loading
close
SON DAKİKALAR

İSİG: 2025 yılında en az 94 çocuk işçi hayatını kaybetti

İSİG: 2025 yılında en az 94 çocuk işçi hayatını kaybetti
Tarih: 31.01.2026 - 06:47
Kategori: Gündem

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye… 2025 yılında en az 94 çocuk işçi hayatını kaybetti.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin yayımladığı raporunda:

Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye…
2025 yılında en az 94 çocuk işçi hayatını kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi olarak 2011 yılından beridir kurumsal olarak yürüttüğümüz mücadelemizi sadece işçi ölümlerini kayıt altına almak olarak sınırlamıyoruz. Aksine İSİG alanının en çıplak gerçeği olan iş cinayetlerini eksen alarak emek hareketinin bir mücadele başlığının geliştirilmesi için çabalıyoruz. Bu çabamızı da sermayeden, devletten ve siyasi partilerden bağımsız; hiçbir şirketten, uluslararası kuruluştan ya da herhangi bir kurumdan fon almadan, proje işi yapmadan; sadece her meslekten işçilerin ve işçi birliklerinin kolektifleşen-anonimleşen bir mücadele çizgisiyle hayata geçiriyoruz.

Bu noktada ilk olarak Türkiye’de her yıl yüzlerce işçinin öldüğünün duyurulması, emek hareketinin dilinin oluşturulması (egemen olan iş kazası kavramı yerine iş cinayeti kavramının kullanılması), belli mücadele araçlarının süreklileştirilmesi (iş cinayeti raporları, etkinlikler, eylemler, davalar vb.) için çaba sarf ettik. İkinci olarak OHAL ve KHK ile ülkenin yönetildiği, grev yasaklarının ve kara listelerle işten çıkarmaların olağanlaştırıldığı, emeğin en örgütlü olduğu sanayi kesiminin sendikasızlaştırıldığı ya da sendikaların etkisizleştirildiği ve bu sürece bağlı olarak iş cinayetlerinin sıçrama gösterdiği 2016-2018 yıllarında bu duruma dikkat çekerek yeni dönemin emek hareketinin nüvelerinin oluşturulması için çaba gösterdik. Üçüncü olarak pandemide izolasyon politikası uygulanırken, “çarklar dönsün” anlayışıyla işçilerin zorla çalıştırıldığı, viral sömürünün arttığı, bazı yerlerde yasal çalışma saatlerinin valilik genelgeleri ile doğrudan patronların inisiyatifine bırakıldığı, “Kod 29” ile işten çıkarmaların yaygınlaştırıldığı, bazı fabrikalarda işçiler üzerinde çipli ve optik-teknik denetim uygulamalarına başlandığı ve bağlı olarak iş cinayetlerinin arttığı 2020-2022 yıllarında salgın yönetimine karşı “evde kalarak değil sokağa çıkarak” mücadele bayrağı yükseltenlerin arasında yer aldık.

Türkiye toplumunun proleterleştirilmesinin sınırlarına geldiğimiz, yoksulluğun ve mülksüzleşmenin arttığı günümüzde mücadele ederken bu politikaların işçi sınıfı içindeki en savunmasız grupları derinden etkileyeceği tespitiyle çocuk, yaşlı, kadın ve göçmen iş cinayetlerinin artacağını belirttik. Bu grupların içinden de ‘en savunmasız ve örgütsüz olan’ın sorunlarını “Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye” başlığı ile iki yıldır öne çıkarıyoruz…

 

Yüzde 71’ini ulusal basından; yüzde 29’unu ise çocuk işçilerin aileleri, mesai arkadaşları ve yerel basından öğrendiğimiz bilgilere dayanarak tespit ettiğimiz kadarıyla 2025 yılında en az 94 çocuk işçi hayatını kaybetti. Son 13 yılda çalışırken kaybettiğimiz çocuk işçi sayısı ise 836…

Türkiye’de çocuk işçi ölümleri saklanıyordu. Çalışma Bakanlığı’nın sitesinde yer alan istatistikleri incelediğimizde resmi olarak her yıl 13-14 çocuk işçi ölümü kayıtlara geçiyor ve bu ölümler duyu(ru)lmuyordu. Ancak son on üç yıllık kayıtlarımıza göre her yıl 63-64 çocuk hayatını kaybediyor. Bu tablo son iki yılda daha da derinleşti. 2024 yılında 71 çocuk işçi ölürken bu yıl ölen çocuk işçi sayısının 94 olması çocuk emeğinin durumunu özetliyor.

Yıllardır yaptığımız “çocuk işçi” tanımını hatırlatalım
Biz her ne kadar ‘çocuk’ ve ‘işçi’yi birlikte kullanmak istemesek de “çocuk işçilik” bir gerçek. Öyle ki kayıtlarımızda 10 yaşının altında çalışırken ölen çocuklar bile var. Tarlalarda, fabrikalarda, atölyelerde ve sokaklarda çalışan yüzbinlerce çocuk, işçi sınıfının bir parçasıdır. Bu anlamda 18 yaşını doldurmayan ve ücretli ya da kendi nam ve hesabına/ücretsiz/ailesi ile birlikte çalışan toplumun her üyesini “çocuk işçi” olarak tanımlıyoruz. Peki, çocuk işçiler kim? Çocuk işçiler tarım sektöründe ailesiyle birlikte mevsimlik olarak ücretli veya tarlasında çalışanlardır, çocuk işçiler haftanın bir günü okulda dört günü işyerinde olan Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında çalışanlardır, çocuk işçiler kentlerin varoşlarında aile içi emek kapsamında ücretsiz çalışanlardır, çocuk işçiler iş öğrensin diye yaz tatilinde çalıştırılanlardır, çocuk işçiler harçlığını kazansın diye tanıdığın yanına verilenlerdir…

Tabi ki yasalarda belirtilen “Çocuk işçi: 14 yaşını bitirmiş, 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişidir.” ve “Genç işçi: 15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış kişidir.” tanımlarını da güncel olarak ve uzun vadede istisnaları, çalışma hakları, sosyal güvenceleri gözeterek unutmuyoruz.

 

Türkiye’de 2025 yılında; tarım sektöründe 31 çocuk işçi, sanayi sektöründe 27 çocuk işçi, hizmet sektöründe 20 çocuk işçi ve inşaat sektöründe 16 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti…

Tarım sektöründe; mevsimlik işçi, gezici mevsimlik işçi (kırın en kötü çalışma biçimi), bulunduğu bölgede çalışan tarla işçisi, çoban, besi çiftliği işçisi, orman işçisi, balıkçı ve çiftçiler olmak üzere yüz binlerce çocuk var.

Sanayi sektöründe; merdiven altı işyerlerinde, atölyelerde, eskiden büyük kentlerde iken şimdi Anadolu kentlerinin tamamına yayılan OSB’lerde, metalde, deride, kimyada, ağaçta çalışan on binlerce çocuk var.

Hizmet sektöründe; son dönemde özellikle moto kurye olan, AVM’lerdeki her dükkanda, yemek satılan her yerde satışta veya mutfakta yer alan, ayrıca sokakta; ayakkabı boyacılığı, seyyar satıcılık, araba camı silme, atık toplama gibi işlerde çalışan; her şehirde her ana caddede çalışan on binlerce çocuk var.

İnşaat sektöründe; sıvacı, duvarcı, ortacı gibi çırak ve kalfa adıyla çalışan ama iş yükü bakımından yetişkinlerle aynı şekilde çalışan genellikle ailenin diğer üyeleriyle ya da akrabalarıyla gelen on binlerce çocuk var.

Bir de sanayi-inşaat-hizmet sektörlerinde eğitim sistemine entegrasyon adı altında işçileştirilen çocuklar var. Bu gerçekliği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ifade ediyor: “2024-2025 eğitim öğretim yılı itibarıyla toplam 3 bin 954 meslek okulunda 1 milyon 536 bin 242 öğrencimiz, 408 MESEM’de 420 bin öğrencimiz var.” Yani işçileştirilme sürecinde olan yaklaşık 2 milyon öğrenci demek bu. “2025-2026 eğitim öğretim yılında 509 bin 85 MESEM öğrencisi 224 bin 346 işletmede, 254 bin 60 Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi (MTAL) öğrencisi ise 111 bin 578 işletmede mesleki eğitimi almaktadır. Yani bu öğrencilerin (MESEM+MTAL) 765 bini de işyerlerinde “bizzat işçi olarak çalışıyor”.

Özetle anlaşılması gereken husus şu: Türkiye’de sanayi, tarım, inşaat ve hizmet sektörlerinde 3 milyon civarında çocuk farklı biçimlerde çalıştırılıyor. Bunun en çıplak sonucu olan iş cinayetleri de gerçekliğin gözler önüne serilmesini sağladı.

Bu noktada 2025 yılında ölen çocuklara dair bazı hususları vurgulayalım
• Hayatını kaybeden 94 çocuğun 13’ü kız ve 81’i oğlan çocuk işçiydi; 26’sı 14 yaş ve altı, 68’i 15-17 yaş aralığındaydı; 4’ü Suriyeli ve 1’i Afganistanlı olmak üzere 5’i göçmendi…

• Tarımda ölen 31 çocuğun 19’u işçi, 12’si çiftçi yani ailesinin yanında ücretsiz olarak çalışan çocuklar…

• Sanayi sektöründe ölen çocuklar gıda, maden, kimya, tekstil, ağaç, çimento, metal, enerji, taşımacılık ve genel işler işkollarında çalışıyordu.

• Ticaret, metal, enerji ve genel işler işkolunda çalışan 4 çocuk da kendi nam ve hesabına çalışan aile üyelerinin yanında iş öğrenmek için çalışıyordu.

• MESEM’lerde çalışırken ölen 6 öğrenci/işçi tespit edebildik. Bu çocukların isimleri Muhammed Kendirci, Arda Dirmilli, Yağız Yıldız, Şerafettin Başarır, Alperen Uygun ve Arda Silahlı. Böylece 2023 Eylül ayından itibaren tespit edebildiğimiz MESEM’lerde çalışırken ölen çocukların sayısı ise 18 oldu.

• MTAL, Ticaret, OSB ve Denizcilik Liselerinde okuyup çalıştıkları işyerinde staj yaparken hayatını kaybeden 7 öğrenci/işçi tespit edebildik. Bu çocukların isimleri Turhan Karabulut, Mehmet Dallı, Necip Fazıl Çırak, Hilal Özdemir, Buğrahan Sağdıç, Esma Nur Aydın ve Utku Okan Saylan. MESEM uygulaması ile Meslek Liseleri o kadar iç içe geçmiş ki bazen öğrenci/işçilerin hangi kapsamda çalıştıklarını tespit edemiyoruz.

• Son yıllarda kitleselleşen ve ölümlerle gündeme gelen moto kurye mesleğinde de çalışırken ölen 5 çocuk var. Bu çocukların isimleri Yiğit Karakurt, Ahmet Gökduman, Taha Tuna, Mert Ali Yigen ve Mehmet Efe Yaman.

• Trafik ve servis kazaları en çok çocuk işçi ölüm nedenidir. Çünkü mevsimlik tarım işçisi olan çocuklar tıka basa dolu minibüslerde, traktör kasalarında veya açık kasa kamyonetlerin yaptıkları kazalarda yollara savrulmaktalar. Buna artan moto kurye çocukların ölümlerini de eklememiz gerekir.

• Ezilmeler metal, gıda, tekstil, inşaat ve ağaç işçisi çocukların sıkça karşılaştığı bir ölüm nedenidir. Yüksekten düşmeler ise inşaat işçisi çocukların ilk sıradaki ölüm nedenidir.

• Yine önemli bir neden de boğulmalardır. Mevsimlik tarım işçisi çocuklar içme suyu veya genel kullanım için ihtiyaç olan suları derelerden ve su kanallarından sağlamaktadır. Ayrıca yazın 40 dereceyi aşan sıcaktan korunmak ve yine yıkanma ihtiyacı için girilen bu derelerde ve su kanallarında çocuklar boğulmaktadır.

• Bu yıl patlama ve yanmalar da önemli bir ölüm nedeni olarak öne çıkmaktadır. Dilovası’nda yanan kız çocukları, çimento ve metal fabrikalarında gece saatlerinde çalışan, tinerle çalışırken ya da ısınırken oluşan parlamalar nedeniyle hayatını kaybeden Tuğba Taşdemir, Nisanur Taşdemir, Cansu Esetoğlu, Mustafa Eti, Alperen Karaçengel, Şerafettin Başarır ve Alperen Kılıçparlar ilk aklımıza gelenler.

• Şiddet ise korunmasız olan çocukların en başta tarımda olmak üzere işyerlerinde ve sokakta karşılaştıkları bir ölüm nedenidir. Çocuk işçiler için maruz kalınan fiziksel ve psikolojik şiddet çoğu zaman gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Muhammed Kendirci, Hilal Özdemir ve Eyüp Can Güner isimli çocuklarımızın çalışırken uğradıkları şiddeti unutmadık…

• En çok ölüm Hatay, Şanlıurfa, Mersin, Gaziantep, Konya, Manisa, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kocaeli, Niğde ve Sivas’ta meydana geldi. Diğer yandan mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmaya gidenlerin çoğunluğu Şanlıurfa ve bölge şehirlerden geldi.

Kayıt tutmaya başladığımız ilk on iki yılda Mayıs ve Eylül aylarını içeren dönemde mevsimlik tarım işçisi çocukların ölümünü yoğun bir biçimde görüyorduk. Başka bir bakış açısıyla ifade edersek tarım işçisi çocukların Mayıs ayı ile birlikte okulu bıraktığını ancak dönem açıldıktan sonra Ekim ayında okullarına döndüğünü söyleyebiliriz. Ancak 2024 yılı ile bu tabloda bir değişim başladı ve 2025’te bu değişim daha da belirginleşti. Ekim-Nisan arasındaki dönemde de çocuk işçi ölümleri gözle görülür bir biçimde arttı. Bunun nedeni kentlerdeki çocuk işçi sayısının kitleselleşmesi ve bir sonuç olarak çocuk iş cinayetlerinin kırlarda devam ediyorken kentlerde hızla artmasıdır.

Çocuk işçiliğinin merkezi kırlardan kentlere kaymıştır
Tarım işçisi çocuklar görünmez kılınır. Yaşadıkları şehirden çalıştıkları şehre giderken ya da tarlaya götürülürken devrilen minibüsler, traktörler trafik kazası olarak habere konu olur. Hijyen koşulları olmadan çadırlarda yaşarken ve 40-50 derece sıcakta çalışırken serinlemek için girdikleri dere veya su kanallarındaki ölümleri boğulma olarak yansır. Zaten kent kırı görmezken ayrıca bir de görünmez kılınma politikaları, tarımdaki çocuk işçi ölümlerini algılamamızı zorlaştırır.

On yıllardır en görünmez kılınan ama birçok çocuğun çalışırken hayatını kaybettiği işkolu tarımdı. Ancak tarımdaki ölümler hala ilk sırada yer alsa da her yıl azalıyor. Örneğin 2025 yılında tarımda ölen çocukların oranı yüzde 33. Bu oran 2014 yılında yüzde 61’di. Ancak kentlerdeki çocuk işçilerin ölümleri temas noktamızdadır. Çocuk işçiliğinin kentleşmesinin sebepleri; yoksullaştırma politikalarının kentlerde yaşamayı zorlaştırması, 4+4+4 modeli, MESEM ve eğitimin paralılaştırılması gibi politikaların çocukları işçileştirmesidir. Ek olarak tüm Anadolu kentlerine yayılan OSB’lerde çocuk işçiliği mekânlarıdır. Yani tersten söylersek 2014 yılında kentlerde ölen çocukların oranı yüzde 39 iken 2025 yılında yüzde 67’ye yükseldi.

Kentlerdeki çocukların en kötü çalışma biçimi olarak MESEM
Türkiye’de çocuk emeğinin sömürüsünde yaygın bir şekilde kullanılan temel yasal model çıraklıktı. 1977 yılında çıkarılan 2089 Sayılı Çırak, Kalfa ve Usta Kanunu ile çırak, kalfa ve usta yetiştirme görevi MEB’e bağlanarak mesleki eğitimin parçası haline geldi. 1986 yılında çıkarılan 3308 Sayılı Meslek Eğitimi Kanunu ile mesleki eğitimde köklü biçimde değişiklik yapılarak okul dışında işyerinde çalışmanın yasal dayanağı oluşturuldu. Belirli dönemlerde çıraklığa ilişkin mevzuat düzenlemeleri yapıldı ancak bu düzenlemeler çıraklığı ortadan kaldırmak ya da azaltmak üzere değil tam tersine mevcut yeni piyasa koşullarına ya da yasal değişikliklere uyum sağlamak üzere geliştirildi. Bu noktada Çıraklık Eğitim Merkezlerinin adı da 2001 yılında Mesleki Eğitim Merkezleri olarak değiştirildi ve 2016 yılı ile beraber eğitim sistemine entegre edildi. Süreç içinde çıkarılan genelgeler ve özellikle pandemi ile birlikte MESEM’ler kitleselleştirildi.

“MESEM’lerde yoğunlaşan çocuk işçiliğin nesnel zeminini yoksullaştırma ve eğitim sisteminin dışına itilme politikaları oluşturmaktadır”. Yüzbinlerce çocuk eğitim adı altında bir gün okula dört gün işyerine gitmektedir. İşyerlerinde çalışma 5-6 gün ve 10-12 saate çıkmakta ‘işi öğrenme bizzat işçi olarak çalışarak’ gerçekleştirilmektedir. Çocuklara verilen 7 ila 12 bin liralık ücret ise işsizlik fonundan karşılanmakta, patronun cebinden en fazla (o da isterse) verdiği yemek ya da harçlık çıkmaktadır. Yani MESEM patronlar için ‘ücretsiz bir işgücü kaynağı’dır. Son dönemde MTAL ve MESEM okul-öğrenci sayısında ise MESEM lehine bir kayma başladığı ve bu yönde bir politika izlendiğini unutmamak gerekir.

Bu uygulamanın son iki yıldır ortaokul düzeyine indirilmesi için adımlar atılmaya başlandı. 17 Ocak 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle 5. ve 6. sınıflarda eğitim yılı süresince, 7. sınıfta ise eylül ayının son işgününe kadar ortaokullardaki çocukların meslek ortaokullarına nakli yapılabilecek. Yani mesleki eğitim adıyla işçileştirme yaşı 10-11’e düşürülüyor. Bu politikanın kökenine baktığımızda karşımıza yine bir patron örgütü olan MÜSİAD’ın düzenlediği 2014 Meslek Lisesi Çalıştayı raporundaki görüşler çıkmaktadır. (Tabi ki Koç Holding-MEB ortaklığımda 2006 yılında hayata geçirilen Meslek Lisesi Memleket Meselesi Projesi’nin de diğer bir sacayağı olduğu unutulmamalıdır.) ‘Yani Türkiye’de mesleki eğitim adıyla uygulanan devlet politikalarının temelinde TÜSİAD ve MÜSİAD’ın ihtiyaçları yatmaktadır.’

Sonuç olarak maddi durumu kötü olan ailelerden çocuklar MESEM’e gitmektedir. Böylece bir yandan lise diploması alıp diğer yandan çalışıp diploma, kalfalık ve ustalık belgesi alarak (meslek sahibi olup koluna altın bilezik takarak) işyeri açma hayalleri olacak. Ancak gerçekte bu çocuklara sunulan gelecek OSB’lerde, gıda, metal, kimya gibi sektörlerde ara eleman olma ya da hizmet sektörü çalışanı olmaktır. Diğer yandan sağlıklarını, çocukluklarını ve gençliklerini işyerlerinde bırakacaklar…

Çocuk İşçiliği İle Mücadeleye
Türkiye sanayisinin dünya pazarlarında, özellikle AB pazarında, var olmasının yegâne yolu ucuz işgücü ihracıdır. Bu noktada sermaye için çocuk işçilik elzem olarak görülmektedir. “Çocuk işçilik ancak üretenlerin yönetmesi durumunda önlenebilir.” Yoksa uluslararası sözleşmelerin imzalanması, hazırlanan programlar, AB ve ILO temsilcilerinin açıklamaları vb. bunlar siyasi iktidarın çocuk işçiliği engellemek yerine, halkla ilişkiler stratejisinin bir parçası olarak meşrulaştırma yolunu tercih ettiğinin ve çocuk işçiliğinin güvencesiz çalışmanın en önemli kaynaklarından biri olduğunun gizlenmesinin göstergesidir. Tam da bu noktada üç temel talebimiz var:

• Çocuk işçilik yasaklanmalı, mesleki öğrenim çocuk gelişimine uygun bir biçimde planlanmalı ve kamusal kurallar çerçevesi içinde olmalıdır.

• Eğitim her kademede parasız olmalı, müfredat bilimin ışığında ve yaşam ile bağı kuran bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.

• Yaşam alanlarımız uyuşturucu ve çeteleşmeden temizlenmeli, çocukların gelişimine uygun bir hale (spor, sanat, kültürel etkinlikler vb.) getirilmelidir.

Ancak bunları sistem içinde talep etmek tek başına bir anlam ifade etmiyor. Örgütlenmek, mücadele etmek ve direnmek gerekiyor. Şimdi, çocuklarımızı koruyacak adımları atmanın ve mücadelenin araçlarını yine çocuklarımızla birlikte oluşturmanın zamanıdır.

Kaynak : istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları