loading
Yükleniyor
close
SON DAKİKALAR

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 28. günü tutuklu ve tutuksuz 6 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)

İBB'ye yönelik Silivri'de görülen 'yolsuzluk' davasında ikinci celsenin 28. günü tutuklu ve tutuksuz 6 sanık ifade verdi (tüm ifadeler haberde)
Tarih: 05.10.2026 - 10:25
Kategori: Yerel

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nda tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam edildi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına devam ediliyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda davanın ikinci celsenin 28. günü tutuksuz sanıkların beyanlarının alınmasına devam ediliyor.

Duruşmada tüm gün şu isimler: Bilal Önver, Abdullah Uçan, Hüseyin Gün, Mustafa Can Poyraz, Erdinç Çolak, Özge Bağdatlı savunma yaptı.

DURUŞMADA, AVUKATLAR VE MAHKEME HEYETİ ARASINDA GERGİNLİK YAŞANDI

Duruşmada, gece yarısı cezaevi değitirilen Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan söz aldı

Mahkemede bugün Erdinç Çolak’ın savunması, sorgusu ve avukat beyanlarının ardından Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan söz aldı. Geçen hafta gece yarısı apar topar Çorlu Cezaevi’nden Kandıra Cezaevi’ne sürgün edilen Pehlivan, “Mesleki faaliyetlerim nedeniyle 16 aydır tutukluyum. Tutukluluğum bir avukat yaşadığı için daha ağır değil, bir avukatın da başına başına geliyorsa daha da ağır” dedi.

Gece yarısı uykusundan uyandırılıp apar topar hücresini toparlamasının istendiğini ifade eden Mehmet Pehlivan, “Nereye gideceğim söylenmeden araca bindirildim. Bakanlığın bu yetkisi var ama bu sınırsız değil” dedi. Kızını görme hakkının elinden alındığını ifade eden Pehlivan, sözlerine devam ederken mahkeme başkanı araya girdi ve “Bu sabah cezaevini aradık, her sabah naklin sağlıklı olmadığını düşünüyoruz. Bizlik bir durum değil ama gerekli görüşmeyi yapacağız” ifadelerini kullandı.

Tutuklu avukat Mehmet Pehlivan, “Heyetinizin de doğru bulmadığı bu nakil zulmünü anlatacağım. Eğer siz perşembe günü tutukluluk devam kararı vermeseydiniz bakanlık da beni gece yarısı alış götüremezdi. Çocukların oyunu vardır, biri tutmuş biri pişirmiş diye. Burada siz beni tuttunuz, bakanlık beni vurdu” diye konuştu.

Tutuklu avukat Mehmet Pehlivan, ayrımcılık istemediğini ifade etti ve “Duruşma bittiğinde siz nereye gideceğinizi biliyorsunuz, ben bilmiyorum. Nakil yapan personele göre geri gideceğim” dedi. Pehlivan’ın ardından İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi Fırat Epözdemir konuşmak istedi. Mahkeme başkanı, “Meslek örgütü dışarıda konuşsun” dedi. Bunun üzerine avukatlar mahkeme heyetini protesto etti. Mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi.

Avukatlar duruşma salonundan “Savunma susmadı susmayacak” sloganını atarak ayrıldı. Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, izleyicilere “Adaleti öldürmek istiyorlar. Ama biz inadına yaşatacağız” diyerek seslendi.

Ara sona erdi, duruşma başladı. Tutuklu avukat Mehmet Pehlivan’ın sürgün edilmesiyle ilgili söz isteyen İstanbul Barosu temsilcisinin talebi mahkeme başkanı tarafından reddedildi. Mahkeme başkanı “Talebinizi yazılı olarak gönderin, burası açıklama yapma yeri değil” dedi.

ÖZGE BAĞDATLI SAVUNMASI – 05.10.2026

Sayın Başkanım, sayın heyet üyeleri, öncelikle belirtmek isterim ki disleksiyim. O yüzden bazı şeyleri karıştırırsam kusuruma bakmayınız. Bugün karşınızda bir sanık olarak duruyorum ama ben burada yaptığım eylemler yüzünden değil, bir ön yargı yüzünden geldim. Savunmamın tamamında da bu ön yargıyı size maddi delillerle ispatlamaya çalışacağım. İlk şaşkınlık 19 Mart’ta alındığımda kolluk ifademde bana 19 tane resim gösterildi Sayın Başkanım. 19 resmin ve o resimlere ait kişilerin şirketlerinin 69’unu hiçbir şekilde tanımıyorum. Şahsımla ve şirketimle alakalı hiçbir ticarette bağı yoktur. 3 tanesini sektörden tanırım, 11 tanesini de abimin sosyal çevresinden tanımaktayım. Bu süre zarfında tahmin edersiniz ki insan beynini en çok yoran şey "Neden?" sorusudur. Ben çok cevap aradım buna. İddianame çıktığında defalarca okudum. Birçok eylemden yargılanıyorum. Bir eylem hariç diğer eylemlerin içinde ne firmam, ne kendim, ne bir suç atfı var ne de ismim geçmekte. Sadece sanık bölümünde varım. Aynı zamanda da bir kişinin ifadesi kopyala-yapıştır yöntemiyle dahil edilmiştir. O yüzden sadece eylem 85 hakkında bir bilgi vermek isterim.

Şirketim burada İBB’ye bir yaklaşık değer vermiştir Sayın Başkanım, yaklaşık maliyet değeri vermiştir. Verdiğimiz maliyete baktığınızda istediğiniz bilirkişiye, o sektör fiyatlarıyla karşılaştırma yaptığınızda hiçbir anormal durum görmeyeceksinizdir. Aynı dönemde, aynı zamanda firmaların kendilerinin bir maliyet hesaplamaları vardır. Ona rağmen o dönem kendi işimde özel sektöre vermiş olduğum teklifler ve gerçekleştirdiğimiz işlerle de kıyasladığınızda hiçbir farklılık yoktur. Demem o ki bizim burada firma olarak verdiğimiz yaklaşık maliyet tamamen gerçektir, doğru bilgiyi vermiştir. Suçlamada bir de bir kamu zararından bahsedilmiş. Ben mühendislik kökenliyim. Matematiksel baktığım zaman ortalamayı düşürmüşüz ve burada bir kamu zararı kelimesi geçiyor. Ortalamayı düşürdüğümüz için burada bir kamu zararı nasıl olduğu konusunda bir çelişki deyim. İfademi hızlandırmak için iki tane görselim var. PDF’leri yansıtma şansımız var mı? Avukat Gözde Hanım önemli. Avukatsız çıkmış olamam herhalde. Gözde Hanım...

Sizinki en önemli Başkanım, ben devam edeyim vakit kaybetmeyelim. 8 yıldır aynı ev ve aynı ofiste ikamet ediyor ve çalışıyorum. Hepsinde kiracıyım. Bu 8 yılı defalarca savunmamda duyacaksınız çünkü bu 8 yıl çok önemli benim için. Çünkü ben 8 yıldır sosyal hayatımda veya şirket hayatımda hiçbir artış, değişkenlik göstermemektedir. Şimdi lokasyonu gördüğünüzde evin Beşiktaş’ta, ofisim Şişli Esentepe’de. Şişli Esentepe çok geniş bir lokasyon bildiğiniz üzere. Benim ofisim tam olarak Zincirlikuyu metrobüs durağının dibi. Yani hem köprüyü kullananlar, metrobüsü kullananlar, herkes oradan hayatında İstanbul’da yaşayan biri olarak herhalde 10 kere 15 kere geçmiştir. Bu bölgelerde benle HTS kaydı vermiştir. Aynı baz istasyonunda sinyal alma kişilerin görüştüğü anlamına gelmez. Bu PDF’te de özellikle şundan bahsetmek istiyorum, lokasyonu tarif edebilmek için. Ve yukarıda %98 oranında bu lokasyonlarda çap olarak baktığınızda %98 oranında HTS vermek çok normal bir... Bunu görüşme kaydı olarak iddianamede geçmesine kabul, yani itiraz ediyorum neyse şeyi.

Berkcan isimli kişinin ofisimi kullanması... Berkcan isimli kişi benim çalışanım değildir Başkanım. OMR isimli şirket yetkilisi Ömür Yılmaz’ın çalışanıdır. Ömür Yılmaz’ın şirketi OMR Anadolu Yakası’ndadır. Ömür Bey benden, Anadolu Yakası’na gidip gelmesi zor oluyor, haftanın birkaç günü iki saat senin ofiste çalışabilir mi, diye rica etti. Ve ben bunu kabul ettim. Başkanım, yani iş hayatında da sosyal hayatında da böyle bir ricaya "Hayır" demek gerçekten nezaketsizlik olacağı için kabul ettim. Bu süreç içerisinde benim şirketim veya personelim Berkcan’ın kendi ifadesinde de belirttiği gibi ne bir talimat ne onun yaptığı işlerle ne bizlerin yaptığı işlerle hiçbir alakası olmamıştır Başkanım. Bunu da kendi ifadesinde, "Ben yaptığım işlerden yapacağım işlerin şeyini sadece patronum olan Ömür Yılmaz’dan alırım" diye net bir ifadeyle kendisi söylemiştir.

Maddi delilleri alt alta dizdiğimde elimde kalan tek bir şey kalıyor; Emrah Bağdatlı’nın kardeşi olmam olarak görüyorum. Evet, Emrah Bağdatlı benim öz abimdir. Ancak kardeşlik iş ortaklığı değildir. İş hayatımız her zaman ayrıdır. Şirketlerimiz arasında ortaklık, hisse ilişkisi veya herhangi bir organik bağ bulunmamaktadır. Şimdi sektörümüz büyük, iletişim sektörü büyük gözükse de hemen hemen herkes birbirini tanır ve buna tanıklık edecek birçok kişi vardır. Biz yine özel sektörde bir konkurda, bir markanın konkurda ile karşı karşıya geldik ve çok büyük bir tartışma yaşadık ve 3 yılı aşkın küslüğümüz var. Yani bir konkurda birbiriyle rakip olup tartışan bir abi kardeşin şirketlerini ortak hareket ettiğine bağlamak mümkün değildir. Babamın, biz Rizeli olduğumuz için ataerkil aileyiz Başkanım. Babamın araya girmesiyle, babamın doğum gününde barıştık. Görüşmemiz, bundan sonraki görüşmemiz aile ilişkileri ve normal işte bayram, hastalık, ailevi nedenler, 3 tane yeğenim var, onların dışına çıkmamıştır. İddianamenin tamamında olmasa da birçok yerinde ismim birey olarak değil, Emrah Bağdatlı’nın kardeşi olarak anılmaktadır. Abi kardeşlik ilişkisi iddianamede suç delili gibi sunulmaktadır.

Benim yeğenlerimi ziyaret etmem, gittiğim zamanlar normal aile toplantıları dahil HTS kayıtları bahane olarak suç delili olarak gösterilmeye çalışılmıştır Sayın Başkanım. İfademin devamına geçmeden önce çok kısa, vaktinizi almadan kendimden bahsetmek, şirketten bahsetmek istiyorum. Çünkü iddialar benim şahsım ve şirketim adına. Ben, doğma büyüme Rizeliyim. Yani 18 yaşında üniversiteyi kazanana kadar ben Rize'de büyüdüm. Tüm öğrenim hayatım devlet okullarında geçti. Öğretmen bir annenin, 50 yıllık esnaf bir babanın çocuğuyum. Annemin öğretmen olması ve devlet dili... tam olarak nasıl ifade edebilirim bilmiyorum ama devletime ve topluma borcu olduğuna inanan bir insanım. Bunun ispatı için şunu söyleyebilirim: Öğrenim hayatımda Toplum Gönüllüleri Vakfı, Kızılay kan kampanyası, Ahmet Mete Işıkara'dan aldığımız deprem eğitimiyle AKUT'la Kocaeli'nin sırtımızda projeksiyonlarla binlerce öğrenciye, yüzlerce okula deprem eğitimi verdik. Bunun gibi birçok sosyal sorumluluk projesinde yer aldım. Bunu anlatmamın nedeni şu: Hayatım boyunca ülkeme karşı sorumluluğumu yalnızca sözle değil, emek vererek gösterdim.

Şirketimi 2011 yılında şahıs şirketi olarak, küçücük bir şirket olarak kurdum. Hiç kimseden borç almadım, destek almadım. Hatta bu şirketi ayakta tutmak için düğün de çektim, anaokulu gösterisi de çektim. Hatta ve hatta DVD çoğaltımına varacak şekilde işler yaptım. 2013 yılında Peripol Creative'i büyüterek limited şirket yaptım Başkanım. Yani mahkeme ara kararı doğrultusunda —benim de çok sevindiğim bir karar bu— gerekli görülmesi halinde iki tane tanık dinlenmesini rica etmişsiniz. Ben iki tane tanık seçtim Başkanım. Bir tanesi gerçekten şahıs şirketimin 001 SGK numarasına sahip, benimle 15 yıl mesai arkadaşlığı yapan, şu an kendi şirketini kurmuş, hemen hemen Peripol'le aynı işi yapan bir şirketi var. Diğeri de şu an benimle 8 yıldır çalışan art direktörümüz. Bu iki kişiyi seçmemin nedeni; yani bu şirketin biri nasıl başladığına, diğeri de bu 8 yılda Peripol'ün ne iş yaptığını sadece sözle değil, çalışma dosyalarından tutun da markalara atılan mailler, faturalarla tanık olmuştur.

Burada zikretmek istemediğim için ve konuyu hızlı aktarmak için PDF 2'yi alabilirsek...Başkanım, bunlar benim çalıştığım markalar. Sözde markalar değil, bunlar çok uluslu markalar; doğrudan çalıştığımız, doğrudan faturasını ve sözleşmesini Peripol tarafından yapılan markalar. Şimdi bu markalar bir firmanın white list'ine, yani tedarikçi tanımlamasına almak için mali yapısını, ortaklık kayıtlarını, vergi durumunu ve hatta etik uyumluluk süreçlerini ayrıntılı biçimde incelerler Başkanım. Bir de ek olarak şöyle testlere tabi tutuluruz Başkanım: Şirket teknik ve ekip olarak yeterli mi, değil mi? Yani kapasitesi, bizim verdiğimiz işleri yapabilecek durumda mı? Bu denetimleri geçmeyen bir şirket asla ve asla tedarikçi olamaz, fatura kesemez. Ben bu şirketlerin birçoğuyla 10 yıl üzerinde çalıştım. Üst düzey yöneticilerin iletişim stratejilerini kurgulamak, onların sosyal medya dijital mecra diye vaktinizi almayayım, birçok yerinde yer aldım.

Birçok projeden bahsedebilirim ama gerçekten bu söylediklerime maddi kanıt olarak bir proje, bir tane konkurumuzdan bahsedeceğim. Türk Hava Yolları gibi dünya devi olan bir markanın dünyada dijital ajans konkuru açtı, yani sadece Türkiye'de değil. Bu ihaleye yaklaşık 20 tane ajans katıldı. Bu 20 ajans belli bir elemeden sonra bir jürinin önüne çıktı. Bu jüri bir kişi değildi; 30'u, belki de 40'ı aşkın üst yönetimden oluşuyordu. Puanlama sistemi vardı ve gerçekten biz ilk üçe kaldık. Sadece ilk üçe kalmanın ötesinde puanlamada birinci olarak kapattık ve 3 yıl boyunca Türk Hava Yolları'na hizmet verdik. Burada mali şeffaflık ve resmi kayıtlar konusunda zaten önünüzde belgeler mevcut. Bugüne kadar tek bir faturasız iş yapmamış; bütün ticari faaliyetlerimiz, sözleşmelerini, faturalarımızı, banka hareketlerimizi, vergi kayıtlarımızı, BS'den BA'ya bildirim dahil olmak üzere resmi belgeler üzerinden takip edebilirsiniz. Zaten MASAK raporunda şahsımın ve şirketimin aleyhine hiçbir tespit mevcut değildir. Buna ek olarak da şunu eklemek isterim: Çalışanlar, normal çalışanlarımız bizim, sadece SGK'ya kayıtlı olmazlar. Bunu anlatmamın sebebi, Peripol'ün gerçekten insana ve emeğe değer verdiğini belirtmek. Tamamlayıcı sağlık sigortasından tutun da iş yeri hekimine kadar bütün şeyler çalışanlarımız için verilmektedir.

Sayın Başkanım, buraya kadar anlattıklarım Peripol'ün bağımsız, kurumsal denetimlerden geçmiş ve ticari rüştünü ispatlamış bir şirket olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Şimdi Deniz Dörtyol beyanlarına gelmek istiyorum. Deniz Dörtyol'u daha önce bir reklam şirketinde çalıştığını, sonradan kendi firmasını kuran bir kişi olarak tanırım. Burada şunu söylemek istiyorum Başkanım: "Tanırım", "bilirim" kavramları var ya, çok karışıyor. Yani tanırımdan kastım; böyle bayramlaşmak falan değil, hani tanırım, ne iş yaptığını bilirim. Bütün kolluk ve savcılık ifadesinde hiçbir şeye "bilmiyorum" demedim Başkanım. Kendisiyle Fenerbahçe'de görüştüğüm doğrudur. Bu görüşmenin amacı, yeni kurduğu şirketi Peripol'e tedarikçi olarak tanıtmaktı. Dava konusu olan veya suç unsuru olan hiçbir konu konuşulmadı. Yalnızca şirketinin, kendinin iş kapasitesini anlattı. Bu görüşme sırasında laf arasında abim Emrah Bağdatlı'ya ulaşamadığını beyan etti. Kendisine, gerçekten şaşkınlıkla, yurt dışında fuarda olduğunu ama online WhatsApp, FaceTime gibi görüşme sağlayabileceğini söyledim. O günkü konuşma, o günkü konuşmada geçen konular, bu kısa görüşme özellikle belirtmek istiyorum, aslen bundan ibarettir.

Ancak önemle belirtmek istediğim bir konu var: Kendisinden para teslim aldığım veya konuda bir yönlendirme olduğuna ilişkin iddiaların hiçbirini kabul etmiyorum. Biraz önce detaylı bir şekilde açıkladığım üzere, ben her aşamasında tırnaklarımla gelmiş bir şirket iş kadınıyım. Ulusal markalar... ajans... Ulusal markalara ajans hizmeti veriyorum. Ne böyle bir vaktim var, ama bunun da ötesinde böyle bir suçlama gerçekten hem onurumu... yani kendime zul sayıyorum yani. Bir de bir detaya dikkatinizi çekmek istiyorum Başkanım: Deniz Dörtyol toplam 3 kere ifade vermiş. İlk ifadesinde, yani mart ayında benim ismim dahi geçmiyor. İkinci ifadesinde isimler vermiş, gene ben yokum. Üçüncü ifadesi, yani ilk ifadesinden 5,5 ay sonra, eylül ayında verdiği ifadede gerçek dışı iddialarda bulunmuştur; hani okuduğumda "Yok artık!" dediğim derecede. İşten ayrıldım.

Sonuç olarak Deniz Dörtyol'u bilirim. Geçmiş ve faaliyetlerini bu dosyadan öğrendim ve karşımda oturan kendisini ve eşini anlatan Deniz Dörtyol'un çok şaşkınım hani duyduklarıma. Yani bambaşka kendisiyle alakalı bambaşka konularda var olmasına. Burada büyük bir davadayız Başkanım. Herkesin tedirginliği, korkusuna saygı duyuyorum. Ancak bir kişi kendisini kurtarmak için aylar sonra attığı önceki ifadelerinde telefon kayıtlarından çelişiyor zaten bu ifadeler ödemeler. 5,5 hani şöyle anlatayım, süreklilik gösteren bir iletişim yok. 15 ayda 3 görüşme, 5,5 ay sonra değişen bir beyan. Anlamakta zorlanıyorum ama bu iddiaların asılsız iddiaların bedelini ben ödemek istemiyorum Başkanım. Bitiriyorum. Ben iletişim sektöründe çalışıyorum Başkanım. İletişim sektöründe yani ajans yapılarında birçok ajans türleri vardır. Bir ürün satmıyoruz biz. Fikrimizi, emeğimizi, itibarımızı sunuyoruz. Şöyle düşünün, iki atıyorum şu an 2026'dayız markaların 2027 stratejilerini bize açarlar ve bizler onları karşı tarafa yani bazen çalışanlarına bazen kamuya, kamuoyuna yani iç ve dış iletişimini kurgulamasını yaparız.

Bu nedenledir ki bu markalarla arasındaki ilişki şirketimin ve benim en temeli güvendir. Gözaltına alındığım süreçte 4, 4,5 günlük ilk alınmamda 2 marka yıllık sözleşmesini feshetti. Çünkü ben daha yargılanmadan hatta iddianame bile çıkmadan itibarımı, müşterimi ve yılların emeğini kurduğum işimi en önemsediğim itibarımı karalayıcı ve gerçek dışı haberler yüzünden kaybetmeye başladım. Burada ifademde yok ama şimdi burada belirtmek istiyorum. Paylaşımların bir kısmına troll diyebiliriz. Ama bir kısmı RTÜK'ten lisans almış hukuki ve kurumsal sorumluluğu olan yayın organlarından yapılması kişilerin aklındaki acabayı güçlendiriyor. Yani bireylerin yaptığı paylaşımların nedenselliğini anlayabiliyorum ama bu yayın kuruluşları gerçekten beni çok üzdü. Hem şimdi benim çevremiz var hem komşuluk çevreniz var, 8 yıl. Benim oturduğum binadaki yaş ortalaması Başkanım 70 falan. Kiracıyım hepsinde. Bunların özellikle altını çizmek istiyorum. Ofisimde de evde de kiracıyım. 2 kere arandı. Hiçbir suç unsuruna rastlanmadı. Geriye kalan tek şey oradaki kişilerin kafasında kalan acaba. Bütün bunlar yaşanırken az önce de belirttiğim için her şeyin önüne koyduğum itibarım, emeklerim çöp oldu. Sayın Başkan, bu kadar büyük rakamların konuşulduğu ya da yapılan suçlamalarda üzerime kayıtlı hiçbir taşınmaz bulunmamaktadır. 1 adet 2020 model Passat markaları özellikle belirtiyorum ve 2 adet SYM marka motosikletim var. MASAK raporunda da görmüşsünüzdür. Bunun yanında bolca da kredi ve kredi kartı borcum vardır.

Mal varlığı 2.000.000'u bile geçmez. Yıllardır çalışmama rağmen sahip olduğum tüm maddi mal varlığım bundan ibarettir. Bunu söylerken çok daha ağır mağduriyetler yaşayan insanlar varken utanıyorum. Ama ekonomik kayıplar benim için asıl mesele değil. Yeniden başlayabilirim. Zaten tek başıma yapmıştım. Bu süreçte asıl kaybettiğim şey yeniden başlayacak ruhsal ve fiziksel gücü kendimde bulabilmek. Bütün bu süreçte ben aslında en büyük kaygıyı burada yaşadım. 19 Mart'tan sonra 1,5 ay Fransız Lape Hastanesi'nde tedavi gördüm. Ve bundan sonra oluşan ve hala daha uğraştığım sağlık sorunlarıma girmek istemiyorum.

Son cümlelerim Başkanım. Başkaları için iddia edilen sözlerden, ilişkilerden veya eylemlerden değil yalnızca kendi eylemlerimden sorumluk tutulmak istiyorum. Ben bir bireyim Başkanım. Kadın bir bireyim. Takdir edersiniz ki iş hayatında ayakta kalmak, bir şeyleri başarmak çok zor. Kadın olarak başarmak çok daha zor. 20 yılımı verdim. Yapmış olduğum her şeyin sorumluluğunu hem kişisel hem ticari bir erbab olarak karşılarım, başım üstüne derim. Ama lütfen ve lütfen beni birey olarak kabul edin. Kendi yaptıklarımızdan yargılanmamı rica ediyorum. Hakkım önce Hak'ka ardından size emanettir Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcım. Beraatimi talep ediyorum. Beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim.

ÖZGE BAĞDATLI AVUKATI MÜŞERREF GÖZDE ZEHİR SAVUNMASI

Sayın Başkan, Sayın Üyeler; müvekkilime katılıyorum, tekrar düşmemek için yalnızca hukuki çerçeveli savunma yapıp birkaç noktayı vurgulamak istiyorum. Öncelikle müvekkilim Özge Bağdatlı'nın adı bu iddianamede, biraz önce sizin de zikrettiğiniz gibi, bir kısım eylemde geçiyor; 79'dan 93'e kadar, bir de 97 var. Ancak bu eylemlerin hiçbirisinde müvekkilimin şirketi yüklenici değildir, teklif veren değildir, hiçbir sözleşmede ismi geçmemektedir, bir kuruş faturası dahi yoktur. Müvekkilimin isminin geçtiği tek yer şüpheliler listesidir. Bunu önemsiyoruz başkanım, çünkü iddianame geldiğinde müvekkilin ne ile suçlandığını anlamak bizim için epey bir zaman almıştır.

Eylemleri teker teker incelediğinizde eylem anlatımlarında müvekkile doğrudan hiçbir isnat, somut isnat yapılmış değildir. Her bir eylemin altında istisnasız bir şekilde Deniz Dörtyol'un 27 Mart 2025 tarihli ifadesinin tek bir paragrafı atıflanmıştır. Geri kalan tamamen ama birebir aynı, ihale ve rakam değişmektedir eylemlerde. Eylem 97'de bu dahi yoktur; yani Deniz Dörtyol'un ifadesi veya başka bir atıf dahi yok. Müvekkilin yine isminin geçtiği tek yer şüpheliler listesidir. Bu sebeple iddianame geldiğinde 3.000 sayfayı aşan bir metinde müvekkil kendisi adına adeta bir bulmaca çözmek durumunda kalmıştır. Bu anlamda savunmanın da, iddianame tanzimi aşamasında kısıtlandığı kanaatindeyiz.

Bahsettiğim gibi iddianame geldiğinde ciddi anlamda kafa patlattık bu eylemlerde ismimiz sadece şüpheliler listesindeyken neden yazılmış olabiliriz diye. Deniz Dörtyol bir ifade verdiyse ona dair eylemlerde mi, aynı eylemlerde mi, acaba orayı mı kopyalayıp yapıştırdık dedik. Ya da şirketlerle alakalı bizim gözden kaçırdığımız bir detay var mı dedik. Bunların hepsini inceledik ancak bu soruların cevabının hepsi 'hayır'dır. Bu anlamda da bu yargılamada çok fazla atıfta bulunulduğu için ayrıntı detayında boğulmak istemiyorum ama CMK madde 170/4 uyarınca iddianamede yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek her sanık bakımından ayrı ayrı açıklanması ödevi tam anlamıyla ihlal edilmiştir. Bu olmadığı yerde usule uygun bir kamu davası açıldığından bahsedilmesinin mümkün olmayacağı kanaatindeyiz. Buna müvekkilimin şirketinin bir diğer de isminin geçtiği Eylem 85 de dahildir. O anlama biraz sonra geleceğim.

Sayın Başkan, "Davasız yargılama olmaz" ilkesinin şekli bir şekilde yorumlanamayacağı kanaatindeyiz. Bir etkin pişmanlık ifadesinin üç cümlelik bir paragrafının 10-16 kez tekrarlanarak bir dolandırıcılık eylemine iştirak edildiğinin iddia edilmesi mümkün değildir. Eylem 85'te Peripol'ün, yani müvekkilimin nasıl kurulduğunu, ne aşamada, nasıl kısıtlılıklarla bir araya getirdiğini anlattığı şirketin ismi yalnızca yaklaşık maliyet veren firmalar arasında geçmektedir. Ancak bunun da o eylemde sanık olarak gösterilmesine bir sebep olmadığı kanaatindeyiz. Eylem anlatımının içerisinde yaklaşık maliyet verilmesine dair bir suçlama yok, isnat yok. Kaldı ki üç tane var yaklaşık maliyet veren; diğer iki firmanın yetkilileri bu eylem bakımından sanık değillerdir. Ve zaten müvekkil açıkladı; verdiği yaklaşık maliyet, gerçek bir yaklaşık maliyet. Zaten idarenin ortalamasına düşmüş. Yani müvekkilimin şirketinin isminin bir küçücük yerde zikredildiği eylemdeki eylem anlatımında dahi somut bir isnat yer almamaktadır. Sonuç olarak varmış olduğumuz sonuç; soruşturma makamının müvekkilimin ismini, ağabeyisinin isminin geçtiği bir takım eylemlere serpiştirilmiş olduğu kanaati oluşmuştur.

Müvekkile isnat edilen iki suçtan biri örgüt üyeliği, bir de dolandırıcılık suçlaması. Ancak hiçbir eylem anlatımında bir isnat olmadığı için dolandırıcılık suçunun unsurları bakımından müvekkil hangi hileli davranış içerisindedir, kimi hangi eylemiyle aldatmıştır ya da iddia edilen zararla müvekkilin herhangi bir eylemi arasında bir nedensellik bağı var mıdır, buna dair de bir tek açıklama yok.

Bu eylemlerin, yani biraz önce saymış olduğum eylemlerin anlatımlarının tamamındaki kamusal zarar iddiası ihale kırımına teklif katılması veya sonradan iş artışı sebebiyle olduğu iddia ediliyor ve anlatımın devamında da yüklenicilere dair bir takım anlatımlar var. Bu her iki tarafta da, yani İBB tarafında da, yüklenici tarafında da müvekkilin bu iki sistematik içerisinde de hiçbir dahli yok. Eylem anlatımlarına dair kadar yapılan savunmalardan da bağımsız bir şekilde söylüyorum bunu. Her ikisinde de hiçbir dahli olmamasına rağmen ismi tamamen kopyala-yapıştır unsuruyla yazılmış. Haksız menfaat oluşmasına gelecek olursak dolandırıcılık açısından; iddianamede soruşturma makamının şüphelinin lehine de delil toplaması gerektiğine ilişkin yükümlülük belki burada bizim şansımıza ilk defa müvekkil açısından zikredilmiştir. İddianamede müvekkilin mal varlığı ortada, kendisi de biraz önce açıkladı. Bu kadar dolandırıcılık eylemine iştirak ettiği iddia edilen biri bakımından hiçbir şekilde bir haksız yarar elde ettiğine dair mal varlığında açıklanamayan bir zenginleşme, bir artış son yıllarda hiçbir şekilde söz konusu değil. Kendi ticari faaliyetlerinden elde ettiği neyse müvekkilin mal varlığı da o. Dolayısıyla MASAK raporunda müvekkilin aleyhine bir cümle dahi yoktur.

Sayın Başkan, eylemlere ilişkin anlatımlarımız bu kadar. Çünkü eylemlerde dediğim gibi somut bir isnat olmadığı için bunları söylemekle yetiniyoruz. İddianamenin örgüt üyeliğine ilişkin kısmında ise müvekkile dair iki paragraf, şüpheli Emrah Bağdatlı'nın kardeşi olduğu cümlesiyle başlıyor. Devamında ise Emrah Bağdatlı'nın bir kısım reklam firmaları kurduğu, bunun üzerinden usulsüz yöntemlerle ihaleleri kazandığı ve başkalarının kazanmamasını sağladığı şekilde bir anlatım var.

Şimdi eylemlerin içerisinde müvekkile dair bir somut isnat olmadığı gibi, bu üyeliğe ilişkin kısımdaki anlatım da daha baştan ölü doğmuş durumdadır. Çünkü müvekkil biraz önce anlattı; 2011 yılında henüz öğrenciyken şahıs firması kuruyor. Yani iddianamedeki iddia edilen örgütlenme ile hiçbir alakası olmayan bir şirket kuruluşu var, doğal bir şekilde gelişen. 2013 yılında da şahıs firması Peripol Kreatif olarak limited şirket olarak tüzel kişiliğiyle devam ettiriyor ve bu örgüt üyeliğine ilişkin olarak reklam firmaları kurduğu kısmı burada zaten çürümüştür.

İddianamede hangi ihaleye katılmış, hangisinde usulsüz bir şekilde para kazanmış veya hangi katılımı veya teklifi sebebiyle başkasının kazanmamasına sebebiyet vermiş; buna ilişkin hiçbir anlatım da yok. Dolayısıyla eylemlerden de geldiğimiz noktada somut anlatım olmadığı gibi, örgüt üyesi olarak gösterilmesinin sebebi olarak verilen anlatımda da gerçekliğe dokunan, iddianamede açıklanan, somut bir dayanağı olan hiçbir suçlama veya cümle yer almamaktadır. Çok, bu çok fazla zaten tekrar edildiği için birer cümleyle geçmek istiyorum. Örgüt üyeliği hiyerarşi, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren organik bir bağ bulunmasını gerektirir. Müvekkile ilişkin iddianamenin bu kısmında da salt olarak bir tek HTS kayıtları gösterilmiş. Ancak burada ağabeyi ile olan HTS kayıtlarının normal aile buluşmaları, görüşmeleri olduğunu zaten kendisi detaylı bir şekilde açıkladı. Bu anlamda iddianame olağan bir aile ilişkisini suç unsuruna dönüştürmektedir.

Müvekkilin aleyhine delil olarak gösterilen yegane husus efendim Deniz Dörtyol'un beyanları. Üç farklı tarihte alınmış beyanı var kendisinin. İlk iki ifadesinde hiçbir şekilde, son ifadesindeki beyanlardan bahsetmezken son ifadesinde bir takım ifadelerde bulunmuştur. Ancak bu isnatlar içerisinde dahi müvekkil zaten hiçbir şekilde savunmasında bunu kabul etmediğini ve bu ifadesinin geçerli bir ifade olmadığını açık bir şekilde beyan etmiştir. Ancak iddianamenin her yerine konulan bu etkin pişmanlık ifadesinin ilgili paragrafında dahi iddia edildiği şekilde bir para teslimatı varsa, bunun müvekkilin buna dair bir detay bilgisi olduğuna dair hiçbir detay yok Deniz Dörtyol'un ifadesinde.

Dolayısıyla Deniz Dörtyol'un ifadesinin kendisi içindeki etkin pişmanlığın irade sakatlığı bakımından geçerliliği bu kadar tartışmalıyken alınan beyanın müvekkil açısından hiçbir itibarı, hiçbir niteliği olmadığı kanaatinde değiliz. Deniz Dörtyol, ifadesinde Berkan isminden bahsediyor. Müvekkil zaten bunu açıkladı. Bu kişinin müvekkilin çalışanıymış gibi bahsi geçmesi bir kere, öncelikle yanlış. Müvekkilin çalışanı değil, OMM isimli firmanın çalışanı. Buradaki savunmasında Ömür Bey buna açıklık getirdi. OMM'nin Anadolu Yakası'nda olması ve Avrupa Yakası'ndaki işler sebebiyle de çalışan olması sebebiyle çok çok kısa bir süre boyunca müvekkilin ofisinin fiziki olarak kullanımından ibaret bir konu. Sanki burada da süslenerek, burada da bir suç anlatımı varmış gibi ekstradan ifadenin bir cümlede zikredilmiş. Bu da iddianamede yer verilmiş. Ancak müvekkilin çalışanı olmadığı gibi haliyle kendisine verilmiş hiçbir talimat yok. Kendi bağlı olduğu şirketin normal bütün işlerini deruhte etmiştir müvekkilin ofis kullandığı bu kısa dönemde de.

Sonuç olarak efendim, Deniz Dörtyol’un soyut iddiası dışında burada neredeyse artık tutuksuz sanıkların sorgusunun sonuna gelmiş durumdayız. Öncesinde de, yargılama başladıktan sonra da müvekkilimin ismini zikreden, bu şekilde Deniz Dörtyol’un zikrettiği gibi zikreden bir kişi dahi olmamıştır bu iddialarına benzer bir iddia ileri süren. Hal böyleyken tek bir kişinin, tek bir beyanının müvekkilin bu kadar eylemde şüpheli olarak gösterilmesine ve örgüt üyesi olarak yargılanmasına sebebiyet veremeyeceği kanaatindeyiz.

Soruşturma aşamasında sunmuştuk. Müvekkil psikolojik rahatsızlıkları sebebiyle bu davada maruz kaldığı bir süreç, zannediyorum giderek artmış ve tırnaklarıyla kurduğu şirketi adeta batma noktasına gelmiştir. Bu anlamda bu davanın müvekkil üzerindeki maddi ve manevi yükü oldukça yüksek olmuştur. Bu bahsetmiş olduğumuz çerçevede, müvekkilin üzerine atılı suçlar bakımından aslında kamu davası açılmasını gerektirecek yeterli şüphenin dahi bulunmadığı kanaatindeyiz. Bütün bu sebeplerle üzerine atılı suçlardan hemen beraatine ve hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verilmesini talep ediyoruz.

ERDİNÇ ÇOLAK SAVUNMASI – 05.10.2026

Erdinç Çolak: Başkanım bir müsaadeniz olursa tansiyonundan dolayı sandalyede oturabilir mi?

Hakim: Görevli arkadaşlara söyleyelim de sandalye...

Erdinç Çolak: Sayın Başkan, Sayın Heyet. Evli ve 2 çocuk babasıyım. Lisans ve yüksek lisans mezunuyum ve şu anda İstanbul Üniversitesi’nde bilişim üzerine 4. üniversitemi okuyorum. Yaklaşık 24 yıldır bilişim ve yazılım alanında çalışıyorum. 2002 yılından bugüne kadar bilişim ve yazılım alanında birçok ulusal ve uluslararası projelerde yer aldım. 2021 yılının Temmuz ayında muhatap basındaki bir iş ilanı sonucu 8 yıldır zorunlu personel barındırma merkezindeki Bilgi Teknolojileri Müdürlüğü görevinden ayrılarak Kültür A.Ş.'de Bilgi Teknolojileri Müdürü olarak göreve başladım. Müdür olarak görev yaptığım süre içerisinde Kültür A.Ş.'de dijital dönüşüm projesi yaptım. Bilgi teknolojilerini dünya standartlarına dönüştürerek ISO belgelerini aldım. Kültür A.Ş.'nin mevcut gelirlerine 300 milyon Türk Lirasına yakın ek kazanım sağladım. 30.10.2023 tarihinde Teknoloji ve Dijital Operasyonlardan Genel Müdür Yardımcılığına terfi ettirildim. Bilgi Teknolojileri Müdürlüğüne ek olarak Müzeler Müdürlüğü, Dijital Alanlar Müdürlüğü, Destek Hizmetleri Departmanı, Bakım Onarım Şefliği ile birlikte toplamda 5 departmanın yönetimini üstlenmeye başladım.

Kültür A.Ş.'de liyakat, bilgi ve tecrübemle gelmiş birisi ve Genel Müdür Yardımcısı olunca kadar sadece bilişim ve yazılım alanında çalıştım. Genel Müdür Yardımcısı olduktan sonra da yazılım işine devam ettim. İhale, alım yöntemi, ticari proje geliştirme ve yürütme gibi konular benim yetkinlik alanımda olmadığı gibi Genel Müdür Yardımcısı olduktan sonra da bu alanlar bana bağlı birimlerden olmamıştır. Kültür A.Ş. büyük ölçekli bir şirket olup her departmanın sorumluluğu ve görevleri ayrıdır. Karar vermeleri ve işlemeleri birbirinden bağımsız olarak ilerler; görevler ayrılığı ilkesine bağlı olarak çalışılır. Hakkımda eylem 87 ve 97 olmak üzere iki eylemden yargılanmaktayım. İki eylemde de komisyon üyesi sıfatıyla imzam bulunmaktadır. Öncelikle komisyon üyeliğini anlatmak isterim. Kültür A.Ş. Türk Ticaret Kanunu'na göre kurulmuş bir özel şirket olmakla beraber mal ve hizmet alımlarında Kamu İhale Kanunu'na tabidir ve çalışanlarının hiçbiri memur değildir. Ancak bununla birlikte Kamu İhale Kanunu tarafından tanınan bazı istisna alım hakları tanınmıştır.

4734 sayılı Kanun'un 3. maddesinin g fıkrası gereğince ihale yapmaksızın alımları doğrudan yapabilmektedir. Şirket içi prosedürleri gereği ise kanunun istisna tuttuğu durumlarda Kültür A.Ş. ihtiyaç duyduğu mal ve hizmeti piyasadan 3 teklif alarak yaklaşık maliyetini belirlemekte, sonrasında ise yeterlikleri belirleyerek alımı ilan ederek ya da piyasadan 3 firmayı davet ederek en avantajlı fiyatı veren firma ile sözleşme imzalayabilmektedir. Bahsettiğim bu istisna alımlarda şirket içi prosedürlerine göre de komisyon kurulmaktadır. Bu 5 kişiden oluşan komisyon, şirket teamülleri gereğince şirketteki bir Genel Müdür Yardımcısı başkanlık etmektedir. Komisyona üyeleri Genel Müdür atamaktadır. Bu komisyonun görevi alım günü ve saatinde istekliler tarafından verilen kapalı zarfları almak, zarfları sırasıyla huzurda açmak, çıkan belgeleri kayıt altına almak, yeterlik belgelerini kontrol etmek, verilen teklifleri sıralayarak ve en avantajlı teklifi belirleyerek Genel Müdür ya da alım yetkililerinin onayına iletmektir. Bu komisyonun karar verici bir görevi yoktur Başkanım. Benim Genel Müdür Yardımcısı olarak komisyondaki sorumluluğum ise komisyon üyeleri hazır mı, teklif verenler huzurda mı, evraklar kayıt ediliyor mu; yani komisyonu çalıştırmak. Başka da komisyonda görevim ve yetkim yoktur. Başkanlığını yaptığım komisyonun Kamu İhale Kanunu kapsamında bir ihale komisyonu olmadığını altını çizerek belirtmek isterim.

Şimdi hakkımdaki suçlamalarla ilgili eylemlere geçmek istiyorum. Eylem 87: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Daire Başkanlığının 2024 yılı organizasyonları için 2023 yılında açtığı ihalenin kısmi teklife açılmaması, mal ve hizmetlerin bir arada ihale edilmesi, tek teklif verilmesi ve ihalenin Kültür A.Ş. üzerinde kalması ihaleye fesat ve Kültür A.Ş.'nin alt yüklenici alımlarında dolandırıcılık olarak iddianamede yer almıştır. Kültür A.Ş.'de aynı şekilde 2015'ten itibaren aynı usulle alt yüklenici alımlarını yapmıştır. Kültür A.Ş.'nin konusu aynı olan üst ihale kapsamında 2015 yılında 16, 2016 yılında 18, 2017 yılında 30, 2018 yılında 17, 2019 yılında 19 tane alt yüklenicisi vardır. Ancak 2024 yılında yapılan 19 alt yüklenici alımından 3 firmayla yaptığı toplam 6 sözleşmenin bedeli komple kamu zararı olarak gösterilmiştir. Öncelikle belirtmek isterim ki iddianameye konu edilen alım dosyasının, hak ediş dosyaları incelendiğinde hepsinde sorumlulukların yerine getirildiği ve bu kapsamda hak edişlerin ödendiği görülmektedir. Başkanım, ortada bir zarar söz konusu değildir.

Peki ben bu eylemin neresinde yer alıyorum, ondan da bahsetmek isterim. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin böyle bir ihale yaptığından haberim yok. Teknik şartnamesini ben almıyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ihalesine katılma kararını ben vermiyorum. Teklif edilecek rakamı ben belirlemiyorum. İhaleye ben katılmıyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile sözleşmeyi ben imzalamıyorum. Teknik şartnamedeki işlerin hangisini Kültür A.Ş. yapacak belirlemiyorum. Alt yüklenicilere verilecek işlerin bölümlemelerini ben yapmıyorum. Alt yüklenici alım dosyalarında yaklaşık maliyetleri ben belirlemiyorum. Firmaları ben davet etmiyorum. Alım usulünü ben belirlemiyorum. Bu alımlar benim yönetimimde değil. İşlerin yapılıp yapılmadığını ben denetlemiyorum. Hak edişleri ben yapmıyorum. İş artışı, iş eksiltmelerini ben yapmıyorum. Faturaları ve ödemeleri de ben takip etmiyorum. Bu eylem kapsamında yer alan 6 alım dosyasının sadece bir tanesinde Komisyon Başkanı olarak benim imzam olması nedeniyle yargılanıyorum. Biraz önce 3G alımlarından oluşturulan komisyon görevlerini anlatmıştım. 19 tane 3G alımının sadece birinde, sadece ve sadece zarf açma ve belge kayıt komisyonu çalışan Komisyon Başkanıyım. O da zorunlu üyeyim ve karar veren durumunda da değilim. Sadece tutanak altına alma işlemini yürüten komisyonda yer alıyorum. Ben bu eyleminden dolayı beraatımı talep ediyorum Başkanım.

Diğer yargılandığım eylem ise eylem 97'dir. Sayın başkan, ben 30 12 2023 tarihinde genel müdür yardımcısı olarak atanınca bana bağlanan müdürlüklerden biri de Müzeler Müdürlüğü oldu. Müzeler Müdürlüğü'nün müdürü de henüz yoktu. Benden önce DDM projesi konuşulmuş ve tüm aşamaları açılacak tarihe kadar kararlaştırılmıştı. Dijital Deneyim Müzesi için gerekli tüm malzemelerin alımı Kültür AŞ'ye, içerik hazırlanması ve malların içeriğe göre kurulumu da Tuce firmasına bırakılmıştı. Tüm ayrıntıları benden önce kararlaştırılan bu projede ben genel müdür yardımcısı olunca da sadece işin yürütülmesi, teknik şartnamelerin hazırlanması, taleplerde bulunma kısmı gibi işler bana kaldı. Proje sahibi olduğum için ilerleyen süreçlerde karar verme mekanizmasında olmadığımı belirtmek isterim. İş birliği şeklinde ilerlenmesine karar verildiği için içerik, içeriklere göre oda kurulumları Tuce firması tarafından gerçekleştirileceği için kurulumlar için gerekli malzemelerin özellikleri ve miktarları firmadan geliyordu. İlk olarak dijital malların alımını gerçekleştirdik. Tuce firmasında da alanın kurulumuna hazırlanması için mevcut yapının içerisini temizleyerek kuruluma hazır hale getirdi. İnşaat mal alımı ile birlikte gece gündüz bir çalışma ile müze 28 Şubat 2024'te açıldı.

Ancak eksikleri çoktu. Neredeyse müzenin yarısı tamamlanmamış durumdaydı. Tamamlanması nisanın sonunu buldu. Açılıştan sonra belirli aralıklarla müze tekrar bakıma kapatıldı ve geceleri çalışmalar yapılarak nisan sonunda tamamıyla tamamlandı. Tuce firmasından da bu anlamda şirketimize gönderdiği 27 02 2024 tarihli kendi resmi yazısı bulunmaktadır. Slayt 1'i ekrana verme şansınız var mı? Başkanım. Müzenin açılmasından 1 gün önce Tuce firmasının resmi evrak olarak bize gönderdiği yazı aynen şöyle yazıyor: Dijital Deneyim Müzesi iş birliği sözleşmesi gereği müzenin kurulumu ve işletmeye açılması için tarafımıza vermiş olduğunuz çelik konstrüksiyon ve inşaat malzemeleri yetersiz kalmıştır. Tarafımıza vermiş olduğunuz çelik konstrüksiyon ve inşaat malzemeleri yetersiz kalmıştır. Elimizdeki malzemelerle müzenin açılışa hazır hale getirilmiş ancak müzenin eksiksiz ve etkin bir şekilde işletilebilmesi için ekte yer alan listenin çelik konstrüksiyon ve inşaat malzemelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Eksik malzemelerin tamamlanması durumunda müzenin eksikleri ivedilikle tarafımızdan tamamlanacaktır. Açılıştan sadece 1 gün önce bize gönderilmiştir bu yazı.

Hem de kendi resmi kaşeli ve yazısıyla gönderilmiştir başkanım. Bu da müzenin açılış tarihinde tam anlamıyla hazır olmadığını da göstermektedir. Yeri gelmişken belirtmek isterim ki Tuce firması sadece alanda çelik, elektrik işçiliğini ve içerik üretimini üstlendi. Zaten bütün alan elektronik cihazlarla kaplı ve elektronik cihazların kurulumu da Tuce firmasında değil. Kültür AŞ'nin alım yaptığı elektronik malzeme firmalarına aittir. Bu husus iş birliği sözleşmesinde de madde olarak yazılmıştır. Tuce firması alanında çelik yapıyı kurdukça paralel olarak işler aynı zamanda ilerledi ve ona rağmen kurulumları yetişmedi. Yazısında da sanki bütün alanı tek başına kurmuş ve bu alanın yetişmesi imkansızmış gibi bir algı yaratarak çalışılsa da gerçekten çok ama çok uzaktır. Sayıştay denetçileri 2024 eylül ayında şirket denetimine gelmiştir. Bir süre sonra denetçi benimle görüşmek istedi. Denetçi bana Erdinç Bey, ben bu deneyim müzesi alımlarına kabaca baktım. Bence burada 30 ile 50 milyon TL arasında zarar olduğunu düşünüyorum dedi. Kendisine bunun mümkün olamayacağını belirtmem üzerine kendisi genel müdürünüze sorun, belki onun bu konuda bir bilgisi vardır dedi.

Ben de bunun üzerine haftalık genel müdür yardımcıları toplantısında Murat Abbas'a konuyu aktardım. Denetçinin iş birliği sözleşmesine göre sadece içeriğin sergilendiği kısma bakıyor galiba, kiraladığımız bu alanda kendi markamız olan İstanbul Kitapçısı ve Kafe lavabolar personel için ofis gibi yerlerin yapıldığı söylendi. Genel müdür de bana ellerinde bu yönde henüz bir rapor yok, şu an söyleyebileceğim bir şey de yok, hatta bir …..….. bunu söyledi. Bu konuşmamız üzerine denetçiye bir şey söylemedik. Denetimci bir süre sonra Ankara'ya döndü. Daha sonra arayarak yanımda bilirkişilerle geliyorum diye söyledi. Sayın heyet, daha sonra bilirkişilerle tanıştık. Çevre ve Şehircilik Bakanlığına atanmış, Hatay'dan deprem bölgesinde konut kabulünü yapan çalışan mühendislermiş. İstanbul'da mühendis bilirkişi yokmuş gibi Hatay'dan görevlendirilen kişiler rapor için görevlendirildiler. Tarafsız rapor hazırlayabilirler mi, sizin takdirinize bırakıyorum. Bugün müzeyi ziyaretçi olarak gitseniz deneyimleme süreniz 1,5 ile 2 saattir. Fakat bilirkişiler alanı 1 saatten az bir süre dolaşıp. Sadece teknik şartnameleri bizden istediler.

Bir de iş birliği sözleşmesinin taslak projeleri var elimizde, bunları da aldılar. Bilirkişiler gittiler, bir süre sonra denetçiye raporların durumunu sordum. Çok zarar var, ben demiştim ama raporlar hazır olunca göreceksiniz, şu an bilgi veremem dedi. Bunun üzerine biz de böyle bir şeyin mümkün olamayacağını, nerede fazla zarar var en azından bölümünü söylemesine ısrar ettik. Elektronik kısmında çok zarar olduğunu, inşaat malzemelerinde de bir kısım zarar olduğunu zaten suç duyurusunda da bulunacağını söyledi. Bilirkişilerin raporu 2024'ün 11. ayında düzenlenmiş. Biz rapora 2026 şubat ayında eriştik, 16 ay sonra. 26 nisan 2025'te gözaltına alındığımda zararın hangi alımlardan dolayı olduğunu soruların içinde kesitler halinde ilk orada gördüm. Ve detayı dahi yoktu. Savunmamı da bu raporlara görmeden yapamadım. Benim tutuklanmamın ardından şirkete Sayıştay taslak raporu geldi ve yine bilirkişilerin raporları yer almıyordu. Bu eylemle ilgili 3 alan dosyası var sayın heyet. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu eylemdeki alımların hepsi 3G istisna kapsamında alınanlardır.

Sayıştay'ın suç duyurusunda bu alanla ilgili 5 tespiti vardır. Hepsine tek tek itirazlarımla cevap vereceğim. Birincisi, burada yapım işi olmalıydı fakat 3 G istisna alımı yapılmıştır tespiti var. Kültür AŞ'nin Kamu İhale Kurumundan aldığı 3 G kapsamında alım yapabileceği istisnanın içinde şu var: 11 06 2012 tarihli kültür merkezi işletmeciliği ile müze iç tasarım ve kurulumu için yapılacak her türlü malzeme alımı, müze iç tasarımı ve kurulumu için yapılacak her türlü malzemenin alımı. Alanı biz İstanbul Büyükşehir Belediyesinden kiraladık ve burası boş bir alan değildi, mevcut bir yapıyı kiraladık. İstanbul Büyükşehir Belediyesinden kiralanan bu yapının içi dijital bir sergi alanına dönüştürülmüştür. Yani sıfırdan bir yapı yapılmamıştır. Sayın heyet, raporda aynen şöyle yazıyor: Temin edilen projelere göre Dijital Deneyim Müzesi'nin temel bölümünün betonarme, su basmanı üzerine ise 2 bölüm ağır çelik konstrüksiyon, diğer kısımların hafif çelik ve çatısının da ahşap gelerek öncelikle inşa edilmesinin planlandığı görülmüştür. Yani Dijital Deneyim Müzesi'nin bina yapım işi olduğu görülmüştür diyor. Slayt 2'yi ekrana verme şansınız var mı?

2016 yılında da yapının orada olduğunu görüyorsunuz Sayın Başkanım. Ve tarife birebir uyuyor. Çatısının da asma germe yöntemiyle inşa edilmesi planlandığı görülmüştür deniliyor.

Üstelik biz Sayıştay denetiminde buranın kiralık olduğunu, hem Yönetim Kurulu kararlarını hem de ihale ile aldığınızı kanıtlar bütün belgeleri vermiştik. Ama yine de bulgu olarak yazması istenmiş demek ki. Sayın Heyet, bir bilirkişinin görevi o raporu yazmaktır. O raporda ise gerçeğe aykırı bir yorumda bulunulmuştur. Sayıştayın yazdığı bu bulgu doğru değildir. Diğer bir bulgu ise inşaat malzemelerinin pahalıya alındığı bulgusudur. Bir bilirkişi tarafından alınan sözde fiyat teklifleri ve nereden geldiği belli olmayan fiyatlarla hazırlanmış ve sadece bir saatlik yakın dijital alanlarla sınırlı keşif yaparak ve taslak projeden yararlanarak hazırlanmış bir rapor var. Ve zarar olduğu iddia ediliyor. Bu rapor gerçeklikten o kadar uzak ve hatalı ki bunları sizlere anlatmaya çalışacağım.

Yıl 2023 şubat ayı. Ülkemizde bir felaket yaşanmış ve 11 il tabiri caizse düm düz olmuştur. Asrın felaketi olarak ülke tarihimize geçmiştir. Ve tüm ülke seferber olmuş, herkes koşarak o şehirlere gitmiş, aylarca sadece insanı kurtarılmaya çalışılmıştır. Hem ekonomik açıdan hem insani olarak çok zor zamanlardan geçilmiştir. Bu felaketin ekonomideki etkilerini de resimle göstermek isterim.

Hakim: 2 eylemden sorumlusunuz. Süreyi biraz daha verimli kullanın. Daha seri geçelim

Erdinç Çolak: Slayt 3'ü ekrana verebilir misiniz? Başkanım, bu nakit bir şey olduğu için bugüne kadar böyle bir şey yapılmadı. En azından buradaki bilirkişi raporunun hatalı olduğunu kanıtlarıyla göstermek isterim ki dijital deneyim müzesinden çok fazla insan yararlanıyor çünkü. Üstte solda gördüğünüz grafikte inşaat maliyet endeksini görüyorsunuz. Depremden 5-6 ay sonra nereye varmış? Kültür A.Ş.'nin alım yaptığı tarihte şubat ayına bakın, %70. Ve şimdi de bilirkişinin fiyat aldığı yeri kasım ayını görüyorsunuz, %35. Aralarındaki fark %35. Yani maliyet endeksi azalmış. Yanındaki grafikte ülke ekonomisini görüyorsunuz. Yani enflasyon oranını, Kültür A.Ş.'nin alım yaptığı tarihte şubat ayına bakın lütfen, %67. Ve şimdi de bilirkişinin fiyat aldığı yeri kasım ayını görüyorsunuz, %47. Aralarındaki fark %20. Altta ise ülkedeki çelik üreticisinin 2023 yılında şubat sonunda bir önceki yıla göre çelik üretiminin %29 azaldığını gösteren haberi görüyorsunuz. Tabiri caizse bizim malzeme alımı yaptığımız zaman tam olarak arz talep dengesizliğinin pik noktada olduğu ve inşaat malzemelerinin en pahalı olduğu zamana denk geliyor.

Bu kadar olumsuzluklar ve ekonomik şartlar varken bir de Mart 2024'te seçim var. Ticaret yapmak için inanılmaz zor şartlar var. Mal alıp paranızı, mal satıp paranızı alıp dönüp yerine aynı malı koyamadığınız bir dönem. Bir de belediyenin bir firmasına mal satacaksınız. Önünüzde seçim var. Yönetim değişebilir, ödemeler gecikebilir, garantisi yok. Ve enflasyon %70'e yaklaşmış ve daha da zor bir durum olabilir. Mayısa kadar da yükselmeye devam etti. O gün hiçbir satıcı 3 ay sonrasını göremiyordu. Ona göre fiyat vermemiz gerekir. Biz de bu dönemde alım yapıyoruz. Fakat bilirkişi bu durumun normale döndüğü bir dönemde sanki bunlar hiç yaşanmamış gibi fiyat çıkartıyor ve hızını alamayıp bir de aldığı fiyatları geriye güncelleyerek ucuzlatıyor. "İşte bu yanlış değerlendirme yüzünden alımlarda zarar var" diyor. Bu yağmur dindikten sonra sonra şemsiye fiyatına bakın, "Fırtınada neden bu kadar pahalıya aldınız?" demek Sayın Başkan.

Mümkünse slayt 4'ü bir açabilir miyiz? Belgelerdeki hataları da göstermek isterim. Gördüğünüz fiyat tablosunda bilirkişinin hazırladığı bir tablo var. Bakın, en altında "Nakliye dahildir" diye yazıyor. Slayt 5'i açabilir miyiz? Aldığı teklifler peşin ve depoda teslim. Yani diyor ki firmalara: "Param peşin ve kamyonu kapıdan çektim. Bana ne yapabiliyorsan onu yap, öyle fiyat ver" diyor. Ve öyle topluyor fiyatları. Teklif fiyatı nakliye hariç ve peşin fiyata göre almasına rağmen raporuna "Nakliye bedeli dahildir" diyor. Açık açık gerçeğe aykırı hesaplama yapıyor Sayın Başkan. Şimdi slayt 6'yı açabilir miyiz? Burada gördüğünüz resimde fiyat almış ama kullanmamış. Canı başka rakamlar yazmak istemiş herhalde. Rakamları nereden almış bilmiyoruz. Eğer aldığı fiyatları kullanırsa sadece bu 8 kalemde bile 7 milyona yakın bir rakam yüksek çıkıyor. Ama bilirkişi "Ben daha ucuza çıkaracağım" diye aldığı teklifleri dahi kullanmamış. Bilirkişi bu fiyatları nereden almış belli bile değil Sayın Başkan. Bilirkişi teklif alırken Kültür A.Ş. adına değil Çevre ve Şehircilik Bakanlığına teklif istemiş. Ayrıca ne hikmetse teklif verenler bakanlık için %30 ile %40 arasında indirim yapmışlar. Kim gerçekte %40'lara varan iskonto yaparsa Sayın Heyet? Bu bile raporun nasıl hatalı ve yanlı hazırlandığını gösteriyor. Slayt 7'yi açabilir miyiz? Ekranda bilirkişinin hesaplama tablosunu görüyorsunuz. Hazırladığı fiyat tablosu TÜİK'e göre geriye dönük ucuzlatılıyor. Hesaplarken sadece bir üründe 2.064.303 TL eksik hesaplıyor. Sayın Başkanım, zarar çok gözüksün diye niyet de bilirkişi yanlış yazdı herhalde demek istiyorum artık. Tabloda geriye yuvarlamada sabit katsayı kullanılmadığından da hiç bahsetmiyorum.

Raporun ne kadar hatalı ve gerçeklikten ne kadar uzak olduğunu gördünüz. Peki, normalde bu rapor nasıl düzenlenmeliydi? Öncelikle bilirkişi bütün şartları teklif toplayacağı firmalara bildirmeliydi. Geçici teminat, kesin teminat, cezai şartlar, malzeme teslimi belirtilen yere yapılır diye. Ödeme vadesini belirtmeliydi. Malların teslim süresini belirtmeliydi. "Kısmi teklif değil, bütün mallara eksiksiz fiyat verilmeli" demeliydi. Kendi deposunda olmayan bir malzemeyi başka tedarikçiden alıp vereceği, vereceğini ve o tedarikçiye ödeme yapması gerektiğini bilerek elinde olmayan ürünlerin ona göre fiyatlamalıydı. Sonrasında bu malların İstanbul Büyükşehir Belediyesi şirketi Kültür A.Ş.'ye ait mal alımı olduğunu belirtmeliydi. Firmalar belediyenin bir firmasıyla ticaret yapacağını bilecek, bilecek ki ödemesini hak ediş yapıldıktan sonra şirketin mali durumuna göre hemen alamayacağını bilmeliydi. Sonra yaklaşık maliyet hesabı yapabilmek için aldığı bütün tekliflerin ortalamasını alacak ve öyle yazacak Sayın Başkan. Sonra fiyatları Kültür A.Ş.'nin alım günü şartlarına getirecekti. Kültür A.Ş.'nin alım tarihinde inşaat maliyet oranı %70, teklif alıp rapor düzenlediği tarihte ise bu oran %35. Bu sebeple güncelleme yapmaması gerekirdi. Yok illa da bir güncelleme yapacaksa da Yurt İçi Tüketici Fiyat Endeksi oranına göre değil, İnşaat Maliyet Endeksi oranını kullanmalıydı. Sayın Başkanım, rapor böyle yazılmalıydı.

Sayın Heyet, bakın şimdi, bu atanan bilirkişinin sadece bazı kalemler için aldığı fiyatların ortalaması ve nereden geldiği belli olmayan bilirkişinin canının istediği gibi yazdığı rakamların iskontolarını kaldırsak rakam 48 milyona geliyor. Bu rakamın üzerine nakliye, teminat gibi etkenleri de koyarak o anki inşaat maliyet endeksi ve enflasyon oranı durumuna göre hesap yapsak, hesap sonucu Kültür A.Ş.'nin alım bedelinden daha fazla geliyor. Daha somut örnek vermek isterim Sayın Heyet. Geçen sene tüm ülke genelinde bahar ayında ciddi bir don oldu. Çiçekler ve meyve tomurcukları yandı. Hasat çok düştü ve meyve fiyatları da bu sebepten çok yükseldi. Örneğin geçen sene kirazın kilosu haziran ayında 500 ile 700 TL arasındaydı. Bu sene ise aynı dönemde 200 TL civarındaydı. Eğer enflasyon oranına göre bu yıl fiyatı ile geçen yıl fiyatını bulmaya çalışırsanız, kirazın kilosunun 150 TL'ye düşmüş olması gerekiyor. Olmaz, değil mi? Bu, hesaplama yönteminin doğru olmadığını anlatmak için verdiğim bir örnektir. Bizim alım dosyamızda da tıpkı bunun gibi. İşte Sayın Heyet, bizim mal aldığımız zamanda çok ciddi bir kriz vardı. Piyasaların normale döndüğü bir tarihte fiyat alıp da bir de üstüne yurt içi üretici fiyat endeksi oranıyla ucuzlatma yapılması en önemli hatalardan biridir. Ben ki inşaattan anlamayan birisiyim. Ama sadece rakamlara bakarak bunu anlayabiliyorum. İnsan doğal olarak bu rakamlar için oturup isyan eder.

Bir diğer iddia ise alınan malzemelerin alandaki malzemelerle uyuşmadığı iddiasıdır. Kültür A.Ş.'nin elinde olan ve Sayıştay'la paylaştığı proje taslak bir proje, kroki olup detay proje değildir. Hatta Sayıştay raporunda da detay proje yoktur diye atıfta bulunulmuştur. Çünkü burası modüler bir sergi alanıdır. Alanlar içeriğe göre değiştirilebilmektedir. Yine inşaat mal alım dosyası ve Dijital Deneyim Müzesi'nin geneli için ihtiyaç duyulan mallar için yapılmıştır bütün alım. Kültür A.Ş., Sayıştay'ın taslak raporu kendisine ulaştıktan sonra müzenin mevcut yapısı için uygulama projesi çalıştırmıştır. İşte bu detay proje ile mevcut mal alım dosyasındaki malların müzede olduğunu tespit etmek için Çağlayan Adliyesi'ne tam üç kez tespit davası açmıştır. Ancak her seferinde reddedilmiştir. En son 24. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2025/157 No'lu dosyada da kısaca şöyle denmiştir: "Bu bulgudaki malzemeler müzede olduğundan kaybolmayacağı ya da delil karartma endişesi yoktur. Gerektiği zaman ilgili mahkeme tarafından keşif yapılabilir" denmiştir.

Başkanım, detay proje ile alanda keşif yapılırsa bütün malzemelerin olduğu orada olduğu gözükecektir. Bu iddia, taslak çizim üzerinden bir saatlik keşifle ve hatalı hesaplamalarla bu kanıya varılması çok ama çok yanlıştır ve asılsızdır. Diğer iddialar ise elektronik cihazlar üzerinedir. Bilirkişi raporu da çok daha fena durumda Sayın Heyet. Sadece matematik ve elektronik bilen birisi bile göz ucuyla baktığında raporun mantıksızlığını anlar. Sizlere bir iki tane fotoğraf göstermek istiyorum. Bilirkişinin algı yaratmak için raporuna sunduğu ürünleri anlatmam gerektiğini düşünüyorum. Slayt 8'i açabilir miyiz? Bu fotoğrafta bir bilgisayar görüyorsunuz. Üzerinde işletim sistemi dahi yok. İçinde onboard ekran kartıyla görüntü işlemeye yaramaz. Üzerinde profesyonel bir ekran kartı dahi yok. Dongle lisanslar mevcut değil. Slayt 9'u açabilir miyiz? Burada ise sumit devre ürünün 5 inç bir ekranını görüyorsunuz. Bilirkişi bunu koyuyor. Çünkü alımların içinde 55 inçlik dokunmatik ekran var. Başkanım, normalde 55 inç çok büyük bir ekrandır. 5 inç de kullandığımız cep telefonuna yaklaşık bir ebattadır ve tutup bunu koyuyor. Çünkü raporunda şöyle yazmış: "Öncelikle belirtmek gerekirse müze endüstriyel ekran ve videowall sistemleri mal alımı işi de dahil olmak üzere satın alınan mallar piyasada çok rahatlıkla bulunabilen ve piyasa fiyat araştırması yapılabilen ürünlerdir" diyor. Oysa ki Dijital Deneyim Müzesi'nde bulunan ürünlerin büyük bir kısmı özel üretim, yani Ar-Ge ürünüdür. Öyle piyasadan ya da internetten bulamazsınız. Ama görüyor ki nasılsa bu rapor şirkete gönderilmeyecek.

Bilirkişi raporu 2024'ün 11. ayında yazıyor. Biz rapora 2026'nın şubat ayında eriştik. 16 ay boyunca bu raporu hiç görmüyoruz. Benim tutuklanmamın ardından şirkete Sayıştay taslak raporu geldi ve yine bilirkişi raporu olmadan. Bunun üzerine Kültür A.Ş., Çağlayan Adliyesi'ne başvurarak elektronik alımlarla ilgili tespit yapılmasını istedi. Mahkeme tarafından atanan ve alanında profesyonel bilirkişiler tarafından iki gün boyunca çok detaylı bir çalışma yapılarak rapor düzenlenmiştir ve raporda zarar değil, %34 videowall alımının daha ucuza alındığı, %29 ise elektronik sistemlerin daha ucuza alındığının tespiti yapılmıştır. Bu rapor da mahkemenize sunulmuştur Başkanım. Başkanım, diğer elektronik kısımla ilgili uzun teknik detayları anlatmak istemiyorum, çok da zamanınızı almak istemiyorum. Toparlıyorum.

Sayın Heyet, ayrıca örgüt üyeliği ile yargılanmaktayım. Açıkçası nasıl üye olmuşum merak da etmiyor değilim. Benim Kültür A.Ş.'de bağlı olarak çalıştığım tek kişi genel müdürdür. Şirket işleriyle ilgili kararlara dair emir ve talimatları sadece ondan alırım. İddianamede Murat Ongun'a bağlı üye olarak gösterilmişsem de ben Murat Ongun'la tutuklu olduğum dönemde duruşma salonunda tanıştım. Murat Ongun'a bağlı üye diye yargılanan kişilerle de burada tanıştım. Benim bildiğim ya da bilmediğim herhangi bir örgüte üyeliğim ya da bir örgütten menfaat sağlamışlığım yoktur. Ne HTS, ne MASAK, ne de baz istasyonu kayıtlarında olumsuz bir tespit de yoktur. Ben her gelirimin, her bir kuruşunun hesabını verebilirim. Kaldı ki maaşımın dışında da bir mal varlığım yoktur. Bugüne kadar ne kendime ne de başkasına menfaat sağlamadım. Genel müdür yardımcısı olarak atandıktan sonra şirket içinde yerleşik prosedürlere göre iş ve işlem yürüttüm. Hukuki ve teknik çerçevesi oluşturulmuş, kararları verilmiş bir projenin yürütümünü sağladım. Projenin başlamasında da devamında da işin sahibi değildim ve kararları da ben almadım. Herhangi bir suç işleme kastıyla hareket etmedim. Kendime veya herhangi bir kişiye haksız menfaat sağlamak amacıyla işlem yapmadım. Kültür A.Ş.'den Dijital Deneyim Projesi uygulama projesinin istenmesini, alanda keşif yapılarak alanında uzman bilirkişiler tarafından rapor talep edilirse bunun sorunsuz olduğu gözükecektir.

Suçsuzum, beraatimi talep ediyorum. Dinlediğiniz için de teşekkür ederim. Sorularınız varsa cevaplamak isterim Başkanım.

KAHRAMAN YEŞİLYURT SORUYOR

Kahraman Yeşilyurt: Geçmiş olsun Erdinç Bey.

Erdinç Çolak: Teşekkür ederim.

Kahraman Yeşilyurt: Erdinç Bey, savcılıktaki ifadenizin tarihinden anladığım kadarıyla Murat Abbas'ın etkin pişmanlık ifadesi vermesinden bir hafta sonra ifade veriyorsunuz. Doğru mudur?

Erdinç Çolak: Evet.

Kahraman Yeşilyurt: Savcılıktaki ifadenizde benimle ilgili soyadım olmadan, belirtilmeden ayrı bir paragrafta ifade verdiğinizi görüyorum okuduğum kadarıyla. Savcılık tarafından size "Kim bu Kahraman?", soyadı belirtilmeden sorusu soruldu mu?

Erdinç Çolak: Bana savcılık tarafından "Kahraman Yeşilyurt adını hiç duydun mu?" diye sordular. Ben de bir defa Dijital Deneyim Müzesi'nin oraya gittiğimde Cem Bey telefonla konuşuyordu, Tuce firması yetkilisi. Orada bir defa adını duyduğuma dair bütün samimiyetimle cevap verdim. Onun dışında sizi zaten tanımıyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Yeşilyurt diye belirtildi mi, Kahraman diye mi soruldu?

Erdinç Çolak: Ya üzerinden o kadar çok zaman geçti ki hatırlamıyorum ama soru bu şekildeydi.

Kahraman Yeşilyurt: Çünkü Murat Abbas ifadesinde yer belirtmeden bu konuyu sormuş, etkin pişmanlık ifadesinde ifade vermiş. İfadenizde, DDM yapımı esnasında Tuce isimli firma sahibi Cem Çelik'le görüşürken birkaç kez "Kahraman Bey onayladı" şeklinde söylemleri olmuştu. Kahraman ismini sadece burada duydum, biraz önce de belirttiniz zaten. Şunu merak ediyorum, "Kahraman Bey onayladı" diye belirtmenizde Cem Bey'le konuşurken, Cem Bey size neyi söyledi de hani Cem Bey arkasından "Kahraman Bey onayladı" diye açıklama yapmak durumunda kaldı?

Erdinç Çolak: Şöyleydi; orası yangın yönetmeliği gereği düzeltilmesi gerekiyordu. Müze olduğu için ve çadır olduğu için de bu kritik, onu da söyledi açıkçası. Ben de hiç size de yapayım, "Kahraman Bey kimdir, nedir?" diye sormadım. Benim aklıma gelen herhalde yangın danışmanıdır diye geçti. Üzerinde de durmadım açıkçası. Duyduğumu da bütün samimiyetimle savcı beye aktardım zaten.

Kahraman Yeşilyurt: Biraz önce huzurdaki ifadenizde söylediniz, biz burada tanıştık.

Erdinç Çolak: Ben de sizi daha öncesinde hiç tanımıyorum. Beyefendiyi ilk defa burada görüyorum.

Kahraman Yeşilyurt: Dolayısıyla beni DDM yapım projesi şantiye esnasında, kurulum esnasında hiç görmediniz, denk gelmedik. Doğru muyum?

Erdinç Çolak: Yok, ben sizi hayatımda ilk defa burada gördüm yani. Daha önce de isminizi duymadım. İlk defa bir Tuce firmasında Cem Bey söylerken, bir de savcılıkta sorduklarında duydum. Başka da ne tanırım ne görürüm. Burada da tanıştık.

Kahraman Yeşilyurt: Bir başka sorum da, şimdi burada şöyle bir durum var açıkçası, sizi de bekliyorum Erdinç Bey. Murat Abbas'ın ifadesinde, Tuce tarafından harcandığı iddia edilen 7 milyon TL havalandırma ve çatı, 8 milyon TL iletişim koordinatörlüğünü camı, 22 milyon TL işçilik, 6 milyon TL Kahraman isimli şahsa ödenen paralar gayri resmi bir şekilde bütçeye dâhil edilmiştir diyor. Şimdi ben bunu Onur Aldı'nın ifadesine, Onur Aldı'ya sordum. Onur Aldı'nın bu konularda sizin ilgilendiğinizi söyledi ifadesinde. Murat Abbas'a sorduğumda da Murat Abbas, Onur Aldı'nın kendisine ilettiğini söyledi. Murat Abbas ayrıca ifadesinde bu Tuce tarafından harcandığı iddia edilen 7 milyon TL havalandırma ve çatı, 22 milyon TL işçilikten haberi olduğunu, 8 milyon TL iletişim koordinatörlüğünü camı ve 6 milyon TL Kahraman isimli ödemeleri anladığım kadarıyla buradaki ifadesinden bilmediğini söyledi. Ama savcılık ifadesinde etkin pişmanlıkta haberi olmuş olacak ki hepsini alt alta belirtmiş. Bu konuyla ilgili Onur Aldı'nın belirtmesiyle soruyorum, sizin ilgilendiğinizi söylüyor. Tuce benim konum değil ama böyle bir iddiada bulundu mu? Bu rakamlar ödendi mi? Bu Kahraman isimli şahsa ödenen 6 milyon TL buraya nasıl ilave edildi? Bu konuda bir bilginiz var mı?

Erdinç Çolak: Böyle bir şeyin ilave edilme şansı yok. Zaten bu ihaleli bir iş. Bu malzemeler belli. Ne alınacağı, bu malzemeler zaten Tuce firmasından alınıyor. Yani burada da bir alım yapılmış, bir firma da alınmış. İsminiz nasıl buraya karışmış onu da bilmiyorum. Murat Abbas da ifadesinde Onur Aldı ile konuştuğunu, ondan sonra üzerine hikâyeler ekleyerek böyle bir "Erdinç'tir oradaki" falan, ben böyle bir konuşmaya şahit oldum. Böyle bir şey yapılmasına da zaten beklenemez. Burayı hem Sayıştay denetler, hem mülkiye denetler, hem iç denetim var, hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi denetler. Yani burada mali denetimler var. Böyle bir şeye rakam koydum, bu söylediği rakamları içeriye yedirme şansı falan imkân yok böyle bir şeye.

Kahraman Yeşilyurt: Yani ben bu sorularımla bir konuya açıklık getirebiliyor muyum bilmiyorum ama yani bu işin finans kısmıyla siz ilgilendiniz. Onur Aldı'nın Murat Abbas'a söylediği, Murat Abbas'ın muhtemelen bilgisi var mı yok mu bilmiyorum, bir kısmıyla var bir kısmıyla yok diyor. Buraya Kahraman isminin üzerinde altına Murat Ongun'u bilirdim, yan yana gelirdi giderdi gibi muhtemelen 6 milyon TL'yi Murat Abbas sormuş olacak ki "Kahraman kim?" diye, Murat Ongun'a yakın birisi mi derdi onu da anlayamıyorum. Yani bu böyle bir soru işareti olarak kaldı. Benim tarafımdan başka sorum da yok.

DOĞAN HAMİT DOĞRUER SORUYOR

Doğan Hamit Doğruer: Geçmiş olsun bu arada.

Erdinç Çolak: Çok teşekkür ederim.

Doğan Hamit Doğruer: Dijital Deneyim Müzesi projesinde benim bir bilgi ve sorumluluğum var mıydı? Bu olaya, bu sürece benim bir müdahalem oldu mu?

Erdinç Çolak: Valla bu Dijital Deneyim Müzesi ile senin hiçbir alakan yoktu. Sadece benim bildiğim vekaleten Genel Müdür sana bir vekalet bıraktığı zaman sen sadece imza atmıştın. Onun dışında ne bir dahilin var ne bir karar vermişliğin var ne bir şey yapmışlığın var. Dahil olduğun bir durum yok. Seninle bir konu yok.

Doğan Hamit Doğruer: Geçmiş olsun tekrar.

Erdinç Çolak: Teşekkürler.

BARIŞ KILIÇ AVUKATI CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

Cansu Çiftçi: Umarım sağlığınız daha iyidir. Size birkaç sorum olacak. Öncelikle Murat Abbas'ın beyanları üzerinden gitmek istiyorum. Kendisi geçen celse savunmasında şundan bahsetmişti. Her hafta işte şeyleriyle, müdürler yardımcılarıyla vesaire toplantı yaptığını, bu toplantılar işte projeleri, ihaleleri veya da herhangi bir sorun olup olmadığını konuştuğunu, yapacak işleri söylemişti. Bu toplantılara siz de dahil oluyor muydunuz?

Erdinç Çolak: Tabii. Genel müdür yardımcıları toplantısına ve müdürler toplantısına dahil oluyordum.

Cansu Çiftçi: Peki, bu toplantıda özellikle şurada şu şekilde bir sorun var, şu ihalede şöyle bir sıkıntı yaşıyoruz ya da şu şirketle şöyle bir problem var gibi bir sorun hiç iletildi mi Murat Abbas'a?

Erdinç Çolak: Yok. Yani zaten kanunla yapılacak bu firmalarla ilgili sorunlarla ilgili maddeler açık yani. Sizin keyfiyeten yapabileceğiniz bir şey yok. Kanunda her şey bağlı. İç prosedürlerde de bağlı. Yani bir firmayla ilgili sorun varsa ya firmayla ilgili değil de o alanla ilgili bir problem varsa zaten bu çok açık yazar ne yapılacağı. Şahsi olarak bir karar veremezsiniz zaten.

Cansu Çiftçi: Tamamdır. İç denetim birimi de vardı Murat Abbas tarafından kurulan, işlevsiz demiş olsa da. Peki bu iç denetim biriminden herhangi bir sorun Murat Abbas'a yansıtıldı mı? Böyle bir problem var deyip tespit oldu mu daha doğrusu?

Erdinç Çolak: Yok yani zaten bu departman direkt kendisine bağlı. Bize bir rapor kalmaz. Bize bir şey iletilmiyor.

Cansu Çiftçi: Tamamdır. Peki bu ihaleler sürecinde herhangi bir şekilde Barış Kılıç'ın bir dahili, etkisi, firma belirleme, fiyat belirleme gibi bir durum söz konusu muydu?

Erdinç Çolak: Yok hiç öyle bir şeye şahit olmadım.

Cansu Çiftçi: Peki Dijital Deneyim Müzesi'ne Barış'ın herhangi bir dahili var mıydı?

Erdinç Çolak: 1. fazı ben de bilmiyorum. Karar verilen, işletilen kısmını. 2. fazında bana devredildiği kısımda böyle bir şey söz konusu olmadı.

Cansu Çiftçi: Tamam teşekkürler. Burada geçen celse Murat Abbas Planlama Organizasyon Müdürlüğünü sanki Kültür A.Ş.'den çok bağımsız bir yermiş gibi anlattı da; Planlama Organizasyon Müdürlüğü Kültür A.Ş.'nin içerisinde bir birim değil mi, tam olarak ne iş yapıyor, siz bu birimle hangi koşullarda görüşüyorsunuz, bir anlatabilir misiniz?

Erdinç Çolak: Planlama Organizasyon şemasında var. Ama şirket içinde açıkçası... Murat Abbas'ın bulunduğu şirket, benim tarafıma, bana da bağlı bir müdürlük olmadığı için şu fonksiyonu yerine getirir, şöyle işler, şunları yapar, şunları yapar diyemeyeceğim. Yani bir fikrim yok ama... organizasyon şemasında var.

Cansu Çiftçi: Tamam. Peki yine Planlama Organizasyon Müdürü olarak Barış Kılıç'ın ihalelerde yer almadığını biliyorsunuz, değil mi?

Erdinç Çolak: Ben yer aldığını hiç görmedim zaten.

Cansu Çiftçi: Tamam. Bölümlemeyi de yine Planlama Organizasyon Müdürlüğü mü yapıyor?

Erdinç Çolak: Bölümleme derken nasıl yani bölümleme?

Cansu Çiftçi: İhaleler alt yüklenicilere...

Erdinç Çolak: Kendi alanlarıyla ilgili olduğu bölümlerde bildiğim kadarıyla kendileri şey yapıyor, hangi alanda neler olacak. Kendi aralarında bölümlüyorlar. Kültür A.Ş.'nin yapacağı işleri planlıyorlar, yapamadıklarını da alt yüklenicilere ilgili alanlarıyla ilgili bölüp veriyorlar diyebilirim.

Cansu Çiftçi: Yani hani Kültür A.Ş....

Erdinç Çolak: Birkaç organizasyon sırasında karşılaştık beraber çalıştık.

Cansu Çiftçi: Anladım. Yani beraber çalıştığınız alanlar var. Sayın Murat Abbas'ın bahsettiği gibi çok izole bir yer değil. Peki daha öncesi evveliyatını biliyor musunuz peki Planlama ve Organizasyon Müdürlüğünün?

Erdinç Çolak: Yok, ben daha öncesinde zaten geleceğe yönelik proje yaptığım için kendi alanımın dışında o alanlarda kim iş görüyor, neler yapılıyor açıkçası hakim değilim.

Cansu Çiftçi: Peki Barış Kılıç'ı veyahut da Planlama ve Organizasyon Müdürlüğünden birilerini etkinlikte, sahalarda da görür müydünüz?

Erdinç Çolak: Ben etkinlikte ve sahada bulunmuyorum hani...

Cansu Çiftçi: Siz mi bulunmuyorsunuz?

Erdinç Çolak: Evet, ben bulunmuyorum. Benim işim değil çünkü.

Cansu Çiftçi: Anladım. Tabii, teşekkür ederim.

KAHRAMAN YEŞİLYURT AVUKATI GİZEM KARAKÖÇEK SORUYOR

Gizem Karaköçek: Tekrar çok geçmiş olsun Erdinç Bey. Ben de umarım sağlığınız daha iyidir demek isterim. Birçok hususa açıklık getirdiniz. DDM Projesi'nin ihalesini alan firmanın TUYA olduğunu da söylediniz. Peki Antre firması bu doğrudan teminlerde ya da ihalelerde alt yüklenici de olabilir, bu şekilde herhangi bir yöntemle işin bir parçası oldu mu, hatırlıyor musunuz?

Erdinç Çolak: Bildiğim kadarıyla yok, zaten alt yüklenicisi değildi.

Gizem Karaköçek: Evet, onda da doğru. Ancak ve ancak tabii ki sizlerin de beyanı önemli olduğu için soruyorum. Az önce yine Kahraman Bey'in DDM Projesi'nde burada kendisi çok detaylı anlatmıştı; yangın, deprem gibi afet ve risklere karşı uyarılar yaptığını, bunları düzeltmek için birtakım uyarılarda bulunduğunu söylemişti. Siz de zaten kendisini bu şekilde tanıdığınızı beyan ettiniz. Bunun dışında Kahraman Yeşilyurt'un iş veya işleyişlere, doğrudan teminlerde nereden neyin alınacağına dair veya işlerin kimin talimatıyla yapılacağına dair herhangi bir talimat verdiğine şahit oldunuz mu?

Erdinç Çolak: Yok yok, hayır hayır.

Hakim: Zaten müvekkiliniz sordu bunu.

Gizem Karaköçek: Tamam, teşekkür ederim. Öyleyse son bir sorumuz var. Kahraman Yeşilyurt'u daha önce de birinin adamı veya kasası olarak herhangi bir şekilde duymadınız veya buna şahit olduğunuz bir husus olmadı, doğru mudur?

Erdinç Çolak: Ben ilk defa burada gördüm zaten.

Gizem Karaköçek: Tamam, çok teşekkür ederim, sağ olun.

CEM ÇELİK VE TUCE ŞİRKETİ AVUKATI ABDULLAH KAYA SORUYOR

Abdullah Kaya: TUCE şirket yetkilisi ve Cem Çelik müdafi avukat Abdullah Kaya. Erdinç Bey geçmiş olsun. Şimdi 28 ya da 29 Şubat'ta açıldığı beyan ettiğiniz Dijital Deneyim Müzesi ile ilgili, bu müze inşaatının ne zaman başlayıp ne zaman tamamlandığı konusundaki tarihleri verebilir misiniz?

Erdinç Çolak: İnşaat tarihini veremiyorum çünkü sözleşmede kapsamında TUCE firması oradaki inşaat işlerinin, yani kırma, dökme,  gibi malzemelerin TUCE firması işi. Oradaki alan zaten boş bir ...  Buranın boşaltılması izinlerin çıkış işlerini yaptık ama ne zaman başladık, ne zaman sonlandı, biliniyor açıkçası. Net şu tarihte diyemiyorum yani.

Abdullah Kaya: Şimdi Sayıştay raporunda ve buradan hareketle eylem 97 dayanak olarak gösterilen 20 Şubat 2024 tarihli 2024'e 53 326 kayıt no'lu bir ihale ve bu ihaleye bağlı 23.02.2025, 53 milyar, 17.05.2024 tarihinde 11 milyar alış yapıldığı belirtilen faturalar var. Bu faturaların ve alışların müze ile herhangi bir ilgisi var mı?

Erdinç Çolak: Böyle sorunca birden hatırlayamıyorum. Numarasını söyyeyim. Tarih değişikliği vesaire diye. Yani onun için ancak arşivden bakılması lazım... Vardır yok tur diyemem açıkçası.

Abdullah Kaya: Peki bu müze inşaatı ile ilgili Kültür A.Ş. tarafından Dijital Deneyim şey TUCE şirketine herhangi bir ödeme yapıldı mı veya mal tedariği yapıldı mı?

Erdinç Çolak: Biz TUCE firmasından hiçbir şey satın almadık. Zaten başka firmalardan aldık. Türkçe firmasıyla bana göre iş birliği kapsamında bizim aldığımız malzemelerle oradaki bölümleri yapacak. Ondan sonra bizim satın aldığımız elektronik malzemeleri de satın aldığımız firma olarak bu alanda yerleştirecek. TUCE firması da içeriğini yapacak. Daha sonra işletmesi Kültür A.Ş.'de olacak. Oradaki maliyetler düşüldükten sonra gelir de paylar oranında paylaşılacaktır.

Abdullah Kaya: İş birliği sözleşmesinin tarihini hatırlıyor musunuz? Sözleşmeden bahsettiniz.

Erdinç Çolak: Yok yok, hatırlayamıyorum şu an.

Abdullah Kaya: Peki bu sözleşmeyi 27 Mart tarihinde Sayın Mahkemeye sundunuz. Sizin cep telefonunuz üzerinden TUCE şirket yetkilisine gönderildiğini hatırlıyor musunuz?

Erdinç Çolak: Hatırlamıyorum ama şunu çok net hatırlıyorum, onu söyleyeyim. TUCE firması normalde buradaki ceza şartları Kültür A.Ş. kendi lehine göre yazar. Standart böyledir. Ama TUCE firması böyle yazılmışsa 'Kendi lehimize de olmasını istiyoruz.' diye defalarca avukatlar tarafından görüşmesi oldu. Hatta bir WhatsApp yazışması da vardır Cem Bey'in gönderdiği. 'Avukatlarımız inceliyor, size tekrardan dönülecek.' diye yazışmışlar.

Abdullah Kaya: Evet.

Erdinç Çolak: Sözleşme ana hatları, içeriği değişmemiştir. Sadece orada ceza şartlarda anlaşamadık. Onun için sürekli gitti geldi.

Abdullah Kaya: 27 Mart tarihinde mi imzalandı bu sözleşme? O zaman mı?

Erdinç Çolak: Tarihini hatırlamıyorum ama sürecin böyle ilerlediğini hatırlıyorum tabii.

Abdullah Kaya: Son bir soru. 27 Mart tarihinde gönderiyorsunuz. 15 Mart veya 15 Ocak tarihi neden atıldı bu sözleşmeye, hatırlıyor musunuz?

Erdinç Çolak: Bir daha tekrar edebilir misiniz?

Abdullah Kaya: Efendim?

Erdinç Çolak: Tekrar edebilir misiniz? Sorumuzu anlamadım.

Abdullah Kaya: Sözleşmeyi 27 Mart tarihinde gönderiyorsunuz. Aynı gün de 'İmzaladık, size geri gönderdik.' diyorsunuz. Yapılan yazışmalarda da mevcut. 15 Ocak tarihi atılıyor bu sözleşmeye. Onun sebebini biliyor musunuz?

Erdinç Çolak: Sebebini bilmiyorum ama görüşmeler öncesinde başladı... Hatta söylediğim bu Dijital Deneyim Müzesi'nde ilk fazlar dediğim 2. bölümün planlanması, işte ayarlanması, zamanlamasının yapıldığı... Burada da eşitlenmek istenmiş olabilir. 1. fazların konuşulması aslında bir şekilde gelmiştir. Ama tarih ile ilgili bir şey bilmiyorum açıkçası.

Abdullah Kaya: Teşekkür ederim Sayın Başkan. Şimdi Erdinç Bey biraz önceki beyanınızda, savunmanızda mal alımlarını şirketlerden ya da daha doğrusu, biraz olay muğlak geçtiniz, şirketten yaptığınızı söylediniz. Biraz önce meslektaşımın sorusuna verdiğiniz cevapta ise malzemeleri sizin tarafınızdan alındığını ve TUCE şirketine verildiğini, TUCE şirketi ise sadece iş yaptığını söylediniz. Şimdi iddianamede ve bizim size gönderdiğimiz ihtarnamelerde ve yapım sürecinde ve Sayıştay raporunda sizden bu mal teslimine ilişkin belge isteniyor. Siz de böyle bir belge Kültür A.Ş. olarak veremiyorsunuz. Sizin TUCE şirketine Dijital Deneyim Müzesi inşaatı ile ilgili verdiğiniz malzemelere ilişkin bir belgeniz var mı?

Erdinç Çolak: İlk iki slaytı, ilk iki slaytı ekrana verebilirsek orada zaten belgeyi görürsünüz yani malzemeleri aldığını, teslim ettiğini, talep ettiğini...

Abdullah Kaya: Şimdi o talep yazısı Sayın Başkan. O talep yazısı Sayın Başkan, verdiğinize ilişkin bir belgeniz var mı? Ben size var mı yok mu sorusunu, sadece cevabını...

Hakim: Ellerinde olan belge o herhalde, onu da yansıttık. Dosyaya da ibraz ettik diyor. İncelersiniz onu, avukat bey.

Abdullah Kaya: Yok, o belge bir liste de var Sayın Başkan. O da sadece ve barkod var

Erdinç Çolak: Zaten o bunun da yani şu an konusu da değildir, değiliz yani. Zaten ekran da görüyoruz

Hakim: Onunla ilgili yürüyen bir dava da var

Abdullah Kaya: Var Sayın Başkanım

BİLAL ÖNVER AVUKATI SORUYOR

Avukat: Tuce firması inşaatı, yani DDM inşaatını yaptığı zaman bu, altını çizmek için soruyorum, bu yapım işi bir ihale meselesi, ihale konusu değil, değil mi?

Erdinç Çolak: Şöyle ki, zaten yapım işi değil. Yapım işi olabilmesi için kanun da çok net. Bir kere oralarının mülkiyetsiz olacağı, kamulaştırma yapmış olacaksınız. Biz binaları zaten kiralıyoruz. Sonra da ismini de verelim de. Orada bir çadır zaten var. Biz onu kiraladığımız için değiştiriyoruz. Yapı işi olması için topraktan yapılması lazım.

Avukat: Yani DDM konusunda ihaleye çıkılan konu yapım işi ihalesi değil. Bu sözleşmeyle yüklenmiş bir iş gibi mi anladım ben? Öyle midir?

Erdinç Çolak: Şöyle, zaten malzemeleri, inşaat malzemelerini biz alıyoruz. Burada savunmamda da söylediğim gibi istisna hükmü var  Müzesi için. ...................................... İş birliği kapsamında Tuce firmasına veriyoruz. Tuce firması da kendi içeriğine göre buradaki alanları yapıyor ve bizim satın aldığımız bu dijital alanları, bunları görsele imza yapıyor.

Avukat: O zaman DDM'nin Kültür A.Ş. tarafından ihaleye çıkılan konusu mal alımı ihalesi, öyle mi?

Erdinç Çolak: Tabi ki, onu zaten gösterdik.

Avukat: Tamam, teşekkür ederim.

SERDAL TAŞKIN AVUKATI ALİ RIZA DİZDAR SORUYOR

Ali Rıza Dizdar: Serdal Taşkın'la onunla görev yaptınız mı?

Erdinç Çolak: Yapmadım.

Ali Rıza Dizdar: Yapmadım dediniz. Şimdi ben basit bazı sorular soracağım. Basit sorularla aydınlanmak istiyorum. Şimdi Serdal Taşkın'ın emniyet ifadesinin 69. sayfasında bir cevap verdi. O cevaba da sizin katılıp katılmayacağınızı sorduktan sonra, çünkü sizin verdiğiniz ifadeden de bazı notlar almışlar. Benim çalıştığım yıllık dönemde haksız menfaat kazanması, bu kısmı geçelim, kamu zararına sebebiyet verilmesi söz konusu değildi. İhaleler usulüne uygun, belli kurallarca gerçekleştirilmiştir. Ayrıca ihalelere söz konusu olan reklam alanları mecrada uygulanması, hayata geçirilmesi sırasında denetimin de görevinde değildi dedikten sonra 72. sayfasında sizin anlatmaya çalıştığınız bir şey var. Yani bir ilkokul talebesine nasıl anlatacaksak bazı şeyleri anlatmak zorundayız anlaması bakımından. Çünkü örgüt suçlamasıyla ilgili ceza hukukçularına anlatırız. Orada oturan insanlar da anlatır. Tutuklu, tutuksuz insanlar da anlatır ama şu ihalelerle ilgili bazı konular vardır ki basit anlatılmaz. Kamu zararı denilir, geçilir. O nedir? Kamu zararı nedir? Mesela siz dediniz ki yaklaşık maliyeti belirleme. Şimdi geleceğim, bunu okuduktan sonra bunu soracağım. İhaleye girecek olan şirketlerin ihale mevzuatına uyup ilgili birimler tarafından araştırılıp onaylandıktan sonra ihale sonucu sorulur. İhaleyi kazanan firma da şartları karşılayıp uygun fiyatı verdiği için yüklenici olmuştur. Herhangi bir çıkar ve gerçekleşmeyen hizmet konusu değildir. Şirketin ihaleye söz konusu yapmış olduğu işler ile ilgili sorumlu bölümler tarafından tespit edilip onaylanıp ödenir. Şimdi bu teknik kısmı okudum. Size basit şekilde cevabını vermenizi istiyorum. Yaklaşık maliyetin içinde KDV var mı?

Erdinç Çolak: Yani benim uzmanlık alanım değil, ama soruyorsunuz ama benim...

Ali Rıza Dizdar: Yani bakınız, bu ihalelerden bahsediyorum. Yaklaşık maliyetin içinde...

Erdinç Çolak: Ben sorunuzu tam anlayamadım, pardon.

Ali Rıza Dizdar: Ben söyleyeyim. Sayın Başkan, sorum şu: Herkes buraya geliyor, her konuyu anlattığı zaman bir yaklaşık maliyetten bahsediyor. Yaklaşık maliyet muhasebe tekniği açısından değil. KDV hiç hesaba katılmadan çıplak maliyetten bahsedilir. Yani yaklaşık maliyet çıplak maliyettir. Bu çıplak maliyet de ihalelerde olur. Ben de bilgisi var mı diye soruyorum.

Hakim: İhale konusunda uzmanlığım yok diyorum Sayın Avukatım.

Ali Rıza Dizdar: Hayır, ihale konusunda bilgili değil. Bilginiz var mı, yok mu?

Erdinç Çolak: Yok.

Ali Rıza Dizdar: Peki, teşekkür ederim. Çok net bir kelime söylediniz. "Kamu zararı oluşmamıştır" dediniz. Bunu bir açsanıza.

Erdinç Çolak: Zaten kamu zararı oluşması için...

Ali Rıza Dizdar: Ha, bunu bir açsanıza. Kamu zararı nerede oluşur?

Erdinç Çolak: Kültür A.Ş. bir kamu kurumu değil, kamu kuruluşu. Yani burada çalışanların hiçbiri de memur değil. Zaten buranın kamunun parasıyla bir şey yok ki kamu zararı olsun. Yani kazanılan da parayla ticari faaliyet bu. Yani burada kamu zararı olamaz. Dışarıdaki A firması da B firması da aynı. Yani onların da yaptığı zarar kamu zararıdır yani.

Ali Rıza Dizdar: Yani ortada bir kamu zararı yok, değil mi?

Erdinç Çolak: Kamu zararı yok. İhale ile yaptığın işte oluşabilir ancak. Çok kötü bir şey demiyorum yani sonuç olarak.

Ali Rıza Dizdar: Sayıştay’dan bahsettiniz. Şu Sayıştay konusunu biraz açar mısınız? Yani Sayıştay’dan denetleniyorsunuz, nasıl denetleniyor?

Erdinç Çolak: Sayıştay gelip denetliyor zaten. Denetleniyor. Yani neyi duymak istiyorsunuz? Ben tam anlayamadım sorunuzu. Denetleniyor Sayıştay, denetleniyor yani.

Ali Rıza Dizdar: Bakınız efendim, pek anlamadım dediği bir konu var ya. Ben bir şey için idare hukukunu bilmeleri gereken insanlardır bu kişiler. Sebebine gelince idari zararları seneler geçse bile o adam da belirlenirse, daha sonra belirlendiği takdirde idareden doğan zararlar tazmin edilir. Sayıştay’dan geçmiş mi, geçmiş mi? Bir soru yani bir dikte konusu. Niçin anlatmıyorlar açıkçası?

Erdinç Çolak: Yok, bir Sayıştay denetimi gerçekleşiyor. Şaşırdığımız bir şey değil zaten. Kendileri bulgularını buluyorlar. Öncesinde bize taslak gönderiyorlar, biz gerekli cevapları veriyoruz. Daha sonrasında da asıl katı raporu yayınlanıyor. Siz de onun altında...

Ali Rıza Dizdar: Ha, katı raporu yayınlandığı zaman bir kamu zararı olsaydı gözükmez miydi?

Erdinç Çolak: Tabii ki orada yazıyor. Zaten her şeyden önce savcılığa suç duyurusunda bulunuyorlar zaten.

Ali Rıza Dizdar: Hah! O zaman sizin bulunduğunuz durumlarda da herhangi bir suç duyurusunda bulunulmadığı çıkıyor değil mi ortaya şu sözünüzle? O zaman...

Erdinç Çolak: Yani Dijital Deneyim Müzesinde...

Ali Rıza Dizdar: O zaman demiyorum. O zamanın belgesi, milletin yargılanması gereken bir şey de biz yargılanıyoruz. Onu mu söylemek istiyorsunuz?

Erdinç Çolak: Tamam.

Ali Rıza Dizdar: Var mıydı? Yok. Teşekkürler.

ERDİNÇ ÇOLAK AVUKATI AYHAN ÇELİK SAVUNMASI

Yaklaşık 14 aylık tutukluluk halinden sonra tahliye edilen müvekkil hakkındaki teknik itirazlarımıza geçmeden önce, bu süreçte yaşanan hak ihlallerine birkaç cümleyle de olsa değinmek isteriz. Şahsi delillere hiç dahi bulunmayan, makul ve bireyselleştirilmemiş genel ifadelerle tutuklanmış, soruşturma aşamasında kısıtlılık kararı ve sonrasında kısıtlamasız evrak yerinde delillere erişim ve delili görme suretiyle savunma hakkı engellenmiş, CMK 160/2 hükmü ihlal edilerek müvekkil lehine tek bir delil toplanmamış, tutukluluk süresince ulusal adalete erişim hakkından gereği gibi yararlanamamıştır. Ve en nihayetinde adil yargılanma hakkı sınırlandırılmıştır. Bu tespitlerimizi kayda geçerek şimdi müvekkilin yargılandığı ilk eylem 87 ve 97'ye ilişkin savunmalarımızı Sayın Mahkemenize sunuyoruz. Eylem 97'de belirtilen iddialara ilişkin olarak, işbu eylemde Sayıştay'ın 2024 yılı denetimi kapsamında alınan bilirkişi raporları esas alınarak, kamu zararı tespiti ile dolandırıcılık isnadına yer verilmiştir. Öncelikle belirtmek isteriz ki Sayıştay tarafından görevlendirilen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığında çalışan mühendisler, bilirkişi sıfatına haiz kimseler olmadığı gibi alanında uzman, deneyim sahibi, yetkin kişiler de değildir. Bu bağlamda bakanlığa bağlı çalışanların ehliyeti ve tarafsızlığı tartışmalı olduğu gibi, raporların delil değeri de zayıftır, hatta yok hükmündedir Sayın Başkan.

Şimdi dijital deneyim müzesine ilişkin sadece size kısaca bir bilgi vermek isteriz. Müzecilik ve Kültür A.Ş.'nin işletmeciliğini yapan Kültür A.Ş., ziyaretçilerin hayat müşterekliğini, üretici yönlerini, geliştirici, eğitici, interaktif dijitalize gibi çok boyutlu sunulan gerçekliği içeren prodüksiyonlardan oluşan bir merkezin açılmasına karar vermiştir. Açılacak olan dijital merkez içerik üretimi, kurulumu gibi konularda teknik bilgi gerektiren bir proje olması sebebiyle ve yine müze için oluşturulması ve oluşturulan içeriklerin prodüksiyonu ile merkezin kurulumunun yapılması hususları birbiriyle bağlantılı ve entegre olması nedeniyle Kültür A.Ş. ile Tuce A.Ş. arasında gelir paylaşımı modeli ile iş birliği sözleşmesi yapılmıştır Sayın Başkan. Sözleşmenin 5.4. maddesine göre müzenin kurulabilmesi için gerekli tüm sabit yatırımlar Kültür A.Ş. tarafından alınmıştır. Müzeye dair proje, prodüksiyon içeriğinin oluşturulması, içerik yatırımları ve Kültür A.Ş. tarafından alınan endüstriyel ve elektronik mallar hariç diğer malların bu içeriğe göre kurulumu ve kuruma ait tüm giderler de Tuce firması tarafından gerçekleştirilmiştir. 2024 Sayıştay denetimine konu üç alım bu bahsettiğimiz iş birliği sözleşmesine aittir. Sayıştay, bu üç alımı ve iş birliği sözleşmesini tek bir iş olarak yorumlayıp bu işin de bir yapım ihalesi olduğunu ve bu alımlarda yüksek bedelle alım yapılarak şirketin zarara uğratıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştur. Şimdi bu iddiaları sırasıyla değerlendirelim.

Yapım ihalesi yapılması yönündeki iddiaya ilişkin olarak; müzecilik ve kültür işletmeciliği, Kültür A.Ş.'nin ana faaliyet alanı içinde yer aldığından Kamu İhale Kurumunun 2012 ve 2016 yılına ait ilgili kararlarıyla Kültür Merkezi işletmeciliği ile müze iç tasarımı, kurulumu, sergiler için yapılacak her türlü malzeme ve hizmet alımı bakımından 3G istisnası tanınmıştır. Bu kapsamda, Dijital Deneyim Müzesinde sergilenecek dijital sergiye yönelik müze içeriği ve sergi tasarımı dikkate alınarak ihtiyaç duyulan mallar sınıflandırılmış ve istisna kapsamında temin edilmiştir. Dijital Deneyim Müzesi özelinde ve iş birliği sözleşmesi kapsamında yapılan kurum, klasik anlamda yapı üretimi yani bir inşaat değildir. Temelde bir sergi kurulumu, tematik dijital içerik yerleşimi faaliyetidir. Bu yönüyle tipik bir yapım işi değil, kültür hizmeti kapsamında teknik bir sergi alanının merkezi üretimi söz konusudur. Eyleme dayanak gösterilen raporda söz konusu alımların yapım işi olarak değerlendirilmiş ve iş birliğine konu olamayacağı belirtilmiştir. Yapım işlerinde esas olan, bağımsız ve kalıcı bir inşaat faaliyeti yani bir bina yapımıdır. İş birliği sözleşmesinin esaslı unsuru ise üç yıl boyunca sergi alanı için teorik ve yaratıcı üretime dayalı proje geliştirme, dijital içerik, özgün eser üretimidir. İşin uygulanmasında ayrıca taşınabilir, sökülebilir, değiştirilebilir ağırlıkta bir çalışma söz konusudur Sayın Başkan. Yani tonlarca ağırlıktaki ekranların ve diğer malzemelerin sergi konseptinde yerleşimi için gerekli malzemeler temin edilmiştir.

Sayın Başkan, eyleme dayanak gösterilen raporda yapılan tespit aynen şu şekildedir: "Temel, duvar, kolon, betonarme, su basmanı üzerine iki bölümde ağır çelik konstrüksiyon çatısının asma germe yöntemiyle inşa edildiği binanın yapım işi olduğu tespit edilmiştir.". Sayın Başkan, tespite yer verilen hususlar zaten çok önceden yapılmıştı. Söz konusu alan, Kültür A.Ş. devralmadan önce içinde bölümlerin olduğu, oyun geliştirme merkezi olarak yıllarca kullanılan bir binadır. Slaytta verdiğimiz ilk resim 2016 yılına, alttaki resim de oyun geliştirme merkezi olarak kullanıldığı döneme aittir. Görüldüğü üzere Kültür A.Ş. temel atmamış, çatı denilen asma germeyi yapmamıştır. Kültür A.Ş. sadece bu alanı bir sergi alanına çevirmiştir. Binanın yapım amaçlı bir inşaatı, faaliyeti de yoktur. Raporu düzenleyenler gerekli araştırmaları yapmış olsalardı Sayın Başkan, örneğin sadece tapu kayıtlarına bakmış olsalardı, kayıtlarda bile kargir depo olarak geçmektedir. Böyle hatalı bir değerlendirmede zaten bulunmazlardı diye düşünüyoruz. Sayın Heyet, aksi hal bir kişinin çok basiretsiz olduğunu ya da objektiflikten uzak, yanlı ve art niyetli olduğunu göstermektedir.

Ayrıca belirtmek isteriz ki Dijital Deneyim Müzesi alanı kiralamaya konu bir alandır. Kamu İhale Kanunu’nun 62/c gereği yapım işlerinden bahsedebilmemiz için mülkiyet, el kamulaştırma ve arsa temini olmadan yapım ihalesine zaten çıkılamaz. Yani yapım ihalesinin ön şartlarından biri de mülkiyet sahipliğidir. Sayın Heyet, Kültür A.Ş. istese bile yapım ihalesi yapamayacakken iddianameyle bu hatalı tespitin suça konu edilmesi doğru değildir. Sonuç olarak Dijital Deneyim Merkezi projesinin mal alımları ile iş birliği sözleşmesinin kanuna aykırı biçimde ayrılması veya ihale mevzuatından kaçınma söz konusu olmadığından bu suçtan da bahsedilemez. Piyasa rayiç fiyatlarından yüksek oranda mal satın alınması suretiyle şirketin zarara uğratılması tespiti vardır. İddianameye konu edilen üç alım hususu vardır. Bu üç alımın toplam tutarı Sayın Başkan 159 milyon TL iken, 86 milyon TL yani %54 oranında yüksek bedelle alım yapıldığı iddia edilmektedir. Sayın Heyet, bilirkişilerin neredeyse yapılan alımların yarısından fazlasını zarar olarak kabul ettiği bir tespite sizleri teknik itirazlarla bu tespitin nasıl yanlış olduğunu açıklamadan önce, bu üç alımın Kültür A.Ş. tarafından nasıl yapıldığını anlatmakta fayda görüyoruz.

Bu kapsamda, Kamu İhale Kanunu’na tabi olmamakla birlikte Kültür A.Ş. istisna kapsamındaki satın alma prosedürünü de ilgili maddelere göre önce yaklaşık maliyet tespit etmiştir. Bu üç alımla ilgili, müze dekorasyon ve dijital sistemlerin mal alımı işi için 4 firmadan, elektronik sistemler mal alımı işi için 2 firmadan, çelik konstrüksiyon ve inşaat malzemeleri mal alım işinde ise 3 firmadan teklif alınarak piyasa araştırması yapılmış ve KDV hariç yaklaşık maliyetler belirlenmiştir. Kamu İhale Kanunu’nun 3G maddesi gereğince şirketlerin ana faaliyetlerine yönelik ihtiyaçlarını İhale Kanununa tabi olmaksızın temin etme hakkı vardır. Kültür A.Ş. istese doğrudan bir firma ile sözleşme imzalayarak mal alabilirdi. Ancak, Kültür A.Ş. kendi iç prosedürleriyle bu hakkın çerçevesini çizmiştir. İlgili prosedür gereğince istisna kapsamındaki ihtiyaçlar ilan usulüyle ya da davet usulü yöntemle karşılanabilmektedir. Kültür A.Ş. kanunun ve iç prosedürlerine uygun hareket ederek yaklaşık maliyeti tespit ettikten sonra kanunun imkân tanıdığı alım yöntemleriyle kendisine en avantajlı teklifte bulunan firmalardan alım sözleşmesi imzalamıştır.

O dönem yaşanan fahiş artışlar Fahiş artışlar bizzat devlet tarafından da mercek altına alınmıştır. O dönemde 353 firmaya toplam 84 milyar 975 milyon TL idari para cezası kesilmiştir. Bu rakamın kendisi bile o dönemdeki piyasadaki olağanüstü fiyat artışının resmi devlet kabulünde olduğunun bir göstergesidir. Sonuç olarak hayatın normalleştiği bir dönemdeki düşük fiyatları alıp depremin esas mali sonuçlarının en ağır hissedildiği dönemde yapılan alımı fazla bedel nitelendirmek ne piyasa gerçekleriyle ne de hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmaktadır Sayın Başkanım. Rapora dayanak evraklar incelendiğinde teklif istenen firmalardan Ömeroğulları Yapı Market'in 30 ürün, Ak-Sun Demir tarafından 17 ürün, Vizyon Demir tarafından ise 11 ürün için teklif verildiği tespit ediliyor. Oysa teklifin 58 ürünü de içermesi gerekmektedir. 3 ürün için 3 firma, 8 ürün için yalnızca 2, 21 ürün için ise tek bir firma teklif vermiştir. Yani raporu düzenleyen zarar hesabı yaparken tüm ürünler için teklif toplamak yerine sanki kısmi alımlı bir ihaleye firma davet ediliyormuş gibi davranmıştır. Sayın Başkanım slayt 7'yi açabilirsek proforma faturalar da gerçeği yansıtmamaktadır. Gördüğünüz üzere Ömeroğulları firması %25-40 arasında, Ak-Sun %36, Vizyon ise %39 oranında iskonto uygulamıştır. Çelik ve inşaat ürünlerinin günlük dolar euro bazında artarken bu oranlarda indirim yapılması hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu firmaların gerçek bir alım satımı olmayan ürünlerle Çevre Şehircilik Bakanlığına teklif verdiklerinin bilincinde olası bir denetim kaygısıyla piyasanın çok altında ucuz fiyata verme gayreti içinde oldukları açıktır. Ve hatta bir nevi sezon sonu indirimi yapmışlardır. Sayın Başkanım slayt 8'i de açabilirsek buradaki hesaplamalara da birkaç hususta değinmek isteriz. İlk tabloya bakmanızı istiyorum. Biraz önce değindim. 58 üründen her 3 firmanın da teklif verdiği sadece 3 tek ürün vardır Sayın Başkanım. Şimdi bu 3 ürün için ortalama fiyat alalım ve iskontoyu uygulamayalım. Görüldüğü üzere 3 üründe ortalama alınsa ve iskonto uygulanmasa raporda 2 milyon 800 bin TL'lik fark çıkıyor. Sayın Başkanım 1000 lira değil, 100 bin lira değil. 3 üründe neredeyse 3 milyonluk fark çıkıyor. Sayın heyet, alttaki tabloya da bakıp görebilsek raporu düzenleyen bazı ürünlerde teklif almasına rağmen bu teklifleri beğenmemiş ve kendi kaynağı bilinmeyen fiyatlarla hesaplama yapmıştır. Görüldüğü üzere burada da 8 üründe toplamda 7 milyonluk fark çıkıyor. Şimdi sayın heyet, 3 ürünün ortalaması 55 üründe de sayıştay fiyatlarını alıp iskontoyu kaldırdığımızda ne yapıyor?

Slayt 9'u açabilirsek burada da genel üzerinden bir rakam ortaya çıkacaktır. Bakın burada sadece iskontoyu kaldırdık, 3 üründe de ortalama aldık, net toplam 48 milyon TL'ye çıktı. Sayın Başkanım aradaki fark 12 milyon 400 bin TL'dir. Ki bu fiyata nakliye, sigorta, garanti, teminat mektubu gibi fiyatı belirleyen esaslı unsurlar da dahil değildir. Sayın Başkanım keşke tüm ürünler nezdinde teklifler olsaydı da ona göre raporu değerlendirebilseydik. Ama rapor denetlenmeye müsait olmadığı gibi sağlaması yapılabilen de bir rapor değildir. Sayın heyet, rapordaki hatalar bunlarla da bitmiyor. Raporu düzenleyen hatalı bulduğu fiyatları üretici fiyat endeksi oranıyla alım tarihi olan Şubat 2024'e geriye dönük olarak güncellemiştir. Kasımda ise bu raporu 35 milyon TL bulduğu tutarı Şubat için 29 milyon 980 TL'ye indiriyor. Oysa üretici fiyat endeksi tüm sanayi kalemlerinin ortalamasını yansıtır. İnşaat sektörü için ayrıca inşaat maliyet endeksi yayınlanmaktadır. Deprem dönemindeki yüksek maliyetler nedeniyle geriye dönük güncellemeyi esasen kabul etmiyoruz.

Ancak bir güncelleme yapılacaksa da sektöre özgü inşaat maliyet endeksi üzerinden bir güncelleme yapılabilir. Slayt 10'u açabilirsek Sayın Başkanım burada da görüldüğü üzere inşaat maliyetleri endeksine göre yapılan güncellemede 1 milyon 896 bin TL fark çıkıyor. Şimdi son olarak yine raporun ne kadar özensiz ve hazırlandığına dair bir örnek olarak da slayt 11'i açalım. Raporun ekli evrakında yer alan güncelleme tablosunda 5 nolu kaleminde 150x150x5 boyalı kutu profil Şubat 2024 fiyatı 63 bin 987 TL yazıldığını fark ettik. Kasım ayında ise bu rakamı 2 milyon 158 bin TL iken güncellemede bu fiyat 63 bin 987 TL'ye düşürülmüştür. Yani 2 milyonluk bir eksik hesaplama yapılmıştır. Sayın Başkanım bakın 2 milyonluk fark da burada çıkıyor. Ve bunlara nakliye gideri hesaba katılmamıştır. Raporda nakliye tutarlarına %5 ile 10 arasında yer verilmediğinden o eksik bedel tespitinde düşük gösterilmiştir. Sayın Başkanım bir de fiyatı doğrudan etkileyen koşullar da göz ardı edilmiştir. Teklif istenen firmalar bu koşulları bilmediğinden bunları hesaba katmadan fiyat vermişlerdir.

Size belirttiğimiz hususlar fiyatı doğrudan etkileyen esaslı unsurlar olup bu unsurlar fiyata doğru biçimde entegre edilseydi ortaya çıkacak bedel Kültür A.Ş.'nin alım fiyatına denk gelecekti. Onlarca fahiş hatanın yapıldığı, yanlış hesap yöntemlerinin uygulandığı, kamu ihale mevzuatının temel ilkelerini yok sayan, bilimsellikten ve mesleki uzmanlıktan yoksun bu raporlar delil olarak değerlendirilemez. Sayın Başkanım çelik konstrüksiyon ve inşaat malzemeleri alımlarına ilişkin olarak Kültür A.Ş. tarafından İstanbul 24. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2025/50 değişik iş sayılı kararıyla tespit talebinde bulundu. Yalnız sayın mahkeme delillerin sayısal veri niteliğinde olduğunu, tamamlanmış ve devam eden inşaat olmadığını, Sayın Başkanım toparlıyorum hani yaptığımız itirazlar özel teknik itirazlar. Bundan dolayı biraz daha vakit alacağım. İzah edip süreci bitirmeye çalışacağım. Bunlar da tespit talebimiz reddedilmiştir. Yalnız oradaki gerekçe çelik tesislerin delillerin kaybolmayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. Diğer bir iddia ise faturada yer alan miktarların mimari projeye göre fazla olduğu ve teslim tutanağı iddiasıdır Sayın Başkanım.

Mimari proje mekanın genel konusunu gösterirken uygulama projesi ise her malın sahada boyutlandırıldığı projedir. Mimari projeye göre kullanılması gereken miktar ile faturalar arasındaki fark projenin yükselmesinden ve müzenin tüm ihtiyaçlarından kaynaklanmaktadır. Nitekim Kültür A.Ş. 2025 yılında müzenin mevcut halini gösteren bir uygulama projesi çizdirmiş ve uygulama projesiyle sahada keşif yapıldığında ürünlerin sahada olduğu da görülecektir Sayın Başkanım. Bu nedenle bu projenin Kültür A.Ş.'den istenmesini talep ediyoruz. Sayın Başkanım diğer iki alım daha vardır. Müze endüstriyel video otomasyon sistemleri alım işi ve müze elektronik sistemleri alım işi. Buna ilişkin itirazlarımıza geçiyorum. Burada da raporlar dediğim gibi Çevre Şehircilik Bakanlığı tarafından istenmiştir. Teklifin Kültür A.Ş. tarafından istenmesi gerekirdi. Bunlarla da ilgili raporu düzenleyenler birçok teknik hata, eksik hesaplama yöntemleri yapmışlardır. Hesaplamalarda TÜİK verilerine göre geriye güncelleme yapılması da Sayın Başkanım hatalıdır.

Yani buna kısa bir örnek vermemiz gerekirse geçen sene 50 bin liraya aldığınız bir telefonun bugünkü değeri 40 bin liradır. Bu anlamda rapor tarihi itibarıyla zaten ucuzlamış bir ürünün idarenin alım tarihine göre tekrardan geriye güncellenmesi doğru olmayacaktır. Sürenizi verimli kullanmak açısından bu dosyada da neticeyle Sayın Başkanım İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bir değişik iş dosyası açıldı. 2025/68 bu da zaten Sayın Mahkemenize sunuldu. Burada da uzman kişilerce 2 günlük tespit sonucunda hazırlanan raporda aynen şu tespitlere yer verilmiştir: Ürünler müzecilik gibi yüksek nitelik gerektiren alanlar için özgün AR-GE üretim süreçleriyle üretilmiş, endüstriyel kullanıma yönelik profesyonel çözümlerdir ve standart piyasadan temini mümkün de değildir. Şartnamelerdeki onarım farkı işi olunca kesintisiz hizmet; sevk, personel, lojistik ve operasyon maliyeti demektir. Dolayısıyla teklif bedelleri yalnızca ürünü değil, bu hizmet yükünü de kapsar.

Sayın Başkanım, fazla uzatmadan raporun sonuç kısmına geliyorum. Yetkili distribütör fiyatlarına göre elektronik sistemler alımının %29,42, endüstriyel ekran ve videowall alımının %34,36 daha uygun olduğu denmiştir. Yurt dışı internet araştırmasına göre ise elektronik sistemler alımının %14,22, endüstriyel ekran ve videowall alımının %11,27 daha uygun olduğu belirtilmiştir. Oysa Sayıştay raporlarına dayanak raporda ise elektronik sistemler alımında 1,3 katı kadar kamusal zarar, endüstriyel videowall alımında ise 4,66 katı kadar kamusal zarar oluştuğu iddia edilmiştir.

Sayın Başkan, önünüzde bir yanda bilirkişi sıfatına sahip olmayan bir kişinin hazırladığı ikişer sayfalık iki rapor; bir yandan da İstanbul 15. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/ 565 esas, 88 sayılı dosyasında mahkeme huzurunda iki gün süren keşif sonucu alanında uzman kişilerce düzenlenmiş bir rapor vardır. Hangi raporun delil sayılacağı tartışmaya açık bile değildir. Bu nedenle Sayıştayın suç duyurusuna dayanak ettiği raporların delil niteliği de ortadan kalkmıştır. Sayın Başkanım, dijital deneyim müzesine isnat edilen delilere genel bir değerlendirme de yapmak istiyorum. Müvekkil yönünden atılı suçun maddi unsuru iş bu raporlarda gösterilen zarar tespitidir. Anlattığımız üzere gerçek verilerle hesaplama yapıldığında piyasa koşullarına göre alım yapılmış ve şirket zarara uğratılmamıştır. Sayıştay denetiminde 3 alım dosyası ile ilgili yaklaşık maliyetlerin belirlenme usulü ve işlemleri yönünden mevzuata aykırılık yönünden bir tespit bulunmamıştır, husus bulunmamaktadır. Müvekkil bu eylemlerde sadece komisyon başkanıdır. İstisna alımlarda oluşturulan bu komisyonun ihale komisyonu gereği bir komisyon olmadığını da diğer meslektaşlarımız da sundular, detaylı bir şekilde anlattılar.

Sayın Başkanım, son olarak bu konuyla ilgili Sayıştay Temyiz Kurulunun 2018 tarihli, 41907 karar, 44012 tutanak no'lu kararını okumak isterim kısaca: "Mevzuatımızda mevzuata uygun şekilde sonuçlandırılan bir ihalede ortaya çıkan teklif fiyatlarının veya toplam teklif bedelinin bir başka kaynaktan teyit ettirilmesi gerektiğine ilişkin bir zorunluluk da bulunmamaktadır. Böyle bir bakış açısı kabul edildiği takdirde ihale yapmanın mantığı ortadan kalkacak ve ülkemizdeki bütün idarelerin yaptığı tüm ihalelerde ortaya çıkan teklif fiyatları ilgili ticaret odalarına teyit ettirilmesi gerektiği gibi bir yaklaşım dayatılmış olacaktır. Dolayısıyla ortada herhangi bir ihtilaf yokken ihalede ortaya çıkan ve sözleşmeye bağlanan teklif fiyatlarının ticaret odasına sorulmak suretiyle teyit ettirilmesi ve ardı çıkan fiyat farkına dayanılarak kamu zararı iddiasında bulunulması yasal düzenlemelere aykırıdır" şeklinde kararda bulunmaktadır.

Sayın Başkanım, iddia olunan zarar sübut bulmazken cezai sorumluluk için aranan kast unsunundan varlığından da söz edilemez. Sayın Başkanım, eylem 97'yi bitirdik. Sadece şimdi eylem 87'ye ilişkin bir kısa beyanda bulunacağım, o da bitecektir. Sayın Başkanım, burada da iddianameye esas alınan rapora ilişkin bilirkişi raporu tanımlaması yapılsa da bu rapor bilirkişi raporu değildir. CMK 64 maddesi gereği Bölge Adliye Mahkemesi bilirkişi listesine baktığımızda...

Hakim: Müvekkiliniz tutuksuz, yeterince süre verdik, tamamlayalım artık.

Sayın Başkanım, yani eylem 87'ye ilişkin dediğim gibi zaten çok fazla sanıklar da meslektaşlarımız da açıklamalarda bulundular. Dediğim gibi burada alt yüklenicinin dosyası müvekkilimiz sadece birinde komisyon başkanı olarak görev yapmıştır. Genel müdür yardımcısı olduğu için prosedür gereği komisyon başkanı olarak görev almıştır. Dolayısıyla alım yöntemi, kısımlara bölünmesi ya da limit aşımı gibi iddialarda da müvekkile herhangi bir sorumluluk yüklenmesi doğru değildir Sayın Başkanım.

Dolandırıcılık suçu yönünden kısaca değerlendirmemizi yaparsak; öncelikle hileli bir davranışın olması, bu davranışla hileli bir kimsenin aldatılması, bu aldatma neticesinde bir zararın meydana gelmesi gerekmektedir. Burada hileli, mevcut dosyamızda herhangi müvekkil lehine aleyhine herhangi bir delil bulunmamaktadır. Müvekkil 97, eylem 97'de herhangi bir şekilde hileli eylemi yoktur. Komisyonda sadece başkanlık eden müvekkil yönünden değerlendirilmiş ve görev tanımının dışındaki işlemlerde bulunmuştur. Bu suçun bir diğer unsuru menfaat temin etmektir Sayın Başkanım. Müvekkilin herhangi bir kimseden menfaat temin ettiğine ilişkin dosyamızda herhangi bir beyan yahut itiraf da bulunmamaktadır. Sadece eylemin son kısmında faturalar düzenlenerek Kültür A.Ş.'nin bütçesini nakde çevirmek suretiyle şüpheli Murat Ongun tarafından örgüt üyelerine aktarılarak 2024 seçimlerini finanse edildiği şeklinde bir yorum vardır. Sayın Hakem, ortada yüksek bedelli bir alım olmadığını belirtmekle beraber firmalara ödenen bedellerin Murat Ongun'a, ondan da seçime nasıl, ne yolla, ne miktarda aktarıldığına dair ve sözde bu aktarımda müvekkilin hangi fiil ile katkıda bulunduğuna dair somut bir belge de delil de yer verilmemiştir.

Örgüt üyeliğine ilişkin olarak da Sayın Başkanım; bir örgüte üye olabilmek için en başta kişinin bu örgütün varlığını bilmesi gerekir, örgütün yasa dışı faaliyetlerinin bulunduğunu bilmesi gerekir, bu amaçlara giderek örgüte katılım sağlayarak örgütün amaçlarına katkıda bulunması sağlaması gerekmektedir. Buradaki hiyerarşik ilişkiye baktığımızda müvekkil İBB şirket içerisinde görev ve yetkilerinden kaynaklı sadece iş ilişkisine dayalı kanuni olarak bir hiyerarşisi vardır. Burada da dediğimiz gibi sadece genel müdüre bağlıdır. Devamlı, organize bir unsur da yoktur. İddianamede müvekkilin Murat Ongun'un emir ve talimatlarıyla hareket ettiği iddia edilmişse de müvekkilin Murat Ongun ile iş dahil, sosyal, ticari hiçbir bağı olmadığı gibi tanışıklığı da yoktur. Dosyamızdaki bütün kayıtlarda da bunlar net bir şekilde görünmektedir. Sayın Başkanım, müvekkilin örgüt üyesi olduğuna, birbiriyle irtibatı olduğuna ya da talimat aldığına dair dosyada tanık ifadesi dahil tek bir eylem de bulunmamaktadır.

Sayın Başkanım, sonuç olarak toparlıyorum. Eylem 97 yönünden Kültür A.Ş. Uygulama Projesi'nin istenmesini ve alanında uzman kişilerce seçilecek bilirkişilerle dijital deneyim müzesinde keşif yapılmasını talep ediyoruz. Ek olarak eylem 87 yönünden de hak ediş dosyaları dahil tüm ihale evraklarının incelemeye alınması, bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ederiz ve müvekkilin atılı suçlardan beraatına karar verilmesini talep ederiz.

MUSTAFA CAN POYRAZ SAVUNMASI – 05.10.2026

Başkanım merhaba. 33'ten önce 39 no'lu eylemle alakalı bir şey söylemek istiyorum. Ben 2014 yılında bir haber sitesi açmıştım Rota Haber isminde. Sonra dönemin il başkanı Canan Kaftancıoğlu ile çalışmaya başlayınca, haber sitesini ikinci plana attık, bir süre sonra kapattım ama siteye ait hesaplar devam ediyor, kullanılmaya devam ediyordu. 2023 yılında yapılan il kongresinde de il kongresinden sonra işsiz kalınca, ben, bir süre bu hesaplar üzerinden böyle reklam haberler üzerine paylaşımlar yaptım. Bu süreçte o mahkemede de yargılanan Şükrü tutuklu isimli arkadaşımdan da yardım istedim, o da işsiz kalmıştı. Sonra Şükrü isimli arkadaşımız gözaltına alındı bu Rota Haber'deki o eylemlerle alakalı. O paylaşımlarla alakalı 323. sayfada da herhangi bir suç, kusuru olmayan ekran görüntüleri var. Eğer bir suç varsa da o Şükrü'nün değil benimdir, öncelikle bunu belirtmek isterim.

İl binası konusuna da gelirsek; 2018 yılında ben Canan Kaftancıoğlu ile çalışmaya başladım basın danışmanı olarak il başkanlığında. Onun öncesinde de yaklaşık 10 yıl kadar öncesinden beri devam eden bir il binası sorunu vardı. Buraları biliyorsanız, il binasının bulunduğu yer Bankalar Caddesi’nin girişinde çok da böyle fiziki olarak uygun olmayan koşullardaydı. 10 yıl öncesine geri dönersek de Oğuz Bey ile Ali Özcan yarıştı, Oğuz Kaan Salıcı ile Ali Özcan yarıştı, Cemal Canpolat ile Gökhan Zeybek yarıştı, sonra Cemal Canpolat ile Canan Kaftancıoğlu'nun yarıştığı il kongresinde, her iki yılda bir yapılıyordu il kongresi. Her il kongresinde bütün adaylar yeni il binası alacağını, yeni bir merkeze geçileceğini vaat ediyordu. Yani CHP İstanbul açısından yeni bir şey değildi bu. 2014 yılında da yerel seçimler sırasında Mustafa Sarıgül adaylığında il binasının fiziksel koşulları uygun olmadığı için geçici olarak bir yıl boyunca da başka bir yere taşınmıştı.

Biz de göreve geldikten sonra 2019 yılında bir kampanya başlattık "Bir Tuğla da Sen Koy" isimli bir bağış kampanyası. Hem İstanbul'da örgütlerimiz üzerinden, partililerimiz üzerinden hem de Türkiye'ye yayılan bir kampanyaydı. Kampanya devam ederken de bir il binası bulduk. Bulunan il binasında biz anlaştık ve satın alma işlemini gerçekleştirdik. Sonra il binasının avukatı Gökhan Taşkapan'ın ofisinde buluşuldu. Çünkü satıcı tarafı bir vergi herhalde şey oluyormuş, onu sonra ifadelerinde öğrendik. Bir kısmını kaparo olarak nakit istemişti, biz de kaparo vermek için oradaydık. Görüntüye girdim. Bu konuyla alakalı yargılandığım bir dava var zaten. Buraya da niye dahil oldum onu da çok bilmiyorum açıkçası. İfademi de başvurmadılar. Muhtemelen ifademe başvursalar da herhalde burada olmayabilirdim.

Yazılı olarak da daha detaylı bir şekilde bunların hepsini yazdım. Yani o hani dikkat çeken bir konu olmadı. Sonuçta o dönem kişi başı 55 bin lira bir bağış limiti var ve verilen para da 30-40 parti üyesinin bağışlarıyla olabilecek bir para. Hatta yargılaması devam eden davada da bağışta bulunanlar kendileri beyan etti biz bu bağışta bulunduk diye. Ama hala yargılanmaya devam ediyorum. Başka söyleyeceğim bir şey yok.

SAVCI SORGUSU

Savcı: Mustafa Bey, bu Bir Tuğla da Sen Koy kampanyasında ne kadar para toplandı? Onu bir açıklayın. Bu ruhsat...

Mustafa Can Poyraz: Genel merkezin, IBAN'a satanlar falan toplamıştı. Onu bilmiyorum açıkçası.

Savcı: Kamera kayıtlarında siz de varsınız.

Mustafa Can Poyraz: Evet varım.

Savcı: O süreçle ilgili ruhsatın aşamasından bahsediliyor. 24 milyon TL gibi para bankadan gönderilmiş, 17 milyon TL elden verilmiş şeklinde anlatımlar var. İddianamede böyle geçiyor. Bu bahsi geçen görüntülerdeki para sayma meselesinde bu parayı ne için olduğunu biliyor musunuz?

Mustafa Can Poyraz: Kapora olduğunu biliyorum.

Savcı: Ne kadardı kapora?

Mustafa Can Poyraz: Efendim?

Savcı: Ne kadar bir kapora verilen?

Mustafa Can Poyraz: İşte orada verilen kapora. Zaten altında imzası da var. Yani alıcı taraf da imza attı. Onu da o mahkemeye de sunmuşlardı diye hatırlıyorum.

Savcı: Yani 15 milyon TL gibi paradan bahsediliyor o kamera kayıtlarında. Hiç dikkatinizi çekti mi, 1 milyon TL...

Mustafa Can Poyraz: Yok, çekti. Dediğim gibi, yani o zaman kişi başı bağış limiti 55 bin liraydı, şimdi 600 bin liraya çıkmış bir kişinin bir yılda yapabileceği...

Savcı: Bu bağışlar Bir Tuğla da Sen Koy kampanyasına IBAN'lara mı gönderildi para? Elden mi toplandı?

Mustafa Can Poyraz: Hayır, şöyle. Siyasi partilerin bağış toplarken makbuz karşılığında topluyor. Yani o kısımlarda ben bulunmadım, sonuçta o gün oradaydım sadece.

Savcı: Hiç buna ilişkin bir bilginiz var mı?

Mustafa Can Poyraz: Yok, hayır. Onunla alakalı da o davadaydı. Yani sorumlusu olan kişiler şey yaptı zaten.

Savcı: Gökhan Taşkın'ın beyanında bu kamera, Taşkapan pardon, beyanında 15 milyon TL paradan bahsediliyor ki kamera kayıtlarına baktığınız zaman da 1 milyon TL'den daha yüksek para gözüküyor. Siz bu süreçle ilgili, bu paraların taşınma sürecinde bulundunuz mu?

Mustafa Can Poyraz: Yok, hayır.

Savcı: Bu paralar nasıl getirildi şey binasına?

Mustafa Can Poyraz: Görüntülerde de görünüyor zaten. Ben daha önceki mahkemede de söylemiştim. Fatih Bey, bizim partilimizdir.

Savcı: Fatih Bey? Fatih Keleş.

Mustafa Can Poyraz: Fatih Keleş. Evet.

Savcı: Tamam, o getirdi.

Mustafa Can Poyraz: Biz de oradaydık sadece yani.

Savcı: Yani siz gittiğiniz zaman para var mıydı, yoksa siz gittikten sonra mı para geldi?

Mustafa Can Poyraz: Yok, ben yoktum.

Savcı: Yok, siz o hani ilgili ofise gittiğiniz zaman paralar orada mıydı, yoksa siz gittikten daha sonra mı...?

Mustafa Can Poyraz: Hatırlamıyorum ama sonuçta fark etmez yani. Hani ha bizden önce gitmiştir, daha sonra gitmiştir.

Savcı: Onu biz karar vereceğiz, fark etmez yani.

Mustafa Can Poyraz: Hayır şöyle, İstanbul'da trafiğe takılmışlardır belki, onlar takılmıştır. Tam hatırlamıyorum ama sonuçta görüntülerde sabittir.

Savcı: Yani söz konusu paraya ilişkin bağış olduğunu biliyorsunuz. Onun haricinde başka bilginiz yok.

Mustafa Can Poyraz: Yoktur.

Savcı: Tamam, başka sorum yok.

FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR

Baran Kaya: Can Bey, bir şey soracağım. Siz birkaç kere sanki anlatır gibi oldunuz ama savcı bey şey yaptı oraya. "Orada şüpheleneceğim herhangi bir durum yoktu" dediniz. Neden dediniz bunu?

Mustafa Can Poyraz: Şöyle; 55.000 lira o zamanki şey, 54 küsur, 55.000 lira kişi başı bağış miktarı. Dolayısıyla 300 tane partili bir araya gelse —ki İstanbul'da o zaman 250-300 bin üyemiz vardı— çok normal toplanabilecek bir miktar. Yani ben çok şüpheleneceğimiz bir miktar değildi açıkçası.

Baran Kaya: Anladım. Bir de şeyi soracaktım: İstanbul İl Yönetimi veya Genel Merkez'in bu satın alma sürecinden haberi var mıydı?

Mustafa Can Poyraz: Tabii, tabii, kesinlikle. Evet, evet. Genel Merkez'in de vardı hatta.

Baran Kaya: İddianamede şöyle bir iddia var da ben ondan soruyorum; İstanbul İl Yönetimi'nin bypass edildiği, haberinin olmadığı...

Mustafa Can Poyraz: Hayır, hayır. Hatta şöyle; bahsettiğim mahkemede Canan Hanım da yargılanıyor. O zaten bu konuyla alakalı mahkemede de beyanda bulundu. Bütün sorumluluğun kendisinde olduğunu, kendisinin haberi olduğunu söyledi açıkçası.

MUSTAFA CAN POYRAZ AVUKATI GÖZDE FİL SAVUNMASI

Merhabalar Sayın Başkan, Sayın Heyet; öncelikle müvekkilin ifadesine katılmakla birlikte savcılıktaki ifademiz alınmadı bundan da bahsetmek istiyorum. Ceza Muhakemesi Hukuku hepimizin bildiği gibi isnat altındaki bireylerin lekelenmeme hakkını ve adil bir usul dairesinde yargılanmasını teminat altına alan güvenceler bütünüdür. Fakat somut olayda müvekkilim Mustafa Can Poyraz hakkında yürütülen soruşturma evresinde hiçbir şekilde müvekkilimin ne bizzat ne de istinabe yoluyla ifadesi alınmamıştır. Biz bundan ne zaman haberdar olduk? İddianame hazırlandı, sizin başkanlığınızca kabul edildi ve olaylar medyaya yansıdı. Hatta ben müvekkilime döndüm dedim ki, "Acaba başka bir avukatla mı ifadeye girdin de benim haberim yok?" Müvekkilim de bana dedi ki, "Benim de haberim yok." Şimdi savcılık aşamasında ifadesi alınmayan bir kişi burada yargılanıyor Sayın Başkan. Burada eğer ki savcılık aşamasında şüpheli sıfatıyla benim müvekkilimin ifadesine başvurulmuş olsaydı, belki ne müvekkilim ne de biraz önce ifadesinde bahsettiği Şükrü Fındık burada sanık sıfatıyla burada yargılanmayacaktı.

Soruşturma evresi yalnızca bir dava açma hazırlığı değildir. Aynı zamanda temelsiz isnatların ayıklanarak gereksiz kovuşturmaların önüne geçildiği bir mekanizmadır. Müvekkilimin yargılandığı Eylem 33'e gelirsek; dava konusu taşınmazın sanığın alınmasına ilişkin görüşmelerin yapıldığı satıcı vekili Avukat Gökhan Taşkapan'ın ofisine gidişi tamamen idari bir prosedürdür. Müvekkilimin biraz önce de bahsettiği üzere, dönemin İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun basın danışmanı olarak o tarihte görev yapmaktaydı. Ve dönemin İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas'a refakat etmekle birlikte oraya gitmiştir. Müvekkilimin o tarihteki görevindeki herhangi bir görev tanımında para almak, makbuz kesmek gibi yetkileri de yoktur. Herkesin o dönem gördüğü üzere, gizlik kamerayla görüntü alınan ve bütün sosyal medya, bütün haber sitelerinde yer alan görüntülerde müvekkilim oraya gidiyor, saatlerce bekliyor. Hatta herkes hatırlayacaktır, döner geliyor, döner yeniyor, kola içiliyor. Ya bu faaliyeti yapan bir insana bunları neden yapsın diye bir sorgulamak gerekir diye düşünüyoruz.

Somut uyuşmazlıkta tanzim edilen iddianamenin Eylem 33 başlığı altındaki anlatımı ve sayfa 323'te yer alan ithamlar incelendiğinde, iddia makamının lehe hiçbir olguyu araştırmadığı ve tartışmadığı açıkça görülmektedir. İddianamede müvekkil Mustafa Can Poyraz'ın Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınması sürecinde avukatlık ofisinde çekilen gizli kamera görüntülerinde yer almasından hareketle TCK 280. maddesi kapsamındaki eylemleri gerçekleştirdiği ileri sürülmüştür. Oysa ki dosya kapsamındaki deliller; müvekkilin şahsi hesap hareketleri, mali incelemelerin hepsi değerlendirildiğinde müvekkilin şahsi mal varlığında herhangi bir suç geliri artışı, gayrimenkul gibi artışların olmadığı açıktır. Müvekkil aleyhine öne sürülen iddialar, herhangi bir maddi dayanak veya lehe delil araştırması yapılmaksızın iddianameye tamamen derç edilmiştir Sayın Başkan. Nitekim iddianamede müvekkile ait haber mecrası üzerinden algı oluşturulduğu iddia edilmişse de müvekkilin sahip olduğu kozmopolit.com isimli haber sitesi ve sosyal medya hesabı incelendiğinde; paylaşımların tamamen basın özgürlüğü kapsamında kamuoyuna mal olmuş olaylara ilişkin objektif haberlerden ibaret olduğu açıkça görülmektedir.

Sitede de yer alan haberlerin suç örgütünün menfaatleri doğrultusunda yanıltıcı bir yayım amacı taşımadığı, kaldı ki 2023 yılına döndüğümüzde, 2023 yılı Cumhuriyet Halk Partisi kongreleri vardı. Ve bu kongre sürecinden sonra benim müvekkilim oradan ayrılmıştır. Uzun süre işsiz kalmıştır. Müvekkilin tabiri caizse siyaseten rakip isimler lehine menfaat karşılığı asılsız yayın yapması da hayatın olağan akışına aykırıdır diye düşünmekteyiz. Savcılık makamı hiçbir şekilde bunları araştırmadan dosyada Eylem 19'dan yargılanan sadece Kozmopolitik'te alakası var denilen kişiyi de bu dosyaya dahil etmiştir. Yine en başa döneceğim; eğer ki savcılık soruşturma aşamasında müvekkilimi çağırmış olsaydı bunların hepsi açığa çıkardı ve Şükrü Fındık da buradan yargılanmazdı. Kaldı ki bu eylemlerin hiçbirinde suç unsuru içermemektedir.

Yine iddianamenin Eylem 33, il binası satın alınmasına dair gizli kamera görüntüleriyle yapılan suç isnadına gelirsek; biraz önce bahsettiğim gibi müvekkilim Mustafa Can Poyraz, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı binasının satın alınması sürecinde paraların elden teslim edildiği iddia olunan avukatlık ofisinde fiziken bulunması olgusu, doğrudan TCK 280. maddesinde düzenlenen "Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama" suçunu birfiil icra ettiği şeklinde nitelendirilmiştir. Ancak bu nitelendirme, maddi olguların bağlamından koparılmasına, müvekkilin ruhsatlı sıfatı ve üstlendiği vazifenin mahiyetinin tamamen göz ardı edilmesine dayanan fahiş bir yanılgı taşımaktadır. Ceza hukukunun en temel prensibini biz ne olarak biliyoruz? Bir kimsenin bir mekanda salt fiziki varlığının, yani bedensel mevcudiyetinin o mekanda gerçekleşen hukuki veya maddi muameleye iştirak ettiği anlamına gelmeyeceğidir.

Hepimiz buradayız. Yarın öbür gün burada bir suç işlendiğine varsayıldığımızda, o tarihe bakıldığı zaman 2023'te il binasının alınması sürecine parti çalışanı bir kişinin gitmesi suç olarak nitelendiriliyorsa, o zaman yarın öbür gün bizim burada olmamız da bir suç olacaktır diye düşünüyoruz Sayın Başkan. Biz nerede olduğumuzu, ne olduğunu bilmeden ne yapabiliriz? Yani benim müvekkilim her gittiği yerde siyasi parti çalışmalarında, halen daha şu anda benim müvekkilim Cumhuriyet Halk Partisi'nde Genel Merkez'de çalışmaktadır. Genel Başkan Yardımcısı Müslim Sarı'nın danışmanlığını yapmaktadır. Siyasi olarak şu anda da buradan çıktıktan sonra Mersin'e gidecektir. Buraya gittiğinde de bundan sonra ne yapacak, her hareketi yarın öbür gün siyasi faaliyetin bir sonucu suç olacak mı olmayacak mı diye yaşamını nasıl sürdürecektir diye düşünüyoruz.

Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu, tek bir suç olamayıp suç gelirlerinin sisteme sokulması veya aklanması amacına yönelik icra hareketlerini gerektiren serbest hareketli, ancak belirli neticelere yönelmiş suç tipleridir. İddianamede müvekkil Mustafa Can Poyraz bakımından hangi aklama işlemlerini gerçekleştirdiği sorusuna verilmiş tek bir somut cevap yoktur. Müvekkilin bir bankacılık işlemini yaptığı, sahte fatura mı düzenlediği, makbuz mu düzenlediği ki biraz önce de bahsettiğim gibi bunları yapma yetkisi hiç olmadı, parayı üçüncü şahıslar adına mı tescil ettirdi diye veya nakdi fiziken transfer mi ettiği yönünde hiçbir delil ortada yoktur. Böyle bir görevi, sorumluluğu, yetkisi yoktur. Müvekkil aleyhine kamu davasında ve isnat edilen aklama suçlamasında dayandığı yegane fiil satıcı vekili Avukat Gökhan Taşkapan'a ait avukatlık ofisinde gizlice kaydedilen ve yıllar sonra hukuka aykırı şekilde sosyal medyaya servis edilen video kayıtlarıdır. Bu görüntüler hiçbir yargı kararı, hakim onayı veya adli soruşturma olmaksızın, mekanda bulunan kişilerin rızası hilafına gizli kamera düzeneği kullanılarak hukuka aykırı biçimde elde edilmiştir.

Biz bunları il binası yargılaması davasında da söyledik, burada da tekrar söylüyoruz kayıtlar girsin açısından da. Bahsettiğimiz kişi bir avukat. Hukukun ne olduğunu, kanunun ne olduğunu bilen bir insan. Hala daha gizli kamera görüntüleriyle herhangi bir şekilde işlem yapılmıyor. Fakat orada olan insanlar Cumhuriyet Halk Partisi il binasının, yıllarca alınamayan İstanbul il binasının alınmasına yardımcı olmaya çalışan, tamamıyla iyi niyetli olan insanlar haksız yere yargılanıyor. Biz de buna halen daha anlayamadık Sayın Başkan. Müvekkil Mustafa Can Poyraz'ın kişilik hakları zedelendi. Bununla ilgili olarak avukatı suç duyurusunda bulundu. Takipsizlik kararı verildi. Neden kişilik hakları zedelendi? Tam bu görüntüler ortaya çıktığında Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurultay davası gündemiyleydi. Ve benim müvekkilim acaba şunu şunu yaptı mı iddialarıyla kendi örgütü içerisinde karşı karşıya kalmıştır. Netice olarak Mustafa Can Poyraz'ın avukatlık ofisinde bulunması tamamen dönemin il başkanlığı idari hiyerarşisi içerisindeki amirine refakat eden bir basın danışmanının mesleki rutininden ibarettir. Ofisteki nakit sayım, elden devir süreçlerinde müvekkilin hiçbir tasarrufu, yönlendirici rolü, maddi teması dahi yoktur. İstinat adın temelini oluşturan kamera kayıtları ise hukuka aykırı yollarla üretilmiştir. Evet bunu konuşmamda birkaç sefer söyledim ama biz bu söylemlerimizle hiçbir şekilde cevap alamıyoruz Sayın Başkan.

Hukuka aykırı olarak söylenen sözler, hukuka aykırı olarak alınan gizli görüntüler maalesef bu davaların konusunu ve temelini oluşturmakta. Ancak bu temeller hiçbir şekilde gerçekçi değildir.  Biz bunu diyoruz. Delil yasakları kapsamında kalan ve hükme esas alınması mümkün olmayan gayrimeşru materyaller olduğunu da biliyoruz. Bu somut vakalar ve yerleşik yargıtay içtihatları ışığında müvekkilin atılı suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçunun maddi ve icrai unsurlarını hiçbir şekilde oluşturmadığı izahtan varestedir. Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı'nın fiziki mekan ve hizmet binası ihtiyacı dava konusu satın alma tarihinden geriye doğru 10 yılı aşkın süredir partinin kurumsal gündeminde vardı. Biraz önce müvekkilim de zaten bundan bahsetti. Bu kronik ihtiyacın karşılanması amacıyla 2019 yılı içerisinde karar organlarınca kamuoyuna açık şekilde Bir Tuğla da Sen Koy ismi altında geniş kapsamlı bir bağış kampanyası başlatılmıştır.

Söz konusu bağış seferberliği Genel Merkez'in, il ve ilçe örgütlerinin, parti üyelerinin ve geniş halk kitlelerinin katılımıyla yürütülmüştür. Bir Tuğla da Sen Koy isimli kampanyanın da IBAN hesapları Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkez'ine aittir. Siyasi partilerin tüzel kişilikleri adına bağış toplaması, yardım geceleri düzenlemesi, seçim periyotlarında oluşturulan yasal fonlardan kalan kaynakları tasarruf etmesi uygulanan mevzuat çerçevesinde son derece olağan ve meşrudur. O tarihe döndüğümüzde de yürürlükte bulunan Siyasi Partiler Kanunu uyarınca kişi başı verilebilecek azami yasal bağış sınırı 54.000 liradır. Sadece İstanbul ölçeğindeki binlerce, on binlerce parti üyesinden ve gönüllüsünden birkaç yüz kişinin dahi bu kampanyaya katılması ve 10-15 milyon liralık bir kaynağın yasal ve meşru yollardan toplanabileceği aslında çok basit bir matematik ve sosyolojik bir gerçekliktir.

Müvekkil Mustafa Can Poyraz söz konusu süreçte, yine söylüyorum, o dönem sadece il başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun basın danışmanı olarak, bir basın emekçisiydi. Görevi basın bültenlerini tanzim etmek, il yöneticilerinin kurumsal programlarını takip etmektir. O gün de satıcı tarafın vekili avukat Gökhan Taşkapan'ın ofisine refakat etmek üzere gitmiştir. Müvekkilin şahsi hesaplarında ve mal varlığında hiçbir suç geliri olmadığını biraz önce bahsetmiştim. TCK 282. maddesinde vücut bulan suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama suçu manevi unsuru bakımından yalnızca kastla işlenebilen ve failin belirli bir saikle hareket etmesini arayan özellikli bir suç tipidir. Ben kamera görüntülerinde halen daha bu kastı görebilmiş değilim. Dolayısıyla TCK 282. maddesi kapsamında bir mahkumiyet hükmü tesis edilmesi için fail bakımından iki tane manevi koşulun aynı anda şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmesi zorunludur. Ancak iddia makamı bunları tartışmamışlardır.

Fail eylemine konu ettiği iktisadi mal varlığı değerini kanunda belirtilen alt sınırı 6 ay ve daha fazla hapis cezasını gerektiren öncül suçtan elde ettiğini kesin olarak bilmektedir. Bu kamera görüntülerinde ve savcılığın düzenlemiş olduğu temeli bozuk olan iddianamede benim müvekkilimin suçtan elde ettiği bir menfaat var mıdır, yoktur Sayın Başkan. Fail bu bilginin varlığı altında söz konusu değerin gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir kaynaktan elde edildiği yönünde kamusal organlar ve üçüncü kişiler nezdinde bir yanılsama, kanaat oluşturmak saikiyle bir işlem ve idari işlemler gerçekleştirmektedir. Hangi iradi işlemi gerçekleştirmiştir benim müvekkilim? Biraz önce bahsettim, Sayın Cumhuriyet Savcısı bir soru sormuştur: Hangi fiil olmuştur, hangi fiil ispatlanmıştır? Orada oturup il başkan yardımcısına refakat etmesi midir bu suçu oluşturan?

Somut yargılama konusu olayda müvekkil Mustafa Can Poyraz'ın suçluluk durumu tahkik edildiğinde özel kastın her iki unsurunun da kökünden yoksun olduğu görülmektedir Sayın Başkan. İlk olarak müvekkil söz konusu paraların her hangi bir suç örgütünün, rüşvetin veya irtikap eyleminin geliri olduğunu kesinlikle bilmemektedir. Müvekkil zaten Cumhuriyet Halk Partisi'nin kanayan yarası olan il binasını satın alma sürecini bilerek hareket etmiştir. İkinci olarak müvekkilde mezkur paranın kaynağını gizleme veya meşru gösterme maksadı kesinlikle bulunmamaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nin İstanbul İl Başkanlığı'nın kampanya olarak çıktığı bir konuda hangi kaynağı gizleyerek işlem yapmıştır, bunu da ben halen anlayamıyorum Sayın Başkan. Müvekkil kurumsal bir siyasi partinin basın danışmanı olarak amirine refakat etmek dışında hiçbir amaca sahip değildir. Paranın meşruiyetine, halka açık bağış kampanyasıyla toplandığına inanan bir kişinin suç gelirini gizleme saikiyle hareket ettiği iddiası psikolojik ve hukuki hiçbir gerçeklikle bağdaşmaz. Gizleme kastı doğası gereği paranın kaynağının kirli olduğunun bilinmesini önkoşul kılar. Cumhuriyet Halk Partisi'nde toplanan hiçbir para kirli değildir Sayın Başkan. Kaynağın temiz ve yasal bir kampanya geliri olduğuna inanan kimsenin de aklama kastı taşıması mantıksal bir çelişkidir.

Suçun maddi unsurlarından olan suçtan kaynaklanan mal varlığı değerinin niteliğine vakıf olmayan müvekkilin kastı hukuken de ortadan kalkmış demektir. Kastın bulunmadığı bir yerde de ceza sorumluluğundan hiçbirimizin bahsedemeyeceğini biliyoruz. Ceza yargılamasında varsayımlara, niyet okumalara, soyut kanaatlere dayanarak kast tayin edilemez. Ancak bu iddianamenin oluşmasında savcılık makamı bu kastı tayin etmek istemiştir. Şüphe duyulan her hususun sanık lehine yorumlanması gerekirken benim müvekkilim sanki suç işlemiş gibi hareket edilerek bu iddianame düzenlenmiştir. Tüm bu anlatııklarımla birlikte müvekkilin güncel durumu yapmış olduğu eylemin aslında partisine hizmet etmek olduğu ortadadır. Dolayısıyla maddi ve manevi unsurları oluşmayan suçlamadan müvekkilin beraatini gerekmektedir efendim.

HÜSEYİN GÜN SAVUNMASI – 05.10.2026

Sayın Başkan, değerli heyet üyeleri, sayın savcım; huzurunuzda görülen davaya dayanak teşkil eden iddianamede tarafıma isnat edilen çıkar amaçlı suç örgütünün yöneticisi olmak ve eylem 13 kapsamında isnat olunan kişisel verileri başkalarına verme, yayma ve ele geçirme suçlarının inandırıcılıktan son derece uzak ve tamamıyla asılsız iddialardan ibaret olduğunu önemle belirtmek isterim.

Gerçekten iddianameye baktığımızda absürt ötesi bir iddia ile karşı karşıya olduğum ortadadır. Hatta ve hatta bu iddiayı ilk duyduğumda kendimi Edvard Munch'ın Çığlık tablosundaymışım gibi hissettim. Sayın mahkemenize şimdi somut delillerin ışığı altında takdim edeceğim açıklamalar, iddianamede tarafıma yöneltilen bütün suçlamaların somut hiçbir delile dayanmadığı, çünkü ortada bir işlediğim suç yok sayın başkan, tamamıyla asılsız bir kurgudan ibaret olduğu tüm açıklığıyla gözler önüne sermeye gayret edeceğim. İddianamede tarafıma yöneltilen asılsız suçlamalara yönelik savunmama geçmeden önce büyük bir bölümünü hayatımda hiç görmediğim, hiç tanımadığım ya da mesleki, sosyal ilişkiler nedeniyle son derece kısıtlı biçimde tanıdığım kişilerle birlikte bugün huzurunuzda iddia edilen sözde çıkar amaçlı suç örgütünün yöneticisi ile yargılanıyorum ve bundan dolayı da büyük şaşkınlık ve derin üzüntü içinde olduğumu da belirtmek isterim.

Kendimle ilgili konuşmayı çok fazla sevmeyen bir insanım ama izninizle biraz özgeçmişimden bahsedeceğim. Ben, orta 2'ye kadar Mersin'de okudum. Orta 3'ten itibaren ailemin desteğiyle İngiltere'ye okumaya gittim. 1996'da onur derecesi ile Londra Üniversitesi'nden genetik mühendisi olarak mezun oldum. Meslek hayatıma ilk olarak Cenevre'de o zaman dünyanın önde gelen petrol alım satım trading, oil trade, crude oil trading ile başladım. Sonrasında Merrill Lynch Yatırım Bankası'nda hem New York aynı zamanda da Londra şubesinde yatırım uzmanı olarak çalıştım. Ardından Amerikan ve İngiliz SPK lisansını almamı müteakip başkan yardımcısı olarak terfi oldum. Daha sonra da Fransa menşeli Credit Agricole Indosuez'de kıdemli başkan yardımcısı olarak çalıştım. 7 yıllık bankacılık deneyiminden sonra elde ettiğim birikimle beraber sermaye olarak doğal kaynaklar, finansal hizmetler, enerji gibi stratejik sektörlere, özellikle yükselen ve sınır piyasaları doğrudan yatırım yapan özel bir yatırım kuruluşu olan Arsene Capital şirketimi kurdum ve o şirketin hem finansal uzmanı aynı zamanda da yöneticisi oldum.

Bu süreç zarfı içinde Batı dünyası ama bilhassa Anglo-Sakson dünyasında etkin konumlarda bulundum. Dünyanın önde gelen düşünce kuruluşlarında yöneticilik yaptım. 2012'den itibaren yatırımlarıma ağırlıklı olarak teknoloji alanına yönlendirdim. Hâlihazırda yurt dışında dünyaca bilinen birçok yapay zekâ firmasında mevcudiyetim vardır. Yapay zekâ altyapısı konusunda uzmanlığım vardır. Algorithmic trading, robotics, sosyal medya, cryogenics aynı zamanda da epigenetics ve bunun yanında nanoteknolojide de faaliyetim, faaliyet gösteren şirketlerim mevcut. Diğer taraftan asılsız casusluk suçlamasıyla halen sanık olarak yargılandığım İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2026/55 esas no'lu dava dosyasındaki yazışmalar ve adli makamlarca el konulan cep telefonumda kayıtlı olan Başbakanlık Müsteşarı ve son dönemin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay tarafından düzenlenen devletimin isteği ve yetkilendirmesi üzerine authorization certificate başlıklı yetki belgesi ile bunu teyit eden 19 Aralık 2025 tarihli MASAK raporunda da anlaşılacağı üzere, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ/PDY terör örgütü ile mücadele etmiş gururlu bir Türk vatandaşıyım.

Türkiye vatandaşı olmaktan onur duyan ve tüm yaşantım boyunca uluslararası arenada edindiğim ticari, iktisadi, siyasi ve sosyal irtibatlarımı kullanarak bugüne kadar ülkeme hiçbir karşılık beklemeksizin hizmet etmeye çalışan bir Jön Türk’üm. Yüz yüze de söylemem gerekirse; tarafıma isnat edilen asılsız suçlamalara dayalı gerek huzurunuzda yargılandığım işbu davada gerekse hürriyetimden mahrum edilmek suretiyle yargılandığım asılsız casusluk davasında 16 aydan beri yaşadığım bu ağır zulüm ve mağduriyetin altında devletimizin maalesef pek çok önemli makamına sızmış ve halen daha deşifre edilememiş kripto FETÖ'cülerin etkili olarak adli makamların da yanıltmış olabileceği kanaatindeyim.

Nitekim devletimizin bilhassa son dönemde ardı ardına yapmış olduğu FETÖ operasyonları ne yazık ki kripto FETÖ'cülerin halen daha devletimizin içinde aktif biçimde faaliyette bulunduklarının göstergesidir. Sayın mahkemenize şimdi söz ettiğim özgeçmişim de iddianamede tarafıma yöneltilen suçlamaların ne derece inandırıcılıktan yoksun ve mesnetsiz olduğunu tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Bugün huzurunuzda bu kez de örgüt yöneticiliği gibi akıl almaz başka suçlama ile sanık olarak yargılanmama sebebiyet veren olayların izninizle Sayın Başkan, kronolojik gelişimini size kısa olarak bahsetmek isterim.

Muhbir Ümit Deniz Alaçam, manevi annem merhum Seher Erçili Alaçam’ın öz oğludur. Uyuşturucu, kumar ve yasa dışı bahis müptelası olan ve geçmişte öz annesi tarafından bu nedenle defalarca terapi merkezine yatırılan biri olan Muhbir Ümit Deniz Alaçam tarafından, öz annesinin vefatının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra 112 Çağrı Merkezi'ne 2 Mart 2025 tarihinde hakkımda casusluk suçlamasıyla bir ihbarda bulunulmuştur. Söz konusu ihbar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Mücadele Bürosu tarafından başlatılan 2025/57354 nolu soruşturma kapsamında devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ya da askeri casusluk amacıyla temin etmek isnadıyla hakkımda İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği'nce 17 Haziran 2025 tarihli ve 2025/6159 D. İş nolu yakalama kararı çıkartılmıştır.

Sayın Başkan, ben bu sırada gıyabımda cereyan eden olaylardan habersiz biçimde ülkemizde yapay zeka fabrikası kurmak için Amerika'dan uçakla 30 Haziran 2025'te Türkiye'ye döndüm. Türkiye'ye dönüşümde giriş yaptıktan hemen sonra söz konusu yakalama kararına istinaden emniyet güçlerince İstanbul Havalimanı'nda yakalanarak gözaltına alındım. Bu sırada cep telefonum ve dizüstü bilgisayarıma emniyet güçleri tarafından el konuldu. Söz konusu cihazlarımın şifresini kendi isteğimle emniyet güçlerine ben bildirdim. Çünkü suç teşkil edecek herhangi bir eylem içerisinde olmadığım için, dijital verilerimde hukuka aykırı hiçbir unsurun bulunmadığını bildiğim için devletime teslim ettim. Gözaltı sürem iki kez uzatılarak İstanbul TEM Şube Müdürlüğü'nde ifade işlemlerinin 4 Temmuz 2025 saat sabah 06.30'da tamamlanmasına müteakip soruşturma savcılığınca aynı gün tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk edildim. İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2025/754 nolu yapılan sorgumun ardından TCK 328/1 uyarınca casusluktan tutuklandım.

Ancak tarafıma bu asılsız iftiraları atan Muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın casusluk suçlamasıyla yargılandığım İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın, Sayın Başkan, geçen hafta 29 Eylül 2026 tarihli duruşmasında mahkeme heyeti huzurunda sergilediği tutarsız davranışlara bakıldığında ne derece ruhsal sorunlardan muzdarip, öfke patlamaları yaşayan ve dengesiz bir kişilik yapısında olduğu açıkça görülmektedir. Hatta Muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın çapraz sorgusu sırasında söylediği yalanlar bir bir ortaya çıkınca mahkeme huzurunda avukatıma dahi hakaret etmekten çekinmemiş ve kendisine defalarca yapılan uyarılara rağmen herkese nefret söylemlerinde bulunarak saldırgan tavırlarını sürdürmesi üzerine mahkeme başkanı tarafından SEGBİS üzerinden alınan ifadesi son verilmek zorunda kalınmıştır. Bu geçen hafta oldu Sayın Başkan.

Dosya kapsamındaki bu belirlemeler Muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın tarafıma yönelttiği iftiralara kesinlikle itibar edilemeyeceğini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Diğer taraftan casusluk suçlamasıyla hakkımda soruşturmanın devam ettiği sırada el konulan dijital verilerim üzerinden yapılan inceleme neticesinde bu kez de –garip bir şey– bu kez de huzurunuzda görülen davaya konu çıkar amaçlı suç örgütü yöneticiliği isnadıyla başlatılan 2025/8620 sayılı soruşturma nedeniyle 24 Ekim 2025 tarihinde sabah saat 06.00'da Silivri Cezaevi'nden alınarak İstanbul TEM'e getirildim. Burada 25 Ekim 2025 tarihinde –ki o gün enteresan şeyler olmuştur– akşam saat 19.30 sıralarında ifadem alınmaya başlandı ve söz konusu ifadem ertesi sabah, yani 26 Ekim 2025 tarihinde sabah saat 10.50'ye kadar devam etti. Konuyla ilgili İstanbul TEM'de ve savcı huzurunda tüm bildiklerimi samimiyetle adli makamlara olduğu gibi aktararak soruşturmaya konu hadisenin aydınlanmasına katkı sağladım. Nitekim bu beyanlarımın ardından soruşturma savcılığınca Sayın Başkan, Sayın Savcı beni etkin pişmanlık kapsamında değerlendirdi. İfademin alınmasından sonra serbest bırakıldım.

Ancak tekraren şu hususu önemle belirtmek isterim: Gerek İstanbul TEM'de gerekse soruşturma savcılığında vermiş olduğum tüm ifadelerimde herhangi bir suç örgütünün varlığına ya da benim bu suç örgütünün yöneticisi olduğuma dair hiçbir ikrarda bulunmadım. Aynı şekilde söz konusu ifadelerimde iddianamede 13 nolu eylemde tarafıma isnat edilen kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme suçları işlediğime dair herhangi bir ikrarda da bulunmadım. Nitekim bugün bugüne kadar verdiğim dosyada tüm ifadelere bakıldığında tarafıma isnat edilen suçlamaları her yönüyle reddettiğim açıkça görülmektedir. Şunu da açıkça belirtmek isterim Sayın Başkan izninizle: Söz konusu ifadelerimin hiçbir yerinde, herhangi bir yerinde de kimseye iftira da atmadım, hiçbir iftirada da bulunmadım.

Huzurunuzda görülmekte olan yargılamaya dayanak teşkil eden iddianame Sayın İmamoğlu liderliğinde kurulduğu iddia edilen çıkar amaçlı suç örgütünde sanıklardan Sayın Murat Ongun, Sayın Fatih Keleş, Ertan Yıldız, Murat Gülibrahimoğlu ve Adem Soytekin ile birlikte örgüt yöneticisi olduğum söyleniyor ve eylem 13'te yargılanan Sayın Necati Özkan, Melih Gecek, Erol Naim Özgüner, İsmet Koyun, Emrah Yüksel, Şehide Zehra Keleş ve Iraz Bayrak'ın da söz konusu suç örgütüne sözde bana bağlı örgüt üyesi olarak faaliyette bulundukları ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır. Savcılık aşamasında vermiş olduğum tüm ifadelerde açıkça belirttiğim üzere Sayın İmamoğlu'nun İBB Başkanı olarak seçildikten yaklaşık bir, bir buçuk ay sonra merhum manevi annemin, Seher Erçili Alaçam'ın isteği ve ricası üzerine Saraçhane binasına müştereken yaptığımız nezaket ziyareti sırasında sadece hayatımda bir defa gördüm Sayın Başkanım. Bir defa ve beş dakikalığına. Madem işte artık bütün medyada kara propaganda yapıldığı için bir yıldır benim hakkımda, işte o fotoğraf. Bir tane, bir fotoğraf. Yani nezaket ziyareti Sayın Başkanım, başka hiçbir şey yok.

Neyse. Sayın İmamoğlu'nu ben hayatımda ikinci kez karşılaşmam ise casusluk suçlaması ile yargılandığımız İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın ilk duruşmasında gerçekleşmiştir. Nitekim Sayın Başkanım, dosyanızda, yani bu davanın dosyasındaki iletişim kayıtlarına da bakıldığında benim Sayın İmamoğlu ile bu tarihin, yani nezaket ziyareti tarihinin ne öncesinde ne de sonrasında herhangi bir irtibatım bulunmadığı açıkça görülmektedir. Yani ben burada Sayın Başkanım, size benim beyanımı esas alın demiyorum, zaten teknoloji yatırımcısı olduğum için ben veri, yani delillerle... Bu delil de dosyada mevcut. Benim Sayın İmamoğlu'yla nezaket ziyareti dışında, öncesinde ve sonrasında hiçbir irtibatım olmamıştır. Ama gel gör elim iddia makamına göre ben yöneticiymişim.

İddianamede benimle birlikte örgüt yöneticisi olduğu ileri sürülen Murat Ongun, Fatih Keleş, Ertan Yıldız, Murat Gülibrahimoğlu ve Adem Soytekin isimli şahısları ise hiç tanımıyorum Sayın Başkanım. Sıfır. Bu bu kişilerle doğrudan ya da dolaylı hiçbir irtibatım yoktur ve bu da kanıtlıdır, bu kanıt da dosyanızda mevcuttur; dijital veriler makamında. İddianamede örgüt üyesi olduğu ileri sürülen Sayın Necati Özkan'ı ise merhum manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım. Önemle belirtmek isterim ki, ben bu süreçte yalnızca İBB seçimlerinin —bu da ikinci seçim oluyor, yani ikinci iptal edilen seçimlerden sonra— Yüksek Seçim Kurulu tarafından iptalinden sonra manevi, yani merhum manevi annem olarak adlandırdığım Seher Erçili Alaçam'ın yoğun ısrarları ve ricası üzerine —çünkü kendileri merhum, Sayın İmamoğlu'nu çok severdi ve koyu bir CHP'liydi, Atatürkçüydü— neticesinde Sayın İmamoğlu'nun seçim danışmanı Sayın Necati Özkan'a yaklaşık 10 günlük, Sayın Başkanım, altını çiziyorum, 10 gün, 10 günlük... 10 günlük sürede yurt dışında o dönem ortağı olduğum Amerika'daki PiQ isimli şirketin teknik elemanlarına sosyal medya analizi yaptırdım. Yani açık kaynak analizi, Sayın Başkanım. Açık kaynak. İnternette herkesin rahatlıkla ulaşabileceği açık kaynaklardaki verilere dayalı olarak yapılan bu sosyal medya analizi her ne hikmetse iddianamede örgüt kapsamında işlendiği ileri sürülen, kişisel verilerin izinsiz ele geçirilmesi, kullanılması ya da dağıtılması suçu olarak nitelendirilmesi, Sayın Başkanım, abesle iştigaldir.

Bunun dışında dosyadaki yazışmalardan ve sanık anlatımlarından da anlaşıldığı üzere, yine manevi annem merhum Alaçam'ın yoğun ısrarları ve yönlendirmesiyle —çünkü kendisi hep benim Türkiye'de iş yapmamı istemiştir— neticesinde seçimlerden bir süre sonra 20 Ağustos 2019 tarihinde sosyal medya analizine yönelik PiQ isimli o dönemki ortak olduğum şirket yazılımın sunumunun yapılması için İBB yetkilileri ile Sayın Necati Özkan'ın koordine ettiği bir sunum gerçekleştirdim. Ancak söz konusu sunumda... Sunumdan sonra mali şartlarda anlaşamadığımız için İBB ile aramızda herhangi bir ticari ilişki olmamıştır, gelişmemiştir. Bu da benim, Sayın Başkanım, İBB ile ilgili ilk ve son temasımdır. Bunun altını çiziyorum; ilk ve son temasım. Yani benim İBB ile ne bir ihale ne bir ilişkim, kişisel veya ticari, sıfır. Sıfır, Sayın Başkanım, yok.

Nitekim dosyada iletişim kayıtlarında teyit edildiği üzere Sayın Necati Özkan ile İBB seçimlerinden, YSK tarafından iptalinden sonra 10 günlük kısıtlı sürede açık kaynaklara dayalı olarak yaptırdığım sosyal medya analizi ve akabinde konuyla ilgili İBB'ye 20 Ağustos 2019 tarihinde yaptığım yazılımın ticari sunumu dışında yüz yüze hiçbir görüşmem olmamıştır. Ancak Türk töresinde gerçekten bir kahvenin kırk yıllık hatırı vardır. Ben Sayın Necati Özkan'ın kahvesini içtim. İçtiğim için 2025 yılında, mart ayında Sayın Özkan hakkındaki kamuoyunda bazı olumsuz haberlerin yayılması üzerine kendisine sadece, Sayın Başkanım, insani nedenlerden dolayı bir defa "Geçmiş olsun" mesajı attım. Bunun haricinde Sayın Necati Özkan ile de hiçbir irtibatım olmamıştır.

Bu kapsamda iddianamede bana bağlı örgüt üyesi olduğu ileri sürülen İBB Teknoloji Koordinatörü Sayın Melih Geçek ve sanırım İsttelkom veya İston'da iletişim ve sosyal medya yöneticisi olarak görev yaptığını bu dava vesilesiyle öğrendiğim Ulaş Yılmaz isimli şahısları da İBB'ye söz konusu yazılımın sunumuna yönelik 20 Ağustos 2019 tarihinde yaptığım sunum sırasında sadece hayatımda, Sayın Başkanım, bir defa gördüm. Bir kez. Söz konusu toplantıya katılan diğer İBB çalışanlarının kim olduğunu da hatırlamıyorum. Çünkü bu sunum sırasında diğer kişilerle doğrudan herhangi bir irtibatım olmadı.  Bu nedenle iddianamede bana bağlı örgüt üyesi olduğu ileri sürülen Erol Naim Özgüner, İsmet Koyun, Emrah Yüksel, Şehide Zehra Keleş ve Iraz Bayrak isimli kişileri tanımıyorum. Hiçbir tanışıklığım olmadı, hiçbir irtibatım olmadı ve bunu da önemle belirtmek istiyorum. Tanımıyorum Sayın Başkanım.

Aynı şekilde iddianamede 13 no'lu eylemde TCK'nın, Türk Ceza Kanunu'nun 135. ve 136. maddelerine muhalefet iddiasıyla yargılanan Sayın Resul Emrah Şahan, Esma Bayrak, Abdullah Uygun, Adem Ok, Ayhan Güveli, İdris Yıldırım, Mehmet Çağlar Kuru, Hüsnü Can Şen, Elif Yıldız Kızıltan, Esra Huri Bulduk, Nuri Cem Ceylan, İsmet Korkmaz, Sezgin Paydaş, Yusuf Utku Şahin ve Orhan Gazi Erdoğan isimli şahısları da hiç tanımıyorum. Bu kişilerle de hiçbir zaman, hayatım boyunca hiçbir irtibatım olmadı. Ayrıca iddianamede örgüt kapsamında işlendiği ileri sürülen diğer suçlardan yargılanan sanıkları da tanımıyorum. Huzurunuzda gördüm. Bu kişileri de örgütsel iş birliğine yönelik herhangi bir irtibatımın bulunmadığını da önemle belirtmek isterim ve bunun da kanıtı dosyada dijital verilerde mevcuttur Sayın Başkanım. Bu nedenle, huzurunuzda size belirtmiş olduğum aleni görüşmeler dışında, iddianamede örgütsel irtibatın sözde delili, altını çiziyorum sözde delili olarak gösterilen ortak baz kayıtları, tesadüfen aynı baz istasyonunda ya da çevresinde geçtiğimiz, benim geçtiğim sırada tespit edilmiş sinyaller olabileceği kanaatindeyim.

Nitekim bilirkişi marifetiyle çözümü yapılan dosyadaki yazışmalara bakıldığında benim manevi annem Sayın Alaçam'ın isteği, ricası ve yönlendirmesi neticesinde İBB yetkilileriyle 2019'da on günlüğüne sınırlı süre içerisinde sadece ticari amaçla görüştüğüm, bir defaya mahsus, mali şartlarda anlaşamadığımız için aynı yılın yani 2019'un Eylül ayı, hatta size tam gününü de veririm Sayın Başkan, 3 Eylül 2019 tarihinden itibaren benim hiçbir temasım, iletişimim, irtibatım olmamıştır Sayın Başkan. Bunun kanıtı da dosyada mevcuttur. Kaldı ki Sayın Başkan sizden rica ediyorum, bir dakikalığına şu cümlemi dinledikten sonra zihninizde bir resim çizmenizi rica edeceğim. Ben şayet örgüt yöneticisi isem, İBB'de bana bağlı örgüt üyesi olduğu iddia edilen şahıslar niçin benim tanıtımını yaptığım yazılımı kabul etmediler? Bu soruya verilecek tek bir mantıklı yanıt, benim hiçbir zaman iddia edilen örgütün hiyerarşisi içerisinde yer almadığımın açıkça ortada olmasıdır. Nitekim dosyada Sayın Necati Özkan ve manevi annem Sayın Alaçam ile aramda cereyan eden yazışmalar, zaten başlı başına huzurunuzda yargılanan sanıklarla ilgili aramda herhangi bir örgütsel irtibatın bulunmadığının somut göstergesidir. Aynı şekilde iddianamede suç tarihi olarak 2022-2025 yılları arası gösterilen eylem 13'e dikkatinizi çekerim Sayın Başkan. Yani suç tarihi 2022-2025; peki nasıl oluyor da benim en son iletişimim 3 Eylül 2019? Bu dosyanızda sabit, kanıtlı bir veri; yani ben bunu söylemiyorum, bunu delil gösteriyor. Ama suç tarihi 2022-2025, benim hiçbir alakam yok Sayın Başkan.

Şimdi tarafıma isnat edilen İstanbul Senin ve İBB Hanem adlı uygulamalarıyla herhangi bir irtibatım yok. Bunun da kanıtı dosyanızda dediğim gibi mevcut Sayın Başkan. Nitekim bu gerçek ortadayken eylem 13'te yargılanan diğer sanıkların ifadesinde de ve en önemlisi 3 Eylül 2019 tarihinden sonra hiçbir İBB görevlisi ile irtibatımın olmamasıyla da teyit edilmiştir. Kaldı ki dosya kapsamında verilen verilerden anlaşılacağı üzere İstanbul Senin uygulaması İBB bünyesinde 2021 yılında hayata geçirilmiş bir uygulamadır. Yine dosya kapsamında verilerden anlaşıldığı üzere İBB Hanem uygulamasına yönelik ilk çalışmalar 2023 yılında başlamıştır ve bu uygulama hiçbir zaman İstanbul Senin uygulamasına eklenmemiştir. Sadece belediye çalışanlarına yönelik proje aşamasında kalmış olduğunu, bu iddianame çıkıp araştırınca sonradan öğrendim. Benim İstanbul Senin, İBB Hanem ile hiçbir alakam, ilişkim yok.

Yani Sayın Başkan affınıza sığınarak söylüyorum, bu iddianameyi okuduğumda kendimi şöyle hissettim; işim gücüm yok benim, milyonlarca dolarlık risk sermayesi yönetmiyorum, benim milyonlarca dolarlık teknoloji yatırımım yok, işi gücü olmayan ama hobi olarak suç örgütü tanımadığım insanlardan yöneticisi olmuşum gibi bir hissiyata kapıldım, aklım almadı. Görüldüğü gibi Sayın Başkan, varlığı iddia edilen örgütün hiyerarşik yapısında benim kime, nasıl, hangi direktifleri verdiğim, nasıl ve kimden direktif aldığım meçhul, yok. İletişimim yok Sayın Başkan. Şimdi bir örgüt şeması var, iddianame çıktığında kendimi orada görünce şaşırdım zaten. Sayın İmamoğlu lider olarak orada gözüküyor ama benim telefonum devlette; benim telefonumda Sayın İmamoğlu'nun numarası yok, benim numaram da Sayın İmamoğlu'nda yok. E peki nasıl bana talimat veriyor? Ben hangi talimatları almışım örgüt şemasına göre ve kimlere vermişim? O da yok, çünkü tanımıyorum Sayın Başkan, hakikat bu.

Savunmamda da belirttiğim bu hususları dosyadaki dijital verilerde siz de göreceksiniz Sayın Başkan. Şu hususu da önemle belirtmek isterim ki, aynı eylemlere dayalı olarak İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada da ayrıca asılsız casusluk suçlamasıyla 15 aydır tutuklu olarak yargılanıyorum. Bu durum öncelikle ceza yargılamasının temel ilkelerinden biri olan, hiç kimsenin aynı fiilden dolayı birden çok kez yargılanamayacağına dair "non bis in idem" ilkesine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Tekraren belirtmek isterim ki, internetten herkesin rahatlıkla ulaşabileceği açık kaynaklardaki verilere dayalı olarak yabancı bir firma tarafından yapılan sosyal medya analizinin, iddianamede örgüt kapsamında işlendiği ileri sürülen kişisel verilerin izinsiz ele geçirilmesi, kullanılması ya da dağıtılması suçu olarak nitelendirilmesi hukuki dayanaktan tamamen yoksundur.

2019 yılında yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Bilgi ve İletişim Güvenliği Tedbirleri Genelgesi uyarınca her ne kadar kamu kurum ve kuruluşlarına ait verilerin, yerli hizmet sağlayıcılar hariç bulut depolama hizmetlerinde saklanması yasaklanmış ise de, yabancı firmanın sunucularının ve veri merkezlerinin fiziksel olarak Türkiye'de bulunması halinde bu şirketlerden bulut depolama hizmetleri alınması mümkündür. Nitekim devletimizin geçen yıl bulut hizmeti sunan yabancı şirketlere ait serverlara ve şirketlere yaklaşık 4,5 milyar dolar tutarında kira parası ödemiştir. Üzülerek söylemem gerekirse iddianamede bu hatalı bakış açısından hareket edildiği takdirde devletimizin resmi kurumlarının dahi her zaman bu tür asılsız suçlamalara muhatap kılınması mümkün hale gelebilecektir maalesef. Ben varlığı iddia edilen çıkar amaçlı suç örgütünün yöneticisi ya da üyesi olmadığım gibi, böyle bir örgüte de bilerek hiçbir şekilde ne yardımda bulundum ne de haberim var. Yani böyle kişisel verileri başkasına ne geçirdim, ne yaydım; çünkü alakam yok, tanımıyorum Sayın Başkan. Tanımıyorum yani, hiçbir kişisel ve ticari ilişkim yok.

Ben kimi yönetiyorum? Tanımadığı bir insan, tanımadığı insanı nasıl yönetebilir sayın başkanım? Yani, kelimeler bulamıyorum yani. Hafızam almıyor. Ayrıca iddianamede söz konusu örgüt kapsamında işlendiği ileri sürülen diğer eylemlerle de hukuki ve fiili hiçbir irtibatım yoktur. İddianamede şahsıma yöneltilen tüm suçlamalar asılsızdır. Gerçek ötesidir. Benim müspet suçları işlemeye yönelik herhangi bir hukuka aykırı eylemim ve kastım kesinlikle olmamıştır ve yoktur. Nitekim bugüne kadar ki yaşam çizgime bakıldığında devletine, milletine ve ülkesine gönülden bağlı Jön Türk felsefesini kendisine şiar etmiş bir iş insanıyım. Yöneltilen tüm bu asılsız suçlamaları şiddetle reddettiğimi belirtir sayın mahkemenizce yapılacak yargılama neticesinde beraat kararının verilmesini ve duruşmalardan bağışık tutulmamı saygılarımla. Arz ederim.

HAKİM SORGUSU

Hakim: Uygulamadan bahsediliyor, telefonunuzda tespit edildiği belirtilmiş uygulamalar, Wickr mı?

Hüseyin Gün: Evet, Wickr.

Hakim: Nedir bu uygulama?

Hüseyin Gün: Wickr mesajlaşma yani...

Hakim: Necati Özkan'la bir yazışmanızdan bahsedilmiş.

Hüseyin Gün: Evet.

Hakim: Bu "... bak." şeklinde yazdığınız, orada kastedilenin de bu uygulama olduğu, o uygulama içerisinde de Necati Özkan ile yazışmalarınızın olduğundan bahsedilmiş.

Hüseyin Gün: Sayın Başkanım, o yazışmalar sadece bugün geriye dönüp baktığımda o zamanki teknoloji firmamın teknolojisini ve kabiliyetini anlatmak için ama bugün sanırım maksadını biraz aşan bir mesaj olmuştur. Ancak suç içeriği, içeriğinde suç unsuru yoktur.

Hakim: Bu mesajlaşmalarda görüştüğünüz kişi Bluestar81. Kimdir bu yazıştığınız kişi? Hatırlayabiliyor musunuz?

Hüseyin Gün: Yani tam olarak hatırlamıyorum ama...

Hakim: Sizin kullandığınız isim Jupiter1881 miydi? Rumuzunuz?

Hüseyin Gün: Doğrudur, evet. Evet.

Hakim: Yine Bluestar81 isimli kişiyle olan yazışmalardan bahsedilmiş. O kişinin de Necati Özkan olduğuna dair değerlendirme yapılmış. Hatırlıyor musunuz? O uygulamadan Necati Özkan'la görüştünüz mü?

Hüseyin Gün: Olabilir. Efendim?

Hakim: O uygulama içerisinde Necati Özkan'la yazışmanız, görüşmeniz var mı? Doğru mudur iddianamede belirtilen o husus...

Hüseyin Gün: İddianamede belirtilen soru tam olarak neydi Sayın Başkanım, ben tam anlayamadım?

Hakim: Uygulama içerisinde Necati Özkan'la yazışmanız var mı? Yani bu iddianamede bu şekilde belirtilmiş ya, değerlendirme yapılmış. Jupiter1881 isimli rumuzlu kişinin siz olduğunuz, Bluestar81 isimli kişinin Necati Özkan olduğu, aranızda o takım yazışmalardan bahsedilmiş iddianamede. Bu iddianamede belirtilen husus doğru mudur diyorum? Yani Necati Özkan'la bu uygulama üzerinden, Wickr isimli uygulama üzerinden görüşmeniz oldu mu?

Hüseyin Gün: Oldu.

Hakim: Görüşme içerikleri doğru yani?

Hüseyin Gün: Evet ama dediğim gibi suç unsuru yok Sayın Başkanım.

Hakim: Ben suç unsuru mu değil mi diye sormuyorum, iddianamede belirtilmiş ya bu hususlar, doğru mu diyorum bu görüşme içerikleri?

Hüseyin Gün: Doğrudur.

Hakim: Sayın Savcım, sorunuz var mıdır?

Savcı: Yoktur Sayın Başkanım.

Hakim: ..... rumuzlu yaptığınız bir yazışmada değerlendirme kısmında Necati Özkan bu Ulus 81'le yaptığınız şeklinde bir şey var. Orada diyorsunuz ki mesajda bilmenize memnun olacaksınız ki İstanbul Belediyesi veri tabanı kopyalama sorunu risklerini azaltmak için yapay zeka dijital boardumuzu kullandık ve aktif ettik. Bu kadar hassas araçları kullanırken dikkatli olmalıyız çünkü bize resmi yetki verilmiş değil ama ben riski aldım. Umarım bu size ve kampanya tarafından siz ve kampanya tarafından not edilmiştir. Karşı taraftaki şahısın da teşekkür ettiği şeklinde bir mesajlaşma. Ne anlatıyorsunuz burada, neyle ilgili?

Hüseyin Gün: Yani o dönemki ortağı olduğum teknolojinin kabiliyetini anlatabilmek için maksadını aşan bir mesajdır. Ama zaten devletin bilirkişi raporu da

Hakim: Maksadını aşan derken ne anlamda?

Hüseyin Gün: Yani o dönemin en yetkin analiz platformunu anlatmak için.

Hakim: Devamında da bir Word dosyası göndermişsiniz galiba yazışma içeriğinde.

Hüseyin Gün: Evet.

Hakim: NYX RQ Ağustos 2019 yazılı bir Word dosyası. Onunla ilgili bir şey hatırlıyor musunuz? İncelediniz mi?

Hüseyin Gün: Yok hatırlamıyorum Sayın Başkan. Yani seçimden 2 ay sonra olan şeyler Sayın Başkan. Yani yine bunu önemle belirtmek isterim seçimde ne bir seçim manipülasyonu olmuştur. Günün sonunda Sayın Başkan bunu Türk adaletine olan güvencem tam olduğu için her ya da geç doğru ortaya çıkacak. Seçimde ne bir manipülasyon olmuştur. Sadece ve sadece Sayın Başkan 10 günlüğüne sosyal medya analizi yaptırdım. İlabeten, gönüllü, adına ne derseniz deyin. Başka da hiçbir şey yapmadım. Yok. Tekrar altını çiziyorum izninizle. Sosyal medya analizi yaptırmak suç değil Sayın Başkan.

Hakim: Buradaki yazışma içeriklerinde neden veri tabanı kopyalama sorunu risklerini azaltmak için dijital boardumuzu kullandık?

Hüseyin Gün: Burada bir typo var. Typo typo. Şimdi şöyle Sayın Başkan o zaman sahip yani ortağı olduğum şirket

Hakim: Bu kadar hassas araçları kullanırken dikkatli olmalıyız çünkü bize yetki verilmiş değil ama ben risk aldım. Mesela neyi kastediyorsunuz burada, neyin riskini aldınız?

Hüseyin Gün: Bir risk almadım. Yanlış yazılmış başkan O typo yani maksadını aşmış bir mesaj. Çünkü günün sonunda şöyle bir şey yok.

Hakim: Çeviri hatası falan mı var?

Hüseyin Gün: Olabilir, olabilir, olabilir Sayın Başkan. Çünkü İBB veri tabanı veri tabanının kopyalanmadığına dair zaten resmi raporlar var. Yani ne ben böyle bir veri tabanını kopyaladım ne de bir alakam var. Zaten Sayın Başkan gönüllülük yaptığım şey sosyal medya analizi. Veri tabanını ne yapayım? Yani yok.

EKREM İMAMOĞLU, HÜSEYİN GÜN’E SORUYOR (TEK PARÇA) – 05.10.2026

Ekrem İmamoğlu: Bu kısımda yani soru sormak da zor Sayın Başkan, Sayın Heyet. Çünkü soru sormamak da zor, sormak da zor yani. Çünkü bir suç örgütü iddiası var bu, külçe ağırlıklı değersiz iddianamede. Ve bu suç örgütü iddiasındaki en önemli 6 kişiden birisi şu anda sanık kürsüsünde. Yani kendisi, suç örgütü yöneticisi Sayın Hüseyin Gün. Ben de bu yönetici ilan edilenlerin lideriyim. Esasen soru sormanın da güçlüğü burada. Şimdi bu trajikomik durumu aydınlatmak için değil de esasen, yani kelime bulamıyor insan. Dolayısıyla bu soruları sormak zorunda kalıyorum. Az önceki haklı eleştirinizin karşılığında bunları söylemek zorundayım. Sonuçta, binlerce yılla yargılanan Ekrem İmamoğlu, bu suç örgütünün varlığından yargılanıyor. Yani hani bu işin temeli buraya dayanıyor. Temelinin de ana unsuru, yöneticileridir; eğer suç örgütü varsa. Yani benim yıllardır birlikte çalıştığım, danışmanlığını yapmış Necati Bey'in bağlı olduğu yöneticiden bahsediyoruz. Yani Hüseyin Gün, Sayın Hüseyin Gün böyle de yönetici. Şimdi soru sormadan nasıl durabilirim diye kendime soruyorum, mesela Hüseyin Bey'in duruşma salonunda görevi nedir?

Bir başka boyutu da bizim aynı zamanda bir “casusluk davasıyla” yargılandığımızı ve benim ikinci tutuklamamın, Necati Bey'in ikinci tutuklamasının, yine bir gazeteci dostumuz Merdan Yanardağ'ın da orada tutuklu olduğunu hatırlatırım. Ve bu birbirinden ayrı konular değil, birbirleriyle ilişkili konular. Yani ayrı bir konudan değil, aynı konudan yargılandığımız bir başka dava var. Ve bu da aynı yerden çıkmış ikinci iddianame. Farklı yerlerden çıkmış iddianameler değil. Bu bakımdan zorlandığımız soruların absürtlüğünün, temelinin, bu iddianamenin ciddiyetsizliğinden kaynaklandığını ve bu anlayışı göstermenizin de bu şekilde olması gerektiğini düşünüyorum ve lütfen anlayışla karşılayın.

Şimdi Hüseyin Bey, bu 5 dakikalık karşılaşmamızı anlatmanızı istiyorum mümkünse. Yani gerçekten bu 5 dakika nasıl oldu? Ve rahmetli manevi anneniz, Seher Hanım’la buluşmamız nasıl oldu? Ve biz orada nasıl bir münasebet kurduk ve o fotoğrafı nasıl çektirdik? Bunu anlatmanızı istiyorum Hüseyin Bey.

Hüseyin Gün: Sayın Başkan, Sayın İmamoğlu şöyle; rahmetli, sizi çok çok seviyordu. O gün, sizi nezaket ziyaretine geldiğine çok mutluydu. Zaten topu topu 5 dakikalığına idi. Ben de hayatımda ilk defa Saraçhane'deki binayı ziyaret ettiğim ilk ve tek o, o ziyarettir. Bekleme salonu hınca hınç doluydu. Yani birçok ziyaretçiniz vardı o gün ama sağ olsun Sayın Özkan, randevuyu ricam üzerine ayarlayabilmişti. 5 dakikalığına. Rahmetli sizi tebrik etti, başarılar diledi. Hatta belki hatırlayabilirsiniz, hatırlamayabilirsiniz, “Yüzünüzün, pak olduğu için gönlünüzün ve kalbinizin de pak olduğuna inanıyorum” diyerek sizi tebrik etmişti.

Ekrem İmamoğlu: Ve bu fotoğrafı orada çektirdik değil mi Sayın Hüseyin Bey?

Hüseyin Gün: Evet, Sayın İmamoğlu.

Ekrem İmamoğlu: Dolayısıyla esasen tek delil olan, yani buradaki tek delil olan hakkımızdaki görüşmenin tek delil olan fotoğraf, oradan gelen fotoğraf.

Hüseyin Gün: Doğrudur.

Ekrem İmamoğlu: Siz Hüseyin Bey, devletin, yani Türkiye Cumhuriyeti devletinin farklı görevlileriyle, farklı görevlerde birlikte oldunuz. Yani hani bir tanesini az önce, Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı yapmış, şu anda hâlâ aktif siyasetçi olan Sayın Fuat Oktay'la olan münasebetiniz ve özel görev size tevdi edildiğini, ki öbür duruşmada gizli bir şey konuştunuz. Öbür duruşmada onun evrakını da sundunuz, medyada da çıktı. Böyle bir görevi alarak, hatta orada kaç ay bu görevi yaptığınızı da gösteren bir belge o. Böyle bir görevle, Türkiye Cumhuriyeti devletini dahi temsil ettiniz. Doğru mudur Hüseyin Bey?

Hüseyin Gün: Doğrudur.

Ekrem İmamoğlu: Bir de şunu sormak istiyorum: Yine Türkiye Cumhuriyeti devletinin farklı görevlileriyle, yine hatırladığım kadarıyla, o duruşmada fotoğraflarını da sunduğunuz, özellikle, İngiltere'de, Londra'da, bir takım düşünce kuruluşları ve bir takım farklı finans kuruluşlarıyla toplantılar yaptığınızı ve burada Türkiye'ye katkı sunmak ve ilişkili, bu buluşmaları bizzat düzenlediğinizi, maddi manevi desteğinizle düzenlediğinizi beyan ettiniz. Doğru mudur?

Hüseyin Gün: Doğrudur.

Ekrem İmamoğlu: Yani bunların hiçbiri nezaket ziyareti de değil. 5 dakikalık ziyaret de değil. Belli ki saatlerce, hatta günlerce olan buluşmalar ve önceden tasarlanmış, Türkiye Cumhuriyeti devletinin lehine katkı sunma amaçlı buluşmalardı anladığım kadarıyla.

Hüseyin Gün: Sayın İmamoğlu, şunu önemle belirtmek isterim. Hükümetler gelip geçicidir.

Ekrem İmamoğlu: Elbette ben, tabii tabii, tabii. Ben Türkiye Cumhuriyeti devleti dedim özellikle zaten.

Hüseyin Gün: Evet, ben devletim için, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Lordlar Kamarası'nda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin propagandasını yapabilmesi için Lordlar Kamarası'nda salonu ayarladım. Yani bu bir nevi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir salon, sanki otel lobisiymiş gibi bir salon ayarlamak gibi bir şey oluyor ama işte bu bu ilişkiyle olan bir şey. Parayla gelen bir şey değil.

Ekrem İmamoğlu: Ve o toplantıları bizzat siz, aslında, ayarladınız ve bu hizmeti yapmakla ilgili o tavrınızla bunu yaşattınız, o günkü, devleti temsil eden kişilere. Doğrudur değil mi?

Hüseyin Gün: Doğrudur.

Ekrem İmamoğlu: Ve benim hatırladığım kadarıyla, o fotoğraflarda, çoğunun ismine girmeyeceğim ama bugün bizim yaşadığımız diyaloglarla ilişkili sorulan sorulara cevap gelmediği için bu soruyu sormak istiyorum. Eğer bir fotoğraf suçsa, delil saylıyorsa, başka bir hiçbir delil de yoksa, şu anda Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın'la da o toplantıları organize ederken müşterek bir çalışma yaptığınızı ve birlikte fotoğraf olduğunuzu da gördük o günkü sunumumuzda. Doğru mudur Hüseyin Bey?

Hüseyin Gün: O gün, Sayın Profesör Doktor Kalın, toplantıdaydı, evet.

Ekrem İmamoğlu: Fotoğraf insanı casus da yapmaz. Belki bir istihbarat teşkilatı da yapmaz. Belki İstanbul Belediye Başkanı da yapmaz yani. Ama casus da yapmaz yani. Dolayısıyla bizim buluşmamızın temel dayanağı buydu. Şunu da sorma ve sözlerimi burada bitirmek istiyorum çok da vakit almadan. Gerçekten soru sormanın bu kadar zor olduğunu yaşamadım hayatımda. Biz sizinle o tanışmanın dışında burada buluştuk ve görüştük mahkemede yani casusluk davasının mahkemesinde de diye hatırlıyorum. Doğru mudur?

Hüseyin Gün: Doğrudur.

Ekrem İmamoğlu: Doğrudur. Şimdi de ben bu konuda sayın heyetin dikkatini çekmek istediğim bir husus var. Bu iddianamenin son altına atılan imzadır 13. eylem denen eylem. O eylemin bağlandığı kişidir Sayın Hüseyin Gün. Ve Sayın Hüseyin Gün bu iddianamenin örgüt liderinin yöneticisi olarak tanımlanmıştır ve tabiri caizse iddianame açıklanmadan altına atılan en önemli ve son imzadır. Bu iddianamenin ciddiyetsizliğini ve bu iddianamenin bir iftiraname olduğunun net bir özetidir bugün sanık kürsüsüne getirilen Hüseyin Gün'ün burada düşürüldüğü durum. Ve bizlerin de bu anlamda soru soramaz hale getirildiği durum. Sayın başkan, sayın heyet bu konu sadece Hüseyin Gün'ü değil, iddianamenin tamamını da ilgilendirdiğini ifade edeyim.

Son olarak şunu da dikkatinize sunmak isterim, çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü az önce ifade veren Can Poyraz, Mustafa Can Poyraz kendi eylemi ile ilgili yaptığı eyleminin suç olmadığına dair düşüncesini ifade ederken iddia makamı “buna biz karar veririz, sen veremezsin” diye bir cevap verdi. Burada iddia makamı mı karar veriyor yoksa mahkeme heyeti mi karar veriyor bunu da dikkatinize sunalım.

NECATİ ÖZKAN SORUYOR

Necati Özkan: Geçmiş olsun diyelim.

Hüseyin Gün: Teşekkür ederim size de.

Necati Özkan: Siz bu davanın en bilinen, en merak edilen figürlerinden birisiniz.

Hüseyin Gün: Maalesef.

Necati Özkan: Sizi de biz tanıyoruz, hem de kamuoyu tanıyor. Onun için sizin bugün burada vermiş olduğunuz ifadeler önemli ki ben hem bizim yani en azından benim meseleyi daha iyi anlayabilmem için ve aynı zamanda da sayın heyetin daha iyi kavramabilmesi için size bir hayli soru hazırlamıştım. 15-20 tane soru hazırlamıştım. Ama siz bunların büyük bölümüne cevap vermediniz. Yine de ben hani bir bir kısım soruları daha soracağım. Siz aslında hem casusluk davasında hem bu davada kimliğinizle, kişiliğinizle ve bilinmemenizle Türk siyasi tarihindeki davaların önemli isimlerinden biri haline geldiniz.

Hüseyin Gün: Maalesef.

Necati Özkan: Pek çok kişi için bir muammamsınız. O yüzden de soracağım soruları lütfen böyle yani aslında hakikatin ortaya çıkması adına sorulduğunu lütfen düşünerek cevap verin. 1. soru: Sizinle 23 Haziran 2019'da tekrarlanan İstanbul seçimlerinden sadece 10 gün önce bir manevi annenizin  Cumhuriyet Halk Partisi eski İstanbul il başkanını araması vasıtasıyla onun yönlendirmesiyle beni ziyaret ettiniz ve sizinle tek bir kez yüz yüze görüştük. Yani seçimden 23 Haziran seçimlerinden sadece 10 gün önce. Ve yani hem benim şirket kayıtları hem dosyadaki kayıtlar bunun dışında bir başka görüşme olmadığını gösteriyor 23 Haziran seçimleri öncesi. Siz çokça not tutan, cep telefonunda, işte defterlerinde ve bilgisayarında hayatının her anını kayıt altına alan bir insan olarak gözüküyorsunuz.

Hüseyin Gün: O biraz abartılı, her anı değil, sadece iş. Bu benim yatılı okuldan beri hep yaptığımdır.

Necati Özkan: Burasından aslında burada size sormak istediğim soru şu. Benim ve dosyadaki kayıtların gösterdiği bu bir görüşme dışında 23 Haziran seçimleri öncesinde sizinle başka bir yüz yüze görüşmemiz oldu mu?

Hüseyin Gün: Hayır.

Necati Özkan: Peki. Şimdi iddianamenin 197. sayfası suçu şöyle tarif ediyor. Eylem 13'teki suçu. Kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme. Gerek 23 Haziran 2019 seçimleri öncesi gerekse sonrası ben size herhangi bir seçmen verisi, İstanbul'da yaşayan ya da İstanbul dışında yaşayan herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına ait herhangi bir kişisel veri verdim mi, sizinle herhangi bir veri paylaştım mı?

Hüseyin Gün: Hayır. Bu ve buna benzer soruları aslında casusluk davasında da ben...

Necati Özkan: Ama o dava başka, bu dava başka. Bu heyet başka, bu heyet başka. O yüzden yani bu heyete bu heyetin anlaması adına sormak ihtiyacındayım.

Hüseyin Gün: Tabii

Necati Özkan: Keza vatandaş verisi olmasa bile herhangi bir kamusal veri İBB'ye ait veya İBB şirketlerine ait, iştirak şirketlerine ait, ulaşım kartlarına ne yaptıkları ve benzeri herhangi bir veriyi sizinle paylaştım mı?

Hüseyin Gün: Hayır Sayın Özkan. Şunu da önemle belirtmek isterim. Sadece 10 günlüğüne gönüllü olarak sosyal medya analizi yaptırdım. Adı üzerinde, sosyal medya analizi. Benim bu analizi yaptırmak için ne İBB verisine ne herhangi bir şeye yani dış veri setine ihtiyacım yok. Yok.

Necati Özkan: Zaten toplam 17 tane e-mail'de bahsedilen sadece bir tanesinin gerçek kişiye ait olduğu ve ortaya çıktığı Sayın Başkanım. Tek bir e-mail'in gerçek kişiye ait olduğu ortaya çıktı, onun da şifresiz girmeye uygun değil.

Hüseyin Gün: Pardon Necati Bey. Sadece bir e-mail'in doğru çıkması değil, aynı zamanda Sayın İmamoğlu'nun kazandığı 2. seçimden 2 ay sonra çekilmiş bir fotoğraf o. Yani seçimler bitti, bitmiş olan bir seçimden bahsediyoruz.

Necati Özkan: Yani sizin cep telefonunuzda bulunan İBB uzantılı e-mail'lerin çekilme tarihi seçimlerden tam 2-3 ay sonra.

Hüseyin Gün: 2 ay sonra

Necati Özkan: 2-2.5 ay sonra Eylül veya Ağustos aylarında çekilmiş gibi gözüküyor.

Hüseyin Gün: Yanlış hatırlamıyorsam 22 Ağustos olması lazım.

Necati Özkan: Evet. Dolayısıyla seçimle bir ilişkisi kalmamış, dolayısıyla veri kullanılma durumu olmamış. Kaldı ki onların da 2005, 2006, 2012 gibi yıllarda anonimleşen e-mail'ler olduğu da ortaya çıktı daha sonraki raporlarda.

Hüseyin Gün: Doğrudur, zaten Sayın Özkan, devletimizin yani daha doğrusu mahkemenin tayin etmiş olduğu bilirkişi raporu da bunu teyit ediyor.

Necati Özkan: İddianamenin 250 ve 253. sayfalarında Eylül 2019 başından Mart 2025 ortasına kadar geçen 5.5 yıllık sürede sizinle başka hiçbir temasımızın olmadığını teyit ediyor, en son yapmış olduğunuz İBB sunumundan sonra. 5.5 yıl boyunca. Hiç temasımızın olmadığı net bir şekilde ortaya çıkıyor. Sizinle bu süre içerisinde, mahkeme huzurunda sormak istiyorum, herhangi bir yüz yüze görüşmemiz, e-mail ile ya da mesajlaşarak herhangi bir temasımız söz konusu oldu mu?

Hüseyin Gün: Hayır.

Necati Özkan: Biliyorsunuz dosyadaki istinatların biri işte sizin de yargılandığınız örgüt üyeliği ve örgüt yöneticiliği. Ve ortada bir sözüm ona çıkar amaçlı örgüt varlığını ortaya koyuyor iddianame, istinat bu. İddianame bu istinada kanıt göstermek için baz kayıtlarını ortaya koyuyor, baz kayıtları. Yani sizinle benim aramızda baz kayıtlarının olduğunu ortaya koyuyor. Burada 2 ayrı tür baz kaydı var. Biri sizin İstanbul'daki evinize olan baz kaydı ki ben burada Sayın Heyete bunu göstermedim. Bilmiyordum, siz ofisime ve İstanbul Kampanyası'ndaki kampanya merkezine her seferinde birkaç yüz metre mesafede yaşıyormuşsunuz. Dolayısıyla sizinle oradan baz vermişiz. Birincisi bu. Ama bir tane daha var. Sizinle Balıkesir'de de baz vermişiz.

Hakim: Soruyu alalım da böyle başlayınca...

Necati Özkan: Sayın Başkanım bitiriyorum. Haklısınız başkanım, hemen bitiriyorum. Sizinle bir de Balıkesir'de baz vermişiz ama aynı saat, aynı gün, aynı haftada, aynı ay ya da aynı yıl bile değil. 1-2 yıl arayla sizinle benim Balıkesir'de baz verdiğimiz ortaya çıkıyor.

Hüseyin Gün: Kaz Dağlarını severim yani.

Necati Özkan: Siz oradaydınız, ben Kaz dağlarında değildim. Size mahkemenin huzurunda şunu sormak istiyorum: Bu 5.5 yıl içerisinde İstanbul'da, Balıkesir'de ya da Türkiye'de ve dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir şekilde bir araya gelmişliğimiz oldu mu?

Hüseyin Gün: Hayır.

Necati Özkan: Sayın Başkan, bir duruşmanız oldu. Bir kere fotoğraf çektirdiniz ve ondan sonra da Eylül-Ekim 2019'dan itibaren sizinle bir daha hiçbir görüşmemiz olmadı.

Hüseyin Gün: Doğrudur.

Necati Özkan: Bu süreçte benimle görüşmemiş olsanız bile benimle şahsen görüşmemiş olsanız bile Ekrem Bey'le veya davada yargılanan başkalarıyla herhangi bir yolla her bir temasınız oldu mu?

Hüseyin Gün: Olmadı.

Necati Özkan: Peki, siz iddianame makamına göre İmamoğlu çıkar amaçlı  suç örgütü diye tanımlanan sözüm ona örgütün yöneticisisiniz. Bu nasıl bir ilişki olabilir? Şunu için soracağım Sayın Başkanım, şunu sorabilir miyim? Çünkü delil olarak şunlar sıralanıyor, sayfa 197'de: Şüpheli beyanları, USOM raporu, KVKK cevap yazısı, ses kaydı, ses çözümleme tutanağı, mail veya mesaj çıktıları ve YSK'nın yazıları diyor. Toplam kaç kere ifade verdiniz ve bu ifadelerden herhangi birinde, çünkü diğerleri açık mesaj yani USOM raporundan tutun mesaj kayıtlarına kadar olan her şey açık ve ortada, siz kaç kere beyan verdiniz ve bu beyanlarda sizin örgüt üyesi olabileceğinize ilişkin bir emare var mı ya da örgüt yöneticisi olacağınıza ilişkin veya bana talimat verebileceğinize ilişkin?

Hakim: Sanık zaten savunmasında kabul etmiyor zaten.

Necati Özkan: Peki başkanım, peki. Sayfa 263’ün 3. sayfasında 3.7 milyon vatandaşa ait verilerin satışa sunulduğu söyleniyor. Sizin bu tür bir satıcı veya alıcı olma durumunuz olabilir mi?

Hüseyin Gün: Hayır.

Necati Özkan: Yine iddianamenin 263 ve 264. sayfalarında İstanbul Senin uygulamasından elde edilen verilerin yurt dışına sızdırıldığı iddiası var. Siz kendi imkanlarınızla veya benimle beraber bir başkası, bir başkasıyla birlikte bu verileri temin edip yurt dışına, yurt dışındaki yabancı unsurlara ve hatta istihbarat örgütlerine vermiş olabilir misiniz?

Hüseyin Gün: Asla.

Necati Özkan: Şimdi gelelim son soruya, Sayın Başkanın sorduğu soruya, Wickr ile ilgili soruya. Siz verdiğiniz ifadelerden sadece bir tanesinde Wickr’da ne dediniz Başkanım kullanıcı adı?

Hakim: Hüseyin Bey’inki Jüpiter1881, sizinki de Venusstar81...

Necati Özkan: Venusstar81’in benim olabileceğine ilişkin bir ifadeniz var. Onu da biraz önce olabileceğini söylediniz. Aksi halde sizin cep telefonunuzda benim cep telefonumun 5 tane kopyası çıkmış yani. Sizin cep telefonunuzda ben 5 defa kayıtlıyım. 5 ayrı kayıt yapılmış, aynı numara kayıtlı. Hepsinde aynı numara var, hepsinde de Necati Özkan yazıyor. Buna benzer de yanlış hatırlıyor olabilir misiniz? Ya da bir yönlendirme yapılmış olabilir mi? Çünkü benim, çünkü benim telefonumda Wickr dediğiniz uygulama yok. Benim telefonuma da ben gözaltına alındığım gün verdim. Bugüne kadar Emniyet benim telefonuma da baktı. Ne Wickr var, siz cep telefonu numaranızı bile yazmışsınız. Siz bana mesaj attığınızda ben kim olduğunuzu hatırlayamadım. Burada bunu da söylediniz daha önceden de. Ben sizi Gülgün Avukatlık Bürosu’nun sahibi, evet şu an hatırlayamadığım bir beyefendi zannettim ve ona cevap veriyormuş gibi cevap verdiğimi düşünerek size cevap verdim. Sonra avukatım sizin Hüseyin Gün olduğunuzu söyledi, ben o zaman uyandım sizin olduğunuzu. Yanlış hatırlıyor olabilir misiniz?

Hüseyin Gün: Beni kimse yönlendirmedi. Sadece yani mesajın içeriği zaten suç unsuru olmadığı için...

Necati Özkan: Hayır, suç, suç unsuru olup olmaması meselesi ayrı bir konu. Ama Sayın Başkan...

Hakim: Ben biraz önce sorduğumda ben de o sizin sorunuza ek olsun diye ekleyeyim o zaman. Şimdi ben biraz önce sorduğumda bu şey, burada bu program üzerinden Necati Özkan'la yazışmanız, görüşmeniz oldu mu dedim, oldu dediniz. Rumuzları söyledim. Biraz önce Necati Özkan'ın sorusu üzerine de size dedi ki: 23 Haziran seçimleri öncesi siz de dediniz bir defa bir temasımız oldu.

Necati Özkan: Tek bir defa Başkanım. Seçimlerden sonra da iki defa daha var. Seçimlerden sonra iki defa daha var.

Hakim: Ben not düştüm. O tarihten sonra bir görüşmeniz oldu mu Necati Özkan'la diye soracaktım.

Hüseyin Gün: Evet Sayın Başkanım. Totalde zaten dosyanızda da göreceğiniz üzere totalde Sayın Özkan ile...

Hakim: Şimdi şundan soruyorum, buyurun. Bu Wickr isimli uygulamayı ben ilk defa burada duydum.

Hüseyin Gün: Şimdi bu uygulama şey, internete açık bir şey.

Hakim: Toplamda 3 defa temasınız olmuş bir insanla Rumuz üzerinden bu uygulamada birbirinizi nereden buldunuz? Oradan yazışma gereği niye duydunuz?

Necati Özkan: WhatsApp’tan yazışıyorsunuz zaten.

Hakim: İddianamedeki anlatıma göre soracağım işte zaten. Yani WhatsApp üzerinden zaten yazışmanızın olduğunun tespiti de zaten bu tırnak içinde "W'ya bak" şeklinde bir mesajınız var Necati Özkan'a. Yani oradan da bu Wickr uygulamasını kastettiğiniz değerlendirilmiş Emniyet tarafından. Oradan yazışabiliyorsanız bu uygulama üzerinden niye yazışma...

Necati Özkan: Başkanım "W'ya bak" yanlış bir tercüme.

Hakim: Ya bunu, sana bir soralım. Ya bu şey nedir yani? Niye buradan yazışma, görüşme ihtiyacı duydunuz? Zaten WhatsApp’tan yazışıyorsunuz anladığım kadarıyla burada yazışmanız var zaten.

Hüseyin Gün: O da o 10 günlüğüne Sayın Başkan, sosyal...

Hakim: Uygulamanın bir özelliği falan mı var yani, niye buradan yazıştınız?

Hüseyin Gün: Yok, bir özelliği yok.

Necati Özkan: WhatsApp'tan bir farkı var mı ya da?

Hüseyin Gün: WhatsApp'tan da çok büyük bir farkı yok. Yani bunu siz Google Store’dan, App Store’dan indirebiliyorsunuz. Yani tabii birçok böyle kara propaganda yapıldı vakti zamanında bir yıl evvel. İşte bu ByLock vari bir şeymiş gibi. Yok efendim öyle bir şey ya. Açık.

Necati Özkan: Telegram gibi.

Hüseyin Gün: Telegram gibi, Signal gibi, ne bileyim işte WhatsApp gibi bir uygulama.

Hakim: Bunu zaten öyle bir kriptolu olduğuna dair falan bir tespit yok zaten. Yok, yok başka bir değerlendirme yok zaten. ByLock diye başlıyor cümleye de.

Hüseyin Gün: Evet, öyle bir ima var Sayın Başkanım.

Hakim: Onu da anlıyoruz zaten.

Necati Özkan: Siz yani bu demin söylediğiniz cümle aslında "See your craft" demek. Yani "Sizin işinizi gördüm." O sırada da Ekrem Başkanın bir şeyi var, sosyal medyada birkaç milyon izlenen bir videosu var. Aslında onu kastediyor. Ama bunu yanlış tercüme ederek "W'ya bak" gibi tercüme ettiler. Bu tercüme yanlış Başkanım. Teşekkür ederim, bu kadar Başkanım sorularım.

Necati Özkan: Bir soruyu unutmuşum Başkanım, onu sormak istiyorum. Hüseyin Bey, İBB Sosyal Hizmetler'den Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı başkanlığındaki ekibe bir sunum yaptınız. Bu sunum neyi anlatıyordu, ne sunumuydu o sunum, hatırlar mısınız?

Hüseyin Gün: Tam net olarak hatırlamıyorum ama genel çerçeve, sosyal medyayı belediyecilik hizmetinde nasıl daha efektif bir şekilde kullanılabilir; işte İstanbulluların şikayeti konusunda olsun vesaire ve onlara respons, yani onlara cevaben hemen işte sorunları giderebilecek bir mekanizma. Bu minvalde öyle bir şey hatırlıyorum.

Necati Özkan: Bir de o sunumla ilgili iddianamenin 252-253. sayfalarında bir mesaj var; Ulaş'ın cep telefonundan çıkan bir mesaj var.

Hüseyin Gün: Hatırlamıyorum, bakmadım.

Necati Özkan: O mesajda bir değerlendirme yapılıyor ve o yüzden, yani sunumun niteliği nedeniyle ve sizin dediğiniz gibi fiyat nedeniyle anlaşılamadığı ortaya çıkıyor. Bu sunumun İstanbul Senin'le bir alakası var mıydı?

Hüseyin Gün: Hayır.

Necati Özkan: Peki, size şunu sormak isterim: 26 Ekim 2025 tarihinde savcılığa vermiş olduğunuz bir ifade var; yani casusluk nedeniyle tutuklandığımız gün. Öncelikle olarak siz İstanbul Büyükşehir Belediyesi çıkar amaçlı suç örgütü kapsamında herhangi bir ifade verdiniz mi?

Hüseyin Gün: Hayır.

Necati Özkan: Peki. O zaman 26 Ekim 2025 tarihindeki ifadenizde şöyle diyorsunuz, bakın: "Bu toplantıda İstanbul Senin isimli bir projenin tanıtımını yaptık. Fakat o dönemde İstanbul Senin isimli bir uygulama yoktu. “Melih Geçek isimli şahıs bildiğim kadarıyla IT..." vesaire vesaire devam ediyorsunuz. Yani şunu demeye çalışıyorum: Sizin savcılıkta verdiğiniz ifadede biraz önce huzurda söylediğiniz... Söylediğinizin tersine cümleler var. Muhtemelen bu cümleler nedeniyle buradasınız ve muhtemelen o zaman yanlış hatırlıyordunuz, şimdi doğru hatırlıyorsunuz. Son sorum bu, teşekkür ederim.

MELİH GEÇEK SORUYOR

Melih Geçek: Hüseyin Bey, bu 13. eylem... Bu arada iyi bir haber vermek istiyorum, siz İBB hanem kısmında yoksuz ama çünkü genel bir açıklama yaptınız ama 13. eylemin yarısında yöneticilik yapmışsınız

Hüseyin Gün: Evet.

Melih Geçek: Ben, İBB Hanem kısmını sizin kadar biliyorum, orada yargılanıyoruz. Şimdi şöyle bir şey soracağım: Aslında ben bu 13. eylemdeki herkesi, heyeti de alıştırdım, tek bir soru soruyordum; "Beni tanıyor musunuz?" diye. Sizle bir toplantıda denk geldiniz; ağustos 2019, 20 Ağustos tarihi sanırsam.

Hüseyin Gün: Doğrudur.

Melih Geçek: Peki ondan sonraki sizle ilk temasımız ne zaman oldu ve beni o gün tanıdınız mı diye sormak istedim.

Hüseyin Gün: Silivri Cezaevi No: 9'daki avukat kabininde. Siz kendinizi tanıttınız, ben size baktım, tanıyamadım. Tanıttıktan sonra tanıdım, şimdi tanıyorum. Yani...

Melih Geçek: Bu arada hani heyetin de ilgisini çekti, iddianamedeki şey konu teknoloji olunca bir konuda da hani heyeti de aydınlatmak istedim. Wickr, ben de ilk defa sizin yazışmalarda duydum ve avukatıma araştırmasını söyledim. Hangi firmanın ürünü olduğunu biliyor musunuz onun?

Melih Geçek: Amazon ürünü.

Hüseyin Gün: Evet, Amazon, doğrudur.

Melih Geçek: Teşekkür ederim, sağ olun. Başkanım, ben öncelikle hani burada bir veri kopyalama geçiyor ya yazışmada, o konuda bilgi vermek istiyorum. Aslında biz ekleri dosyaya sunmuştuk ama ilk seçimden sonra İBB'nin verilerinin silindiğine dair ciddi iddialar vardı. Bu konuda da başkanlık tarafından müfettiş görevlendirildi. Biz de teknik danışmanlar olarak görevlendirildik fakat daha görev yazısı yerine ulaşmadan mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Daha sonra İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri de bu konuda soruşturma yaptı ve herhangi bir işlem olmadığına dair rapor var dosyada. O veri kopyalama neticesinde dedikleri, sosyal medyada ve basında biz "terörist" ilan edildik ve aylarca şey yapıldı. Oradaki bahsedilen veri tabanı kopyalama sosyal medyada o zaman yapılan troll haberlerinden bahsediliyor sanırım.

Hüseyin Gün: Doğrudur.

Melih Geçek: Bu dosyadaki veriyle bir alakası yok Başkanım. Bu konuda bir bilgi vermek istedim.

NECATİ ÖZKAN AVUKATI KAZIM YİĞİT AKALIN SORUYOR

Kazım Yiğit Akalın: Hüseyin Bey, telefonunuzda şöyle bir not var, onu sorayım. 20 Ağustos 2019 tarihli toplantıda "Bu şekilde herkese dağıttım" demişsiniz, "kartvizit dağıttım" diye. Bu toplantıda toplantıya katılanlara kartvizit dağıttınız mı? O telefonunuzdaki not doğru mudur? Hatırlıyor musunuz?

Hüseyin Gün: Hatırlamıyorum.

Kazım Yiğit Akalın: Telefonunuzdaki not doğru mudur pekala? Yani o günün toplantısı doğru mu?

Hüseyin Gün: Farkındasınız değil mi Kazım Bey? Yani, farkındasınız herhalde, 7 yıl önceki bir şeyi konuşuyoruz.

Kazım Yiğit Akalın: Tabii tabii. Ben sadece o telefonunuzdaki, şöyle  sorayım da... Yani telefonunuzdaki notlar "Muhtemelen doğrudur" diye tahmin ediyorum kendi adınıza.

Hüseyin Gün: Muhtemelen, yani.

Kazım Yiğit Akalın: Yani şunu söyleyeceğim Hüseyin Bey, yöneticisiniz yani yönetici olduğu iddia ediliyor ya. Üyelerinize tanıtmak için kendinize kartvizit mi dağıttınız oradakilere?

Hüseyin Gün: Yani, öyle olmuş.

Kazım Yiğit Akalın: Öyle iddia ediliyor değil mi? Öyle yazıyor.

Hüseyin Gün: Evet.

Kazım Yiğit Akalın: Peki, bu iddia edilen Wickr uygulaması ki yazışmalarının tarihini hatırlıyor musunuz? Yani son olarak söylüyorum en azından.

Hüseyin Gün: 2019'dur. Çünkü ben Sayın Özkan'la 2019 Ekim'den sonra hiç konuşmadım.

Kazım Yiğit Akalın: Peki İstanbul Senin'in İBB Hanemle ilgisi var mı sene itibarıyla bakıyorum?

Hüseyin Gün: Hayır.

Kazım Yiğit Akalın: Sayın Başkan, bir Wickr'ı sorduğunuz için söylüyorum. Şu an anda WhatsApp'la aynı olabilir diye düşündünüz ama 2019'da WhatsApp'ı hatırlamıyorsunuz tabii. Ben baktığım için söylüyorum. Wickr bir farkı vardı, o da dosya paylaşımı WhatsApp'a göre çok daha iyi bir program. Onun bir farkı vardı. İki, yine bilmediğiniz için söylüyorum, açıklamak durumundayım. "Bu değildi" diye söylüyorum. Mr. Robot isimli dünyada en çok izlenen 10 diziden birinde Wickr'ın reklamı yapılıyordu. Siz bilmiyorsunuz, ben bilmiyor olabilirim ama dünya biliyormuş. Onu da söyleyeyim.

Hakim: Siz de bilmiyordunuz o zaman değil mi?

Kazım Yiğit Akalın: Ben de diziden gördüm. Yalan yok, diziden hatırlıyorum. Hani ama diziyi çok severdim o ayrı. Yani o yüzden var. Yani biraz önce açıkladınız ByLock'la falan da ilgisi yok. Yani kapalı bir devre ByLock gibi kapalı devre bir program değildi.

Hüseyin Gün: Asla.

Kazım Yiğit Akalın: Sayın Başkan, 30 saniye sadece. Sayın Başkan, biz biraz önce bir şekilde metanetle de bitti. Bizim buradaki savunma olarak istirhamımız şu değil: Mehmet veya bir başkası neden orada, bunu geçtik. Sizinle bir alakamız da yok, sizin iyiliğiniz için. Mehmet kendisi de anlattı zaten Sayın Başkan. Bunu görüyoruz da. Ama gerçekten bakın çok samimi söylüyorum, benim kanıma dokunan tek şey şu: Burada tutuklu bulunan herkesin haksızlığını bir yana koyuyorum, yatarı olmayan insanların başta Mehmet olmak üzere tutuklu kalmaması kanımıza dokunuyor Sayın Başkan. Yani oradaki, oradaki itirazımız şey değil yani "Ya niye bu insanı Kandıra'ya gönderdiniz?" değil. Ama artık yatarı olmayan insanların tahliye bekliyoruz feveranıydı. Buna değinmek istedim. Teşekkür ederim Sayın Başkan. Hüseyin Bey, o tarihte "Sosyal medya analizi yapın." diye siz maksadı aşan dediniz. Ben bunu ticari bir pazarlama kelimesi diyebilir miyiz oradaki söylediğiniz şeye, maksadını aşan?

Hüseyin Gün: Olabilir de ama ticari... Şöyle...

Kazım Yiğit Akalın: Kendinizi iyi gösterme de diyebiliriz.

Hüseyin Gün: Şöyle, şöyle, şöyle diyeyim. Ben şimdi  zaten hali hazırda o zaman... Şunu söyleyeyim başkanım açıklıkla... O dönem FinQ zaten Amerika'daki birçok Fortune 50 şirketinin mukavelesine sahip. Yani kendisine ispat etmek gibi bir durumu yoktu.

Kazım Yiğit Akalın: Ama bunu Necati Bey veya diğerleri bilmeyebilir. Doğru mu?

Hüseyin Gün: Efendim?

Kazım Yiğit Akalın: Bunu, bu durumu, FinQ'nun kurumsal büyüklüğünü Necati Bey veya İBB'den herhangi birinin bilmeme ihtimali var mı?

Hüseyin Gün: Kesinlikle var. Çünkü biz açık...

Kazım Yiğit Akalın: Siz yüksek... Yani şöyle, böyle büyük şirkettir, şöyledir diyorsunuz ama bizdekiler... Yani bizimkiler değil de hani İBB tarafının bilmeme ihtimali yok mu?

Hüseyin Gün: Vardır tabii.

Kazım Yiğit Akalın: Peki, Necati Bey veya başka bir kimse İBB'nin bir şekilde hacklemeye çalış, bir şekilde veri tabanına gir gibi bir isteği... Şimdi tabii siz yönetici vasfıyla yargılanıyorsunuz ama üye sizde var mıdır, onu da pek bilmiyorum. Ama böyle bir talebi oldu mu?

Hüseyin Gün: Hayır.

Kazım Yiğit Akalın: Peki, hepsini geçtim. Seneler yine 2019 muydu iddia edilen mesaj?

Hüseyin Gün: Evet, evet.

Kazım Yiğit Akalın: 2021 ile hiçbir alakası yok, doğru mu anlıyorum?

Hüseyin Gün: Doğru anlıyorsunuz.

Kazım Yiğit Akalın: Teşekkür ederim.

Hüseyin Gün: Rica ederim.

MELİH GEÇEK AVUKATI YİĞİT GÖKÇEHAN KOÇOĞLU SORUYOR

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Başkanım, öncelikle sormuş olduğunuz bazı sorular vardı. Onlar aslında İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yargılaması. Burada görülmesini doğru bulmuyorum ben.

Hâkim: Sanıklar hakkında yöneticilik isnadı var. Kişi kartında da bu isnatlara yer verilmiş. Yöneticilik kapsamında bu dosyaya da böyle bir bağlantı yapıldığı için sormak durumundayız yani.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Ben tam buraya geleceğim. Siz de 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nin soruşturma ve mahkeme celbini icap etmeniz gerekir. Çünkü aynı, birebir aynı şeyler soruluyor, aynı şeyler konuşuluyor.

Hâkim: İcap ederse o da olur.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Şimdi aslında benim de çok sorum vardı ama sorulardan çıktı. Ben sorayım burada. Hüseyin Bey, geçmiş olsun öncelikle. Benim müvekkilim Melih Bey aslında sizin 25-26 Ekim vesaire casusluk ifadelerinizde o da şüpheli konumdaydı. Sonra dosyası tefrik edildi. Şu anda dosyası uzay boşluğunda gibi, ne olacak biz de bilmiyoruz. Sizin bir 260 sayfalık kolluk ifadeniz var. Hem casusluk duruşmasında hem de dediniz ki, "İfadem 24 saat 1 dakika sürdü." Sonrasında, bu ifadeden sonra yorgun bir şekilde savcılığa gidiyorsunuz. Size ilk sorum şu: Bu iki ifade arasında size dinlenme, uyuma fırsatı vesaire verdiler mi?

Hüseyin Gün: Yorucu bir gündü, öyle söyleyeyim.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Yani siz yorulmuştunuz, doğru mu?

Hüseyin Gün: Yorucu bir gündü, o kadar.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Tamam. Şuraya bağlayacağım. Şimdi siz ilk ifadenizde İstanbul Senin'den hiç bahsetmiyorsunuz. İkinci ifadenizde bir anda İstanbul Senin'den bahsediyorsunuz. Çünkü "Bu toplantıda İstanbul Senin isimli bir projenin tanıtımını yaptık. Fakat bu dönemde öyle bir uygulama yoktu" diyorsunuz. Şimdi ilk ifadenizde İstanbul Senin yok. Kendi beyanlarınıza göre yorucu bir gün sonunda vermiş olduğunuz ifadede İstanbul Senin diye bir şeyden bahsediyorsunuz. Buradaki çelişkiyi bana açıklar mısınız? Yani İstanbul Senin nereden çıktı? İstanbul Senin dediğiniz şey bu dosyadaki "İstanbul Senin" mi yoksa sizin biraz önce anlattığınız belediye işlerinin daha iyi olması için bir sosyal medyadan bahsettiniz, o mu yoksa?

Hüseyin Gün: İkinci söylediğiniz.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Yani bu dosyadaki İstanbul Senin'le uzaktan yakından alakası yok, değil mi?

Hüseyin Gün: Hayır, yok.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Peki o günkü toplantıda İstanbul Senin vesaire okundu mu, bu isim konuşuldu mu?

Hüseyin Gün: Toplantı dediğiniz ne?

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Hani işte 20 Ağustos toplantısından bahsediliyor, işte 3 Eylül'den bahsediliyor, böyle görüşmelerden bahsediliyor ya...

Hüseyin Gün: Hayır, 20 Ağustos 2019'u söylüyorsunuz.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Evet, doğrudur. Evet, evet.

Hüseyin Gün: Sorunuz da İstanbul Senin o toplantıda konuşuldu mu?

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Evet.

Hüseyin Gün: Hayır.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Tamam. Şimdi yine Necati Özkan'la olduğu iddia edilen WhatsApp konuşmalarında... Bu arada başkanım, bunları hep casusluktaki sorulardan soruyorum çeperden, bilginiz olsun, çünkü "Burayla bağlantılı" dediğiniz için. 19 Ağustos 2019 tarihinde bir konuşma yapmışsınız ve Melih Geçek için "danışman" yazıyor. Necati Bey ile olduğu iddia edilen başka bir konuşmanız daha var yine WhatsApp'ta, 3 Eylül tarihli. Orada da Melih Bey için "İBB'nin IT koordinatörü" demişsiniz kendi notlarınızda. Yine telefonunuzdan çıkan bir not var. Notta Melih Bey için "bilişim danışmanı" kendiniz yazmışsınız. Muhtemelen siz orada işte kendi notlarınızı yazıyorsunuz. Fakat bu işte sizin yorulduktan sonra vermiş olduğunuz ifadenizde şöyle bir şey var, diyorsunuz ki... Burada bir şeyi söyleyeyim. İlk ifadenizi söyleyeyim, yorulmadan önceki ifadenizden bahsediyorum. "Melih Geçek, bilgi teknolojisinden sorumluydu" diyorsunuz. Sonra diyorsunuz ki, "Melih Geçek, İBB'nin bilgi teknolojisinden sorumlu kişisidir" diye açıklıyorsunuz kişileri tek tek açıklarken. Fakat savcılığa geldiğiniz zaman diyorsunuz ki, "Melih Geçek isimli şahıs, bildiğim kadarıyla IT konusunda yetkiliydi. Fakat toplantıda Melih'i özel sektörden birinden bahsettiler, daha sonra belediyeye gireceğini söylediler" demişsiniz ikinci ifadenizde. Buradaki çelişkiyi bana açıklar mısınız? Çünkü kendi notlarınızda zaten Melih Bey için İBB'de çalıştığını öğrenmişsiniz, "bilişim danışmanı" demişsiniz, tüm kayıtlarda bu şekilde. Fakat nedense sizin yorulduktan sonraki ifadenizde Melih Bey için bambaşka bir senaryo çizilmiş.

Hüseyin Gün: Ben mi çizmişim?

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Yani sizin ifadeniz, benim ifadem değil. Bu ifade size ait mi?

Hüseyin Gün: Öyle hatırlıyorum.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Peki, neyse... Çok problem değil. Örgüt yöneticisi değildiniz zaten. Şimdi sizin yine casusluk dosyanızda çıkan birtakım mesajlaşmalar var. Melih Bey için Necati Bey'e gönderdiğiniz iddia edilen bir mesaj var: Melih Bey için "cahil biri" demişsiniz. Casusluk dosyanızdaki kolluk ifadenizde de yine Melih Bey için "Kendi verilerini dahi koruyamayacak birisi" şeklinde tanımlamanız var. Şimdi size soracağım soru, tamamen bir varsayımsal bir soru soruyorum size. Bu dosyaya göre bir yöneticisiniz ya siz. Bir örgüt kurduğunuz varsayımında, örgüt yönettiğiniz varsayımında, "cahil" dediğiniz, "Kendisini dahi koruyamaz bu insan" dediğiniz kişiyi örgütünüze alır mısınız?

Hâkim: Avukat Bey…

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Başkanım ya… (Sesler anlaşılmıyor) Peki. İddianamenin 3287. sayfasında diyor ki, sizin için söylemişler: "Geçmiş dönemlerde kamuoyuna yansıyan İBB 2019 veri kopyalama sürecinin gündemden kaldırılması amacıyla yabancı istihbarat servisi elemanı Aaron Barr, Necati Özkan ve Hüseyin Gün isimli şahısların müşterek hareket ederek algı faaliyetinde bulundukları ve bu durumun gündemden düşürülmesi maksadıyla çalışma yaptıkları" diyerek bu konuyu Melih Bey'e de bağlamışlar. Böyle bir şey yaptınız mı?

Hüseyin Gün: Bu biraz uzun oldu. Kısaltır mısınız veya açıklar mısınız? Neyi neye bağlıyorsunuz?

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Yani aslında ben savcılığın sizin için yakıştırdığı şeyi yapıp yapmadığınızı soruyorum. Tekrar okuyayım. Savcılık diyor ki, iddianamenin 3287. sayfası...

Hüseyin Gün: Bu benim söylediğim mi, savcılığın mı?

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Hayır, savcılığın söylemi. Burada yazanı yaptınız mı yapmadınız mı onu soruyorum size. Diyor ki savcılık: "Geçmiş dönemde..."

Hüseyin Gün: Siz de şeyin farkındasınız değil mi? Yani ben kimseye iftira atmadım.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Ben asla öyle bir şey demedim zaten.

Hüseyin Gün: Hayır, oranın bir altını çizeyim.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Yok, şimdi buradaki herkes savcılığın birtakım varsayımlarıyla yargılandığı için savcılığın sizin için bu söyleyiş şeyi doğru mu onu anlamaya çalışıyorum. Diyor ki savcılık: "Geçmiş dönemde kamuoyuna yansıyan İBB 2019 veri kopyalama sürecinin gündemden kaldırılması amacıyla yabancı istihbarat servis elemanı Aaron Barr..."

Hüseyin Gün: Bu doğru değil. Çünkü... Şöyle, Anglosakson dünyasında emekli istihbarat subayları, bilhassa yazılımcı kökenli olanlar hepsi özel sektöre girer. Ve de özel sektöre geçtiklerinde benim gibi yatırımcılar da yatırım yapar ve onları çalıştırır. Bu gayet doğal bir şey. Onun için o cümle doğru değil. Yani öyle bir yazılmış ki sanki aktif istihbarat subayıymış gibi. Emekli kendisi.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Yine iddianamenin 260. sayfasında diyor ki sizin için: İstanbul Senin uygulaması içerisine kişisel verilerin yüklenmesini, bu veriler ile konum bilgilerinin eşleştirilmesini ve verilerin yurt dışına sızdırılması çalışmalarını yürüten ve talimat veren kişi demiş. Sizin İstanbul Senin ile herhangi bir alakanız var mıdır?

Hüseyin Gün: Hayır.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Peki. İddianamenin 258. sayfasında yine sizle ve müvekkillerle alakalı bir tanım var. Diyor ki: Suç örgütü lideri Ekrem İmamoğlu'nun talimatları doğrultusunda yani Ekrem Bey talimat veriyor örgüt yöneticisi Murat Ongun milyonlarca kişiye ait verileri ele geçirme ve örgüt faaliyetleri kullanma kapsamında çalışmalarına 2019'un ortalarında başladı. Bu çalışmalar kapsamında Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla özel vasfa haiz örgüt üyeleri Necati Özkan, Melih Geçek ve örgüt yöneticisi Hüseyin Gün birlikte çalışma yürütmüştür diyor. Siz izin 2019 Ağustos'ta bahsetmiş olduğunuz toplantı dışında Necati Bey ve Melih Bey ile herhangi bir yaptığınız çalışma veya bir araya gelme var mıdır?

Hüseyin Gün: Hayır.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Yani aslında siz iddianamede size söylenmiş olan her şeyi reddediyorsunuz, doğru mu anlıyorum?

Hüseyin Gün: Aynen.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Peki. Siz gerek buradaki duruşmada gerek Casusluk duruşmasında dediniz ki: Benim İBB seçimlerinin iptalinden sonra Amerika'daki şirketimde yaptırmış olduğum 10 günlük kısa bir sürede sosyal medya analizi yani açık kaynak analizi, diğer bir tabirle internette herkesin ulaşabileceği bilgilerdir diyorsunuz. Ben açık kaynak araştırmasının ne olduğunu biliyorum zira ben de yapıyorum benzer şeyler. Fakat benim kanaatimce savcılık açık kaynak analizinin araştırmasının ne olduğunu bilmiyor ve burada da bence aydınlanmadı. Çok kısa açık kaynak analizinin ne olduğunu anlatabilir misiniz? Şey değil ama, herkes ulaşabilir değil. Nedir bu açık kaynak analizi? Sizin yaptırdığınız ve size hukuka aykırıymış gibi gösterilen şey nedir?

Hüseyin Gün: Yani nedir? İşte en basit Twitter, Google'a soru sorduğunuzda, Instagram'a fotoğraf yüklediğinizde herkesin görebileceği, herkesin erişebileceği bir şey. Yani casusluğun veya illegal, gayrimeşru bir şeyin olabilmesi için kapalı bir sistem olması lazım. Kapalı sistem işte örneğin İBB veritabanına sızma, hackleme. Bunlar gayrimeşrudur çünkü kapalı bir devredir. Veya işte birisinin e-mail'ini hackleme, bu gayrimeşrudur, suçtur. Ama ben sizin Twitter'da yazdığınız mesajı kendi telefonumda takip ediyorsam ve takip edebiliyorsam, okuyabiliyorsam, işte ona cevap verebiliyorsam bu açık kaynaktır. Ve bu hukukidir.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Açık kaynak analiz dediğiniz şey aslında OSINT'tir değil mı? Open source diye geçer.

Hüseyin Gün: Tabii. Yani İngilizcesi Open Source Intelligence, evet.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Evet. Sayın Başkan bunu özellikle belirtmek istiyorum. OSINT denilen şeyin hukuka aykırı olduğu iddia edildiği için OSINT de budur bu arada. Son olarak da bitiriyorum Hüseyin Bey.

Hüseyin Gün: Şöyle ama pardon şunu da şunu da ekleyeyim. Eğer OSINT bu iddianameye göre suç ise o zaman TCK yani Türk Ceza Kanunu'nda böyle bir kanun böyle bir böyle bir madde yok. Yani hani açık kaynak Türk Ceza Kanunu'na göre benim bildiğim, ki sizler daha iyi bilirsiniz, Sayın Başkan hepimizden iyi bilir, böyle bir Ceza Kanunu yok.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Şimdi bitiriyorum. İddianamenin 7. sayfasında biraz uzun bir kısım var sizle alakalı ama uzun kısımları kaçırdığınız için sonuç kısmına geliyorum. Diyor ki sonuç kısmında: USOM raporu uyarınca yaklaşık 4.7 milyon vatandaşın kişisel verilerinin ele geçirilerek usulsüz bir şekilde ABD ve Almanya ülkelerine gönderildiği tespit edilmiştir. Bu İstanbul Senin ile yapılmıştır ve diyor...

Hüseyin Gün: Pardon bir şey soracağım. Pardon, affınıza sığınarak. Şöyle şöyle bir şey. Yani tespit edilmiştir, neye göre tespit edilmiş?

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Bizim zaten itirazlarımız bu noktada. Savcılık bunu söylüyor ama bizim tüm itirazlarımız bu noktada. Ben size son kısma geliyorum. Diyor ki...

Hüseyin Gün: Devletin öyle bir raporu, öyle bir tespiti var mı? Resmi bir tespit var mı?

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Başkanım cevap vereyim buna yoksa gireyim mi? Tamam, şöyle söyleyeyim. USOM diye bir hükümetin içinde bulunan bir erkin yapmış olduğu bir rapor var ve külliyen yalan bir rapor var, ondan bahsediyorlar. Diyor ki en sonunda: İstanbul Senin isimli uygulamaya ilişkin öncelik Necati Özkan, sonrasında da örgüt üyesi İsmet Koyun üzerinden süreci yürüten kişi Hüseyin Gün'dür. Siz İsmet Koyun'la hiç görüştünüz mü, hayatınızda buluştunuz mu?

Hüseyin Gün: Hayır.

Yiğit Gökçehan Koçoğlu: Tamam. Başkanım çok kısa bir şey söyleyeceğim. Şimdi Hüseyin Bey dedi ki ben Eylül'den bu yana kimseyle görüşmedim, mesajlaşmadım. Eylül 2019'dan bahsediyor. Daha o tarihte İstanbul Senin'in çalışması başlamamış. Dikkatinize sunuyorum bu hususu. Teşekkür ederim Hüseyin Bey.

SERDAL TAŞKIN AVUKATI ALİ RIZA DİZDAR SORUYOR

Ali Rıza Dizdar: Şimdi bir şey daha öğrenmek istiyorum. Siz hangi cezaevinde kalıyorsunuz, başka suçtan tutuklusunuz, değil mi?

Hüseyin Gün: Ben asılsız casusluk suçundan tutukluyum. Silivri No: 9'da kalıyorum.

Ali Rıza Dizdar: Tamam, peki. Zannedersem Anglo-Sakson hukukunu söylemeye çalıştınız. Yani öyle yetişmeniz, ihtisasınız İngiliz hukukuna yakın bir şey mi, yani Anglo-Sakson düzeninde büyüdüğünüzü söylediğinize göre?

Hüseyin Gün: Ben 11 yaşımdan beri oradayım evet; yatılı okul, yani tamamım orada okudum, evet.

Ali Rıza Dizdar: Nereleri bitirdiniz orada?

Hüseyin Gün: Efendim?

Ali Rıza Dizdar: Yani okulları nerede okudunuz?

Hüseyin Gün: Orada, evet. Yani orta üçten itibaren.

Ali Rıza Dizdar: Tamam, en son hangi üniversitede veya bitirdiniz, hangi branşı bitirdiniz, öğrenebilir miyim?

Hüseyin Gün: Tabii ki. Genetik mühendisliği, Londra Üniversitesi.

Ali Rıza Dizdar: Evet. Bu önemli bir soruydu benim için. Yani bilişimi gayet iyi biliyorsunuz, genetik mühendisliği iyi biliyorsunuz. Yani bunlar hem bilimde ne denir, makinelerle ilgili öğrenilebilen şeyler. Açık kaynakları, kapalı kaynakları gayet güzel anlattınız.

Hüseyin Gün: Yani bu tabii pardon Ali Bey, çok genetikle alakalı olmamakla birlikte sonraki çalışmalarım, yani ben öz geçmişimin çok detayına inmedim. Aynı zamanda da neural networks üzerinde çalışmalarım var Cambridge'de vakti zamanında. Yani neural networks de bugün yapay zekanın altyapısını oluşturan...

Ali Rıza Dizdar: Evet, evet. Çünkü efendim, Sayın Başkan, sayın üyeler, sormamın nedeni şuydu: Uluslararası teknoloji, bu kısımlarla ilgili son derece katı kurallar var. O katı kurallarda bilhassa yani her yere girip bir bilgi azısı alması veya başka şekilde sızdırmaları yasaktır. Öyle değil mi?

Hüseyin Gün: Kesinlikle öyle. Ali Bey, şunu açıkça belirtmem lazım: Hem İngiltere'de hem de Amerika'da —ki orada mevcudiyet sahibiyim, yani bütün yatırımlarımın birçoğu oradadır— orada herhangi bir sızma, hackleme, izinsiz giriş, 25 yıl cezayla başlar, ağır ceza yani.

Ali Rıza Dizdar: Bu önemli bir detaydır. Bunu da açıkladığınızdan dolayı çok teşekkür ederim. Bu çok önemli bir detay. Şimdi ben şöyle bir şey sorsam size: Suç örgütü denildiği zaman aklınıza tarihte hangi suç örgütleri gelir?

Hüseyin Gün: Yani Al Capone, Pablo Escobar işte...

Ali Rıza Dizdar: Ne dediniz? O gelir; hani uyuşturucu, cürümle ilgili falan. Peki casusluk dediğimiz zaman aklınıza ne gelir?

Hüseyin Gün: James Bond.

Ali Rıza Dizdar: Dreyfus gelmez mi?

Hüseyin Gün: Dreyfus da gelir de yani...

Ali Rıza Dizdar: Rosenbergler gelmez mi?

Hüseyin Gün: Tabii, tabii, Rosenbergler gelir elbette.

Ali Rıza Dizdar: Yani şimdi bu bunları sormamın nedeni şu Sayın Başkan, sayın üyeler: Şimdi bir organizasyon şeması içine girdiğimiz zaman bu kamu içinde kademelerde olan örgüt yapıları değil bunlar. Yani bir belediyeden bahsediyoruz, yerel belediyelerden bahsediyoruz. Yani bu örgütlerle bunların mukayesesi yapılamaz. O nedenle sordum size. Bir de son bir cümle söylediniz, bugün biraz aslında üzgünüm, sebebine gelince; 68 kuşağından Rahmi Ofluoğlu'nu kaybettik. Trabzon'da yarın cenazesi var. Yani bu büyük bir şey, ama hayat yürüyenlerin üstünde olduğu için sorularımıza geliyoruz. Şimdi son bir şey soracağım. Bir şey söylediniz o çok hoşuma gitti. "Ben Jön Türk'üm" dediniz, Jön Türk.

Hüseyin Gün: Evet, evet.

Ali Rıza Dizdar: Nedir Jön Türk?

Hüseyin Gün: Yani Jön Türkler, Mustafa Kemal'e kadar uzansak madem...

Ali Rıza Dizdar: Önemli, önemli. Çünkü dediniz sözcüğü, "İstibdada karşı Mustafa Kemal'in..." Evet?

Hüseyin Gün: Mustafa Kemal'in —ki o zaman Atatürk değildi— 108 numaralı olan üyeliği ve kurucularından biri olan Mithat Paşa, Talat Paşa; yani Türk'ün aydınlığını ve ilerici...

Ali Rıza Dizdar: Yani çıkar amaçlı bir örgüt...

Hüseyin Gün: Çıkar amaçlı bir örgüt değil, hayır.

Ali Rıza Dizdar: Türkiye'yi koruma...

Hüseyin Gün: Türkiye'yi koruma ve Türk devletinin ve Türk milletinin ulvi çıkarlarını ilerletmek.

Ali Rıza Dizdar: Sayın Başkan, sayın üyeler, teşekkür ederim.

Hüseyin Gün: Rica ederim.

Ali Rıza Dizdar: Ben şu soruları sormamın nedenlerinden birisi şu: Şimdi Sayın Başkan, Mehmet Pehlivan avukat olabilir, önemli olan o değil. Önemli olan buradaki yargılanan insanların yasak sorgulara muhatap olmamaları, Adalet Bakanlığı tarafından öyle sürekli birileri bir yerlere gönderilmelerinin engellenmesini ben Sayın Savcım ve sizden istiyorum. Lütfen yazın, çünkü burada duruşmalar devam ederken yüze yüz ilkesi var. Yüz yüzelik ilkesinde kişilerin burada olması lazım; işkence görmeden gidip gelmeleri değil. O bakımdan savunmanın kutsallığı bakımından, sizin adil karar vereceğinize inandığım için lütfen ve lütfen Adalet Bakanlığına bu davaya müdahale edilmesini talep ediyorum. Casusluk davası ile ilgili hususa gelince; ya tefrik edin o dosyayı buradan, ya o dosyayı burayla birleştirsinler. Bunu da bir anlık düşünmenizi talep ederim, saygılarımı sunarım.

EKREM İMAMOĞLU AVUKATI TORA PEKİN SORUYOR

Tora Pekin: Merhaba Hüseyin Bey. Şimdi sadece şu fotoğrafa dair soracağım tekrar. Sizin Ekrem İmamoğlu ile çektirdiğiniz fotoğraf. O fotoğraftan savcılık bir örgütsel yöneticisi olarak sizi suçladı. Bir casus olarak da Sayın İmamoğlu'nu suçladı.

Hüseyin Gün: Dosyada... Pardon Tora Bey. Ben de casus oluyorum orada.

Tora Pekin: Siz ayrıca ayrı... Yani ayrı bir casus suçlamanız da var. Biliyorum onu ama o fotoğrafa dayalı olarak yapılanı söyledim. Hani örgüt yöneticisi suçlamasını özellikle vurgulamak için öyle söyledim. Tabi siz de casuslukla suçlanmışsınız ve dosyanızda 15. Ağır Ceza'da açık. Şimdi üç tane ifadeniz var. İki tane kollukta, bir tane savcılıkta. Toplam 382 sayfa ifade vermişsiniz. Döndürüp dolaştırıp da bu fotoğrafı sormuşlar size. Aynı şeyi ben diğer fotoğraf için merak ediyorum. Sayın İbrahim Kalın ve başka AK Partililerle fotoğraflarınız var. İnternette de yayınlandı bunlar. Savcılık veya polisten size bu fotoğrafları sordular mı acaba?

Hüseyin Gün: Hayır.

Tora Pekin: Sormadılar. Peki siz söyleme gereği duydunuz mu? Yani kendinizi şey yapmak için, hani normalleştirmek için durumunuzu. "Çok rahat söyleyebilirsiniz ya, benim bugünkü ilk başkanıyla da fotoğrafım var" diye aklınıza gelip söylediniz mi, hatırlıyor musunuz öyle bir şey ifadeleriniz sırasında? Daha sonra mahkemede söylediniz bunu, basında da haber oldu ama savcılık ve poliste acaba aklınıza geliyor mu böyle bir şey?

Hüseyin Gün: Tora Bey, ben devletimin isteği ve yetkilendirmesi üzerine yaptığım hiçbir şeyi sıkıştığımda ifşa etmemeye çok büyük gayret gösterdim. Sadece casusluğun birinci duruşmasında o belgeyi sunmak zorunda kaldım. Çünkü casusluk iddianamesinin içine, iddianame suç unsuru teşkil etmemesine rağmen devlet sırrı niteliği taşıyan bazı raporlar olduğunu gördüm. Ve o raporların da benim aleyhime kanaat oluşturmak için serpildiğini fark edince biraz devlet terbiyesi ve haysiyeti çerçevesi içinde kalarak açıklamaya çalıştım.

Tora Pekin: Çok teşekkür ederim. Bana göre bu bir ifşa sayılmazdı. Çünkü zaten basında yayınlanmış fotoğraflar, olanı göstermek istersiniz denilebilir. Ancak Sayın Başkan, müvekkilim meslektaşım Avukat Mehmet Pehlivan ile ilgili belirsizlik sürüyor. Siz görüşmeler yaptığınızı söylediniz. Acaba bir sonuç var mı? Şu anda kendisi buradan tutuklanacak mı, dönecek mi? Onu kendisi de bilmiyor, biz de bilmiyoruz.

Hakim: Bilgi verdik.

Tora Pekin: Bilgi verdik derken kime bilgi verdiniz Sayın Başkanım? Ben kaçırdım ama.

Hakim: Bakanlığa verdik. Bakanlık gerekli şeyleri yaptı, görüşmeleri yaptı. Bilgi aktardık. Bu şekilde zor olacağını da söyledik. Artık değerlendirmesini yapacaklar.

Tora Pekin: Değerlendirme yapmış olabilir mi acaba size? Bildiğim kadarıyla Bakan var, Bakanlar Biri de bir şey içerisinde, görüşme içerisinde. Size bir dönüşü oldu mu, onu sormak amacıyla soruyorum.

Hakim: Şu an bize gelen bir bilgi yok.

Tora Pekin: Bugün itibarıyla ne olacak peki? Dönecek mi geri Mehmet Pehlivan?

Hakim: Yani Bakanlıkta şu an çalışmalar devam ediyor. Bilmiyorum.

Tora Pekin: Başka sorum yok.

HÜSEYİN GÜN AVUKATI SELAHATTİN CEYLAN SAVUNMASI

Sayın Başkanım, Sayın Heyet; müvekkil samimi bir şekilde savunmasını yapmış ve tüm hususlara yönelik açıklamalarda bulunmuştur. Biz de beyanlarına iştirak ediyoruz. Öncelikle huzurunuzda görülen davaya dayanak teşkil eden iddianamede müvekkilin tarafına yöneltilen çıkar amaçlı suç örgütünün yöneticisi olma ve eylem 13 kapsamında isnat edilen kişisel verileri başkasına verme, yayma, ele geçirme suçlarının inandırıcılıktan son derece uzak, mesnetsiz iddialardır. Müvekkil, Anglosakson dünyasında etkin konumlarda bulunan, 2012 ve 2013 yıllarından itibaren yatırımlarını ağırlıklı olarak teknoloji alanına yönlendiren, halen yurt dışında yapay zeka, altyapı, sosyal medya ve genetik alanında faaliyet gösteren şirketlerin ortağı ve yönetim kurulu üyesidir. Malumunuz üzere müvekkil de bundan bahsetti, diğer meslektaşlar da bahsetti. Casusluk suçlamasıyla 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaktadır. Burada müvekkilin de bahsettiği üzere bir belge sunulmak durumunda kalındı ve o belgeden de görüleceği üzere müvekkil 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında görev yapmış ve o kapsamda bilhassa Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki firari FETÖ'cülerin kimliklerinin tespiti, adresleri ve mal varlıklarının tespiti konusunda ülkemize yoğun destek vermiş bir vatanseverdir.

Bu yargılamayla ilgili soruşturmanın devam ettiği sırada müvekkilin el konulan dijital materyalleri üzerinde yapılan incelemede bu kez huzurunuzda görülen davaya konu İmamoğlu örgütü yöneticiliği iddiasıyla müvekkil cezaevinden alınmış, Terörle Mücadele Bürosuna götürülmüş ve burada ifadesi alınmıştır. Müvekkil konuyla ilgili İstanbul TEM'de ve savcılıkta tüm bildiklerini samimiyetle adli makamlara anlatmış, izah etmiştir. Bu beyanlarda soruşturma savcılığınca etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilerek ifadesinin alınmasını müteakip müvekkil yeniden cezaevine gönderilmiştir. Müvekkilin davaya konu soruşturmayla ilgili olarak hazırlık beyanı da budur. Müvekkil burada savunmalarından da anlaşılacağı üzere Ekrem İmamoğlu'nu hayatında bir kez o bahsedilen fotoğraftaki nezaket ziyaretinde, ikinci kez de 25. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada görmüştür. Yine diğer sanıklardan yalnızca Necati Özkan'la bir sunum yapmak için görüşmüş, bu sunumu yapmış, sonrasında da anlatıldığı şekilde bir görüşmesi, irtibatı olmamıştır. Şimdi efendim, iddianamedeki bakış açısına göre şimdi bir örgüt yöneticisi düşünün ki üyelerine ortağı olduğu şirketle ilgili yazılımı göstermek için sunumu bizzat kendi yapıyor, ancak örgüt üyeleri bu yazılımı, sunumu beğenmiyor, biz bunu pahalı bulduk, satın almıyoruz diyerek örgüt yöneticisine karşı çıkıyor.

Sonrasında da bu tutum nedeniyle örgüt içinde cezalandırılmıyor ve aynen göreve devam ediyor. Şimdi burada nerede kaldı örgüt yöneticisinin bu hiyerarşik bağa istinaden örgüt üyeleri üzerindeki hakimiyeti, cezalandırma sistemi? Böylesine hayatın olağan akışına aykırı bir iddianın ne hukuken ne mantıken de inandırıcı hiçbir yönü yoktur. Yine aynı şekilde müvekkilin yazışmalarında, dosyada görülen yazışmalarında annesiyle olan bir yazışma, imarla ilgili bir konudaki beyanları da zaten iddianamede yer alan müvekkilin lider ve örgüt yöneticisi olduğuna yönelik iddiaların ne derece mesnetsiz olduğunun başka bir kanıtıdır. Şimdi müvekkil bu örgütün hiyerarşik yapısında kimden nasıl direktif almıştır, nasıl direktif vermiştir? Onunla ilgili en ufak bir tespit de yoktur çünkü böyle bir şey söz konusu değildir. Zaten 3 Eylül 2013 tarihlerinden sonra da hiçbir şekilde hiçbir irtibat da olmamıştır. Hatta ailevi eylemden yargılanan diğer kişiler de müvekkili tanımadıklarını açıkça belirtmişlerdir. Yine iddianamedeki İstanbul Senin ve İBB Hanem daha sonraki yıllarda uygulamaya geçirilen programlardır. Müvekkilin bu uygulamalarla ilgili bilgisi dahi tarafına yöneltilen suçlamalarla olmuştur.

Bununla ilgili olarak da dijital veriler zaten bu hususu desteklemektedir. Müvekkilin 25 Ekim tarihinde alınan ifadesinin 210. anlatımcı sayfasında zaten İstanbul Senin ile ilgili soru sorulmuş, müvekkil de orada buna cevap vermiştir. Bu sunum daha sonra benim de dahilimin olmadığı İstanbul Senin uygulamasına benzer nitelikteydi fakat dediğim gibi ben bu uygulamaya dahil olmadım ki zaten hazırlık aşamasında da beyanı vardır. Burada müvekkil bahsedilen örgütün yöneticisi ya da üyesi değildir. Yani böyle bir örgüte hiçbir zaman yardımda da bulunmamıştır. Kişisel verileri yaymamıştır, ele geçirmemiştir. Ayrıca iddianamede söz konusu örgüt kapsamında işlendiği ileri sürülen diğer eylemlerle de hukuki ve fiili hiçbir bağlantısı, irtibatı yoktur. Müvekkile yöneltilen suçlamalar asılsızdır. Müvekkilin böyle bir hukuka aykırı eylemi ve kastı da bulunmamaktadır. Nitekim müvekkil bugüne kadarki yaşam çizgisine bakıldığında devletine, ülkesine, milletine gönülden bağlı, Jön Türk felsefesini gönülden özümsemiş bir birey olarak tarafına yöneltilen bu ithamları biz şiddetle reddediyoruz. Sayın mahkemenizce yapılacak yargılama neticesinde müvekkil hakkında beraat kararı verilmesini ve bu aşamada duruşmalardan vareste tutulmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ediyoruz.

ABDULLAH UÇAN SAVUNMASI – 05.10.2026

“Hızlıca savunmamı yapacağım Başkanım. Başkanım, öncelikle Dijital Deneyim Müzesi işi bize ilk geldiğinde yapım işi mahiyetindeydi. Yani mal alımı ve inşai faaliyetler bir aradaydı. Bu konuda işin başkanlıktan geldiği ve ivedi şekilde tamamlanması gerektiği ve bu nedenle istisna şeklinde ihalenin yapılması gerektiği söylenmişti. Biz bu ihalenin yapım işi olduğu ve sürenin minimum 3 ay süreceğini söyleyip yapım ihalesi olması konusunda direndik. Üzerimizde çok fazla baskı vardı; ihale birimi bu işi yapmak istemiyor şeklinde söylemler vardı. Ancak bizim buradaki itirazlarımız onay ya da ret makamı olarak değil, eleştirel niteliktedir. Çünkü bu alımın hangi yöntemle yapılacağına biz değil, talep sahibi birimin genel müdür yardımcısı ve genel müdür talebiyle, yönetim kurulunun da onayıyla karar verilmektedir.

Daha sonra bu işi mal alımı olarak ihaleye çıkıp ihaleyi sonuçlandırmışlardır. Burada yalnızca mal alımı talebi geldiği için ve KİK tarafından istisna verildiği için biz buna itiraz edemedik. İnşai faaliyetleri ise iş birliği yöntemiyle işletmeyi yapacak firmaya yüklemişlerdir. Ancak bu iş birliği dosyası ihale birimimiz tarafından yapılmamıştır, bizimle bir ilgisi bulunmamaktadır. İfademde geçen TUCA firmasının firmaları belirlediğine ve ihaleden önce işe başladığına ilişkin duyumlarım; ihale aşamasında değil, Sayıştay denetiminde soruşturma aşamasındaki duyumlarımdır. Yine bahsetmem gerekir ki; ilgili birimden talep ve şartnameyle birlikte alım yönteminin belirlenmiş olduğu yönetim kurulu kararı birimimize gelir. Sonrasında talep sahibi birimin bağlı olduğu genel müdür yardımcısı ve genel müdür tarafından davet edilecek firmalar tutanakla belirlenir. Akabinde atanmış olan ihale komisyonu tarafından ihaleler tamamlanarak ihale sonucu genel müdürün ve yönetim kurulunun onayına sunulur. Sonrasında birinci derece imza yetkilileri tarafından sözleşmeler imzalanarak işe başlanır. Kontrol teşkilatı tarafından ürünler teslim alınarak mal kabul tutanakları düzenlenir.

Efendim, ben bu işlemlere ilişkin komisyonların hiçbirinde bulunmamaktayım. Yaptığım işlemler, ihale komisyonu tarafından alınan kararların tebliği niteliğindedir. Yani tabiri caizse mahkeme heyeti tarafından alınan bir kararın mahkeme kalemi tarafından tebliğ edilmesi gibidir. Alım yöntemine karar vermemekte, firmaları belirlememekte, ihale komisyonunda, kontrol teşkilatında, mal kabul komisyonunda bulunmamaktayım. Yani ihaleye etki edebilecek yetkiye sahip değilim. Bu kapsamda herhangi bir karar merci olmadığım ve ihaleye yönelik herhangi bir komisyonda bulunmadığım gerekçesiyle beraatimi talep etmekteyim.”

HAKİM ABDULLAH UÇAN’A SORUYOR

Hakim: Doğrudur. 14 Mayıs 2025 tarihli ifadenizde bu Tuca firmasıyla ilgili kısmı anlatırken, duyumlarım şeklinde değil de, demişsiniz ki Tuca firması tüm yapım işlerini üstlendi. Bildiğim kadarıyla bu yapım işleriyle alakalı daha ihaleler yapılmadan bu firma yapım işlerini gerçekleştirmeye başladı. Daha sonra yapılan ihaleleri de Tuca firmasının belirlemiş olduğu şirketler kazandılar.

Abdullah Uçan: Başkanım, orada bildiğim kadarıyla diyorum ya. Daha sonradan soruşturmalar başlayınca herkes birbirini suçlamaya başladı. Dolayısıyla oradaki duyumlarım. Yoksa onun Tuca firmasının belirlerken biz o toplantıların hiçbirine katılmadığımız için dolayısıyla onları bilmiyorum yani.

Hakim: Duyumlardı bu bilgin yani.

Abdullah Uçan: Duydum. Duyumu söylüyorum. Yoksa bizzat o toplantılarda bulunmadım efendim.

Hakim: Nereden duydun?

Abdullah Uçan: Şirket içinde konuşuluyordu. Soruşturmalar başlayınca Tuca firması bu firmaları belirlemiş, bunlar Tuca firmasının belirlemiş olduğu firmalar diye söylüyorlardı efendim.

Hakim: Kimdir şirket içinde konuşan şahıslar? Bunları konuştuğun kimler var?

Abdullah Uçan: Yani bizim ihale biriminde de konuşuluyordu başkanım. Yani şahıs olarak bizzat hatırlayamıyorum ama ihale biriminde de konuşuluyordu, diğer birimlerde de. Talep sahibi birimin ekibi konuşuyordu yani.

Hakim: Onur Aldı ile ilgili beyanların var.

Abdullah Uçan: Evet efendim.

Hakim: Baskı yaptığına dair.

Abdullah Uçan: Evet, yani dediğim gibi bunun istisna şeklinde yapılması isteniyordu. Onur Bey de söylüyordu yani bunu bir an önce yapmamız gerekiyor, başkanlıktan geliyor, bir şekilde bitirmemiz gerekiyor diye. Yani bunu anlattık mevzuat boyutuyla, yapım işi olması gerektiğini. Onur Bey birimimize gelip söylüyordu, evet.

Hakim: Baskı kurarak bu ihalenin istisna ihalesi olarak gerçekleştirilmesini istedi. İhalenin hızlıca yapılmasını başkanlığın istediğini söyleyerek baskıyı artırdı.

Abdullah Uçan: Evet başkanım.

Hakim: Hatta beni ve diğer arkadaşları "Bunlar iş yapmak istemiyorlar" şeklinde tefrikat yapmak suretiyle de bizi kötülemeye çalıştı.

Abdullah Uçan: Evet. Yani o dönemde...

Hakim: Senin dışında baskıya maruz kalan kim var?

Abdullah Uçan: Yani bizim ihaledeki personellerin hepsi aynı şeyi söyler.

Hakim: Kim o isimler?

Abdullah Uçan: O dönem işi yapan arkadaşlar. Yani isim olarak...

Hakim: Senin dışında baskıya maruz kalan somut isim var mı?

Abdullah Uçan: Mesela Ömür Tahir Elibaş olabilir. Yani çünkü birime gelip birimde yapıyorlardı başkanım o baskıyı.

Hakim: Ne gibi baskı?

Abdullah Uçan: Yani "Bir an önce bitirmeniz gerekiyor, siz yapmak istemiyor musunuz, niye ağırdan alıyorsunuz?" gibi gibi. Yani bunu sadece ama baskı Onur Bey'den değil, Genel Müdür Yardımcımız da yukarıdan çok baskı... Siz bağlı olduğunuz Genel Müdür Yardımcısı Doğan Bey'di. O da "Yukarıdan çok fazla baskı geliyordu" diyordu. "Bir an önce bitirmemiz gerekiyor" diyordu.

Hakim: Doğan Hamit Doğruer değil mi?

Abdullah Uçan: Evet, evet, evet başkanım.

Hakim: Onunla ilgili de zaten ifadende "Erdinç Çolak, Onur Aldı, Doğan Hamit Doğruer ve Murat Abbas doğrudan aktif rol almışlardır bu DDM'nin kuruluş aşamasında" diye başlamışsın.

Abdullah Uçan: Evet.

Hakim: İfadende demişsin ki: "Bu mal alım işinde, tanımlara ve ihaleye ilişkin bazı usulsüz işlemlere ben ve ihale müdürü Bilal Önver direndik." Yapım, usulsüz olan işlerden kastın nedir?

Abdullah Uçan: Aslında başkanım, bunun mal alımı ve inşaat faaliyetlerinin bir arada yapım işi olarak ihale edilmesi gerekiyordu bence. Dolayısıyla bu konuda söyledik, bunun yapım işi olması gerekiyor diye. Ama sonrasında...

Hakim: Mal alımların bu DDM ile ilgili olan...

Abdullah Uçan: Evet, evet. DDM ile ilgili olan başkanım. Yani onun bence yapım işi olması gerekiyordu. Sonrasında onu mal alımına çevirerek istisna yöntemiyle...

Hakim: Baskı ve zorlamalıkları neticesinde bazı evraklara imza attık.

Abdullah Uçan: Evet, oradaki imzaladığımız evraklar başkanım, bizim tebligat niteliğindeki evraklar. Hani ihale komisyonu işte kazanan firmayı belirliyor, biz de onlara kazandığını tebliğ ediyoruz. Yani "Bu firma kazandı, bu firma kazanamadı" gibi. Ya da sözleşmeye davet tebligatları yani.

Hakim: Yine ifadende bir yerde Erdinnç Çolak ile ilgili şöyle bir kısım var: "Hangi DDM ile ilgili ihalelere hangi şirketlerin katılacağını Erdinç Çolak liste halinde İhale Müdürü Bilal Önver'e bildirirdi."

Abdullah Uçan: Evet.

Hakim: "Bilal Önver’de bu işlerin bizlere ortak alandan dağıtırdı."

Abdullah Uçan: Evet başkanım. Burada talep sahibi birimin bağlı olduğu Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Müdür, zaten tutanaklarda da öyle geçer, resmi tutanaklarda da öyle. Onlar firmaları belirleyip müdürümüze bildirir, o da ortak alandan personele dağıtırdı olayı.

Hakim: Bizzat gördün mü bu verilen firma isimlerini?

Abdullah Uçan: Firma isimlerini bizzat görmedim ama ortak alanda o olduğu için... Yani ortak alana koydu ve Erdinç Bey'den geldiği söyleniyordu, yoksa bizzat bana vermedi.

Hakim: Kim oraya koydu ve Erdinç Bey'den olduğunu söyledi? Erdinç Bey'den gönderildiğini söyledi?

Abdullah Uçan: Yani başkanım bunu duyduk da şöyle zaten: Tutanaklarda da hani resmi olarak da onlar belirlemişti.

Hakim: Ortak alan dediğin nedir?

Abdullah Uçan: Ortak alan şöyle; ortak ağ diyelim, yani ortak klasör. Şirketin ortak klasöründe ihale isimleri ve katılacak firmalar ve ihalenin tarihi, saati yazıyordu.

Hakim: Sen bu ortak ağda gördün mü bunu?

Abdullah Uçan: Tabi tabi başkanım.

Hakim: Oradaki firma isimlerinden hatırladığın var mı?

Abdullah Uçan: Uğursa... Onun haricinde Tenax var. Hatırladıklarım.

Hakim: Peki kim bildirdi size Erdinç Çolak'ın bu listeyi verdiğini?

Abdullah Uçan: Başkanım orada zaten tutanakları kendileri veriyor ya, dolayısıyla biz de biliyoruz yani. Tüm işlerde böyle, talep biriminin bağlı olduğu Genel Müdür Yardımcısı firmaları verir. Bunu bazen, bazı işlerde bizzat Genel Müdürümüze verip bizim Genel Müdür Yardımcımıza veriyorlar, bazı işlerde müdürümüze direkt veriyorlar. Çünkü tutanakta zaten belli olduğu için hani ona ben bizzat görmedim tabii ki de onu verdiğini ama sonuçta biliyoruz yani bunun öyle olduğunu.

Hakim: Kahraman Yeşilyurt ile ilgili bir anlatımın var. Antre Tasarım isimli firma sahibi olan Kahraman Yeşilyurt çok sık bu müzeye gelirdi.

Abdullah Uçan: Evet, oraya birkaç kez geldi.

Hakim: Erdinç'den para aldığı söylenmektedir. Ne demek Erdinç'den para aldığı söylenmektedir?

Abdullah Uçan: Yani bu şirket yine bu soruşturma aşamasında konuşuluyordu başkanım. Hatta Savcı Bey'e de öyle söyledim. Yani ben bizzat görmedim, zaten ifademde de "söylenmektedir" şeklinde geçiyordu. Dolayısıyla böyle duyduk, yani duyduğumu söyledim.

Hakim: Zaten duyduğuna dair soru...

Abdullah Uçan: Onu hatırlamıyorum, Kahraman Yeşilyurt ile ilgili başkanım onu hatırlamıyorum.

Hakim: Yine aynı şekilde Onur Aldı'nın Tuca firmasının yetkililerinden arabada elden para aldığı söylenmektedir.

Abdullah Uçan: Bunu da aslında duydum. Yani şirkette konuşuluyordu, yok başkanım somut bir isim yok.

Hakim: Var mı ifadene ekleyeceğin başka bir şey?

Abdullah Uçan: Yok başkanım.

Hakim: Gökhan Köseoğlu ile ilgili, Murat Ongun'un talimatıyla organize ederdi şeklinde bir ifade...

Abdullah Uçan: Evet başkanım, yani firmaları burada... Firmaları burada, o şöyle; iletişim ihaleleri oluyor başkanım. Yani belediyeden belediyenin organizasyon ihalelerini Kültür A.Ş. olarak ihaleye katılıp alıyoruz. Daha sonra da bunun alt yüklenici ihaleleri yapılıyor. O da İletişim Koordinatörlüğü'nden, yani onun başında Murat Ongun bulunuyor. Oradan bizim firmaları Gökhan Köseoğlu getirirdi. O da Murat Ongun'un bilgisi dahilinde geldiğini söylerdi.

Hakim: Size de bunu Gökhan Köseoğlu mu söyledi?

Abdullah Uçan: Evet.

Hakim: Murat Abbas'ın kendisini işten çıkarmaya çalıştığını ancak Murat Ongun'un engel olduğunu söylemesi...

Abdullah Uçan: Evet, bu o dönemde ben yıllık izindeydim başkanım. Bu da şeyden gelince, izinden dönünce duyduğum bir şey. O sırada Gökhan'ı çıkarıyorlarmış, ama Murat Ongun engel olmuş.

Hakim: Duyum mu?

Abdullah Uçan: Duyum başkanım. Bizzat hani o kararlar alınırken orada değildim. Zaten o olay yaşanırken yıllık izindeydim başkanım.

Hakim: Bu olaya ilişkin Gökhan bir şey anlattı mı size?

Abdullah Uçan: Yok, o anlatmadı.

Hakim: Kendisinden mi duydun?

Abdullah Uçan: Yok, kendisinden duymadım başkanım.

SAVCI SORUYOR

Savcı: Bir ihale süreciyle ilgili 2 tane davet usulü şeklinde, 2 tane ilan yoluyla ihaleden bahsetmişsiniz.

Abdullah Uçan: Evet.

Savcı: İlan yoluyla yapılan ihale ile ilgili de sürenin kasıtlı olarak kısıtlı tutulduğu, dolayısıyla ihaleye başka firmanın girmesinin engellendiği şeklinde beyanınız var.

Abdullah Uçan: Yani şöyle dediğim gibi Sayın Savcım, bu ihalelerin aslında bana göre yapım işi şeklinde olması gerekiyordu. İşte yapım ihalesinde ilan süresi 28 gün. Daha alt usulü olanlarda ise daha kısa. Dolayısıyla 28 günlük bir ilan süresinin bir 7 günlük ya da 10 günlük ilan süresine göre, yani ilan süresi ne kadar kısa olursa rekabeti o kadar daraltır. Ona istinaden söyledim.

Savcı: Peki bu kasıtlı mı yapılıyor, yoksa?

Abdullah Uçan: Yani hani dediğim gibi anlattığım gibi hızlı olmasını istediler. Ama biz orada asla karar verici değiliz zaten. Yani ne ihale yöntemini, ne davet edilecek firmaları Savcım onu biz belirlemiyoruz. Yani ben ona öyle bir yetkim yok. Biz sadece mevzuatsal boyutuyla anlattık. Hani bunun yapım işi olması gerekiyor. Ama başkanın ve Murat Ongun'un bir an önce şeyin açılmasını istediğini söylediler, müzenin açılmasını.

Savcı: Murat Bey'in Kültür A.Ş. üzerinde etkisi var mıydı?

Abdullah Uçan: İletişim şeyleriyle iletişim ihalelerinin firmaları oradan geliyordu, iletişim portalı tarafından.

Savcı: Kültür A.Ş.'nin iletişim ihalesi iletişim şirketlerinin mi?

Abdullah Uçan: Yok, Kültür A.Ş.'nin şey ihaleleri, iletişim ihaleleri. DDM ile ilgili oranın sadece şey yaptığını söylediler yani... Dijital Deneyim Müzesi ihalesiyle ilgili sadece Murat Ongun'un hızlandırılması gerektiğini söylediler. Yoksa onun dışında firmalar boyutunda Murat Ongun'un ama bilmiyorum yani herhangi bir dahli var mı.

Savcı: Emrah Bağdatlı'yı tanıyor musunuz?

Abdullah Uçan: Hiç tanımıyorum. İlk defa iddianamede gördüm.

Savcı: Güldem Şık?

Abdullah Uçan: Hiç tanımıyorum. İsmini dahi hiç şey yapmadım, iddianamede gördüm.

Savcı: İfadelerinizde işte bu yukarıda anlattığım süreçlerin Murat Ongun'un talimatıyla yapıldığı şeklinde beyanınız var.

Abdullah Uçan: Aslında alt İBB'den alınan organizasyon ihalelerinin alt ihaleleri için söylüyorum Sayın Savcım. Yani hani DDM ile ilgili orada zaten firma sürecinin Erdinç Bey'den geldiğini söylüyorum. Yani onu Murat Ongun ile ilgili söylemiyorum.

Savcı: İşsizlik maaşı aldığınızı söylediniz. Şu an Kültür A.Ş.'de işinizi bıraktınız mı, yoksa?

Abdullah Uçan: İşten çıkarıldım. İşe iade davayı kazandım, istinafa gitti.

Savcı: Niçin çıkarıldınız?

Abdullah Uçan: Yani bu ifadelerimden dolayı.

Savcı: İfade tarihinden sonra mı işten çıkarıldınız?

Abdullah Uçan: Evet, evet Sayın Savcım.

Savcı: Tamam, başka sorum yok.

MURAT ONGUN SORUYOR

Murat Ongun: Siz eylem 97'den yargılanıyorsun değil mi? İBB'de? Biraz evvel Savcı Bey'in soruları kapsamında söylediniz ama burada zaten uzunca bir DDM konusunu anlatıyorsunuz. Benim adım da geçmiyor ama duyup duyduğun için soruyorum yani. Bu ihale, DDM'nin ihaleleriyle ilgili herhangi bir şey duydun mu, duyduysan ne duydun?

Abdullah Uçan: Müzenin hızlıca bitirilmesi gerektiği söylenilenlerde geçiyordu yani. Yoksa firmalarla ilgili vesaire sizle ilgili bir şey duymadım.

Murat Ongun: Benden mi duydun o zaman?

Abdullah Uçan: Yok hayır sizden duymadım.

Murat Ongun: Şimdi 2014 yılında girmişsiniz İBB'ye. Kültür A.Ş.'de idari personeli olarak görev almışsınız. 2014'ten itibaren idari personeldiniz.

Abdullah Uçan: Evet.

Murat Ongun: Ne, tam neydi göreviniz?

Abdullah Uçan: İdari personel ama ihale personeliydim aslında. İhale personeliydim.

Murat Ongun: Şunu şunu söylüyorsun. 2023 senesinin Ekim ayında ihale şefi olarak atandım.

Abdullah Uçan: Evet doğru.

Murat Ongun: Yani ihaleyle ilgili daha böyle geniş bir bilgiye vakıf olma süreciniz aslında 2024 yılı başıyla başlıyor. Çünkü 2023 sonunda ana ihale oluyor. Siz Kültür A.Ş.'de o ihaleleri genelde Ocak, Şubat'ta yapılıyor. Demek ki bir yıllık bir şeyin var aslında konun ama cümlelerin bir yıla göre çok iddialı. Gökhan Köseoğlu kendisi şef olmasına rağmen iletişim kısmındaki ihaleleri Murat Ongun'un talimatıyla organize eden kişidir. Hangi ihaleye kimlerin teklif vereceğini, kimlerin kazanacağını Murat Ongun'un talimatıyla belirlenmektedir demişiz.

Abdullah Uçan: Evet.

Murat Ongun: Şimdi bize bir adap bir örnek ver.

Abdullah Uçan: Tabii tabii. Burada dediğim gibi... Şimdi kazanacak kısmını Murat Abbas da söyledi. Yani genel müdürümüzün dahi bilgisi yokmuş.

Murat Ongun: Şöyle. Siz kendiniz Murat Abbas'ın söylediğini... Mesela deyin ki siz dediniz ki şu ihaleyi şu firma kazanacak, bu ihaleyi... Bunlara nasıl bilgi sahibi olduğunuzu bir izah edin. Yoksa ben de öyle...

Abdullah Uçan: Tabii tabii. Kazanacak firmaları soruşturma aşamasında duyduğum bir bilgi. Şimdi firmaların önceden belirlendiği hususunu yani iletişim koordinatörlüğü tarafından belirlendiği hususunu bizzat biliyordum. Çünkü Gökhan Bey getiriyor ve sizin bilginiz dahilinde geldiğini söylüyordu. Ama burada kazanacak firmaların yani genel müdürümüzün bilmediği bir hususu zaten bizim bilmemize imkan yok. Yani öyle bir bilgiyi zaten bize vermezler. Hani vermelerinde bir amaç da olmaz. Dolayısıyla o soruşturma aşamasında duyduğum bir bilgi kazanacak firma.

Murat Ongun: Ama yani ihale şefisin ya. Gökhan Köseoğlu işte güya işten atılacakmış, atılmaktan kurtarılmış. Gökhan bu kadar bilgiye sahipse sen de birkaç tane ihaleyi söyle. De ki ben Kültür A.Ş.'nin ihale şefi olarak diyorum ki bu ihalelerde kazanacak firma önceden belliydi çünkü diye bir anlat bize. Ama şimdi diyorsun ki soruşturma safahatında duyduğum şeyler bunlar.

Abdullah Uçan: Evet.

Murat Ongun: Yani çalışırken duyduğun bir şey yok diye anlıyorum ben o zaman.

Abdullah Uçan: Şimdi firmaların sizden geldiği hususunu bizzat Gökhan Köseoğlu'nun bize firmaları getirdiğinde Murat Ongun'un bilgisi dahilinde diyordu. Ama kazanacak firmalar kısmını soruşturma aşamasında duydum. Yani öyle...

Murat Ongun: Firma gelmesi ne demek? Bize bir anlatın. Firma geliyor ne demek?

Abdullah Uçan: Şöyle. Bunlar davet usulü ihale oluyordu. Davet usulü ihale olduğu için burada ihaleye davet edilecek firma, üç firma davet ediliyor zaten başkanım. Bu davet edilecek firmaları da Gökhan Köseoğlu getiriyordu ve sizden geldiğini söyledi.

Murat Ongun: Tamam. Şimdi oraya geleceğiz. Peki mesela bu bizim yaptığımız ihaleler, sen Kültür A.Ş.'de ihale şefisin. Mesela bu DDM için 3G değil de davet usulü ihale yapsaydınız ne yapacaktınız? Üç tane firma davet edecektiniz değil mi? Nereden davet edecektiniz o üç firmayı?

Abdullah Uçan: O da zaten davet usulü oldu. Oradaki ihalelerin iki tanesi davet usulü oldu. Onları da yine...

Murat Ongun: Kaç firma davet ettiniz o ihaleye? İhaleye...

Abdullah Uçan: Her bir ihale için üç diye hatırlıyorum.

Murat Ongun: Üç tane etmemişsiniz, ben gördüm de. Normalde siz de kendi havuz, yani Kültür A.Ş.'nin havuzunda bunları davet...

Abdullah Uçan: Öyle bir öyle bir havuzu yok. Yani bunlar... Şimdi iletişim kısmı dediğin gibi iletişim koordinatörlüğünden geliyor başkanım. Ama diğer ihaleler...

Murat Ongun: DDM özel bir konu tabii. İlk kez yapılıyor. Yani onu karıştırma. O ayrı bir şey. Özel bir ihale.

Abdullah Uçan: İletişim ihalelerinden bahsediyorum. Ancak diğer ihaleler talep sahibi birimine bağlı olduğu genel müdür yardımcısından geliyor.

Murat Ongun: Tamam. Sen diyorsun ya ben firmayı yolluyormuşum. Siz kendi yaptığınız işlere firmalarınızı davet et ediyorsunuz. Yani giriyorsunuz Google'a bu işi hangi firma yapar diye mi bakıyorsunuz? Sizin bir şeyiniz yok mu yani? Bu işleri kimler yapar gibi bilgi yok mu 30-40 yıllık Kültür A.Ş.'nin? Onu soruyorum.

Abdullah Uçan: İşte hayır, bu iletişim koordinatörlüğünden geliyordu yani.

Murat Ongun: Peki siz kendi davet usulü... Hadi iletişimi ayırdınız. Sen ihale şefisin. İhalelerinizi 21b usulü, davet usulü yaptığınızda davet ettiğiniz üç firmayı neye göre belirliyorsunuz?

Abdullah Uçan: Talep sahibi birimin bağlı olduğu genel müdür yardımcısından geliyor.

Murat Ongun: Genel müdür yardımcısına nereden geliyor?

Abdullah Uçan: Onun nereden geldiğini bilmiyorum ama resmi tutanaklarda da var bu. Yani resmi olarak zaten oradan geliyor.

Murat Ongun: Tamam. Şimdi bu kadar eski bir çalışan olduğun için aynı zamanda Kültür A.Ş.'de belki şef değildin ama ihalesinde görev aldım dedin. Daha önce de onlarca aynı firmanın yıllar boyunca aynı ihalelere girdiğini biliyorsun. Yani burada hani çok da şey yapmayalım. Yapıcı olalım. Şimdi şöyle bitiyor şeyin, ifaden. Zaten bu ifade şu:

En başta Murat Ongun var Gökhan Köseoğlu ile ki Gökhan ben hakedişçiydim diyor. Burada başkanım biliyor, tekrarlamayacağım. Bunu iddia eden bir sensin. Murat Ongun, Gökhan diye başlıyorsun. Uzun uzun uzun DDM anlatıyorsun hiç yokuz. Ve sonra şöyle bitiyor:

"Yukarıda anlatmış olduğum süreçler Murat Ongun'un talimatıyla gerçekleşmiştir. Bu işlemlerin Ekrem İmamoğlu'nun onayı olmadan yapılamayacağını herkes bilir."

Abdullah Uçan: Orada aslında iletişim ihalelerinden bahsediyorum.

Murat Ongun: Ama bir tane de örnek veremiyorsun yani burada. Sadece diyorsun ki Gökhan bana dedi ki bu ihalelere bu firmalar girecek. Murat Ongun'un bilgisi var. Bu bu kadar senin ifaden.

Abdullah Uçan: Zaman zaman genel müdür yardımcımıza getirip yani çünkü biz Doğan Bey'e bağlıyız. Firmaları bazen bana verip, bak bu ihaleyi müdürümüze verip, bazen ihale personeline ver dediği oluyordu. Yani burada firma isimlerini şeylerde şey yapabilirler yani resmi kayıtlarda var zaten. Savcılıkta da...

Murat Ongun: Ama şunu öğrenmek... Sen tüm bu anlattığın şeyleri soruşturma safahatında öğrenmişsin 14 Mayıs tarihli ifadenden önce. Medya çıkanlarla falan öğrenmişsin.

DOĞAN HAMİT DOĞRUER, ABDULLAH UÇAN’A SORUYOR

Doğan Hamit Doğruer: Ben DDM sürecinde, Dijital Deneyim Müzesi sürecinde size doğrudan bir talimat verdim mi?

Abdullah Uçan: Yani, sizde baskı olduğunu Doğan Bey, bir an önce işin yapılması gerektiğini söylüyordunuz ama siz de bu süreçten rahatsızdınız. Yani siz de bu işin çok yapılmasını istemiyordunuz açıkçası.

Doğan Hamit Doğruer: Ya da yapılan işler konusunda "Şu şöyle olacak, bu böyle olacak." diye bir talimatım oldu mu?

Abdullah Uçan: Yani burada zaten ihale usulü vesaire bu evraklar sizden çıkmıyordu Doğan Bey. Onlar Erdinç Bey'den çıktı. Dolayısıyla biz imza falan yapmadık.

Doğan Hamit Doğruer: Teşekkür ederim.

SERDAL TAŞKIN SORUYOR

Serdal Taşkın: Abdullah Bey, mal ve hizmet alımları, davet usulü yapılan mal ve hizmet alımlarında davet edilecek firmaları ilgili birim belirledikten sonra Genel Müdürlüğün bunu değiştirme yetkisi var mı bu süreçte?

Abdullah Uçan: Var tabii ki var, her yetkisi. Zaten oradaki süreç talep sahibi birimden, birime bağlı olduğu Genel Müdür Yardımcısından geliyor zaten firmalar.

Serdal Taşkın: Yani size gelen davet edilecek liste, yani davet edilecek firmaların listesi resmi bir liste midir yoksa illegal bir liste midir?

Abdullah Uçan: Şöyle, tutanakları zaten Genel Müdür Yardımcısı imzaladığı için resmi bir liste olmuş oluyor aslında. Yani zaten tutanakları imzalayan kişi firmalara göndermiş oluyor, dolayısıyla resmi bir liste.

Serdal Taşkın: Yani demin ifade ettiniz Bilal Bey'in ortaya koyduğu şeyler resmi bir liste, değil mi?

Abdullah Uçan: Tutanak Bey'den gelmesi evet, resmi bir süreç. Zaten tutanaklarda da öyle.

KAHRAMAN YEŞİLYURT MÜDAFİ GİZEM KARAKÖÇEK, ABDULLAH UÇAN’A SORUYOR

Gizem Karaköçek: Aslında Sayın Başkan çok net bir şekilde sorup cevabını almış oldu ancak ben de diğer hususlara ilişkin birkaç soru sormak istiyorum. Zaten ihaleyi alan firmanın Tuce olduğunu söylemiştiniz. Antre firmasını DDM ihalesinin herhangi bir yerinde, alt yüklenici olabilir, işin diğer yerinde doğrudan teminler, doğrudan alımlar bunlarla ilgili olabilir, herhangi bir yerinde gördünüz mü?

Abdullah Uçan: Antre firması yok, DDM işlerinde alt yüklenici değil.

Gizem Karaköçek: Tamam, teşekkür ederim. Peki Kahraman Yeşilyurt'un herhangi bir kimseye talimat verdiğine şahit oldunuz mu?

Abdullah Uçan: Yok, öyle bir şeye şahit olmadım.

Gizem Karaköçek: Talimat aldığına şahit oldunuz mu?

Abdullah Uçan: Hayır efendim, duymadım zaten öyle bir talimatını.

Gizem Karaköçek: Anladım, tamam. Çok teşekkür ederim, sağ olun.

MURAT ONGUN MÜDAFİ RAHŞAN SERTKAYA, ABDULLAH UÇAN’A SORUYOR

Rahşan Sertkaya: Ben biraz netleştirmek istiyorum Abdullah Bey. Gökhan Bey'in size bir beyanından bahsediyorsunuz. Gökhan Bey bu beyanda bulunduktan sonra girip bu listeyi size mi veriyordu? Hani bunlar ihaleye davet edilecek firmalar Abdullah bunlara ihaleye davet et mi diyordu size?

Abdullah Uçan: Ya onlar bizzat bize gelmiyordu. Zaten yılda iki kere en az bu aktif ihaleler olan bir yer. Dolayısıyla Genel Müdür Yardımcısı bağlı olduğumuz Genel Müdür Yardımcımıza da veriliyordu, müdürümüze de verilebiliyordu. Hatta bana da verilebiliyordu. Hatta dediğim gibi personele de verilebiliyordu.

Rahşan Sertkaya: Yani siz gördünüz bu listeleri. Sonuç olarak geldiğini söylediğiniz listeyi gördünüz ve bunu bunun illegal olduğunu söylüyorsunuz ve siz alıp bu illegal şeye göre işlem mi yaptınız? Bunu mu demek istiyorsunuz?

Abdullah Uçan: Ya şöyle, o iletişim koordinatörlüğü, reklam ve organizasyon işleri falan. Dolayısıyla biz bu listeyle ben bir şeye göre ben işlem yapmıyorum. Çünkü ben zaten orada firmaları belirleme yetkilisi de değilim, ihale komisyonunda değilim, ihale usulünün belirlenmesinde herhangi bir rolüm, görevim yok, kabul komisyonunda değilim. Yani dolayısıyla ben zaten hani etki edebilecek bir noktada değilim.

Rahşan Sertkaya: Kaç kez bu size verilen listeye göre ihaleye davet ettiniz bu firmaları? Kaç kez yaptınız bunu? Ve hangi ihalelerde?

Abdullah Uçan: Hatırlamıyorum. Sayısını hatırlamıyorum.

Rahşan Sertkaya: Hatırlamıyorsunuz. 1 de olabilir, 5 de olabilir. Ne olduğunu hatırlamıyorsunuz. Hangi firmalar olduğunu da hatırlamıyorsunuz, doğru mu?

Abdullah Uçan: Evet.

Rahşan Sertkaya: Şimdi o zaman ben şöyle mi anlıyorum? Siz burada bir iddiada bulunuyorsunuz ve sizin bu iddianızın tek dayanağı Gökhan Köseoğlu'nun size söyledikleri, doğru mu?

Abdullah Uçan: Yani bu...

Rahşan Sertkaya: Efendim, teyit ettirmem lazım. Çünkü burada tanıklar var. Siz de onların ifadelerini aynen tekrar edip, sonra bunlarla çelişkili ifadeler... Tamam, peki efendim. Tamam, peki efendim. O zaman doğru kabul ettiğinizi şey yapıyoruz.

Abdullah Uçan: Yok, burada şey değil. Gökhan Köseoğlu da söylüyordu, Genel Müdür Yardımcımız da söylüyordu iletişimden gelmedi diye de. Yani bunun herkes öyle olduğunu biliyor yani. Bu sadece...

Rahşan Sertkaya: Tamam. Gökhan Köseoğlu demişsiniz sadece.

Abdullah Uçan: Ya o bize söylediği için.

Rahşan Sertkaya: Tamam. Bir tek Gökhan Köseoğlu'ndan duymuşsunuz, tamam. Şimdi bakın Gökhan Köseoğlu mahkeme huzurunda ilk beyanında dedi ki "Genel olarak Murat Ongun'un adamı olduğumu ve ona bağlı çalıştığımı ifade etmiş. Gerçeğe aykırı bir söylem olduğunu en başta söylemiştim zaten. Kendisiyle yani Murat Ongun'la hiçbir tanışıklığım yoktur." Yani Gökhan Köseoğlu'nun Murat Ongun'la hiçbir tanışıklığı yokmuş. Ben size bir şey daha ekleyeyim. Dosyada Gökhan Köseoğlu'nun Murat Ongun'la arasındaki HTS kayıtları isteniyor, aralarında bir tane bile HTS kaydı yok. Gökhan Köseoğlu'nun tanımadığı, arasında hiçbir HTS kaydı da olmayan Murat Ongun'dan nasıl bir talimat almış olabilir? Ve siz sadece Gökhan Köseoğlu'nun ifadesine dayanıyorsanız, Gökhan Köseoğlu sizin bu söylediğinizi reddediyorsa sizin de başka bir dayanağınız kalmamış oluyor, doğru mu?

Abdullah Uçan: Yani bilmiyorum o kısmını. Sizi... Zaten biz de HTS kaydıyla karşılaşmadık.

GÖKHAN KÖSEOĞLU AVUKATI AV. ÖZGÜR GÜL SORUYOR

Özgür Gül: Gökhan Köseoğlu Kültür A.Ş.'deki görevi nedir?

Abdullah Uçan: (Anlaşılmadı)

Özgür Gül: Peki ihale sürecinde herhangi bir görevi, yetkisi, sorumluluğu var mıdır?

Abdullah Uçan: Yani komisyon üyesi olmuyordu onu soruyorsanız eğer. Komisyon üyesi değildi.

Özgür Gül: Bir ihale işlemini vesaire yapıyor mu?

Abdullah Uçan: Yok yok hayır, herhangi bir ihale işlemini yapmıyordu. İhale işlemlerinde de yoktu.

Özgür Gül: Anladım. Murat Ongun ile Gökhan Köseoğlu'nu bir yerde hiç gördünüz mü? Bir telefon görüşmesi yaparken veya?

Abdullah Uçan: Murat Ongun'la hiç görmedim yani yan yana konuşurken.

Özgür Gül: Peki az önce şey söylediniz, dediniz ki hani "Listeyi bana Gökhan Köseoğlu getiriyordu" dediniz. Bu listeleri size verdikten sonra herhangi bir baskıda bulunuyor muydu size?

Abdullah Uçan: Ya ben o listeyle biz işlem yapmıyoruz yani. Onu imzalayan kişiler biz olmadığımız için orada bize baskı yapmasının zaten bir anlamı olmaz. Bize firmaları getiriyordu. Firmaların da Murat Ongun'un bilgisi dahilinde geldiğini söylüyordu. Bu kadar, bunun haricinde başka bir şey söylemeyeceğim bu konu hakkında.

Özgür Gül: Anladım. Son olarak şeyi sormak istiyorum: Eylem 97'de yani DDM olarak adlandırdığımız eylemde müvekkilin ifadesi sadece sizin ifadesinde geçiyor. Az önce Murat Bey de sordu, ifadede 3. paragrafta yukarıda da atfınız dijital deneyime ilişkin değil, doğru mu? Yani doğrudan sorayım; Gökhan bey...

Abdullah Uçan: Evet, evet. Zaten dijital deneyim müzesi ihalelerinin gelme sürecini anlatıyorum. Onların Erdinç Çolka'tan geldiğini söylüyorum. Yani Gökhan Bey o kısımda yok, evet.

Özgür Gül: Yani Dijital Deneyim Müzesi'ne ilişkin süreçte Gökhan Köseoğlu'nun herhangi bir sorumluluğu, görevi, yetkisi vesaire yok?

Abdullah Uçan: Yok, o Dijital Deneyim'de yok.

Özgür Gül: Anladım, teşekkürler. Başka sorumuz yok.

ABDULLAH UÇAN - ONUR ALDI SORUYOR / 05.10.2026

Onur Aldı: Abdullah Bey ilanlı yapılan satın almalar hangileriydi DDM'de?

Abdullah Uçan: Elektrik, elektronik cihazlar almıştık.

Onur Aldı: Teknik malzeme ve görüntü sistemleri satın alımı.

Hâkim: Cevap verirken bize dönük olun da kayıtta zorlanıyorlar arkadaşlar.

Onur Aldı: Evet. Yani 3 satın alma vardı. İkisi teknik malzeme ve LED ekranlar değil mi?

Abdullah Uçan: Evet, doğrudur.

Onur Aldı: Ne zaman bu ilanlar?

Abdullah Uçan: Tam hatırlamıyorum zamanını.

Onur Aldı: Yani başında mı, sonunda mı?

Abdullah Uçan: Neyin başında?

Onur Aldı: Aralık yani işin başında mı yapıldı yoksa sonlarında mı?

Abdullah Uçan: İşin başında yapıldı yani.

Onur Aldı: Aralık ayı.

Abdullah Uçan: Evet, evet.

Onur Aldı: Peki benim proje dosyamda, size teslim ettiğim proje dosyamda kaç tane satın alma vardı, onu hatırlıyor musun?

Abdullah Uçan: Hatırlamıyorum.

Onur Aldı: 2 satın alma vardı ve ben proje dosyasını hazırlarken sana danışarak bunların ilanla 3G ile yapılabileceğini proje dosyasına işledim. Bunu hatırlıyor musun?

Abdullah Uçan: Yok, yok, öyle bir şey hatırlamıyorum.

Onur Aldı: Peki siz ne zaman terfi edildiniz?

Abdullah Uçan: 2023 yılı Ekim ayı.

Onur Aldı: Tamam, hemen hemen aynı dönemler ve proje dosyaları için size gelinip danışılıyordu, doğru mudur?

Abdullah Uçan: Yani yok, hayır, bununla ilgili danışılmadı. Bununla ilgili zaten ben itirazlarımı söyledim, onun yapım işi olması gerektiğini.

Onur Aldı: Hangisi? Teknik malzeme satın alımı ve LED ekran satın alımı mı?

Abdullah Uçan: Yani tamamının, yani müzenin kurulup işletilmesine kadar yapılacak tüm kurulumların...

Onur Aldı: Peki yapım işi nedir? Bina yapımı mıdır yoksa bunun içine sergi kurulumu mudur? Çünkü bu sergi kurulumu maddesini de bana 3G listesinde gösteren sensin.

Abdullah Uçan: Şimdi şöyle, ben yok, şimdi talep mal alımına çevrildikten sonra yani bunu bizzat ben göstermedim de talep mal alımına çevrildikten sonra zaten az önce de ifadede söyledim...

Onur Aldı: Evet ama benim mal alımı proje dosyasında aslında sana da gönderdiğim, diğerlerine de gönderdiğim dosyada 2 mal alımı kalemi vardı ve içeride yapılacak sergi kurulumu inşai faaliyetlerinde Tuce firması yapacak gözüküyordu. Bunun dışında bir satın alımı yoktu, bunu hatırlıyor musun?

Abdullah Uçan: Ya ben ilk geldiğimde inşai faaliyetleri ve mal alımı bir aradaydı. Ondan sonrasında bu şey...

Onur Aldı: Kim ayırdı peki bunu?

Abdullah Uçan: Onu bilmiyorum kim ayırdı Onur Bey.

Onur Aldı: Bu bir proje dosyasında satın alım listesi vardı, yüzlerce ürün vardı ve bu ürünlerin listesini, ayrımını kim yaptı?

Abdullah Uçan: Bilmiyorum.

Onur Aldı: Kendi yaptığını da hatırlamıyorsun?

Abdullah Uçan: Hayır, hayır, ben yapmadım.

Onur Aldı: Peki. Abdullah, sizinle çalıştığımız dönem boyunca sizinle bir tartışmamız, kavgamız olduğunu hiç hatırlıyor musunuz?

Abdullah Uçan: Yok, yok, genelde olmadı öyle bir şey.

Onur Aldı: Çalıştığımız dönem boyunca ben sizi veya herhangi bir arkadaşınızı işten çıkarmakla tehdit ettim mi?

Abdullah Uçan: Yok, yok, hayır.

Onur Aldı: İşten çıkarabilme yetkim var mıydı?

Abdullah Uçan: Onu bilmiyorum.

Onur Aldı: Siz bana mı bağlıydınız?

Abdullah Uçan: Yok, yok, hayır, size bağlı değildi.

Onur Aldı: İnsan Kaynakları'na bağlıydık.

Abdullah Uçan: Hatırlamıyorum.

Onur Aldı: Murat Abbas da kendisine bağlı olduğunu söylemiştir zaten. "Söylenmektedir" diye biten bir beyanınız var. Bunu gördün diye mi yoksa siz şirket dedikodusu olarak mı duydunuz?

Abdullah Uçan: Yok, duydum yani. Onu az önce de söyledim.

Hâkim: Tekrara düşmeyelim.

Onur Aldı: Yine ifade, "Tevzirat yaptı" demişsiniz. Bunu ben size mi yaptım, yoksa siz birinden mi duydunuz Onur Aldı böyle böyle tevzirat yapıyor diye?

Abdullah Uçan: İhale birimine siz de Onur Bey, gelip gidiyordunuz. Bir an önce bu işin bitirilmesi gerektiğini söylüyordunuz. Yani Genel Müdür Yardımcınız Doğan Bey de söylüyordu hani çok fazla baskı var diye bir an önce bitirilmesi gerek diye.

Onur Aldı: Bu işin de açılış tarihine yetiştirme telaşı mıydı, baskı mıydı?

Abdullah Uçan: Yani istisna olması konusunda şey de vardı. Hani biz ben yapım işi olduğunu söylüyorum zaten en başından beri.

Onur Aldı: En başında proje dosyasını yaparken çok net bir şekilde siz de yeni şefliğe terfi etmiştiniz ve proje dosyasını hazırlarken bunu size çok net sormuştum ve ben ilanlı bir 3G yapılacağını zaten görevim nedeniyle bilmem imkansız, bunu öneren, sonra da o yüzlerce satın almayı tek tek ayıran sizdiniz.

Abdullah Uçan: Hayır, bunları ben asla öyle bir ayrıma girmedim. Bağlı olduğunuz Genel Müdür Yardımcısı'na da söyledim sürekli, bunun yapım işi olması gerekiyor diye. Ben arkasında da duracağımı söyledim hatta yapım işi olmasının.

Onur Aldı: İmzalamadınız ama o belgeleri?

Abdullah Uçan: Ya tebligat niteliğindeki evraklar yani benim ihale ve orada süreci etkileyebilecek bir noktada değilim.

Onur Aldı: Peki bu tevzirat dediğim gibi, sen birinden mi duydun Onur Aldı gidip böyle böyle konuşuyor diye yoksa duyduğun sana karşı, senin yüzüne karşı mı söylendi?

Abdullah Uçan: Ya benim yüzüme karşı söylemediniz tabii ki. Bir an önce hızlıca yapılması gerektiğini söylüyordunuz ama...

Onur Aldı: Bakın hızlıca yapılması gerektiği değil, açılış tarihine işlerin yetiştirilmesi konusu. Çünkü ben de yine Murat Abbas'ın anlattığı gibi kültürel etkinliklerden de sorumluydum değil mi, açılış etkinliklerinden de sorumluydu. Aynı dönemde açılış tarihi de açılış Başkanlık programına göre sürekli ileri geri 1-2 gün oynadığı için bütün sanatçıların, bütün içeriklerin tekrardan tarihlerini revize etmek gerekiyordu. Bu yüzden bu saat ilişkisiyle ilgili bir telaş hali miydi yoksa gelip sana bunu böyle mi düşündün, bir baskı mıydı?

Abdullah Uçan: Onu bilmiyorum. Onu bilmiyorum yani, süreci anlattım. Bununla ilgili daha fazla söyleyeceğim bir şey yok.

Onur Aldı: Bana imzaya gelen evrakların hepsini hiç sorgulamadan imzalar mıydım, geri gönderdiklerim olur muydu, bana bağlı olmayan birine imza attırır mıydım?

Abdullah Uçan: Yani size bağlı olmayan birinin tabii ki de imzasını atmazsınız.

Onur Aldı: İmzalamadığım evraklar olur muydu?

Abdullah Uçan: Onu bilmiyorum şimdi. Şey de personelin bizzat getirdiği evraklar da oluyordu.

Onur Aldı: Siz çok evrak getirdiniz bana.

Abdullah Uçan: Evet, evet. Yani beklettiğiniz de oluyordu Onur Bey, imzaladığınız da oluyordu.

Onur Aldı: İmzalamadıklarım peki?

Abdullah Uçan: Yani hatırlamıyorum.

Onur Aldı: Peki. Müzenin kuruluş aşamasında organizasyonun büyük bir kısmını üstlenmesine rağmen diye bir beyanınız var. Ben proje ve iş geliştirmeden sorumlu genel müdür yardımcısıydım. Bu organizasyon diye bahsettiğiniz şey projelendirme kısmının üstlenilmesi olabilir mi?

Abdullah Uçan: Şöyle, ilk başta bu projeyi Erdinç Çolak takip etmiyordu, siz takip ediyordunuz. Dolayısıyla ondan bahsediyorum. İçeriğinde tam olarak neyi takip ettiğinizi onu bilmiyorum.

Onur Aldı: Peki ben onaylanan proje dosyasını teslim ettikten sonra size herhangi bir evrak, liste, dosya ilettim mi, böyle yapılacak diye?

Abdullah Uçan: Bizzat bana öyle bir dosya iletmeniz yok.

Onur Aldı: Abdullah Bey, bu etkin pişmanlık ifadenizi vermeden önce benim de yalan yanlış ifadelerle cezaevinden çıkmak için sizleri suçlayabileceğim, iftira atabileceğim endişesi taşımış olabilir misiniz? Çünkü Sayıştay...

Abdullah Uçan: Yok, yok, hayır.

Onur Aldı: Tamam. İfadenizden önce Sayıştay raporu çıkmış mıydı?

Abdullah Uçan: Hatırlamıyorum.

Onur Aldı: Çıkmıştı, şirket içinde sirküle edilmişti, ben söyleyeyim. Peki bu Sayıştay raporunda benimle ilgili herhangi bir madde, isim var mıydı?

Abdullah Uçan: Hatırlamıyorum.

Onur Aldı: Yoktu, yine ben hatırlatmış olayım. Sizinle proje ve kurulum aşamasında iki toplantıya katılmışım. Birincisinde proje sunumu yapıldı büyük toplantı odasında. İkincisinde ise tesadüfen ihale odasındaki toplantı odasına yine bu açılış etkinlikleriyle ilgili, yetişmesiyle ilgili bir soru sormaya geldiğimde bazı sorular için beni oturtmuştunuz ve projeyle ilgili soruları yanıtlamıştım. Bunun dışında sizinle başka bir toplantıya katıldık mı?

Abdullah Uçan: Yani biz zaten DDM ilgili toplantılara biz katılmıyorduk, yani ben zaten katılmıyordum. Ama bahsettikleriniz dışında katılmadık. Yok, bahsettikleriniz dışında katılmadık.

Onur Aldı: Katılmadık değil mi başka? Bu iki toplantı dışında beni başka bir toplantıda gördün mü...

Abdullah Uçan: Doğrudur Onur Bey.

Onur Aldı: Peki, başka sorum yok. Çok teşekkür ederim.

ABDULLAH UÇAN MÜDAFİ AV. KARDELEN CESUR SAVUNMASI:

Sayın Başkan, değerli heyet; müvekkil Kültür A.Ş.'de yalnızca bir ihale şefi olarak görev yapmış, ihaleye ilişkin hiçbir komisyonda yer almamıştır. Bundan da anlaşılacağı üzere ihale üzerinde karar, onay veya söz hakkına sahip olabilecek bir yetkisi ya da pozisyonu bulunmamaktadır. Müvekkil adli sürecin en başından itibaren samimi bir şekilde bildiklerini anlatmış, maddi gerçeğin ortaya çıkması için adli birimlere tam bir iyi niyetle yardımcı olmuştur. Müvekkil savcılıkta vermiş olduğu ifadesinin hemen ardından haksız bir şekilde işten çıkarılmış ve mağdur edilmiştir. Müteakiben tarafımızca Bakırköy 35. İş Mahkemesi 2026/20 esas sayılı dosyada işe iade davası açılmış ve davamız ilk derece mahkemesince kabul edilmiştir. Detaylı savunmalarımızı savcılık mütalaasından sonra sunacağımızı beyanla birlikte, isnat edilen suçun maddi ve manevi unsurları oluşmadığından müvekkilin beraatına karar verilmesini talep ederiz.

BİLAL ÖNVER SAVUNMASI – 05.10.2026

“Sayın başkanım, sayın mahkeme heyeti ve sayın savcım, sizleri saygıyla selamlıyorum. Öncelikle kendimden kısa bir şekilde bahsetmek istiyorum. Çünkü benim dünya görüşümün de yargılanan ekibe göre nerede durduğumu göstermesi bakımından bu son derece önemli.

Hakim: İstisnalardan ağırlıklı şey yapalım, oralardan hızlı geçelim.

Bilal Önver: Benim 10 tane eylemim var başkanım. 8 aydır da bekliyorum malumunuz.

Hakim: Tutuksuzsunuz, yani bir sürü dinlememiz gereken kişi var. Biraz daha makul kullanalım süreyi, hızlı olalım.

Bilal Önver: Tamam. Ben 1969 yılında Aydın Nazilli ilçesinde doğdum. Denizli İmam Hatip Lisesinde başlayan orta iki eğitimi Nazilli İmam Hatip Lisesinde tamamlandı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat bölümünü tamamladım. Lisans eğitimim boyunca Fetih Yurdu olarak bilinen Fatih Yükseköğrenim ve Öğrenci Yurdunda kaldım. Bu yurt daha ziyade muhafazakar öğrencilerin kaldığı bir yurttu. Öğrencilik yıllarımda MGV olarak bilinen Milli Gençlik Vakfının öğrenci etkinliklerine katılırdım. İktisat lisans programından mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İktisat Politikaları Anabilim Dalı yüksek lisans programını kazandım. Yüksek lisans eğitimim sürerken eş zamanlı olarak 1995 yılında Vefa semtinde yer alan İlim Yayma Vakfı Yükseköğrenim Öğrenci Yurdunda yaklaşık 1,5 yıl yurt müdür yardımcılığı yaptım. Bu yurt da muhafazakar öğrencilerin kaldığı bir yurt idi. Bunları anlatmamdaki amacım sosyo-politik olarak durduğum yeri ve nerede konumlandığımı vurgulayabilmektir. Hayatım boyunca hep muhafazakar olarak adlandırılan milli görüş çizgisi beni gerçek manada ifade eden en iyi tanımlamadır. 1996 yılında İGDAŞ'a başvurdum. Kabul edilmem üzerine İGDAŞ'ta çalışmaya başladım. O günden itibaren yaklaşık 29 yıllık belediye serüvenim başlamış oldu. 29 yıllık çalışma hayatım hep İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı şirketlerde geçti. Yaklaşık 6 yıl İGDAŞ'ta, 4 yıl BELBİM'de, 6 yıl Spor A.Ş.'de (Spor İstanbul oldu daha sonra adı) ve son olarak 12,5 yıl Kültür A.Ş.'de çalıştım.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın İBB Başkanlığı döneminde başlayan belediye serüvenim Ali Müfit Gürtuna, Kadir Topbaş, Mevlüt Uysal ve Ekrem İmamoğlu başkanlığının döneminde devam etti. En son 30 Aralık 2024 tarihinde emekli olarak İBB serüvenimi tamamladım. Hayatımın hiçbir döneminde solcu olmadım. CHP dahil hiçbir sol partiyi desteklemedim, oy vermedim.

Hakim: Buralar bizi çok şey yapmıyor yani çok, biz daha çok ithamlar kapsamında buraları hızlı geçelim, seri geçelim vakit...

Bilal Önver: Ben şunun için yani...

Hakim: 10 eylemlerden sorumluyum diyorsunuz, yani ona göre ondan sonra oradaki sürenizden kısmak zorunda kalırım. Yani oralara gerek yok, oralardan hızlı geçin.

Bilal Önver: Yok yani ben nerede konumlandırmak istedim.

Hakim: Bizi ilgilendirmez ki kimin ne yaptığı. Zaten 2-3 satırlık bir şey mi yani. Oraları hızlı geçelim.

Bilal Önver: Esasen sağcı da değilim, milli görüşçüyüm. Başkaca herhangi bir cemaat veya tarikat mensubiyetim de yoktur. Benim dünya görüşüm güçlü bir dini inanca dayalıdır. Tavır, tutum ve davranışlarım bu inancın ideallerine, ilkelerine ve değerlerine sıkı sıkıya bağlıdır.

İşe bakışıma ve iş tutuş tarzım... 2003 yılında Kamu İhale Yasasının yürürlüğe girmesiyle çalışmakta olduğum İBB şirketi BELBİM'de kendi gelip bu yasaya göre ihale yapan ilk kişiler arasında bulundum. BELBİM'de ihale sözleşme ve dış ticaret şefliğini kurdum. 3 yıl kadar orada bu işi yaptıktan sonra Spor A.Ş.'ye (yani Spor İstanbul'dur şu anki adı) ticaret müdürü olarak geçtim. Orada 2 yıl bu işi yaptıktan sonra görevden alındım ve Strateji Geliştirme ve Kalite Yönetim Temsilcisi olarak çalışmaya devam ettim. 2012 yılında Kültür A.Ş.'ye geçtim. Kültür A.Ş.'de Mali İşler Uzmanı olarak başlamama rağmen kısa süre içinde İç Denetçi oldum. Kısa süre iç denetçi olarak çalıştıktan sonra boşalan İhale ve Sözleşmeler Şefliğine atandım. O tarihten sonra 1 Ekim 2023 tarihine kadar İhale ve Sözleşmeler Şefi olarak görev yaptım. 1 Ekim 2023 tarihinden emekli olduğum 30 Aralık 2024 tarihine kadar da 1 yıl 3 ay kadar İhale İşleri ve Satınalma Müdürü olarak görev yaptım. Ben işimi her zaman severek yaptım. Hayatımı her zaman dini inancımdan kaynaklı birtakım ilkeler ve değerler çerçevesinde yaşadım. Bunlar benim çalışma hayatıma da yansıdı. Çalışma arkadaşlarım kamuda kul hakkı gibi işimizi yakından ilgilendiren konulardaki hassasiyetlerimi bilirler. Bugüne kadar bilerek ve isteyerek hiçbir yanlış içinde olmadım. Bu tür işlerin içinde olanları da affetmedim.

Bir yılbaşı döneminde bir firma hediye paketleri yapıp karton çantalarda birimdeki tüm masalara bıraktırmış. Birime geldiğimde hediye çantalarını görünce hemen hepsini toplattım. Burak Bey'in odasına gittim, "Müdürüm bunları masalarımıza bırakmışlar, ben iade edeceğim. Size de bıraktılarsa iade edelim" dedim. Burak Bey "Tabii ki Bilal Bey" dedi, "Bıraktıklarında ben de yoktum, gelince gördüm." Dedi, çantayı bana verdi. Ben de firma yetkilisini çağırtıp müracaat bankosunun önünde kendilerine teslim ettim. Burada şu maruz kaldığım itham ve suçlamalara belki de en hak etmeyen kişilerden birisi benimdir. Aramızda çok yanlış işler yapmış insanlar olabilir ama ben kendimi biliyorum, Allah da biliyor. Bu nedenle bu duruma düşmeme neden olan kim varsa hakkımı helal etmiyorum. Bu tür yanlış işlere bulaşmış insanlardan tutun da tetkik görevini doğru yapmadığına inandığım mülkiye müfettişine kadar hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum.

İhale süreçleri... Ben bir sunum şeyi verecektim flash'ta. Verelim mi? İhale süreçlerinde bir kişiyi sorumlu tutabilmek için sürecin içinde köşe taşı niteliğinde olan ve kritik öneme sahip evrakların neler olduğunu bilmek gerekir. Aksi halde karar süreçlerinde bir etkisi olmayan ve katip statüsündeki kişilerce imzalanmış bildirim evraklarından dolayı ilgisiz ve sorumluluğu olmayan birçok kişi mağdur edilmiş olur. Benim de şu an içinde bulunduğum durum gibi.

Orada sunum gibi bir klasör var, 8 no'lu. İhale öncesi teknik şartname, işin uzmanı ilgili birim tarafından hazırlanır, talep ekinde gönderilir. Şirketimizin istisna kapsamında satın alma prosedürünün 6.1.4. maddesinde satın alma şefliğinin teknik şartnameyi yalnızca mevzuat yönünden değerlendireceği, teknik şartnamenin içerik sorumluluğunun tamamen ilgili birime ait olduğu düzenlenmiştir. İlgili birim şefi, ilk kutucukta görüyorsun talep ve teknik şartname, bu arada ben önemli, kritik evrakları söylerim. Talep eden birim tarafından hazırlanıyor. İlgili birim şefi ve müdürü tarafından hazırlanan, ilgili genel müdür yardımcısı ve genel müdür tarafından onaylanan talep, satın alma ihale sürecinin start düğmesi konumundadır. Onaylı talep ve teknik şartname ihale işleri ve satın alma müdürlüğüne ulaştığı andan itibaren satın alma sürecinin start düğmesine basılmış demektir. Bu aşamada görevli ihale personeli, bir sonraki aşamaya geçmiş oluyorum bunu kapattım. Burada ihale yetkilisinin onayı var görüyorsun. Hayırsa geriye gönderiliyor, evetse bir alt birime yani ihale birimine geliyor. Talep ve şartname. Bu aşamada ihale, görevli ihale personeli davet edilecek firmalardan bir ön teklif talep eder. Gelen bu ön tekliflerden hareketle bir yaklaşık maliyet hesap cetveli oluşturur. İhale birimi yaklaşık maliyeti belirledikten sonra mali işler veya bütçe raporlama müdürlüğünden kullanılabilir ödenek tutarını alır. Bununla ihale onay belgesini düzenler. Bu genel bir uygulama ancak taahhüt altındaki işlerde, bu bizim yönetmeliklerimizde de böyle tanımlanmıştır, ancak taahhüt altındaki işlerde yani İBB'den alınan işlerde üst ihaleye verilen teklif fiyatları alt yüklenici ihalelerinde yaklaşık maliyetin belirlenmesinde kullanılır. Dolayısıyla yaklaşık maliyet kullandığımız KÜRSAD programı tarafından otomatik olarak oluşur. Bu ihalelerde yaklaşık maliyetin hesaplanmasında personelin inisiyatifi yoktur. Bu taahhüt altındaki işlerde İBB'den aldığımız 2 tane torba dosya.

Benim eylemlerimde 87 ve 91. Gelir getirici ihalelerde örneğin reklam alanlarının işletmeye verilmesinde muhammen bedel hesaplanır. Bu bedel de ilgili birimin koordinasyonunda hesaplanarak ihale birimine gönderilir. Bunlardan da ihale birimi çalışanlarının herhangi bir inisiyatifi yoktur. Çünkü ilgili birimde hesaplanıyor muhammen bedel. Bu dava iddianamesinde eylem 87 ve 91'de ileri sürülen ihaleler taahhüt altındaki işler cümlesinden; eylem 62, 63, 64, 68, 70 ve 76'da ileri sürülen ihaleler ise gelir getirici ihaleler cümlesinden olup yukarıda anlatıldığı şekilde yaklaşık maliyetin hesaplanmasında personelin inisiyatifi olmayan ihalelerdendir. Bunların dışında 2 tane eylem kalıyor benim. Burada yeri gelmişken ihale biriminden de bahsedeyim. İhale biriminin faaliyet alanı daha çok mahkemenin özel kalemine benzer. İhalelerin sağlıklı bir biçimde yürütülebilmesi için gerekli hazırlık ve koordinasyonu yürütürler. İhaleye ilişkin tebligatları yaparlar. İhale işlem dosyasını oluştururlar. Talep eden başlayarak ihalenin sonuçlanmasına kadar tüm sürece muvafakat ederek yani nezaret ederek ihale sürecine ilişkin tüm kayıt, belge, bilgi ve dokümanı işlem dosyasında arşivlerler. Ancak ihale süreçlerinin hiçbir aşamasında karar yetkileri yoktur.

İhale komisyonuna kalem veya sekreter hizmeti verirler. Tecrübelerinden dolayı sorulduğunda fikir verirler ya da mevzuat yönünden bir sakınca gördüklerinde uyarırlar. Ancak hiçbir zaman karar bu çalışanlara ait değildir. İhale komisyonları ise daha çok mahkeme heyetine benzer. Önlerine gelen konuda verilen teklif dosyalarını incelerler. İhale şartnameleri çerçevesinde sunulan evrakların yeterlilik şartlarını karşılayıp karşılamadığına bakarlar. Yeterlilik kriterlerine uymayanları elerler, uyanların tekliflerini kabul ederler. 2. aşamada yeterli bulunan isteklilerin tekliflerini değerlendirirler. Verilen tekliflerden en uygun teklifi kabul ederek ihaleyi bu teklif sahibinin üzerine bırakırlar. İhale komisyonları tüm kararlarını önlerindeki ihale dosyası çerçevesinde alırlar. İhale komisyonlarından niyet okumaları, hafiyelik yapmaları veya kaybı bilmeleri beklenmemelidir. Davetlilerin belirlenmesi. Bu şeyi tekrar açabilirsek orada akış daha iyi görünüyor. Az bir yukarı çıkabilir miyiz? Ben bu her onay aşamasını tek tek gösterdim. Orada ilgili ihale yetkilisince veya ilgili birimlerce verilen onaylar ve ortaya çıkan evraklar.

Mesela en son ihale dokümanları ilgili birim, ihale birimi ve hukuk müşavirliği tarafından onaylandıktan sonra ilan yapılıyor. Davet edilecek firmalar belirleniyor. Daha sonra doküman satışı yapılıyor davet edilen firmalara. O arada ihale komisyonu oluşturuluyor. Buradan göremiyorum ama şeyini. Daha sonra teklif geliyor, teklif verenler alınıyor. Şimdi numaraları izah edeceğim. Davet usulü ihale yapılması 4734 sayılı KİK tarafından kabul edilen ve bazı ihale usullerinde bizzat tanımlanan geçerli ve meşru bir yöntemdir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 21. maddesi pazarlık usulü ile ihale yapılabilecek haller sayıldıktan sonra B, C, F bentlerinde belirtilen hallerde ilan yapılması zorunlu değildir, ilan yapılmayan hallerde en az 3 istekli davet edilerek yeterlilik belgelerini ve fiyat tekliflerini birlikte vermeleri istenir denilmektedir. İhale ve ön yeterlilik dokümanının verilmesi maddesi var, 28. madde. Burada da diyor ki Kanun: İhale ve ön yeterlilik dokümanı idarede bedelsiz görülebilir ancak ön yeterlilik veya ihaleye katılmak isteyen isteklilerin bu dokümanı satın almaları zorunludur. İlan yapılmayan hallerde ihale dokümanı sadece idare tarafından davet edilenlere satılır. 28. maddede de böyle söylüyor. Doküman bedeli basım maliyetini aşmayacak ve rekabeti engellemeyecek şekilde idarelerce tespit edilir denilmektedir.

Davet usulü ihale yapmakta bizim kanun, mevzuat açısından bir sıkıntı yok. Bu maddelerden görüleceği üzere idare davet usulü yapılmasına izin verilmiş ihalelerde kendisinin belirlediği isteklileri ihaleye davet etmesi etme konusunda serbesttir. Bu aşamada her zaman şu soru sorulur: Neden bu üç firma? Takdir edilmelidir ki başka üç firma seçilseydi onlar için de aynı sorular sorulacaktır. Bunun bir sonu yoktur. Her davet listesine alınmış istekliler için "Niçin bunlar?" sorusu sorulabilmektedir. Bu aşamada idareler işine ve kişiliğine güvendikleri istekler arasında davet usulü ihale veya alım yapmakta serbesttirler. İdare adına bu yetki idarenin iç yönetmelik ve imza sirküleri tarafından tanımlanmış ihale yetkilisi veya ita amiri konumundaki görevlilerindedir. Şirketimizde uygulanan istisna 3G alımlarında bu davet usulü alım yöntemleri benimsenmiştir. En azından 15 yıldır bu yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntemle yapılmış istisna alımları birçok Sayıştay denetiminden geçmiş, bir uygunsuzluk ve yanlış uygulama olarak nitelendirilmemiştir.

Kamu İhale Kanunu'nun tanımlar 4. maddesinde ihale yetkilisi; idarenin ihale ve harcama yapma yetki ve sorumluluğuna sahip kişi veya kurulları ile usulüne uygun olarak yetki devri yapılmış görevlilerini şeklinde tanımlanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu'na göre idarenin ihale ve harcama yapma yetki ve sorumluluğuna sahip kişi veya kurulu, anonim şirket için yönetim kuruludur. Limited için ise ortaklar kuruludur. Türk Ticaret Kanunu'na göre şirket ana sözleşmesinde de bu konu teferruatlı bir şekilde tanımlanmak zorundadır. İç yönergeler ve imza sirküleri ile bu yetkiler devredilebilir. Şirketimizde bu yetkinin bir kısmı genel müdüre devredilmiştir. İhale bölümleri ihale işinin sekreteryasını yürüttüğünden davetli listesi ihale yürüten ihale personeli tarafından yazılmakta, ihale müdürünün imzası ile ihale yetkilisinin onayına arz edilmektedir. Ancak bu durum katılımcıları o personelin belirlediği anlamına gelmez. Pratikte bu mümkün de değildir. Bu kadar stratejik önemde ve büyük meblağlı işlerde firma seçiminin sıradan bir ihale birim personeline bırakıldığını söylemek cahillik değilse ancak art niyetle açıklanabilir.

Son 10 yılın ihale davetlilerine bakıldığında, davetli listelerinin belediye yönetimleri ve genel müdür değişikliklerine paralel olarak değiştiği görülecektir. Sayın Kadir Topbaş'ın başkanlığı dönemindeki tabiri caizse onaylı tedarikçi listesi, Mevlüt Uysal'ın başkanlığı döneminde tamamen değişmiş, Sayın Ekrem İmamoğlu başkanlığı döneminde de tekrar değişmiştir. Davetlileri ihale birimleri belirleseydi eski firmaların en azından bazılarıyla çalışmaya devam ediyor olmaları gerekirdi. İhaleye davet edilecek firmaların seçim hak ve yetkisi ihale yetkilisindedir. İhale yetkilisi bunu çoğu zaman ilgili birim yetkilileri ile istişare ederek belirlerler. Çünkü sektörü ve sektörde yer alan aktörleri en iyi onlar bilir. Çalışılmakta olan isteklilerin yetkinliği açısından iş deneyim belgelerini düzenleyen birim olduğu için zaman zaman hakediş şefliği ile de istişare edilir. Bizim müdürlüğümüzün asli görevi ise bu aşamada davet edilecek şirketlerin yeterlilikleri hakkında gerekli incelemeyi yapmaktır. Bizim şirketimizde uygulanan yöntem budur. Örnek vermek gerekirse İBB'den alınan etkinlik torba dosyaları kapsamında yapılan alt yüklenici ihalelerinde firma davet listeleri Hakediş Şefi Gökhan Köseoğlu üzerinden Plan ve Organizasyon Müdürlüğünden gelirdi. Bunu ifadesinde kendisi de beyan etmiştir. Diğer işlerde de yine ilgili birim ve müdürlüklerden veya bağlı oldukları genel müdür yardımcılığından gelirdi. Biz bunları yazıp onaya çıkardığımızda genel müdür onaylardı. Bizim için bu, davet edilecek firmaların genel müdürün bilgisi dahilinde belirlendiği anlamına gelmektedir.

Bu yöntem tamamen mevzuata uygundur. Suç olan, davetlilerin belirlenmesi değil; bu davetlilerin yeterliliği olmayan şirketlerden oluşması, tekliflerin verilmesinden önce davetliler ile muvazaalı görüşmelere girişmek veya yapılacak ihaleye, ihaleyi manipüle etmek, fesat karıştırmaktır. Bu yapılmadığı ve alım süreci kuralına uygun yürütüldüğü sürece davet edilecek firmaların belirlenmesinden, belirlenmesinde bir suçtan bahsetmek mümkün değildir.

Teklif dosyalarının alınması ve ihalenin gerçekleştirilmesi. O sunumu tekrar açabilir miyiz? İkinci sayfası var. Şimdi burada ihale komisyonunun alanına girmiş oluyoruz. Davet edilecek firmalar belirlendikten sonra bu firmalar ihale birimince davet edilirler. Benim bu evraklarda imzam vardır. Ancak bu evraklar sadece bildirim evrakı olup ihalenin niteliğini veya yönünü değiştiren nitelikte evraklar değildir. İhale dosyasını alan firmalar ihale günü ihale teklif dosyasını getirirler. İlgili ihale personeli teklif dosyalarını geliş sırasına göre numaralandırarak teslim alır. İhale saatinde ve ihale salonuna getirerek teslim tutanağı ile ihale komisyonuna teslim eder. İhale komisyonu teklif dosyalarını teslim alındığına dair tutanak, birinci tutanaktır, teslim alındığına dair tutanak ile teslim aldıktan sonra ilk önce zarf kontrolü yapar. Usulüne uygun düzenlenmemiş zarfları açmaz ve uygun olmayan zarf tutanağı ile kayıt altına alır, ikinci evraktır. Usulüne uygun düzenlenmiş zarflar açılarak önce yeterlilik kriterlerine bakılır. Her bir evrak zarf açma belge kontrol tutanağı ile varlığı, yokluğu veya uygun olup olmadığı kontrol edilir. Ardından isteklilerce teklif edilen fiyatlar teklif edilen fiyatlar tutanağı ile kayda alınır. Yine orada dördüncü evrak. Daha sonra idarenin belirlediği yaklaşık maliyet ve firmaların teklif ettiği fiyatlar okunarak oturum kapatılır.

İlgili ihale personeli ihaleden hemen sonra ihaleye katılan tüm firmaların, bunların sermaye ortaklarının ve imza yetkililerinin yasaklılık teyitlerini alırlar. Bununla ilgili bir tane örnek dosya açsak uygun olur mu başkanım? Yani hani burada neler yapılmış, neler yapılmamış... 118. şeyi açabilirsek, eylemin sonundaki. En baştan başlayalım. Teknik şartname ilgili birimce yazılmış. Aşağıya doğru inelim. İnelim. Ondan sonra talep yapılmış. Bu bize gönderilmiş. İnelim. Burada bir teklif isteme formu var, boş form, gönderilmiş ilgili birimlere. İnelim. İlgili birim, ilgili firmalar, davet edilen firmalar firmalardan ön teklif alınmış. Birinci teklif, inelim aşağıya.

3. teklif. Ve bunlar oradan gelen teklif tekliflerden bir tane şey oluşturulmuş. Yaklaşık maliyet hesap cetveli. İnelim aşağıya. Ondan sonra ihale onay belgesi düzenlenmiş. Bu belge, bir daha görelim bunu az yukarıdaki. Bu belge, bu satın alma sürecinin başlaması anlamına geliyor. Yani yaklaşık maliyet belli, ödenek belli. Yani bu mal, ürün alınabilir mi, alınamaz mı?

İnelim aşağıya. Bu da imzalanıp onaylandıktan sonra ki bunlarda da benim imzam var. Hemen ihale personeli bir ihale kayıt numarası alıyor. Daha sonra firma davetleri yapıyor.

Az aşağı inebilir miyiz? Ben buradan firmaları göremiyorum. Bir dakika, orada kalalım. Orada üç tane firma var. Hani az önceki arkadaşımız Abdullah Bey bunlara ortak alana konulurdu, biz oradan görürdük demişti ya, o evrak bu evrak. Az bir yukarı çıkarsanız. Bu ne diyor üstünde? Firma davetleri, davet edilecek firmalar. Bu ihale üzerinde çok konuşulan bir ihale olduğu için bunu örnek olarak yapmak istedim. Aşağı inelim. İhale birimindeki arkadaş o firmaları oradan görmüş oldu. Sonra bir ihale komisyonu belirlendi. Bu ihale komisyonu da ileride o komisyon maddesine geldiğinde orada anlatacağım. O da mevzuata göre düzenleniyor.

Şekil kısmını göremiyorum. Uzman üye var, iki tane uzman üye. Bir de mali üye, bunlar kanunda tanımlanmış. Bir de komisyon başkanı olmak üzere der mevzuatta. Bir tane bağımsız üye kalıyor geriye. Biz de işte ihale müdürü yapılan birimin biriminde yapılan işlerden habersiz olmasın diye her zaman bağımsız üyeye şeyi yazıyoruz. İhale müdürünü yazıyoruz. Ki yani birimde yapılan işleri işlere vakıf olsun anlamında.

Aşağı doğru inelim. Burada şimdi ihale komisyonu bir tutanakla teklif dosyalarını almış. Teklif dosyalarını almış. İnelim. Ondan sonra zarfları açmış, belge kontrolü yapmış. İnelim. Sonra fiyat kontrolü yapmış ihale komisyonu. Bu komisyonda ben yokum. İnelim aşağıya. Sonra burası çok önemli. İlgili ihale personeli ihaleden sonra ihaleye katılan tüm firmaların bunların firmanın kendisine... bakın orada yazıyor, firmanın kendisine, ortaklarına, sermaye ortaklarına ve imza atan imza yetkililerini hepsini araştırmış. İnelim aşağıya yavaş yavaş... Bakın bunların hepsi tek tek, bu bazen anonim şirketse mesela bizim ihalemize Kültür A.Ş. gibi bir firma katılmışsa, mesela Medya A.Ş. orada 15, 15-20'ye yakın yönetim kurulu üyesi var. Onların tamamı araştırılıyor sermaye ortaklığı olarak.  Tekrar inelim aşağıya.  Ben bir şeyi burada vurgulamak için bunları gösteriyorum. Yasaklılık teyitlerini almışız. Bir dakika, az yukarı, az yukarı. Sonra ihaleden çıkar çıkmaz bunlar yapılıyor. Sonra ihale komisyon kararı yazılıyor. Komisyon kararını geçtik galiba. Komisyon kararı alınırken bir daha teyit alınıyor firmadan. Geçtik onu.

Sonra komisyon kararına göre birinci ve ikinci firmalar firmalara tebligat yapılıyor ihaleyi kazanan firmalar diye. Şuradan devam edeyim. Ardından yeterlilik kriterleri ve teklif edilen fiyatlara göre ihale komisyon kararı yazılır, komisyon kararında belirlenen en avantajlı teklifi sunan firmaların bunların ortaklarının ve imza yetkililerinin yasaklılık teyitleri alınır ve komisyon kararı ihale yetkilisinin onayına sunulur. İhale yetkilisinin onayından sonra ihale kesinleşmiş olur. İhale birimi kesinleşen ihale kararını tüm firmalara bildirir, daha sonra kazanan firma sözleşmeye davet edilir. Benim gerek kesinleşen ihale kararının bildirilmesinde gerek sözleşmeye davet yazılarında imzalarım vardır. Ancak bunlar karar evrakları olmayıp verilmiş olan kararların bildirim yazılarıdır.

Sözleşme öncesi, sözleşmeye gelirsek orada sözleşmede burası çok önemli. Sözleşme öncesi geçebilirseniz ben burada sayfasını göremiyorum. Sözleşme öncesi tekrar yasaklılık teyitleri alınır. Adli sicil kaydı, tabii sözleşmeyi imzalayacak olan firmanın, ortaklarının adli sicil kayıtları. Aşağı doğru herhalde biraz daha. Borçsuzluk belgeleri ve diğer hukuki evraklar alındıktan sonra sözleşme imzalanır.

Özetlemek gerekirse bu anlattığım ihale süreçlerine göre, önce şurasını bir vurgulayayım da başkanım, bu ihale dosyasında biz bu bütün yasaklılık teyitleri, adli sicil kayıtları ve İstanbul Ticaret Odasından alınması gereken firmaların yasaklı olmadığına dair evrakları almışız. Bu dosya da var. En aşağı doğru bir inebilir miyiz? Biz bundan fazlasını da yapmışız bu dosyada normalde mevzuat gereği olmayan. Ama burası, burası. İTO'ya girmişiz bu firmaların sicil bilgilerini incelemişiz. Burada biz davet edilecek firmalar mesela aynı binadaysa bunları bile kabul etmiyoruz. Aynı iş hanında mesela onlarca muhasebe bürosu, onlarca hukuk bürosu olabiliyor. Biz bunları bile kabul etmiyoruz.

Biraz daha inelim. Bir de burada eski ortakları da var. Onu altta görürsünüz. Ortaklar ve eski ortaklar da görünür bazılarında. Eski ortaklar. Eğer iki firma arasında, üç firma arasında eski ortak birliği de varsa biz onları da kabul etmiyoruz böyle şeylerde. Ama biz bunu mesela mevzuatta böyle bir şey yok bu evraklara bakılması gerekiyor diye. Biz bunu bu ihale kapsamında ekstra da bakmışız.

Özetlemek gerekirse bu anlattığım ihale süreçlerine göre bir ihale dosyasında ihalenin yönünü ve seyrini belirleyen bir karar veya yönlendirme hükmü içeren dokümanlar şunlardır:

1. Talep ve teknik şartname

2. Yaklaşık maliyet hesap cetveli

3. İhale onay belgesi

4. Firma davetleri

5. İhale komisyon kararı

6. Sözleşme

Bu stratejik süreçlerin arasında yer alan dokümanlar ise herhangi bir stratejik görevi olmayan, sadece bildirim yaparak süreci yürüten evraklardır.Örneğin; doküman almaya ve teklif vermeye davet yazısı. Firma davetleri listesinden sonra oluyor zaten. Kesinleşen ihale kararının bildirilme yazısı. Zaten ihale komisyonu kararı sonrası yazılıyor. Sözleşmeye davet yazısı. İhale bildirim formu. Bu da en son ihale bittikten sonra ilgili birimlere, sözleşme sonrası İK'ya, ilgili birime ve mali işlere kazanan firmanın bildirim yazısıdır bu.

Sayın başkanım. Şimdi tarafıma yöneltilen suçlamalar 10 eylem üzerinde odaklanmıştır. Bu 10 eylemin 7'si reklam ihaleleri, bir diğeri ilan, ikisi torba dosya dediğimiz İBB Kültür Müdürlüğü'nden ve  Halkla İlişkiler Müdürlüğünün çıktığı ihalelerdir. Bu reklam ihalelerinden 7 tane var demiştim ya, bu reklam ihalelerinin 6 tanesi gelir getirici yani alt işletme, alt işletmeci belirleme ihalesidir. Bunlar gelir getirici ihaleler olup Kültür A.Ş. bu ihalelerde hiçbir mevzuata tabi değildir. Gelir getirici ihaleler kamuda 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında yürütülen ihaleler olup Kültür A.Ş. bu ihale kanununa tabi değildir. Şimdi imzamın bulunduğu eylemler var, bulunmadığı pardon. 3, bununla birlikte bu 6 ihalenin 3'ünün stratejik evraklarının hiçbirinde bir imzam dahi bulunmamaktadır. Bu stratejik evraklardan kastım ihale talep ve teknik şartnamesi, ihaleyi isteyen ben değilim, muhammen bedel tespit tutanağı, muhammen bedeli belirleyen de ben değilim, ilgili birimden belirlenerek geliyor, ihale onay belgesi düzenleyen ve onaylayan ben değilim bunlarda, firma davetleri, ihale komisyon kararı.

Hakim: Hangi eylemler onlar?

Bilal Önver: Bunlar eylem 62, 70. Bir tanesini açabiliriz

Hakim: Bunların hiçbirinde sen yoksun yani?

Bilal Önver: Bunların hiçbirinde ben yokum. Açalım bi...

Hakim: Açmaya gerek yok.

Bilal Önver: Hemen hızlıca başkanım.

Hakim: .... bunlardan yoksa kontrol ederiz.

Bilal Önver: Ben bu ihalelerde mülkiye müfettişinin o dönem ihale şefi olmam hasebiyle toptancı bir mantıkla ve copy paste yöntemiyle adımı her yere yapıştırması nedeniyle suçlamalara muhatap olmuş durumdayım.

Benim böyle bir iddiaya, aslı ve dayanağı olmadığı için iftiradır bu, konu edilmem teftiş raporunu düzenleyen müfettişin ön yargılı ve peşin hükümlü bir şekilde gelip bizi dinlemeksizin kaba ve nobran bir tavırla bu işlerin ucunda kıyısında bulunmuş herkes hırsızdır ön kabulüyle çalakalem herkesi yazmasından kaynaklanmaktadır. Ortada bir suç varsa ki ben bu konuda bir bilgi ve görgü sahibi değilim, suçluları suçlularla suçsuzları birbirinden ayırma ihtiyacı bile duymamıştır. Tüm yükü savcılık makamına ve mahkemeye yıkmış, millet derdini mahkemede anlatsın, suçları yoksa orada aklansınlar mantığı ile hareket etmiştir. Bu şekilde bütün yükü yargıya yüklerken gerçekte hiçbir suçu olmayan onlarca kişiyi de mağdur etmiştir. Bu şekliyle bu tevdi raporu son derece özensiz hazırlanmış olup eğer varsa gerçek suçun da itibarsızlaşmasına hizmet etmektedir. Ve benim bu 3 ihale dokümanında imzalarım ya personelin hazırladığı evrakların kontrolü ya da firmalara yapılan bildirim evraklarından olan evraklarında olan imzalarımdır. Mülkiye müfettişinin teftiş raporunun 17 ve 19. sayfalarında şöyle bir ifadesi var: "Şirkette genel müdür, genel müdür yardımcısı, müdür, şef gibi sıfatlarla görev icra eden ve imza yetkisine sahip olan çalışanların şirket zararından hukuki sorumluluğu bulunduğu" imza yetkisine sahip diye orada belirtmiş.

"Bahsi geçen konumda bulunmayan şirket çalışanlarının böyle bir sorumluluğu yoktur" sonucuna varılmıştır şeklinde beyanları nedeniyle bugün mahkeme huzuruna çıkmış bulunmaktayım. Buradan anlaşılmaktadır ki sayın mülkiye müfettişi 3-5 sayfalık imza sirkülerinin içeriğini okuma ihtiyacı bile duymamıştır. İmza sirküleri 3. derece imza yetkililerine ihale yetkilisi sıfatı ve yetkileri vermediği gibi aşağıda işlerin rahat yürütülebilmesi ve üst düzey yöneticilerin tabiri caizse angarya işlerle uğraşmaması için verilen bir imza yetkisidir. Örneğin bankalarda, vergi dairelerinde rahat işlem yapabilmesi için Mali İşler Şefliğine, İŞKUR, SGK gibi yerlerde rahat işlem yapabilmesi için İnsan Kaynakları Şefliğine imza yetkisi verilirken ihale birimlerinin hızlı bir şekilde ihale yapabilmesi veya girilen ihalelerde şirket adına ihale teklif dosyasını verebilmesi gibi hususlar için verilmiş imza yetkisidir. Bu mahkemeden ne çıkar bilmiyorum, yaşadıklarım ve maruz kaldığım ithamlar hiçbir suçu olmayan birisi için çok fazla şeylerdir. Bu nedenle sayın mülkiye müfettişine hakkımı helal etmediğimi, adli ilahiye havale ettiğimi, Allah'ın huzurunda iki elimin yakasında olacağını buradan ifade etmek istiyorum. Şimdi 3 tanesini anlatmış oldum 3 eylemi.

Sadece ihale komisyonlarında imzası olan eylemler var, sadece ihale komisyonu. İhale komisyonları bir yönüyle mahkemeye benzer, ihale komisyonları önlerindeki dosyaya göre karar verirler. Teklif zarfları açıldıktan sonra önce yeterlilik kriterleri dediğimiz mali ve mesleki dokümanları incelerler. Daha sonra teklif bedellerini değerlendirmeye alırlar, ihaleyi mali ve mesleki yeterlilik kriterlerini sağlayan firmalardan en avantajlı fiyat teklifini sunan istekli üzerine bırakarak sonlandırırlar. Dolayısıyla ihale komisyonlarının sorumlulukları önlerindeki ihale dosyası çerçevesindedir, ihale öncesi ve sonrası süreçler ihale komisyonlarının bilgisi dışındadır. Benim 3 eylemde sadece ve sadece ihale komisyonlarında imzam bulunmakta olup onun dışındaki hiçbir stratejik evrakta imzam bulunmamaktadır. Eylem 63, 64, 68 bunlar. İhale komisyonunun görevi açısından ne iddianamenin içinde ne teftiş raporunda ne de bugüne kadar gerçekleştirilmiş Sayıştay denetimlerinde ihale dosyalarıyla ilgili tek bir uygunsuzluk, yanlışlık iddiasında bulunulmamıştır.

İddianamenin içinde ihale dosyası için söylüyorum başkanım, "Kabul edilmeyecek bu evrakı ne için kabul ettiniz, kabul edilmesi gereken bu evrakı niçin kabul etmediniz, yasaklılık sorgulaması yapmamışsınız, vergi dairesi ve SGK borçsuzluk belgelerinin teyidini almamışsınız, şu iş deneyim belgesini nasıl kabul ettiniz, şu firmanın teminatı yetersiz" gibi ihalenin teknik kısmıyla alakalı ve benzeri ihalenin içinde bulunan hususlarla alakalı tek bir yanlışlık ve uygunsuzluk iddiası bulunmamaktadır. Ben kendi sorumluluk alanımla alakalı kısmını vurgulamaya çalışıyorum başkanım. İddianamedeki tüm hususlar ihale öncesi ve ihale sonrasına aittir. İhale öncesi ilgili birimlere, onların yöneticilerine ve üst yönetime ait iken ihale sonrası da kontrol teşkilatı ile üst yönetimin sorumluluğundadır. Kontrol teşkilatı ile birimin o işten sorumlu personeli, şefi ve müdüründen oluşur. Gerçekleştirilen ihaleden sonra ihaleyi kazanan firma İnsan Kaynaklarına ve ilgili birime tebliğ edilir. Bu aşamadan sonraki tüm süreçler kontrol teşkilatı ile yüklenici firma arasında yürütülür, ihale komisyonunun ve ihale çalışanlarının sahada olup bitenden haberi olmaz. Şimdi torba dosyalara geldim başkanım.

Kültür A.Ş. her yıl İBB'den iki büyük torba dosyası almaktadır. Bunlar İBB'nin öncelerden Destek Hizmetleri Müdürlüğünden çıkmakta olan, sonraları Halkla İlişkiler Müdürlüğünden çıkmaya devam eden torba dosya, bir de İBB'nin Kültür Müdürlüğünden çıkan torba dosyadır. Her ikisi de özleri itibarıyla organizasyon hizmet alım ihalesidir. Ancak nitelik olarak birbirinden oldukça farklıdırlar. Halkla İlişkiler Müdürlüğünden çıkan torba dosya; ulusal veya uluslararası nitelikteki konferans, seminer, sempozyum, kongre, festival, kutlama, açılış, kapanış, temel atma, yıldönümü, anma, fuar ve benzeri resmi ve daha çok Başkanlık Makamı adına düzenlenen organizasyonlardır. Kültür Müdürlüğünden çıkan torba dosya ise; kültür merkezleri ve açık alanlarda düzenlenen sinema gösterimleri, tiyatro söyleşisi, gösteri, sergi, dinleti, konser ve benzeri düzenlenen kültürel organizasyonlardır.

2024 yılına ait Halkla İlişkiler torba dosyası olan Eylem 87 ve 2024 yılına ait Kültür torba dosyası olan Eylem 91 ben de suçlandığım için iddianamenin içinde yer alan iddialarla ilgili görüş ve düşüncelerimi burada açıklamak isterim. İfademi ne kimseyi savunmak ne de kimseyi suçlamak amacıyla veriyorum. Buradaki amacım; biz işimizi yaparken yapılan işlere hangi pencereden baktığımızı ve olayları nasıl gördüğümüzü açıklayabilmektir. İddianamede mal-hizmet ayrımları var. Bunlarla ilgili iddialar var. İddianamede bu kapsamda yapılan mal alımlarının listesine aşağıdaki tabloda yer verilmiştir. Aşağıdaki listede idare tarafından taşınır istek fişi düzenlenen kalemler mal alımı olduğu için mal alım ihaleleri uygulama yönetmeliği kapsamında ihale çıkılması gerektiği; bu durumda yaklaşık maliyetin tespiti, ihale katılacakların ekonomik ve mali yeterliğine ilişkin kriterlerin belirlenmesi ve diğer hususların mezkur yönetmelik esaslarına göre belirlenmesi gerektiği; bu kalemlerin ayrı ihale edilmesinin söz konusu olduğu tespit edilmiştir denilmektedir.

Şimdi bununla ilgili yanıtımız: İBB'nin çıkmış olduğu hizmet alım ihalesinin homojen alt kalemlerinden oluşan bir talep bize geldiğinde zaten hizmet talebi olarak gelmektedir. Dolayısıyla alımın türü daha en başından ilgili birim tarafından ve hatta İBB'nin ihaleye çıktığı esnada belirlenmiş olmaktadır. İhale birimi olarak bizim görevimiz, onaylı olarak gelmiş bir talebin satın almasını gerçekleştirmektir. Kaldı ki iddianamede iddia edildiği gibi mal alımı olması gereken bir alım hizmet olarak çıkılmış olsa bile burada bir usulsüzlükten bahsedilemez. Çünkü aynı alımın mal alımı da şirketimizin istisnasına girmektedir. Dolayısıyla herhangi bir kanuna veya alım yönetmeliğine tabi olması söz konusu değildir. Kanuna tabi olmayan bir konunun mal veya hizmet alımı olup olmadığının da bir önemi olmayacaktır. Ayrıca tüm bu işlemler 10 yıldan fazladır bu şekilde yapılmaktadır. Çok defa Sayıştay denetiminden geçmiş, bu konuda bir uygunsuzluk değerlendirmesi yapılmamıştır. Belediye şirketleri 2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Sayıştay denetimine tabi tutulmuştur. Dolayısıyla bizim tüm iş ve işlemlerimizi Sayıştay denetçilerinin bakış ve yorumuna uygun olarak yapmamız gerekmektedir. Bu bilirkişilerin teknik bilgi yetersizlikleri nedeniyle beyanları ölçü olarak alınamaz.

Bununla birlikte konunun anlaşılması için bir örnek vereyim. Bir mağazadan bir takım elbise aldığınızda bu alımın türü mal alımıdır. Eğer bu alım Kamu İhale Kanunu kapsamında yapılıyorsa elbette mal alım ihaleleri uygulama yönetmeliğine göre yapılır. Ancak mahallenizde bir terziye gidip kendi beden ölçülerinize ve kendi belirlediğiniz modele göre bir takım elbise diktirirseniz bu alım bir hizmet alımı şekline dönüşür. Çünkü terzi var olan bir malı satmıyor, size bir hizmet sunuyordur. İddianamenin ilgili kısmında sayılan ürünler kuruma özgü temin edilen ürünlerdir. Ölçüleri, baskıları, nakliyesi, dağıtımı ve benzeri tüm konular bu ürünlerin teminini hizmet şekline dönüştürmektedir. Örneğin Halkla İlişkiler torba dosyada 179. kalemde balon temini var. Burada onu detaylı bir şekilde anlatmış nasıl olacağını. Ben sadece şu kısmını okuyayım: "Bahse konu ürünler 10 seferde (+/- 2 denmiş, yani 8 de olabilir 12 de olabilir) temin edilecek ve temin sayısına paralel olarak baskı içeriği değiştirilebilecektir" denilmektedir. Özetlemek gerekirse; alım türü bize hizmet olarak gelmektedir. Alımın türü tarafımızca belirlenmemektedir. Hizmet alım türü yanlış olsa bile aynı işin mal alım türü de istisnaya girmektedir. Alımın türü zaten yanlış değildir, 10 yıldan fazladır aynı şekilde yapılmaktadır, Sayıştayca yanlış bulunmamıştır.

İddianamede kalemler arası aktarım iddiası var. Ben burada ilgili maddeleri okumayayım. Sayfa 1919'da, 1919'daki iddiayı yanıtlıyorum. "İşte şu kadar kalemden şu kadar iş artışı olmuş, şu kadar kalemden şu kadar iş azalışı olmuş" şeklinde. İhale İşleri ve Satın Alma Müdürlüğünün görevi ihalelerin mevzuata uygun olarak gerçekleştirilmesidir. İhale öncesi ve ihale sonrası süreçler ihale konusu işin sorumlusu birimin ve bu birim çalışanlarından oluşan kontrol teşkilatının faaliyet alanında kalmaktadır. Bu kısım tamamıyla edimin ifası konusu olup tarafımı ve birimimi ilgilendiren bir husus bulunmamaktadır.

Bununla birlikte Kamu İhale Kanunu ve ihale şartnameleri gereği İBB'nin kalemler arasında aktarım hakkı bulunmaktadır. Mevzuatta idarelere tanınan bu hak tüm kamu idarelerini rahatlatan bir husustur. Hiçbir işin teknik şartnamelerde belirlenen miktarlarla tamamlanması imkan dahilinde değildir. İşin gerçekleştirilmesi esnasında idareler başta belirlendiği kadar kullanılma ihtiyacı olmayan kalemleri kullanmayabileceği gibi daha fazla ihtiyaç duyulan kalemlerde artışa gidebilir. İdarelere tanınan bu esneklik işlerin daha kaliteli, daha etkili ve verimli sürdürülmesine imkan sağlamaktadır. Kaldı ki Kamu İhale Kanunu idarelere sözleşme bedeli üzerinden %20'ye kadar iş artış ve azalışına da imkan vermektedir. Kalemler arasında değişiklikle çözülemeyen uygulama saha gereklilikleri, sözleşme bedeli üzerinden tanınan iş artış-azalış esnekliği ile çözülebilmektedir. Bu esneklik kaynakların daha etkin ve verimli kullanılmasına imkan sağlamaktadır. Bu ihaleler kapsamında yüklenici konumunda bulunan şirketimiz de idarenin bu yöndeki emir ve talimatlarına uymak zorundadır.

O maddede başka iddialar da var. Mesela iddianamede işlerin kısımlara bölünmesi ve eşik değerlerin altında kalması iddiası var. Bu 1920. sayfada. Ben burada çok konuşuldu kısımlara bölünme, biraz ona değinmek istiyorum. Öncelikle bu bölünme işinin İhale İşleri ve Satınalma Müdürlüğü tarafından yapılmadığını belirtmek isterim. Bu bölünme yukarıda da anlatıldığı üzere müdürlüğümüze taleple birlikte gelmektedir. Öte yandan İBB tarafından yapılan üst idarenin, ihalenin ihale şartnamesinin 18.1 maddesinde; "İstekliler ihale konusu iş kapsamında alt yüklenicilere yaptırmayı düşündükleri işlere ait isteği teklifleri ekinde vereceklerdir. İhalenin bu şekilde teklif veren isteklinin üzerinde kalması durumunda isteklinin işe ait sözleşme imzalanmadan önce alt yükleniciler listesini idarenin onayına sunması gerekir. Bu durumda alt yüklenicilerin yaptıkları işlerle ilgili sorumluluğu yüklenicinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz." denilmektedir.

Şirketimiz ihaleye girdikten ve kesinleşen ihale kararının tebliğinden sonra alt yüklenicilerin belirlenmesi çalışmalarını başlatmaktadır. Bu aşamada bizim zamanla yarışımız başlar. Sözleşmeye davet yapılana kadar 10 günlük süreniz bulunmaktadır. 10 gün sonra sözleşmeye davet yapılmakta, 10 gün içinde de sözleşmenin imzalanması gerekmektedir. Yani toplam 20 brüt günümüz bulunmaktadır. Bize kesinleşen ihale kararı tebliğ edildikten sonra başkanım, 10 gün itiraz süresi var, 10 günün içinde de sözleşmenin imzalanması gerekiyor. Toplam 20 gün brüt süremiz var. Bu süre zarfında şirketimiz alt yüklenicilerini belirleyerek idareden yazılı onayı almak ve idare ile sözleşmeyi imzalamak zorundadır.

Hafta tatilleri ve oluşan, de facto durumlar, mesela kültür sanat sezonunun başlamış olması, yılsonuna denk gelmesi ve benzeri, bunları çıkarınca 20 günü net bir şekilde kullanma imkanı dahil kalmaz. Kaldı ki açık ihale yapılması durumunda sadece ilan süreleri 21 ile 28 gün olduğundan bu süreye zaten sığmamaktadır. Yani burada mevzuatta da bir boşluk var. Bunu daha önce Sayıştay denetçisi de devlete yönelik bunu bir şey olarak yazdı. Bir öneri olarak yazdı.

Fiili olarak en fazla 15 gün içinde 19 ihalenin tüm süreçlerinin tamamlanması ve işe başlanması gerekmektedir. Çok stresli ve yüksek tempoda geçen bu sürede birimimiz her gün 6-8 adet ihale yapmaktadır. İlgili birim, yani Plan Organizasyon Müdürlüğü, sektörel olarak ayrıştırdığı kalemlerin talep ve şartnamesini hazırlayıp onaylatarak müdürlüğümüze göndermekte; ihale birimimiz ise hemen o gün EKAP üzerinden İKN alıp ihale dokümanını oluşturarak ihale davetlerini gerçekleştirmektedir. Bölünmede herhangi bir inisiyatifi bulunmayan müdürlüğümüzün gelen talepleri işleme alırken sonraki günlerde ne tür talepler geleceğini bilme durumu yoktur.

Dolayısıyla ihalelerin bölünmesinde ihale biriminin bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Ancak bu açıklamaların ihalelerin bölünmesinin yanlış olduğu anlamında algılanmamalıdır.

İddianamede bir firmanın iki ihale alması konusu, istisna sınırlarının altında kalmak amacı güttüğü şeklinde değerlendirilmiştir. Günlük hayatta et ihtiyacımızı kasaptan, sebze ihtiyacımızı manavdan karşılarız. Ancak bazen bir markete girip Migros, Carrefour gibi etimizi de sebzemizi de aynı yerden alırız. Bu durum et ve sebze işinin farklı sektörler olduğu gerçeğini değiştirmez.

Dolayısıyla sektörel olarak baktığımızda bu bölünme hayatın gerçeklerine aykırı bir durum değildir. Örneğin, bilirkişiler bülten basımı ile vinil baskı ya da afiş basımını aynı firmaların yapabileceğini söylemektedirler. Ancak bülten basımı matbaa sektörü işi iken vinil afiş basımı reklam sektörü işidir. Matbaalar vinil baskı basımı yapmaz, reklam şirketleri de matbaa işi yapmazlar. İhalelerin sürekli kısmi teklife açık yapılmasını öneren bilirkişilerin bu şekilde her iki konunun da daha uygun fiyatla temin edilme imkan ve ihtimalini eleştirmeleri anlaşılır görünmemektedir. Bu kalemler çok uzun yıllar ayrı ayrı ihale edilmektedir. Çoğu zaman farklı firmalar bu ihaleleri almıştır. Bazen bir firma iki veya üç ihale alabilmiştir. Bahsi geçen dönemde tek firmanın iki ayrı ihale alması konunun mahiyetini değiştirmez. Ortaya çıkan durum fiili bir durumdur. İstisna sınırının altında kalma amacı taşımamaktadır.

Aşağıda buna ilişkin örnekler, özellikle Eylem 91'de B maddesinin altında 1, 2, 3 diye sıralanmış olan maddelerde hepsi istisna sınırının altında kalmaktadır, her ikisi de iki ihale toplandığında. Çok uzun yıllardır bu ihaleler aynı şekilde bölünerek ihale edilmektedir. Sayıştay denetimlerinde bu konu bir uygunsuzluk olarak değerlendirilmemiştir. İstenirse geçmiş yılların ihale listeleri verilebilir başkanım.

Kaldı ki burada bir usul hatası açısından bakılsa bile bir kamu zararından bahsedilemez. Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık suçu açısından yapılan değerlendirme, bu 1946 sayfa numarası. Ben özellikle bu konuda yazıldığım için iddianamede, biraz bu konuyu açmak istedim.

Hakim: Tamamlayalım artık savunmayı.

Bilal Önver: Daha var başkanım.

Hakim: O kadar vaktimiz yok. Yani biraz daha şey... Bunların yani çok örneklerle şunlarla bunlarla gidiyorsunuz, biraz seri...

Bilal Önver: Ama zaten 10 eylemim var, artı...

Hakim:  Yani 15 eylemi olan sana 23 dakika savunma yaptırmıyor yani. Şimdi siz biraz seri olun.

Bilal Önver: Ben ihale, ihale şefliği ve müdürlüğü yaptığım için burada benim şeylerim biraz daha önemli olur diye düşündüm yani.

Hakim: Tamam, tamamlayın o zaman.

(avukat sesi duyulmuyor)

Hakim: Avukat Bey, 4... yani bakın 450 tane sanığımız var. Bir sürü dinleyeceğiz. Yani ben... En suçlamalardan biri ana dosyada. Yani örgüt yöneticisi 34 dakika savunma yapmış, bugün size 1 saat verdik. 1 saattir savunma yapıyorsunuz.

Yani zaten tutuksuz müvekkliniz önüne almış metni, oturmuş okuyor. Biz de dinliyoruz. Onun için yok ki yani böyle... Hangi tutuksuz müvekkilinize bu kadar savunma yapıldı gördünüz yani? Bu kadar saatlerdir, bu kadar sürelerdir yani.

Şimdi burada bir podyum temininde iki tane alım alımın şeyde kaldığı söyleniyor. Yanıtımız, önceki yıllarda da bu işler ayrı ayrı ihale edilmiş olup o zaman farklı firmalar almıştır. Yani daha önceki yıllarda da aynı şekilde bölünmüş. Kaldı ki organizasyon ve fuar sektörünün içinden gelenler podyum temini ile stant temini işinin özü itibarıyla farklı işler olduğunu bilirler. Çoğu podyum firması stant kurulum hizmeti vermediği gibi stant kurulumu yapan firmalar da podyum işi yapmazlar. Kreatif firması için de böyle bir şey yazılmış, ikinci madde iki. Bunların da ben orayı yanıtlıyorum. Yine daha önce belirttiğim gibi kapalı ve açık mekan etkinlik teknik işlerinin çadır temini ile bir bağlantısı yoktur. Bunlar farklı alanlar ve sektörlerdir.

Üçüncü maddesi için de şunu söylüyorum. Burada bir firmadan bahsediliyor, Adgreat'ten. Bunun bir ifadeden sahibi şüpheli Tolga Özgen olsa da esasen bu firmanın örgüt üyesi şüpheli Emrah Bağdatlı'nın güdümünde olan bir şirket olduğu şeklinde bir ifade var. Sanık ifadelerinde ihalelerimize katılan firmalardan Adgreat, OMERE ve Kreatif firmalarının gayriresmî olarak Emrah Bağdatlı isimli şahsa ait olduğu iddia edilmektedir. Biz ihale çalışanları ve ihale komisyonları önlerindeki resmî dokümanlara göre hareket etmekteyiz. İstanbul'da aynı iş hanında onlarca muhasebe bürosu, hukuk bürosu, bağımsız denetim veya YMM bürolarının bulunduğu bir vakadır. Biz bu türden alım yapacağımız zaman aynı iş hanındaki firmalardan bile teklif almamaya özen göstermekteyiz. Önerilen firmalar arasında geçmişte bir ortaklık birliği varsa bu firmalardan yalnızca birisi kabul edilmekte, diğeri çıkartılarak değiştirilmektedir. Dolayısıyla bu kadar hassas olduğumuz bir konuda bilerek ve isteyerek bir yanlışın içinde olmamız söz konusu değildir. Bu firmaların gayriresmî ortaklık yapısını bilmemiz imkan dahilinde değildir. Ben o 118. eylemi gösterirken onu anlatmaya çalıştım başkanım.

Dördüncü maddede de Skyroll firması için buradan tek bir alım yapılmış. Sanık beyanlarında ifade edilen bu şirketlerin gayriresmî ortaklık resmî olarak başkalarına ait olduğu hususunda hiçbir görgü ve hususumuz bulunmamış olmamıştır. Biz bürokratlar işimizin işimizi işin gerektirdiği dikkat ve hassasiyetle yapmaktaydık. Bu firmaların gayriresmî ortaklık yapısını bilmemiz imkan dahilinde değildir. Beşinci maddede de Mediagold'dan bahsediliyor. O eylem 118'de Mediagold firması da vardı. Yani biz bunların resmî dokümanlarından tüm şeylerine bakmışız. Bülten basımı matbaa sektörü işi iken vinil afiş basımı reklam sektörü işidir. Daha önce söylediğim gibi bunlar matbaalar vinil basmaz, reklamcılar da matbaa işi yapmaz.

Şimdi ben başkan eylem 91 için hızlıca orayı geçiyorum. Eylem 91'de şimdi birincisinde Antre firmasından 2 adet alım yapılmış. Birisi 25 milyon 363 bin 750 stant temini, ikincisi de truss kapalı ve açık mekan etkinliği hizmet işleri alımı kapsamında 38 milyon 333 bin TL'lik bir alım yapılmış iki kez. Şimdi bu iki alımın tutarı 63 milyon 697 bin 500. İstisna limiti 66 milyon 224 bin 498 TL. Dolayısıyla burada eşik sınırın altında kalmak amacıyla bölünmüş bir görüntü ortada yoktur. İkincisi Kreatif Medya için aynı şekilde organizasyon kapsamında görüntü sistemleri hizmet alım işi kapsamında 16 milyon 145 bin liralık bir alım yapılmış, çadır temini hizmet alım işi kapsamında da 28 milyon 500 bin. Bu her bu alımların toplamı 44 milyon 645 bin TL'dir. Bunlar da istisna sınırı limiti olan 66 milyonun altındadır. 3 Addgreat'ten burada da iki defa alım yapılmış. Bunların toplamları da bu her iki alımın toplamı da 49 milyon TL. Bu da eşik sınırın altında kalmak amacıyla bölünmemiş. Dördüncü maddede de yine aynı şekilde OMERE'den iki defa alım yapılmış. Bu iki alımın toplamı 58 milyon 787 bin 500 TL yapıyor. Bunlarda da şeylerin eşik sınırın altında kalmak amacıyla bir bölünme görünmüyor. KMD firmasından da 1 adet alım yapılmış 12 milyon 995 bin. Bunun için de iddianamenin 2142. sayfasında Deniz Dörtyol'un bir ifadesi var. Teklif fiyatlarının piyasa fiyatlarının yarısı düzeyinde olduğunu söylüyor Deniz Dörtyol. Dolayısıyla rayiç problemi de bulunmamaktadır. Ticaret Sicil Gazetesi üzerinden yapılan yasaklılık sorgulamalarında herhangi bir olumsuzluğa rastlanmamıştır. Dolayısıyla gerek ihale birimi çalışanlarının gerekse ihale komisyonu üyelerinin herhangi bir uygunsuz tutum ve davranışlarından söz edilemez. Süreç içinde bulunan bürokratlar kendi görev tanımlarının gereğini yerine getirmişlerdir.

Altıncı maddede de aynı şekilde yine bir Mediagold iddiası var 6. madde. Orada 2 alım yapılmış. Muhtelif promosyonel malzemelerin hazırlanması ve temini hizmet alım işi 17 milyon 101 bin 250, bir de organizasyon kapsamında muhtelif vinil baskıları hizmet alım işi var bu da 6 milyon 287 bin 500. Bunların toplamı 23 milyon 388 bin 750 oluyor. Dolayısıyla eşik iki ikisinin toplamı da eşik istisna sınırın altında kalmaktadır. Firmanın iş deneyimleri bu ihalelere girmek için yeterlidir. Firmanın yasaklılık teyitleri ve diğer sorgulamaları ihaleye girmeye engel bir durumun olmadığını göstermektedir.

İhale komisyonu görev tanımları gereği yapmaları gereken her şeyi yapmış durumdadır. Bu çalışanların ihale öncesi ve ihale sonrasına ilişkin olduğu iddia edilen muvazaalı durumları bilmeleri mümkün değildir. Şimdi Eylem 91. Dijital Deneyim Müzesi'ne geldim başkanım. Bakalım Eylem 91.

Hakim: Eylem 97.

Bilal Önver: Ha pardon Eylem 91'in bir değerlendirmesi var, genel değerlendirmesi. İddianamede örgüte müzahir firmalar üzerinde bırakılan ihalelerin bedelleri tutarında kamu zararı ortaya çıktığı değerlendirilmiştir denilerek 252 milyon 534 bin 250 TL tutarında kamu zararının olduğu iddia edilmesi zaten kabul edilebilir bir durum değildir. 1 yıl boyunca yapılan yüzlerce etkinlik ve bu etkinliklerde yapılan yüzlerce kalem iş işi yok saymak adil bir yaklaşım olmayacaktır. İşin ihale tutarları bu rakam ise yapılan ve yapılmayan gerçekleşen ne kadardır? Kanaatimce bilirkişiler böyle zor bir sürecin içine girmektense işin tamamını kamu zararı yazma kolaylığının içine girmişlerdir.

Bu alt yüklenici belirleme ve ihale yöntemi yaklaşık 15 yıldır devam etmekte olup temel amaç hiçbir zaman eşik değerin altında kalmak olmamıştır. Sayıştay denetimlerinde de bu durum hiçbir zaman uygunsuzluk olarak değerlendirilmemiştir. Kaldı ki daha önce belirttiğim gibi bu bölünme ihale biriminde yapılmamaktadır. Daha en başta talep ve teknik şartnamenin düzenlenmesi düzenlenme aşamasında yapılmaktadır. Benim ve ekibimin görevi sadece ve sadece ihaleleri gerçekleştirmektir. İhale sonrasında sahada işlerin nasıl gerçekleştiği, yapılan ve yapılmayan işler, iş artışları ve iş eksilişleri konusunda benim ve ekibimin bir ilgisi olmaz. İhale süreçleri ise tarafımızca mevzuata uygun ve dikkatli bir şekilde yürütülmektedir. Mevzuatın gerektirdiği yasaklılık teyitlerinin alınması, vergi ve SGK borçsuzluk durumlarının teyit edilmesi, sözleşme imzalanacak firma yetkililerinin sabıka kaydının alınması ve benzeri mevzuatın gerektirdiği tüm kontrol ve incelemeler yapılmaktadır.

Bizlerin gayriresmî ortaklık ve ilişkileri bilme imkan ve ihtimalimiz bulunmamaktadır. Bizlerden niyet okumamız, hafiyelik yapmamız ve de kaybı bilmemiz beklenmemelidir. Ben ve birim arkadaşlarım tüm iyi niyetiyle sadece ve sadece görevini yapmaya çalışan bürokratlarız. Dolayısıyla ihaleye fesat karıştırma ve kamu zararına dolandırıcılık suçlamalarının hiçbirini kabul etmiyorum. Dijital Deneyim Müzesi. Dijital Deneyim Müzesi kurulması ve işletilmesi için 3g istisna kapsamında 2 adet ilanlı ihale yapılmıştır. Burada ilanlı olmaları sebebiyle her 2 ihaleyi birden değerlendireceğim. Bunlardan elektronik endüstriyel ekran ve video wall sistemleri mal alım işi. Bu ihale 3g istisna kapsamında EKAP üzerinden Kamu İhale Bülteni'nde açık ilanlı olarak yayınlanmış, tüm Türkiye çapında katılıma açılmıştır. İlana çıkış 8 12 2023, ihale tarihi 18 12 2023.

Yine Müze Elektronik Sistemler. Bu da EKAP üzerinden Kamu İhale Bülteni'nde açık ilanlı olarak yayınlanmış, tüm Türkiye çapında katılıma açılmıştır. Bunun da aynı şekilde ilana çıkış 8 12 2023, ihale tarihi 18 12 2023. Yani 10 gün verilmiş. Bu 2 ihaleye çıkış için yönetim kurulu kararı alınmış. Yani ihaleye çıkılmasına ve ihale yöntemine üst yönetim yani ihale yetkilisi olarak Yönetim Kurulu karar vermiştir. İhtiyacı belirleyen ilgili birimdir. Onların talebini de onaylayan üst yönetim ihale yetkilisidir. İhale İşleri ve Satın alma Müdürlüğü olarak bizim yaptığımız sadece ihale sürecini yönetmektir. İhale sürecinden maksat yaklaşık maliyetin hesaplanması, ihale dokümanlarının hazırlanması, idari şartnamelerin hazırlanması, ihale dokümanının satışı, teklif zarflarının alınması ve komisyonun toplanmasının sağlanmasıdır. Bu 2 ihale EKAP üzerinden ilan edilmiş Türkiye'deki tüm firmaların katılımına açılmıştır.

Her şey bu şekilde usulüne uygun yürütülmüşken yetki alanımız dışındaki süreçlerde bir muvazaa olabileceğinin tarafımızca öngörülebilmesi mümkün değildir. İhale İşleri ve Satın alma Müdürlüğümüzce her yıl binlerce çeşit ürün alınmaktadır. Bizim her ürünün veya hizmetin piyasasına ve sektörel inceliklerini bilmemiz mümkün değildir. Bunu kanun koyucu da düşünmüş olmalı ki kanunda ihale komisyonunun olmazsa olmaz 2 üyesi ihale konusu işin uzmanı olarak tanımlanmaktadır. Kanunda şöyle diyor: İhale yetkilisi biri başkan olmak üzere ikisinin ihale konusu işin uzmanı olması şartıyla ilgili idare personelinden en az 4 kişinin ve muhasebe veya mali işlerden sorumlu 1 personelin katılımıyla kurulacak en az 5 ve tek sayıdaki kişiden oluşan ihale komisyonu yedek üyeler de dahil olmak üzere görevlendirir denilmektedir. Madde 6 Kamu İhale Kanunu.

Bu maddeye göre ihale komisyonlarının temel ve değişmez 3 üyesi vardır. İkisi ihale konusu işin uzmanı ilgili idare personeli ve muhasebe veya mali işlerden sorumlu 1 personel. Muhasebe mali işlerden sorumlu personelin görevi ihale dokümanları içinde muhasebe ve mali mevzuatla ilgili dokümanların değerlendirilmesidir. İşin uzmanı ilgili idare personelinin görevi ise verilen tekliflerin sektörel açıdan ve piyasa rayiçleri açısından değerlendirilmesidir. Burada alınacak olan ürünler endüstriyel ürünlerdir. Müzede tabanı ve duvarları ekrandan oluşan odalar bulunmaktadır. 7 24 esaslı çalışabilen, üzerinde yürüyebileceğiniz bir endüstriyel ekranın fiyatı konusunda bizlerin kafasında hiçbir fiyat skalası bulunmamaktadır. Örneğin kullanılan bilgisayarların arkasında dongle denilen lisans aparatları bulunmaktadır. Sadece bilgisayar kasalarını piyasada satılan PC kasalarıyla kıyasladığınızda pahalı görünebilir. Ancak DDM'de kullanılan bilgisayar kasaları endüstriyel nitelikte olduğu gibi arkalarında bulunan dongle lisans aparatları olmadan çalışmadığı söylenmektedir.

Her bir dongle'ın fiyatının ise 1000 dolar civarında olduğu ve bazı bilgisayar kasalarında 3 4 dongle olduğu söylenmektedir. Başta ben olmak üzere teknik olmayan ihale komisyonu üyelerinin bu konuları bilmesi beklenmemelidir. Dolayısıyla konuya ve sektöre vakıf olmayan birisinin bilemeyeceği bu gibi durumlar için fiyatlar ve sektör konusundaki değerlendirme daha çok işin uzmanı komisyon üyelerine aittir. Bu ihaleler kapsamında komisyonda yer alan bir ihale birimi çalışanı olarak benim temel fonksiyonum ihalenin mevzuata uygun olarak yürütülmesine nezaret etmektir. Bu ihalelerde işin uzmanı komisyon üyeleri fiyatlar konusunda bir abartı ve dengesizlik görmemiştir. Bu nedenle teklif bedeli ben dahil diğer üyelerce de onaylanmış ve ihale karara bağlanmıştır. Daha sonra Sayıştay'ın bu konu üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda rayiç üzerinde bir alım yapıldığını iddia etmesi üzerine ilgili birim bir rayiç araştırması çalışması yaptırmıştır. Bu çalışmaya göre şirketimiz bu her iki ihale kapsamındaki ürün ve hizmetleri oldukça uygun bir fiyattan almıştır. Konuya ilişkin çalışma sanırım bugün Erdinç Bey tarafından sunuldu. Ben tekrar etmemek için onlara girmiyorum. Kendisi de bu konuları açıkladı diye biliyorum.

Geçmiş olarak benim bu konu üzerinde yorum yapabileceğim bir durumum bugün bile bulunmamaktadır. Bağımsız bir ihale komisyonu olarak, komisyon üyesi olarak benim yaklaşımım her zaman şu şekilde olmuştur:

1. Mali üye, mali evrak ve dokümanların doğruluğunu teyit etmişse.

2. İhale konusu işin uzmanı üyeler, verilen tekliflerin doğruluğunu ve uygunluğunu, isteklinin de bu işin altından kalkabilecek kalifikasyonda olduğunu teyit etmişse...

3. Bir ihale komisyonu üyesi olarak ben de ihale sürecinin ve sunulan ihale dokümanlarının usulüne uygun olduğunu görmüşsem, bu takdirde ihale komisyonu kararını onaylarım.

Artık nihai karar ihale yetkilisinin takdir ve onayındadır. İhale yetkilisi bir abartı, dengesizlik, uygunsuzluk veya usulsüzlük görürse ihale onaylamaz ve iptal eder.

Biraz varsın şeyden, bu çelik konstrüksiyon işinden bahsedecektim başkanım.

Hakim: Son bir - iki dakika

Bilal Önver: Sayın başkanım, iddianamede bu işin aslında bir yapım işi olduğu, mevzuatı dolanmak adına mal alım işi olarak yapıldığı iddia edilmektedir. Bu ihale 3/g istisna kapsamında davet usulü 3 firmanın davet edilmesiyle yapılmıştır. Davet tarihi 12.02.2024, ihale tarihi 15.02.2024.

Bu olayda şirketimiz Kültür A.Ş. ile TUCE firması arasında bir iş birliği sözleşmesi yapılmış ve müdürlüğümüze bu sözleşme uyarınca Kültür A.Ş.'ye düşen mal ve hizmet alımlarının yapılması işleri verilmiştir. İş birliği sözleşmesi, iki veya daha fazla tarafın ortak bir proje, ticari faaliyet veya stratejik amaç doğrultusunda kaynaklarını birleştirerek hak ve yükümlülüklerini yazılı olarak belirledikleri yasal olarak bağlayıcı bir anlaşmadır. Burada ticari bir iş birliği söz konusudur ve taraflar kaynaklarını birleştirerek bir ticari faaliyete girişmişlerdir. Bu çerçevede herkes yapmak istediği katkıyı ve koymak istediği değerleri belirtmiş ve iş birliği bu çerçevede oluşmuştur. Sözleşmenin 5.4. maddesinden... Burada hemen sadece önemli kısmı söylüyorum. Buradan bakılabilir. Müze kurulumunun ve yapım işinin TUCE tarafından olduğu, malzemelerin Kültür A.Ş. tarafından alınacağı yazıyor maddede.

Buna göre kurulum için gerekli tüm malzemeler idare, yani Kültür A.Ş. tarafından alınacak, müzenin kurulumu ve kurulumagöre tüm giderler ve içerik prodüksiyonu firma tarafından gerçekleştirilecektir. Ortaklık oranı buna göre belirlenmiştir. Buna göre müzede anlaşılan ortaklık oranı sözleşmenin 7.2. maddesinde müzenin biletli ziyaretçi olarak açılma tarihi itibarıyla gelir paylaşımı olarak paylaşımı aylık giderler düştükten sonra kalan kârın %69'u idareye, yani Kültür A.Ş.'ye, %31'i ise firmaya ait olmak üzere paylaştırılacaktır denilmektedir.

Kaldı ki müdürlüğümüze gelen talep zaten inşaat malzemeleri mal alım işi talebidir. Bize herhangi bir yapım işi talebi yapılmamıştır. İlgili ihale dosyasını açarsak orada da talepte ve teknik şartnamede olduğu gibi görülüyor başkanım. Böyle bir talep yapılmış olsaydı bile mevzuata aykırılık sebebiyle geri iade edilirdi. Dolayısıyla biz görev tanımlarımızın ve yetki sınırlamalarımızın gereği olarak bize yapılan talebin alım dosyasını yürüttük.

Hakim: Evet, beraatinizi istiyorsunuz, bu iddialardan da sorumlu olmadığını söylüyorsunuz.

Bilal Önver: En azından sonuç kısmını okuyayım başkanım.

Hakim: Oku o zaman sonuç kısmını.

Üst yönetimin görevi, şirketin orta ve uzun vadeli politikalarını ve stratejilerini belirlemektir. Bizim görevimiz ise önümüzdeki işimizi kurumun politikaları ve stratejileri doğrultusunda ve görev tanımlarımız kapsamında en doğru şekilde yapmaktır. Ben bu kapsamda bana gelen iş emirlerini yasal mevzuat, iç yönetmeliklerimiz ve görev tanımlamaları çerçevesinde en doğru ve en uygun şekilde yerine getirme gayreti içinde oldum. İş hayatım boyunca benden gayrimeşru veya etik dışı bir talepte bulunulmadığı gibi, buna kimse cesaret dahi edemezdi. Çünkü beni tanıyanlar öyle bir teklif karşısında nasıl bir tepkiyle karşılaşacaklarını bilirlerdi. Esasen benim firmalarla görüşmelerim de sınırlıdır. Şef olduğum dönemde, son 1 yıl 3 ay öncesine kadar, zaman zaman değişmesine rağmen genelde ortalama 6 personel vardı. Benle birlikte 7. Ben tüm işleri arkadaşlarımın ellerindeki iş durumuna göre dağıtırdım. Satın alma veya ihale sürecinin her aşaması o işten sorumlu personel tarafından yürütülürdü. İhaleye katılan firmalar tüm süreç boyunca o ihaleden sorumlu personel ile görüşürlerdi. Bu nedenle ben çoğu firma yetkilisini tanımam. Çoğuyla sadece göz aşinalığım vardır; ama kim necidir, kim hangi firmanın yetkilisidir çoğunu bilmem.

Burada yargılanan tüm şirket yetkilisi bürokratların yasal ve şirket içi yönetmeliklerle tanımlanmış görev tanımları vardır. Ve her bir kişi kendi görev tanımı ve sorumluluk alanı ile ilgili hesap vermek zorundadır. Ben kendi alanım ile ilgili olarak huzurunuzdayım. Vicdanım rahat ve yapıp ettiklerimden hesabını veremeyeceğim hiçbir husus yoktur. Hiç kimseden yasa dışı emir veya talimat almadım, işimi yaptım. Eğer yasayı dolanmak için birileri bir şeyler yapmış ise, bu benim bilgim dahilinde olmamış, benim katılımım ile olmamıştır. Kendi personelimin de bu işlere katıldığını görmedim, görseydim izin vermezdim. Yukarıda işin doğası gereği ve yasalar uyarınca anlattığım iş işleyişine aykırı düşen her anlatım sorumluluktan kaçma nitelikte anlatım olacaktır.

MASAK'ın benimle ilgili para hareketi olarak bulabildiği tek şey, benimle müdürüm Burak Atalan arasındaki 810 TL'lik para hareketidir. Bu rakam iddianamede 810.000 TL olarak geçmektedir. Sehven olduğunu düşündüğüm bu yanlışı düzeltmek adına tekrar söylüyorum: Benimle müdürüm Burak Atalan arasındaki para hareketi 3 seferde toplam 810 TL'dir. Bu da birim içindeki etkinliklere katılım amacıyla kişilerin payına düşen ödemeyi yapmaları işlemidir.

2019 seçimlerinin yapıldığı dönemde ben ihale ve sözleşmeler şefi olarak görev yapmaktaydım. 2023 yılı Ekim ayına kadar bu görevi yürütmeye devam ettim. 2023 yılının sanırım Mart ayında müdürümüz Arif Burak Atalan EYT'den emekliliğini verdi. Müdürlüğümüze 2 ay kadar başka bir müdür vekalet etti. O dönemde ben de emekli olmayı planlıyordum ve şirketimizin İK müdürlüğüne müracaat ettim. Ancak Genel Müdür Yardımcımız Doğan Bey benimle görüşerek yoğun iş durumu nedeniyle beni biraz daha kalmaya ikna etti. Bundan 2-3 ay sonra da Ekim ayında beni birim müdürlüğüne atadılar.

Beni emekli olmaktan alıkoyan, verilen müdürlük görevinden ziyade arkadaşlarımın istek ve ısrarıydı. Çünkü güzel bir arkadaşlık ilişkimiz vardı ve birimimizin iş ve işleyişini o güne kadar stabil tutmayı başarmıştık. Bu şekilde duygusal nedenlerle en azından normal emekliliğimi alarak ve arkamdan arkadaşlarıma da alan açarak ayrılmak düşüncesiyle biraz daha kalmaya karar verdim.

Ben belediyede işe girdiğim 1996 tarihinden emekli olduğum güne kadar İBB ve bağlı kurum ve iştiraklerinde resmi ve kamusal örgüt yapısının dışında başka bir örgüt veya yapı görmedim. Dahil olmadım yahut muhatap olmadım. Ben işimi en iyi şekilde yapmaya çalışan bir en alt kademe yönetici olarak iddianamede yer alan hiçbir yanlış eylemin içinde yer almadığım gibi, böyle bir örgütün varlığından ve faaliyetlerinden de haberdar değildim. Ben en başından beri bildiğim kendi yasal işimi yaptım.”

Hakim: Evet, bu suçlamalardan beraatinizi istiyorsunuz. Savcım soru var mı?

Savcı: Yoktur başkanım.

ONUR ALDI, BİLAL ÖNVER’E SORUYOR

Onur Aldı: Çalıştığımız dönem boyunca ben size herhangi bir baskı, mobbing veya saygısızlık yaptım mı?

Bilal Önver: Yok, öyle bir durum vaki olmadı.

Onur Aldı: Abdullah Bey hem size hem kendisine baskı yapıldığını söylemiş ama...

Bilal Önver: Birtakım ısrarlar veya ne bileyim o zamansal sıkıştırmalar öyle algılanmış olabilir kendisince. Onu bilemeyeceğim.

Onur Aldı: Sizce de en iyisi bir yapım işi miydi yoksa sergi kurulumu kültürel faaliyet miydi?

Bilal Önver: Şimdi zaten kiraladığımız bir çadırın içerisinde yapılmış olan, kurulmuş olan bir şey yapıyoruz. Yani bu Legolardan bir şey yapmak gibi bir şey bu. Taşınabilir bir şey olduğunu düşünüyorum. En azından bize teknik arkadaşlar böyle anlattı. Yarın bir gün o çadırı biz de kiraladık 3 yıllığına. Diyelim ki elimizden çıktı, ihaleyi tekrar alamadık. Başka çadırımız da var bildiğim kadarıyla Yenikapı'da hâlâ devam ediyor olması lazım. Oranın içine de kurulabilir. Böyle bir yapı diye söylendi. Yani o yüzden bunu ben yapı olarak, yapım işi olarak düşünmüyorum yani değerlendirmiyorum. Kaldı ki bize gelen talep zaten sadece bu işin mal alımlarının talebiydi. Biz bir yapım ihalesi yapmadık.

Onur Aldı: Abdullah Bey bunun en başından beri bir yapım işi olduğunu söyledi de yani o yüzden...

Bilal Önver: En başında gelen şekliyle öyleydi. Yani en başında gelen şekliyle öyleydi. Sonra iş birliği sözleşmesinde sözleşmesi kurulurken yapım işinin karşı tarafa yüklendiğini ben sözleşmeden gördüm.

Onur Aldı: Dolayısıyla bu bizim de 3G istisnamız olan sergi kurulumu olarak yapıldı bu işlem. Olabilir mi?

Bilal Önver: O konuda mal ve hizmet alımları var. Zaten yapım işlerinde hiçbir şekilde istisna yok.

Onur Aldı: Zaten aksi bir durum olsa sizler de Encümen Kararı toplantısına katılıyorsunuz. Genel Müdür'ün girdiği bir toplantı bu da. Burada zaten bunun bir aksi bir durumu olduğunu, burada bir usulsüz durum olduğunu herhalde o toplantıda da söylerdiniz siz de. Her zaman zaten bu konuları hiç çekinmeden söyleyen bir insansınız.

Bilal Önver: Zaten yapım işi olarak gelseydi onu biz açık ihale yapacaktık istisnası olmadığı için. O da o durumda da o şeyin müzenin seçime yetişme imkân ve ihtimali yoktu.

Onur Aldı: Çok teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

Bilal Önver: Sağ olun.

DOĞAN HAMİT DOĞRUER, BİLAL ÖNVER’E SORUYOR

 

Doğan Hamit Doğruer: Murat Abbas ifadesinde sizin işten ayrılmanıza benim karar verdiğimi ve neden olduğumu söyledi. Süreci bir anlatır mısınız?

Bilal Önver: Ben o ifadeyi okumadım ama eğer öyle dediyse zaten şöyle; yani ben daha kendimi çalışacak yaşta ve güçte hissediyorum. Zaten şu işler biraz bir yoluna girerse, girdikten sonra ben kendime bir güzel bir iş de bulma gayreti içindeyim, düşüncesi içindeyim, yeni bir plan yapma düşüncesi içindeyim. Bu yaşta böyle kenara çekilip emeklilik moduna girmek çok hoşuma giden bir durum değil. Dolayısıyla ben aslında çalışmaya, Kültür A.Ş.'de devam etmek istiyordum. Yani 12 yılımı verdiğim bir şirket. Çoğu şeyini biliyorum. O yüzden niye yeni bir maceraya gireyim, orada çalışırım diye düşünüyordum. Ama son hafta içerisinde Genel Müdürümüz Murat Abbas'ın benimle devam etmek kararı içinde olmadığını öğrenince, maaşlarda da %33'lük bir düşüş olacaktı 1 Ocak'tan itibaren, o sebepten dolayı apar topar emekliliğimi verdim.

Doğan Hamit Doğruer: Yani o konuya ben de şahidim, hatta ben size emekli olmamanız için de öneride bulundum diye hatırlıyorum.

Bilal Önver: Evet evet, doğrudur.

Doğan Hamit Doğruer: Soruşturma süreci boyunca benim size hususi bir talimatım, yönlendirmem oldu mu?

Bilal Önver: Yok yok, olmadı.

Doğan Hamit Doğruer: Dijital Deneyim Müzesi projesinde benim katkım ya da iştirakim var mıydı ya da ne kadardı?

Bilal Önver: Yani benim bildiğim kadarıyla bir ihalelerden birindeydi galiba. Genel Müdür olmadığı için vekaleten siz katıldınız. Onun dışında Dijital Deneyim Müzesi ile sizin bir ilginiz olduğunu ben hiç görmedim.

Doğan Hamit Doğruer: Tekrar geçmiş olsun Bilal Bey.

Bilal Önver: Teşekkür ederim.

SERDAL TAŞKIN SORUYOR

Serdal Taşkın: Benim de yargılandığım 61 ve 62 nolu eylemlere konu olan reklam alanlarının işletilme işini hangi kapsamda değerlendirebiliriz? Yani gelir getirici bir faaliyet midir?

Bilal Önver: Tabii ki gelir getirici bir faaliyet.

Serdal Taşkın: Peki Kültür A.Ş. bu gelir getirici faaliyeti icra ederken hangi mevzuata tabidir?

Bilal Önver: Gelir getirici işlemlerde şimdi ona bir bakmam lazım. Bu ihalenin ihalesiydi. 61 62 ama sizde 61 de var sadece. Üst geçitler.

Serdal Taşkın: Evet. Yani reklam alanlarının işletilme işi, genel...

Bilal Önver: Hah bunlarda biz herhangi bir mevzuata tabi değiliz.

Serdal Taşkın: Yani yönetim kurulunun verdiği yetkiyle genel müdür olarak bu işi uygun bir firmaya verebilir miydim ben?

Bilal Önver: Kendiniz mi?

Serdal Taşkın: Evet,

Bilal Önver: Verebilirdiniz. O öyle bir şeyi alabilirdiniz üzerinize.

Serdal Taşkın: Yani ihale yapmadan?

Bilal Önver: Tabii ki.

Serdal Taşkın: Ama buna rağmen biz nasıl ilerledik?

Bilal Önver: Bu konuda bir istisna ihalesi yapıldı. Zaten bu eylemde de benim hiçbir imzam yok 62'de. 61'de benim eylemim yok zaten. Ya şöyle söyleyeyim başkanım, Büyükşehir'den bir mülkün alınması 3 yöntemle oluyor. Bir tanesi ihale yöntemiyle, bir tanesi ecrimisil, diğeri de Belediye Meclisi'nin aldığı meclis kararıyla o da oluyor. Şimdi ecrimisille zaten ihale yapamazsınız. Şeyde de ihale yapma yükümlülüğü yok. İhaleyle almışsanız yok. Sadece Belediye Meclisi kararıyla alınmış yerlerde o da Büyükşehir Belediye Meclisi Kanunu var. Büyükşehir Kanunu. Onun bir ilgili maddesi şu anda madde numarasını hatırlamıyorum, ondan sebep 2886 yapma mecburiyeti var. Şimdi 2019 seçimlerinde seçimler sonrasında benim bildiğim kadarıyla CHP mecliste azınlıkta olduğu için meclis kararı alamıyordu. O yüzden sürekli ihaleler yöntemiyle bu işleri dağıtıyordu, veriyordu. İhale yöntemiyle aldığınızda da 2886 Kamu İhale Kanunu'na tabi değilsiniz.

Serdal Taşkın: Yani bu gelir getirici faaliyetler kapsamında isteseydim ben bunu ihalesiz herhangi uygun bir firmaya verip vermem hakkım varken...

Bilal Önver: Evet evet ihale yapılmasını tercih etmişsiniz.

Serdal Taşkın: Yani Kültür A.Ş. yönetmeliğine uygun bir şekilde biz ihale ettik, doğru mu?

Bilal Önver: Doğrudur.

Serdal Taşkın: Teşekkür ederim.

Bilal Önver: Yani benim ihale bilgim bu şekilde yani en azından.

BARIŞ KILIÇ MÜDAFİ AV. CANSU ÇİFTÇİ SORUYOR

Cansu Çiftçi: Bilal Bey geçmiş olsun. Ben çok tekrara girmeden bir iki husus soracağım. Burada yaklaşık maliyetten bahsettiniz. Bu yaklaşık yaklaşık maliyeti ihale öncesi birimdeki satın alma talep formunu oluşturan kişiler görüyor muydu, biliyor muydu?

Bilal Önver: Yok yok, görmezler.

Cansu Çiftçi: Peki ihale komisyonunda olanlar?

Bilal Önver: Onlar da ihale esnasında görürler.

Cansu Çiftçi: Tamam. Peki Barış Kılıç'ın bu zamana kadar Basın Organizasyon Müdürü olarak sizden herhangi bir şekilde usulsüz bir talebi veya usulsüz bir işlemi olduğunu gördünüz mü?

Bilal Önver: Yok. Öyle zaten çok diyaloğumuz olmazdı. Mekanları farklı olduğu için onlar iletişim çadırı dediğimiz şu anda şeyin DDM'in olduğu mekanda olduklarından hiç bir iletişimimiz olmazdı.

Cansu Çiftçi: Peki bu Basın Organizasyon Müdürlüğü burada eski bir çalışan olduğunuz için size soruyorum, daha öncesinde farklı bir yerde miydi yoksa iletişim çadırının olduğu yerde miydi?

Bilal Önver: Hep oradaydı.

Cansu Çiftçi: Tamamdır. Peki bu dijital deneyim müzesinde Barış Kılıç'ın herhangi bir etkinliği, rolü var mıydı biliyor musunuz?

Bilal Önver: Dediğim şahit olduğum yok.

Cansu Çiftçi: Tamam, teşekkürler.

SERDAL TAŞKIN MÜDAFİ ALİ RIZA DİZDAR, BİLAL ÖNVER’E SORUYOR

Ali Rıza Dizdar: Uzun bir sunum yaptınız. Yapmış olduğunuz sunumun içinde ben bazı bölümler benim dikkatimi çekti. Dikkatimi çekti değil, not almışım soruyorum yani. Sorumun bir tanesi şu: İnançların doğrultusunda, inancından ötürü birilerini affetmedim dediniz. Daha sonra aşağıda da şöyle bir cümle sarf ettiniz: "Yanlış işler yapmış insanlar olabilir" dediniz. Şimdi bunu siz söylediniz.

Bilal Önver: Evet.

Ali Rıza Dizdar: Tabii. Tanrı insanı yaratır, yaratıkları yarattığı zaman değişiklik olarak yaratır. Ama insan kötülük yaparsa yaratılan mahlukatlar kötülük yaparsa inansın inanmasın zaten kötü kötüdür. Tanrı nazarında da insan nazarında da. Önemli olan insanlıktır. Ama siz ayrıntı verdiniz. Ben bu ayrıntılı anlatmanızda şöyle bir duruma geldim. Hiç kimseden, aynen okuyorum lafınızı: "Hiç kimseden emir ve talimat almadım. Hiç kimse bana emir ve talimat vermedi ve emirleri de bilmiyorum" dediniz. Doğru mu bu sözünüz?

Bilal Önver: Uygunsuz emir ve talimat almadım.

Ali Rıza Dizdar: Uygunsuz. Pardon. Şimdi çok önemli bir şeye geleceğim.

Bilal Önver: Yoksa orada çalışıyoruz, tabii ki emir ve talimatla çalışıyoruz.

Ali Rıza Dizdar: Tamam, çok güzel. Anladığımızı söylemek istiyorum. Evet veya hayır cevap verirsiniz. Eğer siz, sizi suça iten ya ihaleye fesat karışmasına teşvik eden birisi olsaydı, zannedersem onu gider şikayet ederdiniz gerekli mercilere, değil mi? Evet veya hayır.

Bilal Önver: Evet. Zaten buna kimse cüret de edemez, onu söyleyeyim yani.

Ali Rıza Dizdar: Evet veya hayır. Bak ben bekledim, evet veya hayır. Yalnız öyle bir kısım var ki orada bir yanlışlık yapmayalım. Şöyle bir cümle sarf ettiniz: "Reklam şirketi matbaa işi yapmaz, matbaa işi de reklam işi yapmaz" gibi bir tabir kullandınız.

Bilal Önver: Doğru.

Ali Rıza Dizdar: Doğru dediğinizi, yanlışlığını söyleyeyim. Sicil ticaret gazetesine baktığınız zaman baş baştaki işi reklam gibi gözükür ama matbaa işleri de yapabilir. Onu bilmeden konuştunuz. Onun için bunu bir kesin ifade olarak kullanmamanızı tavsiye ederdim. Olabilir, bir şirket olur reklam için kurulur ama matbaa işi de vardır sicili ticarette. Demek ki okumadınız.

Bilal Önver: Yani şimdi faaliyet sahası olarak herkes her işi yapabilir ama...

Ali Rıza Dizdar: Faaliyet sahası, faaliyet sahası güzel. Faaliyet sahası... Özür dilerim.

Bilal Önver: Matbaada, matbaada ben şunun için söyledim. Matbaada vinil basamazsınız. Vinil yapılan yerde de matbaa...

Ali Rıza Dizdar: O zaman, o zaman şuna geliyorum. Faaliyet sahası olarak bir ihaleye, asfalt işine giren kesim yahut da bir matbaanın işini almaya kalkan bir firma geldiği zaman onun sicili ticaret gazetesine bakmıyor musunuz? Yoksa ihmal mi ediyorsunuz?

Bilal Önver: Yok yok, bakıyoruz.

Ali Rıza Dizdar: E baktığınız zaman başka bir iş yaptığını yapmadığını bilmeden konuşmamak lazım.

Bilal Önver: Siz konuyu anlamamışsınız.

Ali Rıza Dizdar: Ben konuyu çok iyi anladım da siz ne demek istediğinizi bilmiyorsunuz.

Bilal Önver: Yok, bir dakika. Ben şurada şunu demek istedim...

Ali Rıza Dizdar: Ben evet ya da hayır soruyorum. Evet ya da hayır deyin.

Bilal Önver: Benim, benim bir defa... Siz benim ifademi yönlendiremezsiniz. Ben...

Ali Rıza Dizdar: Meslektaşıma dönüyorum soruyu. Sayın hakim...

Bilal Önver: Benimle tartışamazsınız.

Ali Rıza Dizdar: Bakınız, sicili ticaret gazetesine baktım mı dediğiniz zaman öbür soruya geleceğim.

Bilal Önver: Bir soru sorduysanız yanıtını bekleyeceksiniz.

Ali Rıza Dizdar: Hayır, bir soru sordum. Evet veya hayır.

Bilal Önver: Ben öyle vermek istemiyorum cevabını.

Ali Rıza Dizdar: E verme. Bitti.

Bilal Önver: Ben size cevap için söylemiyorum. Ben burada mahkemeye cevap vermek istiyorum.

Ali Rıza Dizdar: Mahkeme sorarsa verirsiniz. Soruyor musunuz Sayın Başkanım?

Hakim: Tamam, sor.

Bilal Önver: Şimdi... Bunu ben bölümleme için söyledim. Siz kasap ihalenize girdiniz. Ondan yaş meyve sebze de isterseniz adam verebilir yani. İhaleye girmesine engel bir şey değil. Şeyinde de yazıyor olabilir. Ama ben bunu öyle çıkarsam bu ihaleyi, böyle ayırmadan, ben kurumuma iyilik yapmış olmam. Daha pahalıya almış olurum. Ben bunu anlatmak için söyledim bunu.

Ali Rıza Dizdar: Tamam, anladım. Şimdi de geliyorum başka şeye. Çok güzel bir şey izah ettiniz. Sayın Başkan, sayın üyeler, sayın savcım; gerçekten izah ettiği konu önemli. Bir ihalede daha sonra İhale Kanunu'nda değişiklikler oldu. Orada komisyonda birilerinin de girmesi lazım. Ama bilenler girdiği zaman, bilenler bir hata yapsa dışarıdakiler sorumlu olmaz mı? Yani diğerleri de sorumlu olmaz mı? Onu öğrenmek istiyorum sizden. Yani diyelim ki dil bilenler bir hata yaptılar, siz bilmediğinizden dolayı o hatayı fark etmediğinizden dolayı sorumlu değil misiniz ihale komisyonunda olanlar?

Bilal Önver: Ben anlamadım soruyu. Bir daha tekrar eder misiniz?

Ali Rıza Dizdar: Bakınız, İhale Kanunu'ndan bahsettiniz.

Bilal Önver: Evet.

Ali Rıza Dizdar: Bir ihale olduğu zaman ihale komisyonu içinde bu işi bilen uzmanlar da olur dediniz, iki tane. Tamam mı?

Bilal Önver: Tamam. Evet.

Ali Rıza Dizdar: Peki, bu iki tane uzmanların olması demek, diğer yanındaki komisyon üyelerinin sorumsuzluğunu mu ortaya koyuyorsunuz?

Bilal Önver: Yani elbette göstermez ama...

Ali Rıza Dizdar: Aldım cevabı.

Bilal Önver: Ama ben en azından bir açıklama...

KAHRAMAN YEŞİLYURT MÜDAFİ AV. GİZEM KARAKÖÇEK SORUYOR

Gizem Karaköçek:  Çok geçmiş olsun Bilal Bey. Kahraman Bey'i tanır mısınız?

Bilal Önver: Tanırım, bizim ihalelerimize giriyordu.

Gizem Karaköçek: Peki Kahraman Bey'in hiç birinden talimat aldığına şahit oldunuz mu?

Bilal Önver: Kahraman Bey'in talimat aldığına mı?

Gizem Karaköçek: Evet.

Bilal Önver: Yok, şahit olmadım.

Gizem Karaköçek: Peki birine talimat verdiğine şahit oldunuz mu?

Bilal Önver: Yok yok, ona da şahit olmadım.

Gizem Karaköçek: Anladım, peki. Çok teşekkür ederim, sağ olun.

MİTHAT SİNAN BOLAK VE VEDAT ŞAHİN AVUKATI SORUYOR

Mithat Sinan Bolak Avukatı Naim Karakaya: Başkanım, Kültür A.Ş.'deki uzun süreli çalışma geçmişinize binaen bu soruyu soruyorum. Ve Mithat Sinan Bolak özelinde soruyorum esasen. Bir birimin müdürü farklı bir birime vekaleten geçici olarak görevlendirildiğinde görevlendirilmiş olduğu birimdeki tüm işlemlerin detayını, esasını bilebilir mi?

Bilal Önver: Yok, her zaman bilmez.

Mithat Sinan Bolak Avukatı Naim Karakaya: Teşekkür ediyorum.

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: Bilal Bey, ihalelerin mevzuata uygun yönetiminde nezaret ettiğinizi beyan ettiniz. Çok da epey detaylı açıklamalar da yaptınız. Tekliflerin alınması ve değerlendirilmesi sürecinde bir şahitliğiniz var mı ihale sürecinde?

Bilal Önver: İhaleye davet edilmiş firma. İhale günü gelir. İhale sorumlusu personelin dosyalarını verir. İhale personeli de onu veriliş sırasına göre alır.

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: Yani şahitliğiniz var mı? Bilgi sahibi misiniz bu aşamalardan da?

Bilal Önver: Şimdi şöyle, zaten 6 tane personelim var. İhale alt yüklenici ihaleleri yapıyorsak aynı anda diyelim 20 tane ihale varsa bölüm 6'ya, kiminde 3, kiminde 4 ihale var. Bazen öyle bir curcuna oluyor ki mesela ihale odasında ortada dönecek yer kalmıyor. Firmalar geliyor, gidiyor. Ben de bunlara uzaktan şahit oluyorum.

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: Peki, benim sormak istediğim soru burada şu: Birçok sanık da burada bu maddeden yargılanıyor. Bizim Ceza Kanunumuzda bir madde var, 235. Burada Yargıtay'ın sınırlı sayıda kabul ettiği bazı eylemler var. Yükleniciye burada mesela girmesi gereken kişinin ihaleye girmemesi ya da girmemesi gereken kişinin girmesi, işte şartnamedeki gerekli nitelikleri taşımayan malın alınmaması ya da taşıyan malların alınmaması şeklinde.

Bilal Önver: Evet.

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: Bu tip eylemlere siz kendi bünyenizde bürokratlar ya da çalışanlar anlamında böyle bir şeye şahit olmadığınızı beyan ettiniz.

Bilal Önver: Evet.

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: Benim sorduğum soru daha çok teklif veren ya da iş alan ya da iş yapan firmalar açısından soruyorum. Burada zikredilen eylemlere hiç bu tarz eylemlere şahit oldunuz mu?

Bilal Önver: Hayır, benim olmadı. Şimdi söylediği kısımlar var ya hani teklif verenin engellenmesi veya veremeyecek olanın kabul edilmesi gibi, onlar ihaleye fesat karıştırma, 235 diye hatırlıyorum.

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: Evet, ben de o maddeden bahsediyorum.

Bilal Önver: Bir arkasından 236 var.

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: O edimden bahsediyor.

Bilal Önver: O edimin ifası.

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: O edimden kastetmiyorum. Sadece ben ihale anı ve öncesi eylemleri kapsar şekilde bu soruyu soruyorum.

Bilal Önver: Sonrasında şey, kabul edilecek ürünler, edilmeyecek ürünler konusu...

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: Hayır, ihale gerçekleşip nihayete erinceye kadar eylemlerden bahsediyorum. Edimin ihalede edimin fesada uğratılması değil.

Bilal Önver: Yok bizde öyle bir şey olmadı. Bizde olmaz yani.

Vedat Şahin avukatı Muhittin Arık: Böyle bir konuya şahit olmadığınız noktası tamam.

Bilal Önver: Şahit olmadım, evet. Zaten burada şeyin mülkiye müfettişinin hatası şu oldu başkanım: Edimin ifasından yürüdü. "Burada şeyler var, problemler var, sahada şu olmuş, bu olmuş, öyleyse bu ihalede de sıkıntı vardır" deyip geriye yürüdü. Yoksa ihale dosyasıyla alakalı tevdi raporunda da bir şey yok. İddianamede de olmadığı gibi. Evet bu bu husus genelde karıştırılıyor. Mülkiye müfettişinin de karıştırdığı konu buydu başkanım. Benim zaten orada ona sitem etmemin sebebi o. Yani bu sahada Cimer'e gelmiş olan şikayetlerden hareketle geldi zaten mülkiye müfettişi. Sahada bir takım problemler vardı. Yok üst geçitler şöyle olmuş, yok ebatları değişmiş, yok sayı dışarıda fazlaymış, eksikmiş. Bunların tamamı edimin ifasıyla. Ondan sonra döndü dedi ki "Bu uygulamalarda problem varsa bu ihaleyi kimler yaptı? Bunlar da bu işin içindedir. Bu ihalede de bir şey vardır." dedi. Geriye doğru yürüdü. Halbuki bizimle hiçbir alakası yok yani. Ve herkesi yazdı. Yani şeyi açın bakın, bir dosyayı taşıyanın adı da olsaydı dosyanın üzerinde, o da gelecekti buralara yani.

BİLAL ÖNVER MÜDAFİ İSHAK ŞADİ ÇARSANCAKLI, MÜVEKKİLİNE SORUYOR

Soru soracaksınız, sonrasında kopyasını verebilirim başkanım? Sunumun bir kopyasını alalım zaten. Sorusuz. Buradan kafanıza soru sorabilirsiniz, buyurun.

İSHAK ŞADİ ÇARSANCAKLI: Bilal Bey, bir bu şey hakkında Abdullah Bey'in bahsettiği şeyi biraz daha açık, açıklarsanız; yani size o bir açıklık kavuşturmak lazım. Yani oradaki kasıt ne? Yani DDM'nin bu aşamasında siz bahsettiniz, şey var, nedir onun adı, bu yapım ihalesi olarak geldi. Ondan sonra oradan mı, ve veya ne oldu, ondan sonra gitmiş, tekrar bu defa mal alımı ihalesi olarak gelmiş. Burada biz direndik, İlker, Ömer ve ben direndik sözünün aslında kendisi de alındı. Yani çoğu, çoğu itibarıyla açıklandı ama onu siz net olarak bir belirtin.

BİLAL ÖNVER: Şimdi şöyle; o kurgu, yani bu işin nasıl yapılacağı mevzusunun müzakere edildiği dönemde bayağı bir görüştüler diye, duyuyorduk, düşünüyorum, görünmüyorduk yani, duyuyordum. Görüşmelerde işte "Sen şunu yapacaksın, ben bunu yapacağım" kısmı... Bu ilk, ilk bize gelen kısmında denildi ki "İşte bu şey, müzeyi biz yapacağız, işte beraber işletilecek." Dedik ki biz, burası yapım işi olarak algılanır. Her ne kadar orada bir temel atma veya bir bina yapımı söz konusu değilse de ve çadırın içerisinde taşınabilir bir yapı yapılıyorsa da biz böyle, şartnameyi bu şekilde düzenlerseniz biz bunu yapım ihalesine çıkmak zorundayız. Orada da süreç en az 3 ay sürer, dedik. Zaten kendimize ait olmayan bir mülkte bunun yapılamayacağını kendileri de gördükleri için sonrasında değişti. Ve sözleşme en son yapım işi TUCE firmasında kalacak şekilde düzenlendi. Biz de sözleşmeyi gördük zaten, önümüzde var sözleşme. Artı bize gelen talep de mal alımı şeklindeydi. Malları, yani malzemeleri Kültür A.Ş. alacaktı, TUCE firmasına verecekti. Kurulumu da müzenin onlarda olduğu için onlar tarafından yapılacaktı.

İSHAK ŞADİ ÇARSANCAKLI: Bir de demin meslektaşımızın sorduğu "Bu ihaleye fesat karıştırma, ona şahit oldunuz mu?" gibi soru vardı. O yani size gelmeden önce, talepten önceki süreç ya da onun dışındaki sürece bu tür şeylere sizin şahit olma ihtimaliniz var mı?

BİLAL ÖNVER: Yok, yok. Şimdi şöyle; bize davetli listesi verilir. Ben örneklerini de gösterdim başkanım. Davetli listesinin nasıl onaylandığını orada şeydim. Biz, zannımca ondan önce, yani biz ihale öncesi süreçte bu firmalarla ne tür görüşmeler yapıldı, var mı bir muvazaa, yok mu, bizim bunu bilme imkan ve ihtimalimiz yok. Biz firmaları kağıt üzerinde, evraklar bazında değerlendiririz. İTO'ya gireriz, siciline bakarız, eski ortaklarına kadar, adreslerine kadar, faaliyet alanlarına kadar bunlara bakarız. İhale esnasında yasaklılık sorgulamaları yaparız. Sözleşme yılı olan sabıka kaydına da bakarız. Bunlara göre işlemlerimizi yaparız.

İSHAK ŞADİ ÇARSANCAKLI: Evet. Teşekkür ediyorum.

BİLAL ÖNVER MÜDAFİ AV. İSHAKŞADİ ÇARSANCAKLI SAVUNMASI:

Yok, yani onu sormak istemiyorum da siz keşfettiniz zannediyorum. Yani şey, siz sorunuz. Yani ben öyle bir fehmettiniz.

Hakim: Valla biz şu an çok koptuk zaten. Yani soruyu, cevabı duyduk.

İSHAKŞADİ ÇARSANCAKLI: Şadi Çarsancaktı efendim, Bilal Önver vekili.

Hakim: Yani 62, 63, 64, 68, 70, 76, 87, 91 yönünden 235/1, 235/2A-1B 43 ek savunmanız var.

İSHAKŞADİ ÇARSANCAKLI: Ek savunmam hakkında bilahare detaylıca beyanda bulunacağız, yazılı olarak beyanda bulunacağız. Ayrıca sayın başkanım, bizim için bu savunma esastı. Bildiğiniz gibi, elbette takdir edeceğiniz üzere sanığın savunması bir yargılamanın en mukaddes tarafıdır. Ve dokunulmayacak olan tarafıdır.

Müvekkil çokça hazırlanmıştı, çok fazla şeyden, haksız ithamlarla, atfı cürümlerle muhatap. Onu kendini savunmak için yaptığı gayret zatınızın zaman tasarrufuna takıldı. Böyle bir tasarrufun yargılama açısından meşruiyetinin olmadığı kanaatindeyiz. O anlamda bir savunmanın kısıtlandığı vakasını zapta geçmek istedik.

Öte taraftan bizim dediğim gibi esas hakkında savunma yapmayacağız. Müvekkil hakkında sadece kısaca şunu söyleyelim; müvekkil bir bürokrattır, iyi bir bürokrattır. Bugüne kadar da haram kavramı etrafında, helal haram kavramı etrafında hayatını dizayn etmiş, diğer tüm namuslu insanlar gibi hayatını idame ettirmiş ve mevzuata hakim, iyi bir bürokrattır. Bugüne kadar da mesleğini iyi şekilde yapmıştır.

Halen kirada oturmaktadır, aracı yoktur. Ondan sonra bu kadar ihale yapmış olmasına rağmen temizdir. Dolayısıyla hiç kimse kalkıp da müvekkil hakkında böyle bir, şunlar rüşvet aldı, şunu şöyle yaptı vs. falan gibi bir şey söyleyemez. Salt oradaki ihale müdürü olması sebebiyle suçlanıyor olması adalet açısından amaca uygun değildir.

Bunlar çok genel şeylerdir. Yani biz detaylıca esas hakkında zamanı geldiğinde şey yapacağız. Bu arada tevsi-i tahkikat taleplerimiz olacak. Yine dosyanın genel gidişi içinde esas hakkında savunmamızı mütalaadan sonra sunacağız.

Bugünkü aşamada sadece duruşmadan vareste tutulma talebimizi arz ediyoruz. Bir de müvekkil hakkında yurt dışına çıkış yasağı mevcuttur. Müvekkil çeşitli STK'larda görev yapar. Onlardan bir tanesi de Afrika'da su kuyusu açılmasıyla alakalı fiili ve ciddi bir işler üstlenmektedir, fiili bir görevi vardır. Ama salt bu yasak nedeniyle bugüne kadar bu görevden sakıt kaldı.

Dolayısıyla Sayın Mahkemenin, zaten bugüne kadar bütün her dediğinde huzurda yer almıştır, kaçar göçer bir tarafı da yoktur. Bence bu tedbir açısından da amaç gerçekleşmiştir. O yüzden bu tedbirin kaldırılması, o yasakların kaldırılması noktasında karar ittihazını talep ediyoruz. Teşekkür ederim.”

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları