan geldi bankadan. Aynı çanta boşaltılmadan içeriye girdi. Malzemeci kanalıyla o olduktan sonra o çantalar tekrar aşağı indi, kardeşinin arabasına bindi gitti. Ben burada ne yalan söyleyeceğim? Bir de şu var efendim, bak şundan bahsedeyim konunun detayına ineyim. Bu konuyla alakalı şahıslarla, kişilerle benim ne ticari bir ilişkim var, ne bir menfaat alakam var, ne şunum var. Ben bunlarla herhangi bir alakam yok. Ben ne yalan söyleyeceğim?

Rıfat Buğra Özdoğan: Madem öyle, P3 katına indiniz. Valizleri Furkan'ın sürdüğü ya da Furkan'ın kullandığı bir arabadan mı alıp başka bir arabaya koydunuz? Hatırlıyor musun?

Güngör Gürman: Evet, onlar getirdi parayı.

Rıfat Buğra Özdoğan: Tamam. Berat Bey size ve Serhat Kapkı'ya "Hadi üçümüz beraber aşağı inelim valizleri taşıyalım" dedi. Doğru mu anlıyorum?

Güngör Gürman: Evet.

Rıfat Buğra Özdoğan: Bu valizler iki kişi beraber taşınabilecek kadar ağır mıydı? En az üç kişi aşağı indiniz.

Güngör Gürman: Tekerlekli valiz ya. Yani valizin boyutunu ben bilmiyorum ki. Tekerlekli bir çanta.

Rıfat Buğra Özdoğan: Valizi görmediniz mi?

Güngör Gürman: Arkadaşım beraber indik diyorum.

Rıfat Buğra Özdoğan: Valizin boyutunu bilmiyorum dediniz şimdi.

Güngör Gürman: İçini bilmiyorum içini! Valizin ağırlığını, kaldırma gücünü, sistemine fiziki olarak baktığında çanta dolu. Ama çantanın içerisinde para var mı, yok mu bilmiyorum, görmedim. Teşekkür ederim. Ama bankaya gidilen ve gelinen çanta bu.

Rıfat Buğra Özdoğan: Valizleri koyduğunuz, bagajına valizleri koyduğunuz arabanın plakası neydi? Hatırlıyor musunuz?

Güngör Gürman: Hatırlamıyorum.

Rıfat Buğra Özdoğan: Markası neydi?

Güngör Gürman: O konuda bilgim yok.

Rıfat Buğra Özdoğan: Ne renkti peki?

Güngör Gürman: Rengi de bilmiyorum.

Rıfat Buğra Özdoğan: Heyete sadece kısacık sesleneceğim. Müvekkilim motosiklet binicisi. Kendi adına motosikleti var. Kendi adına arabası yok. Kaydın tespitinde söylüyorum. Teşekkür ederim, başka sorum yok.

GÜNGÖR GÜRMAN AVUKATI SAVUNMASI

Teşekkür ederim Sayın Başkanım, Sayın Savcım; efendim, öncelikle detaylı savunmayı daha sonra vereceğiz. Çok kısa ve hemen bir özet savunma yapacağım vaktinizi fazla almadan. Müvekkilimizin üzerine atılı suçlamalar yalnızca iddianamenin eylem 119 kısmında yer alıyor. Bu suçlamalardan birincisi üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme suçu, diğeri ise suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçudur. İddianamenin başka bir kısmında başkaca bir eylemi ve müvekkilimin adı geçmemektedir. Müvekkilim BVA Reklam Danışmanlık şirketinde 2021 senesinin başında iş tanımı güvenlik görevlisi olacak şekilde işe başlamıştır. Söz konusu şirkette çalıştığı süre boyunca hiçbir zaman şirketin yönetim kadrosunda, şirketin toplantılarında, ihale süreçlerinde veya benzeri karar alma mekanizmalarında yer almamıştır. Bu hususlarda yer almadığı hususu HTS kayıtları ve daha önceki oturumlarda tanıkların beyanlarından da anlaşılıyor.

Müvekkilimin söz konusu dosyaya doğruluğu tartışılır tanık ifadeleri sebebiyle, kendisi hakkında burada gördük, şurada gördük, yanında bu vardı, şu vardı gibi yüzeysel ve delil mahiyetinde olmayan ifadeler nedeniyle dahil edilmiştir. Çalıştığı yıllar boyunca şirket adına herhangi bir imza yetkisi veya finansal anlamda karar alma yetkisine sahip olmamıştır. Bunun yanında çalıştığı şirketle ilgili banka hesaplarına erişimi hiçbir zaman olmamıştır. Zaten müvekkil 32 sene memuriyet hayatının ardından güvenlik olarak maaşlı çalışmaya devam etmiş, emekli olduğu meslek ve çalıştığı iş kolunun neticesinde finansal konularda bir yetkinlik bünyesinde barındırmamıştır, barındırması da beklenemez. Bunun yanı sıra kendisinin gerek çalışmış olduğu şirketle gerekse iddianamede anılan başkaca şirketlerle ya da kurumlarla hiçbir ticari ilişkisi, ortaklığı ya da sağlamış olduğu haksız bir menfaat bulunmamaktadır. İddianamede de bu sayılanlara ilişkin aleyhte hiçbir delil yoktur. Müvekkilin mali bilgisi ve yetkisinin olmamasından bahsetmiştik. Şirket hesaplarına da erişiminin hiçbir zaman olmadığı kanıtlı bir şekilde göz önündeyken doğal olarak iddia konusu olan paraların ya da para hareketlerinin suçtan kaynaklandığını anlayabilmesine imkan da yoktur.

Haliyle suç işleme iradesine ait kastlı bir eyleminin ya da iradesinin olması da söz konusu olamaz. Dolayısıyla müvekkilin suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçuyla ve varlığı iddia edilen örgütle en ufak bir alakası yoktur. Son olarak özetleyeyim. Müvekkilimin suç işleme kastı ya da suçun işlenmesine yardım etmeye yönelik iradesine ilişkin şüpheden uzak somut herhangi bir delil de dosyada mevcut değildir. Kaldı ki müvekkilimin iddianamede adı geçen kişilerle ve kurumlarla hiçbir zaman ortak paydası bulunmamıştır. Huzurdaki yargılamada adı geçen kişilerden yaklaşık 400'e yakınını iddianame hazırlandıktan sonra duymuştur belki de. Sonuç olarak müvekkilin 7 aydır ev hapsinde bulunduğu dikkate alınırsa tarafına isnat edilen suçlamaları kabul etmiyoruz, atılı suçlamalardan ayrı ayrı beraatine karar verilmesini, ayrıca hakkında verilmiş olan haftada 1 gün imza atma adli kontrol kararının kaldırılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz.

FATİH MEHMET BOZKURT SAVUNMASI – 29.09.2026

Savcılıktaki ifadem aynen geçerlidir. Mağdurum. Beraatimi talep ediyorum.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Fatih bey, bu süreci yürütürken Adem Altuntaş diye birisinden bahsetmişsiniz. Adem Altuntaş kimdir?

Fatih Mehmet Bozkurt: Aradaki aracı arkadaş.

Savcı: Kim kime yönlendirdi sizi ona?

Fatih Mehmet Bozkurt: Belediye Başkan Yardımcısı İlker bey.

Savcı: Peki İlker beyle nerede görüştünüz?

Fatih Mehmet Bozkurt: Çeşitli, İstanbul'da çeşitli yerlerde. Üsküdar'da, Beylerbeyi'nde, Anadolu yakasında farklı yerlerde.

Savcı: Peki nasıl bir taleple geldi size ilk başta?

Fatih Mehmet Bozkurt: Efendim öncelikle biz derdimizi anlattık. Yani bir yönlendirme sonrasında biz genel sıkıntımızı anlattık. Sıkıntımızı anlattıktan sonrasında bir sonraki görüşmede bazı taleplerle geldiler. O talepler çerçevesinde görüşmeler devam etti.

Savcı: Ne bu talepler?

Fatih Mehmet Bozkurt: Belediyenin ihtiyaçları çerçevesinde yapılması gereken bir kültür binası Şişli'de. Bununla birlikte ilave olarak temizlik işlerinde kullanılması gereken çöp kamyonları vesaire yani farklı farklı talepler oldu.

Savcı: Tamam. Bunu daha sonra Hüseyin Bozkurt'a herhalde söylemişsiniz teklifi.

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet, daha sonra kendi aramızda bu konuyu tartıştık. Bu talebi kabul görmedi. Tekrar Adem'le görüşerek bu taleplerin fazla olduğunu ve taleplerin bizim karşılayamayacağımız durumda olduğunu belirttik kendisine. Daha sonrasında kabul etmedi bu bizim talebimizi. Aynı şekilde devam etti olaylar. Akabinde daha sonraki görüşmelerde bu talepler farklı boyutlara taşındı.

Savcı: Burada Adem Altuntaş kimin adına sizinle görüşüyordu?

Fatih Mehmet Bozkurt: Belediyenin, Şişli Belediyesi'nin yönlendirmesiyle görüştük. Bizim problemimizi kendisinin çözeceğini söylendi onunla görüşmeler başladı.

Savcı: İlker bey mi bunu söyledi size?

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet, İlker bey.

Savcı: Tamam. Daha sonraki süreçte Ekrem İmamoğlu adından bahsetmişsiniz.

Fatih Mehmet Bozkurt: Yönetim kurulu başkanımız haftada sadece bu durumu izah etmek için Ekrem beyle bir görüşme yaptık. Maddi olarak herhangi bir şey konuşulmadı. Sadece problem konusunda yardım talep ettik.

Savcı: Tamam, o ne söyledi size bu durumda?

Fatih Mehmet Bozkurt: Yardımcı olacağını söyledi. Zaten bir 10 dakikalık bir görüşmeydi. Yani nezaket görüşmesi gibi bir şey oldu.

Savcı: Kendisinin bu konuda yetkisinin ve sorumluluğunun olduğunu söyledi, 10 dakika sonra sizi gönderdi şeklinde bir beyanınız var.

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet.

Savcı: Resul Emrah Şahan'a yönlendirdi mi sizi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Yönlendirdi, evet.

Savcı: Peki Resul Emrah Şahan'la görüşebildiniz mi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Ben görüşmedim

Savcı: Hüseyin bey mi görüştü peki?

Fatih Mehmet Bozkurt: Kendisi görüştü, Hüseyin bey.

Savcı: Tamam, daha sonraki süreç nasıl gerçekleşti? Çünkü 8 milyon dolarlardan bahsetmişsiniz. 4 milyon bağış, 4 milyon açıktan şeklinde.

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet, daha sonraki görüşmelerde Adem bey bize tekrar dönüş yaptı. Özür dilerim, dönüş yaptı. Taleplerin değiştiğini, taleplerin bu sefer nakde döndüğünü söyledi. Nakit taleplerde bulunarak da 4 milyon belediye tarafına bağış yapılması gerektiği, geri kalan 4 milyonun da elden verilmesi gerektiğini...

Savcı: Şartlı bağış falan mı yoksa?

Fatih Mehmet Bozkurt: Şartlı bağış değil.

Savcı: Direkt doğrudan bağış.

Fatih Mehmet Bozkurt: Direkt doğrudan bağış.

Savcı: Peki o usül nasıl işletilirdi? Belediye bağış konusu?

Fatih Mehmet Bozkurt: İfademdeki tarihte 4 milyon dolarlık bir rakam belediye hesabına yatırıldı.

Savcı: 05/06/2024 tarihinde mi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet, o tarihte yatırıldı.

Savcı: Tamam.

Fatih Mehmet Bozkurt: Geri kalan rakam da elden bu [anlaşılamadı]town'daki Adem beyin ofiste teslim edildi.

Savcı: Peki daha sonra ruhsatı alabildiniz mi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Ruhsat, projeyi onaylattık. O gün projeyi onaylattık.

Savcı: Parayı verdikten hemen sonra mı onaylandı yoksa 1 hafta sonra mı?

Fatih Mehmet Bozkurt: Hemen aynı gün.

Savcı: Aynı gün şey yapıldı. Peki Adem bey bu parayı nereye götürdü bilginiz var mı? Bir şeyden bahsetti mi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Hiçbir bilgim yok.

Savcı: Tamam, teşekkürler.

RESUL EMRAH ŞAHAN SORUYOR

Resul Emrah Şahan: Teşekkür ederim Başkanım. Şimdi ben Fatih Bey'in görüşmede olup olmadığını emin olmadığım için hatırlamıyorum. Gerçekten görüşmeyle ilgili sorun değil ama daha teknik soruları Fatih Bey'e sormak isterim. Fatih Bey, sizde bir görüşme yaptık, kısa bir görüşme yapmışız. Benim özel kalem kayıtlarımda 13 dakikalık bir görüşme görünüyor. Ama ondan öncesinde 2024 yılından önce yani ben belediye başkanı olmadığım için, ben o kısa görüşmeyi yapmadan önce belediye başkan yardımcısıyken ki süreci erken başlamış süreç 2021'de kiralıyorsunuz burayı, benimle hiçbir temasınız, görüşmeniz, tanışıklığınız efendim telefonda konuşmanız bu hastaneyle ilgili bir süreçle ilgili bir temasınız oldu mu?

Fatih Mehmet Bozkurt: Seçim öncesine kadar olmadı, daha sonrasında bir tanışıklık, görüşme oldu.

Resul Emrah Şahan: Sadece belediye başkanıyken ve görüştüğünüz 13 dakika dışında başka bir temasınız oldu mu görüşmede?

Fatih Mehmet Bozkurt: 2024 sonrasında, sonrasında bir temas oldu, öncesinde bir teması olmadı.

Resul Emrah Şahan: Tamam yani 2024 öncesi belediye başkanı o görüşme dışında soruyorum. 2024 öncesi ben belediye başkan yardımcısı iken bu süreçler belediyede yürütürken benimle herhangi bir temasınız oldu mu?

Fatih Mehmet Bozkurt: Benim olmadı. Bildiğim kadarıyla Resul Bey'le herhangi bir temas olmadı.

Resul Emrah Şahan: Eee peki biz benim kendi ifademde, konunun tekniğine hakim olduğunuz için size soracağım. Kendi ifademde savunmamda da söylediğim gibi Sağlık Bakanlığı'nın Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne gönderdiği 1 Eylül yazılı bir yazı var. Özel sağlık kuruluşlarının İmar Barışı Kapsamında Sağlık Bakanlığı uygulaması konulu. Bu yazıyı biliyor muydunuz Fatih Bey?

Fatih Mehmet Bozkurt: Biliyorum.

Resul Emrah Şahan: Peki, bu yazı yapı kayıt belgeli binalar için ilçe belediyesinde hiçbir yetki ve görev vermiyor. Bu yazıya göre Şişli Belediyesi'nden bu yazıyı almak için gösterdiğiniz çaba nedendir onu sorayım? Çünkü burada ilk evrede belediye başkan yardımcısına da dönem dönem kendisine de sordum. İlçe Belediyesi'ne Sağlık Bakanlığı'ndan gelmiş herhangi bir yazı var mı diye. Yani bu binanın, hastane ruhsatı için bizim şöyle bir evraka ihtiyacımız var diye Bakanlıktan gelen bir yazı da yok. 1 Eylül 2021 tarihli Bakanlığın çıkardığı tam da bu bina için, yani bu binalar için bu binaların nasıl hastane olması gerektiğine ilişkin çıkardığı yazısında da böyle bir belediye onayı istenmiyor. Neye istinaden böyle bir belediyeden bu yazıya ilişkin bir talep istediniz? Onu sormak istiyorum.

Fatih Mehmet Bozkurt: Sağlık Bakanlığının o dönemki geçiş döneminde o yazıyı çıkartırken, tebliği çıkartırken bir karışıklık olduğundan bahsettiler bize. o karışıklıktan, o karışıklıktan istinaden belediye onaylı bir proje bizden talep ettiler. O sebeple belediyemize başvurduk. Akabinde de belediyemize bu işlerin çözülebileceğini bize söylediğinden dolayı belediye sürecinde devam ettik bu işleme.

Resul Emrah Şahan: Sorunumu şöyle tekrar etmeden yeniden sorayım: Ama Bakanlıktan bize gelmiş bir belgeye gelmiş bir yazı yok. Bu şifahi elinizde veriliyor Bakanlıkta o zaman?

Fatih Mehmet Bozkurt: Şifahi, aynen şifahi. Şifahi ya da ayrıca başvurularımızda belediye onaylı diye illa ille de istediler projeyi sürecek.

Resul Emrah Şahan: 2024 yılı öncesi konuya ilişkin ilçe talebi diyor ki ruhsat projesi belediye sunulan proje arasında kaçak katlardan kaynaklanan, yani yapı kayıt belgeli bina olduğu için, farklılıklar olduğunu bildiriyor size. Bu düzeltilmesine ilişkin size bir beyanda bulunuyor. Bu teknik eksiklikler size bildirildi mi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Bir kere öncelikle bina yapı kayıtlı. Yapı kayıtlı olduğu için kaçak vasfından çıkıyor biliyorsunuz ki. Kanunda, kanunda şu yazar; imar atılı binalar, yapı kayıtlı, imar hakkı binada yapı kayıt belgesi iskan belgesi yerine kullanılabilir, kullanılır diyor.

Resul Emrah Şahan: Bu projeler arasında farklılık var mı? Yani yapı kayıtlı binalı bir proje ile belediyedeki proje arasındaki farklılıklar size bildiriyor. Bunların düzeltilmesine ilişkin size bir bildirimde bulunuyorlar. Yani evraklarımız eksiksizdi diye bir beyanınız var ondan soruyorum. Zaten bu size bildirildi. Bu farklılıkları da proje farklılıklarını giderip tekrar belediyeye başvurdunuz 2024 öncesi. Öyle değil mi? Öyle anlıyorum sizin ifadenizden.

Fatih Mehmet Bozkurt: Eksiksiz olarak sizlere sunuldu belediyemize sunuldu. Hem de Sağlık Bakanlığı tarafına sunuldu. Bina aykırı bina, aykırı bir yapı hali dediğin gibi yapı kayıtlı bir bina olduğu için. Binada zaten uyumsuzluklar söz konusu bile olmayacaktır, olamıyordu.

Resul Emrah Şahan: Şöyle, yani yine teknik bir konu olduğu için, hani onu da sormak isterim. Binayı kiraladığınızda 2021 yılında binanın tapudaki cinsi ofis.

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet doğru.

Resul Emrah Şahan: Şimdi bu binayı ofis olarak kiralayıp hastaneye çevireceğinizi biliyor muydunuz? Yani bunu nasıl bir şeyle kiraladınız onu anlamaya çalışıyorum. Çünkü...

Fatih Mehmet Bozkurt: Kiralamadan çok özür dilerim. Kiralamadan önce belediyeye başvurumuzu yaptık, bu binada hastane yapılabilir mi diye bir soru sorduk ve karşılığında da hastane yapılabilir diye bir yazı verdiler ki arkadaşlar bize, belediye tarafında afişleri de verdiler.

Resul Emrah Şahan: Hemen, hemen söyleyeyim. Belediye tarafından verilen yazı plan gereği hastane de olabilir, binayı kapsayan bir yazı değil, bir plan. Yani parsel bu bazında plan fonksiyonu gereği hastane olabilir yazısı. Fakat bina ofis binası. Yani ben kendi savunmamda da söyledim, tabu da bu da ofis binası olarak kiraladığınız bir binayı tapuda cins değişikliği ile hastaneye dönüştürme öngörünüz var mıydı ya da bunu Bakanlıkta bu görüşmeyi yaparak mı kiraladınız onu öğrenmek istiyorum.

Fatih Mehmet Bozkurt: Bakanlıkta da görüşmeler yapıldı. Sizlerden bilgi görüşler dönütler alındı. O çerçeveden biz bu projemize güç verdik efendim. Sağlık Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı'nın uygulamış olduğu prosedürler çerçevesinde bir ön izin prosedürü var. Ön izin prosedürü işte o ilk başta bu binada, bu bölgede, binalarda hastane yapılabilir ya da yapılamaz diye sonradan oluyor projeler çiziliyor vesaire vesaire diğer mevzuat gereklilikleri yerine getirilerek ön izin başvurusu yapılarak bu binayla alakalı ön izinler alınıyor.

Akabinde de Sağlık Bakanlığı bize buna müsaade ediyor, müsaade ettikten sonra da o binanın ticari veya taşınmaz olması, ofis olması ya da herhangi bir şey olması bahsettiğim gibi hastane olmaması anlamına gelmiyor. O sebepten dolayı ticari alanlarda ya da ofis binalarında bu binalar değiştikten sonra hastane olarak kullanılabiliyor eğer planlama hastaneye yapılabilir notu var ise.

Resul Emrah Şahan: Yani şeye girmeyeceğim sayın Başkanım, ben savunmamda da söyledim ama tekrar ediyorum. İstanbul ev ölçeğinde bu metrekare ofisten hastaneye dönmüş Çevre Şehircilik Bakanlığından bir tane yapı kayıtlı bina örneği gösterin ben bu isnadı kabul edeceğim. Çok samimi söylüyorum yoktur. Teknik olarak sorunlu zaten Fatih Bey'in konusu değil. Başvurunuza eklediğiniz İTÜ Teknik Raporu Ocak 2024 tarihi... Depremle ilgili rapor bu statikle ilgili rapor. Şimdi ben tabii siz yoktunuz görüşmede, Hüseyin Bey vardı. Orada böyle çok kısa bir görüşme olduğu için arkadaşlardan depremle ilgili tereddütlerinden bahsettiler dedin ve son evrak 4 Haziran tarihinde veriliyor. Şimdi rapor elinizdeyken başvuru neden Haziran'da? Yani bu evrakı niye Haziran'da verdiniz? İstanbul Teknik Üniversitesi'nden aldığınız bu binayla ilgili aldığınız deprem raporunu yani bu geçen sürenin sorumluluğu bizde midir ya da bu evrak neden Haziran ayında verildi? Bunu özellikle size sormak isterim.

Fatih Mehmet Bozkurt: O dönem içerisinde binada tadilatlar yapıldığından kaynaklı olarak statik projesinde de ufak tefek değişiklikler oluyordu doğal olarak. Bu doğrultuda bahsettiğiniz ofis binası, deprem katsayısı 1 olduğundan, hastaneye dönüştürüldüğünde 1,5 olduğunda tekrar bu hesaplamalar yapıldı. Bu hesaplamalarda deprem raporları tekrar alındı, tekrar deprem performans raporları çıkartıldı ve Teknik Üniversite'ye gönderilerek kurulda onayları alındıktan sonra belediye tarafına sunuldu.

Resul Emrah Şahan: Devir teslim tarihiniz Haziran 2’siydi galiba?

Fatih Mehmet Bozkurt: Süreç içerisinde de projenin onay süreciyle uğraştık. Yani tamamen bütün evrakların tamamlanıp bir başvuru oluşturulması gerekiyordu. O sebepten dolayı.

Resul Emrah Şahan: Peki yani Sağlık Bakanlığı, İl Sağlık Müdürlüğü nezdinde yani bizden aldığınız yazıyla hastaneyi açmanıza yeterli mi? Çünkü benim Başkan Yardımcımın imzaladığı yazıyla ben burada gösterdim. Yazı, yazının sonunda yetki Sağlık Bakanlığındadır. Ruhsat yetkisi Sağlık Bakanlığının, ruhsatı verme yetkisi Sağlık Bakanlığındadır.

Fatih Mehmet Bozkurt: Ruhsat, hastane ruhsatı verme yetkisi Sağlık Bakanlığı. İş yeri açma ruhsatı değil belediyenizde olan bir şey. Tamamen farklı bir prosedürden bahsediyorum. Yalnız Sağlık Bakanlığının şartı belediye onayıydı. Belediyenin o projenin üstündeki kaşesini görmek istediler. Hani onlar belediyenin o projeyi onayladığına emin olmak istediler.

Resul Emrah Şahan: Sağlık Bakanlığının şifahen size söylediği şeyden bahsediyorsunuz. Çünkü kendi yazısında böyle bir şey yok. Doğru anlıyorum değil mi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Şifahen söylediği, evet şifahen söylediği.

Resul Emrah Şahan: Evet, şifahen söylediği. Yani kendi valiliğe gönderdiği, Çevre Şehircilik Bakanlığına gönderdiği, keza ilgili belgenin hastanelerin ruhsatlandırılmasına ilişkin sürece 1 Eylül'de gönderdiği yazıda tanımladığı akışta yok belediyeler. O anlamda teyit etmek istedim sadece.

Resul Emrah Şahan: Ben 4 Nisan'da göreve başlamışım. 4 Haziran'da resmi başvurunuzu yapmışsınız. Arada geçen sürede herhangi bir resmi başvuru vesaire yaptınız mı farklı bir ya da bir başvurunuz var mıydı bu ara süreçte? Biz göremedik yani resmi evraklarda yok.

Fatih Mehmet Bozkurt: Soruyu tekrar alabilir miyim?

Resul Emrah Şahan: 4 Nisan'da ben mazbatamı aldım.

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet.

Resul Emrah Şahan: Yani siz 4 Haziran'da sürece ilişkin, yani benim dönemimde, benim Belediye Başkanı olduğum dönemden bahsediyorum sadece. Benim Belediye Başkanı olduğum dönemde 4 Haziran'da resmi başvurunuz var. Süreçle ilgili proje başvurunuz var. Ruhsat üstü yazısı var. Bu ara dışında, bizim gördüğümüz bu. Bunun dışında dilekçeniz bu arada, yani Nisan ve Haziran arasında bahsediyorum, her herhangi bir başvurunuz ya da talebiniz var mıydı resmi olarak belediyeden?

Fatih Mehmet Bozkurt: Sizden önceki dönemde tabii ki görüşmelerimiz devam etti. Yani sizin başladığınız dönem itibarıyla o problem çıkmadı. Önceki dönem itibarıyla devam etti fakat arkadaşlar her seferinde dediler, "Yeni dönem geliyor, seçimler geliyor. Biz ya da uygulayacağımız herhangi bir şey yok" tarzında savunuları oldu. Seçim sonrasında beklemek zorunda kaldık tabii oradaki yönlendirmeler çerçevesinde hareket ettik. Seçim sonrasında da zaten dediğim gibi Adem Bey ile tanıştık ve ondan sonrasında da süreç başladı.

Resul Emrah Şahan: Ben hiç görüşmediğimiz için o soruyu soramadım size. Ben o yüzden soracağım. Tabii bir gerçekten sormak istediğim bir konu da şu; işte o ifadelerde dolandırılıyor. Tabii beni ilgilendiren kısmı belediyeye atılan bağış, açık söyleyeyim. Belediyeye bir siz, sizin isminize yapılan bir bağış var. Diğer kısım politikler, benim konum değil. Ama şunu gerçekten merak ediyorum. Yani ortada 8 milyon dolar gibi bir rakam dönüyor. Bugünün parasıyla 350 milyon liraya yakın bir rakam var. Yani bu rakamları Belediye Başkanı ile görüşürken niye dillendirmiyorsunuz? Ekrem Başkan'a gitmişsiniz, niye dillendirmiyorsunuz? Yani hani iddianıza konu olan 1-1,5 yıl sonra, konudan 1-1,5 yıl sonra savcılığa gitmiyorsunuz. Hatta kendi ifadenizde şey var; "Gidip bulunacaktık, savcılığa başvuracaktık" başvurmamışsınız. 1-1,5 yıl geçmiş. Ben de tutuklandıktan 6 ay sonra, beni tutukladıktan 6 ay sonra bu konu bir şekilde dökülüp bu modele dönüşüyor. Gerçekten bunu nasıl izah ediyorsunuz? Samimiyetle soruyorum yani. Niye gelmediniz? Niye söylemediniz? Madem böyle bir şey varsa.

Fatih Mehmet Bozkurt: İfademde de belirttiğim gibi çok defa bunu dile getirdik. Defalarca arada bulunan, tabii bunları size söylememin, anlatmamın imkanı yok. Sizi de bulaştırarak çok abesle iştigal olunabilecek bir şeydir.

Resul Emrah Şahan: Değil, 350 milyon abesle iştigal değil yani. Belediye Başkanı. Yani ben kapımdaki adamla da konuşurum, müteahhitle de konuşurum, her şeyi konuşurum.

Fatih Mehmet Bozkurt: Belediyenin yönlendirmiş olduğu bir arkadaşın talebi olarak.

Resul Emrah Şahan: Belediyenin yönlendirdiği arkadaş ne ben yönlendirmişim, ne başka biri yönlendirmiş. Belediye Başkanı karşınızda, Belediye Başkanı karşınızda oturuyor. Büyükşehir Belediye Başkanıyla görüşmüşsünüz. Rakam 350 milyon yani.

Fatih Mehmet Bozkurt: Doğru söylüyorsunuz, çok haklı bir durumdasınız.

Resul Emrah Şahan: Dolayısıyla burayı gerçekten anlamadığım için samimiyetle soruyorum yani. 1-1,5 yıl bekliyorsunuz, ben tutuklandıktan 6 ay sonra bu konu yedek tutuklamamın istinatları arasına dahil ediliyor. Burayı gerçekten anlayamadığım için samimiyetle soruyorum yani. Neyi beklediniz 1,5 yıl? Neyi beklediniz ben tutuklandıktan 6 ay sonra?

Fatih Mehmet Bozkurt: Dediğim gibi, şimdi o süreç içerisinde size niye böyle bir talepte, size niye böyle bir söylemde bulunulmadı, arkadaşların yönlendirmeleriyle hareket ettiğimiz için o süreç o şekilde devam etti. Ve her sizlerin kapısını çaldığımızda bu arkadaşlar arka planda "Siz gittiniz, işte şu kişiyle görüştünüz, Emrah Bey ile görüştünüz, Ekrem Bey ile görüştünüz" diyerekten tehditlerle savunmaya başladılar.

Resul Emrah Şahan: Keşke gelseydiniz, teşekkür ederim.

RESUL EMRAH ŞAHAN AVUKATI DOĞA ŞANLIOĞLU SORUYOR

Doğa Şanlıoğlu: Benim de aslında hakikati ortaya çıkartmak için bir iki tane sorum var sizlere. İfadenize göre bu sayısal bir soru ancak biraz daha netleşmesi için soracağım. İfadenize göre Adem Altuntaş'ın sizi Resul Emrah Şahan'la görüştürmediğini ve sonunda Ekrem İmamoğlu aracılığıyla randevu aldığınızı, müvekkilin Hüseyin Bozkurt ile yaptığı görüşmede hiçbir para konusundan bahsetmeksizin gönderdiğini ifade etmektesiniz. Yani siz Resul Emrah Şahan'ın şahsi bir menfaat ya da başka bir şey ağzından duyduğunuz herhangi bir durum var mıdır? Sadece kayıtlara geçmesi için söylemek istiyorum.

Fatih Mehmet Bozkurt: Resul Emrah Şahan'la ben görüşmedim.

Doğa Şanlıoğlu: Yani duymadınız da onun kendisinden, şahsından böyle bir hayır, talep.

Fatih Mehmet Bozkurt: Hayır, duymadım.

Doğa Şanlıoğlu: Sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum. Müvekkille görüşmenizin ertesi günü o 13 dakikalık görüşmeden bahsedildi ya, evet, Fatih Mehmet Bey.

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Adem Altuntaş'ın sizinle ile irtibat kurmuş, yani şimdi az önce söylediğiniz kısım.

Fatih Mehmet Bozkurt: Aynen.

Doğa Şanlıoğlu: Size ben size ben bekleyim dedim demiş, hastaneyi açamayacaksınız demiş. Daha sonra Adem'in Üsküdar'daki inşaatında Adem ile buluşmuşsunuz ve size 8 milyon dolarlık bir talep iletmiş. Adem indirime yanaşmayınca da Hüseyin Bozkurt ile ikna etmek için konuşmuşsunuz. İfadeden okuyorum şu an bunu, parantez içinde. 2 3 gün daha düşünüp 31 Mayıs 2024 tarihli yönetim kurulu kararı doğrultusunda 5 Haziran 2024 tarihinde bağışı yaptığınızı söylemişsiniz, doğru mu?

Fatih Mehmet Bozkurt: O doğrudur.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Müvekkilin makamındaki randevu defterine göre bu görüşme 31 Mayıs günü saat 18 30 ile 19 arasında yapılmış. 31 Mayıs gecesi yönetim kurulu toplandıysa, siz müvekkille görüştüğünüzde bağışa ilişkin yönetim kurulu kararını zaten oluşturmuşsunuz.

Fatih Mehmet Bozkurt: Yok, hayır. Oluşturmamıştık.

Doğa Şanlıoğlu: Müvekkilin randevu kayıtlarını dinlenirse, .... sunabiliriz sayın başkanım. Hatta Hüseyin Bozkurt'un aracının PTS kayıtlarından da Şişli Belediyesi'ne hangi tarihte, hangi saatte geldiğini emniyetten sorabiliriz. Peki, bu çelişkiyi nasıl izah edersiniz Fatih Bey?

Fatih Mehmet Bozkurt: Sizin talep şeyiniz, sorunuz yani yönetim kurulu kararının önceden alındığı doğrultusunda.

Doğa Şanlıoğlu: Evet. Çünkü 18 30 ile 19 arasında.

Fatih Mehmet Bozkurt: Haberim yok

Doğa Şanlıoğlu: Ama öncesinde bir kararınız var. O çelişkiyi nasıl siz üzerinize alabilirsiniz, onu anlamaya çalışıyorum.

Fatih Mehmet Bozkurt: Bilmiyorum. Yani tarihler konusunda hakikaten bilmiyorum. Herhangi bir yorum yapmayayım bununla ilgili.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Geçeyim yoksa belki düşünürseniz aklınıza gelir mi, sonra?

Fatih Mehmet Bozkurt: Yok, ben hatırlamadım ki.

Doğa Şanlıoğlu: Hatırlamıyorsunuz yani. Siz siz müvekkille görüşmeye geldiğinizde, yani zaten bir yönetim kurulu bağış kararını vermiş. Müvekkille de bundan hiç söz etmemişsiniz, yani geldiğinizde az önce de beyanınızda söylediniz. Müvekkil size haberdar olmadığı için olsa gerek, konuyu açmamış. Çünkü onun da bilgisi yok. Siz de kendisine bir şey aktarmamışsınız. Sonradan bu kronolojiyi değiştirmenizin size ne faydası var? Yani ifadelerde bir böyle bir şey oluşmuş. Gönüllü olarak gönüllü yaptığınız bağış bu soruşturma yüzünden başınıza bela olur diye mi düşündünüz bunu anlatırken? Bir de bağış dışında bir de 4 milyon doları Adem Altuntaş'a ödedik şekilde bir iddianız var. Bu paraya ilişkin hiçbir belge, kayıt, dekont sunmamışsınız. Şimdi 31 Mayıs günü belediyeye şartsız bağış kararı aldığınıza göre, ertesi gün Adem Altuntaş ile konuştuğunuz 8 milyon istediği kısmı da gerçekleşmiş olsa gerek. Yani zira sizin yönetim kurulu kararında verdiğinizin ertesi günü Adem sizden böyle taleplerde bulunduysa, siz zaten çoktan kararı verdiniz. Bunun üzerine "Tekrar 8 milyon dolar da mı vereceğiz?" demeniz gerekmez miydi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Hayır, hayır. Öncesinde de böyle bir şey vardı, konuşma vardı. 4 milyon dolarlık kısmın bağış yapılacağıyla ilgili Adem'in söylemleri vardı. Daha sonrasında Adem ile yaptığım görüşmede, bu işin öyle ya da böyle bu şekilde biteceğini, baskılarını artık kabul etmek zorunda kaldık. Orada yönetim, dediğim gibi yönetim kurulu kararın alındığı tarihle alakalı herhangi bir şey söylemeyeyim ama yani sonuç olarak Adem Bey'in bize zorlaması, bana yapmış olduğu, bize yapmış olduğu zorlama neticesinde biz bu parayı 4 milyon dolar bağış, parasız bağış, 4 milyon dolar da elden alınacak şekilde kendisine bu iş için vermiş olduk.

Doğa Şanlıoğlu: Peki buna ilişkin daha önce sunulmadığı söyleniyor; bir dekont, bir belge, bu parayı nasıl çıkarttınız şirketten? Şimdi az önce kendinizin elden beyanınızı söylediniz bu rakamı.

Fatih Mehmet Bozkurt: Orada ortakların kendi...

Doğa Şanlıoğlu: Şirket soracak mısınız buna ilişkin bir soruyu?

Fatih Mehmet Bozkurt: Onu ortaklar cevaplasın ama...

Doğa Şanlıoğlu: Yok, yani bir hareket var ise...

Fatih Mehmet Bozkurt: Benim bildiğim kadarıyla toplanan para ortakların kendi kişisel servetleri içerisinden toplanmış bir paradır. Şirket tarafından çıkan bir rakam değildi. O en azından yasal olan 4 milyon.

Doğa Şanlıoğlu: Bu rakamı o zaman nakit mi tutuyorsunuz diye anlamak lazım? Herhalde avukatınız ifade edecektir.

Fatih Mehmet Bozkurt: Onların hepsini yani bu 4 milyon dolar öyle yenilir yutulur bir rakam değildi.

Doğa Şanlıoğlu: Evet, o yüzden bir kaydı olması gerekir diye sorma sebebim de oydu aslında.

Fatih Mehmet Bozkurt: Tek kişide değil yani, çoklu bir ortaklık yapısı içerisinde olduğu için.

Doğa Şanlıoğlu: Kaç kişidir bu?

Fatih Mehmet Bozkurt: Vallahi, yani 10 üstündedir tutumu nedir, o 12 13 kişi var, babam dahil bilmiyorum şu an.

Doğa Şanlıoğlu: Yani bu bu rakamla ilgili siz ne kadar mesela ödediniz kendi kısmınızda?

Fatih Mehmet Bozkurt: Ben ödemedim, ben şirket ortağı değilim.

Doğa Şanlıoğlu: Kimler ödedi peki, onların ismini biliyor musunuz, 12 13 mü?

Fatih Mehmet Bozkurt: Bilmiyorum.

Doğa Şanlıoğlu: İfadenizde "Seçimlerden sonra da belediyeye defalarca gittiğinizi, işlemlerinizin yürümediğini" söylüyorsunuz. Yeni yönetim 4 Nisan 2024'te göreve başladı. Elinizdeki mimari projenin incelenerek onaylanması için yaptığınız 4 Haziran 2024 tarihli resmi bir başvuru var. 4 Nisan ile 4 Haziran arasında yeni yönetime yaptığınız ve belediyece sonuçlandırılmadan bekleyen başka bir resmi başvurunuz var mı? Varsa tarihini ve evrak numarasını söyler misiniz? Şişli Belediyesi'ne...

Fatih Mehmet Bozkurt: Var muhakkak. Yani hatırlamıyorum, ufak tefek evraklar olabilir.

Doğa Şanlıoğlu: Ufak tefekten kastınız nedir?

Fatih Mehmet Bozkurt: Yani işte bir kapı numarasıdır, efendime söyleyeyim, yol, kaldırım yapımıyla alakalıdır vesaire vesaire şeyler vardır, başvurular vardır. Ama majör bir başvuru olduğunu zannetmiyorum.

Doğa Şanlıoğlu: Majör öyle şeyin ayrımı...

Fatih Mehmet Bozkurt: Para olarak bir, yani proje yapma...

Doğa Şanlıoğlu: Açıklansın diye söylüyorum.

Fatih Mehmet Bozkurt: Projenin onaylanması majör bir taleptir. Ama bir kaldırımın, ordaki kaldırım ruhsatı fen işlerinden alınması, kapı numarasının alınması vesaire vesaire ya da işte su bağlantısı gibi gibi ufak tefek belediye işlemleri muhakkak olmuştur.

Doğa Şanlıoğlu: .... yerine yapmadık diyorsunuz?

Fatih Mehmet Bozkurt: Yani o dosya süreç içerisinde yapıldı. Dediğim gibi yani bu işten bittikten sonra en son arkasından bu projeyi götürdük, onayı aldık.

Doğa Şanlıoğlu: Bir de 4 Haziran'da mimari projenizin incelenip onaylanmasını istiyorsunuz, 11 Haziran'da bu kez binanın hastane olarak kullanılabileceğine ilişkin ayrıca bir yazı talebinde bulunuyorsunuz. 24 Haziran'da İTÜ teknik raporu, deprem değerlendirmesi ve itfaiye raporuna dayanarak yeniden başvuruyorsunuz. Bunlar 3 ayrı tarih, 3 ayrı talep. Ve nihayet son başvurunuzda belediyeden uygunluk yazısını veriyorsunuz. "Bağışı yaptığımız gün uygunluk yazısını aldık, proje onaylandı" dediniz, az önce de söylediniz. Resmi kayıtlara göre 5 Haziran 2024 tarihli yazı yalnızca evrakın teslim alındığına dair bilgi yazısıdır. İmar uygunluk yazısı 11 Haziran 2024, nihai uygunluk yazısı 24 Haziran 2024 tarihlidir. Ayrı ayrı başvurmuş çalışanlarınız zaten. Başvurur başvurmaz aldıysanız eğer, niye ardından 3 kez daha başvurdunuz? 5 Haziran tarihli evrak alındı yazısını onay olarak mu sunuyorsunuz?

Fatih Mehmet Bozkurt: Hayır, hayır. Sizden, yani belediye tarafından alınmış olan evraklarda, cümlesel olarak yanlışlıklar oluyor vesaire ya da Sağlık Bakanlığı'nın istemiş olduğu formatta olması gerekiyor. O sebepten dolayı biz sizden almış olduğumuz evrakları diğer evraklarla birlikte Sağlık Bakanlığı'na götürüyoruz, "Bizim evraklarımız hazır" diyoruz. Onlar da diyor ki "Şu değişikliği getirin, tekrar deneyin" diyen bu süreç içerisinde o değişiklikleri talep ettik. Ama dediğim gibi yani buradaki majör problemimiz bizim projenin onaylanması idi ki onu da onaylattık.

Fatih Mehmet Bozkurt: Ruhsat alındı belgesidir teknik olarak söylüyorum. Ben kendim bizzat projeyi aldım, o gün aldım.

Doğa Şanlıoğlu: Orada altını çizerek söylüyorsunuz.

Fatih Mehmet Bozkurt: O gün bizzat projeyi ben aldım.

Doğa Şanlıoğlu: Onun resmi belgesini sunabilir misiniz ya da avukatınız sunarsa memnun oluruz o tarihiyle.

Fatih Mehmet Bozkurt: Bu projenin üstünde tarih var. Tabii ki paylaşabiliriz.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. 4,5 milyon dolarlık ödemenin 5 Haziran 2024 tarihinde, 31 Mayıs 2024 tarihli şirket yönetim kurulu kararına dayanılarak Şişli Belediyesi'nin resmi banka hesabına şartsız bağış açıklamasıyla yatırıldığı sabit. Siz bugün bu ödemenin bir rüşvet ilişkisinin parçası olduğunu mu söylüyorsunuz?

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Peki rüşvet olduğuna inandığınız bir ödemeyi neden şirketinizin yönetim kurulunda karara bağlayarak banka kanalı ile ve şartı rüşvet açıklamasıyla beni resmi hesaba yatırdınız?

Fatih Mehmet Bozkurt: Bağış yapılması talep edildi o işte.

Doğa Şanlıoğlu: Onun rüşvet olduğunu söylüyorsunuz. Yani şirketiniz...

Fatih Mehmet Bozkurt: Kimse rızasıyla rüşvet... Bağış adı altında rıza ile bağış yapmadı ve vermedi yani.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Yönetim kurulunda bu ödemenin gerçek ve çek gerekçesini nasıl anlattınız? Karara katılan diğer üyeler de siz izin verip rüşvet olarak nitelendirilen bu ilişkiyi biliyor mu? Biliyorlar mıydı? Onlar da buna rüşvet diyorlar mı?

Fatih Mehmet Bozkurt: Yani durumu tabii ki biliyorlar. Durumu bildiklerinden dolayı...

Doğa Şanlıoğlu: Onlar da bilerek ve isteyerek yaptılar yani.

Fatih Mehmet Bozkurt: Hastane açılamaz pozisyonda. Ruhsatı yayınlayıp bir karar vermek zorundaydık. Ya hastaneyi kapatacağız, hiç açmayacağız ya da böyle bir yola gireceğiz.

Doğa Şanlıoğlu: Yani o 12 isim dediğiniz de aslında bilerek ve isteyerek bunu yaptı diyorsunuz.

Fatih Mehmet Bozkurt: Yönetim kurulu kararına onlar da imza attılar.

Doğa Şanlıoğlu: Hayır, bu yönetim kurulu kararının alınmasında bir şartlı bağış için...

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: ...ama siz bunu rüşvet olarak nitelendiriyorsunuz ya?

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: O diğer arkadaşlara da bunu anlattınız anladığım kadarıyla. Bilerek ve isteyerek onlar da iddia ettiğiniz suça iştirak etti o zaman.

Fatih Mehmet Bozkurt: Yani onların adına bir şey söyleyemem.

Doğa Şanlıoğlu: Ama siz onlara anlattınız ve bilerek ve isteyerek yaptılar, öyle mi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Onların adına yorum yapamam. Yani ben bir şey söyleyemem.

Doğa Şanlıoğlu: Ama siz bunu detaylı bir şekilde anlattınız değil mi? Doğru anlamak için soruyorum.

Fatih Mehmet Bozkurt: Aynı soruyu tekrarlıyorsunuz.

Doğa Şanlıoğlu: Efendim sadece beyanınızı anlamak için soruyorum. Anlattınız ve onlar da biliyorlar, tamam. 11-12 senedir böyle. Tamam. Söylediğiniz 4 milyon doların kaynağı nedir? Bu şirket kasasından çıkan bir şey değil demiştiniz ya, tamamen kendi şahsınız...

Fatih Mehmet Bozkurt: Benim, benim. Yani benim şirketimin bir şeyi değil. Benim kendi şirketimin değil. Onun için ben yorum yapmayayım. Çünkü ben şirketin ortağı olduğum için benim ödediğim bir şirket şey değil. O sebepten de kaynağını bilmiyorum.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Bu...

Fatih Mehmet Bozkurt: Onların adına yorum yapmayayım.

Doğa Şanlıoğlu: 4 milyon doların bir nakit çıkışının şirket kaydının bulunmaması mümkün müdür sizce?

Fatih Mehmet Bozkurt: Bilmiyorum. Ben malici değilim. Bana sorulan bir şey olursa söylerim.

Doğa Şanlıoğlu: Sadece bu 4 milyon dolara ilişkin dekont, kasa hareketi, döviz alım belgesi sunabilir misiniz?

Fatih Mehmet Bozkurt: Halen tekrar soruyorsunuz.

Doğa Şanlıoğlu: Tamamdır. Parayı ofisd kim götürdü? Siz mi, nasıl taşıdınız, kimin saati, nasıl teslim aldınız?

Fatih Mehmet Bozkurt: Aracım, aracım götürdü.

Doğa Şanlıoğlu: Aradaki bir davet var mı bu konuya ilişkin?

Fatih Mehmet Bozkurt: Yok.

Doğa Şanlıoğlu: Adem Altıntaş sizinle yazılı bir danışmanlık sözleşmesi imzaladığını, 1,5 milyon dolar danışmanlık ücreti aldığını ve bunun yaklaşık 13 milyon TL'lik kısmı için fatura düzenlendiğini beyan ediyor. Böyle bir sözleşme imzaladınız mı, faturaları aldınız mı?

Fatih Mehmet Bozkurt: Aslında bakarsak şöyle, 10 milyonluk bir fatura düzenlendi, var. İnşaat malzemesi olarak bize bir 10 milyonluk fatura düzenlendi.

Doğa Şanlıoğlu: Bu şirket kayıtlarınızda yer alıyor mu?

Fatih Mehmet Bozkurt: Fatura şu an kayıtlarımızda çıkmıştır.

Doğa Şanlıoğlu: Peki ifadelerinizde bu sözleşme ve faturadan neden hiç söz etmediniz?

Fatih Mehmet Bozkurt: Hatırlamadım desem yeridir. Çünkü yani gelip giden o kadar çok işlem var ki.

Doğa Şanlıoğlu: Sözleşme ve fatura mevcutsa, Altuntaş'a yapılan ödemenin kayıtlı bir danışmanlık ödemesi değil de elden rüşvet olduğunu hangi somut olgulara dayanarak söylüyorsunuz? Şayet sözleşme de yoksa... Sözleşme yoksa 1,5 milyon doları kime, ne zaman ve hangi ödeme karşılığı verdiğinizi açıklayabilir misiniz?

Fatih Mehmet Bozkurt: 1,5 milyon dolar değil, 10 milyon. 10 milyon TL yani. O 4 milyon dolar...

Doğa Şanlıoğlu: O zaman ki rakam için söylüyorum.

Fatih Mehmet Bozkurt: O 4 milyon dolar...

Doğa Şanlıoğlu: Bunu açıklayamıyorsunuz o zaman bu ödemeyi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Yani açıklayamıyorum derken, 4 milyon dolar elden verilmiş olan paraya istinaden yapılmış bir işlem bu.

Doğa Şanlıoğlu: nakit mi ödendi bu firmaya?

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet, hayır, evet. Dediğim gibi...

Doğa Şanlıoğlu: Hayır efendim, 13 milyon TL...

Fatih Mehmet Bozkurt: Elden götürülmüş paranın resmi hale getirilmesi içindir. Çünkü...

Hakim: Resmi hale getirirken 10 milyon liralık, 10 milyon TL'lik fatura gönderilmiş öyle mi?

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet, inşaat malzemesi.

Doğa Şanlıoğlu: 13 milyon TL efendim.

Hakim: 13 milyon TL. Bu para için de bir banka giriş çıkışı var mı bunlara ait?

Hakim: Sadece fatura gönderdi, siz onu şirket şeyine işlediniz.

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet, onlar da maliyeciler, avukatlar, bizim maliyeciler daha iyi bilir. Ben yanlış bir şey söylemek istemiyorum.

Doğa Şanlıoğlu: Sadece ifadede bu kısmı hatırlamadığınızı, o amacı sormaktı. Tamam.

Fatih Mehmet Bozkurt: Evet, evet, çok yani giden... Çok işlemler var.

Doğa Şanlıoğlu: Teşekkür ederim efendim, sağ olun.

FATİH MEHMET BOZKURT AVUKATI BULUT EKEN SAVUNMASI

Bulut Eken: Fatih Bey, benim size tek sorum şu şekilde: 4 milyon dolarlık bağış yaptıktan sonra belediye başkanından, Şişli Belediyesi'nden en yüksek bağış milenyumda bir teşekkür telefonu aldınız mı?

Fatih Mehmet Bozkurt: Almadım.

Bukut Eken: Teşekkür ediyorum. Sayın Başkanım, değerli üyeler, ben hanıma devam edeyim. Avukat Bey'e ses geçirebilirsiniz buyurun. Beyanlarımda vekil beyin savunmalarına katıldığımı belirtiyorum. Kendisi asında olayın mağdur konumundadır, sanık konumunda değildir. Bu nedenle kendisinin, eee öncelikle beraatini, mahkemeniz aksi kanaatteyse iddianamede de belirtildiği üzere Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesi gereğince etkin pişmanlık hükümleri uygulanarak işlemlerin yapılmasını talep ediyorum. Avukat bey savunmalarımızı daha sonra sunacağız.

HÜSEYİN BOZKURT SAVUNMASI – 29.09.2026

Hüseyin Bozkurt: Savcılıkta vermiş olduğum ifademi tekrarlıyorum. İlave edeceğim hiçbir şey yok. Beraatimi istiyorum, mağdurum.

Savcı: Hüseyin Bey, Ekrem Bey'le görüşmeniz nasıl gerçekleşti? Ne konuştunuz?

Hüseyin Bozkurt: Vallahi 15 dakika sohbet ettik sadece, mağduriyetimi söyledim. Ekrem Bey de Emrah Bey'le, yani Şişli Belediye Başkanı ile görüşüp... Hani biz görüşememiştik, bize randevu vermiyordu. "Tamam" dedi, "Ben arayıp görüştürürüm" dedi. Konuşmamız tamamen bundan ibarettir.

Savcı: Daha sonra Emrah Bey'le görüştünüz mü?

Hüseyin Bozkurt: Görüştüm.

Savcı: O görüşmede ne konuştunuz?

Hüseyin Bozkurt: Görüşmede sadece mağdur olduğumuzu, yaklaşık bir yıla yakındır burayı açamadığımızı, 1000 kişinin işe alındığını, bunun Türkiye'nin en pahalı insanları olduğunu, şuraya profesör, doçent doldurduğumuzu söyledim. Bizim batmak üzere olduğumuzu, bu konuda yardımcı olmasını rica ettim. O da yardım edemeyeceğini söyledi. Zaten 5-10 dakika konuştuk, konuşmadık; akşam saatleriydi yanlış hatırlamıyorsam. Oradan ayrıldım ondan sonra.

Savcı: İlk ifadenizde "bizden alınan haraç" diye bahsetmişsiniz, bu ne demek?

Hüseyin Bozkurt: Şöyle, biliyoruz aslında bu bir harçtır haliyle ve biz çok sıkışık bir ortamdayız. Çünkü bir yer açıyorsunuz, bir yatırım yapıyorsunuz, kira başlamış, mal sahipleri harıl harıl parasını alıyor, aylık kredi kullanıyoruz. Sonuçta çaresizliğin bize verdirdiği bir ifadedir.

Savcı: Bunu bu belediyeye bağış yaptınız da, 4 milyon doları...

Hüseyin Bozkurt: Evet.

Savcı: Bunu yaparken belediye size sormadı mı bağış nereden çıktığını, ne yapıyorsunuz diye?

Hüseyin Bozkurt: Belediyede bağışı kendisi istedi bizden.

Savcı: Resmi yollardan mı istedi yoksa hani bir yazı mı gönderdi size bağış yapın diye, yoksa?

Hüseyin Bozkurt: Talepte bulundu, Fatih Bey'in açıkladığı gibi. 4 milyon doları da belediyeye bağış yaptık, belediye resmi kayıtlarına girdi zaten.

Savcı: Şimdi bağış şöyle, gönüllülük esasına dayanan bir şeydir. Bir bağış yaparsınız, bir kuruma bağış yapmak istediğinizi söylersiniz. Siz belediyeye bağış yapma niyetini anlattığınızda, belediye size sordu mu "Bu bağış ne, kaynağı ne?" diye, böyle bir soru geldi mi herhalde?

Hüseyin Bozkurt: Sayın Savcım, bizim grubumuz 40 yıllık bir kurum, yaklaşık 15.000 kişi çalışıyor. Bu rakamları karşılayacak bir gücümüz var.

Savcı: Peki bağışı hani resmi yapmışsınız da, nakit mi verdiniz yoksa bankadan mı gönderdiniz?

Hüseyin Bozkurt: İmkânsız, nakit değildi efendim. Mutlaka bankadan gitmiştir. Çünkü resmi olduğu için bankadan gitmiştir, başka türlü gidemez ki.

Savcı: O diğer 4 milyon dolar var ya, elden verilen...

Hüseyin Bozkurt: Elden verilen.

Savcı: Onunla ilgili de herhalde siz bizzat kendiniz mi görüştünüz yoksa Fatih Bey mi görüştü?

Hüseyin Bozkurt: Ben hiç tanışmadım, Fatih Bey görüştü.

Savcı: Fatih Bey görüştü. Tamam, teşekkürler.

RESUL EMRAH ŞAHAN SORUYOR

Resul Emrah Şahan: Evet, Resul Emrah Şahan. Tabii teknik soruları Fatih Bey sorduğu için benim sadece iki tane sorum var. O da şu . Hüseyin Bey, 12-13 dakikalık bir görüşme yapmışız sizle o zaman. Yani saat 18.30-19.00 saatleri arasında. Benden, bu görüşmede ağzımdan bu konuyla ilgili kişisel bir menfaat, haksız bir talep duydunuz mu?

Hüseyin Bozkurt: Hiçbir şey duymadım. Benimle öyle bir şey konuşmadınız siz zaten. Hiç öyle bir talepte bulunmadınız.

Resul Emrah Şahan: Ve konuya ilişkin size isim zikredip, yani şöyle bir şey konuştuk mu? Evet devam edin Adem Bey'le görüşün. İsim zikrettim mi?

Hüseyin Bozkurt: Hayır. Ben zaten Adem Bey'i tanımıyorum, bilmiyorum. Öyle bir konuşma olmadı.

Resul Emrah Şahan: Yani Fatih Bey'e sorduğum soruyu size de sormak isterim. 8-10 milyon dolar gerçekten yani 350 milyon para sizden isteniyor ve Belediye Başkanı'na geliyorsunuz. Konuşuyoruz. Ben size depremi söylediğimi hatırlıyorum. Ya biliyorum arkadaşlar, çünkü her başkanlık görüşmemde bir dipnot gelir. Konu budur vesaire diye. Teknik arkadaşlardan da ana depremle ilgili bir rapor bekliyoruz diye gelmişti. Onu söyledim. Ama niye söylemediniz? Yani niye mesela bir Belediye Başkanı'na sizden bu tip talepler geldiğine ilişkin bir şey beyan etmediniz orada? Hangi nezaket kuralıdır bu 350 milyon TL'yi dışarıda bırakmak?

Hüseyin Bozkurt: Öyle bir makama, o teklif konuşmayı uygun bulmadım. Adaba aykırı gördüğüm için söylememişimdir.

Resul Emrah Şahan: Peki. Teşekkür ederim, sağ olun.

RESUL EMRAH ŞAHAN AVUKATI DOĞA ŞANLIOĞLU SORUYOR

Doğa Şanlıoğlu: Fatih Mehmet Bozkurt sizden daha tabii ayrıntılı olarak müvekkille görüşmenizden sonraki ifadesini anlattı. Size de bilgi vermiş olanlar ile ilgili ben ifadesinden kısa aktarayım. Müvekkille görüştükten sonra ertesi gün işte arandığını da söyledi kendisi az önce. Burada bir kronoloji var ya, işte 31 Mayıs 2024 tarihinde saat 18:00-19:00 arasında yapılmış bir görüşme, işte müvekkilin randevu kaydı falan. O kronolojiye dair sizin cevabınız var mı?

Hüseyin Bozkurt: Sayın avukat. Orada nereye yaklaştığınızı bilmiyorum ama.

Doğa Şanlıoğlu: Yok, bir yere yaklaşmıyoruz. Hakikaten ortaya çıkartmak...

Hüseyin Bozkurt: Hakikaten, hakikaten. Onları bilmiyorum.

Hüseyin Bozkurt: Ama olaylar böyle. Yok yok, siz... Hani orada neye yaklaşıldığını bilmiyorum ama...

Doğa Şanlıoğlu: Bir yere yaklaşılmıyor, siz...

Hüseyin Bozkurt: Nereye yaklaşıyorsunuz ben ben de çözemiyorum. Düşünüyorum...

Doğa Şanlıoğlu: Yok, hakikati ortaya çıkartma adına soruyoruz biz. Yoksa bir şeye yaklaşmak falan... Ben söyleyeyim. Çünkü bu bağış için mütevelli kararı 31 Mayıs günü, müvekkille görüşmeden önce verildiğine göre, ertesi gün Adem Altunbaş ile görüşüp, rakam 8 milyon dolar oldu, dördünü elden kendisine ödeyeceğiniz bir talep de sizin fikriniz olsa gerek diye anliyorum. Adem size bunu söylediğinde, söylediğinde "Biz 31 Mayıs günü bağış kararını verdik" demeniz gerekmez miydi?

Hüseyin Bozkurt: Şimdi bu hangi psikoloji, hangi sıkıntı altında olduğumuza bağlı, onu söyleyeyim ben size. Siz bir yere gidiyorsunuz, çünkü ben rasyonel soru soruyorum. Bir dakika, bir dakika, bir dakika ama lütfen. Bir kuruma gidiyorsunuz, 1000 kişi gözünün içine bakıyor. Herkes oraya sabah gelip, çalışacağı saati bekliyor. O psikolojide ben hangi saati hesap edebilirim? Hangi saati konuşabilirim? Ne söyleyebilirim insanlara? Millet acaba açılmıyoruz, batmışız biz. Orada siz buradan ne anladınız bilmiyorum ama ben onları hiç bilmiyorum. Bakarım şeylere, tarihlere. Yani değiştiyse bunun cevabını öğrenebilirim ama yani o o saati, dakikayı söylesem ne olur, söylemesem ne olur? Ben girip bunu veririz. Sunarız bunu. Ama o psikoloji akılda değil ki.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Geçmiş olsun. Şimdi sorulara devam edeceğim. Sonra meslektaşım sorular soracak. Müvekkille yaptığınız görüşmede konuyu bildiğini anladım diyorsunuz. Nereden anladınız? Müvekkil size ne söyledi? Müvekkil size ne söyledi? Cümlesini, isterseniz ifadesini okuyabilirim. 4 Eylül 2025 tarihli ifadeniz: "Resul Emrah Şahan'dan randevu aldım. Kendisini ziyaret ettim. Ziyaret ettiğimde zaten konuyu bildiğini anladım. Zaten bizimle iletişim geçildiğini, geçildiğini söyledi. Arkadaşlara söylerim, yardımcı olurlar dedi ve bizi kısa bir süre içerisinde makamından gönderdiler" dediniz. Şimdi, siz arkadaşlara söyleyip yardımcı olurlar dediğini, Fatih Mehmet Bozkurt ise "İlgili kişi zaten sizinle görüşüyor" dediğini aktarıyor. Görüşmede ikiniz de var mıydınız?

Hüseyin Bozkurt: Hayır, hayır. Ben tektim. Fatih Mehmet Bey, Sayın Başkan, Resul Bey ile ben birebir konuştum. İkinci bir kişi yoktu başkaca.

Doğa Şanlıoğlu: Orada sizden herhangi bir talep, yönlendirme...

Hüseyin Bozkurt: Hayır, hayır.

Doğa Şanlıoğlu: ...ismin geçmesi olmadı. Fatih Mehmet Bozkurt bu görüşmede "hazır değildik" dediniz. Burada Şahan'ın konuyu bildiği izlenimini edindim diyorsunuz. Bu bir izlenim midir yoksa Şahan'ın kurduğu somut bir cümleden mi kaynaklanmaktadır?

Hüseyin Bozkurt: Zaten zaten gittiğim konu hastane açılış konusu. Bütün Türkiye biliyor. Sayın Başkanın bilmemesi mümkün mü? O konu için gittim zaten.

Doğa Şanlıoğlu: Başkanla görüşmeniz yaklaşık 10 dakika sürdü. Kendisi teknik birimlere yönlendirdi ve herhangi bir para veya menfaat talebinde bulunmadı, doğru mu?

Hüseyin Bozkurt: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Tamamdır, tamam. "Çalışanların bir takım beklentileri olduğunu ve işlemlerin bu sebeple tıkandığını iletti" diyorsunuz. Hangi çalışanınız kimden hangi beklentiyi duydu? Ki bu çalışanların ifadesini kim iletti? Sizin ifadenizi okuyorum.

Hüseyin Bozkurt: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: "Çalışanların bir takım beklentileri olduğunu ve işlemlerin bu sebeple tıkandığını ilettiler" gibi bir ifadeniz var.

Hüseyin Bozkurt: Ben orayı anlamadım.

Doğa Şanlıoğlu: Bu sizin ifadenizde var.

Hüseyin Bozkurt: Kimin beklentisi varmış?

Doğa Şanlıoğlu: Bir daha okuyayım isterseniz. Bir daha okuyayım. Siz "Çalışanların bir takım beklentileri olduğunu ve işlemlerin bu sebeple tıkandığını ilettiler" gibi bir ifadeniz var. Bu hangi çalışanınız, kimden hangi beklentiyi duydu, bu çalışanlar ifade verdi mi, isimlerini verebilir misiniz ya da hatırlıyor musunuz?

Hüseyin Bozkurt: Ben öyle bir ifade tam okudum mu bilmiyorum ama ben öyle bir ifade ne olarak ne olarak verdim bilmiyorum. Bizim Belediye Başkanımızdan, Başkanımdan, Kişisel Belediye Başkanından böyle bir talep olmadı.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. 4 Eylül 2025'teki ifadenizde var da o yüzden sordum. İşlemlerin gecikmesi nedeniyle dava açmayı değerlendirdiğinizi söylüyorsunuz.

Hüseyin Bozkurt: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Neden idari yargıya başvurmadınız bu süreçte?

Hüseyin Bozkurt: Açık çünkü.

Doğa Şanlıoğlu: İdari yargı... Yani bu İdare Mahkemesi'ne başvurdunuz mu bu iptal işlemlerine?

Hüseyin Bozkurt: Başvurulmadı sanırım.

Doğa Şanlıoğlu: Peki, hukukçularınız hangi işlemin hukuka aykırı geciktirildiğini ispat ettiler? Yani daha öncesinde bir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu vesairede bulundunuz mu?

Hüseyin Bozkurt: Hukukçulara soralım. Onlar cevap versin. Şu an tam olaya çok fazla hakim değilim.

Doğa Şanlıoğlu: Size böyle bir şey aktarmadılar en azından. 8-9 ay zaman kaybı diyorsunuz. İşte binayı 2021'de kiraladınız. İnşaatınız 2023 sonuna kadar sürdü. Belediyeye başvurunuz 2023 sonu ve arada yerel seçim dönemi var. 8-9 aylık kaybın ne kadarı belediyeden, ne kadarı kendi inşaat ve ruhsat süreçlerinizden kaynaklanmaktadır?

Hüseyin Bozkurt: Aşağı yukarı 8-9 ay belediyede beklemiş oldu. Öncesi ve sonrası. Seçimden evvel zaten yeni seçilecek yani mevcut Belediye Başkanının aday olmayacağı belliydi zaten. O da bu kararları gelecek Belediye Başkanı versin diye çok fazla şey yapmadı. Çok fazla işlemleri yapmak istemedi açıkçası.

Doğa Şanlıoğlu: Yazının alındığını söylediğiniz tarih Haziran 2024. Müvekkil Mart ayında tutuklandı. Savcılar bu 14 ay süreyi, müvekkil bir önceki... Fatih Mehmet Bey'e sordum. Bu 14 ay süreyi neden geciktirdiniz, yani 14 ay neden beklediniz, buna ilişkin cevabınız var mı ya da bu CHP'li belediyelere yapılan operasyonlar sizi endişelendirdiği için mi savcılığa gittiniz? Bağış yaptık desek siyasaten zorda kalır gibi bir endişeniz mi oldu? Bunlar sadece basit sorular.

Hüseyin Bozkurt: Yani düşünüşte, belki düşünme boyutu öyle olmuştur. Beklemişiz. 14 ay bir düşünme payı olmuş herhalde. Ben geciktiğini düşünüyorum biz.

Doğa Şanlıoğlu: Teşekkür ederim.

Hüseyin Bozkurt: Rica ederim.

EKREM İMAMOĞLU AVUKATI TORA PEKİN SORUYOR

Tora Pekin: Kısa kısa olacak sorularım. Öncelikle bu iddianameye konu görüşmeden önce, görüşmelerden önce Sayın Ekrem İmamoğlu ile başka bir bu şekilde bir nezaket ziyaretiniz olduğunu hatırlıyor musunuz, daha önce bir görüşmeniz olduğunu?

Hüseyin Bozkurt: Sayın İmamoğlu ile ben, bizim Beylikdüzü hastanemiz var. Uzun yıllardır tanışırız. Ailesi devamlı bizim hastanemizi kullanır, halen da kullanır. Görüşmüşüzdür, sohbet etmişizdir, makamını ziyaret etmişimdir. İlçe belediye başkanıyken tabii ki olmuştur. Hastaneye gelmiştir.

Tora Pekin: Bendeki bilgi de o yöndeydi hani görüşmenizin olağan bir görüşme sayılıp sayılmayacağı konusunda mahkemeyi ilgilendirdiği için sordum bunu. Görüşmüştük diyorsunuz. Tamam. İkinci soru bu son görüşme, yani iddianameye konu olan görüşme, şimdi size sorulan görüşme sırasında Sayın İmamoğlu ile baş başa mıydınız yoksa yanınızda başkası var mıydı hatırlıyor musunuz?

Hüseyin Bozkurt: Vallahi Fatih.... vardı. Yanlış hatırlamıyorsam orada 2-3 kişi daha vardı, başka misafirler vardı.

Tora Pekin: İsmen sorayım o zaman. İBB Sağlık Daire Başkanı toplantıda mıydı acaba?

Hüseyin Bozkurt: Zannedersem vardı tam emin değilim. Yani hatalı bir şey... Vardı zannedersem.

Tora Pekin: Önder Yüksel Eryiğit yanınızda mıydı diye sorayım.

Hüseyin Bozkurt: Tahmin ediyorum vardı... Yani emin değilim ama vardı.

Tora Pekin: 3. soru bu toplantıda Ekrem İmamoğlu'nun sizden bir talebi oldu mu?

Hüseyin Bozkurt: Asla, herhangi bir talebi olmadı.

Tora Pekin: Çok teşekkür ederim.

HÜSEYİN BOZKURT AVUKATI ŞEVKET ÇELİK SAVUNMASI

Efendim, gerçi müvekkilimiz beyan etti ama 4 milyon dolar gibi yüksek bir bağışı gönüllü rızasıyla mı yaptı yoksa hastane artık açılamayacağı konusundaki endişesi ve korkusu tavan yapmasından dolayı mı lanet olsun mu verelim dedi? Bir kurumun akıbeti söz konusuydu. Ya batacaktı ya devam edecekti. Efendim müvekkilimin beyanları hatırlanıyor. Kendisi mağdurdur. Öncelikle beraatini talep ediyorum. Sayın mahkeme aksi kanaatte ise Türk Ceza Kanunu 254/2'de Sayın Savcılığın iddianamede de ifade ettiği şekilde tam etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasıyla beraat kararı verilmesini talep ediyorum.

ERSAN ŞIK SAVUNMASI – 29.09.2026

Sayın Başkanım, sayın heyetim, sayın savcım; üzerime atılan suçları kabul etmiyorum, ihalelerle ilgili hiçbir bilgim yok. Beraatimi arz ve talep ediyorum. Sadece hakkımda iki kişi tarafından bahsedildi. Birisi Ceyda Hanım; beraber çalıştığım organizasyon sorumlusu, kendisinin işe alımıyla ilgili. Muhasebe ve finansa baktığım için tüm evraklar bana gelirdi; sabıka kayıtları, sağlık, nüfus gibi tüm evraklar geldiği için tabii kendisiyle görüşmüşlüğüm var. Tabii tüm çalışanlarla böyle otomatikman görüşmüşlüğüm var. Diğeri de Duygu Hanım var; Duygu Hanım, Limoz'un muhasebecisi, kendisine çek verilmişti. Bu çekleri benden aldığını söyledi. Tabii ki çok normal olarak da muhasebeci olduğum için çek teslim bordrosuyla kendisine çeklerin teslimini gerçekleştirdim. Onun haricinde söyleyeceklerim bu kadar Başkanım.

ERSAN ŞIK AVUKATI CAN ERCAN SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Heyet; müvekkilin ismi iddianamede 20 yerde geçiyor. Bu 20 yerin 7'si eylemlerin başında belirtilen sanıklar listesi, diğer 7'si sonda belirtilen değerlendirmeler listesinde yer alıyor. Eylemlerin içeriğine girdiğimizde müvekkille alakalı herhangi bir husus bulunmuyor. Delillerine bakıyoruz eylemlerin içerisinde: İletişim raporu, vergi raporu, MASAK raporu, HTS baz verileri, kolluk araştırma tutanakları, bir kısım şüphelilerin itiraf niteliğinde beyanları diye belirtilen listesi. Bunların içeriğine de bakıyoruz müvekkilin adı herhangi bir şekilde geçmiyor. Peki müvekkilin aleyhine iddianamede ne var? 3 tane beyan var. Bir tanesini müvekkil kendisi anlattı. Bir tanesi Çiğdem Kırkak'ın beyanı. İşe alındığına dair, buna açıklık kavuşturdu. Diğeri Duygu Fikirli'nin beyanı çip alımıyla alakalı, onu da açıklığa kavuşturdu ki bir suçlama olarak söylenmiyor zaten bu beyan. Bir tanesinde Çiğdem Nasuhbeyoğlu'nun beyanı var, orada da Ersan Şık isimli şahsı … isimli şahsın eşi olarak tanımaktayım diye geçiyor. Yani iddianamedeki bizim tarafımıza yöneltilen beyanlar bunlar.

Peki müvekkil ne yapıyor şirkette? Müvekkil kredi müderrisliği şirketinin muhasebe işlerini yürütüyor, imza yetkisi yok. İhalelere katılması için bir görev verilmemiş, ihaleye gelecek firmalarla görüşmesi bulunmuyor. İhale öncesi ve sonrası ihaleye gelecek firma yetkilileriyle bir görüşmesi yok. Şirketin muhasebesel işlemleri haricinde bir resmi veya gayri resmi bir görüşmesi bulunmamakta, işçi sıfatına ait birisi. Kamu kurumu zarara uğratacak yahut ihaleye fesat karıştıracak bir delil dosya kapsamında bulunmuyor. Mevcut dosyada müdafilerin en önemli savunmaları haklı olarak beyanların esas delil olarak kabul edilmesi. Müvekkil açısından da baktığımızda aleyhine bir beyan bulunmamakta. Tabii gizli tanık, etkin pişmanlık beyanlarında yok ama aleyhine oluyorsa 7 eminden sorumludur diyoruz.

Peki neden yargılanıyor müvekkil? Müvekkil 15.08.2025 tarihinde gözaltına alındı. Hem kollukta hem de savcılıkta müvekkile sorulan soru Güldem Şık hakkında soruluyor. Bunlar tutanakta da geçiyor Sayın Başkan. Bu tutanakta bir gizli tanığın Güldem Şık aleyhine olan beyanı soruluyor müvekkile. Yine savcılık sorgusunda Güldem Şık aleyhine beyanlar soruluyor. Bizim düşüncemiz Güldem Şık için savcılık gereğinden fazla bir ehemmiyet göstermiş, bu nedenlerle de müvekkil Ersan Şık gözaltına alınıyor, sonra adli kontrolle serbest bırakılıyor. Biz savcılık burada bu işi bıraktı diye düşünürken hakkında 7 eylemden dava açıldı.

Müvekkil ile isnat edilen suçlar arasında somut ve kişisel bir bağ bulunmamakta. Aslına bakarsanız soyut bir bağ da bulamıyoruz, göremiyoruz. Şirket çalışanı, işçi sanık sıfatına ait birisinin karşımızda yargılanıyor. Biz savcılık mütalaasından sonra gerek gördüğümüz takdirde beyanlarımızı tekrar sunarız. Adli kontrol kararının kaldırılmasını talep ediyoruz, müvekkilin beraatini talep ediyoruz.

AHMET YILDIRIM SAVUNMASI – 29.09.2026

Sayın Başkan, değerli heyet, Sayın Savcım... Yaklaşık 18 yıl Büyükşehir Belediyesi’nde çalıştım. Makam şoförlüğüm süresi içerisinde amirlerimden aldığım talimatların dışında hareket etmedim. Bana isnat edilen suçları, suçu kabul etmiyorum. Rüşvete aracılık etme suçunu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmedim. Zaten dün de çalıştığım genel müdür de bununla ilgili detaylı açıklamayı yaptı. Benim emniyetteki ve savcılıktaki ifadelerim aynen geçerlidir. Beraatımı istiyorum Sayın Başkan.

AHMET YILDIRIM AVUKATI SEREN SAYDAM SAVUNMASI

Müvekkilim, daha önceki ifadelerinde de beyan ettiği gibi, İstaç’ın Genel Müdürü Ziya Gökmen Togay'ın makam şoförü olarak çalışmaktaydı. Patronunun talimatıyla hareket ettiğini daha önce beyan etmiş ve Cumhuriyet Savcılığı ifadesinde de bunu bildirmiştir. Ziya Gökmen Togay da verdiği ifadelerde müvekkilimin kendisinin talimatıyla paketleri aldığını ve söylenen yere bıraktığını, paketlerde ne olduğunu bilmediğini açıkça ifade etmiştir. Müvekkil, takdir edersiniz ki, konumu gereği kendisine verilen görevi sorgulamadan, eksiksiz bir şekilde yerine getirmekle yükümlüdür. Dolayısıyla kendisine patronu tarafından verilen görevi ifa etmiştir.

Müvekkil hakkında isnat edilen rüşvete aracılık fiilinin maddi ve manevi unsurlarının hiçbir şüpheye yer bırakılmayacak şekilde ortaya konulması zorunludur. Müvekkilin sırf patronunun talimatı doğrultusunda taşıma fiili gerçekleştirmesi, taşınan şeyin rüşvet bedeli ve gayrimeşru amacını bildiğini, rüşvet anlaşmasının tarafı olduğunu hiçbir surette göstermemektedir. Müvekkilin, Ziya Gökmen Togay'ın ifadelerinde de belirtildiği gibi taşıdığı şeyin içeriğini bilmediğini açıkça belirttikleri aşikârdır. Müvekkilin rüşvete aracılık kastıyla hareket ettiği ispatlanamamıştır. Müvekkil hakkında rüşvete aracılık suçu isnat edilmiş olsa da, dosya kapsamında müvekkilin rüşvet ilişkisinin varlığını bilerek ve isteyerek hareket ettiğini gösteren her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı bir delil bulunmamaktadır.

Müvekkil, soruşturma aşamasındaki ve Emniyet, Başsavcılık'taki ifadelerinde de kendisine verilen paketleri belirli kişilere ulaştırdığını kabul etmiş, ancak paketlerin içeriğinin kendisine açıklanmadığını, paketlerin içerisinde para veya rüşvet konusu bir menfaat bulunduğunu bilmediğini, rüşvet anlaşmasının tarafı olmadığını açıkça ifade etmiştir. Bu beyanı ilgili kişilerin ifadeleriyle de doğrulanmıştır. Müvekkilin paketleri taşıdığına ilişkin maddi vaka ile bu paketlerin rüşvet konusu olduğunu bilerek, isteyerek hareket ettiği hususu birbirinden ayrılmalıdır. Bir eşyanın taşınması veya teslim edilmesi tek başına o eşyanın suç konusu olduğunu ve taşıyan kişinin suç kastıyla hareket ettiğini göstermez. Türk Ceza Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca kast, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Aynı kanunun 30. maddesi gereğince ise, fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen kişi kasten hareket etmiş sayılmaz.

Paket taşıma fiili, tek başına rüşvete aracılık suçunu oluşturmaz. Müvekkilin yaptığı eylem kendisine verilen paketin belirli yerlere götürülmesi, teslim edilmesinden ibarettir. Müvekkil paketleri hazırlamamış, paketlerin içeriğini belirlememiş, rüşvet miktarını kararlaştırmamış, herhangi bir rüşvet görüşmesi yapmamış ve herhangi bir kamu işleminin gerçekleştirilmesi veya gerçekleştirilmemesi konusunda aracı olmamıştır. Rüşvete aracılık suçunun oluşabilmesi için kişinin rüşvet teklif veya talebinin iletilmesine, rüşvet anlaşmasının kurulmasına veya rüşvetin temin edilmesine bilerek, isteyerek katkı sunması gerekir. Sadece bir paketin fiziken taşınmış olması, kişinin rüşvet ilişkisinin içeriğini bildiğini ve bu ilişkiye bilinçli olarak katıldığını kanıtlamaz. Bu fiilin her türlü taşıma ve teslim eylemini otomatik olarak rüşvete aracılık saymamaktadır. Aracılık eyleminin rüşvet ilişkisiyle bağlantılı olduğu ve failin bu bağlantıyı bilerek hareket ettiği ortaya konulmalıdır. Bu kararın somut olaya uygulanacak ilkesi açıktır: Sanığın suç kastıyla hareket ettiğini gösteren kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı sürece yalnızca bir işlem gerçekleştirilmiş olmasından hareketle suç kastı sonucuna varılamaz.

Müvekkilin eylemi olağan iş faaliyeti kapsamında değerlendirilmelidir. Müvekkil uzun yıllardır şoför olarak çalışmıştır. Şoförlük görevinin niteliği gereği kendisine verilen paket, evrak ve eşyaları belirli kişilere ve adreslere götürmesi mümkündür. Kişinin olağan akışı içinde gerçekleştiren bir teslimatın ayrıca suç konusu bir faaliyete dönüştüğünü gösteren açık delil bulunmadığı sürece rüşvete aracılık olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Müvekkil, paketlerin içeriğini kendisinin görmediğini, ne taşıdığını bilmediğini ve bu hususu bilmesi halinde teslimatı gerçekleştirmeyeceğini ifade etmiştir. Bu savunma, dosyada bulunan objektif delillerle çürütülememiştir. Kaldı ki, patronun ifadesinde de açıkça müvekkilin ne taşıdığını bilmediği, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuştur.

Müvekkilin herhangi bir kişiyle veya bir kamu görevlisiyle rüşvet görüşmesi bulunmamaktadır. Yaptığı eylem sadece bir paketi taşımaktan ibarettir. Müvekkil herhangi bir menfaat elde etmemiştir. Hatta şu durumda mağdur konumundadır. Bu davadan sonra iş hayatı sona erdirilmiş ve ciddi maddi sıkıntılar yaşamıştır. Müvekkilin rüşvet ilişkisinden herhangi bir maddi veya manevi menfaat elde ettiğine dair somut delil bulunmamaktadır. Müvekkile paket taşıma veya teslimatı karşılığında rüşvetten pay verildiği, ayrıca ödeme yapıldığı, hediye sunulduğu veya ekonomik menfaat sağlandığına dair hiçbir delil yoktur. Kaldı ki müvekkil dava sürecinden kaynaklı ciddi bir mağduriyet yaşamıştır.

Maddi vaka, müvekkil paketleri taşıdığını inkar etmemiş, ancak paketlerin iş içeriğini, rüşvet amacıyla taşıdığını ve kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı bir menfaat aktarımı bulunduğunu bilmediğini açıklamıştır. Maddi vakanın bir bölümünün kabul edilmesi, bu vakayla suç kastı yüklenmesini zorunlu kılmaz. Müvekkilin paket taşıdığı şeklindeki beyanı, paketin rüşvet parası olduğunu biliyordum anlamına gelmez. Müvekkil suç işleme kastıyla hareket etmemiş, patronun talimatıyla ne olduğunu bilmediği paketi taşıma görevini ifa etmiştir. Paketlerin içerisinde ne olduğu bilmediği hususu ilgili kişilerin beyanlarıyla da açıkça ortaya konulmuştur. Dolayısıyla müvekkil Ahmet Yıldırım'ın öncelikle adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını, üzerine atılı rüşvete aracılık suçunun maddi ve manevi unsurları oluşmadığından beraatine karar verilmesini arz ve talep ederiz.

SERKAN YILDIZ SAVUNMASI – 29.09.2026

Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcım merhabalar. İsmim Serkan Yıldız. Lab Turizm Organizasyon A.Ş. firmamdır. Hem kamu hem evet özel sektör, özel sektörde hizmet vermekteyim. Savcılıkta verdiğim ifadeyi aynen tekrar ederim. Organizasyon hizmetleri sunmaktayım. Savcılıkta eylem 116 kapsamında ifade vermiştim. Ancak iddianamede başka eylemler de eklendiğimi gördüm. Bu nedenle öncelikle o eylemler kapsamında savunma yapmak isterim.

Eylem 81, 92 ve 93 kapsamında yargılanmaktayım. Ancak benim firmam, söz konusu ihalelerde alt yüklenicilik yapmış olup, bu ihale kapsamında aldığımız işleri de yaptık ve teslim ettik. Bu kapsamda alan süslemesi, jeneratör temini, bayrak temini gibi birçok hizmet vardı. Benim burada kamu zararına uğratmam mümkün değildir. İhaleye girdim, alabildiğim ihaleler de oldu, kaybettiğim ihaleler de oldu. İhalesine girip alamadığım birçok iş de oldu. Bu nedenle bu eylemler kapsamında beraatimi talep ederim. Eylem 116 kapsamında daha önce savcılıkta ifade vermiştim. İfademi tekrar ederim. Ben BYZAG isimli firmayı da bilmezdim, sahibini de tanımam. Ben ihalesine girdiğim birçok işi alamamaya başlamıştım. Bu yüzden de sektörden birçok kişiyle de dert yanardım. Bana bu işlerin Emrah Bağdatlı'dan geçtiğini piyasadan diğer alt taşeronlardan söylediler. Bu süreçte Emrah Bağdatlı tarafından yönlendirildiğini söyleyen Eyüp isimli kişi ile WhatsApp üzerinden telefon görüşmem oldu. Eyüp isimli kişinin bana ulaştığı numarayı avukatım dosyaya sunacaktır.

Ben, bu kişinin Kültür A.Ş. çalışanı olduğunu düşünüyorum. Çünkü ne kadar alacağım olduğuna kadar tüm ticaretime hakimdi. Bana fatura gönderdiler. Ben de alacağımı ve ticaretimi riske atmak istemedim, ödedim. Fatura karşılığında da tarafıma hiçbir mal, hizmet teslim edilmedi. Hatırladığım kadarıyla Ağustos 2024 gibi aranıp Ağustos sonu ve Eylül sonunda tarafıma gelen faturalara istinaden 2024 ve Kasım aylarında 75.000 TL, 58.638 TL'lik bir ödeme yaptım. O tarihte ne kadar yüksek meblağda alacağım olduğunu isterseniz eğer Kültür A.Ş.'nin muhasebe kayıtlarından temin edebilirsiniz. O tarihte Kültür A.Ş.'den 15 milyondan fazla alacağım oluşuyordu. Ben bu işlemi ticari faaliyetime devam edebilmem için mecbur kaldığımdan yaptım. Bu hususların hepsi avukatım tarafından dosyaya sunulacaktır. Şirketime giren çıkan, aldığım işlere bakıldığında da anlaşılacaktır. Burada benim gibi ödeme yapan diğer diğer şirketler ile ilgili aynı ifadeler vermişler. Savcı tarafından sanki yapay zeka ile oluşturulmuş gibi iddialar dönüyor. Ancak şirketlerin başına da aynı olaylar gelmiş. İş alabilmek, ödemelerini alabilmek için bu ödemeleri yapmışlar.

Savcılık tarafından çağrıldım, gittim. Aynı tarihte çağrılmamız veya benzer olaylar yaşadığımız için benzer ifade vermemizin bu şirketlerin aslında bize ait olmadığına, Muhittin Palazoğlu'na ait olduğuna ilişkin çıkarımlar yapılması olayı örtbas için magazin yapılmasından başka bir şey değildir. Ayrıca bu magazini yapan ekip kaşemin başka bir adreste bulunmasından dolayı firmamın başka bir kişininmiş gibi lanse ediyorlar. Firmamın bana ait olduğunu her yerde söyledim, söylemeye de devam edeceğim. Kaşemin basılı olduğu her evraktaki imza bana aittir. Kaşemin bulunduğu bahse geçen adres çok katlı bir plaza. O plazaya çok kez gittim. Muhittin Palazoğlu'nu da ..... olmam nedeniyle oradan tanırım. Deniz Dörtyol'un da o adreste ofisi bulunmaktadır. Onun yanına da sık sık giderdim. Birlikte iş yapmışlığımız da olmuştur. Çünkü bizim iş yaptığımız sektör küçük bir alan. Kaliteli hizmet almak istiyorsanız eğer, bu çalışacağınız kişi sayısı sağ baştan say 50 kişi, sol baştan say 50 kişidir.

Her gittiğimde defalarca kez oturdum, kalktım, vakit geçirdim. O plazada farklı sektörlerde iş yapan insanlar da vardı. Onlardan birinde bile bırakmış olabilirim. Ayrıca benim iş yerimde arama yapılsa da şirketimin harici başka firmaların kaşeleri de çıkabilir. Kaşe dediğiniz nedir ki? Her ozalitçide 200 TL'ye bastırabilirsiniz. Ben bugün 100 firmanın kaşesini bastırıp şirketime koyayım, suç mu işlemiş olacağım? Bugün bana bir şirketin kaşesini bastırıp, yarın şirket odamdaki masamın yanında bulunan sağ çekmecenin üst rafına bırakayım, bu şekilde şirketin yönetimi benim mi oldu? Dosyada kaşem bulunan evraklar incelensin, hepsinin imzası bana aittir. Bu eylem 116'da asıl sorulması gereken etkinlik, organizasyon yapan firmalar BYZAG firmasına neden mal alımı yapsın? Bu husus hiç sorulmuyor. İstanbul'u geçtim, Türkiye'de incik boncuk işi yapan firma mı yok? Ya da net sorayım, tarafıma bu alım yapılan ürünlerin teslim edildiğine ilişkin hiçbir delil sunulmuyor. Bana bu ürünlerin gönderimi yapıldıysa eğer teslim tutanağı nerededir? Ürünleri de verilmiyorsa eğer, paramı iade etsinler. Sayın Başkan, Sayın Heyet, ben üzerime atılı suçları kabul etmiyorum. Ticaretimi yapmaya çalışırken mağdur edildim. Sayın mahkemeden beraatimi talep ederim.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Sizin firmanız Lab Turizm değil mi?

Serkan Yıldız: Doğrudur.

Murat Ongun: Deniz Dörtyol'un ifadesi var. 2024... Murat Ongun pardon. 2024 Kültür A.Ş. ihalesinden bahsediyor. Bu firmaya Palazoğlu soyadıyla katılamayacakları için 5 tane tanıdığı bildiği firmayı dahil ettiğini söylüyor. Sizin firmanız Lab Turizm bu firmalardan biri midir?

Serkan Yıldız: Deniz Dörtyol'un ifadesinde ben firmamın ismini görmedim. Ben farklı alanlarda iş yaparım. Benim şirketimi benden başka kimse yönetemez.

Murat Ongun: Sizin firmanızı başkası... Onu sormuyorum diyor ki bir 5 firmadan bahsediyor Deniz Bey. Palazoğlu soyadıyla giremeyeceğimiz için tanıdığım bildiğim arkadaşlarımdan 5 firmayı bu ihalelere kattım diyor. Siz acaba o ihalelerden, şey o firmalardan biri misiniz?

Serkan Yıldız: Hayır değilim. Benim öyle bir...

Murat Ongun: Peki. Onu sordum sadece. Siz bu zamana kadar Kültür A.Ş.'ye yaptığınız işlerde veya başka iştiraklerde ihaleniz var mı Kültür A.Ş.?

Serkan Yıldız: Hayır yok.

Murat Ongun: Sadece Kültür A.Ş. 2024. Doğru mu? Peki bu yaptığınız işler reel işler midir, yoksa başka türlü iddialar da var, sahte fatura kesme, iş yapmadan... Reel midir, gerçek midir yoksa değil midir?

Serkan Yıldız: Zaten ifademde bahsediyorum burada. Okumanız lazımdı. Bu ihale kapsamında aldığım işleri yaptık ve teslim ettik diyor.

Murat Ongun: Reel işler yaptığınızı söylüyorsunuz.

Serkan Yıldız: Reel derken işler zaten reeldir. Ticaret yapan herkes...

Murat Ongun: İddianamede farklı iddialar var, o yüzden siz hepsini okumadığınız için bilmemeniz normal. Deniz Dörtyol'la tanışıyor musunuz?

Serkan Yıldız: İfademde belirttim. Deniz Dörtyol'u tanıyorum.

Murat Ongun: İş ilişkiniz var mıydı, yoksa arkadaşlık mı?

Serkan Yıldız: İşlemler yaptık.

Murat Ongun: Peki. Palazoğlu ile tanışıklığınız?

Serkan Yıldız: Bolulu olmamız hasebiyle kendisi...

Murat Ongun: O bakımdan söylüyorsunuz. Ama İstanbul'da herhangi bir iş ortaklığı gibi bir işiniz yok. Yani ortak yaptığınız bir iş yok.

Serkan Yıldız: Hayır hayır.

Murat Ongun: Peki. Peki ki Alican Akün, Mert Saraç ve bu sabah gelen Özcan Demirci'yi tanır mısınız?

Serkan Yıldız: Tanımıyorum.

Murat Ongun: Şimdi biraz evvel de beyan ettiniz. Dediniz ki "Ben şirketimin alacağı var" değil mi? Yanlış duymadım. "Bunu da alabilmek için bana Eyüp diye biri ulaştı" dediniz.

Serkan Yıldız: Evet.

Murat Ongun: Soyadını biliyor musunuz?

Serkan Yıldız: Soyadını avukatım biliyor.

Murat Ongun: Peki. Peki size Eyüp Bey ulaşıyor. Eyüp Bey diyor ki "Emrah Bağdatlı adına arıyorum. İşte şu firmaya fatura kesersen ödemen yapılır" diyor. Doğru mu söyledim?

Serkan Yıldız: Doğrudur evet.

Murat Ongun: Peki. Şimdi sizin de ödemeleriniz nasılsın işte kaşeniz, ödemeleriniz aynıymış ya. Sizin de ödemeleriniz 27 Eylül ve 12 Kasım tarihli 2024. Doğru mudur?

Serkan Yıldız: Ödemelerim?

Murat Ongun: İşte Byzag firmasına ödeme yaptım diyorsunuz ya ödeme aldım yani.

Serkan Yıldız: Evet. Burada burada ifademde belirttim ben. Bakın bir ne demişim? Ağustos 2024 ve Eylül sonunda tarafıma gelen faturama istinaden...

Murat Ongun: Tamam. Yani 27 Eylül ve 12... Şimdi peki siz Kültür A.Ş.'den ne zaman ihale kazandınız? Hangi tarihte kazandınız?

Serkan Yıldız: Şimdi onu avukatım bilgisini verecektir. Tam emin değilim yani şu anda bir şey diyemem.

Murat Ongun: Peki. Ben size söyleyeyim. Ben size söyleyeyim ne zaman kazandığınızı. Lab Turizm olarak 11 Ocak 2024'te bir ihaleye giriyorsunuz. Yani daha benim hanımın şirketine ödeme yapmadan 10 ay önce. Bir tane oradan ihaleniz var. Hemen söyleyeyim. Benden önce de görmedi. 36 milyonluk bir ihale, 11 Ocak 2024. Sonra 22 Ocak 2024'te bir ihaleniz var. Yani Ocak ayında iki tane ihale kazanmışsınız. Ocak ayındaki kazandığınız ihalelerin bedelini ancak benim eşimin şirketine 27 Eylül'de fatura ödeyerek mi aldınız? Ondan önce Kültür A.Ş.'den bir ödeme almadınız mı?

Serkan Yıldız: Hayır. Ben ödemelerimi alamadığımdan dolayı...

Murat Ongun: Ben de onu soruyorum işte.

Serkan Yıldız: ...ben ihalelerim ihaleleri aldık. İhalelerimizde ödemelerimiz gerçekleşmedi. Böyle bir yöntem geldi bize. Biz de bunu ödedik.

Murat Ongun: Serkan Bey, 27 Eylül... 1 Ocak... Daha doğrusu ihaleyi kazandınız 11 Ocak 2024'te. İlk ödemeyi yaptınız. 27 Eylül 2024'e kadar Kültür A.Ş.'den aylar boyunca rutin ödemeler aldınız mı, almadınız mı?

Serkan Yıldız: Bakın onlara avukatım sunar size. Şöyle söyleyeyim, benim ödemelerim gelmiyordu. Ödemelerim gelmediğinden dolayı zaten biz böyle biz böyle bir ödemeye yapmış bulunduk.

Murat Ongun: Yani diyorsunuz ki "Evet ben 11 Ocak'ta, 22 Ocak'ta ihale kazandım ama 27... Yani bu ödemeleri yapana kadar bir ödeme yapılmadı bana" diyorsunuz.

Serkan Yıldız: Onu avukatım sunacaktır. Ben herhangi şu an hangi...

Murat Ongun: Peki avukatınız sunar şimdi, sorun yok. Ama dediğiniz bu yani, bir ödeme alamadınız ki benim hanımın şirketinden yüz küsur bin liralık iş aldınız, öyle ödediniz. Peki biraz evvel "magazin" dediniz bu kaşe konusuna. Şimdi zaten beyanların ortaklığı, ödemelerin ortaklığı, kaşelerin aynı adresten çıkma ortaklığı görülüyor. Buna magazin dediniz. Ahmet Palazoğlu'nu tanır mısınız?

Serkan Yıldız: Kendisini bulun bulunmamız hasebiyle tanırım.

Murat Ongun: Sizin olduğunuz yerde Ahmet Palazoğlu var mıydı? Bu kaşelerle ilgili olarak avukat hanımın sorusuna, yani "Ağabeyiniz başka şirketler üzerinden iş yapar mı?" sorusuna o dedi ki "38 tane kaşe çıktığından beri değil mi?" dedi. O yüzden magazin konusu daha ziyade işin içindeki iki kişinin de beyanı var.

Serkan Yıldız: Bakın ben bu ifademde zaten hepsini açıkça açıklıyorum, söylüyorum hepsini. Benim kaşemin bir yerde bulunduğunun hasebiyle bir şirket kar karşı tarafa mı ait oluyor diyorum?

Murat Ongun: Sizin beyanınızda bir şey yok. Magazin dediğiniz ben bizzat Palazoğlu ailesinin içinden birinin beyanı olduğu için... Soyisminiz Yılmaz, değil mi?

Serkan Yıldız: Yıldız.

Murat Ongun: Yıldız, özür dilerim. Serkan Bey, Mimoza firmasının sahibi ya da temsilcisi bilmiyorum bu unvanı, Duygu Fikirli beyan verdi. Bir de sadece ifadesi alınan sanık olmayan Aysun Varol isimli hanımın beyanını okudum ben bu iddianamede. Siz de bir biraz evvel "2024'te Deniz'le beraber girmedim, bu 5 firmadan biri değilim" dediniz ama bu iki hanımefendi, Deniz Dörtyol'un uzun bir liste halinde anlattığı elden ödemelerin iki tanesini sizden aldıklarını beyan ediyorlar. Doğru mudur?

Serkan Yıldız: Yanlış.

Murat Ongun: Siz Duygu Fikirli'nin ve Aysun Varol'un "Bize ödemeyi Serkan Yıldız yaptı" beyanlarını reddediyorsunuz...

Serkan Yıldız: Ben kendisini tanımıyorum.

Murat Ongun: Peki. Sorularım bu kadar, teşekkür ederiz.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Serkan Bey, merhaba. Şimdi Lap Turizm'e ait iki gayrimenkul var, bunlarla ilgili soru soracağım ama bu iddianame içerisindeki bir eylemle alakalı olduğu için soracağım. Yani size iddianame dışında bir şey sormuyorum şu anda. Şimdi Üsküdar ilçesi, Çengelköy Mahallesi, 893 ada, 9. ve 10. parsellerde iki gayrimenkul var. Ve bu gayrimenkulleri sizin şirketiniz, Lap Turizm sizin değil mi?

Serkan Yıldız: Evet, evet.

Rahşan Sertkaya: Sizin şirketiniz 7 Aralık 2021 ve 16 Aralık 2021 tarihlerinde almış, oldukça da kıymetli gayrimenkuller sanırım. Siz bu gayrimenkulleri kimden satın aldınız?

Serkan Yıldız: Ben iddianamede imarla ilgili bir eylemden yargılanmıyorum.

Rahşan Sertkaya: Bir müsaade eder misiniz? Siz yargılanmıyorsunuz ama benim müvekkilim de yargılanıyor. Eylem 53'te biliyorsunuz rüşvet...

Hâkim: Bir dakika. Serkan Bey, bir sakin olun, bir duyalım Avukat Hanım'ın bağlantısını anlayalım, ona göre sordururuz ya da sordurmayız yani. Buyurun.

Rahşan Sertkaya: Evet. Efendim, biliyorsunuz Eylem 53 var, siz de çok iyi biliyorsunuz. Eylem 53'te bir gayrimenkulle ilgili müvekkilim Murat Ongun'a rüşvet suçlaması yöneltiliyor ve bu gayrimenkul Lap Turizm'e ait bir gayrimenkul. Bunun için kendisine sormam lazım. Teşekkür ederim efendim.

Serkan Yıldız: Efendim, ben iddianamede imarla ilgili bir eylemden yargılanmıyorum. Tarafıma bu yönde isnat edilmiş bir suç da yok. Bu tarz sorulara da cevap vermek zorunda değilim.

Rahşan Sertkaya: Ama ben bir sorayım, siz kayda geçsin, cevabınızı vermeyin; biz de sizin bir şirket yetkilisi olarak niye cevap veremediğinizi görelim, olur mu? Şimdi sizin iki gayrimenkulünüz var, biraz evvel söyledim. Bu gayrimenkulleri kimden satın aldınız acaba?

Serkan Yıldız: Bunlar benim ticari sırlarımdır, bunlara cevap vermek zorunda değilim.

Rahşan Sertkaya: Şu an mahkeme dosyasında bunlar var. Bunlardan bir tanesini Suna Palazoğlu'ndan satın almışsınız, bir tanesini de Estation'dan satın almışsınız. Biraz evvel Muhittin Palazoğlu'nu tanıdığınızı söylediniz. Suna Palazoğlu ile Muhittin Palazoğlu arasındaki akrabalık nedir?

Serkan Yıldız: Bakın bunlar iddianame konusunun dışındaki şeyler yani...

Rahşan Sertkaya: Var efendim, var. Başkan Bey şu an müsaade etti bu soruları sormama, lütfen cevap verin.

Serkan Yıldız: Ben Bolulu olmam sebebiyle beyefendi Muhittin Bey'i tanırım. İfademde de yazıyor, dinlemeniz lazımdı.

Rahşan Sertkaya: Dinledim gayet. Suna Palazoğlu, Muhittin Palazoğlu ile akraba mıdır? Sizin şirketiniz gayrimenkulü almış Suna Palazoğlu'ndan.

Serkan Yıldız: Bu tarz... Bu soruları siz kendiniz biliyorsunuz bence, cevabı...

Rahşan Sertkaya: Peki, vereyim cevabını: Annesi. Peki. Estation şirketi var, bir de bu şirketten almışsınız. Bu da Muhittin Palazoğlu'nun, bunu biliyor musunuz? Bu şirket de Palazoğlu'nun.

Serkan Yıldız: Bolulu olmam sebebiyle dedim ya, ifademde söyledim.

Rahşan Sertkaya: Peki, hayır ama bu Bolulu olmak değil artık. Bu vesilelerle mi o zaman Muhittin Palazoğlu... Lütfen...

Serkan Yıldız: Sayın Hâkim, ben bu konuyla ilgili yargılanmıyorum.

Hâkim: Soru şöyle... Cevap verip vermemek senin takdirinde.

Serkan Yıldız: Cevap vermek istemiyorum.

Hâkim: Biz sorunun sorulmasına rıza gösterdik, soru sorulabilir. Kayda geçen cevap verip vermemek takdirinizde. Zorla cevap verdirecek hâlimiz yok. Buyurun, sorunuzu sorun.

Rahşan Sertkaya: Şimdi ben bu ticaret sicil kayıtlarına baktım, şirketinizin terkin edildiği görülüyor, doğru mu? Bunu biliyorsunuz ama değil mi?

Serkan Yıldız: Bunlar benim yine tekrar söylüyorum, ticari sırlarım. Cevap vermek zorunda değilim.

Rahşan Sertkaya: Ticaret Sicil aleni kayıtlardır, bunu bir yerde öğrenmedik, sicili açınca görüyorsunuz.

Serkan Yıldız: Buna da cevap vermek zorunda değilim.

Rahşan Sertkaya: Lap Turizm adlı bu şirketinizin ABT Grup, KBT Grup, LP Global adlı 3 şirkete devrolarak 01.12.2025 tarihinde terkin edildiğini görüyoruz. Ne tesadüftür ki Lap Turizm'in devrolduğu bu şirketlerin kaşeleri de şirketiniz Lap Turizm'in kaşesi gibi Muhittin Palazoğlu'nun ofisinde çıkmış. Siz biliyor musunuz bu şirketlerin kaşesinin de oradan çıktığını?

Serkan Yıldız: Efendim, ifademde ben söyledim.

Hâkim: Esas hakkında da beyanda bulunursunuz.

Rahşan Sertkaya: Peki. Sizin şirketinizin kaşesinin bu ilişkilerinizle bir ilgisi olabilir mi Muhittin Palazoğlu'nun ofisinde çıkmasının?

Serkan Yıldız: Hayır, hiçbir ilgisi yok.

Rahşan Sertkaya: Peki. Peki ben baktım, sizin şirketinizin hiçbir zaman merkezi bu adreslerde olmamış. Yani şirketinizin iki tane kıymetli gayrimenkulü var ama adresi burada değil. Kiracınız mı vardı bu adreslerde? Kiracınız kira ödüyor muydu size?

Serkan Yıldız: Hocam bunlar, yani bu tarz sorular mahkemenin ciddiyetini bozuyor yani.

Rahşan Sertkaya: O zaman şöyle... Peki, ben o zaman size konuyu kapatacak... Peki efendim, pardon, özür dilerim.

Hâkim: Serkan Bey, mahkemenin ciddiyetini burada sen sağlamayacaksın, biz sağlayacağız. Biz sorunun sorulmasına biz burada icazet verdiysek sorulacak. Sen cevap verip vermemek takdirinde diye sana da belirttik. "Cevap vermeyeceğim," dersin, geçersin. Mahkemenin düzeniyle sen ilgilenme. Buyurun, sorunuzu sorun.

Rahşan Sertkaya: Serkan Bey, sizi bütün bu sorulardan kurtaracak tek bir soru soracağım. Size iki tane gayrimenkul adresi verdim ya, sizin şirketinize ait. Siz bu gayrimenkullerle ilgili hiçbir rüşvet anlaşması yaptınız mı veya böyle bir rüşvet anlaşması yapıldığını biliyor musunuz?

Serkan Yıldız: Hayır, hiçbir şey.

Rahşan Sertkaya: Çok güzel, çok teşekkür ederim. Peki. Şimdi Serkan Bey, biraz evvel dediniz ki ödemelerimizi alabilmek amacıyla Wiseup'a ödeme yaptım dediniz. Ama şimdi ben ifadenize bakıyorum; hiç ödemelerinizi alabilmek amacıyla bu ödemeyi yaptığınıza ilişkin bir şey yok. İfadenizi okumamı ister misiniz? Hatırlıyor musunuz ifadenizi?

Serkan Yıldız: Biliyorum zaten, belli.

Rahşan Sertkaya: Ben okudum, siz anımsadınız mı hiç bu ödeme...

Serkan Yıldız: Hatırlatın bize o ifadeyi.

Rahşan Sertkaya: Peki efendim. "Kamusal alan ve kültürel etkinliklerde yer alabilme hedefiyle bazı temaslarımız oldu," demişsiniz. Hatta demişsiniz ki; "Hiçbir somut hizmet veya çek teslimi olmamasına rağmen sektörle bağlantımızı sürdürebilme düşüncesiyle ödemeleri gerçekleştirdik." Yani siz ödemenizi alabilmek için ödeme yaptığınızı değil de iş alabilmek umuduyla bu ödemeyi yaptığınızı söylemişsiniz savcılıkta. Neden ifadenizi değiştirdiniz mahkemede?

Serkan Yıldız: Ben ifademde ödememi... Ödemelerimi alabilmek için bu ödemeyi yaptım.

Rahşan Sertkaya: Savcılık ifadenizde bu geçmedi ama doğru değil bu ifade.

Serkan Yıldız: İfadelerimin hepsindeyim, burada da o şekilde söylüyorum. Zaten söyledim buradaki ifademde, dinlemeniz gerekirdi.

Rahşan Sertkaya: Gayet dinledim ama savcılıkta verdiğiniz ifadeyle buradaki ifadeniz tutarlı da olması gerekiyor aynı zamanda. Devam ediyorum ben. Şimdi şirketiniz Wiseup'a 27 Eylül 2024 ve 12 Kasım 2024 tarihlerinde ödeme yapmış, bunu biliyorsunuz değil mi?

Serkan Yıldız: Bir daha tekrar alır mısınız?

Rahşan Sertkaya: Şirketiniz Wiseup'a 27 Eylül 2024 ve 12 Kasım 2024 tarihlerinde ödeme yapmış.

Serkan Yıldız: Burada ifademde zaten söylemişim; Ağustos 2024 ve Eylül sonu fatura kesildi.

Rahşan Sertkaya: Onlar fatura tarihleri, bunlar ödeme tarihleri acizane hatırlatmış olayım. Sizin şirketiniz Wiseup'a 27 Eylül 2024 ve 12 Kasım 2024 tarihlerinde ödeme yapmış. Şimdi ben sizin Kültür A.Ş.'deki cari hesap kayıtlarını yazılı olarak istedim, bana geldi. Ve siz Wiseup'a bu ödemeleri yapmadan önce sizin şirketinize Kültür A.Ş. tarafından 14,5 milyon ödeme yapılmış, bu bir. İkincisi; yine bu tarihlerden önce bir toplu ödeme yapılmış mesela 3 Temmuz'da; size 13 milyon TL ödenmiş, o gün 10 firmaya toplu ödeme yapılmış 215 milyon, sizin şirketinize de 13 milyon ödeme yapılmış. Yani hani siz aslında bu ödemeleri yapmadan önce de size ödemeler yapılıyormuş, hatta 13 milyon olarak toplu ödeme de yapılmış. Şimdi gelelim siz Wiseup'a ödemeleri yaptıktan sonra ne olmuş? Şimdi siz ilk ödemeyi yaptıktan sonra Wiseup'a, bir ödeme almışsınız. Ne kadar biliyor musunuz? 11 Kasım'da bu sizin aldığınız en yüksek ödeme: 15 milyon. Bunu hatırlıyorsunuz değil mi? 15 milyon unutulacak bir rakam değil, böyle bir ödeme aldığınızı hatırlıyorsunuz herhalde.

Serkan Yıldız: Evet, evet. Muhasebe kayıtlarımıza baktığımızda doğru.

Rahşan Sertkaya: Peki, size bir şey söyleyeceğim: Şirket kayıtlarına göre 11 Kasım'da sadece size değil, toplam 11 firmaya toplam 77 milyon ödeme yapılmış ve siz de bu 77 milyon ödeme içinden 15 milyon ödeme almışsınız. Yani ne siz Wiseup'a bu ödemeyi yaptığınız tarihten önce ne de bu ödemeyi yaptıktan sonra ödemelerinizde bir tekliğiniz yokmuş. Yani siz bu ödemeyi Wiseup'a yaptınız diye size özel bir ödeme yok, toplu ödeme içinde size bir ödeme yapılmış ve siz bu ödemeyi yapmadan önce de ödeme alıyormuşsunuz. Peki biraz evvel dediniz ki; "Ben bu ödemeleri alabilmek için bu ödemeyi yapıyorum." Bu kayıtlarla sizin beyanınızdaki çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?

Serkan Yıldız: Efendim, bende çelişki yok. Baktığınız zaman Wiseup firmasından neden mal alımı yapsın diye bu husus sorulmuyor diye sordum size. İstanbul'u geçtim, Türkiye'de incik boncuk işi yapan firma mı yok demişim. Neden ben Wiseup'a ödeme yapayım, neden gelsin bana? Yani sonuçta baktığınız zaman bu soru yani bu şekilde.

Rahşan Sertkaya: Emrah Bağdatlı da dahil olmak üzere, doğrudan iddia edilen kişinin hatta adını da söylediniz, Eyüp Bey dediniz. Ama ben baktım, sizin ifadenizde hiç böyle bir şey yani sizin ifadenizin hiçbir yerinde, bakın, siz ifadenizde ne diyorsunuz? "Anlatayım öncelikle kamu ve bazı kültürel etkinliklerde yapılabilme hedefiyle bağlantı temaslarımız oldu. Bu dönemde de Emrah Bağdatlı tarafından yönlendirildiği belirtilen bazı firmalar..."

Hakim: Girmeye gerek yok, toparlayayım ben. Şöyle soralım: Bir önceki savunmanızda Eyüp isimli bir şahsın sizi aradığından ve Emrah Bağdatlı'nın yönlendirmesiyle aradığından bahsettiniz. Bu ilk ifadenizde Eyüp isminden bahsetmemenizin nedeni nedir diye soruyorlar. Evet. Bununla ilgili biraz daha böyle mahkeme heyetine açayım konuyu diye soruyorsunuz. O zaman ifade verirken Eyüp ismini hatırlamıyor muydunuz?

Rahşan Sertkaya: Bir ek daha alabilir miyim efendim, müsaade eder misiniz acaba? Efendim, ayrıca savcılık ifadesinde arandığından ve birisiyle konuştuğundan da asla bahsetmiyor. "Bizim temaslarımız oldu. Buna, bunun, bu süreçte bizim faturaya yönlendirildi." diyor. Bu kadar. Arandım veya konuştum yok. Neden bunu da söylemediniz savcıya?

Serkan Yıldız: Aranmak, konuşmak neden bahsediyoruz ben yani... Mutlaka aranıyoruz. Ona göre de faturalar geliyor. Bize ödememizi alabilmemiz için ödememizi yapıyoruz yani.

Rahşan Sertkaya: Yani hani savcılıkta böyle değil ifadeniz. Bilmiyorsunuz bu çelişki neden var?

Serkan Yıldız: Evet, ben daha açık olabilmek için Eyüp Bey diye ismini de verdim yani hissettim orada. Mahkemeyi daha aydınlatmak amaçlı.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi savcılık ifadenizde siz diyorsunuz ki: "Bazı firmalarca bize hizmet faturası ulaştırıldı." Bu "bazı firmalar" demişsiniz, bir tek BYZAG'tan bahsediyorsunuz değil mi?

Serkan Yıldız: Bazı firmalar değil, bir tek BYZAG evet.

Rahşan Sertkaya: Ha, anladım. İfadenizde "bazı firmalar" demişsiniz de onun için sormak zorunda kaldım. Demek ki tek firmaymış, peki. Şimdi size iddianamedeki 92. bundan yanıt veriyorsunuz biliyorsunuz. 92. ve 93. eylemlerle ilgili bir soru soracağım. Şirket sahibisiniz sonuçta. Kaşeniz tesadüfen bulundu Muhittin Palazoğlu'nun şirketinde. Sonuçta bu işler aktörüdür bu işlerin, bu eylemlerin konuşulur.

Serkan Yıldız: İfademde hepsini açıkladım.

Rahşan Sertkaya: Yok, soru soracağım da "birden hatırlamıyorum" demeyin diye. Peki.

Hakim: Lütfen sorunuzu sorun.

Rahşan Sertkaya: Peki efendim, haklısınız, siz de haklısınız. 92. eyleme baktığımızda Lab Turizm'in bu ihaledeki sözleşme tutarının 15.452.500 TL olduğunu görüyoruz. Lab Turizm'in burada aldığı hak ediş ne kadardır biliyor musunuz?

Serkan Yıldız: Hatırlamıyorum şu an.

Rahşan Sertkaya: Ben söyleyeyim: 1.749.875 TL. Peki. Burada az bir hak ediş yapmışsınız. Sen benden 13.102.625 TL hak ediş. Peki, 93. eyleme bakalım. 93. eylemde sözleşme tutarınız 8.028.000 lira ve sizin buradan aldığınız hak edişi hatırlıyor musunuz?

Serkan Yıldız: Hatırlamıyorum.

Rahşan Sertkaya: Peki, ben söyleyeyim: 3.915.750 lira hak ediş almışsınız. Bu eylemde de sözleşme tutarından 4.118.500 lira az hak ediş yapılmış. Madem işte ödeme alabilmek için BYZAG'a da ödeme yaptınız, neden size sözleşme tutarlarının daha altında kalan bir hak ediş yapıldı veya bunu siz neden kabul ettiniz?

Serkan Yıldız: İşte ifademde de zaten anlattım. Ödemelerim yapılmıyordu, ödemelerim bana yapılsın diye biz ticari hayatımızı ilerletmek babında böyle bir yola başvurduk. Mağdurum yani.

Rahşan Sertkaya: Teşekkür ederim efendim, anlayış gösterdiğiniz için. Başka bir sorum yok.

 

BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

 

Cansu Çiftçi: Az önce beyan verirken şundan bahsettiniz. Belirli bir dönem için, doğru anlıyorum değil mi? Daha öncesinde aslında resmi olarak işlerinizi yaptınız, hepsi reel işlerdi. Hak edişlerinizi aldınız. İki tane hani tarih verdiniz, bu iki tarihteki hak edişlerinizi alamadığınız için size bir işte BYZAG firması iddianız o, ödeme yapmanız talep edildi, değil mi? Doğru anlıyorum. Daha öncesinden bir sorun yaşadınız mı böyle işlerinizle ilgili?

Serkan Yıldız: İşte tarihleri zaten burada verdim. Bunlar bu ödemelerin yapıldıktan sonra zaten ödemelerimi hızlı bir şekilde aldım.

Cansu Çiftçi: Tamam iki tane tarih verdiniz. Yani o iki tarihtekiler ve belki sonrası içindir diye anlıyorum. Öncekilerde bir sorun yok, işlerinizi düzgün bir şekilde yaptınız. Tamam. Ben şimdi sicil gazetesine baktım. Siz bu firmayı 4 Ekim 2024 tarihinde Mert Yılmaz'dan devir almışsınız. Siz daha öncesinde Lab Turizm firmasında çalışıyor muydunuz? Yoksa hani nereden bir tanışıklığınız var? Veya öncesinde sektörde böyle bir işiniz var mıydı? Ya da birisi size tavsiye etti mi?

Serkan Yıldız: Ben bunlar benim ticari sırrım. Burada konuşmak istemiyorum. İddianamede...

Cansu Çiftçi: Ticari sır değil. Sicil gazetesinde... Cevap vermek istemeyebilirsiniz. Bu ayrı ama ticari sır demeniz burada yani sicil gazetesine girip bunu...

Serkan Yıldız: Cevap vermek istemiyorum.

Cansu Çiftçi: Peki. Az önce beyanınızda şundan bahsettiniz. Hani yanlış anlamadıysam. Bizim gibi birden fazla olan firmaya işte BYZAG firması tarafından işte ona ödeme yapmamız gerektiği söylenince ben bunu öğrendim. Bu duyumu nereden öğrendiniz? Az önce de Muhittin Palazoğlu ve Deniz Dörtyol'la sadece işte hemşehri vesaire bağlantınız olduğundan bahsettiniz. Herhangi bir organik inorganik bağınız olmadığını söylediniz. Bu duyum nereden size geldi?

Serkan Yıldız: Efendim burada zaten iddianame şeyde ifademde yazıyor. Hepsini söyledim.

Cansu Çiftçi: Ben size şu an soruyorum. İfadenizde ismi yazmıyor. Yani yine diyorum cevap vermek istemeyebilirsiniz. Dersiniz ki ben yanıt vermek istemiyorum.

Serkan Yıldız: Şimdi ne demişim burada? Diğer alt taşeronlardan öğrendim.

Cansu Çiftçi: Nasıl?

Serkan Yıldız: Diğer alt taşeronlardan öğrendim. Piyasadaki diğer alt taşeronlardan.

Cansu Çiftçi: Kimler mesela?

Serkan Yıldız: Üzerinden geçtiğini bundan biliyorum. Piyasada biliniyor yani öyle düşünün.

Cansu Çiftçi: Hangi firmalar beyefendi? İsim verebilir misiniz?

Serkan Yıldız: Firma ismini veremiyorum. Şu anda aklımda yok. Baktığımız zaman işte zaten bir sağ baştan say bu reklam sektörü 50 kişidir, sol baştan say 50 kişidir. Herkes birbirini bilir. Diye cevap vermek istiyorum.

Cansu Çiftçi: Peki. Ben hani az önce meslektaşım da sordu. Bir ödeme cetveline dair evraklara baktım ben. Aslında sizin devir aldığınız tarihten önce de genel itibarıyla ay başı, her ay sonu ödemeleriniz var. Hani bir ara sizin bir alacağınız birikmiş, daha sonrasında sizden istenen o faturadan öncesine de aslında 15 milyon gibi yüklü meblağlar ödenmiş. Yani şu oluyor aslına bakarsanız. Sizin iddianız şu ya; hak edişim vardı içeride, ödemem vardı. Ödememi alabilmem için bana fatura işte buradan keseceksin dendi. Fatura da toplamda 130.000 lira gibi bir şey, iki tane hani faturası toplamda kesilmiş. Yani şuna bakıyorum, verdiğiniz tarihler tutmuyor. Siz de tarihleri pek bilmiyorsunuz. Daha sonra sunacaksınız. Tamamdır. Ben yine duyduğumu iddianameden öğrendiğim kadarıyla ve önümdeki dökümden bakarak size soruyorum. Toplamda 130.000 liralık bir fatura ödemesini mesela 15 milyon, 7 milyon işte en az mesela aldığınız alacak ne kadardı bilmiyorum. 2850 gibi şeyler hani. 130.000 bunun için mi ödediniz?

Serkan Yıldız: Zaten bunlara cevap verilmişti, verilmişti iddianamede.

Cansu Çiftçi: Buna cevap vermediniz beyefendi. Vermek istemiyorsanız ben vermek istemiyorum diyebilirsiniz. Hani bir şekilde ben yanıt verdim demeyin de.

Serkan Yıldız: Yani diğer taraftan da aynı sorular soruldu.

Cansu Çiftçi: Yok ben aynı soruları hiçbir zaman sormam. İyi dinliyorum. Tamam cevap vermek istemiyorsunuz, anladım. Peki. Kolay gelsin, teşekkür ediyorum.

SERDAL TAŞKIN AVUKATI ALİ RIZA DİZDAR SORUYOR

Ali Rıza Dizdar: Sayın Başkanım, öncelikle bir şeyi öğrenmek istiyorum. Beyefendi bu taraftayım, geçmiş olsun da demiyorum size. Ben bu taraftayım. Bir şey öğrenmek istiyorum ona göre soru soracağım yahut sormayacağım. İddianame açıldıktan sonra mı ifade vermiş? Ben işte alacağımı almak için... Yoksa iddianameden evvel mi bu beyanda bulunmuş?

Hakim: İlk ifade tarihini soruyor Avukat Bey.

Serkan Yıldız: İlk ifade tarihini hatırlamıyorum. Avukat Bey...

Ali Rıza Dizdar: İddianame açılmış mıydı? Açılmış mıydı?

Serkan Yıldız: Avukatım cevabını versin.

Ali Rıza Dizdar: Avukatının cevabını istemiyorum, senin cevabını istiyorum kardeşim. Avukatınla dışarıda konuşuruz. İddianame açıldıktan... Sen Türkiye vatandaşında... Türkiye vatandaşısın. Türkiye Cumhuriyeti'ndeki tüm vatandaşlar saygın olur, dürüst olurlar. Yani siz şimdi sizden hak ettiğiniz bir bedelin alınmasını istedikleri zaman bu suçtu, bu suçu gidip niçin ihbar etmediniz? Evet, hayır diye cevap veremezsiniz buna. Niçin gidip ihbar etmediniz? Korktunuz mu? Evet mi, hayır mı?

Serkan Yıldız: Kimi ihbar edecektim?

Ali Rıza Dizdar: Yani senden para istemişler değil mi hak edişlerini vermek için? Öyle de diyorsun, paramı alabilmek için... Hak ediş almadın mı? Hak edişlerini alabilmek için birilerine para verdim demiyor musun? Sen avukatına sor, avukatın anlatsın size.

Serkan Yıldı: yönlendirildi

Ali Rıza Dizdar: Yönlendirildi... Siz... Siz... Soru soruyorum. İhalelere giriyorsunuz. İhalelerde Kültür A.Ş.'nin ihalesine giriyorsunuz. Kültür A.Ş.'nin ihalelerinde her hangi bir yolsuzluk yok, her hangi bir ihaleye fesat yok. Alnınızın akıyla ihaleyi kazanıyorsunuz değil mi? Kazandıktan sonra bir takım kalan...

Hakim: Avukat Bey şunu soruyor: Sizden bu para istendikten sonra bunun gayri hukuki bir para olduğunu biliyorsunuz, niye gidip her hangi bir yere şikayette bulunmadınız?

Ali Rıza Dizdar: Niçin bulunmadınız?

Serkan Yıldız: Efendim ticaretimin devam etmesini istiyordum.

Ali Rıza Dizdar: O zaman... O zaman suçlusun kardeşim, ceza alacaksın.

VEDAT ŞAHİN AVUKATI MUHİTTİN ARIK SORUYOR

Muhittin Arık: Biraz önce Rahşan Hanım'ın sorusuna cevap verdi ama tam, kısmen anlamadığım için tekrar soracağım. 28 Nisan 2025 tarihli ifadesinde bu dönemde Emrah Bağdatlı tarafından yönlendirildiği belirtilen bazı asıl firmalarca, tek firma mı, birden fazla firma mı?

Hakim: O soruldu sorulardan, tekrar sorma. Soruldu o soru. Aynı soruyu, Avukat Bey aynı soruyu tekrar sormayın. Soruldu cevap verildi.

Muhittin Arık: Tek firma dedi biraz önce de onun için tekrar soruyorum.

Serkan Yıldız: Sorularda verdik cevabı.

SERKAN YILDIZ AVUKATI FURKAN ÇAĞRI YAVER SAVUNMASI

Müvekkilim, esasa savunmamızı mütalaadan sonra sunacağız ama yazılı olarak sunacağız ama. Katılan eylemleri bilmiyorum diyerek savunmuşlar. Müvekkil Lab Turizm Organizasyon A.Ş.'nin tek yetkilisidir. Girilen bütün ihalelerde kendi imzasıyla kendi kaşesiyle ihaleleri almıştır. Aldığı ihalelerin hepsini tamamlayıp teslim etmiştir. Bu yönde zaten bir çelişki bulunmamaktadır. Alt yüklenici olarak ihaleleri almıştır. Burada kamuya ilişkin bir zarar bulunmamaktadır. İddianamede de kamunun nasıl bir zarara uğradığına ilişkin açık bir düzenleme açık bir iddia bulunmamaktadır.

Eylem 116 kapsamında müvekkilin BYZAG'a yaptığı ödemelere ilişkin meslektaşlarım tarafından birçok soru geldi. Ancak kimse BYZAG'ın herhangi bir ürün teslimine ilişkin ya da bu ürünlerin teslimine ilişkin bir dayanak bulunmuyor. Sadece paranın neden gönderildiği değerlendiriliyor. BYZAG tarafından müvekkile herhangi bir ürün veya hizmet verilmemiştir. Müvekkil BYZAG'a yaptığı ödemeleri ticari hayatına devam ettirmek için gerçekleştirmiştir. BYZAG tarafından da herhangi bir şekilde teslim tutanağı veya fatura ya da beyanda bulunmamıştır. Eylem 81-92-93 kapsamında müvekkil aldığı işlerin tamamını teslim etmiş. Burada ürün teslimine ilişkin eksik veya fazla bir durum bulunmamaktadır. Kamuya ilişkin olarak da bir zarar bulunmamaktadır.

Müvekkilin eylem 116 kapsamında Emrah Bağdatlı'dan yönlendirildiği kişi Eyüp Karataş'tır. WhatsApp üzerinden aradığı numara 0546…’dir. Eyüp Karataş tarafından aldığı bu faturanın ödenmesi gerektiği söylenip müvekkil tarafından ödemeler gerçekleştirilmiştir. Kaşe konusunda müvekkilin beyanlarına aynen iştirak ediyoruz. Bir kaşenin bir yerde bulunması demek değil. Kaşenin altındaki imza müvekkilindir. Şu an ifademiz bu kadar. Mütalaadan sonra detaylı olarak yazılı savunmada bulunacağız. Müvekkilin beraatini, aksi takdirde lehe hükümlerin uygulanmasını talep ederiz.

YAKUP ÖNER SAVUNMASI – 29.09.2026-30.09.2026

Sayın Başkanım, kıymetli heyet; 1978 yılında Van'da doğdum. 1995 yılında İstanbul Teknik Üniversitesine giriş yapmak için Van'dan İstanbul'a geldim. 2000 yılında mezun oldum. 2000 yılından bugüne kadar da harita mühendisi olarak görev yapmaktayım. Bu toplamda 26 yılın 27 yılın aşağı yukarı 7 yılı özel şirketimde kendi şirketimde devam etmek üzere 20 yıllık kamu personeli olarak devam ediyorum. Bunların aşağı yukarı 2014'ten bugüne kadar olan ki kısmı Ekrem İmamoğlu ile birlikte yürüttüğümüz bir süreç söz konusu. Ondan öncesinde AK Parti belediyeleriyle devam ettiğimiz bir süreç söz konusu oldu. Ben 2014'ten önce de belediyeciydim, 2014'ten sonra da bugüne kadar da belediyecilik faaliyetleri içerisinde bulundum. Efendim şimdi burada eylemlerime geçmeden önce özel olarak belirtmek istediğim özel vasıflı üye meselesine bir değinmek istiyorum izninizle.

Sayın Başkanım, ben örgüt üyeliği isnadını kabul etmemekle birlikte, hakkındaki özel vasıflı örgüt üyesi nitelendirmesinin dosyada bana yöneltilen suçlamalarla bağdaşmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Çünkü dosyada beni diğer kişilerden farklı olarak özel vasıflı kılacak somut bir görev, yetki veya delil bulunmamaktadır. Ben karar veren bir makamda değildim. İcrai yetkim bulunmadığı gibi herhangi bir kişiye talimat verme veya idari işlem tesis etme yetkim de yoktu. Benden çok daha üst makamlarda görev yapmış veya önemli kararlarda imzası bulunan kişiler örgüt üyesi olarak nitelendirilirken bu kişilerin benim kendilerine talimat vermediğimi, kendilerinin bana talimat verme yetkilerinin olmadığını ve aldıkları kararlarda herhangi bir dahilim bulunmadığını ifade ettikleri halde bu dosyada benim özel vasıflı üye olduğumu gösteren tek bir delil de bulunmazken hakkımda bu nitelendirmenin yapılmasını kabul etmiyorum.

Ben, meslek hayatım boyunca resmi hiyerarşi içerisinde amirim olmayan kimseden talimat almadım. Buna İBB süreci de dahildir. İBB'de resmi amirim olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı dışında kimseden talimat almadım. Resmi olarak benim alt kademde kimse bulunmadığından kimseden talimat vermedim. Bu halimle hangi vasfa haiz olarak özel vasıflı üye olarak gösterildiğimi anlamakta zorluk çekiyorum. Bu nedenle bu tanımı açıkça reddediyorum. Benim görevim bellidir, yetkim bellidir, dosyada bana isnat edilen eylemler bellidir. Bu görev ve eylemlerin hiçbiri beni özel vasıflı üye olarak nitelendirmeyi gerektirmediği kanaatindeyim. Bu nedenle hakkımda özel vasıflı üye nitelendirmesi yapılmasını ve bu veya yalnızca bu nitelendirmeye dayanılarak daha ağır bir ceza talep edilmesini kabul etmiyorum.

Efendim izninizle yaptığım görevin daha iyi anlaşılması açısından kurum içerisindeki işleyişe de değinmek istiyorum. Sayın Başkanım, kurum içerisinde başkana olarak bağlı çalışan resmi danışman unvanına sahip her biri farklı alanlarda yetkili 3 isim bulunmaktaydı. Bunlardan biri Ertan Yıldız, biri Murat Ongun, diğeri Yiğit Oğuz Duman. Ben bunlardan biri değilim. Başkana direkt bağlı olarak çalışan genel sekreter ve başhukuk müşaviri vardı. Ben bunlardan biri de değilim. Ayrıca genel sekretere bağlı çalışan genel sekreter yardımcıları ve bunlara bağlı çalışan daire başkanları vardı. Ben bunlardan biri de değilim. Kurum içerisinde farklı alanları yöneten kişilerin tesadüfen bir araya geldiği bir yapıdan tabii ki bahsetmiyorum. Kişilerin belirli görev ve yetki alanlarına sahip olduğu, belli birimlerin danışmanlara bağlı hareket etmesi suretiyle oluşturulmuş, herkesin kendi alanında hareket ettiği ve gerektiğinde bu alanların birbirine bağlandığı bir işleyiş söz konusuydu. Ben hiçbir zaman yönetim toplantılarına katılmadım, içlerinde bulunmadım. Söz hakkına sahip olmadım. Ben bunların hiçbirine mensup veya bağlı çalışan biri olmadım.

Efendim ikinci ifademde de belirttiğim üzere belediye içerisinde Fatih Keleş, Murat Ongun ve Ertan Yıldız'ın farklı yetki alanları bulunuyordu. Her biri kendi alanını koruyor, birbirlerinin alanına doğrudan müdahale etmiyorlardı. Ancak ihtiyaç olduğunda bu alanlar birbirine temas ediyordu. Belediye dışında ise Murat Gülibrahimoğlu, Adem Soytekin gibi isimlerin bu yapının dış bağlantıları içerisinde yer aldığını duyuyordum. Dışarıda başka birileri var ise de benim bu isimlere ilişkin net bir bilgim yoktur. Özellikle Murat Gülibrahimoğlu'nun hafriyat işlerini İbrahim Bülbüllü ve Fatih Keleş ile birlikte yürüttüğünü duyuyordum. Ben bunlardan biri değilim. Hiçbir zaman da toplantılarında bulunmadım. Kurum içi işleyişte temel çalışma biçimi şuydu: Bir iş veya konu gündeme geldiğinde işin niteliği ve ilgili olduğu alan dikkate alınarak ilgili kişi devreye giriyor, belediye içerisinde karar ve yetki mekanizmaları ile dışarıdaki kişi ve şirket ilişkileri bu süreçte birbirini tamamlıyordu.

Bu nedenle farklı kişiler ve farklı işler gibi görünmesine rağmen, bunların tamamen birbirinden bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Aralarında görev ve yetki paylaşımı bulunan, gerektiğinde birbirleriyle koordinasyon sağlayan bir düzen olduğunu düşünüyorum. Ben, söz konusu toplantıların hiçbirinde yer almadım ve yapılanmanın herhangi bir aşamasında bulunmadım. İhale süreçlerinde bazı firmalarla görüşmeler yapıldığını ve ihale bedeli üzerinden yaklaşık %7-10 oranında pay talep edildiğini bazı firma sahiplerinin kendilerinden öğrendim. Ancak ben bu işlerin içerisinde de yer almadım. Bu nedenle bilgim öğrendiklerimden ibarettir. Seçim döneminde belediyeye iş yapan bazı firmalardan kart, nakit veya benzeri taleplerde bulunulduğunu öğrendim. Para işlerinin takibinin Fatih Keleş tarafından yürütüldüğünü ve kimlerden ne miktarda para alındığını bilen kişinin de kendisi olduğunu anladım.

Ancak ben, Fatih Keleş'e bağlı çalışan biri de değildim. Başkan’ın Fatih Bey'e yönlendirdiği sınırlı sayıda konu dışında kendisiyle bir bilgi paylaşımım olmadı. Benim gördüğüm kadarıyla çok sayıda danışman bulunmasına rağmen, fiilen etkili olan yalnızca 3 danışman ve 1 kişi vardı. Kişilerin belirli alanlardan sorumlu olduğu, bu alanların gerektiğinde birbiriyle bağlantılı şekilde çalıştığı ve bazı işlerin bu organizasyon içerisinde yürütüldüğü bir yapı bulunmaktaydı. Ben bu işte kişilerin hiçbirinde yoktum. Dolayısıyla bana "Sen bu işin neresindesin?" diye sorarsanız şu şekilde açıklayabilirim: Başta da söylediğim gibi ben sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı teknik danışmanlığı yapan bir kamu görevlisiyim. Ancak herhangi bir, herhangi bir icrai karar alma, talimat verme veya bir işlemi doğrudan yaptırmaya yetkim bulunmamaktaydı. 657 sayılı Kanun'a tabi bir devlet memuru olarak devletin ve kanunun yararını gözetip yasa ve mevzuata aykırı işlemlerin içerisinde yer almayan bir görev anlayışıyla hareket ettim. Sahip olduğum teknik bilgi ve mesleki tecrübem, yasa ve mevzuat bilgilerim doğrultusunda başkana bilgi aktarıp ve raporlar hazırlayarak kurum içinde başkan tarafından bana incelemem için yönlendirilen konuların yasa ve mevzuat doğrultusunda yürütülmesine katkı sağladım. Başkanın talimatları doğrultusunda ilgililerle görüşmeleri yapıp sonuçlarını kendisine raporladım ve sürecin devamına kesinlikle müdahil olmadım.

Efendim, izin verirseniz eylemlerle ilgili 26. eylemden başlayarak devam etmek istiyorum. 26. eylem Gülaylar. Şimdi bu Gülaylar meselesiyle ilgili aslında çok da fazla söylenecek bir şey yok. Efendim, ben ifadelerimde, savcılıkta vermiş olduğum ifadelerimde bu konuları detaylı bir şekilde anlattım. Burada da özet olarak söylemek gerekirse burada tamamen yasal prosedürle yürüyen bir süreç söz konusuydu. Kendilerinin başvuruları üzerine 1. meclis kararı 13.01.2022 tarihinde alınmış ve emsal 1'den 1.10'a yükseltilmiştir. Efendim, özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir durum var. Burada bu karar alındığında AK Parti üyelerinin çoğunlukta olduğu bir meclis aritmetiği söz konusuydu. Aynı şey İmar Komisyonu için de geçerliydi. Dolayısıyla İmar Komisyonundan gelen rapor AK Parti üyelerinin çoğunluğuyla geçmiş, ondan sonra da mecliste kabul edilmiştir.

Bu karara Gülaylar tarafından yapılan itiraz sonucunda 12.01.2023 tarihinde yeniden bir karar alınmış ve emsal 1.5'e yükseltilmiştir. Şimdi bu kararın üstüne aslında ilgililer bütün kazanımlarını elde etmiştir. Plan askıdan inmiş, kesinleşmiş ve bir daha değişme durumu, yeni bir meclis kararının alınması veya bir mahkeme kararı çıkması durumu söz konusu olmadığı sürece değişmeyecek bir durumdur ki bunun idari olarak da değişmesi durumunda kazanılmış hakları konusunda ciddi kazanımlar elde ettikleri bir durum söz konusu olmuş. Hal böyleyken bütün kazanımlar elde edilmişken protokol bu meclis kararından tam 10 ay, 11 ay sonra gerçekleşiyor. Dolayısıyla burada bir irtikabın olma durumu söz konusu dahi değil. Zaten alınmış olan bütün haklar elde edilmişti. Üstüne yapılması gereken işlemler; işte avan proje onayı, kat irtifakı, ruhsat onayı, kat irtifakı, kat mülkiyeti, iskan gibi bütün hususlar İlçe Belediyesi tarafından tanzim edileceğinden bu tarihten sonra herhangi bir irtikap durumu da kurum tarafından bulunmamaktaydı.

İkinci olarak belirtebileceğim durum şu: Burada benim herhangi bir icrai yetkim bulunmuyor, herhangi bir makamda da bulunmuyorum. Dolayısıyla hangi yetkiyle, hangi vasıfla bu üyelere irtikapta bulunacağım, bunun da özellikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Efendim, burada Gülayların kendi beyanlarında da bahsettiği üzere süreç tamamen kamuya bağış statüsüyle yürümüştür. Üçüncü kişilere ve özellikle kendime herhangi bir menfaat durumu söz konusu olmamış, dolayısıyla tamamen yasal prosedür içerisinde kat irtifakı... Özür dilerim. Tapu da... Hayır, yine bakmam lazım. Özür dilerim, Başkanım. Evet. 18.02.2023 tarihinde tapuda satış vaadi verilmiş, 24.11.2023 tarihinde, yani bundan bir ay önce de protokol onaylanmıştır. Dolayısıyla burada bir irtikap durumu kesinlikle söz konusu değildir.

Şimdi bu konu üzerinde daha fazla durmaya gerek duymuyorum, ancak sadece bir konunun tekrar altını çizmek istiyorum. Burada benim Gülaylarla yapmış olduğum görüşmelerde herhangi bir nakit durumu, nakit konuşulması durumu kesinlikle söz konusu olmadı. Buradaki mesele tamamen otopark yapımına ilişkin bir husustan ibaretti. Kendileri bu otopark yapım işini teklif ettiğimizde bize bu otoparkın maliyetinin ne olduğunu sordular. Biz de ilgili ihale dosyasından bu işin 22 milyon dolar civarında olduğunu tespit edip kendilerine ilettik. Dolayısıyla bu talep kendilerinin isteği üzerine sunulmuştur. Yani otoparkın maliyeti talebi doğrultusunda kendilerine sunduğumuz bir rakamdan ibaret, burada kesinlikle bir nakit konuşması söz konusu dahi olmamıştır.

Evet. Vaniköy, eylem 49. Efendim, burada eylem 49'da ve benim Cüneyt Yakut'la görüşmelerim Ağustos 2023 yılına aittir. Yani Cüneyt Yakut'un vermiş olduğu ifadede kendisi benimle basamaklar için görüştüğünü ifade etmiş ancak burada kesinlikle benimle olan görüşmesinin özü ve kapsamı güçlendirme ruhsatının alınmasına ilişkindi. Şimdi 2023 yılı, özür dilerim, 22 Mart'ında basamak başvurusu yapılmış, 06.04.2023 tarihinde de onaylanmıştır. Yani benim Cüneyt Yakut'la yaptığım görüşmelerden 4-5 ay öncesi söz konusudur. Dolayısıyla benim yaptığım görüşmeler zaten verilmiş olan bir basamak ruhsatının alınmasının istendiği yönündeki bir değerlendirmeyle kronolojik olarak bağdaşmamaktadır. Cüneyt Yakut benden önce Sayın Başkanla görüşmek istemiş, kendisiyle görüşememiştir. Bunun üzerine benimle görüşerek bu konuyu Başkana iletmemi istemiştir.

Cüneyt Yakut'un benimle yaptığı görüşmede güçlendirme ruhsatı almak istediğini, Sayın Başkan’a iletmemi istediğini söyleyince, ben de kendisine yasal olarak bunun zaten hakları olması durumunda bunun verileceğini açık bir şekilde ifade ettim. Cüneyt Yakut'un talebini de Sayın Ekrem İmamoğlu ile görüştüm ve kendisine aktardım. Sayın Başkan, "Konuyu inceleyelim, yasal bir engel varsa ona göre hareket ederiz, yoksa da zaten hakları doğrultusunda bu güçlendirme ruhsatını alırlar" dedi. Ancak kendisine bir büyük kreş yapmak isteyip istemediğimizin iletilmesini istedi. O dönemde büyük bir kreşin maliyeti yaklaşık 700-800 bin dolar civarındaydı. Kendisiyle yaptığım ikinci görüşmede bu yaklaşık maliyeti sorması üzerine ben kendisine 700-800 bin dolar bandında olduğunu söyledim. Efendim, özellikle belirtmek istiyorum; Cüneyt Yakut kendi ifadesinde benim kendisinden 700-750 bin dolar bandında, öncesinde 1 milyon dolar, sonrasında 700-750 bin dolar bandında bir para istediğimi iddia etmiştir. Benim talebim, tamamen kreş talebiydi ve bunun yapım maliyeti kendisinin sorması üzerine 700-800 bin dolar olarak kendisine ifade edilmiştir. Kendisi de zaten net bir rakam talebi telaffuzunda bulunmuyor. "700-750 bin dolar civarında bir para talebi mümkün müdür?" Sayın Başkanım, size soruyorum; ya 700 bin dolar istenir ya 750 bin dolar istenir. "700 ya da 750 bin dolar istendi" gibi bir rakam aslında benim kendisiyle kreş konuştuğumu net olarak ortaya koyuyor.

Efendim, Cüneyt Yakut güçlendirme ruhsatı sürecinin uzayacağından, çünkü güçlendirme ruhsatı bakanlık onayına tabiydi, İmar Çevre ve Şehircilik Komisyonundan geçmesi gereken bir işlemdi. Bu sebeple bu işlemden vazgeçtiğini belirtti ve bana da kesinlikle bu güçlendirme ruhsatına bağlı olarak ifade edilmiş bir eylem olmadığını altını çizerek söylüyorum, güçlendirmeden tamamen süre yönünden vazgeçtiğini ifade etti. Üstüne, büyük kreşin de kendileri için yüksek bir maliyet arz ettiğinden yapılamayacağını söyledi. Ben de güçlendirme ruhsatı talebinden uzun zaman alındığı gerekçesiyle vazgeçtikleri hususunu Başkanımıza ilettim. Ayrıca büyük kreş bedelini kabul etmediklerini ve maliyeti yüksek bulduklarını da söyledim. Bunun üzerine küçük bir kreş yapılması gündeme geldi. Bunun da o dönemki maliyeti yaklaşık 500-600 bin dolar civarındaydı. Ben, Cüneyt Yakut'a bu talebi de aktardım. Benim açımdan bu görüşmeler bu noktada sonuçlandı. Bundan sonraki süreç hakkında doğrudan bilgim ve dahilim yoktur.

Efendim, kreş konusu az önce de belirttiğim gibi hiçbir zaman resmi olarak alabileceği güçlendirme ruhsatının bir karşılığı olarak kullanılmamıştır. Zaten kendileri basamak ruhsatını benim görüşmemden 5 ay önce almışlardı. Bunun üzerine güçlendirme ruhsatının talep edilmesi durumunda alabileceğine ilişkin husus sonradan öğrendiğim kadarıyla Boğaziçi İmar Müdürlüğü yetkilileri tarafından zaten kendisine aktarılmış. Yapı imar affından yararlanarak iskanı kabul edildiği için güçlendirme ruhsatını yasal olarak alabiliyordu. Yani bizim buradaki kreş talebimiz yasal olan hakkın verilmesine ilişkin bir talep değildi veya yasal olmayan bir işlemin altını doldurmaya yönelik bir talep değildi. Buradaki tamamen "Zaten senin işlemin yürürlükte ancak burada varlıklı bir yapıyı temsil ediyorsun, bu yapı böyle bir bağışta bulunmak ister mi?" şeklinde bir talepte bulunduk.

Daha sonraki bir dönemde, kreş yaptırılması yönündeki işin, nakit bir menfaat temini talebine dönüştüğü şeklinde bir bilgi duydum. Ancak bu bilginin kaynağına, miktarına, kimden alındığına, nasıl alındığına ve kime verildiğine ilişkin doğrudan bir bilgim bulunmamaktadır. Bu konuda doğrudan bildiğim herhangi bir nakit ödeme veya tahsilat yoktur. Cüneyt Yakut'un belirtmiş olduğu numara, kesinlikle benim tarafımdan verilmemiştir; çünkü biz hiçbir zaman nakit konuşmayı gerçekleştirmedik. Süleyman Atik'in de birkaç gün önce burada vermiş olduğu ifadede belirttiği üzere, kendisi zaten bizim onunla görüşmemizden önce de kendisiyle görüşmüş olan biridir.  İlerleyen dönemlerde Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından daha sonra yapılan denetimlerde basit onarım ruhsatının kapsamını aşan imalat ve uygulamalar tespit edilmiştir. Bunun üzerine yapı tatil tutanağı düzenlenmiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Encümeni tarafından yıkım kararı alınmış ve ruhsata aykırı imalatlar fiilen ortadan kaldırılmıştır.

Sayın Başkanım, bu husus benim açımdan son derece önemlidir. Çünkü hakkımdaki iddia; benim bir menfaat karşılığı hukuka aykırı bir ruhsat veya ayrıcalık sağladığım yönündedir. Oysa benim görüştüğüm aşamada, güçlendirme ruhsatı konusunda herhangi bir ayrıcalık sağlamam söz konusu olmadığı gibi —burada yasal hakları olduğunu özellikle tekrar altını çizerek söylüyorum— sonraki süreçte de basit onarım ruhsatı üzerinden yürüyen işlemlerde ruhsata aykırılıklar tespit edilmiş ve ilgili idari birimler tarafından gerekli yaptırımlar uygulanmıştır. Burada bizim herhangi bir şey talep etmemiz durumunda veya Cüneyt Yakut'un iddia ettiği gibi bir şey almış olmamız durumunda en azından yaptığı aykırılıkları koruyor olmamız gerekirdi veya tutanak tutmamamız gerekirdi. Mantıken söylüyorum efendim bunları.

Şimdi Cüneyt Yakut'un beyanlarıyla çelişkiler... Şimdi Cüneyt Yakut kendisine kreş yönünde bir teklif yaptığımı, yapılmadığını, doğrudan para talep ettiğimi söylüyor. Ve bunun tahsilatına ilişkin de Süleyman Atik'in numarasını verdiğimi iddia ediyor. Ben yaklaşık 20 yıldır, 20 yıllık devlet memuruyum. Meslek hayatım boyunca başkaları adına iş takibi yapan bazı iş takipçilerinin, takip ettikleri işlerin sahiplerinden daha fazla ödeme alabilmek amacıyla, aslında mevzuat çerçevesinde yürüyen işlemleri sanki idarede bir sorun varmış, birileri işi engelliyormuş veya kamu görevlileri kendilerinden bir şey talep edebiliyormuş gibi gösterebildiklerini gördüm. Böyle durumlarda iş takipçisi, iş sahibinin gözünde kendisini idare ile vatandaş arasında sorunu çözen, işi sonuçlandıran kişi konumuna getirebilmektedir. İşin sonunda mevzuata aykırı bir durum ortaya çıktığında veya idare tarafından bir işlem tesis edildiğinde ise daha önce aldığı parayı açıklayabilmek için sorumluluğu kamu görevlilerine ve idareye yüklemesi de mümkün olabilmektedir.

Hem kendi ifadelerinden hem de benim kendisinden önce verdiğim etkin pişmanlık ifademden de anlaşılacağı üzere kendisi, söz konusu yapının bulunduğu bölge başta olmak üzere, bazı işler için gerek maddi menfaat elde etmek gerekse ileriye dönük iş ilişkileri kurabilmek için iş takipçiliği yapmakta ve nüfuzunu kullanmaktan da geri durmamaktadır. Boğaziçi bölgesinde aynı bölgede iş yapan ve iddianamede Süleyman Atik'e ait olduğu belirtilen numaranın kendisinde ezelden olmadığını bilemiyoruz. Süleyman Atik, bölgede çok sayıda mimar ve iş takipçisinin tanıdığı ve 10 yıldan uzun süredir o bölgede iş yapan bir iş takipçisidir. Ayrıca Süleyman Atik, demin de belirttiğim gibi, burada birkaç gün önce vermiş olduğu ifadede kendisinin Cüneyt Yakut'la görüştüğünü, ezelden görüştüğünü beyan etmiştir. Fatih Keleş'in Cüneyt Yakut'tan bahsettiğinde kendisiyle görüştüğünü açık bir şekilde dile getirmiştir. Bu sebeple kendisinin bu numarayı biliyor olduğu durumunun da göz önünde bulundurulmasını özellikle rica ediyorum.

Ben, Cüneyt Yakut'a veya onun aracılığıyla herhangi bir kişiye para tahsilatı amacıyla bir telefon numarası kesinlikle vermedim. Herhangi bir ödeme için kendisini bir kişiye yönlendirmedim. Efendim, konuyu ilk kez savcılıkta anlatan benim. İfademin tarihi 23.06.2025; yani Cüneyt Yakut'un 07.07.2025 tarihli ifadesinden önce. Ben bu ifadeyi verirken Cüneyt Yakut'un benim beyanlarımın üzerine ifadesinin alınacağını tahmin ediyordum. Ben gerçekten para istemiş olsam veya tahsilat için bir numara vererek yönlendirme yapmış olsam, bunu kendi ifademde beyan etmekten ve bu şekilde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaktan kaçınmazdım. O gün o ifadeyi vermemin sebebi zaten etkin pişmanlık hükümleri doğrultusunda yapmış olduğum iş ve eylemlerden muaf tutulmak istememdi. Bu durumda böylesine vahim bir detayı gizleyerek etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmayı riske atmazdım. Ayrıca Cüneyt Yakut kendi ifadesinde 750-150 binde bunu belirttim ben, notlarımı almıştım; geçiyorum efendim. Yuvarlak rakam kullanılması hususunu özellikle tekrar altını çizeyim; nakit bir talep olması durumunda bunun net bir rakam olacağı hususu. Cüneyt Yakut'un iddia ettiği 150 bin doları ne gördüm, ne teslim aldım, ne de herhangi bir kişiye o paranın verilmesi yönünde bir talimat verdim. Soyut ve mesnetsiz bir iddiadan ibaret olan bu beyanı kesinlikle kabul etmiyorum.

Burada şunu ifade etmek istiyorum Sayın Başkanım: Cüneyt Yakut benden sonra verdiği etkin ifadede etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için yaşanan olayı başka şekilde yaşanmış gibi gösterme çabası içerisine girmiştir. Ve nihayetinde iddianameden öğreniyoruz ki etkin pişmanlık hükümlerinden de faydalanmıştır. Cüneyt Yakut hakkındaki iddialar değerlendirilirken kendisinin iş takipçisi sıfatıyla hareket ettiğini ve söz konusu yapıda İBB tarafından yıkım yapılmasının benim hakkımdaki beyanlarını etkileyip etkilemediği hususunun da özellikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Burada şunun altını çizmek istiyorum Sayın Başkanım: Ben 20 yıllık devlet memuruyum. 20 yıldır hiç kimseyle hiçbir zaman para konuşmadım, para almadım, kamu görevlilerine para verilmesi yönünde herhangi bir imada bulunmadım. Bunun hiçbir istisnası yoktur. 20 yıldır onurumla ve etik değerlerle değerleri öncelikleyerek hem kişisel hayatımı hem de iş hayatımı devam ettirme gayretinde oldum. Bu iddialar hem onurumu hem de sosyal hayatımı derinden etkileyecek iddialardır.

Efendim, ruhsat verme yetkilisi Boğaziçi İmar Müdürlüğü'dür. Benim bu müdürlükte herhangi bir karar alma, talimat verme, ruhsat verme, onaylama veya icra yetkim bulunmamaktadır. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün hiyerarşik amiri değilim ve bu müdürlüğe talimat verme yetkisine de sahip değilim. Görevim, Sayın Başkana iletilmek istenen hususlarda ön görüşme yapmak, konuyu anlamak, gerekli bilgileri edinmek ve edindiğim bilgileri Sayın Başkana aktarmaktır. Bu hususun diğer eylemlerde de göz önünde bulundurulmasını özellikle rica ediyorum. Hakkımdaki suçlamayı kabul etmiyorum, beraatime karar verilmesini rica ediyorum bu eylem bakımından.

Efendim, bir diğer eylem; Eylem 50, Çaça Uskumru Mürdüm Restoran dediğimiz Seyfettin Taştan'ın ifadeleri. Sayın Başkanım, kıymetli heyet; ben Seyfettin Taştan'ı önceden tanımıyorum. Hiçbir ticari veya kişisel bağım yoktur. Belediyedeki odama randevusuz olarak yalnızca bir kez gelmiştir. Bu görüşme dışında kendisiyle herhangi bir temasım da olmamıştır. Ben Bakırköy Marmara Forum'un yanındaki ek hizmet binasında bulunan odamdayken, yanımda şu an kim olduğunu hatırlamadığım biriyle randevusuz bir şekilde geldi. İşletmeleriyle ilgili sıkıntılarını Sayın Başkana iletmek istediğini, bu nedenle benimle görüşmek istediğini söyledi. Göksu Deresi'nin yanında bulunan işletmesinin mevzuatlara aykırı ekleme yapıldığından bahsederek —kendi yaptığında, kendisinin ekleme yaptığını vurgulamak için söylüyorum efendim— aykırı ekleme yaptığından bahsederek konuyla ilgili Sayın Başkanla görüşmek istediğini belirtti. Ben de kendisine açık bir şekilde, "Bu yapılarda mevzuata aykırılıklar bulunmaktadır, öncelikle bu aykırılıkların giderilmesi gerekir; gerekiyorsa yasal süreç içerisinde yıkım yapılır," dedim. Bunun üzerine gerilerek odamdan ayrıldı. Bunun dışında hiçbir mevzu konu edilmemiştir.

Kart talebinde asla bulunmadım; aksine yapmış olduğum şey beni alet etmek istediği konu beni inanılmaz şekilde rahatsız ettiğinden tepki göstermek olmuştur. Bunun üzerine ben Başkan Bey'e bu durumu anlattım ve yapının yıkılması gerektiğini teknik başkan sıfatıyla ilettim. Bu görüşmeden yaklaşık 15 gün sonra Boğaziçi Müdürü Elçin Bey beni telefonla arayarak bana bu adamın 10 bin kart bağışladığını söyledi. Ben de yapılan işin uygun olmadığını belirterek konuyu Başkana ilettim. Konu bundan ibarettir efendim. Elçin Bey bana kartları söylemese kartlardan haberim bile olmayacaktı, bu kadar açık söylüyorum efendim. Özetle, kendisine herhangi bir çözüm, ayrıcalık veya hukuka aykırı işlem vadetmedim; tam tersine talebini açıkça reddettim. Şahıstan bağış, yardım veya başka bir ad altında hiçbir şey talep etmedim. Aksine hukuka aykırılıkların giderilmesi gerektiğini söylediğim için kendisi görüşmeden memnuniyetsiz bir şekilde ayrıldı. Bu görüşmeden sonra da kendisiyle hiçbir temasım olmadı.

Sayın Başkanım, burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var: Ben icra makamı değilim. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne talimat verme yetkim de yoktur. Dolayısıyla benim üzerimden menfaat karşılığında iş yaptırma şeklinde bir senaryo kurulması hem görev ve yetki sınırlarımı hem de hayatın olağan akışına aykırıdır. Daha da önemlisi, bugün hakkımda asılsız beyanlarda bulunan bu şahsın sahip olduğu ruhsatsız ve mevzuata aykırı işletmelerle ilgili hususları savcılık aşamasındaki ilk kez ve bizzat ben açıkça dile getirdim. Eğer burada bir kart talebim olsaydı, diğer eylemlerde açıkça belirttiğim üzere burada da bu kartları talep ettiğimi açık yüreklilikle söylerdim. Dolayısıyla...

İlk kez anlatan benim efendim. Ben burada kartı söylemiş olsam hiçbir problem yaşamıyor olacaktım. Ancak şu anda burada bu husustan dolayı yargılanıyor olmak benim içimi acıtıyor efendim. Neden? Çünkü birincisi ben hangi sıfatla adamdan kart talep edeceğim? Benimle ilgili kendisi bana gelip "Bu yapıların kurtarılması için Ekrem İmamoğlu ile görüşmek istediğini" belirtmiş. Ben bunu kabul etmemişim, geri çevirmişim. Bunun üzerine gelerek adamdan ayrılmış. Üstüne bu konuyu sanırım ilk kez ben anlattığım için savcılık ifadesinde, kendince benden bir intikam almak için böyle bir yola başvuruyor. Şimdi burada ben yapıyı yaptıran değilim. Yapının yapılmasını görüp de buna onay veren ya da sessiz kalan sürecin içerisinde olan biri değilim. Burada bana karşı kurulmuş olan açık bir kumpas durumu söz konusudur ve bu benim içimi acıtıyor. Yıkılması için hem başkanımıza hem Elçin Bey'e kendi görüşümü ifade ettiğim halde bu konu dönüp dolaşıp gelip benim kendi yargılandığım dava eylem haricine dönmüştür. Bu benim içimi acıtıyor efendim. Bunun açık bir şekilde ifade edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ve benim değerlendirmeme göre hakkımdaki bu gerçek dışı iddiaların temelinde hukuka aykırı taleplerini Sayın Başkana iletmeyi kabul etmemem ve sonrasında kendisiyle ilgili hususları savcılıkta açıkça anlatmış olmam bulunmaktadır. Ve benim yaptığım şey son derece nettir efendim. Kendisini dinledim, uygun bir talep olmadığı için reddettim. Efendim, dosyaya bakıldığında çok net görülecektir ki bu olayın başından sonuna kadar tüm açıklığıyla, tüm samimiyetiyle anlattım. Ve benim anlatımımda en ufak bir gizleme ya da saklama yoktur. Tamamen samimi ve açık bir ifadedir. Bu kişiyle benim bir irtibatım halen de yoktur. Kendisini görsem tanıyamam. Ve bu insan neden hakkımda böyle bir iddiada bulunuyor? Büyük ihtimalle yapmış olduğu şeyin kendisi için olumsuz bir yansıması olacağından birincisi, ikincisi bana karşı husumeti olduğundan kendisi olayı çarpıtarak hem etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmış hem de benden intikam almıştır. Bu kadar açık bir şekilde söyleyebiliriz efendim. Burada canımı yaktığı için izninizle gerçekten samimi bir şekilde şunu söylemek istiyorum. Yani vallahi billahi burada istediğiniz bütün kutsal değerler adına yemin ederek söyleyebilirim ki benim bu eylemin içerisinde bahsettiğim hususlara ilişkin tek bir dahlim söz konusu değildir. Eylem tamamen benim dediğim şekilde gerçekleşmiştir. Bunun dışındaki hiçbir durumu ve olayı kabul etmiyorum. Bu aralarda Seyfettin Taştan'ın benimle herhangi bir irtibatı yoktur. Kiminle irtibatı olduğunu da zaten kendi ifadesinde söylemiştir. Bu konu ve benim hiçbir zaman ana gündem maddem olmadı. Neden? Çünkü husus benim açımdan ilgililere iletilmiş bir usulsüzlükten ibaretti. Ben yetkili kişilere ilettikten sonra bu meseleyi kendi gündemimden çıkarttım.

Efendim, şimdi Seyfettin Taştan... Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Bey'i tanıyorum. Elçin Bey'in yetkili olduğunu da biliyorum. İkili ilişkiye dair, ben kendisiyle herhangi bir dönemde, herhangi bir zamanda, hiçbir şekilde, hiçbir mekanda bulunmadım. Hiçbir zaman kendisini dışarıda bir yerde görmedim. İkinci bir görüşmemiz de yoktur. Kendisini benim odama, daha doğrusu bir şekilde görüşmesinin dışında. Buna rağmen ben hangi vasıfla, hangi sıfatla, neye dayanarak kendisini zorla, cebren önüme getirtip bir de kart talebinde bulunacağım? Bunun akla yatan herhangi bir tarafı söz konusu bile değildir. Durum bu iken efendim, bu eylem yönünden gerekenin yapılmasını özellikle rica ederim. Efendim, eylem 46 Doğuş, Reina. Özellikle açıkça ifade etmek isterim ki efendim, eyleme ilişkin dosyada yer verilen bir kısım iddia ve olaylara ilişkin bilgim, dahlim ve iştirakim bulunmamaktadır. Söz konusu hususların bazılarını ilk kez bu soruşturma kapsamında iddianameyle öğrenmiş bulunmaktayım.

Son olarak ifade etmek gerekirse, Reina'ya ilişkin yapı 1950 öncesi yapı olduğundan yasal olarak iskanlı kabul edilmektedir. Bu nedenle mevzuat gereği iskanlı yapılara güçlendirme ruhsatı verilmesi mümkündür. İlgili firmanın talebi de bu yöndeydi. Bu konu bana Ekrem İmamoğlu tarafından aktarıldı. Kendisi bana firmanın taleplerinden bahsetti ve firmanın raylı sistemlerden alacaklı oldukları toplam miktarın 10 milyon dolarlık kısmından feragat etmelerini talep edelim dedi. Genel Sekreter Can Bey'in Hüsnü Akay ile görüştüğünü, Can Bey ile iletişime geçerek konuyu onunla konuşmamı istedi. Ben de Can Bey ile görüşüp Hüsnü Bey ile iletişime geçeceğimi ve başkanın talebini kendisine ileteceğimi söyledim.

Onun vasıtasıyla Hüsnü Bey ile görüştüm. Bu kapsamda Doğuş Grubunun Maslak'taki merkezinde yalnızca bir kez görüştüm. Görüşmede raylı sistemlerden doğan alacaklarından yaklaşık 10 milyon dolar tutarındaki kısmından feragat edilmesi hususunda başkanın bir önerisi olduğunu ilettim. Hüsnü Bey bu hususu Ferit Bey ile görüşeceğini belirtti. Onun üzerine süreç benim açımdan sona erdi. Bu görüşme sonrasında söz konusu alacak veya feragat hakkında tarafımca ikinci bir görüşme yapılmamış, takip, yönlendirme veya müdahalede bulunulmamıştır. Efendim, özellikle belirtmek isterim ki benim görüşmemin ana konusu kamu faydasına ilişkin olup İBB'den alacaklarının bir kısmından kamu lehine feragata ilişkindir. Görüşmede aksi bir husus kesinlikle gündeme gelmemiştir. Bu nedenle eylemde tarafıma yöneltilen rüşvet iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum. Bu konu para alınması veya diğer hususlar olmayıp yalnızca İBB'den alacaklarının bir kısmından feragat edilmesi ve feragat edilecek kısmın İBB kasasında kalmasına yönelik bir taleptir.

Özetle, benim girişimim kamu faydası gözetilerek yürütülen bir süreçten ibarettir. Bu görüşmeye ilişkin detayları başkanımıza ilettim. Bu konuyu Fatih Bey'e iletmemi söyledi. Görüşme detaylarını başkanımızın yönlendirmesi doğrultusunda Fatih Bey'e iletip süreçten çekildim. Devam eden süreçte desteğin alacaktan feragat şeklinde değil Hatay depremine yardım A101 kart uygulaması kapsamında bir bağış olarak gerçekleştirildiğini duydum. Söz konusu sonraki süreçlerde hiçbir şekilde yer almadım. Tarafımca gerçekleştirilen tek temas bir defaya mahsus talep niteliğinde bir görüşmeden ibarettir. Bunun ötesindeki gelişmeler bilgim ve dahlim dışında gerçekleşmiştir. Ayrıca eylem içerisinde atıfta bulunulan Galataport ve otopark gibi hususlarda hiçbir bilgim ve duyumum bulunmamaktadır. Bu konuları ilk kez iddianameden öğrendim. Dolayısıyla bahsettiğim hususun dışındaki hiçbir duruma ilişkin bilgim ve dahlim yoktur.

Eylem 48, Torunlar. Sayın Başkanım, bu olayla ilgili olarak hakkımda rüşvet isnadıyla dava açılmış olmasını anlamakta güçlük çekiyorum. İddianamede belirtildiği üzere üçüncü kişiler lehine herhangi bir menfaat sağlanmamıştır. Nitekim bu süreçte devletin resmi kasasına bağış yapılmıştır. Kaldı ki burada Torunlar şirketine fazladan bir imar hakkı veya benzeri bir menfaat de sağlanmamıştır. Devlete bağışlanan para konusu ilgili ruhsat işleminin düzenlenmesinden aylarca sonradır. Savcılık ifadesinde bu olaya ilişkin hususları detaylı bir şekilde anlattım. İzninizle ifademdeki hususları bir kez daha anlatmak istiyorum. Beykoz Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi'nde yer alan ve Torunlar İnşaat'a ait olan otel inşaatına ilişkin 2019 yerel seçimlerden önce verilmiş yapı ruhsatı bulunmaktaydı. Bu yapı ruhsatının süresi 5 yıldı ve 2024 Mayıs ayında süresi doluyordu. Hatırladığım kadarıyla 2023 yılının sonlarında veya 2024 yılının başlarında şantiye şeflerinin ölümü dolayısıyla bu ruhsatın mücbir sebepten uzatılması amacıyla 2024 yılının Ocak ayında ruhsat yenileme başvurusu yapılmıştır.

Bu başvuru hukuka uygun ve haklı bir başvuruydu. Bu başvurunun sonuçlandırılamaması üzerine Mayıs ayının başlarında Mehmet Torunlar, Ekrem İmamoğlu ile bir görüşme yapmış ve başvurusunun neden onaylanmadığını sormuştur. Bunun üzerine Ekrem İmamoğlu bana bu konuyu sordu. Ben de kendisine konuyu bilmediğimi, detayları öğrenip kendisine bilgi vereceğimi söyledim. Yaptığım çalışmalar neticesinde hazırladığım raporu Ekrem İmamoğlu'na sundum. Torunlar'ın talebinin hukuka uygun olduğunu, ruhsat taleplerinin kabul edilmemesi durumunda açılacak dava neticesinde davanın kesin olarak kaybedileceğini belirttim. Bunun üzerine Ekrem İmamoğlu bana bu ruhsatın onaylanacağını ancak bu kişilerden bir yurt talebinde bulunmamızı istedi. Yurdun maliyetini ilgili inşaatçı şahıslara sorduğumda yaklaşık 10 milyon dolar olduğunu öğrendim. Mehmet Torunlar ile telefonda bir görüşme yaptım. Konunun yasal hakları olduğunu, gerekli işlemleri ilgili müdürlüğün yapacağını düşündüğümü ilettim.

Ayrıca Başkanımızın yurt yapımı yönündeki talebini de aktardım. Ancak kendisi bu talebe olumsuz yaklaşarak reddetti. Bunun yasal hakları olduğunu belirtti. Ben de kendisine haklı olduğunu belirterek yurt yapılmasının bu konunun bir şartı olarak değil, kendilerinin hayır amaçlı çeşitli faaliyetlerinin ve bağışlarının olduğunu hatırlatıp konuyu bu çerçevede değerlendirmelerini rica ettim. Koşul olması durumunda benim de vereceğimi belirterek kurumun gerekli işlemleri yapacağını düşündüğümü defaatle belirttim. Bir iki gün sonra şirketlerinde çalışan ve bu konuyu takip eden Metin Bey beni arayarak benimle görüşmek istediğini söyledi. Metin Bey'le İSKİ hizmet binasında görüştük. Metin Bey henüz ruhsat onayı yapılmadığını söyleyince ben de Elçin Bey'i arayarak ruhsatın ne durumda olduğunu sordum. Elçin Bey ruhsatın verilmesinin bir zorunluluk olduğunu belirterek ancak Sayın Başkandan henüz talimat gelmediğini söyledi. Ben de kendisine aynı şekilde düşündüğümü söyleyerek ruhsat onayının yasal zorunluluk olduğunu, bu nedenle verilmesi gerektiği hususunu Başkana daha evvelden ilettiğimi söyleyerek verilmesini tavsiye ettim. "Başkanın talimatı olmadan verirsek Başkana ne diyeceğiz?" deyince ben de Başkana ruhsatı vermenin yasal zorunluluk olduğunu söylediğimi belirterek "Gerekli işlemleri yaparsanız ben bunu kendisine aktarırım." dedim.

Daha sonra ruhsat onaylandı. Bunun üzerine Ekrem İmamoğlu ile yaptığım görüşmede ruhsatın müdürlük tarafından onaylandığını söyledim. Kendisi bana "Yurt için onay aldın mı, alındı mı?" diye sordu. Ben bunun şahısların hukuki hakkı olduğunu, herhangi bir talepte bulunamadığımızı ancak isterlerse tekrar iletişime geçebileceğimi belirttim. Bunun üzerine bana "O iş geçti" dedi. Bu görüşmeden yaklaşık 15-20 gün sonra Metin Bey beni arayarak ruhsat işlemlerinin herhangi bir koşul ileri sürülmeksizin onaylandığını, baskı veya zorlamayla karşılaşmadıklarını belirterek teşekkürlerini iletti. Ve Mehmet Bey'in beni misafir etmek üzere davet ettiğini söyledi. Kendisini ziyaret ettiğimde "Sen bana adamlık yaptın. Hiçbir menfaat temin etmeden hak ettiğim ruhsatı verdirdin. Ben de senin yüzünü düşürmeyeceğim. Bahsetmiş olduğun yurdu bağış olarak belediyeye yapacağım" dedi. Ancak daha sonra şirketlerinin koşullu bağış yapmasında yurt bulunmadığını, bu nedenle Feshane restorasyonu işini üstlenebileceğini söyledi. Bunun üzerine iki parçadan oluşan bağış şeklinde bir bağış protokolü onaylandı.

Bağış işlemi İBB Meclisince onaylandı. Yani yasal olarak yapıldı. Bu tamamen İBB'nin kasasına girdiği anlamına geliyor efendim. Hatırladığım kadarıyla 250 milyon TL'lik kısmı geçti, diğer kısmının ise son durumu hakkında bilgim yoktur. Söz konusu durum bundan ibarettir. Özellikle belirtmek isterim ki bu talep hiçbir surette ruhsat onayının ön koşulu, karşılığı veya şartı olarak iletilmemiştir. Nitekim şirkete ait ruhsat onayı herhangi bir koşula bağlanmaksızın tamamen yasal çerçevede değerlendirilerek onaylanmıştır. Ruhsat onayından sonra firma tarafından kendi inisiyatifleriyle alınan bağış kararı herhangi bir idari işlemin karşılığı veya ön koşulu niteliğinde de değildir. Ruhsat işlemi mayıs ayında onaylanmış, yaklaşık 5 ay sonra söz konusu şartlı bağış işlemi gerçekleştirilmiştir. Bağış işlemi resmi prosedürler izlenerek ve Belediye Meclisi onayı alınarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yapılmıştır. Tüm bu süreçler boyunca işlemler hukuki çerçevede yürütülmüş olup ruhsat işlemi ile bağış arasında bir şartlılık veya illiyet ilişkisi kesinlikle bulunmamaktadır efendim.

Eyleme 51, Ayşegül Kayabay. Efendim, bu hususla ilgili aslında bir şey söylememe de gerek yok. Sanırım maddi bir hata var burada. Yani bu konunun benimle uzaktan yakından bir alakası yok. Sadece şunları belirterek geçeyim: Ayşegül Kayabay'ın "Beni Gazi Koşusu'nda gördüğünü" söylüyor, ifadesine... Ben hayatım boyunca ne Vefa Lisesi’ne ne Gazi Koşusu’na gitmedim. Ayşegül Kayabay'ı da tanımıyorum. Görsem de tanımam, yani konunun benimle uzaktan yakından bir bağı yok.

Eylem 54. Cafer Mahiroğlu. Efendim bu konuyu ben zaten bildiğim haliyle bir bütün olarak...

Hakim: 51'de size sevk yok

Yakup Öner: Aslında var da ama ben

Hakim: Yukarıda gözüküyor da sevklerde şey yok. Yani sevklerde biz o yüzden onu değerlendirmeye almadık yani.

Yakup Öner: Tamam, ben geçiyorum zaten o...

Hakim: Muhtemelen şüpheli olarak buraya geçmiş, sevk maddesi yok.

Yakup Öner: Yani o sanırım sehven eden benim ismimi belirtmiş başsavcılığa da o sebepten durum bu hale gelmiş. Efendim ben Cafer Mahiroğlu ile ilgili meseleyi bildiğim haliyle savcılık ifademde belirttim. Şimdi dilerseniz o ifademi okuyayım yoksa kendi şeyimi yaparak geçeyim? Çünkü tamamen birebir gerçekleşmiş haliyle anlattım. Bunun dışında benim söyleyeceğim sadece şu: Ben konunun önemini başkana aktararak imara, mevzuata aykırı olan yapılarla ilgili bir an önce işlem yapmamız gerektiğini ilettim. Bu talep, aslında talep demeyeyim efendim, burada zaten Elçin Bey sayın başkanımızla daha evvelden bu konuya ilişkin görüşme yapmıştı. Burayla ilgili sürecin yürümesi gerektiğini iletmişti. Bana sadece "Ya ben başkanla konuştum ama sen de bir hatırlatır mısın, bu konuya ilişkin acilen bir eylem içerisinde olmamız gerekiyor." demişti.

Ben de o konu üzerine sayın başkana bunu dile getirmiştim. Konu benim açımdan ilgisi ve alakası bundan ibarettir. Onun dışında herhangi bir dahilim söz konusu değildir efendim. Eylem Ali 55. Center Otel. Ekrem İmamoğlu Malatya ziyareti sırasında Mehmet Faruk Baştürk'ün kendisiyle ayaküstü konuşarak İstanbul Tarabya'da bir otel satın aldığını ve bu otele ilişkin bazı sorunlar bulunduğunu kendisine ifade etmiş ve "Bu vatandaşın derdi nedir, bir dinle." diyerek beni kendisiyle görüşmem için yönlendirmiştir. Bunun üzerine söz konusu idari sürecin niteliğini anlamak ve varsa hukuki sorunların çerçevesini öğrenmek amacıyla Mehmet Faruk Baştürk ile bir görüşme gerçekleştirdim.

Görüşmede Mehmet Faruk Baştürk, söz konusu yeri satın aldığını belirterek kendisine destek talebinde bulundu. Ben de kendisine otelde imara aykırı iş ve işlemler varsa bunların düzeltilmesinin zorunluluk olduğunu, bu konuda kendisine destek olamayacağımızı ifade ederek bazı çıma faktörlerine yönlendirdim. "Taleplerinizi müdürlük ile görüşün, arkadaşlar durumu değerlendirecek ve sizi bilgilendirecektir." dedim. İkinci görüşmemizde otelde yapmak istediği şeylere ilişkin üretken detayların müdürlükle konuştuğunu belirttiği için bu detaylara girmedik. Bu görüşmede kendi memleketi olan Malatya'da hayır amaçlı bir yatırım yapılması hususunun başkan ile konuştuklarını hatırlatarak "Başkanımız Malatya'da bir okul inşa etmenizi ve bağışlamanızı rica ediyor" dedim.

Mehmet Faruk Baştürk, bu kadar bütçesinin olmadığını, uygun görürlerse 13 milyon TL'lik destek verebileceklerini söyledi. Nakit desteği söz konusu olduğu için doğru bulmadığımı açık bir şekilde vurgulayarak belirttim efendim, özellikle belirtmek istiyorum ben bunu. Mehmet Faruk Bey de buna şahittir, kabul eder etmez bilmiyorum ifadesinde ne söylediğini burada bulunmadığım için. Ancak 13 milyon TL teklifini benim yaptığım iddiası ise 13 milyon TL teklifi kendisinden gelmişti efendim. Bunun nakit talebi olduğu için doğru bulmadığımı belirtip kendisinin okul yapması noktasında ısrarcı oldum. Ancak bu hususu Başkan’a iletmeme noktasında ısrarcı olduğu için ben konuyu başkanımıza ilettim. Başkanımız da bu durumu Fatih Bey'e iletmemi istedi. Fatih Bey ile görüştükten sonra bana bu konuyu başkanla konuşup tekrar bana döneceğini söyledi. Bir süre sonra bana başkanla konuştuğunu, Süleyman Atik'in ismini Mehmet Faruk Baştürk'e iletmemi ve bu kişinin kendisini arayacağını, onunla görüşmesini söylememi istedi. İlerleyen günlerde Mehmet Faruk Baştürk beni arayarak sürecin ne aşamada olduğunu sorduğunda kendisine bu konuyla belirttiğim husustan ilgilenmeyeceğimi tekrardan vurguladım ve durumu başkana ilettiğimi, Süleyman Atik isimli kişinin kendisiyle irtibata geçeceğini söyledim.

Bu görüşmeden sonra Mehmet Faruk Baştürk ile söz konusu meseleye ilişkin herhangi bir görüşmemiz olmadı. Daha sonra Süleyman Bey ile görüştüklerini, ödemenin 2 veya 3 taksit olarak 13 milyon TL olarak yapıldığını biliyorum. Son taksit ödemesinin 2023 yılı başına denk geldiğini hatırlıyorum. Efendim burada özellikle belirtmek isterim ki ben yaptığım her görüşmede talep edilen her türlü işlemin yasal çerçeve içerisinde olmak zorunda olduğunu uzun kamu tecrübem boyunca prensip olarak belirlediğim için özellikle altını çizerek söylemek istiyorum efendim; her görüşmede ben yasal mevzuat içerisinde hareket edileceğini vurgulayarak cümlelerime başlıyorum. Bu doğrultuda kendisinin kamu faydası içerisinde bulunması durumunda bunun bizim için daha doğru olacağını da özellikle belirttim. Herhangi bir şekilde daha evvelki belediyecilik tecrübelerimde de burada da nakit veya paraya ilişkin herhangi bir talebin içerisinde bulunmadım ve süreçten çekildim. Kendisine yasal çerçeve içerisinde olmak zorunda olduğunu, bu süreç içerisinde yasal mevzuat ne gerektiriyorsa bunu yapacağımı açık bir şekilde belirttim.

Sonuç olarak Mehmet Faruk Baştürk ile yaptığım görüşmeler hukuka uygun, idari süreçlerin anlatılması ve başlama aşamasında en azından kamu menfaatine yönelik bir işlemle sınırlıdır. Konu kamu yararı olmaktan çıkınca doğru bulmadığım için süreçten çekildim. Nakit destek içeren bir sürecin parçası olmadım ve nakit ödeme teklifini açıkça uygun bulmadığımı da kendisine belirttim. Bu aşamadan sonra gelişen süreçte herhangi bir dahilim bulunmamaktadır. Hakkımdaki suçlamayı kabul etmiyorum. Bu hususta da bu eylem yönünden de beraatimi talep ediyorum.

Eylem 56. 2023 yılı seçimlerinden önce, yılın ortalarında Üsküdar Korusunun sınırları içerisinde bulunan eskiden Halide Edip Adıvar'a ait olduğunu düşündüğüm taşınmazı satın alan Avni Çelik'in ruhsat yenileme süreçlerine ilişkin olarak Ekrem İmamoğlu'nun talebi üzerine, talepte bulunan İtalyan Sefarethanesinin yenilenmesi işi için Avni Çelik'ten destek talebinde bulundum. Ancak Avni Çelik bu talebi kabul etmedi. Ruhsat işlemleri zaten mevzuatın gerektirdiği rutin idari süreçler doğrultusunda yürütüldüğü için söz konusu ruhsat süreçleri durdurulmadı. Bu talebi Ekrem İmamoğlu'nun isteği üzerine Avni Çelik'e ilettim. Bu talebin kabul edilmediğini Ekrem İmamoğlu'na ilettiğimde "Zaten kabul edeceğini düşünmüyordum." şeklinde bir yanıt verdi. Bu eylem bakımından tarafıma rüşvet isnadında bulunulmasının anlamı yoktur. Çünkü benim yaptığım devlete ait eski eser niteliği taşıyan bir binanın restorasyonunun yapılması amacıyla Avni Çelik isimli kişiden kamu yararına destek talep etmekten ibarettir. Bu talepte şahsım veya herhangi bir üçüncü kişi lehine bir menfaat sağlanması söz konusu değildir. Bu nedenle bu konuda da beraatimi talep ediyorum.

Eylem 57 Polat İnşaat. Efendim aşağı yukarı benzer bir konsept.  Adnan Polat'ın Boğaziçi Öngörünüm Bölgesinde bulunan yapısına ilişkin kış bahçesinin tadilatı talebi üzerine Ekrem İmamoğlu'nun yönlendirmesi doğrultusunda Piyalepaşa'da bulunan Polat İnşaatın yaptığı proje bitişiğinde bulunan ve mülkiyeti vakıflara ait olan eski eser niteliğindeki yapının metruk durumda olduğu, bu nedenle yenilenmesi gerektiği hususunu, söz konusu çalışmaların taraflarınca yapılıp yapılamayacağını öğrenmek amacıyla Kaan Bey ile bir görüşme yaptım. Kaan Bey'e bu talebimizi ilettim. Kaan Bey bu girişimin kendileri açısından da olumlu olabileceğini ifade etti. Ancak şu an gündemlerinde yer almaması nedeniyle talebe şu an için olumlu yanıt veremiyoruz dedi.  Bu görüşme neticesinde konu kapandı. Bunun ötesinde herhangi bir durum söz konusu değil. Üçüncü kişiler lehine bir menfaat olmadığını tekrar altını çizerek tamamen kamu menfaati yönünde gerçekleştirilmiş bir girişimdir efendim.

Eylem 58. Efendim bu eylemi savcılık ifadesinde detaylı ve net şekilde anlatmış olduğumdan izniniz olursa aynen okuyayım veya sadece değerlendirmemi yapıp geçeyim. Yani burada tamamen kamu lehine, sosyal hizmetlere fayda sağlanmasına yönelik bir çaba olarak, bir girişim olarak kendisiyle görüştüm. Kendisi bu talebi kabul etmedi. Ben de konuyu Sayın Başkanımıza ilettim. Daha sonrasında Başkanımız bir toplantıda, görüşmede ya da bir davette kendisiyle karşılaştığını söyleyerek bu hususla ilgili benim geri çekilmemi istedi. Ben de süreçten çekildim. Bunun dışında herhangi bir bilgim de yoktur süreçle ilgili efendim. Ve benim eylemlerim bunlar efendim. Eğer sorularınız olursa memnuniyetle cevaplamak isterim.

Şurada şunu sadece ifade etmek isterim efendim: Bu hususlarda ben şimdi iddianameyi incelediğimde, Elçin Bey'in her eylemin, Boğaziçi ile ilgili her eylemin altında kendisine atıfta bulunularak bir şey yapıldığını gördüm. Yani vicdani olarak şunu söyleyebilirim, Çaça’nın dışında hiçbir eylemin içerisinde Elçin Bey'in kendisi bizzat yoktur. Elçin Bey, bu sürecin dışında, yani bürokratik süreci yürüten taraftaydı. Biz buradaki eylemleri, bu bağış taleplerini tamamen Ekrem İmamoğlu'nun benimle olan teması doğrultusunda yürüttüğümüz bir işlemdir. Kendisinin belki dışarıdan duyumuyla haberi olmuştur ancak bizim herhangi bir irtibatımız veya bu süreçlere ilişkin birbirimize talimat verme, alt-üst ilişkisi durumu kesinlikle söz konusu değildir. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü biz İBB içerisinde benim Ekrem İmamoğlu'na resmi danışmanlık yapmamın dışında herhangi bir titrim, sıfatım, bir yetkim, icracı bir kimliğim bulunmamaktadır. Bunun altının özellikle çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.

HAKİM SORGUSU

Hâkim: Daha önce vermiş olduğunuz 23 Haziran 2025 tarihli bir ifadeniz var, 8 sayfa.

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: 17 Temmuz 2025 tarihli 3 sayfalık bir tutanak var.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Etkin pişmanlık kapsamında verdiğiniz ifadelerden bahsediyorum.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: 28 Temmuz 2025 tarihli 6 sayfadan ibaret...

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: Yine 19 Ağustos 2025 tarihli 11 sayfadan ibaret bir beyanınız var.

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: 9 Ekim 2025 tarihli 3 sayfadan ibaret bir ifadeniz var.

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: Bu ifade içerikleri doğru mudur?

Yakup Öner: Doğrudur. Aynı şekilde teyit ederim efendim.

Hâkim: Beyanlarınızın arkasındasınız.

Yakup Öner: Beyanlarımın arkasındayım, evet.

Hâkim: Şimdi bu 26 no.lu eylemle ilgili şimdi... Savunmanızda dediniz ki... Bu Gülaylar ile ilgili...

Yakup Öner: Evet, Gülaylar.

Hâkim: İfadenizde şöyle bir husus geçiyor; bu 22 milyon dolar, yaklaşık 22 milyon dolar civarında bir maliyeti olduğundan bahsettiniz.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Gülaylar bunu kabul etmedi. Bunun üzerine bu durumu Ekrem İmamoğlu'na arz ettiğinizde, "Başkan bir şey vermeden bu imarı alamazlar," dedi.

Yakup Öner: Doğrudur.

Hâkim: Bunun üzerine Gülaylar grubuyla yapılan protokol neticesinde yaklaşık 5 bin metrekare net konut alanı İBB'ye bırakılması üzere şartlı bağış protokolü imzalandı. Bu kısmı teyit ettiniz beyanlarınızda, doğru mudur?

Yakup Öner: Doğrudur efendim. Ben orada hani tekrar ifademin içeriğine girmedim, ben sadece üstüne bir şeyler eklemek amacıyla bir anlatımda bulundum. Ancak beyanlarımdaki tamamı, yani savcılık ifadelerimin tamamını aynı şekilde onaylıyorum, arkasındayım.

Hâkim: Şimdi bu 49 no.lu eyleme ilişkin, Sarıyer Vaniköy'deki yalıdaki tadilat olayıyla ilişkin...

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: Burada şimdi Cüneyt Yakut'un ifadelerinden bahsettiniz.

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: Orada Cüneyt Yakut ifadesinde 700-750 bin dolar civarı bir paradan bahsediyor. Siz de orada dediniz ki bizim görüşmemizde bu şekilde geçmedi, kreş yapımı olarak değerlendirildi. Orada da büyük kreş yapımı maliyeti de 700-800 bin dolar civarıydı dediniz.

Yakup Öner: Doğrudur. Bunu da onun talebi üzerine ilettim kendisine.

Hâkim: Şimdi buradaki talep, öncelikle şunu bir anlayalım; buradaki talep hukuki bir talep mi, kreş?

Yakup Öner: Bu aslında rızaen yapılması istenen bir bağış. Bu, yapılan resmi işlemlerin herhangi bir koşulu değil. Çünkü zaten ben bu konuşmayı yaptığımda kendisi basit onarım ruhsatını almıştı ve inşaatları devam ediyordu. Yani bu eylemi de ilk mesela ilk görüşmemizde büyük kreşi kabul etmediğinde bu eylemi durdurmaya yönelik de herhangi bir girişimimiz olmadı; yani o ruhsatın iptaline veya...

Hâkim: Cüneyt Yakut burada şimdi dinlenirken hani şimdi kreş olarak talep edildi diye de belirtse zaten ne değişecek burada yani?

Yakup Öner: Ben... O zaman etkin pişmanlıktan faydalanamayacaktı, birincisi bu. Çünkü benim ifadelerime aykırı düşmüş olacaktı.

Hâkim: Sen şimdi kreş olarak anlatmışsınız, sen faydalanmışsınız etkin pişmanlıktan.

Yakup Öner: İşte ben faydalanamıyorum bu eylemden efendim. Burada Cüneyt Yakut olayı çarpıtmış, benim anlattığımdan farklı anlattığı için benimki kabul edilmemiş.

Hâkim: Bu olayda Cüneyt Yakut şüpheli sanık değilmiş ki...

Yakup Öner: Değil, yani etkin pişmanlık hükümlerinde ceza verilmesine yer olmadığına denmiş efendim.

Hâkim: Ben o yararlanıyor demiyorum zaten ona da.

Yakup Öner: Özür dilerim. İddianamede bu yönde en azından bir atıfta olmadığını düşünüyorum.

Hâkim: Sen sonrasında basit tadilat diye bahsetmişsin. Basit tadilat olarak da bu sefer küçük kreş talebi var.

Yakup Öner: Tabii yani şimdi burada bizim talebin şekliyle şemaliyle alakalı bir durum değil efendim. Burada güçlendirme bizim için daha kolay bir unsurdu.

Hâkim: Sonrasında diyorsun ki ben burada devreden çıktım daha sonrasında.

Yakup Öner: Ben ilettim bitti benim için.

Hâkim: Devreden çıktım ama şu ifadende şu kısım geçiyor. Diyorsun ki sonrasında kreş yaptırılıp yaptırılmadığı hakkında veya nakit bir menfaat temin edilip edilmediği hususunda görgüm yoktur. Ancak duyum olarak kreş yaptırma işinin nakit menfaate temine döndüğünü duydum.

Yakup Öner: Duydum evet duydum. Bu sadece...

Hâkim: Bu iddia hakkında bilgim de yoktur. Evet.

Yakup Öner: Gerçekten yoktur.

Hâkim: Nereden duydun nakde dönüştüğünü?

Yakup Öner: Şimdi Boğaziçi efendim bana ara ara hani orada iş yapan mimarlar gelirdi. Ben ziyaret amaçlı geliyorum.

Hâkim: Hukuki bir kreş talebi ise nakde nasıl dönüşmüş o zaman?

Yakup Öner: Onu bilmiyorum efendim. Onun detaylarını ben bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.

Hâkim: Kimden bilsen?

Yakup Öner: Ben bunu çünkü etkin pişmanlık kapsamında bunu anlatırdım.

Hâkim: Kimden?

Yakup Öner: Yani şimdi isim olarak tam hatırladığım bir durum söz konusu değil efendim. Burada Boğaziçi küçük bir yer. Dolayısıyla dedikodu çok fazla döner. İş takipçileri buradan benim yanıma gelip gidip bazı bilgiler anlatırlardı. İş sahipleri anlatırdı. Şimdi burada şundan duydum demek gerçekten çok hakkaniyetli olmayacaktır. Çünkü genel bir duyumdan bahsediyorum efendim burada ben. Özellikle şunun altını çizeyim efendim. Boğaziçi küçük bir mahalle gibi. Dedikodu çok hızlı yayılır. Zaten iş sayısı çok azdır. O yüzden hani herkes her şeyi biliyor hani bilir görür.

Hâkim: Bir de şimdi orada savunmanızda dediniz ki iş zaten hukuki süreç zaten hukuki bir süreç işleyecek.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Biz sadece bağış olarak kreşi talep ettik dediniz.

Yakup Öner: Doğrudur efendim.

Hâkim: Bu ifadenizde şu şekilde geçiyor. Diyorsunuz ki Ekrem İmamoğlu beni çağırarak bu görüşmeyi yürütmemi istedi.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Biz bu talebi ilk olarak reddettik.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Bu redin üzerinden yaklaşık 1-2 ay sonra Cüneyt Yakut isimli şahıs beni arayarak benimle görüşmek istediğini iletti.

Yakup Öner: Doğrudur efendim.

Hâkim: Süreç hukukiydiyse zaten niye reddettiniz?

Yakup Öner: Niye reddettik? Esasında bu doğru bir soru. Ancak buradaki durum şöyle efendim. Boğaziçi çok stratejik bir bölge. Stratejik olduğu için de buradaki mevzular değerlendirilirken sadece yasal prosedür göz önünde bulundurulmaz. Yani halkın tepkisi çünkü Adnan Oktar'a ait olan bir villadan bahsediyoruz. Halkta hala infial devam ediyor düşüncesiyle buranın önünü açmayalım düşüncesi sebebiyle ya biz burayı yasal olarak size kesinlikle vermeyiz şeklinde bir reddetmekten bahsetmiyoruz.

Hâkim: Zaten reddedecekseniz reddettiyseniz süreç hukuki her ne kadar olsa da tepkisel olarak devam etmeyecekse kreş talebi niye gidiyor?

Yakup Öner: Efendim o önceki durumdu. Biz ilk başta bunu yürümeyeceği noktasında görüş belirtmiştik. Yani demiştik ki burasını mümkünse ben ama karşı taraf ısrarlı bir şekilde talep ettiğinde yasal olan bir durumu vermeme gibi bir durum keza zaten söz konusu olmaz. Şimdi burada sadece biz şunu söylemeye çalışıyoruz alacak olan kişiye. O zaman daha henüz alım gerçekleşmemişti. Biz burayı alırsak burayı yaptırabilir miyiz şeklinde bir ön görüşmeler vardı. Biz daha yaptırmayız burayı şeklinde görüşte görüş belirtiyordu. Buradaki mesele tamamen medya ve siyasi açıdan baskıya maruz kalmama açısından bir ön görüş olarak ön görü olarak ortaya konmuş olan bir eylem. Yasal bir eylem değil. Zaten yazılı da bir başvuru yoktur bu konuya ilişkin efendim.

Hakim: Eyleme ilişkin...

Yakup Öner: Evet.

Hakim: ...bu Çaça Balık...

Yakup Öner: Evet efendim,

Hakim: Seyfettin Taştan. Siz buradaki ifadenizde diyorsunuz ki "Olayla benim hiçbir alakam yok. Kesin Elçin Bey dediğiniz süreci yürütmüş o şekilde."

Yakup Öner: Süreci yürütmüş olduğunu ben Seyfettin Taştan'ın ifadeleri doğrultusunda söylüyorum. Yani edindiğim izlenim yoksa benim öyle bir iddiam yok efendim, onun özellikle altını çizeyim.

Hakim: Seyfettin Taştan'ın biz geçen burada dinledik, tanık olarak. Yakup Öner beni Bakırköy'e davet etti.

Yakup Öner: Böyle bir şey yok.

Hakim: Kendisi benden 10.000 adet tanesi 1000 liralık kart talebinde bulundu.

Yakup Öner: Tamamen yalan.

Hakim: Hatta ben rakamın yüksek olduğunu söyledim. 500 TL üzerinden anlaştık. Hatta ben de kendisine "Bu bağışın pazarlığı mı olur?" diye sormuştum o esnada. Sizin talep ettiğinizi söylüyor, sizin...

Yakup Öner: Efendim ben şimdi neye istinaden adamı çağırıp böyle bir talepte bulunayım? Şimdi adam diyor ki "Ben hiçbir şey yapmadım." Şimdi bir şey talep etmeyen adamı ben öyle zırt diye "Hadi gel ayağıma, bana kart ver." Bir de şimdi istesem "Bana nakit istedi" dese yine daha mantıklı olacak. Şimdi ben kartı niye zorla isteyeyim adamdan yani? Ha Seyfettin Taştan kim ki ben onu arayayım yani? Ha bir şey de ben Başkan adına arayıp görüştüğüm insanlar söz konusu burada. Ben şimdi Seyfettin Taştan'ı kafaya takacağım, arayacağım, çağıracağım ayağıma, kart isteyeceğim, bir de pazarlık yapacağım adamla şimdi, akıl var...

Hakim: Peki Seyfettin Taştan'ın açısından bakarsak, kendisinden böyle bir talep geldiğini iddia ediyorsa, bu talep bu talebi siz değil de Elçin Bey ileri sürdüyse "Gelip burada Elçin Bey istedi" diye anlatır, "Onlar istese ne diyecek? Ha siz istemişsiniz."

Yakup Öner: Efendim şimdi 2 hususun altını çizmek istiyorum. Birincisi, bu adam aslında bu yapıyı kurtarmak için bana geldi. Şimdi benim davetim üzerine değil. Ben kapıyı çalarak geldi bu adam.

Hakim: Bir de... Bir de biraz önce mesela dediniz ki en son ifademin en son kısmına bir şey ekleyeceğim dediniz. Elçin Bey Çaça Balık dışında, bürokratik süreçler harici herhangi bir şeyle ilgilenmemiştir. Yani orada dediniz "Bodrum katla Boğaziçi'ndeki hususlar var. Ben vicdanen bu durumdan biraz rahatsızım." Kendisi olaylardan haberdar değil, sadece bürokratik süreç içerisinde...

Yakup Öner: Doğrusu bu efendim, doğrusu neyse onu söylüyorum.

Hakim: Sadece bürokratik sürecinde kişi var iken bir tek Çaça Balık olayında...

Yakup Öner: Çaça Balık'ta da şimdi görünen şu efendim: Benim adamla bir tanışıklığım yok ama Seyfettin Taştan kendi diyor ki "Ben Elçin Bey'i tanıyorum" diyor, "Biz arkadaşız" diyor, "Benim mekanlarıma gelir giderdi" diyor. Şimdi durum buyken ben hangi sıfatla kart alacağım? Bir. İkincisi efendim, ilk etkin pişmanlık ifadesini veren benim, burada durumu anlatan benim. Ben anlatırken ben "Seyfettin Bey'i çağırdım, kart aldım" desem benim için değişen hiçbir şey olmayacak, aksine şu anda bu eylemden yargılanamıyor olacaktım. Ben hangi gerekçeyle yalan söyleme noktasında bulunuyorum? Şimdi Seyfettin Taştan ya da Seyfet Taştan, burada kendince benden intikam alma yolunu seçmiş. Benim gördüğüm kadarıyla bu. İki türlü husumet güdüyor: Birincisi, kendisini zamanında dinlemeyi reddettiğim ve hatta yıkılması yönünde Başkana...

Hakim: Onu da soracaktım, bu hususta dediniz ki "Burada hukuki... hukuka aykırı olduğundan dolayı yıkılması gerektiğini söyledim, sonrasında bana bu şekilde kumpas kurduğunu düşünüyorum" diye beyanınız oldu. Şimdi bu...

Yakup Öner: Doğrudur.

Hakim: ...hukuki hukuka aykırı olduğundan dolayı yıkılması gerektiğini belirttiniz, hassasiyetinizin olduğunu söylediniz bu konuda. Şimdi bu aynı hassasiyet mesele bu Tarabya sizin tabirinizle Central Otel, mesela orada da aykırı bir durum söz konusu.

Yakup Öner: Evet, onu şöyle anlatayım.

Hakim: Aynı hassasiyeti orada niye göstermiyorsunuz...

Yakup Öner: Aslında ben aynı hassasiyetleri gösterdim efendim. Şöyle anlatayım: Şimdi biz Mehmet Faruk Baştürk Bey'le görüştüğümüzde bana burada işte kaçak yapıların olduğu gibi bir durumdan bahsetmedi. Sadece "Ben Central Otel'i satın aldım, burayla ilgili benim tabii doğal olarak bahçe düzenlemesi, peyzaj gibi unsurlar söz konusu ya da yasal açıdan basit onarım ruhsatı talebi alma durumu söz konusu." Şimdi böyle bir durumda bizden destek talebi şeklinde algıladım. Daha sonra kendisine Boğaziçi İmar Müdürlüğüne yönlendirdim. Zaten benim herhangi bir icrai yetkim bulunmadığından dolayı, karar verme veya talimat verme yetkim bulunmadığından ben ilgilileri Boğaziçi'ne yönlendirdim ki diğer işlerde de yaptığım gibi aynı şeyi yaptım. Bana kendisi bu konular, teknik konuları Müdürlükle görüştüğünü söyleyince ben tekrar üstüne gitmedim. Benim o konuyla ilgili aykırılıktan çok sonraları haberim oldu. Yani ben görüşme aşamasında bu konularla ilgili bilgi sahibi değildim efendim. Hatta iddianameden öğrendim, işte duvarla örtüldüğünü, aykırılık olduğunu duymuştum kayaların oyulduğunu ama duvarla örülmüş olduğu durumunu bile ben iddianameden öğrendim, öyle söyleyeyim efendim.

Hakim: Orada 13 milyon nakit olayını duyunca bunu dediniz başkanı...

Yakup Öner: Israrı üzerine başkanın yaptım. Normalde ben reddettim yani biz böyle bir şeyin içerisine...

Hakim: Kendiniz de dediniz ki ben herhangi bir şekilde işin içerisinde nakit konusu olduğu zaman ben orada bulunmam, yer almam dediniz.

Yakup Öner: Doğrudur efendim, kesinlikle öyle. Doğrudur.

Hakim: Peki başkana konuyu ilettim, daha sonra başkan beni...

Yakup Öner: Fatih Keleş'e...

Hakim: Fatih Keleş'e konuyu aktarmamı...

Yakup Öner: Doğrudur.

Hakim: Siz başkana ne olarak ilettiniz? Yani ben bu işin içinde olmam deyince mi Fatih Keleş'e yönlendirdi? Yani Fatih Keleş...

Yakup Öner: Sayın Başkanım, ben şimdi İBB çatısı altında zaten benim kamusal görevim boyunca da aynı şey söz konusuydu, hiçbir zaman amirimin dışındaki resmi amirimin dışında hiçbir zaman talimat almadım. Burada da benim amirim sadece Ekrem İmamoğlu olduğundan Ekrem İmamoğlu'nun yönlendirmesi doğrultusunda Fatih Bey'e gittim. Yani burada bana sadece Faruk Baştürk'le yaptığın görüşmenin detaylarını oraya anlat. Yoksa para talep etti, madem para talep ediyor Fatih Bey baksın şeklinde bir yönlendirme değildi bu. Onun altını çizmek istiyorum ama...

Hakim: Sonrasında da o otelin sahibi de iddiasında...

Yakup Öner: Evet. O takip etti.

Hakim: Otelde ne kadar nakit verdiğini söylüyor iddiasında, bu yönde...

Yakup Öner: Bana Süleyman Atik'e vermiş efendim. Ben bilmiyorum. Zaten adamın nakit vereceği belliydi. Ben adam nakit vermedi demiyorum. Ben de aynı şekilde verdiğini biliyorum. Yani bu konuda çok net. 13 milyon TL'yi Süleyman Atik'le görüşüp o işten yürüttüğünü biliyorum ama 2 taksit mi verdi, 3 taksit mi verdi, birini mi kendi aldı, üçünü mü kendi aldı, o detayları ben bilmiyorum efendim. Ama burada benim tavrım sadece başkanın beni görüşmelere yönlendirdiği hususunun altını çizerek belirteyim. Ben yaptığım görüşmelerin detaylarını teknik bilgi, birikimim, tecrübem ve yasal mevzuat çerçevesinde başkana iletmek. Yani ve olduğu gibi iletmek. Şimdi bunu eğip bükerek iletemem. Bu vatandaş böyle dedi şeklinde ilettim. O da "Ha, iyi olmuş." demedi. "Kötü olmuş." da demedi. Yani bana Fatih Bey...

Hakim: Bu işin teknik kısmını iyi bilen bir şahıssanız da. Buradaki o mevzuata aykırı durumdan nasıl habersiz oluyorsunuz? Onu ne şekilde ilettiniz?

Yakup Öner: Efendim, buradaki konu teknik değildi. Yani benim buradaki mevzum daha çok konuyu anlamak, anladıktan sonra başkana iletmekti. Başkana ilettiğimde de başkanımız "Zaten ben böyle bir görüşme yaptım. Bu konuyla ilgili ben Mehmet Faruk Baştürk'le bir görüş. Bu konuya ilişkin benim talebim bir iletin. Yani ben Malatya'da kendisinin bir hayır yapmasını istiyorum. Çünkü Malatya kendi memleketi. İstanbul'a da yapmasın, Malatya'ya yapsın." dedi. Ben de bunu iletmek için gittim aslında. Yoksa buradaki konu hani "Yakup, buradaki süreci sen yürüt. Boğaziçi'nde şöyle şöyle şöyle yapsın." gibi bir durum değil. Zaten benim Boğaziçi'ne talimat verme yetkim yok. Sadece süreci görüşüp başkana bilgi aktarmaktan ibaretti. Bu doğrultuda hareket ettim. Çünkü zaten hani bilmiyorum yasal olarak Elçin Bey kendi ifadelerinde...

Hakim: 16 nolu eylemde Bu Doğuş Holding...

Yakup Öner: Evet.

Hakim: ...10 milyon dolar. Evet. Bu nedir? Bu neyin karşılığı isteniyor bu?

Yakup Öner: Sayın Başkanım bu Reina 1957 öncesinde yapılmış olan bir yapı olduğu için zaten iskanı kabul ediliyor. Şimdi Reina saldırısı kaç yılındaydı hatırlamıyorum şimdi. Yapıldıktan sonra orası metruk halde kaldı. İşletmeye de açılamadı. Uzunca bir süre ilgilileri bu noktada bir girişimde bulunmadılar. Daha sonra girişimde bulunulduğunda, benim duyumlarım doğrultusunda, ilgili Boğaziçi İmar yetkilileri veya ilgili Büyükşehir Belediyesi yetkilileri bu işe sıcak bakmadığında, yani "Burası hala taze, bu yaralar taze buraya dokunmayalım" şeklinde bir durum söz konusu olduğundan yapılamamış. Bize ilettiğinde konuyu biz kendisiyle ilgili bir çalışma yaptığımızda zaten yasal mevzuat açısından verilmesinde herhangi bir aykırılık olmadığını anlayınca... Tabii Boğaziçi'nin bana yönlendirmiş olduğu raporlar doğrultusunda anladığım bir husus. Yoksa benim bizzat oturup dosya başında incelemişliğim yoktur. O doğrultuda biz kendileriyle görüştük. "Ya burada zaten yasal olarak alabiliyorsunuz ama bizim de ekonomik bütçemiz sınırlı. Siz de raylı sistem yapıyorsunuz nihayetinde kamuya yönelik olarak. Buradaki kamunun size karşı olan borcundan bir miktar feragat sağlayın." şeklinde bir görüşmeden ibarettir efendim. Burada hani ön koşul değil ama bununla birlikte yürütülmüş bir süreç olduğunu söyleyebilirim.

Hakim: Şimdi ben az önce ifadenizde de bir yerde not aldım. "Neden suçlandığımı ben burada anlamıyorum. Kamu yararına destek talebinde bulunuyoruz." dediniz. Hatta bu nedir? "Mehtap Evi Köşkü" müydü?

Yakup Öner: Mehtap Evi Köşkü, evet.

Hakim: Bu hukuka uygun her talep geldiğinde neden böyle kilitlenip de bir kamu yararına talepte bulunuluyor? Hukuka uygun bir... Neden red etmiyorsunuz?

Yakup Öner: Şöyle efendim. Şimdi yasal mevzuat çerçevesinde kişi kendi haklarını hiçbir koşul olmadan elbette ki almak zorunda. Bizim buradaki taleplerimiz işle bağış arasında bir illiyet ilişkisi kurarak, bir bağlantı kurarak yürütmekten ziyade yani hazır buraya gelmişken bir talepte bulunalım. Yani aslında hani karşılıklı...

Hakim: Adam hayır yapmak istese kendi yapar zaten.

Yakup Öner: Evet. Doğrudur Sayın Başkanım. Hani ama bizimki gerçekten karşılıklı rızaya ilişkin yürüyor. Bunun da ispatını şöyle verebilirim Sayın Başkanım: Mesela Sinpaş kabul etmediği halde işleri yürümüştür. Yani bununla ilgili bir şey kurulmadı. Bu noktada yani benim eylemlerimin içerisindeki birkaç hususta daha bu çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Yani burada bir Torunlar da mesela aynı şekildedir. Yani bizim bir bağış konuşuyor olmamız, o bağış olmazsa bu iş gerçekleşmez anlamı taşımadığına çok iyi delillerdir aslında bu eylemler. Çünkü her seferinde eylemlerden çok sonraları bağış kısmı gündeme gelmiştir.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Yakup Bey, Eylem 26'dan başlıyorum.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Eylem 26'da daha demin bahsederken bu bağış sürecinin işte imar durumu üzerinde onay sürecinden bahsettiniz, doğru mu?

Yakup Öner: Doğrudur.

Savcı: Yine Başkan Bey de sordu, hani daha açık açık bahsetti, ifadenizden okuyup sordu: "Bu Gülaylar sürecinde 22 milyon dolarlık bağış meselesi, Gülaylar kabul etmedi. Bunun üzerine durumu İmamoğlu'na arz ettiğimde, Başkan, 'Başka bir şey... Bir şey vermeden bu imarı alamazlar,' dedi. Bunun üzerine Gülaylar Grubu ile yapılan protokol sonucu 5 bin metrekare alan İBB'ye bırakılması için protokol imzalandı." Yani bu durumdaki süreçte Ekrem Bey'in bahsettiği yani veya iddianızdan yola çıkarak söylüyorum, "Bir şey vermeden alamazlar," dendikten sonra mı protokol imzalandı?

Yakup Öner: Tabii. Yani bu konu konuşulduğunda yani protokolden epey bir önceydi. Bunun hemen arka arkaya gelişen bir durum değil. Zaten yasal haklarını almış, ondan sonra biz 11 ay sonra bu protokolü yapmışız. Biz bu görüşmeyi Ekrem İmamoğlu ile yaptığımızda henüz protokol imzalanmamıştı, meclisten de geçmemişti. Ama o zamanki meclis, özellikle altını çizeyim Sayın Savcım, burada AK Parti'nin çoğunlukta olduğu bir meclisti. Hani tek başına bizim yürütebildiğimiz bir süreçten ziyade bizim de içinde olduğumuz ama AK Parti'nin de tamam dediği bir süreç olduğu için...

Savcı: Zaten protokole ilişkin meclis onayından ziyade başkanlık olurundan bahsetmişsiniz.

Yakup Öner: Efendim?

Savcı: Meclis onayına ilişkin hani meclis onayı değil de direkt başkanlık oluruyla...

Yakup Öner: Bu bağışa ilişkin efendim.

Savcı: Bağıştan bahsediyorum.

Yakup Öner: Bu bağıştan. Şimdi plan kısmında yetki mecliste olduğu için bu yetkinin devri zaten söz konusu değildir, Başkanın böyle bir yetkisi yoktur. Burada sadece protokolün meclise sunulması, meclisten geçmesi veya geçmemesi durumu. İkisi de kamuya yöneliktir ancak biri daha katidir, öteki daha ucu açık değil ama; ucu açıktan kastım şu değil, başka bir şeye evrilebilir meselesinden değil. İptale yönelik Gülaylar'ın talebinin olması durumunda ucu açık olabiliyor; yani idari işlem açısından bir eksiklik oluşturuyor, yoksa niyet açısından demiyorum efendim.

Savcı: İlgili süreç Ekrem İmamoğlu tarafından verilen talimat gereğince ilgili belediye personeli tarafından sonuca bağlandı. Bu talimat kime verildi bu süreçte?

Yakup Öner: Daire başkanına, o zamanki daire başkanına ve şey Genel Sekreter Yardımcısı veya belki Genel Sekreter de bilmiyorum; yani idari işlemler.

Savcı: İlgili daire başkanı kimdi o tarihte?

Yakup Öner: O zaman Gürkan Akgün.

Savcı: İlgili genel sekreter yardımcısı?

Yakup Öner: Sanırım Mahir Polat mıydı ya da Buğra Gökce miydi tam hatırlayamıyorum efendim o dönemki şeyi. Ancak burada dediğim gibi bürokrasinin buradaki rolü sadece meclise sevkten ibarettir efendim; yani bir teklifi onaylama, reddetme veya pozitif olarak onaylama gibi bir yetkisi yoktu o dönemde.

Savcı: Bu Doğuş'tan eylem 46'ya geliyorum.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu Doğuş'un raylı sistemden alacağı para resmi ve hakedişli bir hakediş midir?

Yakup Öner: Zaten hakediş olarak ortaya konulması gereken ama ancak ekonomik sıkıntı sebebiyle ödenemeyen bir miktardı. Onlar uzunca bir süre borçlu olarak çalıştılar raylı sistemler hattının imalatını durdurmadan devam ettiler diye o zaman.

Savcı: Yani belediyenin Doğuş'a yaptığı bir bağış değil, Doğuş'un kendi resmi alacağı doğru mu?

Yakup Öner: Tabi tabi.

Savcı: Yaptığı iş karşılığında emek karşılığında neyse artık.

Yakup Öner: Tabi. Yani bundan feragat edersin şeklinde bir görüşmeydi.

Savcı: Yıllardır belediye içinde olduğundan bahsettiniz ona bahisle soracağım. Belediyenin bu süreçte ruhsat karşılığı alacağı ses edilme meselesi oluyor ya ruhsat alacağı var bir şey var ruhsat başvurusu yaptı. Belediyenin bir alacağı da var belediye bu şekilde alacağını sildirebiliyor mu?

Yakup Öner: Ya bunları duydum Sayın Savcım ancak delillendiremem.

Savcı: Sonuçta hakedişe dönüşmüş artık içeriye verilmiş onaylanmış vesaire alacak doğmuş durumdadır. Nasıl vazgeçilecek?

Yakup Öner: Yani yasal olarak yapılmaması gerekiyor. Vazgeçme kısmı şöyle hani parayı alır geri bağış yapar gibi veya bilmiyorum ben mali yönden bu işin teknik boyutunu hukuki boyutunun ne olduğunu bilmiyorum ancak hani içeriye ben şu kadarlık alacağımdan feragat ediyorum dediğinde eğer bir koşul ileri sürmeksizin şurada şurada şurada kullanılmak üzere derse, Meclis’e girmesi gerekiyor. Ancak koşul belirtmeksizin yaparsa iki tarafın onayıyla bildiğim kadarıyla o bağış işlemi onaylamıyor. Ancak bunun formalitesini ve prosedürlerini bilmiyorum Sayın Savcım.

Savcı: Daha sonra süreç Fatih Keleş'e yönlendirilmiş doğru mu?

Yakup Öner: Burada ben konuyu başkanın bilgisi doğrultusunda Fatih Bey'e ilettim. Ondan sonraki süreç o tarafta ilerledi yani.

Savcı: Ekrem Bey'le nasıl görüştünüz, hani Fatih Keleş'e yönlendirme süreci anlamında?

Yakup Öner: Fatih Bey'e Başkan yönlendirdi beni. Burada ben Başkanımıza ben...

Savcı: Süreci o devralsın diye mi yönlendirdi yoksa?

Yakup Öner: Hayır sadece bana zaten kendileri görüşürlerdi. Yani burada benim önümde bir devir durumu söz konusu olmadı Sayın Savcım. Burada sadece ben konuyu ben Hüsnü Bey'e ilettim. Hüsnü Bey bu konuya kendisinin çok ciddi bir miktar olduğu için karar veremeyeceğini ve bunu Ferit Bey'le görüşeceğini söyledi.

Savcı: Peki Fatih Keleş'in yürütme yetkisi var mı belediye adına?

Yakup Öner: Fatih Bey'in resmi yetkisi Spor A.Ş. Genel Müdürlüğü ya da Yönetim Kurulu Başkanlığı tam unvanını bilmiyorum ancak tabii ki bu meseleleri yürütmeye yasal olarak yetkisi yoktu.

Savcı: Yine bu Eylem 49 meselesiyle ilgili.....

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Daha sonra bu kreş meselesinde nakit menfaat ödendiğinden bahsettiniz ya.

Yakup Öner: Evet, evet Sayın Savcım.

Savcı: Bunu kimden duydunuz?

Yakup Öner: Dedim ya, şimdi Boğaziçi küçük bir yer. Dedikodu çok dönüyor. Yani fiilen şu verdi olsaydı ben zaten o zamanki ifademde de bunu samimiyetle söylüyorum, açık yüreklilikle anlatırdım. Burada ben daha çok ya bir dedikodu dönüyor, bu nedir diye baktığımda görmüş olduğum bir şey. Ama bunu teyit edecek herhangi bir bilgim, gördüğüm yoktur efendim.

Savcı: Yine bu Halk TV işte Cafer Mahiroğlu meselesi var. Ona ilişkin beyanlarınız da var. Murat Ongun....

Yakup Öner: Evet efendim.

Savcı: Bu süreci nasıl yürütüyorsunuz?

Yakup Öner: Süreci yürütmekten ziyade efendim, şöyle bir durum söz konusu. Burada zaten yapıda belli imalatlar yapılmıştı. Bu imalatlarla ilgili benim hatırladığım kadarıyla Elçin Bey başkanımıza bu imalatları anlatmış, burayla ilgili yasal olarak gereğinin yapılması gerektiği hususunu belirtmiş. Ancak herhangi bir talimat gelmediği için, ama gecikmeden mi başka bir sebepten mi onu bilemiyorum. Talimat gelmediği için Elçin Bey bana tekrardan bir hatırlatmada bulundu. Dedi ki, ya burada bir, sen de gündeme getirebilir misin deyince ben de başkanımızın gündemine götürdüm. O da dedi ki, bunu Murat'la bir konuş. Murat'la konuşmaktan kastı şu değil, yani burada siz oturun birlikte karar verinden ziyade, medyaya ilişkin bir husus olduğu için Murat'ın bilgisi olsun bunda. Ondan sonra ben konuyu ona ilettim. Sonra kendi aralarında verdikleri bir karardır. Burada benim herhangi bir dahilim, yetkim, icrai bir durumum söz konusu değil efendim.

Savcı: Murat Ongun ile aranızda bir galiba konuşma geçmiş, ondan bahsetmiştiniz.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: İşte bu konuyu başkanla konuştuğumuzda, başkan "Bu konu önemli, bu konuyu Murat Ongun ile birlikte değerlendirin, öyle karar verin" dedi. Murat Ongun ile görüşüldüğünde kendisi "Bize destek veren tek kanal, ......" şeklinde bir beyanda bulundu.

Yakup Öner: Evet, bu böyle bir sitem oldu, doğrudur.

Savcı: Yani bu imar ve benzeri işlerde belli kişilere veya isimlere bu tarz ayrıcalıklar yapılır mıydı? Veya ayrıcalıklı bir yaklaşım geliştirilir miydi? Bunun üzerine gitmek veya vazgeçmek gibi.

Yakup Öner: Yani ayrıcalık... Burada benim bilgim dahilinde olan eylem olsaydı bunu da zaten ifadelerimde anlatırdım Sayın Savcım. Benim bunun dışında bildiğim bir husus yok. Yani çünkü medya ile benim hiçbir işim yok. Yani Murat Ongun'un yürüttüğü...

Savcı: Yok, imarla ilgili konulara baktığınız için, yani bu Boğaziçi ile ilgili konular size geldiği için, ha bu tarz benzer kişilere belli başlı ayrıcalıklar tanınır mı?

Yakup Öner: Ya kolaylık mutlaka tanınmıştır Sayın Savcım. Ayrıcalığın büyüklüğünü şu anda hani somut bir eylem üzerinden anlatamam ama bazı konularda mutlaka artılar, eksiler olmuştur. Yani bu konuda kolaylık sağladıklarını düşünüyorum.

Savcı: Bu konuşmadan sonra, sonrasında Boğaziçi İmar Müdürlüğü süreci beklemeye aldı şeklinde beyanınız var.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu konuşma sonrası bu işlemler durduruldu mu?

Yakup Öner: Hayır, yıkım yapıldı. Yani tutanak tutulup yıkım yapıldı. Yasal gereği yerine getirildi. Ancak burada süreç nasıl yürüdü, oradaki mesele tam olarak neydi, bu konuya ilişkin çok detay bilmiyorum. Ben sadece burada görmüş olduğum takvim, kronolojik işleyiş ve görüşme sırasını anlattım. Ama burada bu sebepten uzunca bir süre bekleme süresinin söz konusu olduğunu söyleyebilirim efendim.

Savcı: Evet. Fiili olarak yerine yapılmadıysa da burada daha başka alanlarda imar... alanlar kazandırıldı fakat işin yapılış şekli...

Yakup Öner: Doğrudur. Yani bu sadece bilgiye dayalı yani duyuma dayalı bir bilgi. Gidip yerine fiilen görmüşlüğüm yoktur. Ancak bu konuda olduğuna ilişkin bilgim var. Yasal prosedür açısından ne yapıldı onun detaylarını ben bilmiyorum. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nden o konuya ilişkin bilgi talep edebilirsiniz Sayın Savcım.

Savcı: Zaten burada bir anlaşmazlık bahsettiniz hani, nakdi talep olduğu zaman ben sürece dahil olmam dediniz.

Yakup Öner: Kesinlikle. Doğrudur efendim.

Savcı: Bu Faruk Baştürk'ün bahsettiği, vermek istediği 13 milyon TL'nin mahiyeti nedir?

Yakup Öner: Genel olarak.

Savcı: TL mi? Bu düşülen bağış mı rüşvet mi yani?

Yakup Öner: Bizim bağış talebimizdi. Bu işlerin bir karşılığı şeklinde dediğim gibi, biz zaten kreşi de özür dilerim burada o konu da bu kapsamda konuşmadık. Yani "Bunu verirsen işlerin yürür, vermezsen yürümez" gibi bir ifade zaten benim literatürümde yok. Ben hiçbir görüşmemde böyle bir içerikle hareket etmedim.

Savcı: Peki 13 milyon bağışsa niye süreçten çekildiniz? 13 milyon nakit bir bağış talebi.

Yakup Öner: Bu her tarafa çekilebilecek bir şey efendim. Söz konusu para olunca paranın resmi olarak içeriye girmesi gerekir. Yani meclise denilmesi lazım ki ben şu kadar TL'yi resmi olarak yapıyorum. Ancak buradaki süreç resmi olmayacağı için ben bu paranın da nereye gideceğini bilemem. Ben etik olarak para konularında...

Savcı: Peki resmi olmayan bir yerde belediye sistemine girmedi doğru mu? Bilginiz var mı?

Yakup Öner: Girmedi tabii. Ha şimdi ben alındığına ilişkin biliyorum ama bunun ne kadar alındı, 13 milyonun tamamı mı alındı, ben iki ya da üç taksit olarak alındığını biliyorum. Zaten Süleyman Atik'in de ifadesi var. Birkaç gün önce de burada kendisi belirtti. Belli bir miktar alınmış ama tamamı mı alındı, belli bir miktar mı alındı, para nereye gitti onların detaylarını...

Savcı: Peki bu tarz iş adamlarının nakit tekliflerini Ekrem Bey'e ilettiğiniz zaman bu konu hakkında tepki göstermez miydi, bu ne parası, bu ne teklifi diye?

Yakup Öner: Yok. Yani daha çok hani böyle bir teklif geldiğinde bana gelmezdi. Bana çok nadir gelirdi. Çünkü benim uzunca bir süredir belediyecilik faaliyetlerinin içerisindeyim Sayın Savcım. Ben 20 küsur yılı geçti. Şimdi ben prensip olarak, etik olarak devletimi, kamuyu artıya geçirecek veya fayda sağlayacak unsurların içerisinde yer almaya gayret ettim. Bunun dışındaki hiçbir meselenin aktif olarak içinde olmadım. Fark ettiğimde de geri çekildim. Dolayısıyla burada hani beni tanıyan herkes de bu yaklaşımımı bilir. Bu sebeple yani bu tür meseleler olduğunda ya bana hiç verilmezdi bu konu... Yani "Yakup sen git şu adamdan şunu iste" kısmında eğer kamu faydası yoksa bana zaten gelmezdi o konu. Hani burada bizim işleyiş açısından durum buydu. Veya bizim görüşme sırasında benim talebim üzerine iş buraya dönerse ben konuyu başkana aktarıp "Ben bu işin içerisinde yer almak istemiyorum" derdim.

Savcı: Şimdi sorumlu olduğunuz eylemlerdeki mali verilere baktım. Mesela 10 milyon dolar Torunlar'dan, 10 milyon dolar Doğuş'tan, -ki bunlara hani bağış diye nitelendiriyorsunuz da- 22 milyon dolar Gülaylar'dan, 800 bin dolar Vaniköy'den ve 5 milyon TL Çaça Balık'tan...

Yakup Öner: Vaniköy doğru değil efendim. Yani bu...

Savcı: İddianamede Yaşar [anlaşılamadı] rakam geliyor.

Yakup Öner: Ha şöyle; biz büyük kreş talebinde bulunduk ama kendisi kabul etmedi büyük kreşi. Sonra küçük kreş...

Savcı: Kreş taleplerinden bahsetti.

Yakup Öner: Ha talep alındı, evet. Evet efendim.

Savcı: 5 milyon TL Çaça Balık'tan, 13 milyon TL Tarabya Otel’dem, 3 milyon dolar Avni Çelik'ten, 4 milyon dolar da Fiba Grubu'ndan hani istenen paralar var.

Yakup Öner: 4 milyon dolar değil, 400 bin dolar efendim.

Savcı: 400 bin dolar, evet. Aşağı yukarı 49 milyon dolar gibi bir bağıştan bahsediyoruz. Yaklaşık 18 milyon TL de... Yani bunu bağış diye değerlendiriyorsunuz da mesela daha demin buraya Hüseyin Bozkurt geldi işte hastane sahibi. Ondan istenen bir bağış var yine. Mesela bu şahıs bu bağışa hani bağıştan ziyade haraç diye nitelendirdi. Bu istenen 50 milyon dolarlık bağışlarla ilgili bu kişilerden hiç size böyle dönüşler oldu mu? Yani "Böyle bir bağış mı olur?" diye. Çünkü bağış dediğin...

Yakup Öner: Yani benimkilerde yok efendim.

Savcı: Buradaki herkesin bir şekilde belediyeyle bir işi var. Yani herkesin... Bağış dediğin gönüllü bir şeydir baktığın zaman. Hani saygı, takdir bulunur yani bir talep olmaksızın. Ama sürekli bir kişilerin belediyeyle bir işi var, haklı veya haksız talepleri ve sürekli bir bağış. Bağış dediğin 50 milyon dolardan bahsediyoruz, ciddi bir rakam yani. Burada birçok hani savcılık da dosya üzerinden bu süreçleri bağıştan ziyade irtikap veya rüşvet diye değerlendirdi. Siz de belediyeci bir kişiliğe sahipsiniz tamam hani olduğunu söylüyorsunuz.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu bağışlara ilişkin süreçlerde Ekrem Bey'le yaptığınız görüşmelerde bu tarz tepkiler geldiği zaman kendisine ilettiniz mi hiç?

Yakup Öner: ... Meselesi bu eylemde söz konusu oldu. Burada da yani ben şok etkisi hissettiğini görmedim.

Savcı: Efendim?

Yakup Öner: Yani bir "Nasıl böyle bir şey teklif ederler?" eder şekilde bir tepkiyle karşılaşmadım. Sadece bana "Bu konuyu Fatih Bey'e ilet" dedi, ben de Fatih Bey'e ilettim.

Savcı: Yine beyanınıza başlarken bir yapıdan bahsettiniz, içerideki ve dışarıdaki kişiler diye. Savcılık ifadenizde de bir anlatınız var. İşte, İmamoğlu'nun sisteminde Belediye içinde Fatih Keleş, Murat Ongun, Ertan Yıldız vardı. Belediyeye talimat ve yön verme, işlemlere müdahale etme şeklinde. Dışarıdaki isimler ise Murat Gülibrahimoğlu, Adem Soytekin, Hüseyin Köksal. Şimdi bu daha deminki beyanınızda Hüseyin Köksal'dan bahsetmediniz.

Yakup Öner: Efendim ben Hüseyin Köksal'ı çok tanımıyorum, sadece duyumdan ibaret. O yüzden o ikinci ifademde burada anlatırken başka kişiler varsa da "Benim konuya ilişkin bir şeyim yoktur" diye ekledim. Hüseyin Köksal'ı özel olarak çıkarmamın sebebi somut herhangi bir şeyim yok. Şimdi ben Gülibrahimoğlu'nu duydum. Gördüm. Adem Soytekin'i de gördüm, duydum. Hangi eylemler içerisinde olduğuna ilişkin duyumlarım daha güçlü. Ama Hüseyin Köksal benim için çok flu. Bu yüzden hani burada tekrar edip etmeme noktasında biraz tereddüt ettim. Ancak hani duyumlar o isimle birlikte yürüdüğü yönünde. Ancak bunu ben teyit edemem yani.

Savcı: Şimdi ama daha deminki beyanlarınızda işte bir düzen var, koordinasyon var, vesaire kişilerin birbirleriyle bağlantılı olduğu şeklinde beyanınız var. Bu nasıl bir bağlantı yani, süreç nasıl işliyordu?

Yakup Öner: Şimdi efendim benim çalışma...

Savcı: Ama ona birazdan geleceğim de. Genel şimdi herhalde 2014'ten beri...

Yakup Öner: Şimdi 2014, evet. Ben şimdi 2014'ten beri...

Savcı: Günümüze gelen isimler de aşağı yukarı iddianamede belirtilen. Verdiğiniz isimler de bunların hepsi o 2014 yılından olan isimler. Bunlar nasıl bir sistem dışarıdakiler, içeridekiler?

Yakup Öner: Şimdi aslında bu konuyu anlatmadan önce benim çalışma şeklim, nasıl 2014'te orada devam ettiğimi isterseniz çok kısa bir anlatayım. Çünkü anlattığım şeylerde belirleyici olacağını düşünüyorum Sayın Savcım. Şimdi ben 2014 öncesinde Beylikdüzü Belediyesi'nde çalışan biriydim. AK Parti seçimi kaybedip Ekrem İmamoğlu CHP olarak seçimi kazanınca ben belediyeden ayrılma kararı aldım. O dönemde de zaten onunla konuşmuştum. İlgili belediye yetkilileriyle, süreçten çekilmiştim. 1 ay kadar da ben belediyeye gitmedim. Hani yönetim otursun, istifamı öyle vereyim diye. O dönemde Ekrem İmamoğlu bir haber gönderdi bana "Seninle devam etmek istiyorum" diye. Ben de "Danışman olarak devam etmemiz durumunda ancak mümkün olabilir, ben içeride aktif görev almak istemiyorum" dedim. "Tamam" dedi. Ben danışman olarak o dönemden beri devam ediyorum. Şimdi o dönem benim sadece ve sadece harita konularıyla ilgili çalıştığım bir dönem oldu. Dolayısıyla Beylikdüzü Belediyesi döneminde yani ben Murat Ongun'u hani sadece kafa selamı verecek kadar tanırdım. Fatih Keleş'i yine aynı şekilde. Yani oturup bir çay içmişliğimiz, bir hal hatır sormuşluğumuz yok.

Savcı: Yani bu söz konusu 2019'dan sonra mı daha çok hani?

Yakup Öner: Benim şahitliğim 2019 sonrasındadır efendim. Yani 2019'dan öncesinde benim sadece belediyeye gidip kendi işime baktığım ve geri döndüğüm bir süreç söz konusuydu.

Savcı: 2019'un başına döndüğünüz zaman, bu konuda beyanlarınız var Resul Emrah Şahan hakkında.

Yakup Öner: Doğrudur efendim.

Savcı: İşte bu yeni İBB ve iştiraklerde Emlak İmar Yönetimi, İmar A.Ş., KİPTAŞ, BİMTAŞ gibi alanların yöneticileri Emrah'ın tercihine bağlı olarak oluşturuldu.

Yakup Öner: Benim düşüncem budur. Halen daha aynı şeyi düşünüyorum ve teyit ediyorum efendim.

Savcı: …şeklinde beyanınız var. "Hatta iştiraklerin yönetiminde fiili olarak Resul Emrah Şahan elinde şeklinde… "

Yakup Öner: Bu iştiraklerin, hepsi değil. Bu iştiraklerin; yani atıyorum BİMTAŞ’ın, ondan sonra diğer saymış olduğum iştiraklerin ben uzunca bir süre onun etkisinde hareket ettiğini düşünüyorum. Seçimden sonra ancak 2024 yılında fiilen belediye başkanı olduğu için belki aksamalar söz konusu olmuştur. Hani aktif olarak görev takip edemediği bir durum söz konusu olduğundan olmuş olabilir. Ancak o döneme kadar öyle olduğunu düşünüyorum.

Savcı: Peki 19'dan sonra bahsettiğiniz yapıyla ilgili belediye içinde herhangi bir rahatsızlık var mıydı insanlar tarafından?

Yakup Öner: Bana karşı mı?

Savcı: Yok, size karşı değil. Bahsettiğiniz dışarıdaki, içerideki kişiler.

Yakup Öner: Tabii ki rahatsızlık vardı işin, efendim bende de vardı. Yani bu sadece etrafımda olan şeylerle ilgili değildi. Ben şimdi danışmanlık yaptığım dönemlerde kendi yaptığım işlerle ilgili bir problemim yoktu. Ancak içeride daha aktif görev almam durumunda daha etkili pozisyonlar, daha iyi sonuçlar üretebileceğimi düşünüyorum efendim. Ben şimdi şöyle söyleyeyim; ben aile ortamlarında küçüklüğümden beri "Allah devlete zeval vermesin" cümleleriyle sohbetin sonlandığı bir ortamda büyüdüm. Dolayısıyla devlet figürü, millet figürü benim gözümde çok yüce bir noktaya sahiptir, kutsal bir yerdedir. Bu belki ütopik gelebilir, belki hani gerçekçi gelmeyebilir ama benim dünyam böyle, benim inancım böyle. O yüzden ben kamuya fayda sağlamayı her zaman hayatımda öncelikli bir noktaya koydum, öyle de devam ettim. İnanıyorum ki dünyada bir gün bir düzen kurulduğunda bu yine yüce Türk Milleti'nin ve yüce Türk Devleti'nin omuzları üzerinde yükselecek. Ben buna inanıyorum ve umarım da olacak yani.

Dolayısıyla burada şimdi yaklaşımı şöyle ortaya koymam lazım. Bunu niye anlattım? Şov olsun diye anlatmıyorum Sayın Savcım. Benim hayata yaklaşımım bu. Dolayısıyla ben kamu kurumunun dışında çok rahat para kazanabilecek yeteneklere sahibim. Çok evvelden devam eden arazi yatırımlarım var 2001 yılından bugüne kadar. Para kazanmayla ilgili benim problemim yok. Ancak kamunun içerisinde olduğumda fayda üretmek istedim ve bir dönemde görev talep ettim. Ancak olmayınca çok da üstelemedim. Hani bana görev verilmesini tercih ederdim. Zaten daha önceki savcılık ifadelerimde de ben bunu uzun uzun anlattım; hani neden görev alamadığımı. Benim gözümde —bu benim kendi izlenimlerim ve hissiyatım doğrultusunda ortaya çıkmış sonuçlardan biridir— Emrah'ın benim yol yürümemde, yürüyüşümü engelleyen ana faktör olduğunu düşünüyorum. Ama bu, aramızda bir kavgaya, tartışmaya hiçbir zaman dönmedi. Yani "Madem görev vermiyorlar, ben de öyle devam edeyim" deyip devam ettim. Dolayısıyla Emrah Bey'in bu konuda yaptığı şeyler sadece Emrah Bey'e ilişkin değil; içeride yapıyı anlatırken her danışmanın kendi altındaki hiyerarşik yapıyı korunaklı bir vaziyete getirmiş olması benim gözümde rahatsız edici bir durumdu, çünkü giremiyorduk hiçbir şekilde.

Savcı: Yapılan işlerdeki roller nedir? Mesela Fatih Keleş.

Yakup Öner: Fatih Keleş danışman değildi. Önceki dönem meclis üyesiydi, sonraki dönemde de 2024 yılından sonra Spor Kulübü Başkanı olarak bildiğim kadarıyla ya da Spor A.Ş.'nin bir yöneticisi, ben tam titrini hatırlamıyorum neydi. Ama spor faaliyetleriyle ilgilenen biriydi. Bir titri yoktu onun dışında. Ancak Murat Ongun, Ertan Yıldız ve Yiğit Oğuz Duman resmi danışmanlarıydı bunların.

Savcı: Titrinden ziyade oradaki faaliyetlerini sormak istiyorum. Mesela ifadenizde, "Fatih Keleş para işlerinin takibini yapan" şeklinde beyanınız var.

Yakup Öner: Evet doğrudur.

Fatih Keleş hakkında ayrıntılı anlatımlarınız olmuş ifadelerinizde. Fatih Keleş'in takip ettiği para işleri tam olarak nelerdir? Hatta daha sonra bu İSKİ ve işte Boğaziçi İmar sürecinin sana devri söz konusu olmuş.

Yakup Öner: Ya bir dönem öyle bir şey gündeme geldi ancak aramızdaki uyumsuzluk sebebiyle sanırım şey yapılmadı. Ben de zaten kabul etmeyeceğimi bunu açık bir şekilde hem Fatih Bey'e hem başka birine belirttim.

Savcı: Fatih Keleş süreçlere ne şekilde müdahale etti? Hani ifadenizde şunu söylemişsiniz: "Fatih Keleş bana gelerek 'Ben Ekrem Bey ile görüştüm, artık yavaş yavaş çekilmek istiyorum. Boğaziçi İmar Müdürlüğü, İSKİ'yi sana bırakmak istiyorum. Başkan seninle konuşacak.' dedi. Ben Ekrem İmamoğlu'nun beni çağırmasını beklemeden randevu alıp kendisiyle görüşmeye gittim. Fatih Keleş bana iki yapıyı, bana iki yapıyı bana devredeceğini, 'Sizin bir ölçünüz var mı?' diye sordum. Kendisi bana 'Bu iki yapı ile ilgili bir çalışalım, konuşalım.' dedi. Ben 'Kadro değişikliğim olacak mı?' diye sordum. Olumlu cevap alamayınca incelemeden teklifi reddettim." şeklinde beyanınız var.

Yakup Öner: Evet doğru

Savcı: Beyanınızın devamında hatta "Benim kadro değişimi istememdeki temel maksat söz konusu yerden yönetilmek istenen dolaylı olmayıp bu iki birimde yozlaşmış bir düzen olduğunu düşünmem."

Yakup Öner: Bu benim düşündüğüm şey.

Savcı: "Fikri reddettim." bu şekilde beyanınız var. Şimdi Fatih Keleş'in bu para işlerinin takibi meselesini açar mısınız? Bir de aynı zamanda bu İSKİ ve Boğaziçi İmarı devretme hikayesini.

Yakup Öner: Şimdi efendim, burada şöyle.

Savcı: Buyurun.

Yakup Öner: Şimdi burada benim içerideki görüntüm, aslında beni nasıl gördükleri meselesi burada çok önemli. Şimdi ben hayatım boyunca ahlaki bulmadığım, erdemli bulmadığım hiçbir eylemin içerisinde bulunmadım. Ben yalan söylemem, yani karakterimde yoktur. Abuk sabuk hareketlerin içerisinde olmam. Kişisel menfaatime yönelik hiçbir zaman bir eylemin içerisinde olmadım. Şimdi benim nasıl çalıştığımı, beni evvelden tanıyanlar bilirler. Ben 2014 öncesinde yaptığım şeyleri diğer arkadaşların bildiğini iddia edemem ancak Ekrem İmamoğlu'nun mutlaka bununla ilgili istihbarat aldığını düşünüyorum benim karakterim, bilgi birikimim ve tecrübem konusunda. 2019'dan sonra da kendi daveti üzerine ben Büyükşehir Belediyesine gittim. Büyükşehir Belediyesinde de yine 2014'te nasıl başladıysam aynı şekilde başlayıp, devam ettim. Benim ilerleyen süreçlerde görev talebim oldu. Ancak görev alamayacağımı anlayınca istemeyi bıraktım, çok da detaya girmedim. Şimdi burada şunu anlatmaya çalışıyorum. Şimdi ben kendi mesleğimde iyi olduğumu düşünüyorum, iletişim yeteneklerimin iyi olduğunu düşünüyorum, çözüm üretme kapasitemin yüksek olduğunu düşünüyorum. Şimdi bu açıdan bakıldığında problemli işler ya da çetrefilli meseleler ya da menfaate meyil oluşturabilecek olan işlerin yönetiminde ve çözülmesinde benim yöneticilerimin beni tercih etmesinden daha doğal bir şey yok. Ancak bu içeride sevildiğim ve değer...

Savcı: Ben sizden bahsetmiyorum, Fatih Keleş'i soruyorum.

Yakup Öner: Evet, onu şunun için söyleyeceğim efendim. Beni sokmadılar hiç o yapının içerisine. Hani ben girmek girer miydim, girmez miydim o ayrı bir konu.

Savcı: Fatih Keleş şimdi burada İSKİ'dir, Boğaziçi İmar yapısıdır, bunlardan bahsetti. "Ben Ekrem Bey ile görüştüm, burayı yavaş yavaş sana devredeceğim" şeklinde bir beyanda bulunuyor, doğru mu?

Yakup Öner: Doğrudur, evet.

Savcı: Buranın genel müdürü yok mu normal şartlarda?

Yakup Öner: Hayır, devredeceğinden kastı şu: Şimdi Fatih Keleş'in yaptığı iş neyse benim onu devam ettirmem.

Savcı: Parasal süreçten bahsediyorsunuz, ifadelerinizde bahsettiğiniz gibi.

Yakup Öner: Tabii, tabii.

Hakim: Orada onunla ilgili tutanak var. Evet. Evet, ne konuda itirazınız var avukat hanım, mikrofonu açalım.

Nergiz İnce: Birincisi sanık soruya cevap vermedi, akabinde tekrar oradan ifadeyi okutarak doğrulattı sayın Savcım. O yüzden bunu somutlaştırsın.

Hakim: Avukatlarımız da aynı şeyi yapıyor, ben engelleyemiyorum. O yüzden herhangi bir şekilde engelleyemiyorum.

Nergiz İnce: Siz engelleyebilirsiniz, Savcı Beyi engelleyebilirsiniz.

Hakim: Avukatım "mesleğim bu" deyip yol almış bu konuda, yani sıkıntı... Sanıklar burada müdahil olduklarında da aynı şeyleri yaşadık yani. İfadeyi okuyup hatırlatarak soru soruyorsunuz yani avukatlar da yapıyor aynı şeyi. Niye savcı bey sorunca engel olacaksın yani? Soru sorulmuyorsa bu avukatlar tarafından, ben orayı da engelleyeyim. Ama aynı tarzda, aynı şekilde soruları herkes yapıyor yani.

Nergiz İnce: Referans burada avukatlar olmamalı. Yani ifadeyi okumakla ifadeyi tasdik ettirmek arasında bir fark var ya, o tasdik ettirmeye yönelik.

Hakim: Avukatlar da aynı soruyu soruyor. Şimdi burada savcıyı engellersem aynı şekilde tüm soruları ben önden engellerim yani. Böyle bir şey, yani ifadeyi okuyarak burada ilk defa soru sorulmuyor, sürekli aynı şey yapılıyor burada. Sanıklar da aynı şeyi yapıyor. Mesela birçok sanığımız da eline alıyor ifadeyi, ifadeden okuyor, okuyor, soru soruyorlar birbirlerine. Şimdi bunu mu engelleyeyim?

Savcı: Şimdi Boğaziçi İmar meselesine geliyorum. Onunla ilgili de anlatımlarınız var ifadelerinizde. Boğaziçi İmar'daki kurumun işleyişindeki gerçek ve belirleyici karar verici Fatih Keleş ve Ekrem İmamoğlu şeklinde beyanınız var.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? Yine büyük kapsamlı işlerin Fatih Keleş yürütür şeklinde. Şey de vardı, kısmında bahsederek...

Yakup Öner: Tabii, ben şimdi Başkanın bana yönlendirdiği kişilerle ilgili raporları oluşturduğumda bu raporların sonuçlarını yine Başkana sunmakla mükellefim. Ben şimdi Başkana raporu sunduğumda bazı hususlara ilişkin Fatih Keleş'i ya "Onunla görüş" diyerek beni ona yönlendirmesi meselesinde Fatih Keleş'in de Boğaziçi ile ilgili mevzuları takip ederken yürütmüş olduğu süreçlere ilişkin olarak gözlemlerim doğrultusunda bunu söylüyorum efendim.

Savcı: Peki Süleyman Atik ile Fatih Keleş'in ilişkisinden bahsetmişsiniz.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu nasıl bir ilişkidir ya da hangi...

Yakup Öner: Şimdi Süleyman Atik'i bana yönlendiren Fatih Keleş'tir efendim. Orada zaten ben ifademde onu belirtmiştim. Bir meseleyle ilgili bana kendisini gönderdi. Biz teknik bir konuydu, inceledim. Sonra gerekli bilgileri verdikten sonra Fatih Bey ile görüştüğümde, Fatih Bey bu konuyla ilgili Süleyman'ı nasıl gördüğümü, ne düşündüğümü sordu. Ben de "Çok görüşmedik ama anladığım kadarıyla teknik mevzuata hakim, Boğaziçi'ni de iyi biliyor" dedim. Şimdi o süreçten sonra belli konularla ilgili bana gelmeye başladı. Bir süre sonra ben Süleyman Bey'den de Fatih Bey'den de bazı konulara ilişkin görevlendirmeler yapıldığını duydum efendim. Ben zaten ifadelerimde anlatmıştım. Bizim yine konuştuğumuz konulardan Central dediğimiz otel meselesinde de yine böyle bir durum söz konusu. Süleyman Atik'in ifadelerini daha sonra okuduğumda haberdar olmadığım bazı hususların da olduğunu gördüm.

Savcı: Süleyman Atik'ten bahsederken en son şöyle demiştiniz sanırım; bu süreçteki gidişat, Süleyman Atik...

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Sonra söz konusu talebin mümkün olduğunca tarafımca takip edildikten sonra ilgili şahısların ne tür talepte bulunacağı, miktarda olacağı ki onların Fatih Keleş kanadına bağlamak ve takip etmek gerekti şeklinde bir anlayış. Bu bahsettiğiniz hani paylaşım dediniz ya daha çok maddi...

Yakup Öner: Tabii tabii. Ha şöyle, şimdi hepsi olabiliyordu efendim. Burada şimdi tamamı maddi oluyordu demek haksızlık olur. Şimdi bazısı çok nadir bir kısmı maddi oluyordu. Bunun dışındaki büyük bir kısmı ayni yardım şeklinde yönetilirdi. Çünkü doğal olarak hani ayni konuşmak çok daha kolaydır. Nakit konuşmak herkesle mümkün olmuyor. O ancak belli bir yerden sonra oraya dönebilecek meselelerde dönmüştü diye düşünüyorum.

Savcı: Tamam. Şimdi Murat Gülibrahimoğlu'ndan bahsettiniz. İfadenizde de onunla ilgili birtakım beyanlarınız var.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu milletvekili toplantısı sonra para kulesi meselesine ilişkin.

Yakup Öner: Doğrudur.

Savcı: Onu da açar mısınız?

Yakup Öner: Ben o gün Sayın Başkanımızla bir görüşme yapmak için oradaydım. Görüşmeden çıktığım zaman Murat Gülibrahimoğlu'nun içeriye girdiğini gördüm. O dönemde zaten seçim koordinasyon ofisi olduğu için orası, yani biz...

Savcı: Burası neredeydi? Levent'te mi?

Yakup Öner: Apa Giz'in alt katındaydı. Levent'te, evet. Ana cadde üzerindeki Büyükdere Caddesi üzerinde.

Savcı: Tamam.

Yakup Öner: Orada onun girdiğini gördüm. İşte bizim milletvekilimiz Sayın Turan Taşkın Özer Bey de oradaydı. Ben Turan Taşkın Özer Bey'i milletvekilimiz evvelden tanırım. Hani evvelden derken 2014 öncesinden bahsetmiyorum. 2014'te göreve geldikten sonra bir selamlaşmamız olduysa da 2019 sonrasında muhabbetimiz oluştu. Yani milletvekili olmadan öncesinden diyaloğumuz vardı. O yüzden hani konuşurduk, arada dertleşirdik. Ben de çıkışta aradım onu, dedim ki: "Ya hayırdır, Murat Gülibrahimoğlu'nun burada ne işi var?" dedim. "Ya sorma." dedi. Bu işte ifadelerimde anlattığım şeyleri anlattı. Dedi ki: "Bu para kuleleriyle ilgili bir mesele durumu söz konusu olmuş. Bu konuyu ben üstlenirsem süreç kapanacak diye bir düşünceyi ortaya attı Gülibrahimoğlu." dedi.

Savcı: Bunu Turan Taşkın Özer mi söylüyor?

Yakup Öner: Onu tabii o söyledi.

Savcı: Turan bunu üstlenirse konu kapanır anlayışı...

Yakup Öner: Öyle bir yaklaşım olduğunu söyledi. Yoksa burada Turan Taşkın Özer'in kendi düşüncesidir, bu anlamında söylemedim ben bunu. Orada buna bunun teklif edildiği meselesini anlattı efendim.

Savcı: Tamam. Yine de bu İbrahim Bülbüllü, Fatih Keleş ve Murat arasındaki ilişkiden bahsetmişsiniz.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Cebeci ile ilgili. O konu hakkında bilginiz var mı?

Yakup Öner: Yani bir fiili bir gördüğüm, bilgim, açık bir şeyim yoktur. Ancak bunun böyle olduğunu İBB'nin içerisinde çalışan herkes biliyordu. Ben de o duyumla biliyordum. Efendim şöyle; Fatih Bey gereksiz konuşmaz. Karakteri icabı sadece gerektiği kadar konuşan bir insandır. Biz kendi aramızda biraz ketum derdik.

Savcı: Bir duyumdan ibarettir?

Yakup Öner: Yani tabii. Şöyle; fiili, fiili bir gördüğüm yoktur efendim.

Savcı: Tamam. O zaman orayı geçiyorum ben.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Tamam. Peki bu yine bazı yapıdan bahsettiniz ya. Murat Ongun'la ilgili ne biliyorsunuz?

Yakup Öner: Murat Ongun'u biz 2019'dan sonra alanı bize çok uzak olduğu için çok bir diyaloğumuz yoktur. Yani oturup dışarıda bir çay içmişliğimiz, yemek yemişliğimiz yoktur. Dolayısıyla medya kısmı da bize meslek olarak çok uzak olduğu için neredeyse hiç irtibatımız yoktur. Sadece ara sıra Sütlüce'de toplantılar yapıldığında işte Murat Bey'le karşılaşırdık, hal hatır sorardık.

Savcı: Bir toplantıdan bahsetmişsiniz. Bu Kağan Sürmegöz'ün Emlak Yönetim Daire Başkanı atanması süreciyle ilgili.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Onunla ilgili bilginiz nedir?

Yakup Öner: Onu da ben Ertan Bey'den fiilen duydum. Ertan Bey dedi ki: "Burada Murat, Kağan'ı istiyor şey kısmıyla ilgili. Daha önce reklam alanından geldiği için Emlak Yönetiminde istemediği bir figür olsun istemiyor. Ben de onu destekliyorum." dedi. Yani oradan biliyorum efendim.

Savcı 10: Muhittin Palazoğlu’na ilişkin bir anlatımınız var.

Yakup Öner: Evet, doğrudur efendim.

Savcı: Bu Muhittin Palazoğlu'nun yapısı, bir inşaat firması galiba yine Boğaziçi İmar'a giren…

Yakup Öner: O aslında bizim dönemimizden önceye dayanan bir olay. Şimdi Muhittin Palazoğlu ile ilgili ben 3 ya da 4 kere görüştüm. Bunun bir tanesi ilki Ekrem İmamoğlu'nun yönlendirmesiyle oldu Sayın Savcım. İki tanesi de Murat Bey'in yönlendirmesiyle oldu. Ancak burada hani "Ya şu işe bir bak, çöz, çözüm üret" gibi bir durumdan ziyade "Ya ben artık bu adamı dinlemekten yoruldum, bir bak buraya ne yapılabilir, bir önerin var mı?" şeklinde bir göndermeydi Murat Bey'inki. Ama süreçte daha sonra bu mesele 2023'e kadar, ta 2020 yılından başlayan, 20 ya da 20'nin sonları ya da 21'in başıydı tam hatırlamıyorum, o dönemden beri gelip gidiyordu bu meseleyi çözmek için. Hani her 20 kere geliyor, öyle düşünün Sayın Savcım. En son bu meselenin inşaatın devam ettiğini, yürüdüğünü duydum ben bilgi olarak. O yüzden bunu ifade ettim ama dediğim gibi bu yapıya ilişkin bir resmi evrak alındı mı yoksa yıkım yapıldı mı, buna ilişkin herhangi bir bilgim yoktur.

Savcı: Tamam. Bu metro ihalesine ilişkin yine anlatımınız var, yüzde onluk pay meselesi.

Yakup Öner: Doğrudur.

Savcı: Bu görüşmelere ilişkin Fatih Keleş koordinesinde yapılıyordu diye beyanınız var. O konu hakkında bilginiz var mı?

Yakup Öner: Şimdi bununla ilgili dediğim gibi efendim burada inşaat firmasının sahiplerinin bana beyanları oluyordu. Ben şimdi iş adamlarıyla görüştüğümde bazen bu konuları gündeme getiriyorlardı. Yoksa hani benim yanımda konuşulmuş bir süreç değil. Ancak ben Kirazlı-Halkalı hattı ile ilgili eylül ayındaydı yanlış hatırlamıyorsam, yapılmış olan ihalenin iptalinden sonra Ekrem İmamoğlu'nun "Ya bu konuda bir bak bakalım, nedir durum?" demesi üzerine ben konuyu inceledim. Konuyu incelediğimde böyle bir durumun var olduğu bilgisine ulaştım ancak yani bana şu kişi şunu dedi, bu bunu dedi gibi bir durum net olarak yok. Ama bunu İSKİ'deki bazı firmalar, ondan sonra bu raylı sistemlerdeki görüşmelerinde gelen duyumlar, bütünleyip anlattım ben orada, "İhale süreçlerinde yüzde 7-10 alınırdı" diye efendim. Hani fiili görgüm yoktur, onu bilmiyorum belirtmem gerekir mi, ancak güçlü duyumlarım ve mal sahiplerinin kendi beyanları var, işletme sahiplerinin kendi beyanları var.

Savcı: Şimdi bu Torun Center'da 9 katın tadilat meselesi var, onunla ilgili bir anlatımınız var.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: O süreçle ilgili Ekrem İmamoğlu ile görüştüğümde, Ekrem Başkan, Mehmet Torun ile Emrah Şahan'ı bir araya getirip onları uzlaştırmamı istedi şeklinde beyanınız var. Bu sürece dair bilginiz nedir? 10 milyon dolar para isteme meselesi var.

Yakup Öner: Efendim o konuyu ben aslında…

Savcı: …tuzağa çektiler diye bir şeylerden bahsedilmiş ama.

Yakup Öner: Ya evet, burada bu Mehmet Torun'un kendi ifadesiydi. Ben bu konuda hani o anlamda orada ifade ettim. Mehmet Torun'un buradaki ifadesini kısıtlı olarak takip edebildim. Hani bu konuda ne söylediğini tam bilmiyorum, onun altını özellikle çizmek istiyorum. Ancak buradaki süreç şöyleydi efendim:

Ben Mehmet Torun ile bu Torunlar'ın ruhsat yenileme sürecinde tanıştım. Yani 2024 yılı mayıs ayıydı diyebiliriz; nisan sonu veya mayıs başı gibiydi hatırladığım kadarıyla. Şimdi onun dışında benim Mehmet Torun'la fiili bir şeyim olmadı ancak bu süreçte biz birkaç kere görüştük. Şimdi burada da Şişli'de bu problemi yaşayınca beni aradı, dedi ki: "Yakup" dedi, "bir konu var, bir görüşmek istiyorum seninle" dedi. Ben de tamam dedim. "Hani İBB ile mi ilgili?" "Yok" dedi, "İBB ile ilgili değil" deyince ben de Mehmet Torun'u ziyaret etmek için kendi yerine gittim, kendi iş merkezine gittim.

Orada görüştüğümüzde dedi ki: "Ya Şişli'de ben bir problem yaşıyorum, bu problemle ilgili Metin de gelsin sana bir anlatsın sürecin ne olduğunu, çünkü teknik bazı şeyler anlatıyor" dedi. "Şimdi bu nedir bir bana söyler misin?" dedi, "Hani ben anlamıyorum" dedi. Metin Bey geldi, dedi ki: "Ya burada 9 kata ilişkin biz bir yazılım firmasıyla anlaştık. Bu yazılım firması 9 katı birbiriyle içeriden birleştirmek istiyor. Birleştirmek noktasında biz proje tadilatlarını hazırladık içeriye verdik. Yalnız harcı bizim mimar arkadaşlarımız hesap ediyor; 9 milyon, 8,5 milyon-9 milyon bandında çıkıyor, onlar benden 27 milyon istiyor" dedi.

Dedim ki: "Yani ben harçla ilgili bir şey diyemem, çünkü bu harç kalemlerini bilmek gerekiyor. Sizin nasıl hesap ettiğinizi ben bilmiyorum, onun nasıl hesap ettiğini bilmiyorum ama ben sizi bir görüştüreyim isterseniz". "Ya" dedi, "o bu konuyu bir ayrı, bir de benden bir talepleri oldu" dedi. "Ne talebi?" dedim. Dedi ki: "Ya sen Büyükşehir Belediyesi'ne 10 milyon dolar bağış yapmışsın, bize niye yapmıyorsun?" şeklinde bir tavır, bir süreçten bahsetti.

Şimdi oradaki süreci ben öyle anlattım ama burada dediğim gibi ben o şahısları fiilen görmüş, konuştuklarını bilen bir insan olarak anlatmadım; ben Mehmet Torun'un bana anlattıklarını aktardım.

Savcı: Daha sonra Resul Emrah Şahan ile bir toplantı yapmışsınız, doğru mu? Mehmet Torun…

Yakup Öner: Evet, doğrudur. Onu işte başkanımızın talebi üzerine oturduk ama benim koşulum şuydu; "Yani herhangi bir talep söz konusu olacaksa ben bu masada oturmam" dedim, onun üzerine gerçekleştirdik.

Savcı: Daha önceden böyle bir şeye şahit miydiniz ki bu uyarıyı yapmak ihtiyacı hissettiniz?

Yakup Öner: Şimdi Mehmet Torun'un yalan söyleyeceğine ihtimal vermedim. Şimdi belirdi ki bir talep var ortada. Ama şimdi benim yanımda "Ya tamam vazgeçtik biz" ya da vazgeçtik demeden "Abi bize bir kreş yapar mısın?" şeklinde bir girişim olursa ben bu masadan kalkarım. Çünkü ben Mehmet Bey'in kendisine de söyledim; dediğim gibi bilmiyorum ifadelerimde söyledim mi, Mehmet Bey'e dedim ki: "Eğer orada bir şey verirsen ben o masadan kalkarım."

Yakup Öner: Ya çünkü ben öyle bir ortamda bulunmak istemiyorum. Yani bir girişim benim dışımda nereye evrileceğini bilmiyorum. İBB ile ilgili olsa, kreş olsa ben konuşurum. Ama parayı ben konuşmam. Başka bir belediyenin meselesinin içerisinde bulunmak istemem.

Savcı: Yine bu Abdi İbrahim'in Şişli'deki projesi var Rotana. 2022 yılındaki süreçten bahsediyorum da. Çünkü eylemde iki tane kısım var. İlk kısım o zaman Belediye Başkanı Muammer Bey, Muammer Bey. Şimdi bu süreç şey gibi, Nezih Barut ile de konuştunuz galiba, doğru mu? Süleyman Atik ile konuştunuz.

Yakup Öner: Süleyman Atik bana dedi ki; "Ya" dedi "bir konu var. Nezih Barut bana iletti bu konuyu." "Bu konudan çok rahatsız olmuş."

Savcı: Rüşvet konusunu Belediye Başkanı...

Yakup Öner: O zaman öyleydi efendim, evet.

Savcı: Ondan sonra konuyu Ekrem Bey ile görüştünüz galiba, doğru mu?

Yakup Öner: Ya ben şöyle, sadece ben bu konu benim dışımdaki bir konu efendim. Aslında ne benim İBB sınırları içerisinde olan bir şey, ne İBB çatısının altında olan bir şey. Sadece burada "Ya bir destek talep ediyoruz. Çünkü biz başkanla anlaşamıyoruz Şişli Belediye Başkanı ile. Bu konuda Ekrem İmamoğlu'na iletin, çünkü nihayetinde aynı partidendirler, belki sözü geçer. Bizim hiçbir aykırılığımız yok binada, iskanı vermek zorunda ancak direniyor."

Savcı: Ekrem Bey'e konuyu nasıl ilettiniz, rüşvet şeklinde mi?

Yakup Öner: Hayır, tabii. Dedim ki "Ya burada bir Abdi İbrahim'in bir problemi var. Bunu işte biri üstünden bana iletti. Ben de konuyu size aktarayım. Hani bilginiz olsun, böyle böyle bir durum var. Böyle bir talepte bulunulmuş. Ama yapıda hiçbir aykırılık yok." diye bir bilgi. "Hani sizden destek bekliyor, bir şey yapabilir misiniz?"

Savcı: Rüşvet meselesini aktardınız kendilerine?

Yakup Öner: Evet, aktardım.

Savcı: Peki bu konu hakkında bir hani bir bildirim vesaire bir şey yaptı mı?

Yakup Öner: Hayır, sadece onun da böyle şeyi "Ya bu ne saçmalıktır." dedi. Ama dinledi beni. Sonra ben çıktım. Çıktıktan sonra Emrah Bey beni aradı birkaç saat sonra, yani 1 saat mi 3 saat mi o civarda, daha ben İBB'nin önündeydim yani. Hani işlerim de vardı, onları halletmiştim. "Yakup bu meseleden uzak dur." dedi. "Süleyman'a da söyle o da uzak dursun." dedi. Ben de "Tamam." dedim.

Savcı: Meseleden kastı ruhsat çıkımı yoksa para meselesi mi, istenen?

Yakup Öner: Ya "Bu işe bulaşmayın."'dan kastını ben o zaman para meselesi olarak algıladım. Ama beyanı tam olarak bu, artık siz nasıl yorumlarsınız efendim?

Savcı: Bir 100 bin dolar meselesinden bahsetmişsiniz. Ekrem İmamoğlu ile yaptığınız şifahi anlaşmayla […] olarak ne kadar yıllık 100 bin dolar gayriresmi maaş aldım.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu maaş işi nasıl oldu?

Yakup Öner: Ya bu şöyle Sayın Savcım. Şimdi ben dışarıda iş yapan bir personelim evvelden, şirketimin olduğu zamanlarda. Şimdi doğal olarak bir kendinize göre belli bir yaşam standardı oluşturuyorsunuz. Şimdi bu standartlar işte kurumda devam et denildiğinde değiştiremiyorsunuz. Dolayısıyla ben de böyle bir talepte bulunmuştum. Kendisi de sağ olsun beni kırmadı ama hani bu tamamen yaptığım işin şekline, şemaline, niteliğine bağlı olmaksızın yıllık 100 bin. Yani bu bir maaş...

Savcı: Parayı belediye kaynağından mı kendisi mi verdi yoksa başkasıyla...

Yakup Öner: Kendisinden aldım.

Savcı: Elden mi verdi?

Yakup Öner: Evet, elden verdi, evet evet, elden aldım.

Savcı: Peki parayı nereden aldınız o süreçte? Makamından mı yoksa size mi gönderdi?

Yakup Öner: Ya artık bulunduğu ortamda ben kendisinden alıyordum. Yani makamında, Saraçhane'de hiç gerçekleşmedi.

Savcı: Yani cebinden çıkarıp para mı taşıyor Ekrem Bey?

Yakup Öner: Hayır, cebinde değil ya. Poşette alıyordum yani.

Savcı: Çok teşekkür ederim. Sağ olun.

Yakup Öner: Rica ederim.

ÜYE HAKİM SORUYOR

 

Üye Hakim: Süleyman Atik beyanı üzerinde bir soru soracağım. Süleyman Atik beyanında diyor ki; "Yakup Öner teknik konuda Boğaziçi İmar Müdürlüğü Müdürü Elçin Bey'e olumsuz raporladığı raporladığı dosyayı teknik açıdan olumlu bulması halinde ücret konusunda anlaşma için Fatih Keleş'e yönlendirirdi. Bazen de ticari konuyu konuşmak için Fatih Keleş'e gittiğimde olumsuz olarak gelen raporun teknik açıdan yeniden değerlendirilmesi amacıyla Yakup'a yönlendirirdi. Yakup'tan olumsuz bir cevap gelmesi halinde konu kapanırdı. Olumlu cevap gelmesi halinde tekrardan Fatih Keleş'e giderdim. Ben Yakup Öner'e hiçbir şekilde para vermedim, istemedim. Çünkü ben kendisiyle bir keresinde para konusunu konuştuğumda bana bizzat o konuları kendisinin başkanıyla konuştuğunu, iş yapan birisinden para konusunu konuşmadığını, kendisinin bitirilen veya onay verilen projelerden aldığı ücreti Fatih Keleş'in dahi bilmediğini, o konuları bizzat başkan yani Ekrem İmamoğlu ile konuşup aldığını söyledi." Süleyman Atik'le bu konuda bir görüşmeniz oldu mu?

Yakup Öner: Doğrudur. Anlattıkları doğru. Ama şöyle anlatayım efendim. Boğaziçi ile ilgili süreçte onun gördüğüyle gerçek durum birbiriyle tam olarak örtüşmüyor. Şimdi benim Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde icracı bir yetkim yoktur. Bana bağlı talep, talepte bulunabileceğim, talimat verebileceğim herhangi bir yapı yoktur. Benim görev, çalışma, yetki alanım sadece ve sadece Sayın Ekrem İmamoğlu'nun bana yönlendirdiği konulara, konularla sınırlı kalmak üzere raporu oluşturup kendisine bilgi, birikimim, tecrübem ve yasa mevzuat çerçevesinde oluşturduğum raporları sunmaktı. Haricen bu konulara ilişkin beni yönlendirdiği kişilerle görüşüp görüşmenin detaylarını anlatmaktı. Yorum yaptığım kısımlar zaten raporumun içerisinde var ama yorum yapmadan görüşmenin içeriğini net bir şekilde anlatırdım. Şimdi bu çerçeveden bakıldığında Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün sanki ret ettiği konulara ilişkin bana geliyor, ben değerlendiriyorum, "Evet, bu olabilir" diyorum gibi bir şey anlaşılıyor. Bunu ret ediyorum. Kesinlikle böyle bir durum söz konusu değildi. Burada tablo tam olarak neydi efendim, şöyle anlatabilirim: Şimdi mevzuat, yasa çok geniş kapsamlı olduğundan bazen bazı konularla ilgili yani bürokratların yaklaşımları farklı olabiliyor. İşte bir Boğaziçi İmar Kanunu'na göre ret edilen bir husus atıyorum Kültür Bakanlığı'nın ya Kültür İşlerine ilişkin bir yasaya, Kültür Varlıklarına ilişkin bir yasaya uyum sağlayıp oradan çözülebiliyor. Bazen Kültür Varlıklarına aykırı bir durum işte Boğaziçi'ne ait olan imar plan notlarıyla alakalı bir süreçten sebep çözüm söz konusu olabiliyor. Şimdi dolayısıyla çetrefilli, özellikle Boğaziçi gibi çetrefilli alanlarda birden çok mevzuatı göz önünde bulundurarak hareket etmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında benim yaptığım değerlendirme aslında 2. göz değerlendirmesi. Yani bir göz baktı bunlara ret dedi ama "Sen şöyle kalanlara bir baksan bunların içerisinde ben bunları çözebilirim diyeceğin bir şey var mı?" Ben de o doğrultuda değerlendiriyorum.

Üye Hakim: Peki bu para konusuna ne diyorsunuz?

Yakup Öner: Para konusu tamamen benim dışımda. Çünkü işin oraya gideceğiyle ilgili benim herhangi bir bilgi, birikim, donanım...

Üye Hakim: Süleyman Atik beyanında şu yönde diyor ki; siz ona şöyle söylemişsiniz: "Para konusunu ben bizzat başkanla görüşürüm" demişsiniz.

Yakup Öner: O ben öteki şeyle ilgili, Fatih Bey'e giden kısımla ilgili soruyorsunuz zannettim. Efendim şöyle, yani bu demin bahsettiğimiz Sayın Savcımızın sorduğu 100.000 dolardan bahsediyorum. Başka bir... Ben zaten etik olarak hayatımda hiçbir zaman hak etmediğim parayı almadım. Efendim ben şimdi 14 yaşımdan beri çalışıyorum. Üniversitede kendi imkanlarımla okudum. O dönemde kurye olarak çalıştım, yaya kurye olarak çalıştım üniversitedeyken. Ben o dönemde bile verilen bahşişleri doğru bulup almadım. Şimdi burada ben hak etmediğim hiçbir paraya hiçbir zaman elimi sürmedim, yine sürmem. Ancak benim ikili olarak anlaştığım ve maaşım olarak kabul ettiğim 100.000 doları aldım, bulundum şunda. Kastettiğim para o. "Sen kimsin ki ben senden para alayım?" tarzında da terslemiştim hatta.

HAKİM YENİDEN SORUYOR

Hakim: Benim sormak istediğim konu ile sizin açıkladığınız konu aynı değil. Şimdi burada bak siz şimdi buradaki Süleyman Atik anlatımı farklı. Süleyman Atik diyor ki bak para konusunu konuştuğumda bana bizzat o konular kendisinin başkan ile konuştuğunu.

Yakup Öner: Evet.

Hakim: İş yapan birisinden.

Yakup Öner: Evet. İş yapan.

Hakim: 100 bin dolar vs aldığınız ücretten bahsetmiyorum. İş yapan birisinden para konusu konuşmadıklarını kendisinin bitirilen ve onayı verilen projelerden.

Yakup Öner: Yok öyle değil.

Hakim: Aldığı ücreti Fatih Keleş'in dahi bilmediğini. O konuları bizzat başkanın yani Ekrem İmamoğlu ile konuşup aldığını söyledi.

Yakup Öner: Hayır efendim öyle bir durum kesinlikle söz konusu değil. Hani zaten iş başı para alan biri değilim ki ben. Hani özür dilerim o zaman. Çok teşekkür ederim düzelttiğiniz için Sayın Hakimim. Burada mevzu ben kesin ve kati bir şekilde şunu söylüyorum ben.

Hakim: O eyleme ilişkin bahsetti. 100 bin dolar veya Euro mevzusu bence de.

Yakup Öner: Ha o ayrı. Ben onun dışında herhangi bir paraya ilişkin kimseyle söz konusu değildir efendim.

YAKUP ÖNER EK SAVUNMA – 30.09.2026

İzniniz olursa dün anlattığım şeyle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. Sayın Savcımın bana sormuş olduğu sorulardan bir tanesinde, dün, avukatlarımızla yaptığımız görüşme sonucunda bir yanlış anlaşılma olduğunu fark ettim ve izniniz olursa o konuya bir açıklık getirmek istiyorum.

Sayın Başkanım, dün ilgili kişilerle yapılan ödemelere ilişkin tepki gösterip göstermediklerini sormuştunuz Sayın Savcım. Görüştüğüm kişilerle ilgili ben bu soruyu yanlış anladım. Onların verdikleri cevaba ilişkin Ekrem İmamoğlu'na aktarıldığında, Ekrem İmamoğlu'nun bir tepkisi olup olmadığı şeklinde anlamıştım ama sanırım sorunuz bu değilmiş. Ben şöyle açıklama yaparak düzeltmek istiyorum.

Yani hiç kimse kendisiyle ilgili bu görüşmelerimizde olumlu tepkilerle karşılamadı bu durumu doğal olarak. Çünkü kimse kendisine bağış dahi olsa bir taleple gidilmesi durumunda hoşnut bir tavır göstermiyor. Bunu özellikle bütün eylemlerim için ifade edebilirim. Şöyle açıklayayım size. Yüksek miktardaki ödemeleri hiçbir görüşmede hiçbir iş insanı gönülle ve memnuniyetle karşılamadı. Muhataplar da bu ödemelerden rahatsızlık duyuyor, isteyerek yapmadıklarını da bir şekilde belli ediyorlardı. Pek istemedikleri halde bu ödemeleri neden yapıyorlardı? Açık ve doğrudan bir tehdit olmaksızın mevcut ve gelecekteki ilişkilerin iş ilişkilerinin bu ödemelere bağlı olduğunu hissediyorlardı.

Bu sebeple yapmak zorunda kalıyorlardı. Bunun eylem 46'da da eylem 48'de de 55'te de 56 57 ve 58 no'lu eylemler için de geçerli olduğunu açık bir şekilde söyleyebilirim.

MURAT ONGUN, YAKUP ÖNER’E SORUYOR – 30.09.2026

 

Murat Ongun: Yakup Bey merhaba.Tabii dün konuşulduğu için biraz küçük hatırlatmalar da yapacağım. Dünkü beyanınızda 2014’ten bugüne kadar aslında oturup doğru dürüst bir çay bile içmişliğimiz yoktur dediniz benimle ilgili. Benim için de doğrudur bu beyan. Ben size katılıyorum. Ayrıca kendi bildiğiniz ve kendi iş alanınızdaki sorumluluklar gereği kendi işlerini gayet ... yapan bir insan olduğunu bildiğimizi söyledik. Doğru. Sorum şu, şu: Bu iddianamede bana atfedilen böyle muhtelif etkinlik organizasyon ihaleleriyle veya reklam ihaleleriyle ilgili bazı iddialar var. Sizin bu alanlara dair bir bilginiz, görgünüz, şahitliğiniz var mı?

Yakup Öner: Yok.

Murat Ongun: Ayrıca dün yargılanmakta olduğum iddianamedeki eylem 13'le ilgili olarak Muhittin Palazoğlu'nu beyanınızda size yönlendirdiğimi söylediniz. Ama onu söylerken de artık onun beni bu konuda telefonla tacizinden bıkıp zaten anlamadığım işler bu konular, size yönlendirdiğimi beyan ettiniz. Doğal olarak benim bu konuda sizin üzerinizde bu şahsın işinin çözülmesi için ısrar kıracak, baskı kuracak bir beyanım ya da zorlamam oldu mu?

Yakup Öner: Hayır, zaten ben icracı olmadığım için bu yani baskı yapsanız dahi bir anlam ifade etmeyecekti.

Murat Ongun: Oldu mu?

Yakup Öner: Hayır, olmadı.

Murat Ongun: Peki. Bir de eylem 54 var. Cafer Mahiroğlu konusu. İfadelerinizde de söylediniz. Burada da savcılıkta da sordular, tekrarladınız. Bu durum benim bildiğim bir durum değil. Siz bu durumla ilgili bana bilgi vermek için geldiğinizi söylüyorsunuz. Beyanınız da öyle.

Yakup Öner: Doğru.

Murat Ongun: İşte ben de diyorum ki size, "Bize destek veren kanal bu, bu. Bunun üzerine nasıl gideceğiz?" Yani ben bunu hatırlamıyorum. O yüzden doğru ya da yanlış diyemem. Doğru da olabilir yani. Ben hatırlamadığımı beyan etmek istiyorum. Ben bu ifade dışında bu konuda size bir şey söyledim mi?

Yakup Öner: Hayır, hayır. Zaten olsa ben burada ifadelerimde bunu belirtirdim. Burada sadece geçtiği şekliyle birebir aktardım. Benim şahit olduğum kısmı bununla ilişkilidir, bununla sınırlıdır.

Murat Ongun: Tamam, sadece bunların olduğunu söylediniz. Şeyi hatırlıyor musunuz? Hani ya bu şöyle bir ifade mi? "Ya bu da ben medya ile ilgili bir insanım sonuçta, benim için can sıkan bir mesele. Yani ben ya nasıl çıkacağız..." Böyle mi bir şey dedim yoksa "Ya nasıl gideceğiz" falan olur mu olur mu hani nasıl bir tavır?

Yakup Öner: Yani açıkçası burada şöyle... Yani tepkisel bir tavırdan ziyade mahcup bir tavır olduğunu ifade edebilirim.

Murat Ongun: Çünkü işim medyayla. Peki, şimdi şundaki de yanlış olmasın. Bu eylem 54'ün değerlendirme bölümünde şöyle bir cümle var: "Yakup Öner'in şüpheli Murat Ongun'la yaptığı görüşmede, Cafer Mahiroğlu'nun kendilerine destek veren tek kanalın Halk TV olduğunu Cafer Mahiroğlu'ndan nasıl rüşvet talep edeceklerini söylemesi üzerine" diye devam eden bir cümle. Bu beyan sizin mi?

Yakup Öner: Hayır, değil.

Murat Ongun: Teşekkür ederim. 10 Temmuz 2020 tarihli bir ifadenizde söylüyorum, "Ekrem İmamoğlu'nun sisteminde, belediye içinde Fatih Keleş, Ertan Yıldız, Murat Ongun vardır" diyorsunuz.

Yakup Öner: Evet, doğru.

Murat Ongun: Şimdi, şöyle, bu sistem iddianamenin de maddelenen biri olduğum için, sizin ifadenizde bu küçük harfle yazılmış sistem. Ama sanki bir yolsuzluk mekanizması anlatılır gibi anlatılan başka ifadelerde sistem kelimesi büyük harfle yazılmış.

Yakup Öner: Değil, ben bunu anlattığım zaman sistem meselesi, henüz benim kafamda onların kullandığı anlamda bir yapı değildi. Ben daha çok işleyen bir mekanizma anlamında kullandım.

Murat Ongun: Tamam, yani siz öyle iddia konusu gibi bir yolsuzluk mekanizmasını kastetmiyorsunuz burada?

Yakup Öner: Hayır hayır, ben yönetim mekanizmasından bahsettim.

Murat Ongun: Yönetim, yani normal hayatta kullandığımız sistem kelimesi.

Yakup Öner: Ama bunu vardı, yoktu o benim konum değil. Zaten iddianamede başka meseleler var, o ayrı.

Murat Ongun: O ayrı da ama hani sistem bizim rutin, günlük...

Yakup Öner: Ben o anlamda kullandım, evet. Evet.

Murat Ongun: Peki. Şimdi bizim üçümüzü saydıktan sonra da dışarıdan diye üç tane isim saymışsınız. İşte Murat Gülibrahimoğlu, Adem Soytekin ve Hüseyin Köksal. Hani üçe üç olunca benim bu alttaki üçten biriyle eşleşmem lazım.

Yakup Öner: Hayır hayır, ben o eşleşme anlamında söylemedim. Zaten dün de burada yapıyı anlatırken Hüseyin Köksal isminden bahsetmedim. Sayın savcımız da bunu sordu "Neden çıkarttınız?" diye. Ben Hüseyin Köksal'ı tanımıyorum. İsim olarak duyduğum için o zamanki ifadelerimde kullandım ama hani burada ifade verirken Hüseyin Köksal'ı nereye koyacağımı bilemediğim için tekrardan belirtme gereği hissetmedim.

Murat Ongun: Yani ben orada üç isim, altta da üç isim olunca, hani Gülibrahimoğlu ve Soytekin eşleşme olmayacağı için "Acaba Hüseyin Köksal'la mı beni eşleştirdi?" diye soruyorum.

Yakup Öner: Yok yok, benim o eşleştirmeyle ilgili net bir bilgim yok. Sizin alanınıza yönelik olduğu için. Çünkü ben kendi mesleğimle ilgili kısımlarını biliyorum. O yüzden o kısımlara ilişkin bir şey söyleyemem. Doğru olmaz.

Murat Ongun: Tamam. Dün yine buradaki ifadenizde, sanırım sorular üzerineydi, aralarında benim de ismimi saydığınız bazı isimler için bir korunaklı hiyerarşi olduğundan bahsettiniz.

Yakup Öner: Doğru, doğru.

Murat Ongun: Korunaklı hiyerarşi ne demek? Bir de benim korunaklı hiyerarşimde mesela kimlerdir?

Yakup Öner: Şimdi şöyle, sizin yapının içerisinde kimlerin olduğunu ben bilmiyorum. Zaten "Yapıyı tanımıyorum"dan kastım bu. Hani hiçbir kesişmemiz yok.

Murat Ongun: Şey, özür dilerim. Yapı yanlış anlaşılabilir de...

Yakup Öner: Hayır hayır, yapı ben... Ben öyle anlatayım.

Murat Ongun: Çalışma alanını kastediyorsunuz.

Yakup Öner: Şöyle, tabii ki yani sizin medyaya yönelik çalışma alanınız diyelim. Ancak buraya haricen kimselerin giremediği meselesi, ben bu konuda hala aynı fikirdeyim, aynı şeyleri söylüyorum. Burada Fatih Keleş nasıl sizin alanınıza giremiyorsa siz de Fatih Keleş'in alanına giremiyordunuz. Bu o siz doğal bir akış diyebilirsiniz, ben sadece var olanı anlattım. Bununla ilgili bir nitelendirmede bulunmuyorum. Bunun takdirini mahkeme heyeti yapacaktır.

Murat Ongun: Alanında bir tecrübesi varsa değerlendiririz. Kendisi kendi alanımıza alırız ama onun da benim alanıma girmesi zaten

Yakup Öner: Siz buna doğal akış diyebilirsiniz, ben de bunu böyle diyebilirim.

Murat Ongun: Doktorluk yapmam gibi bir şey olur bu yani. Bu yüzden

Yakup Öner: Ama bu ben de şimdi bunu anlatıyorum zaten. Diyorum ki bu alan ayrı yürürdü, bu alan ayrı yürürdü, bu alan ayrı yürürdü. Yoksa birbirlerine hani birbirlerinden gizlerlerdi anlamı taşımıyor. Ben gördüğümü bir durum tespiti olarak ortaya koyuyorum.

Murat Ongun: Ama zaten aslında doğalı da budur. Yani mesela Can Bey’in de böyle bir beyanı vardı. Hani işte Ertan Yıldız medya ile ilgili bir insan, değil ki gelsin benle çalışsın beyanı vardı. Doğal olarak yani siz de harita ile ilgili, siz ne bileyim gidip inşaat alanıyla değil de başka bir alanla ilgilenmezsiniz. Bu hayatın doğal akışı.

Yakup Öner: Yadırgama anlamında söylemiyorum.

Murat Ongun: Ben çok iyi anladım şimdi, netleşsin diye söylüyorum.

Yakup Öner: Gözlemsel olarak gördüğüm yapıyı birebir izah etmek istedim. Bunun ne anlama geldiği kısmı ile ilgilenmiyorum.

Murat Ongun: Anladım. Sayın Başkanım, şimdi son 2 sorum kaldı. Ama burada bence heyetinizin de belki biliyorsunuz ama bilmediğinizi düşünerek önemli bir konuyu aslında belirtmek isterim. Çünkü danışmanlık meselesiyle ilgili sorularım olacak. Değerli Başkanım, Büyükşehir Belediye Başkanının danışmanı olma kavramı Ekrem İmamoğlu ile ortaya çıkmış bir kavram değil. Yani Sayın Cumhurbaşkanının vaktinde var mıydı oraya dair bir bilgim yok ama sohbetim olduğu için Ali Müfit Gürtuna’nın belediye başkanlığı döneminde kendisinin de danışmanları olduğunu biliyorum. Keza merhum Kadir Topbaş’ın da bizim gibi danışmanları vardı. Mesela bir tanesi Kortan Çelikbilek'tir. Kendisiyle telefonda sık sık konuştuğum için bilirim. Hani bu danışmanlık meselesi bize özgü bir kavram gibi değil. Yani biz ne memuruz ne işçiyiz. Biz yıllık 5 maddelik bir sözleşme imzalayan ve kaderi de belediye başkanının iki dudağı arasında olan kişileriz. Şimdi Yakup Bey, siz "Dün burada ben öyle kimseden talimat almam." dediniz. "Sadece Sayın Başkanla aslında görüştüm." dediniz. Şimdi ben de medyadan sorumlu danışmanım. Benim elimde de bir sözleşmem var, 5 maddelik her yıl yenilenen. Ben kime bağlıyım?

Yakup Öner: Başkanına bağlısınız.

Murat Ongun: Değil mi? Sizin gibi yani. Sizinle hiçbir farkımız yok. Ben meclisten geçmiş resmi danışmanım ama sadece benim yani genel sekretere, yardımcılarıya, daire başkanlarıyla bir üst-ast ilişkisi söz konusu değil, tıpkı sizin gibi. Yani sizinki gibi bana da talimatı bir kişi verebiliyor sadece, onu onu demek istiyorum. Peki bu durumda hani [anlaşılamadı] için söylüyorum, kağıt üzerinde mesela beni sizden daha değerli kılan ne?

Yakup Öner: İçerideki işleyiş konusu. Yani benim mesela temsil ettiğim bir alan yoktur. Yani Ekrem İmamoğlu bana bir dosyayı verdiğinde incelerim ama mesela siz Medya A.Ş.'yi yönetebiliyordunuz. Bütün iletişim koordinasyonunu sağlayabiliyordunuz. Benim, ben mesela teknik, ama ben dışında harita mühendisiyim ama harita müdürlüğü ile ilgili bana tek bir dosya gelmedi.

Murat Ongun: Siz iştirak şirketlerinin yönetim kurulunda görevli misiniz?

Yakup Öner: Efendim?

Murat Ongun: İştirak şirketlerinin yönetim kurulunda görevli misiniz?

Yakup Öner: Hayır değilim.

Murat Ongun: Üye, başkan yardımcısı falan.

Yakup Öner: Şimdi ben harita mühendisiyim. Mesleğim harita mühendisi, uzmanlığım gayrimenkul meselesi. Ancak benim ne oradaki işleyişe ilişkin herhangi bir söz hakkım var. Ki bu konularla ilgili benim bazı dönemlerde görüş belirttiğim olmuştur ki tamamen tersi gerçekleşmiştir bir çok zamanda. Farkımız bu. Sizde bu mümkün değil, bende mümkün ama.

Murat Ongun: Şöyle, şunu demek istiyorum. Biz hani resmi kağıt üzerinden konuşuyoruz ya, aslında ikimizin arasında hiçbir fark yok. Sizin bahsettiğiniz, sizinle ilgili durum, sizinle ilgili durum bu konuda karar verme yetkisi olan insanların inisiyatifi. Yani sizinle ilgili böyle bir çerçeve çizmiş olabilir, benimle ilgili böyle bir çerçeve çizmiş olabilir ama bunlar kağıt üzerinde aslında farklı konular değil.

Yakup Öner: Siz sordunuz diye söyledim. Yoksa ben kendi...

Murat Ongun: Murat Ongun'un sistemi var diyorsunuz ya.

Yakup Öner: Şimdi Murat Bey, ben burada kendimle ilgili bir şey söyleme amacı hissetsem zaten kendi ifadelerimle söylerim. Siz benimle sizin aranızda ne fark var dediğiniz için ben bunu söyledim. Rahatsızlığım sizin söylemleriniz üzerine ortaya çıkmış değil. Ben bunu zamanında ilgili yerlere bu rahatsızlığımı paylaşmışımdır. Bu buranın konusu değil.

Murat Ongun: Değil, tabii ki.

Yakup Öner: Farklılık ne? Farklılık iç işleyişte. Yetki mekanizması.

Murat Ongun: Evet, o kadar. Onu belirtmek istedim.

RESUL EMRAH ŞAHAN, YAKUP ÖNER’E SORUYOR – 30.09.2026

Resul Emrah Şahan: Yakup Bey, dün savcılık makamı sorusu üzerine ifadenizde de tekrarladığınız şeyi yeniden tekrarladınız uzun uzun. İşte Boğaziçi, İmar, Kentsel Dönüşüm, Planlama, Emlak, Reklam, Kamulaştırma, Kültür Varlıkları, KUDEB, İmar Komisyonu, KİPTAŞ, İmar AŞ, BİMTAŞ vesaire falan bir dizayn edildiğini söylüyorsunuz benim tarafımdan. Şimdi ben kadroların isimlerini aldım. Yani Şehir Planlama Müdürü Özcan Dağ, Şehir Planlama Fatih Doğan, Boğaziçi İmar Müdürü Tülin Hanım, Harita Müdürü Osman, KUDEB Menekşe, Emlak Yönetimi Şadi, Reklam Müdürü Kağan; ben Kaan'la burada yakınlaştım yani, Kamulaştırma Fatih, KİPTAŞ Ali Kurt. 2019'dan sonra tanıdım. Ya şuna geleceğim: İnsanların ifadelerini dinledik, nasıl işe gittiklerini dinledik, nasıl işe aldıklarını dinledik, kendi süreçlerini dinledik. Pek çoğu zaten İstanbul Büyükşehir Belediyesine bir önceki yönetimden gelme. Bende telefonları bile yoktur. Samimiyetle soruyorum, yani bu değerlendirmeyi herhangi bir somuta dayanarak mı yapıyorsunuz? Nasıl siz bu değerlendirmeyi yaptınız, hakikatte soruyorum?

Yakup Öner: Şimdi şöyle; ben 26 yıldır, 27 yıldır kamuyla iç içe çalışan biriyim. İçerideki yönlendirmenin, iş işleyişinin nasıl olduğunu emin olun ki sizden daha iyi biliyorum. Neden sizden daha iyi biliyorum? Çünkü sizden daha tecrübeliyim. Ben birçok belediyede çalıştım. Siz belediye başkanısınız, benim de eski mesai arkadaşımsınız. Aslında benim orada kastettiğimin ne olduğunu bence siz çok iyi anlıyorsunuz. Burada mesele şu: Bazen mevcut görevdeki kişiyle anlaşırsınız, mevcut görevine devam etmesini sağlarsınız. Bazen mevcut kişiyi değiştirirsiniz, yeni kişinin gelmesini sağlarsınız; dışarıdan bakıldığında İnsan Kaynakları üzerinden gelmiş görünür, bütün bürokrasi çok güzel oturur ama arka planda bir insanın ikili görüşmesi söz konusudur. Şimdi bunları genişletebiliriz, bir sürü şey söyleyebiliriz. Bunlar benim izlenimlerimdir. Bunları ispat edecek halim yok. Bunlar sadece söylemsel ifadelerimdir ama ben hâlâ bu şekilde düşünüyorum.

Resul Emrah Şahan: Somut bir olay... Yani somut ya; samimiyetle soruyorum, ya Kağan'ı ben burada tanıdım, Fatih tutuklandı tanıdım, Ali Kurt burada. Yani hani Kiptaş falan, hocam yani Emlak, Kiptaş, İmar AŞ, KUDEB... Bazı isimleri bilmiyorum ya! Hani...

Yakup Öner: Ben size şimdi 2019 yılında seçimlerden sonra kadro oluşumunda ne kadar aktif rol oynadığınızı burada nasıl ispat edebilirim? Siz söyleyin.

Resul Emrah Şahan: Konu ispatla değil ki bir şey iddia ediyorsun, ben somut bir...

Yakup Öner: Hayır, bana bildiklerimi sordular, ben de bildiklerimi anlatıyorum. Burada ne ben bunu ispat edebilirim ne siz olmadığını ispat edebilirsiniz. O tamamen gözlemsel bir durumdur.

Resul Emrah Şahan: Duyum.

Yakup Öner: Duyum değil, gözlemsel bir durum.

Resul Emrah Şahan: Somut bir olay varsa ısrarla soruyorum. Niye soruyorum, çünkü bahsettiğin birimlerin yöneticilerinin telefonları bile yok bende.

Yakup Öner: Emrah Bey, içerideki çalışma mekanizmasını siz çok iyi biliyorsunuz zaten. Buradaki hangi arkadaş, hangi teknik kısımdaki arkadaş sizden bağımsız hareket edebildi?

Resul Emrah Şahan: Mesela KUDEB, Kültür Varlıkları, Kamulaştırma, Emlak, Reklam... Bunlar benimle, İmar Komisyonu... Bunlar benimle mi çalıştı?

Yakup Öner: Sizinle, size bağlı çalışmıyor ama oraya gelirken veya sizinle herhangi bir meseleleri söz konusu olduğunda bunlar hangisi sizi göz ardı edebiliyor?

Resul Emrah Şahan: Yakup Bey, tanımıyorum diyorum insanları! Telefonları yok diyorum insanlarda. Somut olay da koyamıyorsunuz.

