CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu NTV televizyonunun canlı yayınında gündeme dair açıklamalarda bulundu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, NTV’ye verdiği Özel Röportaj'da, Ahmed Arpat'ın sorularını yanıtlayıp gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun Ahmed Arpat'ın sorularına verdiği yanıtlar ve gündeme ilişkin değerlendirmeleri şöyle:
"Sunucu- Ankara’dan, CHP Genel Merkezinden merhabalar. 7 Haziran seçimlerinin üzerinden 3 aya yakın bir süre geçti. 7 Haziran ve o seçimle birlikte oluşan meclis bir hükümet çıkaramadı. Şimdi gözler 1 Kasım seçimine dönmüş durumda. YSK’nın 1 Kasım seçimi için belirlediği seçim takvimi de bugün resmen işlemeye başladı. Yani artık Başkentte seçim atmosferi hakim. Siyasi partiler hazırlıklara başladılar. Bizde bugün 1 Kasım’a ve Türkiye’nin siyasi gündemine, CHP’nin penceresinden bakmaya çalışacağız. Değerli bir konuğumuz var, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bizimle birlikte. Hoş geldiniz Sayın Kılıçdaroğlu.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hoş bulduk efendim.
Sunucu- Şimdi başlık çok, şöyle alt alta baktığımda seçim hükümeti var, erken seçim var, çözüm süreci var, Beştepe’yle ilişkiler var. Hepsini konuşacağız ama ilk soru olarak dün 30 Ağustos törenlerinde yaşanan o anekdotu sorarak başlamak isterim. Sayın Başbakanla birlikte kameralara gülümserken yakalandınız. Bir cep telefonu gösterdi Sayın Başbakan size. Orada bir diyalog geçti. Arkadaşlarım en çok onu merak ediyordu dünden beri.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayın Davutoğlu, Amerika’da ki torununun fotoğrafını cep telefonuyla gösterdi. Son derece sevimli, Allah bağışlasın dedim. Dolayısıyla sohbetimiz biraz çocuklar, torunlar üzerine oldu.
Sunucu- Sıcak bir sohbet vardı.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Sıcak bir sohbet oldu.
Sunucu- Koalisyon döneminde biraz gerilmişti ilişkiler sanki, biraz yumuşadı diyebilir miyiz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim açımdan herhangi bir gerginlik söz konusu değil, gerilim de söz konusu değil. Ama tabi kişi eğer kendisini bir başka otoritenin baskısı altında hissederse, doğal olarak o gerginlik ortaya çıkabiliyor.
Sunucu- Peki, şimdi bir seçim hükümeti, Türkiye’nin daha önce tecrübe etmediği bir durumla karşı karşıyayız. Siz parti olarak o hükümetin içinde yer almadınız. Nedeni soracağım ama öncesinde ortaya çıkan kabineyle ilgili bir değerlendirme almak isterim sizden. Şöyle baktığınızda, isim isim baktığınızda geçici seçim hükümetini nasıl buldunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Başbakan’ın güvenmediği bir kabine. Neye dayanarak bunu söylüyorum. Bugünkü resmi gazeteye dayanarak söylüyorum. Bütün atamalar aşağı yukarı durdurulmuş vaziyette. Benden izin almadan hiçbir bakan adım atamayacak diyor. Bu bakanlara güvenmiyorum, benim sözümden kimse çıkmayacak. Yasal olan bir süreç dahi tamamlanırken benden izin alacaksınız diyor. Bu güvensizlik üzerine inşa edilen bir kabinenin tabi Türkiye’ye yarar getiremeyeceğini üç aşağı beş yukarı aklı başında olan herkes tahmin eder.
Sunucu- Peki CHP neden yok o seçim hükümetinde Sayın Genel Başkan? Başbakan Ahmet Davutoğlu diyor ki sorumluluktan kaçıyorlar.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz sorumluluktan kaçsaydık, Adalet ve Kalkınma Partisi ile oturup, gelin 4 yıllık bir süre için koalisyon kuralım demezdik. Şimdi mevcut olan bakanlar, seçime kadar hangi sorumlulukları üstelenecekler? Hangi sorumlulukları üstlenecekler? Bir bakan düşünün, atama dahi yapamıyor. Bu kabinede yer almak ne demektir? Siz bakanlık koltuğuna oturacaksınız, altınızda arabalar olacak, eliniz kolunuz bağlı olacak, ondan sonra da ben bakanım diye gezeceksiniz. CHP, hukukun üstünlüğüne inanan bir partidir. Demokrasiyi savunan bir partidir. Milli iradeyi savunan ve milli iradeye saygı duyan bir partidir. Oy kullanıldı mı? Kullanıldı. 7 Haziran akşamı ve 8 Haziran sabahı ortaya çıkan tablo okundu mu? Okundu. Şimdi biz tekrar seçime niye gidiyoruz? Hangi gerekçeyle gidiyoruz? Millete dönüp diyoruz ki, sen oy verdin ama senin iradeni saymıyoruz. Ta ki benim söylemlerimi kabul edinceye kadar, tekrar tekrar tekrar seçime gideceğiz. Bu mu milli iradeye saygı duymak? O nedenle biz, bugüne kadar Cumhuriyet tarihinde işlenmemiş bir süreci, yeniden işleyip daha doğrusu sıfırdan başlatıp tekrar seçime toplumu götürmek doğru bir süreç değildi. Ve bu sürecin içinde de CHP’nin yer alması doğru değildi. Biz baştan irademizi, Sayın Davutoğlu ilk geldiği gün, ne söylediysek Sayın Davutoğlu’na, son günde aynı şeyi söyledik. Tutarlı, kararlı, azimli, ülkeyi düşünen, partiyi düşünmeyen, bakın altını çiziyorum, partiyi, kişisel çıkarı, arabayı, mevkiyi, makamı değil, ülkeyi düşünen bir sorumlu anlayışla yola çıktık ve o çerçevede görüşlerimizi ifade ettik.
Sunucu- Bu çerçevede bugün NTV yayınında HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken’in neden seçim hükümetine girdiniz sorusuna şöyle bir yanıtı vardı. Önümüzde bir seçim süreci var, o seçim sürecinde Ak Parti’nin bir şekilde devlet olanaklarından tamamıyla yararlanmasının önüne geçme adına biz HDP olarak o hükümetin içinde olmayı tercih ettik dedi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- İkinci bir soru soruldu mu acaba? Nasıl geçeceksiniz diye. Kendi müsteşarlarını tayin edebilecekler mi?
Sunucu- yani siz o hükümette olsaydınız, herhangi bir CHP adına etkiniz olamayacağını mı gördünüz, öngördünüz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hiç kimsenin etkisi yoktu zaten. 2 aylık bir sürede ne yapacaklar? Türkiye’nin hangi sorununu çözecekler? Çıkıp bana bir bakan veya herhangi bir Başbakan çıkıp, biz 2 ayda Türkiye’nin şu sorununu çözeceğiz desinler. Hangi sorununu çözecekler? Bir siyasal parti, yönetimde yer almak istiyorsa, var olan sorunları çözme iddiasıyla yönetimde yer alır. Ben sorunları çözmeyip de, sorunları erteliyorsam, benim orada işim yok. Halkın önüne hangi gerekçeyle çıkacağım ben? Hangi gerekçeyle çıkacağım? Vatandaş diyecek, şu derdimi çöz diye, şu adımları at diye. Hangi adımları atacaklar? Hangi sorunları çözecekler? Türkiye’nin temel sorunları var. Çözüm bekleyen temel sorunları var. Hiçbirisini bırakın çözmeyi, etrafında bile gezmeyecekler. Dolaşamayacaklar. Bu gerçeği önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz zaten.
Sunucu- Şöyle bir baktığınızda isim isim baktığınızda itiraz ettiğiniz isimler var mı bu seçim hükümetinde?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın, seçim hükümetini tartışmak, yani kabineyi tartışmak, bana göre doğru bir olay değil. Türkiye’de hukuk yok. Türkiye’de demokrasi kanıyor. Türkiye’de anayasa askıya alınmış vaziyette. Bir bakanlar kurulu oluşturulmuş, doğru var öyle bir bakanlar kurulu. Ama bu bakanlar kurulu, etkisiz eleman konumunda. Usulen tamamlanan bir bakanlar kurulu. Koltukları usulen doldurulan bir bakanlar kurulu. Bazıları araba ve koltuk sevdasıyla gittiler, bazıları belki inanarak gittiler, Türkiye’nin bir soruna bir çözüm üretebilir miyiz diye, ama onlarda önümüzdeki fazlada uzun değil yani ben 1 haftalık bir süre diyordum ama 1 hafta bile dolmadan neyle karşılaştıklarını onlarda artık görüyorlar.
Sunucu- Sayın Davutoğlu, seçim kabinesi için, Türkiye’nin renklerini barındıran bir bakanlar kurulu oluşturduk dedi. Ne dersiniz o değerlendirmeye? Yorumunuz var mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani Sayın Davutoğlu’yla hangi renk Allah aşkına? Hangi renk? Hangi renklerden oluşuyor bu kabine? Bu kabine hangi sorunu çözecek? Bir sefer Sayın Davutoğlu kendi kabinesine güvenmiyor. Güvenmediği için Resmi Gazetede genelgeyi çıkardı. Benden izin almadan adım atmayacaksınız diyor. Hangi sorunları çözecek? Şimdi bakın söylemle eylem arasındaki farkı görmemiz lazım. Hiçbir politikacı, söyleminde negatif bir dil kullanmak istemez. Hani meşhur bir söz var ya, cehenneme giden yollar, iyi niyet taşlarıyla döşelidir diye. Bizim kabinemiz 4 yıllık bir kabineymiş gibi başlanmadı mı söze? Böyle başlandı. 4 yıllık bir kabineymiş gibi çalışacaklar. Daha 1. Gününde siz dediniz ki 1 dakika ben bir genelge çıkarıyorum, bu genelgeye bütün bakanlar uyacak. Genelge çıkarmadan bunu yapamaz mıydı? Bakanlar kurulu toplantısında şifahi olarak söyleyebilirdi. Ama genelge çıkarıyorsunuz, bürokratlara diyorsunuz ki Başbakan benim, senin bakanın talimat verse dahi sen bunu yapmayacaksın, çünkü senin güvencende benim. Bu bakanlar bunu fark ediyor mu acaba? Fark ettiler mi acaba? Hala koltuklarında oturuyorlar mı acaba? Bu gerçeklerin bilinmesi lazım. Bilmiyorlarsa emin olun, bugün uyanmaları lazım.
Sunucu- CHP olarak hükümet olsaydınız, kabinede olsaydınız, bu karar sonrasında tavrınız ne olurdu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz zaten böyle bir şey olmazdı. Kabinede zaten yer almazdık. Biz bunların tamamını biliyoruz. Ben 27 buçuk yıl devlette çalıştım. Siz bakanlar kurulunu nasıl kilitlersiniz? Bir koalisyonu nasıl işlevsiz hale getirirsiniz? Bunları en iyi bilen kişilerden birisi benim. O aklı Sayın Davutoğlu’na kim verdi? Onların hepsini biz biliyoruz. Bu gerçekleri gördüğümüz ve bildiğimiz içindir ki burada zaten yer almadık.
Sunucu- Kim verdi o aklı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kendi bürokratları. Dediler ki şöyle bir genelge çıkarırsak, koalisyonu tamamen siz kontrol altına almış olursunuz. Hiç kimse bir şey yapamaz. Onlarda koltuklarında otururlar, maaşlarını alırlar. Bakanım diye ortalıkta gezerler. Onların zaten o havayı verdikten sonra gerisine karışma denilmiştir büyük bir ihtimalle.
Sunucu- Peki şimdi tabi çok konuşulan isimler var kabinede. Tuğrul Türkeş. MHP’den…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben yani kişi bazında girmek istemiyorum. Çünkü olay kişilerin tartışılacağı bir olay olmanın çok çok ötesinde. Çok çok ötesinde. Şimdi bakın diyorsunuz ki bu kabinede niye yer almadınız. Anayasal süreç işledi mi? Teamüller işledi mi? Bir partinin Genel Başkanı hükümet kuramadığını söyledi. Peki en çok oyu alan 2. Partinin Genel Başkanına anayasal teamüllere göre yetki verildi mi? Görev verildi mi? Verilmedi. Anayasayı açıkça çiğneyen, hukuku yok sayan, teamülleri yok sayan bir anlayışın egemen olduğu bir kabinede siz nasıl görev alacaksınız? Nasıl milletvekili vereceksiniz oraya, sen git orada bakan ol diye. Ahlaka sığar mı bu? Hukuk anlayışına sığar mı bu? Demokrasiye sığar mı bu? Ben görev vermem diyor, ne için? Efendim kaçak sarayın yolunu bilmeyene vermeyiz. Biz onun bulduğu şekilde yolumuzu bulmayız. O nasıl yolunu buluyor ben gayet iyi biliyorum. Kaçak sarayın nerede olduğunu da çok iyi biliyorum. Onun bir endişesi vardı. Ya Kılıçdaroğlu hükümet kurarsa ne olacak? Korkunun egemen olduğu bir anlayışla bize görev vermekten çekindi. Biz onun yaptığı gibi mağduriyet edebiyatı da yapmayacağız. Yok öyle bir şey. Biz hakkımız olanı tarihe not düştük. Hakkımız olanı tarihe not düştük. Tarih bunların hepsini yeri geldiğinde toplumun önüne koyacaktır. Bu ülkenin aydınları, bu ülkenin diğer siyasal partileri, anayasal teamülleri bu kadar açıkça çiğneyen bir anlayışa bizden önce tepki vermeliydiler. Kendileri ne diyor, biz muhafazakarız diyorlar değil mi? Muhafazakarlık ne demektir biliyor musunuz? Teamüllere bağlılık demektir. Muhafazakarlık kavramını bile ayaklar altına aldılar.
Sunucu- Görev verilseydi hükümeti kurardım diyebiliyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.
Sunucu- Kiminle kuracaktınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- O ayrı. Ama kurardık.
Sunucu- Şimdi baktığımızda tabloya, MHP çok HDP’nin olduğu bir denklemin içine girmek istemiyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz daha bir özel görüşme yapmadık.
Sunucu- İkna edebilir miydiniz Sayın Bahçeli’yi?
Kemal KILIÇDAROĞLU-Elbette, elbette.
Sunucu- Nasıl edecektiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakınız, uzun süreli mi kuracağız hükümeti, kısa süreli mi kuracağız? Kısa süreli kurulacaksa hangi tarihe kadar kurulacak. Kısa süreli hükümet, bir koalisyon hükümeti mi olacak, biz azınlık hükümeti mi olacak? Kısa süreli hükümetin Başbakanı kim olacak? Kısa süreli hükümet seçimlere kadar, yani bir erken seçime kadar hangi takvimden, anlayıştan, yol haritasından yola çıkacak? Bunları düşünür, aklımızı, mantığımızı egemen kılıp, Türkiye’nin sorunlarını da masaya yatırıp kuracaktık, niye kurmayalım?
Sunucu- Ama HDP’nin de bir şekilde desteğine ihtiyacınız olacaktı.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz bakın, biz hiçbir zaman kişisel çıkarlarımızı düşünmedik. Hiçbir zaman koltuk hırsına kapılmadık. Hiçbir zaman vatandaşı ötekileştirmedik. Hiçbir zaman bölücülük yapmadık. Türkiye’de yaşayan bütün yurttaşlarımızı kucakladık. Hiçbir zaman inanç üzerinden, etnik kimlik üzerinden, yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmadık. O nedenle bizim koalisyon kurma gücümüz vardı. Bakın şu örneği vereyim size. Parlamentoda, sadece bir siyasal parti bütün partilerle görüşebiliyor. O da Cumhuriyet Halk Partisi. Parlamentoda sadece bir siyasal parti bütün taraflarla rahatlıkla görüşebiliyor. O da Cumhuriyet Halk Partisi. Şu tabloyu sizin önünüze koyayım. Sayın Bahçeli’de, Sayın Demirtaş’ta ikisi de diyor ki, koalisyonda mutlaka CHP olmalıdır. Niçin? Çünkü CHP’ye güveniyorlar. CHP’nin bu ülkenin çıkarları için, ülkenin, milletin birliği, bütünlüğü için çaba harcayacağını, onlarda çok iyi biliyorlar. Kim istemiyordu bunu? Bir kişi istemiyordu bunu. O kişi iradesiyle Adalet ve Kalkınma Partisi’ni baskı altına aldı. Kuramazsınız dedi açıkça. Kuramazsınız dedi. Şimdi tekrar seçime gidiyoruz. Soru şu, seçim yapmadık mı? Yaptık. Sonuç çıktı mı ortaya? Çıktı. Buna göre koalisyon kurulması gerekmiyor mu? Gerekiyor. Neye göre gerekiyor? Milli iradeye göre gerekiyor. Eğer siyasi partilerin liderleri, halkın milli iradesini dikkate alıp, koalisyon kuramamışlarsa, bu vatandaşın o siyasi partilere demesi lazım ki, benim irademi niye çiğnedin ve beni neden tekrar sandığa götürüyorsun arkadaş sen? Tek istisnası biziz. Bunu bize hiçbir vatandaşımız söyleyemez. Biz elimizden gelen her türlü çabayı gösterdik.
Sunucu- Yani Sayın Genel Başkan, şunu mu demek istiyorsunuz. Eğer bana görev verilseydi, CHP olarak, MHP ile HDP’yi yan yana getirebilirdik.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yan yana gelip gelmeme… Hayır bakın ben öyle bir cümle kullanmadım.
Sunucu- Ama bir şekilde Sayın Bahçeli’yi ikna etmekten bahsettiniz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Konuşurduk. İkna etmeye çalışırdım. Dediğim gibi hani bir görüşmemiz olmadı. Ama konuşurdum, kendisini ikna etmeye çalışırdım. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar meydanda. Kendilerinin seçim bildirgesindeki hedefler var, bizim seçim bildirgemizdeki hedefler var. Koyardık masaya. Hangilerini Mart’a, Nisan’a kadar yapalım, istiyorsanız kısa süreli bir hükümet kurulacaksa, bunların hepsini yapabilirdik. 17-25 Aralık dosyalarını masaya eğer istiyorlarsa koyabilirdik. Hepsini yapabilirdik. Yani biz açıkça, emekliye 2 maaş ikramiye. Kesinlikle yapabilirdik. Asgari ücret 1500 lira, kesinlikle yapabilirdik. Vatandaşı borç batağından kurtarmak, kesinlikle yapabilirdik. Bunların hepsini yapabilirdik. Derse ki Sayın Bahçeli, efendim 17-25 Aralık’ı da mutlaka çözelim. Hay hay. Onu da yaparız ama hukukun üstünlüğü çerçevesinde. Kin, intikam, bir öç alma duygusunun tamamen dışında. Hukukun gerekleri neyse, gereğini yerine getirebilirdik. Bunları anlattığımız zaman elbette Sayın Bahçeli’de yani itiraz edecek bir şey olursa dinlerdik onu. Önerisi olursa dinlerdik onu. Ama bizim koalisyon kurma ya da azınlık hükümeti kurma şansımız, çok daha yüksekti.
Sunucu- O şans elimizden alındı diyorsunuz, görev verilmedi diyorsunuz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- O şans verilmedi. Verilmedi. Bilinçli olarak verilmedi. Anayasa çiğnendi, teamüller çiğnendi ve verilmedi.
Sunucu- Bu noktada yeri gelmişken tabi ki bilmiyorum Sayın Cumhurbaşkanı bir gerekçe olarak ortaya koydu. Beştepe’nin yolunu bilmeyenlerle vakit kaybetmeye gerek yok dedi. İşte Beştepe’ye, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na giderim görev verilirse, gitmem… Bu bir şekilde yaptığınız muhalefetin sizi bu şekilde bağladığını düşünmüyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır
Sunucu- İleride bir hükümet kurma durumuzun söz konusu olursa yine o saraya girmeyecek mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu soru bana seçimlerde de soruldu, seçimlerden öncede soruldu. Verdiğim yanıt gayet açık. Eğer bir anayasal gerek olursa, elbette giderim. 2, olağanüstü bir durum çıkarsa, örneğin Türkiye savaşa girmiştir, şimdi kalkıp ta bunu yok efendim ben oraya gitmem, doğru değil. Olağanüstü bir durum eğer olursa elbette gidilir. Anayasal bir gerek olursa gidilir. En baştan beri söylediğim bu. Bana görevin verilmesi, anayasal bir gerektir. Teamüllere uygun bir gerektir. Bunu ifade ettim zaten.
Sunucu- Peki, 1 Kasım’a geçelim şimdi izin verirseniz. Şimdi seçim takvimi işlemeye başladı. Gerçi 7 Haziran yorgunu olan siyasi partiler şimdi haldır haldır 1 Kasım’a hazırlanacaklar. Siz CHP adına nasıl bir noktadasınız seçim hazırlığı açısından?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Seçim bildirgemiz üzerinde çalışıyoruz.
Sunucu- Değişiklik olacak mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Değişik projeler üretmeye çalışıyoruz. Onlar üzerinde birden fazla ekibimiz özel bir çalışma yapıyor. O çerçevede bizde toplumun önüne çıkacağız.
Sunucu- Tabi aday listeleri merak ediliyor. Aday adaylığı için başvurular başladı. 18 Eylül’de listeleri vereceksiniz. Değişiklik görecek miyiz listelerde?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Büyük ölçüde olmayacak, büyük ölçüde olmayacak.
Sunucu- Büyük ölçüde derken?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Çünkü zaten önseçimle geldi bizim milletvekillerimizin büyük bir kısmı. Bunlar sadece yemin ettiler. Hiçbirisi yasama görevinde bulunmadı. Komisyonlar oluşturulmadı. Parlamentoda çıkıp bir olayı tartışmak ya da düşüncesini açıklamak gibi bir ortamda oluşmadı. Dolayısıyla bu arkadaşlarımız yani olağanüstü bir durum olmazsa, milletvekili listelerinde yine yer alacaklar.
Sunucu- 7 Haziran seçimleri için listeler açıklandığında kamuoyunda sürpriz olarak nitelendirilen bazı isimler vardı listede yer almayan. O isimleri bu kez listede görmemiz mümkün olur mu? Örneğin Umut Oran vardı, belki bir yeni Murat Karayalçın, İstanbul İl Başkanı. Yeni isimler görecek miyiz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Dediğim gibi yani önseçimle gelenlerin büyük bir kısmı, daha doğrusu tamamı aşağı yukarı…
Sunucu- %15’lik bir sizin kontenjanınız var. O kontenjanda…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Dar bir kontenjan var. O kontenjanda işte malum, nerelerde, hangi arkadaşlarımız, kullandığımız ya da yerleştirdiğimiz. Dolayısıyla hani kendi aramızda tabi partinin merkez yönetiminde bunu konuşacağız. Parti Meclisi’ne gene bunu taşıyacağız. Ve orada konuşacağız. Listeler ondan sonra olgunlaşacak.
Sunucu- İsim vermek için henüz erken diyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok erken.
Sunucu- peki, mesela, partinin başarılı olamadığı illerde bir değişikliğe gitmeyi düşünür müsünüz? Mesela memleketiniz Tunceli. Tunceli’de bir aday değişikliği söz konusu olur mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Olabilir, yani özellikle milletvekili çıkaramadığımız yerlerde bir değişiklik olabilir. Evet
Sunucu- Peki, seçim bildirgesine çalışıyorsunuz. Tabi 7 Haziran geride kaldı, yeni bir seçim var. Yeni şeyler söylemek gerekiyor. Nasıl bir seçim kampanyası…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Sizde takdir edersiniz ki, onu şimdi söyleme şansımız yok. Yani ama biz halkın önüne çıkacağız tabi, doğal olarak. Geçen seçimlerde kullandığımız dili kullanacağız. Toplumun sorunlarına yine değineceğiz. O sorunların nasıl çözülmesi gerektiğini yine kendimiz ifade edeceğiz. Dolayısıyla seçim süresince, geçen seçim süresince, ayrım yapmamaya, yaşam tarzı üzerinden, inanç üzerinden, etnik kimlik üzerinden ayrım yapmamaya, toplumun bütün kesimlerini kucaklamaya, toplumun temel sorunlarını çözmeye yönelik düşüncelerimizi aktarmaya devam edeceğiz.
Sunucu- Geçen seçim kampanyanız gerçekten de heyecan yaratmıştı. Özellikle sizde altını çizdiniz. Ekonomik ve sosyal politikalar alanında vaatlerinizde çok konuşulmuştu. Ama seçim sonuçlarına baktığımızda bir önceki seçimle karşılaştırıldığında, o oy oranında 1 puana yakın bir düşüş vardı. Şimdi 2 aylık bir süreç var. O 2 aylık süreçte nasıl bir hamle CHP’yi bir şekilde daha yukarıya taşır?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yapacağız, yani güzel projelerimiz var şimdiden dillendirmek doğru değil. Güzel projelerimiz var. Gideceğiz, aktaracağız yine. Ayrıca seçimden sonraki tablonun da, yurttaşlarımız tarafından sağduyuyla değerlendirileceğine inanıyorum. Çünkü bu süreç içinde biz kendimizi, partimizi düşünmedik. Tam tersine Türkiye’yi düşündük, Türkiye’nin içinde bulunduğu zor şartları düşündük. Ve bu sorunların çözümü için çok iyi niyetlerle hareket ettik. Size şunu söyleyebilirim. Şuanda Türkiye’de ciddi bir yönetim boşluğu var. Ciddi bir yönetim boşluğu var. Şöyle bir oturup düşünelim. Parlamentoda kaç siyasal parti var? Dört. En büyük grubu olan Adalet ve Kalkınma Partisi. Adalet ve Kalkınma Partisi, 13 yılda Türkiye’yi nereye getirdi? Bugün Türkiye kan gölüne dönmüş durumda. Her gün şehit haberleri geliyor. Oysa ilk iktidar olduklarında, terör neredeyse sıfırlanmıştı. Soru şu, 13 yılda Türkiye’yi bu noktaya getiren bir siyasal anlayışa oy verilir mi? Ekonomide nereye geldiğimiz belli. Dış politikada nereye geldiğimiz belli. Eğitimde, bana bir tek anne baba gösterin, bir tek anne baba, çocuğumu okula gönderiyorum ve bu eğitim sisteminden memnunum desin. Çocuklarımızı kobay gibi kullandılar. Eğitim sisteminden, bu sistemin niteliğinin artırılması lazım, kalitesinin artırılması lazım dediğimiz zaman çıkıyorlar karşımıza, efendim şu CHP var ya CHP, evet, eğitim sistemi dedi, imam hatipleri kapatacak. Ne ilgisi var? İmam hatibe giden bizim çocuğumuz değil mi? Onunda iyi eğitim almaya hakkı yok mu? Sonra onlara şu soruyu sormak lazım, ya imam hatibi kim kurdu? Biz kurduk. Kendi kurduğumuz okulu niye kapatalım? En iyi şekilde oradaki çocuklarımızda okusunlar, eğitim alsınlar. Derdimiz bu zaten. Liseye gidende öyle, fen lisesine gidende öyle. İlköğretimden başlayarak, çocuklara iyi bir eğitim verelim. Dolayısıyla 13 yılda Adalet ve Kalkınma Partisi, Türkiye’yi bu noktaya getirdi. MHP, her şeye itiraz ediyor. 3. Parti HDP, adeta denklem dışı tutulmuş bir pozisyonda. O zaman Türkiye’yi en iyi kim yönetir? En iyi sorunlarını projelendiren parti hangisi? Toplumun doğrudan sorunlarına eğilen ve o sorunlara çözüm üreten parti hangisi? Koltuk, makam peşinde koşmayan, siyaseti kişisel çıkar için kullanmayan, siyaseti toplumu bölmek, ayrıştırmak için kullanmayan, herkesin inancına, herkesin kimliğine, herkesin yaşam tarzına saygı duyan bir parti var. Kim o parti? Cumhuriyet Halk Partisi. Kadrolarımıza dönüp bakalım. CHP’de ki kadrolar, açık ve net söylüyorum, açık ve net. Bütün siyasal partilerin kadrolarından çok daha nitelikli. Arzu ederlerse hepsini kişiselleştirebiliriz. Çok daha nitelikli. O zaman Türkiye’yi en iyi biz yönetiriz. Kötü yönetim kurumsallaştı.
Sunucu- Seçmene anlatamıyor musunuz acaba ya da belli başlı bazı noktalar var o konularda kendinizi doğru ifade edemiyor musunuz? Nasıl bir özeleştiri yapıyorsunuz kendinize?
Kemal KILIÇDAROĞLU- CHP’de ki değişim, toplumun daha henüz geniş kesimleri tarafından tam algılanamadı. Türkiye küçük bir ülke değil.
Sunucu- Neden algılanamıyor?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Onda bizimde kusurumuz var. Yeteri kadar anlatamadık vatandaşın ayağına yeteri kadar gidemedik. Yani vatandaş bize oy vermedi diye dönüp vatandaşı suçlayacak halimiz yok. Demek ki sorun bizde. Oturup anlatmamız lazım. Bizim samimiyetimizden hiç kimsenin endişe duymaması lazım. Bizi şu veya bu şekilde karalayan, kötüleyen vs. diyen oldu. CHP şöyledir, böyledir vs. Bizim söylediklerimize bakın. Bizim eylemlerimize bakın, bizim projelerimize bakın. Buradan yola çıkarak yapabiliriz. Kötü yönetim Türkiye’de 13 yılda kurumsallaştı. Hiçbir devlet dairesi sağlıklı hizmet vermiyor. Liyakat sistemi sıfırlandı. Oysa işi ehline vermemiz gerekirdi. 13 yılda Türkiye Cumhuriyeti devleti bir AKP devletine dönüştü. Bu yanlıştır. Devlet ayrıdır, siyasi partiler ayrıdır. Bu ayrım ortadan kalktı. O nedenle böyle bir tablo çıktı ortaya. Biz yönetiriz, en iyi biz yönetiriz. İddialıyız. Biz öyle dediğim gibi uzun süre, 13 yıl bize verin. Hayır hayır. 4 yılda görecekler. Türkiye, Dünya’da saygınlığı olan bir ülke olacak. Türkiye kendi sorunlarını çözen bir ülke olacak. Biz bunların hepsini yapabiliriz. Dış politikada saygınlığı olan bir ülke olacak. Avrupa Birliği efendim fasıl açtı açmadı. Böyle bir olaya hiç bakmadan ama AB’nin gereklerini yani 1. Sınıf demokrasinin gereklerini biz kendi özgür irademizle parlamentodan geçireceğiz.
Sunucu- Anladım. Peki, 1 Kasım için koyduğunuz bir hedef var mı? Bir oy oranı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır, özel bir oy oranı yok ama tabi oyumuzu yükseltmek istiyoruz. Türkiye’de bir yönetim boşluğu var. Türkiye iyi yönetilmiyor. İki başlı bir anlayış var Türkiye’de. 2 başlı anlayış Türkiye’yi, Dünya’da saygınlığını zedeler konuma geldi. Bakın ben şunu bir türlü içime sindiremiyorum. Benim ülkemin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Cumhurbaşkanı, kullandığı bir söz, verdiği bir örnek nedeniyle, 15 dakika bile geçmeden, ilgili ülkenin yetkilileri tarafından yalanlanıyorsa bu benim ağırıma gidiyor. Onun ağrına gitmeyebilir, benim ağırıma gidiyor. Bu ülkenin Dışişleri Bakanı verdiği bir örnek veya söylediği bir söz dolayısıyla birkaç dakika sonra tekrar yalanlanıyorsa, hükümet olarak onların ağırına gitmeyebilir ama bu ülkenin sade bir vatandaşı olarak benim ağırıma gidiyor. Bu tablo Türkiye’nin hak ettiği bir tablo değil. Değişmesi lazım. Ben bütün vatandaşlarımın oyunu istiyorum. Bütün vatandaşlarım. Kardeşim sen kul hakkı yemeyen bir iktidar istemiyor musun, iyi yönetilen bir iktidar istemiyor musun? Herkesin kazandığı, evine ekmek götürdüğü bir Türkiye istemiyor musun? Saygınlığı olan bir Türkiye istemiyor musun? Birilerinin peşine takılma. Bu ülke adam gibi yönetilmek zorundadır, dürüstçe yönetilmek zorundadır. Türkiye’nin bu bilgisi de var, kapasitesi de var bunu yapabilecek. Biz bunu yapabiliriz. Niye yapmayalım, hangi gerekçeyle yapamıyoruz? Bunu toplumun önüne koyacağız. Daha fazla koyacağız.
Bakın, bir dönem bizi eleştirirlerdi efendim siz Sivas’ın ötesine geçemiyorsunuz diye. Dün benim milletvekili arkadaşlarım Şırnak’taydı, Hakkari’deydi, Van’daydı. Her tarafa gidiyoruz. Buyursun beyler gitsinler bakalım. Bu ülkeyi 13 yıl yönetenler buyursun gitsinler bakalım. Türkiye’yi ne hale getirdiler.
Sunucu- Çözüm süreci, terörle mücadele önemli konuşacağız ama bu seçimle ilgili bir iki sorum daha var onları da sormak isterim. Örneğin gündeminizde bir seçim ittifakı var mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır.
Sunucu- Olmayacak seçim ittifakı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır.
Sunucu- Geçen seçimde kampanyanızda kullandığınız slogan…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Neden ittifak olmayacak? Belki o soruda olabilir. Yani neden ittifak? Çünkü seçim listeleri biz önseçim yapıyoruz. Diğer partiler gibi merkez yoklamasıyla tespit etmedik. Merkez yoklaması olsaydı, bütün milletvekillerini öyle seçebilseydik oturup o ittifakı yapabilirdik. Çünkü ittifak yaptığınız zaman karşı tarafın adaylarına da listelerde yer vereceksiniz. Şimdi bizim öyle bir olanağımız yok. Olmadığı için, ama partiler destek verirlerse Cumhuriyet Halk Partisine elbet bundan mutluluk duyarız.
Sunucu- Peki öyle bir destek arayışında olacak mısınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Olacak tabi niçin? Yani vatandaştan olduğuna göre siyasal partilerden de isteriz.
Sunucu- Kimle görüşürsünüz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Şuanda herhangi bir görüşme yok.
Sunucu- Peki 7 Haziran seçimlerinde kullandığınız bir slogan vardı ‘Oy verin gitsinler’. Sonrasındaki o koalisyon görüşmelerinde bazı kesimler tarafından eleştirildiniz. İşte ‘Oy verin gitsinler’ diye oy istediler, oy verdik ama gittiler işte AKP’yle koalisyon görüşmeleri yaptı. Bu seçimde o slogandan bir geriye dönüş, bir geri adım olacak mı? Yoksa yine oy verin gitsinlerle devam mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yeni sloganlarımız olacak. ‘Oy verin gitsinler’ dedik gittiler. Koalisyon ayrı bir, o farklı bir pencere baktığımız zaman. Farklı bir evre o. Nedir o evre? Millet iradesini ortaya koydu. Biz o iradeye duyduğumuz saygının gereği olarak elbette koalisyon istiyor vatandaş. İstiyorsa hay hay buyurun.
Sunucu- Bir şekilde size kızgın olanlar, gönül koyan seçmenleriniz vardır AKP’yle görüştüğünüz için, bir şekilde koalisyon yapmayı düşündüğünüz için. Onlara neler söylemek istersiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz Türkiye’yi düşünüyoruz. Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nu düşünmüyorum, partiyi düşünmüyorum. Biz Türkiye’yi düşünüyoruz. Türkiye’nin çıkarlarını düşünüyoruz. Her zaman her yerde söyledik biz önce Türkiye diyoruz. Önce kendi ülkemizin çıkarları, kendi demokrasimiz, kendi hukukumuz, evrensel hukuk. Bunlar olursa CHP zaten olacaktır ve daha güçlü olacaktır. Bunların olmadığı bir yerde siyasal partilerin büyümesi zaten mümkün değil.
O nedenle biz Türkiye bu kadar derin ve köklü sorunlar yaşarken özel kıskançlıklar, özel kinler, özel önyargılarla yola çıkıp koalisyonu hiç kurmayacağız, hiç görüşmeyeceğiz demek benim siyasal anlayışıma uymuyor. O nedenle o vatandaşlarıma şunu söylüyorum. Biz nasıl önce Türkiye diyorsak, önce Türkiye’nin çıkarları diyorsak onlarda lütfen önce Türkiye, önce Türkiye’nin çıkarları desinler. Önce Türkiye diyen bir siyasal anlayış bu ülkeye yeni ufuklar açan anlayış demektir aslında. Bir sonraki seçimi değil, siz ülkeyi düşünerek karar vermek zorundasınız. Bir sonraki seçimi düşünseydik bizde baştan reddederdik hayır git kiminle kurarsan kur ve seçime giderdi Türkiye. O zaman vatandaş dönüp bize şunu sorardı. Ya arkadaş ben oy verdim niye gereğini yapmıyorsunuz, neden beni zorla sandığa tekrar götürüyorsunuz? Ama bunu şuanda CHP için diyemeyecekler. Bizi iyi niyetlerle yola çıktık. Daha ilk gün neleri yapacağımızı, koalisyon için nelerin olması gerektiğini ilk gün Sayın Davutoğlu geldiğinde kendisine açıkladık ilk gün. 4 yıllık hükümet olursa koalisyonda varız dedik. Yeni bir hükümet algısının olması lazım dedik. Hem içerde, hem dışarda. Olursa varız dedik.
Ortakların birbirine güvenmesi gerekiyor dedik, samimi olması gerekiyor dedik. Eğer güven unsuru yoksa bu koalisyon kurulamaz dedik. Biz bunları ilk başta geldiğinde Sayın Davutoğlu’na 4 madde halinde bunları tek tek tek kendilerine söyledik zaten.
Sunucu- Şimdi konuşmalarınızda Sayın Bahçeli’ye bir sitem seziliyor. O sitemi bir şekilde Sayın Bahçeli’ye iletme imkanınız oldu mu, görüştünüz mü?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır özel bir görüşmemiz olmadı.
Sunucu- Bir şekilde yan yana geldiğinizde ya da?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Olmadı hiç.
Sunucu- Olmadı mı hiç?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani bir şehit cenazesinde yan yana gelmiştik orada da takdir edersiniz bu iş konuşulmaz.
Sunucu- Peki şimdi çözüm süreci. Tabi bu kez adı değişti Türkiye bir kez daha çözüm süreci yerine terörle mücadele kavramını kullanmaya başladı. 7 Haziran seçimlerine giderken çözüm sürecine ilişkin Cumhuriyet Halk Partisinin söyledikleri, söyleyecekleri vardı. Şimdi terörle mücadeleye dair Cumhuriyet Halk Partisi neler söyleyecek 1 Kasım seçimine giderken?
Kemal KILIÇDAROĞLU- 2002’de bu ülkede terör var mıydı? Yoktu. Terörsüz bir ülke devraldılar. Sonra ne oldu? Küçük bir Anadolu ilinde 2 ton, 2 kilo değil, 200 kilo da değil 2 ton patlayıcıyı yüklüyorsunuz traktöre karakola saldırıyorsunuz. O 2 tonluk patlayıcı oraya nasıl geldi? Doğu, güneydoğuda bütün kentler cephaneye dönüşmüş durumda. Bu silahlar buraya nasıl geldi? Hiç terör yokken PKK nasıl bu kadar güçlendi? O gücü ona kim verdi? Defalarca söyledim defalarca bakın bir değil, iki değil, üç değil. Ya yanlış yapıyorsunuz. PKK mahkemelerini kurdu, vergi dairelerini kurdu, askere alma dairelerini kurdu. Ne yapıyorsunuz siz diye sorduğumda siz bu işi bilmiyorsunuz dediler. Bu iş silahla çözülmez. Bu iş TBMM’de çözülür dediğim zaman siz bunu çözemezsiniz dediler, siz bunu bilmezsiniz dediler. Sonra şimdi beyler diyorlar ki, haklısın bu iş mecliste çözülür. İyide bu kadar kan aktıktan sonramı uyandınız siz? Toplumsal barışın sağlanması lazım. Yeniden başa döndüler, her seferinde yeniden başa döndüler. Ne zaman döndüler? Tarih önemli. Ne zaman döndüler? 8 Haziran’dan sonra döndüler. İkinci soru niçin döndüler? Çünkü tek başlarına iktidar olamadılar.
Üçüncü soru; peki neden bu terör? Tek başlarına iktidar olmak için Türkiye’nin kaosa sürüklenmesi lazımdı. Kan ve gözyaşına boğulması lazımdı Türkiye’nin. Ekonomik olarak ciddi açmazlarla karşı karşıya gelmesi lazımdı. Kim söylüyor bunu? Onların bakanı söylüyor. Eğer diyor başkan seçtirseydiniz bunların hiçbirisi olmayacaktı. Eğer bizi tek başına iktidara getirseydiniz bunların hiçbirisi olmayacaktı diyor ve Türkiye’ye vatandaşın önüne ağır bir fatura koyuyorlar. Bak ağlıyorsun, bak gözyaşı döküyorsun, bak perişan oldun, bak sokağa dahi çıkamıyorsun. Gel şimdi bana oy ver, ben tek başıma iktidar olayım bunları önleyeceğim. 13 yıldır önleyemedin sen 14. yılda mı önleyeceksin? Nasıl yaptın sen bunu? Söyledik defalarca. Bu sorun onların anlayışıyla çözülmez. Sorunu çözmek için dedik ki, samimi ve dürüst olacaksınız. Hiçbirisi samimi ve dürüst değildi. Kişisel gizli bir ajandanız olmayacak dedik. Kişisel gizli ajandaları var onların. Koltuk ve saray başkanlık.
Üç dedik ki, halka hesabını veremeyeceğiniz angajmanlara girmeyeceksiniz. Halka hesabını veremeyecekleri angajmanlara girdiler ki görüşme tutanaklarını açıklayamıyorlar.
Dört; topluma bilgi vereceksiniz dedik. Vermediler. Bu sorunu biz çözeriz açık ve net. 77 milyon yurttaşıma söylüyorum sen bu sorundan kurtulmak istiyorsan Türkiye’nin milli birliği, bütünlüğü içinde bu sorunu ancak ve ancak CHP çözer.
Sunucu- Peki nedir Cumhuriyet Halk Partisinin çözüm yani planında? Tabi ki, kapsamlı bir çözüm planınız var bunu açıkladınız da, daha öncede yaptınız, raporlar hazırladınız.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim yol haritamız var.
Sunucu- Ama şunu merak ediyorum. Yani akan kanı durdurma adına, silahları susturma adına eğer bir Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı olursa 2 Kasım günü ya da işte 1 Kasım seçimleri sonrasında. İlk hamle ne olacak CHP’nin?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Çözeceğiz bu sorunu.
Sunucu- Nasıl olacak, o silah nasıl duracak? O akan kan nasıl duracak?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Az önce söyledim samimi ve dürüst olacaksınız. Ben bu sorunu çözeceğim arkadaş. Benim kişisel bir angajmanım, bir özel mevki, merakım yok. Ben Türkiye’yi düşünüyorum. Hesabını veremeyeceğim hiçbir angajmana girmeyeceğim ve topluma söyleyeceğim. Ve parlamentoda çözeceğim ben bu olayı. Parlamentoda uygarca tartışarak. Bu ülkeye birinci sınıf demokrasi gelmek zorundadır. Her yerde söylüyorum birinci sınıf demokrasi. Bunları getireceksiniz. Sorun demokrasiyle çözülür, sorun daha fazla özgürlükle çözülür. Sorun ülkenin birliği, bütünlüğü içinde çözülür. Biz bu sorunu çözeriz.
Bakın, biz sorunu çözmek için yol haritasını bizzat ben götürüp dönemin başbakanı verdim. Yol haritasını. Hiçbir siyasi lider bunu yapmamıştır ben yaptım. Bu böyle çözülmez dediler. Şimdi bizim geldiğimiz noktaya ağır ağır geliyorlar. Ama ne bedeller ödendi.
Sunucu- Peki örneğin operasyonlar devam edecek mi Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kim eline silah alır bir yere saldırırsa, bir kişiyi öldürürse yani siz yok efendim ben bunu görmeyeceğim diyemezsiniz. Asla. Hukuk zemininde kalacaksınız, hukuk içinde çözeceksiniz bu olayı.
Sunucu- Peki son günlerde yine çok tartışılıyor Güneydoğu’da bazı ilçelerden gelen özerklik açıklamaları. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Asla doğru bulmuyoruz. Biz AB’nin yerel yönetim özerklik şartını evet kabul ediyoruz. Bunu söyledim her yerde. Bu zaten yasalaştı. Rahmetli Ecevit’in Başbakan olduğu dönemde bunun yasası çıktı zaten. Uygulaması hükümete bırakılmış. Yerel yönetim özerklik şartı sanmasınlar ki sadece doğu, güneydoğu için. Hayır efendim İzmir içinde geçerli, Trabzon içinde geçerli. Belediyeler daha rahat çalışacaklar. Yani gelip Ankara’da bakanların kuyruğuna takılıp para dilenmeyecekler, dilenmemeleri lazım. Zaten yerel yönetimler özerk. Ta 1930’larda çıkan kanunun birinci maddesinde yazıyor idari ve mali açıdan özerktir diye. Ta 1930’larda. Neden? Belediye Başkanını kim seçiyor? Ankara belediye başkanını Ankaralılar seçiyor. Meclisi var mı? Meclisi var. Ayrı bütçesi var mı? Ayrı bütçesi var. Başkanı? Başkanı da var. Kimse müdahale ediyor mu? Hayır. Ne zaman müdahale edilir? Kaynaklar yasadışı kullanılıyorsa, yolsuzluklar varsa merkezi otorite denetler. Bu kadar basit.
Şimdi yerel yönetimler özerk dediğimiz zaman bazı çevreler vay efendim neden bu böyle. Zaten 1930’lardan beri bu böyle.
Dediğim gibi yani bir konuyu çözmeniz için o konunun geçmişini de bilmeniz lazım. Geçmişte olanları bilmeniz lazım. Geleceği şekillendirmeniz lazım. Geçmişten örnekleri alarak, sorunları alarak geleceği buna göre şekillendirmeniz lazım. Bizim yaptığımız bütün çalışmalar böyle. Hem mali açıdan, hem siyasal açıdan, Türkiye’nin birliği, bütünlüğü açısından. Hep beraber bu ülkede birlikte yaşamalıyız. 30 Ağustos’u kutladık. 30 Ağustos’ta beraber değil miydik? O savaşı beraber vermedik mi? Şehitlerimiz beraber değil mi? Buyurun Çanakkale’ye bakın. Neden ayrışıyoruz, neden bölünüyoruz? Bizi bölen 13 yıllık siyasal anlayıştır. Bu toplumu böldü, bu toplumu ayrıştırdı. Teröre prim asla vermeyeceksiniz. Sokaktaki esnafın sorunlarını dinleyeceksiniz, vatandaşın sorunlarını dinleyeceksiniz. O sorunu çözeceksiniz siz? Onun beklentilerine uygun politika oluşturacaksınız. Siz bunların hiçbirisini yapmadınız. Yapmadılar bunlar. Hiçbirisini yapmadılar. Oturup görüştüler. O tutanakları hatırlıyorsunuz değil mi? O tutanaklarda diyor ki bir görevli sizin Türkiye’de nerelere silah deposu yığdığınızı çok iyi biliyoruz. Şimdi nereler kalktı bütün şehirler silah deposu. İstanbul’un göbeğinde kalaşnikofla sokağı denetleyen insanlar yok muydu? Peki bu ülkeyi kim yönetiyordu 13 yıl?
Sunucu- Peki bu ortamda gidilecek seçim, şimdi seçim güvenliği çok konuşulmuştu geçen seçimde de 7 Haziran’da da konuşmuştuk. Şimdi yeni bir fiili durum sözkonusu özellikle güneydoğuda. Sayın Demirtaş’ın açıklaması var. Bu şartlarda 1 Kasımda sandık nasıl kurulacak bilmiyorum diyor. Siz baktığınızda seçim güvenliği konusunda değerlendirmeniz nedir? O bölgede en azından nasıl bir seçim olacak, nasıl bir güvenli seçim olacak?
Kemal KILIÇDAROĞLU- O zaman vatandaşlar şu soruyu kendilerine sorsunlar. Eğer bu ülkede güvenli bir seçim yapılamıyorsa 13 yıldır bu ülkeyi kim yönetti? Onu cezalandırması lazım vatandaşın. Elini vicdanına koyacak, sen 13 yılda bu ülkede eskiden seçimler yapılırdı doğru dürüst. Sen bu ülkeyi seçim yapılamaz noktaya getirdin arkadaş demesi lazım ve cezalandırması lazım sandıkta. Asıl sorulması gereken soru bu. Hepimiz kaygı duyuyoruz. Neden kaygı duyuyoruz? Bakın seçim bunun bir parçası. Türkiye’nin geleceğinden kaygı duyuyoruz. Ortadoğu’daki terörü Türkiye’ye getiren kim? Ya yanlış Ortadoğu politikası izliyorsunuz bu doğru değildir dediğim zaman bize dönüp diyorlardı ki, siz zaten Baasçısınız. Bana ne Baas’tan kardeşim ben ülkemi düşünüyorum. Yanlış yapıyorsun dedik. Siz Esadçısınız. Esad’ı biz kim olursa olsun, hangi yönetici olursa olsun halkına baskı kuruyorsa bu doğru değildir. Mısır’la kavga ettik. Sana ne Mısır’dan kardeşim ya sana ne? Mısır’ın iç işlerine niye karışırsın? Ki Mısır Ortadoğu için çok önemlidir.
Bakın, bütün bunlara rağmen biz muhalefette olduğumuz süre içinde ben Mısır’a iki büyükelçi gönderdim. Türkiye’yle Mısır’ın ilişkileri bozulmasın diye. Ben Irak’a gittim Ortadoğu politikamızı düzeltelim oradaki işadamlarımız iş alsınlar diye. Biz Türkiye için çırpınıyoruz, onlar kendi çıkarları için çırpınıyorlar ve ülke bu hale geldi.
O nedenle sandığa giderken her vatandaşım düşünsün ülkeyi 13 yılda bunlar bu hale getirdi, kimse kusura bakmasın. Vatandaşta diyecek ben Türkiye’yi düşünüyorum arkadaş diyecek Türkiye’yi. Seni değil artık. Sen doydun. Soyduğun kadarda soydun çekil demesi lazım artık. Çekil kardeşim ya. Birde bu ülkeyi namuslu adamlar yönetsinler.
Sunucu- Az önce dediniz ki, seçmenin ülkeyi seçim yapılamaz hale getirenlerden hesap sorması gerekir dediniz. Siz ülkenin seçim yapılamaz bir halde olduğunu düşünüyor musunuz şuanda yaşanan o terör olayları?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır seçim yapılabilir. Ama doğu, güneydoğuda sandıkları korumanın zor olduğunu da tahmin ediyoruz tabi reel politik açıdan bakmamız lazım olaya.
Sunucu- Bu noktada Sayın Cumhurbaşkanının açıklaması vardı. Bu kez TSK, jandarma, MİT bölgede olacak. 7 Haziran’da yaşananlar 1 Kasım’da yaşanmayacak.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Söylediklerinin hiçbir ağırlığı yok. Karakoluna sahip çıkamıyoruz. Karakol kocaman bina. Ona sahip çıkamıyorsun. Gideceksin sandığa sahip çıkacaksın. Güldürmesinler. Ne Güneydoğu’yu biliyor, ne Türkiye’nin sorunlarını biliyor. Ne de sorunların nasıl çözüleceğini biliyor. Türkiye’yi bir ateş çemberinin içine soktu. Ortadoğu bataklığının içine soktu. Kişisel hırsı, kişisel beklentileri. Bunlar yazık günah. Bu ülkeye yazık günah. Bunu çok samimi olarak söylüyorum. Bari kaçak sarayında konuşma arkadaş. Sus yerinde otur. Bağrımıza taş basalım seni orada tutalım. Bakın hala intikam hırsıyla, kin hırsıyla konuşuluyor. Bunlar doğru değil. Vatandaşı böldüğü kadar, zaten yeteri kadar böldü, insanları böldü. Bu ülkede insanlar benim komşumun kimliği nedir, mezhebi nedir diye sormazdı, herkes birbirini severdi. Şimdi komşusuna öyle bakmak zorunda kalıyor neredeyse. Nasıl oldu da bu ülke bu hale geldi? Biz birliktik, bir bütünlüğümüz vardı. Biz ayrım yapmazdık, birbirimizi kucaklardık. Bir şey olduğu zaman yardıma koşardık. Şimdi birbirimize düşman gözüyle bakıyoruz. Ülkeyi bu hale 13 yılda getirdiler. 13 yılda ülke bu hale geldi. Ben üzülüyorum. Hangi görüşten olursa olsun her siyasi görüşe ben saygı duyarım. İnanç saygı duyarız. Biz inançları da, kimlik farklılıklarını da bu ülkenin zenginliği olarak görürüz. Zenginliği olarak görmeliyiz zaten. Ayrıştırdık, toplumu böldük, kutuplaştırdık toplumu. Düşman kamplar gibi olmaya başladı. Çok tehlikeli bir sürecin içine Türkiye sokuluyor. Buradan Türkiye’yi ancak ve ancak bir parti kurtarabilir. Bütün inancımla ve samimiyetimle söylüyorum. O da CHP, biz kurtarabiliriz. Çünkü biz hiçbir ayrımcılık yapmıyoruz. Hiçbir ama bakın altını çiziyorum. Hiçbir ayrımcılık yapmıyoruz. Vatandaş benim başımın üstüne Türkiye’yi çözelim, sorunlarını çözelim, refaha kavuşsun vallahi bizi iktidardan da alsınlar. Ama Türkiye bu sorunlarından kurtulmak zorundadır ve çıkmak zorundadır.
Sunucu- İzin verirseniz şunu da sormak isterim. Terörle mücadele konuşuyoruz. Bugün resmi gazetede yayınlanan bir yönetmelik. Terörle mücadele kapsamındaki suçların failleriyle ilgili bilgi verenlere bir para ödülü verilecek 200 bin liraya kadar. İşte ABD’de örneği var deniyor. İhbar ödülü şeklinde eleştiriler geliyor. Sizin yaklaşımınız nedir bu konuda?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu ihbarla falan çözülecek bir olay değil. Daha bunlar olayın büyüklüğünü kavrayamamışlar. Bu sorun çıktığı zaman ne deniyordu biliyor musunuz? İki baldırı çıplak deniyordu. Buyurun iki baldırı çıplağa bakın. Geleceği görmezseniz bu sorunu çözemezsiniz. İhbar edecekte, biz muhbire götürüp para vereceğiz de ondan sonrada biz bu sorunu çözeceğiz. Eğer bu sorunu böyle çözeceklerini düşünüyorlarsa bunlar daha Türkiye’yi okumamışlar. Emin olun 13 yılda Türkiye’nin gerçeklerini çözememişler. Sorunun nasıl, nerede olduğunu hala bunlar bilmiyorlar ve o kadar büyüttüler ki sorunu korkumuz sorun Türkiye’nin çözebileceği sorun olmaktan çıkıp uluslararası arenaya taşınırsa ne olacak? Adamlar bunun farkında bile değiller.
Emin olun, bakın bütün samimiyetimle söylüyorum. Bazen geceleri rahat uyuyamıyorum. Bu kadar ağır sorunlar varken getirdikleri çözümlere bakın. Üzülüyorum ben. Bu ülke için üzülüyorum, çocuklarımız için, torunlarımız için, onların geleceği için üzülüyorum.
Sunucu- Kamu güvenliği kamu düzeni sağlanmadan bu sorun için bir adım atılmayacak diyor Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan. Bir şekilde o çözüm süreci buzdolabına kalkan süreç tekrar devreye girmeyecek.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kötü yönetim kurumsallaştı dedim. Kötü yönetim kurumsallaştı. Bu hükümet, yani bu hükümetler sorun çözemezler. Çünkü kendileri sorun. Sorun olan bir hükümet sorun çözemez. Sizin iktidardaki varlığınız sorun çözmektir. Vatandaşın sorunu var, vatandaşın sorununu çözeceksiniz. Siz sorun çözmediğiniz önüne yeni ve derin sorunlar bıraktınız.
Dolayısıyla bunlar sorun çözemezler. Bütün vatandaşlarımın bu gerçeği görmesi lazım. O nedenle diyorum elinizi vicdanınıza koyacaksınız ve sandığa gideceksiniz. Yeter diyeceksiniz, yeter artık ya. 13 yıl seni denedim 13 yıl. Perişan ettiniz siz ülkeyi. Hangi sorunu çözdüler? 13 yılda bu ülkenin hangi sorununu çözdüler ben gerçekten merak ediyorum. Şu sorunu çözdük desinler. Hangi sorununu çözdüler? Ama ben 13 yılda dünya kadar sorun yarattıklarını söyleyebilirim. Yoksulumuz bile arttı. Ben seçim meydanlarında 17 milyon yoksul diyordum. 8 milyon hanede 30 milyonu aşkın yoksulumuz var. 30 milyon. Sosyal işler bakanlığının en son kendi yayınında yer alan rakam. 30 milyon. 13 yılda yoksul sayısını artırdılar. Türkiye’nin hangi sorununu çözdüler bunlar?
Sunucu- Daha tabi konuşacağımız başlıklar var ama Sayın Genel Başkan izin verin kısacık bir araya gidelim. Aranın ardından devam edelim.
Araya gitmeden önce terörle mücadeleyi konuşmuştuk. Birazda ekonomiye değinmek isterim Sayın Genel Başkan. Zira sizin bir önceki seçim kampanyanızda önemli yer tutmuştu. 7 Haziran’dan bugün 31 Ağustos çok şey değişti baktığımızda 3 aylık bir süreçte. Dolar aldı başını gitti. Yeni söyleyecek neyiniz var ekonomiye ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi adına?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Daha öncede söyledim Türkiye iyi yönetilmiyor diye. Bu sadece dış politikada değil ekonomide de iyi yönetilmiyor. Dolar bolken bütün dünyada ekonomiyi yönetmek kolaydı. O zaman ısrar ettik, dedik ki bakın, Türkiye’ye yeni yatırımlar yapmalı, üreten Türkiye olmalı, katma değeri yüksek ürünler üretebilmeli ve Türkiye kendi ürettiği ürünleriyle dünyaya mallarını satabilmeli ve iyi gelir elde edebilmeli. Ama dediler ki hayır siz bunu bilmiyorsunuz biz bu işi daha iyi yaparız ve toplumu bir tüketim toplumu haline dönüştürdüler. İthal mallar geldi, Türkiye tüketti. Şimdi dolar bitti, şimdi dolar aldı başını gidiyor. Üreten Türkiye sloganını kullandık biz ‘Üreten Türkiye’ ve şu soruyu sorduk. Üreten ama neyi üretmeliyiz? Dedik ki, katma değeri yüksek ürün üretmeliyiz. Yani mesela kullandığımız cep telefonları katma değeri yüksek olan ürünlerdir. Bunları yapalım, bunları üretelim. Bilgiye, bilime, teknolojiye yatırım yapalım. Teknoparklar, teknokentlere özel kaynaklar ayıralım. Türkiye çip üretmeye başlasın. Türkiye kaliteli ürünler üretmeye başlasın dedik ama anlatamadık. Bugün geldiğimiz noktada işsizlik bir yandan, ihracat düşüyor bir yandan, dolar aldı başını gidiyor bir yandan. Esnafın durumu emin olun gidin sorun herhangi bir vatandaşa sorun nasıldır diye durumunuz. Size söyleyeceklerdir yani tabloyu bütün çıplaklığıyla önünüze koyacaklardır. Ben hani ekonomiyi böyle çok karamsar bir tablonun içine de sokmak istemiyorum. Sanki böyle bir krizden özel bir beklentisi olan bir parti imajı da yaratmak istemiyorum.
Ben bütün vatandaşlarımın bu tabloları görüp, Türkiye’nin gerçeklerini görüp masanın önüne koymalarını ve düşünmelerini istiyorum. Baksınlar Türkiye yükselen bir ekonomiydi, büyüyen bir ekonomi vardı Türkiye’de. Ne oldu Türkiye böyle bir sürecin içine girdi? Ne oldu merkez bankasına müdahale, merkez bankası itibarsızlaştırıldı? Bütün o bağımsız kurumlar itibarsızlaştırıldı. Rahmetli Ecevit’in ekonomide yaptığı çok köklü değişiklikler vardı ve bizim yeni reformlara ihtiyacımız vardı. Bunların hiçbirisi yapılmadı hiçbirisi ve sonunda Türkiye bu noktaya taşındı. Gençler arasında işsizlik oranı %30’lar civarında. Üniversite mezunları arasında çok fazla. Bu insanlar ne olacak? Siyasetçinin düşünmesi lazım, benim istihdam yaratmam lazım. Nasıl yaratacak istihdamı? Tam tersine daha ekonomideki belirsizlik arttıkça işsizlikte artacak. Ekonomiye olan güven dibe vurmuş durumda. Şu soruyu gene her vatandaşın, tüccarı da, sanayicisi de, esnafı da kendisine sorsun, çiftçisi de kendisine sorsun. 13 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyordu? 13 yılda bu ülkeyi kim bu hale getirdi? Defalarca söyledik bu ekonomi politikası yanlıştır diye. Ama bizi dinlemediler. Biz bildiğimizi okuruz dediler. Bildiğini okursan Türkiye’yi bu noktaya taşırsın. Türkiye ekonomi kapasitesi olarak da, insan kapasitesi olarak da güçlü bir ülkedir aslında. Ama kötü yönetim yüzünden bu noktaya geldi. Biz Merkez Türkiye projesini hazırlarken ona 100 yılın projesi dedik. Türkiye’yi Kafkasların, Ortadoğu’nun 3 saatlik bir mesafede yaklaşık 3 – 4 milyar insan yaşıyor ve bu insanların çekim merkezi olacaktı Türkiye. 1 milyon 200 bin kişiye biz istihdam yaratacaktık. Türkiye ileri teknolojisinin merkezi olacaktı. Denizi olmayan ülkelerin denizi olacaktı Türkiye.
Bütün bunların hepsini ayrıntılarıyla düşündük. Neden? Anadolu boşaldı. Gidin Erzurum’a, gidin Sivas’a, gidin Kayseri’ye, gidin Diyarbakır’a. Anadolu boşalmış vaziyette. Herkes büyük kentlere koşuyor. Oysa tam tersine bizim Anadolu’yu zenginleştirmemiz lazım. Bakın, Almanya’ya bir İstanbul gibi metropoller yoktur orada. Son derece dengeli bir nüfus dağılımı, sanayi son derece dengeli bir şekilde dağılmış vaziyette. Hangi eyaletin hangi konuda ihtisaslaşacağı belli zaten.
Sunucu- Bu projeyi geçen seçimde çok iyi sanki anlatamamıştınız. Bu sefer onun üzerine yoğunlaşacak mısınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yoğunlaşabiliriz. Tabi vaktimiz yoktu. Çünkü seçim sürecinin sonlarına doğru açıkladık.
Sunucu- Şimdi tabi canlı yayındayız izleyicilerimizden de soru geliyor. Tabi ekonomi konuşunca sizin geçen seçim kampanyanızdaki ekonomi…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Her dolar kaybının da milyarlarca liraya malolduğunu, her cent yükseldikçe milyarlarca liraya mal olduğunu ve bununda faturasının sanayiciye çıktığını hepimizin bilmesi lazım.
Sunucu- Şimdi emekliye iki maaş ikramiye, asgari ücretliyle ilgili vaatleriniz. Tabi izleyici hemen soruyor bunların yanına bir ya da birkaç tane daha böyle…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Polislere 3600 ek gösterge. O da bizim vaatlerimiz arasında.
Sunucu- Yeni bir şey duyacak mıyız peki?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Duyacağız. Toplumun yıllardır sorunu çözülemeyen kesimler var. O kesimlerle ilgilide projelerimiz var.
Sunucu- Çalışma sürüyor ama sizden bugün pek sır alamayacağız herhalde. Ser verip sır vermiyorsunuz. Daha başındasınız.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.
Sunucu- Peki seçim kampanyanızda Beştepe’nin yeri nerede olacak?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Beştepe’nin yeri yerinde olacak.
Sunucu- Yani meydanlarda Sayın Erdoğan’la, Sayın Cumhurbaşkanıyla bir diyalog olacak mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Muhatap almayacağız Sayın Erdoğan’ı. O yerinde otursun. O bize her türlü suçlamayı yapıyor. Onu vatandaşın takdirine bırakıyorum, Allah’a havale ediyorum onu. Görevini yapmayan, ülkeyi bu hale getiren kişidir o. O nedenle onu muhatap almayacağız.
Sunucu- Muhatap almayacağım derken yani sizden Sayın Erdoğan’la ilgili ya da Sayın Erdoğan’ın açıklamalarına ilişkin bir cümle duymayacak mıyız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Özel bir karşılık olmayacak.
Sunucu- Peki şöyle bir baktığımda bir diğer başlık…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ama kendisi konuşabilir zaten. Konuşuyor da zaten. Şu soruyu hep sordum. Bizim toplumun değer verdiği iki kavram vardır namus ve şeref. Sayın Erdoğan’da TBMM’de namusu ve şerefi üzerine yemin etti tarafsız davranacağım diye. Bu iki kavramın içi bizzat Cumhurbaşkanı tarafından boşaltıldı. Namus ve şeref kavramı bu kadar ucuz değildir bu kavramlar. Namus ve şeref kavramı bizim toplumumuzda kişinin eğitim düzeyi, gelir düzeyi ne olursa olsun, yaşam düzeyi ne olursa olsun bu iki kavrama hep önem vermiştir. Bu iki kavram tuzla buz edildi maalesef.
Sunucu- Bir diğer tabi çok konuşulan başlık partinizin eski milletvekili Sayın İhsan Özkes dün 30 Ağustos resepsiyonuna katılmıştı sonrasında sosyal medya üzerinden bazı mesajları oldu. Mutlaka size de göstermişlerdir, okumuşsunuzdur. Ne demek istersiniz Sayın Özkes’in yaklaşımına?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben Abuzer Gaffar’dan yanayım. Sahavedir, makamı Adıyaman’dadır. Müslüman olan ilk 10 kişiden birisidir. Muaviye kendisine çok lüks bir saray yaptığı zaman gitmiştir ve muaviyeye şunu söylemiştir. Eğer bu sarayı halktan topladığın vergilerle yaptıysan haksızlıktır, hırsızlıktır. Eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan haramdır demiştir. Ben inançlı bir insanım. İsrafın haram olduğuna inanan birisiyim. Sayın Özkes ne düşünür onu bilmem. Her kuruşun hesabını topluma vermeyen, milletine vermeyen bir kişinin de siyaset yapmaması gerektiğine inanan birisiyim. Kul hakkının ne kadar değerli olduğunu ve o hakkın asla istismar edilmemesi gerektiğine inanan birisiyim. Hayatımda böyle davrandım. Bana böyle öğretti annem, babam. Okulda da böyle öğrendim. İnancımı hiçbir zaman siyasete malzeme etmedim. İnançların siyasete malzeme edilmesine de hep karşı çıktım. Ama vatandaşın devlete ödediği her kuruş verginin vatandaşa hizmet olarak dönmesi gerektiğine inanan birisiyim. Lükse, şatafata asla inanmadım ve doğru bulmadım. Kendi özel hayatımda da mütevazi yaşadım. Aldığım para hep bana yetti. Benim kazancım, aldığım para Sayın Erdoğan’ın aldığı paradan daha fazlaydı. Bugün benim malvarlığımda belli, onunki de belli. Siyasete girdiğim gün malvarlığımı kendi internet siteme koydum. Kazandığım her şey benim alın terimle kazandığım şeydi. Hiç kimse onun dışında Kılıçdaroğlu’nun şurada da bir malvarlığı var, onu dahil etmemiştir diye bir suçlama hiç getirmedi ama çok araştırdılar. Acaba bir yerlerde bir şey bulabilir miyiz diye. Bulamazlar. Ben din adamlarının, siyasete giren din adamlarının, belli bir tutarlılık içinde hareket etmelerini hep istemişimdir ve savunmuşumdur. İsrafa karşı çıkmalılar. Şatafata, görkeme, gösterişe karşı çıkmalılar.
Sunucu– Peki sizin pencerenizden baktığınızda, Sayın Özkes’in tavrını nasıl okuyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizleyken benim düşündüğüm gibi düşünüyordu.
Sunucu- Ne oldu sonra?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu bilemem, onu Sayın Özkes’e soracaksınız.
Sunucu- peki 1 Kasım, seçim, bilmiyorum, değişiklik görüyor musunuz, 7 Haziran’dan çok büyük bir farklılık çıkar mı sizce 1 Kasım seçimde?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu tablo, Türkiye’nin önünde duruyor. Büyük bir değişimin olması lazım. Türkiye’yi ateş çemberinin içine sokanlardan, vatandaşın sandıkta hesap sorması lazım. Türkiye’yi en iyi kim yönetir? Namusuyla kim yönetir? Halka hesap verme anlayışıyla kim yönetir? Bunu düşünerek sandığa gidip oy kullanması lazım.
Sunucu- Şimdi 1 Kasım günü, akşamında sonuçlar açıklandı. Diyelim ki benzer bir tabloyla karşılaştık ve Sayın Cumhurbaşkanı Sayın Davutoğlu’na görevi verdi, Sayın Davutoğlu’da oradan sizin kapınızı çaldı.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Umarım bir benzer tabloyla karşılaşmayız. CHP, iktidar olur. Emin olun Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Bakın bunu bütün inancımla söylüyorum, inanarak söylüyorum. Türkiye’nin sorunları çözme, kısa sürede çözme sorumluluğu var. Vatandaşın bunu görmesi lazım, duyması lazım. Zaten görüyor vatandaş. Bakın, Ortadoğu’ya bakın. Güneydoğu’ya bakın. Ekonomiye bakın. Esnaf olarak kendi haline bak. Sanayici olarak bak. İşçi olarak bak. Çocuğunu işe sokamayan anne baba olarak bak. Çocuğunu okula gönderip de doğru dürüst eğitim aldıramayan anne baba olarak bak. Eğer analar gözyaşı dökmesin istiyorsanız, bütün analar kucaklaşsın istiyorsanız, analar bu ülkede bayram yapsın istiyorsanız, tek adresiniz var, bunu çok net burada mütevazı değilim. Getireceksiniz kardeşim oyunuzu CHP’ye vereceksiniz. Vereceksiniz. Türkiye için vereceksiniz, çocuklarınız için vereceksiniz, gözyaşı dökmemek için vereceksiniz. Bu ülkenin büyüklüğü, gücü bütün Dünya’da görülsün diye vereceksiniz. Siyaseti kişisel zenginleşme aracı olarak kullananlardan artık bıkmadınız mı? Bıktım diyeceksiniz. Bıktım diyeceksiniz, bu kadar basit.
Sunucu- Siz umarım öyle bir tablo, 7 Haziran’da ki tablo olmaz. Bir koalisyon gerekmez diyorsunuz ama gerekirse eğer ve AKP size gelirse o ilk turda zaten istikşafi görüşmeleri yapmıştık, tamam, oturalım müzakere masasına mı dersiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- O zaman geldiğinde görüşürüz.
Sunucu- ben bir ikinci turu deneyim mi dersiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- umarım o zaman böyle bir tablo çıkmaz. Eğer farklı bir tablo çıkarsa da tabi o günün koşullarına göre yine biz Türkiye’nin çıkarlarını düşünerek hareket ederiz.
Sunucu- Milliyetçi Hareket Partisi’ne şimdiden bir şey söyler misiniz peki? Aman 2 Kasım için…
Kemal KILIÇDAROĞLU- hayır.
Sunucu- Çünkü hep şu konuşuldu, 7 Haziran akşamında Sayın Bahçeli’nin o çıkışı bir anda o muhalefet bloğu adına hesabı bozdu.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Benim başka bir partiyle, muhalefette olan başka bir partiyle ilgili yorum yapmam doğru olmaz, şıkta olmaz. Ama onlarda tabi seçime gidecekler, onlarda çalışacaklar, onlarda kendi tabanlarına, Türkiye’ye mesajlar verecekler.
Sunucu- Peki, süremin de sonuna geliyorum. Aslında başta sorduğum soruydu fakat daha buraya gelirken, haber merkezindeki arkadaşlarım, özellikle haber hazırlıyorlar. Bu Sayın Davutoğlu’yla geçen o anekdotu birazcık açmanızı istediler. Yani çok hoş bir fotoğraftı. İşin içine torunlarda girdi. Biraz anlatsanız en başından, nasıl…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hanımefendi, eşimi sordu. İyi olduğunu söyledim. Torunlarıyla ilgileniyor mu diye torunuyla, evet torunuyla ilgilendiğini de ifade ettim. Sayın Davutoğlu, eşinin telefonunu aldı, torununun yerde debelenirken, oynarken çekilen fotoğraflarını gösterdi. Büyük bir keyifle izlediğini, arada bir konuştuklarını, tabi torunların ne kadar önemli olduğunu, ne kadar sevdiğimizi karşılıklı olarak birbirimize anlattık. Torun sevgisi farklı bir şey tabi. Allah herkese nasip etsin diyoruz tabi. Allah’tan uzun ömür diledik. Kaderi güzel olsun dedik. Böyle güzel bir sohbetimiz oldu.
Sunucu– Teşekkür ederim artık benim son 1-2 dakikam, bendeki sorular bitti ama mutlaka atladığımız bir konu vardır, sizin özellikle değinmek istediğiniz bir husus vardır. 1-2 dakika…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bu seçimler önemli. Vatandaşım su soruyu kendisine sorsun. Ben oy kullandım. Niye beni tekrar sandığa gitmeye mecbur ediyorlar bunlar? Bir seçimin maliyetini niye benim sırtıma yıkıyorlar gene? Çünkü parayı onlar ödüyor. Biz ödemiyoruz parayı. Siyasetçi ödemiyor. Bizim tuzumuz kuru. Kim faturayı ödüyor? Vatandaş ödüyor. Sormalı, ya arkadaş, sen niye hükümet kurmadın? Neden kurmadın? Kılıçdaroğlu sana ne söyledi de sen vazgeçtin hükümet kurmaktan? Birileri sana baskı mı yaptı? Bunu sormalı. Sen madem ki hükümet kuramadın, bu süreçte mağdur olan kim? 1 kişi var. Biziz. Sen mağdura sahip çıkmıyor muydun? Çık o zaman. Sormalı tekrar vatandaşımız. Arkadaş sen hükümeti kuramadın, olabilir, kuramayabilirsin. Geçmiş hükümetlerde, ikinci, üçüncü, dördüncü kişilere de hükümet kurma görevi verilirdi. Türkiye’yi tekrar bir seçim sürecine sokmamak için. Neden en çok oyu alan 2. Partiye yetkiyi vermedin? Belki o kurabilirdi. Bu soruları vatandaş kendisine sormalı. Onun cebinden tekrar seçim yapılıyor. Onun cebinden. Onun parasıyla yapılıyor. Fatura onun sırtına yıkılarak yapılıyor. Onun sırtına yıkılıyor ama ona açıkça birde şantaj yapılıyor. Bak ha deniyor. Beni tekrar tek başına iktidar yapmazsan, Doğu, Güneydoğu daha da karışacak diyor. Orayı daha da karıştıracağım diyor. Ekonomiyi daha da kötü hale getireceğim diyor. Sana daha ağır fatura çıkaracağım diyor. Bu şantaja da vatandaşın boyun eğmemesi lazım. Madem ki, sen ülkeyi kaosa sürükledin, madem ki 13 yılda bu hale getirdin, kusura bakma, bende söz milletindir deyip sana dur diyeceğim demesi lazım. Ben bunu bekliyorum.
Sunucu- Peki Sayın Kılıçdaroğlu, çok teşekkür ediyorum.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Teşekkürler efendim."
Vişne Haber Ajans - Çiçek Güçlü