loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 26. günü Murat Abbas ve Yakup Öner'in aralarında olduğu tutuksuz 4 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 26. günü Murat Abbas ve Yakup Öner'in aralarında olduğu tutuksuz 4 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 30.09.2026 - 10:33
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 26. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Duruşmada tüm gün şu isimler: Murat Abbas, Mustafa Değercan, Eray Demir, Yakup Öner savunma yaptı.

YAKUP ÖNER SAVUNMASI – 29.09.2026-30.09.2026

Sayın Başkanım, kıymetli heyet; 1978 yılında Van'da doğdum. 1995 yılında İstanbul Teknik Üniversitesine giriş yapmak için Van'dan İstanbul'a geldim. 2000 yılında mezun oldum. 2000 yılından bugüne kadar da harita mühendisi olarak görev yapmaktayım. Bu toplamda 26 yılın 27 yılın aşağı yukarı 7 yılı özel şirketimde kendi şirketimde devam etmek üzere 20 yıllık kamu personeli olarak devam ediyorum. Bunların aşağı yukarı 2014'ten bugüne kadar olan ki kısmı Ekrem İmamoğlu ile birlikte yürüttüğümüz bir süreç söz konusu. Ondan öncesinde AK Parti belediyeleriyle devam ettiğimiz bir süreç söz konusu oldu. Ben 2014'ten önce de belediyeciydim, 2014'ten sonra da bugüne kadar da belediyecilik faaliyetleri içerisinde bulundum. Efendim şimdi burada eylemlerime geçmeden önce özel olarak belirtmek istediğim özel vasıflı üye meselesine bir değinmek istiyorum izninizle.

Sayın Başkanım, ben örgüt üyeliği isnadını kabul etmemekle birlikte, hakkındaki özel vasıflı örgüt üyesi nitelendirmesinin dosyada bana yöneltilen suçlamalarla bağdaşmadığını özellikle belirtmek istiyorum. Çünkü dosyada beni diğer kişilerden farklı olarak özel vasıflı kılacak somut bir görev, yetki veya delil bulunmamaktadır. Ben karar veren bir makamda değildim. İcrai yetkim bulunmadığı gibi herhangi bir kişiye talimat verme veya idari işlem tesis etme yetkim de yoktu. Benden çok daha üst makamlarda görev yapmış veya önemli kararlarda imzası bulunan kişiler örgüt üyesi olarak nitelendirilirken bu kişilerin benim kendilerine talimat vermediğimi, kendilerinin bana talimat verme yetkilerinin olmadığını ve aldıkları kararlarda herhangi bir dahilim bulunmadığını ifade ettikleri halde bu dosyada benim özel vasıflı üye olduğumu gösteren tek bir delil de bulunmazken hakkımda bu nitelendirmenin yapılmasını kabul etmiyorum.

Ben, meslek hayatım boyunca resmi hiyerarşi içerisinde amirim olmayan kimseden talimat almadım. Buna İBB süreci de dahildir. İBB'de resmi amirim olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı dışında kimseden talimat almadım. Resmi olarak benim alt kademde kimse bulunmadığından kimseden talimat vermedim. Bu halimle hangi vasfa haiz olarak özel vasıflı üye olarak gösterildiğimi anlamakta zorluk çekiyorum. Bu nedenle bu tanımı açıkça reddediyorum. Benim görevim bellidir, yetkim bellidir, dosyada bana isnat edilen eylemler bellidir. Bu görev ve eylemlerin hiçbiri beni özel vasıflı üye olarak nitelendirmeyi gerektirmediği kanaatindeyim. Bu nedenle hakkımda özel vasıflı üye nitelendirmesi yapılmasını ve bu veya yalnızca bu nitelendirmeye dayanılarak daha ağır bir ceza talep edilmesini kabul etmiyorum.

Efendim izninizle yaptığım görevin daha iyi anlaşılması açısından kurum içerisindeki işleyişe de değinmek istiyorum. Sayın Başkanım, kurum içerisinde başkana olarak bağlı çalışan resmi danışman unvanına sahip her biri farklı alanlarda yetkili 3 isim bulunmaktaydı. Bunlardan biri Ertan Yıldız, biri Murat Ongun, diğeri Yiğit Oğuz Duman. Ben bunlardan biri değilim. Başkana direkt bağlı olarak çalışan genel sekreter ve başhukuk müşaviri vardı. Ben bunlardan biri de değilim. Ayrıca genel sekretere bağlı çalışan genel sekreter yardımcıları ve bunlara bağlı çalışan daire başkanları vardı. Ben bunlardan biri de değilim. Kurum içerisinde farklı alanları yöneten kişilerin tesadüfen bir araya geldiği bir yapıdan tabii ki bahsetmiyorum. Kişilerin belirli görev ve yetki alanlarına sahip olduğu, belli birimlerin danışmanlara bağlı hareket etmesi suretiyle oluşturulmuş, herkesin kendi alanında hareket ettiği ve gerektiğinde bu alanların birbirine bağlandığı bir işleyiş söz konusuydu. Ben hiçbir zaman yönetim toplantılarına katılmadım, içlerinde bulunmadım. Söz hakkına sahip olmadım. Ben bunların hiçbirine mensup veya bağlı çalışan biri olmadım.

Efendim ikinci ifademde de belirttiğim üzere belediye içerisinde Fatih Keleş, Murat Ongun ve Ertan Yıldız'ın farklı yetki alanları bulunuyordu. Her biri kendi alanını koruyor, birbirlerinin alanına doğrudan müdahale etmiyorlardı. Ancak ihtiyaç olduğunda bu alanlar birbirine temas ediyordu. Belediye dışında ise Murat Gülibrahimoğlu, Adem Soytekin gibi isimlerin bu yapının dış bağlantıları içerisinde yer aldığını duyuyordum. Dışarıda başka birileri var ise de benim bu isimlere ilişkin net bir bilgim yoktur. Özellikle Murat Gülibrahimoğlu'nun hafriyat işlerini İbrahim Bülbüllü ve Fatih Keleş ile birlikte yürüttüğünü duyuyordum. Ben bunlardan biri değilim. Hiçbir zaman da toplantılarında bulunmadım. Kurum içi işleyişte temel çalışma biçimi şuydu: Bir iş veya konu gündeme geldiğinde işin niteliği ve ilgili olduğu alan dikkate alınarak ilgili kişi devreye giriyor, belediye içerisinde karar ve yetki mekanizmaları ile dışarıdaki kişi ve şirket ilişkileri bu süreçte birbirini tamamlıyordu.

Bu nedenle farklı kişiler ve farklı işler gibi görünmesine rağmen, bunların tamamen birbirinden bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Aralarında görev ve yetki paylaşımı bulunan, gerektiğinde birbirleriyle koordinasyon sağlayan bir düzen olduğunu düşünüyorum. Ben, söz konusu toplantıların hiçbirinde yer almadım ve yapılanmanın herhangi bir aşamasında bulunmadım. İhale süreçlerinde bazı firmalarla görüşmeler yapıldığını ve ihale bedeli üzerinden yaklaşık %7-10 oranında pay talep edildiğini bazı firma sahiplerinin kendilerinden öğrendim. Ancak ben bu işlerin içerisinde de yer almadım. Bu nedenle bilgim öğrendiklerimden ibarettir. Seçim döneminde belediyeye iş yapan bazı firmalardan kart, nakit veya benzeri taleplerde bulunulduğunu öğrendim. Para işlerinin takibinin Fatih Keleş tarafından yürütüldüğünü ve kimlerden ne miktarda para alındığını bilen kişinin de kendisi olduğunu anladım.

Ancak ben, Fatih Keleş'e bağlı çalışan biri de değildim. Başkan’ın Fatih Bey'e yönlendirdiği sınırlı sayıda konu dışında kendisiyle bir bilgi paylaşımım olmadı. Benim gördüğüm kadarıyla çok sayıda danışman bulunmasına rağmen, fiilen etkili olan yalnızca 3 danışman ve 1 kişi vardı. Kişilerin belirli alanlardan sorumlu olduğu, bu alanların gerektiğinde birbiriyle bağlantılı şekilde çalıştığı ve bazı işlerin bu organizasyon içerisinde yürütüldüğü bir yapı bulunmaktaydı. Ben bu işte kişilerin hiçbirinde yoktum. Dolayısıyla bana "Sen bu işin neresindesin?" diye sorarsanız şu şekilde açıklayabilirim: Başta da söylediğim gibi ben sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı teknik danışmanlığı yapan bir kamu görevlisiyim. Ancak herhangi bir, herhangi bir icrai karar alma, talimat verme veya bir işlemi doğrudan yaptırmaya yetkim bulunmamaktaydı. 657 sayılı Kanun'a tabi bir devlet memuru olarak devletin ve kanunun yararını gözetip yasa ve mevzuata aykırı işlemlerin içerisinde yer almayan bir görev anlayışıyla hareket ettim. Sahip olduğum teknik bilgi ve mesleki tecrübem, yasa ve mevzuat bilgilerim doğrultusunda başkana bilgi aktarıp ve raporlar hazırlayarak kurum içinde başkan tarafından bana incelemem için yönlendirilen konuların yasa ve mevzuat doğrultusunda yürütülmesine katkı sağladım. Başkanın talimatları doğrultusunda ilgililerle görüşmeleri yapıp sonuçlarını kendisine raporladım ve sürecin devamına kesinlikle müdahil olmadım.

Efendim, izin verirseniz eylemlerle ilgili 26. eylemden başlayarak devam etmek istiyorum. 26. eylem Gülaylar. Şimdi bu Gülaylar meselesiyle ilgili aslında çok da fazla söylenecek bir şey yok. Efendim, ben ifadelerimde, savcılıkta vermiş olduğum ifadelerimde bu konuları detaylı bir şekilde anlattım. Burada da özet olarak söylemek gerekirse burada tamamen yasal prosedürle yürüyen bir süreç söz konusuydu. Kendilerinin başvuruları üzerine 1. meclis kararı 13.01.2022 tarihinde alınmış ve emsal 1'den 1.10'a yükseltilmiştir. Efendim, özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir durum var. Burada bu karar alındığında AK Parti üyelerinin çoğunlukta olduğu bir meclis aritmetiği söz konusuydu. Aynı şey İmar Komisyonu için de geçerliydi. Dolayısıyla İmar Komisyonundan gelen rapor AK Parti üyelerinin çoğunluğuyla geçmiş, ondan sonra da mecliste kabul edilmiştir.

Bu karara Gülaylar tarafından yapılan itiraz sonucunda 12.01.2023 tarihinde yeniden bir karar alınmış ve emsal 1.5'e yükseltilmiştir. Şimdi bu kararın üstüne aslında ilgililer bütün kazanımlarını elde etmiştir. Plan askıdan inmiş, kesinleşmiş ve bir daha değişme durumu, yeni bir meclis kararının alınması veya bir mahkeme kararı çıkması durumu söz konusu olmadığı sürece değişmeyecek bir durumdur ki bunun idari olarak da değişmesi durumunda kazanılmış hakları konusunda ciddi kazanımlar elde ettikleri bir durum söz konusu olmuş. Hal böyleyken bütün kazanımlar elde edilmişken protokol bu meclis kararından tam 10 ay, 11 ay sonra gerçekleşiyor. Dolayısıyla burada bir irtikabın olma durumu söz konusu dahi değil. Zaten alınmış olan bütün haklar elde edilmişti. Üstüne yapılması gereken işlemler; işte avan proje onayı, kat irtifakı, ruhsat onayı, kat irtifakı, kat mülkiyeti, iskan gibi bütün hususlar İlçe Belediyesi tarafından tanzim edileceğinden bu tarihten sonra herhangi bir irtikap durumu da kurum tarafından bulunmamaktaydı.

İkinci olarak belirtebileceğim durum şu: Burada benim herhangi bir icrai yetkim bulunmuyor, herhangi bir makamda da bulunmuyorum. Dolayısıyla hangi yetkiyle, hangi vasıfla bu üyelere irtikapta bulunacağım, bunun da özellikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Efendim, burada Gülayların kendi beyanlarında da bahsettiği üzere süreç tamamen kamuya bağış statüsüyle yürümüştür. Üçüncü kişilere ve özellikle kendime herhangi bir menfaat durumu söz konusu olmamış, dolayısıyla tamamen yasal prosedür içerisinde kat irtifakı... Özür dilerim. Tapu da... Hayır, yine bakmam lazım. Özür dilerim, Başkanım. Evet. 18.02.2023 tarihinde tapuda satış vaadi verilmiş, 24.11.2023 tarihinde, yani bundan bir ay önce de protokol onaylanmıştır. Dolayısıyla burada bir irtikap durumu kesinlikle söz konusu değildir.

Şimdi bu konu üzerinde daha fazla durmaya gerek duymuyorum, ancak sadece bir konunun tekrar altını çizmek istiyorum. Burada benim Gülaylarla yapmış olduğum görüşmelerde herhangi bir nakit durumu, nakit konuşulması durumu kesinlikle söz konusu olmadı. Buradaki mesele tamamen otopark yapımına ilişkin bir husustan ibaretti. Kendileri bu otopark yapım işini teklif ettiğimizde bize bu otoparkın maliyetinin ne olduğunu sordular. Biz de ilgili ihale dosyasından bu işin 22 milyon dolar civarında olduğunu tespit edip kendilerine ilettik. Dolayısıyla bu talep kendilerinin isteği üzerine sunulmuştur. Yani otoparkın maliyeti talebi doğrultusunda kendilerine sunduğumuz bir rakamdan ibaret, burada kesinlikle bir nakit konuşması söz konusu dahi olmamıştır.

Evet. Vaniköy, eylem 49. Efendim, burada eylem 49'da ve benim Cüneyt Yakut'la görüşmelerim Ağustos 2023 yılına aittir. Yani Cüneyt Yakut'un vermiş olduğu ifadede kendisi benimle basamaklar için görüştüğünü ifade etmiş ancak burada kesinlikle benimle olan görüşmesinin özü ve kapsamı güçlendirme ruhsatının alınmasına ilişkindi. Şimdi 2023 yılı, özür dilerim, 22 Mart'ında basamak başvurusu yapılmış, 06.04.2023 tarihinde de onaylanmıştır. Yani benim Cüneyt Yakut'la yaptığım görüşmelerden 4-5 ay öncesi söz konusudur. Dolayısıyla benim yaptığım görüşmeler zaten verilmiş olan bir basamak ruhsatının alınmasının istendiği yönündeki bir değerlendirmeyle kronolojik olarak bağdaşmamaktadır. Cüneyt Yakut benden önce Sayın Başkanla görüşmek istemiş, kendisiyle görüşememiştir. Bunun üzerine benimle görüşerek bu konuyu Başkana iletmemi istemiştir.

Cüneyt Yakut'un benimle yaptığı görüşmede güçlendirme ruhsatı almak istediğini, Sayın Başkan’a iletmemi istediğini söyleyince, ben de kendisine yasal olarak bunun zaten hakları olması durumunda bunun verileceğini açık bir şekilde ifade ettim. Cüneyt Yakut'un talebini de Sayın Ekrem İmamoğlu ile görüştüm ve kendisine aktardım. Sayın Başkan, "Konuyu inceleyelim, yasal bir engel varsa ona göre hareket ederiz, yoksa da zaten hakları doğrultusunda bu güçlendirme ruhsatını alırlar" dedi. Ancak kendisine bir büyük kreş yapmak isteyip istemediğimizin iletilmesini istedi. O dönemde büyük bir kreşin maliyeti yaklaşık 700-800 bin dolar civarındaydı. Kendisiyle yaptığım ikinci görüşmede bu yaklaşık maliyeti sorması üzerine ben kendisine 700-800 bin dolar bandında olduğunu söyledim. Efendim, özellikle belirtmek istiyorum; Cüneyt Yakut kendi ifadesinde benim kendisinden 700-750 bin dolar bandında, öncesinde 1 milyon dolar, sonrasında 700-750 bin dolar bandında bir para istediğimi iddia etmiştir. Benim talebim, tamamen kreş talebiydi ve bunun yapım maliyeti kendisinin sorması üzerine 700-800 bin dolar olarak kendisine ifade edilmiştir. Kendisi de zaten net bir rakam talebi telaffuzunda bulunmuyor. "700-750 bin dolar civarında bir para talebi mümkün müdür?" Sayın Başkanım, size soruyorum; ya 700 bin dolar istenir ya 750 bin dolar istenir. "700 ya da 750 bin dolar istendi" gibi bir rakam aslında benim kendisiyle kreş konuştuğumu net olarak ortaya koyuyor.

Efendim, Cüneyt Yakut güçlendirme ruhsatı sürecinin uzayacağından, çünkü güçlendirme ruhsatı bakanlık onayına tabiydi, İmar Çevre ve Şehircilik Komisyonundan geçmesi gereken bir işlemdi. Bu sebeple bu işlemden vazgeçtiğini belirtti ve bana da kesinlikle bu güçlendirme ruhsatına bağlı olarak ifade edilmiş bir eylem olmadığını altını çizerek söylüyorum, güçlendirmeden tamamen süre yönünden vazgeçtiğini ifade etti. Üstüne, büyük kreşin de kendileri için yüksek bir maliyet arz ettiğinden yapılamayacağını söyledi. Ben de güçlendirme ruhsatı talebinden uzun zaman alındığı gerekçesiyle vazgeçtikleri hususunu Başkanımıza ilettim. Ayrıca büyük kreş bedelini kabul etmediklerini ve maliyeti yüksek bulduklarını da söyledim. Bunun üzerine küçük bir kreş yapılması gündeme geldi. Bunun da o dönemki maliyeti yaklaşık 500-600 bin dolar civarındaydı. Ben, Cüneyt Yakut'a bu talebi de aktardım. Benim açımdan bu görüşmeler bu noktada sonuçlandı. Bundan sonraki süreç hakkında doğrudan bilgim ve dahilim yoktur.

Efendim, kreş konusu az önce de belirttiğim gibi hiçbir zaman resmi olarak alabileceği güçlendirme ruhsatının bir karşılığı olarak kullanılmamıştır. Zaten kendileri basamak ruhsatını benim görüşmemden 5 ay önce almışlardı. Bunun üzerine güçlendirme ruhsatının talep edilmesi durumunda alabileceğine ilişkin husus sonradan öğrendiğim kadarıyla Boğaziçi İmar Müdürlüğü yetkilileri tarafından zaten kendisine aktarılmış. Yapı imar affından yararlanarak iskanı kabul edildiği için güçlendirme ruhsatını yasal olarak alabiliyordu. Yani bizim buradaki kreş talebimiz yasal olan hakkın verilmesine ilişkin bir talep değildi veya yasal olmayan bir işlemin altını doldurmaya yönelik bir talep değildi. Buradaki tamamen "Zaten senin işlemin yürürlükte ancak burada varlıklı bir yapıyı temsil ediyorsun, bu yapı böyle bir bağışta bulunmak ister mi?" şeklinde bir talepte bulunduk.

Daha sonraki bir dönemde, kreş yaptırılması yönündeki işin, nakit bir menfaat temini talebine dönüştüğü şeklinde bir bilgi duydum. Ancak bu bilginin kaynağına, miktarına, kimden alındığına, nasıl alındığına ve kime verildiğine ilişkin doğrudan bir bilgim bulunmamaktadır. Bu konuda doğrudan bildiğim herhangi bir nakit ödeme veya tahsilat yoktur. Cüneyt Yakut'un belirtmiş olduğu numara, kesinlikle benim tarafımdan verilmemiştir; çünkü biz hiçbir zaman nakit konuşmayı gerçekleştirmedik. Süleyman Atik'in de birkaç gün önce burada vermiş olduğu ifadede belirttiği üzere, kendisi zaten bizim onunla görüşmemizden önce de kendisiyle görüşmüş olan biridir.  İlerleyen dönemlerde Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından daha sonra yapılan denetimlerde basit onarım ruhsatının kapsamını aşan imalat ve uygulamalar tespit edilmiştir. Bunun üzerine yapı tatil tutanağı düzenlenmiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Encümeni tarafından yıkım kararı alınmış ve ruhsata aykırı imalatlar fiilen ortadan kaldırılmıştır.

Sayın Başkanım, bu husus benim açımdan son derece önemlidir. Çünkü hakkımdaki iddia; benim bir menfaat karşılığı hukuka aykırı bir ruhsat veya ayrıcalık sağladığım yönündedir. Oysa benim görüştüğüm aşamada, güçlendirme ruhsatı konusunda herhangi bir ayrıcalık sağlamam söz konusu olmadığı gibi —burada yasal hakları olduğunu özellikle tekrar altını çizerek söylüyorum— sonraki süreçte de basit onarım ruhsatı üzerinden yürüyen işlemlerde ruhsata aykırılıklar tespit edilmiş ve ilgili idari birimler tarafından gerekli yaptırımlar uygulanmıştır. Burada bizim herhangi bir şey talep etmemiz durumunda veya Cüneyt Yakut'un iddia ettiği gibi bir şey almış olmamız durumunda en azından yaptığı aykırılıkları koruyor olmamız gerekirdi veya tutanak tutmamamız gerekirdi. Mantıken söylüyorum efendim bunları.

Şimdi Cüneyt Yakut'un beyanlarıyla çelişkiler... Şimdi Cüneyt Yakut kendisine kreş yönünde bir teklif yaptığımı, yapılmadığını, doğrudan para talep ettiğimi söylüyor. Ve bunun tahsilatına ilişkin de Süleyman Atik'in numarasını verdiğimi iddia ediyor. Ben yaklaşık 20 yıldır, 20 yıllık devlet memuruyum. Meslek hayatım boyunca başkaları adına iş takibi yapan bazı iş takipçilerinin, takip ettikleri işlerin sahiplerinden daha fazla ödeme alabilmek amacıyla, aslında mevzuat çerçevesinde yürüyen işlemleri sanki idarede bir sorun varmış, birileri işi engelliyormuş veya kamu görevlileri kendilerinden bir şey talep edebiliyormuş gibi gösterebildiklerini gördüm. Böyle durumlarda iş takipçisi, iş sahibinin gözünde kendisini idare ile vatandaş arasında sorunu çözen, işi sonuçlandıran kişi konumuna getirebilmektedir. İşin sonunda mevzuata aykırı bir durum ortaya çıktığında veya idare tarafından bir işlem tesis edildiğinde ise daha önce aldığı parayı açıklayabilmek için sorumluluğu kamu görevlilerine ve idareye yüklemesi de mümkün olabilmektedir.

Hem kendi ifadelerinden hem de benim kendisinden önce verdiğim etkin pişmanlık ifademden de anlaşılacağı üzere kendisi, söz konusu yapının bulunduğu bölge başta olmak üzere, bazı işler için gerek maddi menfaat elde etmek gerekse ileriye dönük iş ilişkileri kurabilmek için iş takipçiliği yapmakta ve nüfuzunu kullanmaktan da geri durmamaktadır. Boğaziçi bölgesinde aynı bölgede iş yapan ve iddianamede Süleyman Atik'e ait olduğu belirtilen numaranın kendisinde ezelden olmadığını bilemiyoruz. Süleyman Atik, bölgede çok sayıda mimar ve iş takipçisinin tanıdığı ve 10 yıldan uzun süredir o bölgede iş yapan bir iş takipçisidir. Ayrıca Süleyman Atik, demin de belirttiğim gibi, burada birkaç gün önce vermiş olduğu ifadede kendisinin Cüneyt Yakut'la görüştüğünü, ezelden görüştüğünü beyan etmiştir. Fatih Keleş'in Cüneyt Yakut'tan bahsettiğinde kendisiyle görüştüğünü açık bir şekilde dile getirmiştir. Bu sebeple kendisinin bu numarayı biliyor olduğu durumunun da göz önünde bulundurulmasını özellikle rica ediyorum.

Ben, Cüneyt Yakut'a veya onun aracılığıyla herhangi bir kişiye para tahsilatı amacıyla bir telefon numarası kesinlikle vermedim. Herhangi bir ödeme için kendisini bir kişiye yönlendirmedim. Efendim, konuyu ilk kez savcılıkta anlatan benim. İfademin tarihi 23.06.2025; yani Cüneyt Yakut'un 07.07.2025 tarihli ifadesinden önce. Ben bu ifadeyi verirken Cüneyt Yakut'un benim beyanlarımın üzerine ifadesinin alınacağını tahmin ediyordum. Ben gerçekten para istemiş olsam veya tahsilat için bir numara vererek yönlendirme yapmış olsam, bunu kendi ifademde beyan etmekten ve bu şekilde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaktan kaçınmazdım. O gün o ifadeyi vermemin sebebi zaten etkin pişmanlık hükümleri doğrultusunda yapmış olduğum iş ve eylemlerden muaf tutulmak istememdi. Bu durumda böylesine vahim bir detayı gizleyerek etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmayı riske atmazdım. Ayrıca Cüneyt Yakut kendi ifadesinde 750-150 binde bunu belirttim ben, notlarımı almıştım; geçiyorum efendim. Yuvarlak rakam kullanılması hususunu özellikle tekrar altını çizeyim; nakit bir talep olması durumunda bunun net bir rakam olacağı hususu. Cüneyt Yakut'un iddia ettiği 150 bin doları ne gördüm, ne teslim aldım, ne de herhangi bir kişiye o paranın verilmesi yönünde bir talimat verdim. Soyut ve mesnetsiz bir iddiadan ibaret olan bu beyanı kesinlikle kabul etmiyorum.

Burada şunu ifade etmek istiyorum Sayın Başkanım: Cüneyt Yakut benden sonra verdiği etkin ifadede etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için yaşanan olayı başka şekilde yaşanmış gibi gösterme çabası içerisine girmiştir. Ve nihayetinde iddianameden öğreniyoruz ki etkin pişmanlık hükümlerinden de faydalanmıştır. Cüneyt Yakut hakkındaki iddialar değerlendirilirken kendisinin iş takipçisi sıfatıyla hareket ettiğini ve söz konusu yapıda İBB tarafından yıkım yapılmasının benim hakkımdaki beyanlarını etkileyip etkilemediği hususunun da özellikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Burada şunun altını çizmek istiyorum Sayın Başkanım: Ben 20 yıllık devlet memuruyum. 20 yıldır hiç kimseyle hiçbir zaman para konuşmadım, para almadım, kamu görevlilerine para verilmesi yönünde herhangi bir imada bulunmadım. Bunun hiçbir istisnası yoktur. 20 yıldır onurumla ve etik değerlerle değerleri öncelikleyerek hem kişisel hayatımı hem de iş hayatımı devam ettirme gayretinde oldum. Bu iddialar hem onurumu hem de sosyal hayatımı derinden etkileyecek iddialardır.

Efendim, ruhsat verme yetkilisi Boğaziçi İmar Müdürlüğü'dür. Benim bu müdürlükte herhangi bir karar alma, talimat verme, ruhsat verme, onaylama veya icra yetkim bulunmamaktadır. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün hiyerarşik amiri değilim ve bu müdürlüğe talimat verme yetkisine de sahip değilim. Görevim, Sayın Başkana iletilmek istenen hususlarda ön görüşme yapmak, konuyu anlamak, gerekli bilgileri edinmek ve edindiğim bilgileri Sayın Başkana aktarmaktır. Bu hususun diğer eylemlerde de göz önünde bulundurulmasını özellikle rica ediyorum. Hakkımdaki suçlamayı kabul etmiyorum, beraatime karar verilmesini rica ediyorum bu eylem bakımından.

Efendim, bir diğer eylem; Eylem 50, Çaça Uskumru Mürdüm Restoran dediğimiz Seyfettin Taştan'ın ifadeleri. Sayın Başkanım, kıymetli heyet; ben Seyfettin Taştan'ı önceden tanımıyorum. Hiçbir ticari veya kişisel bağım yoktur. Belediyedeki odama randevusuz olarak yalnızca bir kez gelmiştir. Bu görüşme dışında kendisiyle herhangi bir temasım da olmamıştır. Ben Bakırköy Marmara Forum'un yanındaki ek hizmet binasında bulunan odamdayken, yanımda şu an kim olduğunu hatırlamadığım biriyle randevusuz bir şekilde geldi. İşletmeleriyle ilgili sıkıntılarını Sayın Başkana iletmek istediğini, bu nedenle benimle görüşmek istediğini söyledi. Göksu Deresi'nin yanında bulunan işletmesinin mevzuatlara aykırı ekleme yapıldığından bahsederek —kendi yaptığında, kendisinin ekleme yaptığını vurgulamak için söylüyorum efendim— aykırı ekleme yaptığından bahsederek konuyla ilgili Sayın Başkanla görüşmek istediğini belirtti. Ben de kendisine açık bir şekilde, "Bu yapılarda mevzuata aykırılıklar bulunmaktadır, öncelikle bu aykırılıkların giderilmesi gerekir; gerekiyorsa yasal süreç içerisinde yıkım yapılır," dedim. Bunun üzerine gerilerek odamdan ayrıldı. Bunun dışında hiçbir mevzu konu edilmemiştir.

Kart talebinde asla bulunmadım; aksine yapmış olduğum şey beni alet etmek istediği konu beni inanılmaz şekilde rahatsız ettiğinden tepki göstermek olmuştur. Bunun üzerine ben Başkan Bey'e bu durumu anlattım ve yapının yıkılması gerektiğini teknik başkan sıfatıyla ilettim. Bu görüşmeden yaklaşık 15 gün sonra Boğaziçi Müdürü Elçin Bey beni telefonla arayarak bana bu adamın 10 bin kart bağışladığını söyledi. Ben de yapılan işin uygun olmadığını belirterek konuyu Başkana ilettim. Konu bundan ibarettir efendim. Elçin Bey bana kartları söylemese kartlardan haberim bile olmayacaktı, bu kadar açık söylüyorum efendim. Özetle, kendisine herhangi bir çözüm, ayrıcalık veya hukuka aykırı işlem vadetmedim; tam tersine talebini açıkça reddettim. Şahıstan bağış, yardım veya başka bir ad altında hiçbir şey talep etmedim. Aksine hukuka aykırılıkların giderilmesi gerektiğini söylediğim için kendisi görüşmeden memnuniyetsiz bir şekilde ayrıldı. Bu görüşmeden sonra da kendisiyle hiçbir temasım olmadı.

Sayın Başkanım, burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var: Ben icra makamı değilim. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne talimat verme yetkim de yoktur. Dolayısıyla benim üzerimden menfaat karşılığında iş yaptırma şeklinde bir senaryo kurulması hem görev ve yetki sınırlarımı hem de hayatın olağan akışına aykırıdır. Daha da önemlisi, bugün hakkımda asılsız beyanlarda bulunan bu şahsın sahip olduğu ruhsatsız ve mevzuata aykırı işletmelerle ilgili hususları savcılık aşamasındaki ilk kez ve bizzat ben açıkça dile getirdim. Eğer burada bir kart talebim olsaydı, diğer eylemlerde açıkça belirttiğim üzere burada da bu kartları talep ettiğimi açık yüreklilikle söylerdim. Dolayısıyla...

İlk kez anlatan benim efendim. Ben burada kartı söylemiş olsam hiçbir problem yaşamıyor olacaktım. Ancak şu anda burada bu husustan dolayı yargılanıyor olmak benim içimi acıtıyor efendim. Neden? Çünkü birincisi ben hangi sıfatla adamdan kart talep edeceğim? Benimle ilgili kendisi bana gelip "Bu yapıların kurtarılması için Ekrem İmamoğlu ile görüşmek istediğini" belirtmiş. Ben bunu kabul etmemişim, geri çevirmişim. Bunun üzerine gelerek adamdan ayrılmış. Üstüne bu konuyu sanırım ilk kez ben anlattığım için savcılık ifadesinde, kendince benden bir intikam almak için böyle bir yola başvuruyor. Şimdi burada ben yapıyı yaptıran değilim. Yapının yapılmasını görüp de buna onay veren ya da sessiz kalan sürecin içerisinde olan biri değilim. Burada bana karşı kurulmuş olan açık bir kumpas durumu söz konusudur ve bu benim içimi acıtıyor. Yıkılması için hem başkanımıza hem Elçin Bey'e kendi görüşümü ifade ettiğim halde bu konu dönüp dolaşıp gelip benim kendi yargılandığım dava eylem haricine dönmüştür. Bu benim içimi acıtıyor efendim. Bunun açık bir şekilde ifade edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ve benim değerlendirmeme göre hakkımdaki bu gerçek dışı iddiaların temelinde hukuka aykırı taleplerini Sayın Başkana iletmeyi kabul etmemem ve sonrasında kendisiyle ilgili hususları savcılıkta açıkça anlatmış olmam bulunmaktadır. Ve benim yaptığım şey son derece nettir efendim. Kendisini dinledim, uygun bir talep olmadığı için reddettim. Efendim, dosyaya bakıldığında çok net görülecektir ki bu olayın başından sonuna kadar tüm açıklığıyla, tüm samimiyetiyle anlattım. Ve benim anlatımımda en ufak bir gizleme ya da saklama yoktur. Tamamen samimi ve açık bir ifadedir. Bu kişiyle benim bir irtibatım halen de yoktur. Kendisini görsem tanıyamam. Ve bu insan neden hakkımda böyle bir iddiada bulunuyor? Büyük ihtimalle yapmış olduğu şeyin kendisi için olumsuz bir yansıması olacağından birincisi, ikincisi bana karşı husumeti olduğundan kendisi olayı çarpıtarak hem etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmış hem de benden intikam almıştır. Bu kadar açık bir şekilde söyleyebiliriz efendim. Burada canımı yaktığı için izninizle gerçekten samimi bir şekilde şunu söylemek istiyorum. Yani vallahi billahi burada istediğiniz bütün kutsal değerler adına yemin ederek söyleyebilirim ki benim bu eylemin içerisinde bahsettiğim hususlara ilişkin tek bir dahlim söz konusu değildir. Eylem tamamen benim dediğim şekilde gerçekleşmiştir. Bunun dışındaki hiçbir durumu ve olayı kabul etmiyorum. Bu aralarda Seyfettin Taştan'ın benimle herhangi bir irtibatı yoktur. Kiminle irtibatı olduğunu da zaten kendi ifadesinde söylemiştir. Bu konu ve benim hiçbir zaman ana gündem maddem olmadı. Neden? Çünkü husus benim açımdan ilgililere iletilmiş bir usulsüzlükten ibaretti. Ben yetkili kişilere ilettikten sonra bu meseleyi kendi gündemimden çıkarttım.

Efendim, şimdi Seyfettin Taştan... Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Bey'i tanıyorum. Elçin Bey'in yetkili olduğunu da biliyorum. İkili ilişkiye dair, ben kendisiyle herhangi bir dönemde, herhangi bir zamanda, hiçbir şekilde, hiçbir mekanda bulunmadım. Hiçbir zaman kendisini dışarıda bir yerde görmedim. İkinci bir görüşmemiz de yoktur. Kendisini benim odama, daha doğrusu bir şekilde görüşmesinin dışında. Buna rağmen ben hangi vasıfla, hangi sıfatla, neye dayanarak kendisini zorla, cebren önüme getirtip bir de kart talebinde bulunacağım? Bunun akla yatan herhangi bir tarafı söz konusu bile değildir. Durum bu iken efendim, bu eylem yönünden gerekenin yapılmasını özellikle rica ederim. Efendim, eylem 46 Doğuş, Reina. Özellikle açıkça ifade etmek isterim ki efendim, eyleme ilişkin dosyada yer verilen bir kısım iddia ve olaylara ilişkin bilgim, dahlim ve iştirakim bulunmamaktadır. Söz konusu hususların bazılarını ilk kez bu soruşturma kapsamında iddianameyle öğrenmiş bulunmaktayım.

Son olarak ifade etmek gerekirse, Reina'ya ilişkin yapı 1950 öncesi yapı olduğundan yasal olarak iskanlı kabul edilmektedir. Bu nedenle mevzuat gereği iskanlı yapılara güçlendirme ruhsatı verilmesi mümkündür. İlgili firmanın talebi de bu yöndeydi. Bu konu bana Ekrem İmamoğlu tarafından aktarıldı. Kendisi bana firmanın taleplerinden bahsetti ve firmanın raylı sistemlerden alacaklı oldukları toplam miktarın 10 milyon dolarlık kısmından feragat etmelerini talep edelim dedi. Genel Sekreter Can Bey'in Hüsnü Akay ile görüştüğünü, Can Bey ile iletişime geçerek konuyu onunla konuşmamı istedi. Ben de Can Bey ile görüşüp Hüsnü Bey ile iletişime geçeceğimi ve başkanın talebini kendisine ileteceğimi söyledim.

Onun vasıtasıyla Hüsnü Bey ile görüştüm. Bu kapsamda Doğuş Grubunun Maslak'taki merkezinde yalnızca bir kez görüştüm. Görüşmede raylı sistemlerden doğan alacaklarından yaklaşık 10 milyon dolar tutarındaki kısmından feragat edilmesi hususunda başkanın bir önerisi olduğunu ilettim. Hüsnü Bey bu hususu Ferit Bey ile görüşeceğini belirtti. Onun üzerine süreç benim açımdan sona erdi. Bu görüşme sonrasında söz konusu alacak veya feragat hakkında tarafımca ikinci bir görüşme yapılmamış, takip, yönlendirme veya müdahalede bulunulmamıştır. Efendim, özellikle belirtmek isterim ki benim görüşmemin ana konusu kamu faydasına ilişkin olup İBB'den alacaklarının bir kısmından kamu lehine feragata ilişkindir. Görüşmede aksi bir husus kesinlikle gündeme gelmemiştir. Bu nedenle eylemde tarafıma yöneltilen rüşvet iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum. Bu konu para alınması veya diğer hususlar olmayıp yalnızca İBB'den alacaklarının bir kısmından feragat edilmesi ve feragat edilecek kısmın İBB kasasında kalmasına yönelik bir taleptir.

Özetle, benim girişimim kamu faydası gözetilerek yürütülen bir süreçten ibarettir. Bu görüşmeye ilişkin detayları başkanımıza ilettim. Bu konuyu Fatih Bey'e iletmemi söyledi. Görüşme detaylarını başkanımızın yönlendirmesi doğrultusunda Fatih Bey'e iletip süreçten çekildim. Devam eden süreçte desteğin alacaktan feragat şeklinde değil Hatay depremine yardım A101 kart uygulaması kapsamında bir bağış olarak gerçekleştirildiğini duydum. Söz konusu sonraki süreçlerde hiçbir şekilde yer almadım. Tarafımca gerçekleştirilen tek temas bir defaya mahsus talep niteliğinde bir görüşmeden ibarettir. Bunun ötesindeki gelişmeler bilgim ve dahlim dışında gerçekleşmiştir. Ayrıca eylem içerisinde atıfta bulunulan Galataport ve otopark gibi hususlarda hiçbir bilgim ve duyumum bulunmamaktadır. Bu konuları ilk kez iddianameden öğrendim. Dolayısıyla bahsettiğim hususun dışındaki hiçbir duruma ilişkin bilgim ve dahlim yoktur.

Eylem 48, Torunlar. Sayın Başkanım, bu olayla ilgili olarak hakkımda rüşvet isnadıyla dava açılmış olmasını anlamakta güçlük çekiyorum. İddianamede belirtildiği üzere üçüncü kişiler lehine herhangi bir menfaat sağlanmamıştır. Nitekim bu süreçte devletin resmi kasasına bağış yapılmıştır. Kaldı ki burada Torunlar şirketine fazladan bir imar hakkı veya benzeri bir menfaat de sağlanmamıştır. Devlete bağışlanan para konusu ilgili ruhsat işleminin düzenlenmesinden aylarca sonradır. Savcılık ifadesinde bu olaya ilişkin hususları detaylı bir şekilde anlattım. İzninizle ifademdeki hususları bir kez daha anlatmak istiyorum. Beykoz Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi'nde yer alan ve Torunlar İnşaat'a ait olan otel inşaatına ilişkin 2019 yerel seçimlerden önce verilmiş yapı ruhsatı bulunmaktaydı. Bu yapı ruhsatının süresi 5 yıldı ve 2024 Mayıs ayında süresi doluyordu. Hatırladığım kadarıyla 2023 yılının sonlarında veya 2024 yılının başlarında şantiye şeflerinin ölümü dolayısıyla bu ruhsatın mücbir sebepten uzatılması amacıyla 2024 yılının Ocak ayında ruhsat yenileme başvurusu yapılmıştır.

Bu başvuru hukuka uygun ve haklı bir başvuruydu. Bu başvurunun sonuçlandırılamaması üzerine Mayıs ayının başlarında Mehmet Torunlar, Ekrem İmamoğlu ile bir görüşme yapmış ve başvurusunun neden onaylanmadığını sormuştur. Bunun üzerine Ekrem İmamoğlu bana bu konuyu sordu. Ben de kendisine konuyu bilmediğimi, detayları öğrenip kendisine bilgi vereceğimi söyledim. Yaptığım çalışmalar neticesinde hazırladığım raporu Ekrem İmamoğlu'na sundum. Torunlar'ın talebinin hukuka uygun olduğunu, ruhsat taleplerinin kabul edilmemesi durumunda açılacak dava neticesinde davanın kesin olarak kaybedileceğini belirttim. Bunun üzerine Ekrem İmamoğlu bana bu ruhsatın onaylanacağını ancak bu kişilerden bir yurt talebinde bulunmamızı istedi. Yurdun maliyetini ilgili inşaatçı şahıslara sorduğumda yaklaşık 10 milyon dolar olduğunu öğrendim. Mehmet Torunlar ile telefonda bir görüşme yaptım. Konunun yasal hakları olduğunu, gerekli işlemleri ilgili müdürlüğün yapacağını düşündüğümü ilettim.

Ayrıca Başkanımızın yurt yapımı yönündeki talebini de aktardım. Ancak kendisi bu talebe olumsuz yaklaşarak reddetti. Bunun yasal hakları olduğunu belirtti. Ben de kendisine haklı olduğunu belirterek yurt yapılmasının bu konunun bir şartı olarak değil, kendilerinin hayır amaçlı çeşitli faaliyetlerinin ve bağışlarının olduğunu hatırlatıp konuyu bu çerçevede değerlendirmelerini rica ettim. Koşul olması durumunda benim de vereceğimi belirterek kurumun gerekli işlemleri yapacağını düşündüğümü defaatle belirttim. Bir iki gün sonra şirketlerinde çalışan ve bu konuyu takip eden Metin Bey beni arayarak benimle görüşmek istediğini söyledi. Metin Bey'le İSKİ hizmet binasında görüştük. Metin Bey henüz ruhsat onayı yapılmadığını söyleyince ben de Elçin Bey'i arayarak ruhsatın ne durumda olduğunu sordum. Elçin Bey ruhsatın verilmesinin bir zorunluluk olduğunu belirterek ancak Sayın Başkandan henüz talimat gelmediğini söyledi. Ben de kendisine aynı şekilde düşündüğümü söyleyerek ruhsat onayının yasal zorunluluk olduğunu, bu nedenle verilmesi gerektiği hususunu Başkana daha evvelden ilettiğimi söyleyerek verilmesini tavsiye ettim. "Başkanın talimatı olmadan verirsek Başkana ne diyeceğiz?" deyince ben de Başkana ruhsatı vermenin yasal zorunluluk olduğunu söylediğimi belirterek "Gerekli işlemleri yaparsanız ben bunu kendisine aktarırım." dedim.

Daha sonra ruhsat onaylandı. Bunun üzerine Ekrem İmamoğlu ile yaptığım görüşmede ruhsatın müdürlük tarafından onaylandığını söyledim. Kendisi bana "Yurt için onay aldın mı, alındı mı?" diye sordu. Ben bunun şahısların hukuki hakkı olduğunu, herhangi bir talepte bulunamadığımızı ancak isterlerse tekrar iletişime geçebileceğimi belirttim. Bunun üzerine bana "O iş geçti" dedi. Bu görüşmeden yaklaşık 15-20 gün sonra Metin Bey beni arayarak ruhsat işlemlerinin herhangi bir koşul ileri sürülmeksizin onaylandığını, baskı veya zorlamayla karşılaşmadıklarını belirterek teşekkürlerini iletti. Ve Mehmet Bey'in beni misafir etmek üzere davet ettiğini söyledi. Kendisini ziyaret ettiğimde "Sen bana adamlık yaptın. Hiçbir menfaat temin etmeden hak ettiğim ruhsatı verdirdin. Ben de senin yüzünü düşürmeyeceğim. Bahsetmiş olduğun yurdu bağış olarak belediyeye yapacağım" dedi. Ancak daha sonra şirketlerinin koşullu bağış yapmasında yurt bulunmadığını, bu nedenle Feshane restorasyonu işini üstlenebileceğini söyledi. Bunun üzerine iki parçadan oluşan bağış şeklinde bir bağış protokolü onaylandı.

Bağış işlemi İBB Meclisince onaylandı. Yani yasal olarak yapıldı. Bu tamamen İBB'nin kasasına girdiği anlamına geliyor efendim. Hatırladığım kadarıyla 250 milyon TL'lik kısmı geçti, diğer kısmının ise son durumu hakkında bilgim yoktur. Söz konusu durum bundan ibarettir. Özellikle belirtmek isterim ki bu talep hiçbir surette ruhsat onayının ön koşulu, karşılığı veya şartı olarak iletilmemiştir. Nitekim şirkete ait ruhsat onayı herhangi bir koşula bağlanmaksızın tamamen yasal çerçevede değerlendirilerek onaylanmıştır. Ruhsat onayından sonra firma tarafından kendi inisiyatifleriyle alınan bağış kararı herhangi bir idari işlemin karşılığı veya ön koşulu niteliğinde de değildir. Ruhsat işlemi mayıs ayında onaylanmış, yaklaşık 5 ay sonra söz konusu şartlı bağış işlemi gerçekleştirilmiştir. Bağış işlemi resmi prosedürler izlenerek ve Belediye Meclisi onayı alınarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yapılmıştır. Tüm bu süreçler boyunca işlemler hukuki çerçevede yürütülmüş olup ruhsat işlemi ile bağış arasında bir şartlılık veya illiyet ilişkisi kesinlikle bulunmamaktadır efendim.

Eyleme 51, Ayşegül Kayabay. Efendim, bu hususla ilgili aslında bir şey söylememe de gerek yok. Sanırım maddi bir hata var burada. Yani bu konunun benimle uzaktan yakından bir alakası yok. Sadece şunları belirterek geçeyim: Ayşegül Kayabay'ın "Beni Gazi Koşusu'nda gördüğünü" söylüyor, ifadesine... Ben hayatım boyunca ne Vefa Lisesi’ne ne Gazi Koşusu’na gitmedim. Ayşegül Kayabay'ı da tanımıyorum. Görsem de tanımam, yani konunun benimle uzaktan yakından bir bağı yok.

Eylem 54. Cafer Mahiroğlu. Efendim bu konuyu ben zaten bildiğim haliyle bir bütün olarak...

Hakim: 51'de size sevk yok

Yakup Öner: Aslında var da ama ben

Hakim: Yukarıda gözüküyor da sevklerde şey yok. Yani sevklerde biz o yüzden onu değerlendirmeye almadık yani.

Yakup Öner: Tamam, ben geçiyorum zaten o...

Hakim: Muhtemelen şüpheli olarak buraya geçmiş, sevk maddesi yok.

Yakup Öner: Yani o sanırım sehven eden benim ismimi belirtmiş başsavcılığa da o sebepten durum bu hale gelmiş. Efendim ben Cafer Mahiroğlu ile ilgili meseleyi bildiğim haliyle savcılık ifademde belirttim. Şimdi dilerseniz o ifademi okuyayım yoksa kendi şeyimi yaparak geçeyim? Çünkü tamamen birebir gerçekleşmiş haliyle anlattım. Bunun dışında benim söyleyeceğim sadece şu: Ben konunun önemini başkana aktararak imara, mevzuata aykırı olan yapılarla ilgili bir an önce işlem yapmamız gerektiğini ilettim. Bu talep, aslında talep demeyeyim efendim, burada zaten Elçin Bey sayın başkanımızla daha evvelden bu konuya ilişkin görüşme yapmıştı. Burayla ilgili sürecin yürümesi gerektiğini iletmişti. Bana sadece "Ya ben başkanla konuştum ama sen de bir hatırlatır mısın, bu konuya ilişkin acilen bir eylem içerisinde olmamız gerekiyor." demişti.

Ben de o konu üzerine sayın başkana bunu dile getirmiştim. Konu benim açımdan ilgisi ve alakası bundan ibarettir. Onun dışında herhangi bir dahilim söz konusu değildir efendim. Eylem Ali 55. Center Otel. Ekrem İmamoğlu Malatya ziyareti sırasında Mehmet Faruk Baştürk'ün kendisiyle ayaküstü konuşarak İstanbul Tarabya'da bir otel satın aldığını ve bu otele ilişkin bazı sorunlar bulunduğunu kendisine ifade etmiş ve "Bu vatandaşın derdi nedir, bir dinle." diyerek beni kendisiyle görüşmem için yönlendirmiştir. Bunun üzerine söz konusu idari sürecin niteliğini anlamak ve varsa hukuki sorunların çerçevesini öğrenmek amacıyla Mehmet Faruk Baştürk ile bir görüşme gerçekleştirdim.

Görüşmede Mehmet Faruk Baştürk, söz konusu yeri satın aldığını belirterek kendisine destek talebinde bulundu. Ben de kendisine otelde imara aykırı iş ve işlemler varsa bunların düzeltilmesinin zorunluluk olduğunu, bu konuda kendisine destek olamayacağımızı ifade ederek bazı çıma faktörlerine yönlendirdim. "Taleplerinizi müdürlük ile görüşün, arkadaşlar durumu değerlendirecek ve sizi bilgilendirecektir." dedim. İkinci görüşmemizde otelde yapmak istediği şeylere ilişkin üretken detayların müdürlükle konuştuğunu belirttiği için bu detaylara girmedik. Bu görüşmede kendi memleketi olan Malatya'da hayır amaçlı bir yatırım yapılması hususunun başkan ile konuştuklarını hatırlatarak "Başkanımız Malatya'da bir okul inşa etmenizi ve bağışlamanızı rica ediyor" dedim.

Mehmet Faruk Baştürk, bu kadar bütçesinin olmadığını, uygun görürlerse 13 milyon TL'lik destek verebileceklerini söyledi. Nakit desteği söz konusu olduğu için doğru bulmadığımı açık bir şekilde vurgulayarak belirttim efendim, özellikle belirtmek istiyorum ben bunu. Mehmet Faruk Bey de buna şahittir, kabul eder etmez bilmiyorum ifadesinde ne söylediğini burada bulunmadığım için. Ancak 13 milyon TL teklifini benim yaptığım iddiası ise 13 milyon TL teklifi kendisinden gelmişti efendim. Bunun nakit talebi olduğu için doğru bulmadığımı belirtip kendisinin okul yapması noktasında ısrarcı oldum. Ancak bu hususu Başkan’a iletmeme noktasında ısrarcı olduğu için ben konuyu başkanımıza ilettim. Başkanımız da bu durumu Fatih Bey'e iletmemi istedi. Fatih Bey ile görüştükten sonra bana bu konuyu başkanla konuşup tekrar bana döneceğini söyledi. Bir süre sonra bana başkanla konuştuğunu, Süleyman Atik'in ismini Mehmet Faruk Baştürk'e iletmemi ve bu kişinin kendisini arayacağını, onunla görüşmesini söylememi istedi. İlerleyen günlerde Mehmet Faruk Baştürk beni arayarak sürecin ne aşamada olduğunu sorduğunda kendisine bu konuyla belirttiğim husustan ilgilenmeyeceğimi tekrardan vurguladım ve durumu başkana ilettiğimi, Süleyman Atik isimli kişinin kendisiyle irtibata geçeceğini söyledim.

Bu görüşmeden sonra Mehmet Faruk Baştürk ile söz konusu meseleye ilişkin herhangi bir görüşmemiz olmadı. Daha sonra Süleyman Bey ile görüştüklerini, ödemenin 2 veya 3 taksit olarak 13 milyon TL olarak yapıldığını biliyorum. Son taksit ödemesinin 2023 yılı başına denk geldiğini hatırlıyorum. Efendim burada özellikle belirtmek isterim ki ben yaptığım her görüşmede talep edilen her türlü işlemin yasal çerçeve içerisinde olmak zorunda olduğunu uzun kamu tecrübem boyunca prensip olarak belirlediğim için özellikle altını çizerek söylemek istiyorum efendim; her görüşmede ben yasal mevzuat içerisinde hareket edileceğini vurgulayarak cümlelerime başlıyorum. Bu doğrultuda kendisinin kamu faydası içerisinde bulunması durumunda bunun bizim için daha doğru olacağını da özellikle belirttim. Herhangi bir şekilde daha evvelki belediyecilik tecrübelerimde de burada da nakit veya paraya ilişkin herhangi bir talebin içerisinde bulunmadım ve süreçten çekildim. Kendisine yasal çerçeve içerisinde olmak zorunda olduğunu, bu süreç içerisinde yasal mevzuat ne gerektiriyorsa bunu yapacağımı açık bir şekilde belirttim.

Sonuç olarak Mehmet Faruk Baştürk ile yaptığım görüşmeler hukuka uygun, idari süreçlerin anlatılması ve başlama aşamasında en azından kamu menfaatine yönelik bir işlemle sınırlıdır. Konu kamu yararı olmaktan çıkınca doğru bulmadığım için süreçten çekildim. Nakit destek içeren bir sürecin parçası olmadım ve nakit ödeme teklifini açıkça uygun bulmadığımı da kendisine belirttim. Bu aşamadan sonra gelişen süreçte herhangi bir dahilim bulunmamaktadır. Hakkımdaki suçlamayı kabul etmiyorum. Bu hususta da bu eylem yönünden de beraatimi talep ediyorum.

Eylem 56. 2023 yılı seçimlerinden önce, yılın ortalarında Üsküdar Korusunun sınırları içerisinde bulunan eskiden Halide Edip Adıvar'a ait olduğunu düşündüğüm taşınmazı satın alan Avni Çelik'in ruhsat yenileme süreçlerine ilişkin olarak Ekrem İmamoğlu'nun talebi üzerine, talepte bulunan İtalyan Sefarethanesinin yenilenmesi işi için Avni Çelik'ten destek talebinde bulundum. Ancak Avni Çelik bu talebi kabul etmedi. Ruhsat işlemleri zaten mevzuatın gerektirdiği rutin idari süreçler doğrultusunda yürütüldüğü için söz konusu ruhsat süreçleri durdurulmadı. Bu talebi Ekrem İmamoğlu'nun isteği üzerine Avni Çelik'e ilettim. Bu talebin kabul edilmediğini Ekrem İmamoğlu'na ilettiğimde "Zaten kabul edeceğini düşünmüyordum." şeklinde bir yanıt verdi. Bu eylem bakımından tarafıma rüşvet isnadında bulunulmasının anlamı yoktur. Çünkü benim yaptığım devlete ait eski eser niteliği taşıyan bir binanın restorasyonunun yapılması amacıyla Avni Çelik isimli kişiden kamu yararına destek talep etmekten ibarettir. Bu talepte şahsım veya herhangi bir üçüncü kişi lehine bir menfaat sağlanması söz konusu değildir. Bu nedenle bu konuda da beraatimi talep ediyorum.

Eylem 57 Polat İnşaat. Efendim aşağı yukarı benzer bir konsept.  Adnan Polat'ın Boğaziçi Öngörünüm Bölgesinde bulunan yapısına ilişkin kış bahçesinin tadilatı talebi üzerine Ekrem İmamoğlu'nun yönlendirmesi doğrultusunda Piyalepaşa'da bulunan Polat İnşaatın yaptığı proje bitişiğinde bulunan ve mülkiyeti vakıflara ait olan eski eser niteliğindeki yapının metruk durumda olduğu, bu nedenle yenilenmesi gerektiği hususunu, söz konusu çalışmaların taraflarınca yapılıp yapılamayacağını öğrenmek amacıyla Kaan Bey ile bir görüşme yaptım. Kaan Bey'e bu talebimizi ilettim. Kaan Bey bu girişimin kendileri açısından da olumlu olabileceğini ifade etti. Ancak şu an gündemlerinde yer almaması nedeniyle talebe şu an için olumlu yanıt veremiyoruz dedi.  Bu görüşme neticesinde konu kapandı. Bunun ötesinde herhangi bir durum söz konusu değil. Üçüncü kişiler lehine bir menfaat olmadığını tekrar altını çizerek tamamen kamu menfaati yönünde gerçekleştirilmiş bir girişimdir efendim.

Eylem 58. Efendim bu eylemi savcılık ifadesinde detaylı ve net şekilde anlatmış olduğumdan izniniz olursa aynen okuyayım veya sadece değerlendirmemi yapıp geçeyim. Yani burada tamamen kamu lehine, sosyal hizmetlere fayda sağlanmasına yönelik bir çaba olarak, bir girişim olarak kendisiyle görüştüm. Kendisi bu talebi kabul etmedi. Ben de konuyu Sayın Başkanımıza ilettim. Daha sonrasında Başkanımız bir toplantıda, görüşmede ya da bir davette kendisiyle karşılaştığını söyleyerek bu hususla ilgili benim geri çekilmemi istedi. Ben de süreçten çekildim. Bunun dışında herhangi bir bilgim de yoktur süreçle ilgili efendim. Ve benim eylemlerim bunlar efendim. Eğer sorularınız olursa memnuniyetle cevaplamak isterim.

Şurada şunu sadece ifade etmek isterim efendim: Bu hususlarda ben şimdi iddianameyi incelediğimde, Elçin Bey'in her eylemin, Boğaziçi ile ilgili her eylemin altında kendisine atıfta bulunularak bir şey yapıldığını gördüm. Yani vicdani olarak şunu söyleyebilirim, Çaça’nın dışında hiçbir eylemin içerisinde Elçin Bey'in kendisi bizzat yoktur. Elçin Bey, bu sürecin dışında, yani bürokratik süreci yürüten taraftaydı. Biz buradaki eylemleri, bu bağış taleplerini tamamen Ekrem İmamoğlu'nun benimle olan teması doğrultusunda yürüttüğümüz bir işlemdir. Kendisinin belki dışarıdan duyumuyla haberi olmuştur ancak bizim herhangi bir irtibatımız veya bu süreçlere ilişkin birbirimize talimat verme, alt-üst ilişkisi durumu kesinlikle söz konusu değildir. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü biz İBB içerisinde benim Ekrem İmamoğlu'na resmi danışmanlık yapmamın dışında herhangi bir titrim, sıfatım, bir yetkim, icracı bir kimliğim bulunmamaktadır. Bunun altının özellikle çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.

HAKİM SORGUSU

Hâkim: Daha önce vermiş olduğunuz 23 Haziran 2025 tarihli bir ifadeniz var, 8 sayfa.

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: 17 Temmuz 2025 tarihli 3 sayfalık bir tutanak var.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Etkin pişmanlık kapsamında verdiğiniz ifadelerden bahsediyorum.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: 28 Temmuz 2025 tarihli 6 sayfadan ibaret...

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: Yine 19 Ağustos 2025 tarihli 11 sayfadan ibaret bir beyanınız var.

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: 9 Ekim 2025 tarihli 3 sayfadan ibaret bir ifadeniz var.

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: Bu ifade içerikleri doğru mudur?

Yakup Öner: Doğrudur. Aynı şekilde teyit ederim efendim.

Hâkim: Beyanlarınızın arkasındasınız.

Yakup Öner: Beyanlarımın arkasındayım, evet.

Hâkim: Şimdi bu 26 no.lu eylemle ilgili şimdi... Savunmanızda dediniz ki... Bu Gülaylar ile ilgili...

Yakup Öner: Evet, Gülaylar.

Hâkim: İfadenizde şöyle bir husus geçiyor; bu 22 milyon dolar, yaklaşık 22 milyon dolar civarında bir maliyeti olduğundan bahsettiniz.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Gülaylar bunu kabul etmedi. Bunun üzerine bu durumu Ekrem İmamoğlu'na arz ettiğinizde, "Başkan bir şey vermeden bu imarı alamazlar," dedi.

Yakup Öner: Doğrudur.

Hâkim: Bunun üzerine Gülaylar grubuyla yapılan protokol neticesinde yaklaşık 5 bin metrekare net konut alanı İBB'ye bırakılması üzere şartlı bağış protokolü imzalandı. Bu kısmı teyit ettiniz beyanlarınızda, doğru mudur?

Yakup Öner: Doğrudur efendim. Ben orada hani tekrar ifademin içeriğine girmedim, ben sadece üstüne bir şeyler eklemek amacıyla bir anlatımda bulundum. Ancak beyanlarımdaki tamamı, yani savcılık ifadelerimin tamamını aynı şekilde onaylıyorum, arkasındayım.

Hâkim: Şimdi bu 49 no.lu eyleme ilişkin, Sarıyer Vaniköy'deki yalıdaki tadilat olayıyla ilişkin...

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: Burada şimdi Cüneyt Yakut'un ifadelerinden bahsettiniz.

Yakup Öner: Evet efendim.

Hâkim: Orada Cüneyt Yakut ifadesinde 700-750 bin dolar civarı bir paradan bahsediyor. Siz de orada dediniz ki bizim görüşmemizde bu şekilde geçmedi, kreş yapımı olarak değerlendirildi. Orada da büyük kreş yapımı maliyeti de 700-800 bin dolar civarıydı dediniz.

Yakup Öner: Doğrudur. Bunu da onun talebi üzerine ilettim kendisine.

Hâkim: Şimdi buradaki talep, öncelikle şunu bir anlayalım; buradaki talep hukuki bir talep mi, kreş?

Yakup Öner: Bu aslında rızaen yapılması istenen bir bağış. Bu, yapılan resmi işlemlerin herhangi bir koşulu değil. Çünkü zaten ben bu konuşmayı yaptığımda kendisi basit onarım ruhsatını almıştı ve inşaatları devam ediyordu. Yani bu eylemi de ilk mesela ilk görüşmemizde büyük kreşi kabul etmediğinde bu eylemi durdurmaya yönelik de herhangi bir girişimimiz olmadı; yani o ruhsatın iptaline veya...

Hâkim: Cüneyt Yakut burada şimdi dinlenirken hani şimdi kreş olarak talep edildi diye de belirtse zaten ne değişecek burada yani?

Yakup Öner: Ben... O zaman etkin pişmanlıktan faydalanamayacaktı, birincisi bu. Çünkü benim ifadelerime aykırı düşmüş olacaktı.

Hâkim: Sen şimdi kreş olarak anlatmışsınız, sen faydalanmışsınız etkin pişmanlıktan.

Yakup Öner: İşte ben faydalanamıyorum bu eylemden efendim. Burada Cüneyt Yakut olayı çarpıtmış, benim anlattığımdan farklı anlattığı için benimki kabul edilmemiş.

Hâkim: Bu olayda Cüneyt Yakut şüpheli sanık değilmiş ki...

Yakup Öner: Değil, yani etkin pişmanlık hükümlerinde ceza verilmesine yer olmadığına denmiş efendim.

Hâkim: Ben o yararlanıyor demiyorum zaten ona da.

Yakup Öner: Özür dilerim. İddianamede bu yönde en azından bir atıfta olmadığını düşünüyorum.

Hâkim: Sen sonrasında basit tadilat diye bahsetmişsin. Basit tadilat olarak da bu sefer küçük kreş talebi var.

Yakup Öner: Tabii yani şimdi burada bizim talebin şekliyle şemaliyle alakalı bir durum değil efendim. Burada güçlendirme bizim için daha kolay bir unsurdu.

Hâkim: Sonrasında diyorsun ki ben burada devreden çıktım daha sonrasında.

Yakup Öner: Ben ilettim bitti benim için.

Hâkim: Devreden çıktım ama şu ifadende şu kısım geçiyor. Diyorsun ki sonrasında kreş yaptırılıp yaptırılmadığı hakkında veya nakit bir menfaat temin edilip edilmediği hususunda görgüm yoktur. Ancak duyum olarak kreş yaptırma işinin nakit menfaate temine döndüğünü duydum.

Yakup Öner: Duydum evet duydum. Bu sadece...

Hâkim: Bu iddia hakkında bilgim de yoktur. Evet.

Yakup Öner: Gerçekten yoktur.

Hâkim: Nereden duydun nakde dönüştüğünü?

Yakup Öner: Şimdi Boğaziçi efendim bana ara ara hani orada iş yapan mimarlar gelirdi. Ben ziyaret amaçlı geliyorum.

Hâkim: Hukuki bir kreş talebi ise nakde nasıl dönüşmüş o zaman?

Yakup Öner: Onu bilmiyorum efendim. Onun detaylarını ben bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum.

Hâkim: Kimden bilsen?

Yakup Öner: Ben bunu çünkü etkin pişmanlık kapsamında bunu anlatırdım.

Hâkim: Kimden?

Yakup Öner: Yani şimdi isim olarak tam hatırladığım bir durum söz konusu değil efendim. Burada Boğaziçi küçük bir yer. Dolayısıyla dedikodu çok fazla döner. İş takipçileri buradan benim yanıma gelip gidip bazı bilgiler anlatırlardı. İş sahipleri anlatırdı. Şimdi burada şundan duydum demek gerçekten çok hakkaniyetli olmayacaktır. Çünkü genel bir duyumdan bahsediyorum efendim burada ben. Özellikle şunun altını çizeyim efendim. Boğaziçi küçük bir mahalle gibi. Dedikodu çok hızlı yayılır. Zaten iş sayısı çok azdır. O yüzden hani herkes her şeyi biliyor hani bilir görür.

Hâkim: Bir de şimdi orada savunmanızda dediniz ki iş zaten hukuki süreç zaten hukuki bir süreç işleyecek.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Biz sadece bağış olarak kreşi talep ettik dediniz.

Yakup Öner: Doğrudur efendim.

Hâkim: Bu ifadenizde şu şekilde geçiyor. Diyorsunuz ki Ekrem İmamoğlu beni çağırarak bu görüşmeyi yürütmemi istedi.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Biz bu talebi ilk olarak reddettik.

Yakup Öner: Evet.

Hâkim: Bu redin üzerinden yaklaşık 1-2 ay sonra Cüneyt Yakut isimli şahıs beni arayarak benimle görüşmek istediğini iletti.

Yakup Öner: Doğrudur efendim.

Hâkim: Süreç hukukiydiyse zaten niye reddettiniz?

Yakup Öner: Niye reddettik? Esasında bu doğru bir soru. Ancak buradaki durum şöyle efendim. Boğaziçi çok stratejik bir bölge. Stratejik olduğu için de buradaki mevzular değerlendirilirken sadece yasal prosedür göz önünde bulundurulmaz. Yani halkın tepkisi çünkü Adnan Oktar'a ait olan bir villadan bahsediyoruz. Halkta hala infial devam ediyor düşüncesiyle buranın önünü açmayalım düşüncesi sebebiyle ya biz burayı yasal olarak size kesinlikle vermeyiz şeklinde bir reddetmekten bahsetmiyoruz.

Hâkim: Zaten reddedecekseniz reddettiyseniz süreç hukuki her ne kadar olsa da tepkisel olarak devam etmeyecekse kreş talebi niye gidiyor?

Yakup Öner: Efendim o önceki durumdu. Biz ilk başta bunu yürümeyeceği noktasında görüş belirtmiştik. Yani demiştik ki burasını mümkünse ben ama karşı taraf ısrarlı bir şekilde talep ettiğinde yasal olan bir durumu vermeme gibi bir durum keza zaten söz konusu olmaz. Şimdi burada sadece biz şunu söylemeye çalışıyoruz alacak olan kişiye. O zaman daha henüz alım gerçekleşmemişti. Biz burayı alırsak burayı yaptırabilir miyiz şeklinde bir ön görüşmeler vardı. Biz daha yaptırmayız burayı şeklinde görüşte görüş belirtiyordu. Buradaki mesele tamamen medya ve siyasi açıdan baskıya maruz kalmama açısından bir ön görüş olarak ön görü olarak ortaya konmuş olan bir eylem. Yasal bir eylem değil. Zaten yazılı da bir başvuru yoktur bu konuya ilişkin efendim.

Hakim: Eyleme ilişkin...

Yakup Öner: Evet.

Hakim: ...bu Çaça Balık...

Yakup Öner: Evet efendim,

Hakim: Seyfettin Taştan. Siz buradaki ifadenizde diyorsunuz ki "Olayla benim hiçbir alakam yok. Kesin Elçin Bey dediğiniz süreci yürütmüş o şekilde."

Yakup Öner: Süreci yürütmüş olduğunu ben Seyfettin Taştan'ın ifadeleri doğrultusunda söylüyorum. Yani edindiğim izlenim yoksa benim öyle bir iddiam yok efendim, onun özellikle altını çizeyim.

Hakim: Seyfettin Taştan'ın biz geçen burada dinledik, tanık olarak. Yakup Öner beni Bakırköy'e davet etti.

Yakup Öner: Böyle bir şey yok.

Hakim: Kendisi benden 10.000 adet tanesi 1000 liralık kart talebinde bulundu.

Yakup Öner: Tamamen yalan.

Hakim: Hatta ben rakamın yüksek olduğunu söyledim. 500 TL üzerinden anlaştık. Hatta ben de kendisine "Bu bağışın pazarlığı mı olur?" diye sormuştum o esnada. Sizin talep ettiğinizi söylüyor, sizin...

Yakup Öner: Efendim ben şimdi neye istinaden adamı çağırıp böyle bir talepte bulunayım? Şimdi adam diyor ki "Ben hiçbir şey yapmadım." Şimdi bir şey talep etmeyen adamı ben öyle zırt diye "Hadi gel ayağıma, bana kart ver." Bir de şimdi istesem "Bana nakit istedi" dese yine daha mantıklı olacak. Şimdi ben kartı niye zorla isteyeyim adamdan yani? Ha Seyfettin Taştan kim ki ben onu arayayım yani? Ha bir şey de ben Başkan adına arayıp görüştüğüm insanlar söz konusu burada. Ben şimdi Seyfettin Taştan'ı kafaya takacağım, arayacağım, çağıracağım ayağıma, kart isteyeceğim, bir de pazarlık yapacağım adamla şimdi, akıl var...

Hakim: Peki Seyfettin Taştan'ın açısından bakarsak, kendisinden böyle bir talep geldiğini iddia ediyorsa, bu talep bu talebi siz değil de Elçin Bey ileri sürdüyse "Gelip burada Elçin Bey istedi" diye anlatır, "Onlar istese ne diyecek? Ha siz istemişsiniz."

Yakup Öner: Efendim şimdi 2 hususun altını çizmek istiyorum. Birincisi, bu adam aslında bu yapıyı kurtarmak için bana geldi. Şimdi benim davetim üzerine değil. Ben kapıyı çalarak geldi bu adam.

Hakim: Bir de... Bir de biraz önce mesela dediniz ki en son ifademin en son kısmına bir şey ekleyeceğim dediniz. Elçin Bey Çaça Balık dışında, bürokratik süreçler harici herhangi bir şeyle ilgilenmemiştir. Yani orada dediniz "Bodrum katla Boğaziçi'ndeki hususlar var. Ben vicdanen bu durumdan biraz rahatsızım." Kendisi olaylardan haberdar değil, sadece bürokratik süreç içerisinde...

Yakup Öner: Doğrusu bu efendim, doğrusu neyse onu söylüyorum.

Hakim: Sadece bürokratik sürecinde kişi var iken bir tek Çaça Balık olayında...

Yakup Öner: Çaça Balık'ta da şimdi görünen şu efendim: Benim adamla bir tanışıklığım yok ama Seyfettin Taştan kendi diyor ki "Ben Elçin Bey'i tanıyorum" diyor, "Biz arkadaşız" diyor, "Benim mekanlarıma gelir giderdi" diyor. Şimdi durum buyken ben hangi sıfatla kart alacağım? Bir. İkincisi efendim, ilk etkin pişmanlık ifadesini veren benim, burada durumu anlatan benim. Ben anlatırken ben "Seyfettin Bey'i çağırdım, kart aldım" desem benim için değişen hiçbir şey olmayacak, aksine şu anda bu eylemden yargılanamıyor olacaktım. Ben hangi gerekçeyle yalan söyleme noktasında bulunuyorum? Şimdi Seyfettin Taştan ya da Seyfet Taştan, burada kendince benden intikam alma yolunu seçmiş. Benim gördüğüm kadarıyla bu. İki türlü husumet güdüyor: Birincisi, kendisini zamanında dinlemeyi reddettiğim ve hatta yıkılması yönünde Başkana...

Hakim: Onu da soracaktım, bu hususta dediniz ki "Burada hukuki... hukuka aykırı olduğundan dolayı yıkılması gerektiğini söyledim, sonrasında bana bu şekilde kumpas kurduğunu düşünüyorum" diye beyanınız oldu. Şimdi bu...

Yakup Öner: Doğrudur.

Hakim: ...hukuki hukuka aykırı olduğundan dolayı yıkılması gerektiğini belirttiniz, hassasiyetinizin olduğunu söylediniz bu konuda. Şimdi bu aynı hassasiyet mesele bu Tarabya sizin tabirinizle Central Otel, mesela orada da aykırı bir durum söz konusu.

Yakup Öner: Evet, onu şöyle anlatayım.

Hakim: Aynı hassasiyeti orada niye göstermiyorsunuz...

Yakup Öner: Aslında ben aynı hassasiyetleri gösterdim efendim. Şöyle anlatayım: Şimdi biz Mehmet Faruk Baştürk Bey'le görüştüğümüzde bana burada işte kaçak yapıların olduğu gibi bir durumdan bahsetmedi. Sadece "Ben Central Otel'i satın aldım, burayla ilgili benim tabii doğal olarak bahçe düzenlemesi, peyzaj gibi unsurlar söz konusu ya da yasal açıdan basit onarım ruhsatı talebi alma durumu söz konusu." Şimdi böyle bir durumda bizden destek talebi şeklinde algıladım. Daha sonra kendisine Boğaziçi İmar Müdürlüğüne yönlendirdim. Zaten benim herhangi bir icrai yetkim bulunmadığından dolayı, karar verme veya talimat verme yetkim bulunmadığından ben ilgilileri Boğaziçi'ne yönlendirdim ki diğer işlerde de yaptığım gibi aynı şeyi yaptım. Bana kendisi bu konular, teknik konuları Müdürlükle görüştüğünü söyleyince ben tekrar üstüne gitmedim. Benim o konuyla ilgili aykırılıktan çok sonraları haberim oldu. Yani ben görüşme aşamasında bu konularla ilgili bilgi sahibi değildim efendim. Hatta iddianameden öğrendim, işte duvarla örtüldüğünü, aykırılık olduğunu duymuştum kayaların oyulduğunu ama duvarla örülmüş olduğu durumunu bile ben iddianameden öğrendim, öyle söyleyeyim efendim.

Hakim: Orada 13 milyon nakit olayını duyunca bunu dediniz başkanı...

Yakup Öner: Israrı üzerine başkanın yaptım. Normalde ben reddettim yani biz böyle bir şeyin içerisine...

Hakim: Kendiniz de dediniz ki ben herhangi bir şekilde işin içerisinde nakit konusu olduğu zaman ben orada bulunmam, yer almam dediniz.

Yakup Öner: Doğrudur efendim, kesinlikle öyle. Doğrudur.

Hakim: Peki başkana konuyu ilettim, daha sonra başkan beni...

Yakup Öner: Fatih Keleş'e...

Hakim: Fatih Keleş'e konuyu aktarmamı...

Yakup Öner: Doğrudur.

Hakim: Siz başkana ne olarak ilettiniz? Yani ben bu işin içinde olmam deyince mi Fatih Keleş'e yönlendirdi? Yani Fatih Keleş...

Yakup Öner: Sayın Başkanım, ben şimdi İBB çatısı altında zaten benim kamusal görevim boyunca da aynı şey söz konusuydu, hiçbir zaman amirimin dışındaki resmi amirimin dışında hiçbir zaman talimat almadım. Burada da benim amirim sadece Ekrem İmamoğlu olduğundan Ekrem İmamoğlu'nun yönlendirmesi doğrultusunda Fatih Bey'e gittim. Yani burada bana sadece Faruk Baştürk'le yaptığın görüşmenin detaylarını oraya anlat. Yoksa para talep etti, madem para talep ediyor Fatih Bey baksın şeklinde bir yönlendirme değildi bu. Onun altını çizmek istiyorum ama...

Hakim: Sonrasında da o otelin sahibi de iddiasında...

Yakup Öner: Evet. O takip etti.

Hakim: Otelde ne kadar nakit verdiğini söylüyor iddiasında, bu yönde...

Yakup Öner: Bana Süleyman Atik'e vermiş efendim. Ben bilmiyorum. Zaten adamın nakit vereceği belliydi. Ben adam nakit vermedi demiyorum. Ben de aynı şekilde verdiğini biliyorum. Yani bu konuda çok net. 13 milyon TL'yi Süleyman Atik'le görüşüp o işten yürüttüğünü biliyorum ama 2 taksit mi verdi, 3 taksit mi verdi, birini mi kendi aldı, üçünü mü kendi aldı, o detayları ben bilmiyorum efendim. Ama burada benim tavrım sadece başkanın beni görüşmelere yönlendirdiği hususunun altını çizerek belirteyim. Ben yaptığım görüşmelerin detaylarını teknik bilgi, birikimim, tecrübem ve yasal mevzuat çerçevesinde başkana iletmek. Yani ve olduğu gibi iletmek. Şimdi bunu eğip bükerek iletemem. Bu vatandaş böyle dedi şeklinde ilettim. O da "Ha, iyi olmuş." demedi. "Kötü olmuş." da demedi. Yani bana Fatih Bey...

Hakim: Bu işin teknik kısmını iyi bilen bir şahıssanız da. Buradaki o mevzuata aykırı durumdan nasıl habersiz oluyorsunuz? Onu ne şekilde ilettiniz?

Yakup Öner: Efendim, buradaki konu teknik değildi. Yani benim buradaki mevzum daha çok konuyu anlamak, anladıktan sonra başkana iletmekti. Başkana ilettiğimde de başkanımız "Zaten ben böyle bir görüşme yaptım. Bu konuyla ilgili ben Mehmet Faruk Baştürk'le bir görüş. Bu konuya ilişkin benim talebim bir iletin. Yani ben Malatya'da kendisinin bir hayır yapmasını istiyorum. Çünkü Malatya kendi memleketi. İstanbul'a da yapmasın, Malatya'ya yapsın." dedi. Ben de bunu iletmek için gittim aslında. Yoksa buradaki konu hani "Yakup, buradaki süreci sen yürüt. Boğaziçi'nde şöyle şöyle şöyle yapsın." gibi bir durum değil. Zaten benim Boğaziçi'ne talimat verme yetkim yok. Sadece süreci görüşüp başkana bilgi aktarmaktan ibaretti. Bu doğrultuda hareket ettim. Çünkü zaten hani bilmiyorum yasal olarak Elçin Bey kendi ifadelerinde...

Hakim: 16 nolu eylemde Bu Doğuş Holding...

Yakup Öner: Evet.

Hakim: ...10 milyon dolar. Evet. Bu nedir? Bu neyin karşılığı isteniyor bu?

Yakup Öner: Sayın Başkanım bu Reina 1957 öncesinde yapılmış olan bir yapı olduğu için zaten iskanı kabul ediliyor. Şimdi Reina saldırısı kaç yılındaydı hatırlamıyorum şimdi. Yapıldıktan sonra orası metruk halde kaldı. İşletmeye de açılamadı. Uzunca bir süre ilgilileri bu noktada bir girişimde bulunmadılar. Daha sonra girişimde bulunulduğunda, benim duyumlarım doğrultusunda, ilgili Boğaziçi İmar yetkilileri veya ilgili Büyükşehir Belediyesi yetkilileri bu işe sıcak bakmadığında, yani "Burası hala taze, bu yaralar taze buraya dokunmayalım" şeklinde bir durum söz konusu olduğundan yapılamamış. Bize ilettiğinde konuyu biz kendisiyle ilgili bir çalışma yaptığımızda zaten yasal mevzuat açısından verilmesinde herhangi bir aykırılık olmadığını anlayınca... Tabii Boğaziçi'nin bana yönlendirmiş olduğu raporlar doğrultusunda anladığım bir husus. Yoksa benim bizzat oturup dosya başında incelemişliğim yoktur. O doğrultuda biz kendileriyle görüştük. "Ya burada zaten yasal olarak alabiliyorsunuz ama bizim de ekonomik bütçemiz sınırlı. Siz de raylı sistem yapıyorsunuz nihayetinde kamuya yönelik olarak. Buradaki kamunun size karşı olan borcundan bir miktar feragat sağlayın." şeklinde bir görüşmeden ibarettir efendim. Burada hani ön koşul değil ama bununla birlikte yürütülmüş bir süreç olduğunu söyleyebilirim.

Hakim: Şimdi ben az önce ifadenizde de bir yerde not aldım. "Neden suçlandığımı ben burada anlamıyorum. Kamu yararına destek talebinde bulunuyoruz." dediniz. Hatta bu nedir? "Mehtap Evi Köşkü" müydü?

Yakup Öner: Mehtap Evi Köşkü, evet.

Hakim: Bu hukuka uygun her talep geldiğinde neden böyle kilitlenip de bir kamu yararına talepte bulunuluyor? Hukuka uygun bir... Neden red etmiyorsunuz?

Yakup Öner: Şöyle efendim. Şimdi yasal mevzuat çerçevesinde kişi kendi haklarını hiçbir koşul olmadan elbette ki almak zorunda. Bizim buradaki taleplerimiz işle bağış arasında bir illiyet ilişkisi kurarak, bir bağlantı kurarak yürütmekten ziyade yani hazır buraya gelmişken bir talepte bulunalım. Yani aslında hani karşılıklı...

Hakim: Adam hayır yapmak istese kendi yapar zaten.

Yakup Öner: Evet. Doğrudur Sayın Başkanım. Hani ama bizimki gerçekten karşılıklı rızaya ilişkin yürüyor. Bunun da ispatını şöyle verebilirim Sayın Başkanım: Mesela Sinpaş kabul etmediği halde işleri yürümüştür. Yani bununla ilgili bir şey kurulmadı. Bu noktada yani benim eylemlerimin içerisindeki birkaç hususta daha bu çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Yani burada bir Torunlar da mesela aynı şekildedir. Yani bizim bir bağış konuşuyor olmamız, o bağış olmazsa bu iş gerçekleşmez anlamı taşımadığına çok iyi delillerdir aslında bu eylemler. Çünkü her seferinde eylemlerden çok sonraları bağış kısmı gündeme gelmiştir.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Yakup Bey, Eylem 26'dan başlıyorum.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Eylem 26'da daha demin bahsederken bu bağış sürecinin işte imar durumu üzerinde onay sürecinden bahsettiniz, doğru mu?

Yakup Öner: Doğrudur.

Savcı: Yine Başkan Bey de sordu, hani daha açık açık bahsetti, ifadenizden okuyup sordu: "Bu Gülaylar sürecinde 22 milyon dolarlık bağış meselesi, Gülaylar kabul etmedi. Bunun üzerine durumu İmamoğlu'na arz ettiğimde, Başkan, 'Başka bir şey... Bir şey vermeden bu imarı alamazlar,' dedi. Bunun üzerine Gülaylar Grubu ile yapılan protokol sonucu 5 bin metrekare alan İBB'ye bırakılması için protokol imzalandı." Yani bu durumdaki süreçte Ekrem Bey'in bahsettiği yani veya iddianızdan yola çıkarak söylüyorum, "Bir şey vermeden alamazlar," dendikten sonra mı protokol imzalandı?

Yakup Öner: Tabii. Yani bu konu konuşulduğunda yani protokolden epey bir önceydi. Bunun hemen arka arkaya gelişen bir durum değil. Zaten yasal haklarını almış, ondan sonra biz 11 ay sonra bu protokolü yapmışız. Biz bu görüşmeyi Ekrem İmamoğlu ile yaptığımızda henüz protokol imzalanmamıştı, meclisten de geçmemişti. Ama o zamanki meclis, özellikle altını çizeyim Sayın Savcım, burada AK Parti'nin çoğunlukta olduğu bir meclisti. Hani tek başına bizim yürütebildiğimiz bir süreçten ziyade bizim de içinde olduğumuz ama AK Parti'nin de tamam dediği bir süreç olduğu için...

Savcı: Zaten protokole ilişkin meclis onayından ziyade başkanlık olurundan bahsetmişsiniz.

Yakup Öner: Efendim?

Savcı: Meclis onayına ilişkin hani meclis onayı değil de direkt başkanlık oluruyla...

Yakup Öner: Bu bağışa ilişkin efendim.

Savcı: Bağıştan bahsediyorum.

Yakup Öner: Bu bağıştan. Şimdi plan kısmında yetki mecliste olduğu için bu yetkinin devri zaten söz konusu değildir, Başkanın böyle bir yetkisi yoktur. Burada sadece protokolün meclise sunulması, meclisten geçmesi veya geçmemesi durumu. İkisi de kamuya yöneliktir ancak biri daha katidir, öteki daha ucu açık değil ama; ucu açıktan kastım şu değil, başka bir şeye evrilebilir meselesinden değil. İptale yönelik Gülaylar'ın talebinin olması durumunda ucu açık olabiliyor; yani idari işlem açısından bir eksiklik oluşturuyor, yoksa niyet açısından demiyorum efendim.

Savcı: İlgili süreç Ekrem İmamoğlu tarafından verilen talimat gereğince ilgili belediye personeli tarafından sonuca bağlandı. Bu talimat kime verildi bu süreçte?

Yakup Öner: Daire başkanına, o zamanki daire başkanına ve şey Genel Sekreter Yardımcısı veya belki Genel Sekreter de bilmiyorum; yani idari işlemler.

Savcı: İlgili daire başkanı kimdi o tarihte?

Yakup Öner: O zaman Gürkan Akgün.

Savcı: İlgili genel sekreter yardımcısı?

Yakup Öner: Sanırım Mahir Polat mıydı ya da Buğra Gökce miydi tam hatırlayamıyorum efendim o dönemki şeyi. Ancak burada dediğim gibi bürokrasinin buradaki rolü sadece meclise sevkten ibarettir efendim; yani bir teklifi onaylama, reddetme veya pozitif olarak onaylama gibi bir yetkisi yoktu o dönemde.

Savcı: Bu Doğuş'tan eylem 46'ya geliyorum.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu Doğuş'un raylı sistemden alacağı para resmi ve hakedişli bir hakediş midir?

Yakup Öner: Zaten hakediş olarak ortaya konulması gereken ama ancak ekonomik sıkıntı sebebiyle ödenemeyen bir miktardı. Onlar uzunca bir süre borçlu olarak çalıştılar raylı sistemler hattının imalatını durdurmadan devam ettiler diye o zaman.

Savcı: Yani belediyenin Doğuş'a yaptığı bir bağış değil, Doğuş'un kendi resmi alacağı doğru mu?

Yakup Öner: Tabi tabi.

Savcı: Yaptığı iş karşılığında emek karşılığında neyse artık.

Yakup Öner: Tabi. Yani bundan feragat edersin şeklinde bir görüşmeydi.

Savcı: Yıllardır belediye içinde olduğundan bahsettiniz ona bahisle soracağım. Belediyenin bu süreçte ruhsat karşılığı alacağı ses edilme meselesi oluyor ya ruhsat alacağı var bir şey var ruhsat başvurusu yaptı. Belediyenin bir alacağı da var belediye bu şekilde alacağını sildirebiliyor mu?

Yakup Öner: Ya bunları duydum Sayın Savcım ancak delillendiremem.

Savcı: Sonuçta hakedişe dönüşmüş artık içeriye verilmiş onaylanmış vesaire alacak doğmuş durumdadır. Nasıl vazgeçilecek?

Yakup Öner: Yani yasal olarak yapılmaması gerekiyor. Vazgeçme kısmı şöyle hani parayı alır geri bağış yapar gibi veya bilmiyorum ben mali yönden bu işin teknik boyutunu hukuki boyutunun ne olduğunu bilmiyorum ancak hani içeriye ben şu kadarlık alacağımdan feragat ediyorum dediğinde eğer bir koşul ileri sürmeksizin şurada şurada şurada kullanılmak üzere derse, Meclis’e girmesi gerekiyor. Ancak koşul belirtmeksizin yaparsa iki tarafın onayıyla bildiğim kadarıyla o bağış işlemi onaylamıyor. Ancak bunun formalitesini ve prosedürlerini bilmiyorum Sayın Savcım.

Savcı: Daha sonra süreç Fatih Keleş'e yönlendirilmiş doğru mu?

Yakup Öner: Burada ben konuyu başkanın bilgisi doğrultusunda Fatih Bey'e ilettim. Ondan sonraki süreç o tarafta ilerledi yani.

Savcı: Ekrem Bey'le nasıl görüştünüz, hani Fatih Keleş'e yönlendirme süreci anlamında?

Yakup Öner: Fatih Bey'e Başkan yönlendirdi beni. Burada ben Başkanımıza ben...

Savcı: Süreci o devralsın diye mi yönlendirdi yoksa?

Yakup Öner: Hayır sadece bana zaten kendileri görüşürlerdi. Yani burada benim önümde bir devir durumu söz konusu olmadı Sayın Savcım. Burada sadece ben konuyu ben Hüsnü Bey'e ilettim. Hüsnü Bey bu konuya kendisinin çok ciddi bir miktar olduğu için karar veremeyeceğini ve bunu Ferit Bey'le görüşeceğini söyledi.

Savcı: Peki Fatih Keleş'in yürütme yetkisi var mı belediye adına?

Yakup Öner: Fatih Bey'in resmi yetkisi Spor A.Ş. Genel Müdürlüğü ya da Yönetim Kurulu Başkanlığı tam unvanını bilmiyorum ancak tabii ki bu meseleleri yürütmeye yasal olarak yetkisi yoktu.

Savcı: Yine bu Eylem 49 meselesiyle ilgili.....

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Daha sonra bu kreş meselesinde nakit menfaat ödendiğinden bahsettiniz ya.

Yakup Öner: Evet, evet Sayın Savcım.

Savcı: Bunu kimden duydunuz?

Yakup Öner: Dedim ya, şimdi Boğaziçi küçük bir yer. Dedikodu çok dönüyor. Yani fiilen şu verdi olsaydı ben zaten o zamanki ifademde de bunu samimiyetle söylüyorum, açık yüreklilikle anlatırdım. Burada ben daha çok ya bir dedikodu dönüyor, bu nedir diye baktığımda görmüş olduğum bir şey. Ama bunu teyit edecek herhangi bir bilgim, gördüğüm yoktur efendim.

Savcı: Yine bu Halk TV işte Cafer Mahiroğlu meselesi var. Ona ilişkin beyanlarınız da var. Murat Ongun....

Yakup Öner: Evet efendim.

Savcı: Bu süreci nasıl yürütüyorsunuz?

Yakup Öner: Süreci yürütmekten ziyade efendim, şöyle bir durum söz konusu. Burada zaten yapıda belli imalatlar yapılmıştı. Bu imalatlarla ilgili benim hatırladığım kadarıyla Elçin Bey başkanımıza bu imalatları anlatmış, burayla ilgili yasal olarak gereğinin yapılması gerektiği hususunu belirtmiş. Ancak herhangi bir talimat gelmediği için, ama gecikmeden mi başka bir sebepten mi onu bilemiyorum. Talimat gelmediği için Elçin Bey bana tekrardan bir hatırlatmada bulundu. Dedi ki, ya burada bir, sen de gündeme getirebilir misin deyince ben de başkanımızın gündemine götürdüm. O da dedi ki, bunu Murat'la bir konuş. Murat'la konuşmaktan kastı şu değil, yani burada siz oturun birlikte karar verinden ziyade, medyaya ilişkin bir husus olduğu için Murat'ın bilgisi olsun bunda. Ondan sonra ben konuyu ona ilettim. Sonra kendi aralarında verdikleri bir karardır. Burada benim herhangi bir dahilim, yetkim, icrai bir durumum söz konusu değil efendim.

Savcı: Murat Ongun ile aranızda bir galiba konuşma geçmiş, ondan bahsetmiştiniz.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: İşte bu konuyu başkanla konuştuğumuzda, başkan "Bu konu önemli, bu konuyu Murat Ongun ile birlikte değerlendirin, öyle karar verin" dedi. Murat Ongun ile görüşüldüğünde kendisi "Bize destek veren tek kanal, ......" şeklinde bir beyanda bulundu.

Yakup Öner: Evet, bu böyle bir sitem oldu, doğrudur.

Savcı: Yani bu imar ve benzeri işlerde belli kişilere veya isimlere bu tarz ayrıcalıklar yapılır mıydı? Veya ayrıcalıklı bir yaklaşım geliştirilir miydi? Bunun üzerine gitmek veya vazgeçmek gibi.

Yakup Öner: Yani ayrıcalık... Burada benim bilgim dahilinde olan eylem olsaydı bunu da zaten ifadelerimde anlatırdım Sayın Savcım. Benim bunun dışında bildiğim bir husus yok. Yani çünkü medya ile benim hiçbir işim yok. Yani Murat Ongun'un yürüttüğü...

Savcı: Yok, imarla ilgili konulara baktığınız için, yani bu Boğaziçi ile ilgili konular size geldiği için, ha bu tarz benzer kişilere belli başlı ayrıcalıklar tanınır mı?

Yakup Öner: Ya kolaylık mutlaka tanınmıştır Sayın Savcım. Ayrıcalığın büyüklüğünü şu anda hani somut bir eylem üzerinden anlatamam ama bazı konularda mutlaka artılar, eksiler olmuştur. Yani bu konuda kolaylık sağladıklarını düşünüyorum.

Savcı: Bu konuşmadan sonra, sonrasında Boğaziçi İmar Müdürlüğü süreci beklemeye aldı şeklinde beyanınız var.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu konuşma sonrası bu işlemler durduruldu mu?

Yakup Öner: Hayır, yıkım yapıldı. Yani tutanak tutulup yıkım yapıldı. Yasal gereği yerine getirildi. Ancak burada süreç nasıl yürüdü, oradaki mesele tam olarak neydi, bu konuya ilişkin çok detay bilmiyorum. Ben sadece burada görmüş olduğum takvim, kronolojik işleyiş ve görüşme sırasını anlattım. Ama burada bu sebepten uzunca bir süre bekleme süresinin söz konusu olduğunu söyleyebilirim efendim.

Savcı: Evet. Fiili olarak yerine yapılmadıysa da burada daha başka alanlarda imar... alanlar kazandırıldı fakat işin yapılış şekli...

Yakup Öner: Doğrudur. Yani bu sadece bilgiye dayalı yani duyuma dayalı bir bilgi. Gidip yerine fiilen görmüşlüğüm yoktur. Ancak bu konuda olduğuna ilişkin bilgim var. Yasal prosedür açısından ne yapıldı onun detaylarını ben bilmiyorum. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nden o konuya ilişkin bilgi talep edebilirsiniz Sayın Savcım.

Savcı: Zaten burada bir anlaşmazlık bahsettiniz hani, nakdi talep olduğu zaman ben sürece dahil olmam dediniz.

Yakup Öner: Kesinlikle. Doğrudur efendim.

Savcı: Bu Faruk Baştürk'ün bahsettiği, vermek istediği 13 milyon TL'nin mahiyeti nedir?

Yakup Öner: Genel olarak.

Savcı: TL mi? Bu düşülen bağış mı rüşvet mi yani?

Yakup Öner: Bizim bağış talebimizdi. Bu işlerin bir karşılığı şeklinde dediğim gibi, biz zaten kreşi de özür dilerim burada o konu da bu kapsamda konuşmadık. Yani "Bunu verirsen işlerin yürür, vermezsen yürümez" gibi bir ifade zaten benim literatürümde yok. Ben hiçbir görüşmemde böyle bir içerikle hareket etmedim.

Savcı: Peki 13 milyon bağışsa niye süreçten çekildiniz? 13 milyon nakit bir bağış talebi.

Yakup Öner: Bu her tarafa çekilebilecek bir şey efendim. Söz konusu para olunca paranın resmi olarak içeriye girmesi gerekir. Yani meclise denilmesi lazım ki ben şu kadar TL'yi resmi olarak yapıyorum. Ancak buradaki süreç resmi olmayacağı için ben bu paranın da nereye gideceğini bilemem. Ben etik olarak para konularında...

Savcı: Peki resmi olmayan bir yerde belediye sistemine girmedi doğru mu? Bilginiz var mı?

Yakup Öner: Girmedi tabii. Ha şimdi ben alındığına ilişkin biliyorum ama bunun ne kadar alındı, 13 milyonun tamamı mı alındı, ben iki ya da üç taksit olarak alındığını biliyorum. Zaten Süleyman Atik'in de ifadesi var. Birkaç gün önce de burada kendisi belirtti. Belli bir miktar alınmış ama tamamı mı alındı, belli bir miktar mı alındı, para nereye gitti onların detaylarını...

Savcı: Peki bu tarz iş adamlarının nakit tekliflerini Ekrem Bey'e ilettiğiniz zaman bu konu hakkında tepki göstermez miydi, bu ne parası, bu ne teklifi diye?

Yakup Öner: Yok. Yani daha çok hani böyle bir teklif geldiğinde bana gelmezdi. Bana çok nadir gelirdi. Çünkü benim uzunca bir süredir belediyecilik faaliyetlerinin içerisindeyim Sayın Savcım. Ben 20 küsur yılı geçti. Şimdi ben prensip olarak, etik olarak devletimi, kamuyu artıya geçirecek veya fayda sağlayacak unsurların içerisinde yer almaya gayret ettim. Bunun dışındaki hiçbir meselenin aktif olarak içinde olmadım. Fark ettiğimde de geri çekildim. Dolayısıyla burada hani beni tanıyan herkes de bu yaklaşımımı bilir. Bu sebeple yani bu tür meseleler olduğunda ya bana hiç verilmezdi bu konu... Yani "Yakup sen git şu adamdan şunu iste" kısmında eğer kamu faydası yoksa bana zaten gelmezdi o konu. Hani burada bizim işleyiş açısından durum buydu. Veya bizim görüşme sırasında benim talebim üzerine iş buraya dönerse ben konuyu başkana aktarıp "Ben bu işin içerisinde yer almak istemiyorum" derdim.

Savcı: Şimdi sorumlu olduğunuz eylemlerdeki mali verilere baktım. Mesela 10 milyon dolar Torunlar'dan, 10 milyon dolar Doğuş'tan, -ki bunlara hani bağış diye nitelendiriyorsunuz da- 22 milyon dolar Gülaylar'dan, 800 bin dolar Vaniköy'den ve 5 milyon TL Çaça Balık'tan...

Yakup Öner: Vaniköy doğru değil efendim. Yani bu...

Savcı: İddianamede Yaşar [anlaşılamadı] rakam geliyor.

Yakup Öner: Ha şöyle; biz büyük kreş talebinde bulunduk ama kendisi kabul etmedi büyük kreşi. Sonra küçük kreş...

Savcı: Kreş taleplerinden bahsetti.

Yakup Öner: Ha talep alındı, evet. Evet efendim.

Savcı: 5 milyon TL Çaça Balık'tan, 13 milyon TL Tarabya Otel’dem, 3 milyon dolar Avni Çelik'ten, 4 milyon dolar da Fiba Grubu'ndan hani istenen paralar var.

Yakup Öner: 4 milyon dolar değil, 400 bin dolar efendim.

Savcı: 400 bin dolar, evet. Aşağı yukarı 49 milyon dolar gibi bir bağıştan bahsediyoruz. Yaklaşık 18 milyon TL de... Yani bunu bağış diye değerlendiriyorsunuz da mesela daha demin buraya Hüseyin Bozkurt geldi işte hastane sahibi. Ondan istenen bir bağış var yine. Mesela bu şahıs bu bağışa hani bağıştan ziyade haraç diye nitelendirdi. Bu istenen 50 milyon dolarlık bağışlarla ilgili bu kişilerden hiç size böyle dönüşler oldu mu? Yani "Böyle bir bağış mı olur?" diye. Çünkü bağış dediğin...

Yakup Öner: Yani benimkilerde yok efendim.

Savcı: Buradaki herkesin bir şekilde belediyeyle bir işi var. Yani herkesin... Bağış dediğin gönüllü bir şeydir baktığın zaman. Hani saygı, takdir bulunur yani bir talep olmaksızın. Ama sürekli bir kişilerin belediyeyle bir işi var, haklı veya haksız talepleri ve sürekli bir bağış. Bağış dediğin 50 milyon dolardan bahsediyoruz, ciddi bir rakam yani. Burada birçok hani savcılık da dosya üzerinden bu süreçleri bağıştan ziyade irtikap veya rüşvet diye değerlendirdi. Siz de belediyeci bir kişiliğe sahipsiniz tamam hani olduğunu söylüyorsunuz.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu bağışlara ilişkin süreçlerde Ekrem Bey'le yaptığınız görüşmelerde bu tarz tepkiler geldiği zaman kendisine ilettiniz mi hiç?

Yakup Öner: ... Meselesi bu eylemde söz konusu oldu. Burada da yani ben şok etkisi hissettiğini görmedim.

Savcı: Efendim?

Yakup Öner: Yani bir "Nasıl böyle bir şey teklif ederler?" eder şekilde bir tepkiyle karşılaşmadım. Sadece bana "Bu konuyu Fatih Bey'e ilet" dedi, ben de Fatih Bey'e ilettim.

Savcı: Yine beyanınıza başlarken bir yapıdan bahsettiniz, içerideki ve dışarıdaki kişiler diye. Savcılık ifadenizde de bir anlatınız var. İşte, İmamoğlu'nun sisteminde Belediye içinde Fatih Keleş, Murat Ongun, Ertan Yıldız vardı. Belediyeye talimat ve yön verme, işlemlere müdahale etme şeklinde. Dışarıdaki isimler ise Murat Gülibrahimoğlu, Adem Soytekin, Hüseyin Köksal. Şimdi bu daha deminki beyanınızda Hüseyin Köksal'dan bahsetmediniz.

Yakup Öner: Efendim ben Hüseyin Köksal'ı çok tanımıyorum, sadece duyumdan ibaret. O yüzden o ikinci ifademde burada anlatırken başka kişiler varsa da "Benim konuya ilişkin bir şeyim yoktur" diye ekledim. Hüseyin Köksal'ı özel olarak çıkarmamın sebebi somut herhangi bir şeyim yok. Şimdi ben Gülibrahimoğlu'nu duydum. Gördüm. Adem Soytekin'i de gördüm, duydum. Hangi eylemler içerisinde olduğuna ilişkin duyumlarım daha güçlü. Ama Hüseyin Köksal benim için çok flu. Bu yüzden hani burada tekrar edip etmeme noktasında biraz tereddüt ettim. Ancak hani duyumlar o isimle birlikte yürüdüğü yönünde. Ancak bunu ben teyit edemem yani.

Savcı: Şimdi ama daha deminki beyanlarınızda işte bir düzen var, koordinasyon var, vesaire kişilerin birbirleriyle bağlantılı olduğu şeklinde beyanınız var. Bu nasıl bir bağlantı yani, süreç nasıl işliyordu?

Yakup Öner: Şimdi efendim benim çalışma...

Savcı: Ama ona birazdan geleceğim de. Genel şimdi herhalde 2014'ten beri...

Yakup Öner: Şimdi 2014, evet. Ben şimdi 2014'ten beri...

Savcı: Günümüze gelen isimler de aşağı yukarı iddianamede belirtilen. Verdiğiniz isimler de bunların hepsi o 2014 yılından olan isimler. Bunlar nasıl bir sistem dışarıdakiler, içeridekiler?

Yakup Öner: Şimdi aslında bu konuyu anlatmadan önce benim çalışma şeklim, nasıl 2014'te orada devam ettiğimi isterseniz çok kısa bir anlatayım. Çünkü anlattığım şeylerde belirleyici olacağını düşünüyorum Sayın Savcım. Şimdi ben 2014 öncesinde Beylikdüzü Belediyesi'nde çalışan biriydim. AK Parti seçimi kaybedip Ekrem İmamoğlu CHP olarak seçimi kazanınca ben belediyeden ayrılma kararı aldım. O dönemde de zaten onunla konuşmuştum. İlgili belediye yetkilileriyle, süreçten çekilmiştim. 1 ay kadar da ben belediyeye gitmedim. Hani yönetim otursun, istifamı öyle vereyim diye. O dönemde Ekrem İmamoğlu bir haber gönderdi bana "Seninle devam etmek istiyorum" diye. Ben de "Danışman olarak devam etmemiz durumunda ancak mümkün olabilir, ben içeride aktif görev almak istemiyorum" dedim. "Tamam" dedi. Ben danışman olarak o dönemden beri devam ediyorum. Şimdi o dönem benim sadece ve sadece harita konularıyla ilgili çalıştığım bir dönem oldu. Dolayısıyla Beylikdüzü Belediyesi döneminde yani ben Murat Ongun'u hani sadece kafa selamı verecek kadar tanırdım. Fatih Keleş'i yine aynı şekilde. Yani oturup bir çay içmişliğimiz, bir hal hatır sormuşluğumuz yok.

Savcı: Yani bu söz konusu 2019'dan sonra mı daha çok hani?

Yakup Öner: Benim şahitliğim 2019 sonrasındadır efendim. Yani 2019'dan öncesinde benim sadece belediyeye gidip kendi işime baktığım ve geri döndüğüm bir süreç söz konusuydu.

Savcı: 2019'un başına döndüğünüz zaman, bu konuda beyanlarınız var Resul Emrah Şahan hakkında.

Yakup Öner: Doğrudur efendim.

Savcı: İşte bu yeni İBB ve iştiraklerde Emlak İmar Yönetimi, İmar A.Ş., KİPTAŞ, BİMTAŞ gibi alanların yöneticileri Emrah'ın tercihine bağlı olarak oluşturuldu.

Yakup Öner: Benim düşüncem budur. Halen daha aynı şeyi düşünüyorum ve teyit ediyorum efendim.

Savcı: …şeklinde beyanınız var. "Hatta iştiraklerin yönetiminde fiili olarak Resul Emrah Şahan elinde şeklinde… "

Yakup Öner: Bu iştiraklerin, hepsi değil. Bu iştiraklerin; yani atıyorum BİMTAŞ’ın, ondan sonra diğer saymış olduğum iştiraklerin ben uzunca bir süre onun etkisinde hareket ettiğini düşünüyorum. Seçimden sonra ancak 2024 yılında fiilen belediye başkanı olduğu için belki aksamalar söz konusu olmuştur. Hani aktif olarak görev takip edemediği bir durum söz konusu olduğundan olmuş olabilir. Ancak o döneme kadar öyle olduğunu düşünüyorum.

Savcı: Peki 19'dan sonra bahsettiğiniz yapıyla ilgili belediye içinde herhangi bir rahatsızlık var mıydı insanlar tarafından?

Yakup Öner: Bana karşı mı?

Savcı: Yok, size karşı değil. Bahsettiğiniz dışarıdaki, içerideki kişiler.

Yakup Öner: Tabii ki rahatsızlık vardı işin, efendim bende de vardı. Yani bu sadece etrafımda olan şeylerle ilgili değildi. Ben şimdi danışmanlık yaptığım dönemlerde kendi yaptığım işlerle ilgili bir problemim yoktu. Ancak içeride daha aktif görev almam durumunda daha etkili pozisyonlar, daha iyi sonuçlar üretebileceğimi düşünüyorum efendim. Ben şimdi şöyle söyleyeyim; ben aile ortamlarında küçüklüğümden beri "Allah devlete zeval vermesin" cümleleriyle sohbetin sonlandığı bir ortamda büyüdüm. Dolayısıyla devlet figürü, millet figürü benim gözümde çok yüce bir noktaya sahiptir, kutsal bir yerdedir. Bu belki ütopik gelebilir, belki hani gerçekçi gelmeyebilir ama benim dünyam böyle, benim inancım böyle. O yüzden ben kamuya fayda sağlamayı her zaman hayatımda öncelikli bir noktaya koydum, öyle de devam ettim. İnanıyorum ki dünyada bir gün bir düzen kurulduğunda bu yine yüce Türk Milleti'nin ve yüce Türk Devleti'nin omuzları üzerinde yükselecek. Ben buna inanıyorum ve umarım da olacak yani.

Dolayısıyla burada şimdi yaklaşımı şöyle ortaya koymam lazım. Bunu niye anlattım? Şov olsun diye anlatmıyorum Sayın Savcım. Benim hayata yaklaşımım bu. Dolayısıyla ben kamu kurumunun dışında çok rahat para kazanabilecek yeteneklere sahibim. Çok evvelden devam eden arazi yatırımlarım var 2001 yılından bugüne kadar. Para kazanmayla ilgili benim problemim yok. Ancak kamunun içerisinde olduğumda fayda üretmek istedim ve bir dönemde görev talep ettim. Ancak olmayınca çok da üstelemedim. Hani bana görev verilmesini tercih ederdim. Zaten daha önceki savcılık ifadelerimde de ben bunu uzun uzun anlattım; hani neden görev alamadığımı. Benim gözümde —bu benim kendi izlenimlerim ve hissiyatım doğrultusunda ortaya çıkmış sonuçlardan biridir— Emrah'ın benim yol yürümemde, yürüyüşümü engelleyen ana faktör olduğunu düşünüyorum. Ama bu, aramızda bir kavgaya, tartışmaya hiçbir zaman dönmedi. Yani "Madem görev vermiyorlar, ben de öyle devam edeyim" deyip devam ettim. Dolayısıyla Emrah Bey'in bu konuda yaptığı şeyler sadece Emrah Bey'e ilişkin değil; içeride yapıyı anlatırken her danışmanın kendi altındaki hiyerarşik yapıyı korunaklı bir vaziyete getirmiş olması benim gözümde rahatsız edici bir durumdu, çünkü giremiyorduk hiçbir şekilde.

Savcı: Yapılan işlerdeki roller nedir? Mesela Fatih Keleş.

Yakup Öner: Fatih Keleş danışman değildi. Önceki dönem meclis üyesiydi, sonraki dönemde de 2024 yılından sonra Spor Kulübü Başkanı olarak bildiğim kadarıyla ya da Spor A.Ş.'nin bir yöneticisi, ben tam titrini hatırlamıyorum neydi. Ama spor faaliyetleriyle ilgilenen biriydi. Bir titri yoktu onun dışında. Ancak Murat Ongun, Ertan Yıldız ve Yiğit Oğuz Duman resmi danışmanlarıydı bunların.

Savcı: Titrinden ziyade oradaki faaliyetlerini sormak istiyorum. Mesela ifadenizde, "Fatih Keleş para işlerinin takibini yapan" şeklinde beyanınız var.

Yakup Öner: Evet doğrudur.

Fatih Keleş hakkında ayrıntılı anlatımlarınız olmuş ifadelerinizde. Fatih Keleş'in takip ettiği para işleri tam olarak nelerdir? Hatta daha sonra bu İSKİ ve işte Boğaziçi İmar sürecinin sana devri söz konusu olmuş.

Yakup Öner: Ya bir dönem öyle bir şey gündeme geldi ancak aramızdaki uyumsuzluk sebebiyle sanırım şey yapılmadı. Ben de zaten kabul etmeyeceğimi bunu açık bir şekilde hem Fatih Bey'e hem başka birine belirttim.

Savcı: Fatih Keleş süreçlere ne şekilde müdahale etti? Hani ifadenizde şunu söylemişsiniz: "Fatih Keleş bana gelerek 'Ben Ekrem Bey ile görüştüm, artık yavaş yavaş çekilmek istiyorum. Boğaziçi İmar Müdürlüğü, İSKİ'yi sana bırakmak istiyorum. Başkan seninle konuşacak.' dedi. Ben Ekrem İmamoğlu'nun beni çağırmasını beklemeden randevu alıp kendisiyle görüşmeye gittim. Fatih Keleş bana iki yapıyı, bana iki yapıyı bana devredeceğini, 'Sizin bir ölçünüz var mı?' diye sordum. Kendisi bana 'Bu iki yapı ile ilgili bir çalışalım, konuşalım.' dedi. Ben 'Kadro değişikliğim olacak mı?' diye sordum. Olumlu cevap alamayınca incelemeden teklifi reddettim." şeklinde beyanınız var.

Yakup Öner: Evet doğru

Savcı: Beyanınızın devamında hatta "Benim kadro değişimi istememdeki temel maksat söz konusu yerden yönetilmek istenen dolaylı olmayıp bu iki birimde yozlaşmış bir düzen olduğunu düşünmem."

Yakup Öner: Bu benim düşündüğüm şey.

Savcı: "Fikri reddettim." bu şekilde beyanınız var. Şimdi Fatih Keleş'in bu para işlerinin takibi meselesini açar mısınız? Bir de aynı zamanda bu İSKİ ve Boğaziçi İmarı devretme hikayesini.

Yakup Öner: Şimdi efendim, burada şöyle.

Savcı: Buyurun.

Yakup Öner: Şimdi burada benim içerideki görüntüm, aslında beni nasıl gördükleri meselesi burada çok önemli. Şimdi ben hayatım boyunca ahlaki bulmadığım, erdemli bulmadığım hiçbir eylemin içerisinde bulunmadım. Ben yalan söylemem, yani karakterimde yoktur. Abuk sabuk hareketlerin içerisinde olmam. Kişisel menfaatime yönelik hiçbir zaman bir eylemin içerisinde olmadım. Şimdi benim nasıl çalıştığımı, beni evvelden tanıyanlar bilirler. Ben 2014 öncesinde yaptığım şeyleri diğer arkadaşların bildiğini iddia edemem ancak Ekrem İmamoğlu'nun mutlaka bununla ilgili istihbarat aldığını düşünüyorum benim karakterim, bilgi birikimim ve tecrübem konusunda. 2019'dan sonra da kendi daveti üzerine ben Büyükşehir Belediyesine gittim. Büyükşehir Belediyesinde de yine 2014'te nasıl başladıysam aynı şekilde başlayıp, devam ettim. Benim ilerleyen süreçlerde görev talebim oldu. Ancak görev alamayacağımı anlayınca istemeyi bıraktım, çok da detaya girmedim. Şimdi burada şunu anlatmaya çalışıyorum. Şimdi ben kendi mesleğimde iyi olduğumu düşünüyorum, iletişim yeteneklerimin iyi olduğunu düşünüyorum, çözüm üretme kapasitemin yüksek olduğunu düşünüyorum. Şimdi bu açıdan bakıldığında problemli işler ya da çetrefilli meseleler ya da menfaate meyil oluşturabilecek olan işlerin yönetiminde ve çözülmesinde benim yöneticilerimin beni tercih etmesinden daha doğal bir şey yok. Ancak bu içeride sevildiğim ve değer...

Savcı: Ben sizden bahsetmiyorum, Fatih Keleş'i soruyorum.

Yakup Öner: Evet, onu şunun için söyleyeceğim efendim. Beni sokmadılar hiç o yapının içerisine. Hani ben girmek girer miydim, girmez miydim o ayrı bir konu.

Savcı: Fatih Keleş şimdi burada İSKİ'dir, Boğaziçi İmar yapısıdır, bunlardan bahsetti. "Ben Ekrem Bey ile görüştüm, burayı yavaş yavaş sana devredeceğim" şeklinde bir beyanda bulunuyor, doğru mu?

Yakup Öner: Doğrudur, evet.

Savcı: Buranın genel müdürü yok mu normal şartlarda?

Yakup Öner: Hayır, devredeceğinden kastı şu: Şimdi Fatih Keleş'in yaptığı iş neyse benim onu devam ettirmem.

Savcı: Parasal süreçten bahsediyorsunuz, ifadelerinizde bahsettiğiniz gibi.

Yakup Öner: Tabii, tabii.

Hakim: Orada onunla ilgili tutanak var. Evet. Evet, ne konuda itirazınız var avukat hanım, mikrofonu açalım.

Nergiz İnce: Birincisi sanık soruya cevap vermedi, akabinde tekrar oradan ifadeyi okutarak doğrulattı sayın Savcım. O yüzden bunu somutlaştırsın.

Hakim: Avukatlarımız da aynı şeyi yapıyor, ben engelleyemiyorum. O yüzden herhangi bir şekilde engelleyemiyorum.

Nergiz İnce: Siz engelleyebilirsiniz, Savcı Beyi engelleyebilirsiniz.

Hakim: Avukatım "mesleğim bu" deyip yol almış bu konuda, yani sıkıntı... Sanıklar burada müdahil olduklarında da aynı şeyleri yaşadık yani. İfadeyi okuyup hatırlatarak soru soruyorsunuz yani avukatlar da yapıyor aynı şeyi. Niye savcı bey sorunca engel olacaksın yani? Soru sorulmuyorsa bu avukatlar tarafından, ben orayı da engelleyeyim. Ama aynı tarzda, aynı şekilde soruları herkes yapıyor yani.

Nergiz İnce: Referans burada avukatlar olmamalı. Yani ifadeyi okumakla ifadeyi tasdik ettirmek arasında bir fark var ya, o tasdik ettirmeye yönelik.

Hakim: Avukatlar da aynı soruyu soruyor. Şimdi burada savcıyı engellersem aynı şekilde tüm soruları ben önden engellerim yani. Böyle bir şey, yani ifadeyi okuyarak burada ilk defa soru sorulmuyor, sürekli aynı şey yapılıyor burada. Sanıklar da aynı şeyi yapıyor. Mesela birçok sanığımız da eline alıyor ifadeyi, ifadeden okuyor, okuyor, soru soruyorlar birbirlerine. Şimdi bunu mu engelleyeyim?

Savcı: Şimdi Boğaziçi İmar meselesine geliyorum. Onunla ilgili de anlatımlarınız var ifadelerinizde. Boğaziçi İmar'daki kurumun işleyişindeki gerçek ve belirleyici karar verici Fatih Keleş ve Ekrem İmamoğlu şeklinde beyanınız var.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? Yine büyük kapsamlı işlerin Fatih Keleş yürütür şeklinde. Şey de vardı, kısmında bahsederek...

Yakup Öner: Tabii, ben şimdi Başkanın bana yönlendirdiği kişilerle ilgili raporları oluşturduğumda bu raporların sonuçlarını yine Başkana sunmakla mükellefim. Ben şimdi Başkana raporu sunduğumda bazı hususlara ilişkin Fatih Keleş'i ya "Onunla görüş" diyerek beni ona yönlendirmesi meselesinde Fatih Keleş'in de Boğaziçi ile ilgili mevzuları takip ederken yürütmüş olduğu süreçlere ilişkin olarak gözlemlerim doğrultusunda bunu söylüyorum efendim.

Savcı: Peki Süleyman Atik ile Fatih Keleş'in ilişkisinden bahsetmişsiniz.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu nasıl bir ilişkidir ya da hangi...

Yakup Öner: Şimdi Süleyman Atik'i bana yönlendiren Fatih Keleş'tir efendim. Orada zaten ben ifademde onu belirtmiştim. Bir meseleyle ilgili bana kendisini gönderdi. Biz teknik bir konuydu, inceledim. Sonra gerekli bilgileri verdikten sonra Fatih Bey ile görüştüğümde, Fatih Bey bu konuyla ilgili Süleyman'ı nasıl gördüğümü, ne düşündüğümü sordu. Ben de "Çok görüşmedik ama anladığım kadarıyla teknik mevzuata hakim, Boğaziçi'ni de iyi biliyor" dedim. Şimdi o süreçten sonra belli konularla ilgili bana gelmeye başladı. Bir süre sonra ben Süleyman Bey'den de Fatih Bey'den de bazı konulara ilişkin görevlendirmeler yapıldığını duydum efendim. Ben zaten ifadelerimde anlatmıştım. Bizim yine konuştuğumuz konulardan Central dediğimiz otel meselesinde de yine böyle bir durum söz konusu. Süleyman Atik'in ifadelerini daha sonra okuduğumda haberdar olmadığım bazı hususların da olduğunu gördüm.

Savcı: Süleyman Atik'ten bahsederken en son şöyle demiştiniz sanırım; bu süreçteki gidişat, Süleyman Atik...

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Sonra söz konusu talebin mümkün olduğunca tarafımca takip edildikten sonra ilgili şahısların ne tür talepte bulunacağı, miktarda olacağı ki onların Fatih Keleş kanadına bağlamak ve takip etmek gerekti şeklinde bir anlayış. Bu bahsettiğiniz hani paylaşım dediniz ya daha çok maddi...

Yakup Öner: Tabii tabii. Ha şöyle, şimdi hepsi olabiliyordu efendim. Burada şimdi tamamı maddi oluyordu demek haksızlık olur. Şimdi bazısı çok nadir bir kısmı maddi oluyordu. Bunun dışındaki büyük bir kısmı ayni yardım şeklinde yönetilirdi. Çünkü doğal olarak hani ayni konuşmak çok daha kolaydır. Nakit konuşmak herkesle mümkün olmuyor. O ancak belli bir yerden sonra oraya dönebilecek meselelerde dönmüştü diye düşünüyorum.

Savcı: Tamam. Şimdi Murat Gülibrahimoğlu'ndan bahsettiniz. İfadenizde de onunla ilgili birtakım beyanlarınız var.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu milletvekili toplantısı sonra para kulesi meselesine ilişkin.

Yakup Öner: Doğrudur.

Savcı: Onu da açar mısınız?

Yakup Öner: Ben o gün Sayın Başkanımızla bir görüşme yapmak için oradaydım. Görüşmeden çıktığım zaman Murat Gülibrahimoğlu'nun içeriye girdiğini gördüm. O dönemde zaten seçim koordinasyon ofisi olduğu için orası, yani biz...

Savcı: Burası neredeydi? Levent'te mi?

Yakup Öner: Apa Giz'in alt katındaydı. Levent'te, evet. Ana cadde üzerindeki Büyükdere Caddesi üzerinde.

Savcı: Tamam.

Yakup Öner: Orada onun girdiğini gördüm. İşte bizim milletvekilimiz Sayın Turan Taşkın Özer Bey de oradaydı. Ben Turan Taşkın Özer Bey'i milletvekilimiz evvelden tanırım. Hani evvelden derken 2014 öncesinden bahsetmiyorum. 2014'te göreve geldikten sonra bir selamlaşmamız olduysa da 2019 sonrasında muhabbetimiz oluştu. Yani milletvekili olmadan öncesinden diyaloğumuz vardı. O yüzden hani konuşurduk, arada dertleşirdik. Ben de çıkışta aradım onu, dedim ki: "Ya hayırdır, Murat Gülibrahimoğlu'nun burada ne işi var?" dedim. "Ya sorma." dedi. Bu işte ifadelerimde anlattığım şeyleri anlattı. Dedi ki: "Bu para kuleleriyle ilgili bir mesele durumu söz konusu olmuş. Bu konuyu ben üstlenirsem süreç kapanacak diye bir düşünceyi ortaya attı Gülibrahimoğlu." dedi.

Savcı: Bunu Turan Taşkın Özer mi söylüyor?

Yakup Öner: Onu tabii o söyledi.

Savcı: Turan bunu üstlenirse konu kapanır anlayışı...

Yakup Öner: Öyle bir yaklaşım olduğunu söyledi. Yoksa burada Turan Taşkın Özer'in kendi düşüncesidir, bu anlamında söylemedim ben bunu. Orada buna bunun teklif edildiği meselesini anlattı efendim.

Savcı: Tamam. Yine de bu İbrahim Bülbüllü, Fatih Keleş ve Murat arasındaki ilişkiden bahsetmişsiniz.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Cebeci ile ilgili. O konu hakkında bilginiz var mı?

Yakup Öner: Yani bir fiili bir gördüğüm, bilgim, açık bir şeyim yoktur. Ancak bunun böyle olduğunu İBB'nin içerisinde çalışan herkes biliyordu. Ben de o duyumla biliyordum. Efendim şöyle; Fatih Bey gereksiz konuşmaz. Karakteri icabı sadece gerektiği kadar konuşan bir insandır. Biz kendi aramızda biraz ketum derdik.

Savcı: Bir duyumdan ibarettir?

Yakup Öner: Yani tabii. Şöyle; fiili, fiili bir gördüğüm yoktur efendim.

Savcı: Tamam. O zaman orayı geçiyorum ben.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Tamam. Peki bu yine bazı yapıdan bahsettiniz ya. Murat Ongun'la ilgili ne biliyorsunuz?

Yakup Öner: Murat Ongun'u biz 2019'dan sonra alanı bize çok uzak olduğu için çok bir diyaloğumuz yoktur. Yani oturup dışarıda bir çay içmişliğimiz, yemek yemişliğimiz yoktur. Dolayısıyla medya kısmı da bize meslek olarak çok uzak olduğu için neredeyse hiç irtibatımız yoktur. Sadece ara sıra Sütlüce'de toplantılar yapıldığında işte Murat Bey'le karşılaşırdık, hal hatır sorardık.

Savcı: Bir toplantıdan bahsetmişsiniz. Bu Kağan Sürmegöz'ün Emlak Yönetim Daire Başkanı atanması süreciyle ilgili.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Onunla ilgili bilginiz nedir?

Yakup Öner: Onu da ben Ertan Bey'den fiilen duydum. Ertan Bey dedi ki: "Burada Murat, Kağan'ı istiyor şey kısmıyla ilgili. Daha önce reklam alanından geldiği için Emlak Yönetiminde istemediği bir figür olsun istemiyor. Ben de onu destekliyorum." dedi. Yani oradan biliyorum efendim.

Savcı 10: Muhittin Palazoğlu’na ilişkin bir anlatımınız var.

Yakup Öner: Evet, doğrudur efendim.

Savcı: Bu Muhittin Palazoğlu'nun yapısı, bir inşaat firması galiba yine Boğaziçi İmar'a giren…

Yakup Öner: O aslında bizim dönemimizden önceye dayanan bir olay. Şimdi Muhittin Palazoğlu ile ilgili ben 3 ya da 4 kere görüştüm. Bunun bir tanesi ilki Ekrem İmamoğlu'nun yönlendirmesiyle oldu Sayın Savcım. İki tanesi de Murat Bey'in yönlendirmesiyle oldu. Ancak burada hani "Ya şu işe bir bak, çöz, çözüm üret" gibi bir durumdan ziyade "Ya ben artık bu adamı dinlemekten yoruldum, bir bak buraya ne yapılabilir, bir önerin var mı?" şeklinde bir göndermeydi Murat Bey'inki. Ama süreçte daha sonra bu mesele 2023'e kadar, ta 2020 yılından başlayan, 20 ya da 20'nin sonları ya da 21'in başıydı tam hatırlamıyorum, o dönemden beri gelip gidiyordu bu meseleyi çözmek için. Hani her 20 kere geliyor, öyle düşünün Sayın Savcım. En son bu meselenin inşaatın devam ettiğini, yürüdüğünü duydum ben bilgi olarak. O yüzden bunu ifade ettim ama dediğim gibi bu yapıya ilişkin bir resmi evrak alındı mı yoksa yıkım yapıldı mı, buna ilişkin herhangi bir bilgim yoktur.

Savcı: Tamam. Bu metro ihalesine ilişkin yine anlatımınız var, yüzde onluk pay meselesi.

Yakup Öner: Doğrudur.

Savcı: Bu görüşmelere ilişkin Fatih Keleş koordinesinde yapılıyordu diye beyanınız var. O konu hakkında bilginiz var mı?

Yakup Öner: Şimdi bununla ilgili dediğim gibi efendim burada inşaat firmasının sahiplerinin bana beyanları oluyordu. Ben şimdi iş adamlarıyla görüştüğümde bazen bu konuları gündeme getiriyorlardı. Yoksa hani benim yanımda konuşulmuş bir süreç değil. Ancak ben Kirazlı-Halkalı hattı ile ilgili eylül ayındaydı yanlış hatırlamıyorsam, yapılmış olan ihalenin iptalinden sonra Ekrem İmamoğlu'nun "Ya bu konuda bir bak bakalım, nedir durum?" demesi üzerine ben konuyu inceledim. Konuyu incelediğimde böyle bir durumun var olduğu bilgisine ulaştım ancak yani bana şu kişi şunu dedi, bu bunu dedi gibi bir durum net olarak yok. Ama bunu İSKİ'deki bazı firmalar, ondan sonra bu raylı sistemlerdeki görüşmelerinde gelen duyumlar, bütünleyip anlattım ben orada, "İhale süreçlerinde yüzde 7-10 alınırdı" diye efendim. Hani fiili görgüm yoktur, onu bilmiyorum belirtmem gerekir mi, ancak güçlü duyumlarım ve mal sahiplerinin kendi beyanları var, işletme sahiplerinin kendi beyanları var.

Savcı: Şimdi bu Torun Center'da 9 katın tadilat meselesi var, onunla ilgili bir anlatımınız var.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: O süreçle ilgili Ekrem İmamoğlu ile görüştüğümde, Ekrem Başkan, Mehmet Torun ile Emrah Şahan'ı bir araya getirip onları uzlaştırmamı istedi şeklinde beyanınız var. Bu sürece dair bilginiz nedir? 10 milyon dolar para isteme meselesi var.

Yakup Öner: Efendim o konuyu ben aslında…

Savcı: …tuzağa çektiler diye bir şeylerden bahsedilmiş ama.

Yakup Öner: Ya evet, burada bu Mehmet Torun'un kendi ifadesiydi. Ben bu konuda hani o anlamda orada ifade ettim. Mehmet Torun'un buradaki ifadesini kısıtlı olarak takip edebildim. Hani bu konuda ne söylediğini tam bilmiyorum, onun altını özellikle çizmek istiyorum. Ancak buradaki süreç şöyleydi efendim:

Ben Mehmet Torun ile bu Torunlar'ın ruhsat yenileme sürecinde tanıştım. Yani 2024 yılı mayıs ayıydı diyebiliriz; nisan sonu veya mayıs başı gibiydi hatırladığım kadarıyla. Şimdi onun dışında benim Mehmet Torun'la fiili bir şeyim olmadı ancak bu süreçte biz birkaç kere görüştük. Şimdi burada da Şişli'de bu problemi yaşayınca beni aradı, dedi ki: "Yakup" dedi, "bir konu var, bir görüşmek istiyorum seninle" dedi. Ben de tamam dedim. "Hani İBB ile mi ilgili?" "Yok" dedi, "İBB ile ilgili değil" deyince ben de Mehmet Torun'u ziyaret etmek için kendi yerine gittim, kendi iş merkezine gittim.

Orada görüştüğümüzde dedi ki: "Ya Şişli'de ben bir problem yaşıyorum, bu problemle ilgili Metin de gelsin sana bir anlatsın sürecin ne olduğunu, çünkü teknik bazı şeyler anlatıyor" dedi. "Şimdi bu nedir bir bana söyler misin?" dedi, "Hani ben anlamıyorum" dedi. Metin Bey geldi, dedi ki: "Ya burada 9 kata ilişkin biz bir yazılım firmasıyla anlaştık. Bu yazılım firması 9 katı birbiriyle içeriden birleştirmek istiyor. Birleştirmek noktasında biz proje tadilatlarını hazırladık içeriye verdik. Yalnız harcı bizim mimar arkadaşlarımız hesap ediyor; 9 milyon, 8,5 milyon-9 milyon bandında çıkıyor, onlar benden 27 milyon istiyor" dedi.

Dedim ki: "Yani ben harçla ilgili bir şey diyemem, çünkü bu harç kalemlerini bilmek gerekiyor. Sizin nasıl hesap ettiğinizi ben bilmiyorum, onun nasıl hesap ettiğini bilmiyorum ama ben sizi bir görüştüreyim isterseniz". "Ya" dedi, "o bu konuyu bir ayrı, bir de benden bir talepleri oldu" dedi. "Ne talebi?" dedim. Dedi ki: "Ya sen Büyükşehir Belediyesi'ne 10 milyon dolar bağış yapmışsın, bize niye yapmıyorsun?" şeklinde bir tavır, bir süreçten bahsetti.

Şimdi oradaki süreci ben öyle anlattım ama burada dediğim gibi ben o şahısları fiilen görmüş, konuştuklarını bilen bir insan olarak anlatmadım; ben Mehmet Torun'un bana anlattıklarını aktardım.

Savcı: Daha sonra Resul Emrah Şahan ile bir toplantı yapmışsınız, doğru mu? Mehmet Torun…

Yakup Öner: Evet, doğrudur. Onu işte başkanımızın talebi üzerine oturduk ama benim koşulum şuydu; "Yani herhangi bir talep söz konusu olacaksa ben bu masada oturmam" dedim, onun üzerine gerçekleştirdik.

Savcı: Daha önceden böyle bir şeye şahit miydiniz ki bu uyarıyı yapmak ihtiyacı hissettiniz?

Yakup Öner: Şimdi Mehmet Torun'un yalan söyleyeceğine ihtimal vermedim. Şimdi belirdi ki bir talep var ortada. Ama şimdi benim yanımda "Ya tamam vazgeçtik biz" ya da vazgeçtik demeden "Abi bize bir kreş yapar mısın?" şeklinde bir girişim olursa ben bu masadan kalkarım. Çünkü ben Mehmet Bey'in kendisine de söyledim; dediğim gibi bilmiyorum ifadelerimde söyledim mi, Mehmet Bey'e dedim ki: "Eğer orada bir şey verirsen ben o masadan kalkarım."

Yakup Öner: Ya çünkü ben öyle bir ortamda bulunmak istemiyorum. Yani bir girişim benim dışımda nereye evrileceğini bilmiyorum. İBB ile ilgili olsa, kreş olsa ben konuşurum. Ama parayı ben konuşmam. Başka bir belediyenin meselesinin içerisinde bulunmak istemem.

Savcı: Yine bu Abdi İbrahim'in Şişli'deki projesi var Rotana. 2022 yılındaki süreçten bahsediyorum da. Çünkü eylemde iki tane kısım var. İlk kısım o zaman Belediye Başkanı Muammer Bey, Muammer Bey. Şimdi bu süreç şey gibi, Nezih Barut ile de konuştunuz galiba, doğru mu? Süleyman Atik ile konuştunuz.

Yakup Öner: Süleyman Atik bana dedi ki; "Ya" dedi "bir konu var. Nezih Barut bana iletti bu konuyu." "Bu konudan çok rahatsız olmuş."

Savcı: Rüşvet konusunu Belediye Başkanı...

Yakup Öner: O zaman öyleydi efendim, evet.

Savcı: Ondan sonra konuyu Ekrem Bey ile görüştünüz galiba, doğru mu?

Yakup Öner: Ya ben şöyle, sadece ben bu konu benim dışımdaki bir konu efendim. Aslında ne benim İBB sınırları içerisinde olan bir şey, ne İBB çatısının altında olan bir şey. Sadece burada "Ya bir destek talep ediyoruz. Çünkü biz başkanla anlaşamıyoruz Şişli Belediye Başkanı ile. Bu konuda Ekrem İmamoğlu'na iletin, çünkü nihayetinde aynı partidendirler, belki sözü geçer. Bizim hiçbir aykırılığımız yok binada, iskanı vermek zorunda ancak direniyor."

Savcı: Ekrem Bey'e konuyu nasıl ilettiniz, rüşvet şeklinde mi?

Yakup Öner: Hayır, tabii. Dedim ki "Ya burada bir Abdi İbrahim'in bir problemi var. Bunu işte biri üstünden bana iletti. Ben de konuyu size aktarayım. Hani bilginiz olsun, böyle böyle bir durum var. Böyle bir talepte bulunulmuş. Ama yapıda hiçbir aykırılık yok." diye bir bilgi. "Hani sizden destek bekliyor, bir şey yapabilir misiniz?"

Savcı: Rüşvet meselesini aktardınız kendilerine?

Yakup Öner: Evet, aktardım.

Savcı: Peki bu konu hakkında bir hani bir bildirim vesaire bir şey yaptı mı?

Yakup Öner: Hayır, sadece onun da böyle şeyi "Ya bu ne saçmalıktır." dedi. Ama dinledi beni. Sonra ben çıktım. Çıktıktan sonra Emrah Bey beni aradı birkaç saat sonra, yani 1 saat mi 3 saat mi o civarda, daha ben İBB'nin önündeydim yani. Hani işlerim de vardı, onları halletmiştim. "Yakup bu meseleden uzak dur." dedi. "Süleyman'a da söyle o da uzak dursun." dedi. Ben de "Tamam." dedim.

Savcı: Meseleden kastı ruhsat çıkımı yoksa para meselesi mi, istenen?

Yakup Öner: Ya "Bu işe bulaşmayın."'dan kastını ben o zaman para meselesi olarak algıladım. Ama beyanı tam olarak bu, artık siz nasıl yorumlarsınız efendim?

Savcı: Bir 100 bin dolar meselesinden bahsetmişsiniz. Ekrem İmamoğlu ile yaptığınız şifahi anlaşmayla […] olarak ne kadar yıllık 100 bin dolar gayriresmi maaş aldım.

Yakup Öner: Evet.

Savcı: Bu maaş işi nasıl oldu?

Yakup Öner: Ya bu şöyle Sayın Savcım. Şimdi ben dışarıda iş yapan bir personelim evvelden, şirketimin olduğu zamanlarda. Şimdi doğal olarak bir kendinize göre belli bir yaşam standardı oluşturuyorsunuz. Şimdi bu standartlar işte kurumda devam et denildiğinde değiştiremiyorsunuz. Dolayısıyla ben de böyle bir talepte bulunmuştum. Kendisi de sağ olsun beni kırmadı ama hani bu tamamen yaptığım işin şekline, şemaline, niteliğine bağlı olmaksızın yıllık 100 bin. Yani bu bir maaş...

Savcı: Parayı belediye kaynağından mı kendisi mi verdi yoksa başkasıyla...

Yakup Öner: Kendisinden aldım.

Savcı: Elden mi verdi?

Yakup Öner: Evet, elden verdi, evet evet, elden aldım.

Savcı: Peki parayı nereden aldınız o süreçte? Makamından mı yoksa size mi gönderdi?

Yakup Öner: Ya artık bulunduğu ortamda ben kendisinden alıyordum. Yani makamında, Saraçhane'de hiç gerçekleşmedi.

Savcı: Yani cebinden çıkarıp para mı taşıyor Ekrem Bey?

Yakup Öner: Hayır, cebinde değil ya. Poşette alıyordum yani.

Savcı: Çok teşekkür ederim. Sağ olun.

Yakup Öner: Rica ederim.

ÜYE HAKİM SORUYOR

Üye Hakim: Süleyman Atik beyanı üzerinde bir soru soracağım. Süleyman Atik beyanında diyor ki; "Yakup Öner teknik konuda Boğaziçi İmar Müdürlüğü Müdürü Elçin Bey'e olumsuz raporladığı raporladığı dosyayı teknik açıdan olumlu bulması halinde ücret konusunda anlaşma için Fatih Keleş'e yönlendirirdi. Bazen de ticari konuyu konuşmak için Fatih Keleş'e gittiğimde olumsuz olarak gelen raporun teknik açıdan yeniden değerlendirilmesi amacıyla Yakup'a yönlendirirdi. Yakup'tan olumsuz bir cevap gelmesi halinde konu kapanırdı. Olumlu cevap gelmesi halinde tekrardan Fatih Keleş'e giderdim. Ben Yakup Öner'e hiçbir şekilde para vermedim, istemedim. Çünkü ben kendisiyle bir keresinde para konusunu konuştuğumda bana bizzat o konuları kendisinin başkanıyla konuştuğunu, iş yapan birisinden para konusunu konuşmadığını, kendisinin bitirilen veya onay verilen projelerden aldığı ücreti Fatih Keleş'in dahi bilmediğini, o konuları bizzat başkan yani Ekrem İmamoğlu ile konuşup aldığını söyledi." Süleyman Atik'le bu konuda bir görüşmeniz oldu mu?

Yakup Öner: Doğrudur. Anlattıkları doğru. Ama şöyle anlatayım efendim. Boğaziçi ile ilgili süreçte onun gördüğüyle gerçek durum birbiriyle tam olarak örtüşmüyor. Şimdi benim Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde icracı bir yetkim yoktur. Bana bağlı talep, talepte bulunabileceğim, talimat verebileceğim herhangi bir yapı yoktur. Benim görev, çalışma, yetki alanım sadece ve sadece Sayın Ekrem İmamoğlu'nun bana yönlendirdiği konulara, konularla sınırlı kalmak üzere raporu oluşturup kendisine bilgi, birikimim, tecrübem ve yasa mevzuat çerçevesinde oluşturduğum raporları sunmaktı. Haricen bu konulara ilişkin beni yönlendirdiği kişilerle görüşüp görüşmenin detaylarını anlatmaktı. Yorum yaptığım kısımlar zaten raporumun içerisinde var ama yorum yapmadan görüşmenin içeriğini net bir şekilde anlatırdım. Şimdi bu çerçeveden bakıldığında Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün sanki ret ettiği konulara ilişkin bana geliyor, ben değerlendiriyorum, "Evet, bu olabilir" diyorum gibi bir şey anlaşılıyor. Bunu ret ediyorum. Kesinlikle böyle bir durum söz konusu değildi. Burada tablo tam olarak neydi efendim, şöyle anlatabilirim: Şimdi mevzuat, yasa çok geniş kapsamlı olduğundan bazen bazı konularla ilgili yani bürokratların yaklaşımları farklı olabiliyor. İşte bir Boğaziçi İmar Kanunu'na göre ret edilen bir husus atıyorum Kültür Bakanlığı'nın ya Kültür İşlerine ilişkin bir yasaya, Kültür Varlıklarına ilişkin bir yasaya uyum sağlayıp oradan çözülebiliyor. Bazen Kültür Varlıklarına aykırı bir durum işte Boğaziçi'ne ait olan imar plan notlarıyla alakalı bir süreçten sebep çözüm söz konusu olabiliyor. Şimdi dolayısıyla çetrefilli, özellikle Boğaziçi gibi çetrefilli alanlarda birden çok mevzuatı göz önünde bulundurarak hareket etmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında benim yaptığım değerlendirme aslında 2. göz değerlendirmesi. Yani bir göz baktı bunlara ret dedi ama "Sen şöyle kalanlara bir baksan bunların içerisinde ben bunları çözebilirim diyeceğin bir şey var mı?" Ben de o doğrultuda değerlendiriyorum.

Üye Hakim: Peki bu para konusuna ne diyorsunuz?

Yakup Öner: Para konusu tamamen benim dışımda. Çünkü işin oraya gideceğiyle ilgili benim herhangi bir bilgi, birikim, donanım...

Üye Hakim: Süleyman Atik beyanında şu yönde diyor ki; siz ona şöyle söylemişsiniz: "Para konusunu ben bizzat başkanla görüşürüm" demişsiniz.

Yakup Öner: O ben öteki şeyle ilgili, Fatih Bey'e giden kısımla ilgili soruyorsunuz zannettim. Efendim şöyle, yani bu demin bahsettiğimiz Sayın Savcımızın sorduğu 100.000 dolardan bahsediyorum. Başka bir... Ben zaten etik olarak hayatımda hiçbir zaman hak etmediğim parayı almadım. Efendim ben şimdi 14 yaşımdan beri çalışıyorum. Üniversitede kendi imkanlarımla okudum. O dönemde kurye olarak çalıştım, yaya kurye olarak çalıştım üniversitedeyken. Ben o dönemde bile verilen bahşişleri doğru bulup almadım. Şimdi burada ben hak etmediğim hiçbir paraya hiçbir zaman elimi sürmedim, yine sürmem. Ancak benim ikili olarak anlaştığım ve maaşım olarak kabul ettiğim 100.000 doları aldım, bulundum şunda. Kastettiğim para o. "Sen kimsin ki ben senden para alayım?" tarzında da terslemiştim hatta.

HAKİM YENİDEN SORUYOR

Hakim: Benim sormak istediğim konu ile sizin açıkladığınız konu aynı değil. Şimdi burada bak siz şimdi buradaki Süleyman Atik anlatımı farklı. Süleyman Atik diyor ki bak para konusunu konuştuğumda bana bizzat o konular kendisinin başkan ile konuştuğunu.

Yakup Öner: Evet.

Hakim: İş yapan birisinden.

Yakup Öner: Evet. İş yapan.

Hakim: 100 bin dolar vs aldığınız ücretten bahsetmiyorum. İş yapan birisinden para konusu konuşmadıklarını kendisinin bitirilen ve onayı verilen projelerden.

Yakup Öner: Yok öyle değil.

Hakim: Aldığı ücreti Fatih Keleş'in dahi bilmediğini. O konuları bizzat başkanın yani Ekrem İmamoğlu ile konuşup aldığını söyledi.

Yakup Öner: Hayır efendim öyle bir durum kesinlikle söz konusu değil. Hani zaten iş başı para alan biri değilim ki ben. Hani özür dilerim o zaman. Çok teşekkür ederim düzelttiğiniz için Sayın Hakimim. Burada mevzu ben kesin ve kati bir şekilde şunu söylüyorum ben.

Hakim: O eyleme ilişkin bahsetti. 100 bin dolar veya Euro mevzusu bence de.

Yakup Öner: Ha o ayrı. Ben onun dışında herhangi bir paraya ilişkin kimseyle söz konusu değildir efendim.

YAKUP ÖNER EK SAVUNMA – 30.09.2026

İzniniz olursa dün anlattığım şeyle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. Sayın Savcımın bana sormuş olduğu sorulardan bir tanesinde, dün, avukatlarımızla yaptığımız görüşme sonucunda bir yanlış anlaşılma olduğunu fark ettim ve izniniz olursa o konuya bir açıklık getirmek istiyorum.

Sayın Başkanım, dün ilgili kişilerle yapılan ödemelere ilişkin tepki gösterip göstermediklerini sormuştunuz Sayın Savcım. Görüştüğüm kişilerle ilgili ben bu soruyu yanlış anladım. Onların verdikleri cevaba ilişkin Ekrem İmamoğlu'na aktarıldığında, Ekrem İmamoğlu'nun bir tepkisi olup olmadığı şeklinde anlamıştım ama sanırım sorunuz bu değilmiş. Ben şöyle açıklama yaparak düzeltmek istiyorum.

Yani hiç kimse kendisiyle ilgili bu görüşmelerimizde olumlu tepkilerle karşılamadı bu durumu doğal olarak. Çünkü kimse kendisine bağış dahi olsa bir taleple gidilmesi durumunda hoşnut bir tavır göstermiyor. Bunu özellikle bütün eylemlerim için ifade edebilirim. Şöyle açıklayayım size. Yüksek miktardaki ödemeleri hiçbir görüşmede hiçbir iş insanı gönülle ve memnuniyetle karşılamadı. Muhataplar da bu ödemelerden rahatsızlık duyuyor, isteyerek yapmadıklarını da bir şekilde belli ediyorlardı. Pek istemedikleri halde bu ödemeleri neden yapıyorlardı? Açık ve doğrudan bir tehdit olmaksızın mevcut ve gelecekteki ilişkilerin iş ilişkilerinin bu ödemelere bağlı olduğunu hissediyorlardı.

Bu sebeple yapmak zorunda kalıyorlardı. Bunun eylem 46'da da eylem 48'de de 55'te de 56 57 ve 58 no'lu eylemler için de geçerli olduğunu açık bir şekilde söyleyebilirim.

MURAT ONGUN, YAKUP ÖNER’E SORUYOR – 30.09.2026

Murat Ongun: Yakup Bey merhaba.Tabii dün konuşulduğu için biraz küçük hatırlatmalar da yapacağım. Dünkü beyanınızda 2014’ten bugüne kadar aslında oturup doğru dürüst bir çay bile içmişliğimiz yoktur dediniz benimle ilgili. Benim için de doğrudur bu beyan. Ben size katılıyorum. Ayrıca kendi bildiğiniz ve kendi iş alanınızdaki sorumluluklar gereği kendi işlerini gayet ... yapan bir insan olduğunu bildiğimizi söyledik. Doğru. Sorum şu, şu: Bu iddianamede bana atfedilen böyle muhtelif etkinlik organizasyon ihaleleriyle veya reklam ihaleleriyle ilgili bazı iddialar var. Sizin bu alanlara dair bir bilginiz, görgünüz, şahitliğiniz var mı?

Yakup Öner: Yok.

Murat Ongun: Ayrıca dün yargılanmakta olduğum iddianamedeki eylem 13'le ilgili olarak Muhittin Palazoğlu'nu beyanınızda size yönlendirdiğimi söylediniz. Ama onu söylerken de artık onun beni bu konuda telefonla tacizinden bıkıp zaten anlamadığım işler bu konular, size yönlendirdiğimi beyan ettiniz. Doğal olarak benim bu konuda sizin üzerinizde bu şahsın işinin çözülmesi için ısrar kıracak, baskı kuracak bir beyanım ya da zorlamam oldu mu?

Yakup Öner: Hayır, zaten ben icracı olmadığım için bu yani baskı yapsanız dahi bir anlam ifade etmeyecekti.

Murat Ongun: Oldu mu?

Yakup Öner: Hayır, olmadı.

Murat Ongun: Peki. Bir de eylem 54 var. Cafer Mahiroğlu konusu. İfadelerinizde de söylediniz. Burada da savcılıkta da sordular, tekrarladınız. Bu durum benim bildiğim bir durum değil. Siz bu durumla ilgili bana bilgi vermek için geldiğinizi söylüyorsunuz. Beyanınız da öyle.

Yakup Öner: Doğru.

Murat Ongun: İşte ben de diyorum ki size, "Bize destek veren kanal bu, bu. Bunun üzerine nasıl gideceğiz?" Yani ben bunu hatırlamıyorum. O yüzden doğru ya da yanlış diyemem. Doğru da olabilir yani. Ben hatırlamadığımı beyan etmek istiyorum. Ben bu ifade dışında bu konuda size bir şey söyledim mi?

Yakup Öner: Hayır, hayır. Zaten olsa ben burada ifadelerimde bunu belirtirdim. Burada sadece geçtiği şekliyle birebir aktardım. Benim şahit olduğum kısmı bununla ilişkilidir, bununla sınırlıdır.

Murat Ongun: Tamam, sadece bunların olduğunu söylediniz. Şeyi hatırlıyor musunuz? Hani ya bu şöyle bir ifade mi? "Ya bu da ben medya ile ilgili bir insanım sonuçta, benim için can sıkan bir mesele. Yani ben ya nasıl çıkacağız..." Böyle mi bir şey dedim yoksa "Ya nasıl gideceğiz" falan olur mu olur mu hani nasıl bir tavır?

Yakup Öner: Yani açıkçası burada şöyle... Yani tepkisel bir tavırdan ziyade mahcup bir tavır olduğunu ifade edebilirim.

Murat Ongun: Çünkü işim medyayla. Peki, şimdi şundaki de yanlış olmasın. Bu eylem 54'ün değerlendirme bölümünde şöyle bir cümle var: "Yakup Öner'in şüpheli Murat Ongun'la yaptığı görüşmede, Cafer Mahiroğlu'nun kendilerine destek veren tek kanalın Halk TV olduğunu Cafer Mahiroğlu'ndan nasıl rüşvet talep edeceklerini söylemesi üzerine" diye devam eden bir cümle. Bu beyan sizin mi?

Yakup Öner: Hayır, değil.

Murat Ongun: Teşekkür ederim. 10 Temmuz 2020 tarihli bir ifadenizde söylüyorum, "Ekrem İmamoğlu'nun sisteminde, belediye içinde Fatih Keleş, Ertan Yıldız, Murat Ongun vardır" diyorsunuz.

Yakup Öner: Evet, doğru.

Murat Ongun: Şimdi, şöyle, bu sistem iddianamenin de maddelenen biri olduğum için, sizin ifadenizde bu küçük harfle yazılmış sistem. Ama sanki bir yolsuzluk mekanizması anlatılır gibi anlatılan başka ifadelerde sistem kelimesi büyük harfle yazılmış.

Yakup Öner: Değil, ben bunu anlattığım zaman sistem meselesi, henüz benim kafamda onların kullandığı anlamda bir yapı değildi. Ben daha çok işleyen bir mekanizma anlamında kullandım.

Murat Ongun: Tamam, yani siz öyle iddia konusu gibi bir yolsuzluk mekanizmasını kastetmiyorsunuz burada?

Yakup Öner: Hayır hayır, ben yönetim mekanizmasından bahsettim.

Murat Ongun: Yönetim, yani normal hayatta kullandığımız sistem kelimesi.

Yakup Öner: Ama bunu vardı, yoktu o benim konum değil. Zaten iddianamede başka meseleler var, o ayrı.

Murat Ongun: O ayrı da ama hani sistem bizim rutin, günlük...

Yakup Öner: Ben o anlamda kullandım, evet. Evet.

Murat Ongun: Peki. Şimdi bizim üçümüzü saydıktan sonra da dışarıdan diye üç tane isim saymışsınız. İşte Murat Gülibrahimoğlu, Adem Soytekin ve Hüseyin Köksal. Hani üçe üç olunca benim bu alttaki üçten biriyle eşleşmem lazım.

Yakup Öner: Hayır hayır, ben o eşleşme anlamında söylemedim. Zaten dün de burada yapıyı anlatırken Hüseyin Köksal isminden bahsetmedim. Sayın savcımız da bunu sordu "Neden çıkarttınız?" diye. Ben Hüseyin Köksal'ı tanımıyorum. İsim olarak duyduğum için o zamanki ifadelerimde kullandım ama hani burada ifade verirken Hüseyin Köksal'ı nereye koyacağımı bilemediğim için tekrardan belirtme gereği hissetmedim.

Murat Ongun: Yani ben orada üç isim, altta da üç isim olunca, hani Gülibrahimoğlu ve Soytekin eşleşme olmayacağı için "Acaba Hüseyin Köksal'la mı beni eşleştirdi?" diye soruyorum.

Yakup Öner: Yok yok, benim o eşleştirmeyle ilgili net bir bilgim yok. Sizin alanınıza yönelik olduğu için. Çünkü ben kendi mesleğimle ilgili kısımlarını biliyorum. O yüzden o kısımlara ilişkin bir şey söyleyemem. Doğru olmaz.

Murat Ongun: Tamam. Dün yine buradaki ifadenizde, sanırım sorular üzerineydi, aralarında benim de ismimi saydığınız bazı isimler için bir korunaklı hiyerarşi olduğundan bahsettiniz.

Yakup Öner: Doğru, doğru.

Murat Ongun: Korunaklı hiyerarşi ne demek? Bir de benim korunaklı hiyerarşimde mesela kimlerdir?

Yakup Öner: Şimdi şöyle, sizin yapının içerisinde kimlerin olduğunu ben bilmiyorum. Zaten "Yapıyı tanımıyorum"dan kastım bu. Hani hiçbir kesişmemiz yok.

Murat Ongun: Şey, özür dilerim. Yapı yanlış anlaşılabilir de...

Yakup Öner: Hayır hayır, yapı ben... Ben öyle anlatayım.

Murat Ongun: Çalışma alanını kastediyorsunuz.

Yakup Öner: Şöyle, tabii ki yani sizin medyaya yönelik çalışma alanınız diyelim. Ancak buraya haricen kimselerin giremediği meselesi, ben bu konuda hala aynı fikirdeyim, aynı şeyleri söylüyorum. Burada Fatih Keleş nasıl sizin alanınıza giremiyorsa siz de Fatih Keleş'in alanına giremiyordunuz. Bu o siz doğal bir akış diyebilirsiniz, ben sadece var olanı anlattım. Bununla ilgili bir nitelendirmede bulunmuyorum. Bunun takdirini mahkeme heyeti yapacaktır.

Murat Ongun: Alanında bir tecrübesi varsa değerlendiririz. Kendisi kendi alanımıza alırız ama onun da benim alanıma girmesi zaten

Yakup Öner: Siz buna doğal akış diyebilirsiniz, ben de bunu böyle diyebilirim.

Murat Ongun: Doktorluk yapmam gibi bir şey olur bu yani. Bu yüzden

Yakup Öner: Ama bu ben de şimdi bunu anlatıyorum zaten. Diyorum ki bu alan ayrı yürürdü, bu alan ayrı yürürdü, bu alan ayrı yürürdü. Yoksa birbirlerine hani birbirlerinden gizlerlerdi anlamı taşımıyor. Ben gördüğümü bir durum tespiti olarak ortaya koyuyorum.

Murat Ongun: Ama zaten aslında doğalı da budur. Yani mesela Can Bey’in de böyle bir beyanı vardı. Hani işte Ertan Yıldız medya ile ilgili bir insan, değil ki gelsin benle çalışsın beyanı vardı. Doğal olarak yani siz de harita ile ilgili, siz ne bileyim gidip inşaat alanıyla değil de başka bir alanla ilgilenmezsiniz. Bu hayatın doğal akışı.

Yakup Öner: Yadırgama anlamında söylemiyorum.

Murat Ongun: Ben çok iyi anladım şimdi, netleşsin diye söylüyorum.

Yakup Öner: Gözlemsel olarak gördüğüm yapıyı birebir izah etmek istedim. Bunun ne anlama geldiği kısmı ile ilgilenmiyorum.

Murat Ongun: Anladım. Sayın Başkanım, şimdi son 2 sorum kaldı. Ama burada bence heyetinizin de belki biliyorsunuz ama bilmediğinizi düşünerek önemli bir konuyu aslında belirtmek isterim. Çünkü danışmanlık meselesiyle ilgili sorularım olacak. Değerli Başkanım, Büyükşehir Belediye Başkanının danışmanı olma kavramı Ekrem İmamoğlu ile ortaya çıkmış bir kavram değil. Yani Sayın Cumhurbaşkanının vaktinde var mıydı oraya dair bir bilgim yok ama sohbetim olduğu için Ali Müfit Gürtuna’nın belediye başkanlığı döneminde kendisinin de danışmanları olduğunu biliyorum. Keza merhum Kadir Topbaş’ın da bizim gibi danışmanları vardı. Mesela bir tanesi Kortan Çelikbilek'tir. Kendisiyle telefonda sık sık konuştuğum için bilirim. Hani bu danışmanlık meselesi bize özgü bir kavram gibi değil. Yani biz ne memuruz ne işçiyiz. Biz yıllık 5 maddelik bir sözleşme imzalayan ve kaderi de belediye başkanının iki dudağı arasında olan kişileriz. Şimdi Yakup Bey, siz "Dün burada ben öyle kimseden talimat almam." dediniz. "Sadece Sayın Başkanla aslında görüştüm." dediniz. Şimdi ben de medyadan sorumlu danışmanım. Benim elimde de bir sözleşmem var, 5 maddelik her yıl yenilenen. Ben kime bağlıyım?

Yakup Öner: Başkanına bağlısınız.

Murat Ongun: Değil mi? Sizin gibi yani. Sizinle hiçbir farkımız yok. Ben meclisten geçmiş resmi danışmanım ama sadece benim yani genel sekretere, yardımcılarıya, daire başkanlarıyla bir üst-ast ilişkisi söz konusu değil, tıpkı sizin gibi. Yani sizinki gibi bana da talimatı bir kişi verebiliyor sadece, onu onu demek istiyorum. Peki bu durumda hani [anlaşılamadı] için söylüyorum, kağıt üzerinde mesela beni sizden daha değerli kılan ne?

Yakup Öner: İçerideki işleyiş konusu. Yani benim mesela temsil ettiğim bir alan yoktur. Yani Ekrem İmamoğlu bana bir dosyayı verdiğinde incelerim ama mesela siz Medya A.Ş.'yi yönetebiliyordunuz. Bütün iletişim koordinasyonunu sağlayabiliyordunuz. Benim, ben mesela teknik, ama ben dışında harita mühendisiyim ama harita müdürlüğü ile ilgili bana tek bir dosya gelmedi.

Murat Ongun: Siz iştirak şirketlerinin yönetim kurulunda görevli misiniz?

Yakup Öner: Efendim?

Murat Ongun: İştirak şirketlerinin yönetim kurulunda görevli misiniz?

Yakup Öner: Hayır değilim.

Murat Ongun: Üye, başkan yardımcısı falan.

Yakup Öner: Şimdi ben harita mühendisiyim. Mesleğim harita mühendisi, uzmanlığım gayrimenkul meselesi. Ancak benim ne oradaki işleyişe ilişkin herhangi bir söz hakkım var. Ki bu konularla ilgili benim bazı dönemlerde görüş belirttiğim olmuştur ki tamamen tersi gerçekleşmiştir bir çok zamanda. Farkımız bu. Sizde bu mümkün değil, bende mümkün ama.

Murat Ongun: Şöyle, şunu demek istiyorum. Biz hani resmi kağıt üzerinden konuşuyoruz ya, aslında ikimizin arasında hiçbir fark yok. Sizin bahsettiğiniz, sizinle ilgili durum, sizinle ilgili durum bu konuda karar verme yetkisi olan insanların inisiyatifi. Yani sizinle ilgili böyle bir çerçeve çizmiş olabilir, benimle ilgili böyle bir çerçeve çizmiş olabilir ama bunlar kağıt üzerinde aslında farklı konular değil.

Yakup Öner: Siz sordunuz diye söyledim. Yoksa ben kendi...

Murat Ongun: Murat Ongun'un sistemi var diyorsunuz ya.

Yakup Öner: Şimdi Murat Bey, ben burada kendimle ilgili bir şey söyleme amacı hissetsem zaten kendi ifadelerimle söylerim. Siz benimle sizin aranızda ne fark var dediğiniz için ben bunu söyledim. Rahatsızlığım sizin söylemleriniz üzerine ortaya çıkmış değil. Ben bunu zamanında ilgili yerlere bu rahatsızlığımı paylaşmışımdır. Bu buranın konusu değil.

Murat Ongun: Değil, tabii ki.

Yakup Öner: Farklılık ne? Farklılık iç işleyişte. Yetki mekanizması.

Murat Ongun: Evet, o kadar. Onu belirtmek istedim.

RESUL EMRAH ŞAHAN, YAKUP ÖNER’E SORUYOR – 30.09.2026

Resul Emrah Şahan: Yakup Bey, dün savcılık makamı sorusu üzerine ifadenizde de tekrarladığınız şeyi yeniden tekrarladınız uzun uzun. İşte Boğaziçi, İmar, Kentsel Dönüşüm, Planlama, Emlak, Reklam, Kamulaştırma, Kültür Varlıkları, KUDEB, İmar Komisyonu, KİPTAŞ, İmar AŞ, BİMTAŞ vesaire falan bir dizayn edildiğini söylüyorsunuz benim tarafımdan. Şimdi ben kadroların isimlerini aldım. Yani Şehir Planlama Müdürü Özcan Dağ, Şehir Planlama Fatih Doğan, Boğaziçi İmar Müdürü Tülin Hanım, Harita Müdürü Osman, KUDEB Menekşe, Emlak Yönetimi Şadi, Reklam Müdürü Kağan; ben Kaan'la burada yakınlaştım yani, Kamulaştırma Fatih, KİPTAŞ Ali Kurt. 2019'dan sonra tanıdım. Ya şuna geleceğim: İnsanların ifadelerini dinledik, nasıl işe gittiklerini dinledik, nasıl işe aldıklarını dinledik, kendi süreçlerini dinledik. Pek çoğu zaten İstanbul Büyükşehir Belediyesine bir önceki yönetimden gelme. Bende telefonları bile yoktur. Samimiyetle soruyorum, yani bu değerlendirmeyi herhangi bir somuta dayanarak mı yapıyorsunuz? Nasıl siz bu değerlendirmeyi yaptınız, hakikatte soruyorum?

Yakup Öner: Şimdi şöyle; ben 26 yıldır, 27 yıldır kamuyla iç içe çalışan biriyim. İçerideki yönlendirmenin, iş işleyişinin nasıl olduğunu emin olun ki sizden daha iyi biliyorum. Neden sizden daha iyi biliyorum? Çünkü sizden daha tecrübeliyim. Ben birçok belediyede çalıştım. Siz belediye başkanısınız, benim de eski mesai arkadaşımsınız. Aslında benim orada kastettiğimin ne olduğunu bence siz çok iyi anlıyorsunuz. Burada mesele şu: Bazen mevcut görevdeki kişiyle anlaşırsınız, mevcut görevine devam etmesini sağlarsınız. Bazen mevcut kişiyi değiştirirsiniz, yeni kişinin gelmesini sağlarsınız; dışarıdan bakıldığında İnsan Kaynakları üzerinden gelmiş görünür, bütün bürokrasi çok güzel oturur ama arka planda bir insanın ikili görüşmesi söz konusudur. Şimdi bunları genişletebiliriz, bir sürü şey söyleyebiliriz. Bunlar benim izlenimlerimdir. Bunları ispat edecek halim yok. Bunlar sadece söylemsel ifadelerimdir ama ben hâlâ bu şekilde düşünüyorum.

Resul Emrah Şahan: Somut bir olay... Yani somut ya; samimiyetle soruyorum, ya Kağan'ı ben burada tanıdım, Fatih tutuklandı tanıdım, Ali Kurt burada. Yani hani Kiptaş falan, hocam yani Emlak, Kiptaş, İmar AŞ, KUDEB... Bazı isimleri bilmiyorum ya! Hani...

Yakup Öner: Ben size şimdi 2019 yılında seçimlerden sonra kadro oluşumunda ne kadar aktif rol oynadığınızı burada nasıl ispat edebilirim? Siz söyleyin.

Resul Emrah Şahan: Konu ispatla değil ki bir şey iddia ediyorsun, ben somut bir...

Yakup Öner: Hayır, bana bildiklerimi sordular, ben de bildiklerimi anlatıyorum. Burada ne ben bunu ispat edebilirim ne siz olmadığını ispat edebilirsiniz. O tamamen gözlemsel bir durumdur.

Resul Emrah Şahan: Duyum.

Yakup Öner: Duyum değil, gözlemsel bir durum.

Resul Emrah Şahan: Somut bir olay varsa ısrarla soruyorum. Niye soruyorum, çünkü bahsettiğin birimlerin yöneticilerinin telefonları bile yok bende.

Yakup Öner: Emrah Bey, içerideki çalışma mekanizmasını siz çok iyi biliyorsunuz zaten. Buradaki hangi arkadaş, hangi teknik kısımdaki arkadaş sizden bağımsız hareket edebildi?

Resul Emrah Şahan: Mesela KUDEB, Kültür Varlıkları, Kamulaştırma, Emlak, Reklam... Bunlar benimle, İmar Komisyonu... Bunlar benimle mi çalıştı?

Yakup Öner: Sizinle, size bağlı çalışmıyor ama oraya gelirken veya sizinle herhangi bir meseleleri söz konusu olduğunda bunlar hangisi sizi göz ardı edebiliyor?

Resul Emrah Şahan: Yakup Bey, tanımıyorum diyorum insanları! Telefonları yok diyorum insanlarda. Somut olay da koyamıyorsunuz.

Yakup Öner: Olayı daha ötesine götürmek gibi niyetim yok. Benim dediğimi siz çok iyi anladınız. Bence buradaki herkes anladı.

Resul Emrah Şahan: Ben anlamadığım için sordum, siz de anlatamadınız. Sağ olun. Dün bir ifadenizde bahsettiniz yani işte bir bu uzatmayayım yine ifadenizi okumayacağım ama işte görev almak istemişsiniz ben engel olmuşum.

Yakup Öner: Hayır görev almanıza siz engel oldunuz demiyorum. Benim yol yürüyüşüme engel oldunuz.

Resul Emrah Şahan: Evet.

Yakup Öner: Ne demek istiyorum? Siz şimdi teknik olarak benim görüşümdür. Doğrudur değildir. Bu dün de aynı şekilde ifade ettim. Teknik olarak beni kendinize rakip gördüğünüz için hiçbir zaman önüm açılmadı. Ben her fırsatta bunu Ekrem Başkanımla da konuştuğumuzda bir dönem sonra görev talebinde bulundum. Ancak hiçbir alan bana şu diyebilir misiniz mesela? Yakup sen şu alanda yetkiliydin, sözün de geçiyordu, talimat da verebilirdin dediğiniz bir yer var mı mesela?

Resul Emrah Şahan: Boğaziçi İmar.

Yakup Öner: Boğaziçi İmar'da sizce ben talimat verebiliyor muydum? Elçin Bey burada, Elçin Bey kendisi söylesin. Talimat verebiliyor muydum yani?

Resul Emrah Şahan: Neyse yani bir böyle şeyi bir ben soru sorayım.

Yakup Öner: Bakın şunu söyleyeyim; keşke olsaydı.

Resul Emrah Şahan: Tamam he yani şey.

Yakup Öner: Ha ben onu söyleyeyim hayır ben cümlem ben cümlemi tamamlayayım.

Resul Emrah Şahan: Benim merak ettiğim şu yani. Tamam.

Yakup Öner: Keşke olsaydı emin olun ki bugün burada konuştuğumuz eylemlerin çok büyük bir kısmı söz konusu dahi olmayacaktı.

Resul Emrah Şahan: Tamam yani kişisel bir şey bir şey diye diğer konular ama geldiğim şu hocam yani böyle sinsilik, sinsi, ayak kaydırma falan ifadeleri var. Bura bahsedeceğim ama bana karşı kişisel bir husumetim var mı diyorsunuz? Yani.

Yakup Öner: Hayır beni ben ben kendi ifademi söyleyeyim.

Resul Emrah Şahan: Beni sana karşı bir husumetim var mı diyorsun yani? Nedir bu ifadelerin genel anlamını psikolojisini anlamıyorum.

Yakup Öner: Emrah Bey ben kinci bir insan değilim bunu. Yıllardır biz beraber çalışıyoruz.

Resul Emrah Şahan: Yani sinsi, sinsi ayak kaydırır.

Yakup Öner: Bizim.

Resul Emrah Şahan: Öyle bir insan değilsen nedir yani?

Yakup Öner: Bunlar benim gözlemlerim. Bakın bunu emin olun tarafsız bir şekilde sizi tanıyan insanların birçoğu bu yorumu yapacaktır.

Resul Emrah Şahan: Kim yapar?

Yakup Öner: Ya ben şimdi Ahmet, Mehmet mi diyeyim yapmayın Emrah Bey yani hayır söyleyeyim. Şimdi bak dersiniz ki ben bunu kabul etmiyorum. Ben de diyebilirim ki doğrudur kabul etmiyorum.

Resul Emrah Şahan: Hocam bu böyle yani şey öyle konuya girmem ama şu şu soruyu sormak istiyorum yani.

Yakup Öner: Bu mahkemede... bu mahkemede yani bence burada konuşulması gereken bir konuda değil yani.

Resul Emrah Şahan: İfadenizde var ama.

Yakup Öner: Ama ifademde var ama.

Resul Emrah Şahan: Sormam gerekiyor. Onun için soruyorum. Niye soruyorum bunu? Bunu niye soruyorum? Yani böyle bilgiye dayanmayan değerlendirme, çıkarım.

Yakup Öner: Nasıl tanıyorsunuz diye sorulunca ben de nasıl tanıdığımı anlattım size.

Resul Emrah Şahan: Şöyle çıkarım var orada.

Yakup Öner: Ya bu itham edici bir şey değil ki.

Resul Emrah Şahan: İtham edici ama.

Yakup Öner: Hayır değil.

Resul Emrah Şahan: Bu durum itham edici.

Yakup Öner: Bu benim sizi sinsi gördüğüm anlamına gelir.

Resul Emrah Şahan: Bak işte bu bir husumet göstergesi. Bu ne anlama geliyor?

Yakup Öner: Ama bu benim görüşümdür yani bu kimseyi de ilgilendirmez.

Resul Emrah Şahan: Tamam bu bir husumet göstergesi. Ben buna husumet diyorum. Başka bir şey dememe gerek yok. Ya evet. Ya diğer eylemlere geçeceğim yani.

Yakup Öner: Buyurun.

Resul Emrah Şahan: Bu Eylem 40'ta...

Yakup Öner: Evet.

Resul Emrah Şahan: İddiaya konu tadilat, ceza, harç mesela bu evraklar sizde var değil mi? Yani iddiaya konu tadilat, ceza, harç evraklarını.

Yakup Öner: Evet...

Resul Emrah Şahan: İncelediniz mi hiç?

Yakup Öner: Şöyle, sadece Metin Bey bana harç hesap listesinde katsayıları gösterdi. Burada şöyle bir şey ifade edebilirim. Yani benim zaten bunu incelemeye yetkim yok. Ben Şişli Belediyesi'nin bir çalışanı da değilim. Sizin altınızda çalışan bir personelde değilim.

Resul Emrah Şahan: Hayır, neticede bu konu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Danışmanı olarak size gelmiş. Evrakları incelediniz mi?

Yakup Öner: Hayır ama Şişli Belediyesi Danışmanı olarak gelmedi bana. Mehmet Torunlar'ın tanıdığı bir kişi olarak Ekrem İmamoğlu'nu bu konuyu Ekrem İmamoğlu'na götürecek bir kişi vasfıyla geldi. Yoksa İBB'ye ben bunu götüreyim, İBB bu süreçle ilgilensin. İBB'nin Şişli üzerinde nasıl bir baskı söz konusu olabilir ki?

Yakup Öner: Bunu kabul etmiyorum. Şöyle söyleyeyim: Bana sadece gösterdi. Buradaki mesele şu: Tadilatın kat kat hesap edilmesi durumunda çarpı 1, çarpı 1, her kat için çarpan 1 olması gerekirken cezasız kat, yani 9 ayrı makbuz kesildiğinde 8 milyon civarı bir rakama geldiği için bunlar diyorlar ki bizim her kat için ayrı bir tadilat izni verin. Siz de diyorsunuz ki hayır, ben 9'una bir izin vereceğim. Dolayısıyla çarpan 1 değil, 9 oluyor, 9 katlık bir şey. Bunu hatırlıyorum. Bunun dışında da hani harç hesaplaması doğruydu, yanlıştı, onları bilmiyorum yani. Onlar...

Resul Emrah Şahan: Müfettiş incelemesinden geçti bunlar.

Yakup Öner: Özür dilerim, bir şey eklemem lazım. Onların iddiasını aktardım. Burada sizin yanlış harç hesabı yaptığınız iddiasında bulunmadım. Onların iddiasını aktardım. Evet. Hatta orada da öyle söyledim zaten.

Resul Emrah Şahan: Tamam, onların iddiasını, Metin'in iddiasını aktarıyorsunuz. Ben savunmamda anlattığım için buradan şey...

Yakup Öner: Yok, yok, problem yok.

Resul Emrah Şahan: Müfettiş incelemelerinden geçti. Cezalı keza öyle.

Resul Emrah Şahan: Yine eylem 40'ta ifadenize göre Mehmet Torun'la bir görüşme yaptığınızı söylüyorsunuz. Mehmet Torun da zaten bu görüşme içeriğini sordu. Bunu da cevapladı kendisi.

Yakup Öner: Yani... Siz zaten biliyorsunuz ne olduğunu, ben de biliyorum ne olduğunu.

Resul Emrah Şahan: Fakat görüşme içeriğinden hiç bahsetmemişsiniz. Ben görüşmede cezayı konuştum. Ben bunları anlattım.

Yakup Öner: O şöyle... Hayır, hayır, yani şöyle.

Resul Emrah Şahan: Cezayı konuştuk. Yani bana cezayı 15 milyonluk cezayı iptal ettiğimizi...

Yakup Öner: 1 milyarlık cezanın iptal olduğu meselesinden bahsettim burada.

Resul Emrah Şahan: Evet.

Yakup Öner: Ama o görüşme üzerine iptal olduğu...

Resul Emrah Şahan: Hayır, görüşmeye geldiğinde ceza iptal olmuştu zaten. Erken başvurmuştu.

Yakup Öner: Tamam. Ben görüşmeyi anlattım. Yani bu bundan oldu, şu şundan oldu gibi bir durum yok. Burada benim ifadem... İsterseniz...

Resul Emrah Şahan: Hayır, görüşmenin içeriğine ilişkin ifadenizde bir şey yok, onun için soruyorum ben. "Ben görüşmenin içeriğini kendim anlatmışım. Ama siz..." Ben ben şunun gibi bir şey söylüyorum yani.

Yakup Öner: Şimdi şöyle söyleyeyim: Bu konu bana geldiğinde ben Ekrem Başkanımıza konuyu ilettim. Ekrem Başkanımızın da hoş karşılamadığını burada açık gönüllülükle söylüyorum. Çünkü talep can sıkıcı bir talepti. Sizden gitmiştir, gitmemiştir, bu sizin savunmasını yapacağınız konu. Ben bu ithamda bulunmuyorum. Ben Mehmet Torun'un bana aktardığını burada aktarmış oluyorum. Mehmet Torun'un kendi ifadesinde birkaç gün önce zaten ifade verdi. Burada sayın mahkeme heyeti bunu birleştirecektir, sizin avukatlarınız, siz gerekli çalışmaları yapacaksınızdır. Ona bir şey de söylemde bulunmuyorum. Bana söylediği "Yakup benden 10 milyon dolar para istiyorlar" dedi. Hatta 20 ile açtılar kapıyı. "Sonra Büyükşehir'e 10 milyon bağışlıyorsunuz da bizim ne eksiğimiz var? Bize niye 10 milyon dolar vermiyorsunuz?" dedi. Çok da kaba tabirler kullandı. Burada da ben kendisi... Yani kullanmak istemiyorum çünkü bunu ifademde de belirttim. "Böyle şey olur mu? Bunu lütfen Ekrem İmamoğlu'na ilet" deyince ben de konuyu Başkanımıza taşıdım. Nihayetinde eski mesai arkadaşımızsınız. Olur ya, belki böyle bir meselenin yanlış olduğu durumu söz konusu olabilir.

Çünkü nihayetinde bir iddiadır. Ancak ben Mehmet Torun'un yalan söyleyeceğine hiç ihtimal vermedim. Doğruya doğru. Ve doğru olduğu düşüncesiyle Ekrem İmamoğlu'na aktardım. Sonra da Ekrem Başkanımızın "Gel bir Emrah'la sen birlikte oturun" demesi üzerine de sizden randevu talebinde bulundum ki ben öncesinde kabul etmedim. Kendi yüzü de buradadır yani. Ben dedim ki ben böyle bir işin içerisinde olmak istemiyorum. Çünkü ben size güvenmiyorum Emrah Bey. Doğruya doğru yani. Ben size güvenmiyorum. Güvenmediğim için de bu meselenin içerisinde olmak istemedim. Mehmet... Ya tabii... Ben ben şimdi kendi düşüncelerimi aktarıyorum. Siz nasıl isterseniz öyle değerlendirin. Çok önemli değil benim için…. istemediğim için bu sürecin içerisinde yer almak istemedim ve bunu da bu şekilde o zaman aktardım Ekrem Başkanımıza. Ancak hem başkanımızın talebi hem de Mehmet Bey'in ricası üzerine bu sürecin içerisinde yer aldım, iyi ki de yer almışım. Nihayetinde mevzu olumlu bir noktaya geldi, konu kapandı.

Resul Emrah Şahan: Sizin yer almanız olumlu bir yere gelmedi.… Mehmet Bey geldiğinde ben cezayı kesmiştim.

Yakup Öner: Ama ben girdikten sonra mesele bu noktaya geldi. Dolayısıyla benden mi oldu, başkasından mı oldu bu takdiri…

Resul Emrah Şahan: Ben belediye başkanıyım. Sizin boyunuz o kadar uzun değil yani, bana o konularda…

Yakup Öner: Tabii ki, tabii ki efendim. Sizin üzerinizde bir baskı kuracak gücüm yok.

Resul Emrah Şahan: Tamam, biliyorum. Doğru, olamaz da zaten. Bu kulüple ilgili, Rotana ile ilgili yine bir şeye geleceğim. Ya burada bir dil birliği var ya. Yani, beni aramışsınız, yok ben demişim ki bu işte kişi… Süleyman Atik de aynı şeyi söylüyor.

Yakup Öner: Biliyorum efendim.

Resul Emrah Şahan: 2024 öncesi bu aktörlerin hiçbiriyle ben görüşmemişim. İmar yetkili ben değilim.

Yakup Öner: Ben görüştünüz demedim.

Resul Emrah Şahan: Ondan sonra buraya geldi görüştü; İlker İlçe Başkan Yardımcısıydı, ona sordu inanca… Şuraya geleceğim, özü şu: Ya siz Süleyman Atik'le bu ifadeler öncesi bu konuları konuştunuz mu kendisiyle?

Yakup Öner: Hayır, hiç konuşmadım.

Resul Emrah Şahan: Peki.

Yakup Öner: Sadece ben şunu söyleyeyim, özellikle bunu belirt istiyorum Emrah Bey; bu görüşmenin gerçek olduğunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Çünkü ben…

Resul Emrah Şahan: Hayır ben bilmiyorum, sadece siz anlatıyorsunuz.

Yakup Öner: Doğru, doğru. Ya öyle diyeceksiniz tabii, ne diyeceksiniz? Söyleyebileceğiniz başka bir şey…

Resul Emrah Şahan: Siz de bakın siz de bunu diyeceksiniz.

Yakup Öner: Söyleyebileceğiniz hiç başka bir şey yok.

Resul Emrah Şahan: Sizin de yok

Yakup Öner: Siz bunun gerçek olduğunu biliyorsunuz, sonrasında da bu eylemin devam ettiğini biliyorsunuz. Dolayısıyla burada şimdi boş konuşmanın anlamı yok. Ben anlatacağımı anlattım, siz söyleyeceğinizi söylediniz, buyrun.

Resul Emrah Şahan: Tamam. Teşekkürler Sayın Başkan.

ELÇİN KARAOĞLU AVUKATI EMRAH ŞAHAN'A SORUYOR

Avukat: Sayın Başkanım, şimdi müvekkilimiz aslında teknik olarak bir soru sordu Resul Emrah Şahan'a. Bir bilgin var mı dedi. Çünkü Resul Bey sorgusu sırasında şey yaptı. Kayda geçmesinde fayda olabilir cevabının.

Resul Emrah Şahan: Yoktur, yok. Yani benim öyle bir tanıklığım yok.

EKREM İMAMOĞLU AVUKATI TORA PEKİN, YAKUP ÖNER’E SORUYOR – 30.09.2026

Tora Pekin: Şimdi dünkü sorunuzda hem de ifadelerinizde İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki görevinizle ilgili olarak menfaat teminine yönelik olmayan, yasal ve kamu yararına yönelik bir iş tanımı yaptınız.

Yakup Öner: Evet evet.

Tora Pekin: Yani bir işin karşılığı olmayan ya da birilerine bir ayrıcalık yaratmadan kreş yaptırılması, tarihi bir eserin onarılarak kamuya kazandırılması gibi, ben böyle anladım.

Yakup Öner: Evet evet.

Tora Pekin: Kapsamında sizin çalışma süreniz boyunca, uzun süredir belediyecilik yaptığınızı göz önüne alırsak hayata geçmesinde emi olan projelere örnek verir misiniz? Hatırladığınız kadarıyla tabii. İsmen saymanız da gerekmez, belki sayıyla da vermek isterseniz.

Yakup Öner: Yani...

Tora Pekin: Bu kapsamdaki işleriniz öyle kısaca.

Yakup Öner: Burada işte en basiti mesela Gülaylar konusu. Bizim biraz önce konuştuğumuz, tapuya şerh edilmiş 5400 metrekarelik bir alanın belediye lehine geçmesi durumu söz konusu. Ancak henüz fiili imalat yapılmadı. Tapuya şerh edilen bir satış vaadi sözleşmesi şeklinde, bağış vaadi sözleşmesi şeklinde yapılmış birincisi bu. İkincisi torunların fiili olarak yapmış olduğu bağış durumu söz konusudur. Yani böyle ben düşündüğümde birkaç tane daha çıkartabileceğimi düşünüyorum ama...

Tora Pekin: Tamam, tamam. Peki. Evet. Bunları kamuya yani İstanbul'a, İstanbulluya kazandırılmış değerler olarak tanımlasak doğru olur mu?

Yakup Öner: Doğru doğru. Yalnız benim biraz önce yapmış olduğum açıklamayı ben tekrar hatırlatmak istiyorum Tora Bey. Buradan karşı tarafın %100 memnun olduğu, "Allah razı olsun, sayenizde bağış yapıyoruz" gibi bir durum söz konusu değil. Tabi ki rahatsız oldukları bir durum söz konusudur. Ancak ilişkilerini devam ettirebilmek için bazıları fiyatı düşürme çabası içerisine girmiştir. Bazıları doğal olarak "hayır" deyip süreci reddetmiştir. Murat Özyeğin gibi. Şimdi bazıları Sinpaş gibi direkt reddetmiştir, hiç konuyu bile açtırmamıştır. Şimdi dolayısıyla bir memnuniyetsizlik durumu söz konusu olsa da bizim amacımız burada üçüncü kişilere bir menfaat sağlamak değil, benim şahsıma bir menfaat sağlamak değil, Ekrem İmamoğlu'nun şahsına da bir menfaat sağlamak değil. En azından amaç buydu. Dolayısıyla bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilen görüşmeydi. Ancak her zaman memnuniyetle karşılanmayan da çoğu zaman memnuniyetle karşılanmayan bir şekilde devam ediyordu.

Tora Pekin: Tamam. Şimdi dün Heyet Başkanı ve Savcı Bey konunun çok üzerinde durduğu için sormak istiyorum. Siz AKP döneminde de aynı uzmanlıkla, aynı bilgiyle belediyeciydiniz. Uzun yıllardır İstanbul'da yaşıyorsunuz. İstanbul'u gözlemliyorsunuz çok iyi bir harita mühendisi olmanız nedeniyle. Şimdi bunu İstanbul'u çok iyi bilen bir belediyeci sıfatıyla yanıtlamanızı rica ediyorum. Mutlaka içinde olmanız gerekmez, gözlemlerinizden de yola çıkarak. 2019'dan önce de benzer şekilde yani sizin olmadığınızı söylediğiniz, vurguladığınız şekilde kamuya kazandırmalar olur muydu İstanbul Büyükşehir Belediyesinde?

Yakup Öner: Büyükşehir Belediyesinde olmadığım için yani...

Tora Pekin: Ama bunları duyardınız tabii ki.

Yakup Öner: Duyardık tabii ki. Yani nihayetinde belediyecilik içerisinde faaliyet gösteren herkes aşağı yukarı bu tür eylemleri birçok şeyde görür. Yani belediye hayatında görür. Kamusal faaliyetler genelde belediye bütçesi içerisinde yürütülmez. Bu doğrudur, yanlıştır, hukukidir, değildir bu tartışma benim konum değildir. Ancak bu eylemlerin, bağış taleplerinin belediyelerin çok büyük bir kısmında bulunduğunu açıkça ifade edebilirim.

Tora Pekin: Tamam. Hiç burada bir şey durumu oldu mu sanki 2019'dan sonra sadece bu oluyormuş gibi bir...

Yakup Öner: Yani ben 2019'dan sonrasına şahit olduğum için 2019 sonrası... Ama öncesinde var mıydı bilemem yani.

Tora Pekin: Cami yaptırıldığını, okul yaptırıldığına ilişkin olarak siz İstanbullu olarak tanıklığınızın olduğunu anlıyorum ben dediniz. Yani diğer belediyeler de...

Yakup Öner: Yani genel olarak tanıklığımızdan ziyade duymuşluğumuz vardır. Neden tanıklık? Çünkü o işi bizzat yürütmezseniz tanık olamazsınız. Bazen yürüttüğünüz işlere bile tanık olamazsınız. Benim görüştüğüm bazı kreş meselelerinde ben kreşin yapıldığı yeri de görmedim. Ama ben kreşin yapıldığı bilgisine sahibim. Örnek olarak Süleyman Çetinsaya'nın yol, otopark meselesi vardı. Şey kız yurdu meselesi. Benim ifadelerimin içerisinde bağış yaptığım meselesi vardır ama yerinde yapıldığı bilgisi var ama gidip gördüm mü, görmedim. Tanıklığım var mı, yok. Yani bunun gibi anlatılabilir. Benim tanıklığım yoktur.

Tora Pekin: Peki. Sizin görevlendirmenize ilişkin bir soru soracağım. Size ilişkin bir soru. Sizinle aslında Sayın İmamoğlu arasındaki ilişkiye ilişkin. Şimdi Sayın İmamoğlu bu işlerde niye sizi görevlendirdi, niye sizi seçti? Sadece teknik bilginiz nedeniyle mi sizi seçti? Yoksa işte Beylikdüzü'nde çalışmışlığınız, aynı zamanda rüşvete, usulsüzlüğe girmeyen biri olduğunuzu düşündüğü için mi sizinle çalıştı?

Yakup Öner: Yani ikisi birlikte diye düşünebiliriz. Ama bir de üstelik şunları da ekleyebiliriz. Yani meslekte teknik anlamda ne kadar çözerseniz çözün iletişim dili de önemlidir. Ben bunun da etkili olduğunu düşünüyorum. Yani benim karakter, karakter özelliklerim artı teknik bilgi birikimim diye düşünebiliriz. Çünkü ben hayatım boyunca hiçbir zaman üçüncü kişilere menfaat sağlanan bir masada bulunmadım. Yani orada oturmayı da doğru bulmadım. Benim dışımda yapılmıştır, herkes kendi hesabını kendisi verir. Ben ona yapmıştır, yapmamıştır şeklinde kimseye kefil olacak halim yok.

Tora Pekin: Gelecek sorudan yanıtlamış gibi oldunuz. Yani sizin bu yasal ve kamu yararının dönük tanımın dışında kalan iddianamenin suç saydığı eylemlere iştirakiniz olduğunu reddediyorsunuz bir yandan.

Yakup Öner: Tabii ki. Ama dediğim gibi yani ben kamu lehine başladığım süreçlerin ifade ettiğim gibi başka şeylere döndüğü kısmına da şahit olmadım.

Tora Pekin: Şimdi ifade verdiğiniz sürecinize dair bir şey soracağım. İfadenizde de dünkü anlatımlarınızdan bahsettiniz mi diye soracağım da hatırlatacağım size. Şimdi çok uzun sürüyor, söylemezseniz bilemezsiniz. Örneğin eylem 49'da yer alan Cüneyt Yakut ile ilgili beyanlarınıza baktığımızda Güçlendirme Ruhsatı gündemi ile ilgili Sayın İmamoğlu'nun büyük bir kreş yapımı istediğinden bahsediyorsunuz. Bu anlatıyı burada da sürdürdünüz. Ancak burada bir yandan dediniz ki Ekrem İmamoğlu konuyu inceleyelim, yasal bir engel de yoksa da zaten hakları doğrultusunda bir güçlendirme ruhsatını alırlar dedi dediniz. Ayrıca sürekli olarak karşı rızaya ilişkin bir konudan bahsettiniz. Anlatımınız bu şekilde oldu. Bu hususları savcılıkta da anlattınız mı?

Yakup Öner: Tabii ki anlattım. Şimdi burada zaten benim ilk ifadelerimi okursanız ifadelerimde de görebilirsiniz. Aşağı yukarı bunlar bellidir.

Tora Pekin: Bunu bu tutanakta göremediğim için söylüyorum o yüzden.

Yakup Öner: Ben belki açık ifadelerle söylemedim ya da ben eklettirmeyi unutmuşumdur. Çünkü savcımızın benim yazdığım şeylere, ifade ettiğim şeylere hiçbir müdahalesi olmadı. Yukarıda Allah var, doğruya doğru söylemek lazım. Ben ifade ederken belki söylemsel olarak söylemişimdir ama yani dediğim gibi çok ağır koşullar söz konusuydu. Bazı şeyleri atlamış olabiliriz.

Tora Pekin: Nasıl ağır koşullar?

Yakup Öner: Ağır koşullardan kastım şeydir, cezaevi koşulları. İşte hatırlamıyorsunuz, unutuyorsunuz. Odaklanma problemleri oluyor. Yani bundan kaynaklı belki öyle bir şey olmuştur ama ben bu hususu özellikle orada gördüğüm açıkları burada telafi etmeye çalıştım. Yine atladığım bir şey varsa sizin sorunuz doğrultusunda şunu söyleyebilirim. Bizim buradaki başlangıç hedefimiz kesinlikle kreş yapımına yönelikti. Burada biz nihai olarak yaptığımız hiçbir işlemde "Şu işi yaparsan biz de bunu yaparız, bunu yapmazsan yapmayız" ifadelerini kullanmadık. Ancak tekrar bu bugünkü ifadelerimin başında ifade ettiğim şeyi hatırlatmak istiyorum. İnsanların zaafları da bir şekilde ortaya çıkmaya başlıyor belli bir yerden sonra. Dolayısıyla ifade olarak bunu söylemeseniz de eylem olarak kendisini zaten belli şeyleri yapmaya mecbur hissediyor. Bu memnuniyet anlamında söylüyorum bunu. Yoksa hani bir ağır tahrik, ağır baskı, bu irtikap meselesiyle tarif edilecek bir durum değil bu. Yani karşı tarafın belli bir yere kadar rızasının olduğu bir durumdan bahsediyorum.

Tora Pekin: Ben şimdi size emniyette, savcılıkta baskı gördünüz mü diye sormayacağım.

Yakup Öner: Hayır, hayır, olmadı.

Tora Pekin: Zaten öyle bir şey söz konusu değil.

Yakup Öner: Hayır, cezaevi, cezaevindeki psikolojik koşullardan bahsediyorum. Yani haksız yere yargılanıyor olmak... Onun üzerinde oluşturduğu ağırlıktan bahsediyorum. Başka bir şey söz konusu değil.

Tora Pekin: Onu sormayacağım. Ya süreç sizi yormuş olabilir, sıkmış olabilir bahsettiğiniz gibi veya olmayabilir. Bunları sormayacağım ama şimdi kronolojiyi yani sizin gözaltına alındığınızdan itibaren olan kronolojiyi ve somut olayları öğrenmek istiyoruz. Bunların bir kısmı UYAP'a kayıt edilmiştir, bir kısmı kolluk tutanaklarında vardır ama dosyada derli toplu bir bilgi yok. Sizin ifade verme süreçlerinizle ilgili ve birden çok ifadeler vermişsiniz. Ayrı ayrı şeylere de...

Yakup Öner: Yani toplamda 4 tane cezaevindeyken vardır, tutukluyken. 1 tane de tutuksuzken vardır, 5 tane. Bunun dışında benim savcılığa herhangi bir gitmişliğim dahi yoktur.

Tora Pekin: Tamam. Şimdi ben bu şeyi soracağım. Yani sizin gözaltına alınmanızdan itibaren olan durumu soracağım.

Yakup Öner: Bir de gözaltındayken vermiş olduğum ifade var. Onu saymadım ben.

Tora Pekin: Evet. Yok biliyorum, biliyorum, biliyorum yani. Şeyi de... Biliyorum, biliyorum bizde. İlk sorum hariç, ilk sorum biraz daha anlatım olabilir, kısa kısa sorular, kısa kısa cevap verebilirsiniz, "Evet", "Hayır" diyebilirsiniz. Mesele maddi gerçeğe ulaşmak. Başka bir derdim yok. Şimdi öncelikle kısaca yani gözaltı ve tutuklanma sürecinizi anlatmanızı rica edeceğim. Yani gece mi geldiler, gündüz mü, aileniz yanınızda mıydı, ilk ifadenize kadar ne kadar süre geçti, gibi...

Yakup Öner: Ya ben bunları çok konuşmak istemiyorum. Olan oldu, geçen geçti. Yani ben bu konunun da bu iddianamenin konusu olduğunu düşünmüyorum, lütfen. Hani hepimizin canını acıtan meseleler bunlar. Çünkü haksız olarak yapıldığını düşünüyorum. Bence bu konuya girmeyelim hiç. Benim vereceğim başka bir meseleye...

Tora Pekin: Tamam, bunu geçiyorum. Ama şimdi birkaç şey soracağım. Dediğim gibi çok kısa kısa soracağım, serbestsiniz tabii yani, cevap vermek istemeyebilirsiniz vesaire. Sizi üzmek, sizin var ise travmanızı canlandırmak da değil. Ama ben bunu dosyadaki maddi gerçeğe bir katkıda bulunacağını düşünüyorum bu soruların. O yüzden soruyorum. Eğer siz de yani dosyada hakkaniyetli, iyi niyetli bir sonuç verilmesine katkı sağlayacağını düşünürseniz, verirseniz çok sevinirim. Vermezseniz de benim yapacağım bir şey yok. Ben polis değilim, savcı değilim, ağzınızdan zorla laf alamam.

Yakup Öner: Yok, yok. Yani şöyle söyleyeyim o zaman ilk sorunuza; hiçbir baskıya maruz kalmadık. Aksine polisler gayet kibardı. Çocuklarımız odasında uyurken geldikleri için nezaket gösterdiler, uyandırmadan mümkün olduğunca sessiz... Yani benim çocuklarımın haberi dahi olmadı. Hepsine buradan hani her ne kadar hak etmediğim bir eylemin içerisinde olsam da gösterdikleri hassasiyetten ötürü teşekkür ederim.

Tora Pekin: Tamam, o şekilde kısa sorulara geçeceğim. Hatırladığınız kadarıyla yanıt verirseniz sevinirim. İstanbul'da kaç gün tutuklu kaldınız Yakup Bey?

Yakup Öner: İstanbul'da sanırım 3 Haziran'da gittim, 1 Mayıs'ta girmiştim, 26'sında tutuklandım. 30 Mayıs'ta, 30 Nisan'da mı 31 yani 1 Mayıs'ta mı gittik cezaevine bilmiyorum Silivri'ye. Yani 33 gün falan, 33-34 gün kaldım İstanbul'da, Silivri Cezaevinde.

Tora Pekin: Silivri'de. Sonra ne oldu, Silivri'den sonra ne oldu?

Yakup Öner: İzmir'e sevkimiz çıktı yani. Onun sebebini bilmiyorum.

Hakim: Sanık cevaplayıp cevaplamamakta serbest.

Yakup Öner: Ya yani ben 34 gün kaldım, sonrasını bilmiyorum sebebini. Dediğim gibi yani ben çok bu konulara girmek istemiyorum. Yok zaten... Yani eğer bu sonraki sorular da bu konseptteyse sizden rica ediyorum bunu geçelim. Ama eylemlerime ilişkin bir sorunuz varsa ben memnuniyetle yanıtlarım.

Tora Pekin: Dediğim gibi eğer siz de yani...

Yakup Öner: Tamam, ben o zaman cevap vermiyorum diye geçebiliriz.

Tora Pekin: Geçebiliriz, hiç sorun yok ama yani verirseniz gerçekten de...

Hakim: Vakit geçmemesi açısından, avukat bey size soruyor, soruyor...

Tora Pekin: Evet soracağım. Ben hakkaniyetli bir sonuç açacağını düşünüyorum yani bu dosyada tek değilsiniz. 400'den fazla sanık var. Halihazırda 50 bir kişi tutuklu. Bu dosyadaki maddi gerçeğin ben bütün sanıklara yarayacağını, bütün tutuklulara yarayacağını düşünüyorum. Sizin de eğer bir vicdani şeyiniz varsa...

Hakim: Sormanıza izin veriyorum. Açıklama yapmanıza gerek yok. Sorun, devam edelim.

Tora Pekin: Tamam, tamam, tamam Hakim Bey. Zaten ben öyle de veriyorsunuz yani yanıt. Benim şimdi mesela bilmiyorum gerekçesini dediniz o benim bir sonraki sorumdu zaten. Biliyor musunuz gerekçesini? Size bir gerekçe söylediler mi? Şimdi söylediğiniz de zaten şey değil yani hani yanıltıcı sorular da değil.

Tora Pekin: İzmir yolculuğunuz ne kadar sürdü acaba ilk gidişiniz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Peki o zaman hızlı hızlı sorayım ben. Yanıtsız kaldı en azından zabta geçmiş olsun. İzmir'de hangi tip cezaevine götürüldünüz?

Yakup Öner: 2 No'lu F Tipi. Buca Cezaevi.

Tora Pekin: Meslektaşım Doğan Bey de sordu ama İlker beyle karşılaştınız. Tutuklandı mı o da?

Yakup Öner: Dedim ya, dediğim gibi zaten konuştuk biraz önce.

Tora Pekin: Peki, İlker Bey'in sizin bildiğiniz bir rahatsızlığı var mıydı acaba tutuklanmadan önce? Siz...

Yakup Öner: Benim bildiğim bir rahatsızlığı, he hepimizde olduğu gibi rahatsızlığı var ancak buna cevap vermek istemiyorum. Dediğim gibi bunları geçebiliriz.

Tora Pekin: Peki. İlker Bey'in bu dosyada sanık olmadığından haberdar mısınız?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Aynı şekilde uzun yıllardır çalışma arkadaşınız, şoförünüz Kamil bey açısından sorayım. Sizin etkin pişmanlık ifadenizden hemen sonra tahliye edilmiş olmasından ve bu dosyada sanık olmadığından haberdar mısınız?

Yakup Öner: Yani tarihi ben hatırlamıyorum ne zaman tahliye olduğunu. O yüzden hani bir şey söylemem de doğru olmaz. Ancak hani genel hatlarıyla yine aynı şeyi söyleyeyim. Dediğim gibi ben eylem bazında...

Tora Pekin: Sayın Başkan sorayım o zaman...

Yakup Öner: Eylem bazında olursa memnun olurum. Aksi...

Tora Pekin: Siz ilk etkin pişmanlık ifadesini vermeye ne zaman karar verdiniz? Etkin pişman olmaya diyeyim.

Yakup Öner: Yani dediğim gibi ona cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: İfade vermek üzere İstanbul'a götürüldünüz. Doğrudan Adliye'ye mi götürüldünüz, yoksa bir ara durak yapıldı mı?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Peki. Kaç saat sürdü ifadeniz acaba?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: O ifade tahliyeniz için yeterli görülmedi. Sonra İzmir'e gönderildiniz yoksa İstanbul'da muhafaza edildiniz mi? Bu dosyada yok bunlar. Yani meslektaşım şey yaptı, "dosyada var bunlar" dedi ama dosyada yok bunlar.

Yakup Öner: Cevap... Ben yine de cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Peki. İkinci etkin pişmanlık ifadesine nasıl gittiniz, o kaç saat sürdü, kaçta girmiştiniz ifadeye?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Yine tahliyeniz istenmedi ve İzmir'e götürüldünüz.

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Üçüncü ifadeye nasıl ve ne zaman gittiniz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: İfadeden sonra İstanbul'da mı kaldınız?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Dördüncü ifadeyi de sorayım. Nasıl ve ne kadar sürdü?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Şöyle soralım, tüm ifadelerin...

Yakup Öner: Toplu cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Bitiyor, bitiyor, çok az kaldı. 3-4 dakika sonra var. Yani 1,5 saat neredeyse sorgulama Savcı Bey tarafından yapılmış. Onu da hatırlatmış olayım size. Buyurun. Yeniden tahliye olmadınız. 7 gün sonra serbest bırakıldınız. O arada herhangi bir şey yaşandı mı?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Sürpriz mi oldu tahliyeniz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Tora Pekin: Sanıyorum sizin etkin pişman sayılmanız için 4.000 kilometre yol gittiğinizi söylesem yanlış olmayacak. Tahliye olduktan sonra bir ifade daha verdiniz. Arandınız mı, aralandınız mı, onun iletişimi nasıl oldu?

Yakup Öner: Kendi talebimiz üzerine.

Tora Pekin: Kendi talebiniz üzerine. Yine duruşma seçeneğinde... Evet. Sayın Başkan, bitirebilirim sorularımı. Yani bu cevap verilmeyen sorular altında, bu koşullar altında alınmış bir ifadeyi biz delil olarak kabul etme imkanımız yok. Ya diye söylediği dünkü ek maaş iddiası başta olmak üzere aleyhe olan beyanların hiçbirini kabul etmiyoruz. Son olarak Sayın Başkan, müvekkilime yönelik olarak hakkın kötüye kullanılması dediniz. Şimdi sanık sorgusuna karşı beyanda bulunmak hakkın kötüye kullanılması değildir.

Hakim: Biz sanık beyan aşamasında değiliz.

Tora Pekin: Evet, son olarak ceza muhakemesi...

Hakim: Ama bak 200'ün anlamında soru soran var mı diye soruyoruz. Soru hakkı varsa veriyoruz. Konuşmak için mikrofonu aldığında açıklama yapıp geri kalmanın bir anlamı yok.

Tora Pekin: Doğru, doğru ama şunu yapmıyorsunuz. Hakim Bey CMK 215'e göre soru beyanınız var mı diye sormuyorsunuz yani.

Hakim: Sana sana savunma hakkı veriyor. O anlamda savunma hakkında da zaten şahsın beyanlarıyla ilgili varsa söyleyecekleri onları da zaten kendisi söyler zaten yani. Şu an sanık sorgusu aşamasındayız ya. Hani biz şu an sanık Yakup Öner'in sorgusu aşamasındayız. Ondan alacağımız bir cevap varsa, ona soracağımız ve savunmamızda kullanmak istediğimiz onun vereceği cevaplara yönelik bir şey varsa o hakkı duyurursunuz zaten. Yoksa açıklama yapmak için herkese bir hak verirse herkes bir açıklayacağım şeyler var der.

Tora Pekin: CMK 215 değil mi o? CMK 215 tartışması hepsiyle yaşarız ama.

Hakim: Evet, evet. Çünkü doğru. Çünkü yasada var hâlâ.

Tora Pekin: Biz biz doğruyu buluruz. 200 gün boyunca bulursunuz. Ama ama...

Hakim: 215'i de uygulamıyorsunuz, onu demek istiyorum. 215'in uygulanmasını talep etmek hakkın kötüye kullanılması değildir. Hakkın tanınmasını talep etmekten ibarettir.

SANIKLAR VE AVUKATLARI YAKUP ÖNER’E SORUYOR – 30.09.2026

ELÇİN KARAOĞLU SORUYOR

Elçin Karaoğlu: Yakup Bey, merhaba.

Yakup Öner: Merhaba Elçin Bey.

Elçin Karaoğlu: Geçmiş olsun.

Yakup Öner: Teşekkür ederim, sağ olun.

Elçin Karaoğlu: Bunu sormayacaktım da çünkü hazırladığım sorular vardı, siz onlarla ilgili ifadenizde, beyanlarınızda cevabını da vermiş oldunuz.

Yakup Öner: Evet, doğrusu neyse o, onu ifade ettik.

Elçin Karaoğlu: Şimdi ben Emrah Bey'in az önceki sanırım bir hususu. Bizim o yüzden altını çizmek istiyorum. Ben de 27 senelik kamu görevlisiyim, devlet memuruyum, siz de devlet memurusunuz. Benim yaptığım tüm işler, yürüttüğüm süreçler yasal süreçlerdir kendi mecrasında. Doğru mu?

Yakup Öner: Yani burada zaten ben şeyi de özellikle belirttim. Kendi ifademde sizin göreve geliş şekliniz, benim muhalif oluşum, bizim beş yıldır birbirimizi...

Elçin Karaoğlu: Birbirimizi çok sevmezdik de yani.

Yakup Öner: Sevmediğimiz, anlaşamadığımız meselesi, bunların hepsi gerçek. Tanıyanlar da bilir.

Elçin Karaoğlu: Yani o yüzden hani altını çizmek adına bizim bir talimat ilişkimiz, yani sizin bana bir şeyiniz...

Yakup Öner: Keşke olsaydı. Ben açık yüreklilikle söylüyorum. Keşke olsaydı ama...

Elçin Karaoğlu: Teşekkür ediyorum.

Yakup Öner: Ya olmadı yani. Maalesef olmadı yani.

Elçin Karaoğlu: Yani Emrah Bey'e de ben buradan soruyorum. Varsa somut bir şeyiniz lütfen söylesinler yani. Ben de 27 senelik kamu görevlisiyim, siz de belediye başkanısınız. Teşekkür ediyorum.

Yakup Öner: Ben de teşekkür ederim.

CEYHUN AVŞAR SORUYOR

Ceyhun Avşar: Sorularım var. İlki bu ihaleyle alakalı Ertan Bey'in bir beyanı vardı. 06.05.2015 tarihli bir beyanı. Bu beyanında ihaleden bir gün önce bir şahıs noterden hangi firmanın hangi fiyata alacağını tasdik ettirdiğini, ihalede bu belgenin sunulması sonucunda apar topar iptal edildiğini beyan ediyordu. Adem Soytekin de yine benzer bir beyanı var diyor. İddianamede de bunların birebir örtüştüğü ve doğrulandığı belirtiliyor. Tanımıyordu, biz Adem Soytekin'e bu hususu sorduk. "Böyle bir evraktan haberdar mısınız, gördünüz mü?" "Yok" dedi. "Ben de tanımadım" dedi. Ertan Bey'e de bu hususu sorduk. Direkt hiç konuyu cevaplamadan bu konuyu sizden duyduğunu söyledi.

Yakup Öner: Yani bu...

Ceyhun Avşar: Şimdi dava dosyasında ve dava evraklarında da böyle bir ihbar da yok yani noter ihbarı da yok. Siz böyle bir evrak gördünüz mü? Yani bu doğru mudur?

Yakup Öner: Hayır. Söz konusu bile değil. Ertan Bey yalan söylüyor. Yani ne böyle bir dedikodu duydum ne de böyle bir duruma şahit oldum. Yani bir evrak falan görmedim ben.

Ceyhun Avşar: Bir sorum daha olacak. Yine dünkü ifadenizde bu birinci iptal edilen ihale, ihalenin iptali sonrası bir görevlendirmeyle haberdar olduğunuzu dediniz. Yine bu süreçte İSKİ firmasından bazı duyumlar aldığınızı dediniz. Şimdi iddianamede bizim bu, yani bu ihaleyle alakalı firmanın SGK borcu olduğu, teminat mektubu koyulmaması için ihalenin iptal edildiği iddiası var.

Yakup Öner: Ben zaten onu iddianameden öğrendim.

Ceyhun Avşar: Evet, biz de. Biz de zaten bunun cevabını verdik. Böyle bir gündemimiz olmadığını anlattık. Şimdi siz bu ihaleyi araca dönüp mu gittiniz, araştırmaya mu gittiniz? Yoksa raylı sistemlerde...

Yakup Öner: Yani başkan özel talimatı doğrultusunda. Gitme, inceleme. Yoksa raylı sistemler...

Ceyhun Avşar: Peki o dönem sizdeki iptal edilme bilgisi neydi?

Yakup Öner: Rekabet koşullarının oluşmamış olması, tek firmanın girmesi sebebiyle benim yaptığım incelemelerde başkanımıza da rapor ettiğim husus buydu.

Ceyhun Avşar: Teşekkür ederim.

Yakup Öner: Rica ederim.

CEYHUN AVŞAR AVUKATI ABUZER UZUN SORUYOR

Abuzer Uzun: Şimdi, müvekkile özellikle burada sorulan sorudan başlayacağım soruya. Siz dediniz ki biraz önce, bu noter evrakıyla ilgili olarak ben dediniz hani öyle bir evrak görmedim. Ertan Yıldız yalan söylüyor dediniz. Şimdi Ertan Yıldız aslına bakarsanız 140'ıncı eyleme ilişkin duyduklarının tamamını sizden duyduğunu söylüyor. Bu yalan söylüyor ibaresi duydukları, sizden duyduğu diğer şeyler için de geçerli mi?

Yakup Öner: Şimdi Ertan Bey birçok hususta süsleyip süsleyip söylemiş. Ben ifadelerini okudum. Yani çok itibar ettiğim bir yapı değil Ertan Bey açıkçası.

Abuzer Uzun: Yani siz ona bir şey iletmediniz, anladığım kadarıyla. Tamam.

Yakup Öner: Yani hangi sıfatla yani ben bunu anlatacağım? Ben sadece Başkanımıza bu konuda bilgi verdim. Bakın Ceyhun Bey, Raylı Sistemler Daire Başkanı, onun bile bilgisi yok benim bu hangi bilgilere ulaştığımdan. Ertan Bey'e ben hangi sıfatla bunu aktarabilirim? Şey yanlış bir husustan bahsediyorsunuz.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Ertan Bey yani o iddialarını tamamen geçiyorum o zaman. Ceyhun Bey dediniz, Raylı Sistemler Daire Başkanı, benim sebebini araştırdığımdan onun bile haberi yok dediniz.

Yakup Öner: Tabii ki.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Siz genel olarak kendi savunmanızı yaparken, haklı olarak, size yöneltilen eylemlerle ilgili olarak dediniz ki görev, yetki, eylemlere ilişkin kişisel katılımın ayrılmasını talep ettiniz. Bir yargılamada en olan şey de budur zaten, yapılması gereken de budur. Birçok yerde kendinizi savunurken bu ayrımların yapılması gerekliliğine özellikle vurgu yaptınız.

Yakup Öner: Evet.

Abuzer Uzun: Şimdi müvekkilim Ceyhun Avşar da sadece 140'ıncı eylemler tutuklu. Örgüt ve rüşvet suçlamaması yok zaten hakkında. Sadece ihaleye fesat karıştırma suçlaması var. Ceyhun Avşar'a siz ben ifadelerinizi, savcılık ifadelerinizi kastediyorum. Ceyhun Avşar'ın bir fiilinden bahsetmiyorsunuz, yani herhangi bir...

Yakup Öner: Hayır, ben Ceyhun Avşar ile ilgili şöyle söyleyebilirim: Şimdi ben birçok iş insanı ile görüştüğüm için, ki bunların bir kısmı da Raylı Sistemler'de iş yapan büyük müteahhitler.

Abuzer Uzun: Evet.

Yakup Öner: Ceyhun Bey ile ilgili hep olumlu ve pozitif şeyler duydum ben, hem teknik bilgi ve becerisinden hem de dürüstlüğü yönünde. Dolayısıyla ben hani açıkçası gözaltında olmasına dahil olmak üzere şaşırdığım bir insandı. Keşke burada olmasaydı yani.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Şimdi bir fiilden bahsetmediniz, hatta şu anki söylemlerinizde yani dürüstlüğü noktasında olumlu şeyler duydum dediniz.

Yakup Öner: O çok net duyduğum.

Abuzer Uzun: Şimdi devamında sadece, sadece şunu söyleyeceğim: Bu ihalede, yani zaten duymadım dediniz ama tekrar vurgulamak için, herhangi bir firmaya gizli bilgi verdiğini, gizli kalması gereken bir bilgiyi paylaştığını, bir firmanın ihaleyi kazanması için hukuka aykırı bir firma lehine herhangi birine talimat verdiğini duydunuz mu?

Yakup Öner: Hayır, hayır.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Hiç ihtimal de vermem zaten.

Yakup Öner: Hiç ihtimal de vermem zaten.

Abuzer Uzun: Tamamdır. Çok teşekkür ederim.

Yakup Öner: Yani ben yaptığım araştırmalarda hiç böyle bir bilgiye ulaşmadım.

Abuzer Uzun: Tamamdır, teşekkür ederim.

Yakup Öner: Rica ederim.

EMRAH ŞAHAN AVUKATI DOĞA ŞANLIOĞLU SORUYOR

Doğa Şanlıoğlu: Benim de birkaç sorum var. Şimdi müvekkile yönelik iddialarınız —bu arada müvekkilin bu dosyaya ilk girişindeki ilk isim sizin iddialarınızla oldu ama— 19 Ağustos 2025 tarihli dördüncü etkin pişmanlık ifadenizde yer alıyor biliyorsunuz. "İfade soruldu" diye başlamış ama bir soru yok orada. Sadece bu ifadeniz değil; bu 23 Haziran, 28 Temmuz, 19 Ağustos tarihli ifadeniz tutanak değil dilekçe gibi, hani formatı olarak söylüyorum.

Bir anlamsal soru soracağım. Başlıklandırılan numaralar, işte bold, büyük harfler, altı çizili ara izahlar... Bu ifadeler öncesinde size ne soruldu da böyle sistemli, planlı, başlıklı bir ifade verdiniz? Yani mesela müvekkille ilgili "8-Resul Emrah Şahan" diye bir başlık var, içinde karakter analizi dahil —az önce konuştunuz— her şey anlatılmış. Soru neydi, hatırlıyor musunuz üstadım?

Yakup Öner: Tabii ki hatırlıyorum. Yani bunların hepsi benim beyanlarım doğrultusunda...

Doğa Şanlıoğlu: Yok, tutanakta soru yok da.

Yakup Öner: Tamam, hayır şunu anlatacağım müsaade ederseniz. Şimdi benim bir savcılık görüşmem yaklaşık 8 saat, 6 saat süren görüşmelerdi. Dolayısıyla şimdi böyle her konuştuğunuzu takır takır ifadeye giriyor gibi bir anlam çıkmasın. Soruluyor, düzeltiyoruz: "Hayır, ben bunu böyle demek istemedim." Şimdi eylemleri anlatırken içinden sorular soruyor Sayın Savcımız. Dolayısıyla tamamı benim beyanlarımla başlamış; ara kısımlarında "Peki o ne yaptı? O nereye gitti? Bu kimdi? Bunun ilişkisi neydi?" gibi sorularla devam etmiştir. O anlamda yapıldığını söyleyebilirim ancak tamamı benim kendi ifadelerimdir ve metin sıralaması dahi benim belirlediğim iş sıralamayla gitmiştir. Bunu çok açık ifade edebilirim.

Doğa Şanlıoğlu: Soruların tutanakta olmaması sizin bilginiz dahilinde mi? Yani okurken soru olmadığını gördünüz mü, yoksa direkt imzaladınız mı?

Yakup Öner: Hayır hayır, zaten ben kendim ifade etmek istediğim için, "Ya bunları bunları bunları anlatmak istiyorum" dedim. Hani "Sizin sorularınız nedir?" diye sormak da aklıma gelmedi. Ancak her seferinde olduğu gibi, "Efendim bu eylemlere ilişkin soracağınız bir şey var mı?" diye her seferinde Savcımıza sordum. Sorduğu detayları da zaten o anlatım akışının içerisine ekledim.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Sadece tutanakta soruların olmadığını ifade etmek için söylüyorum. Şimdi daha önceki ifadelerinizde müvekkilin adı ve Şişli hususunda hiçbir iddiaya yer yok. Daha sonrasında buna yer verme nedeniniz... Yani mesela örneğin daha önce Torunlar'la ilgili iddialarınız var ancak Torun Center'a ilişkin iddianız için 19 Ağustos 2025 tarihli ifadenizi beklemişsiniz. Bunun sebebi neydi? Yani neden böyle bir...

Yakup Öner: Şimdi hatırladıkça...

Doğa Şanlıoğlu: Hatırlamadınız o zamana kadar?

Yakup Öner: Tabii ki hatırlamadım. Yani şöyle, cezaevi koşullarını inşallah görmezsiniz öyle diyeyim yani, bir hayır duada bulunayım burada girmemiş olan arkadaşlara. Ancak gerçekten hafıza sıfırlanıyor, inanılır bir şey değil. Bir süre sonra sanki dışarıda bir yaşamınız yokmuş gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Yani çok ağır bir durum ve emin olun ki ben bir ifadeyi vermeden önce aşağı yukarı 8-10 gün her gün 4 saat yürüyerek kafamda toparlamaya çalışıyordum. Bunlar kolay süreçler değil, Allah kimseye vermesin, öyle diyeyim.

Doğa Şanlıoğlu: Okey, anlıyorum sizi, empati yapıyorum. Sadece durum tespiti için söylüyorum: 19 Ağustos'a kadar aklınıza gelmedi, sonradan aklınıza geldi, ondan sonra ifade verdiniz.

Yakup Öner: Yani aklıma geldi demeyelim, sanki böyle dalga geçer gibi bir üslup var. Yani yapmayacağınızı umarak söylüyorum. Ancak şöyle diyelim: Hatırladığım sırayla, hatırladığım zamanda...

Doğa Şanlıoğlu: 19 Ağustos'a kadar hatırlamadınız, sonra hatırladınız.

Yakup Öner: Evet, böyle düzeltirsek memnun olurum.

Doğa Şanlıoğlu: Tabii tabii. Teşekkürler. Soruşturmadan tutuklanmış başka bir akrabanız yani bu soruşturma özelinde veya çalışanınız var mı?

Yakup Öner: Çalışanım derken, benim zaten kamu personeli olduğum için 657'ye tabi, benim çalışanım yoktur. Ancak...

Doğa Şanlıoğlu: Akrabanız var mı?

Yakup Öner: Şoförüm vardı. Kamuran Ataç. İşte buradaki arkadaşlarımın hepsi benim arkadaşlarımdır. Hani hangi kapsamda soruyorsunuz bilmiyorum ama akrabam olarak da kayınbiraderim vardır, evet.

Doğa Şanlıoğlu: İlker Hamal değil mi?

Yakup Öner: Evet.

Doğa Şanlıoğlu: Ne zaman tahliye edildiğini biliyor musunuz?

Yakup Öner: Tam hatırlamıyorum şimdi zamanını. Yanlış söylemiş olmayayım.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Onunla bir ilişki statüsü var mı acaba diye anlamaya çalıştığım için sordum.

Yakup Öner: Yani benim bilgim doğrultusunda böyle bir ilişki yok.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. İfadelerinizden sonrasınızda çıkıp çıkmadığını hatırlıyor musunuz?

Yakup Öner: Onu bilmiyorum. Siz çıkış tarihlerini kontrol edebilirsiniz.

Doğa Şanlıoğlu: Estağfurullah, ben sizin bilginizi anlamak için...

Yakup Öner: Yok yok, bilmiyorum yani. O zaman tabii ki biliyordum ama şu anda hani şu tarihte şu çıktı, bu tarihte bu oldu gibi bir kronolojik sıraya sahip değilim.

Doğa Şanlıoğlu: Bir de bunu suçlayıcı gibi algılamayın. Sadece netleştirmek için söylüyorum. Çünkü Metin Karakoç'un böyle bir iddiası yok, o yüzden teyit etmek için soracağım. İfadenizde belediyenin Metin Karakoç'a basit tadilat ruhsatı verip, daha sonradan ruhsatı verip tuzağa çektiğini söylemişsiniz.

Yakup Öner: Bu bizzat bana karşı kullanılan ifadedir. Doğru olup olmadığını teyit etmiyorum. Doğru olup olmadığını... Onun ifadesi olarak da aktardım zaten.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Yani...

Yakup Öner: Dolayısıyla bunun üzerinden benim de bir ithamım yoktur.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım. Yani böyle somut böyle bir şey...

Yakup Öner: Hayır, sadece söyleneni olduğu gibi aktardım. Kendisi kabul eder etmez, o artık onun kendi meselesi.

Doğa Şanlıoğlu: Anladım, tutanağa geçsin diye söylüyorum. Bir veri akışımız, burada bir bilgi akışınız falan yok, tamam. Şimdi bu yine bu eylem 40'la ilgili aslında bizim sorumuz. Kendi açımızdan konuların hakikate ulaşması için soruyorum. Şimdi bu Olaydaki ilişkideki tüm iddianız, hani Metin Karakoç dışındakiler de aslında genelde iddia mış/muş şeklinde. Yani aslında bizzat görmediğinizi ben anlıyorum. Yani burada somut bir...

Yakup Öner: Sadece onu vurgulamak için.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Metin Karakoç dışındaki ifadelerde de gördüğünüz, bildiğiniz somut bir veri ya da bir belge yok aslında, değil mi? Yani gayrişahsi bir eyleme ilişkin bir belge vesaire?

Yakup Öner: Sözlü ifadeler şeklinde aktardım. Bildiğim şekilde söyledim. Ancak buna karşılık bir gördüğüm tabii ki yok.

Doğa Şanlıoğlu: Tamam, söz olarak var.

Yakup Öner: Yani bu şeyle ilgili söylüyorum bu arada, Torun Center'la ilgili.

Doğa Şanlıoğlu: Evet.

Yakup Öner: Ötekiyle ilgili benim Emrah Bey'le olan konuşmam çok net bir şekilde benim hafızamda var.

Doğa Şanlıoğlu: Zaten belge net bir şekilde bizde var.

Yakup Öner: Evrak olarak belki ispat edemem ama yaşadığım bir eylemdir yani.

Doğa Şanlıoğlu: Torun Center.

Yakup Öner: Benim yaşadığım bir eylemdir bu.

Doğa Şanlıoğlu: Burada da bizim aslında burada aldığımız bu duruşma magazinel boyutu değil, daha çok hukuk çerçevesinde bir şey almak.

Yakup Öner: Ben bildiğimi anlatayım, siz de sayın mahkememiz de bu doğrultuda değerlendirmesini yapsın.

Doğa Şanlıoğlu: Ama şunları teyit etmek için soruyorum, yani hukuken ait bir bilgi veya aksine bilginiz var mı diye. Son soruma geliyorum.

Yakup Öner: Buyurun.

Doğa Şanlıoğlu: Rotana ile ilgili, 3,5-4 milyon dolar üzerinden anlaşıldığını duyduğunuzu söylüyorsunuz. Nereden duydunuz?

Yakup Öner: Şimdi o dönem bu konuyu bana getiren Süleyman Atik isimli kişi zaten bu konunun 5 milyon dolar üzerinden bir talepte bulunulduğunu ve bunun usulsüz bir talep olduğunu, biz bu arada Resul Emrah Şahan Başkanımızın önceki döneminden bahsediyoruz...

Doğa Şanlıoğlu: Evet evet, ben sadece burada hakikat bulunsun diye. Tabi tabi.

Yakup Öner: Şimdi burada nihayetinde o dönemde gerçekleşmiş bir eylem. Burada hiçbir aykırılıkların olmadığını ifade ediyorlar Rotana adlı yapıda. Ben o zaman Rotana olduğunu da bilmiyordum. Yani sadece Abdi İbrahim kısmını biliyorum. Bu konuyu bir aktarır mısınız, biz bundan rahatsızız demesi üzerine bu konuyu aktardım. Sonrasında yine aynı taraftan 3,5 milyon dolar noktasında bir anlaşma yapıldığı bilgisi geldi bana Süleyman Atik tarafından. Ama Süleyman Atik doğru söylemiştir, yalan söylemiştir, o onun kendi ifadesi.

Doğa Şanlıoğlu: Önceki döneme ilişkin bizim müvekkilin o hakiki...

Yakup Öner: Önceki dönem zaten.

Doğa Şanlıoğlu: Tabi tabi.

Yakup Öner: Yani ben bu bilgiyi de 2024 seçimlerinden öncesinde duydum.

Doğa Şanlıoğlu: Son sorumla ilgili tabi. Peki bu anlaşmanın olduğunu söylediniz ya, anlaşmanın kiminle yapıldığını biliyor musunuz?

Yakup Öner: Hangisi için diyorsunuz?

Doğa Şanlıoğlu: Az önce dediniz ya, 3,5 milyon üzerinden bir anlaşma...

Yakup Öner: Ha Abdi İbrahim konusunda mı,

Doğa Şanlıoğlu: Rotana konusu. Aynı konunun devamı.

Yakup Öner: Yani anlaşmayı... Yani o zaman Timur Bey, Timur Soykan, yanlış hatırlamıyorsam ismini, sanırım oydum. Timur Bey diye zaten ifadelerde, iddianamede ifadeler var. O sürecin içerisindeydi ancak onu da sürecin dışına çıkarttılar diye duydum. Bu tamamen duyumdan ibaret. Anlaşmayı kimin yaptığını bilmiyorum ancak Muammer Başkanla yapıldığı bilgisi geldi sadece duyum olarak.

Doğa Şanlıoğlu: Resul Emrah Şahan üzerinden bu konuya ilişkin bir anlaşma vesaire duydunuz mu?

Yakup Öner: Süleyman Atik'in kendisinden duydum. Zaten ifademde de öyle belirtmişim.

Doğa Şanlıoğlu: Resul Emrah Şahan'la değil, yani öteki...

Yakup Öner: Tabii ki ben bu konuyu onunla konuşmuştum. Sadece seçimden önce bana yaptığı telefon mesaisi vardı. Onun dışında ne ben Resul Başkana bu meseleyle ilgili bir soru sordum, ne de o bana bu konuyla ilgili bir açıklama yapma gereği hissetti. Sadece "Süleyman'dan, bu süreçten uzak durun" deyince biz de girmedik yani, mesele bundan ibaret.

Doğa Şanlıoğlu: Teşekkür ederim.

Yakup Öner: Rica ederim.

ŞİŞLİ BELEDİYESİ AVUKATI ZÜMRA YILDIRIM SORUYOR

Zümra Yıldırım: Yakup Bey, şöyle: Mehmet Torun'la olan toplantıda herhangi bir şekilde para konuşuldu mu?

Yakup Öner: Hayır.

Zümra Yıldırım: Şimdi Mehmet Torun da kendi beyanında bir indirim yapıldığından bahsetti çünkü. Yani önce 20 milyon dolar, sonrasında 10 milyon dolar...

Yakup Öner: O benden önceki süreçten bahsetmiş. Zaten o konuşmanın...

Zümra Yıldırım: Önceki süreç 20 milyondan 10 milyona, sonraki süreçte 10 milyon dolardan 5 milyon dolara, o toplantı esnasında mı konuşuldu?

Yakup Öner: Hayır tabii ki. Zaten bu mesele olduktan sonra Mehmet Torun Bey bana geldi, "Benden bunu istiyorlar." dedi. Ben o konuşmaya şahit değilim. Benim zaten Resul Başkanla Mehmet Torunları yan yana getirirkenki koşulum para konusunun bu masada gündeme gelmemesi üzerineydi. Çünkü paranın olduğu yerde ben durmam.

Zümra Yıldırım: Anladım. Mehmet Torun'un oraya kalktığında Resul Emrah Şahan'a ilettiğinizi söylediğiniz...

Yakup Öner: Ben burada para talebinden bahsetmedim. Konunun para olmayacağı zaten artık aşikâr bir noktaya gelmişti, çünkü iş Ekrem İmamoğlu'na gitmişti. Bu saatten sonra hâlâ ısrarla para isteyeceğine hiç ihtimal vermedim zaten. Dolayısıyla ben burada bir sosyal bağış noktasına dönme ihtimalinden bahsederek bunu ifade ettim. Yani bir kreş, bir yurt, başka bir şey gibi bir noktaya da çevirmemesi gerektiğinin altını çizmek istedim sadece.

Zümra Yıldırım: Anladım. Mehmet Torun'un...

Yakup Öner: En azından benim... Özür dilerim, şunu da belirtmem gerekiyor: Benim bulunduğum masada bunun olmaması gerekir. Yoksa ben Resul Başkanın hayır işlerine karışacak biri değilim yani, öyle bir haddim de yok yani.

Zümra Yıldırım: Anladım. Son sorum: Metin Karakoç da kendi ifadesinde 15 milyon lira cezanın ödendiğini belirtiyor ya bu işlemin yapılmadığından dolayı. Siz kendi dün ifadenizde şeyi söylediniz: "Yapılmasa da işlemler devam ediyordu, ettiriliyordu." dediniz. Yani işlemler tamamlanması amacıyla...

Yakup Öner: Neyiyle ilgili? Özür dilerim. Hayır, şunu söyledim...

Zümra Yıldırım: Yani evet, Torun Center'daki ceza kararı... Evet, evet, ceza karşılığında...

Yakup Öner: Şöyle: Şimdi bir harç ödemesi meselesi muvazaalı bir noktaya döndükten sonra zaten bizim tadilat projelerimiz içeride. "Harç yatar yatmaz bu iş onaylanacak, siz tadilata başlayın." denildiğini bana ifade ettiler. Ben de bunu aktardım. Ama bu cümle kullanılmıştır, kullanılmamıştır bilmem. Ben onların bana ifade ettiği şeyi aynı şekilde ifade etmeye çalıştım. Bununla ilgili benim bir şahitliğim yoktur. Kendi beyanları budur. Kendi beyanlarının devamı da şöyledir: "Bizi bu noktada tuzağa çektiler. Bize 'Biz ne de olsa siz harcı yatırdığınızda bunu onaylayacağız, siz o yüzden başlayın. Zaten bir iki günlük bir mesele.' denildiğini ancak sonrasında 1 milyar TL'lik bir yapı tatil tutanağı cezası ile karşı karşıya kaldıklarını" ifade etmişlerdi.

Zümra Yıldırım: O konuyu... Konunun içeriğini biliyorum. Dün Savcı Bey'in sorusuna binaen aslında... Eğer bağışlar yapılmadığı takdirde yine işlemlerin devam etmesine yönelik siz bir örnek de verdiniz. "Tamamlanıyor, yapılıyor." dediniz.

Yakup Öner: Hayır. Ben burada bu Torun Center'la ilgili değil, Mehmet Torun'un ya da Torunların Boğaziçi'yle olan işlemiyle ilgili onu söyledim.

Zümra Yıldırım: Anladım.

Yakup Öner: Yani o sizinle alakalı bir husus değil.

Zümra Yıldırım: Bizimle alakalı değil, ben de genele aslında şey yaptım. Yoksa burada 15 milyon TL'lik...

Yakup Öner: Çünkü ben Şişli adına konuşacak biri değilim. Yani bu konuda bilgim olmayan bir hususta konuşmak çok doğru olmaz. Ben sadece Şişli ile ilgili birkaç hususu biliyordum, onu aktardım. O da Şişli ile ilgili değil, Resul Emrah Şahan'ın şahsıyla ilgili bir mesele olduğu için anlattım. Burada şahsını hedef aldığım anlamında bir anlam çıkartılmasın; bizim eski mesai arkadaşımızdır ve bu iddia edilen yapının içerisinde bir yer tuttuğu için o anlamda. Yoksa benim ne işlemlerle ilgili bir meselem var ne de Resul Başkanın kendisiyle.

Zümra Yıldırım: Teşekkürler.

GÜRKAN AKGÜN AVUKATI SİNEM KELEŞ AKGÜN SORUYOR

Sinem Keleş Akgün: Yakup Bey, Eylem 26 Gülaylar konusuyla ilgili olarak şöyle bir ifadeniz var: "Planın nasıl olacağı, imar uygulamasının nasıl olacağına ilişkin hususlar tamamen Ekrem İmamoğlu talimatı üzerine yetkililer tarafından gerçekleştirilmiştir." Dünkü sorgunuz sırasında savcının bu husustaki sorusu üzerine şöyle beyanda bulundunuz: "İlgili süreçle ilgili Ekrem İmamoğlu tarafından o zamanki daire başkanına, genel sekreter yardımcısına veya genel sekretere talimat verilmiş olabilir" şeklinde bir cevabınız var. Bununla birlikte bürokrasinin buradaki rolü sadece meclise sevkten ibarettir, yani bunlar idari işlemlerdir dediniz. Yine de burada bütün sürecin yasal mevzuat çerçevesinde gerçekleştiğini, planın onama yetkisinin AK Parti çoğunluğundaki mecliste olduğunu, bağıştan protokoller aylar öncesinde planın onaylanıp kesinleştiğini belirttiniz. Bunları hatırlatıyorum çünkü…

Yakup Öner: Yok yok, anlıyorum, hatırlıyorum.

Sinem Keleş Akgün: Şimdi yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına şunu sormak istiyorum: Zira savcının iması ya da iddiası diyelim, idari değil de örgütsel bir talimat, kanuna aykırı bir talimata yönelik anladığımız kadarıyla. Siz bu hususta doğrudan müvekkil Gürkan Akgün'e verilmiş böyle bir kanuna aykırı, örgütsel bir talimata şahit oldunuz mu?

Yakup Öner: Hayır. Benim orada kastettiğim, bürokratik hiyerarşi içerisinde başkanın zaten yasal prosedürleri gereği yürüyen bir meselede bürokratik kısmına ilişkin meselelerin doğal olarak daire başkanının yetkilendirilmesiyle ya "Şu dosyaya bir bakın" demesiyle yürüyebilecek bir mekanizma. Yoksa biz zaten daire başkanlığının bu meselelerin görüşmelerin, otopark görüşmelerinin veya diğer meselelerinin içerisinde herhangi bir fonksiyonu yoktu. Onlar sadece bürokratik kısımları yürütüyorlardı. Dolayısıyla benim hani "Şunu şöyle yap" diye aksi bir talimata şahitliğim yoktur.

Sinem Keleş Akgün: Yani hukuka uygun yürüyen idari işlemlerden bahsettiğiniz şey bu?

Yakup Öner: Zaten Gülaylar'daki talep işlemin usulsüz olması değil; bu işlemin esasına yönelik olarak bizim kendilerinden bir talepte bulunmuş olmamız. Bu taleplerin içerisinde Gürkan Akgün yoktur.

FATİH KELEŞ AVUKATI NERGİZ İNCE SORUYOR

Nergiz İnce: Bu eylem 56, 57, 58 kapsamında ilk sorumu yönelteceğim. Burada Sinpaş, Polat ve Özçelik ile ilgili olan eylemler, hatırlatmak amaçlı söyleyeyim numaralarını da. Şimdi bu eylemlerin değerlendirme kısmında savcılığın yaptığı şöyle bir tespit var; savcılık adeta sizin bir perdeleme görevi gördüğünüzü, bir hayır işi izlenimi vermek amacıyla bu iş insanlarıyla görüştüğünüzü, taraf ya da bulunan örneğin İtalyan Sefarethanesi'nin yenilenmesi bahanesiyle bu işi yaptığınızı, bu görüşmeyi gerçekleştirdiğinizi iddia ediyor eylemin değerlendirme kısmında. Benzer şekilde örneğin 59 numaralı Polatlarla ilgili olan konuda bu vakıflara ait eski yapının restorasyonu bahanesiyle diye bir tabir kullanılmış. Yine Murat’la ilgili olan kısmında da müessese yapımı bahanesiyle diye bir tabir kullanılmış. Şimdi bu değerlendirmeye istinaden soracağım, ifadelerinizi okudum içeriğini anladım, ifadeye istinaden sormayacağım. Bu değerlendirme kısmına dair, yani siz böyle bir perdeleme göreviyle mi, bir rüşvet eyleminin perdelenmesi amacıyla mı bu görüşmeleri yaptınız? Bir de ikinci sorum şu, devamında birleştirerek soruyorum; bu İtalyan Sefarethanesi'nin yenilenmesi gibi gerçek bir iş yok muydu? Kamunun böyle bir ihtiyacı yok muydu? Bu vakıflara ait eski yapının restorasyonu gibi kamunun ihtiyaç duyduğu bir iş yok muydu? Bunlar hayali işler midir, hayali talepler midir? İlk sorum bu olacak size.

Yakup Öner: Şimdi şöyle söyleyeyim Avukat Hanım, burada benim niyetim halistir, nettir. Ben kesinlikle bu işte paravan olarak kullanılmayı kabul edemeyecek kadar onurlu bir insanım. Ancak bunu yapan kişilerin böyle bir niyeti var mıdır, yok mudur, onun için ben kefil olamam kimseye. Ancak benim yapma amacım... Hayır, ben A, B, C şahsıyla ilgili konuşmuyorum burada. Ben kendimle ilgili konuşuyorum. Bu sorunun muhatapları da kendileridir, onlara da ayrıca sorarsınız, siz bu amaçla mı Yakup'u görevlendirdiniz diye.

Nergiz İnce: Şöyle sorayım, sorumu doğru anlamadığınız için, doğru cevap alamadığım için bir saniye, bir müsaade edin. Niyetim şey değil, yani burada sizi zor bir duruma sokmak falan, hissetmeyin öyle.

Yakup Öner: Hissetmedim zaten.

Nergiz İnce: Amacım gerçekten, bu eylemlerde çünkü siz ifadenizde ısrarla şunu söylediniz; belediyelerin kapısının sıcak yüzü olduğunu, belediyelerin bütçesinin bazen kamu hizmetlerini karşılamak konusunda yetersiz kaldığını, bunların bağış gibi rızaya dayalı karşılanarak inşai alanda da kamu ihtiyacının giderilebildiği gibi çeşitli ifadeleriniz, anlatımlarınız oldu. Bu değerlendirmede de ben sizin A, B ve C kişisini sormuyorum. Bu kişilerin muhatapları gelir, onların ifadeleri var. İfadelerinde de zaten böyle zorlamalı bir niyetleri olmadığını da belirtmişler ama benim size sorum şudur; savcılık adeta sizin bir perdeleme görevi gördüğünüzü ve bu işleri bir bahane olarak bu insanlara götürdüğünüz şeklinde bir değerlendirmesi var.

Yakup Öner: İşte ben aslında sizin sorunuza cevap veriyorum, siz benim sonrasında söylemiş olduğum şeylerden rahatsız oluyorsunuz.

Nergiz İnce: Hiç rahatsız olmadım, buyurun.

Yakup Öner: Hayır, bakın şöyle söylüyorum. Diyorum ki, benim niyetim halistir. Ben net ve açık bir niyetle kamuya fayda sağlamak için bunu yaptım. Benim karakterim de bellidir, bana görev veren de bunun için vermiştir. Ancak beni bunun için paravan kullanmışsa bu kişinin kendi meselesidir. Ben kullanmadığına inandığım için gittim o gün. Bugün bu savunmayı yapacak olan kişi de ben değilim. Ben sadece kendi eylemimden sorumluyum. Yani yaptığım işlerle ilgili, her biriyle ilgili tek tek, gerçekten ve gerçekten kamuya yönelik fayda sağlamak için gittiğimi iddia edebilirim. Ancak biri beni bunun için kullanmışsa ve beni gerçekten bu meselenin böyle olduğuna inandırmışsa kısmıyla ilgili bir şey diyemem. Belki vardır, belki yoktur. Ama sadece ben kendi eylemimle ilgili söyleyebilirim, ben samimi olarak gittim. Ama karşıdaki insanların ya da diğerlerinin niyetlerini bilemem.

Nergiz İnce: Bunlar gerçek işler miydi?

Yakup Öner: Tabii ki gerçek yani.

Nergiz İnce: Yani sahada bir İtalyan Sefarethanesi var mı?

Yakup Öner: Var tabii ki, bunlar afaki yapılar değil.

Nergiz İnce: Vakıflara ait eski bir yapının restorasyonu söz konusu?

Yakup Öner: Evet evet, zaten Piyalepaşa'daki Polat İnşaat'a ait olan yerin önünde bulunan küçük bir yapıdan bahsediyoruz, vakıflara ait olan. Bunlar metruk haldedir. Biz de mümkün olduğunca İBB Miras kapsamında bu meselelerin başkanımızın talebi doğrultusunda bu tür konularda gündeme getiriyorduk.

Nergiz İnce: Şimdi şey de madem biraz daha sonra sorumu soracaktım ama cevabınıza istinaden bunu da sormuş olayım. Şimdi dün vermiş olduğunuz ifadede ben de çeşitli notlar aldım. Mesela 6 defa "rızayen", "bunlar karşılıklı işlerdir", "bunlar kapı arkasında olan işler", "bunlar her hani her zaman olur" gibi çeşitli açıklamalarınız oldu. Hem başkan bey size sordu, savcı bey sordu. Öncesinde kendi ifadenizde de böyle bir tanımlamadınız, rızayen tarif ettiniz. Sabahleyin ise bir açık açıklama yapma ihtiyacı hissettiniz ve dediniz ki yani "Bu iş insanları belki de bunu farklı bir amaçla yapmışlardır. Ben bunu bilemem, memnuniyetsizler midir bunu bilemem" hani bir açıklama ihtiyacı hissettiniz. Dünden bugüne fikrinizde veya görüşünüzde bir değişiklik mi oldu? Bu açıklamayı niçin yapma ihtiyacı hissettiniz?

Yakup Öner: Şöyle söyleyeyim; kendinizden pay biçin avukat hanım. Yani bakın ben… Şimdi siz bana bir şey söylüyorsunuz, ben de size söylüyorum. Siz dinlemeyecekseniz ben konuşmayayım, ben dinlemeyeceksem siz bir şey sormayın. Şimdi bir şey sordunuz, ben de cevap veriyorum size. Diyorum ki: Biri bir gün belediyeden gelse, size dese ki "Sizden şu kadar bağış istiyoruz" dese; memnun mu olursunuz? "Allah razı olsun, biz de bağış yapacak yer arıyorduk" mu dersiniz? Demezsiniz. Memnuniyetsiz olursunuz ama yaparsınız. Nihayetinde sizin boğazınıza çökülmediği için bu rızai bir işlem statüsünde işlem görür. Ancak savcımızın sorusunu ben yanlış anladığım için bir düzeltme gereği hissettim. Sanki adamlar bizi kapılarda bekliyorlarmış, "Keşke gelseler bizden bağış alsalar" diye beklenen bir tablo yoktu tabii ki. Gittiğimizde rahatsız oluyorlardı ancak biz kimsenin boğazına çökerek "Ya burayı vermezsen bu işi yapmayız" da demedik ama memnuniyetsizlerdi; doğrudur, memnuniyetsizlerdi. Bu olay, olayın daha iyi tanımlanabilmesi açısından doğru cevap vermeyi düşündüğüm için o noktada bir açıklama gereği hissettim, bu benim kendi vicdani yükümdür.

Nergiz İnce: Şöyle bir soruyla devam edeceğim o halde. Mesela Süleyman Çetinsaya'yı dinledik. Dedi ki: "Ben her kuruma yaparım. Valiliğe de yaparım, İBB'ye de yaparım, Milli Eğitime de yaparım. Nedir, bir kazancım var; kazancım da çoktur" dedi. "Hayır hasenat kapsamında bunları yaparım, gönlümden geçer öyle yapıyorum" dedi. Sizin de kreş ve kütüphaneler için çeşitli görüşmeler yaptığınızı, hatta çok ahlaklı olduğunuzu söyledi. "Bana da çok yardımcı olmuştur, ben de bunları gönlümden geçerek yerine getirdim" dedi. Keza Arman Biçerik, Murat Üzeyi, Adnan Polat; bu kişilerin ifadesinde de bundan bir rahatsızlık duyduklarına veya sizi tepkiyle karşıladıklarına dair bir ifade yok. Bu kişilerin bu beyanlarına katılır mısınız? Gözlemlerinizi paylaşır mısınız siz de?

Yakup Öner: Şimdi ben…

Nergiz İnce: Somut örnek olarak gidiyorum, buyrun.

Yakup Öner: Yok, ben şimdi Süleyman Atik'in ne dediğiyle ben çok ilgilenmiyorum. O çok…

Nergiz İnce: Atik değil, Çetinsaya. Süleyman Çetinsaya.

Yakup Öner: Şimdi Süleyman Çetinsaya'nın meselesi, vermiş olduğu ifade doğrultusunda ifade vermek doğru değil. Yani o onun kendi meselesidir. Yalan söylüyordur, doğru söylüyordur; beni hiç ilgilendirmiyor. Ben sonuçta kendi yaptığım eylemlere bakıyorum. Burada ben gözlemlerim doğrultusunda bir değerlendirme yaptım. Bu değerlendirme sonucunda da ortaya çıkan sonucu işte bu duruşmanın başlangıcında Sayın Savcıma ifade ettim. Bence bu, mevcut durumu çok daha iyi tanımlayan bir durum. O yüzden şimdi tamamlandığını düşünüyorum ifadelerimin.

Nergiz İnce: Şimdi devamında şunu sormak istiyorum: Şimdi benim müvekkilimle ilgili, Fatih… Şeyi söyleyeyim önce, onu da bir teyit edeyim; belki fikriniz değişmiştir. Dün müvekkilimle çok sık görüşmenizin olmadığını, birkaç konu için Sayın Başkanın sizi yönlendirmesi doğrultusunda konuyu aktarmak üzere görüşme sağladığınızı beyan ettiniz. Bu beyanınız doğru mudur?

Yakup Öner: Görüşlerim niye değişsin? Sizin gözünüzde böyle kaypak bir yapıda mıyım ben?

Nergiz İnce: Benim kendi kişisel görüşüm, onu kişiselleştirip söylüyorum.

Yakup Öner: Siz benim hani görüşümde nerede kaypaklık gördünüz, bir söyler misiniz lütfen?

Hâkim: O kişisel şeylere girmeye gerek yok.

Nergiz İnce: Başkanım ben… Şimdi konuşursam avukatlık yapacağım ama…

Yakup Öner: Hayır ithamda… Ama bakın, ithamda bulunarak konuşuyorsunuz.

Nergiz İnce: Hiç ithamda bulunmadım.

Yakup Öner: "Diyorsunuz fikirleriniz belki değişmiştir" ne demek yani? Ben bunu hakaret sayarım.

Nergiz İnce: Bunu kabul ediyor musunuz, müvekkilimle…

Yakup Öner: Hayır, size cevap vermeyi bile doğru bulmuyorum, bırakın onu. Ne demek yani?

Hâkim: Karşılıklı tartışmaya girmeyelim. Şöyle… Görüşünüzün değiştiği… Görüşünüzün değiştiği… Değişmedi, öyle diyelim.

Yakup Öner: Değişmedi efendim. Ben başka sorduğu soruları cevaplamak istemiyorum zaten kendisine; gelirse de cevaplamayacağım, buyurun.

Nergiz İnce: Yalnız bir soru sordum size.

Nergiz İnce: ...zamanın fazla olmadığını, sınırlı sayıda bir görüşmenizin olduğunu ifade ettiniz. Ben bunu doğru mu anladım, öyle sorayım. Neden...

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Peki efendim. Yine müvekklimle ilgili çeşitli beyanlarınız var ifadelerinizde. Önce şunu sorayım, Fatih Bey bugüne kadar sizlere karşı bir kötülüğü, bir husumeti olmuş mudur bu görüşmelerde?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: O zaman şöyle yapayım, belki buralara cevap vermek istersiniz. Süleyman Atik ile konuştunuz mu?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Kaç yılından beri konuşuyorsunuz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Maslak 42'de bir ofisiniz var mı?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Şu an belediyede mi çalışıyordunuz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Süleyman Atik ile çalışmaya devam ediyor musunuz?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Sorularımı da sorayım o halde, kayda geçsin en azından, tamam. Şimdi Süleyman Çetinsaya ile ilgili 47. eylem kapsamında sizinle ilgili bir sevk yok. Müvekkilinizle ilgili bir atıf var bu eylemde. İfadenizde de Süleyman Çetinsaya'dan bir para da alındığını duydum, bunda Fatih Keleş'ten duydum şeklinde bir beyanınız olmuş. Sayın Çetinsaya mahkeme huzurunda dinlendi ve sizinle bir görüşme yaptığını, bu görüşmede de esnasında da sizin arkadaşlarınızın bir talebi olacak deyip kendisini Süleyman Atik'e yönlendirdiğinizi, Süleyman Atik iletişim ve konum bilgilerini de sizden aldığınızı beyan etti. Süleyman Çetinsaya ile sizin beyanlarınız arasındaki farkın sebebi nedir?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Yine benzer şekilde Mehmet Fatih Baştürk dinlendi. Kendisine 2 defa üst üste soru sordum ve dedim ki Fatih Bey'e, Yakup Öner ile olan görüşmeniz esnasında yani o sırada mı siz, size Süleyman Atik'in iletişimini gönderdi dedim. O da bunun aynı görüşme içerisinde gerçekleştiğini, ayrıca ilk teklifin, kreşin bir bölümünü üstlenebilir misiniz teklifinin de sizden geldiğini beyan etti. Yine Süleyman Atik'in olay anlatımında anlatımına göre Fatih Keleş ile olan görüşmesini 6 Şubat 2023 tarihinden sonra gerçekleşmiş olması gerekiyordu. Bunun da Baştürk'ün beyanlarıyla ve olay anlatımıyla, diğer tarihlerle de tutarlı olmadığı üzerinden çeşitli sorular ve cevaplar alındı. Hem Süleyman Atik hem de Mehmet Fatih Baştürk ile sizin beyanlarınız arasındaki farklılığın sebebi nedir eylem 55 kapsamında?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Süleyman Atik ifadelerinden tutuklu olduğunuz süre içerisinde haberdar mıydınız, basından yahut da bu ifadeleri gördünüz mü?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Süleyman Atik, Ertan Yıldız vasıtasıyla mı Fatih Keleş ile tanışmıştı, bilginiz var mı bu konuda?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: 2. ek etkin pişmanlık ifadenizde şunu söylemişsiniz: İlk ifademde geçen kişiler dışında başka görüşmeler de yaptım. Görüşmelerin hiçbirinde bu kişilerden maddi ve ayni bir talepte bulunulmadı diyorsunuz. Tarih 10 Temmuz 2025. Üzerine 3 tane etkin pişmanlık ifadesi veriyorsunuz ve neredeyse her bir ifadenizin başlığında .... farklı olay anlatımı var. Bunları 2. ek etkin pişmanlık ifadenizde beyan etmemenizin sebebi nedir, daha sonrasında sizde beyan etmenizin sebebi?

Yakup Öner: Cevap vermek istemiyorum.

Nergiz İnce: Son bir soru olarak da şunu soracağım beraberinde. 1 dakika, şunu da teyit edeyim de. Bunlar da sorulmuş, bu kısmını da eledim. Benim için bu kadardır.

FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR

Baran Kaya: Efendim bu şey meselesiyle ilgili sormak istiyorum aslında bu dediniz ya aslında kendilerini iyi hissetmiyorlardı, memnuniyetsizlerdi. Aynı bağış, bağış talebinde bulunduğunuz zaman ama şu kısmından netiz hala. Siz bunlara herhangi bir karşılık karşılığında ama talep edersiniz, belediyenin ihtiyaçları doğrultusunda talep ettiniz.

Yakup Öner: Ben bunu zaten ifadelerimde çok detaylı bir şekilde anlattım. Tekrar bu konuya girmenin çok bir mantığı yok.

Baran Kaya: Peki bu his ya da neye kapıldıklarını sizin gözlemleriniz neticesinde anlamak için şunu sorabilirim: Kabul etmediklerinde hiç onun aksi bir şey, zorlayıcı bir şey yapıyor muydunuz?

Yakup Öner: Yani hem benim zaten ifadelerimde hem de benim savcılık ifadelerimde bunlar açık bir şekilde var. Hem burada diyorum herhalde verdikleri ifadelerde geniş bir şekilde var. Kimi komple vazgeçiyordu, kimi "Hayır ben onu yapmam, şuraya kadar ancak verebilirim" diye Sentrum'da, Tarladaki gibi, kimi mesela Sinpaş'taki gibi komple reddederdi. Yani dolayısıyla herkesin tavrı, yapısı, durumu farklı oluyordu. Yani burada Reina'daki tablo farklı, işte Polat'taki tablo farklı. Kimi komple işten vazgeçiyordu mesela. Ama hani bunlar hepsi aynıdır anlamında söylemiyorum. Ancak bizim fiziken uyguladığımız herhangi bir baskı durumu söz konusu değildi. Sadece şunu vurgulamak için bunu söyledim: Yani sanki karşı taraf çok memnunmuş gibi bir izlenim var mı diye savcımız sorunca, "Bunlarda hiçbir memnuniyetsizlik olmuyordu. Madem bağış yapmak istiyor" dedi Sayın Başkanımız. "Kendi niye yapmıyor, sizi niye bekliyor?" sorularına cevap vermediğimi düşünerek sabah böyle bir düzeltme yapma gereği hissettim. Burada bizim kendilerine bir baskı uyguladığımız ya da bürokratik olarak önlerine bir engel çıkartmadığımız hususunu zaten dünkü ifadelerimde belirtmiştim. Ancak memnuniyetsizlik ifadesi de bu işin bir parçasıdır. Dolayısıyla ikisi iç içe olan bir yapıdan bahsediyoruz, durumdan bahsediyoruz.

Baran Kaya: Aslında tam burası emin olayım ki bu husus hakkında sorabileyim diye soruyorum, yani yanlış anlaşılmasın.

Yakup Öner: Yani eylemlerimde ya da ifadelerimde bahsettiğim hususları tekrar etme niyetindeyse sormayın ama başka bir soruysa cevaplandırayım tabii, buyurun.

Baran Kaya: Genel olarak eylemlerinizi anlattığınız şablon açısından söylüyorum. Tek tek değil de genel şekilde anlatırken şöyle kullanıyorsunuz genelde: Siz gidiyorsunuz aynı bağış talebinde bulunuyorsunuz belediyenin bir ihtiyacı olduğunda, Kreş olur, bilmem ne ihtiyacı olur, tadilat olur. Bu kişiler "Ben bunu karşılayamam ama işte bir kısmını karşılarım, nakdi yaparım" bağışçı dediğinde Fatih Keleş devreye giriyor. Mekanizmayı böyle tarif ediyorsunuz sanki, yanlış mı anlıyorum?

Yakup Öner: Ben şimdi onu tekrardan anlatmaya gerek yok, ifadelerimde zaten açık bir şekilde belirtiyorum. Ben buna ben karar vermiyorum. Buna ben yaşadığım durumu olduğu gibi, bunun hiçbir istisnası yoktur altını özellikle çizerek söylüyorum, ben benim amirim olarak tek kişiyi görüyorum: Sayın Ekrem İmamoğlu. Benim başkanımdır, benim amirimdir. Bana yetkiyi de bana sorumluluğu da verebilecek tek kişi odur. Dolayısıyla bu kişiyle görüş dediğinde ben o kişiyle görüşürüm. O kişinin bana ifade etmiş olduğu şeyleri olduğu gibi çarpıtmaksızın başkanıma iletirim. Başkanım bunun üzerine yeni bir şey söylerse onu yerine getiririm. Bazı konularda beni Fatih Bey'e yönlendirirdi. Bu konuların hangileri olduğunu zaten eylemlerin içerisinde detaylı bir şekilde anlattım. Ben başkanın yönlendirmesi doğrultusunda Fatih Bey'e giderim. Yoksa hani gittim X kişiyle görüştüm, A kişisi dedi ki "Yani ben şöyle yaparım." Ben de o zaman "Ha bu Fatih Bey'in meselesidir" deyip gitmedim. Fatih Bey benim amirim değil, benim yetki alanımın içerisindeki bir mesele değil bu. Benim sadece sorumluluğum Ekrem İmamoğlu'na karşıydı, ben onu yerine getirdim.

Baran Kaya: Böyle bir otomatik bir şey yok yani, değil mi? Hani onun görevi budur, bu...

Yakup Öner: Ben otomatik hareket etmek üzerine içeriye alınmış bir...

Hakim: Evet, o otel olayında. Onu da sorduk zaten.

Baran Kaya: Anladım. Sayın Başkanım, otomatik aslında…

Yakup Öner: Ama sizin otomatikliğiniz zaten benim onun elemanı olmamam gibi durumu getirir. Başka bir şey yok zaten yani.

Baran Kaya: Ya siz onun üstüsünüzdür, altısınızdır. Ben o tartışmada değilim.

Yakup Öner: Değil.

Baran Kaya: Ama siz Fatih Keleş'ten herhangi bir talimat almadınız, almazsınız daha doğrusu.

Yakup Öner: Alamam yani. Öyle bir yetkisi de yok ki onun bana talimat vermeye.

Baran Kaya: Yine sizin anlatımınızla, başka birisi Fatih Keleş'e yönlendirildiği zaman giderdiniz, meseleyi ona anlatırdınız.

Yakup Öner: Sadece bana "Şunu şöyle anlat" dediği hususları gidip öyle anlatıyordum. O dinler miydi?

Baran Kaya: Onun üzerine size talimat vermezdi. İyi anlıyorum, bir talimat alma değilsiniz yani.

Yakup Öner: Şimdi Ekrem Başkandan bahsediyorsak...

Baran Kaya: Fatih Bey'den bahsediyorum, Fatih Bey'den bahsediyorum.

Yakup Öner: Fatih Bey'i siz benden daha iyi tanıyorsunuz. Fatih Bey kimseyle çok konuşmaz. Meseleyi dinler, yerinde ağzından en son bazen derdi ki "Ben bir başkanla konuşayım", bazen de "Tamam" derdi. Çıkardık, giderdik.

Baran Kaya: Bilgi verme gibi anlıyorum bunu son...

Yakup Öner: Yani benim işim buydu.

Baran Kaya: Evet, başka bir şey yok. Ve şuraya geleceğim buradan da. Diyorsunuz ya, Boğaziçi İmar ve İSKİ'yi sana devredeyim, devredeceğim; ben çekileceğim bunlardan dediniz. Siz de gittiniz, Ekrem Bey ile görüştünüz. Dediniz ki "Kadro değişikliği olursa olur, yoksa olmaz" dediniz. Şimdi, sizin burada yapacağınız şey de yani bir tür Fatih Bey'in az önce bahsettiğiniz dinlediği, yaptığı ve üzerine gereken şeyleri yaptığı gibi bir rol müydü? Nasıl bir roldü tam olarak bu? Sizin yapacağınız eğer görev değişikliği kafanızdaki şeyse...

Baran Kaya: Şimdi ben Fatih Bey'in, Fatih Bey'in tam olarak nasıl çalıştığını bizzat gözlemleme fırsatı elde etmiş birisi değilim. Çünkü daha evvel de iddialarımda bahsettiğim gibi ben kısmi olarak belli yapıların içerisine girebilen bir figür olarak devam ettim. Yani Ekrem İmamoğlu beni Fatih Keleş'e gönderdiğinde ben gidebiliyordum. Beni Ahmet'e, Mehmet'e ya da işte atıyorum bir birime gönderdiğinde gidebiliyordum. Onun dışında ben gidip bir birimin kapısını çalıp "Bana şu raporu verin" diyemiyordum. Şimdi bunu niye anlatıyorum? Sizin sorunuza geliyorum. Dolayısıyla Fatih Bey'in hangi yetkilerle donatıldığıyla ilgili bilgim yok. Ancak belediye içerisinde hepimiz bilirdik, benim de yapmış olduğum eylemlerde görmüş olduğum bazı hususlar, bu adam para işlerine baktığını bilirdik. Ben para işine bakma kısmını kabul etmedim. Burada ikinci bir husus vardı. Ben niye bu kadro meselesini ön plana çıkarttım? Çünkü burayı size verdiğinde yani para götürmek zorunda değilsiniz ama kadro yetkisi aldığınızda içeriği daha işlevsel hale getirebiliyordunuz. Ben para meselesini yapmazsam en fazla beni kovar Ekrem İmamoğlu. Ne yapabilir daha fazla? Kovsun, ama bu arada ben orayı düzeltmiş olurum düşüncesiyle kadro istedim. Yoksa orada yetkim olur, paraları bundan sonra ben... Böyle bir düşüncem hiçbir zaman olmadı. Bu sebeplerle reddettim. Olay bundan ibaret.

Baran Kaya: Ama kadro değişikliği...

Yakup Öner: Ama ama verilmedi yani o yetki. Verilmeyince ben de almak istemedim.

Baran Kaya: Savcılığın bir sorusu üzerine dediniz, savcılığın ifadesinde şöyle: Siz kadro değişikliğine ilişkin teklifte bulundunuz. Bu olursa olur, yoksa olmaz dediniz.

Yakup Öner: Evet, tam olarak bu.

Baran Kaya: Evet, kadro değişikliğine ilişkin de onay alamayınca yapmıyorsunuz.

Yakup Öner: Yani bilmem. Ben şimdi para peşinde olsam ya da Fatih Bey'in yerine...

Baran Kaya: Yok yok, anladım. Şöyle, Fatih Bey'in yaptığı işi yapacaktım ama kadro değişimi de olsun yanında istedim.

Yakup Öner: Ha ha, evet.

Baran Kaya: Peki bu şeymiş demek. Sizde bambaşka şey mi o zaman?

Yakup Öner: Şimdi bak burada, burada biz farazi durumlar üzerinde konuşmanın hiçbir anlamı yok.

Baran Kaya: Ben tam olarak anlamak için soruyorum aslında.

Yakup Öner: Heh, ben şimdi size şöyle anlatayım. Şimdi ben rüşveti aldığım güne kadar rüşvet alma şüphesi üzerinden hareket edilebilecek bir figür değilim. Değil mi? Hiçbirimiz değiliz. Bu rüşvet alabilir demek çok doğru değil. Rüşvet aldığı gün suçludur, almadığı gün suçsuzdur.

Baran Kaya: Hı-hı.

Yakup Öner: O tarihe kadar budur, doğru mu?

Baran Kaya: Evet.

Yakup Öner: Peki burada ben Fatih Bey'in yetkisini alsam, içerideki kadroyu da değiştirsem, hiçbir para işine de bulaşmasam ne olurdu? Yani ben bunu istiyordum. Yani Fatih Bey para işini yapıyordu, siz de para işine niyetlendiniz gibi bir yaklaşım burada doğru olmaz.

Baran Kaya: Soruyorum tam olarak. Şimdi siz şunu diyorsunuz: Fatih Bey'in yaptığı işleri ben de devralacaktım ama kadro değişimi hakkım olsa istiyordum diyorsunuz.

Yakup Öner: Şimdi Fatih Bey'in, ama Fatih Bey'in kadro belirleme yetkisi de vardı.

Baran Kaya: Neden?

Yakup Öner: Birçok yerde görüş alınırdı ama bu şöyle. Şimdi bunu nasıl ispatı yoktur, bakın sormuş olduğunuz sorunun fiili bir karşılığı yoktur. Çünkü insan kaynakları bir değerlendirme yapar ve o değerlendirme doğrultusunda bir yazışma gerçekleştirir. Siz incelemeye girdiğinizde görmüş olduğunuz tek şey dosyasından çıkan insan kaynakları yazısıdır. Şimdi bunu nasıl ispat edebilirsiniz, ben size sorayım? Yani A kişisini Mehmet getirdi desem siz bunun olmadığını da olduğunu da nasıl ispat edebilirsiniz? Ama bu apayrı bir sorgulama konusu. Bence bu konuya hiç girmeyelim.

Baran Kaya: Ya şu, şu da aslında meseledir. İspat edemeyeceğimiz şeyleri kesin gerçeklik gibi anlatmak da bir mesele.

Yakup Öner: Ama şimdi bildiğiniz bir şey vardır, söylersiniz. Ama bunun ispatı mümkündür yoktur... Bak ben mahkemeye de takdir ediyorum ama.

Baran Kaya: O zaman size bir şey söylenmesinin çok bir anlamı yok yani. Benim anlamadığım kısım şöyle oluyor yalnız. Biz 1-2 noktaya kadar aynı sizin anlatımınızdan bahsediyorum, aynı olaylara kadar belirli bir süreci devam ettiriyorsunuz.

Yakup Öner: Evet, doğru.

Baran Kaya: Ama tam yapacağını veya yapacağını dediği zaman Fatih Keleş geliyor devreye sizin anlatımınızdan bahsediyorum. Fatih Keleş geliyor devreye ve sizi sonrasında ne açanınız oluyor.

Yakup Öner: Evet evet, doğrudur.

Baran Kaya: Fatih Keleş'in peki burada paraları teslim aldığını gördünüz mü? Fiilen parayı teslim aldığını?

Yakup Öner: Hayır, hayır. Görmedim. Ama şimdi mal sahibi diyor ki "Ben şu kadar verdim." 1-2 konuda Süleyman Atik diyor ki "Ben şunu aldım, götürdüm, verdim." Şimdi biz Süleyman Çetinsaya meselesindeki gibi bazı hususlarda Fatih Keleş'le oturduğumuzda diyor ki "Bunu aldık." Ama şimdi fiilen ben para verildiğini görmedim.

Baran Kaya: Evet. Bu kısımlara şimdi bakacağız zaten. Bir de şunu soracağım, benim de sorularım içerisinde vardı o yüzden geleceğim. Oradaki konuyu sordum, tamam. Süleyman Çetinsaya diyor ki "Ben Ertan Yıldız'la, Yakup Öner'le ve Süleyman Atik'le görüştüm, başka hiç kimseyle görüşmedim." Tanımam adına diyor, burada da.

Yakup Öner: Ya ben o konudaki ifademi belirttim. Biraz önce avukat hanım da sordu. Ben tekrar soru almak istemiyorum, başka bir sorunuz varsa cevaplayayım. Onu biraz önce sordu çünkü. Ben cevaplamak istemiyorum dediğim...

Baran Kaya: Soruyu mu cevaplamak istemiyorsunuz, meslektaşımın sorduğu soruları mı cevaplamak istemiyorsunuz?

Yakup Öner: Onun sorduğu her soruya çekiyorum, siz de aynı soruyu soruyorsunuz. Ne yapacaksınız? Yani ona cevap vermediğim her soruyu siz mi soracaksınız? Yani öyle olmaz yani anlatabiliyor muyum?

Baran Kaya: Hayır, hayır. Benim kendi, kendi sorularımı.. Onun Soruları değil. Cüneyt Yakut doğrudan bir telefon numarası da vererek Süleyman Atik'in adına kayıtlı olmayan fakat kendisinin kullanımında olan bir telefon olduğunu Süleyman Atik kendisi söyledi burada. Bir telefon numarasını doğrudan sizin verdiğinizi söyledi. Süleyman Çetinsaya'yla görüşme içerisinde hatta 13.000.000 TL'ye kadar konuşmanın sizinle yapıldığını, sizin bunun üzerine WhatsApp üzerinden mesaj... Tam WhatsApp demedi de mesaj üzerinden telefon numarasını verdiğinizi söyledi.

Yakup Öner: Yalan anladım sorunuzu, yalan. Affedersiniz.

Baran Kaya: Bak şimdi 3 kişiden geliyor, 3'ü de aynı şeyi söylüyor.

Yakup Öner: Yalan söylüyorlar tabii ki. Ben zaten baştaki kısmını kendim söyledim. Ben şimdi etkin pişmanlıktan faydalanan bir insan olarak bunları neden saklayayım? Yani bir mantığınız alıyor mu sizin? Evet, yani ben şimdi ilk ifadeyi anlatan benim. Şimdi ben kalkardım derdim ki ben Süleyman Çetinsaya'ya, Süleyman Atik’in ismini vermişim. Beni burada engelleyebilecek olan neydi? Mesela niye orada yapmadım?

Baran Kaya: Onları engelleyecek...

Yakup Öner: Niye ben para konuşulması meselesini Cüneyt Yakut olayını anlatıp etkin pişmanlıktan faydalanabilecekken bundan niye imtina edeyim mesela mantık olarak?

Baran Kaya: Peki, onların...

Yakup Öner: Hayır, hepsinde ben şunu demeye çalışıyorum. Bunun bütün sorularınıza cevap olacağını düşünüyorum. Ben eylemlerimde hepsini detaylı bir şekilde anlattım. Telefon verdiğimin ismini de söyledim, telefon vermediğimi de söyledim. Çünkü Cüneyt Yakut’a telefonunu vermedim ama Mehmet Faruk Baştürk'e, Süleyman Atik’in ismini verdim. Süleyman Çetinsaya'ya hiç vermedim. Yani o benimle ilgili bir konu değil zaten. Bizim yaptığımız görüşme o kartla ilgili değil. Ben niye vereyim ki yani? O kart meselesi başka bir konu, benim dışımda yürüyen bir konu.

Baran Kaya: Kart ikinci el olarak alınıyor zaten.

Yakup Öner: Tabii, o zaten o benim konum değil. Yani ben şimdi Süleyman Atik’in ismini kendi işim olmayan bir meselede niye vereyim? Hani akla mantığa uygun değil.

Baran Kaya: Dedi ki, ben zaten bunları anlattım, bunları neden anlattım diye. Ben de hani onlar da anlatıyor, bir anlatımda bulunuyorlar, neden böyle anlatıyorlar buna dair bir husumetiniz var mı bunlara, bu şahıslara?

Yakup Öner: Yoktur.

Baran Kaya: Teşekkür ederim.

MAPEG AVUKATI ESMA ZORLU EKŞİ SORUYOR

Esma Zorlu Ekşi: Yakup Bey, geçmiş olsun öncelikle. Yapının dış bağlantılı olduklarından bahsettiniz. Bunlardan birisi de Murat Gülibrahimoğlu. İsmisini bu salonda sıkça duydunuz fakat hakkında çok az şey bildiğiniz bir profil. Kendisini nasıl bilirsiniz? Nasıl tanırsınız?

Yakup Öner: Zaten ona ifadelerimde de belirttim. Ben çok tanımam. Bir iki defa görmüşlüğüm vardır. Bir tanesi de Seçim Koordinasyon Merkezinde görmüştüm. Onun dışında bir tanışıklığım yoktur.

Esma Zorlu Ekşi: Peki Ekrem İmamoğlu ve Fatih Keleş ile olan ilişkisi, bağlantısı hakkında bir görgünüz, bilginiz var mı?

Yakup Öner: Yok. Duyumlardan yani.

Esma Zorlu Ekşi: Neye dayanarak dış bağlantı...

Yakup Öner: İfadelerimde anlattım zaten onu.

Esma Zorlu Ekşi: Yapının dış bağlantılı ismi olarak bildirmeniz...

Yakup Öner: İBB'ye iki defadan fazla iş için gitmiş biriyle görüşün. Zaten size içerideki bu meseleyi anlatacaktır. Şimdi ben 6 yıldır orada çalışıyorum yani. Duymayayım mı?

Esma Zorlu Ekşi: Doğru. Peki siz Ekrem Bey'in danışmanı olmanız sebebiyle şunu sormak isterim; kendisinin mahkemede de birtakım beyanları oldu Gülibrahimoğlu hakkında. Kendisini siyasi rakiplerini destekleyen bir muhalif olduğundan bahsetti. Kendisi her işi çözen, önü açılması gereken bir iş insanı mıdır İBB ve Ekrem İmamoğlu nezdinde? Yoksa muhaliflerini destekleyen, fonlayan bir kişi midir?

Yakup Öner: Bu benim cevap vereceğim bir şey değil yani. Buna...

Esma Zorlu Ekşi: Yani...

Yakup Öner: Geçebiliriz yani. Ben cevap vermek istemiyorum. Zaten bu benim uhdemde olan bir durum da değil. Yani sorduğunuz soru çok afaki. Benimle alakalı bir şey değil.

Esma Zorlu Ekşi: Dış bağlantılı olduğunu ifade etmeniz üzerine bunu soruyorum. Burada pek eylemiyle veya kişileriyle bir ilginiz, doğrudan organik bir bağlantınız var mı?

Yakup Öner: Hayır hayır hayır yani olması gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Yani ben hani o bana kalmış bir şey değil. Ben düşünsem ne düşünmesem ne.

Esma Zorlu Ekşi: Anladım. Peki İbrahim Bülbüllü hakkında ilginiz, görgünüz var mı?

Yakup Öner: İbrahim Bülbüllü'yü biraz daha fazla tanırım. O da 2009 yılında Beylikdüzü Belediyesinde çalışmaya başladığımda oradaki AK Parti İlçe Başkanıydı. Ama bir yakınlığımız yoktur. Belediyede karşılaştığımızda merhabalaşır, selamlaşırdık. Onun dışında bilgim yok. Dedim gibi, Murat Gülibrahimoğlu'ndaki meseleyi nasıl biliyorsam, İbrahim Bülbüllü'deki meseleyi de öyle biliyorum. Yani 6 yıldır içeride olmuş olmanın getirmiş olduğu bir bilgi birikimi. Başka bir şey değil.

Esma Zorlu Ekşi: Peki kendisinin Fatih Keleş ile olan ilişkisine dair bir bilginiz var mı?

Yakup Öner: Aynı cevabı. Aynı yanıt zaten. Başka bir şey yok.

Esma Zorlu Ekşi: Murat Gülibrahimoğlu ile Fatih Keleş'in üstlendiği rolün idari şemada bir karşılığı var mıydı?

Yakup Öner: Yani benim bildiğim yoktu.

Esma Zorlu Ekşi: Peki Murat Gülibrahimoğlu, Fatih Keleş ve İbrahim Bülbüllü... Bu üç isim arasında İBB yönetimi ve iştirakler nezdinde bir ilişki ağı olduğundan söz edebilir misiniz?

Yakup Öner: Cevap vermiyorum.

Esma Zorlu Ekşi: Peki, teşekkür ederim. Sağ olun.

FATİH KELEŞ SORUYOR

Fatih Keleş: Yakup Bey, az önce avukatım sordu ama bizim sizinle aramızda herhangi bir husumet var mıdır önceden? Sonradan var mı?

Yakup Öner: Yok.

Fatih Keleş: Sizin beyanlarınız olduğu hakkında... Fakat benim size karşı olumsuz bir eylemim, bir şeyimi gördünüz mü?

Yakup Öner: Hayır

Fatih Keleş: Benden hukuk dışı bir sizden isteğim oldu mu?

Yakup Öner: Sizin bizzat olmadı. Zaten dediğim gibi bir emir komuta zinciri içerisinde hareket edebileceğimiz bir yapımız yoktu bizim. Ben sadece başkanın yönlendirmesi doğrultusunda size bazı bilgileri ilettim. Bunun dışında bir ilişkimiz yok.

Fatih Keleş: Peki, kadro değişikliği yetkisi var dediniz. Var mı öyle?

Yakup Öner: Tabii, duyumsal olarak var. Bazı konularda mesela belli...

Fatih Keleş: Nedir mesela? Yakınlığını ya da arkadaşlık olduğunu hissettiğiniz birinden mi?

Yakup Öner: Hayır, hayır. İspat edebileceğim bir şey değil ama bazı noktalarda şuradaki görevlendirilecek kişilerin içerisinde şunun olması uygundur şeklinde yönlendirme açısından söylüyorum. Yoksa sizin insan kaynakları...

Fatih Keleş: Benim de sizin bu konuda kadro belirlediğiniz konusunda benim de duyumlarım var ama burada duyduğum bir şeyi gerçekmiş gibi anlatmaya çalışmadım. Burada az önce cümleyi kurdunuz, Sayın Savcım da not aldı sanırım bunu. Yani bunlarla beraber ben...

Yakup Öner: Görüş belirtmek... Fatih Bey, görüş belirtmez miydiniz?

Fatih Keleş: Görüş belirtmek... İşte bu insan iyidir, bu insan kötüdür. Ben 10, 12 yıldır, 10 yılın üzerinde siyasetle, 15 yıldır siyasetle uğraşıyorum. Siyasette tanıdığınız insan konusunda az önce AK Parti bir ilçe başkanından bahsettiniz. Tanırsınız ve görüş belirtirsiniz. Bunda bir anormallik ve bir olumsuz bir şey...

Yakup Öner: O makamda sizin atamayı yapacağını bildiğiniz makama karşı görüş belirttiğinizde size karşı olan his, duyguları, ağırlığı, sizin sözlerinizin ağırlığı önemli değil midir sizin görüş belirtmenizde?

Fatih Keleş: Kadro belirleme yetkisinden bahsediyorum ben. Yoksa görüş başka bir şey.

Yakup Öner: Ama biz... Zaten onu konuşursak insan kaynaklarıdır resmî olarak, değil mi? Kâğıda baktığınızda insan kaynaklarını görürsünüz. Ancak insan kaynaklarına "Şu kişi olsun..."

Fatih Keleş: Böyle... Böyle bir hani duyumunuz var. Böyle bir net bir ifadeniz...

Yakup Öner: Bunu ispat etmem mümkün olmadığı için A'dır, B'dir demeye gerek yok. Ben zaten genel bir durumdan bahsettim. İtham edici bir unsur olarak söylemedim. Yani "Şu kişiyi siz atadınız" diyemiyorum yani. Öyle bir durum yok.

Fatih Keleş: Peki. Şunu soracağım: Bu Süleyman... İfadenizde Süleyman Çetinsaya'dan 500.000 dolar alındığını Fatih Keleş'ten duydum demişsiniz. Bakın, Süleyman Çetinsaya da buraya geldiğinde ben de sordum "Beni tanıyor musunuz?" diye. "Tanımıyorum" dedi. "İsmimi..." dedim, "Basından duydum" dedi, "Fakat ben sizi tanımıyorum. Yakup Öner'i tanıyorum. Benden 500.000 dolar alışveriş kartı isteyen de Yakup Öner oldu" dedi. Ve daha sonra bana Süleyman Çetinsaya'yı gönderdi. Benden nasıl duymuş olabilirsiniz?

Yakup Öner: Şimdi şöyle... Biz biliyorsunuz Başkanımız kreşlerle ilgili, Süleyman Çetinsaya 5 kreş yaptığını söylüyor. "Bir bakın bakalım nedir meselesi?" konuşulduktan sonra biz Süleyman Çetinsaya ile ilgili bir araştırma meselesine girmiştik. Bu araştırma bittiğinde biz aslında 5 değil, 2 kreş yapmış olduğunu anladık sizinle. Hatırlarsanız o süreci. Bunun sonrasında Baltalimanı'nda yapacağı yerle ilgili görüşmemizde biz kız yurduna 1 milyon dolarlık bağış yapması meselesini konuştuk. Hatta fiilî olarak sizin yapmanızı istiyoruz dedik, fiilî olarak da onlar yaptı. Daha sonra biz sizinle bir ortamda konuştuğumuzda "Süleyman Çetinsaya ne yapmıştı?" "İşte iki tane kreş, 1 milyon dolarlık kız yurdunun inşaatı... İnşaatını fiilen kendisi yaptı. Yani bize herhangi bir para şeyi olmadı. Bir de 500.000 dolar verildi." diye konuştuğumuz ortamda, sizin Florya'daki ofisinizde... Ama...

Fatih Keleş: Ben de size öyle diyorum.

Yakup Öner: Hayır, toplamda alınmış olan şey buydu dedik. Siz dediniz, ben de tamam dedim yani. Bunu zaten...

Fatih Keleş: Ama tamam da Süleyman Çetinsaya bu talebin sizden geldiğini söylüyor.

Yakup Öner: Ya işte bu yalan. Ben eğer yapmış olsam etkin pişmanlık ifademde bunu niye anlatmayayım?

Fatih Keleş: Peki Süleyman Çetinsaya niye yalan söylüyor?

Yakup Öner: Bilmiyorum. Bilmiyorum niye yalan söylüyor. Bence buranın konusu da değil. Onu Süleyman Çetinsaya'ya sormanız lazımdı. Yakup Bey öyle diyor. Yani ona diyecek bir şey yok. Benim bunu saklamaya, yön değiştirmeye, imtina edebileceğim herhangi bir hususum yok.

Fatih Keleş: Talep sizden geldiği için saklamış olabilir misiniz?

Yakup Öner: Ha niye saklayayım? Ben şimdi kartı nerede sakladım?

Fatih Keleş: Ama verilmiş zaten 500.000 dolar, alınmış kendisi...

Yakup Öner: Ama işte kendisi diyor ya "Yakup benden kart istedi" diye.

Fatih Keleş: Evet.

Yakup Öner: E tamam, ben niye saklayayım onu?

Fatih Keleş: Süleyman'a teyit ettirmek istersen...

Yakup Öner: Peki Center Otel'de var, sakladım mı orada? O da saklanmayan başka şeyler var. Mesela Center Otel'de siz diyorsunuz ki "13 milyon TL istendi."

Yakup Öner: Evet.

Yakup Öner: "Hayır, istendi değil. Adam kendi..."

Fatih Keleş: Siz dediniz "Ben vereyim bunu" diye. Dünkü ifadenizde "Bir okul istedik" dediniz siz. Fakat kendisi kreş oldu... İfadenizde kreş olarak anlatıyorsunuz.

Yakup Öner: Hayır. Yani o dil sürçmesi var mıdır bilmiyorum ama ben okul... Kreşle sürçmesi olmuştu, onu kabul etmiyorum. O okul...

Fatih Keleş: Tamam, kreş olarak gibi ifadelerdi benim hatırladığım kadarıyla.

Yakup Öner: Yok yok yani orada.

Fatih Keleş: Sonraki görüşmenizde kreş yapamam ama 13 milyon TL bedeli.

Yakup Öner: Şey orada yalan söylüyor. Çünkü biz okul istedik. Hani kreş veya okul kalmışsa o oradan duymuşsunuzdur. Ben çünkü hiç kreş konuşmadım onunla.

Fatih Keleş: Çok önemli değil kreş ya okul.

Yakup Öner: Evet evet, bu kendisi kendisi şöyle; ben detaylı bir şekilde kendi ifadelerimde de anlattım. Buradaki mesele tam olarak şu. Ben kendisinden Malatya'da başkanımızın bir hizmet istediğini hatırlattığımda bana dedi ki, "Bu bedel çok yüksek. Ben bunu ödeyemem. Kardeşlerimden ayrıldım. O yüzden ortaklık meselesi, yurt dışındaki işlerim problemli. Ben de dedi en fazla 13 milyonu nakit destekte bulunabilirim." derim. Ben de dedim ki, "Biz." dedim, "nakit istemiyoruz sizden." "Bu bunu da doğru da bulmuyorum. Siz fiili olarak gelin. Okulu yapın, bize devredin ya da Milli Eğitime devredin. Yani burada bizim sizinle ilgili para meselesi olduğunda sizin de kafanız karışacak, 'Bu para nereye gitti?' diye. Bizim de 'Acaba ne oldu?' diye, 'Ne düşünüyor acaba?' diye kafamız karışacak. Biz bunu doğru bulmuyoruz." diye kendisine de ifade ettim. Sonrasında kendisi 13 milyon TL'yi vereceğini bunu da başkanımıza iletmesi hususunda ısrarcı oldu. Ben de dedim ki, "Ben bunu doğru bulmuyorum. Ancak benim görevim sizin söylediğiniz şeyi başkana iletmek. Ben bunu iletirim ama ben bu sürecin içerisinde artık yer almam." dedim.

Fatih Keleş: Sonra bunu başkana ilettiniz. Başkana ilettiğinizi.

Yakup Öner: Başkanıma, size söylendi.

Fatih Keleş: Başkan da bunu Fatih Keleş'e söyle.

Yakup Öner: Evet, Fatih Keleş'e iletin dedi.

Fatih Keleş: Sonra geliyorsunuz bana söylüyorsunuz.

Yakup Öner: Size söyledim. Siz de "Ben başkanla bir görüşeyim." dediniz.

Fatih Keleş: Siz de ben de diyorum ki "Ben bunu bir başkana sorayım."

Yakup Öner: Evet, "Başkanla bir konuşayım" durumundaydınız.

Fatih Keleş: Sonra bir müddet sonra ne kadar geçiyor burada arada?

Yakup Öner: Yani herhalde bir 20 gün kadardı ya. 10-15 gün kadardı. Çok uzun süre geçmedi.

Fatih Keleş: Ama Mehmet bu "13 milyon verebilirim" deyince aynı toplantıda Süleyman Atik telefonunu sizin o toplantıda ona verdiğinizi söylüyor.

Yakup Öner: Yalan söylüyor. Ben telefon numarası vermedim kesinlikle. Ben Süleyman Atik'i tanımıyorum.

Fatih Keleş: Yalan söylüyor. Mehmet yalan söylüyor.

Yakup Öner: Evet evet.

Fatih Keleş: Çaça Balık, Çaça Balık'a da geleyim. Onların hepsi yalan mı söylüyor?

Yakup Öner: Yalan söylüyorlar.

Fatih Keleş: Siz doğru söylüyorsunuz.

Yakup Öner: Tabii ki ben doğru söylüyorum.

Fatih Keleş: Size inanayım yani.

Yakup Öner: Yani siz inanıp inanmayın, ona ben bir şey diyemem. Ben mahkeme heyetine kendi gerekçelerimi sunuyorum. Dolayısıyla doğruya doğru, yanlışa yanlış geçiyorum. Onu ben değerlendirmeyeyim.

Fatih Keleş: Burada bir Çaça Balık eyleminden Seyfet Taştan.

Yakup Öner: Evet.

Fatih Keleş: Yanılmıyorsam siz.

Yakup Öner: Seyfet Taştan.

Fatih Keleş: Siz de oraya girdiniz.

Yakup Öner: Randevusuz yanıma geldi dediniz. Evet, doğru.

Fatih Keleş: Benden yanıma sizden ne diye yanınıza geldi?

Yakup Öner: Yerin de yapmış olduğu aykırılıkların başkan ile görüşerek yıkımının önüne geçmek istediğini söyledi. "Burada." dedi, "Ben yapıyı büyüttüm." "Bunu yıkmayın. Ben başkana gidip bu durumu anlatmak istiyorum. Ben şu kadar hizmet yapıyorum. Böyle böyle böyle faydalı bir restoranım." Dedim, "Yani bu ben bunu götüremem. Yani bunu boşuna anlatıyorsunuz." "Yaptığınız şey imara aykırılığın başkan nezdinde görüşülmesini ben buna nasıl aracı olayım?"

Fatih Keleş: Ne dedi? "Ben aykırılıklar yaptım." mı dedi size orada?

Yakup Öner: Yapıyı büyüttüğünü söyledi. Bu imar aykırılığıdır zaten. Başka ne olacak? Boğaziçi'nde imar yetkisi olmadığı için yani eski eser değilse her yapı yeni yeniyse aykırıdır yani. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Kendi yeni bir yer yaptığını söyleyince imar aykırılığı olduğunu anladım doğal olarak. Bunlar da fiilen gerçekleşti. Yanında getirdiği adamın kim olduğunu hatırlarsam şahit tutucam...

Fatih Keleş: Kartı siz kartı ben ne isteyeyim? Hayır.

Yakup Öner: Kartı ben bu konuyu Sayın Başkanımıza ilettim. Dedim ki böyle böyle bir durum var. Boğaziçi'nde bir aykırı yapılaşma yapılmış, bayağı da büyük yapılmış. Kendisi hatırlar mı bilmem. O da dedim ki "Ben şimdi Elçin Bey'e talimat veremem, yıkın diye. Siz söyler misiniz?" Sonrasında ben çıktım. Aradan bir 15-20 gün geçti. Herhalde o kadardı yani. Elçin Bey beni aradı. Dedi ki "Ya." dedi "Bu adam." dedi "10 bin tane kart bağışlamış." "Bilgin olsun." Dedim ki "Yani yanlış yapıyorsunuz abi" dedim. "Orayı yıkmanız lazım" Burada yüzü. Yani herhalde doğru söylediğim noktasında ya bilmiyorum o da eylemin içerisinde nasıl bir beyan verecek bilmiyorum ama ben de onun yüzüne karşı da burada açıkça söylüyorum. "Yanlış yapıyorsunuz." dedim.

Fatih Keleş: Burada Seyfet Taştan diyor ki "Kartı siz istediniz."

Yakup Öner: Ben niye isteyeyim? Ben de onu sorayım size. Ben ne yapacağım kartı?

Hakim: O soruyu da dün yine ben zaten sormuştum.

Yakup Öner: Yani ben ne yapayım? Para desen anlarım, ben kartı ne yapacağım ki?

Fatih Keleş: Tamam, tamam başkanım. Sadece yani bu bu kadar insanın hani sizden sizin talep ettiğinizi söylerken siz benim yönlendirdiğimi söylüyorsunuz. Fakat bu insanlar ne Seyfet Taştan ne… Süleyman Çetinsaya beni tanıdığını söylemiyor. Mehmet beni tanıdığını söylemiyor fakat hepsini ben yönlendirmiş oluyorum.

Yakup Öner: Ama yönlendirmişten kastınız kastınız...

Fatih Keleş: Teşekkür ederim Yakup Bey…

YAKUP ÖNER AVUKATI CELAL BABAYİĞİT SAVUNMASI – 30.09.2026

Sayın başkanım, 26, 49 ve 50 numaralı olaylarla ilgili ve aynı zamanda örgütle ilgili bir savunma yapacağım. Diğer meseleleri ortak savunmacı adımız sayın meslektaşımız Avukat İbrahim Altıntaş Bey ifade edecek. Şimdi 26 numaralı Gülaylar Group isimli eylemde özetle söylenen şu, deniliyor ki bir imar uygulamasının karşılığında 5400 metrekare kapalı alanda bir inşaat yekûnunun Büyükşehir Belediyesine bağışlanması suretiyle irtikâp suçu işlenmiştir. Şimdi, irtikâp suçunun vazgeçilmez ve en önemli unsuru ne? Kamu gücünden kaynaklanan nüfuzun kullanılması suretiyle kendisine veya başkasına bir yarar sağlanması gerekiyor. Şimdi burada başkasına veya kendisine sağlanması gereken yarar durumunda, elbette ki kamu tüzel kişisine sağlanan yardımın suç tipikliği bakımından geçerli olmadığı ve suçun oluşmadığı öncelikle bellidir ve bu yönüyle atılı suç yönünden beraat kararı verilmesi gerekir.

Belki birkaç doktrin görüşünden yola çıkılarak, şeklî olarak bir cebir suretiyle kamu lehine bir mal elde edilmiş ise burada da yine irtikâp vardır diye bir şey söylenebilirse de malumunuz olduğu üzere hukuka aykırılıktan anlaşılması gereken şeklî hukuka aykırılık yanında esasen maddi anlamda hukuka aykırılığın öncelikle gerçekleşmesi gerekir. Ve bu toplumda sıradan vatandaşlara veya ortalama bir hukukçuya bile sorduğunuzda kamuya kazandırılan karşılığında bir irtikâbın varlığından elbette ki bahsetmek mümkün değildir. Kamu vicdanının, toplum vicdanının bu tür eylemleri irtikâp suçu bakımından gerçekleşmiş bir suç, kınanabilir bir eylem olarak kabul ettiğini söylemek elbette ki mümkün değildir. Ve bu kapsamda en kötü itibarıyla eğer şeklî hukuka aykırılık var olduğu söylense dahi bu durumda ceza kanunu 30'a 4'te ifade edildiği üzere fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılamayacağı açık hükmü göz önünde bulundurularak en azından hata kapsamında eylemin unsurunun gerçekleşmediği kanaatindeyim.

Efendim şimdi suçun ikinci unsurunda da olayda icbar unsuru olması gerekiyor. Şirket yetkilisinin haklı bir endişesi veya mecburiyeti söz konusu olması lazım. Şimdi olaya baktığımızda, imar değişikliğinin gerçekleştiği tarihten yaklaşık bir yıl süre geçtikten sonra bir protokol düzenlenmiş. Şimdi eğer bu protokolde bağlanan 5400 metrekare kapalı alan bu imardaki artıştan kaynaklı verilmiş ise, şimdi burada şirketi korkuya sürükleyen, icbar suçunun unsuru olan endişe kavramını doğuran ne diye soruyoruz. Artık belediyenin meclisten geçmiş bu kararı değiştirmesi mümkün değil. O zaman neden korktu? Kaldı ki bu şirket Türkiye'nin en büyük gayrimenkul şirketlerinden birisi, vekiller, avukatlar çalıştırıyor.

Hepimizin bildiği üzere imar planlarının müktesep hak diye bir kavramı var. Bunları üst üste koyduğumuzda irtikâp suçunun icbarı için gerekli olan endişe ve mecburiyetin gerçekleşmediği yeterince açıktır. Dolayısıyla bu yönüyle de bir irtikâptan bahsetmek mümkün değildir. Yok, planların tasdiki için değil de efendim sonraki belediyedeki inşaat ruhsatlarını almaktan dolayı bir çekinti ve korkuyla sıkıntıya kalabiliriz diye bu protokoller imzalandı diye sorulacak olursa, iddianamede açıkça yok ama mantık yürüterek bir sonuca gitmeye çalışıyorum, bu durumda da bilindiği üzere inşaat ruhsatını veren ilçe belediyesidir. Büyükşehir Belediyesinin burada yetkisi yok. İlçe belediyesi, belki aynı partidendir, burada bir yönlendirme olabilir korkusu olabilir. Bakanlık var, bakanlıktan da bu durumda söz konusu ruhsatı almaları pekâlâ mümkün. Dolayısıyla bu yönüyle ortada bir icbar unsurunun olmadığı yeterince açıktır.

Şimdi sayın başkanım, üyeler, aslında burada ek savunmayla ilgili hususu da dikkate alarak sayın mahkeme heyetinin de bizimle aynı kanaatte olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada aslında bir irtikâp suçu yok. Burada olsa olsa, ille de bir suç tanımlaması yapacaksak burada ancak rüşvetin varlığından bahsedebiliriz. Peki, nedir bu rüşvet? Şimdi 200 bin metrekarelik bir alanın emsali 0.75 iken ilgili şirket tarafından satın alınması, ayarlanması ve sonrasında bu emsalin 1.5'e çıkarılması. Ve aynı zamanda imar uygulamasında daha önce 126 bin metrekare olan net alanın 145 bin metrekareye çıkarılması. Yani ilk defa bizim arazi tabiri yerindeyse doğum yapıyor, 19 bin metrekare büyüyor, bir misli emsal artışı sağlanıyor.

Vatandaşın 1 metrekarelik bir balkon çıkıntısına bile hemen imar para cezası kesilip, 184'ten mahkeme karşısına çıkarılırken, ortada böylesine rakamlarla ifade edilemeyecek büyük bir iyileştirme var. Bunun hiç kimse "Hukuka uygun bir talepti efendim, dolayısıyla zaten hakkıydı" diyemez. Niye bunun karşılığında geçmiş bir pazarlık, koşa kavga yapışsın da 5.400 metrekarelik bir büyük bir mal varlığını belediyeye bağışlasın? "Hiç buna gerek yok, zaten hakkıydı" diyemez. Çünkü belediyenin asıl bu noktada bir diretmesi söz konusu olduğunda elbette ki bu sonuca ulaşması mümkün değildi. Aslında burada yapılan şu: Bu imar iyileştirmesinin karşılığında verilen bir 5.400 metrekarelik belediyeye bağışlanan, daha doğrusu takasla alınan vardır. Dolayısıyla orada da bir suç varsa, tekrar söylüyorum, bu rüşvet suçudur ve rüşvet olduğunda da bu olayı bütün çıplaklığıyla ilk kez soruşturma makamının gündemine taşıyan müvekkil Yakup'tur. O bakımdan 254/3 kapsamında eğer bir suç varsa —şimdi aşağıda yine aslında rüşvetin de oluşmadığını ayrıntısıyla anlatmaya çalışacağım ama— bir suç varsa, bir iddianame tanzim edilecekse bunun rüşvet olması gerekir. Eğer böyle bir dava varsa da 254/3 kapsamında müvekkilin hakkında ceza verilmemesi gerekir. Fakat şimdi diyelim ki diyelim ki ilk pozisyon rüşvettir; fakat rüşvet bile rüşvet nitelendirilmesi yapılsa bile buradan elde edilen menfaatin kamuya sağlanan bir menfaat olduğu dikkate alındığında, yine suçun tipik unsurlarından başkasına menfaat sağlama unsuru gerçekleşmediğine göre bu yönüyle de yine atılı eylemin gerçekleşmediğinden beraate karar verilmesi gerekir.

Şimdi Sayın Başkanım, tekrar eylemin irtikap olduğuna ilişkin iddianameye dönerek orada devam edecek olursak efendim; eğer irtikap suçu olduğu iddia ediliyorsa mağdur irtikap suçu mahsus suçtur ve özel suç kapsamındaki suçlardan olan irtikap suçunda fail ile üzerine atılı suç yetkili ve görevli olduğu alanla alakalı olmak zorundadır. Zira suç tanımında açıkça belirtildiği üzere eylemin kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi gerekir. Şimdi müvekkil Yakup, belediyede danışmandır. Danışman olarak belediyenin ne meclisinde işlem yapma yetkisi vardır ne planların yapıldığı, düzenlendiği ilgili daire başkanlığında bir yetkisi vardır. Ne bu doğrudan kendisi görev alanıyla alakalıdır ne de yürütmekte olduğu görevin nüfuzu içerisinde olan bir konu değildir. Ya da eğer ruhsatın, inşaat ruhsatının tanziminden kaynaklı bir irtikap eylemi olduğu düşünülüyorsa, burada da yine müvekkil Yakup'un danışman olması hasebiyle sürdürdüğü görevle alakalı bir husus değildir ve bu kapsamda eylem gerçekleşmemiştir. Çünkü müvekkilin resmi kadrosu Emlak Müdürlüğü'nde 657 sayılı Kanun kapsamında sürdürülen memuriyet görevidir; fakat fiilen yürüttüğü hizmetse danışmanlık görevidir. Danışmanın görevi ise belediye başkanının uzman olduğu konularda bilgilendirmekten ibarettir. Kanunda ilgili maddede de yazılı olduğu üzere, danışmanlar resmi evrak onaylayamaz, idari işlem tesis edemezler ve danışmanlık sıfatı nedeniyle ve hatta danışmanlık sıfatı nedeniyle memuriyet, sözleşmeli personel veya kadrolu işçi statüsü bile kazanamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Başkan danışmanlarının hukuki statüsüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan ilgilendirme genelgesinde de bu durum bu şekilde açıkça uygulanmaktadır. Yani hani imza yetkisi olmayan, işlem tesis edemeyen, hatta hatta sözleşmeli bir personel hakkı dahi idaresinde bulunamayan bir danışmanın irtikap suçu işleyecek, gerekli olan kamu gücünü kullanarak herhangi birisine cebir, icbar eylemi içerisinde bulunamayacağı çok yeterince apaçıktır efendim. Belediye başkan danışmanlarının misyonu —devamla ifade etmek istiyorum— belediye başkanına politik ve teknik konularda bilgilendirmekten ibaret olup bunun dışında hiçbir zaman bir kamu gücü yetkisi ve çalışma alanı yoktur. Nitekim Yargıtay uygulamasında benzer konuda, belediyede geçici iş akdiyle çalışan kişilerin fiilen ifa ettikleri görev alanlarına bakılmaksızın kamu görevlisi sayılamayacakları kabul edilmektedir.

İrtikap suçundan bahsedebilmek için mağdurun lehine yapılacak işin her durumda failin görevi kapsamında en azından genel olarak ifa ettiği görev alanına dahil olması gerektiğini az önce ifade etmiştim. Nitekim aynı yöndeki Yargıtay uygulamasında 5. Ceza Dairesi bir olayda, irtikap suçu bir memurun görevini ve sıfatını kötüye kullanarak ferdi yasa dışı çıkar sağlamaya icbar veya ikna etmesiyle oluşur; suçun en önemli özelliği bir görev suçu olması nedeniyle memurun görev ve yetki alanına giren bir işi yaparken veya o işi yapabilecek durumdayken çıkar sağlamasıdır. O nedenle icbar veya iknanın konusu memurun görevine girmiyor ise de irtikap suçundan söz edilemez gerekçesiyle astsubay kıdemlisinin trafikte denetim yapmak suretiyle elde ettiği menfaati görev alanı kapsamında olmadığı için irtikap suçunun kapsamında olmayacağına dair karar örnek bir karar olarak söz konusu olup yine az önceki ifade ettiğim savunmalar kapsamında atılı suç yönünden beraat kararı verilmesi gerekir. Bu 26 no'lu eylem bakımından söyleyeceklerim bundan ibaret.

49 no'lu eyleme ilişkin; 49 no'lu eylemde kamuoyunda Adnan Hoca olarak bilinen şahsın daha önce kiracı olarak kullandığı, sonra Boris Borisenko isimli bir Rus vatandaşının satın aldığı bir yapı. Burada konuyu takip eden Cüneyt Yakut basit tadilat veya güçlendirme ruhsatı şeklindeki her iki talebini de değişik yönleriyle konuya ilişkin talepte bulunduğu söyleniyor. Bu çerçevede bir rüşvet iddiası söz konusu. Sayın Başkanım, şimdi burada Cüneyt Yakut'un ifadelerine baktığımızda baştan aşağı çelişkilerden ibaret olan ve hiçbir zaman inandırıcılığı olmayan bir takım beyanların söz konusu olduğunu görüyoruz. Binaya ilişkin basit tadilat ruhsatı 2023 yılının nisan ayında alınıyor. HTS kayıtlarına baktığımızda Cüneyt Yakut'un müvekkil Yakup'la görüştüğü tarih ise nisan ayından yaklaşık 4 ay sonra, ağustos ayı olduğunu görüyoruz.

Nitekim Cüneyt Yakup da bu görüşmeleri ağustos ayında yaptığını kabul ediyor. Basit tadilat ruhsatı alırmış. Cüneyt Yakup buna ilişkin" işte 700 küsur neyse rakam rüşvet verdim. E rüşvet alan bir insanın en azından rüşvetle ilişkin rüşvetle konusu rüşveti almadan önce ilgili kişiyle görüşmesi gerekmez miydi? "Konuya ilişkin" [anlaşılamadı] ruhsatı almamış, bundan 5-6 ay sonra ilgili şahıslarla görüştüm ve ben bu ruhsata ilişkin ruhsat verdim diye beyanda bulunuyor. Çelişki devam ediyor. Çünkü ruhsatı aldıktan 5-6 ay sonra görüşüyor, işin tamamlanmasından sonra yaklaşık 1 yıl sonra yani 2023 yılının sonu 2024 yılının başında da söz konusu parayı ödediğini söylüyor. Ki yani eğer rüşvetten bahsediyorsak hiç kimse iş tamamlandıktan 1 yıl sonra rüşveti beklemeyecektir elbette. Hiç yoksa paranın bir kısmını ödemiş olması gerekir, ödediği takdirde. Dolayısıyla bu üçüncü çelişkiyi de diğer iki çelişkiye eklediğimizde aslında bütünüyle bir uydurma ifadenin ortaya çıkartmak pekala mümkündür. Nitekim efendim buradan bitmiyor bu çelişkilerin var. Cüneyt Yakup'un ilk ifadesinde "açıkça" bu konuya ilişkin "yapıldı" bir de para alışverişi konusunu konuşmadım diye açık bir beyanı var. Şimdi birinci ifadesinde "bu konuya ilişkin" Yakup benden herhangi bir para istemedi diyor. İkinci beyanında ise bunun tam tersi kendisine para ödendiğini söylüyor ki bu kadar birbiriyle tutarsız, hayatın olağan akışına aykırı, mantık dışı olanların elbette ki doğru olduğunu kabul etmek lazım değil.

Şimdi efendim başkana devam edelim yine kendi içinde basit bir mantıksat mukayese gördüğümüzde çelişkiler ortaya çıkıyor. Diyor ki Cüneyt Yakup benden nakit olarak para istedi. Benden herhangi bir kreş talebinde bulunmadı. Fakat ifadesinde de diyor ki "700 850 bin dolar" gibi bir rakam istedi. Yakup Bey de dün ifadelemesinde bu konuyu açıkça radet etti. Bir insan eğer para istiyorsa bunu ya 700 850 bin öder ama kesintili rakam söyler. Bu kadar ucu açık bir rakam bahsediyorsak Yakup Bey'in ifadesiyle mantık olarak bunu bildiği üzere bunun elbette ki doğrusu söz konusu kreşin ortalama maliyetine ilişkin bir rakam şeklinde ifade edildiği çok açık ortaya konulmaktadır ve işin rüşvet tarafı.

İddianamede iddia edilen aksine müvekkil çünkü Yakup'tan hiçbir zaman nakit para nakit para talebinde bulunmamıştı. Yine sürecin takibine ilişkin de paranın ödenmesi maksadıyla irtibat kurarak herhangi bir telefon numarasını vermemiştir. Nitekim Süleyman Atak'a ait olduğu söylenen telefon numarasına ilişkin olarak Süleyman Atak da beyanında Cüneyt Yakup'la olaydan aylar öncesinde görüştüğünü ifadeler etmiş olup. Yine hayata cari bilmekteyiz ki Cüneyt Yakup aslında Büyükşehir Belediyesi'nin tüm üst düzey bürokrasisiyle zaten halihazırda diyalog halindedir. Telefon numarasını elde etmek istiyorsa bir yetkili ya da ilgili kişiye ulaşmak istiyorsa bunun için Yakup'a ihtiyacı yoktur. Zaten ilgili telefonu kullanacak şahısla açık beyanında ben zaten daha erken Cüneyt Yakup'la konuştu" diye beyanı var.

Şu şimdi o ki madem ki Yakup Cüneyt Yakup'tan herhangi bir nakit para istemedi, sadece bir kreş parası yararlansa iyi olur şeklinde beyanda bulundu. Telefon numarasını da vermedi. Herhangi bir parayı da tavsiye için bir kişi göndermedi. Cüneyt Yakup neden böyle bir beyanında bulundu sorusunu cevaplandırmak gerekir. Bu sorunun cevabı aslında belediyenin saygı olan Borusan Otomotiv'in işinin beyanları ve işin sonuçlanışı biçimiyle irtibatlı olarak konu yorumlandığında anlaşılmaktadır. Çünkü ki Borusan Otomotiv diyor ki ben binanın tadilat işini bir trion olarak imalat, harç ve sahipleri unsurlarıyla bir bütün rakam olarak taşeron firmaya verdim. Geri kalan kısmına karışmadım. Dolayısıyla biz buradan mantık yürütmeyle şunu anlıyoruz. Bu toplantının maliyeti içerisinde tahsis edilen para sonucunda hukuka aykırı işlemler yapıldığı için sonrasında yıkılan bir imalat var ve bir zarar var. Ortada ortada bir zarara varsa bir zararlara ilişkin bir sorumluyu suçlu bulunması gerekir. İşte o suçluyu bulmak için Cüneyt Yakup bu olayla alakalı olarak bir telefon turur. Gerçekte boşluk örtmüş şahıslar dinlene ne oldu bittiğini bilmeyene ödenen paranın miktarını bilmeye saklı bir suç bulmak adına müvekkil Yakup adım vermiştir.

Her şeyden önemlisi, aslında burada konu ilk soruşturma makamının önüne taşıyan müvekkil Yakup'tur ve bu olay anlatırken eğer Cüneyt Yakup'un iddia ettiği gibi bir nakit para talebi olsaydı ya da bu paranın tahsilatı için birileriyle irtibat kurmuş olsaydı pekala etkin pişmanlıktan yararlanabileceği bu konuyu doğru söylemek suretiyle zati suçtan kurtulması mümkün iken bu şekilde beyan bulmamasının da mantık izah edebilmek imkansız. Çünkü ki eğer Yakup'un ikinci ifadesindeki beyanları doğru olsaydı o zaman ilk ifadede verdiğinde neden bunları söylemedi sorusunun cevabını vermesi gerekir. Bu sorunun cevabı da aslında etkin pişmanlıktan yararlanmak adına müvekkil Yakup'un söylediklerini boşa düşürmek ve müvekkil Yakup'un yalan söylediklerini anlatmak adına bunu yapmıştır. Dolayısıyla başından itibariyle bu olayda müvekkil Yakup kamu lehine bir kreş yapılması için talepte bulunma kapsamındaki eylemi rüşvet suçu kapsamında değerlendirilemez zira kamuya menfaat sağlanması rüşvet suçu tipik unsurunu oluşturmaz. Öncelikle bu sürecin beratına karar verilmesi gerekir. Fakat savunmamız yerinde bulunmayacak olsa o durumda da en azından etkin pişmanlık kapsamında efendim ceza verilmesine yer olmadığı şeklinde bir karar verilmesi gerekir.

Eylem 50. Restorana ilişkin Çaça Balık ve Uskumru Restoran'a ilişkin eylem bakımından da efendim birkaç cümleyle savunmalarımı sürdürüp eylemlere ilişkin kısmı bitirmek istiyorum. Şimdi burada iddia edilen konu şu yine: Söz konusu restoranların sahibi olan Seyfet Taştan, müvekkil Yakup'la görüştüğünde müvekkil Yakup'un kendisinden market kartları almak suretiyle rüşvet suçu işlendiği iddia ediliyor. Şimdi efendim burada da yine az önceki Çaça Balık'taki ifade ettiğim üzere şuradan başlamak istiyorum: Şimdi bu konuyu soruşturma makamının gündemine getiren Yakup. Yakup Öner'den önce hiç kimseden Çaça Balık'la, Uskumru Restoran'la alakalı…

Uskumru Restoran'la alakalı olarak bir yolsuzluk, bir usulsüzlük iddiasında bulunmuyor. Şimdi yani Yakup Öner ilk kez kendisinin gündeme getirdiği bu konuda bir cümle söyleyecek; diyecek ki: "Evet, böyle bir problem vardı, Çaça Balık sahibi benimle görüştü ve ben bu hukuka aykırılıklar karşılığında şu kadar yardım çekini aldım ve bu yardım çekini de işte belediyenin ilgili kişisine devrettim" şeklinde bir beyanda bulunursa bugün itibarıyla bir davayla karşılaşmayacak. O halde bu kadar basit bir yalın mantık kuralı çerçevesinde Yakup'un bu doğruyu söylemesini izah edebilecek bir durum yok. Dolayısıyla işin başında bir kere mantıken baktığımızda doğru bir iddia değil.

Burada da aslında sorun şudur: Yakup Bey'in ifadesinde söylediği konu ilk kez Yakup Bey'in gündemine gelince Yakup Bey bu hukuksuzluğa devam edemeyeceğini açıkça ifade edip söz konusu yerlerin yıkılmasını istiyor. Tabiri caizse arı kovanına çomak sokan birisi olarak yürümekte olan düzeni bozan kişidir ve bunun karşılığında duyulan husumetten kaynaklı bir yalandır. Nitekim dosyada gizli tanık Zeytin ve şüpheli Süleyman Atik'in beyanlarından da anlaşıldığı üzere, Boğaziçi İmar Müdürlüğü yetkilileri üzerinde sanık Seyfet Taştan tarafından, MİT elemanı olduğu iddia edilen Ahmet … üzerinden kurulan baskı ve sonrasında geliştirilen yakın arkadaşlık ilişkisi aslında sorusu usule aykırılığın aslında Boğaziçi İmar Müdürlüğüyle birlikte sürdürülen yakın ilişkiden kaynaklı olarak görmezden gelindiğini, eğer ortada bir aykırılık varsa zaten Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün görevlileri tarafından bu bu hususun görmezden gelindiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Çünkü gizli tanık Zeytin ifadesinde açıkça beyan ediyordu, diyordu ki: "Uskumru Restoran'ın çatı katı Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün meskeni haline gelmiştir ve tüm Boğaziçi İmar elemanları burada samimi bir insan gibi istedikleri zaman gidip istifade etme hakkına sahiptirler." Dolayısıyla efendim, az önce ifade ettiğim sebeplerle atılı suç yönünden müvekkilin hakkında beraat kararı verilmesi gerekir. Çünkü müvekkil söz konusu yerle alakalı asla bir rüşvet talebinde bulunmamıştır fakat rüşvet talebinde bulunduğu varsayılsa dahi yine 254/3 kapsamında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir; çünkü konuyu ilk kez gündeme taşıyan kişidir.

Sayın Başkanım, birkaç cümleyle de örgüt suçuna ilişkin 3-5 dakikalık bir savunmayla inşallah tamamlayacağım. Şimdi müsaadenizle Sayın Başkanım, iddianamedeki bu örgüt suçuna ilişkin ilgili paragrafı okuyarak başlamak istiyorum. Müvekkil hakkında cezalandırılma talebinde bulunulan hususlardan biri de örgüte üye olmak suçu iddiasıdır. İddianamenin ilgili bölümünde müvekkilin kuruluş aşamasından itibaren örgüt içerisinde yer aldığı, danışman kisvesiyle Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde fiili olarak yetkili hale geldiği, dosya içeriklerini özel kalemi aracılığıyla incelediği, kapalı açık klasörlerle —nasıl, ne demekse bu— başkanlık özel kalemi, genel sekreterlik, emlak ve Boğaziçi dahil pek çok birimle bilgi alışverişinde bulunduğu, dosya akışını kurumsal yazışma zincirinin dışına çıkardığı, gayriresmi bir havale düzenine dönüştürdüğü ve bu şekilde bir sistem dışı işleyiş organize ettiği, Boğaziçi dışında öngörünümde kalan yapılarla ilgili iş insanlarıyla Ekrem İmamoğlu adına görüşmeler yaptığı, örgüt liderlerinin talimatına göre dosyaların uygun görülmesi için rüşvet, irtikap suçlarına mahal verdiği, bu taleplerin şekli olarak hayır işi kisvesi altında okul, kreş, kütüphane gibi talepler içerisinde saklandığı, bu talepler karşılığında nakit temini ile temin edilen bu paraların Fatih Keleş eliyle sisteme aktarıldığı, temin edilen bu suç gelirlerinin herhangi bir sosyal yardımda kullanılmadığı, elde edilen bu suç gelirleri örgüt mensuplarının şahsi zenginleşmelerine aktarıldığı, bir kısmının da "sistem" adı verilen örgütün havuzuna aktarıldığı şeklinde iddia edilerek müvekkilin cezalandırılması talep edilmiş.

Şimdi Sayın Başkanım, çok farklı şeyler söylenebilir bu paragrafla ilgili ama herhalde en yalın söylenmesi gereken şey şu: Şimdi Yakup Öner danışman. Danışman olan birisi belediye başkanına teknik konularla alakalı bilgi verebilmek için yani ilgili daire başkanlığından, ilgili sekretaryadan —bu genel sekreterlikse genel sekreterlikten, özel kaleyse özel kalemden, Boğaziçi İmarsa oradan— bilgi almaktan başka nasıl bir iş yapabilir? Kapalı açık klasör… Klasörün kapalı ya da açık olması neyi değiştiriyor? Yani havadan mı, gaipten mi, gökten mi akacak belediye başkanına konuyla alakalı danışmanlık görevi ifası için bilgi verilecek? Elbette ki yapması gerekir. İşte bunlar tutularak bir belediye başkanı-danışman arasındaki olması gereken görev tanımı bir suç tanımı olarak ifade edilmiş. Yani öncelikle bunu ifade ederek sözlerime başlamak isterim.

Sayın Başkanım, CMK 160/2 hükmü açık. Diyor ki: "Savcılık makamı maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılması için emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplamak, muhafaza etmek ve hepsinden önemlisi şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür." Yasanın bu amir hükmüne rağmen iddianamenin bu bölümüyle bir bütünüyle maddi gerçeğe aykırı olduğunu söylemek istiyorum. Neden? Üç konu var çok açık bu; yani diğer maddi gerçeklerin de iddianameye en azından bu iddia ortaya konulurken konulması gerekirdi. Hani iddia ne? İddia şu: Yakup Öner'in işi gücü bir yapı bulup o yapıyla gayrinizami olarak nakit para akışını sağlamak. Oysa ki öyle mi gerçek durum? E bakıyoruz şimdi 26 numaralı eylemde Gülaylar yapıda 5.400 metrekarelik bir kapalı alanın belediyeye bağışlanması temin edilmiş. Şimdi 5.400 metrekarenin tapusu resmi bir sözleşmeyle devlete verilirse bunun bu iddianame konusu suçlar bakımından nasıl olup da örgüte nakdi kaynak aktarmak… Çünkü sadece bunu yapıyor diyor Yakup. Şöyle dese, şöyle dese gene belki izah edilebilir: "Yani işte arada sırada devlete de faydası vardı bunların ama ya arada da işte usulsüz işlemler yapılıyordu" dese en azından hani bir parça daha izahatı mümkün olurdu.

…Alakalı meselede yine bu 80 milyon bedeli Kasa’nın bağışı ile ilgili bir şartla koşulmuş. İşlem yine Yakup Beyler tarafından gerçekleştiriliyordu. 40 numaralı eylem ile ilgili yine sonlarda 10 milyon dolarlık bir talebi. En azından Yakup Bey'in ifadesi böyle dosyaya yansıyor. Engellenmesi gibi burada vatandaşın hukukunun korunması bakımından ciddi bir katkıyı ortaya koyan şahsa, baştan aşağı örgütünlehine çalışıyor gibi suç isnadında bulunmak elbette ki doğru bir yaklaşım, doğru bir itham olmamıştır.

Sayın Başkan, son olarak şimdi efendim, malumunuz olduğu üzere bir örgüt üyeliğinden bahsedebilmek için kişinin öncelikle kendisini bir örgütün üyesi olduğu bilinç ve iradesiyle bu yapıya bir katkı sunması gerekir. İfadelerinde hususunu anlattı. Yani bırakın örgüt üyeliği anlamında bir bilinç ve iradeyle hareket etmeyi, kendi normal danışmanlık hizmeti sürdürdüğü süreç içerisinde de hiçbir zaman resmi görevliler bakımından da yapı içerisine, adeta yapı olan bu yapı içerisine kabul edilmediğini, tüm faaliyetlerde bulunulduğunu, özel toplantılara kabul edilmediğini, takip edilmediğini, çünkü kendisini dışlanmış hissettiğini ifadede etmiştir.

Şimdi resmi süreçte bile resmi sürecin bir tık ötesi olan samimiyet çerçevesinde bir bağ kuramamış bir kişinin elbette ki örgüt suçu bakımından kendisinin o yapıya dahil olduğunu, hissettiğini söylemek mümkün değildir. Birincisi bu. İkincisi yine bildiğimiz üzere örgüt suçuna üyelikten bahsedebilmek için kendi başına hareket edememek, hiyerarşik amirlerin emir ve getirdiği ilettiği talimat ve taleplerinin dışına çıkamamak şeklinde oluşan iradesini teslim etme anlamında da bir durumun söz konusu olmadığı bellidir. Nereden belli? Dosya içerisinde yine ifadelerde geçti. İfade ediyor; belediyeden ayrılmak istediği şoförünü Kaan Bey'in atacağı söylediğini, hatta ayrılmaya karar verdikten sonra diğer bir  şahsın Sayın Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bu irtibatı kurarak Yakup Beylerin buradan ayrılmasına mani olduğunu, zaman zaman özel kalemde kavga edecek düzeyde kendisini özgür hissettiğini, yine Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne atanan Elçin Bey ile alakalı Elçin Bey'in bu işi yürütme kapasitesine sahip olmadığını, daha önce Elçin Bey'i tanıdığını, bu atamanın yanlış olduğunu, Boğaziçi Müdürlüğü'ndeki ya yanlış giden işlerin ileride düzeltilemeyeceğine dair açıkça ve çok üst perdeden kendileriyle tartıştığını söyleyen birisinin örgüt suçunun unsurları bakımından iradesini örgüt liderinin iradesine teslim ettiğini söylemek elbette ki mümkün değildir. Çünkü müvekkil bu ilişkide sadece resmi bir danışman, belediye başkanı nezaketi çerçevesindeki bağlılık, his ve duygusunun ötesinde asla bir hiyerarşik bağlılık içerisinde olmamıştır. Anlatılan bu olaylar müvekkilin böyle bir bağlılık ilişkisi içerisinde olmadığını yeterince ortaya koymaktadır.

Efendim son olarak, müvekkilin örgüt üyeliğinden bahsedilemez fakat ortada bir örgüt var ise de iddianamede ifade edilen etkin pişmanlık kapsamında 221/4 birinci cümle, ikinci cümle değil, birinci cümle uygulanması gerekir. Çünkü anlayacağınız üzere ikinci cümlede zorla yakalanan, kaçan şahsın, iradesi dışında yakalanan şahsın beyanlarının örgütün, örgütle ilgili beyanlarının söz konusu olduğu durumda geçerli olur. Oysa müvekkil hakkında bir yakalama kararı yoktur. Zorla getirme yoktur. Müvekkil bir davetiye ile çağrıldığında pekala gidip ifadesini verecekken tamamen bilgisi dışında zorla getirilme kararı alınarak ifadesi alınmıştır. Buna göre karşılığından bahsedilemez. Kendi özgür iradesiyle bu beyanda bulunduğu dikkate alındığında 221/4 birinci cümle uyarınca atılı örgüt suçu bakımından da müvekkil hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

Son olarak müvekkilin tüm bu faaliyetleri kapsamda efendim 221/7 belki düşünülebilir, şimdiden ifade edeyim. 221/7 kapsamında da söz konusu yardımın örgütün varlığını bilerek örgütün ayakta kalması ya da faaliyetlerini sürdürmesi için örgüte katkı sunmak, örgüte doğrudan katkı sunmaktır. Sadece eylemlere katılmak yeterli değildir. Dolayısıyla 221/7'nin uygulanması söz konusu olamaz. Bu sebeple örgüt yönünden tüm atılı suç/eylem bakımından beraat kararı verilmesi gerekir. Şimdilik taleplerim bundan ibaret. Teşekkür ederim.

YAKUP ÖNER AVUKATI İBRAHİM ALTINTAŞ SAVUNMASI

Sayın başkan, sayın heyet, sayın iddia makamı, müvekkilim ve meslektaşım Celal Bey’in savunmalarına iştirak ediyorum. Zamanı tasarruflu kullanarak tekrara düşmeden savunmamı kısa tutmaya çalışacağım. Savunmamı eylem 46, 48, 50, 54, 55, 56, 57 ve 58 kapsamında olacak şekilde sırasıyla yapacağım ve hızlı yapacağım sayın başkanım. Eylem 46 yönünden müvekkil Yakup Öner'e isnat edilen rüşvete aracılık suçunun oluştuğunu gösterecek kesin ve somut bir delil bulunmamaktadır. Dosyanın tartışmasız kısmı şudur; müvekkil kendisine getirilen konu üzerine Hüsnü Akkan ile bir kez görüşmüş ve Doğuş grubunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden olan alacağının yaklaşık 10 milyon dolarlık bölümünden belediye lehine feragat edilip edilemeyeceğini sormuştur. Burada özellikle altını çiziyoruz; müvekkilin talebi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin borçlu olduğu alacak verecek konusunun bir kısmının yine belediye lehine bırakılarak feragat hususunun karşı tarafça değerlendirilmesidir.

Bu görüşmeden bir rüşvet anlaşması çıkarılabilmesi için müvekkilin haksız bir menfaat karşılığında belirli bir kamu işlerinin yapılması konusunda anlaşmaya aracılık ettiğini somut delillerle ortaya konulması gerekir. Dosyada böyle bir delil yoktur. Üstelik müvekkil görüşmesini yaptıktan sonra süreçten çekilmiştir. Sonraki görüşmeleri yürütmemiş, herhangi bir para istememiş, devam eden işlemlerde hiçbir vasfı yaratmamıştır. İddianame ise müvekkilin başlatmış olduğu görüşme ile daha sonraki tarihlerde başka kişiler arasında gerçekleştiği ileri sürülen görüşmeleri, ilişkileri bir bütün kabul ederek geriye doğru bir suç ilişkisi kurmaktadır. Ceza yargılamasında böyle bir çıkarım yeterli değildir. Daha da önemlisi iddianamede dayandığı ifadeler dahi isnadı kesin biçimde doğrulamamaktadır. Dolayısıyla sayın başkan, burada cevaplanması gereken çok net bir soru vardır: Müvekkil Yakup Öner'in rüşvet anlaşmasına aracılık ettiğini gösteren somut fiil nedir? Beyan ettiği ve yaptığı görüşme dışında gösterilebilen bir fiil yoktur.

Eylem 48 kapsamındaki maddi vakıalar birlikte değerlendirildiğinde ise müvekkile isnat edilen fiilin hukuki vasfı ile dosyada ortaya çıkan gerçek olgular arasında ciddi farklar bulunduğu görülmektedir. Somut olayda Doğuş grubu tarafından Beykoz ilçesinde yürütülen projeye ilişkin ruhsat sürecinde şantiye şefinin vefatı nedeniyle proje sahipleri tarafından bazı zorunlu işlemlerin yapılması zorunluluğu hâsıl olmuş. Devamında mevzuata uygun başvurular yapılmış, müvekkil de yaptığı inceleme sonucunda talebin hukuka uygun olduğu kanaatiyle bu görüşü ilgili kişilere iletmekle sınırlı bir rol üstlenmiştir. İddianamede bahsedilen yaklaşık 10 milyon dolar tutarındaki rakam ise herhangi bir menfaat talebi değil, belediyeye ait taşınmaz üzerinde yapılması düşünülen öğrenci yurdu projesinin tahmini maliyetine ilişkin teknik bir değerlendirmedir. Bu öneri kabul görmemiş, görüşmeler bu aşamada sona ermiştir. Ruhsat işlemleri tamamlandıktan sonra şirket yetkilileri kendi inisiyatifleriyle tekrar iletişime geçmiş, bu kez sosyal sorumluluk kapsamında Feshane restorasyonunda kullanılmak üzere şartlı bağış yapılması gündeme gelmiştir. Bu bağış işlemleri şirketlerin kendi kurumsal iradeleriyle, belediyenin resmi onayları alınarak ve tüm resmi prosedürler eksiksiz yerine getirilerek gerçekleştirilmiştir.

Bu nedenle ruhsat işlemiyle sonradan gerçekleştirilen şartlı bağış arasında ceza hukukunun aradığı anlamda bir illiyet bağı veya rüşvet suçunun maddi unsurlarını oluşturacak bir bağlantı kurmak mümkün değildir. Kaldı ki dosyada müvekkilin suçun icra hareketini gerçekleştirdiğini ortaya koyan kesin, somut hiçbir delil de bulunmamaktadır. Müvekkilin dosyadaki konumu yalnızca kendisine yönelen sorulara cevap vermek, bilgi sahibi olduğu hususları aktarıp hukuki değerlendirme yapmakla sınırlıdır. Bunun ötesinde herhangi bir menfaat temini, karar alma sürecini yönlendirme veya idari işlemleri hukuka aykırı biçimde etkileme gibi bir durumu ortaya konulamamıştır. Öte yandan müvekkil, soruşturmanın başından itibaren kendi aleyhine değerlendirilebilecek hususlar da dâhil olmak üzere yaşananları ayrıntılı şekilde anlatmıştır. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması talep edilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sağlamıştır. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır, müvekkilimiz de bu amaca hizmet eden tutum sergilemiştir.

Sayın başkanım, eylem 51 ile alakalı bir yanlışlık vardı, maddi hataydı, onu müvekkilim de dile getirdi. Siz de tespit ettiniz. İsmi yanlışlıkla yazılıyor eylem başlangıcında. Herhangi bir isnat yok. Eylem 54. Eylem 54 kapsamındaki vakıalar birlikte değerlendirildiğinde hak dilin sahibi, yani şöyle zapta geçmek için kısaca bahsedeyim, eylem 51 bakımından müvekkil açısından esasa ilişkin savunma yapmayı gerektiren bir durum yoktur. Sadece müvekkil yönünden somut isnat bulunmadığını, maddi hata bulunduğunun tutanağa geçirilmesini talep ediyoruz. Zapta geçmesinde fayda var. Eylem 54 kapsamındaki vakıalar birlikte değerlendirildiğinde hak sahibi Cafer Mahiroğlu'na ait yapının yıkılmaması karşılığında Halk TV üzerinden siyasi destek sağlandığı ileri sürülmekte ise de, dosyanın tümü incelendiğinde müvekkilin konuya dâhil olma amacının yapının korunması veya yıkımın geciktirilmesi değil, geciken yıkım işleminin hızlandırılması olduğu anlaşılmaktadır.

Bu doğrultuda müvekkilin eylemleri ile rüşvet suçunun zorunlu unsuru olan hukuka aykırı menfaat anlaşması arasında somut ve kesin bir bağ kurulamadığı sonucuna varılmaktadır. Dosyada yer alan açık kaynak araştırmaları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde müvekkilin hukuka aykırı bir menfaat ilişkisinin tarafı olduğu veya böyle bir ilişkiye aracılık ettiği ortaya konulamamaktadır. Ayrıca iddianamede müvekkilin rüşvete aracılık ettiği yönünde anlatıma yer verilmesine rağmen, sevk maddesi bakımından buna uygun bir hukuki nitelendirme yapılmaması da ayrıca bir hukuki değerlendirme gerektiren eksikliktir. Sonuç olarak müvekkilin konuya dâhil olma sebebi geciken idari sürecin çözümüne katkı sağlamaktır. Müvekkil bu eylemler kapsamında bildiklerini samimi şekilde anlatmıştır.

Eylem 55 kapsamında müvekkilin rolü ise sayın başkanım, iddianamede ileri sürüldüğü gibi hukuka aykırı bir menfaat ilişkisinin kurulması değil, öncelikle Sentro otel ile ilişkin imar sorunlarının çözülebilmesi için Boğaziçi İmar Müdürlüğü ile mutabakat sağlanması gerektiğini ilgili kişiye iletmekten ibarettir. Müvekkil açıkça herhangi bir menfaat pazarlığı yürütmemiş, sonraki süreçte mal adatı ya da kreş yapımı benzeri kamu yararına projelere destek olunabileceği gündeme gelmiş, buna karşılık nakit para teklifinin bizzat Mehmet Faruk Baştürk tarafından dile getirildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Müvekkil bu nakdi ödeme yöntemine açık şekilde karşı çıkmış, bunun sorun yaratacağını ifade ederek konuyu ilgili kişilere ilettikten sonra süreçten çekilmiştir. Devamındaki para tahsiline ilişkin süreç tamamen müvekkilin dışında gerçekleşmiştir. Müvekkil hiçbir aşamada kendisi veya üçüncü kişiler lehine çıkar sağlamaya yönelik bir irade ortaya koymamıştır. Dosya kapsamında da bu yönde bir kasıt bulunmadığı gösterilmektedir.

Eylem 56 kapsamında müvekkil Yakup Öner hakkında ileri sürülen isnadın, dosya kapsamındaki maddi olgular ve iddianamede yer alan tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde müvekkil açısından rüşvet suçunun kanuni unsurlarını karşılamadığı açıktır. Şöyle ki; müvekkilin süreçteki fonksiyonu bilgi aktarımı ve içerikli görüşmeden ibaret olup, bu görüşmede İtalyan Sefarethanesi'ne ait tarihi yapının restorasyonuna katkı sağlanıp sağlanamayacağı hususu gündeme getirilmiştir. Bilgi içerik ise bu talebin yerine getiremeyeceğini açıkça ifade etmiş ve konu bu aşamada kapanmıştır. Dosya kapsamından da anlaşılacağı üzere, yöneltilen talebin reddedilmesine rağmen ruhsat işlemleri devam etmiş, iskân ruhsatı herhangi bir gecikmeye, baskıya veya idari engellemeye maruz kalmaksızın tamamlanmış ve ruhsat işlemleri olağan idari süreç içerisinde sonuçlandırılmıştır. Bu husus son derece önemlidir.

Zira gerçekten hukuka aykırı bir menfaat teminine yönelik cebri veya baskı niteliğinde bir talep söz konusu olsaydı, talebin reddedilmesinin ardından ruhsat işlemlerinin geciktirilmesi veya çeşitli idari güçlükler çıkarılması beklenirdi. Oysa somut olayda bunun tam tersi gerçekleşmiş, ruhsat işlemleri olağan şekilde yürüyüp tamamlanmıştır. Bu durum, isnat edilen fiilin rüşvet suçuna özgü cebri ve menfaat odaklı niteliğe sahip olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Kaldı ki, kamu yöneticilerinin kamu yararına yönelik okul, kreş, yurt, sağlık tesisi veya benzeri sosyal projelere destek olunabileceğini tamamen resmi bağış prosedürleri çerçevesinde dile getirmiştir. Ne müvekkilin karar alıcı bir konumu vardır, ne de hukuka aykırı bir menfaat teminine yönelik somut bir eylemi. Müvekkilin dosyadaki katkısı idari sürecin hızlandırılması amacıyla bilgi aktarımı düzeyinde kalmış, herhangi bir taraf lehine gayrimeşru bir kazanç sağlanması sonucunu doğurmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

Farklı isnatlar gündeme getirilmiş ise de bu hususların müvekkil yönünden cezai sorumluluk doğurmaya elverişli değildir. Eylem 57'nin konusu eylemde bahsi geçen Taşınmaz Kış Bahçesi tadilatına ilişkin talebin gündeme gelmesi sırasında Piyale Paşa'da Mülkiye Vakıflarına ait tarihi nitelikteki yapının restorasyonunu üstlenilmesine yönelik bir öneriden ibarettir. Talebin konusu herhangi bir kişinin şahsi mal varlığına kazanç sağlaması değil kamu mülkiyetindeki tarihi yapının restore edilmesine katkı sunulmasıdır. Bu nedenle daha ilk başlangıç aşamasında dahi müvekkilin kendisi ve 3. kişilere hukuka aykırı bir menfaat temin etmek tarzındaki eylemlerinden söz edilemez. Nitekim müşteki Kaan Yücel'in beyanı da bu eylemleri doğrulamaktadır. Müşteki taraflar arasında belirli bir kamu işlemi karşılığı menfaat sağlanmasına yönelik herhangi bir anlaşma kurulmadığını, Kış Bahçesi tadilatı konusunun 1 kez gündeme geldiğini, sonrasında bu konunun tekrar konuşulmadığını ve tadilatlar hakkında hiç gerçekleşmediğini açıkça ifade etmiştir.

Görüleceği üzere rüşvet suçunun en temel unsuru olan karşılıklı menfaat anlaşması somut olayda oluşmadığı dosyanın kendi delilleri ile de ortaya çıkmaktadır. Öte yandan Polat Grubunun Boğaziçi İmar Müdürlüğü ve Beşiktaş Belediyesi nezdinde farklı idari süreçlerinin olması tek başına suç suçlamasına dayanak oluşturmaz. Büyük ölçekli şirketlerin kamu kurumlarıyla çok sayıda hukuki ve idari işlem yürütmesi olağan bir durumdur. Bu nedenle restorasyon önerisinin doğrudan hukuka aykırı bir menfaat talebi olarak yorumlanması somut deliller yerine varsayıma dayalı bir değerlendirme niteliğindedir. Ceza yargılamasındaki varsayımlar değil her türlü makul şüpheden uzak kesin deliller esas alınır. Somut olayda ise bu ispat standartlarına ulaşılamamıştır. Müvekkilin dosyadaki rolü kendisine gelen bilgi ve talepleri ilgili kişilere aktarmaktan ibaret olup karar alma, kamu gücü kullanma veya herhangi bir menfaat sağlama yetkisi bulunmamaktadır. Ayrıca müvekkilin soruşturma aşamasında verdiği ayrıntılı, samimi ve olayın aydınlatılmasına katkı sağlayan beyanlarıyla etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına esas teşkil edecek maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına önemli katkıda bulunmuştur.

Son eyleme geçiyorum Sayın Başkanım. Eylem 58 kapsamındaki müvekkile yöneltilen isnat Mehtabiye Köşkü'nün restorasyon ve ruhsat işlerine bağlantılı olarak Murat Özyeğin’in  400.000 dolar tutarında menfaat talep edildiği ve müvekkilin bu talebe aracılık ettiği iddiasına dayanmaktadır. Ancak iddianamede aktarılan olaylar ile müşteki Murat Özyeğin’in  beyanı birlikte değerlendirildiğinde müvekkil yönünden rüşvete aracılık suçunun unsurları oluşmamaktadır. Müvekkilin sürece dahil olması Murat Özyeğin’in  Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ndeki işler konusunda kendisinden yardım istemesiyle başlamıştır. Müvekkil konuyu ilgili birimlere aktarmış, teknik rapor alındıktan sonra özellikle projede talep edilen ilave bodrumun yapı iz düşümünü aşması nedeniyle talebin uygun olunmayacağını Murat Özgen'e açıkça bildirmiştir. Dolayısıyla müvekkil müşteki lehine hukuka aykırı bir imar avantajı sağlamaya çalışmamış, aksine teknik açıdan uygun görmeyip talebin yenilenmesini istemiştir.

İddianamede rüşvet talebi olarak değerlendirilen 400.000 dolar tutarındaki husus ise İBB Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı'nın ihtiyaç sahibi ailelere yönelik faaliyetlerinde kullanılmak üzere ayni yardım sağlanmasına ilişkin bir sosyal destek talebidir. Bu talebin müvekkile veya başka bir kişiye şahsi menfaat sağlama amacı taşıdığına ilişkin herhangi bir delil dosya kapsamında bulunmamaktadır. Kaldı ki müşteki Murat Özyeğin de Yakup Öner'in kendisine belediyeye bir hayır müessesesi yaptırmayı değerlendirip değerlendirmeyeceğini sorduğunu, kendisinin bu talebi kabul etmediğini açıkça beyan etmiştir. Bu durumda taraflar arasında rüşvet suçu temelinde oluşacak karşılıklı irade uyuşması, menfaat karşılığında belirli bir işin yapılmasına ilişkin bir anlaşma bulunmamaktadır. Talebin kabul edilmemesine rağmen ruhsat sürecinin daha sonra devam etmiş olması da önemlidir. Müvekkilin yardım yapılmadığı takdirde ruhsatın verilmeyeceğine yönelik bir beyanı, baskısı veya pazarlığı ortaya konulamamıştır. Çünkü böyle bir durum da yoktur.

Bu nedenle sosyal yardım amacıyla gündeme getirilen bir talep ile devam eden idari işlem arasında varsayıma dayalı bir biçimde ilişki kurulması rüşvet suçunun oluşumunu kabulde yeterli değildir. Sayın Başkanım, Sayın Heyet; bitiyor. Savunmamı bitiriyorum, toparlamak gerekirse: Eylem 57 açısından kısaca maddi hatalara varıldığından bahsettik. Şüpheli olan müvekkilin isminin eylem başlangıcında hatalı olarak yazılmış olduğunu belirttik. Savunma yapmış olduğum diğer eylemler açısından müvekkil soruşturma aşamasında bildiklerini gönüllü, açık ve samimi bir şekilde anlatmış, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sunmuştur. İddia makamının da bu eylemler yönünden müvekkil hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği yönündeki değerlendirmesi de bu yaklaşımın doğal sonucudur. Sonuç olarak müvekkilin eylem 46, 48, 50, 55, 56, 57 ve 58 kapsamında öncelikle beraat etmesi gerektiğini, bu talebin kabul görmemesi halinde ise lehine kabul edilen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesini talep ederiz. Sayın mahkemenizin müvekkil hakkında hukuka ve hakkaniyete uygun karar vereceğini düşünüyoruz, teşekkürler.

AVUKAT CELAL BABAYİĞİT EK BEYAN VERİYOR

Bir cümle şu Çaça Balık ile alakalı o ruhsatın Seyfet Taştan'ın beyanı kendi içinde doğru olmadığı şuradan belli Sayın Başkanım, diyor ki; efendim Yakup Öner ile görüştüm, ya benim zaten bir hukuk aykırılığım yok. Siz şu yardım çekini 1.000 TL'den, adedini 1.000 TL'den 500 TL'ye indirin dedim. Yakup Bey de bunun üzerine 1.000 TL olan 10 bin adedi yardım çekini 1.000 TL'lik değil de 500 TL'lik olmasını kabul etti. Şimdi Sayın Başkanım, Yakup Öner, Seyfet Taştan'a ait üç tane restoranın hukuka aykırı olduğunu biliyor. Yakup Bey'in bunların hukuk aykırı olduğunu bilen Seyfet Taştan, bu gerçeğe aykırı durum üzerinde bir pazarlık yaptım demesi, Yakup Bey'in de bunu, bu sebeple, bu gerekçeyle insafa gelip indirdiğini kabul etmek herhalde akılsızca bir durum olurdu.

Yakup Bey tüm savunmalarında dedi ki: "Ya ben hiçbir görüşmede bir yardım çekiyle ilgili talepte bulunmadım. Eğer varsa böyle bir talep, o kendi doğal işleyişi içerisinde, bu Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün kendi işleyişi içerisinde devam eden bir durum." Şimdi yani üç tane Boğaz'da %100 kaçak binada 500 TL'lik, 1.000 TL'lik yardım çekiyle zaten eğer bir Yakup Öner eğer bir rüşvete, işe aracılık ettiyse, böyle küçük bir şeye talep etmesi hayatın olağan akışına aykırı. Yani ben zaman zaman oraya gidiyorum, o Çatça Balık'ın yanına geçiyorum sadece, saat sadece vale ücreti 1.000 Lira Sayın Hakimim. Yani bu kapsamda büyük bir yerde böyle sembolik paralarla ilgili rüşvette aracılık ettiği iddiası hakikaten komik bir durum. Özellikle bu beyandaki hatayı da vurgulamak istedim, teşekkür ediyorum sabrınız için. Sağ olun.

ERAY DEMİR SAVUNMASI – 30.09.2026

Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcım; ben ED İletişim Reklam firması sahibi Eray Demir. Halihazırda birçok özel sektör firmasına açık hava reklam hizmeti, etkinlik hizmeti vermekteyim. 2026 yılına kadar kamuda ve özelde ihalelere girip alıp fiilen yerine getirdiğim etkinlik işleri oldu. Halihazırda devam eden bir kamu ihalesi yok şu an için. Öncelikle üzerime atılan suçlamalarla alakalı Cumhuriyet Başsavcılığı'nda vermiş olduğum ifadelerimi tekrar ederim. İfademin arkasındayım. Hakkımda iddianamede 3 adet eylem isnat edilmiştir. Savcılık aşamasında hakkımda isnat edilen 81 ve 92 numaralı eyleme ilişkin savunmam alınmadı. Bu nedenle bu eylemlere ilişkin şimdi savunma yapmak istiyorum. Şirketim, Belediye iştiraklerinden Kültür A.Ş. ihalelerinde iş alırdı. Eylem 81 ve 92 kapsamında kamu zararından dolandırıcılık suçlamasıyla yargılanıyorum. Ancak tarafımdan eylem 81 kapsamında promosyon ürünleri temini noktasında ihaleye davet olunmuştu. Maliyetimize ve kar payımıza göre fiyatlar çalıştık, ihaleye girdik. Eylem 81 kapsamında girmiş olduğum ihale uhdemizde kalmış, müşteri tarafından ihale kapsamındaki talepleri fiilen gerçekleştirdik. Tüm edinimlerimizi yerine getirdik. Bu ürünler basketbol, voleybol, futbol topları, yağmurluk, bez çanta, defter, kalem gibi ürünlerdi.

Eylem 92 kapsamı ise baskılı tekstil ürünleri ve bayrak temini ihalesidir. Bu ihale uhtemizde kaldıktan sonra bizden baskılı tekstil ürünleri ve bayrak temini noktasında talep olunmuştu. Bez bayrak, şapka, tişört, çanta gibi ürünlerin teminini sağladım. Hatta eylemlerde bu işlere 19 milyon civarı aldığım gözükmektedir. Ancak avukatım tarafından sunulacak faturalar ve cari hesaplara bakıldığında tarafımdan yaklaşık 8 milyonluk fatura kesildiği görülecektir. Biz bu işlerde talebe göre temin yapardık. Yani bu işlerden aslında ayrı ayrı 19 milyon kazanmadım. Almış olduğum ücret de tam olarak bu işin karşılığıdır. Bu nedenle kamuyu zarara uğratmam da mümkün değildir. Eylem 116 kapsamında daha önce savcılıkta ifade vermiştim. Şirketim tarafından Kültür A.Ş.'den ihale üzerine iş aldığı gibi birçok işin de ihalesine girdiğim halde alamadım. Aldığım işlerde de ödemelerimi zamanında alamadım. Ödemelerim için Kültür A.Ş. finans tarafında ısrarcı olmaya başladığımda aranacağım söylendi. O tarihte ne kadar cari kaydım olduğuyla, ne kadar alacağım olduğuyla ilgili kesin bilgiyi Kültür A.Ş. muhasebesinden alabilirsiniz. 2024 yaz sonuna doğru telefonla aranarak tarafıma fatura ileteceklerini ve bu faturanın ödenmesi gerektiği söylendi. Ne faturası dediğimde ise Emrah Bağdatlı'nın yönlendirdiği söylendi. Arayan numarayı kaydetmediğim için sizlere beyan edemem ancak isminin Çiğdem olduğu hatırımda.

Emrah Bağdatlı ile bir tanışıklığım yoktur ama sektörde bu işlerin onun liderliğinde, sektördeki herkesin bildiği bir gerçekliktir. Eğer ki İBB özelinde iş yapacaksak her yerde mutlaka Emrah Bağdatlı'nın bir adı geçmektedir. Bu nedenle ilk faturayı 27.09.2024 tarihinde 60.000 Türk Lirası olarak ödedim. Ve kısa bir süre sonra şirketime Kültür A.Ş. tarafından yaptığım işin karşılığı olarak 3 ayrı tarihte ödeme geldi. Bu yüzden baktım ödeme yapılıyor, ben de 12.11.2024 tarihinde ikinci fatura olan 45.288 Türk liralık olan bedeli de ödedim ve aralık ortası ile ocak başında şirketime ödeme geldi. Ben bu şirketin sahibini ne tanırım ne de bu firmadan bir ürün sipariş ettim. Aksini iddia eden varsa, bana gönderilen ürün varsa çıksın belgesiyle de ispatlasın. Bu eylem 116 kapsamında Murat Ongun ve avukatı aracılığı ile şirketimin adı hep bir yerlerde kullanılmış, bu konu için burada heyet tarafından kendisine bir soru sorulduğunda ise kaldı ki bu mahkeme kayıtlarında vardır oradan bakabilirsiniz, bu sorunun cevabını ben nereden bileyim muhatabına sorun deyip kendisini tabiricaizse saf dışı bırakmıştı. Bu konu için kaşemiz sektörden bir arkadaşımın ofisinde çıkmasından kaynaklı o adresteki kişileri, şirketimi yönetmekle itham etmiştir. Tekrar burada huzurda belirteyim, bu şirket bana aittir. Murat Ongun'un dediği gibi Muhittin Palazoğlu'nun güdümünde hiç değildir. Kendisini birebir tanımam bile. Muhittin Palazoğlu'nun yanında bir dönem arkadaşım çalışmıştı, o sebeple ismen bilirim.

Ayrıca benim kaşem defalarca kaldı. Yani bu neticede oranın yönetiminde olduğunu göstermek için kaşenin orada kalmış olması. Çok basit bir şekilde ürün gönderimi yapmış olsalardı eğer ben de şu an belki de yargılanmıyor olacaktım. Madem gönderdiğin EFT'nin amacı ürün almaktı, neden benim mallarımı teslim etmediniz? Ben bu ödemeleri sadece ticari faaliyetimin aksamaması için yapmak zorunda kaldım. Ödemelerimi alamamak, hatta alamamayı geçtim, biraz daha gecikmesi durumunda ticari faaliyetlerim çıkmaza girecek, bu durum beni iflasa kadar sürükleyecekti. Mağduriyetimden faydalanıp beni mağdur ettiler. Savunmalarım bundan ibarettir. Öncelikle beraatimi ve yurt dışı çıkış yasağımın kaldırılmasını sayın heyetten saygılarımla talep ederim.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Senden ne kadar rüşvet almışız?

Eray Demir: O totalde 105 bin Türk Lirası.

Murat Ongun: KDV dahil mi?

Eray Demir: Evet, evet.

Murat Ongun: Vergisini ödemişiz. Peki. Muhittin Palazoğlu'nu tanımıyorum dediniz.

Eray Demir: İsmen tanıyorum.

Murat Ongun: Yani tanışıklığınız yok.

Eray Demir: Evet.

Murat Ongun: Deniz Dörtyol'la tanışıklığınız var mı?

Eray Demir: Var.

Murat Ongun: Beraber iş yapar mısınız yoksa arkadaş mısınız?

Eray Demir: Yok, arkadaşlığım var.

Murat Ongun: Peki. Deniz Dörtyol ifadesinde 2024 Kültür A.Ş. ihalesini ki sizin ihalenizde 2024, tanıdığı 5 firmayı arkadaşı olan 5 firmayı kattığını söylüyor. Sizin firmanız bunlardan biri mi?

Eray Demir: Yok, bunlardan birisi ayrıca konunun muhatabı Deniz Dörtyol bence bu konu ona sorulması lazım.

Murat Ongun: Yok. Sizin firmanızsa siz de oluyorsunuz o yüzden.

Eray Demir: Benim firmam değil.

Murat Ongun: Sizin firmanız değil. Peki siz Alican Akün........, Saraç işte ......, şeklinde gelecek Mustafa Ercan'ı tanıyor musunuz? Arkadaşlığınız var mı?

Eray Demir: Yok, herhangi bir arkadaşlığım yoktur.

Murat Ongun: Hiçbiriyle yok değil mi? Sizi Emrah Bağdatlı'ya yönlendiren, telefon açan kişi Çiğdem Hanım mı?

Eray Demir: Evet, doğrudur. Yani hatırımda olan Çiğdem Hanım.

Murat Ongun: Yani ilk arayıp santralde olan Çiğdem Hanım.

Eray Demir: Evet.

Murat Ongun: Yani ilk arayıp "Arkadaş ödemeni almak istiyorsan bu Emrah'a ulaş" diyen Çiğdem Hanım mı?

Eray Demir: Evet, doğrudur.

Murat Ongun: Peki diğer 6 firma gibi 27 Eylül ile 12 Kasım'da aynı saat aralığında ödeme yapmanız için sizi arayan da yani "Bu tarihlerde ödeme yapın" diyen de Çiğdem Hanım mı?

Eray Demir: Diğer firmalarla alakalı hiçbir bağlantım yok.

Murat Ongun: Düzeltiyorum. 27 Eylül ve 12 Kasım'da size ödeme yapmanızı söyleyen Çiğdem Hanım mı?

Eray Demir: Evet. Tarafıma o fatura yönlendirileceğini ve bu faturanın ödenmesi gerektiğini kendisi yönlendirdi.

Murat Ongun: Tamam. Yani 3 kere de sizi arayan Çiğdem Hanım. Değil mi?

Eray Demir: Ben 3 kere arandığımı beyan etmedim. 2 ayrı ödeme yaptığımı beyan ettim ve Çiğdem Hanım tarafından arandığımı söyledim.

Murat Ongun: 2024 yaz sonu sizi arayan kişi yani yaz sonu derken .... Eylül gibi. 1 Eylül'de arayan kişi size "Emrah Bağdatlı'yı bul, dediğini yap, 27 Eylül ve 12 Kasım'da faturaları öde" mi dedi?

Eray Demir: "Emrah Bağdatlı'yı bul" demedi. Tarafımızca fatura gönderileceğini, kendi taraflarınca yani kendisini tanımıyorum, fatura yönlendirileceğini ve bu fatura tutarı olan karşılığında ödenmesi gerektiğini Emrah Bağdatlı'nın adını kullanarak söyledi.

Murat Ongun: Tamam. Şunu söylemeye çalışıyorum. Şimdi bu ilk adım Emrah Bağdatlı'ya ulaşma talebi. Yani Emrah Bağdatlı'nın devreye girip size KDV dahil bana rüşvet verme operasyonunuzun başlangıcı. Sonra 27 Eylül ve 12 Kasım tarihlerinde de 2 kere ödeme yapıyorsunuz. Bu ödemeleri de size 2024 yaz sonunda tek telefonla mı söylediler?

Eray Demir: Zaten bize evet fatura kesileceğini ve bu fatura tutarlarının ödenmesi gerektiği o zaman söylendi. Ben de ilk ödemeyi yaptıktan sonra zaten tarihi belirtmiştim.

Murat Ongun: Bir kere arandınız yani sadece. Tamam.

Eray Demir: Tam hatırlamıyorum 1 kere arandığımı ama ilk aramam Çiğdem Hanım tarafından. Ve diğer ödemeyi de zaten ben bu tutarı gönderdikten sonra para geldiğini gördüğümde diğer olan tutarı da ödedim.

Murat Ongun: Yaz sonunda geliyor bu yani 8. ayın sonunda. Sizin 2024'te kazandığınız ihaleler hangi tarihte?

Eray Demir: Şu an ezberimde aklımda değil.

Murat Ongun: Ben hatırlatayım. 11 Ocak 2024, 22 Ocak 2024, Ekim 2024. Şimdi 11 Ocak ve 22 Ocak'ta ihale kazanmış bir kişi 8. ayın sonuna kadar 250 gün hiç para almamış mı?

Eray Demir: Hiç şu an alamamış değil de o zamanki bakiyelerimize bakılabilir. Yüklü bir miktarda bir bakiyemiz mevcut o tarihe kadar.

Murat Ongun: Bakacağız ona. Ne kadar mesela 8 milyonluk iş yapıp...

Eray Demir: 10 milyonun üzerinde vardı.

Murat Ongun: Yani Ocak, Şubat, Mart'tan gelip hepsi birikiyor, sonra ödeniyor, doğru mu?

Eray Demir: Evet.

Murat Ongun: Tamam, bu beyanda bulunmuşsunuz. Şimdi tabii ister istemez soruyoruz. Benzerlikler var. Siz de demin kaşeye değindiniz. Bu 6 firmanın ifadelerine kadar her şeyi bir benzer. Yalnız siz tanıdığınız olmadığını söyleseniz de sizden 2 gün önce burada ifade veren Muhittin Palazoğlu'nun kardeşi Ahmet Palazoğlu bir avukatın sorusu üzerine iş yerinden çıkan 38 adet kaşenin abisinin firmasıyla ilişkili olduğunu söyledi. Bunlardan bir tanesi de sizin firmanız olduğu için soruyorum. Arkadaşlığınız olmadığına göre kaşenizi orada nasıl unutmuş olabilirsiniz?

Eray Demir: Ben o adreste Deniz Dörtyol'u ziyaret için gitmiştim plazaya. Kendisiyle orada görüşmeme istinaden unutmuş olabileceğimi düşündüm.

Murat Ongun: Deniz Dörtyol'un ofisi orada mı?

Eray Demir: O adreste çalışıyordu benim gitmiş olduğum zamanlarda.

Murat Ongun: Peki siz fon, hisse senedi alım satımı yapar mısınız?

Eray Demir: Hayır.

Murat Ongun: Gayrimenkul? Alım satımı da yapmıyorsunuz?

Eray Demir: Evet.

Murat Ongun: Peki. Muhittin Palazoğlu'nu da tanımadığınız için bir iş şeyiniz yok.

Eray Demir: Evet.

Murat Ongun: Peki, şimdi bak belge Muhittin'in 38 kaşesinin iş yerinde ele geçirilmesine dair polis ona soruyor kollukta. O da şöyle diyor bak: "Bulgurlu Mahallesi, Bulgurlu Caddesi No: 41/A adresin 3. katında Prime Portföy Yönetimi isimli şirketim vardır. Ayrıca ofisin bulunduğu ana taşınmaz binada" yani senden önce gelen arkadaşların "plaza" diye anlattığı binada "farklı firmalara ait ofislerim vardır. Marine Gayrimenkul de eşime aittir." Yani doğal olarak diyor ki: "Bu binadaki her iş yeri benim." Başka bir iş yeri yok, dedikleri gibi plaza da değil orası 50 tane iş yeri olan. Bir tek bu Muhittin Palazoğlu'nun plazasıdır bu. Siz kendisiyle iş yapmıyorsunuz, arada bir ziyaretinizde cebinizde kaşeyle gidip o kaşeyi orada unutuyorsunuz, öyle mi?

Eray Demir: Unuttuğumu söylemiştim zaten.

Murat Ongun: Cumhuriyet Savcılığındaki ifadeniz… Size algıyı yapan da Çiğdem Hanım o zaman değil mi? Doğru mu anlıyoruz?

Eray Demir: Yapılan aramalar desek daha doğru olur.

Murat Ongun: Çiğdem Hanım dediniz de o yüzden. Algı yapıldı dediniz.

Eray Demir: Birden fazla arandığımı da söyledim. İsim olarak bir tek Çiğdem'i söyledim.

Murat Ongun: Size bu faturaları bahsediyorsunuz ya size ulaşıldığını, bunlar size mail yoluyla mı ulaştı acaba?

Eray Demir: Anlayamadım.

Murat Ongun: Bu faturalar size mail yoluyla mı ulaştı?

Eray Demir: Fatura kullanmış olduğum sisteme düşüyor zaten kesilen fatura.

Murat Ongun: Ya da size WhatsApp'tan... Hayır, şunu demek istiyorum. Size diyor ya "Fatura keseceksin" diye bir şey gönderiyor size değil mi? Bizim adımıza... Siz de...

Eray Demir: "Fatura keseceksin" demedim. Fatura bizim firmamıza kesiliyor.

Murat Ongun: Tamam, şunu demek istiyorum: Size firmanın ismi söyleniyor ya telefonda?

Eray Demir: Evet.

Murat Ongun: Firmanın adını veriyor değil mi? Bu firma diyor, size diyor fatura kesecek diyor. Bunu yazılı olarak falan gönderdi mi size yoksa siz mesela BYZAG deyince şak diye anladınız mı? Onu soruyorum.

Eray Demir: Yazılı herhangi bir şey yok elimde.

Murat Ongun: Peki. Teşekkürler.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Şimdi siz dün ifade verirken ben yanlış mı anladım sizi? Siz ifadenizde dediniz ki burada ben iki eylem var, 116. eylem dışında. Buradaki ihalelere tek tek verdim, bu verdiğim teklif sonucunda da ihaleyi kazandım ve bu işi de yerine getirdim dediniz, doğru mu?

Eray Demir: Doğru.

Rahşan Sertkaya: Peki ben şimdi o zaman size savcılık ifadenizdeki son paragrafı hatırlatayım. Diyorsunuz ki Kültür A.Ş. çalışanı Gökhan Köseoğlu ve Metin Bal bana ulaşır, benden firma evraklarımı ve firma kaşemi isterdi. Ben kendilerine mecburen bunların teslimini yapardım. Aksi takdirde ne yaptığım işten ödemesini alabilir ne de Kültür A.Ş.'den iş alabilirdim. Ama biraz evvel kendinizin bizzat ihalelerin evraklarını hazırlayıp teslim ettiğini ve bu işleri düzgün ve uygun yaptığınızı...

Eray Demir: Ondan hariç olarak.

Rahşan Sertkaya: Ondan hariç olarak mı girdiğiniz ihalelerdir bunlar?

Eray Demir: Yok, şöyle. Bu mecbur bırakıldıklarımdan hariç olarak kendi fiyat çalışıp kendi girdiğim ihaleler için bahsetmiş olduğum, son vermiş olduğum savunmamda.

Rahşan Sertkaya: Yani nedir o ihaleler, kendi girdiğiniz ihaleler? Bu 116. eylem dışında yer alan dediniz iki eylem için mi söylüyorsunuz bunu?

Eray Demir: Evet.

Rahşan Sertkaya: İhaleye kendiniz... Peki o zaman bu Gökhan Köseoğlu ve Metin Bal'ın organize ettikleri hangi ihaleler?

Eray Demir: Şu an isim ve İKNo olarak ezberimde yok.

Rahşan Sertkaya: Ezberinizde yok ama o zaman bu iddianame konusu değil. Bu iddianamenin konusu bir şeyden bahsetmiyorsunuz o zaman bu ifadenizde, öyle mi?

Eray Demir: İddianamenin konusu olan zaten ifadeden de bahsediyorum, savunmamı okudum.

Rahşan Sertkaya: Şu an değil. Ben biraz evvel size savcılık ifadenizi okudum. O zaman orada bahsettiğiniz şeylerin bu iddianamedeki konularla hiçbir alakası yok, doğru mu?

Eray Demir: Alakası yoksa savcılık niye bana sormuş alakası yoksa?

Rahşan Sertkaya: Şöyle, siz biraz evvel dediniz ki "İhalenin evraklarını kendim hazırladım, ihaleye girdim, kazandım ve işi de yaptım." Savcılıkta da diyorsunuz, "Metin Bal, Gökhan Köseoğlu benden ulaşıp kaşemi alır, evrakları hazırlardı." O zaman bu...

Eray Demir: O olan eylemlerin arasında bu da vardı. Bunu belirttim, daha sonrasında ekleme olarak da şu anki savunmamda diğerlerini de ifade ettim.

Rahşan Sertkaya: Şimdi nasıl oluyor ikisi birden? Birine hazırlatıyor musunuz, kendiniz mi hazırlıyorsunuz? Çelişki var ifadenizde.

Eray Demir: Yok yok, çelişki değil. Burada eksik eksik ifadede bulunduğum için o şekilde anlaşılıyor şu an.

Rahşan Sertkaya: Hah, yani o zaman savcılık ifadenize değil de biz mahkemedeki ifadenize itibar edelim, öyle mi? Bunu söylemeniz yeterli, mantıklı.

Eray Demir: Tabii yönlendirmeyle. Burada karar verecek olan merci Sayın Heyet.

Rahşan Sertkaya: Tamam da efendim, ben çelişkiyi soruyorum çünkü savcılık ifadenizle burası arasında çelişki görüyorum. Çelişki var, hangisi doğru?

Hâkim: Avukat Hanım, çelişki sizin değerlendirmeniz. Şimdi sanık diyor ki, "Orada üç eylemde biz de sorumlu; 81, 92, 116. Ben savcılıkta ilk ilk verdiğim ifademde diyor, bunlardan sadece yanlış anlamadıysak biz bir tanesiyle ilgili ifade verdim dediniz, değil mi? Biz yanlış mı anladık orayı?"

Eray Demir: Doğru.

Rahşan Sertkaya: Savcılıkta ihale numarası yok ki ama. Savcılıkta böyle bir soru sorulmamış ki, İKNe verilmemiş ki.

Hâkim: Var mı başka söyleyeceğiniz bir şey?

Eray Demir: Yok, hayır.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi ikinci soruma geçiyorum. Şimdi Çiğdem Hanım'la siz bir kere mi aradınız, bir kere mi konuştunuz?

Eray Demir: Bir kere olarak hatırlıyorum.

Rahşan Sertkaya: Başka kimse aradı mı sizi?

Eray Demir: Onun haricinde görüşmüş olduğum bir beyefendi oldu ama isim olarak benim aklımda hatırlamıyorum.

Rahşan Sertkaya: Hangi tarihte konuştuğunuzu hatırlıyor musunuz?

Eray Demir: Yani 2024 yaz sonu olarak hatırlıyorum, net tarih veremem.

Rahşan Sertkaya: Yaz sonu... Eylül gibi mi diyelim? İkisinde de art arda belki eylülde mi yaptınız görüşmeleri?

Eray Demir: Yani ağustos sonu da olabilir, eylül ilk haftası da olabilir.

Rahşan Sertkaya: Peki görüşmeleri cep telefonunuzdan mı yaptınız?

Eray Demir: Evet.

Rahşan Sertkaya: Tamam. Peki şimdi Çiğdem Hanım'la bir kere görüştünüz ve Çiğdem Hanım size hani bir firma isminden bahsetti mi, sadece "Biz size fatura kesip bunu öde" demiş, doğru mu?

Eray Demir: Şirket isimlerinden de bahsetti. Zaten hani afaki herhangi bir gelecek faturayı ödemek zorunda kalacaktım bu sefer. O çok alakasız bir durum olurdu.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Eray Bey, ifadenizde diyorsunuz ki bazı firmalar aracılığıyla tarafıma faturalar gönderildi. Bu bazı firmalar nedir? Yani bir tane BYZAG mı var bazı firmalar diyorsunuz sadece bir firmadan mı bahsettiniz.

Eray Demir: Ödeme sadece BYZAG'a.

Rahşan Sertkaya: Hı. Şimdi Eray Bey, biraz evvel Emrah Bağdatlı tarafından yönlendirildiğini söyleyen bir kişi tarafından arandığınızı söylediniz. Ama savcılık ifadenizde diyorsunuz ki dediği iştirakleriyle iş yapabilmek adına çeşitli başvurularınız olduğunu, bu dönemde Emrah Bağdatlı kaynakli olduğunu düşündüğünüz bazı firmaların aracılığıyla tarafınıza faturalar gönderildiğini, yani ifadenizde belediye iştirakleriyle irtibat kurduğunuzda faturaların size gönderildiğini söylüyorsunuz. Ama ne beni üçüncü kişiler aradı diyorsunuz, ne benimle birisi konuştu diyorsunuz. Hatta bakın ne diyorsunuz, ifadenizde biliyor musunuz? Yönlendirilen kişiler hakkında herhangi bir bilgisi bulunmamaktadır. Savcılıktaki ifadenizle mahkemedeki ifadeniz arasındaki bu çelişkiyi giderir misiniz rica etsem?

Eray Demir: Yani o zamanki vermiş olduğum şekilde yani hatırladığım kadarıyla vermiş olduğum zaten.

Rahşan Sertkaya: Anladım peki. Şimdi yine geliyorum, savcılık ifadenizde diyorsunuz ki rekabet gücümüzü yitirmemek ve iş bağlantılarını sürdürebilmek adına şirketimiz bu faturalara herhangi bir karşılık almadan ödemek zorunda kaldı. Yalnızca sektörel varlığımızı sürdürebilmek adına tarafımıza iletilen faturaların bedellerini sorgulamadan ödedik. Yani iş bağlantınızı sürdürmek ve sektörel varlığınız için ödemeleri yapmışsınız. Öyle demişsiniz savcılıkta.

Eray Demir: Buradaki sektörel varlıktan kasıt alabileceğimiz alana ki ayakta kalabileyim. Yani yapmış olduğum işin karşılığını ben alabilmek için bu ödemeyi yaptım. Ayakta durabilmek için de oradan gelecek olan paraya ihtiyacım vardı. Çünkü ben de bir taşeron çalıştığımdan dolayı.

Rahşan Sertkaya: Anladım. Sorsaydım bi...

Eray Demir: Buyurun.

Rahşan Sertkaya: Yani sonuçta siz sektörel varlık derken aslında savcılıkta onu kastetmediniz. Ödemeleri alamadığınızı kastettiniz, doğru mu?

Eray Demir: Evet.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Eray Bey, biraz evvel ifadenizde diyorsunuz ki ben onu kastetmiştim savcılık ifademde de zaten. Kültür A.Ş.'den alacaklarımı alabilmek için BYZAG'a ödeme yaptım diyorsunuz. Şimdi biz Kültür A.Ş.'ye yazılı başvuru yaptık ve aldığımız cevaba göre ED İletişim'in BYZAG'a ilk ödeme tarihi olan 27 Eylül 2024'ten önce ne kadar ödeme aldı biliyor musunuz şirketiniz? BYZAG'a ödeme yapmadan önce ne kadar ödeme almıştır Kültür A.Ş.'den biliyor musunuz?

Eray Demir: Şu an ezberimde değil ama evraklarda mevcuttur hepsi.

Rahşan Sertkaya: Peki ben size söyleyeyim. 44 milyon 580 bin 108 lira 63 kuruş ödeme almışsınız. Yani BYZAG'a bu ödemeleri yapmadan. Buna karşılık BYZAG'a ilk ödeme tarihi 27 Eylül 2024'ten ikinci ödeme tarihi olan 12 Kasım 2024'e kadar aldığınız ödeme tutarı 21 milyon 466 bin 867 lira. İkinci ödeme olan 12 Kasım 2024'ten yıl sonuna kadar aldığınız ödeme tutarı ise 25 bin lira sadece. Yani BYZAG'da yapılan ödemeler sonrası toplam 22 milyon alıyorsunuz, öncesinde 40 milyon küsur alıyorsunuz. Dolayısıyla BYZAG'a ödeme yapmadan önce de daima ödemelerinizi alıyorsunuz. Hatta BYZAG'a ödeme yapmadan evvel Kültür A.Ş.'den daha fazla ödeme aldığınızı görüyoruz. Yani muhasebe kayıtlarına bakıldığında şirketinizle Kültür A.Ş. tarafından yapılan ödemelerin şirketinizin BYZAG'a yaptığı ödemelerle ilişkili olmadığını görüyoruz. Bu sonucu muhasebe kayıtlarıyla ifadeniz arasındaki çelişkiyi giderir misiniz?

Eray Demir: Burada herhangi bir çelişki bulunmamakta. Siz zaten bahsetmiş olduğunuz gibi ocaktan ağustos ayına kadar bir total varlığa yani biriken bakiyeye bakıyorsunuz. Orada size fazla geliyor çünkü sonrasında yıl içerisinde kalan dönüm süresi zaten az. Aylık yapılacak iş ve bakiye de burada düşük olacak. Ve siz mesela genel toplam alınanları söylüyorsunuz fakat burada bakmanız gereken fatura tutarı, fatura kesilimi veya iş yapıldıktan ne kadar süre sonrasında ödeme yapılmış.

Rahşan Sertkaya: Onları da kontrol ettik.

Eray Demir: Bunları da kontrol edebilirsiniz.

Rahşan Sertkaya: O zaman siz şu iddiadasınız. Diyorsunuz ki ben BYZAG'a ödeme yaptım.

Eray Demir: Ben iddiamı açıkça belirttim açıkçası, üzerime daha bir şey eklemiyorum.

Rahşan Sertkaya: Ama ben soru soracağım, müsaade eder misiniz? Şimdi o zaman siz diyorsunuz ki yok ben BYZAG'a ödeme yaptım, onlar da bana yaptı özel olarak. Böyle bir özel durum tanınmış size. Peki, bakın bend yine baktım kayıtlara. 5 Kasım'da 11 şirkete 96 milyonluk toplu bir ödeme yapıldığını ve şirketinize de 11 milyon 350 bin TL bir ödeme yapıldığını, 11 Kasım 2024 tarihinde 12 şirkete 77 milyon 305 bin lira toplu bir ödeme yapıldığını ve şirketinize de 8 milyon 250 bin lira ödeme yapıldığını, 11 Aralık tarihinde ise 8 şirkete 28 milyon 208 bin 971 lira 47 kuruş toplu bir ödeme yapıldığını ve şirketinize de sadece bunun içinden 825 bin lira ödeme yapıldığını görüyoruz. Yani muhasebe kayıtlarına bakıldığında şirketinizle Kültür A.Ş. tarafından yapılan ödemelerin şirketinizin BYZAG'a yaptığı ödemelerle ilişkili olmadığını, toplu ödemeler içerisinde olduğunu görüyoruz. Peki bu muhasebe kayıtlarıyla ifadeniz arasındaki çelişkiyi açıklar mısınız?

Eray Demir: Herhangi bir cevap vermek istemiyorum.

Rahşan Sertkaya: Siz iddianamedeki biraz evvelki savunmanızı yaptınız. 81 ve 92. eylemlerle ilgili bir soru soracağım. Zaten ED İletişim sahibisiniz. Hatırlıyorsunuz değil mi o işleri?

Eray Demir: Buyurun.

Rahşan Sertkaya: Eray Bey, 81. eyleme baktığınızda ED İletişim'in bu işteki sözleşme tutarının 19 milyon 426 bin lira olduğu, toplam hakedişinin 16 milyon 734 bin 525 TL olduğu; 92. eyleme baktığınızda ED İletişim'in bu işteki sözleşme tutarının 19 milyon 775 bin lira olduğu, toplam hakedişinin 7 milyon 305 bin lira olduğu görülüyor. Bu eylemlerde sözleşme tutarından az hakediş yapılmış. Her ikisinde toplam 15 milyon 161 bin 725 lira. Madem iş yapabilmek adına bazı ödemeler yaptınız, çünkü siz öyle söylüyorsunuz, neden size verilen sözleşme tutarının dahi altında kalan bir hakediş aldınız? Neden böyle düşük hakediş kabul ettiniz?

Eray Demir: Yani bu kuruma sorulacak bir soru değil mi? Neticede biz talepler doğrultusunda iş yapıyoruz. Ben kendim firmam adına iş çıkarıp işi sunamam yani. Onlar benden ne isterse o kapsamda o işleri gerçekleştiriyorum.

Rahşan Sertkaya: Ödemelerle ilgili bir de ayrıcalık tanındığını söylüyorsunuz ya, onu sordum efendim.

Eray Demir: Dediğim gibi.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Eray Bey, savcılık ifadenizde diyorsunuz ki; "Ödemelerin yapılmasının gelecekteki iş ilişkilerimiz açısından zorunlu olduğu algısı tarafınızda kuvvetli şekilde oluşturuldu." Yani hani ifadenizde size açıkça söylenen bir şey olmamış da sizde böyle bir algı kuvvetli bir şekilde oluşturulmuş. Öyle demişsiniz savcılık ifadenizde, bunun arkasında mısınız?

Eray Demir: Evet.

Rahşan Sertkaya: Peki, sadece bir algı oluşturabilecek nitelikte konuşmalar yaptınız. Neden hani şimdi kesin kanaatlere vardınız da... Hatta diyorsunuz ki şimdi savcılık ifadenizde; "Böyle kanaat oluşturuldu, kuvvetli bir kanaat oluşturuldu." diyorsunuz. Şimdi de diyorsunuz ki; "Bize halbuki şirketin faturalandırılacağı söylendi." Bu çelişkiyi giderir misiniz?

Eray Demir: Buna cevap vermek istemiyorum.

Rahşan Sertkaya: Peki. Eray Bey, Deniz Dörtyol'u tanıdığınızı söylediniz biraz evvel. Şimdi biz Mürettebat Şirketi yetkilisi Mert Saraç'ı dinledik ve dedi ki; "Benim kaşem Üsküdar Bulgurlu'da plaza içerisinde bulunmuş. Ben bu plazaya Deniz Dörtyol ile tanışıklığımız sebebiyle sık sık giderdim. Ve orada, o oda bu sebeple unutulabilir." Siz de aynı kanaatte misiniz?

Eray Demir: Unutmuş olduğu kanaatindeyim.

Rahşan Sertkaya: Orada unuttuğunuzu düşünüyorsunuz, Deniz Dörtyol'u ziyaret ettiğinizde?

Eray Demir: Evet.

Deniz Dörtyol'un orada...

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi ben, biraz evvel siz dediniz ki... Murat Bey size bir soru sordu. Dedi ki; "Ya Deniz Dörtyol bir ifade vermiş. Burada 5 firmadan bahsediyor. Sen bunlardan birisi misin acaba?" dedi. Siz de "Hayır." dediniz. Şimdi ben size, Gökhan Köseoğlu'nu tanıyor musunuz?

Eray Demir: Evet.

Rahşan Sertkaya: Tamam. Şimdi size Gökhan Köseoğlu'nun mahkeme huzurunda verdiği 23.02.2016 tarihli ifadeden bir kısım okuyorum: "Eray Demir, Deniz Dörtyol'un kendi ifadesinde belirttiği yakın arkadaşı ve 5 firmayı organize edip ihalelere katıldığı dediği firmanın sahibidir." Bu ifade de siz doğru mu Gökhan Köseoğlu'nu?

Eray Demir: Hayır.

Rahşan Sertkaya: Peki. Sorularım bu kadar, teşekkür ederim.

GÖKHAN KÖSEOĞLU AVUKATI ÖZGÜR GÜL SORUYOR

Özgür Gül: Eray Demir geçmiş olsun öncelikle.

Eray Demir: Teşekkürler.

Özgür Gül: Savcılıkta ben ifadenin aslında o kısmını anlamlandırabilmiştim hani Gökhan Köseoğlu açısından tek söylüyor hani bana ulaşır, firma evraklarını ister, firma kaşesini ister. Ben de mecburen teslimini yapardım aksi takdirde yaptığım işin ödemesini alamazdım diyorsunuz. Gökhan Köseoğlu'nun Kültür A.Ş.'deki görevini biliyor musunuz?

Eray Demir: Kendisi hakediş şefliğinde çalışıyordu yanlış hatırlamıyorsam.

Özgür Gül: Yani hakediş işlemleri için sizden firma evraklarınızı istiyordu, doğru mudur?

Eray Demir: Evet.

Özgür Gül: Bu evrakların kaşelenmesini de istiyor, doğru mudur?

Eray Demir: Doğru.

Özgür Gül: Yani vermiş olduğunuz ifade Gökhan Köseoğlu bakımından söylüyorum hakedişe ilişkindir, doğru mu?

Eray Demir: Hayır, hakedişe ilişkin değil orada bahsetmiş olduğum. Neticede orada tekliflerden de bahsediyorum, dikkat ederseniz.

Özgür Gül: Şimdi hakedişe ilişkin, netleştirmek için toparlıyorum. Diyorsunuz ki hakediş dışında da Gökhan Köseoğlu benden firma evraklarını ve kaşesini isterdi.

Eray Demir: Doğru.

Özgür Gül: Aksi durumda yaptığım işin ödemesini alamazdım diyorsunuz. Şimdi az önce Murat Bey de söyledi, 11 Ocak'ta siz ihaleye katılmışsınız. Bir de 22 Ocak dedin ama 23 Ocak olarak görüyorum. Sizin bu tarihlerden önce Kültür A.Ş.'den bir alacağınız gözükmüyor. Biz Kültür A.Ş.'den cari hesap dökümünüzü istedik, ilk alacağınız 31 Ocak'ta gözüküyor. Bu durumda hani alacağınızı alamama durumunuz nasıl oluyor?

Eray Demir: Buna şu an cevap vermek istemiyorum.

Özgür Gül: Anladım, başka sorumuz yoktur.

EMRAH BAĞDATLI AVUKATI MEHMET ZENGİN SORUYOR

Mehmet Zengin: Şunu soracağım. Elimizde en azından bir teyit edelim, bu Emrah Bağdatlı aracılığıyla vesaire iletişim, irtibat, o noktada bir numara yok herhalde? Kayıt yok, doğru mu?

Eray Demir: Doğru.

Mehmet Zengin: Yazılı bir şey yok, ispat vasıtası yok, doğru mu?

Eray Demir: Yazılı bir şey yok, evet.

Mehmet Zengin: Şunu soracağım, başka kamu kurumuyla çalıştınız mı hiç ya da çalışıyor musunuz veya?

Eray Demir: İddianameye konu olan konularla alakalı gerekli savunmamı yaptım, başka diyecek bir şeyim yok o konuyla alakalı.

Mehmet Zengin: Tamam. Şimdi, ben arasam desem ki, "Emrah Bağdatlı adına arıyorum" veya "A veya Ş şahsı adına arıyorum", ödeme istesem sizden, hiçbir şey yok elinde. Bu ödemeleri yapıyor olmanız, buna cevap veriyor olmanız, buna reaksiyon gösteriyor olmanız sizce ciddi bir durum mu?

Hâkim: Avukat Bey bu soruya...

Eray Demir: Cevap vermek istemiyorum buna.

Mehmet Zengin: Peki tamam, başka sorum yok.

ERAY DEMİR AVUKATI YAVUZ NACAR SAVUNMASI

Biz, müvekkilin samimi beyanlarına ve savunmalarına iştirak ediyoruz efendim. Müvekkil Kültür A.Ş. bünyesinde promosyon ürünlerinin temini noktasında ihalelere katılmış ve aldığı ihalelerin gereğini yerine getirmiştir. Eylem 81 ve 92 kapsamında alınan ihalelerin gereği usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu husus Kültür A.Ş. kayıtlarından da açıkça görülecektir. Tüm hakediş raporları ile ilgili kurumlarda mevcuttur. Eylem 116 kapsamında ise müvekkil Emrah Bağdatlı ile irtibatlı olduğu kişileri aramış ve BYZAG firmasına kesilen faturalar karşılığı ödeme yapılmasını talep etmişlerdir. Bu noktada savunmamı böleceğim, az önceki meslektaş şöyle bir beyanda bulundu; size X birisi aradı da siz o firmaya böyle para yönlendirmesi mi yaptınız dedi ama müvekkilin beyanları huzurda açıkça delillendirildi ve tespit edildi. Bu firmanın Emrah Bağdatlı ile bağlantılı, Murat Ongun'un eşinin şahsi kendi firması, dolayısıyla biz bu hususlarla alakalı bunun kanıtlandığını, dolayısıyla müvekkilin dolandırılmadığını ve bu ilk parayı gönderdikten sonraki gelen ödemelerle görüleceği üzere bunun açıkça ispatlandığı kanaatindeyiz. BYZAG firması, sanık Zeynep Ongun'un savunmasında da açıkça Emrah Bağdatlı'nın yönlendirmesi üzerine bu faturaların kesildiğini kendisi de açıkça kabul etmiştir. Fatura karşılaştırıldığında ise herhangi bir şekilde mal ve hizmet müvekkil tarafından alınmamıştır. Her ne kadar Zeynep Ongun ürünleri teslim ettiğini belirtmiş ise de buna da dair hiçbir tutanak ve evrak sunamamıştır. Kaldı ki kendisi ifadesinde yılbaşı hediyesi olarak belirtmiş ise de ağustos ayında yılbaşı hediyesi alınmayacağı da aşikardır. Bu hususlar da alakalı tüm dosya içeriği ve savunmalarımızı doğrulamaktadır.

Sayın Başkan, değerli heyet; iddia makamı müvekkilin kamu kurumlarıyla ilişkili kişilerle haksız bir menfaat anlaşması içine girdiğini ve kamu görevlilerine rüşvet verdiğini ileri sürmektedir. Oysaki somut olayda açıkça görüleceği üzere rüşvet suçunun unsurları kesinlikle oluşmamış, tam aksine müvekkil kamu görevlilerinin nüfuzunu kötüye kullanması sonucu irtikap suçunun mağduru olmuştur. Aşağıda ayrıntılarıyla izah edeceğimiz üzere rüşvet ve irtikap suçu arasındaki hukuki ayrım Yargıtay'ın yerleşik içtihatları müvekkilin masumiyetini açıkça ortaya koymaktadır. Rüşvet suçu, kamu görevlisi ile sivil şahıs arasında özgür iradelere dayanan ve haksız bir yarar sağlamaya yönelik bir anlaşma gerektirir. Rüşvet veren kişi usulsüz bir işini yaptırmak veya hukuka aykırı bir avantaj elde etmek saikiyle hareket eder. Müvekkilin idareden haksız, hukuka aykırı ve usulsüz hiçbir talebi olmamıştır. Müvekkil Kültür A.Ş.'ye fiilen teslim ettiği mal ve hizmetlerin gerçekleşen hakedişinin sadece bedelini talep etmektedir. Müvekkile sunulan avantaj veya sağlanan haksız bir imtiyaz yoktur. Müvekkil zaten kendi hakkı olan ve anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağını tahsil etmeye çalışmaktadır. Bu noktada kesinlikle müvekkil açısından özgür bir iradeden söz edilemez. İdarenin imkanlarını elinde tutan kişilerin dayatması, baskısı ve yönlendirmesi zorunluluk hali söz konusudur. Türk Ceza Kanunu'nun 250. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen icbar suretiyle irtikap suçu kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına kişiyi mecbur bırakması yoludur. Bu kapsamda müvekkil yaptığı hizmetin bedelini alamamış, iflas etme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Hakedilmiş ödemeleri almak için ısrarcı olduğunda tarafına kesilecek fatura bedellerini ödemezse ödemelerinin yapılmayacağı dikte edilmiştir. Bu durum kamu gücünü elinde bulunduranların müvekkili çaresiz bırakıcı icbar hareketidir. Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarında da vurgulandığı üzere kişinin hak ettiği bir hususu elde edebilmek için kamu görevlisine para vermesi durumunda rüşvet değil, irtikap suçu oluşacaktır.

Özetlemek gerekirse müvekkil 2020 ile 12 Kasım 2024 tarihlerinde ödemiş olduğu faturaları bir mal veya hizmet alımı için değil, sistemin dayattığı baskı nedeniyle sırf kendi parasını kurtarabilmek saikiyle ödemiştir. Nitekim ödemelerin ardından idareden hakedişlerin yapılmış olması, ilişkinin alacak tahsili baskısına dayandığının somut kanıtıdır. Tüm savunmalarımız dikkate alınarak müvekkilin rüşvet suçunun sanığı değil, icbar suretiyle irtikap suçunun mağduru olarak beraatına karar verilmesini ve yurt dışı çıkış yasağı şeklinde uygulanan adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını saygılarımızla talep ederiz.

MUSTAFA DEĞERCAN SAVUNMASI – 30.09.2026

Sayın heyet, ben SYK Roll şirketinin sahibiyim. Şirketim reklam organizasyon sektöründe faaliyet göstermektedir. Ben bu şirketi devralmadan önce farklı iş kollarında çalışmaktaydım. Bu sektöre girmemi yaklaşık 12 yıldır tanıdığım olan Deniz Dörtyol tavsiye etti. Ben bu sektörü bilmediğimden her ne kadar girme konusunda çekincelerim olsa da kendisi bana destek olacağını, reklam organizasyon konularını öğreteceğini söyledi. Bu vesileyle sektöre adım attım. Bu tarihten itibaren İBB iştiraklerinden sadece Kültür A.Ş.'nin bazı ihalelerinin alt yükleniciliğini yaptım. Ayrıca özel sektöre de farklı şirketlerle iş birliği halinde çalıştım. Kültür A.Ş.'den podyum ve sistem ekipmanları ile ilgili işler aldım ancak çoğunu kazanamadım. Sözleşme, teslim, hak ediş ve ödeme belgeleriyle avukatımın dosyaya sunduğu gibi tüm ticari belgelerim ve kayıtlarım mevcuttur. Bazı ihaleleri kazanacağıma dair hiçbir garanti verilmediği gibi girdiğim ihale konuları zaten ekipman teminleriyle ilgiliydi. Ticari olarak biraz bildiğim bir konuydu, aldığımız ihalelerin malzemelerini de teslim ettik. Bu teslim ile ilgili hak ediş evrakları Kültür A.Ş.'de mevcuttur.

Şubat, nisan gibi aldığımız ihaleleri teslim ettikten sonra yaptığım işlerin ödemelerini vaat edilen tarihlerinde alamıyorum. Benim de şirketimin doğal olarak alt tedarikçi ödemeleri olduğundan dolayı sıkıntı yaşamaya başladım. Daha sonra hak edişlerimi almak için sık sık Kültür A.Ş. ile irtibat kurdum. Kültür A.Ş.'nin Topkapı tesisinde hak edişlerimle ilgili görüşmeler yaptım pek çok kez. Alacağım konusunda neden yasal yollara başvurmadınız derseniz belediyeye dava açıp belediyeyi karşıma almaktan çekindim. Bana piyasadan İBB ile ilgili her alacak verecek konusunun Emrah Bağdatlı'dan geçtiğini söylediler. Ben de bu konuyu Deniz'e sorduğumda kendisi de bu işlerin Emrah Bağdatlı'dan geçtiğini söyledi. Sonra ağustos sonlarına doğru benim Byzag'ın muhasebecisi olduğunu söyleyen Eyüp aradı. Emrah Bağdatlı'nın yönlendirdiğini, bu faturaları keseceklerini söylediler. Ben de sebebini sorduğumda "Emrah Bey böyle istedi" diyerek başka bir açıklama yapmadı. Bu faturanın sebebini ödemelerinden kaynaklı yaşadığımız sıkıntıların çözümü olduğunu anladım. Zaten bana kesilen rakamlar alacağımın yanında küçük rakamlardı. Hem alacağımı hem de işimi riske atmak istemedim.

Ağustos sonunda Byzag'dan fatura gönderildi. Bu fatura detaylarını avukatım size bahsedecektir. Ben bu faturayı hemen ödemedim, bekledim. Bekleme aşamasındayken yine Byzag'ın muhasebecisi olduğunu söyleyen kişi beni arayıp ödeme konusunda diretti, ben de kabul etmek zorunda kaldım. Ödeme günü ve saatinin organizasyonunu Byzag'ın muhasebecisi olan Eyüp Bey ile yapıp ilk ödemeyi 65.000 TL olarak 27 Eylül tarihinde gerçekleştirdim. Diğer faturayı da eylülün sonuna doğru ilettiler. Onun ödemesini de ekim 24 ortasında yaptığımı hatırlıyorum. Avukatım bu ödemeler ve alacaklar konusunda tüm detayları sunacaktır. Üzerinden iki yıldan fazla geçtiği için net tutarları maalesef hatırlayamıyorum. Ayrıca bu yaptığım ödemeler karşılığı olarak hiçbir mal teslimi kesinlikle almadım. Bu ödemelerim karşılığında haberli olarak parça parça aldığım ödemeler hızlanmaya başladı. Medya sektörünün kâr oranlarının düşük olması, riskin fazla olması ve bu süreçler beni sektörden soğuttu. Onun için şirketimi devretmek istiyorum. Açıkçası bana bu sektörü tavsiye eden Deniz Dörtyol ile görüşüp "Şirketimi sana devretmek istiyorum, senin yüzünden bu sektöre girdim ve bu işlere bulaşmak istemiyorum" diye söyledim. O da şirketin iş bitirmeleri olduğu için kabul etti. Kısa süreliğine girdiğim ticari hayatımda mağdur oldum.

Bu iddianamede eylem 81, 87, 92, 105 ve 116'dan yargılanıyorum. Bunlara ilişkin savunma yapacağım. Eylemler, ihale tarihleri 2023 ve 2024 yılı ocak ayı olup ben şirketi devralmadan önce gerçekleşen ihalelerdir. Bu sebeple bu ihalelerden herhangi bir iştirakim ve sorumluluğum bulunamaz. Bu sebeple hiçbir şekilde kabul etmiyorum. Eylem 92 ve 105’e bakıldığı zaman, bunlardan bahsettiğim gibi podyum görüntü sistemi tedarik ihalesidir. Bu ihale konusu ürünleri zaten teslim ettim. Bunların belgelerini avukatım daha sonra dosyaya sunacaktır. Gerçek bir ticaret olmuştur. Eylem 116 ile ilgili, bu eyleme nasıl dâhil olmak zorunda kaldığımı az önce size bahsettim. Ben bu eylemde rüşvet suçundan yargılanıyorum ancak hiç kimseyle bir rüşvet anlaşması yapmadım. Bu ödemeler karşılığında bir menfaat temin etmedim. Bana bu eylem kapsamında parasını ödediğim bileklikler de gönderilmedi, bana teslimi sağlanmadı. Bu süreçte maddi manevi olarak zorlandım. Kaşem bulundu diye benim şirketimi Muhittin Palazoğlu’na bağlamaya çalıştılar. Sürekli şirketim hakkında hesaplardan, trol hesaplardan haberler yapıp tweet attılar.

Kaşemin mevzusunu da anlatayım. Kaşemin bulunduğu yerde Deniz’in ofisi vardı. Zaten Deniz’le arkadaş olduğumdan ve bana teknik konularda destek verdiğinden, hatta az önce de sektöre girmeme vesile olduğundan bahsetmiştim, sık sık yanına giderdim. Zaten bu tarihlerde şirketler için sık sık görüşüyorduk. Kaşemin orada bulunması kadar doğal başka bir şey yoktur. Şirketimi Deniz Dörtyol’a Mayıs 2025’te devrettim. Başka da bir diyeceğim bir şey yoktur, beraatimi talep ederim.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Sizden ne kadar rüşvet almışız pardon?

Mustafa Değercan: 110

Murat Ongun: (Anlaşılmadı)

Mustafa Değercan: Bilmiyorum.

Murat Ongun: Deniz Dörtyol ifadesinde 2024 Kültür A.Ş. ihalesine tanıdığı, iş yaptığı 5 firmayı kattığını söylüyor Palazoğlu grupları olmadığı iç içe. Sizin gibi arkadaşların falan dediği herhalde. Acaba sizin firmanız bu kadroda mı?

Mustafa Değercan: Hayır, kesinlikle. Hayır, kesinlikle değil.

Murat Ongun: Teşekkür ederim. Bu aslında Alican Akün işte dün gelen Özcan, biraz evvelki arkadaş unuttum ismini... Bu şahıslarla tanışıklığınız var mıdır acaba?

Mustafa Değercan: Yani reklam sektörü küçük olduğu için genelde herkes birbirini tanır ya da Kültür A.Ş.'de görüşmüştür ya da isim olarak.

Murat Ongun: Şimdi bir şeyi düzeltelim. Bu yaptığınız iş reklam sektörü değil, etkinlik sektörü.

Mustafa Değercan: Etkinlik, aynen.

Murat Ongun: Şimdi etkinlik sektöründen tanıdığınız arkadaşlar bunlar, öyle mi?

Mustafa Değercan: Evet.

Murat Ongun: Aynı ihaleyi kazandınız ya o yüzden söylüyorum. Peki biraz evvel bir beyefendiye sordum, size de sorayım. Bu sizi bu kez şeyden Eyüp Bey aramış.

Mustafa Değercan: Evet, evet.

Murat Ongun: Eyüp Bey size telefonda mı söyledi sadece, bir yazılı bir WhatsApp'tan mesaj...

Mustafa Değercan: WhatsApp'tan arandım.

Murat Ongun: Hayır, hayır. Bir mesajı filan, şöyle yazılı bir şey var mı? "Bak o BYZAG firmasına ödemeyi yapacaksınız."

Mustafa Değercan: Evet, evet. WhatsApp'tan arandım ben.

Murat Ongun: Hayır, ben arandığınızı anladım ama söylediği yazılı bir mesaj atma filan var mı diyorum, şu BYZAG yazan bir mesaj? Çünkü İngilizce bir isim gibi duruyor BYZAG. Hani anlatabiliyor muyum? Telefonda ben size BYZAG'tan fatura gelecek desem hani anlayamazsınız da yazılı gönderme acaba var mı gelince, şaşırmayın diye?

Mustafa Değercan: Yok, zaten hayır. Hayır, zaten faturalar sisteme düşüyor gönderildiği zaman.

Murat Ongun: Düşüyor hani öncesinde demiş ya size böyle bir firma diye bir yönlendirme yapıyor ya hani o firma... Onu diyorum, bir yazılı mesaj gönderdi mi? İsmi bir tuhaf ama çünkü, Ahmet değil yani adil firma. O yüzden söylüyorum.

Mustafa Değercan: Yani şu anda dediğim gibi, sadece WhatsApp'tan arandım ben. Geleceğini bildirdiler.

Murat Ongun: Yazılı bir şey yok? Tamam. Peki son olarak aynı soruyu soracağım. Siz de bir biraz evvel dediniz ki: "Ben arkadaşım Deniz Dörtyol’u ziyarete gittim kaşeyi de orada unuttum.” Hani anladığım kadarıyla etkinlik sektöründeki arkadaşlar ziyaretlerine gideceklerinde kaşeler de yapıyorlar. O yüzden bir tesadüf var.

Mustafa Değercan: Zaten ben de... Pardon. Zaten ben şirketi devretmek için sık sık kendisiyle görüşüyordum.

Murat Ongun: Ama bu bahsettiğimiz tarih 2025. Siz operasyondan sonra mı devrettiniz beyefendi şirketinizi? Onu biliyorum, onu biliyorum. Ben operasyon öncesini anlatıyorum. Şimdi Deniz Dörtyol'un iş yeri de burada mı? Deniz Dörtyol'un şirketleri reklam şirketleri, Burada mı iş yerleri, burada mı ziyaret ettiniz?

Mustafa Değercan: Ofisinin orada olduğunu biliyorum, o yüzden oraya gidiyordum ben.

Murat Ongun: Yani bak onun da kaşeleri buradan çıkmış da. Bu şirketler orada mı diye soru soruyorum?

Mustafa Değercan: Onu ben bilemem ki. Kendisini ben orada ziyaret ediyordum sadece.

Murat Ongun: Arkadaşınızın iş yerine gidiyorsunuz ya, söylediniz ya. "Gittiğiniz yer arkadaşın iş yeri mi, değil mi?" bilmiyorum mu diyorsunuz?

Mustafa Değercan: Hayır, biliyorum. Orası...

Murat Ongun: Tamam, tamam. Peki sizin SYK Grup Danışmanlık firması olarak böyle bir fon alımı, hisse alımı, gayrimenkul alım satım işleri var mı?

Mustafa Değercan: Hayır, hayır. Yok.

Murat Ongun: Çünkü bu daha önce Plaza'da burada şu kürsüde sanki içinde kiralık iş yeri varmış gibi yalan konuşan arkadaşlara göre bu iş yerinin, iş yerinin sahibi beyanı var. "Sadece kendi firmaları var, bu iki firmasını söylüyor ve diyor ki 'Bu binada farklı firmaların ofisleri var.' diyor." Burada bir yabancı yok yani. Sorum şu: Muhittin Palazoğlu'nu tanıyor musunuz yoksa Bolulu hemşehriniz olduğu için mi tanıyorsunuz?

Mustafa Değercan: Hemşehri olduğu için tanıyorum.

Murat Ongun: Peki, teşekkür ederim.

MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Mustafa Bey, merhaba.

Mustafa Değercan: Merhaba.

Rahşan Sertkaya: Mustafa Bey, ifadenizde Emrah Bağdatlı üzerinden gönderildiğini anladığınız bazı firmalar şirketinize faturalar gönderdi demişsiniz. Bazı firmalar demişsiniz. Bu firmalar hangileri?

Mustafa Değercan: Hatırlamıyorum şu anda.

Rahşan Sertkaya: Şimdi biraz evvel dediniz ki ben 4 eylemden yargılanıyorum ama aslında ben sadece 92. ve 105. eylemlerin olduğu dönemde bu şirkette hissedardım. Ben 92 ve 105 ile ilgili bir soru soracağım. Şirketin sahibisiniz o dönemde sonuçta. Şimdi ben 92. eyleme bakıyorum. Sayfa numarası bu işteki sözleşme tutarının 30 milyon 387 bin 500 lira. Toplam hakedişinizin 8 milyon 962 bin lira olduğunu görüyorum. 105. eyleme bakıyorum. Sayfa numarası bu işteki sözleşme tutarının 30 milyon 450 bin lira, toplam hakedişinizin 15 milyon 768 bin 340 lira olduğunu görüyorum. Şimdi bu eylemlerde sözleşme tutarından az hakediş yapılmış hem de 25 milyon 107 bin 160 lira. Madem belediye iştirakiyle çalışabilmek için, ödemenizi alabilmek için Byzag'e ödeme yaptınız, çünkü siz öyle söylüyorsunuz, neden size verilen sözleşme tutarının dahi altında kalan bir hakediş aldınız veya bunu kabul ettiniz? Size bir ayrıcalık tanındığını iddia ediyorsunuz, onun için soruyorum.

Mustafa Değercan: Hanımefendi, biraz önce de diğer arkadaşlar da aynısını yöneltti. Cevap vermek istemiyorum.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi diyorsunuz ki ben diyorsunuz ödemelerimi alabilmek için Byzag'e ödeme yaptım. Ben mahkemedeki tutanaklara bakıyorum, orada bazı firmaların şirketinize çeşitli faturalar gönderdiğini ifade ediyorsunuz. Ama ne üçüncü kişilerce arandığınızı, konuştuğunuzu söylüyorsunuz. Savcılık ifadenizde bunlardan hiç bahsetmiyorsunuz.

Mustafa Değercan: Yani şöyle, ömrümde ilk defa savcılığa gittim. İlk defa buradayım. Orada heyecandan söylememiş olabilirim. Zaten bana savcılık çağırdığı zaman beni, faturaları ve Emrah Bağdatlı'yı sordu.

Rahşan Sertkaya: Yani arandığınızı hatırlayamadınız savcılıkta?

Mustafa Değercan: Hayır, hayır. Zaten savcılıkta aranıp aranmadığımı o heyecanla söylememiş olabilirim.

Rahşan Sertkaya: Hatırlayamadınız orada, şimdi burada hatırladınız.

Mustafa Değercan: Evet.

Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi biraz evvel dediniz ki Kültür A.Ş.'den alacaklarımı alabilmek için Byzag'e ödeme yapmışım. Şimdi ben Kültür A.Ş.'ye yazılı başvuru yaptım ve bana şöyle cevap verildi: SYK Roll Byzag'a ilk ödeme tarihi olan 27 Eylül 2024'ten önce Kültür A.Ş.'den bakın kaç lira almışsınız, hatırlıyor musunuz ne kadar aldığınızı 27 Eylül öncesinde?

Mustafa Değercan: Muhasebe kayıtlarında vardır, şu an hatırlamıyorum.

Rahşan Sertkaya: Ben size hatırlatayım. 65 milyon 948 bin 987 lira 22 kuruş almışsınız Byzag'e ödeme yapmadan önce. Buna karşılık Byzag'e ilk ödeme tarihi olan 27 Eylül 2024'ten ikinci ödeme tarihi olan 12 Kasım 2024 tarihine kadar 76 milyon 588 bin 542 lira 50 kuruş, ikinci ödeme olan 12 Kasım 2024'ten yıl sonuna kadar aldığınız ödeme tutarı ise sadece 3 milyon 25 bin lira. Dolayısıyla Byzag'e ödeme yapmadan önce ödemelerinizi pekala alıyormuşsunuz. Şimdi bu muhasebe kayıtlarına baktığımızda Kültür A.Ş. tarafından yapılan ödemelerin şirketinizin Byzag'e yaptığı ödemelerle bir ilişkisi olmadığını görüyoruz. Çünkü şirketinize yapılan ödemelerin genel olarak tedarikçilere yapılan toplu hakediş ödeme günlerinde olduğunu görüyoruz. Son olarak muhasebe kayıtları ile ifadeniz arasındaki çelişkiyi bizim için giderebilir misiniz?

Mustafa Değercan: Cevaplamak istemiyorum.

Rahşan Sertkaya: Peki. Mustafa Bey, şimdi savcılık makamında ifade verirken şunu söylemişsiniz: Tarafımıza iletilen bu tarz faturaların belediye iştirakleriyle çalışabilmek için yapılması gereken ödemeler olduğu yönünde baskılar oluşmuştur. Sektördeki konumumuzu kaybetmemek adına tarafımıza iletilen faturaları sorgulamadan ödemek zorunda kaldık. Üzerinizde nasıl baskılar oluştuğunu bize açıklar mısınız? Bir de bu baskılar siz sorgulama yapmadan ödemenize nasıl yol açtı, bu konuda bizi aydınlatır mısınız?

Mustafa Değercan: Yani parça parça alıyordum ben işlerimi, ondan dolayı.

Rahşan Sertkaya: Nasıl baskı oluşturuldu üzerinizde yani? Hani o baskıyı nasıl hissettiniz? Yani konuşmada kaç dakikalık konuşma yaptınız siz?

Mustafa Değercan: Hatırlamıyorum.

Rahşan Sertkaya: Yani nasıl baskı oluşturuldu? Telefonda nasıl bir baskı oluşturuldu? Bu şiddeti nasıl hissettiniz o baskıyı?

Mustafa Değercan: Cevap vermek istemiyorum.

Rahşan Sertkaya: Peki. Mustafa Bey, ama Muhittin Palazoğlu'nu tanımıyorsunuz ama hemşerimdir bilirim dediniz, doğru mu?

Mustafa Değercan: Hemşerim evet.

Rahşan Sertkaya: Mustafa Bey sizin şirketinizde aynı adreste faaliyet gösteriyorsunuz ve aynı binada faaliyet gösteren bir şirket daha var. Şirketin adı Orkide Event Reklam ve Organizasyon Anonim Şirketi. Bu şirketi tanıyor musunuz?

Mustafa Değercan: Hayır bilmiyorum, tanımıyorum.

Rahşan Sertkaya: Yani aynı yerde faaliyet gösteriyorsunuz ama tanımıyorsunuz.

Mustafa Değercan: Aynı yerde ben faaliyet göstermiyorum, şirket faaliyet gösteriyor.

Rahşan Sertkaya: Ticaret sicil kaydı öyle söylüyor. Peki. Şimdi çok enteresan, aynı yerde faaliyet gösteriyorsunuz, şirketin kaşesinde Muhittin Palazoğlu'na ait bir firmada bulunmuş. Bu sebeple olabilir mi acaba?

Mustafa Değercan: Ya onu ben bilemem. Kendisine sorun.

Rahşan Sertkaya: Peki Mustafa Bey bu Orkide Event Reklam ve Organizasyon Anonim Şirketi'nin sahibi Atilla Akkaya'yı tanıyor musunuz?

Mustafa Değercan: Tanımıyorum.

Rahşan Sertkaya: Atilla Bey'i tanımıyor musunuz?

Mustafa Değercan: Tanımıyorum.

Rahşan Sertkaya: Peki. Ama ben sizinle bu aynı yerde faaliyet gösteren Atilla Akkaya'nın ben bir profiline baktım LinkedIn profiline. Bu kişi Muhittin Palazoğlu'na ait Ad Station şirketinde Ocak 2009 ile 2019 ya da Nisan 2021 tarihleri arasında çalışmış. Acaba şirketinizdeki kaşesinde Muhittin Palazoğlu'na ait firmada bulunma sebebi bu kişi olabilir mi? Bu sebeple acaba Muhittin Palazoğlu'nu tanıyor olabilir misiniz?

Mustafa Değercan: Ama ben hemşerim olduğunu zaten söyledim.

Rahşan Sertkaya: Tamam şimdi hemşerim olmak ben hani Kilisliyim birisini bilirim yani. Ama tanımak başka bir şey. Tanımadığınızı söylediniz.

Mustafa Değercan: Evet, tanımıyorum.

Rahşan Sertkaya: Yani sebebi bu...

Mustafa Değercan: Benim ben zaten Muhittin Palazoğlu'nun yanına gitmiyorum, Deniz'in yanına gidiyordum ofis orada olduğu için. Buradan bunu niye bağlıyorsunuz anlamadım...

Rahşan Sertkaya: Sizin aynı adreste duruyorsunuz, o şirketle o şirketin sizinle aynı binada olması ve onun kaşesinin de Muhittin Palazoğlu'nda bulunmasının sebebi bu kişinin de Muhittin Palazoğlu'nda çalışmış olması olabilir mi?

Mustafa Değercan: Bana onu sormayın onu gidin kendi muhatabına sorun. Bana sormayın. Gidin muhatabına sorun.

Rahşan Sertkaya: Ona gelince ona da soracağım.

Mustafa Değercan: Tamam sorun o zaman. Cevap vermeyeceğim size bundan sonra.

Rahşan Sertkaya: Peki. Bir şey daha, yok çok kısa bir şey soracağım. Siz savcılığa ifade verdiniz sizi savcılık mı çağırdı yoksa kendiniz mi gittiniz?

Mustafa Değercan: Savcılık çağırdı ben de savcılık çağırdığı için gittim.

Rahşan Sertkaya: Teşekkürler, ben de cevap aldım.

EMRAH BAĞDATLI AVUKATI MEHMET ZENGİN SORUYOR

Mehmet Zengin: Şunu soracağım ben: 28 Nisan'da ifadeye gittiniz. Müvekkille ilgili olan beyan; "Emrah Bağdatlı ile ilgili baskıların oluştuğu, düşündüğümüz vesaire..." Bunu siz kendiniz mi verdiniz, yoksa sordular mı size?

Mustafa Değercan: Anlayamadım, bir daha söyler misiniz?

Mehmet Zengin: Bu beyanınız var ya hani; "Emrah Bağdatlı üzerinden yönlendirildiği anlaşılan bazı firmalar şirketimize çeşitli faturalar gönderdi."

Mustafa Değercan: Evet, evet.

Mehmet Zengin: Bunu siz kendiniz mi beyan ettiniz, sordular mı size? Yani böyle bir bununla ilgili yönlendirici bir soru mu aldınız?

Mustafa Değercan: Yani hani şöyle, ben savcılıkta ifademi verdim; Emrah Bağdatlı'nın yönlendirdiği şeyi söyledim yani kişiyle alakalı.

Mehmet Zengin: Tamam. Nasıl geldi bu aklınıza, onu soruyorum. Kendiniz mi verdiniz bu beyanı?

Mustafa Değercan: Fatura yönlendirildi bana, ben onu söyledim tabii.

Mehmet Zengin: Efendim?

Mustafa Değercan: Fatura yönlendirildi bana, ben onu söyledim savcılıkta. Faturayı bana savcılık sorduğu için ben de bunu söyledim.

Mehmet Zengin: Şunu soruyorum: Şimdi biraz önce dediniz ya, şimdi bu beyanları verirken kendiniz bir anda böyle bir beyanları döktünüz mü, yoksa bu soruldu mu size "Şu şekilde mi oldu vesaire" diye savcı tarafından?

Mustafa Değercan: Savcılık bana bizzat "Emrah Bağdatlı'yı tanıyor musunuz?" diye sordu. Ben de tanımadığımı söyledim.

Mehmet Zengin: Tamam, tanımıyorsunuz, sonra da fatura...

Mustafa Değercan: Hayır, Emrah Bağdatlı'yı tanımadığımı söyledim zaten. Gelen faturalarda Emrah Bağdatlı... Zaten orada piyasadan duyduğum, duyduğum kadarıyla ismini duydum sadece; bilmiyorum, tanımıyorum Emrah Bağdatlı'yı dedim.

Mehmet Zengin: Tamam, ben şimdi "Emrah Bağdatlı'yı tanımıyorum" beyanında değilim Mustafa Bey. O peşinde değilim ben. "Emrah Bağdatlı üzerinden yönlendirildiği anlaşılan bazı firmalar şirketimize çeşitli faturalar gönderdi" dediniz ya, devam ediyorsunuz ya... Bu cümleler diğer... Onlar sizin sorununuz değil ama bu cümleler diğer Serkan Yıldız, Ali Cenk Akgün vesaire birebir ya. Şimdi diyorum ki bu cümlelerin benzerliğinden...

Mustafa Değercan: Ben onların nasıl ifade verdiğini bilemem ki.

Mehmet Zengin: Tamam, onlara girmiyorum. Diyorum ki bu cümleler sizin cümleniz mi, siz mi kurdunuz bunu? Yoksa siz bu konuda böyle bir soru mu aldınız, yönlendirildiniz mi savcı tarafından?

Mustafa Değercan: E ben söyledim.

Mehmet Zengin: Siz söylediniz?

Mustafa Değercan: Evet.

Mehmet Zengin: Savcı sormadı bunları?

Mustafa Değercan: Savcılığa ben söyledim.

Mehmet Zengin: Tamam, başka sorum yok.

MUSTAFA DEĞERCAN AVUKATI TAHA KARASU SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcılık Makamı, zapta geçsin. Öncelikle müvekkilimizin beyanlarına aynen iştirak ederiz. Müvekkilimizin savunmalarında bahsettiği bilgi ve belgeleri dosyaya sunacağız. Ayrıca ayrıntılı savunmamızı da yazılı olarak dosyaya sunacağız. Ancak birkaç konunun üstünde durmak istiyorum. Mustafa Değercan’ın yargılandığı 81 ve 87 numaralı eylemlerin ihale tarihleri, dosya arasında ve Kültür A.Ş. evraklarında da görüleceği üzere müvekkilimizin SYK şirketini devraldığı 8 Şubat 2024 tarihinin öncesine dayanmaktadır. Bu sebeple müvekkilimizin bu eylemlere iştiraki ne fiziken ne de başka bir şekilde mümkün değildir. Bu sebeple bu eylemler bakımından beraati sübut bulmalıdır, gerçektir.

92 ve 105 sayılı eylemlere bakıldığında yine müvekkilin savcılıkta bu eylemler açısından ifadesinin alınmadığı ve hiçbir savunma yapamadığı da savcılık ifade tutanaklarında ortadadır. Ancak bu eylemlerden isnat edilen suç kamu zararına dolandırıcılık suçu olup müvekkilin hiçbir şekilde ifadesi alınmamıştır. Ancak bu ihalelerin yaklaşık maliyetleri olsun, müvekkilin verdiği teklif olsun, işin yapıldığına dair irsaliyeler, teslim fişleri olsun dosya içerisinde olmayan tüm evraklar ayrıca dosya arasına kazandırılacaktır. Bu sebeple müvekkilin bu eylemler açısından kamu zararı oluşturacak bir eylemi ve kastı olmadığı aşikârdır.

Eylem 116’dan yargılanıyor olması 92 ve 105 sayılı eylemler açısından ortaya suç kabulü veya varsayımsal olarak suç isnadını kesinlikle kabul etmiyoruz. Müvekkilimizin 8 Şubat 2024 tarihinden itibaren girdiği birçok ihale olmuş olup bu ihalelerden birçoğunu kazanamamıştır. Burada müvekkilin şirketi SYK’nın ihale dosyaları arasında gördüğünü söyleyen Gökhan Köseoğlu var. Bu sektör zaten küçük bir sektör. İhalelerin ayarlandığını iddia etse de bu konuda somut delil ortaya konulabilmiş değildir. Bununla birlikte böyle bir durum olsa müvekkilim daha fazla ihale alabilirdi. Ancak sayılı ihale kazanmışken birçok ihaleyi kaybetmiştir. Yine bu ihale evrakları dosya içerisinde mevcuttur. Bu sebeple varsayımsal ve müvekkilin ifadesinden sonra verilen Gökhan Köseoğlu'nun ifadesinin takdir mahkemenizdedir ancak bu ifadenin husumet çerçevesinde verildiğini düşünmekteyiz. Bu sebeple 92 ve 105 eylemlerinden yargılanan müvekkilin bu iki eylemden de herhangi bir kamu zararı olmaması sebebiyle ve suç kastı bulunmadığı gerekçeleriyle beraatini talep etmek durumundayız.

Eylem 116 kısmına geldiğimiz takdirde de az önce müvekkilimizin bahsettiği üzere ve bizim de izah ettiğimiz üzere müvekkil 8 Şubat tarihinde şirketi devralmış ve ihalelere girmiştir. Bu ihalelerden birçoğunu kaybetse de kazandığı ihalelerden işlerini teslim etmesine rağmen hak ettiği ödemeleri parça parça ve vade tarihinden bir hayli uzak tarihlerde almıştır. Bu hak edişlerini alamaması akabinde müvekkilin bahsettiği üzere olaylar gelişmiş ve kesilen faturaları ödemek zorunda kalmıştır. Bilakis müvekkilin rüşvet suçuyla bağlantısı olmadığı gibi irtikâp mağduru olduğu da açıkça ortadadır. Ortada bir tespih konusu var ki filmlere konu olacak kadar vahimdir. BYZAG için kim aradı, ne zaman aradı, ne dedi ve çeşitli mi vadetti, birçok konuda sorular sorulmaktadır.

Biz bu konuların dışında sadece tek bir soru sormak istiyoruz. Zeynep Hanım'ın sattığı tespihler madem gerçek bir ticaret, peki neden bu tespihlerin teslim edildiğini ispat edemiyorlar? Emrah Bağdatlı'nın aradığını veya arattığını neden biliyorsun diyorlar ama Zeynep Hanım ifadesini birçok kez değiştirerek bildiğimiz kadarıyla en son artık her ne hikmetse tespihleri Emrah Bağdatlı'ya teslim ediyor. Murat Bey'in de söylediği gibi bu tesadüf olsun, peki. Müvekkili arayan Eyüp isimli şahsın numarasını dosyaya sunacağız. Bu eyleme dair ve diğer eylemlere dair detaylı savunmamızı da yazılı olarak sunacağız.

Müvekkilimize yönelik olarak müvekkilimizin hileli davranış veya başka bir hareket ile dolandırıcılık, haksız bir menfaat veya zarar olduğu somut olarak iddianame kapsamında veya bu aşamaya kadar ortaya konulabilmiş değildir. Ticari faaliyet kapsamında kalan ve savcılık aşamasında dahi suç unsuru bulunmasa da müvekkilimiz sanık olarak yargılanmaktadır. Kişisel suç kastı veya fiili bulunmayan, yapıp teslim ettiği işlerden doğan alacaklarını tahsil edebilmek ve ödemelerini yapabilmek için irtikâp mağduru olan müvekkilimin tüm eylemlerden beraatini talep ederiz, saygılarımızla.

MURAT ABBAS SAVUNMASI – 30.09.2026

Sayın başkanım, sayın heyet, sayın savcım; hepinizi öncelikle saygıyla selamlıyorum. Sayın başkan, sayın heyet, 17 Nisan 2025 tarihinde savcılıkta vermiş olduğum etkin pişmanlık ifademde anlattığım hususları burada da aynen tekrar ediyorum. O tarihte bildiklerimi ve soruşturma sürecinde öğrendiklerimi açık biçimde anlattım. Bugün de aynı beyanlarımın arkasındayım.

Savunmama başlamadan önce kendimi ve mesleki geçmişimi kısaca anlatmak isterim. Yaklaşık 25 yıldır kültür, sanat ve müzik sektöründe çalışan profesyonel bir yöneticiyim. Bu süre içerisinde sektörün hem içerik hem de yönetim tarafında farklı görevler üstlendim. Uzun yıllar Pozitif ve Babylon bünyesinde çalıştım. Konser, festival ve kültür sanat projelerinin geliştirilmesi ve yönetilmesinde görev aldım. Ardından Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ne geçtim ve yaklaşık 6 yıl boyunca Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin genel müdürlüğünü yaptım. Bu dönemde ekibimle birlikte Zorlu PSM’nin yalnızca İstanbul’un değil, uluslararası ölçekte de bilinen ve takip edilen önemli kültür sanat merkezlerinden biri haline gelmesi için çalıştım. Profesyonel yöneticiliğimin yanı sıra yıllar boyunca çeşitli üniversite, dergi ve internet yayınlarında müzik üzerine yazılar yazdım. Farklı radyolarda müzik programları hazırlayıp sundum. Dolayısıyla kültür ve müzik, yalnızca çalıştığım bir sektör değil, yaklaşık çeyrek asırlık mesleki hayatımın ana ekseni oldu.

Hayatımın hiçbir döneminde kamu alanında çalışmadım, kamu ve ihale mevzuatına da dolayısıyla hakim değilim. Kasım 2020’de Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ndeki genel müdürlük görevimden ayrıldım. Önümde iki seçenek vardı. Yurt dışına gitmek ve ülkede kalarak kültür sanat hayatına burada devam etmek. O zamanki aile şartlarım gereği yurt dışı seçeneği rafa kalktı ve kariyerime ülkemde devam etmeye karar verdim. 51 yaşında bir genel müdür olarak burada çok fazla, kültür sanat alanında çok fazla seçeneğim de yoktu. Önüme iki fırsat çıktı. Birisi İBB Kültür A.Ş. genel müdürlük pozisyonu, diğeri de Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin genel müdürlük pozisyonuydu. Her iki pozisyon için de resmi başvuru yaptım, ilgili yöneticilerle görüştüm. Zorlu’dayken yaklaşık 1,5 sene Atatürk Kültür Merkezi’ne dışarıdan fikir yardımlarında bulunmuş, üst düzey isimlerle toplantılara katılmıştım. Dolayısıyla Atatürk Kültür Merkezi başvurum da olumlu karşılandı. Bunu ilk görüştüğüm taraf olan İBB İnsan Kaynakları’na bildirmiştim. Ancak bir gün, yani günlerden birinde Karar Gazetesi'nin internet sayfasında Kültür A.Ş. Genel Müdürü olduğum haberi çıktı ve dolayısıyla AKM seçeneği doğal olarak elendi.

İBB’de farklı kişiler ve birimlerle görüşmeler yaptıktan sonra 14 Aralık 2020’de Kültür A.Ş. Genel Müdürü olarak işe başladım. Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü görevini kabul ettiğimde de buraya az önce sizlere özetini geçtiğim birikim ve deneyimle geldim. Amacım özel sektörde edindiğim kültür sanat yönetimi deneyimini İstanbul’un kültür sanat hayatına aktarmak ve kamu yararına kullanmaktı. Kültür A.Ş.’de odağım kültür ve sanattı. Ekibimle birlikte İstanbul’un kültür hayatına yeni mekanlar ve yeni içerikler kazandırmaya, var olanları daha görünür ve daha erişilebilir hale getirmeye çalıştık. Müze Gazhane’den Taksim Sanat’a, İstanbul Kitapçıları’ndan yayıncılık faaliyetlerine, müzelerden sergilere, konserlerden farklı kültür sanat etkinliklerine uzanan geniş bir alanda çalışmalar yürüttük. Bütün bunları özellikle anlatıyorum, çünkü bu davada benim kim olduğumun ve Kültür A.Ş.’de hangi amaçla bulunduğumun doğru anlaşılmasını önemsiyorum. Ben Kültür A.Ş.’ye başka bir amaçla değil, 25 yıldır özel sektördeki mesleki birikimimi İstanbul’un kültür ve sanat hayatına aktarmak için geldim. Görev sürem boyunca da kendimi siyasi bir aktör olarak değil, profesyonel bir kültür sanat yöneticisi olarak gördüm ve görevimi bu anlayışla yerine getirdim. Hayatım boyunca da herhangi bir siyasi partiye ya da bir vakfa üyeliğim yoktur.

Kültür A.Ş.’de yaptığım döneme ilişkin birkaç, görev yaptığım döneme ilişkin birkaç hususun da altını çizmek isterim. 2021-2024 yılları arasında Kültür A.Ş.'yi yalnızca etkinlik düzenleyen veya müze işleten bir belediye iştiraki olarak görmedik. Müzelerden kültür merkezlerine, İstanbul Kitapçısı'ndan yayıncılığa, harbiye açık havadan festival parklara, Taksim Sanat'tan Müze Gazhane'ye, fuarcılıktan kitap dükkanlarına kadar çok geniş bir alanda faaliyet gösteren, İstanbul'un kültür sanat hayatına hizmet ederken aynı zamanda ticari olarak güçlü ve sürdürülebilir bir şirket yaratmaya çalıştık. Pandemi döneminde çok zor, çok zor durumda kalan kültür sanat sektörüne destek olduk. Binlerce sanatçının yeniden seyirciyle buluşmasına katkı sağladık. Sonraki yıllarda kültür sanat faaliyetlerini İstanbul'un tamamına yaymaya çalıştık. Gençlerin kültür ve sanata ücretsiz erişimini sağlayan koltuk senin gibi yeni modeller geliştirdik. Yerebatan Sarnıcı'nın yeniden İstanbul'a kazandırılmasının ardından müzelerimiz milyonlarca ziyaretçiyi ağırladı. İstanbul Kitapçısı'nı 12 noktadan 27 noktaya ulaşan bir kültür ağına dönüştürdük. Taksim Sanat'ı çağdaş sanatın kamusal sergi alanlarından biri haline getirdik. Müze Gazhane'yi, festival parkları, açık havayı yüz binlerce hatta milyonlarca insanın kültür ve sanatla buluştuğu mekanlar olarak işlettik.

Bütün bunları yaparken şirketin mali yapısını da ciddi biçimde büyüttük. 2021 yılında yaklaşık 640 milyon TL olan şirket cirosu 2024 yılında 6.84 milyar TL'ye ulaştı. Vergi öncesi karımız ise aynı dönemde 8.9 milyondan yani yaklaşık 9 milyondan 427 milyon 400 bin TL'ye yükseldi. Bu kurumsal ve mali performansın önemli göstergelerinden birisi de Kültür A.Ş.'nin 2023 yılı performansıyla Fortune 500 Türkiye listesine girmesidir. Kültür A.Ş. kültür sanat sektöründen bu listeye giren tek şirket oldu ve tarihinde de bir ilkti bu. Dolayısıyla benim genel müdürlük yaptığım dönemin sonunda ortaya çıkan tablo, milyonlarca insana kültür hizmeti sunan, aynı zamanda cirosunu ve karlılığını ciddi biçimde, ciddi ölçüde arttırarak Türkiye'nin en büyük 500 şirketi arasına girmiş bir Kültür A.Ş.'dir. Ben 4 yıl boyunca bu şirketteki görevimi ve sorumluluğumu bu anlayışla yerine getirdim. 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alındım. 23 Mart'ta tutuklanarak cezaevine girdim. 17 Nisan'da etkin pişmanlık ifadesi verdim ve ev hapsi, adli kontrol tedbiri ile tahliye edildim. Mayıs ayında yani Mayıs 2025'te Kültür A.Ş.'den istifa ederek emekliye ayrıldım.

Sayın Başkan, Sayın Heyet; iddianamede hakkımda 21 ayrı eylem nedeniyle cezalandırılmam talep edilmektedir. Bu eylemleri tek tek tekrar ederek Sayın Heyet'in vaktini almak istemiyorum. Çünkü hakkımdaki isnatlar esas itibariyle 4 ana başlık altında toplanmaktadır:

* Reklam alanlarına ilişkin işler

* Kültürel etkinliklerin alt yüklenici ihaleleri

* Organizasyon ve tanıtmaya ilişkin ihaleler

* Dijital Deneyim Müzesi

Bu 4 başlığa geçmeden önce hakkımdaki eylemlerin tamamı açısından temel gördüğüm bir hususu açıklamak istiyorum. Kültür A.Ş. Genel Müdürü olarak görev yaptığım süre boyunca çok sayıda evrakta imzam bulunmaktadır. Genel Müdür olarak görev ve yetkim gereği attığım imzaların sorumluluğunun da farkındayım. Ancak bu imzaların hangi kurumsal sürecin sonunda atıldığının da dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Kültür A.Ş.'de bir satın alma veya ihale işlemi Genel Müdürün bir firmayı belirleyip önüne gelen belgeyi imzalaması şeklinde yürüyen bir süreç değildi. Bir satın alma işlemi, ihtiyacın ortaya çıkmasından başlayarak teknik şartnamenin ve yaklaşık maliyetin hazırlanması, tekliflerin alınması, değerlendirilmesi, mali ve hukuki kontrollerin yapılması gibi 7 ayrı aşamadan, 7-8 ayrı aşamadan geçerek sonuçlanıyordu. Bu aşamalar farklı görev ve sorumluluklara sahip birimler ve yöneticiler tarafından yürütülüyordu. Süreç içerisinde ilgili müdürlükler; ihale ve satın alma, mali işler ve Kültür A.Ş. Hukuk Birimi kendi görev alanları çerçevesinde yer alıyordu. Ayrıca her türlü sözleşme ve ilgili evrak İBB İştirakler Hukuk Birimi'nin inceleme ve olurundan geçiyordu.

Genel Müdür imzası ise bu sürecin başında değil, bu aşamalar ve kurumsal kontroller tamamlandıktan sonra gelen nihai onay aşamalarından birisiydi. 4 yılı aşan Genel Müdürlük görevim boyunca hiçbir ihale komisyonunda görev almadım ve hiçbir ihale komisyonu toplantısına da fiilen katılmadım. Dolayısıyla tekliflerin değerlendirilmesi ve ihale kararlarının oluşturulması süreçlerinde fiilen yer almadım. Benim bir belgede imzamın bulunması, o işlemin hazırlık aşamalarını benim yürüttüğüm, teklif verecek firmaları benim belirlediğim, yaklaşık maliyeti benim oluşturduğum veya tekliflerin nasıl meydana geldiğini bildiğim anlamına gelmemektedir. Bir şirket yöneticisinin bu kurumsal aşamalardan ve kontrol mekanizmalarından geçerek önüne gelen bir işlemi yetkisi gereği onaylaması ile o işlemin arka planında bulunduğu iddia edilen muvazaayı bilerek bir suça iştirak etmesi aynı şey değildir. Benim açımdan bu davadaki temel mesele budur.

Hakkımdaki eylemlerde genel müdür sıfatıyla attığım imzalar bulunmaktadır. Buna karşılık benim hangi firmaya belirlediğime, hangi firmayı yan teklif vermeye yönlendirdiğime, hangi fiyatı belirlediğime veya değiştirdiğime, yaklaşık maliyete müdahale ettiğime, bir işin belirli bir firmaya verilmesi yönünde talimat verdiğime ya da kazanan ve yan teklif veren firmaların önceden belirlendiğini bildiğime ilişkin şahsıma özgü somut bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca bu aşamada şu önemli konunun da altını çizmek isterim: Kültür A.Ş. istisnasız her sene Sayıştay'ın aylar süren çok detaylı incelemelerinden ve denetimlerinden geçmektedir. 2020-2023 arasındaki 4 senelik zaman dilimini alan ve uzun süreler süren denetimler neticesinde çok kısıtlı sayıda ve hemen hemen çoğu diğer iştiraklerde de bulunan, hayati derecede önemli denemeyecek bulgular tespit edilmiştir. Bunların çoğuyla da ilgili alınabilecek tüm aksiyonlar alınmış ve bunlar Sayıştay'a raporlanmıştır.

Az önce de belirttiğim üzere; 7-8 aşamadan ve ilgili yöneticilerin onayıyla birlikte hukuk birimlerinden de geçen imza dosyaları önüme geldiğinde, bu imzaları Sayıştay güvencesiyle de attım.  Bu vesileyle çok kısaca Kültür A.Ş.'deki hangi birimler kimlere direkt bağlı ve rapor veriyor, onları da çok kısaca özetlemek isterim:

Doğan Hamit Doğruer: Kendisine direkt bağlı departmanlar yani bölümler; Mali İşler, İhale, Satın Alma, İhale Hakediş, Ticaret Müdürlüğü, bunun altındaki Reklam Alanları, Reklam Alanları Saha Kontrol, İstanbul Kitapçıları, İdari İşler, Bakım Onarım, Güvenlik.

Erdinç Çolak: Mekan Müdürlüğü, Müzeler Müdürlüğü, Teknik Bakım Onarım, İnşaat, Bilgi Teknolojileri, Gişe ve Biletleme Operasyonları.

Onur Aldı: Proje Geliştirme ve Marka İş Birlikleri, Kurumsal Satış ve Sponsorluk, Bütçe ve Raporlama, Proje Yazılım Müdürlüğü, Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi, Kültürel Etkinlikler, Etkinlik Programlama, Kültürel Mekanlar Şefliği, Yazılı ve Dijital Yayınlar Şefliği.

Genel Müdüre direkt bağlı departmanlar: İnsan Kaynakları, Arşiv, Eğitim, Kalite, Pazarlama, Kurumsal İletişim, Hukuk Müşavirliği.

Ve organizasyon şemasında gözüken Plan ve Organizasyon Müdürlüğü... Kültür A.Ş. organizasyon şemasında direkt Genel Müdüre bağlı gözükürken ve Barış Kılıç idaresindeki Plan ve Organizasyon Departmanı, organik ve fiili olarak Murat Ongun'un başında bulunduğu İletişim Koordinatörlüğü uhdesinde bulunmaktadır. Bordrolarının ve resmi evraklarının Kültür A.Ş. üzerinde bulunması sadece kâğıt üzerinde bir gösterimdir. Ofisleri de Sütlüce'deki İletişim Koordinatörlüğü'ndedir. Kültür A.Ş. Genel Müdürü olarak benim bu departmanın yönetiminde idari bir tasarrufum yoktur. Departman Müdürü Barış Kılıç'la da doğal olarak aramda yönetsel bir bağ yoktur.

Ve reklam alanlarına ilişkin işler... Reklam alanlarının işletilmesi, benim mesleki uzmanlık alanım değildi. Bununla birlikte reklam, mekânlar, kültürel etkinlikler, ihaleler gibi başlıklarda kamu ve idari mevzuatına hâkim birisi olmadığımın da altını bir kez daha çizmek isterim. Göreve başladıktan kısa süre sonra reklam işlerinin operasyonel yönetiminde bulunmak istemediğimi, reklam alanlarıyla ilgili yeni işlerin Kültür A.Ş.'de değil Medya A.Ş. tarafından üstlenilmesi talebimi açıkça ifade ettim. Bu konuyla birlikte ortaya çıkan farklı konulardaki rahatsızlıklarım sebebiyle de işe başladıktan kısa bir süre sonra istifa e-postamı Yiğit Oğuz Duman, Ertan Yıldız ve Murat Ongun beylere gönderdim. Yapılan görüşmeler sonucunda görevime devam ettim ancak kültür ve sanat faaliyetlerine yoğunlaşmak istediğimi de bir kez daha açıkça belirttim.

Bundan sonraki dönemde reklam alanlarının stratejik yönetimi benim görev alanımda değildi. Bu alan Murat Ongun Bey tarafından yönetiliyordu. Kültür A.Ş. içerisindeki ihale, satın alma, mali ve yasal süreçler ise profesyonel birimler ve bu alanlardan sorumlu ilgili üst yöneticiler tarafından yürütülüyordu. Genel müdür olarak bu süreçlerin sonunda önüme gelen belgelerde gerekli imza ve onayları veriyordum. Ancak şunu tekrar etmek isterim, teklif verecek firmaları asla ben belirlemedim, teklifleri ben organize etmedim, firmaların hangi bedelleri teklif edeceğini ben belirlemedim. Bu süreçlere dâhil olmadığım gibi bilgim de yoktu. Bu işlemlerde teklif veren firmaların kendi aralarında muvazaalı hareket ettiklerini veya kazanan ve yan teklif veren firmaların önceden belirlendiğini de bilmiyordum.

Soruşturmanın başlamasından sonra 9 Mart tarihinde yapılan toplantının ardından, Doğan Hamit Doğruer'den bildiklerini bana anlatmasını istedim aynı gün içinde. İhalelerde kazanan ve yan teklif veren firmaların önceden belirlendiğine ilişkin ayrıntıları bu süreçte öğrendim. Bu noktada 17 Nisan 2025'te savcılıkta verdiğim ifadeye geçiyorum 9 Mart toplantısıyla ilgili. İBB'ye yönelik işbu soruşturmada yapılan 19 Mart operasyonu öncesi 9 Mart'ta Kültür A.Ş.'de İBB tarafından bir avukatın koordinasyonunda bir toplantı düzenlendi. Ben 8 Mart günü yurt dışındaydım. O zamanlar Kültür A.Ş.'nin bağlı bulunduğu grup yöneticisi Banu Saraçlar tarafından telefonla arandım ve "Burada bir hareketlilik var, yarın Kültür A.Ş. ofisinde toplanıyoruz." mesajıyla ülkeye döndüm gece, sabahleyin de Kültür A.Ş.'ye gittim. Bu toplantıda belediyeye yönelik bir operasyon olabileceği, bu operasyonun olması ihtimaline binaen herkesin ağız birliği yapması gerektiği, Murat Ongun, Fatih Keleş, Ertan Yıldız gibi isimler hakkında sorular sorulduğunda herkesin aynı minvalde cevap vermesi ve aynı doğrultuda savunma verilmesi yönünde konuşmalar yapıldı. Murat Ongun ve Ertan Yıldız'ı başkan danışmanı olarak, Fatih Keleş'i ise İBB Spor Başkanı ve meclis üyesi olarak bildiğimizi söylememizi, bunun dışında bu kişilerle ilgili herhangi bir bilgiye sahip olmadığımızı söylememiz istendi.

Bu toplantıda Kültür A.Ş. yöneticileri, sabahki toplantıda Banu Hanım ve bu İBB tarafındaki avukat vardı. Akşamleyin bir detaylı daha toplantı yapıldı. Bu toplantıda isimlerini verdikleri avukatlara vekâlet çıkarmamızı söylediler. Ben de bana ismi verilen avukata vekâletnamemi çıkardım. Emniyet aşamasında verdiğim ifadede ve adliyedeki sorgumda bu avukat görev aldı. Dosya kapsamında bulunan, belediye çalışanları olan diğer şüphelilerin de avukatları bu toplantıda belirlendi. Bu soruşturma dosyası ortaya çıktıktan sonra 9 Mart'ta bahsettiğim toplantının akşamında, olayın da ciddiyetini anladığımdan Genel Müdür Yardımcısı olan Doğan Hamit Doğruer'e bildiklerini anlatmasını istediğimde; bu bahsi geçen usulsüz ihaleler, iş alımlarını bizzat Murat Ongun'un yönettiğini, kendisinin ve Kağan Sürmegöz'ün ve ihaleleri Murat Ongun'un talimatlarına göre organize ettiğini, ihaleleri kimin kazanacağını ve kimin yan teklif vereceğinin önceden belirlenerek ihale hazırlığı yapıldığını, yine dosyada yer alan usulsüz ecrimisil tahsiline ve reklam izni verilmesi için açıktan istenen paralara ilişkin imzalanan muvazaalı sözleşmeler, grafik tasarım bedeli, drone konulduğu vesaire hususunda teftiş raporunda yer alan hususların doğru olduğunu, yasa dışı usule aykırı iş ve işlemlerin yapıldığını bana bizzat kendisi anlattı.

Evet, kültürel etkinlikler ve tanıtım organizasyon materyallerine ilişkin alt ihaleler. Bu başlık bakımından önemli bir ayrım yapılması gerektiğini düşünüyorum. Kültür ve sanat, benim mesleki çalışma alanımdır. Bu nedenle Kültür AŞ'nin kendi gerçekleştirdiği kültür ve sanat faaliyetlerinden haberdar olmadığını söylemem hem hayatın olağan akışına hem de gerçeklere aykırı olur. Kültür AŞ'nin kendi geliştirdiği kültür projelerini, etkinlikleri ve programları elbette biliyordum ve bunların içerik yönetiminde de görev alıyordum. Ancak bir kültür sanat faaliyetinin içeriğini bilmek veya yönetmek ile o faaliyete ilişkin satın alma ve alt ihale süreçlerini yönetmek birbirinden farklı görevlerdi. Üstelik iddianamede yer alan büyük bütçeli milli bayramlar, özel gün organizasyonları ve bazı büyük etkinliklerin önemli bölümünde içerikleri belirleyen, prodüksiyon kapsamlarını oluşturan ve buna bağlı bütçeleri belirleyen kurum Kültür AŞ değildi. Bu tip işler İletişim Koordinatörlüğü İBB Kültür Dairesi Başkanlığı ve ilgili diğer İBB birimleri tarafından planlanıyor, etkinlik içeriği, kapsamı, prodüksiyon ihtiyaçları bu birimler tarafından belirlenerek Kültür AŞ'ye iletiliyordu. Kültür AŞ ise kendisine iletilen bu işlerin gerçekleştirilmesine yönelik süreçleri yürütüyordu. Çok özür diliyorum başkanım.

Dolayısıyla burada birbirinden farklı hususların birbirine karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir etkinliğin yapılacağını bilmek başka bir şeydir, o etkinliğin kültürel içeriğini veya ihtiyaçlarını bilmek başka bir şeydir. Bu ihtiyaçların satın alınması sırasında hangi tedarikçilerin davet edildiğini, hangi firmaların yan teklif verdiğini, yaklaşık maliyetin nasıl oluşturulduğunu, hangi firmanın hangi bedelle işi aldığını veya tekliflerin gerçekten muvazaalı olup olmadığını bilmek ise bambaşka bir şeydir. Genel müdür olarak şirketin bütün faaliyetlerinin genel yönetiminden elbette sorumluydum ancak satın alma ve ihale süreçlerinin operasyonel yürütülmesi benim tarafımdan yapılmıyordu. Hangi firmalardan teklif alınacağı, yaklaşık maliyetin hazırlanması, tekliflerin toplanması ve değerlendirilmesi gibi satın alma sürecinin teknik ve operasyonel aşamaları şirketin bu konuda görevli profesyonel birimleri ve yöneticileri tarafından yürütülüyordu. Benim rolüm ise bu kurumsal süreçlerin sonunda görev ve yetkim çerçevesinde gerekli yönetici onayını vermekti.

Bu işlemler tamamlandıktan sonra ve gerekli kurumsal kontrollerden geçtikten sonra genel müdür olarak önüme gelen belgelerde imzam bulunmaktadır. Ancak bu eylemler bakımından benim bir tedarikçi belirlediğime, yan teklifçi seçtiğime, yaklaşık maliyet veya fiyat üzerinde manipülasyon yaptığıma, herhangi bir firmaya teklif veya iş verilmesi yönünde talimat verdiğime veya tekliflerin gerçekten muvazaalı olduğunu bildiğime ilişkin şahsıma özgü somut bir delil bulunmamaktadır. Bir etkinliğin yapılacağını bilmem, hatta bazı durumlarda çoğunlukla Kültür AŞ'nin küçük bütçeli işlerinde o etkinliğin kültürel içeriğini yönetmem, o etkinlik için gerçekleştirilen satın alma işlemlerinin arka planında bulunduğu iddia edilen muvazaayı bildiğim anlamına gelmez. Kültür ve sanat alanındaki görev ve sorumluluğumun bu faaliyetlerin arkasındaki her satın alma işleminin bütün ayrıntılarını bildiğim ve yönettiğim şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi bunların dışında daha farklı bir başlığa geliyorum, Dijital Deneyim Müzesi. Dijital Deneyim Müzesi bakımından durum biraz daha farklıdır ve bu nedenle bu konuyu ayrıca açıklamak istiyorum. Dijital Deneyim Müzesi, benim geliştirdiğim veya Kültür AŞ'nin başlattığı bir proje asla değildir. Proje, 2023 yılının sonlarına doğru yerel seçim süreci öncesinde İletişim Koordinatörlüğü tarafından başlatılmış ve belirli bir aşamaya geldikten sonra tamamlanması amacıyla Kültür AŞ'nin sorumluluğuna devredilmiş bir projedir. Önümüzde yaklaşık 4-4,5 aylık bu ölçekte bir projenin tamamlanması açısından son derece sınırlı bir takvim bulunuyordu. Projenin yerel seçimlerden önce tamamlanması bekleniyordu ve bu konuda ciddi bir baskı vardı.

Tam da bu noktada müzenin içerik sağlayıcısı Tuce firmasının ortaklarından Cem Çelik Bey'in duruşmadaki ifadesine gelmek istiyorum. Kendi anlatımıyla projenin nasıl başladığı şöyledir: 2023 yılı başlarında Miami'deki bir mapping müzesinin açılışı için çalışıyordum. Kültür AŞ'den Onur Aldı beni aradı. Şerefiye Sarnıcı ve Panorama 1453 Müzesi'ne benzer bir proje bulunduğunu, işin acil olduğunu ve İstanbul'a gelerek teklif vermemi istediklerini söyledi. Bunun üzerine Miami'deki iş ortaklarımı bırakarak İstanbul'a geldim. Beyoğlu Sütlüce'deki İletişim Koordinatörlüğü'nde yapılan ilk toplantıda Murat Ongun, Onur Aldı, Barış Kılıç, isimlerini hatırlamadığım başka kişiler de kendi ekibim bulunuyordu. Görüşmede mevcut etkinlik çadırının içerisinin yıkılarak dijital müzeye dönüştürülmek istendiği ve projenin yaklaşan seçime kadar yetiştirilmesi gerektiği anlatıldı. Benden önce başka firmalarla da görüşüldüğünü ancak bu firmaların hazır filmlerinin bulunmadığını ve yeni bir film hazırlanmasının yaklaşık 6 ay sürebileceğini söylediler. Ben de Miami'de açmayı planladığımız müze için hazırlattığım Nikola Tesla konulu mapping filminin hazır olduğunu, uygun koşullar sağlarlarsa yeni bir film hazırlanana kadar bu filmi burada gösterebileceğimi söyledim. Birkaç gün sonra Onur Aldı beni arayarak toplantı ve film gösterimi istedi. Ben de etkinlik çadırının projesi gösterilirse filmin gösterilme ve dijital müzeye uygun 3 boyutlu yerleşim çalışması hazırlayabileceğimizi söyledim.

Sayın Başkanım, Sayın Heyet; Cem Çelik'in duruşma ifadesiyle Tuce'den önce başka firmalarla da önceden görüşmeler yapıldığını, bu vesileyle öğrenmiş bulundum. Cem Çelik’in ifadesinde anlattığı bu şeylerle benim etkin pişmanlık ifademde anlattığım müzenin başlangıç süreci neredeyse birebir aynıdır. Ben bu projeyi ilk kez Ekrem Bey’e İletişim Koordinatörlüğü'nde yapılan sunumla birlikte görmüş oldum. Bu müze ile ilgili İştirakler Başkanı Ertan Yıldız da kendi ifadesinde "Somut bilgim, bu müze Murat Ongun’un yerl seçimler projesidir." şeklinde bir ifadesi vardı. Genel müdür olarak benim sorumluluğum, şirketimize devredilmiş olan bu projenin bu sınırlı süre içerisinde tamamlanmasını sağlamaktı. Bu nedenle projeyi ve projenin ilerleyişini elbette takip ettim. İlgili yöneticilerimle projenin teknik ve idari ilerleyişi hakkında görüşmeler yaptım. Bunu özellikle açıkça ifade etmek istiyorum; ben Dijital Deneyim Müzesi’nden bu aşamadan sonra haberdar olmadığımı veya projeyi takip etmediğimi elbette söylemiyorum. Ama Cem Çelik Bey’in iddia ettiği gibi sürekli saha gezileri de yapmadım. Müzenin açılışından 3-5 gün önce bir ya da iki kez ziyaret ettim sadece. Hatta bu benim müzeye ilgisizliğim ve memnuniyetsizliğim olarak yorumlandı, konuşuldu.

Bu arada şu hususun altını bir kez daha çizmek isterim; bir projenin tamamlanmasını genel müdür olarak takip etmekle o projenin satın alma süreçlerinin teknik ve operasyonel aşamalarını bizzat yürütmek birbirinden farklıdır. Dijital deneyim müzesi kapsamında 4 ayrı satın alma ihalesi gerçekleştirilmiştir. Bu 4 ihalenin 3’ünde ise benim imzam bulunmamaktadır. Söz konusu işlemler yetkili bütün şirket yöneticileri tarafından vekaleten imzalanmıştır. Bunu herhangi bir çalışma arkadaşımı sorumlu göstermek amacıyla değil, projenin genel yönetimi ile ilgili şirket satın alma süreçlerindeki görev ve yetki dağılımını açıklamak amacıyla belirtiyorum. Projede görev alan alt yüklenicileri ve tedarikçileri ben belirlemedim. Zaten tanıdığım insanlarda değil, hiçbirisini tanımıyorum. Hangi firmaların teklif vereceğini, hangi firmanın hangi işi alacağını veya firmaların teklif bedellerini ben belirlemedim. Dolayısıyla benim projeyi takip etmiş olmam veya ilgili yöneticilerimle projenin teknik ve idari ilerleyişi konusunda görüşmüş olmam son derece doğaldır. Ancak bu durum tedarikçilerin seçimine, tekliflerin oluşturulmasına veya fiyatların belirlenmesine katıldığım anlamına gelmemektedir.

Şimdi bu noktada izninizle yine savcılık ifademe geçiyorum. Burada altını çizmek istediğim birkaç tane not var. Bu müzenin yapılması aşamasında, bizzat Murat Ongun ve Ertan Yıldız tarafından 10 milyon lira seçim desteği olarak, sonrasında Ertan Yıldız tarafından Zeytinburnu CHP Belediye Başkan Adayına destek için 2 milyon lira, 1 milyon 250 bin lira da seçim çalışmasına çıkan çalışanlara yemek desteği adı altında paraların TUCE firmasından talep edilerek alındığı bana söylendi. Fakat bu paraların kim tarafından taşındığı ve kime verildiğine ilişkin bir bilgim yoktur. İletişim Koordinatörlüğü tarafından TUCE isimli firma tarafından harcandığı iddia edilen 7 milyon TL havalandırma ve çatı, 8 milyon TL İletişim Koordinatörlüğünün camı, 22 milyon TL işçilik, 6 milyon TL de Kahraman Yeşilyurt isimli şahsa ödenen paralar gayriresmî bir şekilde bütçeye dahil edilmiştir. Bunlardan 22 milyon işçilik ve 7 milyon TL havalandırma ve çatıdan haberdardım. Bunlar olmadan müzenin tamamlanması mümkün olmadığı için tabii ki mantıklı geldi ve tamam dedim. Diğer kalemlerden haberdar değildim.

Projenin ilerleyen dönemlerinde bazı uygulamalar konusunda soru işaretleri oluşmuştur az önce bahsettiğim şeylerden bahsediyorum sayın başkan. Bu soru işaretlerini görmezden gelmek veya üzerini örtmek yerine konunun incelenmesi yönünde hareket ettim. 2024 sene sonuna doğru İBB Teftiş Kurulu ile görüşerek münasip bir dille Dijital Deneyim Müzesi'nin sözleşmesinin fesih işlemleri ile birlikte her yönüyle denetimden geçmesi konusunda bir görüşme gerçekleştirdik ve resmi bir dilekçe gönderdim. Ocak 2025'te İBB Teftiş Kurulu'ndan gelen üst yazıyı Kültür A.Ş. yöneticisi Erdinç Çolak, şu WhatsApp mesajıyla bana bildirdi: "Murat Bey, böyle bir evrak geldi bize. Sizin talebinizle Teftiş Kurulu bizim hakkımızda soruşturma başlatmış gözüküyor." Bu noktada Teftiş Kurulu'ndan gelen yazının tarihi bir daha tekrarlayayım: 28 Ocak 2025. Ve konu: Denetim ve inceleme yapılması hususu. Söz konusu Dijital Deneyim Müzesi, -hepsini okumayacağım sonra sizlere teslim ederiz zaten bunları- söz konusu Dijital Deneyim Müzesi iş birliği kapsamında yürütülen işlemlerin tüm yönleriyle incelenerek idarece alınacak tedbirlerin belirlenmesi açısından konunun araştırılması hususu Başkanlık makamının şu şu tarihli, şu sayılı olurunda belirtildiği Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 27 Ocak tarihli sıra numaraları var, sayılı yazıları ile konunun müfettişliğimizce incelenmesi ve araştırılması istenilmiştir diyor.

Bu aşamada bir de yine Cem Çelik'in ifadesinde belirttiği "Ben kimseyi tehdit etmedim, şantaj yapmadım." diye notları vardı. Orada da şunu okumak istiyorum, 16.12.2024 tarihinde Teftiş Kurulu Başkanı Abbas Bey'e yolladığım mesajda: "TUCE bize 3 farklı ihtarname gönderdi noter üzerinden. Diğer ikisi bizce problemsiz ama bu ihtarname de, aynen okuyorum özür dilerim, saçma sapan asılsız iddialar var. Erdinç'e de telefonda şantajda bulunmuş. 'Tüm Türkiye sizi konuşacak. Elimde birçok kayıt var.' vesaire diye bir şey var, not var." Ayrıca yine bir başka not Abbas Bey'e yollamışım İBB Teftiş Başkanı: "Bir de dün Dijital Deneyim Müzesi, Şerefiye, Panoramadaki iş ortağımız TUCE dün akşam bizim Genel Müdür Yardımcımız Erdinç'e şu şekilde, yine özür diliyorum, 'Saçma sapan bir ihtarname metni gönderip yarın saat 11.00'e kadar müzelerden çıkışınızla ilgili resmi yazı göndermez ve paramızı göndermezseniz bunu mahkemeye göndereceğim. Sonra da Atilla'yı, Sayıştay denetmenini kastediyor, sonra da Atilla'yı arayıp her şeyi anlatıp hepinizi yakacağım.' şantajında bulundu. Yine özür dilerim orada şey demişim, 'Adam tamamen kontrolden çıkmış, delirmiş durumda' demişim."

Sonra 13 Mart 2025 tarihinde yine TUCE firmasının ortağı Cem Çelik, dili itibarıyla biraz daha düzgünce bir mesaj atmış ama yine de içeriği okumak istiyorum sizlerin huzurunda Sayın Başkan: "Biraz önce avukatımız ile toplantı yaptık. Sonucunda ortak düşüncemiz oyalandığımız ve bu işi çözümsüzlüğe doğru getirdiğiniz oldu. Benden arabulucu süreci dahil bugüne kadar Banu Hanım, Banu Saraçlı'yı kastediyor, Banu Hanım dahil herkesle yaptığım görüşmelere ilişkin cep telefonumdan mesaj, görüşme ve randevu görüşmelerine kadar her şeyin ekran fotoğraf çıktılarıyla görüşme adres, yer ve bilgilerini aldı. Sizin yaptıklarınız ve verdiğiniz sözleri sürekli değiştirmeniz nedeniyle çarşamba gününe kadar hazırlıklar yapılacak. Sizler ile varılan uzlaşma neticesi ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğiniz, yasal alacak hakkımız olan ödemenin yapılmaması halinde geri dönüşsüz şekilde perşembe günü dava, savcılık şikayeti, Sayıştay ve İçişleri Bakanlığı müracaatlarının yapılması kararını aldık." diye Cem Çelik'in de bir mesajı var.

Sayın Başkan, sayın heyet; burada atladığım bazı hususlar varsa da hepsi etkin pişmanlık ifademde var. Sorularınızla tabii ki onları da açabiliriz. Hakkımdaki 21 eyleme bu 4 başlık altında bakıldığında ortak bir tablo oluştuğunu düşünüyorum. Kültür AŞ Genel Müdürü olarak görevim gereği çok sayıda belgeye imza attım. Yöneticilik sorumluluğundan kaçmıyorum. Ancak yöneticilik sorumluluğu ile bir suçun işlendiğini bilerek ve isteyerek o suça iştirak etmek birbirinden farklı şeylerdir. Hakkımdaki eylemler içerisinde benim bir firmayı seçtiğime ya teklifi belirlediğime, teklif veya fiyat oluşturduğuma, yaklaşık maliyete müdahale ettiğime veya bir firmaya iş verilmesi yönünde talimat verdiğime ilişkin şahsıma dönük somut bir delil bulunmamaktadır. Benim hakkımdaki dosyada bulunan temel maddi olgu, Kültür AŞ Genel Müdürü olarak attığım imzalarımdır. Ancak bir imzanın varlığı ile suç kastının varlığı aynı şey değildir. Üstelik bu imzalar, tek başına ve sürecin başında atılmış imzalar değildir. Öncesinde farklı birimlerin görev aldığı, mali ve hukuki kontrollerin yapıldığı 7-8 aşamadan oluşan kurumsal bir süreç bulunmaktadır. Her türlü sözleşme ve ilgili evrak ayrıca İBB İştirakler Hukuk Müşavirliği'nin inceleme ve olurundan geçmektedir.

Bir birim yöneticisinin sonunda önüne gelen bir işlemi imzalaması ile o işlemin arkasında bulunduğu iddia edilen hileli mekanizmayı bilerek ve isteyerek bu mekanizmaya iştirak etmesi birbirinden ayrılmalıdır. Bugün itibarıyla öğrendiklerimle işlemlerin gerçekleştirildiği tarihlerde bildiklerimin birbirine karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle soruşturma sürecinde öğrendiğim bilgilerin, geçmişte bu işlemlere imza attığım tarihlerde de tarafımdan bilindiği varsayılamaz. Bu nedenle hakkımdaki suçlamalar bakımından cevaplanması gereken soru, belgelerde imzanın bulunup bulunmadığı değildir. Asıl soru; iddia edilen hileli mekanizmayı işlemlerin gerçekleştirildiği tarihlerde bilip bilmediğim ve bu mekanizmaya bilerek ve isteyerek iştirak edip etmediğimdir. Kesinlikle etmedim. Hiçbir firmayı kayırmak veya herhangi bir kişiye haksız kazanç sağlamak amacıyla hareket etmedim. İddia edilen hileli organizasyonun bir parçası olmadım. Dolayısıyla hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum.

Sayın Başkan, sayın heyet; son olarak şahsi durumuma ilişkin bir hususu da ifade etmek istiyorum. Ev hapsimin 18. ayına girdim. Bu süre boyunca hakkımdaki tüm adli kontrol yükümlülüklerine eksiksiz bir biçimde uydum. Uzun süredir devam eden bu tedbir doğal olarak hem günlük hayatımı hem de mesleki hayatımı sürdürebilme imkânımı ciddi biçimde sınırlandırmıştır. Hayatımı sürdürebilmek ve geçimimi sağlayabilmek için yeniden çalışmak zorundayım. 28 yıldır Beşiktaş'ta aynı mahallede kirada yaşayan ve çalışma hayatı ile geçimini sağlayan bir insanım. Herhangi bir taşınmazım ya da taşınırım yok, hayatımda da olmadı. Bunu bir mağduriyet anlatısı oluşturmak amacıyla değil, hayatımı yeniden sürdürebilmek bakımından ifade ediyorum. Bu nedenlerle hakkımdaki suçlamalardan beraatime ve ev hapsi başta olmak üzere hakkımda uygulanmakta olan adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verilmesini saygıyla sizlerin takdirine sunuyorum. Teşekkür ederim.

MURAT ABBAS SAVCI SORGUSU – 30.09.2026

Hâkim: 27 Nisan 2025 tarihli ifadenizi aynen tekrar ettiğinizi beyan ettiniz.

Murat Abbas: Doğrudur Başkanım.

Hâkim: Başka bir soru var mıydı?

Savcı: Murat Bey, ifadenizde "İhale ve iş alma süreçlerinin tamamı Murat Ongun'un talimatıyla Doğan Hamit Doğruer ve … ile yapılmıştır" şeklinde bir beyanınız var, doğru mu?

Murat Abbas: Doğrudur ama bunu ifademde de belirttiğim üzere 9 Mart'taki toplantıda öğrendim Doğan Hamit Doğruer'den.

Savcı: 9 Mart'taki avukat toplantısı kapalı, açık toplantı mıydı?

Murat Abbas: Kapalı toplantıydı.

Savcı: Tamam. Kimler katıldı toplantıya, kimler vardı?

Murat Abbas: Kültür A.Ş.'nin bağlı olduğu grubun başkanı Banu Saraçlar vardı. İBB tarafından Yiğit Bey vardı ama soyadını o zaman da unuttum, şimdi de unuttum, o vardı. Bizim Kültür A.Ş.'nin Hukuk Müşaviri Esra Hanım vardı galiba, onu %100 hatırlamıyorum. Üç tane de üst yöneticimiz, yani Kültür A.Ş.'nin üst yöneticisi; Doğan Hamit Doğruer, Onur Aldı ve Erdinç Çolak vardı. Bu sabahki yapılan toplantıydı. Akşamki toplantı daha kalabalık şeklinde gerçekleşti. Bu sefer müdürler ve bazı şefler de katıldılar ve bu kişilere atanan ilgili avukatlar katıldılar.

Savcı: Avukatlar da toplantıya katıldı mı o akşamki toplantıya?

Murat Abbas: Akşamki toplantıya...

Savcı: Bu toplantı kimin başkanlığında yapıldı, Yiğit diye bir avukattan bahsetmiştiniz?

Murat Abbas: Akşamki toplantı aslında bizim Kültür A.Ş.'nin bağlı olduğu Banu Saraçlar vardı, yani başkanlık diye bir şey yoktu aslında toplantıda. Diğer avukatlar da... Şimdi şöyle yalan olmasın; yine o sabahki avukat vardı ama avukatlarla müdürler ve şefler ayrı mı görüştüler, o toplantıda hepsi var mıydı, ondan emin değilim ama o akşam hepsi Kültür A.Ş.'de vardı.

Savcı: O toplantıya sizi kim davet etti, kim çağırdı?

Murat Abbas: Yine Banu hanım, sabahki toplantıda konuşmuştuk.

Savcı: İfadenizde şeyden bahsetmiştiniz; Kültür A.Ş. olarak 9-10 milyon TL verildiğini televizyon kanallarına reklam üzerinden herhalde, o nedir?

Murat Abbas: Savcım, o konu şöyle... Bir saniye.

Savcı: Bu usulün daha önceki senelerde de olmadığı şeklinde beyanınız var.

Murat Abbas: Evet doğru. Bu 2024 belediye seçimleri öncesi, tam tarihini hatırlamamakla birlikte ocak veya şubat olması lazım, İştiraklerin Başkanı Ertan Yıldız yönetiminde, Ertan Yıldız tarafından tüm iştirak genel müdürlerinin katıldığı ve bu toplantıda şirket başına, şirketlerin mali durumuna ilişkin olarak 9-10 milyon lira ya da bazı şirketlerin durumu iyi değilse 5 milyon liraya kadar kendi faaliyetlerini tanıtan reklamlar verilmesi konusunda talimat verildi diyebilirim.

Savcı: Kurumlara reklama ilişkin, doğru mu?

Murat Abbas: Reklam, reklam. Tamamen reklam. Biz de bu şirketlere, yani reklam şirketlerine bu bütçeleri verip kendi faaliyet alanlarımızı tanıttık.

Savcı: Ramazan kartı meselesi var?

Murat Abbas: Ramazan kartı, hikayesi şöyle: Her dini bayramdan önce bizim bağlı olduğumuz şeyler vardı. Az önce de bahsettiğim gibi iştirak şirketlerinin grupları vardı. O grup başkanları tarafından şirketlere hedefler verilirdi. Şirketler de çalıştıkları alt yüklenicilerden bu market kartlarını toplarlardı. Ama benim o zamanki bilgim, yani başka bir şey var mı bunların dışında bilmiyorum, biz fakir ailelere bayram öncesi yardım kartı olarak toplandı. Ben de kendi yöneticilerime bunu bu şekilde tarif ediyordum. Onlar da alt yüklenicilerden bunları talep ediyorlardı. Sonra bu market kartları toplanıp grup başkanlarına, iştiraklerdeki o grup başkanlarına iletiliyordu.

Savcı: Tamam ama sizin grup başkanınız kimdi?

Murat Abbas: İki tane grup başkanıyla çalıştım. Bir tanesi Ziya Gökmen Togay'dı galiba soyadı. En son da çalıştığım da (…)

Savcı: Peki (…) kartları kime teslim etti, o süreçte?

Murat Abbas: Yani onunla ilgili Doğan Hamit Doğruer daha çok ilgileniyordu. O da bu kartları o grup başkanlarına iletiyordu. Yani ben kendi gözümle görmedim hiçbir zaman.

Savcı: Yine bu TUCE'den bahsettiniz ya; yaptıkları işler 22 milyon TL, 7 milyon TL havalandırma, çatı, karkas, işçilik vesaire. Bunları gayriresmi olarak bütçeye dahil etmişler şeklinde beyanınız var. Bütçeye nasıl dahil oldu bunlar? TUCE bu işi yaptığı zaman herhangi bir sözleşmesi veya elimde belgesi var mıydı yani?

Murat Abbas: Yani bu işin eylemin kendisiyle sözleşme aslında şey gitti, paralel gitti. Yani o kadar süre zarfında zaten bu müzenin yapılması imkansızdı. Hem ihalesinin tamamlanması hem sözleşmenin yapılması eş zamanlı gitti. Ama ifademde de belirttiğim gibi benim bunlardan önceden bildiğim 22 milyon lira işçilik, 7 milyon lira da havalandırma ve çatı. Şimdi bu...

Savcı: Bunlar bütçeye neysa nasıl dahil oluyordu? Gayriresmi şekilde dahil olmuş dediniz ya.

Murat Abbas: Onu da şöyle açıklayayım Savcım: Bu ihalenin yapılış şekli aslında, az önce de belirttim yani ben anladığım işler değil bunlar, hem Kültür A.Ş. hukuk ve ihale birimleri hem de İştirakler Hukuk Birimleri ile bu ihalelerin şu şekilde yapılması gerektiği söylendi: O da yanlış hatırlamıyorsam, şimdi dediğim gibi çok hakim değilim ama, mal satın alımıyla, mal satın alımıyla ilgili yapıldı. Hatta Sayıştay'ın eleştirilerinden bir tanesi de buydu. Doğal olarak bu maliyetler o malların birim fiyatlarındaki yükseltmelerle yedirilmiş oldu. Ama dediğim gibi bunu ben yani sadece 22 milyon lira işçilik ve 7 milyon lira havalandırma ve çatı, bunlar da olmadan bu müzelerin yapılmayacağını bildiğim için bunlara okey verdim. Ama diğerlerini sonradan öğrendim.

Savcı: Yine bu ifadelerinizde Murat Ongun'un ofisinde bir miktar para teslim edilen 38 milyon TL'lik maç işi konusunda Murat Ongun bunu alt yüklenicilere hallettiniz şeklinde, her raporda bir sorun var şeklinde söyledi bunu demiştiniz. Bu 38 milyon TL açık neyle ilgili?

Murat Abbas: Şöyle açıklayayım isterseniz onu da: Günün sonunda Sayıştay denetmeni Atilla Bey burada bu fiyatların yüksek olduğunu, işte miktarların fazla olduğunu vesaire vesaire söylediğinde ben de bir çalışma yaptırdım şeye, Erdinç Çolak'a. Dedim ki "Bu aradaki fark ne kadar? Yani bu bütçeye yedirilen fark ne kadar?" Kendisi de kalem kalem kalem bir fark çıkardı. Yani olması gerekenle olan. 38 milyon liralık bir fark çıktı. Ben de aylar boyu defalarca hem bizim grup başkanımız hem işte Ertan Yıldız hem Murat Ongun Bey bunlarla defalarca bu görüşmeleri yaptık. Şöyle bir şey istedim: Yani 38 milyon lirayı, bu aradaki farkı...

Savcı: Dijital Deneyim Müzesi ile ilgiliydi değil mi bahsettiğiniz konu?

Murat Abbas: Doğru Sayın Savcım. Ondan bahsediyorum Sayın Savcım. Bu parayı alt yükleniciler iade etsinler Kültür A.Ş.'ye ve bu zarar da bu şekilde ortadan kalksın. Bu yönlü görüşmeler yaptım. 38 milyon lira da bu. Bunlarla ilgili tabii ki şeye gitti...

Savcı: Bu teklif sizden mi gitti yoksa Murat Bey'den mi geldi, alt yükleniciler iade yapsın şeklinde?

Murat Abbas: Şöyle, ben dediğim gibi bu işlerin nasıl yapıldığını bilmem. Sadece 38 milyon liralık bir fark var. Bunu nasıl çözebiliriz diye. Yani çeşitli...

Savcı: Hayır, bunun cevabını bahsettiğiniz alt yükleniciler iade yapsın şeklinde bir çözüm ortaya çıkıyor ya, bu çözümü ortaya kim koydu?

Murat Abbas: Onu şu anda çok net hatırlamıyorum ama Murat Bey'in söylediği "Biz bunu alt yüklenicilerle hallederiz"di. Böyle bir şey böyle bir teklif muhtemelen kendisinden gelmiş olsa gerek.

Savcı: Peki daha sonra halloldu mu?

Murat Abbas: Hallolmadı

Savcı: Bu Sayıştay raporu ile ilgili bir süreç var. Orada da Murat Ongun'la tekrar görüşmüşsünüz galiba Muhittin Palazoğlu söylenmiş.

Murat Abbas: Doğru.

Savcı: Murat Beyle Muhittin Palazoğlu arasında nasıl bir ilişki vardı?

Murat Abbas: Onu bilemiyorum Sayın Savcım. Ama o süreci de kısaca anlatmak isterim. Yani bu şeyde yine savcılıkta verdiğim ifadede. İlk önce şöyle oldu, oraya nasıl geldik? Tuce firmasının ortağı Cem Çelik "Ben bu işi hallederim." yani işte Sayıştay raporu ile ilgili bahsediyor. "Top bende." dedi. Bir şeyler yaptı, etti vesaire ama olmadı. O daha da ters tepti. Hatta Sayıştay denetmeni sonra bilirkişileri çağırdı. Yanlış hatırlamıyorsam kasım ayında geldiler onlar. Bilirkişiler raporlarını yazdı. Sonrasında ben işte Murat Bey'i ziyaret ettim, Murat Ongun'u. Dedim ki şey "Muhittin Palazoğlu diye bir tanıdığımız var. Kendisi sana yardımcı olur." Bu yüzden aralarındaki ilişkiyi bilmiyorum. Sonra da Murat şey pardon Muhittin Palazoğlu benim ofisime geldi Kültür A.Ş.'ye Zeytinburnu Topkapı'ya. Ben mevzunun ne olduğunu anlattım. O da "Tamam, ben hallederim." dedi. 1 hafta sonra tekrardan aradığımda "O konu çözüldü, halloldu." dedi ama hallolan bir şey olmadı.

Savcı: Yine bu ifadenizde bahsettiğiniz bir husus var. Görevde 5 ay içerisinde yine Murat Ongun tarafından tarafıma bazı reklam şirketi mecralarıyla ilgili işlerin belli firmalara verilmemesiyle alakalı söylentiler ve talimat olduğu şeklinde. Bu nasıl bir süreç, nasıl bir talimattı?

Murat Abbas: Şöyle Sayın Savcım, ilk başladığım aylarda zaten Murat Bey ile bu reklam mevzuları üzerine konuşmaya başladık. Sonra kendisinden bazı yönlendirmeler oldu bazı işlerle ilgili. İşte ifademde belirttiğim gibi o Ali Tarakçı'nın bir işi vardı. Murat Kapki'nin sahip olduğu firmanın Kadıköy'deki alanı ile ilgili bir şey vardı. Orada yalnız ben Murat Kapki'nin şeyini okudum, ifadesini okudum. Şöyle bir şey vardı orada, buradaki ifadesinde. Tam tersine "Benim elimdeki alanlar alındı." diyor. Ama benim net olarak hatırladığım şey şu. Evet, Murat Bey Murat Kapki ile ilgili beni aradı kendisinde yardımcı olalım tarzında. Hatta Murat Bey de şeye geldi, ofise geldi. Bu konuyu görüştük. Ben de her zaman olduğu gibi aslında kendisine bu işlerin olması gerektiği gibi, o zamanlar müşavirimiz kimdi hatırlamıyorum, o "Bu bu şekilde yapamayız." deyince kendisine bildirdim. Daha da ayrıntılı bir şey söyleyemeyeceğim.

Savcı: Yine bu iletişim koordinasyon meselesiyle ilgili olarak Kültür A.Ş. uhdesinde olmasına rağmen Murat Ongun'un orayı yönettiğini belirtmişsiniz, doğru mu? Murat Ongun iletişim koordinatörünün.

Murat Abbas: Neresi Sayın Savcım?

Savcı: İletişim koordinatörlüğü meselesi var ya.

Murat Abbas: Evet, plan ve organizasyon departmanı.

Savcı: Doğru, evet.

Murat Abbas: Doğru, tabii ki.

Savcı: Murat Ongun'un yürüttüğü resmi bir süreç yoksa aynen sizde yetkiniz olup da Murat Ongun'un girdiği alan mı?

Murat Abbas: Şöyle, kağıt üzerinde organizasyon şemasında ve bordrolarda tabii ki Kültür A.Ş.'ye bağlı. Yani organizasyon şemasına baktığınızda Kültür A.Ş.'ye bağlı. Başında da şey var, Barış Kılıç var. Ama Barış Kılıç tamamen İletişim Koordinatörlüğünde çalışan, orada yöneticilik yapan birisi. Yani 4,5 sene boyunca  onların ifadelerini de okudum "Sanki Kültür A.Ş.'de resmi yani resmi değil de organik ve .... olarak Kültür A.Ş.'de çalışıyormuş." gibi. Böyle bir şey kesinlikle yok. Şöyle örneklerle açmak isterim bu konuyu. Bizim 4,5 sene boyunca her hafta bir müdürler ve şefler toplantısı olur, bir de içerik toplantısı olur. Ve buraya hastalık veya seyahat dışında, izin dışındaki istisnasız herkes, bunların dışındaki herkes, müdürler ve yöneticiler katılırlar. Bu 4,5 sene boyunca Barış Kılıç hiçbir toplantımızda bulunmamıştır. Ne müdürler toplantısında.

Savcı: Normalde Kültür A.Ş.'de müdür mü Barış Bey.

Murat Abbas: Tabi organizasyon şemasında öyle gözüküyor. Evet efendim.

Savcı: Ama Kültür A.Ş.'de değil de İletişim Çadırı'nda mı mesai harcardı?

Murat Abbas: Tabi ki. Yine altını çizmek istiyorum bu konunun. Benim bu 4,5 senelik görevim boyunca hem müdürler, hem şefler, hem daha üst yöneticilerle ilgili sayısız, defalarca görüşmelerim olmuştur, yazışmalarım olmuştur vesaire. Başlangıçta hiçbir şekilde böyle bir muhatap yoktur.

Savcı: Yine bu İletişim koordinatörlüğüne ilişkin reklam mevkii, bayram, organizasyon vesaire gibi işlerde bütçeler vesaire tamamı Murat Ongun'un beğendiği şekliyle belirleniyormuş. Doğru mudur?

Murat Abbas: Doğrudur.

Savcı: Yapılan ihaleler, ihale kontrol birimlerinin tarafından kontrol edildiği şeklinde beyanlarınız var Sayın Abbas. Murat Ongun'un normalde görevi nedir hani belediye içerisinde?

Murat Abbas: Yani belediye içerisindeki resmi hani resmi olarak onu çok bilemiyorum. Ama hani fonksiyonel olarak ne yaptığını söyleyebilirim, söyledim zaten.

Savcı: Yani Kültür A.Ş. üzerinde Murat Bey'in bir yetkisi var mıydı?

Murat Abbas: Resmi yetkisi yok.

Savcı: Bütün süreçlere dahil olmuş.

Murat Abbas: Hayır, resmi yetkisi tabii ki yok.

Savcı: Peki siz bunu niye kabul ettiniz o süreçte? Siz Kültür A.Ş. genel müdürüsünüz değil mi?

Murat Abbas: Şöyle, onu da açıklayayım. Aslında ifademde de kısmen belirttim. O ilk 3 ayın sonunda en son istifa e-postamı attığımda Kalamış'taki bir şeyde otelde Murat Ongun, Ertan Yıldız ve Yiğit Oğuz Duman'ın katıldığı bir toplantı gerçekleştirdik. O toplantıda şöyle bir şey konuştuk; ben reklam alanlarıyla ilgili gelmişim Kültür A.Ş.'nin başına ve yani ilk 3 ayda birdenbire işte her taraftan reklamcılardan telefon yağmaya başladı. "Ben bunun için gelmedim" dedim ve anlaşmazlıklar çıktı. Bundan sonraki yeni reklam ihalelerini Medya A.Ş.'ye kaydırmak istediklerini, bundan sonra da benim her yerde yaptığım yönetim tarzı şöyledir; delegasyon. Ben de daha önce belirttiğim Doğan Blokları altındaki işte reklam alanları, saha kontrolü, ihalesi tamamı o departmana verdik. Bunu yapmadan önce de ilgili bütün üst yöneticilerle görüştüm. Kültür A.Ş. hukuk birimiyle görüştüm. İBB iştiraklerin hukuk birimiyle görüştüm. Buralarda bir muvazaalı işlemler var mı? Benim başımı yakacak şeyler var mı vesaire diye. Bunların hepsinde "Bunlar bu usulüne göre yapılıyor, mevzuata göre yapılıyor. İhaleler kanuna uygun bir şekilde yapılıyor" şeklinde bir şeyi aldım, güvenceyi aldım. Aynı şekilde yine bahsettiğim gibi ifadede savcılığın da pardon Sayıştay'ın da raporlarında bu konularla ilgili hiçbir şey olmayınca hani tamamen bu şekilde güvendim ve bir görev delegasyonu yaptım açıkçası. Mesela örnek vereyim; ben Zorlu'dayken de genel müdürken bana direkt bağlı departmanlar vardı. İşte içerik departmanı, pazarlama departmanı, kurumsal iletişim departmanı. Ama prodüksiyon ve teknik departmanı da aslında benim sorumluluğumdaydı ama ona bakan bir genel müdür yardımcısı vardı. Ben sadece ana başlıkları konuşurdum, görevini o yapardı.

Savcı: Peki Ceyda Kıryak, Gökhan Köseoğlu bu isimleri tanıyor musunuz?

Murat Abbas: Tanıyorum.

Savcı: Bunların amacı, görevi nedir?

Murat Abbas: Ceyda Hanım'ın görevini çok net bilmiyorum ama şeylerde biliyorum yani iletişim koordinatörlüğünde çalıştığını biliyorum ve kültürel etkinliklerde yetkili bir insan olarak çalıştığını biliyorum. Gökhan Köseoğlu da Kültür A.Ş. kadrosu, Kültür A.Ş.'de olan hakediş şefi. Hakedişleri de iletişim koordinatörlüğünde etkinlikler gerçekleştikçe onların kontrolünü yapan ve zamanının yarısından belki çoğunu daha çok sütüde geçiren bir çalışan, arkadaş yani.

Savcı: Kağan Sürmegöz'ü tanır mısınız?

Murat Abbas: Tanıyorum.

Savcı: Kimdir?

Murat Abbas: İBB Emlak Daire Başkanı.

Savcı: Onunla var mıydı işiniz Kültür A.Ş. olarak?

Murat Abbas: Kültür A.Ş. olarak tabii ki işimiz var. Mekânlar var, mesela Harbiye Açıkhava Tiyatrosu var. Oraya ödediğimiz ecrimisiller var. Ve tüm müzelerin ev sahibi, kiracı ilişkisini birlikte yürütüyorduk. Müzelerdeki yapılması gereken şeyler, onarımlar, bakımlar vesaire, bunları da kendisiyle çalışıyorduk.

Savcı: Peki bu Kültür A.Ş.'nin aldığı ihalelerle İBB'den alt ihale süreçleriyle ilgili bilginiz var mı? İşlerin dağıtılması süreci ve vesaire?

Murat Abbas: Yok Sayın Savcım.

Savcı: Zaten bunlarla kim ilgilendi o süreçte?

Murat Abbas: Hep bahsettiğim Doğan Hamit Doğruer, Kültür A.Ş.'deki genel müdür yardımcısı.

Savcı: Peki süreçlerle ilgili size bilgi verdi mi? "Bu ihaleyi aldık, işte böleceğiz, parçalayacağız. Bu firmalar dâhil olacak vesaire." Bilgi verdi mi size o süreçte?

Murat Abbas: Yaptığımız toplantılarda, her haftaki toplantılarda kalabalık bir toplantı heyetinde zaten bunları anlatıyordu kendisi.

Savcı: Tamam, teşekkürler.

Murat Abbas: Ben teşekkür ederim.

MURAT ONGUN, MURAT ABBAS’A SORUYOR – 30.09.2026

Murat Ongun: Kültür A.Ş. avukatı Selman Narman var biliyorsunuz.

Murat Abbas: Evet.

Murat Ongun: Selman Narman'ın ifadesi var. Sizin ilk şüpheli ifadenizden sadece 2 gün önce, 25 Nisan 2025'te. Aynen şöyle diyor savcılıkta verdiği ifadede, kendisi de bu dosyada tanık: "2022 yılı başında Murat Abbas'ın Genel Müdür olmasıyla tarafıma mobbing başlamıştır. Bu yoğun mobbing gerekçesini de iddianameye konu usulsüzlükleri size dile getirmesine bağlıyor. Yani bütün usulsüzlükleri size anlatmış, siz de kendisine mobbing yapmışsınız. Daha sonra da kovmuşsunuz herhalde. Selman Narman doğru mu söylüyor, onu usulsüzlükleri anlattığı için mi işten çıkardınız, yoksa başka bir gerekçesi mi vardı?

Murat Abbas: Yok, kesinlikle doğru bir ifade değil o. Ben kendisine de mobbing vesaire yapmadım. Tabii üzerinden zaman geçti ama daha çok yine Doğan Hamit Doğruer ve bir süreçten sonra da Onur Aldı'nın yönlendirmesiyle diyeyim; mesela araba istiyordu Şef Selman Bey illa kendisine ama araba verilebilecek bir pozisyonu yoktu yani resmi olarak. Bu yüzden de çok şiddetli bir e-mail attı üst yönetime, hakarete varan galiba öyle hatırlıyorum e-mailler attı. Sonra biz de bu konuyu üst yönetime götürdük. Zaten şöyle de bir şey var, aslında siz çok daha iyi biliyorsunuz... Bu arada kusura bakmayın ben heyete doğru…

Murat Ongun: Ben tanımıyorum Selman beyi, hiç görmedim.

Murat Abbas: Hayır hayır, başka bir şey söyleyeceğim. Şunu söyleyeceğim: Kültür A.Ş.'de herhangi bir kişinin işten çıkartılması Kültür A.Ş. Genel Müdürünün tek başına karar verebileceği bir şey değil. Böyle bir konu olduğunda bu konu Ertan Yıldız'a gider, sizle ilgili birisiyse size gider, Yiğit Öğuz Duman’a gider, ilgili hukuk birimlerine gider, hatta zaman zaman İBB İnsan Kaynaklarına bile gider. Oralardan olur alındıktan sonra bu kişilerle şey yapılır, ilişiği kesilir ve çok kolay bir şey değildir yani tek başına bir Kültür A.Ş. Genel Müdürünün resen işten çıkarması. Verebileceğim cevap bu, ama ifadeleri doğru değildir.

Murat Ongun: Yani siz Selman Narman'ın ifadesi doğru değil diyorsunuz ve kendisine hak etmediği bir şey istediği için ve size hakaretamiz mail attığı için çıkışının verildiğini söylüyorsunuz.

Murat Abbas: Bana değil, yani...

Murat Ongun: Üst yönetim dediniz ya hani...

Murat Abbas: Şeflere ve bizim genel müdür yardımcılarına... Bana bir hakareti yok.

Murat Ongun: Bu yüzden de çıktı. Şimdi ifadenizde şu anda şey dediniz: "Ben öyle tek başıma adam çıkaramam. Bu işte insan kaynaklarına, Ertan Yıldız'a, şuna buna gider. Arada da Kültür A.Ş.'de sizinle ilgiliyse de size gider" dediniz. Bana Kültür A.Ş.'de benimle ilgili isimleri lütfen sayar mısınız?

Murat Abbas: Yani olursa dedim ben.

Murat Ongun: E kimdir işte, kim o? "Olursa" derken birileri var ki benle ilgisi olacak Kültür A.Ş.'de. Mesela kimdir o isimler, 2-3 isim mesela sayar mısınız?

Murat Abbas: Plan ve Organizasyon Departmanından birileriyle böyle bir şey yaşasak tabii ki size gelecektik.

Murat Ongun: Ben tek başıma diyorum danışmanım diye. Yani geleceğim. O sizin çalışanınız. Sizin müdürünüz.

Murat Abbas: Yani evet.

Murat Ongun: Müdürünüz. Bilmiyorum müdürüm aynı zamanda. Şimdi devam edelim, devam edelim. Ertan Yıldız'ı tanıyorsunuz Murat Bey?

Murat Abbas: Tabii ki.

Murat Ongun: Şimdi Ertan Bey burada bir beyan verdi. Burada bir Medya A.Ş., Kültür A.Ş. dedi. Bana dedi kapalı devredir. Ben dedi bunların genel müdürü dedi, yanıma gelmişlerse sohbete normal sohbete çay çorba içmeye, çay içmişizdir dedi. Başka da bunlarla hiçbir işim olmaz dedi. Daha sonra sizin uzun süre grup başkanlığınızı yapan Ziya Gökmen Togay ise Ertan Yıldız'ın ifadesinin tamamen yalan olduğunu söyledi. Ve genel müdürlerin hem kendisiyle ama daha da yüksekte Ertan Yıldız'la yakın bir çalışma ilişkileri olduğunu söyledi. Ertan Bey'in ifadesi mi doğrudur, Ziya Gökmen'in mi?

Murat Abbas: Ziya Gökmen Bey'in söylediği daha doğru.

Murat Ongun: Peki. Yani siz ihale için aldığınız kararları, ne bileyim işe belli bir statünün yukarısında insan alacağınız zaman veya yeni gelen yılın bütçesini hazırladığınızda bunları Ertan Yıldız'ı ve onun yönetimindeki iştirakler koordinasyonuna sunuyorsunuz diye biliyorum. Doğru mu?

Murat Abbas: Doğrudur.

Murat Ongun: Peki. Biraz evvel Doğan Hamit Doğruer 'in size işte bu 9 Mart toplantısı anlattınız birazdan geleceğiz oraya. Doğan Hamit Doğruer’in bu toplantının ardından size usulsüz ihaleleri söylediğini belirttiniz. Hamit Bey reklam ihaleleri ile ilgili bir insan benim bildiğim kadarıyla Kültür A.Ş.'de. Etkinlik şeyinin müdürü müydü onun? Hamit Bey acaba size hangi reklam ihalelerinin usulsüz olduğunu söyledi?

Murat Abbas: Teker teker bir şey söylemedi. İfademde ne söylediysem o.

Murat Ongun: Peki siz 4-4,5 yıl yönettiğiniz Kültür A.Ş.'de hangi reklam ihalelerinin yapıldığını biliyor musunuz?

Murat Abbas: Az önce de belirttiğim gibi haftalık toplantılarda bütün müdürlerin, genel müdür yardımcılarının olduğu gibi insanlar gelirler, sunumlarını yaparlar, başlıkları anlatırlar. Bildiğim noktalar bunlar.

Murat Ongun: Peki sizden önceki dönemde mi yapılmış bu usulsüzlükler, sizin döneminizde mi yapılmış?

Murat Abbas: Vallahi onu bilmiyorum.

Murat Ongun: Siz spesifik hiçbir ihale şeyi veremiyorsunuz. Peki. Peki sizin görev aldığınız bu 4-4,5 yıllık görev zarfında, biraz evvel burada işte onu ben yapmıyorum, şunu ben yapmıyorum dediniz. Ama bazı şeyleri de duymuşsunuz. Mesela ben bu süreçte ihalesi yapılıp ama gerçekte yapılmayan, buna rağmen naylon fatura yoluyla ödemeleri yapılan bir işe tanık oldunuz mu, duydunuz mu, sahte bir şey?

Murat Abbas: Olmadım.

Murat Ongun: İddianameye göre şöyle yazıyor, siz de okumuşsunuzdur. Ben sizi reklam ve etkinlik ihalelerine karışmama taahhüdüyle işe almışım. Herhalde bunu da teyit edersiniz.

Murat Abbas: Doğrudur.

Murat Ongun: İddianamede size ve bana yüklenen bu itham doğru mudur?

Murat Abbas: Benim ifademde, savcılık ifademde böyle bir bilgi yok.

Murat Ongun: Yok, siz... Sizin ifadenizde yok Murat Bey. Bunu iddianamenin 83. sayfasında yazanlarda diyor ki: "Murat Abbas, Murat Ongun'a reklam ve etkinlik ihalelerine karışmama taahhüdü verdiği için Kültür A.Ş. Genel Müdürü olmuştur." diyor. Yani sizi ben işe almışım bu taahhütle, bu doğru mudur?

Murat Abbas: Tamam, ben de şunu ifade ediyorum Murat Bey. Vermiş olduğum ifade, 3-3,5 sayfalık bir ifade burada. Bu ifadenin dışında herhangi bir şey söylemedim. İddianamede hangi amaçla yazıldığını bilemem. Onu bilmem ama benim ifademde böyle bir şey yok.

Murat Ongun: Size ben mi iş teklifi sundum?

Murat Abbas: Hayır.

Murat Ongun: Sizinle İBB çatısı altına girmeden önce etkinlik veya reklam ihalelerine dair bir görüşmem oldu mu?

Murat Abbas: Hayır.

Murat Ongun: Teşekkür ederim. İfadenizde biraz evvel Savcı Bey de sordu, görevinizin ilk 5 ayında bazı reklam işlerinin bazı firmalara verilmesi yönünde size talimatım olduğunu beyan ettiniz, şimdi de beyan ettiniz. Bir Murat Kapki örneği verdiniz, o burada belgeyle yanıt verdi ama siz diyorsunuz ki ben öyle hatırlıyorum. Onu geçiyorum Murat Kapki ve onu, o çünkü belgesini sundu ama ifadenizde biraz evvel de adını zikrettiğiniz bir çiçek küfeleri ihalesi ve Ali Tarakçı ismi var. Şimdi Ali Tarakçı da 2-3 gün önce tutuklanan bir gazeteci. Yani reklamcı değil. Acaba net hatırlıyor musunuz Ali Tarakçı olduğunu?

Murat Abbas: Fiziki görüntü olarak mı?

Murat Ongun: Hayır yani, acaba başka bir... Çünkü adam gazeteci hatta tutuklandı diyorum 3 gün önce. Ben onu Beylikdüzü'nden beri tanıyorum da hep gazeteci. Hani çiçek büfecisi ya da reklamcı değil, acaba bir karışıklık mı oldu? Yanlış hatırlıyor olabilir misiniz?

Murat Abbas: Hayır, yanlışlık olduğunu sanmıyorum.

Murat Ongun: Eminsiniz? Ali Tarakçı'yla beraber yanında bir kişi gelmiş herhalde. Onu hatırlıyor musunuz kim olduğunu?

Murat Abbas: Hatırlamıyorum.

Murat Ongun: Peki. Yani bu çiçek büfesi ihalesinde ben size Ali Tarakçı'yla yanındaki birini yönlendiriyorum ama siz ben tabii ki usulsüz bir şey yönlendirdiğim için siz bunu reddediyorsunuz. Doğal olarak da bu ihale sizin kontrolünüzde gerçekleşiyor. Çünkü ben elemine edilmişim, benimle ilgili de başka bir şey söylemiyorsunuz. Bu iddianamede bu ihalenin numarası eylem 76. Eylem 76, iddianamede reklam veya etkinlik ihaleleri arasında bir katılımcının olduğu tek ihale Murat Bey. Siz beni ekarte edip tek adam davet ederek o ihaleyi o şirkete mi adreslediniz?

Murat Abbas: Öyle bir bilgim yok.

Murat Ongun: Neden bilginiz yok? Siz yürütmüşsünüz süreci, benim talimatımı yerine getirmemişsiniz, Ali Tarakçı'yı falan geçmişsiniz. Doğal olarak sizin uhdenizde yürümüş. Ben de diyorum ki bu iddianamedeki 3G ile yapılan ihalede, davet usulü yapılan ihalelerde 3-5 tane firma var en az. Dörtlü ihaleler var, beşli ihaleler var. Eylem 76, bahsettiğiniz çiçek büfesi ihalesi bir firma katılmış. Beni de elemine edip talimatıma uymadığınıza göre bu ihaleyi siz bu şirkete mi adreslediniz Murat Bey?

Murat Abbas: Ben hiç kimseye bir şey adreslemedim Kültür A.Ş.'de çalıştığım süre boyunca. Bunu da en yakından aslında siz biliyorsunuz.

Murat Ongun: Hayır ben yokum da burada o zaman kimle yürüttünüz süreci diyecek yani? Sizin uhdenizde yürümüş de o yüzden soruyorum yani.

Murat Abbas: 3 sene boyunca bütün işlemlerden...

Murat Ongun: Ben eylem 76'yı soruyorum beyefendi? Onu sordum. Tek katılımcı o, sizin yürttüğünüz eylem, bir katılımcı var sadece. O da almış yani. Benim dediğiniz gibi örgüt içinde aslında bana bağlı örgüt yöneticisi olduğunuz yazılıyor. Bunu kabul eder misiniz?

Murat Abbas: Etmiyorum. Ben hayatımda hiçbir örgüte üye olmadım.

Murat Ongun: Peki. Sizin ilk itirafçı olduğunuz için sizin 17 Nisan tarihli etkin pişmanlık beyanınızda sistem ifadesi hiç geçmiyor. Siz 4,5 yıllık görev sürenizde bir yolsuzluk mekanizması olarak adlandırılan sistem diye bir ifade duydunuz mu?

Murat Abbas: Bu soruya cevap vermek istemiyorum, benimle ilgili değil.

Murat Ongun: Murat Bey, tüm ifadenizde kendinizi bunca imzayı atan, bunca işin göbeğinde bir genel müdür olarak konumlandırmıyorsunuz. Aslında hiçbir sorumluluk da almıyorsunuz. Yani sadece oraya böyle bir sadece imza atması için konulan biri gibi kendinizi tasvir ediyorsunuz. Zaten diyorsunuz ki: "Ben kültür sanat adamıyım. Bu ihalelerden falan, mevzuattan falan anlamam" diyorsunuz. Şimdi bu durumda, ben de anlamam bu arada, ben de özel sektörden geldim ama ben Ekrem İmamoğlu'nun basın danışmanıyım. Medya A.Ş.'nin de Yönetim Kurulu Başkanıyım. Siz de Ekrem İmamoğlu'nun kültür sanat danışmanı olarak atanabilir, aynı zamanda da Kültür A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı olabilirdiniz. Ama bunlar yerine siz, bütün bu ihaleler ve olaylarla ilgili sorumlulukların da dahil olduğu Kültür A.Ş. Genel Müdürü olmuşsunuz. Siz madem bir kültür sanat insanısınız, neden kendiniz de mesela benim olduğum pozisyondaki gibi bir pozisyonda değil de genel müdürlüğü tercih ettiniz?

Murat Abbas: Onu ben bilemem.

Murat Ongun: Kim bilir?

Murat Abbas: Bilemem. Yani İBB yönetimidir. Ben genel müdürlük pozisyonu için konuştum.

Murat Ongun: Yani siz iş görüşmenizde İnsan Kaynaklarına "Ben kamu mevzuatı anlamam, ihale bilmem ama ben kültür sanat bilirim. Ekrem İmamoğlu'nun kültür sanat danışmanı olayım. Şurada Yönetim Kurulu Başkanı olayım" neden demediniz de bunca yükümlülüğü, sorumluluğu üzerinize aldınız? Maaşı daha fazla diye mi acaba?

Murat Abbas: Öyle bir yapı olduğunu bilmiyorum ben. Sizin yani danışmanlıklar olduğunu vesaire... Ben danışmanlığa talibim vesaire... Ben hayatım boyunca genel müdürlük yaptım. Yani son 15 seneyi varsayarsak. O pozisyon için başvurdum.

Murat Ongun: Ama burası kamu, siz de söylediniz ya. O yüzden söylüyorum o farkı. Şimdi Murat Bey, kültür sanat insanı olarak biraz evvel İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile çalışmaya başladığınızdan itibaren yaptığınız kültür sanat faaliyetlerini burada anlattınız. "Milyonlarca insan buralara geldi." dediniz. Şimdi ben bu sizin anlattıklarınızı okuyorum. Yerebatan Sarnıcı, Müze Gazhane, İstanbul Kitapçısı, Harbiye Konserleri. Murat Bey, Yerebatan Sarnıcı'nı Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı restore ettikten sonra milyonlarca insan ziyaret etti. Kültür A.Ş. müzede bilet kesiyor. Müze Gazhane'yi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı ihya ettikten sonra oraya etkinlikler konuldu. Siz de oradaki konserlerin ihalesini mi yapıyorsunuz, bilmiyorum ne yapıyorsunuz, konserleri yapıyorsunuz. İstanbul Kitapçısı ve Yayınlar dediniz. Yayınlardan ötürü Cengiz Özkarabekir'i yapıyor. Burada yargılanıyor, siz yapmıyorsunuz o yayınları. İstanbul Kitapçısı'nın yerini çok açtığımız için Eylem 105 mi, 109 mu nedir burada yargılanıyoruz hep beraber. İstanbul Kitapçısı'nı siz yapmadınız, Harbiye Konserleri'ni siz yapmadınız. Sizin bir kültür sanat insanı olarak hayatı sadece 25 yıldır bu aşamada olan bir insan olarak İstanbul'un Büyükşehir Belediyesi'ne ve Kültür A.Ş.'ye kattığınız kalıcı, ilk, en önemli kültür sanat faaliyetleri nelerdir? Saydıklarınızın sizle çok bir alakası yoktu, o yüzden soruyorum.

Murat Abbas: Bu iddianame ile ilgili bir şey değil.

Murat Ongun: Etkin pişman ifadenizde reklam mecralarının ihale şartnamelerine aykırı olarak çoğaltıldığını, bu durumu Reklam Müdürlüğü'ne şikayet ettiğinizi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ek ödeme istemesi gerekirken bunu istemediğini, bu usulsüzlükleri sorduğunuzda da genel geçer yanıtlar aldığınızı beyan etmişsiniz. Bu beyanınız size ait, değil mi?

Murat Abbas: Tabii ki.

Murat Ongun: Acaba siz bu şikayetinizi Reklam Müdürlüğü'nde kime şikayet ettiniz? Ayrıca yazılı olarak Kültür A.Ş.'den Reklam Müdürlüğü'ne veya Emlak Daire Başkanlığı'na bu tespit ettiğiniz usulsüzlükleri anlattınız mı?

Murat Abbas: Yazılı olarak böyle bir şey hatırlamıyorum. Bilmiyorum yani şu anda.

Murat Ongun: Ama sözlü olarak yaptınız.

Murat Abbas: Şahsen de yapmış olmayabilirim. Yani biz...

Murat Ongun: Beyanınızı okudum ben.

Murat Abbas: Tamam, yani orada "biz" derken şirketten de bahsediyorum. İfadem bu kadar.

Murat Ongun: Ama Murat Bey, siz ifadenizde 9 Mart'taki toplantıda öğrendiğinizi söylediniz tüm bu usulsüzlükleri.

Murat Abbas: Murat Bey...

Murat Ongun: Nasıl açıklayacaksınız bu çelişkiyi şimdi?

Murat Abbas: Neyi?

Murat Ongun: Siz tüm bu bahsettiğiniz usulsüzlükleri 9 Mart tarihinde avukatlar toplantısından sonra Hamit Doğan anlattı da öğrendim dediniz. Ama beyanınızda demişsiniz ki şartnamelere aykırı çoğaltılıyor, Reklam Müdürlüğü'ne şikayet ettik, bana genel geçer yanıtlar verdiler demişsiniz.

Murat Abbas: Evet.

Murat Ongun: Yani demek ki daha öncesinde biliyorsunuz. 9 Mart'ta değil ki bu. 9 Mart'tan önce bazı şeyleri biliyordunuz. Ben de size dedim ki: Kimle konuştunuz, kime şikayet ettiniz? Bir kamu personeli olarak yazılı olarak bunu yolladınız mı?

Murat Abbas: Kamu personeli değilim bir kere, onun da altını çizeyim. Ama bu önemlidir, değildir onu bilmiyorum. Ben bu tip işleri üç tane yöneticimle hep hallettim. Bunların da ihale, reklam vesaire alanlarıyla ilgili Doğan Bey ilgilendi. Ben hiçbir zaman için şeyle... nedir? Kaan Bey'le reklam konularıyla ilgili vesaire hiçbir konuşmam olmamıştır. Kim üzerinden yaptığımı da söyledim.

Murat Ongun: Sayın Başkanım, sanığın etkin pişmanlık ifadesinde bu saydığım şeyleri kendisinin bizzat dile getirdiğini, birinci tekil şahıs olarak anlattığını görebilirsiniz. Takdirini mahkememize bırakıyorum. Eylem 97: Dijital Deneyim Müzesi. Hani şimdi herhalde Erdinç'le görüşmeye başlamışsınız, deminki mesajlardan onu anlıyorum. Erdinç'le seni dinlemedik savcı üstat, diğer kalan herkesi dinledik ve bu dinlediklerimden anlaşılan o ki kıyamet; yani Cem Çelik'in TUCE firmasının kopardığı kıyamet, bu %40 hasılat paylaşım payını sizin ona %31'e indirdiğini tebliğ etmenizle kopuyor. Bu %40 kararını kimle aldınız acaba?

Murat Abbas: Ben bir karar almadım.

Murat Ongun: Efendim? Şöyle söyleyeyim toparlayayım; yanlış anlamış olabilirsiniz. Yani %40 kararı veya sonra %31'e indirilme kararı, hani tabii ki tek başınıza alacağınız bir karar olmayabilir, onun yüzünden soruyorum. Yani bu 40'a, 31'e Kültür A.Ş. Genel Müdürü olarak siz ve kimler karar vermiştir?

Murat Abbas: Kültür A.Ş. lehine yapılan bir şey o. Ertan Yıldız'ın yönlendirmesiyle, isteğiyle oldu o.

Murat Ongun: Kimde karar mekanizması?

Murat Abbas: Bu tip şeylerde karar mekanizmasında Ertan Yıldız vardır, para pul meselelerinde, bütçe meselelerinde. Bu da Kültür A.Ş. ile yapılan bir onaydır diyeyim.

Murat Ongun: Biraz evvel burada dediniz ki, ya bu Dijital Deneyim Müzesi zaten başlamıştı, belirli bir aşamaya gelmişti. Ben ondan sonra dahil oldum dediniz, değil mi?

Murat Abbas: Doğru.

Murat Ongun: Yani fiziki imalat, teknolojik imalat mı başlamıştı? Ben onu tam anlayamadım.

Murat Abbas: Hayır hayır, ben ifademde, buradaki ifademde de detaylıca okudum. Daha fazla bununla ilgili bilgi vermeyeceğim. Çok açık bir şekilde anlattım.

Murat Ongun: Bu cümle, bu cümle savcılık beyanınızda yok. Biraz evvel kürsüde savcı beyin sorusu üzerine dediniz ki: Dijital Deneyim Müzesi belirli bir aşamaya gelmişti zaten ben girdiğimde. Bize bu aşamayı tarif eder misiniz? İnşaatı mı başlamıştı, cihazlar mı alınmıştı, ne olmuş ne bitmiş?

Murat Abbas: Bakın ben size tekrardan bununla ilgili...

Murat Ongun: Ben sözlü olarak söylüyorum biraz evvelki...

Murat Abbas: ...ifadeyi okuyayım istiyorsanız bir daha. Başlangıç aşamasında okudum, bunu tekrar etmek istemiyorum açıkçası. Başka da bir şey söylemeyeceğim bununla ilgili. Çok detaylı bir anlatım yani hem Cem Çelik'in bilgisini, ifadesini...

Murat Ongun: Anlatmanızı istemiyorum. Diyorum ki ben işe girdiğimde Dijital Deneyim Müzesi zaten belli bir aşamaya gelmişti diyorsunuz. Demek ki iş başlamış, bir aşamaya gelmiş. Ben de diyorum ki...

Murat Abbas: Ben de cevap vermek istemediğimi ısrarla söylüyorum, söylüyorum.

Murat Ongun: Tamam. Cevap vermek istemiyorum demediğiniz için sordum, yani yanlış anlama olmasın. Tamam Murat Bey. Şimdi. Cem Çelik dedi ki burada, ya dedi ben dedi oranın inşaatına dedi Kasım'da başladım dedi, Murat Abbas Şubat'ta ihale yaptı dedi. Cem Çelik'in ifadesi, biraz evvel okudunuz ya.

Murat Abbas: Evet, okudum.

Murat Ongun: Şimdi... Ben Sayıştay raporunu okudum. Burada Uğursa firması, inşaatı yapan firma herhalde, iki ayrı ihale veriyorsunuz ona 3G usulü. Bir Pekas mı Teksas mı ne öyle bir firma var ismi, Tenex mi Teneks mi öyle bir şey. Bir de Erdoğan Elektronik falan. Herhalde o da dijitalleri şey yapıyor. Murat Bey, Tuce firması demin siz de söylediniz, nerede inşaat yapıyor orada? İhaleleri siz Tuce firmasına vermemişsiniz ki. 4 ihale yapmışsınız, bu 3 firma almış ihaleleri. Bu firmalar ortada yok. Niye Tuce firması ne alaka?

Murat Abbas: Murat Bey, Dijital Müze ile ilgili sizin bu manipülatif sorularınıza daha fazla cevap vermeyeceğim. Bu müzenin nasıl başladığı, nasıl ilerlediği, nasıl baskı ile yürütüldüğü, seçime yetişmesi için 25 Şubat tarihinde verilen bir deadline'a yetiştirilmesi gerektiği sizin ve başkanın üzerinden inanılmaz bir baskı ile devam etti. Bu işin detaylarını siz de çok iyi biliyorsunuz ama burada bu manipülatif sorularınızla tırnak içerisinde ihaleyi bana yıkmaya çalışıyorsunuz. Böyle bir şey kesinlikle yok. Bu proje sizin projeniz...

Murat Ongun: Size cevap veriyorsunuz dediniz, verdiğiniz cevaptan soru soracağım çünkü de hani cevap vermek istemiyorsanız siz bilirsiniz.

Murat Abbas: Bu projeyle, bu projeyle ilgili söyleyeceklerimi çok detaylı bir şekilde anlattım zaten. Daha fazla bir şey ekleyebilecek bir şeyim yok. Ben sadece genel müdür olarak bu projeyi yetiştirmek adına bazı imzaları attım, bazı masrafları da biliyordum. Önceden hangi firmanın olduğunu da sizin de hazır bulunduğunuz, Ekrem Bey'in de olduğu toplantıda ilk defa sunumda orada gördüm. Bu Onur Aldı’nın ifadesinde de "proje bize devredildiğinde" diyor. Proje kimden kime devredildi? Cem Çelik'in de anlattığı, projenin nasıl başladığını, hangi amaçlarla başladığını söyledim burada, okudum ilk defa. Ertan Yıldız'ın da kendi ifadesinde bütün iştiraklerin başındaki yönetici olarak somut olarak bildiğim diyor. Bu proje Murat Ongun'un seçim projesidir diyor.

Murat Ongun: İnanayım mı ben de yani? Sayın savcım gittiniz gördünüz mü orayı? Vallahi o müze size seçim kazandırdıysa yapan herkes her yeri o kurban olayım yani. Şunu söylemeye çalışıyorum: Tuce firması işletmeci firma. Yani oradaki sunulan görseller, işte Tesla bilmem ne diye bir hikayesi var. Tuce bununla ilgili. Ama adam ben inşaatı yaptım diyor. Ben de dedim ki size Sayıştay raporunda yazıyor inşaatı yapan Uğursay ile Tenex, Teneks bir şey. Elektroniği satın aldığınız firmada ben yapmadım ki, siz yapmışsınız bu ihaleleri, Erdoğan Elektronik. Tuce neden inşaat yapıyor diye soruyorum. Tuce işletmeci.

Murat Abbas: Tamam Murat Bey, zaten yapı böyle kurulmuş. Zaten siz resmi olarak yoksunuz ki. Resmi olarak imzaları atan, işleri gerçekleştiren Kültür A.Ş. Hakikaten bununla ilgili daha fazla soruyu cevaplamayacağım.

Murat Ongun: Yanıt sanırım kendi tercihidir. Erdinç Çolak verdiği ifadede şöyle diyor: Onur Aldı ve Murat Abbas bana elektronik sistemler, videowall ve görüntüleme sistemleri satın almaları için 2 ayrı teknik şartname getirdi ve buna göre ihale yapılması gerektiğini söylediler. Bu beyanları doğru mudur?

Murat Abbas: Doğru değil. Ben ne teknik işten anlarım ne dijital malzemelerden anlarım. Hiçbir şeyden, o anlamda yani

Murat Ongun: Peki, bu biraz evvel ismini saydığım 3 firmayı ben mi size yönlendirdim?

Murat Abbas: Murat Bey ben o işleri ben takip etmedim. Bu firmaları da...

Murat Ongun: Tamam sizinle benim aramda bu firmalarla ilgili ihale öncesinde bir görüşme geçti mi?

Murat Abbas: Hayır, olmadı.

Murat Ongun: Peki. Şimdi... Yine etkin pişmanlık ifadenizde diyorsunuz ki: 2024 yılı şubat ayında Londra'da bir kültürel etkinliğe katıldım. Herhalde kültür sanat etkinliği, değil mi Murat Bey, Londra'daki?

Murat Abbas: Evet.

Murat Ongun: Bu etkinlikte bizim dünyaca ünlü sanatçımız Refik Anadol Bey ile karşılaşıyorsunuz. Ona da biraz evvel hiç içinizin ısınmadığı Dijital Deneyim Müzesi'ni anlatmış ve "Bu arada etkinlik yapabilirsiniz" demişsiniz ifadenize göre. Sonra da diyorsunuz ki projeksiyon ve LED'lerle ilgili teknik özellikleri gösterdiğimde kendisi bana bu teknik araçların eski teknoloji olduğunu söyleyerek yüzünü astı, ben de kuşkuya düştüm. Sorum şu: Londra'ya kültür sanat etkinliğine giderken şu 27 sayfalık teknik şartnameyi Londra'daki etkinliğe mi götürdünüz?

Murat Abbas: O 27 sayfalık şeyi göndermedim, götürmedim yanımda. Erdinç Bey'den teknik spekler, yani özellikleri istedim. Oradaki projeksiyonlar, LED'ler, mesela onları istedim.

Murat Ongun: O zaman Z01, ABC 3 hologram görüntü sisteminin, 8000 ANSI lümen projeksiyon cihazının teknik özelliklerini mi gönderdi size?

Murat Abbas: Ben hatırlamıyorum Murat Bey bunları. O kadar detay ne gönderdi hatırlamıyorum ama Refik Bey'e bir şey gösterdim, hatırlıyorum.

Murat Ongun: Tamam, teknik şartname yok, teknik bir konu yok. Refik Bey de inşallah bir gün gelir Türkiye'ye de anlatır onu. Şimdi, Sayıştay'ın Dijital Deneyim Müzesi denetimi sizi belli ziyadesiyle belli tedirgin etmiş ama süreçle ilgim yok diyorsunuz. Cem Çelik de elimde müzenin, demin onun yanıtladınız ama bir daha soracağım, elimde müzenin kuruluşu aşamasındaki para alışverişlerine, açıktan ödemelerine ilişkin ses ve video kayıtları var diye siz iç işlerinizde Sayıştay'a verilir diye tehdit etmiş. Cem Çelik, bu Murat Abbas'ın senaryosudur dedi. Bu tehdit yani ses kaydı, video tehdidi doğru mu Murat Bey?

Murat Abbas: Doğru. Yani doğru dedim, Cem Çelik'in bana söylediği şeyler doğru. Az önce de ifademde bazı mesajları okudum.

Murat Ongun: Tamam, ben de buraya geldim. Bir saniye, birçok... Evet. Biraz evvelki mesajlar birkaç gün öncelikli, öyle demiştiniz, yanlış hatırlamıyorsam.

Murat Abbas: Nasıl?

Murat Ongun: Biraz evvel hani Erdinç Çolak'ı tehdit etmiş ya yine Cem Çelik, o yeni bir olay herhalde, değil mi?

Murat Abbas: Yok.

Murat Ongun: Eski olay mı?

Murat Abbas: Evet. Tarihlerini söyledim zaten.

Murat Ongun: Ben yok, kaçırdım. Sanki yeniden yazmış... Şimdi siz burada dediniz ki Çelik yalan söylüyor, ki katılıyorum ben yani ikiniz de yalan söyleyebiliyorsunuz. Şunu diyeceğim: Cem Çelik burada az evvel sarf ettiğiniz Erdinç'le olan mesajlaşmalarında bir kere bile Murat Ongun adını söylemiyor. Ama siz bu müzenin her aşamasına gidip beni yapıştırıyorsunuz. Madem ben bu işin bu kadar içindeyim, Tuce, Cem Çelik de bu işin hem yapımcısı hem yürütücüsü, neden bir kere bile bu mesajlarda Murat Ongun demiyor da Erdinç diyor, Murat Abbas diyor?

Murat Abbas: Onu bilemeyeceğim.

Murat Ongun: Dijital Deneyim Müzesi'ni Refik Anadol'a anlatıp "Bu arada etkinlik yapar mısın?" dediniz. O yetmedi, açılışında övgü dolu konuşma yaptınız. O yetmedi, Habertürk televizyonuna röportaj verdiniz; hepsini sunduk, övgü dolu anlatımlar yaptınız. Bu anlatımları size baskı ve zorlamayla ben mi yaptırdım?

Murat Abbas: Hayır.

Murat Ongun: Biraz evvel Kültür A.Ş. toplantısından bahsettiniz; işte bütün, iki toplantı dediniz, bir sabah bir akşam. Akşamki daha kalabalık, herkes var dediniz; avukatlar filan söylediniz, burada isimler saydınız. Ben o isimlerden biri bile değilim. Hani bu Kültür A.Ş. bana bağlıydı, niye ben yokum orada?

Murat Abbas: Kültür A.Ş. size bağlıyı ben söylemedim, benim ifademde de öyle bir şey yok.

Murat Ongun: Diyorsunuz ya bütün etkinlik, reklam... Zaten size para kazandıran o kârlı olan yerler buralar; etkinlik, reklamdan gelir sağlıyorsunuz. Yani Kültür A.Ş. 400 milyon kârıyla övünürken o kârı bana yıktınız yani, teşekkür ederim, sağ olun ben başarmışım da... Niye ben bu işlerin bu kadar odağında bir insanken 9 Mart'taki bu kritik iki avukat toplantısında da Murat Ongun yok ama Murat Abbas var, insan kaynakları var, Banu Saraçlar var, Yiğit var da Murat Ongun niye yok madem konu benle ilgili?

Murat Abbas: Kurmuş olduğunuz yapı sebebiyle.

Murat Ongun: Hangi kurmuş olduğum yapı sebebiyle?

Murat Abbas: İBB içerisinde, Kültür A.Ş. ile birlikte kurmuş olduğunuz yapı gereği bu şekilde. İmza yetkiniz yok...

Murat Ongun: Yok yok, karıştırdınız; ben ihale bahsetmiyorum.

Murat Abbas: Ben genel olarak söylüyorum.

Murat Ongun: Hayır hayır, karıştırdınız. Diyorum ki, dediniz ki: "Ben 8 Mart'ta yurt dışından geldim. Dediler ki İBB'ye operasyon geliyor, 9 Mart sabahı Kültür A.Ş.'ye toplantıya gel." Gittiniz, müdür yardımcılarınızla beraber ilk toplantınızı yaptınız işte; Banu Hanım dediniz, Yiğit Bey dediniz, isimler saydınız bir sürü. Ben o toplantıda yokum.

Murat Abbas: Ertan Yıldız da yok.

Murat Ongun: Bir dakika... Ertan Yıldız da zaten... Ertan Yıldız'a Kültür A.Ş.'den yüklenen bir suçlama yok Murat Bey, bana var; o yüzden.

Hâkim: Murat Bey, yani şimdi soruda şöyle bir durum var: Sanığın orada olduğunu, olmadığını, hadi orada olduğunu iddia eder de bunu ispatlamaya yönelik sorarsınız. Orada olduğuna dair bir beyanı yok, zaten "Ben orada niye yokum?" diye soru soruyorsunuz; yani net bir cevap alamazsınız.

Murat Ongun: Değerli Başkanım, böyle söylediğiniz zaman çok şey geliyor ama iddianame bana bütün Kültür A.Ş.'nin yönetimini yaptığımı söylüyor.. Çok kısa bir şey söyleyebilir miyim Sayın Başkanım, çok kısa... Kendisi de Murat Bey de biraz evvel buna benzer beyanlarda bulundu. Ben de diyorum ki; madem demek ki soruşturma benle ilgili olacak, bu iki kritik toplantıda da benim olmamamın doğal hayatın akışına uygun olup olmadığını soracaktım; siz dediğiniz için sormuyorum.

Şimdi biraz evvel yine DDM ve Sayın Savcı Bey'in sorusu üzerine dediniz ki: "Murat Ongun 38 milyon lirayı alt yüklenicilere ödetiriz dedi." Doğru mu?

Murat Abbas: "Hallettiririz" şeklinde söylediğinizi...

Murat Ongun: Bu alt yükleniciler hangi alt yükleniciler?

Murat Abbas: Bilmiyorum.

Murat Ongun: Peki şöyle desem hatırlar mısınız Murat Bey: Siz bana gelip "Ben çalışmayı yaptırdım, burada 35-40 milyon lira fazla harcama gibi bir rakam çıkabilir" dediğiniz zaman; acaba ben size, fazla rakam harcamışsanız hangi şirketlere ihale ettiyseniz bu paraları oradan tahsil edin 35-40 demiş olabilir miyim?

Murat Abbas: Hayır, öyle bir şey hatırlamıyorum.

Murat Ongun: Ben burada KDV dahil 110 bin lira, 120 bin lira rüşvetle suçlanıyorum; 38 milyon benim için büyük bir rakam da o yüzden sordum.

Biraz evvel "Ben bu konularla zaten hiç ilgili değilim" -DDM'yi kastediyorum- "Zaten şüphelendim, Teftiş Kurulu'na da yazıyı gönderdim" diyorsunuz. Sayıştay incelemesi ne zaman başladı, ne zaman bitti; siz yazıyı ne zaman gönderdiniz teftişe?

Murat Abbas: Sayıştay incelemesinin ne zaman bittiğini hatırlamıyorum ama çok sonra gelir o tip şeyler, raporlamalar. Bize ulaşan bir şey yoktu yani. O bilirkişi raporlarını falan biz görmedik.

Murat Ongun: Soruyu şöyle çeviriyorum: Siz Teftiş Kurulu, İBB Teftiş Kurulu'na yazıyı Sayıştay denetimi bittikten sonra mı yazdınız, Sayıştay denetimi sürerken mi yazdınız, yoksa daha Sayıştay ortada yokken mi yazdınız?

Murat Abbas: Sürerken. Sayıştay ortada yokken değil, sürerken gönderdik.

Murat Ongun: Peki. Erdinç Çolak ifadesinde diyor ki -sizlerin bu DDM Sayıştay rahatsızlığınız için- Müfettiş Bey geliyor, Atilla Bey işte, denetimlerini yapıyor. Okuyorum Erdinç Çolak ifadesinden: "Dijital Deneyim Müzesi'nde kullanılan malzemelerin orantısız olduğunu, bu nedenle burada bilirkişi incelemesi yaptıracağını söyleyince ben de Murat Abbas'ın yanına giderek gelen müfettişe konuyu anlatmamız gerektiğini, fazladan kalan malzemeleri sözleşme kapsamı dışındaki diğer alanlarda kullandığımızı söylememiz gerektiğini ilettim. Bunun üzerine Murat Abbas bana, 'Şener Şen filmindeki gibi ‘Yaz kızım’ misali her şeyi inkar edeceksin, Sayıştay müfettişlerine hiçbir şey söylemeyeceksin' dedi." Doğru mu?

Murat Abbas: Kesinlikle doğru değil. Erdinç Çolak'ın bu ifadesindeki hiçbir şey doğru değil. Hangi motivasyonla -çok pardon- hangi motivasyonla söylediğini bilemem ama tabii ki tahminim var. Etkin pişmanlık ifademde isminin geçmiş olması, bir hafta 10 gün sonra mı iki hafta sonra mı ne gözaltına alınmaları sebebiyle de söylemiş olabilir, bilemezsiniz.

SANIKLAR MURAT ABBAS’A SORUYOR – 30.09.2026

ONUR ALDI SORUYOR

Onur Aldı: 9 Mart'taki toplantıdan bahsediyorsunuz Murat Bey. Onur Aldı ben. Beni tanımışsınızdır herhalde. 9 Mart'taki toplantıdan bahsediyorsunuz. Emin misiniz ben toplantıda mıyım? Adımı verdiniz az önce. Hafta sonuydu galiba.

Murat Abbas: Pazar günüydü. Pazar sabah 9-9.30 gibi toplandık. Şimdi böyle sorunca emin olup olmadığımı bilemedim.

Onur Aldı: Ben toplantıda yoktum. HTS kaydıma bakılmasını rica ederim.

Murat Abbas: Ama şurada şunu da söylemek isterim. Yani sen HTS kaydı öyle bir şey mi bilmiyorum da telefonlarını zaman zaman ofise getirip...

Onur Aldı: Başka bir yerde baz vermiş olabilir.

Murat Abbas: Olabilir ha, olabilir.

Onur Aldı: Tamam neyse. İfadenizde Onur'un Atina veya Berlin'de ev aldığı konuşulmaktaydı demişsiniz yine. Böyle bir mal varlığım olmadığına dair belgeleri dosyaya sundum. Bu konu sizin bir tespitiniz mi oldu yoksa bir dedikodu mu duydunuz?

Murat Abbas: Bak ifademde, ifademden okuyayım onu. Şöyle, ifademde demişim ki Genel Müdür Yardımcım Erdinç Çolak veya Neşe Kocoğlu...

Onur Aldı: Atina, Berlin...

Murat Abbas: Bir saniye. Onu onu söyleyeceğim. Genel, şuradan alayım, geriden alayım. Genel Müdür Yardımcım Onur Aldı bana, Barış Kılıç ile adı geçen Kahraman isimli şahsın müzenin kuruluş aşamasında Atina'da arsa ve ev aldıklarını söyledi. Genel Müdür Yardımcım Erdinç Çolak veya Neşe Kocoğlu tam olarak hangisinin söylediğini hatırlayamamakla birlikte Genel Müdür Yardımcım Onur Aldı'nın Moda'da kirada oturduğu evi satın aldığını yine o dönemde söylediler. İfadem bu.

Onur Aldı: Devamı da Onur'un Atina veya Berlin'de ev aldığı konuşulmaktaydı diye.

Murat Abbas: Ha evet, doğru. Tamam, doğru, bunu söylemiştim.

Onur Aldı: Bu bir tespit mi yoksa dedikodu mu?

Murat Abbas: Duyum, dedikodu.

Onur Aldı: Yani dedikodu. Yine ifadenizde satın aldığım evle ilgili "Maaş ile gerçekleştirilmesi mümkün değildir" demişsiniz. Biz 15 yıl birlikte çalıştık. Doğuş'ta birlikte şirket satışıyla beraber yüksek primler aldık hatırlarsanız. Zorlu'da siz de bana primler ödediniz. Bana hem bu, ben hem Doğuş'tan hem Zorlu'dan kendi isteğimle ayrılmama rağmen kıdem ve primlerimi aldım. Evi almadan önce aracımı sattım. Kültür A.Ş.'de 16 maaşla çalıştım. Güncel Genel Müdür Yardımcısı maaşı 250-300 bin civarındaymış şu an. Yani Türkiye ortalamasında değil, rahatça satın alabilecek gelir düzeyindeyim aslında. Bu ifadeyi verirken bu bilgilere sahip miydiniz?

Murat Abbas: O ifadeyi verirken birtakım duyumlar vardı benim şeyimde, kendimde. Zaten duyum...

Hâkim: Kimden duydunuz Murat Bey? Nereden duydunuz, ne duydunuz? Onlar önemli şimdi.

Murat Abbas: Şöyle, yani Sayın Başkanım...

Hâkim: Somut bir şeyler üzerinden soralım, devam edelim.

Onur Aldı: Yani somut bir şey yok Başkanım.

Hâkim: Zaten dedikodu mu, aile duyumu mu, neyse devamında sizin de soru...

Onur Aldı: Üç, üç bu üç dedikodu yüzünden ben 18 aydır buradayım.

KAHRAMAN YEŞİLYURT SORUYOR

Kahraman Yeşilyurt: Şimdi bir konuya hep beraber açıklık getirmemiz gerekiyor. Etkin pişmanlık ifadenizi aynen tekrar ettiğinizi söylediniz ifadenizin başında. Ancak ifadenizi verirken huzurda; İletişim Koordinatörlüğü tarafından, Tuce isimli firma tarafından harcandığı iddia edilen 7 milyon TL havalandırma ve çatı, 8 milyon TL İletişim Koordinatörlüğü'nün C1'u, 22 milyon TL işçilik, 6 milyon TL Kahraman isimli —burada soyismimi söylediniz ama ifadenizde soyismimi söylememişsiniz— şahsa ödenen paralar gayriresmi bir şekilde bütçeye dahil edilmiştir, dediniz. Ancak buradaki ifadenizde 7 milyon TL havalandırma ve çatı ve 22 milyon TL işçilikten bilginiz olduğunu; diğer 8 milyon TL İletişim Koordinatörlüğü'nün C1'u ve 6 milyon TL Kahraman isimli şahsa ödenen gayriresmi şekilde bütçeye...

Hâkim: Savcılık ifadede soyismini bilmediğim Kahraman isimli şahıs, İletişim Koordinatörlüğü'ne Murat Ongun'la beraber gelip giderdi falan diye bahsetmişsiniz. O Kahraman isminde bahsettiğiniz şahsın Kahraman Yeşilyurt olduğuna emin misiniz? Burada soyadını bilmiyorum dediniz.

Murat Abbas: Şöyle başkanım: Bu bilgi, yani bu 6 milyonla ilgili gelen bilgi Onur Aldı bizzat söyledi. Yani "İletişimdeki Kahraman" dedi. Ben soyadını sormadım haliyle.

Hâkim: Kim olduğunu biliyor muydunuz bu ifadeyi verirken Kahraman isimli şahsın?

Murat Abbas: İletişim Koordinatörlüğü'nde işleri olan, bir takım işler yapan bir kişi olarak biliyordum tabii ki.

Kahraman Yeşilyurt: Sayın Başkanım, hakkımda verilen ilk ifade Kültür A.Ş.'nin Genel Müdürü koltuğu istismar edilerek savcılık tarafından yazılmış. Akabinde birçok ifade verildi üzerime. Ancak ben gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü Cem Çelik böyle bir ödeme yapmadığını huzurunuzda ifade etti. Murat Abbas'a anladığım kadarıyla böyle bir bilgi verilmiş. Ama ben böyle bir ödeme almadığımı huzurunuzda da ifade ettim.

Murat Abbas: Tamam. Bununla ilgili bir ekleme daha yapayım istiyorsanız. Bu bilgi, tamamen 6 milyon TL bütçeye sonradan dâhil edilen konuyu Onur Aldı söyledi. Sonrasında da...

Kahraman Yeşilyurt: Onur Aldı söylemedim diyor şu an arkada.

Murat Abbas: Onur Aldı söyledi. Çünkü Onur Aldı aynı şekilde İBB'deki Saraçhane'deki binada da bu konu açıldığında hatta şu ifadeyi kullandı: "Rüyamda mı gördüm, nerede gördüm hatırlamıyorum ama evet böyle bir 6 milyon var; yoksa bu gökyüzünden gelmedi."

(Avukatlar araya giriyor, ses net değil)

Hâkim: Müdahil olmayalım şimdi, şöyle yalnız: Şimdi bakın siz, biz hanginizin doğru söylediğini nereden bileceğiz? Şimdi o farklı beyanda bulunuyor, siz farklı beyanda bulunuyorsunuz. Şimdi siz kendi savunmanızda "Ben böyle bir şeyi kabul etmiyorum" dediniz, zaten söylediniz. Şahıs da burada diyor ki "Ben böyle..." Ya avukat, ya Avukat Bey, özgürlükle ne alakası var bunun şimdi? Biz sanıklar... Sanıklar şimdi bir tanesi bir olaya ilişkin "Biri vardı, biri yoktu" diye söylüyor. Biz şimdi hangisinin doğru söylediğini neye göre değerlendirelim? Tutup tuttuğunuzu sadece onun beyanından dolayı olduğunu nereden biliyorsunuz? Allah Allah! Ya tamam, siz niye ona göre indirgiyorsunuz olayları yani? Şahıs burada bir beyanda bulunuyor, sanıklar da müdahale ediyorlar savunma yaparken. Böyle bir şey var mı yani? O zaman çıkartayım, rahatça alsın savunmasını. Onur Aldı'nın burada savunmasını alırken müdahale eden bir sanık oldu mu beyanında? Müdahale etti de müdahale etmedik mi biz burada? Ya siz soruları sorun, alın cevabınızı. Yani cevap neyse. Sizi onu ikna edip ona inandırmak zorunda değilsiniz ki. Yani onun beyanının biz doğru olduğunu da kabul ediyor muyuz yani? Bir karar mı verdik bu konuda henüz yani? Bir sürü çelişki var herkesin beyanında. Sen farklı bir şey söylüyorsun, o farklı bir şey söylüyor. Öbür şahıs farklı anlatıyor, tanık farklı anlatıyor. Biz bunu sonunda değerlendireceğiz zaten. Birbirinizi ikna etmenin bir anlamı yok ki burada. Buyrun, devam edin sorularınıza. Ben soruya devam etmeden önce şunu sorayım: Size bu kolluk aşamasında da fotoğraflar gösterilmiş. Şimdi Kahraman Yeşilyurt üzerine gittiğiniz için... Bu fotoğraflar içerisinde gösterildi mi size Kahraman Bey'in fotoğrafları var mıydı?

Murat Abbas: Hatırlamıyorum Başkanım kolluktaki.

Hâkim: Burada tanıdığınız şahısları saymışsınız gösterilen fotoğraflar içerisinde. Onların arasında Kahraman Yeşilyurt'un ismi geçmiyor.

Kahraman Yeşilyurt: Sayın Başkanım, ben 22 Ağustos'ta tutuklandım. Dolayısıyla öncesinde...

Hâkim: Siz fotoğrafların arasında var mısınız siz? Dikkatinizi çekti mi, baktınız mı?

Kahraman Yeşilyurt: Bana mı soruyorsunuz Başkanım?

Hâkim: Evet.

Kahraman Yeşilyurt: Ben fotoğraflarda kendimi göremedim Ağustos ayı dâhil olmak üzere.

Hâkim: Tanıdığınız şahıslar arasında saymamışsınız çünkü.

Kahraman Yeşilyurt: Sayın Başkanım, zaten "Kahraman" diye ifade geçmese ben zaten resimlerde olmayacağım. Orada bir isim karışıklığı olduğunu Murat Abbas neye istinaden bunu söylemiş takdir sizindir, yüce heyetinizindir.

Hâkim: Size ilk bahseden Onur Aldı "Kahraman isimli şahıs" diye bahsettiğinde şahsın Kahraman Yeşilyurt olduğunu bilmiyordunuz, soyismini bilmiyorum diye beyanda bulunmuştunuz çünkü.

Murat Abbas: Evet.

Hâkim: Şahsın sonradan Kahraman Yeşilyurt olduğunu nereden öğrendiniz?

Murat Abbas: Sonradan baktım Başkanım.

Kahraman Yeşilyurt: İfade metnimiz takip edilebiliyorsa Sayın Başkanım, muhtemelen oradan öğrenmiştir Murat Bey.

Hâkim: İfadeyi verirken bilmiyordunuz yani?

Murat Abbas: Ama bana bu 6 milyon Kahraman hikâyesi söylendiğinde —ve şimdi inkâr eden bilemiyorum artık— Erdinç Çolak da aynı odadaydı.

Kahraman Yeşilyurt: Sayın Başkanım, ben bu konunun araştırılmasını talep ediyorum.

Hâkim: Çolak’ın daha beyanını almadık, zaten beyan alırken sorarsınız.

Kahraman Yeşilyurt: Beni tanıyor muydunuz bu arada Murat Bey? Ben 5 yıldır Kültür A.Ş.'ye iş yapan bir yüklenici tedarikçiyim.

Murat Abbas: Tanımıyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Hiç yüz yüze geldik mi?

Murat Abbas: Gelmedik.

Kahraman Yeşilyurt: Herhangi bir toplantıda yüz yüze olduk mu?

Murat Abbas: Az önce de söyledim ifademde ve sorulara…

Kahraman Yeşilyurt: Bana bakarsanız belki tanıyabilirsiniz diye söylüyorum yani.

Murat Abbas: Yok yani, sima tanıdık gelmiyor.

Kahraman Yeşilyurt: Herhangi bir etkinlik alanında; etkinlik aşamasında, yapım aşamasında, kontrol aşamasında, etkinlik esnasında alanda beni gördünüz mü? Alanda bulundunuz mu?

Murat Abbas: Bazı etkinliklerde vardım tabii ki alanda.

Kahraman Yeşilyurt: Hiç beni gördünüz mü?

Murat Abbas: Hatırlamıyorum Kahraman Bey.

Kahraman Yeşilyurt: Şimdi ben şunu merak ediyorum: Bu 6 milyon TL üzerine anladığım kadarıyla savcılık tarafından "Bu Kahraman kim?" diye size bir soru sorulmuş olacak ki soyadını bilmediğim Kahraman isimli bu şahsın İletişim Koordinatörlüğü'nde resmi bir görevi bulunmaktaydı. Ama Murat Ongun'un yanında, "yanında" yalnız, yanında gelir giderdi. Şimdi beni hiç görmediğinizi, tanımadığınızı, bilmediğinizi söylüyorsunuz. Neye istinaden Murat Ongun'un yanında gelip gittiğim ifadesini verdiniz Murat Bey?

Murat Abbas: Kahraman Bey, bakın ben ifademde söylediğimde, bu 6 milyon hikâyesini —oraya bağlanıyor konum— Onur Aldı'nın ifadesinde, yani daha doğrusu cümlesinde bana söylediği "6 milyon Kahraman". Kahraman kim? İşte iletişimde giden gelen, bu işleri yapan, etkinliklerde yüklenici olarak çalışan birisi. Ben de İletişim Koordinatörlüğü'ne çok sık olmamakla birlikte gelip gitmişliğim vardır. Oradan da sizi görmüşlüğüm vardır. Şu anda çok net...

Kahraman Yeşilyurt: Beni görmediğinizi söylediniz biraz önce. Ben İletişim Koordinatörlüğü'nde sizi görmedim bu arada.

Murat Abbas: Ben de çok az geliyorum İletişim Koordinatörlüğü'ne, çok az geldim yani. Onu bilemem.

Kahraman Yeşilyurt: Beni çok görmüş olmanız gerekiyor ki Murat Ongun'un yanında gelir giderdi diyebilmeniz lazım.

Murat Abbas: "Yanında" cümlesi konulmuş, " gelir giderdi..."

Kahraman Yeşilyurt: Ama o cümle sonra bir şirketin Murat Ongun'un olduğu, Emrah Bağdatlı'nın olduğu, kasası olduğu...

Murat Abbas: Tamam Kahraman Bey. Bir tek benim şuradaki 6 milyon hikâyemden herhalde çıkmadı bu. Onun takdiri...

Kahraman Yeşilyurt: Biraz öyle görünüyor, buradan çıkmış gibi görünüyor da. Takdiri yine yüce mahkemenin.

Murat Abbas: Tabii ki takdir yüce mahkemenin.

Kahraman Yeşilyurt: Genel Müdür Yardımcım Onur Aldı bana Barış Kılıç ile adı geçen Kahraman isimli şahsın müzenin kuruluş aşamasında Atina'da arsa ve ev aldıklarını söylediler. Şimdi ben Onur Bey'e buradaki ifadesinden sonra sordum: "Siz Murat Abbas'a böyle bir şey söylediniz mi?" Kendisi böyle bir şey söylemediğini, başka türlü söylediğini... Ben yine sizden duymak istiyorum: Onur Aldı size aynen bu cümleleri kurarak mı söyledi Atina'da Barış Kılıç'la ev, arsa vesaire?

Murat Abbas: Doğru.

Kahraman Yeşilyurt: Onur Bey bana sadece benim bir Golden Visa'm... Ki ben bunu Onur Bey'e de söylememiştim, o da nereden çıktı bilmiyorum. Öyle söylüyor kendisi Sayın Başkanım.

 

DOĞAN HAMİT DOĞRUER SORUYOR

 

Doğan Hamit Doğruer: Murat Bey, 9 Mart'ta ben sizinle söylediğiniz içerikte bir konuşma yapmadım. Tam tersine yaptığımız işlerde usulsüzlük olmadığını anlatan bir konuşma yaptım. Şimdi soruma geliyorum: Sizin tahliye olmanızdan birkaç gün evvel, avukat görüşü sırasında X-Ray cihazlar önünde sizinle karşılaştık. Dediniz ki: "Yaptığımız işlerden ben korkmuyorum, usulsüzlük yok, oradan hiçbir şey çıkmaz. Ama Sayıştay, DDM konusunda savcılığa yazı yazmış, bundan çok korkuyorum" dediniz mi?

Murat Abbas: İlk taraf, ilk kısmı doğrudur. Çünkü bize de zaten söylenen şeyler buydu; "Murat Bey size hiçbir şey olmayacak, sizin korkmanıza gerek yok, en erken tahliye olacak kişi de sizsiniz" şeklinde. Evet, bu doğrudur; diğeri doğru değildir.

Doğan Hamit Doğruer: Ben görev yaptığım süre boyunca sizin talimatlarınız dışında hiçbir işlem yapmadım. Bilginize sunarım.

ALİ SUKAS SORUYOR

Ali Sukas: Murat Bey merhaba. Murat Bey sizinle yaklaşık 4 yıla aşkın süre genel müdürlük yaptık ve aynı gruptaydık. Ticari grupta, doğru mu?

Murat Abbas: Doğru, doğrudur.

Ali Sukas: Şimdi burada ben tabii Kültür A.Ş. filan o konular benim alanım değil, oradan soru sormayacağım. İştiraklerin iç işleyişiyle ilgili birkaç teyit almak için sorum olacak. Çünkü burada Ertan Yıldız geldi. İştiraklerin icrai faaliyetlerinde veya karar mekanizmalarında olmadığını söyledi. Ziya Gökmen grup başkanımızdı değil mi ticari grupta?

Murat Abbas: Doğru, doğrudur.

Ali Sukas: Yine Ziya Gökmen Togay buradaki ifadesinde iştirak şirketlerinin karar süreçlerinde olmadığını, sadece saha operasyonlarına destek verdiğini söyledi. Mesela siz, sizin saha operasyonlarınızda hiç bir desteğini gördünüz mü Gökmen Togay'ın?

Murat Abbas: Hayır.

Ali Sukas: Veya Ağaç A.Ş.'nin saha operasyonlarında mesela çim biçilirken, çöp toplanırken filan yani toplantılarda bu tür gündemleri hiç oldu mu konuşmalar, sohbet babında bile olsa?

Murat Abbas: Hatırlamıyorum açıkçası Ali Bey.

Ali Sukas: Peki, beraber genel müdürlük yaptığınız dönemde grup başkanlığının onayı olmadan o gruptaki şirketlerden herhangi birinin veya hepsinin İştirakler Koordinatörlüğü'ndeki iş ve işlemleri grup başkanının onayı olmadan ilerleyebiliyor muydu veya sonuçlandıktan sonra grup başkanı "Tamam" demeden bize geri dönüşler oluyor muydu?

Murat Abbas: Olmuyordu. Yani şöyle, grup başkanlarının orada tabii ki yetkisi vardı. Biz genel müdürler olarak kendisini, kendilerini mutlaka bilgilendirir ve sunardık.

Ali Sukas: Yani bu sunumları da hatırladığım kadarıyla haftalık, 15 günlük ortalama toplantılarda grup şirketleri bir araya geliyordu grup başkanlığının başkanlığında, doğru mu?

Murat Abbas: Haftalık olmasa da 15 günde bir, evet, doğrudur.

Ali Sukas: Biz onlara raporluyorduk süreçlerimizi ve bilgilendirme yapıyorduk. O da İştiraklerden Sorumlu Başkan Danışmanı'na iletiyordu. İştiraklerden sorumlu net grup başkanı kimdi?

Murat Abbas: Ertan Yıldız.

Ali Sukas: Ertan Yıldız'dı. Peki, aynı grupta olduğunuz için tekrar bir teyit almak için soruyorum. Ağaç A.Ş. ile ilgili raporlamalar veya geri dönüş talimatları Ertan Yıldız'ın talimatı olarak mı geliyordu, Fatih Keleş'in Ağaç A.Ş. ile ilgili şöyle bir talimatı, görüşü var diye mi geliyordu?

Murat Abbas: Ben o toplantılarda hiç Fatih Keleş ismini duymadım.

Ali Sukas: Peki Ertan Yıldız'ın bu doğrultuda bir beyanı var. Tamam, teşekkür ederim, benim bu kadar.

FATİH KELEŞ SORUYOR

Fatih Keleş: Murat Bey, ifadelerinizde böyle bir şey yok ama ben teyit amaçlı sormak istedim. Ertan Yıldız başkanlığında iştirakler toplantıları yapardı dediniz. Ne kadar sürede bir yapılırdı? Ayda bir mi yapılırdı, nasıl bir toplantı düzeni vardı?

Murat Abbas: Grup başkanlığı seviyesinde mi?

Fatih Keleş: Grup başkanlığı ya da iştiraklerin tümünün katıldığı... Çok da bilemiyorum.

Murat Abbas: Şimdi şöyle, iştiraklerin toplantıları Ertan Yıldız başkanlığında yapılır ama oraya grup başkanları katılır. Biz genel müdürler olarak yani en azından kişisel...

Fatih Keleş: Sizin katıldığınız toplantıdan bahsediyorum.

Murat Abbas: Çok çok az. Bir ya da iki kere. Yani iştirakler toplantısına ben bir ya da iki kere katılmışımdır.

Fatih Keleş: Evet. Beni böyle bir toplantıda, Ertan Yıldız'ın başkanlığını yaptığı toplantıda beni gördünüz mü?

Murat Abbas: Görmedim.

Fatih Keleş: Peki Dijital Deneyim Müzesi toplantılarında beni gördünüz mü?

Murat Abbas: Görmedim.

Fatih Keleş: Peki bu 9 Mart'ta yapıldığı denilen toplantıda beni gördünüz mü?

Murat Abbas: Hayır, görmedim.

Fatih Keleş: Peki, teşekkür ederim.

MURAT KAPKİ SORUYOR

Murat Kapki: Murat Bey beni tanıyor musunuz?

Murat Abbas: Evet

Murat Kapki: Peki. Murat Kapki ben.  Murat Bey, Şimdi siz 2020'nin 12. ayında göreve geldiniz, değil mi?

Murat Abbas: Doğrudur.

Murat Kapki: Sizi ziyaretim de 2021 yılının ya 3. ayı ya 4. ayıydı. Yani göreve geldikten 3-4 ay sonraydı. Ve sizinle görüşmemde odada Onur Bey de vardı. Ben hani tek görüşmediniz. Size de sadece nezaket, "hoş geldiniz" ziyaretinde bulundum bir genel müdür olduğunuz için. Sizden hiçbir talepte bulunmadım. Biraz önce talepte bulunduğumu söylüyorsunuz. Hiçbir talepte bulunmadım, hatta Fenerbahçeli olduğunuzdan dolayı Fenerbahçe muhabbeti yaptık ve izninizi isteyip ayrıldım. Neyse, bunu buradan bu şekilde belirteyim.

Şimdi, Şehir Hatları'nın Kadıköy'deki iskelenin duvarının 20.06.2019 yılında benim şirketim almış Murat Bey. Ben burada bunun sözleşmesiyle burada ekrana yansıttım ve heyete ve Başkanımıza sundum. 01.05.2020 tarihinde Kültür A.Ş. bunu feshetti benle, yani Şehir Hatları feshetti benden, Kültür A.Ş.'ye geçti. Siz de 2020'nin 12. ayında göreve geldiniz, yani 7 ay sonra göreve geldiniz. Bakın ben size, 3-4 ay sonra da ben geliyorum size, yani hemen hemen bir 1 sene sonra falan. Bu arada bu duvarı başkaları kullanıyor, bu yeri başkaları kullanıyor. Siz vermişsiniz hem de, sizin onayınızla verilen yer burası. Nasıl kalkıp da bunu Murat Kapki'nin yerini... Yani feshedilmiş yeri bana tekrardan niye... Bakın 2022 yılında bitecek bu sözleşme. Benden alınmış bir yeri neden bana Murat Ongun tekrardan verilmesi için size bir söylemde bulunsun? Yanılıyor olabilir misiniz?

Murat Abbas: Zaten buradaki ifademde yanılabileceğimi söyledim.

Murat Kapki: Ama biraz önce yine Savcı Bey sorduğunda "Evet, Murat Kapki" dediniz.

Murat Abbas: Hayır, şöyle: Konu Kadıköy'deki o iskeledeki reklam alanı ve sizin isminiz. Bu doğru, bununla ilgili konuştuk. Ben tabii hukuk müşavirimize... Zaten daha işe yeni girmişim, bilmiyorum etmiyorum ne reklam işi ne ihale işi. Hukuk müşavirimize götürdüm konuyu. Konu her neyse, hukuk müşaviri buna itiraz etti, "Bunu bu şekilde yapamayız" diye. Bunu da bu şekilde burada düzelttim.

Murat Kapki: Nasıl yapamayız, anlamadım; neyi yapamıyorsunuz?

Murat Abbas: Orada yapılması gereken şey neyse...

Murat Kapki: Peki başka şirkete verdiniz. Benden, yani... Başkanım, ben nasıl kullanıyorsam, benden alınıp başkasına verildi ya, İnova şirketine verildi, burada bir arkadaş geldi; o aynı şekilde kullandı, "yapamaz" dediği şeyi aynı şekilde kullandı. Neyi yapamıyor peki, bana bunu anlatır mısınız, daha doğrusu heyete?

Murat Abbas: Murat Bey, buradaki ifademde savcılıkta verdiğim ifadede hata yapmış olabileceğimi söyledim. Konu aslında burada siz değilsiniz. Murat Bey'in beni Kadıköy'deki sizin kullanmış olduğunuz alanla ilgili aramış olması ve bir konuyla ilgili yönlendirmiş olması.

Murat Kapki: Hah, "Murat Kapki'ye verin" diye aramadı o zaman, değil mi?

Murat Abbas: Bakın burada, heyete vermiş olduğum ifadede ben bunu hatırladığım kadarıyla düzeltmeye çalıştım. Evet sizle...

Murat Kapki: Hayır, Savcı Bey'e öyle konuşmadınız. Ben mi yanlış anladım sayın başkanım.

Murat Abbas: Hayır, öyle demedim. Ben buradaki ifademi düzeltmeye çalıştım, savcılıktaki ifademi düzeltmeye çalıştım. Ana konu burada siz değilsiniz; bu konuyla ilgili tekrar tekrar aynı şeyleri söylüyorum: Murat Bey tarafından aranmış olmam, yönlendirilmiş olmam, benim de zaten bunlardan hiçbir haberim yokken birdenbire 3-4 ay içerisinde kendimi bunun içinde buldum. Hukuk müşavirimize sordum; her neyse konu, hukuk müşaviri de bunun bu şekilde olamayacağıyla ilgiliydi. Ama konu evet, sizle ilgili değil şu noktada, haklısınız.

Murat Kapki: Başkanım, herhalde anlaşıldı. Teşekkür ederim.

ERDİNÇ ÇOLAK

Erdinç Çolak: Murat Bey, benimle şirket organizasyon yapısı dışında bir ticari ya da başka bir ilişkimiz var mıydı?

Murat Abbas: Yok, yok tabii ki.

Erdinç Çolak: Beni Kültür A.Ş.'ye işe alan siz misiniz?

Murat Abbas: Evet, teklif eden; Ertan Beylere teklif eden, Yiğit Beylere teklif eden kişiyim.

Erdinç Çolak: Şirkette sizin dışınızda kimseden talimat alır mıydım ya da başka birine raporlar mıydım?

Murat Abbas: Benim bildiğim kadarıyla hayır, bilgim dışında bir şey varsa onu bilemem.

Erdinç Çolak: Biliyorsunuz ben suç örgütü üyeliğinden de suçlanıyorum ve Murat Ongun'a bir bağlı olduğum gözüküyor. Ben Murat Ongun'dan bir talimat alıyor muydum, sizin bildiğiniz bir şey var mı ya da Murat Ongun'la ben görüşür müydüm?

Murat Abbas: Benim bildiğim bir şey yok. Talimat aldığına dair bir şey yok.

Erdinç Çolak: Son bir soru: 19 Mart pazar günü şirkette bir toplantı olduğunu söylemiştiniz. Bu toplantıda ben var mıydım? Yani çünkü normalde biliyorsunuz hafta sonları çocuğumdan dolayı gelmiyorum. Emin misiniz benim orada olduğuma?

Murat Abbas: Şimdi sen de böyle sorunca emin olamıyorum ama hepinize avukatlar tayin edildi, bu bilgiye sahibim.

Erdinç Çolak: Şöyle diyeyim: Bana bir avukat tayin falan edilmedi, bunu belirtmiş olayım. Teşekkür ediyorum cevabınız için, teşekkürler.

MURAT ABBAS AVUKAT SORULARINI YANITLAMAYACAĞINI AÇIKLADI

Hem savcılıkta hem burada yeterince ifade verdim, anlattım. Sanıkların da sorularına cevaplar verdim. Sayın avukatların sorularına cevap vermeyeceğim.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları