loading
close
SON DAKİKALAR

Kamudan tek kör kuruş almadım

Kamudan tek kör kuruş almadım
Tarih: 06.10.2012 - 06:56
Kategori: Gündem

Aydın Doğan, Meclis komisyonunda konuştu: "28 Şubat'ta hiçbir zaman askerden yana tavır koyalım demedik. 12 Eylül'de de aynı tavrı gösterdim''...

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu dün medya patronlarını dinledi. Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan, "Kamudan tek bir kör kuruş almadığını" söyledi. Doğan’a Meclis’te AK Parti Gümüşhane Milletvekilleri Feramuz Üstün ile Kemalettin Aydın eşlik etti. Doğan, komisyonda şunları anlattı:

Tayyip Bey’le iyiyiz

(Tayyip Beyle aranız nasıl sorusu üzerine) Tayyip Beyle gayet iyi. Yani aramızda dostluk, samimiyet, arkadaşlık ilişkisi yok, ama gayet medeni ilişkiler içerisindeyiz. Ben kendisini gördüğüm zaman gerekli saygıyı gösteririm. O da bize hal hatır eder. Bir sıkıntım yok. Eğer Başbakan’a gidecek bir meselem varsa da giderim. Bundan birkaç yıl evvel kamuoyuna yansımış olan sertlikler şu anda yoktur.

28 Şubat’ı 1996-2000 dönemi diyorsanız, ben o dönemde hiçbir ihale almadım. POAŞ televizyonda açık arttırmaya çıkarıldı. (Komisyon Başkanı Nimet Baş’ın ‘biz 1994’den başlatıyoruz 28 Şubat incelemesini’ sözleri üzerine) Peki efendim, farketmez. Ben POAŞ’ı ihale ile aldım. 10 grup girdi sonunda iki grup kaldı, bu televizyonda halkın gözü önünde oldu. 1 milyar 260 milyon dolar biz verdik. 1 milyar 255 milyon dolara kadar da Rahmi Koç ve Ayhan Şahenk çıktı. Hatta sonradan da bana espiri yaptılar. ‘Sana 180 milyon dolar kazık attık’ diye. ‘Alacağınız olsun’ dedim. ‘Devlet kazandı’ dediler. Peki devlet kazansın. Orada büyük bir yanlış var, ben ihalesiz almadım.

Kamu bankalarından hiç para kullanmadım, tek kör kuruş almadım. Hep de bunlardan uzak durdum. Nereden çıkarılıyor bilmiyorum. Bir tek rahmetli babam Ziraat Bankası ile çalışırdı, çünkü bizim Kelkit’te bir tek Ziraat Bankası vardı. Onun dışında ben kamu bankalarının kapısından geçmem. Bu kredi dediğiniz şey hibe değildir ki. Gelip benim holdingimin kapısına Deutsche Bank’ından, Mary Lynch’ine kadar hepsi avans ve kredi verelim diye uğraşıyorlar. Burada iki büyük yanlış var: Bir; ben kamu bankalarından kredi kullanmadım, iki POAŞ’ı ihalesiz almadım. POAŞ’taki kamu hissesini ise başkasına satamadıkları için onların kendi fiyatından aldım.

Bunlar şehir efsanesi

İstanbul’da 1. Ordu komutanlarıyla mesleğim dolayısıyla resepsiyonlarda tanışırdım. Onlar da genellikle Kara Kuvvetleri’nden, Genelkurmay’dan geldikleri için, Genelkurmay’dakilerle de tanışırım. Özkök Paşayla da, Karadayı’yla da Çevik Bir’le de Başbuğ Paşayla da görüşürdüm. Ama bu görüşmemin bir suç olduğu veya gazete sahibinin askerlerle görüşemez diye birşey olduğunu kabul etmiyorum. ‘Böyle beraber oturdunuz karar verdiniz’ bunlar şehir efsanesi böyle şeyler olmaz.

Bizi şeytanın avukatı görmeyin, günah keçisi yapmayın. Gazeteciler diğer insanlardan dah az ahlaklı insanlar değildir. Dinç Bilgin ile Beyti lokantasında yemek yerdik, ama ortak manşetler olur mu? Genel Yayın Yönetmenleri birbirinden gizli konuşurdu haberleri. Konuştuğumuz tek şey promosyonlar bizi batıracak, nakliyeyi birleştirelim olurdu. ( Muhsin Yazıcıoğlu’ndan RTÜK yasasına destek karşılığı Türk dünyasının lideri yapma iddiası anımsatılınca) Kendisi değerli bir vatan evladıdır, iki-üç kez de görüştük, ama buna ne diyeyim? Bende ne güç varmış da Türk dünyasının lideri yapacakmışım. Şehir efsanesi.

Mesut Beyle dostluğum vardı, aram iyiydi. Ama aram iyi diye... Mesut Beyin hükümetinin devrilmesinde en büyük etkenlerden bir tanesi Ticaret Bankası olayıydı. Türk Ticaret Bankası’nı benim gazetecilerim çıkardı. Onunla arkadaşız diye... Bizim haber doğruysa babam olsa korumam. Ben siyaseti dizayn etmiyorum. O dönemin siyasetçileri beni kendi yönetimleri altına almadıkları için hep beni yıpratmaya kalktılar ve devamlı da yıprattılar. Bir Komisyon üyemiz bile ‘Sen POAŞ’ı ihalesiz aldın’ diyor. Yok arkadaşlar.

Eğer bir adam batarsa torpille kredi alır. Ona da verilmez. Ben Türkiye’de 20 bin adama çalıştıran, yılda grup olarak 1.5 milyar dolar vergi veren bir grubum. Bunlar benim zoruma gidiyor. Koç alacak ona rahat, Şahenk alacak Sabancı alacak ona rahat, senin medyan var sen alamazsın diye.. Devlette ben onlardan daha mı etkiliyim. Bana sorarsanız onlar benden 40 defa daha etkili.

Siyaseti ben niye dizayn edeyim. Siyaset kendisini dizayn edemedi. 28 Şubat döneminde hiçbir zaman ‘askerler yönetime el koysun, askerlerden yana olalım’ demedik. 1980 ihtilalinde Recep Ergun Paşa, Ecevit’in Arayış Dergisi’ni çıkarıyorum diye beni çağırıp, ‘Seni hapse atarım’ dedi. ‘Ben basıp yayınlıyorum siz yasaklayın’ dedim. Askerin olduğu rejimde demokrasi olmaz.

Manşette askerin dahli yok
Hiçbir manşetimize askerlerin dahli olmamıştır. O dönem en ağır manşetlerden birini ben attım. ABD Dışişleri Bakanı Albright’ın, ‘Türkiye’de demokrasi dışı yönetimlere karşıyız’ sözünü manşet yaptık, askerlerin hoşuna gitmedi.

Siyasetçi dik durursa darbe olmaz

Eğer siyasiler muktedir olur, demokrasi dışı güçlere karşı dik durursa bunlar olmaz. 27 Nisan’da hükümet dik durduğu için bir daha darbe tehlikesi olmadı. Ben samimi bir kanatimi söyleyeyim. Türkiye’de demokrasi ne zaman intikaya uğradıysa, o dönemdeki siyasilerin yönetim tarzlarından kaynaklandı. Eğer, siyasiler muktedir olurlarsa, o demokrasi dışı güçlere karşı dik dururlarsa bunlar olmaz. Nitekim bunun son örneğini 27 Nisan muhtırasında gördük, hükümet dik durdu. Eğer hükümet geri adım atsaydı, zannederim daha çok üzerine gelinecekti. Nur içinde yatsın, Allah rahmet eylesin Erbakan da değerli bir Türk siyasetçisiydi. Eğer o zaman Erbakan, Yelstin gibi tankın üzerine çıksaydı, askerlerde böyle ileri gidemezlerdi.

O manşet bir hataydı

(411 el kaosa kalktı manşeti anımsatılınca) Bodrum’daydım, ( Ertuğrul Özkök ) o kendine göre açıklıyor, bana göre yanlıştır. Bunu da her zaman söyledim. (Gerekirse silah kullanırız manşeti anımsatılınca da) Eğer bunu söyleyen Abuzittin efendi ise yanlıştır ama söyleyen önemli fonksiyonlar icra eden biriyse yapılır. O söz bugün de söylense yine yaparım. (Ahmet Kaya’ya yönelik ‘Vay şerefsiz’ manşeti için) O manşeti savunan arkadaşlarım onun da Türkiye için kötü şeyler söylediğini söylüyor, ben yine de doğru bulmam, keşke sert bir manşet atılmasaydı.

Sabah’a yardım ettim

Zor zamanlarında Dinç Bilgin’e hem kağıt, hem maaşlarına yardımım oldu, bu meslek dayanışmasıydı, ama verdiğim 4 milyon doları hala alamadım... Ben köküne kadar Anadoluluyum. Anadolu sermayesine karşı olmam. (O dönem manşetlerinden verilen örnekler üzerine) Benim gazetemde uydurma haber olmaz. Kaynağı doğruysa bugün de o manşeti atarım. Yeterki doğru, tetkik edilmiş kaynaktan gelsin. (Gazetenin künyesinden neden çıktığına ilişkin soruya) Çocuklarım istedi. Zaten bir kaç yıl önce verilmiş bir karardı.

Türkiye koptu, biz de koptuk

Sabah Gazetesi’nin eski patronu Dinç Bilgin dün TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda konuştu. Bilgin, 28 Şubat süreciyle ilgili olarak "O zamanki Türkiye başka Türkiye’ydi. O zaman başbakanlar faklıydı. Şimdiki gibi Başbakan, Meclis olsaydı, Türkiye’nin başına bunlar gelmezdi" dedi.

Beyazıt hataydı’

Etibank’ta generallerin görev alma nedenine ilişkin soruya Bilgin, "Vural Beyazıt vardı, başka generaller yoktu. Rasyonel, akılcı bir gerekçe söyleyemem. Vural Beyazıt, rahmetli Ercan Arıklı’nın dostuydu, onun tavsiyesiyle yönetime aldık. Zamanın ruhu o tarihte farklıydı. Hataydı bana göre..." karşılığını verdi. Bilgin, gazetecilerin işlerine niçin son verildiği sorusuna karşılık şöyle konuştu: "Hiçbirinin işlerine son verilmedi. Bir kez Genelkurmay’a davet edildim. Karadayı ile görüştüm, bir odaya alındım, orada Genelkurmay ikinci Başkanı Çevik Bir ve Erol Özkasnak ile pek hoş olmayan 15-20 dakika geçirdim. Sabah Grubu’ndaki yazarlarla ilgili şikayetlerini söylediler. Gazetecilerin işten atılmasına ilişkin telkin yapılmadı, bana mektup yazılmadı. Genelde o tür işler Ankara büroları kanalıyla gelirdi. Bana manşet telkini yapılmadı."

Bilgin, 28 Şubat sürecine yönelik bir soruyu yanıtlarken, o dönem Türkiye’nin farklı olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Türkiye koptu, gazeteciler olarak biz de koptuk. O zamanki Türkiye başka Türkiye’ydi. O zaman başbakanlar faklıydı. Şimdiki gibi Başbakan olsaydı, şimdiki gibi Meclis olsaydı, Türkiye’nin başına bunlar gelmezdi. Yeter derecede demokrat, cesur olmadığımız doğru. O zamanı bir hatırlayın. O zamanki Türkiye’yi hatırlayın. Bırakın Genelkurmay başkanlarınınkini, üst düzeylerin beyanatı ortalığı inletirdi. O tarihte demokrat, cesur, askeri darbelerle kavga eden basın çık-madı."

 

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları