İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 27. günü Murat Abbas'ın da aralarında olduğu tutuksuz ve tutuklu 8 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam edildi..
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 57’si tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’ndaki ara kararında, Sinan Sepetçi, Hasan Tahsin Sönmez, Ceyhun Avşar ve Turgay Tokdemir hakkında tahliye kararı verdi. İmamoğlu, “Bizi sadece millet yargılayacak. Fon vurguncularını, vurguncu siyasetçileri tutuklasınlar” tepkisini gösterdi.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 57’si tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda görülen davanın 91’inci gününde, ek iddianameyle davaya eklenen 6 tutuklu sanığın tahliye talepleri alındı.
Beyanların ardından ara mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, 57 kişinin de tutukluluk hâlinin devamını istedi. Kararını açıklayan mahkeme heyeti, muhasebeci Sinan Sepetçi, iş insanları Hasan Tahsin Sönmez ve Turgay Tokdemir ile İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar hakkında tahliye kararı verdi.
“BİR KİŞİYİ TUTUKLAYAMADILAR”
Kararın ardından tepkisini yüksek sesle dile getiren Ekrem İmamoğlu, “Bizi sadece millet yargılayacak. Fon vurguncularını tutuklasınlar. Bir kişiyi tutuklayamadılar. Vurguncu siyasetçileri tutuklasınlar” ifadelerini kullandı. Duruşmaya 5 Ekim 2026 Pazartesi günü tutuklu ve tutuksuz sanıkların beyanlarıyla devam edilecek.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 27. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.
Duruşmada tüm gün şu isimler: Tolga Kılıç, Nilgün Cendek, Murat Dağdeviren, Fatih Temur, Aytekin Karaaslan, Ayhan Subaşı, Harun Karali, Murat Abbas savunma yaptı.
MURAT ABBAS SAVUNMASI – 30.09.2026-01.10.2026
Sayın başkanım, sayın heyet, sayın savcım; hepinizi öncelikle saygıyla selamlıyorum. Sayın başkan, sayın heyet, 17 Nisan 2025 tarihinde savcılıkta vermiş olduğum etkin pişmanlık ifademde anlattığım hususları burada da aynen tekrar ediyorum. O tarihte bildiklerimi ve soruşturma sürecinde öğrendiklerimi açık biçimde anlattım. Bugün de aynı beyanlarımın arkasındayım.
Savunmama başlamadan önce kendimi ve mesleki geçmişimi kısaca anlatmak isterim. Yaklaşık 25 yıldır kültür, sanat ve müzik sektöründe çalışan profesyonel bir yöneticiyim. Bu süre içerisinde sektörün hem içerik hem de yönetim tarafında farklı görevler üstlendim. Uzun yıllar Pozitif ve Babylon bünyesinde çalıştım. Konser, festival ve kültür sanat projelerinin geliştirilmesi ve yönetilmesinde görev aldım. Ardından Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ne geçtim ve yaklaşık 6 yıl boyunca Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin genel müdürlüğünü yaptım. Bu dönemde ekibimle birlikte Zorlu PSM’nin yalnızca İstanbul’un değil, uluslararası ölçekte de bilinen ve takip edilen önemli kültür sanat merkezlerinden biri haline gelmesi için çalıştım. Profesyonel yöneticiliğimin yanı sıra yıllar boyunca çeşitli üniversite, dergi ve internet yayınlarında müzik üzerine yazılar yazdım. Farklı radyolarda müzik programları hazırlayıp sundum. Dolayısıyla kültür ve müzik, yalnızca çalıştığım bir sektör değil, yaklaşık çeyrek asırlık mesleki hayatımın ana ekseni oldu.
Hayatımın hiçbir döneminde kamu alanında çalışmadım, kamu ve ihale mevzuatına da dolayısıyla hakim değilim. Kasım 2020’de Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ndeki genel müdürlük görevimden ayrıldım. Önümde iki seçenek vardı. Yurt dışına gitmek ve ülkede kalarak kültür sanat hayatına burada devam etmek. O zamanki aile şartlarım gereği yurt dışı seçeneği rafa kalktı ve kariyerime ülkemde devam etmeye karar verdim. 51 yaşında bir genel müdür olarak burada çok fazla, kültür sanat alanında çok fazla seçeneğim de yoktu. Önüme iki fırsat çıktı. Birisi İBB Kültür A.Ş. genel müdürlük pozisyonu, diğeri de Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin genel müdürlük pozisyonuydu. Her iki pozisyon için de resmi başvuru yaptım, ilgili yöneticilerle görüştüm. Zorlu’dayken yaklaşık 1,5 sene Atatürk Kültür Merkezi’ne dışarıdan fikir yardımlarında bulunmuş, üst düzey isimlerle toplantılara katılmıştım. Dolayısıyla Atatürk Kültür Merkezi başvurum da olumlu karşılandı. Bunu ilk görüştüğüm taraf olan İBB İnsan Kaynakları’na bildirmiştim. Ancak bir gün, yani günlerden birinde Karar Gazetesi'nin internet sayfasında Kültür A.Ş. Genel Müdürü olduğum haberi çıktı ve dolayısıyla AKM seçeneği doğal olarak elendi.
İBB’de farklı kişiler ve birimlerle görüşmeler yaptıktan sonra 14 Aralık 2020’de Kültür A.Ş. Genel Müdürü olarak işe başladım. Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü görevini kabul ettiğimde de buraya az önce sizlere özetini geçtiğim birikim ve deneyimle geldim. Amacım özel sektörde edindiğim kültür sanat yönetimi deneyimini İstanbul’un kültür sanat hayatına aktarmak ve kamu yararına kullanmaktı. Kültür A.Ş.’de odağım kültür ve sanattı. Ekibimle birlikte İstanbul’un kültür hayatına yeni mekanlar ve yeni içerikler kazandırmaya, var olanları daha görünür ve daha erişilebilir hale getirmeye çalıştık. Müze Gazhane’den Taksim Sanat’a, İstanbul Kitapçıları’ndan yayıncılık faaliyetlerine, müzelerden sergilere, konserlerden farklı kültür sanat etkinliklerine uzanan geniş bir alanda çalışmalar yürüttük. Bütün bunları özellikle anlatıyorum, çünkü bu davada benim kim olduğumun ve Kültür A.Ş.’de hangi amaçla bulunduğumun doğru anlaşılmasını önemsiyorum. Ben Kültür A.Ş.’ye başka bir amaçla değil, 25 yıldır özel sektördeki mesleki birikimimi İstanbul’un kültür ve sanat hayatına aktarmak için geldim. Görev sürem boyunca da kendimi siyasi bir aktör olarak değil, profesyonel bir kültür sanat yöneticisi olarak gördüm ve görevimi bu anlayışla yerine getirdim. Hayatım boyunca da herhangi bir siyasi partiye ya da bir vakfa üyeliğim yoktur.
Kültür A.Ş.’de yaptığım döneme ilişkin birkaç, görev yaptığım döneme ilişkin birkaç hususun da altını çizmek isterim. 2021-2024 yılları arasında Kültür A.Ş.'yi yalnızca etkinlik düzenleyen veya müze işleten bir belediye iştiraki olarak görmedik. Müzelerden kültür merkezlerine, İstanbul Kitapçısı'ndan yayıncılığa, harbiye açık havadan festival parklara, Taksim Sanat'tan Müze Gazhane'ye, fuarcılıktan kitap dükkanlarına kadar çok geniş bir alanda faaliyet gösteren, İstanbul'un kültür sanat hayatına hizmet ederken aynı zamanda ticari olarak güçlü ve sürdürülebilir bir şirket yaratmaya çalıştık. Pandemi döneminde çok zor, çok zor durumda kalan kültür sanat sektörüne destek olduk. Binlerce sanatçının yeniden seyirciyle buluşmasına katkı sağladık. Sonraki yıllarda kültür sanat faaliyetlerini İstanbul'un tamamına yaymaya çalıştık. Gençlerin kültür ve sanata ücretsiz erişimini sağlayan koltuk senin gibi yeni modeller geliştirdik. Yerebatan Sarnıcı'nın yeniden İstanbul'a kazandırılmasının ardından müzelerimiz milyonlarca ziyaretçiyi ağırladı. İstanbul Kitapçısı'nı 12 noktadan 27 noktaya ulaşan bir kültür ağına dönüştürdük. Taksim Sanat'ı çağdaş sanatın kamusal sergi alanlarından biri haline getirdik. Müze Gazhane'yi, festival parkları, açık havayı yüz binlerce hatta milyonlarca insanın kültür ve sanatla buluştuğu mekanlar olarak işlettik.
Bütün bunları yaparken şirketin mali yapısını da ciddi biçimde büyüttük. 2021 yılında yaklaşık 640 milyon TL olan şirket cirosu 2024 yılında 6.84 milyar TL'ye ulaştı. Vergi öncesi karımız ise aynı dönemde 8.9 milyondan yani yaklaşık 9 milyondan 427 milyon 400 bin TL'ye yükseldi. Bu kurumsal ve mali performansın önemli göstergelerinden birisi de Kültür A.Ş.'nin 2023 yılı performansıyla Fortune 500 Türkiye listesine girmesidir. Kültür A.Ş. kültür sanat sektöründen bu listeye giren tek şirket oldu ve tarihinde de bir ilkti bu. Dolayısıyla benim genel müdürlük yaptığım dönemin sonunda ortaya çıkan tablo, milyonlarca insana kültür hizmeti sunan, aynı zamanda cirosunu ve karlılığını ciddi biçimde, ciddi ölçüde arttırarak Türkiye'nin en büyük 500 şirketi arasına girmiş bir Kültür A.Ş.'dir. Ben 4 yıl boyunca bu şirketteki görevimi ve sorumluluğumu bu anlayışla yerine getirdim. 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alındım. 23 Mart'ta tutuklanarak cezaevine girdim. 17 Nisan'da etkin pişmanlık ifadesi verdim ve ev hapsi, adli kontrol tedbiri ile tahliye edildim. Mayıs ayında yani Mayıs 2025'te Kültür A.Ş.'den istifa ederek emekliye ayrıldım.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; iddianamede hakkımda 21 ayrı eylem nedeniyle cezalandırılmam talep edilmektedir. Bu eylemleri tek tek tekrar ederek Sayın Heyet'in vaktini almak istemiyorum. Çünkü hakkımdaki isnatlar esas itibariyle 4 ana başlık altında toplanmaktadır:
* Reklam alanlarına ilişkin işler
* Kültürel etkinliklerin alt yüklenici ihaleleri
* Organizasyon ve tanıtmaya ilişkin ihaleler
* Dijital Deneyim Müzesi
Bu 4 başlığa geçmeden önce hakkımdaki eylemlerin tamamı açısından temel gördüğüm bir hususu açıklamak istiyorum. Kültür A.Ş. Genel Müdürü olarak görev yaptığım süre boyunca çok sayıda evrakta imzam bulunmaktadır. Genel Müdür olarak görev ve yetkim gereği attığım imzaların sorumluluğunun da farkındayım. Ancak bu imzaların hangi kurumsal sürecin sonunda atıldığının da dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Kültür A.Ş.'de bir satın alma veya ihale işlemi Genel Müdürün bir firmayı belirleyip önüne gelen belgeyi imzalaması şeklinde yürüyen bir süreç değildi. Bir satın alma işlemi, ihtiyacın ortaya çıkmasından başlayarak teknik şartnamenin ve yaklaşık maliyetin hazırlanması, tekliflerin alınması, değerlendirilmesi, mali ve hukuki kontrollerin yapılması gibi 7 ayrı aşamadan, 7-8 ayrı aşamadan geçerek sonuçlanıyordu. Bu aşamalar farklı görev ve sorumluluklara sahip birimler ve yöneticiler tarafından yürütülüyordu. Süreç içerisinde ilgili müdürlükler; ihale ve satın alma, mali işler ve Kültür A.Ş. Hukuk Birimi kendi görev alanları çerçevesinde yer alıyordu. Ayrıca her türlü sözleşme ve ilgili evrak İBB İştirakler Hukuk Birimi'nin inceleme ve olurundan geçiyordu.
Genel Müdür imzası ise bu sürecin başında değil, bu aşamalar ve kurumsal kontroller tamamlandıktan sonra gelen nihai onay aşamalarından birisiydi. 4 yılı aşan Genel Müdürlük görevim boyunca hiçbir ihale komisyonunda görev almadım ve hiçbir ihale komisyonu toplantısına da fiilen katılmadım. Dolayısıyla tekliflerin değerlendirilmesi ve ihale kararlarının oluşturulması süreçlerinde fiilen yer almadım. Benim bir belgede imzamın bulunması, o işlemin hazırlık aşamalarını benim yürüttüğüm, teklif verecek firmaları benim belirlediğim, yaklaşık maliyeti benim oluşturduğum veya tekliflerin nasıl meydana geldiğini bildiğim anlamına gelmemektedir. Bir şirket yöneticisinin bu kurumsal aşamalardan ve kontrol mekanizmalarından geçerek önüne gelen bir işlemi yetkisi gereği onaylaması ile o işlemin arka planında bulunduğu iddia edilen muvazaayı bilerek bir suça iştirak etmesi aynı şey değildir. Benim açımdan bu davadaki temel mesele budur.
Hakkımdaki eylemlerde genel müdür sıfatıyla attığım imzalar bulunmaktadır. Buna karşılık benim hangi firmaya belirlediğime, hangi firmayı yan teklif vermeye yönlendirdiğime, hangi fiyatı belirlediğime veya değiştirdiğime, yaklaşık maliyete müdahale ettiğime, bir işin belirli bir firmaya verilmesi yönünde talimat verdiğime ya da kazanan ve yan teklif veren firmaların önceden belirlendiğini bildiğime ilişkin şahsıma özgü somut bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca bu aşamada şu önemli konunun da altını çizmek isterim: Kültür A.Ş. istisnasız her sene Sayıştay'ın aylar süren çok detaylı incelemelerinden ve denetimlerinden geçmektedir. 2020-2023 arasındaki 4 senelik zaman dilimini alan ve uzun süreler süren denetimler neticesinde çok kısıtlı sayıda ve hemen hemen çoğu diğer iştiraklerde de bulunan, hayati derecede önemli denemeyecek bulgular tespit edilmiştir. Bunların çoğuyla da ilgili alınabilecek tüm aksiyonlar alınmış ve bunlar Sayıştay'a raporlanmıştır.
Az önce de belirttiğim üzere; 7-8 aşamadan ve ilgili yöneticilerin onayıyla birlikte hukuk birimlerinden de geçen imza dosyaları önüme geldiğinde, bu imzaları Sayıştay güvencesiyle de attım. Bu vesileyle çok kısaca Kültür A.Ş.'deki hangi birimler kimlere direkt bağlı ve rapor veriyor, onları da çok kısaca özetlemek isterim:
Doğan Hamit Doğruer: Kendisine direkt bağlı departmanlar yani bölümler; Mali İşler, İhale, Satın Alma, İhale Hakediş, Ticaret Müdürlüğü, bunun altındaki Reklam Alanları, Reklam Alanları Saha Kontrol, İstanbul Kitapçıları, İdari İşler, Bakım Onarım, Güvenlik.
Erdinç Çolak: Mekan Müdürlüğü, Müzeler Müdürlüğü, Teknik Bakım Onarım, İnşaat, Bilgi Teknolojileri, Gişe ve Biletleme Operasyonları.
Onur Aldı: Proje Geliştirme ve Marka İş Birlikleri, Kurumsal Satış ve Sponsorluk, Bütçe ve Raporlama, Proje Yazılım Müdürlüğü, Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi, Kültürel Etkinlikler, Etkinlik Programlama, Kültürel Mekanlar Şefliği, Yazılı ve Dijital Yayınlar Şefliği.
Genel Müdüre direkt bağlı departmanlar: İnsan Kaynakları, Arşiv, Eğitim, Kalite, Pazarlama, Kurumsal İletişim, Hukuk Müşavirliği.
Ve organizasyon şemasında gözüken Plan ve Organizasyon Müdürlüğü... Kültür A.Ş. organizasyon şemasında direkt Genel Müdüre bağlı gözükürken ve Barış Kılıç idaresindeki Plan ve Organizasyon Departmanı, organik ve fiili olarak Murat Ongun'un başında bulunduğu İletişim Koordinatörlüğü uhdesinde bulunmaktadır. Bordrolarının ve resmi evraklarının Kültür A.Ş. üzerinde bulunması sadece kâğıt üzerinde bir gösterimdir. Ofisleri de Sütlüce'deki İletişim Koordinatörlüğü'ndedir. Kültür A.Ş. Genel Müdürü olarak benim bu departmanın yönetiminde idari bir tasarrufum yoktur. Departman Müdürü Barış Kılıç'la da doğal olarak aramda yönetsel bir bağ yoktur.
Ve reklam alanlarına ilişkin işler... Reklam alanlarının işletilmesi, benim mesleki uzmanlık alanım değildi. Bununla birlikte reklam, mekânlar, kültürel etkinlikler, ihaleler gibi başlıklarda kamu ve idari mevzuatına hâkim birisi olmadığımın da altını bir kez daha çizmek isterim. Göreve başladıktan kısa süre sonra reklam işlerinin operasyonel yönetiminde bulunmak istemediğimi, reklam alanlarıyla ilgili yeni işlerin Kültür A.Ş.'de değil Medya A.Ş. tarafından üstlenilmesi talebimi açıkça ifade ettim. Bu konuyla birlikte ortaya çıkan farklı konulardaki rahatsızlıklarım sebebiyle de işe başladıktan kısa bir süre sonra istifa e-postamı Yiğit Oğuz Duman, Ertan Yıldız ve Murat Ongun beylere gönderdim. Yapılan görüşmeler sonucunda görevime devam ettim ancak kültür ve sanat faaliyetlerine yoğunlaşmak istediğimi de bir kez daha açıkça belirttim.
Bundan sonraki dönemde reklam alanlarının stratejik yönetimi benim görev alanımda değildi. Bu alan Murat Ongun Bey tarafından yönetiliyordu. Kültür A.Ş. içerisindeki ihale, satın alma, mali ve yasal süreçler ise profesyonel birimler ve bu alanlardan sorumlu ilgili üst yöneticiler tarafından yürütülüyordu. Genel müdür olarak bu süreçlerin sonunda önüme gelen belgelerde gerekli imza ve onayları veriyordum. Ancak şunu tekrar etmek isterim, teklif verecek firmaları asla ben belirlemedim, teklifleri ben organize etmedim, firmaların hangi bedelleri teklif edeceğini ben belirlemedim. Bu süreçlere dâhil olmadığım gibi bilgim de yoktu. Bu işlemlerde teklif veren firmaların kendi aralarında muvazaalı hareket ettiklerini veya kazanan ve yan teklif veren firmaların önceden belirlendiğini de bilmiyordum.
Soruşturmanın başlamasından sonra 9 Mart tarihinde yapılan toplantının ardından, Doğan Hamit Doğruer'den bildiklerini bana anlatmasını istedim aynı gün içinde. İhalelerde kazanan ve yan teklif veren firmaların önceden belirlendiğine ilişkin ayrıntıları bu süreçte öğrendim. Bu noktada 17 Nisan 2025'te savcılıkta verdiğim ifadeye geçiyorum 9 Mart toplantısıyla ilgili. İBB'ye yönelik işbu soruşturmada yapılan 19 Mart operasyonu öncesi 9 Mart'ta Kültür A.Ş.'de İBB tarafından bir avukatın koordinasyonunda bir toplantı düzenlendi. Ben 8 Mart günü yurt dışındaydım. O zamanlar Kültür A.Ş.'nin bağlı bulunduğu grup yöneticisi Banu Saraçlar tarafından telefonla arandım ve "Burada bir hareketlilik var, yarın Kültür A.Ş. ofisinde toplanıyoruz." mesajıyla ülkeye döndüm gece, sabahleyin de Kültür A.Ş.'ye gittim. Bu toplantıda belediyeye yönelik bir operasyon olabileceği, bu operasyonun olması ihtimaline binaen herkesin ağız birliği yapması gerektiği, Murat Ongun, Fatih Keleş, Ertan Yıldız gibi isimler hakkında sorular sorulduğunda herkesin aynı minvalde cevap vermesi ve aynı doğrultuda savunma verilmesi yönünde konuşmalar yapıldı. Murat Ongun ve Ertan Yıldız'ı başkan danışmanı olarak, Fatih Keleş'i ise İBB Spor Başkanı ve meclis üyesi olarak bildiğimizi söylememizi, bunun dışında bu kişilerle ilgili herhangi bir bilgiye sahip olmadığımızı söylememiz istendi.
Bu toplantıda Kültür A.Ş. yöneticileri, sabahki toplantıda Banu Hanım ve bu İBB tarafındaki avukat vardı. Akşamleyin bir detaylı daha toplantı yapıldı. Bu toplantıda isimlerini verdikleri avukatlara vekâlet çıkarmamızı söylediler. Ben de bana ismi verilen avukata vekâletnamemi çıkardım. Emniyet aşamasında verdiğim ifadede ve adliyedeki sorgumda bu avukat görev aldı. Dosya kapsamında bulunan, belediye çalışanları olan diğer şüphelilerin de avukatları bu toplantıda belirlendi. Bu soruşturma dosyası ortaya çıktıktan sonra 9 Mart'ta bahsettiğim toplantının akşamında, olayın da ciddiyetini anladığımdan Genel Müdür Yardımcısı olan Doğan Hamit Doğruer'e bildiklerini anlatmasını istediğimde; bu bahsi geçen usulsüz ihaleler, iş alımlarını bizzat Murat Ongun'un yönettiğini, kendisinin ve Kağan Sürmegöz'ün ve ihaleleri Murat Ongun'un talimatlarına göre organize ettiğini, ihaleleri kimin kazanacağını ve kimin yan teklif vereceğinin önceden belirlenerek ihale hazırlığı yapıldığını, yine dosyada yer alan usulsüz ecrimisil tahsiline ve reklam izni verilmesi için açıktan istenen paralara ilişkin imzalanan muvazaalı sözleşmeler, grafik tasarım bedeli, drone konulduğu vesaire hususunda teftiş raporunda yer alan hususların doğru olduğunu, yasa dışı usule aykırı iş ve işlemlerin yapıldığını bana bizzat kendisi anlattı.
Evet, kültürel etkinlikler ve tanıtım organizasyon materyallerine ilişkin alt ihaleler. Bu başlık bakımından önemli bir ayrım yapılması gerektiğini düşünüyorum. Kültür ve sanat, benim mesleki çalışma alanımdır. Bu nedenle Kültür AŞ'nin kendi gerçekleştirdiği kültür ve sanat faaliyetlerinden haberdar olmadığını söylemem hem hayatın olağan akışına hem de gerçeklere aykırı olur. Kültür AŞ'nin kendi geliştirdiği kültür projelerini, etkinlikleri ve programları elbette biliyordum ve bunların içerik yönetiminde de görev alıyordum. Ancak bir kültür sanat faaliyetinin içeriğini bilmek veya yönetmek ile o faaliyete ilişkin satın alma ve alt ihale süreçlerini yönetmek birbirinden farklı görevlerdi. Üstelik iddianamede yer alan büyük bütçeli milli bayramlar, özel gün organizasyonları ve bazı büyük etkinliklerin önemli bölümünde içerikleri belirleyen, prodüksiyon kapsamlarını oluşturan ve buna bağlı bütçeleri belirleyen kurum Kültür AŞ değildi. Bu tip işler İletişim Koordinatörlüğü İBB Kültür Dairesi Başkanlığı ve ilgili diğer İBB birimleri tarafından planlanıyor, etkinlik içeriği, kapsamı, prodüksiyon ihtiyaçları bu birimler tarafından belirlenerek Kültür AŞ'ye iletiliyordu. Kültür AŞ ise kendisine iletilen bu işlerin gerçekleştirilmesine yönelik süreçleri yürütüyordu. Çok özür diliyorum başkanım.
Dolayısıyla burada birbirinden farklı hususların birbirine karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir etkinliğin yapılacağını bilmek başka bir şeydir, o etkinliğin kültürel içeriğini veya ihtiyaçlarını bilmek başka bir şeydir. Bu ihtiyaçların satın alınması sırasında hangi tedarikçilerin davet edildiğini, hangi firmaların yan teklif verdiğini, yaklaşık maliyetin nasıl oluşturulduğunu, hangi firmanın hangi bedelle işi aldığını veya tekliflerin gerçekten muvazaalı olup olmadığını bilmek ise bambaşka bir şeydir. Genel müdür olarak şirketin bütün faaliyetlerinin genel yönetiminden elbette sorumluydum ancak satın alma ve ihale süreçlerinin operasyonel yürütülmesi benim tarafımdan yapılmıyordu. Hangi firmalardan teklif alınacağı, yaklaşık maliyetin hazırlanması, tekliflerin toplanması ve değerlendirilmesi gibi satın alma sürecinin teknik ve operasyonel aşamaları şirketin bu konuda görevli profesyonel birimleri ve yöneticileri tarafından yürütülüyordu. Benim rolüm ise bu kurumsal süreçlerin sonunda görev ve yetkim çerçevesinde gerekli yönetici onayını vermekti.
Bu işlemler tamamlandıktan sonra ve gerekli kurumsal kontrollerden geçtikten sonra genel müdür olarak önüme gelen belgelerde imzam bulunmaktadır. Ancak bu eylemler bakımından benim bir tedarikçi belirlediğime, yan teklifçi seçtiğime, yaklaşık maliyet veya fiyat üzerinde manipülasyon yaptığıma, herhangi bir firmaya teklif veya iş verilmesi yönünde talimat verdiğime veya tekliflerin gerçekten muvazaalı olduğunu bildiğime ilişkin şahsıma özgü somut bir delil bulunmamaktadır. Bir etkinliğin yapılacağını bilmem, hatta bazı durumlarda çoğunlukla Kültür AŞ'nin küçük bütçeli işlerinde o etkinliğin kültürel içeriğini yönetmem, o etkinlik için gerçekleştirilen satın alma işlemlerinin arka planında bulunduğu iddia edilen muvazaayı bildiğim anlamına gelmez. Kültür ve sanat alanındaki görev ve sorumluluğumun bu faaliyetlerin arkasındaki her satın alma işleminin bütün ayrıntılarını bildiğim ve yönettiğim şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi bunların dışında daha farklı bir başlığa geliyorum, Dijital Deneyim Müzesi. Dijital Deneyim Müzesi bakımından durum biraz daha farklıdır ve bu nedenle bu konuyu ayrıca açıklamak istiyorum. Dijital Deneyim Müzesi, benim geliştirdiğim veya Kültür AŞ'nin başlattığı bir proje asla değildir. Proje, 2023 yılının sonlarına doğru yerel seçim süreci öncesinde İletişim Koordinatörlüğü tarafından başlatılmış ve belirli bir aşamaya geldikten sonra tamamlanması amacıyla Kültür AŞ'nin sorumluluğuna devredilmiş bir projedir. Önümüzde yaklaşık 4-4,5 aylık bu ölçekte bir projenin tamamlanması açısından son derece sınırlı bir takvim bulunuyordu. Projenin yerel seçimlerden önce tamamlanması bekleniyordu ve bu konuda ciddi bir baskı vardı.
Tam da bu noktada müzenin içerik sağlayıcısı Tuce firmasının ortaklarından Cem Çelik Bey'in duruşmadaki ifadesine gelmek istiyorum. Kendi anlatımıyla projenin nasıl başladığı şöyledir: 2023 yılı başlarında Miami'deki bir mapping müzesinin açılışı için çalışıyordum. Kültür AŞ'den Onur Aldı beni aradı. Şerefiye Sarnıcı ve Panorama 1453 Müzesi'ne benzer bir proje bulunduğunu, işin acil olduğunu ve İstanbul'a gelerek teklif vermemi istediklerini söyledi. Bunun üzerine Miami'deki iş ortaklarımı bırakarak İstanbul'a geldim. Beyoğlu Sütlüce'deki İletişim Koordinatörlüğü'nde yapılan ilk toplantıda Murat Ongun, Onur Aldı, Barış Kılıç, isimlerini hatırlamadığım başka kişiler de kendi ekibim bulunuyordu. Görüşmede mevcut etkinlik çadırının içerisinin yıkılarak dijital müzeye dönüştürülmek istendiği ve projenin yaklaşan seçime kadar yetiştirilmesi gerektiği anlatıldı. Benden önce başka firmalarla da görüşüldüğünü ancak bu firmaların hazır filmlerinin bulunmadığını ve yeni bir film hazırlanmasının yaklaşık 6 ay sürebileceğini söylediler. Ben de Miami'de açmayı planladığımız müze için hazırlattığım Nikola Tesla konulu mapping filminin hazır olduğunu, uygun koşullar sağlarlarsa yeni bir film hazırlanana kadar bu filmi burada gösterebileceğimi söyledim. Birkaç gün sonra Onur Aldı beni arayarak toplantı ve film gösterimi istedi. Ben de etkinlik çadırının projesi gösterilirse filmin gösterilme ve dijital müzeye uygun 3 boyutlu yerleşim çalışması hazırlayabileceğimizi söyledim.
Sayın Başkanım, Sayın Heyet; Cem Çelik'in duruşma ifadesiyle Tuce'den önce başka firmalarla da önceden görüşmeler yapıldığını, bu vesileyle öğrenmiş bulundum. Cem Çelik’in ifadesinde anlattığı bu şeylerle benim etkin pişmanlık ifademde anlattığım müzenin başlangıç süreci neredeyse birebir aynıdır. Ben bu projeyi ilk kez Ekrem Bey’e İletişim Koordinatörlüğü'nde yapılan sunumla birlikte görmüş oldum. Bu müze ile ilgili İştirakler Başkanı Ertan Yıldız da kendi ifadesinde "Somut bilgim, bu müze Murat Ongun’un yerl seçimler projesidir." şeklinde bir ifadesi vardı. Genel müdür olarak benim sorumluluğum, şirketimize devredilmiş olan bu projenin bu sınırlı süre içerisinde tamamlanmasını sağlamaktı. Bu nedenle projeyi ve projenin ilerleyişini elbette takip ettim. İlgili yöneticilerimle projenin teknik ve idari ilerleyişi hakkında görüşmeler yaptım. Bunu özellikle açıkça ifade etmek istiyorum; ben Dijital Deneyim Müzesi’nden bu aşamadan sonra haberdar olmadığımı veya projeyi takip etmediğimi elbette söylemiyorum. Ama Cem Çelik Bey’in iddia ettiği gibi sürekli saha gezileri de yapmadım. Müzenin açılışından 3-5 gün önce bir ya da iki kez ziyaret ettim sadece. Hatta bu benim müzeye ilgisizliğim ve memnuniyetsizliğim olarak yorumlandı, konuşuldu.
Bu arada şu hususun altını bir kez daha çizmek isterim; bir projenin tamamlanmasını genel müdür olarak takip etmekle o projenin satın alma süreçlerinin teknik ve operasyonel aşamalarını bizzat yürütmek birbirinden farklıdır. Dijital deneyim müzesi kapsamında 4 ayrı satın alma ihalesi gerçekleştirilmiştir. Bu 4 ihalenin 3’ünde ise benim imzam bulunmamaktadır. Söz konusu işlemler yetkili bütün şirket yöneticileri tarafından vekaleten imzalanmıştır. Bunu herhangi bir çalışma arkadaşımı sorumlu göstermek amacıyla değil, projenin genel yönetimi ile ilgili şirket satın alma süreçlerindeki görev ve yetki dağılımını açıklamak amacıyla belirtiyorum. Projede görev alan alt yüklenicileri ve tedarikçileri ben belirlemedim. Zaten tanıdığım insanlarda değil, hiçbirisini tanımıyorum. Hangi firmaların teklif vereceğini, hangi firmanın hangi işi alacağını veya firmaların teklif bedellerini ben belirlemedim. Dolayısıyla benim projeyi takip etmiş olmam veya ilgili yöneticilerimle projenin teknik ve idari ilerleyişi konusunda görüşmüş olmam son derece doğaldır. Ancak bu durum tedarikçilerin seçimine, tekliflerin oluşturulmasına veya fiyatların belirlenmesine katıldığım anlamına gelmemektedir.
Şimdi bu noktada izninizle yine savcılık ifademe geçiyorum. Burada altını çizmek istediğim birkaç tane not var. Bu müzenin yapılması aşamasında, bizzat Murat Ongun ve Ertan Yıldız tarafından 10 milyon lira seçim desteği olarak, sonrasında Ertan Yıldız tarafından Zeytinburnu CHP Belediye Başkan Adayına destek için 2 milyon lira, 1 milyon 250 bin lira da seçim çalışmasına çıkan çalışanlara yemek desteği adı altında paraların TUCE firmasından talep edilerek alındığı bana söylendi. Fakat bu paraların kim tarafından taşındığı ve kime verildiğine ilişkin bir bilgim yoktur. İletişim Koordinatörlüğü tarafından TUCE isimli firma tarafından harcandığı iddia edilen 7 milyon TL havalandırma ve çatı, 8 milyon TL İletişim Koordinatörlüğünün camı, 22 milyon TL işçilik, 6 milyon TL de Kahraman Yeşilyurt isimli şahsa ödenen paralar gayriresmî bir şekilde bütçeye dahil edilmiştir. Bunlardan 22 milyon işçilik ve 7 milyon TL havalandırma ve çatıdan haberdardım. Bunlar olmadan müzenin tamamlanması mümkün olmadığı için tabii ki mantıklı geldi ve tamam dedim. Diğer kalemlerden haberdar değildim.
Projenin ilerleyen dönemlerinde bazı uygulamalar konusunda soru işaretleri oluşmuştur az önce bahsettiğim şeylerden bahsediyorum sayın başkan. Bu soru işaretlerini görmezden gelmek veya üzerini örtmek yerine konunun incelenmesi yönünde hareket ettim. 2024 sene sonuna doğru İBB Teftiş Kurulu ile görüşerek münasip bir dille Dijital Deneyim Müzesi'nin sözleşmesinin fesih işlemleri ile birlikte her yönüyle denetimden geçmesi konusunda bir görüşme gerçekleştirdik ve resmi bir dilekçe gönderdim. Ocak 2025'te İBB Teftiş Kurulu'ndan gelen üst yazıyı Kültür A.Ş. yöneticisi Erdinç Çolak, şu WhatsApp mesajıyla bana bildirdi: "Murat Bey, böyle bir evrak geldi bize. Sizin talebinizle Teftiş Kurulu bizim hakkımızda soruşturma başlatmış gözüküyor." Bu noktada Teftiş Kurulu'ndan gelen yazının tarihi bir daha tekrarlayayım: 28 Ocak 2025. Ve konu: Denetim ve inceleme yapılması hususu. Söz konusu Dijital Deneyim Müzesi, -hepsini okumayacağım sonra sizlere teslim ederiz zaten bunları- söz konusu Dijital Deneyim Müzesi iş birliği kapsamında yürütülen işlemlerin tüm yönleriyle incelenerek idarece alınacak tedbirlerin belirlenmesi açısından konunun araştırılması hususu Başkanlık makamının şu şu tarihli, şu sayılı olurunda belirtildiği Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 27 Ocak tarihli sıra numaraları var, sayılı yazıları ile konunun müfettişliğimizce incelenmesi ve araştırılması istenilmiştir diyor.
Bu aşamada bir de yine Cem Çelik'in ifadesinde belirttiği "Ben kimseyi tehdit etmedim, şantaj yapmadım." diye notları vardı. Orada da şunu okumak istiyorum, 16.12.2024 tarihinde Teftiş Kurulu Başkanı Abbas Bey'e yolladığım mesajda: "TUCE bize 3 farklı ihtarname gönderdi noter üzerinden. Diğer ikisi bizce problemsiz ama bu ihtarname de, aynen okuyorum özür dilerim, saçma sapan asılsız iddialar var. Erdinç'e de telefonda şantajda bulunmuş. 'Tüm Türkiye sizi konuşacak. Elimde birçok kayıt var.' vesaire diye bir şey var, not var." Ayrıca yine bir başka not Abbas Bey'e yollamışım İBB Teftiş Başkanı: "Bir de dün Dijital Deneyim Müzesi, Şerefiye, Panoramadaki iş ortağımız TUCE dün akşam bizim Genel Müdür Yardımcımız Erdinç'e şu şekilde, yine özür diliyorum, 'Saçma sapan bir ihtarname metni gönderip yarın saat 11.00'e kadar müzelerden çıkışınızla ilgili resmi yazı göndermez ve paramızı göndermezseniz bunu mahkemeye göndereceğim. Sonra da Atilla'yı, Sayıştay denetmenini kastediyor, sonra da Atilla'yı arayıp her şeyi anlatıp hepinizi yakacağım.' şantajında bulundu. Yine özür dilerim orada şey demişim, 'Adam tamamen kontrolden çıkmış, delirmiş durumda' demişim."
Sonra 13 Mart 2025 tarihinde yine TUCE firmasının ortağı Cem Çelik, dili itibarıyla biraz daha düzgünce bir mesaj atmış ama yine de içeriği okumak istiyorum sizlerin huzurunda Sayın Başkan: "Biraz önce avukatımız ile toplantı yaptık. Sonucunda ortak düşüncemiz oyalandığımız ve bu işi çözümsüzlüğe doğru getirdiğiniz oldu. Benden arabulucu süreci dahil bugüne kadar Banu Hanım, Banu Saraçlı'yı kastediyor, Banu Hanım dahil herkesle yaptığım görüşmelere ilişkin cep telefonumdan mesaj, görüşme ve randevu görüşmelerine kadar her şeyin ekran fotoğraf çıktılarıyla görüşme adres, yer ve bilgilerini aldı. Sizin yaptıklarınız ve verdiğiniz sözleri sürekli değiştirmeniz nedeniyle çarşamba gününe kadar hazırlıklar yapılacak. Sizler ile varılan uzlaşma neticesi ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğiniz, yasal alacak hakkımız olan ödemenin yapılmaması halinde geri dönüşsüz şekilde perşembe günü dava, savcılık şikayeti, Sayıştay ve İçişleri Bakanlığı müracaatlarının yapılması kararını aldık." diye Cem Çelik'in de bir mesajı var.
Sayın Başkan, sayın heyet; burada atladığım bazı hususlar varsa da hepsi etkin pişmanlık ifademde var. Sorularınızla tabii ki onları da açabiliriz. Hakkımdaki 21 eyleme bu 4 başlık altında bakıldığında ortak bir tablo oluştuğunu düşünüyorum. Kültür AŞ Genel Müdürü olarak görevim gereği çok sayıda belgeye imza attım. Yöneticilik sorumluluğundan kaçmıyorum. Ancak yöneticilik sorumluluğu ile bir suçun işlendiğini bilerek ve isteyerek o suça iştirak etmek birbirinden farklı şeylerdir. Hakkımdaki eylemler içerisinde benim bir firmayı seçtiğime ya teklifi belirlediğime, teklif veya fiyat oluşturduğuma, yaklaşık maliyete müdahale ettiğime veya bir firmaya iş verilmesi yönünde talimat verdiğime ilişkin şahsıma dönük somut bir delil bulunmamaktadır. Benim hakkımdaki dosyada bulunan temel maddi olgu, Kültür AŞ Genel Müdürü olarak attığım imzalarımdır. Ancak bir imzanın varlığı ile suç kastının varlığı aynı şey değildir. Üstelik bu imzalar, tek başına ve sürecin başında atılmış imzalar değildir. Öncesinde farklı birimlerin görev aldığı, mali ve hukuki kontrollerin yapıldığı 7-8 aşamadan oluşan kurumsal bir süreç bulunmaktadır. Her türlü sözleşme ve ilgili evrak ayrıca İBB İştirakler Hukuk Müşavirliği'nin inceleme ve olurundan geçmektedir.
Bir birim yöneticisinin sonunda önüne gelen bir işlemi imzalaması ile o işlemin arkasında bulunduğu iddia edilen hileli mekanizmayı bilerek ve isteyerek bu mekanizmaya iştirak etmesi birbirinden ayrılmalıdır. Bugün itibarıyla öğrendiklerimle işlemlerin gerçekleştirildiği tarihlerde bildiklerimin birbirine karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle soruşturma sürecinde öğrendiğim bilgilerin, geçmişte bu işlemlere imza attığım tarihlerde de tarafımdan bilindiği varsayılamaz. Bu nedenle hakkımdaki suçlamalar bakımından cevaplanması gereken soru, belgelerde imzanın bulunup bulunmadığı değildir. Asıl soru; iddia edilen hileli mekanizmayı işlemlerin gerçekleştirildiği tarihlerde bilip bilmediğim ve bu mekanizmaya bilerek ve isteyerek iştirak edip etmediğimdir. Kesinlikle etmedim. Hiçbir firmayı kayırmak veya herhangi bir kişiye haksız kazanç sağlamak amacıyla hareket etmedim. İddia edilen hileli organizasyonun bir parçası olmadım. Dolayısıyla hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum.
Sayın Başkan, sayın heyet; son olarak şahsi durumuma ilişkin bir hususu da ifade etmek istiyorum. Ev hapsimin 18. ayına girdim. Bu süre boyunca hakkımdaki tüm adli kontrol yükümlülüklerine eksiksiz bir biçimde uydum. Uzun süredir devam eden bu tedbir doğal olarak hem günlük hayatımı hem de mesleki hayatımı sürdürebilme imkânımı ciddi biçimde sınırlandırmıştır. Hayatımı sürdürebilmek ve geçimimi sağlayabilmek için yeniden çalışmak zorundayım. 28 yıldır Beşiktaş'ta aynı mahallede kirada yaşayan ve çalışma hayatı ile geçimini sağlayan bir insanım. Herhangi bir taşınmazım ya da taşınırım yok, hayatımda da olmadı. Bunu bir mağduriyet anlatısı oluşturmak amacıyla değil, hayatımı yeniden sürdürebilmek bakımından ifade ediyorum. Bu nedenlerle hakkımdaki suçlamalardan beraatime ve ev hapsi başta olmak üzere hakkımda uygulanmakta olan adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verilmesini saygıyla sizlerin takdirine sunuyorum. Teşekkür ederim.
MURAT ABBAS SAVCI SORGUSU – 30.09.2026
Hâkim: 27 Nisan 2025 tarihli ifadenizi aynen tekrar ettiğinizi beyan ettiniz.
Murat Abbas: Doğrudur Başkanım.
Hâkim: Başka bir soru var mıydı?
Savcı: Murat Bey, ifadenizde "İhale ve iş alma süreçlerinin tamamı Murat Ongun'un talimatıyla Doğan Hamit Doğruer ve … ile yapılmıştır" şeklinde bir beyanınız var, doğru mu?
Murat Abbas: Doğrudur ama bunu ifademde de belirttiğim üzere 9 Mart'taki toplantıda öğrendim Doğan Hamit Doğruer'den.
Savcı: 9 Mart'taki avukat toplantısı kapalı, açık toplantı mıydı?
Murat Abbas: Kapalı toplantıydı.
Savcı: Tamam. Kimler katıldı toplantıya, kimler vardı?
Murat Abbas: Kültür A.Ş.'nin bağlı olduğu grubun başkanı Banu Saraçlar vardı. İBB tarafından Yiğit Bey vardı ama soyadını o zaman da unuttum, şimdi de unuttum, o vardı. Bizim Kültür A.Ş.'nin Hukuk Müşaviri Esra Hanım vardı galiba, onu %100 hatırlamıyorum. Üç tane de üst yöneticimiz, yani Kültür A.Ş.'nin üst yöneticisi; Doğan Hamit Doğruer, Onur Aldı ve Erdinç Çolak vardı. Bu sabahki yapılan toplantıydı. Akşamki toplantı daha kalabalık şeklinde gerçekleşti. Bu sefer müdürler ve bazı şefler de katıldılar ve bu kişilere atanan ilgili avukatlar katıldılar.
Savcı: Avukatlar da toplantıya katıldı mı o akşamki toplantıya?
Murat Abbas: Akşamki toplantıya...
Savcı: Bu toplantı kimin başkanlığında yapıldı, Yiğit diye bir avukattan bahsetmiştiniz?
Murat Abbas: Akşamki toplantı aslında bizim Kültür A.Ş.'nin bağlı olduğu Banu Saraçlar vardı, yani başkanlık diye bir şey yoktu aslında toplantıda. Diğer avukatlar da... Şimdi şöyle yalan olmasın; yine o sabahki avukat vardı ama avukatlarla müdürler ve şefler ayrı mı görüştüler, o toplantıda hepsi var mıydı, ondan emin değilim ama o akşam hepsi Kültür A.Ş.'de vardı.
Savcı: O toplantıya sizi kim davet etti, kim çağırdı?
Murat Abbas: Yine Banu hanım, sabahki toplantıda konuşmuştuk.
Savcı: İfadenizde şeyden bahsetmiştiniz; Kültür A.Ş. olarak 9-10 milyon TL verildiğini televizyon kanallarına reklam üzerinden herhalde, o nedir?
Murat Abbas: Savcım, o konu şöyle... Bir saniye.
Savcı: Bu usulün daha önceki senelerde de olmadığı şeklinde beyanınız var.
Murat Abbas: Evet doğru. Bu 2024 belediye seçimleri öncesi, tam tarihini hatırlamamakla birlikte ocak veya şubat olması lazım, İştiraklerin Başkanı Ertan Yıldız yönetiminde, Ertan Yıldız tarafından tüm iştirak genel müdürlerinin katıldığı ve bu toplantıda şirket başına, şirketlerin mali durumuna ilişkin olarak 9-10 milyon lira ya da bazı şirketlerin durumu iyi değilse 5 milyon liraya kadar kendi faaliyetlerini tanıtan reklamlar verilmesi konusunda talimat verildi diyebilirim.
Savcı: Kurumlara reklama ilişkin, doğru mu?
Murat Abbas: Reklam, reklam. Tamamen reklam. Biz de bu şirketlere, yani reklam şirketlerine bu bütçeleri verip kendi faaliyet alanlarımızı tanıttık.
Savcı: Ramazan kartı meselesi var?
Murat Abbas: Ramazan kartı, hikayesi şöyle: Her dini bayramdan önce bizim bağlı olduğumuz şeyler vardı. Az önce de bahsettiğim gibi iştirak şirketlerinin grupları vardı. O grup başkanları tarafından şirketlere hedefler verilirdi. Şirketler de çalıştıkları alt yüklenicilerden bu market kartlarını toplarlardı. Ama benim o zamanki bilgim, yani başka bir şey var mı bunların dışında bilmiyorum, biz fakir ailelere bayram öncesi yardım kartı olarak toplandı. Ben de kendi yöneticilerime bunu bu şekilde tarif ediyordum. Onlar da alt yüklenicilerden bunları talep ediyorlardı. Sonra bu market kartları toplanıp grup başkanlarına, iştiraklerdeki o grup başkanlarına iletiliyordu.
Savcı: Tamam ama sizin grup başkanınız kimdi?
Murat Abbas: İki tane grup başkanıyla çalıştım. Bir tanesi Ziya Gökmen Togay'dı galiba soyadı. En son da çalıştığım da (…)
Savcı: Peki (…) kartları kime teslim etti, o süreçte?
Murat Abbas: Yani onunla ilgili Doğan Hamit Doğruer daha çok ilgileniyordu. O da bu kartları o grup başkanlarına iletiyordu. Yani ben kendi gözümle görmedim hiçbir zaman.
Savcı: Yine bu TUCE'den bahsettiniz ya; yaptıkları işler 22 milyon TL, 7 milyon TL havalandırma, çatı, karkas, işçilik vesaire. Bunları gayriresmi olarak bütçeye dahil etmişler şeklinde beyanınız var. Bütçeye nasıl dahil oldu bunlar? TUCE bu işi yaptığı zaman herhangi bir sözleşmesi veya elimde belgesi var mıydı yani?
Murat Abbas: Yani bu işin eylemin kendisiyle sözleşme aslında şey gitti, paralel gitti. Yani o kadar süre zarfında zaten bu müzenin yapılması imkansızdı. Hem ihalesinin tamamlanması hem sözleşmenin yapılması eş zamanlı gitti. Ama ifademde de belirttiğim gibi benim bunlardan önceden bildiğim 22 milyon lira işçilik, 7 milyon lira da havalandırma ve çatı. Şimdi bu...
Savcı: Bunlar bütçeye neysa nasıl dahil oluyordu? Gayriresmi şekilde dahil olmuş dediniz ya.
Murat Abbas: Onu da şöyle açıklayayım Savcım: Bu ihalenin yapılış şekli aslında, az önce de belirttim yani ben anladığım işler değil bunlar, hem Kültür A.Ş. hukuk ve ihale birimleri hem de İştirakler Hukuk Birimleri ile bu ihalelerin şu şekilde yapılması gerektiği söylendi: O da yanlış hatırlamıyorsam, şimdi dediğim gibi çok hakim değilim ama, mal satın alımıyla, mal satın alımıyla ilgili yapıldı. Hatta Sayıştay'ın eleştirilerinden bir tanesi de buydu. Doğal olarak bu maliyetler o malların birim fiyatlarındaki yükseltmelerle yedirilmiş oldu. Ama dediğim gibi bunu ben yani sadece 22 milyon lira işçilik ve 7 milyon lira havalandırma ve çatı, bunlar da olmadan bu müzelerin yapılmayacağını bildiğim için bunlara okey verdim. Ama diğerlerini sonradan öğrendim.
Savcı: Yine bu ifadelerinizde Murat Ongun'un ofisinde bir miktar para teslim edilen 38 milyon TL'lik maç işi konusunda Murat Ongun bunu alt yüklenicilere hallettiniz şeklinde, her raporda bir sorun var şeklinde söyledi bunu demiştiniz. Bu 38 milyon TL açık neyle ilgili?
Murat Abbas: Şöyle açıklayayım isterseniz onu da: Günün sonunda Sayıştay denetmeni Atilla Bey burada bu fiyatların yüksek olduğunu, işte miktarların fazla olduğunu vesaire vesaire söylediğinde ben de bir çalışma yaptırdım şeye, Erdinç Çolak'a. Dedim ki "Bu aradaki fark ne kadar? Yani bu bütçeye yedirilen fark ne kadar?" Kendisi de kalem kalem kalem bir fark çıkardı. Yani olması gerekenle olan. 38 milyon liralık bir fark çıktı. Ben de aylar boyu defalarca hem bizim grup başkanımız hem işte Ertan Yıldız hem Murat Ongun Bey bunlarla defalarca bu görüşmeleri yaptık. Şöyle bir şey istedim: Yani 38 milyon lirayı, bu aradaki farkı...
Savcı: Dijital Deneyim Müzesi ile ilgiliydi değil mi bahsettiğiniz konu?
Murat Abbas: Doğru Sayın Savcım. Ondan bahsediyorum Sayın Savcım. Bu parayı alt yükleniciler iade etsinler Kültür A.Ş.'ye ve bu zarar da bu şekilde ortadan kalksın. Bu yönlü görüşmeler yaptım. 38 milyon lira da bu. Bunlarla ilgili tabii ki şeye gitti...
Savcı: Bu teklif sizden mi gitti yoksa Murat Bey'den mi geldi, alt yükleniciler iade yapsın şeklinde?
Murat Abbas: Şöyle, ben dediğim gibi bu işlerin nasıl yapıldığını bilmem. Sadece 38 milyon liralık bir fark var. Bunu nasıl çözebiliriz diye. Yani çeşitli...
Savcı: Hayır, bunun cevabını bahsettiğiniz alt yükleniciler iade yapsın şeklinde bir çözüm ortaya çıkıyor ya, bu çözümü ortaya kim koydu?
Murat Abbas: Onu şu anda çok net hatırlamıyorum ama Murat Bey'in söylediği "Biz bunu alt yüklenicilerle hallederiz"di. Böyle bir şey böyle bir teklif muhtemelen kendisinden gelmiş olsa gerek.
Savcı: Peki daha sonra halloldu mu?
Murat Abbas: Hallolmadı
Savcı: Bu Sayıştay raporu ile ilgili bir süreç var. Orada da Murat Ongun'la tekrar görüşmüşsünüz galiba Muhittin Palazoğlu söylenmiş.
Murat Abbas: Doğru.
Savcı: Murat Beyle Muhittin Palazoğlu arasında nasıl bir ilişki vardı?
Murat Abbas: Onu bilemiyorum Sayın Savcım. Ama o süreci de kısaca anlatmak isterim. Yani bu şeyde yine savcılıkta verdiğim ifadede. İlk önce şöyle oldu, oraya nasıl geldik? Tuce firmasının ortağı Cem Çelik "Ben bu işi hallederim." yani işte Sayıştay raporu ile ilgili bahsediyor. "Top bende." dedi. Bir şeyler yaptı, etti vesaire ama olmadı. O daha da ters tepti. Hatta Sayıştay denetmeni sonra bilirkişileri çağırdı. Yanlış hatırlamıyorsam kasım ayında geldiler onlar. Bilirkişiler raporlarını yazdı. Sonrasında ben işte Murat Bey'i ziyaret ettim, Murat Ongun'u. Dedim ki şey "Muhittin Palazoğlu diye bir tanıdığımız var. Kendisi sana yardımcı olur." Bu yüzden aralarındaki ilişkiyi bilmiyorum. Sonra da Murat şey pardon Muhittin Palazoğlu benim ofisime geldi Kültür A.Ş.'ye Zeytinburnu Topkapı'ya. Ben mevzunun ne olduğunu anlattım. O da "Tamam, ben hallederim." dedi. 1 hafta sonra tekrardan aradığımda "O konu çözüldü, halloldu." dedi ama hallolan bir şey olmadı.
Savcı: Yine bu ifadenizde bahsettiğiniz bir husus var. Görevde 5 ay içerisinde yine Murat Ongun tarafından tarafıma bazı reklam şirketi mecralarıyla ilgili işlerin belli firmalara verilmemesiyle alakalı söylentiler ve talimat olduğu şeklinde. Bu nasıl bir süreç, nasıl bir talimattı?
Murat Abbas: Şöyle Sayın Savcım, ilk başladığım aylarda zaten Murat Bey ile bu reklam mevzuları üzerine konuşmaya başladık. Sonra kendisinden bazı yönlendirmeler oldu bazı işlerle ilgili. İşte ifademde belirttiğim gibi o Ali Tarakçı'nın bir işi vardı. Murat Kapki'nin sahip olduğu firmanın Kadıköy'deki alanı ile ilgili bir şey vardı. Orada yalnız ben Murat Kapki'nin şeyini okudum, ifadesini okudum. Şöyle bir şey vardı orada, buradaki ifadesinde. Tam tersine "Benim elimdeki alanlar alındı." diyor. Ama benim net olarak hatırladığım şey şu. Evet, Murat Bey Murat Kapki ile ilgili beni aradı kendisinde yardımcı olalım tarzında. Hatta Murat Bey de şeye geldi, ofise geldi. Bu konuyu görüştük. Ben de her zaman olduğu gibi aslında kendisine bu işlerin olması gerektiği gibi, o zamanlar müşavirimiz kimdi hatırlamıyorum, o "Bu bu şekilde yapamayız." deyince kendisine bildirdim. Daha da ayrıntılı bir şey söyleyemeyeceğim.
Savcı: Yine bu iletişim koordinasyon meselesiyle ilgili olarak Kültür A.Ş. uhdesinde olmasına rağmen Murat Ongun'un orayı yönettiğini belirtmişsiniz, doğru mu? Murat Ongun iletişim koordinatörünün.
Murat Abbas: Neresi Sayın Savcım?
Savcı: İletişim koordinatörlüğü meselesi var ya.
Murat Abbas: Evet, plan ve organizasyon departmanı.
Savcı: Doğru, evet.
Murat Abbas: Doğru, tabii ki.
Savcı: Murat Ongun'un yürüttüğü resmi bir süreç yoksa aynen sizde yetkiniz olup da Murat Ongun'un girdiği alan mı?
Murat Abbas: Şöyle, kağıt üzerinde organizasyon şemasında ve bordrolarda tabii ki Kültür A.Ş.'ye bağlı. Yani organizasyon şemasına baktığınızda Kültür A.Ş.'ye bağlı. Başında da şey var, Barış Kılıç var. Ama Barış Kılıç tamamen İletişim Koordinatörlüğünde çalışan, orada yöneticilik yapan birisi. Yani 4,5 sene boyunca onların ifadelerini de okudum "Sanki Kültür A.Ş.'de resmi yani resmi değil de organik ve .... olarak Kültür A.Ş.'de çalışıyormuş." gibi. Böyle bir şey kesinlikle yok. Şöyle örneklerle açmak isterim bu konuyu. Bizim 4,5 sene boyunca her hafta bir müdürler ve şefler toplantısı olur, bir de içerik toplantısı olur. Ve buraya hastalık veya seyahat dışında, izin dışındaki istisnasız herkes, bunların dışındaki herkes, müdürler ve yöneticiler katılırlar. Bu 4,5 sene boyunca Barış Kılıç hiçbir toplantımızda bulunmamıştır. Ne müdürler toplantısında.
Savcı: Normalde Kültür A.Ş.'de müdür mü Barış Bey.
Murat Abbas: Tabi organizasyon şemasında öyle gözüküyor. Evet efendim.
Savcı: Ama Kültür A.Ş.'de değil de İletişim Çadırı'nda mı mesai harcardı?
Murat Abbas: Tabi ki. Yine altını çizmek istiyorum bu konunun. Benim bu 4,5 senelik görevim boyunca hem müdürler, hem şefler, hem daha üst yöneticilerle ilgili sayısız, defalarca görüşmelerim olmuştur, yazışmalarım olmuştur vesaire. Başlangıçta hiçbir şekilde böyle bir muhatap yoktur.
Savcı: Yine bu İletişim koordinatörlüğüne ilişkin reklam mevkii, bayram, organizasyon vesaire gibi işlerde bütçeler vesaire tamamı Murat Ongun'un beğendiği şekliyle belirleniyormuş. Doğru mudur?
Murat Abbas: Doğrudur.
Savcı: Yapılan ihaleler, ihale kontrol birimlerinin tarafından kontrol edildiği şeklinde beyanlarınız var Sayın Abbas. Murat Ongun'un normalde görevi nedir hani belediye içerisinde?
Murat Abbas: Yani belediye içerisindeki resmi hani resmi olarak onu çok bilemiyorum. Ama hani fonksiyonel olarak ne yaptığını söyleyebilirim, söyledim zaten.
Savcı: Yani Kültür A.Ş. üzerinde Murat Bey'in bir yetkisi var mıydı?
Murat Abbas: Resmi yetkisi yok.
Savcı: Bütün süreçlere dahil olmuş.
Murat Abbas: Hayır, resmi yetkisi tabii ki yok.
Savcı: Peki siz bunu niye kabul ettiniz o süreçte? Siz Kültür A.Ş. genel müdürüsünüz değil mi?
Murat Abbas: Şöyle, onu da açıklayayım. Aslında ifademde de kısmen belirttim. O ilk 3 ayın sonunda en son istifa e-postamı attığımda Kalamış'taki bir şeyde otelde Murat Ongun, Ertan Yıldız ve Yiğit Oğuz Duman'ın katıldığı bir toplantı gerçekleştirdik. O toplantıda şöyle bir şey konuştuk; ben reklam alanlarıyla ilgili gelmişim Kültür A.Ş.'nin başına ve yani ilk 3 ayda birdenbire işte her taraftan reklamcılardan telefon yağmaya başladı. "Ben bunun için gelmedim" dedim ve anlaşmazlıklar çıktı. Bundan sonraki yeni reklam ihalelerini Medya A.Ş.'ye kaydırmak istediklerini, bundan sonra da benim her yerde yaptığım yönetim tarzı şöyledir; delegasyon. Ben de daha önce belirttiğim Doğan Blokları altındaki işte reklam alanları, saha kontrolü, ihalesi tamamı o departmana verdik. Bunu yapmadan önce de ilgili bütün üst yöneticilerle görüştüm. Kültür A.Ş. hukuk birimiyle görüştüm. İBB iştiraklerin hukuk birimiyle görüştüm. Buralarda bir muvazaalı işlemler var mı? Benim başımı yakacak şeyler var mı vesaire diye. Bunların hepsinde "Bunlar bu usulüne göre yapılıyor, mevzuata göre yapılıyor. İhaleler kanuna uygun bir şekilde yapılıyor" şeklinde bir şeyi aldım, güvenceyi aldım. Aynı şekilde yine bahsettiğim gibi ifadede savcılığın da pardon Sayıştay'ın da raporlarında bu konularla ilgili hiçbir şey olmayınca hani tamamen bu şekilde güvendim ve bir görev delegasyonu yaptım açıkçası. Mesela örnek vereyim; ben Zorlu'dayken de genel müdürken bana direkt bağlı departmanlar vardı. İşte içerik departmanı, pazarlama departmanı, kurumsal iletişim departmanı. Ama prodüksiyon ve teknik departmanı da aslında benim sorumluluğumdaydı ama ona bakan bir genel müdür yardımcısı vardı. Ben sadece ana başlıkları konuşurdum, görevini o yapardı.
Savcı: Peki Ceyda Kıryak, Gökhan Köseoğlu bu isimleri tanıyor musunuz?
Murat Abbas: Tanıyorum.
Savcı: Bunların amacı, görevi nedir?
Murat Abbas: Ceyda Hanım'ın görevini çok net bilmiyorum ama şeylerde biliyorum yani iletişim koordinatörlüğünde çalıştığını biliyorum ve kültürel etkinliklerde yetkili bir insan olarak çalıştığını biliyorum. Gökhan Köseoğlu da Kültür A.Ş. kadrosu, Kültür A.Ş.'de olan hakediş şefi. Hakedişleri de iletişim koordinatörlüğünde etkinlikler gerçekleştikçe onların kontrolünü yapan ve zamanının yarısından belki çoğunu daha çok sütüde geçiren bir çalışan, arkadaş yani.
Savcı: Kağan Sürmegöz'ü tanır mısınız?
Murat Abbas: Tanıyorum.
Savcı: Kimdir?
Murat Abbas: İBB Emlak Daire Başkanı.
Savcı: Onunla var mıydı işiniz Kültür A.Ş. olarak?
Murat Abbas: Kültür A.Ş. olarak tabii ki işimiz var. Mekânlar var, mesela Harbiye Açıkhava Tiyatrosu var. Oraya ödediğimiz ecrimisiller var. Ve tüm müzelerin ev sahibi, kiracı ilişkisini birlikte yürütüyorduk. Müzelerdeki yapılması gereken şeyler, onarımlar, bakımlar vesaire, bunları da kendisiyle çalışıyorduk.
Savcı: Peki bu Kültür A.Ş.'nin aldığı ihalelerle İBB'den alt ihale süreçleriyle ilgili bilginiz var mı? İşlerin dağıtılması süreci ve vesaire?
Murat Abbas: Yok Sayın Savcım.
Savcı: Zaten bunlarla kim ilgilendi o süreçte?
Murat Abbas: Hep bahsettiğim Doğan Hamit Doğruer, Kültür A.Ş.'deki genel müdür yardımcısı.
Savcı: Peki süreçlerle ilgili size bilgi verdi mi? "Bu ihaleyi aldık, işte böleceğiz, parçalayacağız. Bu firmalar dâhil olacak vesaire." Bilgi verdi mi size o süreçte?
Murat Abbas: Yaptığımız toplantılarda, her haftaki toplantılarda kalabalık bir toplantı heyetinde zaten bunları anlatıyordu kendisi.
Savcı: Tamam, teşekkürler.
Murat Abbas: Ben teşekkür ederim.
MURAT ONGUN, MURAT ABBAS’A SORUYOR – 30.09.2026
Murat Ongun: Kültür A.Ş. avukatı Selman Narman var biliyorsunuz.
Murat Abbas: Evet.
Murat Ongun: Selman Narman'ın ifadesi var. Sizin ilk şüpheli ifadenizden sadece 2 gün önce, 25 Nisan 2025'te. Aynen şöyle diyor savcılıkta verdiği ifadede, kendisi de bu dosyada tanık: "2022 yılı başında Murat Abbas'ın Genel Müdür olmasıyla tarafıma mobbing başlamıştır. Bu yoğun mobbing gerekçesini de iddianameye konu usulsüzlükleri size dile getirmesine bağlıyor. Yani bütün usulsüzlükleri size anlatmış, siz de kendisine mobbing yapmışsınız. Daha sonra da kovmuşsunuz herhalde. Selman Narman doğru mu söylüyor, onu usulsüzlükleri anlattığı için mi işten çıkardınız, yoksa başka bir gerekçesi mi vardı?
Murat Abbas: Yok, kesinlikle doğru bir ifade değil o. Ben kendisine de mobbing vesaire yapmadım. Tabii üzerinden zaman geçti ama daha çok yine Doğan Hamit Doğruer ve bir süreçten sonra da Onur Aldı'nın yönlendirmesiyle diyeyim; mesela araba istiyordu Şef Selman Bey illa kendisine ama araba verilebilecek bir pozisyonu yoktu yani resmi olarak. Bu yüzden de çok şiddetli bir e-mail attı üst yönetime, hakarete varan galiba öyle hatırlıyorum e-mailler attı. Sonra biz de bu konuyu üst yönetime götürdük. Zaten şöyle de bir şey var, aslında siz çok daha iyi biliyorsunuz... Bu arada kusura bakmayın ben heyete doğru…
Murat Ongun: Ben tanımıyorum Selman beyi, hiç görmedim.
Murat Abbas: Hayır hayır, başka bir şey söyleyeceğim. Şunu söyleyeceğim: Kültür A.Ş.'de herhangi bir kişinin işten çıkartılması Kültür A.Ş. Genel Müdürünün tek başına karar verebileceği bir şey değil. Böyle bir konu olduğunda bu konu Ertan Yıldız'a gider, sizle ilgili birisiyse size gider, Yiğit Öğuz Duman’a gider, ilgili hukuk birimlerine gider, hatta zaman zaman İBB İnsan Kaynaklarına bile gider. Oralardan olur alındıktan sonra bu kişilerle şey yapılır, ilişiği kesilir ve çok kolay bir şey değildir yani tek başına bir Kültür A.Ş. Genel Müdürünün resen işten çıkarması. Verebileceğim cevap bu, ama ifadeleri doğru değildir.
Murat Ongun: Yani siz Selman Narman'ın ifadesi doğru değil diyorsunuz ve kendisine hak etmediği bir şey istediği için ve size hakaretamiz mail attığı için çıkışının verildiğini söylüyorsunuz.
Murat Abbas: Bana değil, yani...
Murat Ongun: Üst yönetim dediniz ya hani...
Murat Abbas: Şeflere ve bizim genel müdür yardımcılarına... Bana bir hakareti yok.
Murat Ongun: Bu yüzden de çıktı. Şimdi ifadenizde şu anda şey dediniz: "Ben öyle tek başıma adam çıkaramam. Bu işte insan kaynaklarına, Ertan Yıldız'a, şuna buna gider. Arada da Kültür A.Ş.'de sizinle ilgiliyse de size gider" dediniz. Bana Kültür A.Ş.'de benimle ilgili isimleri lütfen sayar mısınız?
Murat Abbas: Yani olursa dedim ben.
Murat Ongun: E kimdir işte, kim o? "Olursa" derken birileri var ki benle ilgisi olacak Kültür A.Ş.'de. Mesela kimdir o isimler, 2-3 isim mesela sayar mısınız?
Murat Abbas: Plan ve Organizasyon Departmanından birileriyle böyle bir şey yaşasak tabii ki size gelecektik.
Murat Ongun: Ben tek başıma diyorum danışmanım diye. Yani geleceğim. O sizin çalışanınız. Sizin müdürünüz.
Murat Abbas: Yani evet.
Murat Ongun: Müdürünüz. Bilmiyorum müdürüm aynı zamanda. Şimdi devam edelim, devam edelim. Ertan Yıldız'ı tanıyorsunuz Murat Bey?
Murat Abbas: Tabii ki.
Murat Ongun: Şimdi Ertan Bey burada bir beyan verdi. Burada bir Medya A.Ş., Kültür A.Ş. dedi. Bana dedi kapalı devredir. Ben dedi bunların genel müdürü dedi, yanıma gelmişlerse sohbete normal sohbete çay çorba içmeye, çay içmişizdir dedi. Başka da bunlarla hiçbir işim olmaz dedi. Daha sonra sizin uzun süre grup başkanlığınızı yapan Ziya Gökmen Togay ise Ertan Yıldız'ın ifadesinin tamamen yalan olduğunu söyledi. Ve genel müdürlerin hem kendisiyle ama daha da yüksekte Ertan Yıldız'la yakın bir çalışma ilişkileri olduğunu söyledi. Ertan Bey'in ifadesi mi doğrudur, Ziya Gökmen'in mi?
Murat Abbas: Ziya Gökmen Bey'in söylediği daha doğru.
Murat Ongun: Peki. Yani siz ihale için aldığınız kararları, ne bileyim işe belli bir statünün yukarısında insan alacağınız zaman veya yeni gelen yılın bütçesini hazırladığınızda bunları Ertan Yıldız'ı ve onun yönetimindeki iştirakler koordinasyonuna sunuyorsunuz diye biliyorum. Doğru mu?
Murat Abbas: Doğrudur.
Murat Ongun: Peki. Biraz evvel Doğan Hamit Doğruer 'in size işte bu 9 Mart toplantısı anlattınız birazdan geleceğiz oraya. Doğan Hamit Doğruer’in bu toplantının ardından size usulsüz ihaleleri söylediğini belirttiniz. Hamit Bey reklam ihaleleri ile ilgili bir insan benim bildiğim kadarıyla Kültür A.Ş.'de. Etkinlik şeyinin müdürü müydü onun? Hamit Bey acaba size hangi reklam ihalelerinin usulsüz olduğunu söyledi?
Murat Abbas: Teker teker bir şey söylemedi. İfademde ne söylediysem o.
Murat Ongun: Peki siz 4-4,5 yıl yönettiğiniz Kültür A.Ş.'de hangi reklam ihalelerinin yapıldığını biliyor musunuz?
Murat Abbas: Az önce de belirttiğim gibi haftalık toplantılarda bütün müdürlerin, genel müdür yardımcılarının olduğu gibi insanlar gelirler, sunumlarını yaparlar, başlıkları anlatırlar. Bildiğim noktalar bunlar.
Murat Ongun: Peki sizden önceki dönemde mi yapılmış bu usulsüzlükler, sizin döneminizde mi yapılmış?
Murat Abbas: Vallahi onu bilmiyorum.
Murat Ongun: Siz spesifik hiçbir ihale şeyi veremiyorsunuz. Peki. Peki sizin görev aldığınız bu 4-4,5 yıllık görev zarfında, biraz evvel burada işte onu ben yapmıyorum, şunu ben yapmıyorum dediniz. Ama bazı şeyleri de duymuşsunuz. Mesela ben bu süreçte ihalesi yapılıp ama gerçekte yapılmayan, buna rağmen naylon fatura yoluyla ödemeleri yapılan bir işe tanık oldunuz mu, duydunuz mu, sahte bir şey?
Murat Abbas: Olmadım.
Murat Ongun: İddianameye göre şöyle yazıyor, siz de okumuşsunuzdur. Ben sizi reklam ve etkinlik ihalelerine karışmama taahhüdüyle işe almışım. Herhalde bunu da teyit edersiniz.
Murat Abbas: Doğrudur.
Murat Ongun: İddianamede size ve bana yüklenen bu itham doğru mudur?
Murat Abbas: Benim ifademde, savcılık ifademde böyle bir bilgi yok.
Murat Ongun: Yok, siz... Sizin ifadenizde yok Murat Bey. Bunu iddianamenin 83. sayfasında yazanlarda diyor ki: "Murat Abbas, Murat Ongun'a reklam ve etkinlik ihalelerine karışmama taahhüdü verdiği için Kültür A.Ş. Genel Müdürü olmuştur." diyor. Yani sizi ben işe almışım bu taahhütle, bu doğru mudur?
Murat Abbas: Tamam, ben de şunu ifade ediyorum Murat Bey. Vermiş olduğum ifade, 3-3,5 sayfalık bir ifade burada. Bu ifadenin dışında herhangi bir şey söylemedim. İddianamede hangi amaçla yazıldığını bilemem. Onu bilmem ama benim ifademde böyle bir şey yok.
Murat Ongun: Size ben mi iş teklifi sundum?
Murat Abbas: Hayır.
Murat Ongun: Sizinle İBB çatısı altına girmeden önce etkinlik veya reklam ihalelerine dair bir görüşmem oldu mu?
Murat Abbas: Hayır.
Murat Ongun: Teşekkür ederim. İfadenizde biraz evvel Savcı Bey de sordu, görevinizin ilk 5 ayında bazı reklam işlerinin bazı firmalara verilmesi yönünde size talimatım olduğunu beyan ettiniz, şimdi de beyan ettiniz. Bir Murat Kapki örneği verdiniz, o burada belgeyle yanıt verdi ama siz diyorsunuz ki ben öyle hatırlıyorum. Onu geçiyorum Murat Kapki ve onu, o çünkü belgesini sundu ama ifadenizde biraz evvel de adını zikrettiğiniz bir çiçek küfeleri ihalesi ve Ali Tarakçı ismi var. Şimdi Ali Tarakçı da 2-3 gün önce tutuklanan bir gazeteci. Yani reklamcı değil. Acaba net hatırlıyor musunuz Ali Tarakçı olduğunu?
Murat Abbas: Fiziki görüntü olarak mı?
Murat Ongun: Hayır yani, acaba başka bir... Çünkü adam gazeteci hatta tutuklandı diyorum 3 gün önce. Ben onu Beylikdüzü'nden beri tanıyorum da hep gazeteci. Hani çiçek büfecisi ya da reklamcı değil, acaba bir karışıklık mı oldu? Yanlış hatırlıyor olabilir misiniz?
Murat Abbas: Hayır, yanlışlık olduğunu sanmıyorum.
Murat Ongun: Eminsiniz? Ali Tarakçı'yla beraber yanında bir kişi gelmiş herhalde. Onu hatırlıyor musunuz kim olduğunu?
Murat Abbas: Hatırlamıyorum.
Murat Ongun: Peki. Yani bu çiçek büfesi ihalesinde ben size Ali Tarakçı'yla yanındaki birini yönlendiriyorum ama siz ben tabii ki usulsüz bir şey yönlendirdiğim için siz bunu reddediyorsunuz. Doğal olarak da bu ihale sizin kontrolünüzde gerçekleşiyor. Çünkü ben elemine edilmişim, benimle ilgili de başka bir şey söylemiyorsunuz. Bu iddianamede bu ihalenin numarası eylem 76. Eylem 76, iddianamede reklam veya etkinlik ihaleleri arasında bir katılımcının olduğu tek ihale Murat Bey. Siz beni ekarte edip tek adam davet ederek o ihaleyi o şirkete mi adreslediniz?
Murat Abbas: Öyle bir bilgim yok.
Murat Ongun: Neden bilginiz yok? Siz yürütmüşsünüz süreci, benim talimatımı yerine getirmemişsiniz, Ali Tarakçı'yı falan geçmişsiniz. Doğal olarak sizin uhdenizde yürümüş. Ben de diyorum ki bu iddianamedeki 3G ile yapılan ihalede, davet usulü yapılan ihalelerde 3-5 tane firma var en az. Dörtlü ihaleler var, beşli ihaleler var. Eylem 76, bahsettiğiniz çiçek büfesi ihalesi bir firma katılmış. Beni de elemine edip talimatıma uymadığınıza göre bu ihaleyi siz bu şirkete mi adreslediniz Murat Bey?
Murat Abbas: Ben hiç kimseye bir şey adreslemedim Kültür A.Ş.'de çalıştığım süre boyunca. Bunu da en yakından aslında siz biliyorsunuz.
Murat Ongun: Hayır ben yokum da burada o zaman kimle yürüttünüz süreci diyecek yani? Sizin uhdenizde yürümüş de o yüzden soruyorum yani.
Murat Abbas: 3 sene boyunca bütün işlemlerden...
Murat Ongun: Ben eylem 76'yı soruyorum beyefendi? Onu sordum. Tek katılımcı o, sizin yürttüğünüz eylem, bir katılımcı var sadece. O da almış yani. Benim dediğiniz gibi örgüt içinde aslında bana bağlı örgüt yöneticisi olduğunuz yazılıyor. Bunu kabul eder misiniz?
Murat Abbas: Etmiyorum. Ben hayatımda hiçbir örgüte üye olmadım.
Murat Ongun: Peki. Sizin ilk itirafçı olduğunuz için sizin 17 Nisan tarihli etkin pişmanlık beyanınızda sistem ifadesi hiç geçmiyor. Siz 4,5 yıllık görev sürenizde bir yolsuzluk mekanizması olarak adlandırılan sistem diye bir ifade duydunuz mu?
Murat Abbas: Bu soruya cevap vermek istemiyorum, benimle ilgili değil.
Murat Ongun: Murat Bey, tüm ifadenizde kendinizi bunca imzayı atan, bunca işin göbeğinde bir genel müdür olarak konumlandırmıyorsunuz. Aslında hiçbir sorumluluk da almıyorsunuz. Yani sadece oraya böyle bir sadece imza atması için konulan biri gibi kendinizi tasvir ediyorsunuz. Zaten diyorsunuz ki: "Ben kültür sanat adamıyım. Bu ihalelerden falan, mevzuattan falan anlamam" diyorsunuz. Şimdi bu durumda, ben de anlamam bu arada, ben de özel sektörden geldim ama ben Ekrem İmamoğlu'nun basın danışmanıyım. Medya A.Ş.'nin de Yönetim Kurulu Başkanıyım. Siz de Ekrem İmamoğlu'nun kültür sanat danışmanı olarak atanabilir, aynı zamanda da Kültür A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı olabilirdiniz. Ama bunlar yerine siz, bütün bu ihaleler ve olaylarla ilgili sorumlulukların da dahil olduğu Kültür A.Ş. Genel Müdürü olmuşsunuz. Siz madem bir kültür sanat insanısınız, neden kendiniz de mesela benim olduğum pozisyondaki gibi bir pozisyonda değil de genel müdürlüğü tercih ettiniz?
Murat Abbas: Onu ben bilemem.
Murat Ongun: Kim bilir?
Murat Abbas: Bilemem. Yani İBB yönetimidir. Ben genel müdürlük pozisyonu için konuştum.
Murat Ongun: Yani siz iş görüşmenizde İnsan Kaynaklarına "Ben kamu mevzuatı anlamam, ihale bilmem ama ben kültür sanat bilirim. Ekrem İmamoğlu'nun kültür sanat danışmanı olayım. Şurada Yönetim Kurulu Başkanı olayım" neden demediniz de bunca yükümlülüğü, sorumluluğu üzerinize aldınız? Maaşı daha fazla diye mi acaba?
Murat Abbas: Öyle bir yapı olduğunu bilmiyorum ben. Sizin yani danışmanlıklar olduğunu vesaire... Ben danışmanlığa talibim vesaire... Ben hayatım boyunca genel müdürlük yaptım. Yani son 15 seneyi varsayarsak. O pozisyon için başvurdum.
Murat Ongun: Ama burası kamu, siz de söylediniz ya. O yüzden söylüyorum o farkı. Şimdi Murat Bey, kültür sanat insanı olarak biraz evvel İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile çalışmaya başladığınızdan itibaren yaptığınız kültür sanat faaliyetlerini burada anlattınız. "Milyonlarca insan buralara geldi." dediniz. Şimdi ben bu sizin anlattıklarınızı okuyorum. Yerebatan Sarnıcı, Müze Gazhane, İstanbul Kitapçısı, Harbiye Konserleri. Murat Bey, Yerebatan Sarnıcı'nı Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı restore ettikten sonra milyonlarca insan ziyaret etti. Kültür A.Ş. müzede bilet kesiyor. Müze Gazhane'yi Kültür Varlıkları Daire Başkanlığı ihya ettikten sonra oraya etkinlikler konuldu. Siz de oradaki konserlerin ihalesini mi yapıyorsunuz, bilmiyorum ne yapıyorsunuz, konserleri yapıyorsunuz. İstanbul Kitapçısı ve Yayınlar dediniz. Yayınlardan ötürü Cengiz Özkarabekir'i yapıyor. Burada yargılanıyor, siz yapmıyorsunuz o yayınları. İstanbul Kitapçısı'nın yerini çok açtığımız için Eylem 105 mi, 109 mu nedir burada yargılanıyoruz hep beraber. İstanbul Kitapçısı'nı siz yapmadınız, Harbiye Konserleri'ni siz yapmadınız. Sizin bir kültür sanat insanı olarak hayatı sadece 25 yıldır bu aşamada olan bir insan olarak İstanbul'un Büyükşehir Belediyesi'ne ve Kültür A.Ş.'ye kattığınız kalıcı, ilk, en önemli kültür sanat faaliyetleri nelerdir? Saydıklarınızın sizle çok bir alakası yoktu, o yüzden soruyorum.
Murat Abbas: Bu iddianame ile ilgili bir şey değil.
Murat Ongun: Etkin pişman ifadenizde reklam mecralarının ihale şartnamelerine aykırı olarak çoğaltıldığını, bu durumu Reklam Müdürlüğü'ne şikayet ettiğinizi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ek ödeme istemesi gerekirken bunu istemediğini, bu usulsüzlükleri sorduğunuzda da genel geçer yanıtlar aldığınızı beyan etmişsiniz. Bu beyanınız size ait, değil mi?
Murat Abbas: Tabii ki.
Murat Ongun: Acaba siz bu şikayetinizi Reklam Müdürlüğü'nde kime şikayet ettiniz? Ayrıca yazılı olarak Kültür A.Ş.'den Reklam Müdürlüğü'ne veya Emlak Daire Başkanlığı'na bu tespit ettiğiniz usulsüzlükleri anlattınız mı?
Murat Abbas: Yazılı olarak böyle bir şey hatırlamıyorum. Bilmiyorum yani şu anda.
Murat Ongun: Ama sözlü olarak yaptınız.
Murat Abbas: Şahsen de yapmış olmayabilirim. Yani biz...
Murat Ongun: Beyanınızı okudum ben.
Murat Abbas: Tamam, yani orada "biz" derken şirketten de bahsediyorum. İfadem bu kadar.
Murat Ongun: Ama Murat Bey, siz ifadenizde 9 Mart'taki toplantıda öğrendiğinizi söylediniz tüm bu usulsüzlükleri.
Murat Abbas: Murat Bey...
Murat Ongun: Nasıl açıklayacaksınız bu çelişkiyi şimdi?
Murat Abbas: Neyi?
Murat Ongun: Siz tüm bu bahsettiğiniz usulsüzlükleri 9 Mart tarihinde avukatlar toplantısından sonra Hamit Doğan anlattı da öğrendim dediniz. Ama beyanınızda demişsiniz ki şartnamelere aykırı çoğaltılıyor, Reklam Müdürlüğü'ne şikayet ettik, bana genel geçer yanıtlar verdiler demişsiniz.
Murat Abbas: Evet.
Murat Ongun: Yani demek ki daha öncesinde biliyorsunuz. 9 Mart'ta değil ki bu. 9 Mart'tan önce bazı şeyleri biliyordunuz. Ben de size dedim ki: Kimle konuştunuz, kime şikayet ettiniz? Bir kamu personeli olarak yazılı olarak bunu yolladınız mı?
Murat Abbas: Kamu personeli değilim bir kere, onun da altını çizeyim. Ama bu önemlidir, değildir onu bilmiyorum. Ben bu tip işleri üç tane yöneticimle hep hallettim. Bunların da ihale, reklam vesaire alanlarıyla ilgili Doğan Bey ilgilendi. Ben hiçbir zaman için şeyle... nedir? Kaan Bey'le reklam konularıyla ilgili vesaire hiçbir konuşmam olmamıştır. Kim üzerinden yaptığımı da söyledim.
Murat Ongun: Sayın Başkanım, sanığın etkin pişmanlık ifadesinde bu saydığım şeyleri kendisinin bizzat dile getirdiğini, birinci tekil şahıs olarak anlattığını görebilirsiniz. Takdirini mahkememize bırakıyorum. Eylem 97: Dijital Deneyim Müzesi. Hani şimdi herhalde Erdinç'le görüşmeye başlamışsınız, deminki mesajlardan onu anlıyorum. Erdinç'le seni dinlemedik savcı üstat, diğer kalan herkesi dinledik ve bu dinlediklerimden anlaşılan o ki kıyamet; yani Cem Çelik'in TUCE firmasının kopardığı kıyamet, bu %40 hasılat paylaşım payını sizin ona %31'e indirdiğini tebliğ etmenizle kopuyor. Bu %40 kararını kimle aldınız acaba?
Murat Abbas: Ben bir karar almadım.
Murat Ongun: Efendim? Şöyle söyleyeyim toparlayayım; yanlış anlamış olabilirsiniz. Yani %40 kararı veya sonra %31'e indirilme kararı, hani tabii ki tek başınıza alacağınız bir karar olmayabilir, onun yüzünden soruyorum. Yani bu 40'a, 31'e Kültür A.Ş. Genel Müdürü olarak siz ve kimler karar vermiştir?
Murat Abbas: Kültür A.Ş. lehine yapılan bir şey o. Ertan Yıldız'ın yönlendirmesiyle, isteğiyle oldu o.
Murat Ongun: Kimde karar mekanizması?
Murat Abbas: Bu tip şeylerde karar mekanizmasında Ertan Yıldız vardır, para pul meselelerinde, bütçe meselelerinde. Bu da Kültür A.Ş. ile yapılan bir onaydır diyeyim.
Murat Ongun: Biraz evvel burada dediniz ki, ya bu Dijital Deneyim Müzesi zaten başlamıştı, belirli bir aşamaya gelmişti. Ben ondan sonra dahil oldum dediniz, değil mi?
Murat Abbas: Doğru.
Murat Ongun: Yani fiziki imalat, teknolojik imalat mı başlamıştı? Ben onu tam anlayamadım.
Murat Abbas: Hayır hayır, ben ifademde, buradaki ifademde de detaylıca okudum. Daha fazla bununla ilgili bilgi vermeyeceğim. Çok açık bir şekilde anlattım.
Murat Ongun: Bu cümle, bu cümle savcılık beyanınızda yok. Biraz evvel kürsüde savcı beyin sorusu üzerine dediniz ki: Dijital Deneyim Müzesi belirli bir aşamaya gelmişti zaten ben girdiğimde. Bize bu aşamayı tarif eder misiniz? İnşaatı mı başlamıştı, cihazlar mı alınmıştı, ne olmuş ne bitmiş?
Murat Abbas: Bakın ben size tekrardan bununla ilgili...
Murat Ongun: Ben sözlü olarak söylüyorum biraz evvelki...
Murat Abbas: ...ifadeyi okuyayım istiyorsanız bir daha. Başlangıç aşamasında okudum, bunu tekrar etmek istemiyorum açıkçası. Başka da bir şey söylemeyeceğim bununla ilgili. Çok detaylı bir anlatım yani hem Cem Çelik'in bilgisini, ifadesini...
Murat Ongun: Anlatmanızı istemiyorum. Diyorum ki ben işe girdiğimde Dijital Deneyim Müzesi zaten belli bir aşamaya gelmişti diyorsunuz. Demek ki iş başlamış, bir aşamaya gelmiş. Ben de diyorum ki...
Murat Abbas: Ben de cevap vermek istemediğimi ısrarla söylüyorum, söylüyorum.
Murat Ongun: Tamam. Cevap vermek istemiyorum demediğiniz için sordum, yani yanlış anlama olmasın. Tamam Murat Bey. Şimdi. Cem Çelik dedi ki burada, ya dedi ben dedi oranın inşaatına dedi Kasım'da başladım dedi, Murat Abbas Şubat'ta ihale yaptı dedi. Cem Çelik'in ifadesi, biraz evvel okudunuz ya.
Murat Abbas: Evet, okudum.
Murat Ongun: Şimdi... Ben Sayıştay raporunu okudum. Burada Uğursa firması, inşaatı yapan firma herhalde, iki ayrı ihale veriyorsunuz ona 3G usulü. Bir Pekas mı Teksas mı ne öyle bir firma var ismi, Tenex mi Teneks mi öyle bir şey. Bir de Erdoğan Elektronik falan. Herhalde o da dijitalleri şey yapıyor. Murat Bey, Tuce firması demin siz de söylediniz, nerede inşaat yapıyor orada? İhaleleri siz Tuce firmasına vermemişsiniz ki. 4 ihale yapmışsınız, bu 3 firma almış ihaleleri. Bu firmalar ortada yok. Niye Tuce firması ne alaka?
Murat Abbas: Murat Bey, Dijital Müze ile ilgili sizin bu manipülatif sorularınıza daha fazla cevap vermeyeceğim. Bu müzenin nasıl başladığı, nasıl ilerlediği, nasıl baskı ile yürütüldüğü, seçime yetişmesi için 25 Şubat tarihinde verilen bir deadline'a yetiştirilmesi gerektiği sizin ve başkanın üzerinden inanılmaz bir baskı ile devam etti. Bu işin detaylarını siz de çok iyi biliyorsunuz ama burada bu manipülatif sorularınızla tırnak içerisinde ihaleyi bana yıkmaya çalışıyorsunuz. Böyle bir şey kesinlikle yok. Bu proje sizin projeniz...
Murat Ongun: Size cevap veriyorsunuz dediniz, verdiğiniz cevaptan soru soracağım çünkü de hani cevap vermek istemiyorsanız siz bilirsiniz.
Murat Abbas: Bu projeyle, bu projeyle ilgili söyleyeceklerimi çok detaylı bir şekilde anlattım zaten. Daha fazla bir şey ekleyebilecek bir şeyim yok. Ben sadece genel müdür olarak bu projeyi yetiştirmek adına bazı imzaları attım, bazı masrafları da biliyordum. Önceden hangi firmanın olduğunu da sizin de hazır bulunduğunuz, Ekrem Bey'in de olduğu toplantıda ilk defa sunumda orada gördüm. Bu Onur Aldı’nın ifadesinde de "proje bize devredildiğinde" diyor. Proje kimden kime devredildi? Cem Çelik'in de anlattığı, projenin nasıl başladığını, hangi amaçlarla başladığını söyledim burada, okudum ilk defa. Ertan Yıldız'ın da kendi ifadesinde bütün iştiraklerin başındaki yönetici olarak somut olarak bildiğim diyor. Bu proje Murat Ongun'un seçim projesidir diyor.
Murat Ongun: İnanayım mı ben de yani? Sayın savcım gittiniz gördünüz mü orayı? Vallahi o müze size seçim kazandırdıysa yapan herkes her yeri o kurban olayım yani. Şunu söylemeye çalışıyorum: Tuce firması işletmeci firma. Yani oradaki sunulan görseller, işte Tesla bilmem ne diye bir hikayesi var. Tuce bununla ilgili. Ama adam ben inşaatı yaptım diyor. Ben de dedim ki size Sayıştay raporunda yazıyor inşaatı yapan Uğursay ile Tenex, Teneks bir şey. Elektroniği satın aldığınız firmada ben yapmadım ki, siz yapmışsınız bu ihaleleri, Erdoğan Elektronik. Tuce neden inşaat yapıyor diye soruyorum. Tuce işletmeci.
Murat Abbas: Tamam Murat Bey, zaten yapı böyle kurulmuş. Zaten siz resmi olarak yoksunuz ki. Resmi olarak imzaları atan, işleri gerçekleştiren Kültür A.Ş. Hakikaten bununla ilgili daha fazla soruyu cevaplamayacağım.
Murat Ongun: Yanıt sanırım kendi tercihidir. Erdinç Çolak verdiği ifadede şöyle diyor: Onur Aldı ve Murat Abbas bana elektronik sistemler, videowall ve görüntüleme sistemleri satın almaları için 2 ayrı teknik şartname getirdi ve buna göre ihale yapılması gerektiğini söylediler. Bu beyanları doğru mudur?
Murat Abbas: Doğru değil. Ben ne teknik işten anlarım ne dijital malzemelerden anlarım. Hiçbir şeyden, o anlamda yani
Murat Ongun: Peki, bu biraz evvel ismini saydığım 3 firmayı ben mi size yönlendirdim?
Murat Abbas: Murat Bey ben o işleri ben takip etmedim. Bu firmaları da...
Murat Ongun: Tamam sizinle benim aramda bu firmalarla ilgili ihale öncesinde bir görüşme geçti mi?
Murat Abbas: Hayır, olmadı.
Murat Ongun: Peki. Şimdi... Yine etkin pişmanlık ifadenizde diyorsunuz ki: 2024 yılı şubat ayında Londra'da bir kültürel etkinliğe katıldım. Herhalde kültür sanat etkinliği, değil mi Murat Bey, Londra'daki?
Murat Abbas: Evet.
Murat Ongun: Bu etkinlikte bizim dünyaca ünlü sanatçımız Refik Anadol Bey ile karşılaşıyorsunuz. Ona da biraz evvel hiç içinizin ısınmadığı Dijital Deneyim Müzesi'ni anlatmış ve "Bu arada etkinlik yapabilirsiniz" demişsiniz ifadenize göre. Sonra da diyorsunuz ki projeksiyon ve LED'lerle ilgili teknik özellikleri gösterdiğimde kendisi bana bu teknik araçların eski teknoloji olduğunu söyleyerek yüzünü astı, ben de kuşkuya düştüm. Sorum şu: Londra'ya kültür sanat etkinliğine giderken şu 27 sayfalık teknik şartnameyi Londra'daki etkinliğe mi götürdünüz?
Murat Abbas: O 27 sayfalık şeyi göndermedim, götürmedim yanımda. Erdinç Bey'den teknik spekler, yani özellikleri istedim. Oradaki projeksiyonlar, LED'ler, mesela onları istedim.
Murat Ongun: O zaman Z01, ABC 3 hologram görüntü sisteminin, 8000 ANSI lümen projeksiyon cihazının teknik özelliklerini mi gönderdi size?
Murat Abbas: Ben hatırlamıyorum Murat Bey bunları. O kadar detay ne gönderdi hatırlamıyorum ama Refik Bey'e bir şey gösterdim, hatırlıyorum.
Murat Ongun: Tamam, teknik şartname yok, teknik bir konu yok. Refik Bey de inşallah bir gün gelir Türkiye'ye de anlatır onu. Şimdi, Sayıştay'ın Dijital Deneyim Müzesi denetimi sizi belli ziyadesiyle belli tedirgin etmiş ama süreçle ilgim yok diyorsunuz. Cem Çelik de elimde müzenin, demin onun yanıtladınız ama bir daha soracağım, elimde müzenin kuruluşu aşamasındaki para alışverişlerine, açıktan ödemelerine ilişkin ses ve video kayıtları var diye siz iç işlerinizde Sayıştay'a verilir diye tehdit etmiş. Cem Çelik, bu Murat Abbas'ın senaryosudur dedi. Bu tehdit yani ses kaydı, video tehdidi doğru mu Murat Bey?
Murat Abbas: Doğru. Yani doğru dedim, Cem Çelik'in bana söylediği şeyler doğru. Az önce de ifademde bazı mesajları okudum.
Murat Ongun: Tamam, ben de buraya geldim. Bir saniye, birçok... Evet. Biraz evvelki mesajlar birkaç gün öncelikli, öyle demiştiniz, yanlış hatırlamıyorsam.
Murat Abbas: Nasıl?
Murat Ongun: Biraz evvel hani Erdinç Çolak'ı tehdit etmiş ya yine Cem Çelik, o yeni bir olay herhalde, değil mi?
Murat Abbas: Yok.
Murat Ongun: Eski olay mı?
Murat Abbas: Evet. Tarihlerini söyledim zaten.
Murat Ongun: Ben yok, kaçırdım. Sanki yeniden yazmış... Şimdi siz burada dediniz ki Çelik yalan söylüyor, ki katılıyorum ben yani ikiniz de yalan söyleyebiliyorsunuz. Şunu diyeceğim: Cem Çelik burada az evvel sarf ettiğiniz Erdinç'le olan mesajlaşmalarında bir kere bile Murat Ongun adını söylemiyor. Ama siz bu müzenin her aşamasına gidip beni yapıştırıyorsunuz. Madem ben bu işin bu kadar içindeyim, Tuce, Cem Çelik de bu işin hem yapımcısı hem yürütücüsü, neden bir kere bile bu mesajlarda Murat Ongun demiyor da Erdinç diyor, Murat Abbas diyor?
Murat Abbas: Onu bilemeyeceğim.
Murat Ongun: Dijital Deneyim Müzesi'ni Refik Anadol'a anlatıp "Bu arada etkinlik yapar mısın?" dediniz. O yetmedi, açılışında övgü dolu konuşma yaptınız. O yetmedi, Habertürk televizyonuna röportaj verdiniz; hepsini sunduk, övgü dolu anlatımlar yaptınız. Bu anlatımları size baskı ve zorlamayla ben mi yaptırdım?
Murat Abbas: Hayır.
Murat Ongun: Biraz evvel Kültür A.Ş. toplantısından bahsettiniz; işte bütün, iki toplantı dediniz, bir sabah bir akşam. Akşamki daha kalabalık, herkes var dediniz; avukatlar filan söylediniz, burada isimler saydınız. Ben o isimlerden biri bile değilim. Hani bu Kültür A.Ş. bana bağlıydı, niye ben yokum orada?
Murat Abbas: Kültür A.Ş. size bağlıyı ben söylemedim, benim ifademde de öyle bir şey yok.
Murat Ongun: Diyorsunuz ya bütün etkinlik, reklam... Zaten size para kazandıran o kârlı olan yerler buralar; etkinlik, reklamdan gelir sağlıyorsunuz. Yani Kültür A.Ş. 400 milyon kârıyla övünürken o kârı bana yıktınız yani, teşekkür ederim, sağ olun ben başarmışım da... Niye ben bu işlerin bu kadar odağında bir insanken 9 Mart'taki bu kritik iki avukat toplantısında da Murat Ongun yok ama Murat Abbas var, insan kaynakları var, Banu Saraçlar var, Yiğit var da Murat Ongun niye yok madem konu benle ilgili?
Murat Abbas: Kurmuş olduğunuz yapı sebebiyle.
Murat Ongun: Hangi kurmuş olduğum yapı sebebiyle?
Murat Abbas: İBB içerisinde, Kültür A.Ş. ile birlikte kurmuş olduğunuz yapı gereği bu şekilde. İmza yetkiniz yok...
Murat Ongun: Yok yok, karıştırdınız; ben ihale bahsetmiyorum.
Murat Abbas: Ben genel olarak söylüyorum.
Murat Ongun: Hayır hayır, karıştırdınız. Diyorum ki, dediniz ki: "Ben 8 Mart'ta yurt dışından geldim. Dediler ki İBB'ye operasyon geliyor, 9 Mart sabahı Kültür A.Ş.'ye toplantıya gel." Gittiniz, müdür yardımcılarınızla beraber ilk toplantınızı yaptınız işte; Banu Hanım dediniz, Yiğit Bey dediniz, isimler saydınız bir sürü. Ben o toplantıda yokum.
Murat Abbas: Ertan Yıldız da yok.
Murat Ongun: Bir dakika... Ertan Yıldız da zaten... Ertan Yıldız'a Kültür A.Ş.'den yüklenen bir suçlama yok Murat Bey, bana var; o yüzden.
Hâkim: Murat Bey, yani şimdi soruda şöyle bir durum var: Sanığın orada olduğunu, olmadığını, hadi orada olduğunu iddia eder de bunu ispatlamaya yönelik sorarsınız. Orada olduğuna dair bir beyanı yok, zaten "Ben orada niye yokum?" diye soru soruyorsunuz; yani net bir cevap alamazsınız.
Murat Ongun: Değerli Başkanım, böyle söylediğiniz zaman çok şey geliyor ama iddianame bana bütün Kültür A.Ş.'nin yönetimini yaptığımı söylüyor.. Çok kısa bir şey söyleyebilir miyim Sayın Başkanım, çok kısa... Kendisi de Murat Bey de biraz evvel buna benzer beyanlarda bulundu. Ben de diyorum ki; madem demek ki soruşturma benle ilgili olacak, bu iki kritik toplantıda da benim olmamamın doğal hayatın akışına uygun olup olmadığını soracaktım; siz dediğiniz için sormuyorum.
Şimdi biraz evvel yine DDM ve Sayın Savcı Bey'in sorusu üzerine dediniz ki: "Murat Ongun 38 milyon lirayı alt yüklenicilere ödetiriz dedi." Doğru mu?
Murat Abbas: "Hallettiririz" şeklinde söylediğinizi...
Murat Ongun: Bu alt yükleniciler hangi alt yükleniciler?
Murat Abbas: Bilmiyorum.
Murat Ongun: Peki şöyle desem hatırlar mısınız Murat Bey: Siz bana gelip "Ben çalışmayı yaptırdım, burada 35-40 milyon lira fazla harcama gibi bir rakam çıkabilir" dediğiniz zaman; acaba ben size, fazla rakam harcamışsanız hangi şirketlere ihale ettiyseniz bu paraları oradan tahsil edin 35-40 demiş olabilir miyim?
Murat Abbas: Hayır, öyle bir şey hatırlamıyorum.
Murat Ongun: Ben burada KDV dahil 110 bin lira, 120 bin lira rüşvetle suçlanıyorum; 38 milyon benim için büyük bir rakam da o yüzden sordum.
Biraz evvel "Ben bu konularla zaten hiç ilgili değilim" -DDM'yi kastediyorum- "Zaten şüphelendim, Teftiş Kurulu'na da yazıyı gönderdim" diyorsunuz. Sayıştay incelemesi ne zaman başladı, ne zaman bitti; siz yazıyı ne zaman gönderdiniz teftişe?
Murat Abbas: Sayıştay incelemesinin ne zaman bittiğini hatırlamıyorum ama çok sonra gelir o tip şeyler, raporlamalar. Bize ulaşan bir şey yoktu yani. O bilirkişi raporlarını falan biz görmedik.
Murat Ongun: Soruyu şöyle çeviriyorum: Siz Teftiş Kurulu, İBB Teftiş Kurulu'na yazıyı Sayıştay denetimi bittikten sonra mı yazdınız, Sayıştay denetimi sürerken mi yazdınız, yoksa daha Sayıştay ortada yokken mi yazdınız?
Murat Abbas: Sürerken. Sayıştay ortada yokken değil, sürerken gönderdik.
Murat Ongun: Peki. Erdinç Çolak ifadesinde diyor ki -sizlerin bu DDM Sayıştay rahatsızlığınız için- Müfettiş Bey geliyor, Atilla Bey işte, denetimlerini yapıyor. Okuyorum Erdinç Çolak ifadesinden: "Dijital Deneyim Müzesi'nde kullanılan malzemelerin orantısız olduğunu, bu nedenle burada bilirkişi incelemesi yaptıracağını söyleyince ben de Murat Abbas'ın yanına giderek gelen müfettişe konuyu anlatmamız gerektiğini, fazladan kalan malzemeleri sözleşme kapsamı dışındaki diğer alanlarda kullandığımızı söylememiz gerektiğini ilettim. Bunun üzerine Murat Abbas bana, 'Şener Şen filmindeki gibi ‘Yaz kızım’ misali her şeyi inkar edeceksin, Sayıştay müfettişlerine hiçbir şey söylemeyeceksin' dedi." Doğru mu?
Murat Abbas: Kesinlikle doğru değil. Erdinç Çolak'ın bu ifadesindeki hiçbir şey doğru değil. Hangi motivasyonla -çok pardon- hangi motivasyonla söylediğini bilemem ama tabii ki tahminim var. Etkin pişmanlık ifademde isminin geçmiş olması, bir hafta 10 gün sonra mı iki hafta sonra mı ne gözaltına alınmaları sebebiyle de söylemiş olabilir, bilemezsiniz.
SANIKLAR MURAT ABBAS’A SORUYOR – 30.09.2026
ONUR ALDI SORUYOR
Onur Aldı: 9 Mart'taki toplantıdan bahsediyorsunuz Murat Bey. Onur Aldı ben. Beni tanımışsınızdır herhalde. 9 Mart'taki toplantıdan bahsediyorsunuz. Emin misiniz ben toplantıda mıyım? Adımı verdiniz az önce. Hafta sonuydu galiba.
Murat Abbas: Pazar günüydü. Pazar sabah 9-9.30 gibi toplandık. Şimdi böyle sorunca emin olup olmadığımı bilemedim.
Onur Aldı: Ben toplantıda yoktum. HTS kaydıma bakılmasını rica ederim.
Murat Abbas: Ama şurada şunu da söylemek isterim. Yani sen HTS kaydı öyle bir şey mi bilmiyorum da telefonlarını zaman zaman ofise getirip...
Onur Aldı: Başka bir yerde baz vermiş olabilir.
Murat Abbas: Olabilir ha, olabilir.
Onur Aldı: Tamam neyse. İfadenizde Onur'un Atina veya Berlin'de ev aldığı konuşulmaktaydı demişsiniz yine. Böyle bir mal varlığım olmadığına dair belgeleri dosyaya sundum. Bu konu sizin bir tespitiniz mi oldu yoksa bir dedikodu mu duydunuz?
Murat Abbas: Bak ifademde, ifademden okuyayım onu. Şöyle, ifademde demişim ki Genel Müdür Yardımcım Erdinç Çolak veya Neşe Kocoğlu...
Onur Aldı: Atina, Berlin...
Murat Abbas: Bir saniye. Onu onu söyleyeceğim. Genel, şuradan alayım, geriden alayım. Genel Müdür Yardımcım Onur Aldı bana, Barış Kılıç ile adı geçen Kahraman isimli şahsın müzenin kuruluş aşamasında Atina'da arsa ve ev aldıklarını söyledi. Genel Müdür Yardımcım Erdinç Çolak veya Neşe Kocoğlu tam olarak hangisinin söylediğini hatırlayamamakla birlikte Genel Müdür Yardımcım Onur Aldı'nın Moda'da kirada oturduğu evi satın aldığını yine o dönemde söylediler. İfadem bu.
Onur Aldı: Devamı da Onur'un Atina veya Berlin'de ev aldığı konuşulmaktaydı diye.
Murat Abbas: Ha evet, doğru. Tamam, doğru, bunu söylemiştim.
Onur Aldı: Bu bir tespit mi yoksa dedikodu mu?
Murat Abbas: Duyum, dedikodu.
Onur Aldı: Yani dedikodu. Yine ifadenizde satın aldığım evle ilgili "Maaş ile gerçekleştirilmesi mümkün değildir" demişsiniz. Biz 15 yıl birlikte çalıştık. Doğuş'ta birlikte şirket satışıyla beraber yüksek primler aldık hatırlarsanız. Zorlu'da siz de bana primler ödediniz. Bana hem bu, ben hem Doğuş'tan hem Zorlu'dan kendi isteğimle ayrılmama rağmen kıdem ve primlerimi aldım. Evi almadan önce aracımı sattım. Kültür A.Ş.'de 16 maaşla çalıştım. Güncel Genel Müdür Yardımcısı maaşı 250-300 bin civarındaymış şu an. Yani Türkiye ortalamasında değil, rahatça satın alabilecek gelir düzeyindeyim aslında. Bu ifadeyi verirken bu bilgilere sahip miydiniz?
Murat Abbas: O ifadeyi verirken birtakım duyumlar vardı benim şeyimde, kendimde. Zaten duyum...
Hâkim: Kimden duydunuz Murat Bey? Nereden duydunuz, ne duydunuz? Onlar önemli şimdi.
Murat Abbas: Şöyle, yani Sayın Başkanım...
Hâkim: Somut bir şeyler üzerinden soralım, devam edelim.
Onur Aldı: Yani somut bir şey yok Başkanım.
Hâkim: Zaten dedikodu mu, aile duyumu mu, neyse devamında sizin de soru...
Onur Aldı: Üç, üç bu üç dedikodu yüzünden ben 18 aydır buradayım.
KAHRAMAN YEŞİLYURT SORUYOR
Kahraman Yeşilyurt: Şimdi bir konuya hep beraber açıklık getirmemiz gerekiyor. Etkin pişmanlık ifadenizi aynen tekrar ettiğinizi söylediniz ifadenizin başında. Ancak ifadenizi verirken huzurda; İletişim Koordinatörlüğü tarafından, Tuce isimli firma tarafından harcandığı iddia edilen 7 milyon TL havalandırma ve çatı, 8 milyon TL İletişim Koordinatörlüğü'nün C1'u, 22 milyon TL işçilik, 6 milyon TL Kahraman isimli —burada soyismimi söylediniz ama ifadenizde soyismimi söylememişsiniz— şahsa ödenen paralar gayriresmi bir şekilde bütçeye dahil edilmiştir, dediniz. Ancak buradaki ifadenizde 7 milyon TL havalandırma ve çatı ve 22 milyon TL işçilikten bilginiz olduğunu; diğer 8 milyon TL İletişim Koordinatörlüğü'nün C1'u ve 6 milyon TL Kahraman isimli şahsa ödenen gayriresmi şekilde bütçeye...
Hâkim: Savcılık ifadede soyismini bilmediğim Kahraman isimli şahıs, İletişim Koordinatörlüğü'ne Murat Ongun'la beraber gelip giderdi falan diye bahsetmişsiniz. O Kahraman isminde bahsettiğiniz şahsın Kahraman Yeşilyurt olduğuna emin misiniz? Burada soyadını bilmiyorum dediniz.
Murat Abbas: Şöyle başkanım: Bu bilgi, yani bu 6 milyonla ilgili gelen bilgi Onur Aldı bizzat söyledi. Yani "İletişimdeki Kahraman" dedi. Ben soyadını sormadım haliyle.
Hâkim: Kim olduğunu biliyor muydunuz bu ifadeyi verirken Kahraman isimli şahsın?
Murat Abbas: İletişim Koordinatörlüğü'nde işleri olan, bir takım işler yapan bir kişi olarak biliyordum tabii ki.
Kahraman Yeşilyurt: Sayın Başkanım, hakkımda verilen ilk ifade Kültür A.Ş.'nin Genel Müdürü koltuğu istismar edilerek savcılık tarafından yazılmış. Akabinde birçok ifade verildi üzerime. Ancak ben gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü Cem Çelik böyle bir ödeme yapmadığını huzurunuzda ifade etti. Murat Abbas'a anladığım kadarıyla böyle bir bilgi verilmiş. Ama ben böyle bir ödeme almadığımı huzurunuzda da ifade ettim.
Murat Abbas: Tamam. Bununla ilgili bir ekleme daha yapayım istiyorsanız. Bu bilgi, tamamen 6 milyon TL bütçeye sonradan dâhil edilen konuyu Onur Aldı söyledi. Sonrasında da...
Kahraman Yeşilyurt: Onur Aldı söylemedim diyor şu an arkada.
Murat Abbas: Onur Aldı söyledi. Çünkü Onur Aldı aynı şekilde İBB'deki Saraçhane'deki binada da bu konu açıldığında hatta şu ifadeyi kullandı: "Rüyamda mı gördüm, nerede gördüm hatırlamıyorum ama evet böyle bir 6 milyon var; yoksa bu gökyüzünden gelmedi."
(Avukatlar araya giriyor, ses net değil)
Hâkim: Müdahil olmayalım şimdi, şöyle yalnız: Şimdi bakın siz, biz hanginizin doğru söylediğini nereden bileceğiz? Şimdi o farklı beyanda bulunuyor, siz farklı beyanda bulunuyorsunuz. Şimdi siz kendi savunmanızda "Ben böyle bir şeyi kabul etmiyorum" dediniz, zaten söylediniz. Şahıs da burada diyor ki "Ben böyle..." Ya avukat, ya Avukat Bey, özgürlükle ne alakası var bunun şimdi? Biz sanıklar... Sanıklar şimdi bir tanesi bir olaya ilişkin "Biri vardı, biri yoktu" diye söylüyor. Biz şimdi hangisinin doğru söylediğini neye göre değerlendirelim? Tutup tuttuğunuzu sadece onun beyanından dolayı olduğunu nereden biliyorsunuz? Allah Allah! Ya tamam, siz niye ona göre indirgiyorsunuz olayları yani? Şahıs burada bir beyanda bulunuyor, sanıklar da müdahale ediyorlar savunma yaparken. Böyle bir şey var mı yani? O zaman çıkartayım, rahatça alsın savunmasını. Onur Aldı'nın burada savunmasını alırken müdahale eden bir sanık oldu mu beyanında? Müdahale etti de müdahale etmedik mi biz burada? Ya siz soruları sorun, alın cevabınızı. Yani cevap neyse. Sizi onu ikna edip ona inandırmak zorunda değilsiniz ki. Yani onun beyanının biz doğru olduğunu da kabul ediyor muyuz yani? Bir karar mı verdik bu konuda henüz yani? Bir sürü çelişki var herkesin beyanında. Sen farklı bir şey söylüyorsun, o farklı bir şey söylüyor. Öbür şahıs farklı anlatıyor, tanık farklı anlatıyor. Biz bunu sonunda değerlendireceğiz zaten. Birbirinizi ikna etmenin bir anlamı yok ki burada. Buyrun, devam edin sorularınıza. Ben soruya devam etmeden önce şunu sorayım: Size bu kolluk aşamasında da fotoğraflar gösterilmiş. Şimdi Kahraman Yeşilyurt üzerine gittiğiniz için... Bu fotoğraflar içerisinde gösterildi mi size Kahraman Bey'in fotoğrafları var mıydı?
Murat Abbas: Hatırlamıyorum Başkanım kolluktaki.
Hâkim: Burada tanıdığınız şahısları saymışsınız gösterilen fotoğraflar içerisinde. Onların arasında Kahraman Yeşilyurt'un ismi geçmiyor.
Kahraman Yeşilyurt: Sayın Başkanım, ben 22 Ağustos'ta tutuklandım. Dolayısıyla öncesinde...
Hâkim: Siz fotoğrafların arasında var mısınız siz? Dikkatinizi çekti mi, baktınız mı?
Kahraman Yeşilyurt: Bana mı soruyorsunuz Başkanım?
Hâkim: Evet.
Kahraman Yeşilyurt: Ben fotoğraflarda kendimi göremedim Ağustos ayı dâhil olmak üzere.
Hâkim: Tanıdığınız şahıslar arasında saymamışsınız çünkü.
Kahraman Yeşilyurt: Sayın Başkanım, zaten "Kahraman" diye ifade geçmese ben zaten resimlerde olmayacağım. Orada bir isim karışıklığı olduğunu Murat Abbas neye istinaden bunu söylemiş takdir sizindir, yüce heyetinizindir.
Hâkim: Size ilk bahseden Onur Aldı "Kahraman isimli şahıs" diye bahsettiğinde şahsın Kahraman Yeşilyurt olduğunu bilmiyordunuz, soyismini bilmiyorum diye beyanda bulunmuştunuz çünkü.
Murat Abbas: Evet.
Hâkim: Şahsın sonradan Kahraman Yeşilyurt olduğunu nereden öğrendiniz?
Murat Abbas: Sonradan baktım Başkanım.
Kahraman Yeşilyurt: İfade metnimiz takip edilebiliyorsa Sayın Başkanım, muhtemelen oradan öğrenmiştir Murat Bey.
Hâkim: İfadeyi verirken bilmiyordunuz yani?
Murat Abbas: Ama bana bu 6 milyon Kahraman hikâyesi söylendiğinde —ve şimdi inkâr eden bilemiyorum artık— Erdinç Çolak da aynı odadaydı.
Kahraman Yeşilyurt: Sayın Başkanım, ben bu konunun araştırılmasını talep ediyorum.
Hâkim: Çolak’ın daha beyanını almadık, zaten beyan alırken sorarsınız.
Kahraman Yeşilyurt: Beni tanıyor muydunuz bu arada Murat Bey? Ben 5 yıldır Kültür A.Ş.'ye iş yapan bir yüklenici tedarikçiyim.
Murat Abbas: Tanımıyorum.
Kahraman Yeşilyurt: Hiç yüz yüze geldik mi?
Murat Abbas: Gelmedik.
Kahraman Yeşilyurt: Herhangi bir toplantıda yüz yüze olduk mu?
Murat Abbas: Az önce de söyledim ifademde ve sorulara…
Kahraman Yeşilyurt: Bana bakarsanız belki tanıyabilirsiniz diye söylüyorum yani.
Murat Abbas: Yok yani, sima tanıdık gelmiyor.
Kahraman Yeşilyurt: Herhangi bir etkinlik alanında; etkinlik aşamasında, yapım aşamasında, kontrol aşamasında, etkinlik esnasında alanda beni gördünüz mü? Alanda bulundunuz mu?
Murat Abbas: Bazı etkinliklerde vardım tabii ki alanda.
Kahraman Yeşilyurt: Hiç beni gördünüz mü?
Murat Abbas: Hatırlamıyorum Kahraman Bey.
Kahraman Yeşilyurt: Şimdi ben şunu merak ediyorum: Bu 6 milyon TL üzerine anladığım kadarıyla savcılık tarafından "Bu Kahraman kim?" diye size bir soru sorulmuş olacak ki soyadını bilmediğim Kahraman isimli bu şahsın İletişim Koordinatörlüğü'nde resmi bir görevi bulunmaktaydı. Ama Murat Ongun'un yanında, "yanında" yalnız, yanında gelir giderdi. Şimdi beni hiç görmediğinizi, tanımadığınızı, bilmediğinizi söylüyorsunuz. Neye istinaden Murat Ongun'un yanında gelip gittiğim ifadesini verdiniz Murat Bey?
Murat Abbas: Kahraman Bey, bakın ben ifademde söylediğimde, bu 6 milyon hikâyesini —oraya bağlanıyor konum— Onur Aldı'nın ifadesinde, yani daha doğrusu cümlesinde bana söylediği "6 milyon Kahraman". Kahraman kim? İşte iletişimde giden gelen, bu işleri yapan, etkinliklerde yüklenici olarak çalışan birisi. Ben de İletişim Koordinatörlüğü'ne çok sık olmamakla birlikte gelip gitmişliğim vardır. Oradan da sizi görmüşlüğüm vardır. Şu anda çok net...
Kahraman Yeşilyurt: Beni görmediğinizi söylediniz biraz önce. Ben İletişim Koordinatörlüğü'nde sizi görmedim bu arada.
Murat Abbas: Ben de çok az geliyorum İletişim Koordinatörlüğü'ne, çok az geldim yani. Onu bilemem.
Kahraman Yeşilyurt: Beni çok görmüş olmanız gerekiyor ki Murat Ongun'un yanında gelir giderdi diyebilmeniz lazım.
Murat Abbas: "Yanında" cümlesi konulmuş, " gelir giderdi..."
Kahraman Yeşilyurt: Ama o cümle sonra bir şirketin Murat Ongun'un olduğu, Emrah Bağdatlı'nın olduğu, kasası olduğu...
Murat Abbas: Tamam Kahraman Bey. Bir tek benim şuradaki 6 milyon hikâyemden herhalde çıkmadı bu. Onun takdiri...
Kahraman Yeşilyurt: Biraz öyle görünüyor, buradan çıkmış gibi görünüyor da. Takdiri yine yüce mahkemenin.
Murat Abbas: Tabii ki takdir yüce mahkemenin.
Kahraman Yeşilyurt: Genel Müdür Yardımcım Onur Aldı bana Barış Kılıç ile adı geçen Kahraman isimli şahsın müzenin kuruluş aşamasında Atina'da arsa ve ev aldıklarını söylediler. Şimdi ben Onur Bey'e buradaki ifadesinden sonra sordum: "Siz Murat Abbas'a böyle bir şey söylediniz mi?" Kendisi böyle bir şey söylemediğini, başka türlü söylediğini... Ben yine sizden duymak istiyorum: Onur Aldı size aynen bu cümleleri kurarak mı söyledi Atina'da Barış Kılıç'la ev, arsa vesaire?
Murat Abbas: Doğru.
Kahraman Yeşilyurt: Onur Bey bana sadece benim bir Golden Visa'm... Ki ben bunu Onur Bey'e de söylememiştim, o da nereden çıktı bilmiyorum. Öyle söylüyor kendisi Sayın Başkanım.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER SORUYOR
Doğan Hamit Doğruer: Murat Bey, 9 Mart'ta ben sizinle söylediğiniz içerikte bir konuşma yapmadım. Tam tersine yaptığımız işlerde usulsüzlük olmadığını anlatan bir konuşma yaptım. Şimdi soruma geliyorum: Sizin tahliye olmanızdan birkaç gün evvel, avukat görüşü sırasında X-Ray cihazlar önünde sizinle karşılaştık. Dediniz ki: "Yaptığımız işlerden ben korkmuyorum, usulsüzlük yok, oradan hiçbir şey çıkmaz. Ama Sayıştay, DDM konusunda savcılığa yazı yazmış, bundan çok korkuyorum" dediniz mi?
Murat Abbas: İlk taraf, ilk kısmı doğrudur. Çünkü bize de zaten söylenen şeyler buydu; "Murat Bey size hiçbir şey olmayacak, sizin korkmanıza gerek yok, en erken tahliye olacak kişi de sizsiniz" şeklinde. Evet, bu doğrudur; diğeri doğru değildir.
Doğan Hamit Doğruer: Ben görev yaptığım süre boyunca sizin talimatlarınız dışında hiçbir işlem yapmadım. Bilginize sunarım.
ALİ SUKAS SORUYOR
Ali Sukas: Murat Bey merhaba. Murat Bey sizinle yaklaşık 4 yıla aşkın süre genel müdürlük yaptık ve aynı gruptaydık. Ticari grupta, doğru mu?
Murat Abbas: Doğru, doğrudur.
Ali Sukas: Şimdi burada ben tabii Kültür A.Ş. filan o konular benim alanım değil, oradan soru sormayacağım. İştiraklerin iç işleyişiyle ilgili birkaç teyit almak için sorum olacak. Çünkü burada Ertan Yıldız geldi. İştiraklerin icrai faaliyetlerinde veya karar mekanizmalarında olmadığını söyledi. Ziya Gökmen grup başkanımızdı değil mi ticari grupta?
Murat Abbas: Doğru, doğrudur.
Ali Sukas: Yine Ziya Gökmen Togay buradaki ifadesinde iştirak şirketlerinin karar süreçlerinde olmadığını, sadece saha operasyonlarına destek verdiğini söyledi. Mesela siz, sizin saha operasyonlarınızda hiç bir desteğini gördünüz mü Gökmen Togay'ın?
Murat Abbas: Hayır.
Ali Sukas: Veya Ağaç A.Ş.'nin saha operasyonlarında mesela çim biçilirken, çöp toplanırken filan yani toplantılarda bu tür gündemleri hiç oldu mu konuşmalar, sohbet babında bile olsa?
Murat Abbas: Hatırlamıyorum açıkçası Ali Bey.
Ali Sukas: Peki, beraber genel müdürlük yaptığınız dönemde grup başkanlığının onayı olmadan o gruptaki şirketlerden herhangi birinin veya hepsinin İştirakler Koordinatörlüğü'ndeki iş ve işlemleri grup başkanının onayı olmadan ilerleyebiliyor muydu veya sonuçlandıktan sonra grup başkanı "Tamam" demeden bize geri dönüşler oluyor muydu?
Murat Abbas: Olmuyordu. Yani şöyle, grup başkanlarının orada tabii ki yetkisi vardı. Biz genel müdürler olarak kendisini, kendilerini mutlaka bilgilendirir ve sunardık.
Ali Sukas: Yani bu sunumları da hatırladığım kadarıyla haftalık, 15 günlük ortalama toplantılarda grup şirketleri bir araya geliyordu grup başkanlığının başkanlığında, doğru mu?
Murat Abbas: Haftalık olmasa da 15 günde bir, evet, doğrudur.
Ali Sukas: Biz onlara raporluyorduk süreçlerimizi ve bilgilendirme yapıyorduk. O da İştiraklerden Sorumlu Başkan Danışmanı'na iletiyordu. İştiraklerden sorumlu net grup başkanı kimdi?
Murat Abbas: Ertan Yıldız.
Ali Sukas: Ertan Yıldız'dı. Peki, aynı grupta olduğunuz için tekrar bir teyit almak için soruyorum. Ağaç A.Ş. ile ilgili raporlamalar veya geri dönüş talimatları Ertan Yıldız'ın talimatı olarak mı geliyordu, Fatih Keleş'in Ağaç A.Ş. ile ilgili şöyle bir talimatı, görüşü var diye mi geliyordu?
Murat Abbas: Ben o toplantılarda hiç Fatih Keleş ismini duymadım.
Ali Sukas: Peki Ertan Yıldız'ın bu doğrultuda bir beyanı var. Tamam, teşekkür ederim, benim bu kadar.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Fatih Keleş: Murat Bey, ifadelerinizde böyle bir şey yok ama ben teyit amaçlı sormak istedim. Ertan Yıldız başkanlığında iştirakler toplantıları yapardı dediniz. Ne kadar sürede bir yapılırdı? Ayda bir mi yapılırdı, nasıl bir toplantı düzeni vardı?
Murat Abbas: Grup başkanlığı seviyesinde mi?
Fatih Keleş: Grup başkanlığı ya da iştiraklerin tümünün katıldığı... Çok da bilemiyorum.
Murat Abbas: Şimdi şöyle, iştiraklerin toplantıları Ertan Yıldız başkanlığında yapılır ama oraya grup başkanları katılır. Biz genel müdürler olarak yani en azından kişisel...
Fatih Keleş: Sizin katıldığınız toplantıdan bahsediyorum.
Murat Abbas: Çok çok az. Bir ya da iki kere. Yani iştirakler toplantısına ben bir ya da iki kere katılmışımdır.
Fatih Keleş: Evet. Beni böyle bir toplantıda, Ertan Yıldız'ın başkanlığını yaptığı toplantıda beni gördünüz mü?
Murat Abbas: Görmedim.
Fatih Keleş: Peki Dijital Deneyim Müzesi toplantılarında beni gördünüz mü?
Murat Abbas: Görmedim.
Fatih Keleş: Peki bu 9 Mart'ta yapıldığı denilen toplantıda beni gördünüz mü?
Murat Abbas: Hayır, görmedim.
Fatih Keleş: Peki, teşekkür ederim.
MURAT KAPKİ SORUYOR
Murat Kapki: Murat Bey beni tanıyor musunuz?
Murat Abbas: Evet
Murat Kapki: Peki. Murat Kapki ben. Murat Bey, Şimdi siz 2020'nin 12. ayında göreve geldiniz, değil mi?
Murat Abbas: Doğrudur.
Murat Kapki: Sizi ziyaretim de 2021 yılının ya 3. ayı ya 4. ayıydı. Yani göreve geldikten 3-4 ay sonraydı. Ve sizinle görüşmemde odada Onur Bey de vardı. Ben hani tek görüşmediniz. Size de sadece nezaket, "hoş geldiniz" ziyaretinde bulundum bir genel müdür olduğunuz için. Sizden hiçbir talepte bulunmadım. Biraz önce talepte bulunduğumu söylüyorsunuz. Hiçbir talepte bulunmadım, hatta Fenerbahçeli olduğunuzdan dolayı Fenerbahçe muhabbeti yaptık ve izninizi isteyip ayrıldım. Neyse, bunu buradan bu şekilde belirteyim.
Şimdi, Şehir Hatları'nın Kadıköy'deki iskelenin duvarının 20.06.2019 yılında benim şirketim almış Murat Bey. Ben burada bunun sözleşmesiyle burada ekrana yansıttım ve heyete ve Başkanımıza sundum. 01.05.2020 tarihinde Kültür A.Ş. bunu feshetti benle, yani Şehir Hatları feshetti benden, Kültür A.Ş.'ye geçti. Siz de 2020'nin 12. ayında göreve geldiniz, yani 7 ay sonra göreve geldiniz. Bakın ben size, 3-4 ay sonra da ben geliyorum size, yani hemen hemen bir 1 sene sonra falan. Bu arada bu duvarı başkaları kullanıyor, bu yeri başkaları kullanıyor. Siz vermişsiniz hem de, sizin onayınızla verilen yer burası. Nasıl kalkıp da bunu Murat Kapki'nin yerini... Yani feshedilmiş yeri bana tekrardan niye... Bakın 2022 yılında bitecek bu sözleşme. Benden alınmış bir yeri neden bana Murat Ongun tekrardan verilmesi için size bir söylemde bulunsun? Yanılıyor olabilir misiniz?
Murat Abbas: Zaten buradaki ifademde yanılabileceğimi söyledim.
Murat Kapki: Ama biraz önce yine Savcı Bey sorduğunda "Evet, Murat Kapki" dediniz.
Murat Abbas: Hayır, şöyle: Konu Kadıköy'deki o iskeledeki reklam alanı ve sizin isminiz. Bu doğru, bununla ilgili konuştuk. Ben tabii hukuk müşavirimize... Zaten daha işe yeni girmişim, bilmiyorum etmiyorum ne reklam işi ne ihale işi. Hukuk müşavirimize götürdüm konuyu. Konu her neyse, hukuk müşaviri buna itiraz etti, "Bunu bu şekilde yapamayız" diye. Bunu da bu şekilde burada düzelttim.
Murat Kapki: Nasıl yapamayız, anlamadım; neyi yapamıyorsunuz?
Murat Abbas: Orada yapılması gereken şey neyse...
Murat Kapki: Peki başka şirkete verdiniz. Benden, yani... Başkanım, ben nasıl kullanıyorsam, benden alınıp başkasına verildi ya, İnova şirketine verildi, burada bir arkadaş geldi; o aynı şekilde kullandı, "yapamaz" dediği şeyi aynı şekilde kullandı. Neyi yapamıyor peki, bana bunu anlatır mısınız, daha doğrusu heyete?
Murat Abbas: Murat Bey, buradaki ifademde savcılıkta verdiğim ifadede hata yapmış olabileceğimi söyledim. Konu aslında burada siz değilsiniz. Murat Bey'in beni Kadıköy'deki sizin kullanmış olduğunuz alanla ilgili aramış olması ve bir konuyla ilgili yönlendirmiş olması.
Murat Kapki: Hah, "Murat Kapki'ye verin" diye aramadı o zaman, değil mi?
Murat Abbas: Bakın burada, heyete vermiş olduğum ifadede ben bunu hatırladığım kadarıyla düzeltmeye çalıştım. Evet sizle...
Murat Kapki: Hayır, Savcı Bey'e öyle konuşmadınız. Ben mi yanlış anladım sayın başkanım.
Murat Abbas: Hayır, öyle demedim. Ben buradaki ifademi düzeltmeye çalıştım, savcılıktaki ifademi düzeltmeye çalıştım. Ana konu burada siz değilsiniz; bu konuyla ilgili tekrar tekrar aynı şeyleri söylüyorum: Murat Bey tarafından aranmış olmam, yönlendirilmiş olmam, benim de zaten bunlardan hiçbir haberim yokken birdenbire 3-4 ay içerisinde kendimi bunun içinde buldum. Hukuk müşavirimize sordum; her neyse konu, hukuk müşaviri de bunun bu şekilde olamayacağıyla ilgiliydi. Ama konu evet, sizle ilgili değil şu noktada, haklısınız.
Murat Kapki: Başkanım, herhalde anlaşıldı. Teşekkür ederim.
ERDİNÇ ÇOLAK
Erdinç Çolak: Murat Bey, benimle şirket organizasyon yapısı dışında bir ticari ya da başka bir ilişkimiz var mıydı?
Murat Abbas: Yok, yok tabii ki.
Erdinç Çolak: Beni Kültür A.Ş.'ye işe alan siz misiniz?
Murat Abbas: Evet, teklif eden; Ertan Beylere teklif eden, Yiğit Beylere teklif eden kişiyim.
Erdinç Çolak: Şirkette sizin dışınızda kimseden talimat alır mıydım ya da başka birine raporlar mıydım?
Murat Abbas: Benim bildiğim kadarıyla hayır, bilgim dışında bir şey varsa onu bilemem.
Erdinç Çolak: Biliyorsunuz ben suç örgütü üyeliğinden de suçlanıyorum ve Murat Ongun'a bir bağlı olduğum gözüküyor. Ben Murat Ongun'dan bir talimat alıyor muydum, sizin bildiğiniz bir şey var mı ya da Murat Ongun'la ben görüşür müydüm?
Murat Abbas: Benim bildiğim bir şey yok. Talimat aldığına dair bir şey yok.
Erdinç Çolak: Son bir soru: 19 Mart pazar günü şirkette bir toplantı olduğunu söylemiştiniz. Bu toplantıda ben var mıydım? Yani çünkü normalde biliyorsunuz hafta sonları çocuğumdan dolayı gelmiyorum. Emin misiniz benim orada olduğuma?
Murat Abbas: Şimdi sen de böyle sorunca emin olamıyorum ama hepinize avukatlar tayin edildi, bu bilgiye sahibim.
Erdinç Çolak: Şöyle diyeyim: Bana bir avukat tayin falan edilmedi, bunu belirtmiş olayım. Teşekkür ediyorum cevabınız için, teşekkürler.
MURAT ABBAS AVUKAT SORULARINI YANITLAMAYACAĞINI AÇIKLADI
Hem savcılıkta hem burada yeterince ifade verdim, anlattım. Sanıkların da sorularına cevaplar verdim. Sayın avukatların sorularına cevap vermeyeceğim.
TUTUKLU AVUKATLARI MURAT ABBAS'A SORUYOR - 01.10.2026
MURAT ONGUN AVUKATI RAHŞAN SERTKAYA SORUYOR
Rahşan Sertkaya: Şimdi Murat Bey, Kültür A.Ş. Genel Müdürlüğü görevine getirilmeden önce çalıştığınız Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde mesai arkadaşlarınızdan Erdinç Çolak size soru sordu. Dedi ki "Kültür A.Ş.'ye gelmemde katkınız var mı?" Siz de "Evet, ben önerdim" dediniz. Peki, Onur Aldı ve Kerem Turgut'un Kültür A.Ş. bünyesine katılmasında katkınız var mı?
Murat Abbas: Var, evet tabii ki.
Rahşan Sertkaya: Peki. Murat Bey, ifadenizden anlaşıldığı kadarıyla Kültür A.Ş. bünyesinde çalışmaya başladığınız ilk 3 ay içinde istifa etmişsiniz. Çalışmaktan memnun da değilmişsiniz. Peki bu kişilerin Kültür A.Ş.'ye katılmasını sağlayarak kendi kadronuzu kurmak istemenizdeki motivasyon istifa motivasyonunuz ile çelişmiyor mu?
Murat Abbas: Bu sorunun iddianame ile ve ifadelerimle bir ilgisi yok. Cevap vermeyeceğim.
Rahşan Sertkaya: Peki. Murat Bey, ifadenizde DDM'nin kurulmasına ilişkin bir proje başlatıldığını ve projeyi başlatan kişinin Murat Ongun olduğunu söylüyorsunuz. Diyorsunuz ki "Ben bu projelerin, projenin başlangıç, oluş aşamasındaki toplantılara dahi ben katılmadım. Bunu da Onur Aldı'dan öğrendim" diyorsunuz. Ama Onur Aldı, Murat Ongun'un sadece 1 toplantıya katıldığını ve o toplantıya da iletişim çalışmaları ile ilgili katıldığını ifade etti. Onur Aldı sizce gerçeğe aykırı beyanda mı bulunuyor?
Murat Abbas: Onu bilemiyorum. Onun adına konuşamam.
Rahşan Sertkaya: Sizinkiyle çelişiyor ya hani.
