Mimaroğlu’nun sanatçı kişiliğini, besteciliğini anlatan bir konuşma yaptı, kitaplarından bölümler okudu ve açıklamalarla onun müziklerini dinletti.
Mimaroğlu’nun tüm kitaplarının ve plaklarının sergilendiği anmada ayrıca İlyasoğlu, Baydur, Doğuduyal ve Yürür de konuşmalarıyla katkıda bulundu.
Usmanbaş’tan dostuna mektupAnmada, rahatsızlığı nedeniyle toplantıya katılamayan besteci İlhan Usmanbaş’ın, 60 yıllık arkadaşı Mimaroğlu’na 2006’da gönderdiği bir mektup da okundu.
Usmanbaş’ın “2006 tarihli bu açık mektubum eline geçmediyse, 20/07/2012’de onu tekrar gönderiyorum sana; bu kez ulaşacağına eminim. İ.U.” dip- notuyla anmaya gönderdiği mektubu Murat Meriç okudu.
“Sevgili İlhan,
(...) Biliyor musun, ta Ankara Bahçelievler’de karşılıklı evlerde oturduğumuz zamanları, hani birlikte çalmak için yazdığın klarnet-viyolonsel parçalarını çalıştığımız günlerde, 1950’lerin ortalarında ekonomisi giderek bozulan günleri; ‘Enflasyonla mücadele edeceğim, kiracımın kirasını arttırmayacağım, ancak böyle savaşılır enflasyonla’ diyordun.
Bu davranışının bir şaka olmadığını gene yıllar sonra, 1997’de Pan Yayıncılık’ta yayımladığın ‘Yokistan Tasarısı’ adlı anayasa taslağında gördüm. Minicik bir kitapçık. Vatandaşlığa girişten sonunda yok oluş koşullarına kadar bir bir açıkladığın yaşamın bütün aşamalarını.
O zaman aklıma geldi senin bir hukukçu da olduğun, Ankara Hukuk Fakültesi mezunu. Gene de ancak bir müzikçinin düşünebileceği bir anayasa çıkmıştı ortaya. Bilmem daha sonra işine yaradı mı hukukçu olmak. Mektuplarının birinde bana yazmıştın; ‘Çok mutluyum, geçen sene çıkmış olan bir plağım dört adet sattı’ diye. Hukukçu olman telif haklarını kovuşturmak için işine yaramıştır, değil mi? Ne olursa olsun, bugünkü dünyamızda bizim yapımızdaki bestecilerin böyle saçma sapan sıkıntıları olmadığını biliyoruz. Üstelik bundan şikâyet ettiğini de hiç hatırlamıyorum.
Biz besteciler sanki başka bir dünyada yaşıyoruz diye düşünüyorsun sen de, değil mi? Eh işte, arada sırada bugün burada yaptığımız
tören gibi, birileri uzaklardan bizlere bir selam gönderirse, gözümüz yaşararak değil, içten bir gülümsemeyle ‘Sağ olun’ deriz ancak.
Ben ve Atıfet senin ve Güngör’ün gözlerinden öpüyoruz.”