CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hitaben ''Ecevit’e dil uzatırsanız ‘orada bir dur’ deriz; önce sen ağzını yıka sonra Ecevit'e dil uzat'' dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.
"Sayın Deniz Baykal bir operasyon geçirdi. Bütün dualarımız Sayın Baykal ile birlikte. Deniz Baykal, bir kararlılığın, demokrasiye bağlılığın ismidir. Demokrasiyi katıksız savunmuştur. Hem Türkiye’nin hem bizim Baykal’a borcumuz vardır. Deniz Baykal, Türkiye’yi demokrasiye taşıyan isimdir. Buradan hekim arkadaşlara da çok teşekkür ediyoruz olağanüstü bir çaba sarf ediyorlar. Umarız kısa sürede sağlığına kavuşur ve aramıza döner.
Enis Berberoğlu geçmişi başarılarla dolu olan bir milletvekilidir. Önemli bir gazetecidir. Kendisine olmaya bir suçtan ceza kesildi. Kendisi casusluk iddiasıyla karşı karşıya kaldı. 25 yıl hapiste yatsın diye kararlar verildi. Bir üst mahkeme kararları bozdu. Bozulan kararın tutukluluğu olur mu? Bu tutukluğun olmaması gerekir. Avukat arkadaşlar serbest bırakılması için mahkemeye başvurdu. Berberoğlu, hastanede yattı, ameliyat oldu. CHP olarak geçmiş olsun dileklerimizi gönderiyoruz kendisine.
Yargının adalet bağlamında ciddi bir ivme kaybettiğini görüyoruz. Toplumda adalete olan güvenin de kaybolduğunu biliyoruz. Yargıyı yeniden ayağa kaldırmak bizden çok yargının görevidir. Olmayan bir suçtan biri hala hapisteyse bunu çıkarmak bizim değil, adalettin görevidir.
Adaletin olmadığı bir yerde devletin de olmadığını hepimiz biliyoruz. En üst yargı organlarından biri olan AYM’ye büyük görevler düşüyor. AYM bu ülkenin teminatıdır. Eğer AYM adalet dağıtacaksa, AİHM kararı çıkmadan önce adaleti dağıtması lazım. Yargı adaleti dağıttığı sürece toplumda kaybettiği itibarı kısa sürede kazanacaktır.
Bu ülkeye adaletin er geç geleceğine inanıyorum. Adaleti de hakkı da hukuku da bu ülkeye getireceğiz. Geciken adalet en büyük adaletsizliktir. Yargıya büyük görevler düşüyor.
Deniz bey Türk siyasi tarihinin önemli bir ismidir. En zor dönemlerde bile demokrasiyi savunmuştur. O bir demokrasi kahramanıdır. O kahramanlardan birisi de rahmetli Bülent Ecevit’tir. Ecevit gerek siyasete başladığında, gerek ülkeyi yönettiğinde hep halkın, ülkenin çıkarlarından yana politikalar oluşturmuştur. Kıbrıs’ta soydaşlarımız katledilirken, Kıbrıs’ta barışı sağlayan kişidir Bülent Ecevit. Türkiye’ye uygulanan ambargo sürecinde dik ve onurlu durması bilen kişidir, milli olmaya özen göstermiştir. Her yerde, her ortamda ülkenin çıkarını savunmuştur. Ecevit’e dil uzatırsanız ‘orada bir dur’ deriz; önce sen ağzını yıka sonra Ecevit'e dil uzat.
Hayatım boyunca kim olursa olsun bu ülkede taş taş üstüne koymuşsa ve ebediyete intikal etmişse arkasından en ufak bir laf konuşmadım. Sadece rahmet okudum. Hem Müslüman olacaksınız hem de ölmüş insanların aleyhinde konuşacaksınız. Müslümanlıkta bu yoktur.
Ecevit ne yaptı? Cebini mi doldurdu? Devleti mi soydu? Malı mı götürdü? Onurlu ve dik durdu. Ülkesini ve halkının haklarını sonuna kadar savundu.
Bir fotoğraftan çıkıp onu eleştiriyorsunuz. İnsanda biraz ahlak olur. İnsanda biraz insan olma duygusu olur. Bir insan insanlığını kaybetmişse bu tür bataklıklara yeri geldiğinde saplanır. Askerin başına çuval geçirilirken bu beyefendi neredeydi acaba? Gazeteciler soruyor; ‘Nota verecek misiniz?’ 'Müzik notasından mı söz ediyorsunuz' dediler. Korktu, elini dahi kaldıramadı. Ecevit'e gelince kapı gibi dil var.
Bize ait olan Ege adaları işgal altında. Beyefendide tık yok. Senin milliyetçiliğin mangal milliyetçiliğidir. Rahmetli Ecevit gidip birisinin dizinin dibine mi çöreklendi? Sen o fotoğrafı unuttuğumuzu mu sanıyorsun? Bunun meşhur bir danışmanı vardı fındıkçı. Koşa koşa Amerika’ya gitti; 'Bunu kullanın sakın deliğe süpürmeyin' dedi. 'Türkiye Cumhuriyeti kabile devleti değildir' diyor.
Türkiye Cumhuriyeti kabile devleti değil evet ama sen kabile devleti olması için özel olarak mücadele ediyorsun. Biz de sen kabile devleti yapma diye mücadele ediyoruz. Kabile devleti dış dinamiklerin savurduğu devlettir.
Adalet terazisi eğilip bükülmüşse orada kabile devleti vardır. Kendine 1100 odalı saray yaptıracaksın. Millet aç sen saraylarda yaşayacaksın. Her gece de ayrı bir odada yatacaksın. Niçin? Korkudan. Korkunun egemen olduğu bir yerde yürümez bu işler. Yasakların, yolsuzluğun ve 9 milyonun yoksul olduğu bir ülkede adaletten, demokrasiden söz edilemez. Bunun adı kabile devletidir. Kabile reisi diyor, ‘bu kanun isteseniz de istemeseniz de mutlaka çıkacak’. Kim diyor? Kabile reisi diyor. TBMM başkanından ses yok. Bir de reisin elemanları var. Kendi partisinin milletvekilleri. Hiçbiri de demiyor, bizim de bir irademiz var. Bunun adı kabile devletinin kabile reisi. Millet sizi buraya 19 Mayıs hareketleri yapın diye mi gönderdi yoksa milletin çıkarlarını savunun diye mi gönderdi?
Tutturmuş bizim 1500 silaha ihtiyacımız var. Ne için? Kabile reisini korumak için. Ülkede kimsenin güvenliği yok ama o kendi can güvenliğini sağlamak için Amerika’ya diyor ki; ‘bana silah ver korumalara vereceğim'. Bu kabile devletinde olur ama buna izin vermeyeceğiz.
Bu kişi çok sık aldatıldığını ve kandırıldığını söyler. Amerika ile ilişkileri düzeltmek için dünyanın parasını verdiler oradaki lobi şirketlerine. 76 milyon 965 bin 507 dolar yani yaklaşık 77 milyon dolar para lobi şirketlerine ödendi. Peki ilişkiler düzeldi mi? hayır. ‘Lobi şirketleri de beni kandırdı’ diyecek. Fakir fukaranın parasını ödedin. Bir kabile reisi her önüne gelen tarafından kandırılıyorsa o kabileyi yönetemez. Biz onun için Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışacak, tarafsızlığını koruyacak birinin o koltukta oturmasını istiyoruz. Namusu ve şerefi üzerine yemin edip o koltuğa oturup tarafsız davranmıyorsa o kişi, hiç kimse bu ülkenin Cumhurbaşkanıdır diyemez.
Mecliste bir torba kanun görüşülüyor. Bu torba kanun ile 3 mobil şirketinin 5 milyar liralık borcu siliniyor. Peki çiftçilerin tarım kredi kooperatifine borcu ne kadar 4 milyar 300 milyon. Mobil şirketlerin borcunu siliyorsun da çiftçilerin borcunu niye silmiyorsun? CHP iktidarında bu 4 milyar 300 milyon lira borcun da faizini de sileceğiz.
Sırbistan’dan 5 bin ton löp et ithal edeceğiz. Kozaklı’dan dönerken Kırşehir’e bir taziyeye uğradık. Bana orada “Kırşehirli besiciler olarak ithal et istemiyoruz” dediler. 2010’da et ithalatına 6 liradan başladık. Bugün 14 lira. Et ithalatında vergileri düşürdüler. Et ucuzlamadı aynen pahalı duruyor. Peki kim kazanıyor? Et ithal ettiğiniz ülkenin besicisi kazanıyor. Sırbistan deyince aklımıza Sırbistan kasabı geliyor. 3 yılda 250 bin Boşnak öldürüldü. Katleden bir Sırp. Miloseviç. Şimdi hapiste. Gidip onunla el sıkışıyorsun şimdi. Bu etler bir kere besmelesiz kesildi. Bu löp etin saraya gitmesi lazım. Neden? E adam kul hakkı yemeye alışmış zaten. Besmelesiz et yese ne olur yemese ne olur? Millete götürmesinler saraya götürsünler. Orada yesinler bu etleri.
Şu soru çok önemli. Çiftçi kazanmıyor, memura bir şey vermedin, emekliye bir şey vermedin... İşçi asgari ücrete neredeyse mahkum edildi. Kimse kazanmıyor. Peki, kazanan kim? Ülke kalkınıyor hadi diyelim doğru, peki parayı kim alıyor? Ben size bir sır vereyim, kimseyle paylaşmayın, önemli bir sır. Faiz lobisi alıyor. Bu ülkenin bütün insanları, 80 milyonu bir avuç faizciye çalışıyor. Yaklaşık üç yıllık sürede, yani 2015 yılıyla 2017 Ağustos’u. Vatandaşların tüketici kredisi ve kredi kartları dolayısıyla bankalara ödedikleri faiz yaklaşık üç yılda 127 milyar 673 milyon lira. Kredi kartı tüketici kredisi alıyorsunuz bankadan. Bu bankalar üç yıl dolmadan, yaklaşık iki buçuk yılda 127 milyar, yani 127 katrilyon lira faiz ödeniyor. Para nereye gidiyor? Demek ki buraya gidiyor.
Tabii bu vatandaşların Türkiye’de ödedikleri faiz, bir de Türkiye’nin dışarıya ödediği faiz var, o da ayrı. Daha önceki bir konuşmamda demiştim ki, 15 yılda 142 milyar dolar faiz ödendi bir avuç faizciye, yurtdışına. 142 milyar dolar! Dün arkadaşlara dedim ki, yeni rakamı çıkarın, o Mayıs ayı itibariyleydi. Şimdi Ağustos’a geldik, Ağustos’ta ne oldu bu rakam diye. Artan rakam, yani bu yılın Mayıs’ıyla Ağustos’u arasında ödenen ek faiz 2 milyar 550 milyon dolar. Yani 15 yılda Ağustos’a kadar Türkiye’nin yabancılara, bir avuç yabancıya ödediği faiz miktarı 144 milyar 892 milyon dolar.
Diyor ya beyefendi “faize karşıyız” bunu ben mi ödüyorum? Sen faize karşıyım diyorsun, elinde her türlü yetki var. Kardeşim faizi indirsene. Çıkar bir kanun hükmünde kararname, de ki faizi sıfır yaptım. Gücün var mı? Var. Niye yapmıyorsun? Çünkü sen faizcilerin adamısın, sen bu milletin insanı için değil, bir avuç faizci için çalışıyorsun.
Onun gücü garibana yetiyor. Ensesine vurup ağzındaki lokmayı alıyor. Bu ülkede vicdan sahibi herkese sesleniyorum, herkese. Eğer birisi kalkıp bir garibanın ensesine vurup ağzından lokmayı alıyorsa, sandıkta ona oy vermeyin, oy vermeyin. Dürüst, namuslu, sözünün arkasında duran ve en önemlisi birileri tarafından kandırılmayan adama verin. Çünkü kandırıldı mı olmuyor, bu işler olmuyor.
Tabii siz faizciye çalışırsanız ne olur? İşsizlik olur. 7 milyona yakın işsizimiz var. İşsizlik bütün kötülüklerin anasıdır. İşsiz kalırsanız her türlü lanete bulaşabilirsiniz. O nedenle işsizlikle mücadele önemlidir. Bütün devletlerin ana mücadele alanı işsizliktir. Çünkü bir kişinin işsiz kalması, ülkenin huzursuz olması demektir. Bir ailede işsiz varsa, o ailede huzur yoktur. Mahallede huzur yoktur, apartmanda huzur yoktur. 7 milyon işsiziniz varsa, memlekette huzur olmaz. Üstelik üniversiteyi bitirmişler. Bu tablo neyi getiriyor? Ahlakta yozlaşmayı getiriyor.
Birleşmiş Milletler geçenlerde bir açıklama yaptı. Açıklamayı yapan daireyi de söyleyeyim, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Dairesi. Diyor ki; sentetik uyuşturucu kullanımında ölümlerde Türkiye Avrupa birincisi. Sentetik uyuşturucu kullanıp da ölenlerde Türkiye Avrupa birincisi! Bu ayıp bile 15 yıldır bu ülkeyi yönetenlerin boynuna asılması gereken bir ayıptır. Yazık günah değil mi bu çocuklara? Büyük bir kısmı genç...
Son 10 yılda uyuşturucu suçlarından cezaevlerinde yatanların sayısı yüzde 410 arttı. Madde bağımlılığından ötürü gidip de ayakta tedavi olmak isteyenlerin başvuru sayısı yüzde 674 arttı. Yatan hasta sayısı uyuşturucudan, artış oranı yüzde 381. Uyuşturucu dolayısıyla yakalanıp tedavi için hastaneye yatırılan hastaların yüzde 10,9’u, yani yüzde 11’i 15 yaşından küçük çocuklar. Diyorum ya, bunların yatacak yeri yok. Kendi çocuklarımıza sahip çıkamıyoruz. Yüzde 39,2’isi 15-19 yaş aralığında, yüzde 30,1’i 20-24 yaş aralığında, yüzde 11,6’sı 25-29 yaş aralığında. Ahlakta niye yozlaşma oluyor? Budur. Bu tablonun sebebi işsizliktir.
Bu ailelere gidin, anne perişan, baba perişan. Ne yapıyorlar, bir önlem mi alıyorlar? Emin olun hiçbir şey yapmıyorlar, hiçbir şey yapmıyorlar! Onların derdi faizciye nasıl biraz daha fazla faiz kaptırırım, nasıl daha fazla para veririm onlara. Bunların derdini kim dile getiriyor? Biz getiriyoruz. Bunlar bizim çocuklarımız, bizim evlatlarımız. Bu evlatlarımıza sahip çıkmak bizim görevimiz.
Bütün vatandaşlarım şundan emin olsun, suç oranının en düşük olduğu belediyeler Cumhuriyet Halk Partili belediyelerdir. Bunu iddia da ediyoruz, ispat da ediyoruz. Çünkü biz insanımızı seviyoruz, ona hizmet ediyoruz. Uyuşturucuyla mücadele konusunda CHP’li belediyeler önemli adımlar da attılar. Biz tabii sorunu çözeceğiz. Uyuşturucuyu satanlara, üretenlere en ağır cezaların verilmesi lazım, bu işin affı yoktur.
Ortadoğu kaynıyor. Biz zamanında dedik ki, bu Ortadoğu bataklığına girmeyin. Bizi Esad’çı ilan ettiler. Yapmayın yanlış yapıyorsunuz dedik. Efendim siz ülkeyi sevmiyorsunuz dediler. Bakın Ortadoğu bataklığı kimseye hayır getirmez dedik, siz bu konuyu bilmiyorsunuz dediler. Dün 4 şehidimiz geldi. Çıktım dedim ki, evet İdlib’e gidilecek. Niçin? Mecbur bıraktılar. Onlar stratejiyi ürettiler, bunlar da o stratejinin gereği olarak İdlib’e gitmek zorunda kaldılar. Gitmeli mi? Evet, gitmeli dedim. Ama gelen her şehidin sorumlusu bu sarayda oturan zattır dedim. Vay efendim sen beş dakika önce böyle söyledin, beş dakika sonra şunu söyledin. Ben ne söylediğimi gayet iyi biliyorum, Ortadoğu bataklığına Türkiye’yi soktun, şimdi faturayı bu ülkenin garibanına, fakir fukarasının çocuğuna çıkarıyorsun dedim. Evet, çıkarıyorsun.
Ortadoğu bataklığına sen sokmadın mı? Dostu Esad olanın, nasıl oldu da bir süre sonra düşmanı Esad oldu? Dostuydu, nasıl oldu da birdenbire düşmanın oldu? Ne oldu da oldu? Üç, kimin zamanında Suriye’deki kendi topraklarımızdan Süleyman Şah Türbesini kaçırmak zorunda kaldık? Buna da diyecekler CHP zamanında diyecekler. Suriye’ye girecek ve 24 saatte Şam’daki Emevi Camiinde namaz kılacaktık. Nasıl oldu da, tam tersi gerçekleşti ve 4 milyon Suriyeli Türkiye’ye girdi? Nasıl oldu? CHP yaptı diyecekler. Tabii CHP iktidarda, onlar farkında değiller. Beş, Türk askerinin İdlib’e girme ve Esad’ın yanında yer alması stratejisi kime ait? Şimdi Esad’ın bir numaralı adamı. Bu kimin yanlış stratejisinin çöktüğünü gösteriyor?"