Yakup Öner: Olayı daha ötesine götürmek gibi niyetim yok. Benim dediğimi siz çok iyi anladınız. Bence buradaki herkes anladı.

Resul Emrah Şahan: Ben anlamadığım için sordum, siz de anlatamadınız. Sağ olun. Dün bir ifadenizde bahsettiniz yani işte bir bu uzatmayayım yine ifadenizi okumayacağım ama işte görev almak istemişsiniz ben engel olmuşum.

Yakup Öner: Hayır görev almanıza siz engel oldunuz demiyorum. Benim yol yürüyüşüme engel oldunuz.

Resul Emrah Şahan: Evet.

Yakup Öner: Ne demek istiyorum? Siz şimdi teknik olarak benim görüşümdür. Doğrudur değildir. Bu dün de aynı şekilde ifade ettim. Teknik olarak beni kendinize rakip gördüğünüz için hiçbir zaman önüm açılmadı. Ben her fırsatta bunu Ekrem Başkanımla da konuştuğumuzda bir dönem sonra görev talebinde bulundum. Ancak hiçbir alan bana şu diyebilir misiniz mesela? Yakup sen şu alanda yetkiliydin, sözün de geçiyordu, talimat da verebilirdin dediğiniz bir yer var mı mesela?

Resul Emrah Şahan: Boğaziçi İmar.

Yakup Öner: Boğaziçi İmar'da sizce ben talimat verebiliyor muydum? Elçin Bey burada, Elçin Bey kendisi söylesin. Talimat verebiliyor muydum yani?

Resul Emrah Şahan: Neyse yani bir böyle şeyi bir ben soru sorayım.

Yakup Öner: Bakın şunu söyleyeyim; keşke olsaydı.

Resul Emrah Şahan: Tamam he yani şey.

Yakup Öner: Ha ben onu söyleyeyim hayır ben cümlem ben cümlemi tamamlayayım.

Resul Emrah Şahan: Benim merak ettiğim şu yani. Tamam.

Yakup Öner: Keşke olsaydı emin olun ki bugün burada konuştuğumuz eylemlerin çok büyük bir kısmı söz konusu dahi olmayacaktı.

Resul Emrah Şahan: Tamam yani kişisel bir şey bir şey diye diğer konular ama geldiğim şu hocam yani böyle sinsilik, sinsi, ayak kaydırma falan ifadeleri var. Bura bahsedeceğim ama bana karşı kişisel bir husumetim var mı diyorsunuz? Yani.

Yakup Öner: Hayır beni ben ben kendi ifademi söyleyeyim.

Resul Emrah Şahan: Beni sana karşı bir husumetim var mı diyorsun yani? Nedir bu ifadelerin genel anlamını psikolojisini anlamıyorum.

Yakup Öner: Emrah Bey ben kinci bir insan değilim bunu. Yıllardır biz beraber çalışıyoruz.

Resul Emrah Şahan: Yani sinsi, sinsi ayak kaydırır.

Yakup Öner: Bizim.

Resul Emrah Şahan: Öyle bir insan değilsen nedir yani?

Yakup Öner: Bunlar benim gözlemlerim. Bakın bunu emin olun tarafsız bir şekilde sizi tanıyan insanların birçoğu bu yorumu yapacaktır.

Resul Emrah Şahan: Kim yapar?

Yakup Öner: Ya ben şimdi Ahmet, Mehmet mi diyeyim yapmayın Emrah Bey yani hayır söyleyeyim. Şimdi bak dersiniz ki ben bunu kabul etmiyorum. Ben de diyebilirim ki doğrudur kabul etmiyorum.

Resul Emrah Şahan: Hocam bu böyle yani şey öyle konuya girmem ama şu şu soruyu sormak istiyorum yani.

Yakup Öner: Bu mahkemede... bu mahkemede yani bence burada konuşulması gereken bir konuda değil yani.

Resul Emrah Şahan: İfadenizde var ama.

Yakup Öner: Ama ifademde var ama.

Resul Emrah Şahan: Sormam gerekiyor. Onun için soruyorum. Niye soruyorum bunu? Bunu niye soruyorum? Yani böyle bilgiye dayanmayan değerlendirme, çıkarım.

Yakup Öner: Nasıl tanıyorsunuz diye sorulunca ben de nasıl tanıdığımı anlattım size.

Resul Emrah Şahan: Şöyle çıkarım var orada.

Yakup Öner: Ya bu itham edici bir şey değil ki.

Resul Emrah Şahan: İtham edici ama.

Yakup Öner: Hayır değil.

Resul Emrah Şahan: Bu durum itham edici.

Yakup Öner: Bu benim sizi sinsi gördüğüm anlamına gelir.

Resul Emrah Şahan: Bak işte bu bir husumet göstergesi. Bu ne anlama geliyor?

Yakup Öner: Ama bu benim görüşümdür yani bu kimseyi de ilgilendirmez.

Resul Emrah Şahan: Tamam bu bir husumet göstergesi. Ben buna husumet diyorum. Başka bir şey dememe gerek yok. Ya evet. Ya diğer eylemlere geçeceğim yani.

Yakup Öner: Buyurun.

Resul Emrah Şahan: Bu Eylem 40'ta...

Yakup Öner: Evet.

Resul Emrah Şahan: İddiaya konu tadilat, ceza, harç mesela bu evraklar sizde var değil mi? Yani iddiaya konu tadilat, ceza, harç evraklarını.

Yakup Öner: Evet...

Resul Emrah Şahan: İncelediniz mi hiç?

Yakup Öner: Şöyle, sadece Metin Bey bana harç hesap listesinde katsayıları gösterdi. Burada şöyle bir şey ifade edebilirim. Yani benim zaten bunu incelemeye yetkim yok. Ben Şişli Belediyesi'nin bir çalışanı da değilim. Sizin altınızda çalışan bir personelde değilim.

Resul Emrah Şahan: Hayır, neticede bu konu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Danışmanı olarak size gelmiş. Evrakları incelediniz mi?

Yakup Öner: Hayır ama Şişli Belediyesi Danışmanı olarak gelmedi bana. Mehmet Torunlar'ın tanıdığı bir kişi olarak Ekrem İmamoğlu'nu bu konuyu Ekrem İmamoğlu'na götürecek bir kişi vasfıyla geldi. Yoksa İBB'ye ben bunu götüreyim, İBB bu süreçle ilgilensin. İBB'nin Şişli üzerinde nasıl bir baskı söz konusu olabilir ki?

Yakup Öner: Bunu kabul etmiyorum. Şöyle söyleyeyim: Bana sadece gösterdi. Buradaki mesele şu: Tadilatın kat kat hesap edilmesi durumunda çarpı 1, çarpı 1, her kat için çarpan 1 olması gerekirken cezasız kat, yani 9 ayrı makbuz kesildiğinde 8 milyon civarı bir rakama geldiği için bunlar diyorlar ki bizim her kat için ayrı bir tadilat izni verin. Siz de diyorsunuz ki hayır, ben 9'una bir izin vereceğim. Dolayısıyla çarpan 1 değil, 9 oluyor, 9 katlık bir şey. Bunu hatırlıyorum. Bunun dışında da hani harç hesaplaması doğruydu, yanlıştı, onları bilmiyorum yani. Onlar...

Resul Emrah Şahan: Müfettiş incelemesinden geçti bunlar.

Yakup Öner: Özür dilerim, bir şey eklemem lazım. Onların iddiasını aktardım. Burada sizin yanlış harç hesabı yaptığınız iddiasında bulunmadım. Onların iddiasını aktardım. Evet. Hatta orada da öyle söyledim zaten.

Resul Emrah Şahan: Tamam, onların iddiasını, Metin'in iddiasını aktarıyorsunuz. Ben savunmamda anlattığım için buradan şey...

Yakup Öner: Yok, yok, problem yok.

Resul Emrah Şahan: Müfettiş incelemelerinden geçti. Cezalı keza öyle.

Resul Emrah Şahan: Yine eylem 40'ta ifadenize göre Mehmet Torun'la bir görüşme yaptığınızı söylüyorsunuz. Mehmet Torun da zaten bu görüşme içeriğini sordu. Bunu da cevapladı kendisi.

Yakup Öner: Yani... Siz zaten biliyorsunuz ne olduğunu, ben de biliyorum ne olduğunu.

Resul Emrah Şahan: Fakat görüşme içeriğinden hiç bahsetmemişsiniz. Ben görüşmede cezayı konuştum. Ben bunları anlattım.

Yakup Öner: O şöyle... Hayır, hayır, yani şöyle.

Resul Emrah Şahan: Cezayı konuştuk. Yani bana cezayı 15 milyonluk cezayı iptal ettiğimizi...

Yakup Öner: 1 milyarlık cezanın iptal olduğu meselesinden bahsettim burada.

Resul Emrah Şahan: Evet.

Yakup Öner: Ama o görüşme üzerine iptal olduğu...

Resul Emrah Şahan: Hayır, görüşmeye geldiğinde ceza iptal olmuştu zaten. Erken başvurmuştu.

Yakup Öner: Tamam. Ben görüşmeyi anlattım. Yani bu bundan oldu, şu şundan oldu gibi bir durum yok. Burada benim ifadem... İsterseniz...

Resul Emrah Şahan: Hayır, görüşmenin içeriğine ilişkin ifadenizde bir şey yok, onun için soruyorum ben. "Ben görüşmenin içeriğini kendim anlatmışım. Ama siz..." Ben ben şunun gibi bir şey söylüyorum yani.

Yakup Öner: Şimdi şöyle söyleyeyim: Bu konu bana geldiğinde ben Ekrem Başkanımıza konuyu ilettim. Ekrem Başkanımızın da hoş karşılamadığını burada açık gönüllülükle söylüyorum. Çünkü talep can sıkıcı bir talepti. Sizden gitmiştir, gitmemiştir, bu sizin savunmasını yapacağınız konu. Ben bu ithamda bulunmuyorum. Ben Mehmet Torun'un bana aktardığını burada aktarmış oluyorum. Mehmet Torun'un kendi ifadesinde birkaç gün önce zaten ifade verdi. Burada sayın mahkeme heyeti bunu birleştirecektir, sizin avukatlarınız, siz gerekli çalışmaları yapacaksınızdır. Ona bir şey de söylemde bulunmuyorum. Bana söylediği "Yakup benden 10 milyon dolar para istiyorlar" dedi. Hatta 20 ile açtılar kapıyı. "Sonra Büyükşehir'e 10 milyon bağışlıyorsunuz da bizim ne eksiğimiz var? Bize niye 10 milyon dolar vermiyorsunuz?" dedi. Çok da kaba tabirler kullandı. Burada da ben kendisi... Yani kullanmak istemiyorum çünkü bunu ifademde de belirttim. "Böyle şey olur mu? Bunu lütfen Ekrem İmamoğlu'na ilet" deyince ben de konuyu Başkanımıza taşıdım. Nihayetinde eski mesai arkadaşımızsınız. Olur ya, belki böyle bir meselenin yanlış olduğu durumu söz konusu olabilir.

Çünkü nihayetinde bir iddiadır. Ancak ben Mehmet Torun'un yalan söyleyeceğine hiç ihtimal vermedim. Doğruya doğru. Ve doğru olduğu düşüncesiyle Ekrem İmamoğlu'na aktardım. Sonra da Ekrem Başkanımızın "Gel bir Emrah'la sen birlikte oturun" demesi üzerine de sizden randevu talebinde bulundum ki ben öncesinde kabul etmedim. Kendi yüzü de buradadır yani. Ben dedim ki ben böyle bir işin içerisinde olmak istemiyorum. Çünkü ben size güvenmiyorum Emrah Bey. Doğruya doğru yani. Ben size güvenmiyorum. Güvenmediğim için de bu meselenin içerisinde olmak istemedim. Mehmet... Ya tabii... Ben ben şimdi kendi düşüncelerimi aktarıyorum. Siz nasıl isterseniz öyle değerlendirin. Çok önemli değil benim için…. istemediğim için bu sürecin içerisinde yer almak istemedim ve bunu da bu şekilde o zaman aktardım Ekrem Başkanımıza. Ancak hem başkanımızın talebi hem de Mehmet Bey'in ricası üzerine bu sürecin içerisinde yer aldım, iyi ki de yer almışım. Nihayetinde mevzu olumlu bir noktaya geldi, konu kapandı.

Resul Emrah Şahan: Sizin yer almanız olumlu bir yere gelmedi.… Mehmet Bey geldiğinde ben cezayı kesmiştim.

Yakup Öner: Ama ben girdikten sonra mesele bu noktaya geldi. Dolayısıyla benden mi oldu, başkasından mı oldu bu takdiri…

Resul Emrah Şahan: Ben belediye başkanıyım. Sizin boyunuz o kadar uzun değil yani, bana o konularda…

Yakup Öner: Tabii ki, tabii ki efendim. Sizin üzerinizde bir baskı kuracak gücüm yok.

Resul Emrah Şahan: Tamam, biliyorum. Doğru, olamaz da zaten. Bu kulüple ilgili, Rotana ile ilgili yine bir şeye geleceğim. Ya burada bir dil birliği var ya. Yani, beni aramışsınız, yok ben demişim ki bu işte kişi… Süleyman Atik de aynı şeyi söylüyor.

Yakup Öner: Biliyorum efendim.

Resul Emrah Şahan: 2024 öncesi bu aktörlerin hiçbiriyle ben görüşmemişim. İmar yetkili ben değilim.

Yakup Öner: Ben görüştünüz demedim.

Resul Emrah Şahan: Ondan sonra buraya geldi görüştü; İlker İlçe Başkan Yardımcısıydı, ona sordu inanca… Şuraya geleceğim, özü şu: Ya siz Süleyman Atik'le bu ifadeler öncesi bu konuları konuştunuz mu kendisiyle?

Yakup Öner: Hayır, hiç konuşmadım.

Resul Emrah Şahan: Peki.

Yakup Öner: Sadece ben şunu söyleyeyim, özellikle bunu belirt istiyorum Emrah Bey; bu görüşmenin gerçek olduğunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Çünkü ben…

Resul Emrah Şahan: Hayır ben bilmiyorum, sadece siz anlatıyorsunuz.

Yakup Öner: Doğru, doğru. Ya öyle diyeceksiniz tabii, ne diyeceksiniz? Söyleyebileceğiniz başka bir şey…

Resul Emrah Şahan: Siz de bakın siz de bunu diyeceksiniz.

Yakup Öner: Söyleyebileceğiniz hiç başka bir şey yok.

Resul Emrah Şahan: Sizin de yok

Yakup Öner: Siz bunun gerçek olduğunu biliyorsunuz, sonrasında da bu eylemin devam ettiğini biliyorsunuz. Dolayısıyla burada şimdi boş konuşmanın anlamı yok. Ben anlatacağımı anlattım, siz söyleyeceğinizi söylediniz, buyrun.

Resul Emrah Şahan: Tamam. Teşekkürler Sayın Başkan.

ELÇİN KARAOĞLU AVUKATI EMRAH ŞAHAN'A SORUYOR

Avukat: Sayın Başkanım, şimdi müvekkilimiz aslında teknik olarak bir soru sordu Resul Emrah Şahan'a. Bir bilgin var mı dedi. Çünkü Resul Bey sorgusu sırasında şey yaptı. Kayda geçmesinde fayda olabilir cevabının.

Resul Emrah Şahan: Yoktur, yok. Yani benim öyle bir tanıklığım yok.

EKREM İMAMOĞLU AVUKATI TORA PEKİN, YAKUP ÖNER’E SORUYOR – 30.09.2026

Tora Pekin: Şimdi dünkü sorunuzda hem de ifadelerinizde İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki görevinizle ilgili olarak menfaat teminine yönelik olmayan, yasal ve kamu yararına yönelik bir iş tanımı yaptınız.

Yakup Öner: Evet evet.

Tora Pekin: Yani bir işin karşılığı olmayan ya da birilerine bir ayrıcalık yaratmadan kreş yaptırılması, tarihi bir eserin onarılarak kamuya kazandırılması gibi, ben böyle anladım.

Yakup Öner: Evet evet.

Tora Pekin: Kapsamında sizin çalışma süreniz boyunca, uzun süredir belediyecilik yaptığınızı göz önüne alırsak hayata geçmesinde emi olan projelere örnek verir misiniz? Hatırladığınız kadarıyla tabii. İsmen saymanız da gerekmez, belki sayıyla da vermek isterseniz.

Yakup Öner: Yani...

Tora Pekin: Bu kapsamdaki işleriniz öyle kısaca.

Yakup Öner: Burada işte en basiti mesela Gülaylar konusu. Bizim biraz önce konuştuğumuz, tapuya şerh edilmiş 5400 metrekarelik bir alanın belediye lehine geçmesi durumu söz konusu. Ancak henüz fiili imalat yapılmadı. Tapuya şerh edilen bir satış vaadi sözleşmesi şeklinde, bağış vaadi sözleşmesi şeklinde yapılmış birincisi bu. İkincisi torunların fiili olarak yapmış olduğu bağış durumu söz konusudur. Yani böyle ben düşündüğümde birkaç tane daha çıkartabileceğimi düşünüyorum ama...

Tora Pekin: Tamam, tamam. Peki. Evet. Bunları kamuya yani İstanbul'a, İstanbulluya kazandırılmış değerler olarak tanımlasak doğru olur mu?

Yakup Öner: Doğru doğru. Yalnız benim biraz önce yapmış olduğum açıklamayı ben tekrar hatırlatmak istiyorum Tora Bey. Buradan karşı tarafın %100 memnun olduğu, "Allah razı olsun, sayenizde bağış yapıyoruz" gibi bir durum söz konusu değil. Tabi ki rahatsız oldukları bir durum söz konusudur. Ancak ilişkilerini devam ettirebilmek için bazıları fiyatı düşürme çabası içerisine girmiştir. Bazıları doğal olarak "hayır" deyip süreci reddetmiştir. Murat Özyeğin gibi. Şimdi bazıları Sinpaş gibi direkt reddetmiştir, hiç konuyu bile açtırmamıştır. Şimdi dolayısıyla bir memnuniyetsizlik durumu söz konusu olsa da bizim amacımız burada üçüncü kişilere bir menfaat sağlamak değil, benim şahsıma bir menfaat sağlamak değil, Ekrem İmamoğlu'nun şahsına da bir menfaat sağlamak değil. En azından amaç buydu. Dolayısıyla bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilen görüşmeydi. Ancak her zaman memnuniyetle karşılanmayan da çoğu zaman memnuniyetle karşılanmayan bir şekilde devam ediyordu.

Tora Pekin: Tamam. Şimdi dün Heyet Başkanı ve Savcı Bey konunun çok üzerinde durduğu için sormak istiyorum. Siz AKP döneminde de aynı uzmanlıkla, aynı bilgiyle belediyeciydiniz. Uzun yıllardır İstanbul'da yaşıyorsunuz. İstanbul'u gözlemliyorsunuz çok iyi bir harita mühendisi olmanız nedeniyle. Şimdi bunu İstanbul'u çok iyi bilen bir belediyeci sıfatıyla yanıtlamanızı rica ediyorum. Mutlaka içinde olmanız gerekmez, gözlemlerinizden de yola çıkarak. 2019'dan önce de benzer şekilde yani sizin olmadığınızı söylediğiniz, vurguladığınız şekilde kamuya kazandırmalar olur muydu İstanbul Büyükşehir Belediyesinde?

Yakup Öner: Büyükşehir Belediyesinde olmadığım için yani...

Tora Pekin: Ama bunları duyardınız tabii ki.

Yakup Öner: Duyardık tabii ki. Yani nihayetinde belediyecilik içerisinde faaliyet gösteren herkes aşağı yukarı bu tür eylemleri birçok şeyde görür. Yani belediye hayatında görür. Kamusal faaliyetler genelde belediye bütçesi içerisinde yürütülmez. Bu doğrudur, yanlıştır, hukukidir, değildir bu tartışma benim konum değildir. Ancak bu eylemlerin, bağış taleplerinin belediyelerin çok büyük bir kısmında bulunduğunu açıkça ifade edebilirim.

Tora Pekin: Tamam. Hiç burada bir şey durumu oldu mu sanki 2019'dan sonra sadece bu oluyormuş gibi bir...

Yakup Öner: Yani ben 2019'dan sonrasına şahit olduğum için 2019 sonrası... Ama öncesinde var mıydı bilemem yani.

Tora Pekin: Cami yaptırıldığını, okul yaptırıldığına ilişkin olarak siz İstanbullu olarak tanıklığınızın olduğunu anlıyorum ben dediniz. Yani diğer belediyeler de...

Yakup Öner: Yani genel olarak tanıklığımızdan ziyade duymuşluğumuz vardır. Neden tanıklık? Çünkü o işi bizzat yürütmezseniz tanık olamazsınız. Bazen yürüttüğünüz işlere bile tanık olamazsınız. Benim görüştüğüm bazı kreş meselelerinde ben kreşin yapıldığı yeri de görmedim. Ama ben kreşin yapıldığı bilgisine sahibim. Örnek olarak Süleyman Çetinsaya'nın yol, otopark meselesi vardı. Şey kız yurdu meselesi. Benim ifadelerimin içerisinde bağış yaptığım meselesi vardır ama yerinde yapıldığı bilgisi var ama gidip gördüm mü, görmedim. Tanıklığım var mı, yok. Yani bunun gibi anlatılabilir. Benim tanıklığım yoktur.

Tora Pekin: Peki. Sizin görevlendirmenize ilişkin bir soru soracağım. Size ilişkin bir soru. Sizinle aslında Sayın İmamoğlu arasındaki ilişkiye ilişkin. Şimdi Sayın İmamoğlu bu işlerde niye sizi görevlendirdi, niye sizi seçti? Sadece teknik bilginiz nedeniyle mi sizi seçti? Yoksa işte Beylikdüzü'nde çalışmışlığınız, aynı zamanda rüşvete, usulsüzlüğe girmeyen biri olduğunuzu düşündüğü için mi sizinle çalıştı?

Yakup Öner: Yani ikisi birlikte diye düşünebiliriz. Ama bir de üstelik şunları da ekleyebiliriz. Yani meslekte teknik anlamda ne kadar çözerseniz çözün iletişim dili de önemlidir. Ben bunun da etkili olduğunu düşünüyorum. Yani benim karakter, karakter özelliklerim artı teknik bilgi birikimim diye düşünebiliriz. Çünkü ben hayatım boyunca hiçbir zaman üçüncü kişilere menfaat sağlanan bir masada bulunmadım. Yani orada oturmayı da doğru bulmadım. Benim dışımda yapılmıştır, herkes kendi hesabını kendisi verir. Ben ona yapmıştır, yapmamıştır şeklinde kimseye kefil olacak halim yok.

Tora Pekin: Gelecek sorudan yanıtlamış gibi oldunuz. Yani sizin bu yasal ve kamu yararının dönük tanımın dışında kalan iddianamenin suç saydığı eylemlere iştirakiniz olduğunu reddediyorsunuz bir yandan.

Yakup Öner: Tabii ki. Ama dediğim gibi yani ben kamu lehine başladığım süreçlerin ifade ettiğim gibi başka şeylere döndüğü kısmına da şahit olmadım.

Tora Pekin: Şimdi ifade verdiğiniz sürecinize dair bir şey soracağım. İfadenizde de dünkü anlatımlarınızdan bahsettiniz mi diye soracağım da hatırlatacağım size. Şimdi çok uzun sürüyor, söylemezseniz bilemezsiniz. Örneğin eylem 49'da yer alan Cüneyt Yakut ile ilgili beyanlarınıza baktığımızda Güçlendirme Ruhsatı gündemi ile ilgili Sayın İmamoğlu'nun büyük bir kreş yapımı istediğinden bahsediyorsunuz. Bu anlatıyı burada da sürdürdünüz. Ancak burada bir yandan dediniz ki Ekrem İmamoğlu konuyu inceleyelim, yasal bir engel de yoksa da zaten hakları doğrultusunda bir güçlendirme ruhsatını alırlar dedi dediniz. Ayrıca sürekli olarak karşı rızaya ilişkin bir konudan bahsettiniz. Anlatımınız bu şekilde oldu. Bu hususları savcılıkta da anlattınız mı?

Yakup Öner: Tabii ki anlattım. Şimdi burada zaten benim ilk ifadelerimi okursanız ifadelerimde de görebilirsiniz. Aşağı yukarı bunlar bellidir.

Tora Pekin: Bunu bu tutanakta göremediğim için söylüyorum o yüzden.

Yakup Öner: Ben belki açık ifadelerle söylemedim ya da ben eklettirmeyi unutmuşumdur. Çünkü savcımızın benim yazdığım şeylere, ifade ettiğim şeylere hiçbir müdahalesi olmadı. Yukarıda Allah var, doğruya doğru söylemek lazım. Ben ifade ederken belki söylemsel olarak söylemişimdir ama yani dediğim gibi çok ağır koşullar söz konusuydu. Bazı şeyleri atlamış olabiliriz.

Tora Pekin: Nasıl ağır koşullar?

Yakup Öner: Ağır koşullardan kastım şeydir, cezaevi koşulları. İşte hatırlamıyorsunuz, unutuyorsunuz. Odaklanma problemleri oluyor. Yani bundan kaynaklı belki öyle bir şey olmuştur ama ben bu hususu özellikle orada gördüğüm açıkları burada telafi etmeye çalıştım. Yine atladığım bir şey varsa sizin sorunuz doğrultusunda şunu söyleyebilirim. Bizim buradaki başlangıç hedefimiz kesinlikle kreş yapımına yönelikti. Burada biz nihai olarak yaptığımız hiçbir işlemde "Şu işi yaparsan biz de bunu yaparız, bunu yapmazsan yapmayız" ifadelerini kullanmadık. Ancak tekrar bu bugünkü ifadelerimin başında ifade ettiğim şeyi hatırlatmak istiyorum. İnsanların zaafları da bir şekilde ortaya çıkmaya başlıyor belli bir yerden sonra. Dolayısıyla ifade olarak bunu söylemeseniz de eylem olarak kendisini zaten belli şeyleri yapmaya mecbur hissediyor. Bu memnuniyet anlamında söylüyorum bunu. Yoksa hani bir ağır tahrik, ağır baskı, bu irtikap meselesiyle tarif edilecek bir durum değil bu. Yani karşı tarafın belli bir yere kadar rızasının olduğu bir durumdan bahsediyorum.

Tora Pekin: Ben şimdi size emniyette, savcılıkta baskı gördünüz mü diye sormayacağım.

Yakup Öner: Hayır, hayır, olmadı.

Tora Pekin: Zaten öyle bir şey söz konusu değil.

Yakup Öner: Hayır, cezaevi, cezaevindeki psikolojik koşullardan bahsediyorum. Yani haksız yere yargılanıyor olmak... Onun üzerinde oluşturduğu ağırlıktan bahsediyorum. Başka bir şey söz konusu değil.

Tora Pekin: Onu sormayacağım. Ya süreç sizi yormuş olabilir, sıkmış olabilir bahsettiğiniz gibi veya olmayabilir. Bunları sormayacağım ama şimdi kronolojiyi yani sizin gözaltına alındığınızdan itibaren olan kronolojiyi ve somut olayları öğrenmek istiyoruz. Bunların bir kısmı UYAP'a kayıt edilmiştir, bir kısmı kolluk tutanaklarında vardır ama dosyada derli toplu bir bilgi yok. Sizin ifade verme süreçlerinizle ilgili ve birden çok ifadeler vermişsiniz. Ayrı ayrı şeylere de...

Yakup Öner: Yani toplamda 4 tane cezaevindeyken vardır, tutukluyken. 1 tane de tutuksuzken vardır, 5 tane. Bunun dışında benim savcılığa herhangi bir gitmişliğim dahi yoktur.

Tora Pekin: Tamam. Şimdi ben bu şeyi soracağım. Yani sizin gözaltına alınmanızdan itibaren olan durumu soracağım.

Yakup Öner: Bir de gözaltındayken vermiş olduğum ifade var. Onu saymadım ben.

Tora Pekin: Evet. Yok biliyorum, biliyorum, biliyorum yani. Şeyi de... Biliyorum, biliyorum bizde. İlk sorum hariç, ilk sorum biraz daha anlatım olabilir, kısa kısa sorular, kısa kısa cevap verebilirsiniz, "Evet", "Hayır" diyebilirsiniz. Mesele maddi gerçeğe ulaşmak. Başka bir derdim yok. Şimdi öncelikle kısaca yani gözaltı ve tutuklanma sürecinizi anlatmanızı rica edeceğim. Yani gece mi geldiler, gündüz mü, aileniz yanınızda mıydı, ilk ifadenize kadar ne kadar süre geçti, gibi...

Yakup Öner: Ya ben bunları çok konuşmak istemiyorum. Olan oldu, geçen geçti. Yani ben bu konunun da bu iddianamenin konusu olduğunu düşünmüyorum, lütfen. Hani hepimizin canını acıtan meseleler bunlar. Çünkü haksız olarak yapıldığını düşünüyorum. Bence bu konuya girmeyelim hiç. Benim vereceğim başka bir meseleye...

Tora Pekin: Tamam, bunu geçiyorum. Ama şimdi birkaç şey soracağım. Dediğim gibi çok kısa kısa soracağım, serbestsiniz tabii yani, cevap vermek istemeyebilirsiniz vesaire. Sizi üzmek, sizin var ise travmanızı canlandırmak da değil. Ama ben bunu dosyadaki maddi gerçeğe bir katkıda bulunacağını düşünüyorum bu soruların. O yüzden soruyorum. Eğer siz de yani dosyada hakkaniyetli, iyi niyetli bir sonuç verilmesine katkı sağlayacağını düşünürseniz, verirseniz çok sevinirim. Vermezseniz de benim yapacağım bir şey yok. Ben polis değilim, savcı değilim, ağzınızdan zorla laf alamam.

Yakup Öner: Yok, yok. Yani şöyle söyleyeyim o zaman ilk sorunuza; hiçbir baskıya maruz kalmadık. Aksine polisler gayet kibardı. Çocuklarımız odasında uyurken geldikleri için nezaket gösterdiler, uyandırmadan mümkün olduğunca sessiz... Yani benim çocuklarımın haberi dahi olmadı. Hepsine buradan hani her ne kadar hak etmediğim bir eylemin içerisinde olsam da gösterdikleri hassasiyetten ötürü teşekkür ederim.

Tora Pekin: Tamam, o şekilde kısa sorulara geçeceğim. Hatırladığınız kadarıyla yanıt verirseniz sevinirim. İstanbul'da kaç gün tutuklu kaldınız Yakup Bey?

Yakup Öner: İstanbul'da sanırım 3 Haziran'da gittim, 1 Mayıs'ta girmiştim, 26'sında tutuklandım. 30 Mayıs'ta, 30 Nisan'da mı 31 yani 1 Mayıs'ta mı gittik cezaevine bilmiyorum Silivri'ye. Yani 33 gün falan, 33-34 gün kaldım İstanbul'da, Silivri Cezaevinde.

Tora Pekin: Silivri'de. Sonra ne oldu, Silivri'den sonra ne oldu?

Yakup Öner: İzmir'e sevkimiz çıktı yani. Onun sebebini bilmiyorum.

Hakim: Sanık cevaplayıp cevaplamamakta serbest.

Yakup Öner: Ya yani ben 34 gün kaldım, sonrasını bilmiyorum sebebini. Dediğim gibi yani ben çok bu konulara girmek istemiyorum. Yok zaten... Yani eğer bu sonraki sorular da bu konseptteyse sizden rica ediyorum bunu geçelim. Ama eylemlerime ilişkin bir sorunuz varsa ben memnuniyetle yanıtlarım.

Tora Pekin: Dediğim gibi eğer siz de yani...

Yakup Öner: Tamam, ben o zaman cevap vermiyorum diye geçebiliriz.

Tora Pekin: Geçebiliriz, hiç sorun yok ama yani verirseniz gerçekten de...

Hakim: Vakit geçmemesi açısından, avukat bey size soruyor, soruyor...

Tora Pekin: Evet soracağım. Ben hakkaniyetli bir sonuç açacağını düşünüyorum yani bu dosyada tek değilsiniz. 400'den fazla sanık var. Halihazırda 50 bir kişi tutuklu. Bu dosyadaki maddi gerçeğin ben bütün sanıklara yarayacağını, bütün tutuklulara yarayacağını düşünüyorum. Sizin de eğer bir vicdani şeyiniz varsa...

Hakim: Sormanıza izin veriyorum. Açıklama yapmanıza gerek yok. Sorun, devam edelim.

Tora Pekin: Tamam, tamam, tamam Hakim Bey. Zaten ben öyle de veriyorsunuz yani yanıt. Benim şimdi mesela bilmiyorum gerekçesini dediniz o benim bir sonraki sorumdu zaten. Biliyor musunuz gerekçesini? Size bir gerekçe söylediler mi? Şimdi söylediğiniz de zaten şey değil yani hani yanıltıcı sorular da değil.

Tora Pekin: İzmir yolculuğunuz ne kadar sürdü acaba ilk gidişiniz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Peki o zaman hızlı hızlı sorayım ben. Yanıtsız kaldı en azından zabta geçmiş olsun. İzmir'de hangi tip cezaevine götürüldünüz?

Yakup Öner: 2 No'lu F Tipi. Buca Cezaevi.

Tora Pekin: Meslektaşım Doğan Bey de sordu ama İlker beyle karşılaştınız. Tutuklandı mı o da?

Yakup Öner: Dedim ya, dediğim gibi zaten konuştuk biraz önce.

Tora Pekin: Peki, İlker Bey'in sizin bildiğiniz bir rahatsızlığı var mıydı acaba tutuklanmadan önce? Siz...

Yakup Öner: Benim bildiğim bir rahatsızlığı, he hepimizde olduğu gibi rahatsızlığı var ancak buna cevap vermek istemiyorum. Dediğim gibi bunları geçebiliriz.

Tora Pekin: Peki. İlker Bey'in bu dosyada sanık olmadığından haberdar mısınız?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Aynı şekilde uzun yıllardır çalışma arkadaşınız, şoförünüz Kamil bey açısından sorayım. Sizin etkin pişmanlık ifadenizden hemen sonra tahliye edilmiş olmasından ve bu dosyada sanık olmadığından haberdar mısınız?

Yakup Öner: Yani tarihi ben hatırlamıyorum ne zaman tahliye olduğunu. O yüzden hani bir şey söylemem de doğru olmaz. Ancak hani genel hatlarıyla yine aynı şeyi söyleyeyim. Dediğim gibi ben eylem bazında...

Tora Pekin: Sayın Başkan sorayım o zaman...

Yakup Öner: Eylem bazında olursa memnun olurum. Aksi...

Tora Pekin: Siz ilk etkin pişmanlık ifadesini vermeye ne zaman karar verdiniz? Etkin pişman olmaya diyeyim.

Yakup Öner: Yani dediğim gibi ona cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: İfade vermek üzere İstanbul'a götürüldünüz. Doğrudan Adliye'ye mi götürüldünüz, yoksa bir ara durak yapıldı mı?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Peki. Kaç saat sürdü ifadeniz acaba?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: O ifade tahliyeniz için yeterli görülmedi. Sonra İzmir'e gönderildiniz yoksa İstanbul'da muhafaza edildiniz mi? Bu dosyada yok bunlar. Yani meslektaşım şey yaptı, "dosyada var bunlar" dedi ama dosyada yok bunlar.

Yakup Öner: Cevap... Ben yine de cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Peki. İkinci etkin pişmanlık ifadesine nasıl gittiniz, o kaç saat sürdü, kaçta girmiştiniz ifadeye?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Yine tahliyeniz istenmedi ve İzmir'e götürüldünüz.

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Üçüncü ifadeye nasıl ve ne zaman gittiniz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: İfadeden sonra İstanbul'da mı kaldınız?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Dördüncü ifadeyi de sorayım. Nasıl ve ne kadar sürdü?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Şöyle soralım, tüm ifadelerin...

Yakup Öner: Toplu cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Bitiyor, bitiyor, çok az kaldı. 3-4 dakika sonra var. Yani 1,5 saat neredeyse sorgulama Savcı Bey tarafından yapılmış. Onu da hatırlatmış olayım size. Buyurun. Yeniden tahliye olmadınız. 7 gün sonra serbest bırakıldınız. O arada herhangi bir şey yaşandı mı?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Sürpriz mi oldu tahliyeniz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Sanıyorum sizin etkin pişman sayılmanız için 4.000 kilometre yol gittiğinizi söylesem yanlış olmayacak. Tahliye olduktan sonra bir ifade daha verdiniz. Arandınız mı, aralandınız mı, onun iletişimi nasıl oldu?

Yakup Öner: Kendi talebimiz üzerine.

Tora Pekin: Kendi talebiniz üzerine. Yine duruşma seçeneğinde... Evet. Sayın Başkan, bitirebilirim sorularımı. Yani bu cevap verilmeyen sorular altında, bu koşullar altında alınmış bir ifadeyi biz delil olarak kabul etme imkanımız yok. Ya diye söylediği dünkü ek maaş iddiası başta olmak üzere aleyhe olan beyanların hiçbirini kabul etmiyoruz. Son olarak Sayın Başkan, müvekkilime yönelik olarak hakkın kötüye kullanılması dediniz. Şimdi sanık sorgusuna karşı beyanda bulunmak hakkın kötüye kullanılması değildir.

Hakim: Biz sanık beyan aşamasında değiliz.

Tora Pekin: Evet, son olarak ceza muhakemesi...

Hakim: Ama bak 200'ün anlamında soru soran var mı diye soruyoruz. Soru hakkı varsa veriyoruz. Konuşmak için mikrofonu aldığında açıklama yapıp geri kalmanın bir anlamı yok.

Tora Pekin: Doğru, doğru ama şunu yapmıyorsunuz. Hakim Bey CMK 215'e göre soru beyanınız var mı diye sormuyorsunuz yani.

Hakim: Sana sana savunma hakkı veriyor. O anlamda savunma hakkında da zaten şahsın beyanlarıyla ilgili varsa söyleyecekleri onları da zaten kendisi söyler zaten yani. Şu an sanık sorgusu aşamasındayız ya. Hani biz şu an sanık Yakup Öner'in sorgusu aşamasındayız. Ondan alacağımız bir cevap varsa, ona soracağımız ve savunmamızda kullanmak istediğimiz onun vereceği cevaplara yönelik bir şey varsa o hakkı duyurursunuz zaten. Yoksa açıklama yapmak için herkese bir hak verirse herkes bir açıklayacağım şeyler var der.

Tora Pekin: CMK 215 değil mi o? CMK 215 tartışması hepsiyle yaşarız ama.

Hakim: Evet, evet. Çünkü doğru. Çünkü yasada var hâlâ.

Tora Pekin: Biz biz doğruyu buluruz. 200 gün boyunca bulursunuz. Ama ama...

Hakim: 215'i de uygulamıyorsunuz, onu demek istiyorum. 215'in uygulanmasını talep etmek hakkın kötüye kullanılması değildir. Hakkın tanınmasını talep etmekten ibarettir.

SANIKLAR VE AVUKATLARI YAKUP ÖNER’E SORUYOR – 30.09.2026

 

ELÇİN KARAOĞLU SORUYOR

 

Elçin Karaoğlu: Yakup Bey, merhaba.

Yakup Öner: Merhaba Elçin Bey.

Elçin Karaoğlu: Geçmiş olsun.

Yakup Öner: Teşekkür ederim, sağ olun.

Elçin Karaoğlu: Bunu sormayacaktım da çünkü hazırladığım sorular vardı, siz onlarla ilgili ifadenizde, beyanlarınızda cevabını da vermiş oldunuz.

Yakup Öner: Evet, doğrusu neyse o, onu ifade ettik.

Elçin Karaoğlu: Şimdi ben Emrah Bey'in az önceki sanırım bir hususu. Bizim o yüzden altını çizmek istiyorum. Ben de 27 senelik kamu görevlisiyim, devlet memuruyum, siz de devlet memurusunuz. Benim yaptığım tüm işler, yürüttüğüm süreçler yasal süreçlerdir kendi mecrasında. Doğru mu?

Yakup Öner: Yani burada zaten ben şeyi de özellikle belirttim. Kendi ifademde sizin göreve geliş şekliniz, benim muhalif oluşum, bizim beş yıldır birbirimizi...

Elçin Karaoğlu: Birbirimizi çok sevmezdik de yani.

Yakup Öner: Sevmediğimiz, anlaşamadığımız meselesi, bunların hepsi gerçek. Tanıyanlar da bilir.

Elçin Karaoğlu: Yani o yüzden hani altını çizmek adına bizim bir talimat ilişkimiz, yani sizin bana bir şeyiniz...

Yakup Öner: Keşke olsaydı. Ben açık yüreklilikle söylüyorum. Keşke olsaydı ama...

Elçin Karaoğlu: Teşekkür ediyorum.

Yakup Öner: Ya olmadı yani. Maalesef olmadı yani.

Elçin Karaoğlu: Yani Emrah Bey'e de ben buradan soruyorum. Varsa somut bir şeyiniz lütfen söylesinler yani. Ben de 27 senelik kamu görevlisiyim, siz de belediye başkanısınız. Teşekkür ediyorum.

Yakup Öner: Ben de teşekkür ederim.

CEYHUN AVŞAR SORUYOR

Ceyhun Avşar: Sorularım var. İlki bu ihaleyle alakalı Ertan Bey'in bir beyanı vardı. 06.05.2015 tarihli bir beyanı. Bu beyanında ihaleden bir gün önce bir şahıs noterden hangi firmanın hangi fiyata alacağını tasdik ettirdiğini, ihalede bu belgenin sunulması sonucunda apar topar iptal edildiğini beyan ediyordu. Adem Soytekin de yine benzer bir beyanı var diyor. İddianamede de bunların birebir örtüştüğü ve doğrulandığı belirtiliyor. Tanımıyordu, biz Adem Soytekin'e bu hususu sorduk. "Böyle bir evraktan haberdar mısınız, gördünüz mü?" "Yok" dedi. "Ben de tanımadım" dedi. Ertan Bey'e de bu hususu sorduk. Direkt hiç konuyu cevaplamadan bu konuyu sizden duyduğunu söyledi.

Yakup Öner: Yani bu...

Ceyhun Avşar: Şimdi dava dosyasında ve dava evraklarında da böyle bir ihbar da yok yani noter ihbarı da yok. Siz böyle bir evrak gördünüz mü? Yani bu doğru mudur?

Yakup Öner: Hayır. Söz konusu bile değil. Ertan Bey yalan söylüyor. Yani ne böyle bir dedikodu duydum ne de böyle bir duruma şahit oldum. Yani bir evrak falan görmedim ben.

Ceyhun Avşar: Bir sorum daha olacak. Yine dünkü ifadenizde bu birinci iptal edilen ihale, ihalenin iptali sonrası bir görevlendirmeyle haberdar olduğunuzu dediniz. Yine bu süreçte İSKİ firmasından bazı duyumlar aldığınızı dediniz. Şimdi iddianamede bizim bu, yani bu ihaleyle alakalı firmanın SGK borcu olduğu, teminat mektubu koyulmaması için ihalenin iptal edildiği iddiası var.

Yakup Öner: Ben zaten onu iddianameden öğrendim.

Ceyhun Avşar: Evet, biz de. Biz de zaten bunun cevabını verdik. Böyle bir gündemimiz olmadığını anlattık. Şimdi siz bu ihaleyi araca dönüp mu gittiniz, araştırmaya mu gittiniz? Yoksa raylı sistemlerde...

Yakup Öner: Yani başkan özel talimatı doğrultusunda. Gitme, inceleme. Yoksa raylı sistemler...

Ceyhun Avşar: Peki o dönem sizdeki iptal edilme bilgisi neydi?

Yakup Öner: Rekabet koşullarının oluşmamış olması, tek firmanın girmesi sebebiyle benim yaptığım incelemelerde başkanımıza da rapor ettiğim husus buydu.

Ceyhun Avşar: Teşekkür ederim.

Yakup Öner: Rica ederim.

CEYHUN AVŞAR AVUKATI ABUZER UZUN SORUYOR

Abuzer Uzun: Şimdi, müvekkile özellikle burada sorulan sorudan başlayacağım soruya. Siz dediniz ki biraz önce, bu noter evrakıyla ilgili olarak ben dediniz hani öyle bir evrak görmedim. Ertan Yıldız yalan söylüyor dediniz. Şimdi Ertan Yıldız aslına bakarsanız 140'ıncı eyleme ilişkin duyduklarının tamamını sizden duyduğunu söylüyor. Bu yalan söylüyor ibaresi duydukları, sizden duyduğu diğer şeyler için de geçerli mi?

Yakup Öner: Şimdi Ertan Bey birçok hususta süsleyip süsleyip söylemiş. Ben ifadelerini okudum. Yani çok itibar ettiğim bir yapı değil Ertan Bey açıkçası.

Abuzer Uzun: Yani siz ona bir şey iletmediniz, anladığım kadarıyla. Tamam.

Yakup Öner: Yani hangi sıfatla yani ben bunu anlatacağım? Ben sadece Başkanımıza bu konuda bilgi verdim. Bakın Ceyhun Bey, Raylı Sistemler Daire Başkanı, onun bile bilgisi yok benim bu hangi bilgilere ulaştığımdan. Ertan Bey'e ben hangi sıfatla bunu aktarabilirim? Şey yanlış bir husustan bahsediyorsunuz.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Ertan Bey yani o iddialarını tamamen geçiyorum o zaman. Ceyhun Bey dediniz, Raylı Sistemler Daire Başkanı, benim sebebini araştırdığımdan onun bile haberi yok dediniz.

Yakup Öner: Tabii ki.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Siz genel olarak kendi savunmanızı yaparken, haklı olarak, size yöneltilen eylemlerle ilgili olarak dediniz ki görev, yetki, eylemlere ilişkin kişisel katılımın ayrılmasını talep ettiniz. Bir yargılamada en olan şey de budur zaten, yapılması gereken de budur. Birçok yerde kendinizi savunurken bu ayrımların yapılması gerekliliğine özellikle vurgu yaptınız.

Yakup Öner: Evet.

Abuzer Uzun: Şimdi müvekkilim Ceyhun Avşar da sadece 140'ıncı eylemler tutuklu. Örgüt ve rüşvet suçlamaması yok zaten hakkında. Sadece ihaleye fesat karıştırma suçlaması var. Ceyhun Avşar'a siz ben ifadelerinizi, savcılık ifadelerinizi kastediyorum. Ceyhun Avşar'ın bir fiilinden bahsetmiyorsunuz, yani herhangi bir...

Yakup Öner: Hayır, ben Ceyhun Avşar ile ilgili şöyle söyleyebilirim: Şimdi ben birçok iş insanı ile görüştüğüm için, ki bunların bir kısmı da Raylı Sistemler'de iş yapan büyük müteahhitler.

Abuzer Uzun: Evet.

Yakup Öner: Ceyhun Bey ile ilgili hep olumlu ve pozitif şeyler duydum ben, hem teknik bilgi ve becerisinden hem de dürüstlüğü yönünde. Dolayısıyla ben hani açıkçası gözaltında olmasına dahil olmak üzere şaşırdığım bir insandı. Keşke burada olmasaydı yani.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Şimdi bir fiilden bahsetmediniz, hatta şu anki söylemlerinizde yani dürüstlüğü noktasında olumlu şeyler duydum dediniz.

Yakup Öner: O çok net duyduğum.

Abuzer Uzun: Şimdi devamında sadece, sadece şunu söyleyeceğim: Bu ihalede, yani zaten duymadım dediniz ama tekrar vurgulamak için, herhangi bir firmaya gizli bilgi verdiğini, gizli kalması gereken bir bilgiyi paylaştığını, bir firmanın ihaleyi kazanması için hukuka aykırı bir firma lehine herhangi birine talimat verdiğini duydunuz mu?

Yakup Öner: Hayır, hayır.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Hiç ihtimal de vermem zaten.

Yakup Öner: Hiç ihtimal de vermem zaten.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Çok teşekkür ederim.

Yakup Öner: Yani ben yaptığım araştırmalarda hiç böyle bir bilgiye ulaşmadım.

Abuzer Uzun: Tamamdır, teşekkür ederim.

Yakup Öner: Rica ederim.

EMRAH ŞAHAN AVUKATI DOĞA ŞANLIOĞLU SORUYOR

Doğa Şanlıoğlu: Benim de birkaç sorum var. Şimdi müvekkile yönelik iddialarınız —bu arada müvekkilin bu dosyaya ilk girişindeki ilk isim sizin iddialarınızla oldu ama— 19 Ağustos 2025 tarihli dördüncü etkin pişmanlık ifadenizde yer alıyor biliyorsunuz. "İfade soruldu" diye başlamış ama bir soru yok orada. Sadece bu ifadeniz değil; bu 23 Haziran, 28 Temmuz, 19 Ağustos tarihli ifadeniz tutanak değil dilekçe gibi, hani formatı olarak söylüyorum.

Bir anlamsal soru soracağım. Başlıklandırılan numaralar, işte bold, büyük harfler, altı çizili ara izahlar... Bu ifadeler öncesinde size ne soruldu da böyle sistemli, planlı, başlıklı bir ifade verdiniz? Yani mesela müvekkille ilgili "8-Resul Emrah Şahan" diye bir başlık var, içinde karakter analizi dahil —az önce konuştunuz— her şey anlatılmış. Soru neydi, hatırlıyor musunuz üstadım?

Yakup Öner: Tabii ki hatırlıyorum. Yani bunların hepsi benim beyanlarım doğrultusunda...

Doğa Şanlıoğlu: Yok, tutanakta soru yok da.

Yakup Öner: Tamam, hayır şunu anlatacağım müsaade ederseniz. Şimdi benim bir savcılık görüşmem yaklaşık 8 saat, 6 saat süren görüşmelerdi. Dolayısıyla şimdi böyle her konuştuğunuzu takır takır ifadeye giriyor gibi bir anlam çıkmasın. Soruluyor, düzeltiyoruz: "Hayır, ben bunu böyle demek istemedim." Şimdi eylemleri anlatırken içinden sorular soruyor Sayın Savcımız. Dolayısıyla tamamı benim beyanlarımla başlamış; ara kısımlarında "Peki o ne yaptı? O nereye gitti? Bu kimdi? Bunun ilişkisi neydi?" gibi sorularla devam etmiştir. O anlamda yapıldığını söyleyebilirim ancak tamamı benim kendi ifadelerimdir ve metin sıralaması dahi benim belirlediğim iş sıralamayla gitmiştir. Bunu çok açık ifade edebilirim.

Doğa Şanlıoğlu: Soruların tutanakta olmaması sizin bilginiz dahilinde mi? Yani okurken soru olmadığını gördünüz mü, yoksa direkt imzaladınız mı?

Yakup Öner: Hayır hayır, zaten ben kendim ifade etmek istediğim için, "Ya bunları bunları bunları anlatmak istiyorum" dedim. Hani "Sizin sorularınız nedir?" diye sormak da aklıma gelmedi. Ancak her seferinde olduğu gibi, "Efendim bu eylemlere ilişkin soracağınız bir şey var mı?" diye her seferinde Savcımıza sordum. Sorduğu detayları da zaten o anlatım akışının içerisine ekledim.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Sadece tutanakta soruların olmadığını ifade etmek için söylüyorum. Şimdi daha önceki ifadelerinizde müvekkilin adı ve Şişli hususunda hiçbir iddiaya yer yok. Daha sonrasında buna yer verme nedeniniz... Yani mesela örneğin daha önce Torunlar'la ilgili iddialarınız var ancak Torun Center'a ilişkin iddianız için 19 Ağustos 2025 tarihli ifadenizi beklemişsiniz. Bunun sebebi neydi? Yani neden böyle bir...

Yakup Öner: Şimdi hatırladıkça...

Doğa Şanlıoğlu: Hatırlamadınız o zamana kadar?

Yakup Öner: Tabii ki hatırlamadım. Yani şöyle, cezaevi koşullarını inşallah görmezsiniz öyle diyeyim yani, bir hayır duada bulunayım burada girmemiş olan arkadaşlara. Ancak gerçekten hafıza sıfırlanıyor, inanılır bir şey değil. Bir süre sonra sanki dışarıda bir yaşamınız yokmuş gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Yani çok ağır bir durum ve emin olun ki ben bir ifadeyi vermeden önce aşağı yukarı 8-10 gün her gün 4 saat yürüyerek kafamda toparlamaya çalışıyordum. Bunlar kolay süreçler değil, Allah kimseye vermesin, öyle diyeyim.

Doğa Şanlıoğlu: Okey, anlıyorum sizi, empati yapıyorum. Sadece durum tespiti için söylüyorum: 19 Ağustos'a kadar aklınıza gelmedi, sonradan aklınıza geldi, ondan sonra ifade verdiniz.

Yakup Öner: Yani aklıma geldi demeyelim, sanki böyle dalga geçer gibi bir üslup var. Yani yapmayacağınızı umarak söylüyorum. Ancak şöyle diyelim: Hatırladığım sırayla, hatırladığım zamanda...

Doğa Şanlıoğlu: 19 Ağustos'a kadar hatırlamadınız, sonra hatırladınız.

Yakup Öner: Evet, böyle düzeltirsek memnun olurum.

Doğa Şanlıoğlu: Tabii tabii. Teşekkürler. Soruşturmadan tutuklanmış başka bir akrabanız yani bu soruşturma özelinde veya çalışanınız var mı?

Yakup Öner: Çalışanım derken, benim zaten kamu personeli olduğum için 657'ye tabi, benim çalışanım yoktur. Ancak...

Doğa Şanlıoğlu: Akrabanız var mı?

Yakup Öner: Şoförüm vardı. Kamuran Ataç. İşte buradaki arkadaşlarımın hepsi benim arkadaşlarımdır. Hani hangi kapsamda soruyorsunuz bilmiyorum ama akrabam olarak da kayınbiraderim vardır, evet.

Doğa Şanlıoğlu: İlker Hamal değil mi?

Yakup Öner: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Ne zaman tahliye edildiğini biliyor musunuz?

Yakup Öner: Tam hatırlamıyorum şimdi zamanını. Yanlış söylemiş olmayayım.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Onunla bir ilişki statüsü var mı acaba diye anlamaya çalıştığım için sordum.

Yakup Öner: Yani benim bilgim doğrultusunda böyle bir ilişki yok.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. İfadelerinizden sonrasınızda çıkıp çıkmadığını hatırlıyor musunuz?

Yakup Öner: Onu bilmiyorum. Siz çıkış tarihlerini kontrol edebilirsiniz.

Doğa Şanlıoğlu: Estağfurullah, ben sizin bilginizi anlamak için...

Yakup Öner: Yok yok, bilmiyorum yani. O zaman tabii ki biliyordum ama şu anda hani şu tarihte şu çıktı, bu tarihte bu oldu gibi bir kronolojik sıraya sahip değilim.

Doğa Şanlıoğlu: Bir de bunu suçlayıcı gibi algılamayın. Sadece netleştirmek için söylüyorum. Çünkü Metin Karakoç'un böyle bir iddiası yok, o yüzden teyit etmek için soracağım. İfadenizde belediyenin Metin Karakoç'a basit tadilat ruhsatı verip, daha sonradan ruhsatı verip tuzağa çektiğini söylemişsiniz.

Yakup Öner: Bu bizzat bana karşı kullanılan ifadedir. Doğru olup olmadığını teyit etmiyorum. Doğru olup olmadığını... Onun ifadesi olarak da aktardım zaten.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Yani...

Yakup Öner: Dolayısıyla bunun üzerinden benim de bir ithamım yoktur.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Yani böyle somut böyle bir şey...

Yakup Öner: Hayır, sadece söyleneni olduğu gibi aktardım. Kendisi kabul eder etmez, o artık onun kendi meselesi.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım, tutanağa geçsin diye söylüyorum. Bir veri akışımız, burada bir bilgi akışınız falan yok, tamam. Şimdi bu yine bu eylem 40'la ilgili aslında bizim sorumuz. Kendi açımızdan konuların hakikate ulaşması için soruyorum. Şimdi bu Olaydaki ilişkideki tüm iddianız, hani Metin Karakoç dışındakiler de aslında genelde iddia mış/muş şeklinde. Yani aslında bizzat görmediğinizi ben anlıyorum. Yani burada somut bir...

Yakup Öner: Sadece onu vurgulamak için.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Metin Karakoç dışındaki ifadelerde de gördüğünüz, bildiğiniz somut bir veri ya da bir belge yok aslında, değil mi? Yani gayrişahsi bir eyleme ilişkin bir belge vesaire?

Yakup Öner: Sözlü ifadeler şeklinde aktardım. Bildiğim şekilde söyledim. Ancak buna karşılık bir gördüğüm tabii ki yok.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam, söz olarak var.

Yakup Öner: Yani bu şeyle ilgili söylüyorum bu arada, Torun Center'la ilgili.

Doğa Şanlıoğlu: Evet.

Yakup Öner: Ötekiyle ilgili benim Emrah Bey'le olan konuşmam çok net bir şekilde benim hafızamda var.

Doğa Şanlıoğlu: Zaten belge net bir şekilde bizde var.

Yakup Öner: Evrak olarak belki ispat edemem ama yaşadığım bir eylemdir yani.

Doğa Şanlıoğlu: Torun Center.

Yakup Öner: Benim yaşadığım bir eylemdir bu.

Doğa Şanlıoğlu: Burada da bizim aslında burada aldığımız bu duruşma magazinel boyutu değil, daha çok hukuk çerçevesinde bir şey almak.

Yakup Öner: Ben bildiğimi anlatayım, siz de sayın mahkememiz de bu doğrultuda değerlendirmesini yapsın.

Doğa Şanlıoğlu: Ama şunları teyit etmek için soruyorum, yani hukuken ait bir bilgi veya aksine bilginiz var mı diye. Son soruma geliyorum.

Yakup Öner: Buyurun.

Doğa Şanlıoğlu: Rotana ile ilgili, 3,5-4 milyon dolar üzerinden anlaşıldığını duyduğunuzu söylüyorsunuz. Nereden duydunuz?

Yakup Öner: Şimdi o dönem bu konuyu bana getiren Süleyman Atik isimli kişi zaten bu konunun 5 milyon dolar üzerinden bir talepte bulunulduğunu ve bunun usulsüz bir talep olduğunu, biz bu arada Resul Emrah Şahan Başkanımızın önceki döneminden bahsediyoruz...

Doğa Şanlıoğlu: Evet evet, ben sadece burada hakikat bulunsun diye. Tabi tabi.

Yakup Öner: Şimdi burada nihayetinde o dönemde gerçekleşmiş bir eylem. Burada hiçbir aykırılıkların olmadığını ifade ediyorlar Rotana adlı yapıda. Ben o zaman Rotana olduğunu da bilmiyordum. Yani sadece Abdi İbrahim kısmını biliyorum. Bu konuyu bir aktarır mısınız, biz bundan rahatsızız demesi üzerine bu konuyu aktardım. Sonrasında yine aynı taraftan 3,5 milyon dolar noktasında bir anlaşma yapıldığı bilgisi geldi bana Süleyman Atik tarafından. Ama Süleyman Atik doğru söylemiştir, yalan söylemiştir, o onun kendi ifadesi.

Doğa Şanlıoğlu: Önceki döneme ilişkin bizim müvekkilin o hakiki...

Yakup Öner: Önceki dönem zaten.

Doğa Şanlıoğlu: Tabi tabi.

Yakup Öner: Yani ben bu bilgiyi de 2024 seçimlerinden öncesinde duydum.

Doğa Şanlıoğlu: Son sorumla ilgili tabi. Peki bu anlaşmanın olduğunu söylediniz ya, anlaşmanın kiminle yapıldığını biliyor musunuz?

Yakup Öner: Hangisi için diyorsunuz?

Doğa Şanlıoğlu: Az önce dediniz ya, 3,5 milyon üzerinden bir anlaşma...

Yakup Öner: Ha Abdi İbrahim konusunda mı,

Doğa Şanlıoğlu: Rotana konusu. Aynı konunun devamı.

Yakup Öner: Yani anlaşmayı... Yani o zaman Timur Bey, Timur Soykan, yanlış hatırlamıyorsam ismini, sanırım oydum. Timur Bey diye zaten ifadelerde, iddianamede ifadeler var. O sürecin içerisindeydi ancak onu da sürecin dışına çıkarttılar diye duydum. Bu tamamen duyumdan ibaret. Anlaşmayı kimin yaptığını bilmiyorum ancak Muammer Başkanla yapıldığı bilgisi geldi sadece duyum olarak.

Doğa Şanlıoğlu: Resul Emrah Şahan üzerinden bu konuya ilişkin bir anlaşma vesaire duydunuz mu?

Yakup Öner: Süleyman Atik'in kendisinden duydum. Zaten ifademde de öyle belirtmişim.

Doğa Şanlıoğlu: Resul Emrah Şahan'la değil, yani öteki...

Yakup Öner: Tabii ki ben bu konuyu onunla konuşmuştum. Sadece seçimden önce bana yaptığı telefon mesaisi vardı. Onun dışında ne ben Resul Başkana bu meseleyle ilgili bir soru sordum, ne de o bana bu konuyla ilgili bir açıklama yapma gereği hissetti. Sadece "Süleyman'dan, bu süreçten uzak durun" deyince biz de girmedik yani, mesele bundan ibaret.

Doğa Şanlıoğlu: Teşekkür ederim.

Yakup Öner: Rica ederim.

ŞİŞLİ BELEDİYESİ AVUKATI ZÜMRA YILDIRIM SORUYOR

 

Zümra Yıldırım: Yakup Bey, şöyle: Mehmet Torun'la olan toplantıda herhangi bir şekilde para konuşuldu mu?

Yakup Öner: Hayır.

Zümra Yıldırım: Şimdi Mehmet Torun da kendi beyanında bir indirim yapıldığından bahsetti çünkü. Yani önce 20 milyon dolar, sonrasında 10 milyon dolar...

Yakup Öner: O benden önceki süreçten bahsetmiş. Zaten o konuşmanın...

Zümra Yıldırım: Önceki süreç 20 milyondan 10 milyona, sonraki süreçte 10 milyon dolardan 5 milyon dolara, o toplantı esnasında mı konuşuldu?

Yakup Öner: Hayır tabii ki. Zaten bu mesele olduktan sonra Mehmet Torun Bey bana geldi, "Benden bunu istiyorlar." dedi. Ben o konuşmaya şahit değilim. Benim zaten Resul Başkanla Mehmet Torunları yan yana getirirkenki koşulum para konusunun bu masada gündeme gelmemesi üzerineydi. Çünkü paranın olduğu yerde ben durmam.

Zümra Yıldırım: Anladım. Mehmet Torun'un oraya kalktığında Resul Emrah Şahan'a ilettiğinizi söylediğiniz...

Yakup Öner: Ben burada para talebinden bahsetmedim. Konunun para olmayacağı zaten artık aşikâr bir noktaya gelmişti, çünkü iş Ekrem İmamoğlu'na gitmişti. Bu saatten sonra hâlâ ısrarla para isteyeceğine hiç ihtimal vermedim zaten. Dolayısıyla ben burada bir sosyal bağış noktasına dönme ihtimalinden bahsederek bunu ifade ettim. Yani bir kreş, bir yurt, başka bir şey gibi bir noktaya da çevirmemesi gerektiğinin altını çizmek istedim sadece.

Zümra Yıldırım: Anladım. Mehmet Torun'un...

Yakup Öner: En azından benim... Özür dilerim, şunu da belirtmem gerekiyor: Benim bulunduğum masada bunun olmaması gerekir. Yoksa ben Resul Başkanın hayır işlerine karışacak biri değilim yani, öyle bir haddim de yok yani.

Zümra Yıldırım: Anladım. Son sorum: Metin Karakoç da kendi ifadesinde 15 milyon lira cezanın ödendiğini belirtiyor ya bu işlemin yapılmadığından dolayı. Siz kendi dün ifadenizde şeyi söylediniz: "Yapılmasa da işlemler devam ediyordu, ettiriliyordu." dediniz. Yani işlemler tamamlanması amacıyla...

Yakup Öner: Neyiyle ilgili? Özür dilerim. Hayır, şunu söyledim...

Zümra Yıldırım: Yani evet, Torun Center'daki ceza kararı... Evet, evet, ceza karşılığında...

Yakup Öner: Şöyle: Şimdi bir harç ödemesi meselesi muvazaalı bir noktaya döndükten sonra zaten bizim tadilat projelerimiz içeride. "Harç yatar yatmaz bu iş onaylanacak, siz tadilata başlayın." denildiğini bana ifade ettiler. Ben de bunu aktardım. Ama bu cümle kullanılmıştır, kullanılmamıştır bilmem. Ben onların bana ifade ettiği şeyi aynı şekilde ifade etmeye çalıştım. Bununla ilgili benim bir şahitliğim yoktur. Kendi beyanları budur. Kendi beyanlarının devamı da şöyledir: "Bizi bu noktada tuzağa çektiler. Bize 'Biz ne de olsa siz harcı yatırdığınızda bunu onaylayacağız, siz o yüzden başlayın. Zaten bir iki günlük bir mesele.' denildiğini ancak sonrasında 1 milyar TL'lik bir yapı tatil tutanağı cezası ile karşı karşıya kaldıklarını" ifade etmişlerdi.

Zümra Yıldırım: O konuyu... Konunun içeriğini biliyorum. Dün Savcı Bey'in sorusuna binaen aslında... Eğer bağışlar yapılmadığı takdirde yine işlemlerin devam etmesine yönelik siz bir örnek de verdiniz. "Tamamlanıyor, yapılıyor." dediniz.

Yakup Öner: Hayır. Ben burada bu Torun Center'la ilgili değil, Mehmet Torun'un ya da Torunların Boğaziçi'yle olan işlemiyle ilgili onu söyledim.

Zümra Yıldırım: Anladım.

Yakup Öner: Yani o sizinle alakalı bir husus değil.

Zümra Yıldırım: Bizimle alakalı değil, ben de genele aslında şey yaptım. Yoksa burada 15 milyon TL'lik...

Yakup Öner: Çünkü ben Şişli adına konuşacak biri değilim. Yani bu konuda bilgim olmayan bir hususta konuşmak çok doğru olmaz. Ben sadece Şişli ile ilgili birkaç hususu biliyordum, onu aktardım. O da Şişli ile ilgili değil, Resul Emrah Şahan'ın şahsıyla ilgili bir mesele olduğu için anlattım. Burada şahsını hedef aldığım anlamında bir anlam çıkartılmasın; bizim eski mesai arkadaşımızdır ve bu iddia edilen yapının içerisinde bir yer tuttuğu için o anlamda. Yoksa benim ne işlemlerle ilgili bir meselem var ne de Resul Başkanın kendisiyle.

Zümra Yıldırım: Teşekkürler.

 

GÜRKAN AKGÜN AVUKATI SİNEM KELEŞ AKGÜN SORUYOR

 

Sinem Keleş Akgün: Yakup Bey, Eylem 26 Gülaylar konusuyla ilgili olarak şöyle bir ifadeniz var: "Planın nasıl olacağı, imar uygulamasının nasıl olacağına ilişkin hususlar tamamen Ekrem İmamoğlu talimatı üzerine yetkililer tarafından gerçekleştirilmiştir." Dünkü sorgunuz sırasında savcının bu husustaki sorusu üzerine şöyle beyanda bulundunuz: "İlgili süreçle ilgili Ekrem İmamoğlu tarafından o zamanki daire başkanına, genel sekreter yardımcısına veya genel sekretere talimat verilmiş olabilir" şeklinde bir cevabınız var. Bununla birlikte bürokrasinin buradaki rolü sadece meclise sevkten ibarettir, yani bunlar idari işlemlerdir dediniz. Yine de burada bütün sürecin yasal mevzuat çerçevesinde gerçekleştiğini, planın onama yetkisinin AK Parti çoğunluğundaki mecliste olduğunu, bağıştan protokoller aylar öncesinde planın onaylanıp kesinleştiğini belirttiniz. Bunları hatırlatıyorum çünkü…

Yakup Öner: Yok yok, anlıyorum, hatırlıyorum.

Sinem Keleş Akgün: Şimdi yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına şunu sormak istiyorum: Zira savcının iması ya da iddiası diyelim, idari değil de örgütsel bir talimat, kanuna aykırı bir talimata yönelik anladığımız kadarıyla. Siz bu hususta doğrudan müvekkil Gürkan Akgün'e verilmiş böyle bir kanuna aykırı, örgütsel bir talimata şahit oldunuz mu?

Yakup Öner: Hayır. Benim orada kastettiğim, bürokratik hiyerarşi içerisinde başkanın zaten yasal prosedürleri gereği yürüyen bir meselede bürokratik kısmına ilişkin meselelerin doğal olarak daire başkanının yetkilendirilmesiyle ya "Şu dosyaya bir bakın" demesiyle yürüyebilecek bir mekanizma. Yoksa biz zaten daire başkanlığının bu meselelerin görüşmelerin, otopark görüşmelerinin veya diğer meselelerinin içerisinde herhangi bir fonksiyonu yoktu. Onlar sadece bürokratik kısımları yürütüyorlardı. Dolayısıyla benim hani "Şunu şöyle yap" diye aksi bir talimata şahitliğim yoktur.

Sinem Keleş Akgün: Yani hukuka uygun yürüyen idari işlemlerden bahsettiğiniz şey bu?

Yakup Öner: Zaten Gülaylar'daki talep işlemin usulsüz olması değil; bu işlemin esasına yönelik olarak bizim kendilerinden bir talepte bulunmuş olmamız. Bu taleplerin içerisinde Gürkan Akgün yoktur.

FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR

Nergiz İnce: Bu eylem 56, 57, 58 kapsamında ilk sorumu yönelteceğim. Burada Sinpaş, Polat ve Özçelik ile ilgili olan eylemler, hatırlatmak amaçlı söyleyeyim numaralarını da. Şimdi bu eylemlerin değerlendirme kısmında savcılığın yaptığı şöyle bir tespit var; savcılık adeta sizin bir perdeleme görevi gördüğünüzü, bir hayır işi izlenimi vermek amacıyla bu iş insanlarıyla görüştüğünüzü, taraf ya da bulunan örneğin İtalyan Sefarethanesi'nin yenilenmesi bahanesiyle bu işi yaptığınızı, bu görüşmeyi gerçekleştirdiğinizi iddia ediyor eylemin değerlendirme kısmında. Benzer şekilde örneğin 59 numaralı Polatlarla ilgili olan konuda bu vakıflara ait eski yapının restorasyonu bahanesiyle diye bir tabir kullanılmış. Yine Murat’la ilgili olan kısmında da müessese yapımı bahanesiyle diye bir tabir kullanılmış. Şimdi bu değerlendirmeye istinaden soracağım, ifadelerinizi okudum içeriğini anladım, ifadeye istinaden sormayacağım. Bu değerlendirme kısmına dair, yani siz böyle bir perdeleme göreviyle mi, bir rüşvet eyleminin perdelenmesi amacıyla mı bu görüşmeleri yaptınız? Bir de ikinci sorum şu, devamında birleştirerek soruyorum; bu İtalyan Sefarethanesi'nin yenilenmesi gibi gerçek bir iş yok muydu? Kamunun böyle bir ihtiyacı yok muydu? Bu vakıflara ait eski yapının restorasyonu gibi kamunun ihtiyaç duyduğu bir iş yok muydu? Bunlar hayali işler midir, hayali talepler midir? İlk sorum bu olacak size.

Yakup Öner: Şimdi şöyle söyleyeyim Avukat Hanım, burada benim niyetim halistir, nettir. Ben kesinlikle bu işte paravan olarak kullanılmayı kabul edemeyecek kadar onurlu bir insanım. Ancak bunu yapan kişilerin böyle bir niyeti var mıdır, yok mudur, onun için ben kefil olamam kimseye. Ancak benim yapma amacım... Hayır, ben A, B, C şahsıyla ilgili konuşmuyorum burada. Ben kendimle ilgili konuşuyorum. Bu sorunun muhatapları da kendileridir, onlara da ayrıca sorarsınız, siz bu amaçla mı Yakup'u görevlendirdiniz diye.

Nergiz İnce: Şöyle sorayım, sorumu doğru anlamadığınız için, doğru cevap alamadığım için bir saniye, bir müsaade edin. Niyetim şey değil, yani burada sizi zor bir duruma sokmak falan, hissetmeyin öyle.

Yakup Öner: Hissetmedim zaten.

Nergiz İnce: Amacım gerçekten, bu eylemlerde çünkü siz ifadenizde ısrarla şunu söylediniz; belediyelerin kapısının sıcak yüzü olduğunu, belediyelerin bütçesinin bazen kamu hizmetlerini karşılamak konusunda yetersiz kaldığını, bunların bağış gibi rızaya dayalı karşılanarak inşai alanda da kamu ihtiyacının giderilebildiği gibi çeşitli ifadeleriniz, anlatımlarınız oldu. Bu değerlendirmede de ben sizin A, B ve C kişisini sormuyorum. Bu kişilerin muhatapları gelir, onların ifadeleri var. İfadelerinde de zaten böyle zorlamalı bir niyetleri olmadığını da belirtmişler ama benim size sorum şudur; savcılık adeta sizin bir perdeleme görevi gördüğünüzü ve bu işleri bir bahane olarak bu insanlara götürdüğünüz şeklinde bir değerlendirmesi var.

Yakup Öner: İşte ben aslında sizin sorunuza cevap veriyorum, siz benim sonrasında söylemiş olduğum şeylerden rahatsız oluyorsunuz.

Nergiz İnce: Hiç rahatsız olmadım, buyurun.

Yakup Öner: Hayır, bakın şöyle söylüyorum. Diyorum ki, benim niyetim halistir. Ben net ve açık bir niyetle kamuya fayda sağlamak için bunu yaptım. Benim karakterim de bellidir, bana görev veren de bunun için vermiştir. Ancak beni bunun için paravan kullanmışsa bu kişinin kendi meselesidir. Ben kullanmadığına inandığım için gittim o gün. Bugün bu savunmayı yapacak olan kişi de ben değilim. Ben sadece kendi eylemimden sorumluyum. Yani yaptığım işlerle ilgili, her biriyle ilgili tek tek, gerçekten ve gerçekten kamuya yönelik fayda sağlamak için gittiğimi iddia edebilirim. Ancak biri beni bunun için kullanmışsa ve beni gerçekten bu meselenin böyle olduğuna inandırmışsa kısmıyla ilgili bir şey diyemem. Belki vardır, belki yoktur. Ama sadece ben kendi eylemimle ilgili söyleyebilirim, ben samimi olarak gittim. Ama karşıdaki insanların ya da diğerlerinin niyetlerini bilemem.

Nergiz İnce: Bunlar gerçek işler miydi?

Yakup Öner: Tabii ki gerçek yani.

Nergiz İnce: Yani sahada bir İtalyan Sefarethanesi var mı?

Yakup Öner: Var tabii ki, bunlar afaki yapılar değil.

Nergiz İnce: Vakıflara ait eski bir yapının restorasyonu söz konusu?

Yakup Öner: Evet evet, zaten Piyalepaşa'daki Polat İnşaat'a ait olan yerin önünde bulunan küçük bir yapıdan bahsediyoruz, vakıflara ait olan. Bunlar metruk haldedir. Biz de mümkün olduğunca İBB Miras kapsamında bu meselelerin başkanımızın talebi doğrultusunda bu tür konularda gündeme getiriyorduk.

Nergiz İnce: Şimdi şey de madem biraz daha sonra sorumu soracaktım ama cevabınıza istinaden bunu da sormuş olayım. Şimdi dün vermiş olduğunuz ifadede ben de çeşitli notlar aldım. Mesela 6 defa "rızayen", "bunlar karşılıklı işlerdir", "bunlar kapı arkasında olan işler", "bunlar her hani her zaman olur" gibi çeşitli açıklamalarınız oldu. Hem başkan bey size sordu, savcı bey sordu. Öncesinde kendi ifadenizde de böyle bir tanımlamadınız, rızayen tarif ettiniz. Sabahleyin ise bir açık açıklama yapma ihtiyacı hissettiniz ve dediniz ki yani "Bu iş insanları belki de bunu farklı bir amaçla yapmışlardır. Ben bunu bilemem, memnuniyetsizler midir bunu bilemem" hani bir açıklama ihtiyacı hissettiniz. Dünden bugüne fikrinizde veya görüşünüzde bir değişiklik mi oldu? Bu açıklamayı niçin yapma ihtiyacı hissettiniz?

Yakup Öner: Şöyle söyleyeyim; kendinizden pay biçin avukat hanım. Yani bakın ben… Şimdi siz bana bir şey söylüyorsunuz, ben de size söylüyorum. Siz dinlemeyecekseniz ben konuşmayayım, ben dinlemeyeceksem siz bir şey sormayın. Şimdi bir şey sordunuz, ben de cevap veriyorum size. Diyorum ki: Biri bir gün belediyeden gelse, size dese ki "Sizden şu kadar bağış istiyoruz" dese; memnun mu olursunuz? "Allah razı olsun, biz de bağış yapacak yer arıyorduk" mu dersiniz? Demezsiniz. Memnuniyetsiz olursunuz ama yaparsınız. Nihayetinde sizin boğazınıza çökülmediği için bu rızai bir işlem statüsünde işlem görür. Ancak savcımızın sorusunu ben yanlış anladığım için bir düzeltme gereği hissettim. Sanki adamlar bizi kapılarda bekliyorlarmış, "Keşke gelseler bizden bağış alsalar" diye beklenen bir tablo yoktu tabii ki. Gittiğimizde rahatsız oluyorlardı ancak biz kimsenin boğazına çökerek "Ya burayı vermezsen bu işi yapmayız" da demedik ama memnuniyetsizlerdi; doğrudur, memnuniyetsizlerdi. Bu olay, olayın daha iyi tanımlanabilmesi açısından doğru cevap vermeyi düşündüğüm için o noktada bir açıklama gereği hissettim, bu benim kendi vicdani yükümdür.

Nergiz İnce: Şöyle bir soruyla devam edeceğim o halde. Mesela Süleyman Çetinsaya'yı dinledik. Dedi ki: "Ben her kuruma yaparım. Valiliğe de yaparım, İBB'ye de yaparım, Milli Eğitime de yaparım. Nedir, bir kazancım var; kazancım da çoktur" dedi. "Hayır hasenat kapsamında bunları yaparım, gönlümden geçer öyle yapıyorum" dedi. Sizin de kreş ve kütüphaneler için çeşitli görüşmeler yaptığınızı, hatta çok ahlaklı olduğunuzu söyledi. "Bana da çok yardımcı olmuştur, ben de bunları gönlümden geçerek yerine getirdim" dedi. Keza Arman Biçerik, Murat Üzeyi, Adnan Polat; bu kişilerin ifadesinde de bundan bir rahatsızlık duyduklarına veya sizi tepkiyle karşıladıklarına dair bir ifade yok. Bu kişilerin bu beyanlarına katılır mısınız? Gözlemlerinizi paylaşır mısınız siz de?

Yakup Öner: Şimdi ben…

Nergiz İnce: Somut örnek olarak gidiyorum, buyrun.

Yakup Öner: Yok, ben şimdi Süleyman Atik'in ne dediğiyle ben çok ilgilenmiyorum. O çok…

Nergiz İnce: Atik değil, Çetinsaya. Süleyman Çetinsaya.

Yakup Öner: Şimdi Süleyman Çetinsaya'nın meselesi, vermiş olduğu ifade doğrultusunda ifade vermek doğru değil. Yani o onun kendi meselesidir. Yalan söylüyordur, doğru söylüyordur; beni hiç ilgilendirmiyor. Ben sonuçta kendi yaptığım eylemlere bakıyorum. Burada ben gözlemlerim doğrultusunda bir değerlendirme yaptım. Bu değerlendirme sonucunda da ortaya çıkan sonucu işte bu duruşmanın başlangıcında Sayın Savcıma ifade ettim. Bence bu, mevcut durumu çok daha iyi tanımlayan bir durum. O yüzden şimdi tamamlandığını düşünüyorum ifadelerimin.

Nergiz İnce: Şimdi devamında şunu sormak istiyorum: Şimdi benim müvekkilimle ilgili, Fatih… Şeyi söyleyeyim önce, onu da bir teyit edeyim; belki fikriniz değişmiştir. Dün müvekkilimle çok sık görüşmenizin olmadığını, birkaç konu için Sayın Başkanın sizi yönlendirmesi doğrultusunda konuyu aktarmak üzere görüşme sağladığınızı beyan ettiniz. Bu beyanınız doğru mudur?

Yakup Öner: Görüşlerim niye değişsin? Sizin gözünüzde böyle kaypak bir yapıda mıyım ben?

Nergiz İnce: Benim kendi kişisel görüşüm, onu kişiselleştirip söylüyorum.

Yakup Öner: Siz benim hani görüşümde nerede kaypaklık gördünüz, bir söyler misiniz lütfen?

Hâkim: O kişisel şeylere girmeye gerek yok.

Nergiz İnce: Başkanım ben… Şimdi konuşursam avukatlık yapacağım ama…

Yakup Öner: Hayır ithamda… Ama bakın, ithamda bulunarak konuşuyorsunuz.

Nergiz İnce: Hiç ithamda bulunmadım.

Yakup Öner: "Diyorsunuz fikirleriniz belki değişmiştir" ne demek yani? Ben bunu hakaret sayarım.

Nergiz İnce: Bunu kabul ediyor musunuz, müvekkilimle…

Yakup Öner: Hayır, size cevap vermeyi bile doğru bulmuyorum, bırakın onu. Ne demek yani?

Hâkim: Karşılıklı tartışmaya girmeyelim. Şöyle… Görüşünüzün değiştiği… Görüşünüzün değiştiği… Değişmedi, öyle diyelim.

Yakup Öner: Değişmedi efendim. Ben başka sorduğu soruları cevaplamak istemiyorum zaten kendisine; gelirse de cevaplamayacağım, buyurun.

Nergiz İnce: Yalnız bir soru sordum size.

Nergiz İnce: ...zamanın fazla olmadığını, sınırlı sayıda bir görüşmenizin olduğunu ifade ettiniz. Ben bunu doğru mu anladım, öyle sorayım. Neden...

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Peki efendim. Yine müvekklimle ilgili çeşitli beyanlarınız var ifadelerinizde. Önce şunu sorayım, Fatih Bey bugüne kadar sizlere karşı bir kötülüğü, bir husumeti olmuş mudur bu görüşmelerde?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: O zaman şöyle yapayım, belki buralara cevap vermek istersiniz. Süleyman Atik ile konuştunuz mu?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Kaç yılından beri konuşuyorsunuz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Maslak 42'de bir ofisiniz var mı?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Şu an belediyede mi çalışıyordunuz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Süleyman Atik ile çalışmaya devam ediyor musunuz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Sorularımı da sorayım o halde, kayda geçsin en azından, tamam. Şimdi Süleyman Çetinsaya ile ilgili 47. eylem kapsamında sizinle ilgili bir sevk yok. Müvekkilinizle ilgili bir atıf var bu eylemde. İfadenizde de Süleyman Çetinsaya'dan bir para da alındığını duydum, bunda Fatih Keleş'ten duydum şeklinde bir beyanınız olmuş. Sayın Çetinsaya mahkeme huzurunda dinlendi ve sizinle bir görüşme yaptığını, bu görüşmede de esnasında da sizin arkadaşlarınızın bir talebi olacak deyip kendisini Süleyman Atik'e yönlendirdiğinizi, Süleyman Atik iletişim ve konum bilgilerini de sizden aldığınızı beyan etti. Süleyman Çetinsaya ile sizin beyanlarınız arasındaki farkın sebebi nedir?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Yine benzer şekilde Mehmet Fatih Baştürk dinlendi. Kendisine 2 defa üst üste soru sordum ve dedim ki Fatih Bey'e, Yakup Öner ile olan görüşmeniz esnasında yani o sırada mı siz, size Süleyman Atik'in iletişimini gönderdi dedim. O da bunun aynı görüşme içerisinde gerçekleştiğini, ayrıca ilk teklifin, kreşin bir bölümünü üstlenebilir misiniz teklifinin de sizden geldiğini beyan etti. Yine Süleyman Atik'in olay anlatımında anlatımına göre Fatih Keleş ile olan görüşmesini 6 Şubat 2023 tarihinden sonra gerçekleşmiş olması gerekiyordu. Bunun da Baştürk'ün beyanlarıyla ve olay anlatımıyla, diğer tarihlerle de tutarlı olmadığı üzerinden çeşitli sorular ve cevaplar alındı. Hem Süleyman Atik hem de Mehmet Fatih Baştürk ile sizin beyanlarınız arasındaki farklılığın sebebi nedir eylem 55 kapsamında?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Süleyman Atik ifadelerinden tutuklu olduğunuz süre içerisinde haberdar mıydınız, basından yahut da bu ifadeleri gördünüz mü?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Süleyman Atik, Ertan Yıldız vasıtasıyla mı Fatih Keleş ile tanışmıştı, bilginiz var mı bu konuda?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: 2. ek etkin pişmanlık ifadenizde şunu söylemişsiniz: İlk ifademde geçen kişiler dışında başka görüşmeler de yaptım. Görüşmelerin hiçbirinde bu kişilerden maddi ve ayni bir talepte bulunulmadı diyorsunuz. Tarih 10 Temmuz 2025. Üzerine 3 tane etkin pişmanlık ifadesi veriyorsunuz ve neredeyse her bir ifadenizin başlığında .... farklı olay anlatımı var. Bunları 2. ek etkin pişmanlık ifadenizde beyan etmemenizin sebebi nedir, daha sonrasında sizde beyan etmenizin sebebi?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Son bir soru olarak da şunu soracağım beraberinde. 1 dakika, şunu da teyit edeyim de. Bunlar da sorulmuş, bu kısmını da eledim. Benim için bu kadardır.

FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR

 

Baran Kaya: Efendim bu şey meselesiyle ilgili sormak istiyorum aslında bu dediniz ya aslında kendilerini iyi hissetmiyorlardı, memnuniyetsizlerdi. Aynı bağış, bağış talebinde bulunduğunuz zaman ama şu kısmından netiz hala. Siz bunlara herhangi bir karşılık karşılığında ama talep edersiniz, belediyenin ihtiyaçları doğrultusunda talep ettiniz.

Yakup Öner: Ben bunu zaten ifadelerimde çok detaylı bir şekilde anlattım. Tekrar bu konuya girmenin çok bir mantığı yok.

Baran Kaya: Peki bu his ya da neye kapıldıklarını sizin gözlemleriniz neticesinde anlamak için şunu sorabilirim: Kabul etmediklerinde hiç onun aksi bir şey, zorlayıcı bir şey yapıyor muydunuz?

Yakup Öner: Yani hem benim zaten ifadelerimde hem de benim savcılık ifadelerimde bunlar açık bir şekilde var. Hem burada diyorum herhalde verdikleri ifadelerde geniş bir şekilde var. Kimi komple vazgeçiyordu, kimi "Hayır ben onu yapmam, şuraya kadar ancak verebilirim" diye Sentrum'da, Tarladaki gibi, kimi mesela Sinpaş'taki gibi komple reddederdi. Yani dolayısıyla herkesin tavrı, yapısı, durumu farklı oluyordu. Yani burada Reina'daki tablo farklı, işte Polat'taki tablo farklı. Kimi komple işten vazgeçiyordu mesela. Ama hani bunlar hepsi aynıdır anlamında söylemiyorum. Ancak bizim fiziken uyguladığımız herhangi bir baskı durumu söz konusu değildi. Sadece şunu vurgulamak için bunu söyledim: Yani sanki karşı taraf çok memnunmuş gibi bir izlenim var mı diye savcımız sorunca, "Bunlarda hiçbir memnuniyetsizlik olmuyordu. Madem bağış yapmak istiyor" dedi Sayın Başkanımız. "Kendi niye yapmıyor, sizi niye bekliyor?" sorularına cevap vermediğimi düşünerek sabah böyle bir düzeltme yapma gereği hissettim. Burada bizim kendilerine bir baskı uyguladığımız ya da bürokratik olarak önlerine bir engel çıkartmadığımız hususunu zaten dünkü ifadelerimde belirtmiştim. Ancak memnuniyetsizlik ifadesi de bu işin bir parçasıdır. Dolayısıyla ikisi iç içe olan bir yapıdan bahsediyoruz, durumdan bahsediyoruz.

Baran Kaya: Aslında tam burası emin olayım ki bu husus hakkında sorabileyim diye soruyorum, yani yanlış anlaşılmasın.

Yakup Öner: Yani eylemlerimde ya da ifadelerimde bahsettiğim hususları tekrar etme niyetindeyse sormayın ama başka bir soruysa cevaplandırayım tabii, buyurun.

Baran Kaya: Genel olarak eylemlerinizi anlattığınız şablon açısından söylüyorum. Tek tek değil de genel şekilde anlatırken şöyle kullanıyorsunuz genelde: Siz gidiyorsunuz aynı bağış talebinde bulunuyorsunuz belediyenin bir ihtiyacı olduğunda, Kreş olur, bilmem ne ihtiyacı olur, tadilat olur. Bu kişiler "Ben bunu karşılayamam ama işte bir kısmını karşılarım, nakdi yaparım" bağışçı dediğinde Fatih Keleş devreye giriyor. Mekanizmayı böyle tarif ediyorsunuz sanki, yanlış mı anlıyorum?

Yakup Öner: Ben şimdi onu tekrardan anlatmaya gerek yok, ifadelerimde zaten açık bir şekilde belirtiyorum. Ben buna ben karar vermiyorum. Buna ben yaşadığım durumu olduğu gibi, bunun hiçbir istisnası yoktur altını özellikle çizerek söylüyorum, ben benim amirim olarak tek kişiyi görüyorum: Sayın Ekrem İmamoğlu. Benim başkanımdır, benim amirimdir. Bana yetkiyi de bana sorumluluğu da verebilecek tek kişi odur. Dolayısıyla bu kişiyle görüş dediğinde ben o kişiyle görüşürüm. O kişinin bana ifade etmiş olduğu şeyleri olduğu gibi çarpıtmaksızın başkanıma iletirim. Başkanım bunun üzerine yeni bir şey söylerse onu yerine getiririm. Bazı konularda beni Fatih Bey'e yönlendirirdi. Bu konuların hangileri olduğunu zaten eylemlerin içerisinde detaylı bir şekilde anlattım. Ben başkanın yönlendirmesi doğrultusunda Fatih Bey'e giderim. Yoksa hani gittim X kişiyle görüştüm, A kişisi dedi ki "Yani ben şöyle yaparım." Ben de o zaman "Ha bu Fatih Bey'in meselesidir" deyip gitmedim. Fatih Bey benim amirim değil, benim yetki alanımın içerisindeki bir mesele değil bu. Benim sadece sorumluluğum Ekrem İmamoğlu'na karşıydı, ben onu yerine getirdim.

Baran Kaya: Böyle bir otomatik bir şey yok yani, değil mi? Hani onun görevi budur, bu...

Yakup Öner: Ben otomatik hareket etmek üzerine içeriye alınmış bir...

Hakim: Evet, o otel olayında. Onu da sorduk zaten.

Baran Kaya: Anladım. Sayın Başkanım, otomatik aslında…

Yakup Öner: Ama sizin otomatikliğiniz zaten benim onun elemanı olmamam gibi durumu getirir. Başka bir şey yok zaten yani.

Baran Kaya: Ya siz onun üstüsünüzdür, altısınızdır. Ben o tartışmada değilim.

Yakup Öner: Değil.

Baran Kaya: Ama siz Fatih Keleş'ten herhangi bir talimat almadınız, almazsınız daha doğrusu.

Yakup Öner: Alamam yani. Öyle bir yetkisi de yok ki onun bana talimat vermeye.

Baran Kaya: Yine sizin anlatımınızla, başka birisi Fatih Keleş'e yönlendirildiği zaman giderdiniz, meseleyi ona anlatırdınız.

Yakup Öner: Sadece bana "Şunu şöyle anlat" dediği hususları gidip öyle anlatıyordum. O dinler miydi?

Baran Kaya: Onun üzerine size talimat vermezdi. İyi anlıyorum, bir talimat alma değilsiniz yani.

Yakup Öner: Şimdi Ekrem Başkandan bahsediyorsak...

Baran Kaya: Fatih Bey'den bahsediyorum, Fatih Bey'den bahsediyorum.

Yakup Öner: Fatih Bey'i siz benden daha iyi tanıyorsunuz. Fatih Bey kimseyle çok konuşmaz. Meseleyi dinler, yerinde ağzından en son bazen derdi ki "Ben bir başkanla konuşayım", bazen de "Tamam" derdi. Çıkardık, giderdik.

Baran Kaya: Bilgi verme gibi anlıyorum bunu son...

Yakup Öner: Yani benim işim buydu.

Baran Kaya: Evet, başka bir şey yok. Ve şuraya geleceğim buradan da. Diyorsunuz ya, Boğaziçi İmar ve İSKİ'yi sana devredeyim, devredeceğim; ben çekileceğim bunlardan dediniz. Siz de gittiniz, Ekrem Bey ile görüştünüz. Dediniz ki "Kadro değişikliği olursa olur, yoksa olmaz" dediniz. Şimdi, sizin burada yapacağınız şey de yani bir tür Fatih Bey'in az önce bahsettiğiniz dinlediği, yaptığı ve üzerine gereken şeyleri yaptığı gibi bir rol müydü? Nasıl bir roldü tam olarak bu? Sizin yapacağınız eğer görev değişikliği kafanızdaki şeyse...

Baran Kaya: Şimdi ben Fatih Bey'in, Fatih Bey'in tam olarak nasıl çalıştığını bizzat gözlemleme fırsatı elde etmiş birisi değilim. Çünkü daha evvel de iddialarımda bahsettiğim gibi ben kısmi olarak belli yapıların içerisine girebilen bir figür olarak devam ettim. Yani Ekrem İmamoğlu beni Fatih Keleş'e gönderdiğinde ben gidebiliyordum. Beni Ahmet'e, Mehmet'e ya da işte atıyorum bir birime gönderdiğinde gidebiliyordum. Onun dışında ben gidip bir birimin kapısını çalıp "Bana şu raporu verin" diyemiyordum. Şimdi bunu niye anlatıyorum? Sizin sorunuza geliyorum. Dolayısıyla Fatih Bey'in hangi yetkilerle donatıldığıyla ilgili bilgim yok. Ancak belediye içerisinde hepimiz bilirdik, benim de yapmış olduğum eylemlerde görmüş olduğum bazı hususlar, bu adam para işlerine baktığını bilirdik. Ben para işine bakma kısmını kabul etmedim. Burada ikinci bir husus vardı. Ben niye bu kadro meselesini ön plana çıkarttım? Çünkü burayı size verdiğinde yani para götürmek zorunda değilsiniz ama kadro yetkisi aldığınızda içeriği daha işlevsel hale getirebiliyordunuz. Ben para meselesini yapmazsam en fazla beni kovar Ekrem İmamoğlu. Ne yapabilir daha fazla? Kovsun, ama bu arada ben orayı düzeltmiş olurum düşüncesiyle kadro istedim. Yoksa orada yetkim olur, paraları bundan sonra ben... Böyle bir düşüncem hiçbir zaman olmadı. Bu sebeplerle reddettim. Olay bundan ibaret.

Baran Kaya: Ama kadro değişikliği...

Yakup Öner: Ama ama verilmedi yani o yetki. Verilmeyince ben de almak istemedim.

Baran Kaya: Savcılığın bir sorusu üzerine dediniz, savcılığın ifadesinde şöyle: Siz kadro değişikliğine ilişkin teklifte bulundunuz. Bu olursa olur, yoksa olmaz dediniz.

Yakup Öner: Evet, tam olarak bu.

Baran Kaya: Evet, kadro değişikliğine ilişkin de onay alamayınca yapmıyorsunuz.

Yakup Öner: Yani bilmem. Ben şimdi para peşinde olsam ya da Fatih Bey'in yerine...

Baran Kaya: Yok yok, anladım. Şöyle, Fatih Bey'in yaptığı işi yapacaktım ama kadro değişimi de olsun yanında istedim.

Yakup Öner: Ha ha, evet.

Baran Kaya: Peki bu şeymiş demek. Sizde bambaşka şey mi o zaman?

Yakup Öner: Şimdi bak burada, burada biz farazi durumlar üzerinde konuşmanın hiçbir anlamı yok.

Baran Kaya: Ben tam olarak anlamak için soruyorum aslında.

Yakup Öner: Heh, ben şimdi size şöyle anlatayım. Şimdi ben rüşveti aldığım güne kadar rüşvet alma şüphesi üzerinden hareket edilebilecek bir figür değilim. Değil mi? Hiçbirimiz değiliz. Bu rüşvet alabilir demek çok doğru değil. Rüşvet aldığı gün suçludur, almadığı gün suçsuzdur.

Baran Kaya: Hı-hı.

Yakup Öner: O tarihe kadar budur, doğru mu?

Baran Kaya: Evet.

Yakup Öner: Peki burada ben Fatih Bey'in yetkisini alsam, içerideki kadroyu da değiştirsem, hiçbir para işine de bulaşmasam ne olurdu? Yani ben bunu istiyordum. Yani Fatih Bey para işini yapıyordu, siz de para işine niyetlendiniz gibi bir yaklaşım burada doğru olmaz.

Baran Kaya: Soruyorum tam olarak. Şimdi siz şunu diyorsunuz: Fatih Bey'in yaptığı işleri ben de devralacaktım ama kadro değişimi hakkım olsa istiyordum diyorsunuz.

Yakup Öner: Şimdi Fatih Bey'in, ama Fatih Bey'in kadro belirleme yetkisi de vardı.

Baran Kaya: Neden?

Yakup Öner: Birçok yerde görüş alınırdı ama bu şöyle. Şimdi bunu nasıl ispatı yoktur, bakın sormuş olduğunuz sorunun fiili bir karşılığı yoktur. Çünkü insan kaynakları bir değerlendirme yapar ve o değerlendirme doğrultusunda bir yazışma gerçekleştirir. Siz incelemeye girdiğinizde görmüş olduğunuz tek şey dosyasından çıkan insan kaynakları yazısıdır. Şimdi bunu nasıl ispat edebilirsiniz, ben size sorayım? Yani A kişisini Mehmet getirdi desem siz bunun olmadığını da olduğunu da nasıl ispat edebilirsiniz? Ama bu apayrı bir sorgulama konusu. Bence bu konuya hiç girmeyelim.

Baran Kaya: Ya şu, şu da aslında meseledir. İspat edemeyeceğimiz şeyleri kesin gerçeklik gibi anlatmak da bir mesele.

Yakup Öner: Ama şimdi bildiğiniz bir şey vardır, söylersiniz. Ama bunun ispatı mümkündür yoktur... Bak ben mahkemeye de takdir ediyorum ama.

Baran Kaya: O zaman size bir şey söylenmesinin çok bir anlamı yok yani. Benim anlamadığım kısım şöyle oluyor yalnız. Biz 1-2 noktaya kadar aynı sizin anlatımınızdan bahsediyorum, aynı olaylara kadar belirli bir süreci devam ettiriyorsunuz.

Yakup Öner: Evet, doğru.

Baran Kaya: Ama tam yapacağını veya yapacağını dediği zaman Fatih Keleş geliyor devreye sizin anlatımınızdan bahsediyorum. Fatih Keleş geliyor devreye ve sizi sonrasında ne açanınız oluyor.

Yakup Öner: Evet evet, doğrudur.

Baran Kaya: Fatih Keleş'in peki burada paraları teslim aldığını gördünüz mü? Fiilen parayı teslim aldığını?

Yakup Öner: Hayır, hayır. Görmedim. Ama şimdi mal sahibi diyor ki "Ben şu kadar verdim." 1-2 konuda Süleyman Atik diyor ki "Ben şunu aldım, götürdüm, verdim." Şimdi biz Süleyman Çetinsaya meselesindeki gibi bazı hususlarda Fatih Keleş'le oturduğumuzda diyor ki "Bunu aldık." Ama şimdi fiilen ben para verildiğini görmedim.

Baran Kaya: Evet. Bu kısımlara şimdi bakacağız zaten. Bir de şunu soracağım, benim de sorularım içerisinde vardı o yüzden geleceğim. Oradaki konuyu sordum, tamam. Süleyman Çetinsaya diyor ki "Ben Ertan Yıldız'la, Yakup Öner'le ve Süleyman Atik'le görüştüm, başka hiç kimseyle görüşmedim." Tanımam adına diyor, burada da.

Yakup Öner: Ya ben o konudaki ifademi belirttim. Biraz önce avukat hanım da sordu. Ben tekrar soru almak istemiyorum, başka bir sorunuz varsa cevaplayayım. Onu biraz önce sordu çünkü. Ben cevaplamak istemiyorum dediğim...

Baran Kaya: Soruyu mu cevaplamak istemiyorsunuz, meslektaşımın sorduğu soruları mı cevaplamak istemiyorsunuz?

Yakup Öner: Onun sorduğu her soruya çekiyorum, siz de aynı soruyu soruyorsunuz. Ne yapacaksınız? Yani ona cevap vermediğim her soruyu siz mi soracaksınız? Yani öyle olmaz yani anlatabiliyor muyum?

Baran Kaya: Hayır, hayır. Benim kendi, kendi sorularımı.. Onun Soruları değil. Cüneyt Yakut doğrudan bir telefon numarası da vererek Süleyman Atik'in adına kayıtlı olmayan fakat kendisinin kullanımında olan bir telefon olduğunu Süleyman Atik kendisi söyledi burada. Bir telefon numarasını doğrudan sizin verdiğinizi söyledi. Süleyman Çetinsaya'yla görüşme içerisinde hatta 13.000.000 TL'ye kadar konuşmanın sizinle yapıldığını, sizin bunun üzerine WhatsApp üzerinden mesaj... Tam WhatsApp demedi de mesaj üzerinden telefon numarasını verdiğinizi söyledi.

Yakup Öner: Yalan anladım sorunuzu, yalan. Affedersiniz.

Baran Kaya: Bak şimdi 3 kişiden geliyor, 3'ü de aynı şeyi söylüyor.

Yakup Öner: Yalan söylüyorlar tabii ki. Ben zaten baştaki kısmını kendim söyledim. Ben şimdi etkin pişmanlıktan faydalanan bir insan olarak bunları neden saklayayım? Yani bir mantığınız alıyor mu sizin? Evet, yani ben şimdi ilk ifadeyi anlatan benim. Şimdi ben kalkardım derdim ki ben Süleyman Çetinsaya'ya, Süleyman Atik’in ismini vermişim. Beni burada engelleyebilecek olan neydi? Mesela niye orada yapmadım?

Baran Kaya: Onları engelleyecek...

Yakup Öner: Niye ben para konuşulması meselesini Cüneyt Yakut olayını anlatıp etkin pişmanlıktan faydalanabilecekken bundan niye imtina edeyim mesela mantık olarak?

Baran Kaya: Peki, onların...

Yakup Öner: Hayır, hepsinde ben şunu demeye çalışıyorum. Bunun bütün sorularınıza cevap olacağını düşünüyorum. Ben eylemlerimde hepsini detaylı bir şekilde anlattım. Telefon verdiğimin ismini de söyledim, telefon vermediğimi de söyledim. Çünkü Cüneyt Yakut’a telefonunu vermedim ama Mehmet Faruk Baştürk'e, Süleyman Atik’in ismini verdim. Süleyman Çetinsaya'ya hiç vermedim. Yani o benimle ilgili bir konu değil zaten. Bizim yaptığımız görüşme o kartla ilgili değil. Ben niye vereyim ki yani? O kart meselesi başka bir konu, benim dışımda yürüyen bir konu.

Baran Kaya: Kart ikinci el olarak alınıyor zaten.

Yakup Öner: Tabii, o zaten o benim konum değil. Yani ben şimdi Süleyman Atik’in ismini kendi işim olmayan bir meselede niye vereyim? Hani akla mantığa uygun değil.

Baran Kaya: Dedi ki, ben zaten bunları anlattım, bunları neden anlattım diye. Ben de hani onlar da anlatıyor, bir anlatımda bulunuyorlar, neden böyle anlatıyorlar buna dair bir husumetiniz var mı bunlara, bu şahıslara?

Yakup Öner: Yoktur.

Baran Kaya: Teşekkür ederim.

MAPEG AVUKATI ESMA ZORLU EKŞİ SORUYOR

 

Esma Zorlu Ekşi: Yakup Bey, geçmiş olsun öncelikle. Yapının dış bağlantılı olduklarından bahsettiniz. Bunlardan birisi de Murat Gülibrahimoğlu. İsmisini bu salonda sıkça duydunuz fakat hakkında çok az şey bildiğiniz bir profil. Kendisini nasıl bilirsiniz? Nasıl tanırsınız?

Yakup Öner: Zaten ona ifadelerimde de belirttim. Ben çok tanımam. Bir iki defa görmüşlüğüm vardır. Bir tanesi de Seçim Koordinasyon Merkezinde görmüştüm. Onun dışında bir tanışıklığım yoktur.

Esma Zorlu Ekşi: Peki Ekrem İmamoğlu ve Fatih Keleş ile olan ilişkisi, bağlantısı hakkında bir görgünüz, bilginiz var mı?

Yakup Öner: Yok. Duyumlardan yani.

Esma Zorlu Ekşi: Neye dayanarak dış bağlantı...

Yakup Öner: İfadelerimde anlattım zaten onu.

Esma Zorlu Ekşi: Yapının dış bağlantılı ismi olarak bildirmeniz...

Yakup Öner: İBB'ye iki defadan fazla iş için gitmiş biriyle görüşün. Zaten size içerideki bu meseleyi anlatacaktır. Şimdi ben 6 yıldır orada çalışıyorum yani. Duymayayım mı?

Esma Zorlu Ekşi: Doğru. Peki siz Ekrem Bey'in danışmanı olmanız sebebiyle şunu sormak isterim; kendisinin mahkemede de birtakım beyanları oldu Gülibrahimoğlu hakkında. Kendisini siyasi rakiplerini destekleyen bir muhalif olduğundan bahsetti. Kendisi her işi çözen, önü açılması gereken bir iş insanı mıdır İBB ve Ekrem İmamoğlu nezdinde? Yoksa muhaliflerini destekleyen, fonlayan bir kişi midir?

Yakup Öner: Bu benim cevap vereceğim bir şey değil yani. Buna...

Esma Zorlu Ekşi: Yani...

Yakup Öner: Geçebiliriz yani. Ben cevap vermek istemiyorum. Zaten bu benim uhdemde olan bir durum da değil. Yani sorduğunuz soru çok afaki. Benimle alakalı bir şey değil.

Esma Zorlu Ekşi: Dış bağlantılı olduğunu ifade etmeniz üzerine bunu soruyorum. Burada pek eylemiyle veya kişileriyle bir ilginiz, doğrudan organik bir bağlantınız var mı?

Yakup Öner: Hayır hayır hayır yani olması gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Yani ben hani o bana kalmış bir şey değil. Ben düşünsem ne düşünmesem ne.

Esma Zorlu Ekşi: Anladım. Peki İbrahim Bülbüllü hakkında ilginiz, görgünüz var mı?

Yakup Öner: İbrahim Bülbüllü'yü biraz daha fazla tanırım. O da 2009 yılında Beylikdüzü Belediyesinde çalışmaya başladığımda oradaki AK Parti İlçe Başkanıydı. Ama bir yakınlığımız yoktur. Belediyede karşılaştığımızda merhabalaşır, selamlaşırdık. Onun dışında bilgim yok. Dedim gibi, Murat Gülibrahimoğlu'ndaki meseleyi nasıl biliyorsam, İbrahim Bülbüllü'deki meseleyi de öyle biliyorum. Yani 6 yıldır içeride olmuş olmanın getirmiş olduğu bir bilgi birikimi. Başka bir şey değil.

Esma Zorlu Ekşi: Peki kendisinin Fatih Keleş ile olan ilişkisine dair bir bilginiz var mı?

Yakup Öner: Aynı cevabı. Aynı yanıt zaten. Başka bir şey yok.

Esma Zorlu Ekşi: Murat Gülibrahimoğlu ile Fatih Keleş'in üstlendiği rolün idari şemada bir karşılığı var mıydı?

Yakup Öner: Yani benim bildiğim yoktu.

Esma Zorlu Ekşi: Peki Murat Gülibrahimoğlu, Fatih Keleş ve İbrahim Bülbüllü... Bu üç isim arasında İBB yönetimi ve iştirakler nezdinde bir ilişki ağı olduğundan söz edebilir misiniz?

Yakup Öner: Cevap vermiyorum.

Esma Zorlu Ekşi: Peki, teşekkür ederim. Sağ olun.

 

FATİH KELEŞ SORUYOR

 

Fatih Keleş: Yakup Bey, az önce avukatım sordu ama bizim sizinle aramızda herhangi bir husumet var mıdır önceden? Sonradan var mı?

Yakup Öner: Yok.

Fatih Keleş: Sizin beyanlarınız olduğu hakkında... Fakat benim size karşı olumsuz bir eylemim, bir şeyimi gördünüz mü?

Yakup Öner: Hayır

Fatih Keleş: Benden hukuk dışı bir sizden isteğim oldu mu?

Yakup Öner: Sizin bizzat olmadı. Zaten dediğim gibi bir emir komuta zinciri içerisinde hareket edebileceğimiz bir yapımız yoktu bizim. Ben sadece başkanın yönlendirmesi doğrultusunda size bazı bilgileri ilettim. Bunun dışında bir ilişkimiz yok.

Fatih Keleş: Peki, kadro değişikliği yetkisi var dediniz. Var mı öyle?

Yakup Öner: Tabii, duyumsal olarak var. Bazı konularda mesela belli...

Fatih Keleş: Nedir mesela? Yakınlığını ya da arkadaşlık olduğunu hissettiğiniz birinden mi?

Yakup Öner: Hayır, hayır. İspat edebileceğim bir şey değil ama bazı noktalarda şuradaki görevlendirilecek kişilerin içerisinde şunun olması uygundur şeklinde yönlendirme açısından söylüyorum. Yoksa sizin insan kaynakları...

Fatih Keleş: Benim de sizin bu konuda kadro belirlediğiniz konusunda benim de duyumlarım var ama burada duyduğum bir şeyi gerçekmiş gibi anlatmaya çalışmadım. Burada az önce cümleyi kurdunuz, Sayın Savcım da not aldı sanırım bunu. Yani bunlarla beraber ben...

Yakup Öner: Görüş belirtmek... Fatih Bey, görüş belirtmez miydiniz?

Fatih Keleş: Görüş belirtmek... İşte bu insan iyidir, bu insan kötüdür. Ben 10, 12 yıldır, 10 yılın üzerinde siyasetle, 15 yıldır siyasetle uğraşıyorum. Siyasette tanıdığınız insan konusunda az önce AK Parti bir ilçe başkanından bahsettiniz. Tanırsınız ve görüş belirtirsiniz. Bunda bir anormallik ve bir olumsuz bir şey...

Yakup Öner: O makamda sizin atamayı yapacağını bildiğiniz makama karşı görüş belirttiğinizde size karşı olan his, duyguları, ağırlığı, sizin sözlerinizin ağırlığı önemli değil midir sizin görüş belirtmenizde?

Fatih Keleş: Kadro belirleme yetkisinden bahsediyorum ben. Yoksa görüş başka bir şey.

Yakup Öner: Ama biz... Zaten onu konuşursak insan kaynaklarıdır resmî olarak, değil mi? Kâğıda baktığınızda insan kaynaklarını görürsünüz. Ancak insan kaynaklarına "Şu kişi olsun..."

Fatih Keleş: Böyle... Böyle bir hani duyumunuz var. Böyle bir net bir ifadeniz...

Yakup Öner: Bunu ispat etmem mümkün olmadığı için A'dır, B'dir demeye gerek yok. Ben zaten genel bir durumdan bahsettim. İtham edici bir unsur olarak söylemedim. Yani "Şu kişiyi siz atadınız" diyemiyorum yani. Öyle bir durum yok.

Fatih Keleş: Peki. Şunu soracağım: Bu Süleyman... İfadenizde Süleyman Çetinsaya'dan 500.000 dolar alındığını Fatih Keleş'ten duydum demişsiniz. Bakın, Süleyman Çetinsaya da buraya geldiğinde ben de sordum "Beni tanıyor musunuz?" diye. "Tanımıyorum" dedi. "İsmimi..." dedim, "Basından duydum" dedi, "Fakat ben sizi tanımıyorum. Yakup Öner'i tanıyorum. Benden 500.000 dolar alışveriş kartı isteyen de Yakup Öner oldu" dedi. Ve daha sonra bana Süleyman Çetinsaya'yı gönderdi. Benden nasıl duymuş olabilirsiniz?

Yakup Öner: Şimdi şöyle... Biz biliyorsunuz Başkanımız kreşlerle ilgili, Süleyman Çetinsaya 5 kreş yaptığını söylüyor. "Bir bakın bakalım nedir meselesi?" konuşulduktan sonra biz Süleyman Çetinsaya ile ilgili bir araştırma meselesine girmiştik. Bu araştırma bittiğinde biz aslında 5 değil, 2 kreş yapmış olduğunu anladık sizinle. Hatırlarsanız o süreci. Bunun sonrasında Baltalimanı'nda yapacağı yerle ilgili görüşmemizde biz kız yurduna 1 milyon dolarlık bağış yapması meselesini konuştuk. Hatta fiilî olarak sizin yapmanızı istiyoruz dedik, fiilî olarak da onlar yaptı. Daha sonra biz sizinle bir ortamda konuştuğumuzda "Süleyman Çetinsaya ne yapmıştı?" "İşte iki tane kreş, 1 milyon dolarlık kız yurdunun inşaatı... İnşaatını fiilen kendisi yaptı. Yani bize herhangi bir para şeyi olmadı. Bir de 500.000 dolar verildi." diye konuştuğumuz ortamda, sizin Florya'daki ofisinizde... Ama...

Fatih Keleş: Ben de size öyle diyorum.

Yakup Öner: Hayır, toplamda alınmış olan şey buydu dedik. Siz dediniz, ben de tamam dedim yani. Bunu zaten...

Fatih Keleş: Ama tamam da Süleyman Çetinsaya bu talebin sizden geldiğini söylüyor.

Yakup Öner: Ya işte bu yalan. Ben eğer yapmış olsam etkin pişmanlık ifademde bunu niye anlatmayayım?

Fatih Keleş: Peki Süleyman Çetinsaya niye yalan söylüyor?

Yakup Öner: Bilmiyorum. Bilmiyorum niye yalan söylüyor. Bence buranın konusu da değil. Onu Süleyman Çetinsaya'ya sormanız lazımdı. Yakup Bey öyle diyor. Yani ona diyecek bir şey yok. Benim bunu saklamaya, yön değiştirmeye, imtina edebileceğim herhangi bir hususum yok.

Fatih Keleş: Talep sizden geldiği için saklamış olabilir misiniz?

Yakup Öner: Ha niye saklayayım? Ben şimdi kartı nerede sakladım?

Fatih Keleş: Ama verilmiş zaten 500.000 dolar, alınmış kendisi...

Yakup Öner: Ama işte kendisi diyor ya "Yakup benden kart istedi" diye.

Fatih Keleş: Evet.

Yakup Öner: E tamam, ben niye saklayayım onu?

Fatih Keleş: Süleyman'a teyit ettirmek istersen...

Yakup Öner: Peki Center Otel'de var, sakladım mı orada? O da saklanmayan başka şeyler var. Mesela Center Otel'de siz diyorsunuz ki "13 milyon TL istendi."

Yakup Öner: Evet.

Yakup Öner: "Hayır, istendi değil. Adam kendi..."

Fatih Keleş: Siz dediniz "Ben vereyim bunu" diye. Dünkü ifadenizde "Bir okul istedik" dediniz siz. Fakat kendisi kreş oldu... İfadenizde kreş olarak anlatıyorsunuz.

Yakup Öner: Hayır. Yani o dil sürçmesi var mıdır bilmiyorum ama ben okul... Kreşle sürçmesi olmuştu, onu kabul etmiyorum. O okul...

Fatih Keleş: Tamam, kreş olarak gibi ifadelerdi benim hatırladığım kadarıyla.

Yakup Öner: Yok yok yani orada.

Fatih Keleş: Sonraki görüşmenizde kreş yapamam ama 13 milyon TL bedeli.

Yakup Öner: Şey orada yalan söylüyor. Çünkü biz okul istedik. Hani kreş veya okul kalmışsa o oradan duymuşsunuzdur. Ben çünkü hiç kreş konuşmadım onunla.

Fatih Keleş: Çok önemli değil kreş ya okul.

Yakup Öner: Evet evet, bu kendisi kendisi şöyle; ben detaylı bir şekilde kendi ifadelerimde de anlattım. Buradaki mesele tam olarak şu. Ben kendisinden Malatya'da başkanımızın bir hizmet istediğini hatırlattığımda bana dedi ki, "Bu bedel çok yüksek. Ben bunu ödeyemem. Kardeşlerimden ayrıldım. O yüzden ortaklık meselesi, yurt dışındaki işlerim problemli. Ben de dedi en fazla 13 milyonu nakit destekte bulunabilirim." derim. Ben de dedim ki, "Biz." dedim, "nakit istemiyoruz sizden." "Bu bunu da doğru da bulmuyorum. Siz fiili olarak gelin. Okulu yapın, bize devredin ya da Milli Eğitime devredin. Yani burada bizim sizinle ilgili para meselesi olduğunda sizin de kafanız karışacak, 'Bu para nereye gitti?' diye. Bizim de 'Acaba ne oldu?' diye, 'Ne düşünüyor acaba?' diye kafamız karışacak. Biz bunu doğru bulmuyoruz." diye kendisine de ifade ettim. Sonrasında kendisi 13 milyon TL'yi vereceğini bunu da başkanımıza iletmesi hususunda ısrarcı oldu. Ben de dedim ki, "Ben bunu doğru bulmuyorum. Ancak benim görevim sizin söylediğiniz şeyi başkana iletmek. Ben bunu iletirim ama ben bu sürecin içerisinde artık yer almam." dedim.

Fatih Keleş: Sonra bunu başkana ilettiniz. Başkana ilettiğinizi.

Yakup Öner: Başkanıma, size söylendi.

Fatih Keleş: Başkan da bunu Fatih Keleş'e söyle.

Yakup Öner: Evet, Fatih Keleş'e iletin dedi.

Fatih Keleş: Sonra geliyorsunuz bana söylüyorsunuz.

Yakup Öner: Size söyledim. Siz de "Ben başkanla bir görüşeyim." dediniz.

Fatih Keleş: Siz de ben de diyorum ki "Ben bunu bir başkana sorayım."

Yakup Öner: Evet, "Başkanla bir konuşayım" durumundaydınız.

Fatih Keleş: Sonra bir müddet sonra ne kadar geçiyor burada arada?

Yakup Öner: Yani herhalde bir 20 gün kadardı ya. 10-15 gün kadardı. Çok uzun süre geçmedi.

Fatih Keleş: Ama Mehmet bu "13 milyon verebilirim" deyince aynı toplantıda Süleyman Atik telefonunu sizin o toplantıda ona verdiğinizi söylüyor.

Yakup Öner: Yalan söylüyor. Ben telefon numarası vermedim kesinlikle. Ben Süleyman Atik'i tanımıyorum.

Fatih Keleş: Yalan söylüyor. Mehmet yalan söylüyor.

Yakup Öner: Evet evet.

Fatih Keleş: Çaça Balık, Çaça Balık'a da geleyim. Onların hepsi yalan mı söylüyor?

Yakup Öner: Yalan söylüyorlar.

Fatih Keleş: Siz doğru söylüyorsunuz.

Yakup Öner: Tabii ki ben doğru söylüyorum.

Fatih Keleş: Size inanayım yani.

Yakup Öner: Yani siz inanıp inanmayın, ona ben bir şey diyemem. Ben mahkeme heyetine kendi gerekçelerimi sunuyorum. Dolayısıyla doğruya doğru, yanlışa yanlış geçiyorum. Onu ben değerlendirmeyeyim.

Fatih Keleş: Burada bir Çaça Balık eyleminden Seyfet Taştan.

Yakup Öner: Evet.

Fatih Keleş: Yanılmıyorsam siz.

Yakup Öner: Seyfet Taştan.

Fatih Keleş: Siz de oraya girdiniz.

Yakup Öner: Randevusuz yanıma geldi dediniz. Evet, doğru.

Fatih Keleş: Benden yanıma sizden ne diye yanınıza geldi?

Yakup Öner: Yerin de yapmış olduğu aykırılıkların başkan ile görüşerek yıkımının önüne geçmek istediğini söyledi. "Burada." dedi, "Ben yapıyı büyüttüm." "Bunu yıkmayın. Ben başkana gidip bu durumu anlatmak istiyorum. Ben şu kadar hizmet yapıyorum. Böyle böyle böyle faydalı bir restoranım." Dedim, "Yani bu ben bunu götüremem. Yani bunu boşuna anlatıyorsunuz." "Yaptığınız şey imara aykırılığın başkan nezdinde görüşülmesini ben buna nasıl aracı olayım?"

Fatih Keleş: Ne dedi? "Ben aykırılıklar yaptım." mı dedi size orada?

Yakup Öner: Yapıyı büyüttüğünü söyledi. Bu imar aykırılığıdır zaten. Başka ne olacak? Boğaziçi'nde imar yetkisi olmadığı için yani eski eser değilse her yapı yeni yeniyse aykırıdır yani. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Kendi yeni bir yer yaptığını söyleyince imar aykırılığı olduğunu anladım doğal olarak. Bunlar da fiilen gerçekleşti. Yanında getirdiği adamın kim olduğunu hatırlarsam şahit tutucam...

Fatih Keleş: Kartı siz kartı ben ne isteyeyim? Hayır.

Yakup Öner: Kartı ben bu konuyu Sayın Başkanımıza ilettim. Dedim ki böyle böyle bir durum var. Boğaziçi'nde bir aykırı yapılaşma yapılmış, bayağı da büyük yapılmış. Kendisi hatırlar mı bilmem. O da dedim ki "Ben şimdi Elçin Bey'e talimat veremem, yıkın diye. Siz söyler misiniz?" Sonrasında ben çıktım. Aradan bir 15-20 gün geçti. Herhalde o kadardı yani. Elçin Bey beni aradı. Dedi ki "Ya." dedi "Bu adam." dedi "10 bin tane kart bağışlamış." "Bilgin olsun." Dedim ki "Yani yanlış yapıyorsunuz abi" dedim. "Orayı yıkmanız lazım" Burada yüzü. Yani herhalde doğru söylediğim noktasında ya bilmiyorum o da eylemin içerisinde nasıl bir beyan verecek bilmiyorum ama ben de onun yüzüne karşı da burada açıkça söylüyorum. "Yanlış yapıyorsunuz." dedim.

Fatih Keleş: Burada Seyfet Taştan diyor ki "Kartı siz istediniz."

Yakup Öner: Ben niye isteyeyim? Ben de onu sorayım size. Ben ne yapacağım kartı?

Hakim: O soruyu da dün yine ben zaten sormuştum.

Yakup Öner: Yani ben ne yapayım? Para desen anlarım, ben kartı ne yapacağım ki?

Fatih Keleş: Tamam, tamam başkanım. Sadece yani bu bu kadar insanın hani sizden sizin talep ettiğinizi söylerken siz benim yönlendirdiğimi söylüyorsunuz. Fakat bu insanlar ne Seyfet Taştan ne… Süleyman Çetinsaya beni tanıdığını söylemiyor. Mehmet beni tanıdığını söylemiyor fakat hepsini ben yönlendirmiş oluyorum.

Yakup Öner: Ama yönlendirmişten kastınız kastınız...

Fatih Keleş: Teşekkür ederim Yakup Bey…

 

YAKUP ÖNER AVUKATI CELAL BABAYİĞİT SAVUNMASI – 30.09.2026

 

Sayın başkanım, 26, 49 ve 50 numaralı olaylarla ilgili ve aynı zamanda örgütle ilgili bir savunma yapacağım. Diğer meseleleri ortak savunmacı adımız sayın meslektaşımız Avukat İbrahim Altıntaş Bey ifade edecek. Şimdi 26 numaralı Gülaylar Group isimli eylemde özetle söylenen şu, deniliyor ki bir imar uygulamasının karşılığında 5400 metrekare kapalı alanda bir inşaat yekûnunun Büyükşehir Belediyesine bağışlanması suretiyle irtikâp suçu işlenmiştir. Şimdi, irtikâp suçunun vazgeçilmez ve en önemli unsuru ne? Kamu gücünden kaynaklanan nüfuzun kullanılması suretiyle kendisine veya başkasına bir yarar sağlanması gerekiyor. Şimdi burada başkasına veya kendisine sağlanması gereken yarar durumunda, elbette ki kamu tüzel kişisine sağlanan yardımın suç tipikliği bakımından geçerli olmadığı ve suçun oluşmadığı öncelikle bellidir ve bu yönüyle atılı suç yönünden beraat kararı verilmesi gerekir.

Belki birkaç doktrin görüşünden yola çıkılarak, şeklî olarak bir cebir suretiyle kamu lehine bir mal elde edilmiş ise burada da yine irtikâp vardır diye bir şey söylenebilirse de malumunuz olduğu üzere hukuka aykırılıktan anlaşılması gereken şeklî hukuka aykırılık yanında esasen maddi anlamda hukuka aykırılığın öncelikle gerçekleşmesi gerekir. Ve bu toplumda sıradan vatandaşlara veya ortalama bir hukukçuya bile sorduğunuzda kamuya kazandırılan karşılığında bir irtikâbın varlığından elbette ki bahsetmek mümkün değildir. Kamu vicdanının, toplum vicdanının bu tür eylemleri irtikâp suçu bakımından gerçekleşmiş bir suç, kınanabilir bir eylem olarak kabul ettiğini söylemek elbette ki mümkün değildir. Ve bu kapsamda en kötü itibarıyla eğer şeklî hukuka aykırılık var olduğu söylense dahi bu durumda ceza kanunu 30'a 4'te ifade edildiği üzere fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılamayacağı açık hükmü göz önünde bulundurularak en azından hata kapsamında eylemin unsurunun gerçekleşmediği kanaatindeyim.

Efendim şimdi suçun ikinci unsurunda da olayda icbar unsuru olması gerekiyor. Şirket yetkilisinin haklı bir endişesi veya mecburiyeti söz konusu olması lazım. Şimdi olaya baktığımızda, imar değişikliğinin gerçekleştiği tarihten yaklaşık bir yıl süre geçtikten sonra bir protokol düzenlenmiş. Şimdi eğer bu protokolde bağlanan 5400 metrekare kapalı alan bu imardaki artıştan kaynaklı verilmiş ise, şimdi burada şirketi korkuya sürükleyen, icbar suçunun unsuru olan endişe kavramını doğuran ne diye soruyoruz. Artık belediyenin meclisten geçmiş bu kararı değiştirmesi mümkün değil. O zaman neden korktu? Kaldı ki bu şirket Türkiye'nin en büyük gayrimenkul şirketlerinden birisi, vekiller, avukatlar çalıştırıyor.

Hepimizin bildiği üzere imar planlarının müktesep hak diye bir kavramı var. Bunları üst üste koyduğumuzda irtikâp suçunun icbarı için gerekli olan endişe ve mecburiyetin gerçekleşmediği yeterince açıktır. Dolayısıyla bu yönüyle de bir irtikâptan bahsetmek mümkün değildir. Yok, planların tasdiki için değil de efendim sonraki belediyedeki inşaat ruhsatlarını almaktan dolayı bir çekinti ve korkuyla sıkıntıya kalabiliriz diye bu protokoller imzalandı diye sorulacak olursa, iddianamede açıkça yok ama mantık yürüterek bir sonuca gitmeye çalışıyorum, bu durumda da bilindiği üzere inşaat ruhsatını veren ilçe belediyesidir. Büyükşehir Belediyesinin burada yetkisi yok. İlçe belediyesi, belki aynı partidendir, burada bir yönlendirme olabilir korkusu olabilir. Bakanlık var, bakanlıktan da bu durumda söz konusu ruhsatı almaları pekâlâ mümkün. Dolayısıyla bu yönüyle ortada bir icbar unsurunun olmadığı yeterince açıktır.

Şimdi sayın başkanım, üyeler, aslında burada ek savunmayla ilgili hususu da dikkate alarak sayın mahkeme heyetinin de bizimle aynı kanaatte olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada aslında bir irtikâp suçu yok. Burada olsa olsa, ille de bir suç tanımlaması yapacaksak burada ancak rüşvetin varlığından bahsedebiliriz. Peki, nedir bu rüşvet? Şimdi 200 bin metrekarelik bir alanın emsali 0.75 iken ilgili şirket tarafından satın alınması, ayarlanması ve sonrasında bu emsalin 1.5'e çıkarılması. Ve aynı zamanda imar uygulamasında daha önce 126 bin metrekare olan net alanın 145 bin metrekareye çıkarılması. Yani ilk defa bizim arazi tabiri yerindeyse doğum yapıyor, 19 bin metrekare büyüyor, bir misli emsal artışı sağlanıyor.

Vatandaşın 1 metrekarelik bir balkon çıkıntısına bile hemen imar para cezası kesilip, 184'ten mahkeme karşısına çıkarılırken, ortada böylesine rakamlarla ifade edilemeyecek büyük bir iyileştirme var. Bunun hiç kimse "Hukuka uygun bir talepti efendim, dolayısıyla zaten hakkıydı" diyemez. Niye bunun karşılığında geçmiş bir pazarlık, koşa kavga yapışsın da 5.400 metrekarelik bir büyük bir mal varlığını belediyeye bağışlasın? "Hiç buna gerek yok, zaten hakkıydı" diyemez. Çünkü belediyenin asıl bu noktada bir diretmesi söz konusu olduğunda elbette ki bu sonuca ulaşması mümkün değildi. Aslında burada yapılan şu: Bu imar iyileştirmesinin karşılığında verilen bir 5.400 metrekarelik belediyeye bağışlanan, daha doğrusu takasla alınan vardır. Dolayısıyla orada da bir suç varsa, tekrar söylüyorum, bu rüşvet suçudur ve rüşvet olduğunda da bu olayı bütün çıplaklığıyla ilk kez soruşturma makamının gündemine taşıyan müvekkil Yakup'tur. O bakımdan 254/3 kapsamında eğer bir suç varsa —şimdi aşağıda yine aslında rüşvetin de oluşmadığını ayrıntısıyla anlatmaya çalışacağım ama— bir suç varsa, bir iddianame tanzim edilecekse bunun rüşvet olması gerekir. Eğer böyle bir dava varsa da 254/3 kapsamında müvekkilin hakkında ceza verilmemesi gerekir. Fakat şimdi diyelim ki diyelim ki ilk pozisyon rüşvettir; fakat rüşvet bile rüşvet nitelendirilmesi yapılsa bile buradan elde edilen menfaatin kamuya sağlanan bir menfaat olduğu dikkate alındığında, yine suçun tipik unsurlarından başkasına menfaat sağlama unsuru gerçekleşmediğine göre bu yönüyle de yine atılı eylemin gerçekleşmediğinden beraate karar verilmesi gerekir.

Şimdi Sayın Başkanım, tekrar eylemin irtikap olduğuna ilişkin iddianameye dönerek orada devam edecek olursak efendim; eğer irtikap suçu olduğu iddia ediliyorsa mağdur irtikap suçu mahsus suçtur ve özel suç kapsamındaki suçlardan olan irtikap suçunda fail ile üzerine atılı suç yetkili ve görevli olduğu alanla alakalı olmak zorundadır. Zira suç tanımında açıkça belirtildiği üzere eylemin kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi gerekir. Şimdi müvekkil Yakup, belediyede danışmandır. Danışman olarak belediyenin ne meclisinde işlem yapma yetkisi vardır ne planların yapıldığı, düzenlendiği ilgili daire başkanlığında bir yetkisi vardır. Ne bu doğrudan kendisi görev alanıyla alakalıdır ne de yürütmekte olduğu görevin nüfuzu içerisinde olan bir konu değildir. Ya da eğer ruhsatın, inşaat ruhsatının tanziminden kaynaklı bir irtikap eylemi olduğu düşünülüyorsa, burada da yine müvekkil Yakup'un danışman olması hasebiyle sürdürdüğü görevle alakalı bir husus değildir ve bu kapsamda eylem gerçekleşmemiştir. Çünkü müvekkilin resmi kadrosu Emlak Müdürlüğü'nde 657 sayılı Kanun kapsamında sürdürülen memuriyet görevidir; fakat fiilen yürüttüğü hizmetse danışmanlık görevidir. Danışmanın görevi ise belediye başkanının uzman olduğu konularda bilgilendirmekten ibarettir. Kanunda ilgili maddede de yazılı olduğu üzere, danışmanlar resmi evrak onaylayamaz, idari işlem tesis edemezler ve danışmanlık sıfatı nedeniyle ve hatta danışmanlık sıfatı nedeniyle memuriyet, sözleşmeli personel veya kadrolu işçi statüsü bile kazanamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Başkan danışmanlarının hukuki statüsüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan ilgilendirme genelgesinde de bu durum bu şekilde açıkça uygulanmaktadır. Yani hani imza yetkisi olmayan, işlem tesis edemeyen, hatta hatta sözleşmeli bir personel hakkı dahi idaresinde bulunamayan bir danışmanın irtikap suçu işleyecek, gerekli olan kamu gücünü kullanarak herhangi birisine cebir, icbar eylemi içerisinde bulunamayacağı çok yeterince apaçıktır efendim. Belediye başkan danışmanlarının misyonu —devamla ifade etmek istiyorum— belediye başkanına politik ve teknik konularda bilgilendirmekten ibaret olup bunun dışında hiçbir zaman bir kamu gücü yetkisi ve çalışma alanı yoktur. Nitekim Yargıtay uygulamasında benzer konuda, belediyede geçici iş akdiyle çalışan kişilerin fiilen ifa ettikleri görev alanlarına bakılmaksızın kamu görevlisi sayılamayacakları kabul edilmektedir.

İrtikap suçundan bahsedebilmek için mağdurun lehine yapılacak işin her durumda failin görevi kapsamında en azından genel olarak ifa ettiği görev alanına dahil olması gerektiğini az önce ifade etmiştim. Nitekim aynı yöndeki Yargıtay uygulamasında 5. Ceza Dairesi bir olayda, irtikap suçu bir memurun görevini ve sıfatını kötüye kullanarak ferdi yasa dışı çıkar sağlamaya icbar veya ikna etmesiyle oluşur; suçun en önemli özelliği bir görev suçu olması nedeniyle memurun görev ve yetki alanına giren bir işi yaparken veya o işi yapabilecek durumdayken çıkar sağlamasıdır. O nedenle icbar veya iknanın konusu memurun görevine girmiyor ise de irtikap suçundan söz edilemez gerekçesiyle astsubay kıdemlisinin trafikte denetim yapmak suretiyle elde ettiği menfaati görev alanı kapsamında olmadığı için irtikap suçunun kapsamında olmayacağına dair karar örnek bir karar olarak söz konusu olup yine az önceki ifade ettiğim savunmalar kapsamında atılı suç yönünden beraat kararı verilmesi gerekir. Bu 26 no'lu eylem bakımından söyleyeceklerim bundan ibaret.

49 no'lu eyleme ilişkin; 49 no'lu eylemde kamuoyunda Adnan Hoca olarak bilinen şahsın daha önce kiracı olarak kullandığı, sonra Boris Borisenko isimli bir Rus vatandaşının satın aldığı bir yapı. Burada konuyu takip eden Cüneyt Yakut basit tadilat veya güçlendirme ruhsatı şeklindeki her iki talebini de değişik yönleriyle konuya ilişkin talepte bulunduğu söyleniyor. Bu çerçevede bir rüşvet iddiası söz konusu. Sayın Başkanım, şimdi burada Cüneyt Yakut'un ifadelerine baktığımızda baştan aşağı çelişkilerden ibaret olan ve hiçbir zaman inandırıcılığı olmayan bir takım beyanların söz konusu olduğunu görüyoruz. Binaya ilişkin basit tadilat ruhsatı 2023 yılının nisan ayında alınıyor. HTS kayıtlarına baktığımızda Cüneyt Yakut'un müvekkil Yakup'la görüştüğü tarih ise nisan ayından yaklaşık 4 ay sonra, ağustos ayı olduğunu görüyoruz.

Nitekim Cüneyt Yakup da bu görüşmeleri ağustos ayında yaptığını kabul ediyor. Basit tadilat ruhsatı alırmış. Cüneyt Yakup buna ilişkin" işte 700 küsur neyse rakam rüşvet verdim. E rüşvet alan bir insanın en azından rüşvetle ilişkin rüşvetle konusu rüşveti almadan önce ilgili kişiyle görüşmesi gerekmez miydi? "Konuya ilişkin" [anlaşılamadı] ruhsatı almamış, bundan 5-6 ay sonra ilgili şahıslarla görüştüm ve ben bu ruhsata ilişkin ruhsat verdim diye beyanda bulunuyor. Çelişki devam ediyor. Çünkü ruhsatı aldıktan 5-6 ay sonra görüşüyor, işin tamamlanmasından sonra yaklaşık 1 yıl sonra yani 2023 yılının sonu 2024 yılının başında da söz konusu parayı ödediğini söylüyor. Ki yani eğer rüşvetten bahsediyorsak hiç kimse iş tamamlandıktan 1 yıl sonra rüşveti beklemeyecektir elbette. Hiç yoksa paranın bir kısmını ödemiş olması gerekir, ödediği takdirde. Dolayısıyla bu üçüncü çelişkiyi de diğer iki çelişkiye eklediğimizde aslında bütünüyle bir uydurma ifadenin ortaya çıkartmak pekala mümkündür. Nitekim efendim buradan bitmiyor bu çelişkilerin var. Cüneyt Yakup'un ilk ifadesinde "açıkça" bu konuya ilişkin "yapıldı" bir de para alışverişi konusunu konuşmadım diye açık bir beyanı var. Şimdi birinci ifadesinde "bu konuya ilişkin" Yakup benden herhangi bir para istemedi diyor. İkinci beyanında ise bunun tam tersi kendisine para ödendiğini söylüyor ki bu kadar birbiriyle tutarsız, hayatın olağan akışına aykırı, mantık dışı olanların elbette ki doğru olduğunu kabul etmek lazım değil.

Şimdi efendim başkana devam edelim yine kendi içinde basit bir mantıksat mukayese gördüğümüzde çelişkiler ortaya çıkıyor. Diyor ki Cüneyt Yakup benden nakit olarak para istedi. Benden herhangi bir kreş talebinde bulunmadı. Fakat ifadesinde de diyor ki "700 850 bin dolar" gibi bir rakam istedi. Yakup Bey de dün ifadelemesinde bu konuyu açıkça radet etti. Bir insan eğer para istiyorsa bunu ya 700 850 bin öder ama kesintili rakam söyler. Bu kadar ucu açık bir rakam bahsediyorsak Yakup Bey'in ifadesiyle mantık olarak bunu bildiği üzere bunun elbette ki doğrusu söz konusu kreşin ortalama maliyetine ilişkin bir rakam şeklinde ifade edildiği çok açık ortaya konulmaktadır ve işin rüşvet tarafı.

İddianamede iddia edilen aksine müvekkil çünkü Yakup'tan hiçbir zaman nakit para nakit para talebinde bulunmamıştı. Yine sürecin takibine ilişkin de paranın ödenmesi maksadıyla irtibat kurarak herhangi bir telefon numarasını vermemiştir. Nitekim Süleyman Atak'a ait olduğu söylenen telefon numarasına ilişkin olarak Süleyman Atak da beyanında Cüneyt Yakup'la olaydan aylar öncesinde görüştüğünü ifadeler etmiş olup. Yine hayata cari bilmekteyiz ki Cüneyt Yakup aslında Büyükşehir Belediyesi'nin tüm üst düzey bürokrasisiyle zaten halihazırda diyalog halindedir. Telefon numarasını elde etmek istiyorsa bir yetkili ya da ilgili kişiye ulaşmak istiyorsa bunun için Yakup'a ihtiyacı yoktur. Zaten ilgili telefonu kullanacak şahısla açık beyanında ben zaten daha erken Cüneyt Yakup'la konuştu" diye beyanı var.

Şu şimdi o ki madem ki Yakup Cüneyt Yakup'tan herhangi bir nakit para istemedi, sadece bir kreş parası yararlansa iyi olur şeklinde beyanda bulundu. Telefon numarasını da vermedi. Herhangi bir parayı da tavsiye için bir kişi göndermedi. Cüneyt Yakup neden böyle bir beyanında bulundu sorusunu cevaplandırmak gerekir. Bu sorunun cevabı aslında belediyenin saygı olan Borusan Otomotiv'in işinin beyanları ve işin sonuçlanışı biçimiyle irtibatlı olarak konu yorumlandığında anlaşılmaktadır. Çünkü ki Borusan Otomotiv diyor ki ben binanın tadilat işini bir trion olarak imalat, harç ve sahipleri unsurlarıyla bir bütün rakam olarak taşeron firmaya verdim. Geri kalan kısmına karışmadım. Dolayısıyla biz buradan mantık yürütmeyle şunu anlıyoruz. Bu toplantının maliyeti içerisinde tahsis edilen para sonucunda hukuka aykırı işlemler yapıldığı için sonrasında yıkılan bir imalat var ve bir zarar var. Ortada ortada bir zarara varsa bir zararlara ilişkin bir sorumluyu suçlu bulunması gerekir. İşte o suçluyu bulmak için Cüneyt Yakup bu olayla alakalı olarak bir telefon turur. Gerçekte boşluk örtmüş şahıslar dinlene ne oldu bittiğini bilmeyene ödenen paranın miktarını bilmeye saklı bir suç bulmak adına müvekkil Yakup adım vermiştir.

Her şeyden önemlisi, aslında burada konu ilk soruşturma makamının önüne taşıyan müvekkil Yakup'tur ve bu olay anlatırken eğer Cüneyt Yakup'un iddia ettiği gibi bir nakit para talebi olsaydı ya da bu paranın tahsilatı için birileriyle irtibat kurmuş olsaydı pekala etkin pişmanlıktan yararlanabileceği bu konuyu doğru söylemek suretiyle zati suçtan kurtulması mümkün iken bu şekilde beyan bulmamasının da mantık izah edebilmek imkansız. Çünkü ki eğer Yakup'un ikinci ifadesindeki beyanları doğru olsaydı o zaman ilk ifadede verdiğinde neden bunları söylemedi sorusunun cevabını vermesi gerekir. Bu sorunun cevabı da aslında etkin pişmanlıktan yararlanmak adına müvekkil Yakup'un söylediklerini boşa düşürmek ve müvekkil Yakup'un yalan söylediklerini anlatmak adına bunu yapmıştır. Dolayısıyla başından itibariyle bu olayda müvekkil Yakup kamu lehine bir kreş yapılması için talepte bulunma kapsamındaki eylemi rüşvet suçu kapsamında değerlendirilemez zira kamuya menfaat sağlanması rüşvet suçu tipik unsurunu oluşturmaz. Öncelikle bu sürecin beratına karar verilmesi gerekir. Fakat savunmamız yerinde bulunmayacak olsa o durumda da en azından etkin pişmanlık kapsamında efendim ceza verilmesine yer olmadığı şeklinde bir karar verilmesi gerekir.

Eylem 50. Restorana ilişkin Çaça Balık ve Uskumru Restoran'a ilişkin eylem bakımından da efendim birkaç cümleyle savunmalarımı sürdürüp eylemlere ilişkin kısmı bitirmek istiyorum. Şimdi burada iddia edilen konu şu yine: Söz konusu restoranların sahibi olan Seyfet Taştan, müvekkil Yakup'la görüştüğünde müvekkil Yakup'un kendisinden market kartları almak suretiyle rüşvet suçu işlendiği iddia ediliyor. Şimdi efendim burada da yine az önceki Çaça Balık'taki ifade ettiğim üzere şuradan başlamak istiyorum: Şimdi bu konuyu soruşturma makamının gündemine getiren Yakup. Yakup Öner'den önce hiç kimseden Çaça Balık'la, Uskumru Restoran'la alakalı…

Uskumru Restoran'la alakalı olarak bir yolsuzluk, bir usulsüzlük iddiasında bulunmuyor. Şimdi yani Yakup Öner ilk kez kendisinin gündeme getirdiği bu konuda bir cümle söyleyecek; diyecek ki: "Evet, böyle bir problem vardı, Çaça Balık sahibi benimle görüştü ve ben bu hukuka aykırılıklar karşılığında şu kadar yardım çekini aldım ve bu yardım çekini de işte belediyenin ilgili kişisine devrettim" şeklinde bir beyanda bulunursa bugün itibarıyla bir davayla karşılaşmayacak. O halde bu kadar basit bir yalın mantık kuralı çerçevesinde Yakup'un bu doğruyu söylemesini izah edebilecek bir durum yok. Dolayısıyla işin başında bir kere mantıken baktığımızda doğru bir iddia değil.

Burada da aslında sorun şudur: Yakup Bey'in ifadesinde söylediği konu ilk kez Yakup Bey'in gündemine gelince Yakup Bey bu hukuksuzluğa devam edemeyeceğini açıkça ifade edip söz konusu yerlerin yıkılmasını istiyor. Tabiri caizse arı kovanına çomak sokan birisi olarak yürümekte olan düzeni bozan kişidir ve bunun karşılığında duyulan husumetten kaynaklı bir yalandır. Nitekim dosyada gizli tanık Zeytin ve şüpheli Süleyman Atik'in beyanlarından da anlaşıldığı üzere, Boğaziçi İmar Müdürlüğü yetkilileri üzerinde sanık Seyfet Taştan tarafından, MİT elemanı olduğu iddia edilen Ahmet … üzerinden kurulan baskı ve sonrasında geliştirilen yakın arkadaşlık ilişkisi aslında sorusu usule aykırılığın aslında Boğaziçi İmar Müdürlüğüyle birlikte sürdürülen yakın ilişkiden kaynaklı olarak görmezden gelindiğini, eğer ortada bir aykırılık varsa zaten Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün görevlileri tarafından bu bu hususun görmezden gelindiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Çünkü gizli tanık Zeytin ifadesinde açıkça beyan ediyordu, diyordu ki: "Uskumru Restoran'ın çatı katı Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün meskeni haline gelmiştir ve tüm Boğaziçi İmar elemanları burada samimi bir insan gibi istedikleri zaman gidip istifade etme hakkına sahiptirler." Dolayısıyla efendim, az önce ifade ettiğim sebeplerle atılı suç yönünden müvekkilin hakkında beraat kararı verilmesi gerekir. Çünkü müvekkil söz konusu yerle alakalı asla bir rüşvet talebinde bulunmamıştır fakat rüşvet talebinde bulunduğu varsayılsa dahi yine 254/3 kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir; çünkü konuyu ilk kez gündeme taşıyan kişidir.

Sayın Başkanım, birkaç cümleyle de örgüt suçuna ilişkin 3-5 dakikalık bir savunmayla inşallah tamamlayacağım. Şimdi müsaadenizle Sayın Başkanım, iddianamedeki bu örgüt suçuna ilişkin ilgili paragrafı okuyarak başlamak istiyorum. Müvekkil hakkında cezalandırılma talebinde bulunulan hususlardan biri de örgüte üye olmak suçu iddiasıdır. İddianamenin ilgili bölümünde müvekkilin kuruluş aşamasından itibaren örgüt içerisinde yer aldığı, danışman kisvesiyle Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde fiili olarak yetkili hale geldiği, dosya içeriklerini özel kalemi aracılığıyla incelediği, kapalı açık klasörlerle —nasıl, ne demekse bu— başkanlık özel kalemi, genel sekreterlik, emlak ve Boğaziçi dahil pek çok birimle bilgi alışverişinde bulunduğu, dosya akışını kurumsal yazışma zincirinin dışına çıkardığı, gayriresmi bir havale düzenine dönüştürdüğü ve bu şekilde bir sistem dışı işleyiş organize ettiği, Boğaziçi dışında öngörünümde kalan yapılarla ilgili iş insanlarıyla Ekrem İmamoğlu adına görüşmeler yaptığı, örgüt liderlerinin talimatına göre dosyaların uygun görülmesi için rüşvet, irtikap suçlarına mahal verdiği, bu taleplerin şekli olarak hayır işi kisvesi altında okul, kreş, kütüphane gibi talepler içerisinde saklandığı, bu talepler karşılığında nakit temini ile temin edilen bu paraların Fatih Keleş eliyle sisteme aktarıldığı, temin edilen bu suç gelirlerinin herhangi bir sosyal yardımda kullanılmadığı, elde edilen bu suç gelirleri örgüt mensuplarının şahsi zenginleşmelerine aktarıldığı, bir kısmının da "sistem" adı verilen örgütün havuzuna aktarıldığı şeklinde iddia edilerek müvekkilin cezalandırılması talep edilmiş.

Şimdi Sayın Başkanım, çok farklı şeyler söylenebilir bu paragrafla ilgili ama herhalde en yalın söylenmesi gereken şey şu: Şimdi Yakup Öner danışman. Danışman olan birisi belediye başkanına teknik konularla alakalı bilgi verebilmek için yani ilgili daire başkanlığından, ilgili sekretaryadan —bu genel sekreterlikse genel sekreterlikten, özel kaleyse özel kalemden, Boğaziçi İmarsa oradan— bilgi almaktan başka nasıl bir iş yapabilir? Kapalı açık klasör… Klasörün kapalı ya da açık olması neyi değiştiriyor? Yani havadan mı, gaipten mi, gökten mi akacak belediye başkanına konuyla alakalı danışmanlık görevi ifası için bilgi verilecek? Elbette ki yapması gerekir. İşte bunlar tutularak bir belediye başkanı-danışman arasındaki olması gereken görev tanımı bir suç tanımı olarak ifade edilmiş. Yani öncelikle bunu ifade ederek sözlerime başlamak isterim.

Sayın Başkanım, CMK 160/2 hükmü açık. Diyor ki: "Savcılık makamı maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılması için emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplamak, muhafaza etmek ve hepsinden önemlisi şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." Yasanın bu amir hükmüne rağmen iddianamenin bu bölümüyle bir bütünüyle maddi gerçeğe aykırı olduğunu söylemek istiyorum. Neden? Üç konu var çok açık bu; yani diğer maddi gerçeklerin de iddianameye en azından bu iddia ortaya konulurken konulması gerekirdi. Hani iddia ne? İddia şu: Yakup Öner'in işi gücü bir yapı bulup o yapıyla gayrinizami olarak nakit para akışını sağlamak. Oysa ki öyle mi gerçek durum? E bakıyoruz şimdi 26 numaralı eylemde Gülaylar yapıda 5.400 metrekarelik bir kapalı alanın belediyeye bağışlanması temin edilmiş. Şimdi 5.400 metrekarenin tapusu resmi bir sözleşmeyle devlete verilirse bunun bu iddianame konusu suçlar bakımından nasıl olup da örgüte nakdi kaynak aktarmak… Çünkü sadece bunu yapıyor diyor Yakup. Şöyle dese, şöyle dese gene belki izah edilebilir: "Yani işte arada sırada devlete de faydası vardı bunların ama ya arada da işte usulsüz işlemler yapılıyordu" dese en azından hani bir parça daha izahatı mümkün olurdu.

…Alakalı meselede yine bu 80 milyon bedeli Kasa’nın bağışı ile ilgili bir şartla koşulmuş. İşlem yine Yakup Beyler tarafından gerçekleştiriliyordu. 40 numaralı eylem ile ilgili yine sonlarda 10 milyon dolarlık bir talebi. En azından Yakup Bey'in ifadesi böyle dosyaya yansıyor. Engellenmesi gibi burada vatandaşın hukukunun korunması bakımından ciddi bir katkıyı ortaya koyan şahsa, baştan aşağı örgütünlehine çalışıyor gibi suç isnadında bulunmak elbette ki doğru bir yaklaşım, doğru bir itham olmamıştır.

Sayın Başkan, son olarak şimdi efendim, malumunuz olduğu üzere bir örgüt üyeliğinden bahsedebilmek için kişinin öncelikle kendisini bir örgütün üyesi olduğu bilinç ve iradesiyle bu yapıya bir katkı sunması gerekir. İfadelerinde hususunu anlattı. Yani bırakın örgüt üyeliği anlamında bir bilinç ve iradeyle hareket etmeyi, kendi normal danışmanlık hizmeti sürdürdüğü süreç içerisinde de hiçbir zaman resmi görevliler bakımından da yapı içerisine, adeta yapı olan bu yapı içerisine kabul edilmediğini, tüm faaliyetlerde bulunulduğunu, özel toplantılara kabul edilmediğini, takip edilmediğini, çünkü kendisini dışlanmış hissettiğini ifadede etmiştir.

Şimdi resmi süreçte bile resmi sürecin bir tık ötesi olan samimiyet çerçevesinde bir bağ kuramamış bir kişinin elbette ki örgüt suçu bakımından kendisinin o yapıya dahil olduğunu, hissettiğini söylemek mümkün değildir. Birincisi bu. İkincisi yine bildiğimiz üzere örgüt suçuna üyelikten bahsedebilmek için kendi başına hareket edememek, hiyerarşik amirlerin emir ve getirdiği ilettiği talimat ve taleplerinin dışına çıkamamak şeklinde oluşan iradesini teslim etme anlamında da bir durumun söz konusu olmadığı bellidir. Nereden belli? Dosya içerisinde yine ifadelerde geçti. İfade ediyor; belediyeden ayrılmak istediği şoförünü Kaan Bey'in atacağı söylediğini, hatta ayrılmaya karar verdikten sonra diğer bir  şahsın Sayın Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bu irtibatı kurarak Yakup Beylerin buradan ayrılmasına mani olduğunu, zaman zaman özel kalemde kavga edecek düzeyde kendisini özgür hissettiğini, yine Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne atanan Elçin Bey ile alakalı Elçin Bey'in bu işi yürütme kapasitesine sahip olmadığını, daha önce Elçin Bey'i tanıdığını, bu atamanın yanlış olduğunu, Boğaziçi Müdürlüğü'ndeki ya yanlış giden işlerin ileride düzeltilemeyeceğine dair açıkça ve çok üst perdeden kendileriyle tartıştığını söyleyen birisinin örgüt suçunun unsurları bakımından iradesini örgüt liderinin iradesine teslim ettiğini söylemek elbette ki mümkün değildir. Çünkü müvekkil bu ilişkide sadece resmi bir danışman, belediye başkanı nezaketi çerçevesindeki bağlılık, his ve duygusunun ötesinde asla bir hiyerarşik bağlılık içerisinde olmamıştır. Anlatılan bu olaylar müvekkilin böyle bir bağlılık ilişkisi içerisinde olmadığını yeterince ortaya koymaktadır.

Efendim son olarak, müvekkilin örgüt üyeliğinden bahsedilemez fakat ortada bir örgüt var ise de iddianamede ifade edilen etkin pişmanlık kapsamında 221/4 birinci cümle, ikinci cümle değil, birinci cümle uygulanması gerekir. Çünkü anlayacağınız üzere ikinci cümlede zorla yakalanan, kaçan şahsın, iradesi dışında yakalanan şahsın beyanlarının örgütün, örgütle ilgili beyanlarının söz konusu olduğu durumda geçerli olur. Oysa müvekkil hakkında bir yakalama kararı yoktur. Zorla getirme yoktur. Müvekkil bir davetiye ile çağrıldığında pekala gidip ifadesini verecekken tamamen bilgisi dışında zorla getirilme kararı alınarak ifadesi alınmıştır. Buna göre karşılığından bahsedilemez. Kendi özgür iradesiyle bu beyanda bulunduğu dikkate alındığında 221/4 birinci cümle uyarınca atılı örgüt suçu bakımından da müvekkil hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

Son olarak müvekkilin tüm bu faaliyetleri kapsamda efendim 221/7 belki düşünülebilir, şimdiden ifade edeyim. 221/7 kapsamında da söz konusu yardımın örgütün varlığını bilerek örgütün ayakta kalması ya da faaliyetlerini sürdürmesi için örgüte katkı sunmak, örgüte doğrudan katkı sunmaktır. Sadece eylemlere katılmak yeterli değildir. Dolayısıyla 221/7'nin uygulanması söz konusu olamaz. Bu sebeple örgüt yönünden tüm atılı suç/eylem bakımından beraat kararı verilmesi gerekir. Şimdilik taleplerim bundan ibaret. Teşekkür ederim.

YAKUP ÖNER AVUKATI İBRAHİM ALTINTAŞ SAVUNMASI

Sayın başkan, sayın heyet, sayın iddia makamı, müvekkilim ve meslektaşım Celal Bey’in savunmalarına iştirak ediyorum. Zamanı tasarruflu kullanarak tekrara düşmeden savunmamı kısa tutmaya çalışacağım. Savunmamı eylem 46, 48, 50, 54, 55, 56, 57 ve 58 kapsamında olacak şekilde sırasıyla yapacağım ve hızlı yapacağım sayın başkanım. Eylem 46 yönünden müvekkil Yakup Öner'e isnat edilen rüşvete aracılık suçunun oluştuğunu gösterecek kesin ve somut bir delil bulunmamaktadır. Dosyanın tartışmasız kısmı şudur; müvekkil kendisine getirilen konu üzerine Hüsnü Akkan ile bir kez görüşmüş ve Doğuş grubunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden olan alacağının yaklaşık 10 milyon dolarlık bölümünden belediye lehine feragat edilip edilemeyeceğini sormuştur. Burada özellikle altını çiziyoruz; müvekkilin talebi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin borçlu olduğu alacak verecek konusunun bir kısmının yine belediye lehine bırakılarak feragat hususunun karşı tarafça değerlendirilmesidir.

Bu görüşmeden bir rüşvet anlaşması çıkarılabilmesi için müvekkilin haksız bir menfaat karşılığında belirli bir kamu işlerinin yapılması konusunda anlaşmaya aracılık ettiğini somut delillerle ortaya konulması gerekir. Dosyada böyle bir delil yoktur. Üstelik müvekkil görüşmesini yaptıktan sonra süreçten çekilmiştir. Sonraki görüşmeleri yürütmemiş, herhangi bir para istememiş, devam eden işlemlerde hiçbir vasfı yaratmamıştır. İddianame ise müvekkilin başlatmış olduğu görüşme ile daha sonraki tarihlerde başka kişiler arasında gerçekleştiği ileri sürülen görüşmeleri, ilişkileri bir bütün kabul ederek geriye doğru bir suç ilişkisi kurmaktadır. Ceza yargılamasında böyle bir çıkarım yeterli değildir. Daha da önemlisi iddianamede dayandığı ifadeler dahi isnadı kesin biçimde doğrulamamaktadır. Dolayısıyla sayın başkan, burada cevaplanması gereken çok net bir soru vardır: Müvekkil Yakup Öner'in rüşvet anlaşmasına aracılık ettiğini gösteren somut fiil nedir? Beyan ettiği ve yaptığı görüşme dışında gösterilebilen bir fiil yoktur.

Eylem 48 kapsamındaki maddi vakıalar birlikte değerlendirildiğinde ise müvekkile isnat edilen fiilin hukuki vasfı ile dosyada ortaya çıkan gerçek olgular arasında ciddi farklar bulunduğu görülmektedir. Somut olayda Doğuş grubu tarafından Beykoz ilçesinde yürütülen projeye ilişkin ruhsat sürecinde şantiye şefinin vefatı nedeniyle proje sahipleri tarafından bazı zorunlu işlemlerin yapılması zorunluluğu hâsıl olmuş. Devamında mevzuata uygun başvurular yapılmış, müvekkil de yaptığı inceleme sonucunda talebin hukuka uygun olduğu kanaatiyle bu görüşü ilgili kişilere iletmekle sınırlı bir rol üstlenmiştir. İddianamede bahsedilen yaklaşık 10 milyon dolar tutarındaki rakam ise herhangi bir menfaat talebi değil, belediyeye ait taşınmaz üzerinde yapılması düşünülen öğrenci yurdu projesinin tahmini maliyetine ilişkin teknik bir değerlendirmedir. Bu öneri kabul görmemiş, görüşmeler bu aşamada sona ermiştir. Ruhsat işlemleri tamamlandıktan sonra şirket yetkilileri kendi inisiyatifleriyle tekrar iletişime geçmiş, bu kez sosyal sorumluluk kapsamında Feshane restorasyonunda kullanılmak üzere şartlı bağış yapılması gündeme gelmiştir. Bu bağış işlemleri şirketlerin kendi kurumsal iradeleriyle, belediyenin resmi onayları alınarak ve tüm resmi prosedürler eksiksiz yerine getirilerek gerçekleştirilmiştir.

Bu nedenle ruhsat işlemiyle sonradan gerçekleştirilen şartlı bağış arasında ceza hukukunun aradığı anlamda bir illiyet bağı veya rüşvet suçunun maddi unsurlarını oluşturacak bir bağlantı kurmak mümkün değildir. Kaldı ki dosyada müvekkilin suçun icra hareketini gerçekleştirdiğini ortaya koyan kesin, somut hiçbir delil de bulunmamaktadır. Müvekkilin dosyadaki konumu yalnızca kendisine yönelen sorulara cevap vermek, bilgi sahibi olduğu hususları aktarıp hukuki değerlendirme yapmakla sınırlıdır. Bunun ötesinde herhangi bir menfaat temini, karar alma sürecini yönlendirme veya idari işlemleri hukuka aykırı biçimde etkileme gibi bir durumu ortaya konulamamıştır. Öte yandan müvekkil, soruşturmanın başından itibaren kendi aleyhine değerlendirilebilecek hususlar da dâhil olmak üzere yaşananları ayrıntılı şekilde anlatmıştır. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması talep edilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sağlamıştır. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır, müvekkilimiz de bu amaca hizmet eden tutum sergilemiştir.

Sayın başkanım, eylem 51 ile alakalı bir yanlışlık vardı, maddi hataydı, onu müvekkilim de dile getirdi. Siz de tespit ettiniz. İsmi yanlışlıkla yazılıyor eylem başlangıcında. Herhangi bir isnat yok. Eylem 54. Eylem 54 kapsamındaki vakıalar birlikte değerlendirildiğinde hak dilin sahibi, yani şöyle zapta geçmek için kısaca bahsedeyim, eylem 51 bakımından müvekkil açısından esasa ilişkin savunma yapmayı gerektiren bir durum yoktur. Sadece müvekkil yönünden somut isnat bulunmadığını, maddi hata bulunduğunun tutanağa geçirilmesini talep ediyoruz. Zapta geçmesinde fayda var. Eylem 54 kapsamındaki vakıalar birlikte değerlendirildiğinde hak sahibi Cafer Mahiroğlu'na ait yapının yıkılmaması karşılığında Halk TV üzerinden siyasi destek sağlandığı ileri sürülmekte ise de, dosyanın tümü incelendiğinde müvekkilin konuya dâhil olma amacının yapının korunması veya yıkımın geciktirilmesi değil, geciken yıkım işleminin hızlandırılması olduğu anlaşılmaktadır.

Bu doğrultuda müvekkilin eylemleri ile rüşvet suçunun zorunlu unsuru olan hukuka aykırı menfaat anlaşması arasında somut ve kesin bir bağ kurulamadığı sonucuna varılmaktadır. Dosyada yer alan açık kaynak araştırmaları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde müvekkilin hukuka aykırı bir menfaat ilişkisinin tarafı olduğu veya böyle bir ilişkiye aracılık ettiği ortaya konulamamaktadır. Ayrıca iddianamede müvekkilin rüşvete aracılık ettiği yönünde anlatıma yer verilmesine rağmen, sevk maddesi bakımından buna uygun bir hukuki nitelendirme yapılmaması da ayrıca bir hukuki değerlendirme gerektiren eksikliktir. Sonuç olarak müvekkilin konuya dâhil olma sebebi geciken idari sürecin çözümüne katkı sağlamaktır. Müvekkil bu eylemler kapsamında bildiklerini samimi şekilde anlatmıştır.

Eylem 55 kapsamında müvekkilin rolü ise sayın başkanım, iddianamede ileri sürüldüğü gibi hukuka aykırı bir menfaat ilişkisinin kurulması değil, öncelikle Sentro otel ile ilişkin imar sorunlarının çözülebilmesi için Boğaziçi İmar Müdürlüğü ile mutabakat sağlanması gerektiğini ilgili kişiye iletmekten ibarettir. Müvekkil açıkça herhangi bir menfaat pazarlığı yürütmemiş, sonraki süreçte mal adatı ya da kreş yapımı benzeri kamu yararına projelere destek olunabileceği gündeme gelmiş, buna karşılık nakit para teklifinin bizzat Mehmet Faruk Baştürk tarafından dile getirildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Müvekkil bu nakdi ödeme yöntemine açık şekilde karşı çıkmış, bunun sorun yaratacağını ifade ederek konuyu ilgili kişilere ilettikten sonra süreçten çekilmiştir. Devamındaki para tahsiline ilişkin süreç tamamen müvekkilin dışında gerçekleşmiştir. Müvekkil hiçbir aşamada kendisi veya üçüncü kişiler lehine çıkar sağlamaya yönelik bir irade ortaya koymamıştır. Dosya kapsamında da bu yönde bir kasıt bulunmadığı gösterilmektedir.

Eylem 56 kapsamında müvekkil Yakup Öner hakkında ileri sürülen isnadın, dosya kapsamındaki maddi olgular ve iddianamede yer alan tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde müvekkil açısından rüşvet suçunun kanuni unsurlarını karşılamadığı açıktır. Şöyle ki; müvekkilin süreçteki fonksiyonu bilgi aktarımı ve içerikli görüşmeden ibaret olup, bu görüşmede İtalyan Sefarethanesi'ne ait tarihi yapının restorasyonuna katkı sağlanıp sağlanamayacağı hususu gündeme getirilmiştir. Bilgi içerik ise bu talebin yerine getiremeyeceğini açıkça ifade etmiş ve konu bu aşamada kapanmıştır. Dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere, yöneltilen talebin reddedilmesine rağmen ruhsat işlemleri devam etmiş, iskân ruhsatı herhangi bir gecikmeye, baskıya veya idari engellemeye maruz kalmaksızın tamamlanmış ve ruhsat işlemleri olağan idari süreç içerisinde sonuçlandırılmıştır. Bu husus son derece önemlidir.

Zira gerçekten hukuka aykırı bir menfaat teminine yönelik cebri veya baskı niteliğinde bir talep söz konusu olsaydı, talebin reddedilmesinin ardından ruhsat işlemlerinin geciktirilmesi veya çeşitli idari güçlükler çıkarılması beklenirdi. Oysa somut olayda bunun tam tersi gerçekleşmiş, ruhsat işlemleri olağan şekilde yürüyüp tamamlanmıştır. Bu durum, isnat edilen fiilin rüşvet suçuna özgü cebri ve menfaat odaklı niteliğe sahip olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Kaldı ki, kamu yöneticilerinin kamu yararına yönelik okul, kreş, yurt, sağlık tesisi veya benzeri sosyal projelere destek olunabileceğini tamamen resmi bağış prosedürleri çerçevesinde dile getirmiştir. Ne müvekkilin karar alıcı bir konumu vardır, ne de hukuka aykırı bir menfaat teminine yönelik somut bir eylemi. Müvekkilin dosyadaki katkısı idari sürecin hızlandırılması amacıyla bilgi aktarımı düzeyinde kalmış, herhangi bir taraf lehine gayrimeşru bir kazanç sağlanması sonucunu doğurmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

Farklı isnatlar gündeme getirilmiş ise de bu hususların müvekkil yönünden cezai sorumluluk doğurmaya elverişli değildir. Eylem 57'nin konusu eylemde bahsi geçen Taşınmaz Kış Bahçesi tadilatına ilişkin talebin gündeme gelmesi sırasında Piyale Paşa'da Mülkiye Vakıflarına ait tarihi nitelikteki yapının restorasyonunu üstlenilmesine yönelik bir öneriden ibarettir. Talebin konusu herhangi bir kişinin şahsi mal varlığına kazanç sağlaması değil kamu mülkiyetindeki tarihi yapının restore edilmesine katkı sunulmasıdır. Bu nedenle daha ilk başlangıç aşamasında dahi müvekkilin kendisi ve 3. kişilere hukuka aykırı bir menfaat temin etmek tarzındaki eylemlerinden söz edilemez. Nitekim müşteki Kaan Yücel'in beyanı da bu eylemleri doğrulamaktadır. Müşteki taraflar arasında belirli bir kamu işlemi karşılığı menfaat sağlanmasına yönelik herhangi bir anlaşma kurulmadığını, Kış Bahçesi tadilatı konusunun 1 kez gündeme geldiğini, sonrasında bu konunun tekrar konuşulmadığını ve tadilatlar hakkında hiç gerçekleşmediğini açıkça ifade etmiştir.

Görüleceği üzere rüşvet suçunun en temel unsuru olan karşılıklı menfaat anlaşması somut olayda oluşmadığı dosyanın kendi delilleri ile de ortaya çıkmaktadır. Öte yandan Polat Grubunun Boğaziçi İmar Müdürlüğü ve Beşiktaş Belediyesi nezdinde farklı idari süreçlerinin olması tek başına suç suçlamasına dayanak oluşturmaz. Büyük ölçekli şirketlerin kamu kurumlarıyla çok sayıda hukuki ve idari işlem yürütmesi olağan bir durumdur. Bu nedenle restorasyon önerisinin doğrudan hukuka aykırı bir menfaat talebi olarak yorumlanması somut deliller yerine varsayıma dayalı bir değerlendirme niteliğindedir. Ceza yargılamasındaki varsayımlar değil her türlü makul şüpheden uzak kesin deliller esas alınır. Somut olayda ise bu ispat standartlarına ulaşılamamıştır. Müvekkilin dosyadaki rolü kendisine gelen bilgi ve talepleri ilgili kişilere aktarmaktan ibaret olup karar alma, kamu gücü kullanma veya herhangi bir menfaat sağlama yetkisi bulunmamaktadır. Ayrıca müvekkilin soruşturma aşamasında verdiği ayrıntılı, samimi ve olayın aydınlatılmasına katkı sağlayan beyanlarıyla etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına esas teşkil edecek maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına önemli katkıda bulunmuştur.

Son eyleme geçiyorum Sayın Başkanım. Eylem 58 kapsamındaki müvekkile yöneltilen isnat Mehtabiye Köşkü'nün restorasyon ve ruhsat işlerine bağlantılı olarak Murat Özyeğin’in  400.000 dolar tutarında menfaat talep edildiği ve müvekkilin bu talebe aracılık ettiği iddiasına dayanmaktadır. Ancak iddianamede aktarılan olaylar ile müşteki Murat Özyeğin’in  beyanı birlikte değerlendirildiğinde müvekkil yönünden rüşvete aracılık suçunun unsurları oluşmamaktadır. Müvekkilin sürece dahil olması Murat Özyeğin’in  Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ndeki işler konusunda kendisinden yardım istemesiyle başlamıştır. Müvekkil konuyu ilgili birimlere aktarmış, teknik rapor alındıktan sonra özellikle projede talep edilen ilave bodrumun yapı iz düşümünü aşması nedeniyle talebin uygun olunmayacağını Murat Özgen'e açıkça bildirmiştir. Dolayısıyla müvekkil müşteki lehine hukuka aykırı bir imar avantajı sağlamaya çalışmamış, aksine teknik açıdan uygun görmeyip talebin yenilenmesini istemiştir.

İddianamede rüşvet talebi olarak değerlendirilen 400.000 dolar tutarındaki husus ise İBB Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı'nın ihtiyaç sahibi ailelere yönelik faaliyetlerinde kullanılmak üzere ayni yardım sağlanmasına ilişkin bir sosyal destek talebidir. Bu talebin müvekkile veya başka bir kişiye şahsi menfaat sağlama amacı taşıdığına ilişkin herhangi bir delil dosya kapsamında bulunmamaktadır. Kaldı ki müşteki Murat Özyeğin de Yakup Öner'in kendisine belediyeye bir hayır müessesesi yaptırmayı değerlendirip değerlendirmeyeceğini sorduğunu, kendisinin bu talebi kabul etmediğini açıkça beyan etmiştir. Bu durumda taraflar arasında rüşvet suçu temelinde oluşacak karşılıklı irade uyuşması, menfaat karşılığında belirli bir işin yapılmasına ilişkin bir anlaşma bulunmamaktadır. Talebin kabul edilmemesine rağmen ruhsat sürecinin daha sonra devam etmiş olması da önemlidir. Müvekkilin yardım yapılmadığı takdirde ruhsatın verilmeyeceğine yönelik bir beyanı, baskısı veya pazarlığı ortaya konulamamıştır. Çünkü böyle bir durum da yoktur.

Bu nedenle sosyal yardım amacıyla gündeme getirilen bir talep ile devam eden idari işlem arasında varsayıma dayalı bir biçimde ilişki kurulması rüşvet suçunun oluşumunu kabulde yeterli değildir. Sayın Başkanım, Sayın Heyet; bitiyor. Savunmamı bitiriyorum, toparlamak gerekirse: Eylem 57 açısından kısaca maddi hatalara varıldığından bahsettik. Şüpheli olan müvekkilin isminin eylem başlangıcında hatalı olarak yazılmış olduğunu belirttik. Savunma yapmış olduğum diğer eylemler açısından müvekkil soruşturma aşamasında bildiklerini gönüllü, açık ve samimi bir şekilde anlatmış, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sunmuştur. İddia makamının da bu eylemler yönünden müvekkil hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki değerlendirmesi de bu yaklaşımın doğal sonucudur. Sonuç olarak müvekkilin eylem 46, 48, 50, 55, 56, 57 ve 58 kapsamında öncelikle beraat etmesi gerektiğini, bu talebin kabul görmemesi halinde ise lehine kabul edilen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesini talep ederiz. Sayın mahkemenizin müvekkil hakkında hukuka ve hakkaniyete uygun karar vereceğini düşünüyoruz, teşekkürler.

AVUKAT CELAL BABAYİĞİT EK BEYAN VERİYOR

Bir cümle şu Çaça Balık ile alakalı o ruhsatın Seyfet Taştan'ın beyanı kendi içinde doğru olmadığı şuradan belli Sayın Başkanım, diyor ki; efendim Yakup Öner ile görüştüm, ya benim zaten bir hukuk aykırılığım yok. Siz şu yardım çekini 1.000 TL'den, adedini 1.000 TL'den 500 TL'ye indirin dedim. Yakup Bey de bunun üzerine 1.000 TL olan 10 bin adedi yardım çekini 1.000 TL'lik değil de 500 TL'lik olmasını kabul etti. Şimdi Sayın Başkanım, Yakup Öner, Seyfet Taştan'a ait üç tane restoranın hukuka aykırı olduğunu biliyor. Yakup Bey'in bunların hukuk aykırı olduğunu bilen Seyfet Taştan, bu gerçeğe aykırı durum üzerinde bir pazarlık yaptım demesi, Yakup Bey'in de bunu, bu sebeple, bu gerekçeyle insafa gelip indirdiğini kabul etmek herhalde akılsızca bir durum olurdu.

Yakup Bey tüm savunmalarında dedi ki: "Ya ben hiçbir görüşmede bir yardım çekiyle ilgili talepte bulunmadım. Eğer varsa böyle bir talep, o kendi doğal işleyişi içerisinde, bu Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün kendi işleyişi içerisinde devam eden bir durum." Şimdi yani üç tane Boğaz'da %100 kaçak binada 500 TL'lik, 1.000 TL'lik yardım çekiyle zaten eğer bir Yakup Öner eğer bir rüşvete, işe aracılık ettiyse, böyle küçük bir şeye talep etmesi hayatın olağan akışına aykırı. Yani ben zaman zaman oraya gidiyorum, o Çatça Balık'ın yanına geçiyorum sadece, saat sadece vale ücreti 1.000 Lira Sayın Hakimim. Yani bu kapsamda büyük bir yerde böyle sembolik paralarla ilgili rüşvette aracılık ettiği iddiası hakikaten komik bir durum. Özellikle bu beyandaki hatayı da vurgulamak istedim, teşekkür ediyorum sabrınız için. Sağ olun.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları