-“Yaşam odası için biz kanun teklifi verdik, önerge verdik AKP’lilerin oylarıyla reddedildi”
-“AKP’nin Suriye, Irak politikasından, IŞİD’dan, PKK’dan, başka bir yerden memnun olan gitsin oyunu AKP’ye versin. Hayır ben memnun değilim diyorsa adresi CHP”
-“Herkesle kavgalıyız. ABD Dışişleri Bakanı açar telefonu Suriye, Irak, Mısır Dışişleri Bakanıyla konuşur, bizim Dışişleri Bakanımız konuşamaz. 3 büyük başkentte Kahire’de Tel Aviv’de, Şam’da büyükelçimiz yok.”
Halk Arenası’nda Uğur Dündar sordu, CHP Lideri
Kılıçdaroğlu yanıtlamaya devam etti. ( 3 ) …/…..
Uğur DÜNDAR- Allah rahmet eylesin Vehbi Koç yaşarken işte hayatınız programını yapmıştım. Türk sanayinin önderidir. Türkiye’de ticareti de başlatan Türklerden biridir. Bana şunu anlatmıştı. Ankara’da bir kamu binası ihalesi alıyor. Dedi ki, tuğla dahil her şey ithaldi sadece inşaat işçileri bizdendi dedi. Yani düşünebiliyorsunuz nasıl bir yokluk içinde hiçbir şey üretemeyen bir Türkiye’de büyük önder Atatürk’ün o 15 yıllık süre içinde yarattığı mucize hakikaten mucize olarak tanımlanabilir. Onun için 20.yüzyılın en büyük lideri Atatürk.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bakın Uğur bey, koskoca Türkiye Cumhuriyeti kendi parasını basamıyordu. 1930 yılında Merkez Bankası kuruldu. Kendi paramızı ilk kez 1930 yılında kendimiz basmaya başladık. Yabancı bankalar basıyordu bizim parayı ve bütün bunlar yapılırken Osmanlının borçları dahil son kuruşuna kadar ödendi. 1946’da Merkez Bankasının bir genelgesi vardır. Hazinede 176 ton altın var der. Osmanlının borcunu ödüyorsunuz, ülkeyi Demirağlarla örüyorsunuz, bankalarınızı kuruyorsunuz, yabancı sermayeyi millileştiriyorsunuz, demiryollarını yapıyorsunuz, Osmanlının borcunu ödüyorsunuz, kimseye el avuç açmıyorsunuz 176 ton altınınız var. Böyle bir devletti ve bu devleti yönetende Mustafa Kemal Atatürk’tü.
Ne zaman bozuldu? Marshall yardımlarıyla bozuldu. Dediler ki ya siz niye uçak yapıyorsunuz biz size uçağı bedava vereceğiz. Siz niye gemi yapıyorsunuz size gemiyi bedava vereceğiz. Uçak fabrikasını kapattık, gemi atölyelerini kapattık. Askerlerin palaskası dahil kullandıkları çatal bıçak dahil tamamı dışarıdan gelmeye başladı. Bedava veriyorlardı. Kendi askerlerinin kullandıklarını getirip bize veriyorlardı ve biz onları kullanmaya başladık. Sonra bir baktık 1974 Kıbrıs çıkarması. Kıbrıs’a gönderecek gemi yok. Uçak vermişler 4 sefer inip kalktıktan sonra uçak tekerini değiştiremiyoruz tekerlek yok. Sonra? Uçağı koyacak benzin yok. Nereden aldık? Libya’dan Kaddafi verdi. Ne yaptık sonra? Kaddafi’nin linç edilmesine biz ortam hazırladık.
Atatürkçülük farklı bir şeydir. Bütün bunları ruhunuzda taşımazsanız siz Atatürkçü olamazsınız. Bütün bunları bilmezseniz, yakın tarihinizi bilmezseniz siz Atatürkçü olamazsınız. Lafla Atatürkçülük olmaz. Atatürkçülük sokak sokak, cadde cadde gezmektir. Atatürkçülük toplumu aydınlatmaktır. Atatürkçülük farklı bir şeydir. Akıldır, bilimdir Atatürkçülük. Manevi miras olarak bırakmıştır Atatürkçülüğü. Budur. Şimdi siz bütün bunları düşüneceksiniz, bütün bunları nasıl yapacaksınız? Ortaya koyduğunuz projelerle yapacaksınız, koyduğunuz hedeflerle yapacaksınız. Bakın biz ne diyoruz? Üreten Türkiye.
Uğur DÜNDAR- Ben değerli dostum Atila Sertel’le birlikte Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı birçok panele katılıyoruz, konferanslar veriyoruz ve neredeyse Tuncay Özkan kadar olmasa bile karış karış dolaşıyoruz Türkiye’yi. Seçmenin veya Cumhuriyet Halk Partisi tabanının ortak ve kesin talebi şu; her gittiğimiz yerde aynı taleple karşılaşıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi eğer milletvekili adaylarını önseçimle belirlemezse parti içi demokrasiden söz edilemez ve eğer Cumhuriyet Halk Partisi önseçimle milletvekili adaylarını belirlemeyip ithal tabir ediyorlar, milletvekili adaylarıyla seçime girerse oyunu %25’ten yukarıya kesinlikle çıkaramaz gibi bir algı kesinleşmiş durumda.
Şimdi taban merakla bekliyor Cumhuriyet Halk Partisi 2015 seçimleri için milletvekili adaylarını nasıl belirleyecek?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Uğur bey, tüzük değişikliği yapıldı ve kurultay kabul etti bunu. Aday belirlemede %85 önseçim, %15 merkez yoklaması şeklinde olacak.
Ama bizim iki tür partilimiz var, iki tür üyemiz var. Bir; düzenli aidatını ödeyen partililerimiz, biz onlara aktif üye diyoruz. İki; partiye olup aidatını ödemeyen, onlara da partinin sempatizanı diyoruz. İkiye ayırıyoruz. Önseçimlerde oy kullanıp milletvekili adayını belirleyecek olanlar aidatını düzenli ödeyenler olacak. İlk kez bir şey yaptık. Mobil aidat sistemini getirdik. Cep telefonu üzerinden ayda 1 lirayla 5 lira arasında cep telefonu üzerinden ödeme yapacaksınız. Son derece basit. Ne gideceksiniz makbuz almaya, ne şu, ne bu. Merkezden tamamını takip ediyoruz.
Ayrıca biz şimdi birde internet üzerinden üyelik getirdik. Eskiden şu şikayet gelirdi efendim gidiyorum ilçeye üyelik kaydımı yapıyorum ama üye olamıyorum, kimse beni üye yapmıyor. Bir sürü şikayet. Şimdi internete girebilirsiniz, Cumhuriyet Halk Partisine üye olabilirsiniz. Üyelik kartı Genel Başkan imzalı bir yazıyla ve bir rozetle evinize geliyor. Eskisini değiştirdik. Çok şey değişti.
Uğur DÜNDAR- Bir
son dakika bilgisi için kesebilir miyim izin verirseniz. Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız Ermenek’te iki madencinin cesedine ulaşıldığı bilgisini verdi biraz önce. Allah rahmet eylesin diyoruz, nur içinde yatsınlar, acımız büyük ne diyelim. Katliam, tek kelimeyle katliam.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Uğur bey, bakın şimdi bu kadar büyük olayların siyasi sorumluları olur. Size çok tipik bir örnek anlatacağım. Çağdaş bir ülkede, uygar bir ülkede siyasi sorumluluk nedir diye. Japonya, bir belediye başkanı 4 saat sular akmadı diye istifa ediyor. Çünkü diyor suların akmasından ben sorumluyum. Sular mademki 4 saat akmadı ben belediye başkanlığından istifa ediyorum. Siz Soma’da 301 kişi hayatını kaybedecek siyasi sorumlusu yok. Sorumlu kim biliyor musunuz? Herhalde bir iki tane maden mühendisi bulacaklar sorumlu sizsiniz. Ruhsatları kim veriyor? İktidar veriyor. Nasıl oluyor bu? Siyasi sorumluluğu vardır ve her yurttaşımın da siyasi sorumluların gereğini yapmasını isteme hakkı vardır demokrasilerde. Oturacaksınız orada risk haritasını belirlemeyeceksiniz.
Bakın, harita geliyor haritada nerelerde daha önce kuyular açılmışsa onların belirlenmesi lazım. Ermenek’te bu belirlenmemiş durumda. O nedenle yandaki kuyuda eğer su birikmişse ve taşmışsa sorumlusu o risk haritasında onu belirlemeyen siyasal iktidardır. Şimdi o işçilerin hayatını kaybeden işçilerin yakınlarına bakalım. Daha dramatik bir şey anlatacağım size. Diyelim ki bu işçiler haklarını arayacaklar ve dava açacaklar. Hangi parayla? Avukat tutacak paraları yok. Mahkeme harcını ödeyecek paraları yok. Bunları savunacak kimsede yok. Çünkü hepsi sendikasız. Hak aramanın bile bu kadar ağır maliyeti olan bir ortamda kimin hakkını nasıl savunacaksınız? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu söylüyoruz. Sendikalaşmanın önündeki engelleri kaldırın. Hani Kenan Evren vardı ya bir numaralı Atatürkçü olduğunu söylüyordu. Sendikalaşmanın önüne duvarlar koydu. İşçiler grev yapmasın, işçiler örgütlenmesin, işçiler haklarını savunmasınlar diye. Diyoruz ki, hükümete sen vesayet sisteminden söz ediyordun, vesayeti kaldırmaktan söz ediyordun. Gel önce şu 12 Eylül yasalarını kaldıralım. Sendikalaşmanın önündeki engelleri kaldıralım. Ses çıkmıyor. Sendikalara da sesleniyorum neden korkuyorsunuz siz? Aldığınız paraların tamamı işçilerin aidatları. Sizin hakkınızı biz savunuyoruz. En son anayasa mahkemesine gittik. Taşeron sisteminin kaldırılmasını savunan parti biziz. Buyurun sendikalar olarak bize destek verin. Miting yapın, eylem yapın. Koltuklarında oturuyorlar. Sonrada dönüp bize diyorlar ki, CHP niye görevini yapmadı. Cumhuriyet Halk Partisi anayasa mahkemesine gitti ve anayasa mahkemesi tarihi bir karar verdi değerli arkadaşlar. Sendikalaşmadan ötürü bir işçinin işine son verilirse 16 maaş işveren tazminat ödeyecek. Bunun yolunu biz açtık. O işçiler Cumhuriyet Halk Partisine mi oy veriyordu? Hayır. %90’ı gidip AKP’ye oy veriyorlardı. Yani kendi ayaklarına kurşun sıkıyorlardı. Ama biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz bize oy versin vermesin. Biz emeğin hakkını, alın terinin hakkını koruyan partiyiz. Bunu savunmak durumundayız. Çünkü biz sosyal demokrat bir partiyiz. İşçinin hakkını korumazsanız olmaz. Emeğin hakkını korumazsanız olmaz. Alın terini savunmazsanız olmaz. Biz bunları yapmak zorundayız.
Uğur DÜNDAR- Sayın Kılıçdaroğlu, sosyal medyadan gelen mesajlara bakıyorum. Deniliyor ki, Türkiye’de kömür üretimine çok büyük gereksinim var. Termik santrallar ağırlıklı olarak adı üstünde zaten termik kömürle çalışıyor ve iktidarın kömür yardımını sürdürebilmesi içinde kömür üretimi hızla devam etmeli. Bunu gören ocak sahipleri, işletmeciler maksimum kar, minimum maliyetle çalıştıkları için bu kazalar ve felaketler peş peşe yaşanıyor. Dolayısıyla sadece birkaç mühendis, işletme sorumlusu gibi işverenin emrinde çalışan kişileri yargı önüne çıkarmak yetmez, mutlaka işverenler de bu ölümlerden sorumlu tutulmalıdır. O takdirde bakın nasıl güvenlik önlemleri, güvenli çalışma önlemleri alınıyor şeklinde bir mesaj var. Cumhuriyet Halk Partisi bu düzenlemeyi getirecek mi iktidar olduğunda?
İkincisi, önseçim konusunu biraz daha açar mı Sayın Genel Başkan diye bir talep var. Bu parasını, aidatını düzenli ödeyen, ödemeyen ayrımı biraz kafa karıştırdı şeklinde değerlendirmeler var. Açar mısınız lütfen.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Uğur bey, işveren elbette ki sorumludur. Yani bir yerde iş kazası oluyorsa onun sorumlusunu bulacaksınız. Ama şu
gerçeği unutmamamız gerekiyor. O işverene ruhsatı veren kim? Siyasi iktidar. Ben bir maden ocağını kapatmaya kalktığım zaman 50 kişi araya giriyor açmak zorunda kalıyorum diyen kim? Bu iktidarın bakanı.
Şimdi Almanya kömür rezervi açısından dünyada bir numara. Son 30 yılda kömür çıkarırken iş kazasında ölen işçi sayısı Almanya’da 3 kişi. Son 30 yılda 3 kişi. Bizde sadece bu yıl 1200’ü aştı. Biz iş kazalarında Avrupa birincisiyiz, dünyanın da üçüncüsüyüz. Bu yıl dünya birincisi olma ihtimali çok yüksek ölümlerin fazlalığı nedeniyle. Çağdaş ülkeler nasıl yapıyor, bizim gibi ülkeler nasıl yapıyor? Yani devleti akılla yöneten ülkelerde önce risk alanları belirlenir, sonra o risklerin tamamı giderilir, işçiler eğitilir ve maden ocağına indirilir ve ölümler olmaz. Almanya gibi, Amerika gibi hangi ülkeyi alırsanız alın. Bizim gibi ülkelerde hiç risk analizi yapmazsınız, ocakta neresinde risk vardır, yoktur bakmazsınız, işçiyi eğitmezsiniz. Almanya’da yer altına bir işçinin inmesi için 3 ay eğitilir. Bizde ise sadece 3 gün. Soma’da ölen 30 işçi sözde eğitimdeydi. 30 işçi öldü. Eğitilmeden aşağıya indirdiler.
Şimdi siz eğer riski ortaya çıkarır, bulur, önlemini alır ve sonra işçiyi aşağıya indirirseniz bir sorun kalmaz. Yasalar var mı? Var. Bütün kurallar var mı? Var. Eksiğimiz var mı? Bir iki yer diyelim eksik ama eksiğimiz büyük ölçüde yok. Eksik olan ne? Bütün bunları siyasi iktidar görmüyor. Yandaşına veriyor maden ocağını git burada ortaçağ koşullarında maden çıkarabilirsin diyor. O da gidip çıkarıyor. Siyasi bir parti olarak bizim muhatabımız ülkeyi yöneten siyasi otoritedir. Ben işvereni muhatap almam. Çünkü izni veren o. Ben izni vermiyorum ki. Ruhsatı verende o. Ruhsatı veren bizzat Başbakanlık. Bakın Başbakanlık veriyor. Çıkardılar genelgeyi nasıl İstanbul’da kupon araziler için benden izin alacaksın diyorsa ruhsat içinde ben vereceğim diyor ruhsatı. O zaman sorumlusu odur. Bu ayrımı çok iyi bilmemiz lazım ve buna göre yapmamız lazım.
CHP iktidar olduğunda elbette kömür çıkacak bu ülkede. Yeraltı zenginliklerimizi elbette çıkaracağız. Nasıl? Almanya nasıl çıkarıyorsa bizde öyle çıkaracağız. Yaşam odası yeraltında. Bakın Şili’de 80 gün yaşam odasında kaldılar 80 gün sonra işçiler çıkarıldı. Sağ salim hepsi çıkarıldı. Plan bütçe komisyonuna yasa tasarısı geldi yaşam odası için biz kanun teklifi verdik, önerge verdik AKP’lilerin oylarıyla reddedildi.
Uğur DÜNDAR- Cesetlere de işçilerimizin yemek yedikleri yerde ulaşılmış. Düşünebiliyor musunuz yemek yemek
için bile yukarıya çıkartılmıyorlar ve derhal üretime devam etsinler diye artık evlerinden ne getirebildilerse o garibanlar orada yiyorlar ve her 6 metrede bir sağa, sola, yukarıya, aşağıya 20 metrelik sondajlar yapılmadığı için yani o maliyetten kaçıldığı ya da ihmal edildiği için bu felaketin kurbanları oluyorlar işçilerimiz. Yapılsa bu sondajlar su çıkacak ve bu felaket yaşanmayacak.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir çarpıklık daha var ciddi bir çarpıklık. Deneti için maden mühendisinin görevlendirilmesi öngörülmüş yasada. Ama aylığını işveren ödeyecek. Benim parasını ödediğim kişi beni nasıl denetleyecek? Denetimin bağımsız olması lazım. İşverenden de, devletten de bağımsız olması lazım ve tarafsız rapor yazması lazım. İşverene bağlı kılıyorsunuz onu ne yapsın istediği raporu vermese ertesi gün kapının önüne konacak. Bir şey daha var. Sık sık Sayın Davutoğlu söylüyor efendim diyor sendikalar diyor işçileri eğitmiyor. İşçi ben sendikalı olmak istiyorum dediği zaman kapının önüne konuyor. Nasıl sendika gidip onu eğitecek? Sendikalıyla yüz yüze gelemiyor işçi korkudan. Böyle bir tablo var.
Gelelim önseçime. Önseçim konusunda şu; yani %85 tüzüğümüze göre önseçimle belirlenecek adaylar. %15 merkez yoklamasıyla belirlenecek. Önseçim yapılacak yerler nereler olacak? Parti Meclisi karar verecek buna. Ama sonuçta büyük kentlerin büyük bir kısmında elbette ki…
Uğur DÜNDAR- Üç büyük kentte örneğin önseçim yapılacak mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet önseçim olacak tabi. Dediğim gibi önseçimde aidatını düzenli ödeyen altını çiziyorum…
Uğur DÜNDAR- Peki onların oranı nedir efendim? Oranı nedir tüm delegeler arasında?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Milletvekili sayısı olarak mı?
Uğur DÜNDAR- Hayır aidatlarını düzenli ödeyenlerin oranı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Çok fazla değil. O nedenle söylüyoruz ileride sandığa gittim…
Uğur DÜNDAR- O zaman gerçek anlamda önseçim yapılmıyor olacak.
Kemal KILIÇDAROĞLU- 10 kişi bile olsa aidatını düzenli ödeyen 10 kişi belirleyecek milletvekili sayısını. Yani adayları onlar belirleyecekler.
Uğur DÜNDAR- Peki şuandan itibaren ödemeye başlarlarsa?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Düzenli ödeyecek. Dediğim gibi hani böyle sandığa gitmeden 3 gün önce işte bir aday gidip hepsinin aidatlarını ödeyecek bu da gelecek oy kullanınca onu kabul etmiyoruz. Kimse kusura bakmasın. Düzenli ayda 1 lira mobil aidat ödeyecek gelecek milletvekili adayını da belirleyecek. Yani partiye aidiyetini kanıtlamış olacak. Ben bu partime aidatımı ödüyorum, benim seçme, seçilme hakkım var. Bende milletvekili adayımı belirliyorum diyecek.
Öbür aidatını ödemeyen üyelerimize herhangi bir şey söylemiyoruz. Onlarında başımızın üstünde yeri var. Ama diyeceğiz ki kusura bakma sen milletvekili adayını belirlemeyeceksin. Sen gene partimizin üyesisin, sana saygı duyuyoruz, partimize oy veriyorsun. Ama milletvekili adayını belirlemen için senin partiye ayda 1 lirada olsa aidatını ödemen lazım diyoruz.
Uğur DÜNDAR- Altını bir kez daha çizelim. Önümüzdeki aydan itibaren ya da bu aydan itibaren eğer geçmediyse aidatlarını düzenli olarak ödemeye başlayan tüm üyeler önseçimde oylarını kullanabilirler.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Tabi. Belirleyecekler. Ona şu kolaylığı da getiriyoruz. Hani gidip 1 lira için, 5 lira için ilçe merkezine gidiyim, il merkezine gideyim, aidatımı ödeyim, makbuzumu alıyım. Bu yükten de kurtarıyoruz. Herkesin cep telefonu var. Girecek numarayı, vatandaşlık numarasını girecek, 1 lira aidatımı ödüyorum diyecek evet tuşuna basacak. Bitti o kadar.
Dolayısıyla artık herhangi bir yere gitmeye, fiş almaya da gerek yok. Son derece çağdaş, son derece uygar bir ödeme sistemi getirmişiz. Bu çerçevede kabul edecek ve oy hakkını kullanacak.
Uğur DÜNDAR- AKP iktidarı her yönüyle bir yorgunluk sergiliyor ve bu iktidarın sürgit devam edemeyeceği anlaşılıyor. Kamuoyunun ortak kanaati bu. Dış gözlemcilerde bu doğrultuda değerlendirmeler yapıyor. Onlar o kadar önemli değil. Önemli olan bizim iç kamuoyumuzun bakış açısı. Tamam iktidar gidecekte Cumhuriyet Halk Partisi nasıl umut haline gelecek? Yani şuana kadar Cumhuriyet Halk Partisinin umut haline gelememesi sizce de bir eksiklik olarak değerlendirilmeli mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bütün vatandaşlarımın şunu düşünmesini isterim. Mevcut hükümet Türkiye’yi iyi yönetiyor diyorlarsa gidip oylarını versinler. Demokrasi içinde kararlarını versinler. Şapkayı önüne koyup düşünsün. Üzüm üreticisi düşünsün, kamyon şoförü düşünsün, işsiz düşünsün, emekli düşünsün. Memur oturup düşünsün. Evet bu hükümet çok iyi yönetiyor Türkiye’yi, durumumuzda çok iyi, cebimizde para var, Türkiye’de huzurda var. Dolayısıyla ben iktidar devam etsin deyip gidip oyunu verebilir. Ama diyorsa ki, bu ülkede bir huzursuzluk var, işsiz sayısı 3 milyonu buldu, bütün komşularımızla kavgalı hale geldik. Üretici ürününün alın terinin karşılığını alamıyor, satamıyor, kamyon şoförü memnun değil, emekli memnun değil diyorsa o zaman oturup baksın ben oyumu hangi partiye veririm. Eğer vicdanının sesini dinliyorsa aklına gelecek tek parti olmalı o da Cumhuriyet Halk Partisi.
Bakın bunu bütün inancımla söylüyorum. Neden biliyor musunuz? Uğur bey, devlette 27,5 yıl çalıştım. Türkiye Cumhuriyeti bütçesinden sonraki en büyük bütçeyi 5 – 6 yıl yönettim. Bakanlar acaba ben yolsuzluk yaptım mı diye incelenmedik bir nokta bile bırakmadılar. Dürüstçe çalıştık, bu ülkeye hizmet ettik. Hizmet etmeye de şimdi siyaset alanında devam ediyoruz. Hukuku savunuyoruz, demokrasiyi savunuyoruz. Bir şeyi daha söylüyoruz. Önce üreteceğiz, sonra hakça bölüşeceğiz. Üretmeyi savunuyoruz. Türkiye’nin gücü tüketimden kaynaklanmaz. Üretirse bir ülke güçlü olur. AB’ye bakın, Almanya’ya bakın. Almanya niye güçlü? Ürettiği için güçlü. Bilimde öyle, sanatta öyle, sanayide öyle, hayatın her alanında öyle. Peki üretim nasıl üreteceğiz? Katma değeri yüksek ürün üreteceksiniz. AKP’nin daha aklına bile bunlar gelmiyor. Siz katma değeri yüksek ürün üretemezseniz olmaz. Nasıl üreteceksiniz bunu? Üniversiteler bilgi üretecek. Eğer bir ülkede üniversiteler bilgi üretmiyorsa o ülkenin kalkınma şansı yoktur birbirimizi kandırmayalım. Biz ne diyoruz? Üniversite bilgi üretecek. Nasıl üretecek? Üniversiteler özgür olacak, özerk olacak. Bilim insanı hayatın her alanını tartışacak, düşünecek. Üniversitelerde her türlü düşünceler özgürce tartışılacak. Bilgi ancak o zaman üretilebilir. Biz bunu savunuyoruz. Biz kul hakkı yemiyoruz, yolsuzluk yapmıyoruz, hırsızlık yapmıyoruz. Herkesin hakkını teslim etmek istiyoruz. Kimsenin kimliğiyle uğraşmıyoruz, kimsenin inancıyla uğraşmıyoruz. Dini siyasete alet etmiyoruz. İnsanların kimliğini siyasete alet etmiyoruz. Kimsenin yaşam tarzına müdahale etmiyoruz. Diyoruz ki, biz bu ülkeye huzuru ve barışı getireceğiz. Biz bu ülkede herkesin karnı doysun istiyoruz. Saraylarda oturmayacağız, mütevazi evlerimizde oturacağız. Kadın – erkek eşitliğini savunuyoruz. Anneler sabahleyin çocuklarını rahat okula göndersinler, güler yüzlü okula göndersinler istiyoruz. Biz bunu istiyoruz.
Şimdi bunu isteyene oy vermeyeceksin, yolsuzluk yapana oy vereceksin. Kusura bakmayın o zaman şikayet etmeye hakkın yok senin. Bütün kirli işlerin faturası Cumhuriyet Halk Partisine çıkarılıyor. Otur bir düşün kardeşim. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar mı? Hayır. İktidar değilse niye Cumhuriyet Halk Partisini suçluyorsun? Söylüyorlar zaman zaman efendim işte 1930’lu yıllarda ekmek karneye bağlandı. Doğru ekmek karneye bağlanmasaydı her eve ekmek mi gidecekti? Birisi gelecekti fırını kapatacaktı. Sadece Türkiye’de mi vardı? Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de her yerde vardı. Bütün erkekler savaş alanında. Ulusal bağımsızlık savaşı veriyoruz. Siz kalkıp o günün koşullarını getirip bugünün Türkiye’sine nasıl koyabilirsiniz? İnsanda biraz akıl olur, insanda biraz vicdan olur. Bunu söyleyenler Ankara’da doğalgazı karneye bağlamışlar şimdi. Bundan söz eden yok. Doğalgazı karneye bağlarsın. Şimdi hala öyle. Kalkarsın 1930’larda efendim işte ekmek karneye bağlanmıştı. Herkes ekmek alsın diye herkes ikiden fazla ekmek almasın. Her eve ekmek girsin. Ekmek karaborsası olmasın. Amaç buydu. Kaldı ki, o yıllara ait koşullar var. Şimdi savaş yok, bir şey yok. Şimdi biz istiyoruz ki, bırakın her eve ekmeği, her eve huzur gelsin, her eve ekmek gelsin, her eve et gelsin. Her ev daha yaşam standardı olarak iyi bir yaşam standardını sürdürsün. Savunduğumuz bu şimdi. Üretmeyi savunuyoruz şimdi. Nitelikli ürün üretelim diyoruz. Biz bunları savunuyoruz.
Dolayısıyla eğer bu ülkede sağlıklı bir büyüme isteniyorsa, istihdam isteniyorsa, işsizlik olmasın isteniyorsa, birilerinin çocuğu için değil kahvedeki Mehmet efendinin çocuğu da iş istiyorsa oyunu Cumhuriyet Halk Partisine vermek zorundadır. Açık, net söylüyorum.
Bakın şunu da söyleyeyim, Suriye. Suriye politikasından bu ülke memnunsa oyunu gitsin AKP’ye versin. Irak’tan, IŞİD’dan, PKK’dan, başka bir yerden memnunsa gitsin oyunu AKP’ye versin. Hayır ben bu dış politikadan da memnun değilim. Dış politikanın özü nedir biliyor musunuz? Dış politikanın özü ekonomidir. Ortadoğu’da niye bu kavgalar oluyor? Yeraltındaki petrol zenginliği yüzünden. Peki bu dış politikadan bizim sağladığımız bir yarar var mı? Hayır hiçbir yararımız yok. Herkesle kavgalıyız. Eskiden ürün ihraç ederdik şimdi onu da yapamıyoruz. Nasıl bir dış politikadır bu? Amerika’daki Dışişleri Bakanı açar Suriye’deki Dışişleri Bakanıyla konuşur, Irak Dışişleri Bakanıyla konuşur, Mısır Dışişleri Bakanıyla konuşur bizim Dışişleri Bakanımız konuşamaz. 3 büyük başkentte bizim büyükelçimiz yok. Kahire’de yok, Tel Aviv’de yok, Şam’da yok. Mısır’a büyükelçi göndermek istiyoruz Mısır hükümeti kabul etmiyor. Türk büyükelçisini kabul etmiyoruz diyor. Eskiden Mısır’a gittiğimiz zaman taksi şoförü bile Türk olduğumuz için bizden para bile almazdı. Şimdi Türk olduğunuzu söyleyin sizi taksisine bindirmiyor. Bu mudur dış politika?
Herkes oturup yeniden düşünmeli. Şunu kesinlikle %100 garanti ederiz. Huzur, barış, uygarlık, işsizlikle mücadele, yolsuzlukla mücadele, yoksullukla mücadele. Bunları en iyi biz yaparız. Çünkü biz haram yemeyiz arkadaşlar, kul hakkı yemeyiz. Her kuruşun hesabını veririz.
Bir ara bir köye gittim, o zaman Grup Başkanvekiliydim. Köy kahvesinde oturdum köy CHP’ye oy vermiyordu. İmamı da davet ettik imamda yanıma oturdu. Dedim ki köylü arkadaşlara, ya arkadaşlar biz hırsızlık yapmıyoruz, biz yolsuzluk yapmıyoruz, biz kul hakkı yemiyoruz. Siz bize oy vermiyorsunuz, hırsızlık yapanlara oy veriyorsunuz. Bu olur mu dedim yani. İmama döndüm haklı mıyız? Halkısınız dedi. O köyün yarısı bize oy verdi. İnşallah diğer yarısı da oy verecek. Hepimiz gerçekleri anlatmalıyız.
Bakın gidin dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye’nin itibarı yoktur, sıfır. Siz konuşuyorsunuz Beyaz Saray’dan 10 dakika sonra sizi yalanlıyorlar. Türkiye bu konuma gelmemeli. Ben bundan rahatsızım. Mustafa Kemal’in Türkiye’sinde böyle bir tablo olmamalı. Ben bundan rahatsızım. Türkiye’nin bir saygınlığı var. İktidarlar gider, gelir, Başbakanlar gider gelir ama bir saygınlığı var. Saygınlığı sıfır olan bir ülkeyiz şuanda. Gidin Brüksel’e gidin, Almanya’ya gidin, Fransa’ya gidin, İngiltere’ye gidin, Rusya’ya gidin, Japonya’ya gidin. Başbakan, Türkiye yolsuzluklarla anılıyoruz. Nasıl bir ülkesiniz siz diyorlar.
Uğur DÜNDAR- Ayrıca son günlerde Ak Saray’la.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ak Saraya geleceğiz herhalde. Ak Saray demeyelim ona kaçak saray. Neden kaçak saray onu da söyleyeyim.
Uğur DÜNDAR- Tabi ki kaçak saray konusunu mutlaka konuşmamız gerekiyor. Çünkü kaçak saraya harcanan para 12 ülkenin milli gelirinden fazla ve uçağa harcanan para. Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi reklamlara gireceğiz. Reklamlardan sonra şu soruya cevap vermenizi rica edeceğim. Seyircilerimizde merakla beklesinler. Siz yolsuzluklarla mücadelede savaşçıydınız. Grup Başkanvekili olarak benimde yönettiğim açık oturumlarda çok başarılı performans sergilediniz ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olduğunuzda toplum o doğrultuda umutla sizin Cumhuriyet Halk Partisini iktidara taşıyabileceğinizi düşündü. Ancak 4 seçim yaşandı ve Cumhuriyet Halk Partisi AKP iktidarı karşısında başarılı olamadı. Bu sizde bir özeleştiri süreci başlattı mı? Yani acaba ben hatalı mıyım, benim yanlışlarım var mı? Ve bunları düşünürken hiç aklınıza istifa etmek gibi bir soru geldi mi, bir düşünce geldi mi? Reklamlardan sonra buna cevap vermenizi rica edeceğim.
Vişne Haber Ajansı