Murat Abbas: Bilemiyorum. Ben bütün detaylıca anlattım bu süreci.
Rahşan Sertkaya: Murat Bey, ilk celsede Onur Aldı'nın yanı sıra Doğan Hamit Doğruer de dinlendi. Erdinç Çolak kısmen beyanda bulundu. Onun da savcılık ifadesi var. Bu kişilerin tamamı DDM'nin kuruluş ve yürütülme sürecinin sizin tarafınızdan idare edildiğini ifade ettiler. Hatta Cem Çelik de sizin isminizi zikretti. Dolayısıyla sizin Murat Ongun ile bu ifadelerinizin doğru olmadığı söylenmiş oldu. Yani bu kişiler mi gerçeğe aykırı beyanda bulunuyor, siz mi doğru söylüyorsunuz?
Murat Abbas: Dün çok detaylı bir şekilde anlattım başlangıç sürecini. Başlangıç sürecinden sonra Kültür A.Ş.'ye devredildiğinde doğal olarak devredildikten sonra da bu şirketin genel müdürü olarak evrak işlerini ya da işte kurulum işlerini vesaire biz yürüttük.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi biz dosyada bir inceleme yaptık ve gördük ki soruşturma savcısı 20 Nisan 2025 tarihinde Murat Ongun ile Cem Çelik arasındaki HTS kaydının çıkartılması için kolluk kuvvetlerine yazı yazmış. Ama Murat Ongun ile Cem Çelik arasında herhangi bir HTS kaydı, ortak baz verisi dosyaya yansımamış. Ama ben sizin kayıtlarınıza bakıyorum, 136 farklı tarihte Cem Çelik ile ortak baz verisi vermişsiniz. Yani bu tespite rağmen halen daha Cem Çelik ile ilgili bu sürecin Murat Ongun tarafından yönetildiği iddiasında mısınız?
Murat Abbas: Ben başlangıç sürecini dün de yine ifade ettim, bunu çok detaylı anlattım. Siz tabii konuyu başka bir yere çekmeye çalışıyorsunuz, anlıyorum. Ama projenin başlamasından sonra az önce de söylediğim gibi o şirketin genel müdürü olarak muhatabımız tabii ki Cem Çelik'ti. Görüşmelerimiz oldu, bizim ofise de geldi. Sonrasında çok fazla anlaşmazlıklar da çıktı. Defalarca görüşüldü, edildi vesaire. Odur bu.
Rahşan Sertkaya: İfadenizde dediniz ki Doğan Hamit Doğruer, reklam ihaleleriyle yani ilgili usulsüzlük olduğunu bana söyledi ama genel bilgi verdi. Ben hangi ihaleler bilmiyorum, sorgu sırasında söylediniz. Dediniz ki ben tek tek bilmiyorum. Hatta dediniz ki bu ihaleler benim dönemim mi öncesi mi bilmiyoruz. Şimdi ifadenize göre 9 Mart'ta bir toplantı yapılıyor, operasyon olacak diye. Hatta avukat ataması yapılıyor sizin iddianıza göre. Ve size Doğan Hamit Doğruer usulsüzlüklerden bahsediyor. E yani belli ki siz yasal olarak büyük bir sorumlulukla karşı karşıyasınız. Nasıl merak etmediniz, nasıl sormadınız? Bırakın genel müdür yardımcınıza sormayı, "Hangi ihaleler?" diye demediniz mi?
Murat Abbas: Yani bu sorunuz da bir şey yönlendirme. 9 Mart'taki iki tane toplantı var bu arada. Dün yanlış ve eksik anlaşılmış olabilir. Bir tanesi sabah yapılan ilk koordinasyon toplantısı. Operasyon geliyor, hazırlıklı olalım. Akşam bir başka toplantı daha yapacağız. Alt yöneticileriniz, isimlerini de verdiler, şunları şunları şunları ilgili kişileri çağırın, akşam ayrı bir toplantı yapacağız. Avukatlarınızla tanışacaksınız diye bunun da altını çizin. Yani iki tane toplantı var. 9 Mart Pazartesi sabahleyin ve akşam. Arada da yine TUCE'nin iş ortağı Cem Çelik'le anlaşmazlıklar sürekli devam ettiği için Müze Gazhane'de ben, Erdinç Çolak ve Reha Öztunalı da olabilir, tekrardan kendisiyle konuştuk. Ondan sonra ofise döndük. O toplantılar bu şekilde oldu. İhalelerle ilgili hatta Doğan Bey'in şöyle bir ifadesi de olmuştu: "Siz ne zannediyordunuz Murat Bey?" diye. Daha fazla açıklama yapmayacağım bu konuyla ilgili.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Murat Bey, siz ifadenizde diyorsunuz ki: "Ben Dijital Deneyim Müzesi'nin kurulma amacının seçimlere fon yaratmak ve kişilere haksız kazanç sağlamak amacıyla olduğunu fark ettim. Onun için de gittim İBB Teftiş Kurulu'na dilekçe verdim, araştırma yapılmasını istedim." Dün asıl tarihi de söylediniz, 21 Ocak 2025 tarihli dilekçenizi kastediyorsunuz değil mi? Burada. Göstermek istiyorum ama müsaadenizle... Bir saniye, bakacağım.
Murat Abbas: Benim başvurum daha önce, 2024'ün sonlarına doğru. Teftiş Kurulu'ndan gelen 28 Ocak'la bir üst yazı var. Bu üst yazının da konusu "Denetim ve İnceleme Yapılması Hususu".
Rahşan Sertkaya: Dilekçenizi size uzatabilir miyim? Uzatabilir miyim Sayın Başkanım? Hatta ben size bu dilekçenize ilişkin verilmiş olur da gönderiyorum. Şimdi dün de ifadeniz sırasında aslında 21 Nisan dediniz ama...
Murat Abbas: İkisi sehven geçmiş olabilir.
Rahşan Sertkaya: Şey, 21 Ocak dediniz, çok özür dilerim.
Murat Abbas: 28 Ocak tarihi yanlış söylemiştim işte.
Rahşan Sertkaya: Heh, bir bakarsanız. Bu mudur sizin başvuru dilekçeniz?
Murat Abbas: İmzam var, odur... Evet.
Rahşan Sertkaya: Evet. Şimdi ben tabii siz görün o dilekçenizi, Sayın Başkan da görmüş. Şimdi dilekçenizdeki talebinizi aynen okuyorum: "Söz konusu ihtarnameler ve cevabi ihtarnamelerimiz ekte sunulmuş olup mezkur iş kapsamında yürütülen işlemlerin Teftiş Kurulu Başkanlığımız tarafından incelenmesi hususunda gereğini arz ederim." Şimdi ben dilekçenizin içeriğine baktım. Ekindeki ihtarlara tek tek baktım. Hatta sizin bu başvurunuz üzerine size Kültür AŞ'ye yazı yazılıyor. Siz bir daha cevap veriyorsunuz, onun altında da sizin imzanız var. Ben o dilekçenizi de gördüm. Onun ekindeki belgeleri de gördüm. Ve bütün bu bilgi ve belgelerde olan tek şey, TUCE "Ben Kültür AŞ'den alacaklıyım." diyor. Ve alacağının ödenmesini istiyor ve neticede de sözleşmeyi feshediyor. Ve bu sürece yönelik gelişiyor süreç ve siz bununla ilgili bir inceleme yapılmasını istiyorsunuz. İnceleme de bu kapsamda yapılıyor. Dolayısıyla da Savcılık makamına söylediğiniz gibi "Bu deneyim müzesinin kurulma amacının seçimlere fon yaratmak veya kişilere haksız kazanç sağlamak olduğunu fark etmeniz üzerine" bir dilekçe verdiğinizi görmüyoruz. Neden Savcılık makamına gerçeğe aykırı beyanda bulundunuz?
Murat Abbas: Ben gerçeğe aykırı bir beyanda bulunmadım, ben olanı söyledim. Dikkatinizi çekerim, bunun başlığı zaten "Denetim ve İnceleme Yapılması Hususu". Herhangi bir sözleşme feshi konusu olduğunda biz bu konuları zaten ilk önce Kültür AŞ Hukuk Birimi'ne götürüyoruz, ondan sonra da İştirakler Hukuk'a gidiyor. Bu konu başka bir konu. İç yazışmada, resmi yazışmada da ilk önce tabii ki Teftiş Kurulu'yla görüşüyoruz. Bir İBB iç yazışmasında burada böyle bir şey var, yolsuzluk olabilir, böyle şüpheleniyoruz vesaire böyle yazdırırlar mı? Tabii ki yazdırmazlar. Başka bir şekilde yaptım. Gelen cevabın, bakın bir daha söylüyorum size, sözleşme feshi değil konu. Denetim, teftişten gelmiş o "Denetim ve İnceleme Yapılması Hususu". Detayında da "Tüm yönleriyle incelenerek ve idarece alınacak tedbirlerin belirlenmesi" diyor. Bununla ilgili daha fazla açıklama yapmayacağım.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi ben sizin bu dilekçeniz üzerine Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından soruşturma başlatıldığını görüyorum. Şimdi sizin elinizde de var, gerçi herkesin de malumu. Başkan oluru olmaksızın Teftiş Kurulu'nun bir soruşturma başlatması mümkün değil. Gerçekten de sizin ifade ettiğiniz gibi dijital deneyim müzesi kuruluş amacı fon yaratmak, haksız kazanç sağlamak olsa neden sizin bu dilekçeniz üzerine Başkanlık oluruyla bir soruşturma açılmış olsun?
Murat Abbas: Onu bilemem.
Rahşan Sertkaya: Evet.
Murat Abbas: Dün çok detaylı bir şekilde anlattım. Bir kez daha söylüyorum; iştirakler başkanı Ertan Yıldız'ın da ifadesinde söylediği üzere bu somut bilgi diye bir açıklama yapıyor. Murat Ongun'un seçim projesi diyor. Ben de dün detaylıca anlattım. Daha fazla bununla ilgili cevap vermeyeceğim.
Rahşan Sertkaya: Şimdi Murat Bey, yine ifadeniz sırasında Cem Çelik'in tekliflerini somut olarak ispat edebilmek için Teftiş Kurulu Abbas Yaşar'la mesajlaşmalarınızı okudunuz. Bu yazışmaların tarihini de 16 Aralık 2024 olduğunu söylediniz. Şimdi okuduğunuz mesajlarda Cem Çelik'in iddialarıyla ilgili Abbas Yaşar'a şöyle demişsiniz: "Saçma sapan, asılsız iddiaları var." Doğru, değil mi? Hatırlıyorsunuz.
Murat Abbas: Evet.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi diğer taraftan "Ben fon yaratmak ve haksız kazanç sağlamak için DDM'nin kurulduğunu anladım ve Teftiş Kurulu'na başvuru yaptım" diyorsunuz. Ben "20 Ocak 2025" dedim, hatta siz "Aralık 2024" dediniz. Şimdi biz sizin dün okuduğunuz bu mesajlardan anlıyoruz ki siz aslında Teftiş Kurulu'na başvururken Cem Çelik'in iddialarının saçma sapan olduğu kanaatindeymişsiniz. Hiç öyle fon yaratmak, haksız kazanç sağlamak gibi bir kanaatiniz yokmuş.
Murat Abbas: Konuları karıştırıyorsunuz. Evet, karıştırmıyorsanız da bilerek manipüle ediyorsunuz. Ayrı konular bunlar. Cem Çelik'in öyle bir iddiası var, yok ben onu bilemem.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Murat Bey, dün de bahsettiniz, savcılıkta da bahsetmişsiniz. 9 Mart tarihli toplantıdan bahsediyorsunuz ve toplantıda diyorsunuz ki herkesin aynı minvalde cevap vermesi yönünde konuşmaların yapıldığını ve sizin de bu doğrultuda Emniyet Müdürlüğündeki ifadeniz ile ilk savcılık ifadesini verdiğinizi söylüyorsunuz, değil mi? Ve diyorsunuz ki bize bu toplantıda, yani 9 Mart'taki bu toplantıda dendi ki "Murat Ongun'u başkan danışmanı olarak bildiğimizi söylememiz istendi" demişsiniz, doğru mu?
Murat Abbas: Dün dün bunları söyledim.
Rahşan Sertkaya: Peki. Yok, soru için söylüyorum. Belki değiştirmek istersiniz diye. Peki, peki, peki. Kusura bakmayın.
Murat Abbas: Estağfurullah.
Rahşan Sertkaya: Şimdi ben bir bakıyorum sizin Emniyet Müdürlüğündeki ifadenize bir baktım. Siz orada Murat Ongun'u basın sözcüsü olarak tanıtmışsınız. Yani görevi konusunda dahi bir yönlendirmede bulunduğunu söylüyorsunuz ama o yönlendirmeye dahi uymadığınızı söylerken nasıl bir yönlendirmeyle ifade vermiş olabilirsiniz?
Murat Abbas: Bu soruya cevap vermeyeceğim. Çünkü Emniyetteki ifadem başka bir ifade, savcılıkta başka bir ifade veriyorum. Mahkeme heyetine karşı da dün bildiklerimi anlattım.
Rahşan Sertkaya: Şimdi diyorsunuz ki siz, 7 Nisan 2025 tarihli beyanınızda, ben 9 Mart tarihinde gerçekleştirilen toplantı takviminde Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer'den bildiklerini anlatmasını istiyorsunuz ve o da ihale ve iş alım süreçlerinde Murat Ongun'un bunu yönettiğini, kendisinin ve de Kağan Sürmegöz'ün ihaleleri Murat Ongun'un talimatlarına göre organize ettiğini söylüyor diyorsunuz. Bu aynı tarihli beyanınızda yani savcılık beyanınızda yine ilk 5 aylık süreçte reklam ihalelerine ilişkin süreçlerin bütünüyle Murat Ongun güdümünde yönetildiğini ifade ediyorsunuz. E şimdi ifadenizin devamında sanki bu hususları bu kere 9 Mart'tan sonra duymuş gibi, Doğan Hamit Doğruer'den duymuş gibi ifade veriyorsunuz. Bu çelişkiyi açıklar mısınız?
Murat Abbas: Çelişki yok. Dün uzun uzadıya Murat Ongun Bey'in sorularına, bunlara cevap verdim. Benim bu mevzularda muvazaalı olduğunu öğrenmem 9 Mart. Bir yönetilmesiyle o işin arkasında muvazaa olunması çok farklı şeyler.
Rahşan Sertkaya: Ben size ama tarihsel farklılıktan bahsettim. Cevap vermek istemiyorsanız...
Murat Abbas: Ben de o tarihte ifade verdiğim tarihte öğrendiğim şeylerle önceki şeyler doğru, doğal olarak birbirinden farklı.
Rahşan Sertkaya: Başkanım, Murat Abbas'ın kendi imzalarını taşıyan şu belgelerin kendisine gönderilmesini istiyorum, buyurun. Murat Bey, siz dün Kültür A.Ş.'deki işlemlerin 7-8 aşamada geçtiğini ve sizin imzanızın aslında nihai bir onay olduğunu söylediniz. Yani siz nihai onay mercisiniz ya da hadi diyelim ki son kertede imza atan kişisiniz ifadenize göre, öyle değil mi?
Murat Abbas: İfadem...
Rahşan Sertkaya: Peki, ben şimdi bir liste gönderdim, mahkemeye de ibraz edeceğim ama yine de hatırlatayım. Şimdi ben size sizin imzaladığınız bazı belgeleri, elinizde de örnekleri var, tek tek hatırlatayım: Satın alma ve talep formu, firmaları davet yazısı, ihale komisyonu toplanması talebi, ihale onay belgesi, hakediş belgesi... Yani satın almada da varsınız, firmalar davet edilirken varsınız, ihale komisyonu toplanırken varsınız, ihale onaylanırken varsınız, hakediş aşamasında varsınız... Sürecin başlangıcından itibaren her aşamada sizin imzanız ve onayınız varken acaba bu işlemlerdeki imzalarınızı nasıl şeklen atmış olabilirsiniz, bir açıklar mısınız?
Murat Abbas: Dün açıkladım ifademde çok net bir şekilde. Bunlar önüme gelen kontrollerden sonra imzalanan... Bakın mesela burada 23.03.2021 diyor. Bunun gibi örnekler çoktur. Yani altındaki imzaları zaten inkar etmiyorum, sorumluluğum var diyorum ama hangi aşamalardan geldiğini de sizlere anlattım. İddianamede de bununla ilgili, benimle ilgili bir şey yok imzam dışında.
Rahşan Sertkaya: Murat Bey, görevinizin ilk 5 ayı içinde Murat Ongun tarafından verilen talimatları yerine getirmediğinizi ifade etmişsiniz. Ayrıca bazı ihalelerin Murat Ongun ekseninde Genel Müdür Yardımcınız Doğan Hamit Doğruer üzerinden organize edildiğini ve yapılan ihalelerin İhale Kontrol Birimi tarafından kontrol edilip tarafınızca imzalandığını, yani sorumluluğunuz imza ile sınırlı olduğunu söylüyorsunuz. Siz, Murat Ongun tarafından verilen talimatları ilk 5 ayda dahi yerine getirmekten imtina ettiyseniz ve dediğiniz gibi eğer ihaleler Murat Ongun tarafından organize ediliyor ise ihale kararlarına neden imza attınız?
Murat Abbas: Bakın Rahşan Hanım, bakın bunu dün Murat Ongun Bey defalarca sordu, altını çizdi. Ben de cevaplarımı verdim. Hangi aşamalardan sonra, hangi güvenoylarından sonra bu imzaları atmaya devam ettiğimi de söyledim. Bunlara tekrardan devam etmek istemiyorum. Muhtemelen dün dikkatlice dinlediniz ama tekrardan burada açarak başka bir alana çekmeye çalışıyorsunuz.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Murat Bey, iddianamede işletme, Medya A.Ş. ve Kültür A.Ş.'nin kasasının boşaltıldığı iddia ediliyor. Sizden önce Medya A.Ş. Genel Müdürü Sayın Pınar Türker hanımefendiyi dinledik ve Medya A.Ş.'nin karlarını da bize yıllara göre sundu. Siz de burada beyan ettiniz, 400 milyon TL'den fazla şirket kardadır dediniz. Demek ki Kültür A.Ş. kar eden bir iştirak, değil mi?
Murat Abbas: Evet, evet.
Rahşan Sertkaya: Peki. Murat Bey, şimdi ben size bir soru daha soracağım. Siz Kültür A.Ş.'de Genel Müdürlük görevi için başvurunuz sırasında özgeçmişinizi sundunuz mu?
Murat Abbas: Tabii ki.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi 17 Nisan 2025 tarihli ifadenizde ihale iş almak, iş bağlamak ve hizmet almak gibi konulara uzak olmanız, daha çok kültürel ve sanatsal faaliyetlere ilginiz olması ve sadece evraklara imza atabilecek bir profil çizmeniz sebebiyle Kültür A.Ş.'de Genel Müdür olarak tercih edildiğinizi beyan etmişsiniz. Ama, ben şimdi sizin özgeçmişinizi inceledim. Siz evet, dün biraz bahsettiniz ama bahsetmediğiniz kısımlardan bahsedeyim ben. Şimdi siz İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü mezunusunuz ve Kültür A.Ş.'de göreve başlamadan önce Price, Lebrand, BDO'da 5 yıl denetim alanında, Turkcell, Superonline ve Ticket Restaurant'ta 2 yıl finans alanında çalışmışsınız ve 1 yıl da BSH'ta mali kontrolör ve saha kontrolörü olarak görev yapmışsınız. Ayrıca evet kültür alanında olsa da 6 yıl 5 ay Genel Müdür Yardımcısı ve 5 yıl 10 ay da Genel Müdür olarak çalışmışsınız. Şimdi Murat Bey, sizi Genel Müdür olarak tercih ettiğinizi söylediğiniz kişiler, bu özgeçmişi gördükleri halde acaba nasıl olup da sizin ihale iş almak, iş bağlamak ve hizmet almak konularına uzak olduğunuzu düşünmüş olabilirler? Bu özgeçmiş karşısında bu mümkün mü?
Murat Abbas: Onu ben bilemem. O yöneticilerin takdirinde, o zamanki yöneticilerin. Bu arada bahsetmiş olduğunuz şey 1994-1998 arası denetim. 28 yıl öncesine gitmiş, 28 yıl geriye gitmiş. Doğal olarak da sonrasında kültür sanat alanına girdiğimde de genel müdür tecrübesi olarak bana avantaj oldu tabii ki ama dediğim gibi 28 sene önceki şeylerden bahsediyorsunuz.
Rahşan Sertkaya: Murat Bey, Kültür AŞ'de genel müdür olarak göreve başlamadan evvel şirketin internet sitesini incelediniz mi? Ticaret sicil kayıtlarına baktınız mı, şirketin nasıl bir faaliyet alanı var diye?
Murat Abbas: İnternet sitesine baktım. Ticaret sicil kaydına bakmadım. İnternet sitesine baktım.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi ben sizin savcılık ifadenizde bir cümle gördüm. Diyorsunuz ki siz ifadenizde: "Kültür AŞ'nin faaliyet alanları kültürel işlerle alakalıdır, fakat daha sonra reklam işleri de faaliyet alanına girmiştir" demişsiniz. Bu ne demek sonradan reklam alanlarının faaliyet alanına girmesi Kültür AŞ'nin?
Murat Abbas: Bu soruya cevap vermeyeceğim.
Rahşan Sertkaya: Peki. Ben şimdi ama sizin savcılıktaki ifadenizden yola çıkıyorum ve savcılıktaki ifadenizi doğru kabul ederek sormak istiyorum, çelişkiyi açıklamazsanız da. Şimdi Murat Bey, ben Kültür AŞ'nin sicil gazetelerini inceledim. Üçüncü maddesi var amaç ve konu başlıklı; açık hava reklamcılığı ve reklamcılık faaliyeti var ve herhalde 2011 yılından beri böyle. Yani Ekrem İmamoğlu seçimi kazanmadan önce de böyle. Biraz evvel incelediğinizi söylediğiniz ben Kültür AŞ'nin internet sitesine de baktım. Orada da açık hava ve reklamcılık ve reklamcılık faaliyetleri gözüküyor. E şimdi ticaret sicil kayıtlarında, internet sitesindeki açıklamalarda açıkça reklamcılığın bu faaliyet alanları içinde olduğu açıkken bunun sonradan bu faaliyet alanına girmesi nasıl mümkün olabilir? Ve siz bunu nasıl görmemiş olabilirsiniz dediğim gibi?
Murat Abbas: Aynı soruyu bir daha soruyorsunuz, bunu cevaplamayacağım.
Rahşan Sertkaya: Evet. Şimdi Murat Bey, Savcılık ifadenizin başında "Kültür AŞ'ye genel müdür olarak atandım, amacım sadece İstanbul şehrine kültürel manada katkıda bulunmaktı" demişsiniz. Ama ifadenizin devamında bu kez diyorsunuz ki: "Ben istifa dilekçemi mail attıktan sonra göreve devam etmem yönünde ikna edildim ve bu süreçte reklam işlerinin dışında kalıp sadece kültür ve sanat alanlarında faaliyet gösterdim." Murat Bey, siz Savcılık ifadenizin başında belirttiğiniz gibi genel müdür olarak işe başladığınızda mı yoksa istifa ettikten sonra mı sadece kültürel işlerle ilgilenmeye başladınız?
Murat Abbas: Soruyu tam anlamadım.
Rahşan Sertkaya: Şimdi sizin bir ifadeniz var savcılıkta. Şimdi bu savcılıktaki ifadeniz sırasında şöyle diyorsunuz, ifadenize başlarken söylüyorsunuz bunu; diyorsunuz ki: "Kültür AŞ'ye genel müdür olarak atandım. Amacım sadece İstanbul şehrine kültürel manada katkıda bulunmaktı." Yani reklam alanını bir dışarıda da bırakmışsınız. Ama ifadenize devam ediyorsunuz, bu kez de diyorsunuz ki ifadenizin devamında, istifa dilekçenizi mail attıktan sonra göreve devam etmeniz yönünde ikna edildiğinizi söylüyorsunuz ve bu süreçte reklam işlerinin dışında kalıp sadece kültür ve sanat alanında faaliyet gösterdiğinizi belirtiyorsunuz. Ben diyorum ki siz ifadenizin başında olduğu gibi acaba başlarken mi sadece kültürel faaliyetlerle ilgileniyordunuz yoksa istifa ettikten sonra mı? Neden ifadenizde böyle bir çelişki var? Soru bu.
Murat Abbas: İfademde hiçbir çelişki yok. Ben Kültür AŞ'ye tamamen kültür-sanat alanında şehre ve ülkeye bir şeyler katmak için geldim. Bunu defalarca da söyledim, kamuoyunun önünde de söyledim. Şu anda beni reklam alanlarına çekme çabanız hakikaten abesle iştigal. Bu soruları cevaplamayacağım çünkü...
Rahşan Sertkaya: Tabii ki cevaplamayabilirsiniz.
Murat Abbas: Tabii ki. Yani benim Kültür AŞ öncesinde ne reklam alanlarıyla ilgili bilgim var ne tanışıklığım var. Ben bir sürü reklamcı kişiyle Vatan Emniyet'te ve Çağlayan'daki koğuşta tanıştım hatta. Yani sonrasında da Kültür AŞ'de çalışmaya başladıktan sonra da hiçbirisiyle ne bir sosyal ilişkim var, ne bir iş ilişkim var, ne bir tatile gitmişliğim var, hiçbir şeyim yok. O yüzden bu alanların ben tamamen dışındayım, Sayın Avukat.
Rahşan Sertkaya: Murat Bey, ben yine ifadenizden soru soracağım size. Diyorsunuz ki ifadenizde istifa dilekçenizi mail attıktan sonra göreve devam etmeniz yönünde ikna edildiğinizi, "Süreçte reklam işlerinin dışında kalıp sadece kültür ve sanat alanlarında faaliyet göstermek istediğinizi" belirttiğinizi... Hatta bu talebiniz üzerine, dün de bunu söylediniz, hatta bu talebiniz üzerine bundan sonra sizi reklam ihalelerine hiç karıştırmadıklarını, ihalelerin Doğan Hamit Doğruer üzerinden organize edildiğini söylüyorsunuz. Ama ben savcılık ifadenizin devamına bir bakıyorum, bu sefer de diyorsunuz ki "Çizdiğim profil sebebiyle bu çerçevenin dışına çıkartıldım ben" diyorsunuz. Murat Bey, siz ifadenizin başında belirttiğiniz gibi bu alanların dışına sizin talebinizle mi çıkartıldınız yoksa üçüncü kişilerin iradesiyle mi çıktınız?
Murat Abbas: Dün Sayın Savcımın da sorularında bunları çok detaylı bir şekilde anlattım. İfadem neyse o. Reklam alanlarıyla ilgili söyleyeceklerim bundan ibarettir.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi Murat Bey, beyanınızda diyorsunuz ki "Dijital Deneyim Müzesi yapım işini üstlenen TUCE unvanlı şirket ile yıldızınızın barışmadığını ve şirketi benimsemediğinizi" söylüyorsunuz. Ama genel müdürlük yaptığınız dönemde bu firma Şerefiye Sarnıcı ve Panorama 1453 müzelerinde de iş verilmiş. Sizin kontrolünüz altındaki işlerde de bu Şerefiye Sarnıcı, Panorama 1453...
Murat Abbas: Evet.
Rahşan Sertkaya: E peki siz bu şirketten hazzetmiyorsanız neden bu şirkete iş verdiniz?
Murat Abbas: Hemen açıklayayım onu da size. Şerefiye Sarnıcı mevzusu benden önceki dönemde gelmiş, sözleşme yapılmış, imzalanmamış firma, 600.000 avroluk ekipman almış ve "Ben zarara uğradım" diyor. Bununla ilgili Ertan Bey'e götürdüm ben göreve geldikten sonra. Ertan Bey'in her zaman olduğu gibi bu sözleşmenin şartlarının Kültür A.Ş. lehine değiştirilmesi konusunda görüşmeler yapıldı. Ben de ilk defa hayatımda orada tanışıyorum şeyi de, Cenk Çelil'i de. Ondan sonra bütün bu 600.000 avroluk ekipman adam getirdi, faturalarını gösterdi, belgelerini gösterdi, yatırım için aldığı yazılımları gösterdi, içerikleri gösterdi. Kültür A.Ş. lehine bu anlaşmalar değiştirildi ve bunun da altını çizeyim Kültür A.Ş.'nin bütçesinden 1 TL çıkmamıştır. Tüm ekipman, kurulum, yazılım, içerik yatırımları TUCE tarafından karşılanmıştır. Sadece, sadece projektör yatırımı 600.000 avrodur. Her iki müzede de elektrik, su, temizlik, personel, güvenlik bütün giderler de düşüldükten sonra bir hasılat paylaşımı, o da çoğunluk Kültür A.Ş.'de kalmak üzere... Bu iki müze zaten çalışan müzeler değildiler, para kazandıran müzeler değildiler.
Aynı şekilde dün Murat Ongun Bey başka bir şey söyledi Yerebatan Sarnıcı ile ilgili ama, eğer oranı idaresi İBB tarafında kalsaydı, hani 30 küsur sene tarafından, Kültür A.Ş. tarafından yönetilen Yerebatan Sarnıcı 40 liraya, 80 lira olacaktı yabancı bilet satışları. Halbuki ben görevi bırakırken yanlış hatırlamıyorsam T.C. vatandaşı olmayanlara 750-800 lira civarında bir bilet vardı. Biz Kültür A.Ş.'deki bu değişikliklerle ve de ora siz saat 06.00'da, 06.30'da kapanırken bizim oradaki inisiyatifimizle gece 12.00'ye kadar burası açık kaldı, oralara etkinlikler konuldu, yüksek paraya, özellikle yabancılara satışlar yapıldı. Bu yüzden Kültür A.Ş.'nin bütçesinin 9 milyondan 434 milyona gelmesi sadece reklam alanlarıyla mümkün olan bir şey değil zaten. %90'lardan, %95'lerden İBB'ye bağımlılığı Kültür A.Ş.'nin %60-65'lere inmiştir. Bu işler bu şekilde yapıldı.
Rahşan Sertkaya: Şimdi iletişim koordinatörlüğü ile ilgili kısaca açıklamalarda bulundunuz. Şimdi biz bu salonda tabii çok kişiyi dinledik ve onlar dediler ki yani daha evvelki dönemde yani 2019 dönemi öncesi dönemde de orası Kültür A.Ş. Plan ve Organizasyon Müdürlüğüymüş, doğru mu?
Murat Abbas: Bilmiyorum.
Rahşan Sertkaya: Peki, 2019 öncesini söyleyeyim. Sonra 2021 sonrasında orası İletişim Koordinatörlüğü diye anılmaya başlanmış. Murat Bey, İBB ve tüm iştiraklerinin iletişim ve iletişim stratejisinden sorumlu Başkan Danışmanı kimdi sizin döneminizde?
Murat Abbas: Murat Ongun.
Rahşan Sertkaya: Peki. Şimdi İletişim Koordinatörlüğünde sadece etkinlik ihalesi mi yapılıyordu yoksa 50'den fazla çalışan tüm iştiraklerin yazılı, basılı, dijital iletişim görsellerini de orada üretiyor muydu?
Murat Abbas: Şimdi Avukat Hanım, ben bu soruya dün kendi açımdan bir cevap verdim. Kendi açımdan verdiğim cevabı siz hakikaten yine başka bir yere çekmeye çalışıyorsunuz. Benim kendi açımdan verdiğim cevap; Kültür A.Ş. organizasyon şemasında Plan ve Organizasyon adıyla gözüken, yöneticisi de Barış Kılıç olan departmanın Kültür A.Ş.'ye resmi olarak bağlı değil, organik olarak bağlı olduğunu ben açıkladım size. Hatta bununla ilgili örnek de verdim. 4 sene boyunca kaç hafta olur? Herhalde 200'den fazla hafta var. Haftada 2 gün müdürlerin ve şeflerin katıldığı toplantılar... Pardon, 1 gün. Haftada 1 gün de içerik toplantılarının olduğu toplantılar. Hastalık vesaire dışında istisnasız bütün müdürler ve şefler bu toplantılara katılır. Bu toplantı notları sirküle edilir. Toplantı notlarında kimler katılımcı, kimler kendi departmanlarını anlattılar sirküle edilir. Yani 200 artı 200, 400 tane toplantı var. 400 tane toplantının hiçbirisinde Plan ve Organizasyon Departmanı ve yöneticisi yer almamıştır. Benim açımdan konu budur. Kendisi Sütlüce'deki iletişim ofisinde çalışmaktadır. Benimle yönetsel ve hiyerarşik hiçbir bağı da yoktur. Yine dün Sayın Hakime anlattığım üzere herhangi bir müdürümle, şefimle, bir yöneticimle 4 sene boyunca herhalde yüzlerce kez konuşulmuştur, yüzlerce kez mesajlaşılmış, e-postalaşılmıştır. O departmanla benim böyle bir ilişkim yok. Bununla da ilgili söylenebilecek her şey artık bu kadar.
Rahşan Sertkaya: Murat Bey, siz İletişim Koordinatörlüğünde çalışan personeller var, siz de biliyorsunuz bunu, gördüğünüzü beyan ederek söylediniz. Peki bunlardan kaçı Kültür A.Ş.'nin, kaçı Medya A.Ş.'nin, kaçı diğer iştiraklerden geliyor bunu biliyor musunuz? Yani siz aslında bunları anlatırken İletişim Koordinatörlüğünün yapısını biliyor musunuz yoksa sadece bir toplantıya Barış Bey'in katılmamasından yola çıkarak mı bunu söylüyorsunuz?
Murat Abbas: Ama ama aynı şeyi söylüyorsunuz Avukat Hanım, aynı şeyi söylüyorsunuz. Aynı cevabı...
Rahşan Sertkaya: O zaman "Bilmiyorum ben oradaki yapıyı" diyebilirsiniz.
Murat Abbas: O yapı ile ilgili konuşmuyorum ki. Ben Plan ve Organizasyon Departmanı ve Barış Kılıç ile ilgili konuşuyorum. Benim konuştuğum şey bu. Tamam?
Rahşan Sertkaya: Yani İletişim Koordinatörlüğünde her iştirakten personel olduğu için Kültür A.Ş.'den de personeller olabilir. Hatta Medya A.Ş.'nin de birçok personeli orada çalışıyor ve bunun sebebi de tüm iştiraklerin yazılı, basılı, dijital iletişim görsellerinin orada üretilmesidir. Siz de uzun süre burada Genel Müdür olarak görev yaptığınız için bunu biliyorsunuz değil mi?
Murat Abbas: Avukat Hanım, bakın yine hep aynı şeyleri soruyorsunuz. En başından söyledim, buna cevap vermeyeceğim. Ben Plan ve Departman... Plan ve Organizasyon Departmanının organik olarak kime bağlı olduğunu, kime çalıştığını ve bizimle ilişkisini anlattım. Sadece toplantılara katılmamak diye bir şey küçümseyemezsiniz. 400 tane toplantıdan bahsediyorum. O toplantı notlarının sirküle edilmesinden konuşuyorum.
Rahşan Sertkaya: Şimdi 1 tane son soru daha soracağım size. Siz diyorsunuz ki bu Tuce ile ilgili arabuluculuk görüşmeleri yapıldı, bu arabuluculuk görüşmelerine Murat Ongun da katıldı demişsiniz. Elimde arabuluculuk tutanakları var, görmek ister misiniz?
Murat Abbas: Onları ben onları görmek istemiyorum yani.
Rahşan Sertkaya: O toplantılarda Ongun'un olmadığını gösteren bir belge bu, görmek ister misiniz?
Murat Abbas: Belge, bakın Avukat Hanım. Burada bazı işler belgeli, bazı işler belgesiz olabilir.
Rahşan Sertkaya: Arabuluculuk süreci belgesiz olamaz.
Murat Abbas: Onu bilemem. Arabuluculuk görüşmesi değil. Arabuluculuk toplantılarından bahsediyorum. Toplantılarından bahsediyorum. O toplantılara da Murat Ongun Bey, Abbas Bey, Banu Saraçlar Hanım katıldılar. O toplantılarda ben yoktum. Ha sonra tekrardan Cem Çelik'le görüştüm. Niye o toplantılarda yoktum da sonraki toplantılarda vardım? Bu da bir soru işareti. Niye o anlaşma arabuluculuk toplantılarında yoktum da Cem Çelik'le ben birebir görüşüyorum? Nereye varmaya çalıştığınızı ben tahmin ediyorum ama açıklamam bu kadar.
Rahşan Sertkaya: Efendim arabuluculuk tutanaklarını dosyaya da sunacağız. Murat Ongun'un tutanaklarda imzası yoktur.
CEYDA KIRYAK AVUKATI ULAŞ ÖZKAN SORUYOR
Ulaş Özkan: Murat Bey, dün Savcı Bey sordu Ceyda Hanım'ın görevini. Siz Ceyda Hanım'ın hangi firmanın ihaleyi alacağını, hangi firmanın yan teklif vereceğini ya da ihaledeki fiyatın belirlediğine, fiyatı belirlediğine ilişkin sizin bir tanıklığınız var mı Ceyda Hanım'ın bu süreçte olduğuna?
Murat Abbas: Yok, yok.
Ulaş Özkan: Teşekkür ederim.
SERDAL TAŞKIN AVUKATI ALİ RIZA DİZDAR SORUYOR
Ali Rıza Dizdar: Ben bazı şeyler okuyacağım. Okuduğum şeylere evet veya hayır diye cevap vermenizi istiyorum. Dün burada olmamam benim için talihsizlik oldu. Ancak bugün buradayım. Ve sizin ifadelerinizi buradan satır satır bazı kısımlarını çizdim, okuyacağım ve oradan soracağım. Tüm ihale işleri ihale prosedür kanunlarına uygun yapılmıştır. İhale sonrası yapılacak denetimlere ilişkin ise bilgim yoktur. Yapılan ihalelerde doğrudan doğruya temin istisnai davet usullerinin yasal olarak Kültür A.Ş. tarafından uygulanması mümkün olan iş ve usullerdir. Daha sonra, daha önce konularla ilgili olarak Sayıştay denetimi yapılmış, bu işlemlerde herhangi bir usulsüzlük olmadığı tespit edilmiştir. Kültür A.Ş.'de ihale yöneticisi olduğum dönemlerde herhangi bir mevzuata aykırılık gerçekleşmemiştir. Katılım onayı, teknik özel şartname, yaklaşık maliyet hesapları tüm departman tarafından yapılmaktaydı. Kültür A.Ş.'nin, İSİS grubundaki şirket ve bu şirket kulvarındaki şirketlere devasa, büyük, iş gelecek potansiyel şirketlerdir. Bu işleri almasının avantajları ise bitiriciliğin olması ve sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilmesidir. Bu nedenlerle şirketimiz tarafından ihaleler alınmıştır. Dosya kapsamında yer alan ve tarafıma sorulan söz konusu ihalelerle ilgili hususlar gerçekleştirildiği üzerine, bu nedenle ihaleye tam olarak katılamıyorum fakat ihale sürecine ilişkin 5 defa denetim geçirdik. Tüm denetimlerden sorunsuz bir şekilde geçtik. Doğru mu söyledikleriniz? Evet mi, hayır mı?
Hakim: Ali Rıza Bey, şunu söyleyeyim...
Ali Rıza Dizdar: Ya evet mi, hayır mı diyorum? Açıklama istemiyorum. Evet mi, hayır mı? Açıklama diyorum. Yani savcılığın ifadesini okuyorum. Niye neyi açıklayacağım ben?
Hakim: Sanığın neye nasıl cevap vereceğini cevabını sınırlandırmayın. Şimdi siz...
Ali Rıza Dizdar: Hayır, hayır. Şimdi siz... Tamam haklısınız dersiniz. Evet veya hayır diyemiyorsanız...
Hakim: Soracağınız soruya sanık müdahale etmediği gibi siz doğrudan...
Ali Rıza Dizdar: Peki, peki. Evet. Buyurun.
Murat Abbas: Ali Rıza Bey, şöyle bir açıklama yapayım... Ben...
Ali Rıza Dizdar: Nasıl? Duyamadım.
Hakim: Avukat hanım bakın, zaten soruyu...
Ali Rıza Dizdar: Duyamadım, anlamadım.
Hakim: Avukat bey, siz sorunuza devam edin.
Ali Rıza Dizdar: Ne dedi, anlamadım.
Hakim: Avukat bey, siz sorunuza devam edin. Tamam.
Murat Abbas: Ali Rıza Bey, şöyle bir açıklama yapayım. Ben burada herhalde 6. gelişim. Sizin mesleğinize ve tecrübenize saygı duyuyorum. Ama burada bu salonda sizin tarzınıza da çok hakim oldum. Zaten sizin müvekkillerinizle alakalı da bir şey söylemiş değilim. Ne iddianamede böyle bir şey var ne benim ifademde. O yüzden siz tabii ki yasal hakkınızdır, sorularınızı sorabilirsiniz. Ama benim de sizin sorularınıza cevap vermeme hakkım var. Teşekkür ederim.
Ali Rıza Dizdar: Ben sizin babanızın adını da sorsam vermek zorundasınız, yasa öyle emreder. Onu da biliyor musunuz? Neyse girmiyorum. Yaklaşık maliyet hesaplanması konusu kanunda belirtilen usullere göre ihale ekibi tarafından hazırlanmaktadır. Davet usulüyle yapılacak doğrudan temin yoluyla alınacak mal ve hizmet alımı işinde davet gönderilen teklif alınan şirketlerin belirlenme kriterleri, çağrılan şirketin söz konusu işi yapabilme yeteneğine sahip olup olmadığıdır. Davet usulüyle yapılacak mal alımlarında konuya hakim değilse ilgili departmanlarda arkadaşlarla iletişim kurularak görüş alıp bu şekilde şirketlerden teklifler MASAK'tan temin edilen hesap hareketleriyle diyen bir ifadeniz var Cumhuriyet Savcısında. Doğru değil mi bu ifadeniz? Çünkü ben...
Murat Abbas: Cevap vermeyeceğim Ali Rıza Bey.
Ali Rıza Dizdar: O zaman emeklilik... "2023 iş Nisan ayında erken emeklilik sistemiyle ayrıldım. Kimseyle herhangi bir husumetim olmadı. Çalıştığım dönemde ihalelere ilişkin herhangi bir usulsüzlük, talimatı almadım. Herhangi bir şahsi çıkar elde etmedim. Hukuka ve usule aykırı ihale düzenlemedim." demişsiniz. Buna da cevap vermeyecek misiniz?
Murat Abbas: Sadece burada burada 2023'te bir emeklilik, erken emeklilikten bahsettiniz. O herhalde başka bir kişi. Benim öyle bir...
Ali Rıza Dizdar: Hayır, hayır, sizin ifadenizden okuyorum. Sizin ifadenizi okuyorum.
Murat Abbas: Benim ifadem öyle değil. Ali Rıza Bey,
Ali Rıza Dizdar: Ben burada sizin ifadenizden okuyorum.
Murat Abbas: Yanlış okuyorsunuz. Ben...
Ali Rıza Dizdar: Ben yanlış okumuyorum, iddianameye yanlış koymuşlar o zaman.
Murat Abbas: 2025'in Mayıs'ında ben emekli oldum.
Ali Rıza Dizdar: Bak öyle yazıyor burada.
Murat Abbas: Onu bilemem.
Ali Rıza Dizdar: Bakınız, devam ediyorum. "Benden önceki Genel Müdür Serdal Taşkın zamanında Kültür A.Ş.'nin kendi faaliyetlerinin yanı sıra iletişim koordinatörlüğü kısmı Serdal Taşkın'a bağlıymış. Benim Genel Müdür olduğum dönemde iletişim koordinatörlüğü kısmı tamamen benim inisiyatifim dışında." Doğru mu bu cümle?
Murat Abbas: Savcılık ifadesini okuyorsunuz Ali Rıza Bey.
Ali Rıza Dizdar: Doğru mu dedim?
Murat Abbas: Ben savcılık ifadesini tekrardan burada okumanıza bir cevap vermeyeceğim. Sonrasında...
Ali Rıza Dizdar: Hayır, arkasından bir soru daha geliyor da onun için. TUCE firması, TUCE firması nedir?
Murat Abbas: Ben anlattım.
Ali Rıza Dizdar: TUCE firmasını anlatmışsınız da TUCE firmasıyla ilgili anlattıklarınızın nedeniyle niçin o dönemde herhangi bir suç ihbarında bulunmadınız? Korktunuz mu? Tamam, geçtik. Ayrıca Kültür A.Ş.'de yapılan ihalelerde reklam mecralarının ihale şartnamesine aykırı bir şekilde çoğaltılması, sayılarının arttırılması hususunda Kültür A.Ş. tarafından İBB İlan Reklam Müdürlüğüne yapılan bildirim değişiklikleri hiçbir şekilde olumsuz bir yanıt gelmedi. Normalde şartnamedeki değişiklik kaynakları firmaların fazla mecradan daha fazla feragat edeceği durumu hasıl olduğundan İBB'ce firmalarca ek ödeme istenmesi gerekirken İBB tarafından böyle bir husus Kültür A.Ş.'ye bildirilmedi. Ben genel müdür olarak İBB tarafından bu konuyu sorduğumda kendine genel geçer ifadelerle bir açıklama yapmaktadırlar. Bu genel geçer ifadeyi anlamadığım için bunu öğrenmek istiyorum.
Murat Abbas: Dün burada olmadığınız için kaçırmışsınız Ali Rıza Bey. Üzgünüm.
Ali Rıza Dizdar: Ne bileyim senin ne zaman geleceğini bilmiyordum ki.
Hakim: Evet, sıradaki soruya geçelim o zaman.
Ali Rıza Dizdar: Devam edeceğim sıradaki soruya. Sıradaki soru...
Hakim: Ali Rıza Bey de savcı bey gibi soru soruyor.
Ali Rıza Dizdar: Savcı bey zaten sordu mu tam sorar. Serdal Taşkın'dan sonra benim gibi bir profilin Kültür A.Ş.'ye Genel Müdür olarak atanmasının amacı benim daha çok kültürel, sanatsal faaliyetlerde emin olması. Hangi sanatlarla ilgili ilginiz var öğrenmek istiyorum. Ben mesela şiir yazarım, roman yazarım ama siz ne yaparsınız, onu merak ettim. Yoksa kahvede okey mi oynarsınız?
Hakim: Cevap verip vermemek...
Ali Rıza Dizdar: Peki, peki. O zaman son bir şey diyeceğim Sayın Başkan. Bu soru gibi değil ama herkesi aydınlatmak bakımından kendisinin de bilmesi lazım. Her ne kadar pişmanlık yasasından yararlanmışsa İşletme Fakültesi mezunu zannedersem, yüksek kültür görmüş. "Benim hiçbir şekilde adı geçen şüphelilerle suça ilişkin eylem ve fikir birliğim olmamıştır. Eylem ve fikir birliğini açamamış." Tamamen bir takım imzam olduğundan dolayı sorumluluğum maddedir. HTS kayıtları, diğer şahısların beyanları, tapuları incelediğinde zaten benimle ilgili bir husus olmadığı görülecektir. Öyle suç unsuru bir belgeye yahut boş doldurulacak belgeye, evlilik müessesesi hariç, oraya imza atılır, o belgelere imza atan bir kimsenin sorumluluğunu bildiği halde suçlarını ihbar etmemesi kendisi açısından ceza alacağının bilincinde olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Bilginiz var mı? Ceza alacaksınız.
Hakim: Bu soru bize daha önce de sorulmuştu. Sordurmamıştık
GÜRKAN AKGÜN AVUKATI SİNEM KELEŞ AKGÜN SORUYOR
Sinem Keleş Akgün: Murat Bey, Kültür AŞ'nin herhangi bir iş ve işlemi, alt kiralama sözleşmeleri, ihallelerine yönelik vekil Gürkan Akgün'ün herhangi bir müdahalesi, talimatı ya da yönlendirmesi olmuş mudur?
Murat Abbas: Hayır, olmamıştır.
HÜSEYİN KÖKSAL AVUKATI BAVER KAYA SORUYOR
Baver Kaya: Kültür A.Ş.'de 14 Eylül 2020'de çalışmaya başlamıştınız değil mi?
Murat Abbas: Evet, evet.
Baver Kaya: 17 Nisan tarihli ifadenizde müvekkil Hüseyin Köksal ile yaptığınız bir görüşmeden bahsetmişsiniz. Genel müdürlükteki ilk 5 aylık döneminizde müvekkilin Taksim'de olan bir ofisinde yapılmış bu görüşmeniz, Murat Ongun ve Hüseyin Köksal. Yine görüşmede Urban Media isimli şirketin kurucusu Hüseyin Seçkin'in vefatı üzerine konuşulmuş. Ticaret Sicil Gazetesi'nden baktım, Hüseyin Seçkin'in vefat tarihi 27 Temmuz 2021. Siz bu görüşmeyi yaptığınız tarihte kendisi hayatta. Öleceğini varsayım, varsayım olarak mı konuştunuz?
Murat Abbas: Öyle bir soruyu kabul etmiyorum ben ya.
Baver Kaya: Tamam, anlamak için sorayım. Müvekkilin Taksim'de bir çalışma ofisi yok ama şirkete ait yerler var. Biri Gümüşsuyu'nda, diğeri Asmalımescit'te. Toplantının nerede yapıldığını hatırlıyor musunuz?
Murat Abbas: Tam olarak yerini hatırlayamadım.
Baver Kaya: Gümüşsuyu, Asmalımescit ayırabiliyor musunuz?
Murat Abbas: Valla galiba Gümüşsuyu'ydu.
Baver Kaya: Tamam. Ya bir karışıklık olmasın. Asmalımescit'teki yer...
Murat Abbas: Yani İBB'de toplantılar yapılıyordu ve ilişkili yerlerde.
Baver Kaya: Tamam, hayır, ben tarihleri söyleyeceğim. Asmalımescit'teki yer müvekkilin şirketi tarafından 10 Ocak 2022'de satın alınmış. Bahsettiğiniz tarihten 1,5 yıl sonra. Gümüşsuyu'undaki yer de kiralık. Müvekkilin şirketi tarafından 3 Nisan 2023'te kiralanmış. Bahsettiğiniz görüşmeden 2 yıl sonra. Bir şeylerde bir yanlışlık olabilir mi?
Murat Abbas: Olabilir, olabilir.
Baver Kaya: Yine bir Ticaret Sicil Gazetesi'ne bakınca şirkete vefat sonrası kayyum atanmış, bir süre kayyumla devam etmiş. Kayyumdan sonra yasal mirasçılarına geçmiş. Müvekkilin bu şirkete ilk yatırım tarihi 2022'nin başları. İddia ettiğiniz toplantıdan en az 9 ay sonra. Hüseyin Seçkin'in vefatından 6 ay sonra. Gümüşsuyu'ndaki bina kiralanmadan 1,5 yıl önce. Tarihler hiçbir şekilde uymuyor. Hafızanız sizi yanıltıyor olabilir mi?
Murat Abbas: Bu olabilir.
Baver Kaya: Peki o zaman şöyle söyleyeyim. Kültür sanatla ilgilisiniz. Bir hikaye anlatıcılığının 3 temel unsuru vardır: Zaman, mekan, konu. İyi bir kurguda bu üçünün tam olarak uyuşması beklenir. Sizin anlattığınız bu hikayede, anlatıda üçü de birbirinden uyumsuz. İlgili olduğunuz için de bu konuda daha özenli olabileceğinizi düşünürüm ben. O yüzden soruyorum. Bu sizin hikayeniz mi? Yoksa Savcılık tarafından size soru olarak mı yöneltildi? Savcının anlatısı mı?
Murat Abbas: Benim 17 Nisan 2025'te verdiğim ifade herhangi bir yönlendirmeyle ya da baskı edilmiş durumda değil. Ben kendi özgür irademle o ifadeyi verdim. Savcılıkta bana herhangi bir şekilde bir yönlendirme sorusu da olmadı. Hafızam yettiğince, yettiği kadarıyla kendi bildiklerimi anlattım. O yüzden benim için bir yönlendirme söz konusu değil.
Baver Kaya: Tamam, sizin anlatınız. Ya bunu da yanlış anlamayın, sadece soracağım. Cezaevindeyken insanlar medikal olarak etkilenebilir. Travmatik stres yaşarlar, çok normal de olan süreçlerdir. Yapılan bilimsel çalışmalarda da beyin sisi, amnezi gibi rahatsızlıklar da görülür. Hafızayı etkileyecek şeyler yaşanır. Hiç hissettiniz mi? Cezaevindeyken çıktıktan sonra?
Murat Abbas: Bu soruya cevap vermiyorum.
BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR
Cansu Çiftçi: (Teknik bir sorun nedeniyle soru alınmadı.)
Murat Abbas: …. yükseldi. Ben de orada bu 10 milyon lira alındı mı, alınmadı mı ya diye sordum da. Kendisi, "Alındı" dedi. Sonra bu 6 milyon lira nedir diye Onur Aldı'ya sorduğumuzda, işte dün de yine ifade de söyledi. Kendisi o 6 milyon lira parayı hatırlamadığını, belki rüyasında görmüş olacağını falan filan söyledi. Açıklamam bu kadar.
Cansu Çiftçi: Yani şunu söylüyor, açıklamanızı anladım ama yok Barış tarafından alındı, Barış tarafından bilmem kimlere teyit edilmiş olabilir. Önce tahmininizden bahsediyorsunuz vesaire.
Murat Abbas: İkisi arasında fark var.
Cansu Çiftçi: İşte fark var. Ben bunu soruyorum. İşte bilmem tahminim bu, daha sonra Barış Kılıç size bir şey söylüyor. "Bunu ben almadım abi" diye teyit ediyor. Dün de bunu bu şekilde kimlere, kimlere verildiğine dair bir beyanınız yok.
Murat Abbas: Öyle demiyor konuşmuyor tabii ki zaman farkı var. Bu bilgiler zaten bana kendi çalışma arkadaşlarımdan gelen bilgiler.
Cansu Çiftçi: Duyum.
Murat Abbas: Yani, yani bunun adı duyum mu? Onlar gelip bana bunu söylediğinde, bu paralar ne oldu diye, onlar da ilgili yerlere şu kişi tarafından götürüldü dendi. Duyum mudur, nedir bilmiyorum.
Cansu Çiftçi: Tamam. Bunu ama sanki önce tahminim diyorsunuz, sonra Barış Kılıç bana söyledi. Şimdi Barış Kılıç'la doğrulattınız mı?
Murat Abbas: İBB'deki, İBB'de Saraçhane binasındaki toplam farklı bir toplantı, bakın orada zaten artık son raddeye geldi. Belki Mart ayında verilmişti, bilemiyorum. Orada her şey zaten açık açık ortaya döküldü.
Cansu Çiftçi: Bu 9 Mart'tan ayrı bir toplantı, öyle mi?
Murat Abbas: Başka bir toplantı tabii ki.
Cansu Çiftçi: Bu başka bir toplantı. Bu toplantıda Barış Kılıç da vardı. Burada görüştüğünüzü biliyorsunuz.
Murat Abbas: Var, Onur Aldı da vardı.
Cansu Çiftçi: Anladım ama bu ifadenizdeki duyum, tahmin, daha sonra Barış teyit etti ama dün de böyle bir şey Barış'la ilgili bir şey söylemediniz. Bunu düşelim. Bir sonraki, bir sonraki soru şundan bahsediyorsunuz. Dün burada Onur Aldı da sordu. İlgili kişilere yönelttik bu soruları. Barış Kılıç'ın yok Atina'da evi vardı, Kahraman'la beraber almış vesaire diye bir ifadelerinize yerleştirmişsiniz. Daha sonra yok Barış Kılıç'ın teknesi vardı gibi bunların hepsini birilerinden duymuşsunuz. Bunlara ilişkin harici bir bilginiz, bir evrakınız, bir şeyiniz var mı yoksa sadece ilgili kişiler, duyumunuz duyumlar üzerine mi bunu söylüyorsunuz?
Murat Abbas: Böyle şeyler hakkında elimde nasıl evrak olabilir?
Cansu Çiftçi: Tamam, olmayan şey sadece dedikodu mahiyetinde beyanlar ifadelerinizde yer alıyor mu?
Murat Abbas: Siz dedikodu olarak tanımlıyorsunuz. Ben duyum olarak tanımlıyorum.
Hakim: Dün de aynı soru soruldu zaten.
Cansu Çiftçi: Tamam yani ilgili sahipleri haricinde beyan edenler, Onur Aldı ve işte Cem Çelik haricinde kimse, başka bir şey duymadınız, doğru mu anlıyorum? Onur Aldı size Atina mevzusunu işte ya da Kahraman neyse. Diğeri de Cem Çelik.
Murat Abbas: Doğru.
Cansu Çiftçi: Tamam, Cem Çelik de bu da aynen. Beyanında buna ait bir şey söylememiş. İşte sadece siz de onların ilk beyanlarına dair diyorsunuz. Peki, peki.
Cansu Çiftçi: Gelelim bir sonraki hususa. Bu Barış Kılıç'ın Plan ve Organizasyon Müdürü olarak aslında size hiçbir şekilde bağlı olmadan aranızda sadece bordrosal bir ilişki olduğundan bahsettiniz. Barış Kılıç'ın Plan ve Organizasyon Müdürü olarak İletişim Çadırı'nda işte Sütlüce'deki binada olduğundan bahsettiniz. Şimdi adres olarak bakıyorum ben. Plan ve Organizasyon Müdürlüğü resmi adresi nerede biliyor musunuz?
Murat Abbas: Ben bilmiyorum.
Cansu Çiftçi: Ben söyleyeyim. Yine bu sizin şeydeki, Topkapı'daki adresiniz olarak gözüküyor. Kültür A.Ş.'de kaç adet çalışan var biliyor musunuz?
Murat Abbas: Avukat Hanım, bu sorularınızı bu şekilde cevaplamayacağım. Plan ve Organizasyon Departmanı ve Barış Kılıç'ın rolüyle ilgili bütün detayları anlattım. Şu anda bu salonda bulunan tutuklu kişiler, tutuksuz kişiler, belki ailelerden bazıları zaten kimin nerede çalıştığını, kimin kiminle çalıştığını...
Cansu Çiftçi: Tamam.
Murat Abbas: ...kime, bir saniye, müsaade edin, kime raporladığını gayet iyi biliyor.
Cansu Çiftçi: Tamam.
Murat Abbas: Bu soruları benim bu departmanın, Barış Kılıç'ın bana bağlı çalıştığını açıklamaya çalışmak bile şu an o kadar abesle iştigal ki...
Cansu Çiftçi: Hı hı.
Murat Abbas: Yani hakikaten bu soruları cevaplamayacağım artık.
Cansu Çiftçi: Peki. Peki madem abesle iştigal diyorsunuz, ben de bazı şeyleri abesle iştigal gördüğüm için sorma gereği hissediyorum.
Murat Abbas: Buyurun.
Cansu Çiftçi: Plan ve Organizasyon Müdürlüğü ne iş yapar?
Murat Abbas: Bunu da cevaplamayacağım.
Cansu Çiftçi: Ne iş yapar, bunu biliyor musunuz?
Murat Abbas: Cevaplamayacağım.
Cansu Çiftçi: Peki, tamam. Tamam Sayın Başkan. Plan ve Organizasyon Müdürlüğünün yerinin 15 yıldır gibi bir süreç içerisinde aslında bu Miniatürk yerleşiminin olduğunu da biliyor musunuz? Ya da buna dair bilginiz var mıdır?
Murat Abbas: Bilmiyorum.
Cansu Çiftçi: Bilmiyorsunuz. Tamamdır. Peki planlama yani Barış Kılıç'ın aslında yapmış olduğu görevler Planlama ve Organizasyon Müdürlüğü haricinde yapmış olduğu eylemler, iş işle ilgili bir bilginiz var mıdır?
Murat Abbas: Benimle çalışmıyor, benim çalışanım değil. Hiçbir toplantılarımızda da yoktu.
Cansu Çiftçi: Hı hı.
Murat Abbas: Yani kaçıncı kez söyleyeceğim bunu, bilemiyorum artık.
Cansu Çiftçi: Beyefendi, toplantı meselesi değil. Ben başka bir şey soruyorum. Bilginiz var mıydı, yok muydu? Niye geriliyorsunuz ki?
Murat Abbas: Cevap veriyorum, gerilmiyorum. Cevap veriyorum.
Cansu Çiftçi: Tamam, gayet güzel. Peki, benim bir iki görselim olacak. Katip Bey açabilir misiniz? İlkinden başlayalım. Burada ihale komisyonu kararı var, Kültür AŞ'nin çıkmış olduğu bir ihale. İşte davet yapılmış, bunlar bunlar işte bedeller vesaire. Bir sonraki sayfaya gelelim. Burada bakın, ihale komisyonu oluşmuş. Komisyonda kim var? Uzman üye Barış Kılıç, Planlama Organizasyon Müdürü. Oluru kim vermiş? Siz, Murat Abbas. Bir sonraki evrakına gelelim. Bakın burada bölümleme. Hatta ben 2018'deki bölümlemeyi de koydum. Orada da genel müdür imzası var, birim müdürleri var. 13 Ocak 2023tekine bakalım. Talep eden birim müdürü Barış Kılıç, Planlama Organizasyon Müdürü. Onayı kim vermiş? Murat Abbas. Şimdi sizinle herhangi bir hiyerarşik yapıda veya organik bir bağ olmayan bir birimin başındaki insan niçin sizin onayınızla bir ihaleye girsin, uzman üye olarak bulunsun veya talep ettiği bölümlemeye siz niye onay veresiniz? Yani bunda yasaktır bir şey mi var hani ayırmaya çalışıyorsunuz?
Murat Abbas: Yani defalarca açıkladım bunu. Kime verecek?
Cansu Çiftçi: E size vermeyecek, madem aranızda şey var...
Murat Abbas: Hayır, bordrosu kimde? Bordrosu kimde? Bunu dün defalarca açıkladım. Bordrosu kimde?
Cansu Çiftçi: E talep... O zaman...
Murat Abbas: Hayır, kime gidecek? Bordrosu şeyde, organizasyon şemasında da genel müdüre bağlı. Yani buradan benim için varabileceğiniz bir yer yok. Ben bunu çok net bir şekilde anlattım.
Cansu Çiftçi: Bakın şunu soruyorum. Dün tamam burayı geçelim, burası sizi biraz burada anlaşamıyoruz, sonra tekrar döneriz. Siz şunu söylediniz, ben bütün ifadelerinizi okudum, dün de sizi dikkatlice dinledim. Dediniz ki: "Bana gelen bütün ihaleler bir silsile halinde gelir, 4-5 aşamaya uğrar, ben sadece en sonunda onay veririm." Tabii olması gereken bu çünkü bir şirket yönetiyorsunuz ve farklı farklı birimler var orada. Her birim kendine göre işte bir ihaleye çıkılacaksa bunun Kültür AŞ, İBB'den alıyor ihaleyi, Kültür AŞ kendisi "Ben bunu bu şekilde yapacağım" diyor. Firmalar işte ihale satın alma şeklinden havuzdan seçiliyor, geliyor bunlar çıkacak, birim fiyatlar belirleniyor. Her birinin ayrı ayrı bir departmanı var, bir şeyi var.
Murat Abbas: Evet.
Cansu Çiftçi: Peki bu silsile içerisinde Planlama ve Organizasyon Müdürü olarak Barış Kılıç'ın herhangi bir yetkisi var mıydı? Fiyat belirleme, firma belirleme bir bilginiz var mı bu konularda?
Murat Abbas: Yine Barış'la ilgili detay soruyorsunuz.
Cansu Çiftçi: E kimi soracağım? Fatma'yı mı soracağım? Barış'ı soracağım tabii ki de yani...
Murat Abbas: Hayır, Barış'ı bana soruyorsunuz. Ben de diyorum ki Barış benimle çalışan birisi değildi diyorum.
Cansu Çiftçi: Tamam, ben de size sizle çalıştığını gösterdim. Neyse, peki.
Murat Abbas: Benimle çalışmıyordu.
Cansu Çiftçi: Şu var peki, ifadelerinizin hiçbir yerinde, dün de aslında şunu söylediniz, "Şu ilk hanede, numaralı ihalede şöyle bir husus konuşulmuştur, bu bu olmuştur" demediniz. Benim anladığım, yani sizin yine buradaki savunmalarınıza istinaden şunu söyleyeyim, herhangi bir somut ihalede "Şöyle usulsüzlük vardır" demediniz ve olmadığını düşünüyorsunuz sanırım. Çünkü cümleniz, savunmanızı doğrulamak adına "Biz zaten düzenli olarak Sayıştay denetimlerinden geçiyoruz ve Sayıştay tarafından da bu adalete bir bulgu bulunmamıştır." Bu savunmanızı tekrarlıyor musunuz? Sizce sizin somut olarak tespit ettiğiniz bir usulsüz ihale var mıydı? Yoksa her departman kendisi üzerine düşen görevi uygun bir şekilde yerine getirdi ve siz de bunlara güvenerek imza verdiniz?
Murat Abbas: Zaten savunmam o yönde. Savunmamda yer almamış olabilir.
Cansu Çiftçi: Teyit olsun diye, çünkü sonra şeyini yaptığımda... Peki, peki. Görevle bağınızı sorduk. Planlama Organizasyon Müdürlüğü'nü de sorduk. Size şunu bir soracağım, ben az önce söyledim ama siz Barış Kılıç'ın sizinle ilgisi olamadığını, ihale komisyonlarında yer almasına dair de bir bilginiz olmadığını veya cevap vermek istemediğinizi dediniz. Şunu sorayım peki ben size, siz aslında denetim kökenlisiniz ve çok güzel yerlerde çalışmışsınız ilk duyacağımız firmalarda ve aynı zamanda kültür etkinlikleriyle de ilgileniyorsunuz. Çok yönlü bir insansınız, ne kadar güzel. Bu firmaya da Kültür A.Ş.'ye de aslında bayağı bir kar getirmişsiniz, bu da çok güzel. Burada sizin döneminizle beraber aslında az önce meslektaşım da sordu ve burada aslında sanıklardan birkaçı da şunu söylemişti, sizin Kültür A.Ş.'ye gelmenizle beraber işte Onur Aldı, Erdinç Çolak, işte birkaç tane daha isim, siz hatta daha fazla isim, sizinle beraber çalışmaya getirilmiş. Yani ve siz bu eski çalışma arkadaşlarınızı da kendi müdür yardımcınız olarak atamışsınız. Peki bu zamana kadar kendi müdür yardımcılarınız tarafından size herhangi bir "Şu iş şöyle yanlış oluyor", sonuçta sizin çok daha eskiye dayalı bir tanışıklığınız, beraber çalışma arkadaşlığınız var. "Şurada bir yanlışlık var, şurada bir usulsüzlük var, şuna şöyle dikkat edelim" yahut da "Şunu bekletelim" dediği bir şey oldu mu?
Murat Abbas: Bu sorudan nereye varmaya çalışıyorsunuz?
Cansu Çiftçi: Ben neye varıp varmadığımı, siz niye anlatmıyorsunuz ki? Niye gerginlik yapıyorsunuz? Soru soruyorum.
Murat Abbas: Hanımefendi, avukat hanım, gerginlik yaratmıyorum. Hayır. Belki yapım dolayısıyla böyledir, bilmiyorum. Hayatımda da ilk defa böyle mahkemeye çıkıyorum. Bırakın da biraz da gergin olayım. Evet, o çalışma arkadaşlarım benim bütün geçmişimde böyledir. Çalışma arkadaşlarımdan iyi olanları toplarım, liyakatli olanlarla çalışırım.
Cansu Çiftçi: Güzel bir şey bu zaten.
Murat Abbas: Tabii ki güzel bir şey. Ama sonrasında insanların başka yollara sapıp sapmadığında ben o yargı katında değilim. Yani bunu söylemek istiyorsam, kendi elemanlarınız...
Cansu Çiftçi: Onu demek istemedim. Sadece böyle bir beyanları oldu mu, hiç sizi uyardılar mı, bir sıkıntı... Bunu soruyorum sadece. Bir bildirim...
Murat Abbas: Tamam, ben de şunu açıklayayım size. Detaylı bir şekilde anlatmıştım. Ben kim ilgili üst yöneticiler onlar, kim hukuk müşavirleri Kültür A.Ş.'nin hukuk müşavirleri... Müşavirleri, İBB iştirak hukuk müşavirliği... Bunlar kendi departmanında, yani Kültür A.Ş. bünyesinde işte genel müdür yardımcıları, onların altındaki ihale satın alma birimleri... Bu insanlarla defalarca en başta, en başta toplantılar yaparak, bunlardan başımızın ağrıyacağı bir şeyler var mı, yasal bir sakıncası var mı, mevzuata aykırılık var mı diye defalarca toplantı yaptık. Ve Sayıştay'dan da gelen olumlu sonuçlarla birlikte ben de bunlara güvenle baktım. Dün size yine Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nden örnek verdim. Kendi bildiğin alanlar neyse benim; kültür, sanat, içerik, pazarlama, kurumsal iletişim direkt benimle çalışır. Ama prodüksiyon, teknik prodüksiyonla ilgili bir yönetici vardır. Ben sadece üst başlıkları sorarım. Onlar da kendi...
Cansu Çiftçi: E tabii yani, her şeye bakamazsınız.
Murat Abbas: Tabii ki. Her şeyden anlayabilme imkanım yok. Onlar da kendi işlerini yaparlar. Benim yönetim anlamındaki anlayışım, delegasyon ve iyi bir yönetim ekibi; budur.
Cansu Çiftçi: Bu üst düzey yöneticiliğinize hitaben... Bu Kültür A.Ş.'nin organizasyon şeması... Aslında siz dün bir kısmını saydınız, ben yine bir teyit ve aslında ek, şunu unuttunuz mu diye sormak istiyorum. Hukuk birimi, insan kaynakları birimi ve iç denetim birimleri var. Bunların Genel Müdür Yardımcılığı olmaksızın direkt size mi bağlı?
Murat Abbas: Evet, dün
Hakim: Dün savunmasında saymıştı.
Cansu Çiftçi: İç denetimi saymamıştı Başkan Bey. Peki bu iç denetim... Herhangi bir müdür yardımcısı vesaire... Bu iç denetimden size herhangi bir usulsüzlükle ilgili bir şey geldi mi? Yani Dijital Deneyim'de hani sonrasında bir şey fark etmişsiniz, siz bir talepte bulunmuşsunuz ya. O zamana kadarki yapılan ihalelere ilişkin bir şey geldi mi, tespitiniz oldu mu? Yahut bir bildirim geldi mi?
Murat Abbas: Olmadı.
Cansu Çiftçi: Olmadı, tamam. Peki...
Murat Abbas: Zaten o birim aslında biraz göstermelik bir birim, eski yönetimden kalan bir birim.
Cansu Çiftçi: İç denetim eski yönetimden mi kalan?
Murat Abbas: Benden önce benden önceki genel müdüre bağlı çalışıyordu, benden sonra da o şekilde devam etti. Fonksiyonel bir departman değil, onu söylemek istiyorum.
Cansu Çiftçi: Peki, o yüzden belki genel müdür yardımcısı koymadınız. Bütçe ve Raporlama Müdürlüğü'nü de siz mi kurdunuz?
Murat Abbas: Evet.
Cansu Çiftçi: Tamam, bu Bütçe ve Raporlama Müdürlüğü ne iş yapardı?
Murat Abbas: Kendi görev alanlarını şu anda saymak istemiyorum. Yani sorularınız varsa açıkça sorun, ben...
Cansu Çiftçi: Soruyorum işte açıkça.
Murat Abbas: Tamam ama iddianamede veya benim ifademde bununla ilgili bir şey var mı?
Cansu Çiftçi: Bütçe ve raporlamalarla ilgili bilgi...
Murat Abbas: Tamam onunla ilgili neyi soruyorsunuz? Dün mesela dediler ki "Murat Ongun Bey, bu bütçeleri kime sunardınız, kimden onay alırdınız?" Onun cevabını verdim.
Hakim: Şöyle yapalım... Soru nereye ulaşacak yerine “Cevap vermek istemiyorum” diyebilirsiniz.
Cansu Çiftçi: Gayet sakince soruyorum aslında, düzgünce soruyorum.
Murat Abbas: Sizi gerdiysem özür dilerim.
Cansu Çiftçi: Yok estağfurullah, zaten yeterince gergin bir ortam, birbirimizi daha da germeye gerek yok bence, düzgünce soruyoruz.
Hakim: Ortamın gerginliği yok, gayet...
Cansu Çiftçi: Yok hayır, sonuçta burada insanlar kaç aydır, yıldır tutuklu ya. Yani neyse... Peki, şimdi şeyi soruyorum. Bu Cem Çelik'e de yönelttim aslında bunları, dinlediniz mi ya da okudunuz mu bilmiyorum. Şunu sordum: Dijital Deneyim Müzesi ile ilgili sizin de sıkıntı olduğunu düşünerek şikayette bulundunuz müze ile ilgili. Kendisi, sadece Barış Kılıç'ın ilk başta bir ilk... Ne diyeyim? İçerik mi? Artık hani burada ne yapılması gerekiyor tarzında ilk toplantıda vesaire bulunduğunu, daha sonrasında Barış'ın olmadığını, hep sizinle aslında ve işte Onur Ağralı ile vesaire görüştüğünü söyledi. Siz Barış Kılıç'ı daha sonraki Dijital Deneyim Müzesi toplantılarında... Siz katılmamış olabilirsiniz, bu sizin tabii ki de kendi beyanınız. Daha sonrasında Barış Kılıç'ın bu toplantılarda veya bunlara bu müzeye dair satın almalarda herhangi bir dahilinin olduğuna dair bilginiz var mı, gördünüz mü?
Murat Abbas: Siz Songül Çar'ın ifadesini okudunuz mu?
Cansu Çiftçi: Okudum tabii ki.
Murat Abbas: Orada kendisi açık bir şekilde kimlerin Dijital Deneyim Müzesi'nde aktif olarak çalıştığını, kimler tarafından baskı gördüğünü açık bir şekilde...
Cansu Çiftçi: Tamam ben size Songül Çar'ı sormuyorum, sizin bir bilginiz...
Murat Abbas: Ben onun ifadesinden yola çıkarak şunu söylüyorum: İletişim tarafında bu işin takipçisi Barış Kılıç'tır. Kültür A.Ş. tarafında ilk başta projenin başında Onur Aldı'dır. Sonraki dönemde de doğal olarak müzelerin bağlı olduğu Genel Müdür Yardımcısı ve dijital yayınların da bağlı olduğu Erdinç Çolak'dır.
Cansu Çiftçi: Tamam. Müze tamamlanıncaya kadar da...
Murat Abbas: Bu arkadaşlar fiili olarak bu işin takipçisidir.
Cansu Çiftçi: Anladım. Tamam, ben Songül Çar'ı beyanını okuduysanız, benim Songül Hanım'a yönelttiğim soruyu da okumuşsunuzdur muhakkak. Satın almalarla, ihalelerle ilgili Barış Kılıç'ın bir dahili var mıdır? Hayır, kesinlikle yok dedi. Hani madem okudunuz. Nasıl?
Murat Abbas: Ben de var demedim ki.
Cansu Çiftçi: Tamam, teyit etmek amaçlı hani Songül Çar'a atıf yaptığınız için soruyorum. Şimdi tekrar şu konuya bir dönelim. Ufak toparlıyorum Başkan Bey. Dediniz ki ben Barışlar ile de Barış Kılıç ile, ona bağlı olduğu birim de neyse. Etkinlikler nezdinde görüşürüm. Bana etkinliğin ismini söylerlerdi, içeriği hakkında veyahut da sonrası hakkında çok dahlim yoktu, bilgim yoktu gibi bir beyanınız oldu dün. Şimdi Barış Kılıç, Plan ve Organizasyon Müdürü olarak aslında Ekrem İmamoğlu'nun katılmış olduğu, işte katılacağı, katılmış olduğu işte büyük açılışlar vesaire veya işte 23 Nisan, 19 Mayıs gibi etkinlik, büyük çaplı organizasyonları nasıl yapılması gerektiğine dair doğal olarak Murat Ongun'la, çünkü Ekrem İmamoğlu'nun basın danışmanı, iletişim danışmanı o, onunla görüşüyordu. Peki siz bu etkinlikler dahilinde Barış Kılıç ile toplantı yaptınız mı?
Murat Abbas: Bir iki toplantıya katılmış olabilirim. Ama bu bahsetmiş olduğunuz büyük işler yani Yenikapı'daki, Maltepe'deki hem başkanlık işleri hem de işte milli ve özel günler diyeyim, o içeriklerin hazırlanması, sunulması, prodüksiyonlarının, sahnelerinin yapılması konusunda ben de hep son aşamada, hani kendi adıma konuşuyorum, Ekrem Bey'in olduğu, hazır olduğu toplantılarda Murat Bey sunum yapardı. Ben de birçok şeyi ilk defa orada görürdüm. Bazı o işlerdeki sanatçıların sahne arkası işleri, işte ağırlanması vesaire vesaire gibi işlerde Kültür A.Ş. elemanları çalışırdı. Ben o son aşamada bunları öğrenirdim, doğrudur.
Cansu Çiftçi: Tamam. Yani Kültür A.Ş. ile beraber zaten yürütülüyor. Peki hani burada Barış Kılıç'ın bu tarz işleri ama mesela ihaleler komisyonundaki üyeliği bir kenara koyarak söylüyorum, bu işlemleri yaparken Murat Ongun'la sık temasının olmasından kaynaklı bir şey yok mu sizce? Yani bu Plan ve Organizasyon Müdürlüğü sanki çok kripto bir yapı mı ki siz çok...
Murat Abbas: Kripto bir şey, o sizin tanımınız. Ben öyle bir şey söylemedim.
Cansu Çiftçi: Çok dışlayarak anlattınız da hani böyle bir şey mi var?
Murat Abbas: Tabii ki. Yani tabii ki dışlayarak anlattım. Çünkü yani kaçıncı kez söyleyeceğim. Benim organik ve idarisel herhangi bir bağı olmayan bir departman söyledim. Dünkü söylediğim şeyi bir daha söylüyorum. Hayatın doğal akışında benim müdürlerimle, şeflerimle, telefonlarımın her şeyini zaten ben emniyete teslim etmiştim açık bir şekilde. Yüzlerce kez, yüzlerce kez konuşmalarım olur, mesajlaşmalarım olur, e-mailleşmelerim olur, toplantılarım olur. Öyle bir şeyle, kişiyle bunların hiçbiri yokken benimle çalıştığını iddia etmeniz...
Cansu Çiftçi: Ben iddia etmiyorum. Ben göstergelere...
Murat Abbas: Resmen, o kelimeyi yine kullanmayayım. Yine geriliyorsunuz. Siz buyurun.
Cansu Çiftçi: Ben gerilmem. Siz geriliyorsunuz.
Cansu Çiftçi: Şunu söylüyorum. bu arada, Murat Ongun'la yakın temasta bulunması sizce normal mi? Yani basın danışmanı olarak bir Plan ve Organizasyon Müdürlüğünün bu tarz büyük etkinliklerle çalışması, yani iki müdür olarak...
Murat Abbas: Bütün zamanlarında Murat Bey ile çalışıyor. O işlerde de Başkanlık işleri, büyük işlerde doğal olarak onunla çalışıyor.
Cansu Çiftçi: Peki siz Barış Kılıç'ı görüyor muydunuz? Yani...
Murat Abbas: Etkinliklerde görüyordum tabii.
Cansu Çiftçi: Sahada görüyordunuz değil mi?
Murat Abbas: Sahada görüyordum.
Cansu Çiftçi: Daha çok sahada olduğu için, peki. Burada yan tekliflerle ilgili bir iddia var. Sizin beyanlarınızda yok aslında. Şu an dün bir yan tekliflerle ilgili husus bana Doğan Hamit Doğruer tarafından söylendi dediniz. Daha sonrasında...
Murat Abbas: O 1. başlıktı. Reklam işleriyle ilgili başlıkta bahsettim.
Cansu Çiftçi: Reklam kısmı için mi yan teklif?
Murat Abbas: Evet, evet.
Cansu Çiftçi: Veriliyordu. Yani Kültür A.Ş.'nin diğer yapmış olduğu işlerle ilgili böyle bir iddia yok, doğru mu anlıyorum?
Murat Abbas: Doğru, yani benim bildiğim böyle bir şey yok. Zaten ifadelerim açık. Barış Bey ile ilgili böyle bir şey söylemediysem söylememişimdir. Benim bilgim yok çünkü.
Cansu Çiftçi: Anladım. Peki Barış Kılıç'ın herhangi bir ihale dahili oluyor muydu? Firma, işte şu firma olsun, şöyle olsun, böyle olsun...
Murat Abbas: Benim şahit olduğum bir şey yok. Bilgim de yok onunla ilgili.
Cansu Çiftçi: Anladım. Anladım, tamam.
Cansu Çiftçi: Başka size toplantı... Ha şeyi söylediniz bir, "Çok Barış'la toplantı yapmıyorum" dediniz ama az önce savunmanızın, yani cevabınızın başında, o Dijital Deneyim Müzesi'ndeki çıkan işte bu sanat yüzde yüzdelerle ilgili, TUCE firmasıyla bir yüzdelerle ilgili sorun yaşamıştınız da %30-%40 bandında bir şey sanırım. Buna dair bir sıkıntıda Barış Kılıç'ın da olduğu bir toplantı yaptınız dediniz. Yani siz aslında bazen sorun olduğunda Barış Kılıç'la toplantı yap... Hiç birbirinizi görmeyen insanlar değilsiniz değil mi? Doğru anladım?
Murat Abbas: Dijital Deneyim Müzesi ayrı bir hikaye.
Cansu Çiftçi: Hıhı.
Murat Abbas: Onu ben ayırdım zaten. Kendi ifademde de Dijital Deneyim Müzesi'ndeki savunmamı diğer savunmalarımdan ayırmıştım.
Cansu Çiftçi: Anladım. Benim soracaklarım... Yok sanırım ya. Genel hatlarıyla Barış Kılıç'ın ihaleye bir dahili olmadığını, Kültür A.Ş. Organizasyon Müdürü olduğuna bahsettiniz. Sizin şeyiniz yok. Tamam, teşekkürler.
Murat Abbas: Ben teşekkür ederim. Çok tatmin edici cevaplar oldu.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNEL SORUYOR
Serkan Günel: Murat Bey, CV'nize göre İstanbul Üniversitesi İşletme mezunusunuz. PwC'de denetim, sonra BSH’de yine finansal kontrollükler yapmışsınız. Bu görevlerde şirketlerin mali yapıları, iç kontrol sistemleri, yetki dağılımları, bütçe, harcama ve raporlama süreçlerini inceleme tecrübeniz oldu mu?
Murat Abbas: Ben bu sorulara dün de cevap verdim, bugün de cevap verdim. Herhalde...
Hâkim: Bize katkısı yok zaten.
Murat Abbas: Yeni geldi galiba.
Serkan Günel: Yok, dün de buradaydım. Kültür AŞ Genel Müdürlük görevine başladığınızda da şirket içi kontrol, yetkilendirme, raporlama mekanizmalarına yabancı değildiniz aslında. Bunu doğrulatmak istiyorum size.
Murat Abbas: Genel müdür olarak atandım. Buyurun.
Serkan Günel: Peki, İnsan Kaynakları ve Hukuk Müşavirliği doğrudan size bağlı olduğunu siz söylediniz. 4,5 yıllık görevinizde Kültür AŞ'de yaklaşık kaç kişinin işe alınmasına siz karar verdiniz?
Murat Abbas: Şu anda hatırlamıyorum.
Serkan Günel: Müdür ve üst düzey yönetici seviyesinde görevlendirmeler sizin bilginiz ve onayınız dışında yapılabilir miydi?
Murat Abbas: Bilgim ve onayım dışında, bilgim dışında olmasına imkan yok zaten.
Serkan Günel: Peki, görev süreniz içerisinde iki kez ihale müdürü değiştirmişsiniz. Bu görev değişikliklerini neden yaptınız?
Murat Abbas: Doğan Bey'in yönlendirmesiyle.
Serkan Günel: Doğan Bey sizi nasıl yönlendirdi?
Murat Abbas: Yönlendirdi, yönlendiriyor. Kendisinden bilgi alıyorum. Kendi görüşlerini sunuyor. Ondan sonra bunu İştiraklere taşıyoruz. İBB İnsan Kaynakları'na taşıyoruz. Dün size şunu anlatmıştım: Kültür AŞ'de bir kişinin işe alınması, bir kişinin işten ayrılması genel müdürün tek başına karar verebileceği bir uygulama değil.
Serkan Günel: Peki, Doğan Hamit Doğruer'in tek başına karar verebileceği bir uygulama mı?
Murat Abbas: Tek başına karar verdi demedim.
Serkan Günel: Sizi nasıl yönlendirebiliyor sizin altınızda olan biri?
Murat Abbas: E bilgi veriyor. O departmanlar kendisine bağlı. Benden önce zaten Doğan Bey şirkette çalışıyor. Şirketi benden çok daha iyi tanıyor.
Serkan Günel: Peki. Size şu anda yansıtarak vakit kaybetmeyeceğim ama daha önce defalarca yansıtıldı; 2 Ocak 2023 tarihli bir ihale komisyonu üyelerinin belirlenmesi evrakı var. Bu evrakın altında "olur" şeklinde imzanız var Genel Müdür sıfatıyla. Bu sizin imzanız mıydı? Yani ihale komisyonu üyelerini, başkan dahil, başkan Doğan Hamit Doğruer dahil siz mi belirlediniz?
Murat Abbas: Evrak olarak öyledir, önüme geleni imzalamışımdır dün anlattığım gibi.
Serkan Günel: Yine onayınızla görevlendirdiğiniz bir ihale komisyonu başkanının görevini denetleme veya gerektiğinde görevlendirmesini değiştirme yetkiniz var mıydı? Yaptınız, yapmadınız demiyorum; yetkiniz var mıydı?
Murat Abbas: Yetkim var mıydı bilemiyorum.
Serkan Günel: Genel Müdür olarak vardı. 9 Mart 2025'e kadar Doğan Hamit'in ihale görevini kötüye kullandığını düşündünüz mü? Herhangi bir şekilde bu nedenle kendisini görevinizden kaldırmaya, bir şekilde teşebbüs ettiniz mi, sınırlandırdınız mı veya hakkında bir inceleme başlattınız mı?
Murat Abbas: İnceleme falan başlatmadım.
Serkan Günel: Peki, Doğan Hamit Doğruer'in genel müdürlük ve diğer kontrol makamlarının bir onayı olmadan tek başına kesinleştirebildiği bir ihale veya sözleşme örneği var mı? Böyle bir şey mümkün müdür?
Murat Abbas: Soruyu tersten soruyorsunuz. Bunları cevapladım.
Serkan Günel: İsterseniz nasıl soracağıma ben karar vereyim.
Hâkim: Cevap vermek istemiyor, Sorun, bir sonraki soruya geçin.
Serkan Günel: Peki. Dünkü savunmanızda "hile mekanizma" diye bir ifade kullandınız, herkes "sistem" derken. Siz farklı bir ifade kullandınız. Demek ki yetişememişsiniz, sizin etkin pişmanlığınıza denk gelmemiş diye düşünüyorum. Bu hile mekanizmadan ne kastediyorsunuz?
Murat Abbas: Muvazaa neyse onu kastediyorum. Efendim, benim neyse ben cevap vermek istemiyorum. Yani açık açık hem ifademde anlattım, dün burada savcı beyin sorduğu sorularda da bunun ne olduğunu anlattım.
Serkan Günel: Peki ilk kez 9 Mart tarihinde Doğan Hamit Doğruer'den mi öğrendiniz?
Murat Abbas: Evet efendim.
Serkan Günel: Peki bu Doğan Hamit Doğruer ile görüşmeniz tam olarak nerede yaşandı?
Murat Abbas: 9 Mart'ta Kültür A.Ş. ofisindeydik. Ben tekrar ediyorum. Siz yoktunuz...
Serkan Günel: İfadenizde de bunu söylemiştiniz.
Murat Abbas: İki tane toplantı vardı. Biri sabah, biri akşam.
Hâkim: İfadenizde olan şeyi aynı şekilde... Vakit kaybetmeye gerek yok.
Serkan Günel: Bu görüşmeniz, bu görüşmeniz esnasında, bu görüşmeye tanık olan herhangi bir başka kişi var mı? Bunu neden soruyorum? Çünkü Doğan Hamit Doğruer hem savunmasında hem dün size karşı sorduğu soruya bir açıklama olarak dedi ki, ben böyle bir şey söylemedim size. Siz de dediniz...
Hâkim: Şahit olan birisi var mı? Net soralım. Var, yani o toplantıda kimler varsa...
Murat Abbas: Var, yani o toplantıda kimler varsa.
Hâkim: Kimler varsa o toplantıda?
Murat Abbas: Yani ifademde de vardı. Ama odamda da söylemiş olabilir. Çünkü orada o toplantı bittikten sonra, avukatların da olduğu toplantı bittikten sonra bizim odalarımıza geçildi. Özel görüşmeler de oldu. Orada da olmuş olabilir. Dün şu cümleyi de kurdum size, bunda söylüyorum. Siz ne zannediyorsunuz Murat Bey cümlesinde Doğan Bey söyledi onu.
Serkan Günel: Ama nerede olduğunu hatırlamıyorsunuz ya da olduğunu hatırlamıyorsunuz. Peki ilk aylarda Murat Ongun'un yine size karşı bir yönelendirmesi olmuş, öyle söylüyorsunuz ifadenizde. Dolayısıyla tekrar bunun 9 Mart'tan önce öğrendiniz tartışmasına gelmiyorum. Bu zaten artık karşılıklı konuşmalarda belli oldu. Peki buna ilişkin yönetim kuruluna bu konuda bildirim yaptınız mı? Bir araştırma ya da bir engelleme?
Murat Abbas: Ne ile ilgili?
Serkan Günel: Şirket dışından gelen firma veya iş yönlendirmeleri uygulanmayacak şekilde bir iç düzenleme, ihale biriminde bu konuda bir talimat?
Murat Abbas: Ne zaman? Tarih hangi tarihten bahsediyorsunuz?
Serkan Günel: Sizin savunmanızda bahsettiğiniz aslında işe başlamanız, göreve başlamanızın ilk 3 ayında gerçekleşen bir usulsüzlükten bahsediyorsunuz. Buna ilişkin olarak bundan sonra?
Murat Abbas: Yok, yok tabii ki.
Serkan Günel: Peki. Peki 9 Mart'tan sonra bu bilgileri aldıktan sonra herhangi bir başvuru, herhangi bir iç denetim yapma gereği duydunuz mu?
Murat Abbas: İBB ekosisteminde mümkün değil.
Serkan Günel: Dünkü savunmanızda arkanızdaki eylemleri tek tek anlattınız. Cevap vermediniz genel olarak, suçlamayı kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz gibi. Sonuçta siz de ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık gibi suçlardan suçlanıyorsunuz. Buralarda bir ihaleye fesat karıştırma suçu olduğunu, nitelikli dolandırıcılık ya da bir suç olduğuna inanıyor musunuz?
Hâkim: Bizim için önemli değil. O soruyu da geçelim, sıradaki soruya geçelim.
Serkan Günel: Peki efendim. Dava konusu ihalelerin, sizin onayınız olan ihalelerin usule uygun yapılıp yapılmadığı hakkındaki görüşünüz sayın başkanım öğrenmem lazım. Bunu başka türlü sorayım.
Murat Abbas: İfademde her şey açık. Benim için son mahkemede verdiğim ifade ve 17 Nisan'da savcılıkta verdiğim ifade geçerli. Oralarda ne söylediysem o.
Serkan Günel: Peki bugün düşündüğünüz şeyin hangisini 9 Mart'ta öğrendiniz, hangisini 9 Mart'tan önce öğrendiniz? Ayırt edebilir misiniz bunu?
Murat Abbas: Onu da açıkladım.
Hâkim: Evet, o soruyu da, o da soruldu.
Serkan Günel: Savcı bey size alt ihale süreçleriyle ilgili bilginiz olup olmadığını sorduğunda ona da yok dediniz. Hemen ardından savcı bey Doğan Hamit'in ihaleyi aldık, bu firmalar dahil olacak şeklinde bilgi verip vermediğini sordu. Siz de dediniz ki her haftaki toplantıda zaten bunları anlatıyordu. Dolayısıyla ihale ve alt ihale süreçlerinin operasyonel seyri size düzenli olarak raporlanıyor muydu?
Murat Abbas: Haftadaki bir toplantı, üst yöneticilerin olduğu toplantıydı. Orada bu bilgiler verilirdi. Şu şu ihalelere girildi, bunlar edildi vesaire diye. Sonra öbür toplantıda, müdürler toplantısında da, kalabalık toplantıda tekrardan Doğan Bey ve ilgili müdürler, sadece Doğan Bey değil, ilgili müdürler de bu bilgileri verirlerdi.
Serkan Günel: Peki Doğan Hamit Bey herhangi bir firmayı ihaleye katmak için hukuka aykırı bir yönlendirme yaptığına şahit oldunuz mu?
Murat Abbas: Hiç şahit olmadım.
Serkan Günel: Doğan Hamit Bey'in yan teklif verecek firmaları belirlediğini gördünüz mü, şahit oldunuz mu?
Murat Abbas: Hiç görmedim.
Serkan Günel: Bir firma temsilcisine "şu bedelden teklif verin" dediğine şahit oldunuz mu? Herhangi bir şikayet geldi mi bu konuda size?
Murat Abbas: Olmadı.
Serkan Günel: Yaklaşık maliyeti değiştirmesi yönünde talimat verdiği oldu mu? Bizzat gördünüz mü, duydunuz mu?
Murat Abbas: Görmedim, duymadım.
Serkan Günel: Yine ihaleyi kimin kazanacağını iş bitiminden önce Doğan Hamit'in bildiğini gösteren bizzat tanık olduğunuz bir olay var mı?
Murat Abbas: Yok.
Serkan Günel: Teşekkür ediyorum. Şimdi Cem Çelik'le karşılıklı farklı konuşmalarınız var, onlara tekrar girmeyeceğim, dün girildi. Ancak Cem Çelik Bey'de ve başka sanıkların beyanlarında biz DDM sürecinde Doğan Hamit Bey'in bir herhangi bir varlığını, katkısını görmedik diyor. Sizin buna ilişkin bir beyanınız olacak mı?
Murat Abbas: İhaleden işin başında vesaire Doğan Bey'in hiçbir şeyi yoktu, ilgisi yoktu. Sadece dün yine ifademde bahsettiğim şu TUCE'den istenen 10 milyon TL ve sonraki 2 milyon TL, en son 250 bin liralık istenen paralar mevzusunda ya 3 genel müdür yardımcısı vardı ya 2'si vardı. Orada Doğan Bey var mıydı, yok muydu bilmiyorum ama sorunuz genel olarak Dijital Deneyim Müzesi ile bir dahili var mıdır Doğan Bey'in, yok.
Serkan Günel: Cem Çelik diyor ki güç ilişkisi sürecinin başından beri en çok ilgilenen kişi olduğunu söylüyor. Bunun dışında bir artı özel bir sohbetiniz olduğunu söylüyor ikinizin de Fenerbahçe yöneticisi. Kendisine böyle bir Fenerbahçe'ye yapılacak transferler, adı onda geçiyor. Beraber Fenerbahçe Galatasaray maçına gittiniz mi? Cevap verir misiniz?
Hakim: Avukat Bey geçelim bu soruyu.
Serkan Günel: Yani hiç ilgim olmayan diye ifade verdiği için beraber Fenerbahçe Galatasaray maçına gitmeniz sizce herhangi bir...
Murat Abbas: Avukat bey şöyle. Cem Çelik'le bizim hiçbir zaman için yıldızımız barışmadı.
Hakim: Beraber maça gittiniz mi, soruyu net soruyor.
Murat Abbas: Maça gittim.
Hakim: Gittiniz, tamam.
Murat Abbas: Yani onun amacı da barış çubuğu yakmaktı. Hatta bakarsanız nerede, şurada. Kendisi Fenerbahçe Stadı'nda koltukları veya locaları ne varsa istediğiniz zaman gelebilirsiniz dedi, 1 kere bile gitmedim. Tamam mı?
Serkan Günel: Tamam, o zaman diğer sorulara çok da siz cevap vermek istemiyorsunuz zaten. Ben genel bir son soruyla kapatmak istiyorum. Şimdi Murat Ongun'un bu durumda şirket dışından bir yönlendirme yaptığını da ilk aylarda bizzat yaşadığınızı, bunun üzerine istifa etmeye çalıştığınızı söylüyorsunuz. Daha sonra hukuk birimlerinden güvence alıp göreve devam ederek operasyon işlerini de delege ettiğinizi söylüyorsunuz. Buna rağmen aynı şekilde hileli mekanizmayı ancak 9 Mart 2025'te Doğan Hamit Doğruer'den öğrendim diyorsunuz. Doğan Hamit Doğruer de böyle bir beyanda bulunmadım diyor. Daha önce bilmediğiniz ve yalnızca Doğan Hamit'ten size söylediğinizi iddia ettiğiniz tek somut olgu, somut olgu var mıdır?
Murat Abbas: Yok.
Serkan Günel: Yoksa genel bir değerlendirme mi?
Murat Abbas: Genel bir değerlendirme.
Serkan Günel: Peki, teşekkür ediyorum. Teşekkür ederim.
Serkan Günel: Bir bir son bir son sorumuz var. Sizi bu toplantıda Banu Saraçlar'ın sanırım çağırdığını söylüyordunuz. 9 Mart'taki toplantıda. Banu Saraçlar'ın tanık olarak dinlenmesini talep ediyordunuz.
ERDİNÇ ÇOLAK AVUKATI TAYLAN ÇELİK SORUYOR
Taylan Çelik: Murat Bey, Erdinç Çolak'la yaklaşık 10 yıl beraber çalıştınız. Onu tanıyorsunuz. Dijital Deneyim Müzesi ile ilgili bir menfaat temin ettiğine şahit oldunuz mu? Bir şey duydunuz mu?
Murat Abbas: Şahit olmadım.
Taylan Çelik: Peki. Cem Çelik mahkeme huzurunda Dijital Deneyim Müzesi'nin tüm mallarını kendisinin aldığını, tek bir fatura fişi dahi Kültür AŞ'ye almadığını söyledi. Doğru mudur?
Murat Abbas: Bir bilgim yok o konuda.
Taylan Çelik: Peki. Erdinç Çolak 1 Kasım 2023 tarihi itibarıyla Genel Müdür Yardımcısı oldu. Siz de dediniz ki "Başkana sunum yapılıncaya kadar benim Dijital Deneyim Müzesi'nden haberim yoktu. Öncesinde yapılan toplantılara katılmadım." Erdinç Bey genel müdür yardımcısı olmadan önce bahsettiğiniz proje toplantılarına katıldı mı? Bilginiz var mı?
Murat Abbas: Ben eski toplantılara katılmadığım için kendisinin katılıp katılmadığını bilmiyorum.
Taylan Çelik: Son bir sorumuz. Dijital Deneyim Müzesi projesindeki alımlar, kimin neyi alacağı, bütçe v.s. gibi konular proje Kültür AŞ'ye devredildiğinde yani daha öncesinden belli miydi?
Murat Abbas: Nasıl daha öncesinden belli miydi?
Taylan Çelik: Yani siz diyorsunuz ya "Öncesinde toplantılar yapıldı, sonradan..."
Murat Abbas: Projenin başlangıcı, evet. Projenin kendisi. Orada ben yokum.
Taylan Çelik: Teşekkürler, sağ olun.
Murat Abbas: Rica ederim.
TUCE ŞİRKETİ AVUKATI ABDULLAH KAYA SORUYOR
Abdullah Kaya: Eylem 97 başlığı altında Dijital Deneyim Müzesi ile ilgili 20 Şubat 2024 tarihli, 2024/50326 kayıt no'lu bir ihale yapıldı. Bu ihale ile 23.02.2024 tarihinde 53 milyon küsur, 17.05.2024 tarihli fatura ile 11 milyon alış yapıldı. Ve bunların yüksek olduğu iddiası var. Şimdi 29 Şubat tarihinde bu müze açıldığı artık kesin sabit. Bu ihale Dijital Deneyim Müzesi ile ilgili olabilir mi, başka bir şey mi?
Murat Abbas: Bilgim yok, hatırlamıyorum
Abdullah Kaya: Peki. Şimdi biraz önce meslektaşım da sordu da ben yine tekrar edeceğim: Genel müdürü olduğunuz Kültür AŞ tarafından bu müze inşaatı ile ilgili TUCE şirketine herhangi bir ödeme yapıldı mı veya mal tedariki yapıldı mı?
Murat Abbas: Bu bilgiye ben sahip değilim. İlgili yöneticiler daha hakimdir konuya.
Abdullah Kaya: Peki. Dün Sayın Savcı da sordu. Yine savunmanızda da 17.04.2025 tarihli etkin pişmanlık ifadenize atıf yaptınız ve beyanda da bulundunuz. TUCE şirketine 22 milyon işçilik, artı 7 milyon da havalandırma ödemesi altında toplam 29 milyon ödeme yaptığınızı beyan ettiniz. Ve bu ödemeleri...
Murat Abbas: Ödeme... Ödeme yaptığımızı beyan etmedim.
Abdullah Kaya: Ne söylediniz?
Murat Abbas: Tamam şöyle; bütçeye dahil edildi dedim. Tekrar edeyim: 7 milyon havalandırma ve çatı, 8 milyon iletişim koordinatörünün camı, 22 milyon TL işçilik, 6 milyon TL Kahraman isimli şahsa ödenen paralar sözleşmede... Bütçeye dahil edildi dedim. Hatta Savcı Bey, Sayın Savcı Bey de onları biraz açmamı söyledi.
Abdullah Kaya: O zaman şunu mu anlıyoruz: Yani bu ödeme veya TUCE şirketine yapıldığını beyan ettiğiniz ya da bütçede gösterdiğiniz 22 milyon artı 7 milyon gibi bir para TUCE şirketine ödendi mi ödenmedi mi? Çok daha net sorayım.
Murat Abbas: Onu bilmiyorum.
Abdullah Kaya: Bilmiyorsunuz. Peki, TUCE şirketi ile imzalanan Dijital Deneyim Müzesi iş birliği sözleşmesinin tarihini hatırlıyor musunuz?
Murat Abbas: Hatırlamıyorum.
Abdullah Kaya: Peki, 27 Mart 2024 tarihinde imza için gönderilen sözleşmeye 15 Ocak tarihinin atıldığını biliyor musunuz?
Murat Abbas: Onu da hatırlamıyorum.
Abdullah Kaya: Peki, bu yapılan iş birliği sözleşmesi gereği TUCE şirketine herhangi bir hasılat ödemesi yapıldı mı Kültür AŞ tarafından?
Murat Abbas: Yapılmış olması lazım ama geç yapılmış olabilir. O yüzden de Cem Bey sinirlenmiş olabilir.
Abdullah Kaya: Peki, bu yapılmama hususu... Bu gerek inşaattan kaynaklı, gerekse de hasılat paylaşımından kaynaklı ödemelerin yapılmamasından dolayı TUCE şirketi ile kaç kez görüştünüz, hatırlıyor musunuz?
Murat Abbas: Hatırlamıyorum ama şeyde... Bir saniye. Şeyde vardı, etkin pişmanlık şeyinde vardı. Mekanlar da söylemiştim ama sayısını hatırlamıyorum şu anda. Yani işte iki kere binada, bir kere karşıda şeyde, Midpoint isimli yerde, bir kere de Müze Gazhane'de... Hatırlamıyorum yani sayısını. Şeyde, Miniatürk ofisinde defalarca görüşmüş olabiliriz.
Abdullah Kaya: Şimdi, bu ödememeden kaynaklı TUCE şirketi tarafından sözleşmenin ne zaman feshedildiğini hatırlıyor musunuz?
Murat Abbas: Tam hatırlamıyorum.
Abdullah Kaya: Peki bu alacaklardan kaynaklı tarafınıza gönderilen ihtarları bir tehdit gibi dün Sayın Mahkemeye anlattınız. Bunların hepsi yasal ihtarlar.
Murat Abbas: Sadece ihtarlara değil, telefon konuşmalarını ve mesajları da belirttim.
Abdullah Kaya: Şimdi bu arabuluculuk süreci ve hukuk süreçler başlatıldıktan sonra, biraz önce de bahsedilen Şerifiye Sarnıcı ve Panorama 1453 sözleşmesini feshetmek konusunda bir şeyiniz oldu mu TUCE şirketine?
Murat Abbas: Neyimiz oldu mu?
Abdullah Kaya: Yasal süreç başladı artık "Sizinle devam etmek istemiyoruz" şeklinde bir beyanınız oldu mu?
Murat Abbas: Samimi olarak söyleyeyim, bunu da hatırlamıyorum.
Abdullah Kaya: Peki. 17.04.2025 tarihli etkin pişmanlık ifadenizin ikinci sayfasında birtakım paralar talep edildiğini söylüyorsunuz Cem Bey tarafından sizlerden. Bu paralar ne için talep edilmişti, onu hatırlıyor musunuz?
Murat Abbas: Dün ifademde söyledim bunları.
MURAT ABBAS AVUKATI SEÇİL TURGUT ÇETİN SAVUNMASI
Şu aşamada biz yazılı savunma yapacağız. Müvekkilin ev hapsinin kaldırılmasını talep ediyoruz.
HARUN KARALİ SAVUNMASI – 01.10.2026
Sayın başkanım, çok hızlı arz etmeye çalışayım. Sayın başkanım, sayın üye, sayın savcım, saygı ve selam diliyorum hepinize. Sorgulandığım bu eylemlerle ilgili ilk önce 118 ile ilgili size bilgi vermek istiyorum başkanım. Ben hiçbir zaman bu eylemin sorumlusu olmadım. Sorumlu olan arkadaşlar da geçen hafta ifadelerinde de sayın savcım da detaylı bir şekilde kendilerine soru sordu. Burada şüphelilerin içinde ismim yok, bu da çok doğal. Herhalde buraya müşteki olarak yazıldığımı düşünüyorum. Diğer hepsiyle ilgili başkanım ihale ve muhammen bedel komisyon üyesi olduğum için bunlarla ilgili çok kısa bir bilgi vermek istiyorum. 26 yıllık Kültür A.Ş.'de çalışıyorum sayın başkanım. Saha kontrol şefi olarak çalışıyorum. Saha kontrol şefi üst ihale ile alt yüklenici arasındaki sözleşme yapıldıktan sonraki süreçte ürünlerin sahaya tesis edilmesiyle ilgili olan süreci yöneten kişi.
Bu ihale ekinde bazı zaman ihaleden sayın başkanım reklam ürünleri mevcut oluyor, bazılarında da tesis edilmesi gerekiyor. Bu ürünler sahaya tesis edilirken ihale ekinde olması illa bunun sahaya tesis edileceği anlamına gelmiyor. Alınması gereken rutin izin süreçleri bulunuyor sayın başkanım. Altyapı ruhsat müdürlüğü dediğimiz de bunun üzerinde AYADEŞ'ın, BEDAŞ'ın, İSKİ'nin, Türk Telekom'un altyapı ruhsat müdürlüğü, Yol Bakım, Park Bahçeler müdürlüklerinin birebir izin vermeleri gereken bir süreç başkanım. Eğer bu müdürlüklerden bir tanesi izin vermezse söz konusu ürün bulunduğu lokasyona tesis edilemez. Benim birfiil sayın başkanım sahadaki işleyişim 26 yıllık Kültür A.Ş.'deki hayatımda bu şekilde yürüyor. İhalelerdeki var olan gerek komisyon gerek muhammen bedel üyeliğim sayın başkanım Kültür A.Ş.'nin ihale ve sözleşmeler yönetmeliğinde geçen teknik üye kısmında ilgili birimden bir tane teknik üye burada katılmak durumunda. Üst ihalede almış olduğumuz teknik şartnamenin sayın başkanım birebir aynısını alt ihalede kullanarak ondan sonra ne bir teknik olarak bir terimin değişikliği ne adetsel değişiklik buna yer vermeden bu şekilde bu işleyişin sağlanmasına çalışıyoruz. Bu ihalelerdeki alınan kararlar komisyon başkanının nezdinde alınıp genel müdüre onaya, daha sonrasında da başkanım yönetim kurulu kararı alınmaktadır.
Ben emniyette de ifade ettiğim üzere sayın başkanım bu firmaların ne yöneticileri ne de idarecileriyle birlikte hiçbir ilişkimiz iş dışında olmamıştır. Ve biz bu firmalarda operasyon müdürü olarak geçen arkadaşlarla birlikte görüşerek ihalelerin ayağa kalkmasını sağlamak için mücadele ettik. Hakkımda bir HTS kaydı, MASAK raporu, vergi raporu, tanık, gizli tanık ne aleyhime ne lehime efendim hiçbir yerde adım geçmemektedir. Bunu saygılarımla arz etmek istiyorum. Diğer tarafta 26 yıldır çalıştığımı arz ettim başkanım. Ben iki oğlum var, biri 27 yaşında biri 22 yaşında. Bu 26 yıllık süreçte onlarla birlikte bu şirkette büyüdüm. İlk günkü özverim neyse şimdiki özverim de o şekilde çalışmaya devam ediyorum. Atılı olan suçlarla ilgili hiçbirini kabul etmiyorum, saygılarımla beraatımı talep ediyorum efendim.
MURAT KAPKİ SORUYOR
Murat Kapki: Başkanım, Harun Bey Kültür A.Ş. dışarıda operasyonları incelediği için aslında sizin için çok önemli burada bize vereceği cevaplar var. İddianamede bizim üst geçitler ve lightbox'lar ve diğer giantbordlarda fazla kullanım yaptığınıza dair bir iddia var. Bunları da inceleyen, tespit eden birim sizsiniz. Böyle bir durum var mıdır? Ki siz AK Parti döneminden beri ben de sizi biliyorum, tanıyorum. Yani bunları en iyi şekilde inceleyen, tespit eden kişisiniz.
Harun Karali: Tabii, benim buradaki tespitim ilk zamanki çalışmışlığım neyse Murat Bey, sonraki de odur. Mesela Sayın Başkanım, üst geçit ihalesiyle ilgili konuşacak olursam çok kısa arz etmek istiyorum. 2020-2023 yılları, 2023-2026 yılları ihale 25 Ağustos'ta bitti Sayın Başkanım. İhale, ihalenin ekinde 95 üst geçit, 172 fest, %10 dijitalleşme ile birlikte bize teslim edildi. 2023 yılında siz yoktunuz ama 25 Ağustos'ta da resimli tutanaklarla birlikte aynı şekilde İBB'ye teslim ettik. Şimdi burada şunu çok samimi arz etmem gerekir Başkanım, bir örnekle. Megalight 90 adet ihale edilmiş ama deniyor ki 6 misli pazarlanıyor. İhalenin ekine bakıldığında şartnamede zaten Başkanım, ön ve arka yüzüne 3'er adet afiş alabilme kabiliyetine sahip ürünler burada açıkça deniliyor. Yani bu gerek Murat Bey'in, gerek ..., burada gerek reklamcı arkadaşların, onların haricinde de ihaleye giren herkesin şartnamede zaten gördüğü şey Başkanım bu. Onun için biz üst geçit ihalesini 172 fest, 95 üst geçit olarak %10 dijitalleşmeyle aldık. 25 Ağustos 2026'da işletmecilik bitti Başkanım. İlgili firmada şu an kayyum var. Biz resimli dosyayı da teslim aldık. Aynı şekilde de üst idare olarak İBB'ye teslim ettik Sayın Başkanım.
Murat Kapki: Şu an hatta bizim sözleşmemiz bitti Sayın Başkanım, onunkini söylüyorsunuz değil mi? Biz biten sözleşmeyi İBB'ye, biz Kültür A.Ş.'ye teslim etmişiz kayyum tarafından. Onlar da İBB'ye. Fazla kullanım olma ihtimali nasıl olamaz Sayın Başkanım? Çünkü çelik konstrüksiyonlarla yapılan bir iş olduğu için o kadar zor bir iş ki bu, öyle hani kullanayım bir gece koyayım çıkarayım yapamaz, kimse yapamaz. Onu oraya monte etmek zaten hemen hemen 3 haftamızı alıyor. Yani öyle sökeyim takayım imkanı yok. Teşekkür ederim.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER SORUYOR
Doğan Hamit Doğruer: Geçmiş olsun efendim.
Harun Karali: Çok teşekkür ederim Doğan Bey.
Doğan Hamit Doğruer: Çalışmanız süresince benim sizden usulsüz bir işlem ya da ne bileyim prim yapmanız konusunda bir talimatım, yönlendirmem, etkim vb. oldu mu?
Harun Karali: Az önce de… Hiçbir şekilde olmadı. İşlerimiz zaten teknik şartnamenin ekinde neyse, burada da Sayın Başkana arz ettim. Üst ihalenin ekinde olan şartname alta kullanılır. ne ürünün kendisi değiştirilebilir ne de fiyatı değiştirilebilir. Asla böyle bir şey olmadı.
Doğan Hamit Doğruer: Geçmiş olsun efendim.
MUSTAFA NİHAT SÜTLAŞ SORUYOR
Nihat Sütlaş: Harun Bey, geçmiş olsun. Ben de şahitlik ederim Harun Bey'e. Kendisine dışarıda bir bardak çay daha ısmarlayamamışımdır. Öyle titizlikle çalışan bir kamu personelidir. Bu minvalde kendisiyle saha ile ilgili çok çalışmamız oldu ekibiyle ilgili. Harun Bey, sizinle çalışmalarımızda işte altyapı sorunlarımız oluyordu, ekipler tarafından işte kazalar oluyordu veya ruhsatlarla ilgili durakları konumlandırmalarımız oluyordu. Bu hususlarla ilgili şirketimle ilgili bir usulsüzlük, bir aykırılık, bir suç unsuru gördünüz mü?
Harun Karali: Hayır. Başkanım bu yapılan işler çok büyük kütleli işler olduğu için altyapı ruhsat sürecine uymak durumundayız. Hatırlarsınız, bu İzmir'de yaşanan bir ölümlü kaza vardı. Bunun benzeri örneklerin yaşanmaması için biz elimizden geldiği kadar, ama bizim bütün işte Murat Beylerin firmasındaki operasyon sorumlusu kimse, o arkadaşlarla birlikte görüşerek izin süreçlerini birebir takip ederek ve bu izin süreçlerindeki alınmış olan kararlara uyarak çalıştık.
Nihat Sütlaş: Hatta o, hatırlatayım ağabey. O İzmir'deki olayla ilgili bir yazı gelmişti, bize de tebliğ etmiştiniz ve biz Harun Bey ve ekibi başımıza nöbet diktirerek o günden itibaren İstanbul'daki işte Göktürk'te vardı galiba, öyle hatırlıyorum.
Harun Karali: Evet.
Nihat Sütlaş: Sabaha kadar bizi çalıştırıp bütün altyapıdaki eksiklerimizi tamamlattırmıştı kendisi bize.
Harun Karali: Evet.
Nihat Sütlaş: Teşekkür ederim.
Harun Karali: Ben teşekkür ederim.
BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR
Cansu Çiftçi: Geçmiş olsun öncelikle. Barış Kılıç'ın sizin reklam kısmı veya reklam işlerinde herhangi bir görevi oldu mu? Beraber çalıştınız mı?
Harun Karali: Barış Bey’le birlikte çalışmadık. Tanışıyoruz ama hiç işlerimiz tamamıyla farklı.
Cansu Çiftçi: Tamam. Çünkü iddianamede bir yayın reklam şefi olarak yazılmıştı, o yüzden teyit etmek istedim açıkçası onu da. Az önce savunmanızı yaparken ben ihalelerde teknik üyeyim, uzman üyeyim dediniz.
Harun Karali: Evet.
Cansu Çiftçi: Yine Barış Kılıç da sizin gibi ihalelerde aslında teknik uzman üye olarak yer almakta bazılarında. Sizin teknik uzman üye olarak bir firma belirleme veya ek bir şey sunma yetkiniz, hakkınız var mıdır?
Harun Karali: Hayır. O süreçlerin hepsi ihale işleri tarafından yürütülür. Benim asla o derecede bir yetkim de etkim de yoktur.
Cansu Çiftçi: Tamam, teşekkür ederim.
HARUN KARALİ AVUKATI SAVUNMASI
Efendim kısaca beyanda bulunacağım. Şimdi evvela Murat Bey de az önce oradaydı. Harun Bey de çok esaslı samimi bir şekilde ifade etti kendi görev tanımını. Efendim benim müvekkilim 2001 yılından itibaren Kültür A.Ş. bünyesinde çalışıyor. Yaklaşık 25 yıllık bir süreç. Kendisi de takdir edersiniz ki AK Parti döneminde işe girmiş olup Kültür A.Ş. bünyesinde kalma sebebi tamamen hangi firmalarla olursa olsun liyakatli çalışma prensibinden dolayısı ile müvekkilimin sahada kontrol şefi olup sahada da fiili olarak yaptığı iş ve eylemler biz klasörde de beyan ettik ona ilişkin tüm yazışmaları, tüm görev tanımlarını, tüm resmi evrakları da ibraz ettik bundan ibarettir. Efendim müvekkile niye iddianame var? Müvekkile şu yüzden iddianamede var. Kendisi de ifade etti. Muhammen bedel komisyonunda teknik üye, ayrıca ihale komitesinde üye sıfatına haiz olduğu için eylem 62, 63, 64, 68 ve 70'te bir isnat var kendisine. Efendim zaten ibraz ettiğim evraklarda da var. Kültür A.Ş.'nin ihale ve satın alma yönetmeliğinde hatta 2022 revizyon tarihli Murat Bey'in döneminde revizyon tarihli yönetmelikte de teknik uzmana ihtiyaç duyulmaması halinde ilkten çalışanların ihale komisyonuna girebileceği yönünde bir yetkilendirme var. Yani işimizin fiili boyutu tamamen şu oluyor. Harun Bey eksik var, siz komisyondasınız. Hay hay deniyor, başka bir şey denmiyor. Meslektaşım da sordu. Harun Bey de detaylı bir şekilde ifade etti.
Ana ihaleden ana ihaleden alt ihaleye kadar olan süreçlerde zaten müvekkilimin herhangi bir bilgi, dahil, yetkisi, imzası dahi söz konusu değil. Diğer ihaleden kalan süreçlerde kendisi de ifade etti. Teknik şartname esasen aynı şekilde geliyor. Müvekkilimin buradaki pozisyonu şu. Teknik şartnamenin farklı bir biçimde evrilmesi değil şartnameyi tamamen uygulamak. Bunu da sahada uygulamak. Efendim çok vakit almamak adına yansıtmak istemedim ama mesela size de ibraz ettim önünüzdeki evraklarda var. Çok kısaca örnek vermek gerekirse şöyle bir durum var efendim. Mesela Kültür A.Ş.'nin iş yaptığı Kadıköy Meydan Düzenleme hususunda mesela 9 Şubat 2026 tarihli yazıda Yapı İşleri Fen İşleri Daire Başkanlığının şöyle bir yazısı var. Diyor ki burada yeni bir düzenleme çalışması yapacağız. Daha evvel Urban Şirketi ile anlaştık. Burada ilgili aykırılıkları tespit edin, kaldırılmasına yönelik Kültür A.Ş.'ye yazı yazılıyor. Kültür A.Ş. de Reklam Yönetim Şube Müdürlüğüne yazı yazıyor. Diyor ki böyle böyle bir talep geldi, bu talep doğrultusunda gerekli çalışmayı yapın, şirketle iletişime geçin, şirket kendine vaziyet planı belirlesin, ilgili yerleri belirtsin.
Efendim bu yazışma olurken yaklaşık 8 aylık bir süreçten sonra önünüzdeki evrakta var ben ibraz ettim Urban bize cevap vermiş. Demiş ki evet biz bu işten haberdar olduk, sözleşmemiz var, ihalemiz var, evet kaldıralım hukuki boyutta hiçbir eksiklik olmadığı halde. Benim tespit ettiğim yerler bunlardır, uygunluk isterim. Kültür A.Ş. de bunu kendi iş bünyesinde yazışma yapıyor. Harun Bey de bunu fiili olarak kontrolünü yapıyor. Yani şunu demek istiyorum. Ne alt ihalede ne üst ihalede müvekkilime iddianamede aynen şu ifade geçiyor. İBB tarafından yapılan suça konu ihalenin Kültür A.Ş. ukdesinde kaldıktan sonra muvazalı bir şekilde alt kiralama ihalesi yahut bir kısım şahıs beyanlarında da bahsedildiği üzere bu kapsamda örgüt üyelerinin emir ve talimatları doğrultusunda firma yetkilileri ile görüşerek bu süreçleri organize eden Kültür A.Ş. ukdesinde muhtelif pozisyonlarda görev aldığı belirlenmiştir. Efendim buradan da anlattığım üzere ben esasen fiili durumu bilhassa anlatmak istedim. Müvekkilimin zaten ne resmi ne gayriresmi bir dahli olabilir. Sadece ihaleler bittikten sonra iş işten geçtikten sonra müvekkilim sahada oluyor ve bu yazışmalardan da belirttiğim üzere müvekkilim bunların tespitini yapıyor ve idareye sunuyor.
Dolayısıyla Harun Bey'in iddianamede böyle istinat edildiği gibi bir konu söz konusu değil. Biz buna ilişkin detaylı beyanımızı da verdik. Efendim ben şunu da ifade etmek istiyorum o da çok kıdemli meslektaşım ama ben de bilfiil ceza hukuku ile ilgileniyorum. Efendim Ceza Muhakemesi Kanunu 170. maddesinin 4. fıkrası aynen şunu der: İddianamede yüklenen suçu oluşturan hadiseler mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır. Yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suç delilleri ile ilgisi bulunmayan bilgilere de yer verilmez. Bu açıkladığım ikinci cümle 2021 yılında yapılan yasa değişikliği ile geldi. Bunu kanun koyucu niye getirdi? Şu yüzden getirdi. İddianame dosyanın namusudur, dosya çizelgesidir, planlamasıdır. Yer verilmemesi sebebi hakka girmemek adına düzenlenen bir husustur. Ben iddianameyi çok detaylı bir şekilde okuyorum, her fırsatta okuyorum, bir yere varmadan evvel uçakta, ofiste çalışırken, huzurda, her bir yerde okuyorum. Efendim çok şaşırdığım bir husus var. Şu müvekkilim açısından savunma yapacağım, savunma taslağımı hazırlıyorum, diyorum ki acaba hangi eylemler var, hangi fiilden ötürü hangi seçimlik hareketler var? Bakıyorum yine iddianamede yine şöyle bir husus var: Teftiş raporları ile biz tespit ettik diyor.
Bilirkişi raporları ile biz tespit ettik diyor. Ben size az önce Mübaşir Bey'e verdim ibraz ettim Murat Bey'in sorduğu soruda da mesela böyle bir kullanım yok. Efendim teknik şartnamede olan bir husus, hukuka uygun olan bir husus bilirkişi raporunda zarar olarak yazılmış. 9 milyon yıllık zarar olarak tespit edilmiş, çarpılmış 27 milyon TL kurumun zararları var diye tespit yapılmış. Teknik şartnamede var. Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? Zarar yok, zarar bir kere de olmamış. Dolayısıyla ben şunu ifade etmek istiyorum müvekkilimin dosyada hangi seçimlik hareketi hangi eylemi ile birlikte dosyada olduğunu biz tespit edemiyoruz. Şu da var efendim burada çok fazla sanık dinlendi, çok fazla meslektaş beyanda bulundu. Müvekkilim aleyhinde tek bir HTS kaydı, tek bir yazışma, tek bir sanık beyanı, tek bir aleyhe 1. derece yahut 2. derece olarak değerlendirilebilecek bir delil dahi ikame edilemedi. Dolayısıyla efendim ben savunmayı da çok uzatmak istemiyorum, detaylı bir şekilde ibraz ettim. Daha evvel bilahare yazılı savunmamızla birlikte ifade edeceğiz. Bizim müvekkilimizin Kültür A.Ş.'deki pozisyonu budur.
Kültür A.Ş.'de 26 yıldır çalışmasının sebebi budur. Şunu da çok samimiyetle ifade etmek istiyorum ben de dahil olmak üzere siyasi görüş olarak dahi bulunduğu şirketle herhangi bir yakınlığı yoktur. Tam ortadır. Burada olmasının sebebi de işini ahlaklı bir şekilde ifa etmesidir. Efendim dolayısıyla biz müvekkilin bilhassa eylem 62, 63, 64, 68 ve 70 kapsamında 118'e ilişkin ayrıca ben detaylı bir beyan vereceğim müvekkilim de ifade etti, zaten yokuz orada sehven yazıldığını düşünüyoruz, dahil olmadığından ötürü 1. derece yahut 2. derece delil bakımından bir illiyet bağı olmadığından ötürü biz müvekkilin beraatini talep ediyoruz. Zaten müvekkilim tutuksuzdur efendim. Takdiri biz bilahare de yazılı savunmamızı ibraz edeceğiz. Ama şu çok kıymetli Sayın Hakim, size ibraz ettiğim klasörde bu eylemlerle alakalı şirketin üst idare ile yapmış olduğu tüm yazışmaları, müvekkilimin ne aşamada dahil olduğu ben detaylı bir çalışmasını yaptım. Onu da sizlere ibraz ettim, o çok kıymetli. Onun dışında başka diyecek bir şeyim yok, teşekkür ederim.
AYHAN SUBAŞI SAVUNMASI – 01.10.2026
Dosyadaki somut delillere göre bu durum hakkında somut herhangi bir delili yoktur. Kolluk ve emniyette verdiğim ifadeler aynen geçerlidir. Söylenecek başka bir şey yoktur. Tahliyemin devamını talep ediyorum. Heyecanlandım kusura bakmayın.
Hakim: Kalan süreyi müdafiniz kullanabilir.
AYTEKİN KARAARSLAN SAVUNMASI – 01.10.2026
Sayın Başkan, değerli heyet. Aytekin Karaarslan, 1973 Bolu doğumluyum. 53 yaşındayım. Öğretmen bir anne babanın ortanca evladıyım. 25 yıldır İstanbul'dayım. 18 yıl özel sektörde, 6 yıl yine özel sektörde Bolu'da, toplam 25 yıl özel sektörde mali işler alanında profesyonel bir şekilde çalıştım. Ağaç A.Ş.'de Mart 2023 tarihinde Mali İşler Müdürü olarak başladım. Ağustos 2023'te Mali İşlerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak atandım. Mayıs 2026 başında da gözaltına alındım. 5 aydır tutukluyum. Tam 150 gündür neden tutuklu olduğumu her gece kendime soruyorum ama cevabını bulamadım sayın başkanım. Ben mali işler genel müdür yardımcısı olarak şirketin mali yönden disiplinini, finansal açıdan sürdürülebilirliğini sağlamak ana sorumluluğum ve görevim. Bu anlamda da görevimi başarı ile yürüttüğümü düşünüyorum ve bundan da eminim.
Şirket, yüzde 95 İBB bağımlılığı olan bir şirket. Dolayısıyla çalıştığım 3 yıllık zaman zarfında bağımsız denetime tabi olan bu şirketlerde herhangi bir mali açıdan olumsuz bir duruma rastlanmadığı raporlarıyla tespitlidir. Satın alma yönünden iddianameye gelecek olursak, henüz 3 gün önce iddianame tarafıma ulaştı ve bu sabah 3 dakika önce duruşmaya katılacağım söylendi. Dolayısıyla herhangi bir hazırlığım da olmadan buraya katıldım sayın başkan. İddianameyi okuduğumda 148, 149, 150 ve 151 başlık altındaki eylemlerde ihaleye fesat karıştırmak suçuyla isnat ediliyorum. Ancak bu suçlamaya dair herhangi bir somut delil, bir kanıt ben rastlamadım sayın başkan.
Ben kendimi biliyorum, suçsuz olduğumdan da eminim. Ancak neden burada tutulduğuma dair cevabımı gerçekten 150 gündür bulamadım. Tahminler, varsayımlar, ihtimaller bir fikir yürütmek için gerçekten güzel bir yöntem, ancak kesinlik değildir. Tüm ana iddianame ya da ek düzenlenen ek iddianamede adıma olumsuz bir beyan, hiçbir yönetici, hiçbir tedarikçi, hiçbir sanık, hiçbir tanık tarafından verilmemiştir. Gerek HTS, gerek MASAK raporlarında bir tek soru vardır benimle ilgili. Şubat 2023'te 202 gramlık bir altının banka hesabına yatırılmasıyla ilgili bir sorudur. Bu bizim aile birikimimizdir. Maraş depreminden sonra bunu dijital ortama yatırma kararıyla, birlikte yatırmışızdır. Ancak zaten ben bu tarihte Ağaç A.Ş.'de çalışmaya başlamamıştım henüz.
Beni dışarıda bekleyen 5 tane kadın var, 3 tane kızım var. Türkiye'nin en iyi üniversitelerinde başarıyla, akademik başarılarıyla sona getirdiğimiz, ancak 150 gündür benim burada tutulmam nedeniyle benim yavrularım ideallerinden uzaklaştılar. Benim emekli öğretmen, hasta 80 yaşındaki böbrek hastası annem 150 gündür gözyaşı döküyor sayın hakim. Eşim kamuda 30 yıldır kamu bankasında yönetici. Biz eşimle 30 yıldır 3 tane çocuğumuzu ahlaklı, dürüst, namuslu bir şekilde bu ülkeye hizmet etmesi için işimizle tırnağımızla çalışarak mücadele verdik.
Ağaç A.Ş.'de 3 yıldır çalıştığım zaman zarfında bir kuruşluk mali veri elde etmedik, bakılabilir. 3 yıllık çalışma zarfımızda birer tane mütevazi eşimin ve benim üzerimize birer dairemiz var. Bunun dışında en ufak bir mali verimizde yoktur. Açıkçası satın alma yöntemleriyle iddianameye geldiğimizde ihaleye fesat karıştırma suçuyla ben suçlanıyorum. İhaleye fesat karıştırabilmek için benim bir şeye dahil olmam gerekir. Eğer varsa bile ben hiçbir satın alma sürecinde yer alacak bir pozisyonda değilim. Teknik şartnameyi ben hazırlamam, tedarikçi seçmem, fiyat araştırma, herhangi bir tedarikçi seçimi ya da fiyat araştırması ya da bunun kararı ile ilgili bir sorumluluğum da yoktur, görev alanımda da değildir. İlgili teknik personeller, ilgili birim müdürleri, bunların kararlarını verirler. Bu satın almalarla ilgili talebi yapan birimler de farklı birimlerdir. Bu talebi onaylayan yöneticiler de farklıdır. Onaylı olan, talebi yapılan bu alımların alım usullerini yine teknik personeller, teknik birimler tarafından yürütülür. Bana gelen günlük gelen yüzlerce dosyada belirli usulleri uygulanmış, fiyat araştırmaları yapılmış, biz benim masama gelen evraklarda şeklen biz kontrol ederiz. Alım usulünün doğru belirlenip belirlenmediği, alım parçalarının doğru parçalanıp parçalanmadığı benim kontrol edebileceğim bir hususta değildir, görev alanında da değildir sayın başkan.
150 gündür burada bulunmamın nedenini daha önce savcılığınıza ve mahkemenize de yazdığım dilekçelerde belirttim. Benim dışarıda duran 5 tane kadına, 5 hayatıma benim bir cevap vermem gerekir. 150 gün önce hayatım altüst oldu ve ben onlara cevap veremiyorum. Hiçbir suçum olmadığını ben çok iyi biliyorum. Mahkemeniz de iddianameyi ve dosyayı incelediğinde bunu görecektir. Ben bu dosyadan beratımı talep ediyorum sayın hakim. Teşekkür ederim.
AYTEKİN KARAARSLAN AVUKATI KUTSAL HADİOĞLU SAVUNMASI
Sayın Başkanım, kıymetli üyeler; şimdi iddianamede, birleşen iddianamemizin 89. sayfasında, sonuç bölümünde müvekkille ilgili ihaleye katılma yeterliliğine sahip olan kişilerin ihaleye katılmalarını engelleyerek, bir ihale mevzuatı uyarınca gizli kalması gereken bilgiyi başkalarının ulaşmasını sağlayarak üzerlerine atılı ihayeye fesat karıştırma suçunu işlediklerinden dolayı eylemlerine uyan 37 delaletiyle Türk Ceza Kanunu'nun 235/2-a-1-b uyarınca cezalandırılması yönünde iddianame tanzim edilmiştir. Tabii ceza hukuku alanında esasen mesleki hayatımızı sürdürmemize rağmen özellikle bu tip şirketlerin alım işlemleri, çalışanların görev pozisyonu, attıkları imzalar dahil sorumlulukların ne olduğu, ne olamayacağı yönünde suçun kanunda yazılı unsurları bakımından hukuki bir niteleme veya değerlendirme yapmak lazım. Bilindiği üzere şekli olarak suçun iki tane unsuru vardır. Bir maddi unsur, eylem dediğimiz hadise; diğeri de manevi unsur dediğimiz kast. Ancak bu iki unsur bir araya geldiğinde dosyadaki diğer bilgi ve belgelere göre de şüphelinin atılı suçu işleyip işlemediği yönünde hukuki bir niteleme yapmak gerekir.
Ceza Mahkemeleri Kanunu 217'ye göre de yüklenen suç hukuka uygun olmayan yöntemle edinilmiş her türlü delille ortaya konulabilir ve mahkumiyete hüküm de yüksek ya da alçak bir olasılığa göre değil, her türlü tereddüdü yenen açık, kesin, inandırıcı delillerle de ortaya konulması lazım. Şimdi bu izahatların ışığında müvekkil Aytekin Bey yönünden neleri söyleyebiliriz? Önce kronolojik olarak hatırlatmak istiyorum; müvekkilimiz 8 Mayıs 2026 tarihinde gözaltına alınmıştır ve 3 günlük gözaltı ve sorgu süreci sonunda da 11 Mayıs 2026 tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklanma döneminde tam anlamıyla neyle suçlandığını aslında bilemeden bir cezaevi sürecine düşmüştür. Soruşturma sonucunda düzenlenen iddianamede gerçekten geçen hafta biz de dosyaya yeni taraf olduk. Müvekkilimiz de biz de gerçekten saatlerle sayılabilecek süreçte hukuki konumunu anlamaya çalıştık. Makul bir süreç içinde de kanaatimizi, görüşümüzü ve delillerimizi size sunmaya çalışacağım birazdan. Şimdi dosyada, az önce iddianamenin sonuç bölümünde yazılı olan iki tane husus, yani katılma yeterliliğine sahip olan kişilerin ihaleye katılmasını engelleme, bu birinci bölüm, müvekkilimiz sorumlu olduğu yani söz konusu mali işlerdeki pozisyonu gereği bir defa bu ihale sürecine doğrudan dahili söz konusu değil. Önce onu belirtmek istiyorum.
Burada ihalenin şartnamesi veya yapılacak satın alma usulleri, bunun kaç parçaya bölüneceği veya hangi firmalardan alım yapılacağı gibi detaylı bölümlerde müvekkilimizin ne yetkisi ne de bir uzmanlığı vardır. Dolayısıyla o ihale sürecinde firmaların bu ihaleye katılmasını hangi nedenle, hangi delille, hangi bilgiyle engellediğine dair de açıkçası iddianamede somut bir izahat biz göremedik. Buradaki eylem veya kastının da kanununa göre ortaya konulması gerekir, ancak iddianamede böyle bir tespit biz şahsen göremedik. Önce onu belirtmek istiyorum. Yine görev tanımında yer alan tanımlamalarda, maddelerde de müvekkil bakımından teklif toplama veya maliyet hazırlama veya alım onayı verme gibi bir yetkisinin de olmadığı zaten bilinen bir gerçek. Dava dosyasında düzenlenen iddianamede müvekkil bakımdan zaten üyelik veya dolandırıcılık veya rüşvet gibi herhangi bir iddia yoktur, sadece Türk Ceza Kanunu 235/2-a'dan bir cezalandırma talebi vardır. Açıkçası böyle bir suçlamanın hiçbir yerinde müvekkil bulunmamaktadır.
Bu hususta peki iddianame neye dayanmıştır? Görebildiğimiz kadarıyla iki tane tanık beyanına, MASAK raporuna ve HTS raporlarına dayalı olarak bir değerlendirme yapılmıştır. Şimdi MASAK raporu dediğimiz şey, dava dosyasında var Sayın Başkanım, az önce müvekkilin de savunmasında dile getirdi, Şubat 2023 tarihinde 200 gram bir altın hesabına aktarılmış, kendi birikimlerine aktarmış. Şubat 2023 tarihi açıkçası söz konusu ağaç, peyzaj, ağaç dikim faaliyetine yani çalışmasına başlamasından önceki döneme ait bir aile geliridir. Bu da eşi banka müdürüdür, kendisine zaten bütün hayatı boyunca aktif bir şekilde çalışmıştır, aile birikimlerini o dönemki konjonktür gereği altına çevirmişlerdir. Yani buradan nereye varmak istiyoruz? MASAK araştırmasına göre sanığın kanuna aykırı, hukuka aykırı, yasak yol ve yöntemlerle veya iddianameye konu suç maddeleri nedeniyle hiçbir maddi menfaat elde etmediği 1. derece ve 2. derece yakınları dahil olmak üzere ekonomik geliriyle orantısız bir maddi seviyede olmadığının bir işareti olarak kabul etmek lazım.
Aslında sadece bu tespit bile sanığın suç kastıyla hareket etmediğini kanaatimizce göstermiş olması gerekir. Yine değerlendirilecek dönemde dava dosyasında bir yargılama sürmüştür, o yargılama sürecinde çapraz sorgular yapılmıştır. Tanık beyanları ve sanık beyanları tespit edilmiştir. Yine buralarda bu kısa zaman diliminde incelemeye çalıştık, orada da hiçbir tedarikçi firma tanıklarda veya sanıklıklarda müvekkilin aleyhine bir beyan, bir iddia söz konusu olmamıştır. Gizli tanık olarak dinlendiği belirtilen Gürgen'in ilk işlemlerde iddiası o ki müvekkilimiz birtakım usulsüzlükleri görüp onlara direndi gibi bir iddiası olmuştur. Mefhum-u muhalifinden bu cümle tersten de okunabilir niyetin, ancak müvekkil bu iddiaları da tamamen reddetmiştir. Buna ilişkin de bu gizli tanığın herhangi bir doğrulayıcı beyanı veya dosyaya yansımış bir delil de olmadığından yine bu iddianın da müvekkil aleyhine ileride davanın sonunda hükme esas alınmayacağını düşünüyoruz.
Sayın Başkanım, kıymetli üyeler; yani sadece Türk Ceza Kanunu 235/2-a-1 uyarınca sevk maddeleri olan birçok sanık vardır ve haklarında ya adli kontrol kararı verilmiştir ya da soruşturmanın başından itibaren de tutuksuz yargılama sürmektedir. Buradan bu kişilerin, bu sanıkların durumunun müvekkil bakımından da emsal olması gerektiğini düşünüyoruz. Gerçekten kanunun hem alt hem üst sınırı hem de netice itibarıyla bu dava dosyası çok kalabalık sanık sayısı, klasörlerimiz ve yargılama biçimi bakımından gerçekten uzun bir süre süreceğinden sanığın savunması alınmış mı, alınmamış mı, hakkındaki iddiaların delil durumu, delil değeri nedir, tutuklamadan beklenen amaç gerçekleşti mi, gerçekleşmedi mi ve özellikle cezaevinde kalma biliyoruz, hepimiz biliyoruz sanığın üzerinde doğrudan, yakınları üzerinde de gerçekten dolaylı yoldan telafisi imkansız mağduriyetlere de yol açmaktadır; bu durum zaten heyetinizin malumudur. Buradan nereye varmak istiyorum; şimdi netice itibarıyla adli sicil kaydı dosyada vardır, bugüne kadar hiçbir adli olaya karışmamış, sabıkası dahi olmayan tırnak içinde "beyaz yakalı" dediğimiz yani okumayı, düşünmeyi, ülke için bir şeyler üretmeyi düşünen, ömrünü böylece geçirmiş, bu yaşlara da böyle gelmiş bir sanık sıfatını bile vermekten kaçındığım bir kişiden bahsediyorum Sayın Başkanım, kıymetli üyeler. Birkaç cümle de müvekkilimizin hem şahsi hali hem ailesiyle ilgili durumu değerlendirerek talebimi bağlamak istiyorum.
Şimdi müvekkilimin gerçekten az önce savunmasında da söyledi; üç tane kızı vardır. Biri İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu olup diğer iki kızı da Bilkent Üniversitesi'nde son sınıf öğrencileridir. Özellikle mezuniyet döneminde ailelerinin ve çocukların bu süreci yaşamasının yarattığı manevi tahribat mahkemenizin takdirinde olsa gerek. Bir de 1948 doğumlu bir annesi vardır Sayın Başkanım. O da ömrünü 30 yıl eğitmenlik, öğretmenlik yaparak geçirmiş bir annedir ve ne diyelim, bu yaşlılığın son evrelerinde bu şekilde bir cezai süreci, oğlunun böyle bir cezai süreci yaşamasından da gerçekten manevi yönden çok büyük ızdırap duymuştur. Ben az önce savunmanın başında söyledim; müvekkilimizin ihaleye fesat karıştırma bakımından böyle bir eyleme dahil olabilmesi için işten en azından bir menfaatinin olması lazım. Yani ya kendi adına ya eşi adına ya birinci veya ikinci derecede yakınları adına bir menfaat temin etmesi lazım. Soruşturma evresinde Emniyette sorulan sorularda, soruşturma savcımızın bizzat gelip de sorduğu sorularda müvekkilimizin bu mali tablosuyla ilgili hiçbir şüpheli bir durum ortaya konulmamıştır. Sadece mali işlerde görevi gereği bulunması ve attığı paraf nedeniyle şeklen bu ihaleye fesat karıştırma iddiasının içine alınması da doğru bir tanımlama değil, en azından öyle söyleyelim. Çünkü dediğim gibi bu tedarikçi firmaları belirleme, satın alma işlemlerini yapma gibi konularda zaten bir görevi de yok, yetkisi de yok ve üzerinde öyle bir iddia da yok açıkçası.
Dolayısıyla tüm burada bulunan herkesi bir anda böyle bir cürmün içine almak da kanaatimce hukuki incelikten uzak bir yaklaşım olsa gerek. Son cümlem, öyle bitireyim savunmamı; şimdi bugün en kritik bölüm bizim açımızdan, burada birçok sanık açısından da tutukluluk hali devam edecek mi, etmeyecek mi; tutuklamadan beklenen amaç hasıl oldu mu, olmadı mı ya da adli kontrol tedbiri yeterli olacak mı, olmayacak mı? Bu bölüme hepimiz merakla bekliyoruz en azından bu aşama itibarıyla. Şayet müvekkil hakkında bir tahliye kararı verirseniz duruşmalardan kaçmayacaktır, takdir ederseniz duruşma takip zorunluluğu koyarsanız ona uyacaktır, imza yükümlülüğü koyarsanız ona da uyacaktır. Dolayısıyla savunması tespitiyle müvekkil bakımından suç vasfının bir veya birden fazla nedenlerle değişme ihtimali, toplanacak delillere etki etme ihtimalinin bulunmaması, tutuklamadan beklenen amacın gerçekleşmesi nedeniyle ben müvekkil hakkında öncelikle beraat, olmadığı takdirde uygun görülecek adli kontrol tedbirlerinden bir veya birkaçının uygulanması suretiyle tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum heyetinizden.
AYTEKİN KARAARSLAN AVUKATI HARUN ÇAKICI SAVUNMASI
Kıymetli başkanım, saygıdeğer üyeler; değerli üstadımın beyanlarına iştirak ediyorum. Ben de makul bir süre zarfı içerisinde savunmalarımızı dile getirmeye çalışacağım. Adalet dediğimiz mefhum; kimsenin hakkının, hukukunun korunması ve gözetilmesi demektir. Soruşturma aşamasında usulüne uygun olarak elde edilen maddi deliller kovuşturma aşamasındaki maddi delillerle ne denli örtüşüyorsa, adalet de o manada, o minvalde ulaşılmış demektir. İddianameyi kısaca özetlemek gerekirse değerli başkanım; Ağaç ve Peyzaj A.Ş.'nin İBB'ye bağlı bir iştirak şirketi olduğu, bu şirket üzerinde kurgusal ihalelerin gerçekleştiği, dolayısıyla bu şirket üzerinde yapılacak alımlarda açık ihale usulünün değil de istisnai usulün ve doğrudan temin yöntemlerinin uygulandığı, açık ihale usulü uygulanmış olsaydı kamu menfaatine uygun olacağı, ancak bu istisnai usuller uygulandığı için iddia olunan örgüte maddi menfaat sağlamaktan imtina etmeyecek firmalara alımların gerçekleştirildiği ve ihalelerin bunlar üzerinde bırakıldığı iddialarıyla iddianame tanzim edilmiştir. Dolayısıyla iddianameyi bir özet halinde değerlendirdiğimizde üç ana hususa atıfta bulunulmaktadır: Çıkar amaçlı bir örgütün kuruluyor olması, kamu iştiraklerinde birtakım organizasyonlar ve bu organizasyonlara dair olarak rüşvet eylemleri dile getirilmiştir.
Öncelikle önemle belirtmek gerekir ki; müvekkil nezdinde ne bir örgüt üyeliği iddiası, ne yöneticilik iddiası, ne bir rüşvet alma veya verme iddiaları bulunmamaktadır değerli başkanım. Bu anlamda kendisinin bulunduğu konum itibarıyla mali kontrol imzacısı olarak nitelendirebileceğimiz konumu itibarıyla eylem 148, 149, 150 ve 151'den sorumluluğu gündeme gelmektedir. İhaleye fesat karıştırmaktan sorumlu tutulmaktadır. Müvekkilimiz görev tanımını ifade etti değerli başkanım, bu hususa çok fazla değinmeyeceğim ancak çok kısa olarak geçmek istiyorum bu hususu. Müvekkilimiz, iddiaya konu olan bu ihaleler ve satın alımlarda alım kararını veren, piyasa araştırması yapan, teklif edilecek firmaların belirlenmesine olanak sağlayan, tedarikçi firmaları belirleyen bir kişi konumunda değildir değerli başkanım. Kendisinin yapmış olduğu eylem; bu anlamda gerçekleştirilecek olan alımlar bütçeye uygun mudur değil midir, zorunlu mali belgeler burada var mıdır yok mudur şeklinde, bir nevi şeklî değerlendirme yapılacak bir mali kontrol imzası niteliğindedir. Hususu önemle heyetinizin dikkatine sunuyorum.
Dördüncü bir diğer husus değerli başkanım ve bizim de esasen çok önemli gördüğümüz husus; eylem 148'de gerçekleştirilen alımlarda, özellikle 1943 ve 1942 tasnifli alımlarda müvekkilimizin iş yerinde, daha doğrusu söz konusu şirkette çalışmadığı dönemde dahi sorumluluğu gündeme gelmiştir. Müvekkilimiz az önce ifade etti, 27 Mart 2023 tarihinde şirkette çalışmaya başlamış olmasına rağmen az önce bahsetmiş olduğum tasnifli olan alımlarda alımların tarihleri 6 Şubat ve 7 Şubat tarihleridir. Dolayısıyla esasen burada şu sonucu çıkarmak çok haksız bir çıkarım olmayacaktır: Bizim müvekkilimize yöneltilen bu isnat kişiselleştirilmemiş, doğrudan idari bir makama yöneltilen bir isnattır değerli başkanım.
Öte yandan kıymetli üstadım da ifade etti, gizli tanık beyanı... Bu beyanın sıhhati hususunda bir değerlendirme yapacaksınız. Bu beyan hususunda söz konusu gizli tanık Gürgen'in beyanına baktığımız vakit, beyanında göreve geldiği ilk zamanlarda bu hususlara direndiğini, daha sonra ikna olduğunu dile getirmiştir. Şimdi bizim iddianamede bir örgüt üyeliği ifadesi, isnadı ve bir rüşvet iddiası olmadığı için değerli başkanım, bizim kendi şahsi menfaatimizin oluyor olması lazım. Ancak her ne kadar böyle bir beyanda bulunmuşsa da tahkik edilen hususlar neticesinde müvekkilimizin maddi menfaat sağladığına dair hiçbir tespitin bu dosyada bulunmadığı kanaat ve düşüncesindeyiz. Dolayısıyla bir kısmına itibar edilip bir kısmına itibar edilmeyecek tanık beyanlarının da hükme esas alınamayacağına dair Yargıtay kararları mevcut. Dolayısıyla bu hususu külliyen reddediyoruz ki müvekkilimiz zaten bu hususu da ifade etmiş. Yine başka bir şüphelinin vermiş olduğu beyanlarda da duruşma esnasında elimize gelen tutanaklara göre reddettiği düşüncesindeyiz; görgüye dayalı bir husus olmadığını ifade etmiş ve dile getirmiştir değerli başkanım.
Lehe olan beyanlar var. Yine duruşmada elimizdeki tutanaklara göre lehine; fiilen Aytekin Karaarslan'ın alımlarda aktif bir fonksiyonunun ve pozisyonunun olmadığına dair beyanda bulunan sanıklar var değerli başkanım. Bu hususlar da önemli. Yine yani maddi menfaat temin etme hususunda meslektaşımızın ifade ettiği, MASAK kayıtlarında, iş yerinde çalışmadığı dönemde, eşi bankacıdır, eşiyle beraber ailevi tasarruflarını sanki kendisine maddi menfaat elde edilen bir altınmış gibi yaratılmaya çalışılmış. Bu hususu da biz şiddetle reddediyoruz ve karşı çıkıyoruz değerli başkanım. Zira zaten deprem zamanından güvenlik saikiyle banka hesabına yatırmış olduğu bir şahsi aile birikimi ve tasarrufu. Söz konusu isnat hukuken ve fiilen hiçbir bağ bulunmamaktadır değerli başkanım.
Yani huzurda yargıladığımız sanık öyle bir şahsiyet ki çalışmış olduğu dönemlerde kendi şahsi, şirketin kendisine verilmiş olan aracı şahsi işlerinde kullandığı zamanlar HGS ödemelerini dahi kendilerine fatura ettirip ödeyen bir şahsiyet. Yani bu yüksek bir seciyedir. Çalışmış olduğu dönemlerde yüksek bir ahlak ve sorumluluk bilinciyle çalıştığını açıkça ortaya koymaktadır değerli başkanım. İştirak iradesiyle ortak olduğumuz ifade ediliyor. Ortak suç işleme kararının ve işlenen suç içerisinde ortak hâkimiyet kurulması hususlarının hiçbiri somut bir temele dayandırılmamıştır değerli başkanım. Dolayısıyla bu anlamda şayet heyetinizce şöyle bir hukuki metin ortaya çıkarsa ve denilirse ki; her ne kadar bu sanık hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan dava açılmış ise de alım kararlarını veren, tedarikçilerin bulunmasını sağlayan, fiyat araştırması yapan hususların hiçbirinde yer almadığı, aynı zamanda yine başka sanıkların bu sanık beyanlarını doğrulamadığı, tevsik ettiği hususların hepsi bir arada değerlendirildiğinde beraat kararı verilmesi hukuka uygun bir karar olacaktır.
Bu anlamda Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin vermiş olduğu 2018/737-13 esas ve 2018/38-09 karar sayılı ilamında da esasen olayımıza çok benzer mahiyette olan hususta; ihaleye fesat karıştırma suçunda, söz konusu şirkette çalışan sanığın ihalelerle ilgili hiçbir yetki ve görevinin olmadığı, ihale evrakının hazırlanması ve sunulması hususlarında doğrudan bir katkısının bulunmadığı, yapılan işlemlere katılmadığından bahisle verilen bir beraat kararı da var. Hiç şüphesiz mahkemeniz nezdinde bağlayıcı değerli başkanım, dolayısıyla bu Yargıtay kararını da heyetinize sunmak istiyoruz. Tutukluluğa ilişkin olarak değerli başkanım; müvekkil nezdinde maddi vakanın sübutu net ve duraksamasız olarak belirlenemediği hallerde beraat kararı verilmelidir. Yüksek bir ihtimale dahi dayalı olarak bir mahkûmiyet kararı verilemeyeceği birçok Yargıtay kararında ifade edilmektedir. 150 günlük bir tutukluluk süresi, dile kolay değerli başkanım. Birçok temel amacı var ama en önemli iki amacı: Şüphelinin veya sanığın kaçmasını önlemek, delillerin karartılmasını engellemek.
Sanık Aytekin Karaarslan'ın bir kaçma şüphesi var mıdır? Kendisinden daha evvel şirkette çalışan kişiler hakkında bir soruşturma işlemleri olmasını ve bilmesine rağmen kendi rutin hayatını ve yaşamını devam ettirmiş ve şirket çalışmasına devam etmiştir. Yani bu pozisyondaki bir sanığın biz kaçma şüphesinden bahsedemeyiz değerli başkanım. Sabit ikametgâha sahip olduğunu zaten kendisi de ifade etti. Eşitlik ilkesini çok önemli görüyoruz. Amacımız hiçbir sanığa karşı bir atfı cürümde bulunmak değildir başkanım. Ancak aynı pozisyonda, aynı hukuki konumda olan bu dosyadaki sanıklar nezdinde verilen adli kontrol kararları var değerli başkanım. Dolayısıyla bu adaletin ve eşitliğin de heyetinizce sağlanması gerektiği kanaat ve düşüncesindeyiz. Katalog suçlardan da değildir değerli başkanım.
Son olarak şu hususla ben savunmamı bitirmek istiyorum değerli başkanım: Adaletin tesisi hususunda mahkemeler vatandaşlarımızın ve milletin vicdanıdır. Bizler bu vicdanı geçen bu 150 günlük süre zarfında müvekkil nezdinde, heyetimiz açısından görmek arzusu içerisindeyiz ve görmek istiyoruz. Bugün eşi, evlatları, annesi vereceğiniz tahliye kararını dört gözle beklemektedir. Amiyane ifadeyle, meslektaşım ifade etti, okumuş, belli bir birikim ve tahsile sahip olan bir kimse 150-160 kişinin yer aldığı bir cezaevi koğuşunda yatmaktadır. Bu durum kendisini psikolojik ve ruhen de mahvına sebep olmuştur. Hukuki kanaatinizin yanında bir vicdani kanaatinize sesleniyoruz. Müvekkilimizin beraatini, aksi takdirde bir veya birden fazla adli kontrol tedbiri ile tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz.
FATİH TEMUR SAVUNMASI – 01.10.2026
Ağaç A.Ş.'de 2016 yılından beri çalışmaktayım ihale biriminde. Mevcuttaki görev tanımı gereği üzerime atılı olan ihaleye fesat karıştırma suçuyla alakalı herhangi bir ihale yetkisi olmadığı, herhangi bir karar merciinde olmadığı, etken değil daha çok edilgen bir görevde çalıştığımı belirtmek istiyorum. Bizdeki işleyiş ilgili birimlerin bize yaptıkları talep doğrultusunda ve teknik şartname ekiyle bize gelerek onunla ilgili fiyat araştırmalarını, piyasa araştırmalarını yaparak yaklaşık maliyetini oluşturup üst yönetime, müdürümüze sunmak koşuluyla işlemleri ilerletmektir. Bu dosyada geçen vekaleten atmış olduğum imzalar müdürlerin biz şeflere izin veya raporlu oldukları zaman vermiş oldukları vekaleti temsil etmektedir. Şeflere bırakılır böyle bir görev, müdür tarafından yazılır. Vekaleten atmış olduğum imzaların olduğu dosyaların yaklaşık maliyetleri vesaire formlarında herhangi bir imza bulunmamaktadır. Sadece onay kısmında müdür adına atmış olduğum vekaleten imzalar bulunmaktadır.
İhale yetkilisi değilim. İç yönerge ve görev tanımı gereği sadece ihale dokümanlarını hazırlar ve EKAP üzerindeki iş ve işlemleri yürütmekle mükellefim. Müdüre sunma koşuluyla üst yönetime taşınmasını sağlamaktayım. İki kişinin ifadesi doğrultusunda burada olduğumu düşünüyorum. Gizli tanık ve Adem Yavuz'un ifadesinde geçtiği kadarıyla burada olduğumu düşünüyorum. Bunun haricinde ciddi sağlık sorunları yaşamaktayım. 2025 yılında omurilik felci riskli büyük bir ameliyat geçirdim. Sırtımda 9 tane platinim var. Cezaevi koşullarında çok zorlanmaktayım Sayın Başkanım. Ayrıca bütün hayatım boyunca çocuklarımın tahsiliyle ilgilenmiş bir baba olarak insanların birikimlerine tecavüz ederek ve işte gençliği zehirleyerek burada olan insanlarla birlikte olmak çok ağrıma gidiyor Sayın Başkanım. Tahliyemi talep ediyorum. Saygılarımla.
FATİH TEMUR AVUKATI SAVUNMASI
Sayın hakim heyeti, müvekkil, sanık sanıkların yaptığı gerek soruşturma aşamasında gerek huzurunuzda, ben de üstüne çok kısa değinerek geçmek istiyorum. Kısa değinmemin sebebi şu: İddianamede bizimle ilgili 3 tane eylem tespit ediliyor. 2018/149-150. Şimdi o eylemlerin içerisine baktığınızda iddianamede olması gereken suç delili, suç vasıflarının değerlendirilmesi, suçun ithamına ilişkin maddi, manevi değerlendirmelerin hiçbiri yer almıyor. O sebeple iddianameden ziyade bir bilirkişi raporu ile karşı karşıyayız ve bilirkişi raporunda da müvekkil sanığa yönelik doğrudan şu fiil ve şu eylemiyle veya şu saikle, şu kastla bu suçu işlediğine dair hiçbir veri yok. Tek husus şu: Benim müvekkilimin müdür vekili olarak, müdür olarak değil müdür vekili olarak bazı ihale dokümanlarında imzasının olması. Şimdi bu tabii ki yasa kapsamında verilmiş bir yetki var. İhalelerin detayına çok girmek istemiyorum. Ben biraz daha savunmamı hukuki durumun mahiyeti açısından yapmak istiyorum zira ortada yasal bir iddianame ile karşı karşıya değiliz ben en azından kendi müvekkilim açısından. Çünkü hukukun istediği, ceza muhakemesinin istediği iddia suç delili iddiası, sanık lehine delillerin araştırılması gibi birçok hususta eksiklik var. Ben iddianameden ziyade bir bilirkişi raporuna karşı beyan veriyormuş gibi hissediyorum kendimi. Bu yönüyle ben iddianamenin de kabulünün dahi doğru olduğunu düşünmüyorum.
Bununla birlikte şimdi müvekkilimin müdür vekili olarak imza attığı şeylerle ilgili bir suçlama var. Bu bahsedilen eylem tarihleri 2023-2024. Devletimizin saygın kurumları Sayıştay, bildiğiniz gibi tüm kamu kurumlarını denetleyen bir makamdır özellikle. İçişleri Bakanlığı yine belediyeler buraya bağlı. Şimdi müvekkilimin çalıştığı birim 2023 yılında Sayıştay'dan denetlenmiş, devlet tarafından bir sorun bulunmamış. Yine 2023 yılında mülkiye müfettişleri tarafından denetlenmiş, bir sorun bulunmamış. Halihazırda 2025'te de bir Sayıştay denetimi geçirilmiş, herhangi bir olumsuzluğa rastlanılmamış. Devletimizin bu kadar kapsamlı, yani on yıllardır devletin kendi iç denetim mekanizmasını çalıştıran, devletin ve yetim malının çalınmasını engellemek için esasen kurulmuş denetleme mekanizması olan Sayıştay, İçişleri Bakanlığı herhangi bir hususu tespit edemiyor; ancak bilirkişimiz sadece imzası olduğundan dolayı sorumlu olduğuna dair bir kanaat bile bildirmiyor, sadece 'imzası olanlar sorumludur' diyor. Ve savcılık burada herhangi bir hukuki değerlendirmeye girmeden sadece raporda var diye bilirkişi raporuyla müvekkile karşı bir iddianame düzenliyor. Eğer bu şekilde iddianame düzenlenecekse, mefhum-u muhalifinden Sayıştay raporlarında, İçişleri Bakanlığının denetim raporlarında herhangi bir husus tespit edilmediği karşıcı daha da güçlü bir belge niteliğinde olup, o zaman müvekkilin doğrudan tahliyesi gerekir.
Şimdi müvekkilin vekil olarak imza atmasıyla ilgili de, burada vekilin görevinin ne olduğu tanımı, burada müvekkilim açıkladı. Yani kendisi bir karar verici, ihale sürecini etkileme kapasitesi olan, o yetkilere haiz birisi değil. Tamamen üst yönetimden, müdürden gelen belgeleri sisteme yükleyen, sistemdeki ihale sonu belgelerini düzenleyen, yani makamında bulunmazsa o şekilde tefrik atan, bir nevi katip görevi görme gibi bir şey; ama orada bir karar verme yetkisi yok. Yani bugün örnek veriyorum hani huzurdan dışarı bir laf, bir mahkeme heyeti çok aleni bir şekilde hukuka aykırı karar verdi, bir terör örgütü üyesini tahliye etti hukuka aykırı olarak ve suç işledi gerçekten maddi menfaat elde ederek. Şimdi burada zabıt katibinin mecbur bir imzası var, yani orada bir karar yetkisi yok, o kararı veren o değil. Şimdi olası bir suçlamada biz karar vereni mi suçlayacağız, katibi mi suçlayacağız? Burada benim müvekkilimin konumu da bundan çok farklı değil. Yani neyle suçlandığı da belli değil. Bir ihaleyi alıcı firmayla görüşmüş, maddi menfaat tespit etmiş; dosyada hiçbir şey yok. Veya üst yönetimden hani bakandır, müfettiştir o tarz bir yükseltme hususu olmuş, öyle bir menfaat olmuş; o da yok. Yani neye karşı savunma yapacağımız da açıkçası belli değil.
Müvekkilimin maddi mal varlığı, hem kendinin hem 1. derece hem 2. derece yakınlarının mal varlığı da ihale fesat karıştırıp menfaat temin edebilecek bir insan durumuna benzemiyor. 3 çocuğu var, üniversite sınavına hazırlanıyorlar; pırlanta gibi çocuklar. Haramı helali, edebi adabı bilerek yetiştirdiği insanlar. O insanca çocuklardan bu babayı 150 günden fazla gündür ayrı tutuyorsunuz ve orada hiçbir somut delil yok. Somut delil olmayan bir yerde benim hukuki savunma yapmam mahkeme heyetine bir tecrübe tecrübelisiniz, yok suçun maddi unsuru şudur, ihale kanunu şudur, ihale kanunu binlerce defa, elli defa değiştirilmiştir, ihale kanununa uygun işlem yapılmıştır diye anlatmama da gerek yoktur diye düşünüyorum.
Savunmamı yani bu temelde yapmamın sebebi de budur; karşınızda hukuki bir suçlama olmadığı için, somut bir delil olmadığı için. Müvekkilimin kaçma şüphesi yoktur. Zaten mevcut birleşen dosyada soruşturmalar devam ederken kendi amirleri tutuklandığında, içeri alındığında çalışmaya devam eden, herhangi bir şekilde kaçmayan kişinin bu aşamada kaçması düşünülemez. Adli kontrol tedbirleriyle eğer sanığın kaçma şüphesinden bahsediliyorsa çok kolayca engellenebilir. Tutuklama çok ağır bir tedbir olmuştur. Biz detaylı delillerimizi, yazılı savunmalarımızı sunma hakkımızı saklı tutmak kaydıyla, müvekkilin öncelikle beraatını, aksi takdirde lehe olan hükümlerle beraber tahliyesini talep ediyoruz. Teşekkür ederim.
MURAT DAĞDEVİREN SAVUNMASI – 01.10.2026
Sayın Başkanım, sayın savcım, sayın heyet; 02.07.1975 İstanbul doğumluyum. Üstüme atılan iftiralar üzerine, yalan beyanlar üzerine buradayım. Orhan Yıldırım'ın iftiraları. Kendisi 2006'dan beri Han İnşaat'ın sahibidir ve kurumlara iş yapmaktadır. 2017'de bir arkadaş ortamında tanıştım kendisiyle. Benim o dönem işlerim bozuktu. Kendisiyle ofisinde görüştük ortağı ile beraber. İstersen beraber çalışalım, en azından sen de işi öğrenmiş olursun dedi bana. Akabinde Ağaç AŞ ile zaten Orhan Yıldırım iş yapıyordu. İçerideki, bana atılan iftira, içerideki ödemelerini alabilmesi içinmiş. Böyle bir eylemde yokum, olmadım, bulunmadım, bir konumum da yok. Yalan söylüyorlar. Yalan söylediklerini kendileri de çok iyi biliyor. Orhan MASAK raporunda da verilen şeyler, Orhan Yıldırım'ın göndermiş olduğu hesaplar maaş ödemesidir. Ve şirket bana bir tane de araba tahsis etmiştir. Bu şekildedir. 5 aydır cezaevindeyim. Tahliyemi talep ediyorum.
MURAT DAĞDEVİREN AVUKATI MUSTAFA KÜÇÜK SAVUNMASI
Sayın Başkan, muhterem heyet... Siz bize tabii talepler hakkında beyanlar için söz verdiniz ama işin esasına dokunmadan, esasa ilişkin beyanda bulunmadan sırf tahliye hakkında konuşmak da çok yavan kalıyor. Takdir edersiniz ki müvekkil Murat Dağdeviren birleşen dosyadaki iddianameyle eylem 53 nedeniyle zincirleme şekilde rüşvet hareketine iştirakten dolayı yargılanmaktadır. Bu iddiaya da savcılık dayanak olarak iddianameyi incelediğimizde Orhan Yıldırım'ın beyanları, para transferleri, HTS kayıtları ve baz kayıtlarını göstermiştir. Orhan Yıldırım'ın beyanlarının ne derece gerçek dışı olduğuna dair biz dün dosyaya Sayın Başkan bir yazılı savunma dilekçesi vermiştik. İnşallah size ulaştırılmıştır. Ekinde delillerimiz de vardı. O deliller de Orhan Yıldırım'ın ne kadar gerçek dışı, hakikate muhalif söylentilerde, anlatımlarda bulunduğunu göstermektedir. Delillerin bir kısmı da burada, birazdan size göstereceğim.
Müvekkilin eylem 153'te anlatıldığı gibi olmadığı, hem Ali Sukas'la tanışması hem Orhan Yıldırım'la tanışması hem Han İnşaat'la ilişkilerinin ve Ağaç A.Ş. ilişkilerinin olmadığı şimdiki anlatımlarımızla ortaya konulacaktır. Murat Dağdeviren'in Orhan Yıldırım ile tanışıklığı Ali Sukas'ı tanımadan çok önce olmuştu. Bunu neden söylüyorum Sayın Başkan, muhteremler? Orhan Yıldırım öyle bir anlatıyor ki, "Ben Ağaç A.Ş.'de sanki Murat Dağdeviren ile tanıştım" gibi anlatıyor. Ama halbuki kendi beyanlarının başında diyor ki "Ben 2017 yılında bir arkadaş ortamında Murat Dağdeviren ile tanışmıştım" diyor ki gerçek olan da budur. Müvekkil de bunu bu şekilde teyit etmektedir.
Müvekkil, 2019 yılında Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas olduktan sonra, kendisine siyaseten yakın hissettiği için Ali Sukas'tan bir randevu rica ediyor, talep ediyor sekreterliğinden ve o şekilde gidip tanışıyor. Ondan sonraki gidişlerinde de Orhan Yıldırım'la orada karşılaşıyor. Orhan Yıldırım'ın zaten 2006 yılından bir, 2006 yılında kurduğu ve Ağaç A.Ş.'den sürekli ihale aldığı Han İnşaat isminde bir firması var. Bu aşamadan sonra müvekkil de az önce söylediğim gibi Orhan Yıldırım ve ortağı Türksoy Bayram kendilerine "Gel sen de Han İnşaat'ta çalış. Bizim zaten operasyonlarımız çok fazla. Şantiyelerimizi yönetirsin, çalışanlarımızın koordinasyonunu yaparsın" teklifinde bulunuyorlar. Ve bunun karşılığında da bir ücret teklif ediyorlar. Aylık 50.000 lira bir ücret ve yapılan işlerden kâr payı niteliğinde bir prim olmak üzere anlaşıyorlar. Bu şekilde müvekkil onlarla çalışmaya başlıyor.
Ancak müvekkilin ödemeleri sürekli, bu bahsettiğim 50.000 lira ve kâr payı ödemesi sürekli eksik yapılıyor. Zaten bu banka hesabı hareketlerindeki ödemeler de bu nedenledir. Müvekkile aylık 25, 30, 40 bin lira ödemeler yapılıyor. "Kalan farkları biz yıl sonunda kapatırız" diyorlar. "Kâr paylarını da yıl sonunda hesaplarız, hesaplaşırız" diyorlar ama bu hiçbir zaman iddia edildiği gibi olmuyor. Şimdi Murat Dağdeviren'in Han İnşaat'ta çalıştığının ispatlanması açısından müvekkil az önce söyledi, kendisine 34 FU 41 plakalı Renault Megane araç tahsis ediliyor Sayın Başkan, muhteremler. Bu, HTS kayıtları celp edilerek de teyit edilebilir. Ayrıca UYAP'tan basit şekilde yapılacak sahiplik sorgusunda da bu aracın Han İnşaat'a ait olduğu çıkar. Müvekkil yıllarca bu aracı kullanmış Han İnşaat'ta çalışırken. Han İnşaat'ın Muhasebe Müdürü Ozan Aydoğan da kendisine bir Gmail adresi açmış: murathaninsaat@gmail.com. Ayrıca Murat'a, bunu eğer size ulaştırılmadıysa Sayın Başkan vermek isterim. Murat Dağdeviren adına Han İnşaat'ta basılan kartviziti. Bu buradan Murat Dağdeviren'in Han İnşaat'ta bir çalışan olduğunun göstergesidir.
Ondan sonra şunlar var Sayın Başkan. Bir de çekilmiş fotoğraflar var. Bunlar Murat Dağdeviren'in arşivinden bulundu. Bunları dikkatinize sunuyorum. Burada hem tarihler yazıyor hem de lokasyon bilgisi var. Özellikle parkın ağaç peyzaj ağaçlandırmasında Han İnşaat tarafından çekilmiş fotoğrafları var. Müvekkil de sahada çalıştığını bu şekilde çok kolay bir şekilde ispatlarız. Ayrıca müvekkilin çalışmalarına Han İnşaat'ın Uygulama Müdürü Fatih Yıkılmaz, Muhasebe Müdürü Ozan Aydoğan ve Han İnşaat'ın birçok işçisi şahittir. Ayrıca müvekkili sık sık ziyarete gelen Mustafa Kemal Kaplan isimli arkadaşı da şahittir. Gerekirse bunların tanık olarak dinlenilmesini talep ediyoruz. Müvekkil başladıktan sonra Han İnşaat'a gecesini gündüzüne katarak yüksek performansla adeta ev yüzü görmeden çalışmıştır, şantiyeden şantiyeye, konteynerden konteynere, konteynerlerde adeta kalarak. Şimdi bazı beyanlar Han İnşaat'ın sahibi Orhan Yıldırım değil de özür dilerim, Murat Dağdeviren'dir yönünde olduğu için bunu söylüyorum. Hatta gizli sahibidir, ortağıdır da deniliyor. Sırf müvekkil biraz üstün gayretle çalıştığı için özellikle Ağaç A.Ş.'deki bazı kişilerin bu şekilde biliyor olabilmesi doğaldır.
Orhan Yıldırım'ın beyanlarının neden gerçek dışı olduğunu göstermesi açısından Orhan Yıldırım diyor ki, "Beni diyor Ağaç A.Ş.'deki herkesle hemen hemen Murat Dağdeviren tanıştırdı" diyor. Halbuki bu gerçek dışı. Murat Dağdeviren sadece Ali Sukas'ı tanır. Ali Sukas dışındayken, o zamana kadar Ali Sukas dışındaki Ağaç A.Ş.'deki birçok kişi, başta Ümit Polat, Fatih Yağcı, Fatih Timur, Murat Çelik olmak üzere bunlarla Murat Dağdeviren tanıştırmıştı kendisini. Ve Murat Dağdeviren'in öyle gayet elini kolunu sallayarak orada gezmesi veya çok rahat bir şekilde Ali Sukas'tan randevu alıp görüşmesi söz konusu değildir. Murat Dağdeviren her defasında Murat ordan veya sekreterinden, özel kalem müdürü olan Murat Ordan veya Ali Sukas'ın sekreterinden randevu alıp kendisiyle görüşebilmiştir. Ali Sukas'la gayet mesafeli bir diyaloğu vardır ve Ali Sukas herkesin de bildiği gibi gayet ciddi ve mesafeli bir adamdı. Şimdi bankadan gönderilen paralar... Bunlar 62 defa para gönderilmiş ve savcılık bunların rüşvet olduğu iddiasında. Yani net bir anlatım yok, bir yere bağlanmıyor ama anladığımız kadarıyla bu paraların büyük ihtimalle Ali Sukas'a gönderilmek üzere Murat Dağdeviren'e verilmiş.
Ancak az önce de anlattığımız gibi bu ödemeler müvekkil Murat Dağdeviren'in Han İnşaat'la olan ücret anlaşması karşılığındadır. 62 tane para transferinin her birine rüşvet demek ve bir de bu rüşvetin bankadan alınması zaten mantık dışıdır. Müvekkilin önceden batık olma durumları var bazı işlerde. Bunu Orhan Yıldırım kendisi de söylüyor zaten müvekkille ilk tanıştığı zamanlar. Bu nedenle bazı ödemeleri de kendi hakkındaki icra dosyaları nedeniyle bazı ödemeleri eşi Derya Dağdeviren'in hesabına istemiş. Yaklaşık 26 kez de eşi Derya Dağdeviren'in hesabına gelen ödemeler de bu nedenledir. Bu paraların borç olduğu yönünde müvekkilin beyanları vardı. Bu beyanları Orhan Yıldırım da zaten doğrulamıştır. Zaman zaman borç verdim, sonra borç olmadığını düşündüm diyor ama bunlar kendisinin uydurması. Şimdi, iddianameye delil olarak konulan baz kaydı var. Bir tane baz kaydı delil olarak konulmuş. O da 20 Eylül 2022 günü Silivri Alipaşa'daki baz kaydı sayın başkan muhterem heyet. Şimdi bunu buraya koyarken büyük ihtimalle savcılık şeyi destekler diye düşünmüş. Orhan Yıldırım'a bir elden 150 bin lira verdik iddiası var. Ancak Orhan Yıldırım'ın dediği tarihle bu tarih tutmuyor. Orhan Yıldırım diyor ki 2022 Mayıs veya Haziran aylarıydı diyor. Ancak iddianameye konulan baz kaydının tarihi 20 Eylül 2022.
Bu 20 Eylül 2022 günü ne oldu? 20 Eylül 2022 günü az önce de anlattığım gibi müvekkilin sürekli ödemelerinin eksik yapılması, yılsonu hesaplarının görülmemesi üzerine müvekkille Orhan Yıldırım'ın arası açılıyor. Müvekkil kalkıp kendi kafasını dinlemek için Silivri'ye gidiyor. Orhan Yıldırım da peşinden gidiyor 20 Eylül 2022 günü kendisini işe dönmesi için ikna etmeye çalışıyor. O sırada hatta eşi Derya Dağdeviren de arıyor Orhan'a söyle işin başına dönsün diye. Oturuyorlar Silivri Alipaşa'da bir kasapta yemek yiyorlar. Sonra Murat ikna oluyor, her şeyin daha düzgün ve güzel olacağına inanıyor. Bu şekilde tekrar dönüp işin başına geçiyor. Yani HTS ve baz kayıtlarının sayılarından falan bahsedilmiş iddianamede. Müvekkilin Orhan Yıldırım'la olan HTS kayıtları, baz kayıtları burada gösterilenlerden çok daha fazladır. Zaten bu adamlar 2017 yılından beri tanışıktırlar. Onun dışında beraber iş yapmışlar. Yani bu buraya binlerce kez HTS kaydı vardır diyerek bir şey ispatlayamayız. Zaten hepimizin malumu, HTS ve baz kaydı tek başına delil olamaz. Bu yönde Yargıtay'ın sayısızca kararı mevcut.
Müvekkille Orhan Yıldırım'ın arasında bir husumetin bulunması konusunu açıklamak isteriz sayın başkan, muhterem heyet. Müvekkil 2022 yılında, Eylül ayında Silivri'de Orhan Yıldırım'ın kendisini ikna etmesi sonucu dönüp tekrar Ağaç A.Ş’de AN İnşaattaki işine başlıyor. İşe başladıktan bir müddet sonra Orhan Yıldırım ve ortağı kendisine diyor ki: "Ya sen bu şirkette bir ortak gibi çalışıyorsun, üstün performansla çalışıyorsun, yoğun da bir mesain var. Sen aslında senin hakkın bu şirketten sana ortaklık verilmesidir ama işte biz bunu yapamayız, bizim çok geçmişten gelen hesaplarımız var, başka işlerde ortaklıklarımız var. Biz sana AD Peyzaj isimli bir firmamız var, onu devredelim." diyorlar. Ancak netice itibariyle bu sözde de durulmuyor. Müvekkil bir yıl daha böyle bir çalışmaya devam ettikten sonra 2023 yılının sonunda AN İnşaat'taki çalışmalarını tamamen bırakıyor. Bu çalışmalarını bıraktıktan sonra biriken alacaklarını defaatle istiyor. Biriken alacakları kendisine ödenmediği için Orhan Yıldırım'la zaten arası açık, daha fazla da açılıyor ve bir husumete dönüşüyor bu alacak talebi. Orhan Yıldırım bu nedenle müvekkilden adeta bir öç alma saikiyle müvekkile iftira atmaktadır.
Orhan Yıldırım'ın doğru konuşmadığını gösteren dosyada birçok kayıt var sayın başkan, muhterem heyet. Bunlar şöyle, birkaç tanesini örnek verecek olursam: Bir tanesi, Orhan Yıldırım diyor ki "2019 yılı sonunda Ağaç A.Ş.'den benim 20-30 milyon lira alacağım birikmişti. İşte Murat aracı oldu, benim alacaklarım ödendi." E ödendiyse Murat'a senin ilk gönderdiğin para 30 bin lira. 20-30 milyonun karşılığında Murat'a 30 bin lira mı para verdin yani senin böyle bir alacağını tahsil ettiyse? Bu inanılır bir durum değildir. Ayrıca bu paralar rüşvet olsa az önce de söylemeye çalıştım sayın başkan, muhterem heyet, banka hesabından mı atılır? Yani banka hesabından böyle düzenli olarak, mütemadiyen yani 62 harekette 3 yıl boyunca rüşvet alındığı ve aracılık edildiği iddiası gerçekten düşündürücü ve inanılır gibi değildir. Diğer bir yalanı ise işte bu Silivri'de bir araya gelmeleri. Silivri'de bir araya gelip para verilme olayı; yani ne Silivri'de bir araya gelinmiştir para verilmek için, az önce gelinme durumunu izah ettim, ne de Orhan Yıldırım hiçbir zaman elden müvekkile para vermiştir. Bir de Orhan Yıldırım'ın iddiasına göre her zaman diyor ki: "Murat bana derdi ki 'Ben senin alacaklarını hallederim, kurumlardan alırım merak etme.'" Tam tersine Orhan, AN İnşaat'ta Murat çalıştığı için Murat'a her zaman şunu demiştir: "Sen olmasan ben ödemelerimi çok zor alırdım."
Şimdi gerçek olmayan bir iddia da şu: Müvekkilin çocuklarının 16 ay boyunca okul paralarının ödenmesi iddiası. Sayın başkan, muhterem heyet, hepimiz biliyoruz ki okul sezonu 9 ay sürmektedir zaten. 9 ay sürdükten sonra en az 3 ay ara veriliyor. Yani böyle bir durumda sen 16 ay kesintisiz hangi okulun parasını ödedin? Şimdi bir de benim Ali Sukas'la diyor ki, "görüşemiyorum onunla" demesine rağmen birçok kez görüştüğünü zaten kendisi de sonra kabul ediyor. Tarihler de şöyle uyuşmuyor: Hani "Ben Ali Sukas'la görüşüyorum, sen işte Orhan'a", hissettirdi diyor zaten Orhan'a para verirken, "Murat'a para verirsin" olayını. Şöyle uyuşmuyor tarihler: Para gönderme tarihleriyle Ali Sukas'ın ona hissettirdiği tarihler uyuşmuyor. Diyor ki, "Ben 2022'nin sonlarına doğru" diyor, "ortalarına ve sonlarına doğru 2. ya da 3. randevumu Ali Sukas'tan aldım." diyor. Kendi anlatış akışına baktığımız zaman da bu görüşmelerden sonra Murat Dağdeviren'e para gönderilmiş gibi anlaşılıyor. E o zaman 2022'nin sonları hangi aylar olur? Eylül, Ekim, Kasım olur. E senin ilk para gönderme tarihin 2020 Mart, Derya Dağdeviren'e göndermiş. 2020 Mayıs'ta da Murat Dağdeviren'in kendisine göndermiş. Yani sürekli bir çelişkili anlatımları, gerçek dışı anlatımları Orhan Yıldırım'ın mevcut.
Bir de eğer sen bu paraları rüşvet olarak gönderdiysen Murat Dağdeviren sana neden geri para gönderdi? 860 bin lira da Murat Dağdeviren Orhan Yıldırım'a para göndermiş bu süreçte sayın başkan, muhterem heyet. E burada ne diyeceğiz o zaman? Yani bu paralar fazla mı geldi Murat'a da yani "Sen rüşvet verdin ama fazla verdin, bunlar da sana iade etti." mi diyeceğiz? Veya biz de bir cürüm atfından mı bulunalım yani illegal bir iş için, illegal bir ticaret vardı, şimdi burada söyleyip örnek bir insanı töhmet altında şey getirmek istemiyorum ama hani yasal olmayan bir şey sattınız da biz de onun parasını gönderdik mi diyelim? Biz de kendisine cürüm atfında mı bulunalım?
Şimdi Orhan Yıldırım'ın bir yalan beyanı daha var. O da, "Ben" diyor, "2023 yılında Ağaç A.Ş.'yle çalışmayı bıraktım." Hâlbuki dosyada mevcut AN İnşaat'ın Ağaç A.Ş.'den aldığı ihalelere ilişkin tabloda iki numaralı ihale dikkatinizi çeker muhterem heyet. 27.03.2024'te sözleşme imzalanmış. Sen 2023'te bıraktıysan 2024'ün Mart'ında nasıl sözleşme imzaladın? Yani Orhan Yıldırım'ın ne kadar yalan konuştuğunu ortaya çıkaran bir durum daha. Şimdi rüşvet suçunun oluşmaması: Müvekkil hiçbir zaman Ali Sukas'tan bir talimat almamıştır ki "Sen git Orhan'dan para al." diye veya Orhan'dan hiçbir zaman aldığı ödemelerden Ali Sukas'a para getirmemiştir. Buna ilişkin hiç kimsenin kabulü yok. Zaten Orhan Yıldırım da şunu demiyor: "Benim verdiğim, benim gönderdiğim bu para da Ali Sukas'a ulaşmıştır." da demiyor veya Ümit Polat'a. Yani ismi eylemde geçtiği için Ümit Polat'ı zikrediyorum, yoksa Ümit Polat'ın da büyük ihtimalle yanından geçtiği bir şey değil. Böyle bir durum yokken sırf Orhan'ın Murat'a para vermesi neden rüşvet olsun?
Sayın Başkan, Muhterem Heyet; 103 sayfa ve 12 sayfadan ibaret Sayın Başkan. Biz bunu gece gündüz okuduk. Gözlerimiz kan çanağı oldu, okuduk. Yukarıdan aşağı okuduk, aşağıdan yukarı okuduk, sağdan sola okuyoruz, yana çeviriyorum, arkadan okuyorum. Suçun en temel unsuru anlaşma. Anlaşma yok burada Sayın Başkan. Yani bakıyorum; Ali Sukaş ile Orhan Yıldırım rüşvet için nereden anlaşmış? Hiç anlaşmaya yönelik hiçbir delil dosyada yok. Orhan Yıldırım de bunu söylemiyor. "Ben bir rüşvet anlaşması yaptım" demiyor veya "Benden şöyle bir talepte bulundu da ben para gönderdim, hissettirdim" diyor. İki eylemini hissettirdi diyor sadece. Hissettirme ile bir rüşvet anlaşmasının kurulamayacağı açıktır. Rüşvet talebinin açık olması lazım. Rüşvet talebinin bir teklif veya da öneri şeklinde olması lazım rüşvet talebinin. Ben bunun karşılığında bir eylem de olsa, kabulü de olması ve bunun yerine getirilmesi gerekir. Yani bir icap kabul anlaşmasının olması gerekir. Muhtemelen bu konuda Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin bir kararı var. Hepimizin de malumudur tabii ki bu anlatımlar; suçun oluşabilmesi için rüşvet anlaşması olunmalı, anlaşma da işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olunmalıdır. Budur benim bildiğim. Ceza hukukunun en temeli, şüpheden sanık yararlanır.
Sayın Başkan, Muhterem Heyet; Orhan Yıldırım her ne kadar "Ali Sukaş ile çok zor görüşüyordu" dese de; bu anlatımlarının tamamı okunduğunda, en az 7-8 kez bu anlatımlarından görüştüğü zaten ortaya çıkıyor. Toplamda kim bilir ne kadar görüşmüştür. Şimdi Ali Sukaş, Orhan Yıldırım'dan rüşvet isteyecek olsa veya alacak olsa Murat Dağdelen'e ihtiyacım vardır. Zira Orhan Yıldırım'ın anlatımlarına göre Orhan Yıldırım, Ali Sukaş ile defalarca görüşmüştür. Biz ihtimal vermiyoruz ama Orhan Yıldırım demektedir ki Ali Sukaş benden birçok kez menfaat temin etti diyor. Madem böyle, e dönüp Ali Sukaş niye bir daha sana desin ki Murat'a böyle para ver veya Murat'ı niye aratsın? Direkt senden zaten isteyebiliyor Sayın Başkan, bu kadar basit. Bir de neden bankaya ait olsun yani? Bir de bankadan gönderiliyor rüşvet, bir de bankaya ait oluşturuluyor diye. Burada bir rüşvet suçu oluşmamıştır. Rüşvet suçu oluşmamışsa da, rüşvetin arandığı suç, rüşvet suçu zaten hiç oluşmaz.
Şimdi bir de buradaki para transferlerinden yani Ali Sukaş'a atfedilen suç önemli. Sayın Başkan, bir dakika bitireceğim. Çok önemli arz edeceğim husus da şu; Ali Sukaş'a paraların atfedilmiş olduğuna dair hiçbir delil yok. Ali Sukaş'ın Orhan Yıldırım ile Murat Dağdelen arasındakinden para transferlerinden dahi haberi yoktur, muhtemelen yoktur. Kendisine, yeni geldiğinde sorarız. Şimdi Orhan Yıldırım'ın iddialarının çüştüğü yer, burası çok önemli Muhterem Heyet. Şimdi Orhan Yıldırım savcılık ifadesinde diyor ki: "2023 yılının Ağustos ya da Ekim ayı gibi Ali Sukaş beni Ağaç AŞ'ye çağırdı. 2024 yılında yapılacak seçimlerle yukarıdan ciddi baskı gördüğünü, kendisinin kendisinden destek istediklerini, benim de o zamana kadar 40 milyon TL civarında bir iş yaptığımı, bunun düz torunu kendisine vermem gerektiğini söyledi." Orhan Yıldırım, e zaten o zamana kadar sen düşünce Murat aracılığıyla vermişsin diyemedin ki Ali Sukaş'a, e ben zaten Murat'a bu paraları vermiştim sana, bu (yani o zaman Ali Sukaş'ın bu talebine tekrar bir rüşvet talebi ikinci kez bir rüşvet verdim demedi.
Orhan Yıldırım'ın ne kadar gerçeğe aykırı konuştuğu burada da ortaya çıkıyor. Şimdi havale, Yargıtay dairelerinin birçok kararında da bahsedildiği gibi havale bir borç ödemesidir, bir malın alımının ödendiğini gösterir. Elimizdeki olayda da aynen bu durum mevcuttur Sayın Başkan, Muhterem Heyet. Zaten gönderilen paraların çoğunda da dikkat edilirse Orhan Yıldırım açıklama olarak "ödeme" kelimesini anne kullanmıştır. Demek ki adam bir şeylerin ödemesini yapıyor müvekkile, bir yerlere iletilmesi için para vermiyor Sayın Başkan, Muhterem Heyet. Bir de müvekkil Ağaç AŞ'den eğer bu kadar kolay para tahsil edebilseydi yahut birisi için ettirebilseydi müvekkil Orhan Yıldırım'la hanı inşaatta olan işleri bittikten sonra, işten ayrıldıktan sonra, körükler atıldıktan sonra kendisi bir arkadaşından, Cenk Şengöl isimli bir arkadaşından Seka Park Beyza isimli firmayı devralıyor. Bu firmanın iş bitirmeleri olduğu için bu firmayı devralıyor ve arkadaşı üç tane olması lazım, üç tane ihale kazandığı ihale var. Üç tane ihalenin iş bitirmesini Ağaç AŞ'ye ve bu üç ihalenin parası çok uzun gecikmelerle alıyor. Yani en erken 6 aylık çekle alıyor, hak ediş tarihinden sonra bu çekler ödenmiyor, yerine yeni çekler veriliyor, 3 aylık çekler vesaire vesaire. Buradan da bahsettiğim şu: Müvekkilin kendi firması için bile alacaklarını tahsil edebilmesi söz konusu çok geç, böyle bir kudreti yok müvekkilin.
Şimdi hemen tahliyeyi, Sayın Başkan, birkaç cümle söyleyeyim. Şimdi müvekkil tahliyeyi hak etmiştir diyecek, yani tahliye için gerekli olan ve bir cümle söylemek yeterli. Çünkü suç oluşmamış. Oluşmamış bir suç için müvekkil 5 ayda ceza evinde. Az önce detaylı anlattım, tekrar düşmek istemiyorum, belki de süreyi de fazla kullandım. Oluşmamış, oluşmamış bir suç için suç, suç işlemek, saldırma yapmak veya tahliye talep etmek kadar zor bir şey yok Sayın Başkan, Muhterem Heyet. Şimdi tabii ki insani durumlar olduğu için, tahliyeyi söylemek istediğimiz birkaç husus var. Bir tanesi müvekkilin kalp hastası olduğuna dair kardiyoloji raporu dosyaya soruşturma aşamasında sunmuştuk. Dünkü dilekçemizde de sunmuştuk, eğer size ulaştırılırsa yine vermek isteriz. Uzun zamandır da tedavi görmektedir kalp rahatsızlığından müvekkil. Cezaevi şartları hepimizin malumu, hem bu hastalığına yönelik beslenmesini düzgün şekilde yapamamaktadır, hem de işte buradaki birçok tutuklu gibi çok kalabalık bir koğuşta, uyuşturucu bağımlılarıyla aynı koğuş kalmaktadır. Bu durum kendisini uzak kalması gereken süreçten daha da çok sokmaktadır.
Müvekkil dışarıda bekleyen, 2 ilkokul çağında olan iki çocuk beklemektedir. Ayrıca aynı eylemde ev hapsi olarak bilinen konutu terk etmeme tedbiriyle kişi de yargılanmaktadır, eşi de çocukları de okula getirip götürebilmektedir, ev ekonomisine de bir katkı sağlayabilmektedir. Yani en azından geçinmek için, ailesini geçindirmek için dahi müvekkilin dışarıda olması gerekir Sayın Başkan, Muhterem Heyet. Bu zamana kadar eş, dost, akraba komşu yardımlarıyla geçindiler. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Artık insanları hem maddi, hem manevi, hem de bedenen yormaktadır. Şimdi çok önemli bir husus daha, Sayın Başkan, Muhterem Heyet, müvekkilin neden kaçma şüphesi yok? Bu dosyanın duruşmaları ilk başladığı günden beri önceki salonda müvekkil zaten seyirciler arasındadır, müvekkil zaten bu dosyayı ilk günden beri takip eden birisidir. Yani trajik bir durum seyirciler arasındayken gözaltına sanal sandalyede devri tutuklu, kaçma şüphesi kesinlikle yoktur. Hani şurada bir şey olması Sayın Başkan, hani tahliyesine karar verilmemesinin binadan olması, savunmasının alınmış olması, zaten savunmasına ekleyeceği çok fazla da bir şey yok, bugün söyleyeceklerini söyleyip ve müvekkil oluşmaya zaten bu dosyanın duruşmalarına yaklaşık bir yıldır katılmaktadır.
Bugün tahliye derseniz, Pazartesi de yine çıkacak, duruşmalara katılacaktır. Bu hem müvekkilin HTS kayıtlarıyla bu duruşmaları takip ettiği de tespit edilebilir, ayrıca mahkemenin sevk kayıtlarıyla da görüntülebilir, tespit edilebilir. Müvekkil evinden gözaltına alınmıştır. Bu gözaltında da herhangi bir suç materyali veya mamulden rastlanmamıştır. Bu yönüyle de kaçma şüphesi yoktur. Müvekkilin evinden almış olması da tek başına sabit ikamet sahibi olduğunu göstermektedir. Tahliyesi sonrası da müvekkil çocukların yanına dönecektir. Bu nedenle müvekkil hakkında derhal bugün tahliye kararı verilmesini talep ederiz. Tahliye gerçekten hak etmiştir, hakkında iftiradan başka hiçbir alehe bir delil bulunmamaktadır. Netice itibarıyla müvekkil beraat etmiştir, beraat etmelidir, beraat edecektir. Berat edecek suçtan daha fazla tutuklu kalmaması gerekmektedir Sayın Başkan, Muhterem Heyet. Öncelikle bugünkü tahliyesine neti itibariyle beraat talep ederiz.
NİLGÜN CENDEK SAVUNMASI – 01.10.2026
Ben, Nilgün Cendek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde şube müdürü kadrosunda görev alan bir devlet memuruyum. Sayın Başkan, 5 aydır tutukluyum. 5 aydır da kendimi savunmak için bugünü bekliyorum. O yüzden tahliyemi talep etmeden önce savunmamı yapmak istiyorum müsaadenizle. Çünkü aynı dosyada aynı imza yetki ve sorumluluğu taşıyan ve haklarında adli kontrol uygulanan diğer memur arkadaşlarıma nazaran ben dezavantajlı durumdayım. Savunmamı hazırlamaya yönelik ihtiyacım olan bilgi, belge ve mevzuatlara özgür ulaşabilme imkanına ve uygun bir çalışma ortamına sahip değilim. Bugün mahkeme heyetinizin karşısına çıkacağımı da dün akşam öğrendim. Ancak buna rağmen huzurunuza hazırlıklı çıkmak adına sabaha kadar çalıştım ve buraya hazırlıklı geldim. O yüzden de savunmamı yapıp öyle tahliyemi talep edeceğim.
Hâkim: Tahliyenizi talep edin, savunmanızı verirsiniz daha sonra…
Nilgün Cendek: Tamam Sayın Başkanım. Sayın Başkan, değerli heyet üyeleri; iddianameyi okudum, kendime yöneltilen suçlamaları anladım. Huzurdaki yargılama konusu iddialara ilişkin detaylı açıklamaları yapmadan önce kısaca kendim hakkında da bilgi vermek isterim. Ben 25 yıldır kamuya hizmet eden bir devlet memuruyum. Mesleğim çevre mühendisi. Yıllarca belediyelerde teknik personel olarak görev yaptım. Bunun yanında valilikler, kaymakamlık, Milli Eğitim gibi birçok kamu kurum, kuruluşunda da projelerde mühendis olarak yer aldım. Daha sonrasında mahalli idarelerin açmış olduğu görevde yükselme sınavına girerek müdür kadrosunu aldım. 10 yıldan fazladır da yönetici kadrosunda, idareci pozisyonunda görev yapmaktayım. Şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanlığı'na bağlı Kentsel Ekolojik Sistemler Şube Müdürlüğü'nde 2024 yılından itibaren şube müdürü olarak görev yapmaktayım. Ancak tutukluluğumdan dolayı görevden uzaklaştırıldım. Bu görevden önce de 2020-2024 yılları arasında yine Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanlığı'na bağlı Yeşil Alan Tesisler Yapım Şube Müdürü olarak görev yaptım. Yargılamaya konu ihale dosyaları da görev yaptığım bu döneme aittir.
Sayın Başkan, bu ihale dosyalarının daha iyi anlaşılabilmesi, ihale süreçlerini de size daha iyi aktarabilmem için Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanlığı hakkında da kısa bir bilgi vermek isterim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Dairesi Başkanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sorumluluk alanında bulunan yaklaşık 60 milyon metrekarelik bir yeşil alandan bahsediyoruz; bakım ve onarım hizmetlerini yürüten, yeni yeşil alanlar üreten bir daire başkanlığıdır. Bu 60 milyon metrekarelik yeşil alanın içerisinde sahil parkları —bunları Büyükçekmece'den başlayıp Tuzla sahile kadar bütün sahil parklarını düşünebiliriz—, bölge ve mahalle parkları, meydanlar, yaşam vadileri, kent ormanları, İstanbul'un tarihi koruları gibi İstanbul halkının yoğun kullandığı alanlarla birlikte karayolları çevresi, orta ve yan refüjler gibi de yer almaktadır.
Daire başkanlığına bağlı 5 şube müdürlüğü bulunmaktadır. Bu şube müdürlüklerinden 3 tanesi bu az önce saymış olduğum yeşil alanların bakım ve onarım hizmetlerini yürütür. Diğeri, ihaleye konu olan yargılamaya konu olan ihalelerin de yapıldığı Yeşil Alan ve Tesisler Yapım Şube Müdürlüğü de yeni yeşil alanlar üreten, daire başkanlığı adına plan ve projeler hazırlayan bir müdürlüktür, bunlar genel görev tanımları itibarıyla. Ayrıca Yeşil Alan ve Tesisler Yapım Şube Müdürlüğü'ne bir görev daha atanmıştır. Bu görev de diğer 3 bakım müdürlüğünün sahada ihtiyaç duyduğu bitkisel materyal, malzemelerin teminine yönelik ihale hazırlık süreçlerinin yönetilmesidir. Bu sebeple daire başkanlığı tarafından Yeşil Alan ve Tesisler Yapım Şube Müdürlüğü'ne bütçe atanmıştır. Ben de bu bütçe ödeneğinin kullanılmasına yönelik ilk şube müdürlüğü görevine başladığımda, önce bu ihalelerin nasıl yapıldığı, geçmişten itibaren ihtiyaçların neler olduğu, nasıl üretildiğine yönelik incelemelerde bulundum.
Gerek geçmiş dönemde gerekse benim çalıştığım dönem içerisinde önce bölgelerden gelen talepler yani bölge müdürlüklerimiz; Anadolu Yakası, Avrupa Yakası ve Kentsel Kentsel Hizmetler; kendi bölge alanlarında bakımını yürüttükleri yeşil alanlarında ihtiyaç duydukları bitkisel materyallerin listesini yaparlar, daire başkanlığına iletirler. Daire başkanımızın koordinasyonunda bu ihtiyaç duyulan listelerin hepsi tek tek gözden geçirilir; öncelikli alanlar belirlenir, mevsimsel koşullar, iklimsel koşullar, dikim takvimi ve bu kalem için ayrılan bütçe ödeneğinde kalınacak şekilde bir ihtiyaç listesi belirlenir. Daha sonrasında da ihale hazırlık sürecine başlatılır. Ben bu ihale süreçlerini incelediğimde ihalenin belli bir şartta ve usulde yapıldığını gördüm. Ve bu usul ve esasların da aslında idarenin teknik ve idari ihtiyaçlarından kaynaklandığını gördüm. Şimdi Sayın Başkanım, bu ihalelerin yapılmasına yönelik iddianamede, bilirkişi raporunda üç husus yer almaktadır. Bu hususlar: İş deneyim oranının ihalelerde, bitkisel materyal mal alım ihalelerinde %30 olarak belirlenmesi, Süs bitkileri üretici belgesi aranması, İhalenin kısmi teklife kapalı olması. Bu hususlar ihalede rekabeti daraltıcı ve ihaleyi kısıtlayıcı olarak nitelendirilmiş ve buradan tarafıma ihaleye fesat karıştırma suçu yöneltilmiştir.
Şimdi Sayın Başkan, ben bu üç maddeyi mevzuat hükümleri karşısında size tek tek izah edeceğim. %30 iş deneyim oranı: Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin "İş deneyimini gösteren belgeler" başlıklı 37. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi şöyle der: "Açık ihale usulüyle yapılan ihalelerde, teklif edilen bedelin %10'undan az, %40'ından fazla olmamak üzere, idarece belirlenecek bir oranda iş deneyimini gösteren belgelerin sunulmasının isteneceği" hüküm altına alınmıştır. Yani Sayın Başkan, sayın heyet; mevzuat %10 ile %40 arasında kalınması şartıyla iş deneyim oranını belirleme yetkisini idareye bırakmıştır. İdare bu takdir yetkisini yıllarca mevzuat hükümlerine uygun olarak %40 olarak belirlemişken, benim görev yaptığım dönem içerisinde bu oran %40'tan %30'a düşürülmüştür. Yani iddianamede bilirkişi raporunda belirtilen iddianın aksine idare takdir yetkisini kamuoyu lehine kullanmış; rekabet ortamı daraltılmamış, aksine genişletilmiştir.
Diğer bir husus: Süs bitkileri üretici belgesinin aranması. Yine Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği'nin 27. maddesinin (a) bendi ile Kamu İhale Genel Tebliği'nin 54. maddesinin (a) bendinde şu ifade vardır: "Yaklaşık maliyetine bakılmaksızın her türlü mal alımı ihalelerinde, aday veya isteklinin teklif vermeye yetkili olduğunu gösteren belgelerin istenilmesi zorunludur." Bu belgelerin neler olduğu tebliğin 58. maddesinde teker teker açıklanmış ve 58. maddede de üç belgeden bahsedilmiştir ve denilmiştir ki: "İdareler aşağıda sıralanan üç belgenin idareler tarafından aranması zorunludur." Bu üç belgeden birisi aday ve isteklinin imalatçı olduğunu gösteren belgedir. İmalatçı olduğunu gösteren belgeler de 58/3'te detaylı yazılmıştır ve Sayın Başkan, bunun (d) bendini okuyorum: "Alım konusu fidan, çiçek veya tohum gibi mallar ise Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen ve aday veya isteklinin teklif edilen üretici olduğunu gösteren belge veya belgelerdir."
Yani bu belge, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın il müdürlükleri tarafından verilen, Türkiye genelinde üretim yapan yüzlerce firma —Sayın Başkan, yüzlerce firma— ve bu firmaların hepsi Bakanlığın internet web sitesinden de yayımlanmaktadır. Süreyle ve her ilde geçerli olan bir belgedir. Bu belge bitkisel ürünlerin belirli bir kalite ve standartta olduğunu gösteren resmi bir evraktır. Yani idari olarak hem mevzuata uygun davranılmış hem de böyle bir belgenin aranması kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması adına kamu yararı taşıyan bir düzenleme olmuştur. Bizim de idareciler olarak görevimiz idarenin kamu yararını gözeten bu uygulamaların yapılmasını sağlamaktır.
En son madde ihalenin kısmi teklife kapalı olması. Sayın Başkan size Park Bahçeler Daire Başkanlığının iş ve işleyişinden sahaların yönetim süreçlerinin büyüklüğünden ve aslında zorluğundan da bahsetmek isterim ama çok fazla vaktinizi almak istemiyorum. Ancak ben görev yaptığım tüm süreç içerisinde kamu kaynaklarının etkin ve veri kullanılması ve her alınan kararda her yapılan işte de her dosyada kamu yararı sağlanması gözetilmiştir. Şimdi biz 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 5. maddesi şunu söyler. İdareler ihtiyaçların uygun şartlarda ve zamanında karşılanmasını sağlamak kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını esas almaktadır. Şimdi savunmanın ilk kısmında ihtiyaçların nasıl alındığını bölgelerden nasıl geldiğini bunların nasıl kararlaştırıldığını ve daha sonra ihale hazırlık süreçlerinin neye göre yapıldığını detaylı bir şekilde anlattım.
Burada yıllardır sahamızda bölgelerde çalışan 20 yıllık 30 yıllık mühendislerimiz mimarlarımız vardır. Artık uzmanlaşmış sahanın gereksinimlerini bilen sahanın eksiklerini bilen sahada operasyonel gerekliliklerin neler olduğunu aktaran geçmiş yıllardan itibaren çalışan personellerimiz vardır. Ayrıca bu ihaleler incelendiğinde de aslında biz idare olarak şu kararı hani şöyle bir inisiyatif almadık. Yani biz bu ihaleleri kısmi teklife açalım kapayalım hani böyle bir durum oluşmadı. Tam tersi sahadaki dikim programları sahanın gereksinimleri bu ürünlerin bir arada temin edilmesi sonucunu doğurduğunu gördük. Çünkü neden bu ürünler neler? Ağaç çalı fidan bitki çiçek gibi canlı bitkisel materyaller. Ayrıca bu canlı bitkisel materyallerin sahada da dikimi için gerekli olan toprak gübre torf gibi yardımcı malzemeler. Bunların bir arada alınması sahaya operasyonel olarak aynı anda nakledilmesi ve dikimlerin de aynı anda gerçekleştirilmesi yani doğal olarak bir arada temin edilmesi gereken ürün grupları. Eğer bu ihalelerin kısmi ayrı ayrı parçalar halinde alınmasına yönelik bir düzenleme yapılmış olsa bu ihalelerden birinin gerçekleşememesi gecikmesi veya temin edilememesi durumunda bu ürün grupları zarar görebilir.
Sahalarda operasyonel olarak hizmet aksayabilir. Ayrıca bu ürünler fabrikasyon ve fabrikasyon çıkışı stoklanabilir bir ürünler olmadığı gibi idarenin de zaten bu ürünleri geçici olarak depolayacak bir fidan alanı bakım alanı da olmadığı için zaten ihale yapıldığında ihaleyi alan yükleniciden direkt idarenin programına göre bu ürünlerin sahaya nakledilmesi beklenilir. Metropol ölçeğindeki kentsel yeşil alanlarda bizim önceliğimiz proje bütünlüğünün sağlanması 39 ilçeye kesintisiz olan yeşil alanlara eşit ve kaliteli hizmet sunulması bitkilerin mevsiminde ve dikim programına uygun olarak sağlıklı bir şekilde dikilmesidir. Bu idari ve teknik bir zorunluluktur. Kamu yararı adına kamu kaynakların etkin ve verimli kullanılması adına ihtiyaçların zamanında ve doğru karşılanması adına idari ve teknik bir zorunluluktur. Ancak buna rağmen Sayın Başkan Sayın Heyet yine geçmiş yıllardan itibaren zaten mal alım ihalesi bir cari yıl içerisinde ihale edilir ve o yıl içerisinde sonuçlandırılması gerekir. İhale mevzuatı ve kamu mali bütçe yönetimi açısından bu ihaleler yılda 1 kez yapılırken yine benim görev yaptığım dönem içerisinde kısmi teklifin de ötesinde ihalede 2'ye ayrılmıştır. Oturulmuş mesleki değerlendirmeleri yapılmış yazlık bitki grupları ile ya da yıl içerisinde yapılan bitkiler kışlık bitkisel materyal grupları ayrılmıştır.
Tüm bunlarla birlikte bütün ihaleler 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında açık ihale usulüyle gerçekleştirilmiştir. Şartnamelerin hiçbirisinde kamu ihale mevzuatına aykırı hüküm bulunmamaktadır. Şartnamelerin hiçbir maddesinde bir markayı bir üretici firmayı ya da bir firmayı önceliklendiren bir düzenleme yapılmamıştır. Tüm şartnameler EKAP'a yüklenmiş tüm aday ve isteklilere açık bir şekilde ilan edilmiş ve yine mevzuat hükümleri kapsamında sonuçlandırılmıştır. Yine iddianamede idarenin ihaleleriyle Ağaç A.Ş.'nin yapmış olduğu ihaleler arasında bir bağ kurgusu varmış gibi gösterilmiştir. Ben devlet memuruyum. Büyükşehir Belediyesinin idari personeliyim. Benim görevim şube müdürü olarak idarenin kendi bütçesinden yapmış olduğu alımların gerçekleştirilmesidir. Bu sebeple tek bir sözleşme yani tek bir ihale yapılır tek bir sözleşme yapılır ve bu sözleşmenin imzasının karara bağlanmasından sonra yüklenici ile olan hukuki bağımız tamamlanmış olur. Bu aşamadan sonraki kısım yükleniciden sözleşmenin şartlarını yerine getirmesidir. Ağaç A.Ş.'nin kendi içerisinde yapmış olduğu ticari sözleşmeler alımlar alt yüklenici ilişkileri bir idari personel olarak bir devlet personeli olarak benim görgüm bilgim dahilinde değildir. Ben bu ihaleleri ilk defa iddianamenin içerisinde gördüm. Ağaç A.Ş. Türk Ticaret Kanunu’na tabi bağımsız denetim organları bulunan özel bir tüzel kişiliktir.
Bu sebeple yetki sınırımı dışında hiyerarşik olarak gözetim sahamın da dışındadır. Ağaç A.Ş. ile tek bir ilişkimiz vardır. O da idari yetkilisi ve yüklenicisi ilişkisidir. O da sözleşmenin hükümleri içerisinde sözleşme tarihleri arasında kalarak. Sayın Başkan ben görev yaptığım süre içerisinde kamu ihaleleri mevzuatı açısından aykırı hiçbir işlem yapmadım. Usulsüz bir işlem yapmadım. Bu ihalelerin hiçbirisinde de usulsüz bir işlem yoktur. Kimseye menfaat sağlayıcı ya da menfaat temin edici bir eylem içerisinde de bulunmadım. İş hayatım boyunca da çalışkanlığım dürüstlüğüm iş disipliniyle tanınırım. Çok çalışırım kendimi de yorarım çevremi de yorarım çalışma arkadaşlarımı da yorarım. Çünkü benim amacım düzgün ve doğru işler yapmak iyi projeler üretmek ve bunları yaparken de kamu kaynaklarının doğru kullanılması ile kamu zararının oluşmaması adına titizlikle çalışmaktır. Bu anlayış ve yaklaşımla çalışmış olmama rağmen bilirkişi raporundaki iddialardan dolayı 5 aydır tutukluyum. Yapmış olduğum savunmaları değerlendirmeye almanızı ve tahliyemi talep ediyorum. Teşekkür ederim.
NİLGÜN CENDEK AVUKATI SAVUNMASI
Şimdi esasa ilişkin savunmalarımızı tabii yapacağız. Ancak tutukluluk itirazı veya bunun değerlendirilmesinde şu noktanın sadece değerlendirilmesi oldukça önemli. Şimdi iddianamenin esasını aslında bir bilirkişi raporu oluşturuyor. Bu bilirkişi raporuna ilişkin ayrıca ayrıntılı bilgiler vereceğiz. Ama sadece şu hususun değerlendirilmesiyle itirazın, tutukluluğun incelenmesinin aslında oldukça dikkate alınması gerekir. İhaleye fesat karıştırma suçunun maddi unsurunu oluşturduğunu iddia ettikleri bilirkişi raporunda nokta süs üreticisi belgesinin aranmaması. Şimdi buna baktığımızda biz şunu gördük; bir kere Tohumculuk Kanunu’na göre, 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu’na göre sizin süs üreticisi süs bitkisi üretmeniz halinde bu belgeyi bulundurmanız, bu belgeyi edinmeniz zaten kanun gereği zorunluluk. Biz ihaleye çıktığımızda eğer bu belgeyi aramazsak zaten ihale mevzuatına aykırılık oluşturmakla birlikte bu husus da –örnek verelim– süs üreticisi süs bitkilerinde herhangi bir hastalık meydana geldi. Tekrardan bu bitkilerin alınması için ihaleye çıkılması ve kamu zararına yol açmaktadır.
Şimdi Sayıştay raporlarında bu hususlar zaten ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmiş ve süs üreticileri belgesinin aranmasının kamu zararını azaltacağı, yahut ihale hususunda bir olumsuzluk yaratacağına ilişkin herhangi bir tespitte bulunulmamıştır. Ancak bilirkişi raporunda esasen ihaleye fesat karıştırma suçunun oluştuğunu gösteren unsurlardan birinin bu olduğunun gösterilmesi aslında bilirkişi raporunun eksik, hatalı, yanlış olduğunu gösterirdi. Biz bundan önce tutukluk itirazlarımızda, sair hususlardaki dilekçelerde yeni bir bilirkişi raporu alınmasını talep ettik. Bu bilirkişi raporunun ziraat mühendisi, çevre mühendisi, Sayıştay denetçilerinden oluşan bir heyetçe düzenlenmesini talep ettik. Bunun sebebi de şuydu; şimdi siz sadece mali açıdan bir ihaleyi yönetmek istediğinizde odaklandığınız tek nokta ihaledeki gelir gider dengesi, kiralaların sayısı, firmaların bu teklifi hangi usullerde verdiği. Ancak teknik olarak bu bilgiye sahip olmadığınızda bu yapılan işin niteliği nedir, bu ihaleye çıkılırken hangi teknik yeterlilik uygun davranılması gerekir...
Nilgün Hanım demin faaliyetine daha doğrusu beyanlarını verirken şunu ifade etti; İstanbul’un bir ucundan bir ucuna koskoca bir sahil şeridinde siz burayı çeşitlendirecek peyzaj içeren bir ihaleye çıktığınızda sizin süs üretici belgesine sahip olan bir firmadan bu ürünleri almamanız halinde tekrardan tekrar karşınıza çıkacak olumsuzluklar ve ihaleye çıkmak durumunda kalmanız kamu açısından zarara yol açacaktır. Bu bilgi kimin açısından değerlendirilir? Tabii ki ihaleye çıkanlar açısından. Şimdi ihalede pek tabidir ki ihaleye çıkarken tek sorumlulukları değerlendirecek unsur imza yetkisidir. Bu sorumluluk kim açısından değerlendirilecek? Bu örgüt müdafliğini yaptığımız Nilgün Hanım açısından. Nilgün Hanım aslında demin ifadesinde şu hususları esaslı bir şekilde açıkladı:
1. İşletme modeli
2. Süs üreticiliği belgesinin aranması
3. Kısmi teklife çıkılması
Bu üç husus açısından bakıldığında aslında bilirkişi raporu yetersiz olduğu için, savcılık iddianamesi sadece bilirkişi raporuna dayandığı için karşımıza çıkan iddianame eksiktir, hatalıdır. Bizim tahkikat talebimiz bu unsur, bu husus ile bu hususta esasa ilişkin de bulunacağız. Ancak mahkemenizin tutukluğa ilişkin değerlendirme yaparken soruşturma aşamasına esas teşkil eden bilirkişi raporunun eksik olduğunu bu aşamada tespit etmesi bizim bildiklerimiz, bizim talep ettiğimiz bilgiler ışığında oldukça önemli. Burada bilirkişi raporunun usulsüz olduğu açık. Yeni düzenlenecek bilirkişi raporunun bizim lehimize olacağı bizim açımızdan değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bilirkişi raporunun eksikliği şu an tutuklama aşamasının devamında savunmanın tamamlanması anlamına gelmeyen, tam aksine bu aşamada soruşturmada aleyhe kabul edilen unsurların aslında hukuka aykırı olduğu yönündeki delillerin ateşleyicisidir.
Son olarak CMK 100’deki hukuki değerlendirmede pek tabidir ki soruşturma daha doğrusu kovuşturma aşamasının okunup tutanağa bağlanmasıyla birlikte sanık sadece ihaleye fesat karıştırma suçuyla suçlanmaktadır. İhaleye fesat karıştırma katalog suçlar içerisinde yer almamaktadır. Bu durum sadece suçun şahsiliği ilkesinden çıkmak yetmez, aynı zamanda yargılama içtihadında tutukluluk şartlarının değerlendirilmesinde de başlı başına şahsi durumdan yapılması teknik ve kanuni bir zorunluluktur. Diğer bir nokta ise yine sanığın kaçma şüphesinin bulunup bulunmamasıdır. Sanık demin de ifade ettiği gibi 25 yıldır profesör olarak, hatta ve hatta son 10 yıldır aynı ikamette ikamet eden, dolayısıyla ailevi bir yerde bulunmama ihtimali olmayan bir suçlu. Dolayısıyla kaçma şüphesi bulunmamaktadır.
Delillerin toplanmaması yönündense bu dosyada herhalde en kolay safha bize, bu duruşmalardan bu sitelerdir. Çünkü aleyhine ne bir tanık beyanı, ne bir HTS kaydı, ne bir konuşma kaydı, ne MASAK raporu; bunlar bulunmamaktadır. Aleyhine, sanığın aleyhine dosya kapsamında olan tek şey bilirkişi raporu olduğu için bundan sonra sonra pazartesi yapacağı savunmada aslında şu anki bahsettiğim konular detaylı bir şekilde açıklanmasını oluşturacak. Dolayısıyla sanığın da bu aşamada sanki savunması alınmış gibi teknik unsurların tamamlandığı değerlendirilerek bu aşamada tahliyesine karar verilmesini talep ederiz. Sanığım hakkında son bir noktayı eklemek isteriz; bu dosyaya kapsamında tutuklamaya sevk edilen aynı durumda, aynı tek şartları yerine getirmiş personel içerisinden üç kişi ev hapsiyle –daha doğrusu konutu terk etmeme tedbiriyle– serbest bırakılmıştır. Bu aşamada sadece aynı durumda olan iki sanık şu an tutuklu durumdadır.
Bu durumdan aslında hem savunmanın etkin bir şekilde yerine getirilebilmesi hem adil yargılanma hakkının sağlanabilmesi açısından bu aşamada sadece tutukluluk unsurlarının değerlendirilmesi açısından bile Nilgün Hanım’ın tahliyesine karar verilmesi hukuki bir zorunluluktur.
TOLGA KILIÇ’IN AVUKATININ SAVUNMASI– 01.10.2026
Esasında bugün için detaylı olarak savunmamızı hazırlamıştık ama sonrasında tahliye talebine döndüğü için kısaca savunmamızın özetini aktaracağız mahkemeye. Tolga Bey 2020-2022 yılları arasında İşletmeler Müdürü olarak görev yapmış, 2022 yılında ise ailevi sebeplerini gerekçe göstererek ayrılarak memurluğa geçiş yapmıştır. Müvekkil müdür olarak görev yaptığı esnada nihai yetkili değildir, harcama yetkisi yoktur, hiçbir ihalede de ihale yetkilisi olarak bulunmamıştır. Burada belirtmekte fayda olduğunu düşündüğüm bir husus, 2020/4444 ihale kayıt numaralı ihalede müvekkil ihale onay belgesini Daire Başkanının izinde olduğu dönem için vekâleten imza atmıştır. İhale onay belgesi dediğimiz şey ihaleye çıkılması aşamasında ilgili dairenin kasasında yaklaşık maliyetinin karşılığının bulunup bulunmadığını gösteren belgedir. Bu belge tek başına ne bir ihaleyi neticelendirir ne de bir harcama yetkisi vermeye yeterli değildir. Dolayısıyla Tolga Bey'in ne vekâleten atmış olduğu imza ile ne de müdürlük görevi sırasında herhangi bir harcama yetkisine sahip değildir, bir ihale yetkilisi değildir, nihai yetkili değildir.
Tolga Bey, ek iddianamede üç eylemden ihaleye fesat karıştırma suçu kapsamında yargılanıyor. Üç eylemde de ne suretle ihaleye fesat karıştırdığı açıklanmamış. Bu üç eylemde de ortak isnatlar mevcut olduğu için eylem eylem isnat edeceğiz, vereceğiz beyanımızı. Şimdi ilk olarak deniyor ki, ihalelerde süs bitkisi üretici belgesi talep edilmesi rekabeti engelleyen ve katılımı kısıtlayan bir taleptir, kriterdir. Süs bitkisi üretici belgesi bugün Tarım ve Orman Bakanlığının ihale katılım evrakları arasında paylaştığımızda talep edilen bir belgedir ve dayanağı bunun Kamu İhale Kanunudur dayanağı. Dolayısıyla süs bitkisi üretici belgesi talep edilmesi rekabeti sınırlayan değil, kanuni zorunluluk sebebiyle talep edilen bir belgedir. İkincisi bu ihalelerde, bu üç ihalede iş deneyim belgesi oranının yüzde 40 olarak belirlenmesidir. Ki bunun dayanağı yine yüzde 40, yüzde 40 olarak belirlenmesinin dayanağı yine Kamu İhale Kanunudur. Türkiye genelinde de bütün büyükşehirlerde bu tür ihalelerde iş deneyim oranı yüzde 40 olarak belirlenir. Çünkü özellikle büyükşehirler işin profesyonelce gerçekleşebilmesi büyük önem arz eder. İstanbul gibi bir büyükşehirde de deneyim oranının düşük tutulması işin düşük kalitede gerçekleştirilmesi veya işin gerçekleştirilmemesi gibi riskleri beraberinde getirir. İdare burada takdir yetkisini kullanırken bu riskleri en düşük seviyeye indirmekle mükelleftir. İş deneyim belgesinde de deneyim oranının yüzde 40 olarak talep edilmesinin sebebi de bu riskleri minimalize etmek için koyulan bir kriterdir.
Son olarak da ihalenin kısmi teklife kapalı olarak yapılması rekabeti engelleyen ve katılımı kısıtlayan bir kriter olarak bahsedilmiş. Burada söz konusu yapılan ihaleler canlı materyal alımları; yani çiçek, ağaç ve tohum materyalleri alınıyor burada. Bir tohum ekimini yaptığınızda beraberinde bakımını da yapmak zorundasınız. Aksi takdirde tohumu, çiçeği, ağacı dikersiniz, ilaçlamasını ve gübrelemesini yapmazsanız bu materyal zarar görür. Dolayısıyla siz tekrar bir tohum, ağaç ya da çiçek almak durumunda kalır, iki kere aynı maliyete katlanmak zorunda kalır; bu doğrultuda da kamu zararına sebep olursunuz. Bunun aksine ihalelerin kısmi teklife açık olarak yapılması durumlarında da ihalelerin aynı zaman dilimlerinde sonuçlandırılamaması, temin edilecek ve dikimi yapılacak ürünlerin zarara uğramasına sebebiyet vereceği gibi alımı yapılan kısımlardan herhangi birinin ihalesi gerçekleştirilememesi, sözleşme süreçlerinin gecikmesi, kısmı üstlenen yüklenicinin taahhüdü ifa edememesi, sözleşme uygulama süreçlerinde işin yapılmaması ya da gecikmesi ciddi sıkıntılar oluşturmakta; ihtiyaçlar uygun şartlarda ve zamanda karşılanamamaktadır. Bu doğrultuda da kaynaklar verimli kullanılamamaktadır.
Müvekkil anılan hiçbir ihalede ihale yetkilisi olarak sorumlu değil. Anılan ihalelerin hiçbirinde hukuka aykırı bir durum söz konusu değil. İhaleye fesat karıştırmanın en temel unsuru olan hileli davranış söz konusu değil ve ortada da bir kamu zararı yok. Dolayısıyla ortada bir ihaleye fesat karıştırma suçu da yok. Müvekkil 20 yılı aşkın süredir devlet memurluğu yapmakta, bugüne kadar da herhangi bir sabıkası bulunmamaktadır. Müvekkil bugüne kadar herhangi bir suç işlemediği gibi suç işlemeyi aklından dahi geçirmemiş, her zaman titizlikle çalışmıştır. Buna rağmen müvekkil haksız olarak 5 aydır tutuklu ve ailesinden uzak durumda. Müvekkilin eşi ve kızı tutukluluk sebebiyle maddi ve manevi olarak olumsuz etkilenmekte; ayrıca müvekkilin annesi güncel durumda kanser tedavisi görüyor olması sebebiyle de müvekkil ve ailesi mağdur duruma düşürülmektedir. Bu durumda tutukluluk müvekkil için bir tedbir olmaktan ziyade müvekkil ve ailesi için bir cezaya dönüşmüştür.
Bu aşamada suçun unsurları oluşmamış olması, dolayısıyla müvekkilin herhangi bir delil karartma şüphesinin olmaması, müvekkilin sabit ikametgâh sahibi bir aile babası olması sebebiyle tutukluluğun orantılı ve ölçülü bir tedbir olmadığı açıkça ortada olduğundan müvekkilin herhangi bir adli kontrol şartı olmaksızın tahliyesini, mahkeme aksi kanaatteyse bir veya birden fazla adli kontrol ile tahliyesini talep ediyoruz.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












