loading
close
SON DAKİKALAR

Kılıçdaroğlu'ndan iktidara tank palet fabrikasının özelleştirilmesiyle ilgili 9 soru

Kılıçdaroğlu'ndan iktidara tank palet fabrikasının özelleştirilmesiyle ilgili 9 soru
Tarih: 15.01.2019 - 12:22
Kategori: Gündem

CHP grup toplantısını CHP'nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş'ın tanıtım töreni dolayısıyla ATO Congresium'da yaptı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Sakarya'daki tank palet fabrikasının AKP'li Ethem Sancak'ın sahibi olduğu BMC'ye devredilmesiyle ilgili iktidara 9 soru yöneltti.

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:

"Bu toplantıda bir eksiğimiz var. Levent Gök aramızda yok. (Meclis Başkanvekilliği) Tarafsızlığı gereğiyle aramızda yok.

Ankara hepimizin göz ağrısı. Ankaralılar huzur içinde caddelerde gezsinler. Kimsenin ötekileştirilmediği, herkesin huzur içinde yaşadığı bir Ankara...

Ahmet Hamdi Tanpınar ‘Beş Şehir’ adlı eserinde Ankara’yı şöyle anlatır, “Çok defa Ankara Ovasına bakarken Hacı Bayram’ın ömrünün sonuna kadar müritleriyle ekip biçtiği tarlaları düşünürüm. Acaba hangi tarafa düşüyordu, belki de kendi yaptığı caminin bulunduğu yerlere yakındı.” Bütün ova onun zamanında bile imece ile işleniyordu. Ovayı imece ile işleyen, ortak aklı, beraber çalışmayı, beraber paylaşmayı, birlikte yaşamayı öngören Hacı Bayram Veli. Milli Kurtuluş Savaşı’nda da aynı imece anlayışı vardır. Hacı Bayram Veli’nin ömrünün geçtiği, imece kültürünü getirdiği, birlikte çalışma kültürünü getirdiği, birlikte mücadele etme ve herkesin karnının doyduğu bir anlayışı, bir imece anlayışını buraya getiren, Ankara’ya getiren, Anadolu’nun merkezine getiren Hacı Bayram Veli ve arkadaşları. Aynı kültürü Milli Kurtuluş Savaşı’nda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te görüyoruz. O da Milli Kurtuluş Savaşı’nı Ankara’da bir imece kültürüyle başlattı. Birlikte mücadele etmek, birlikte savaşmak, egemen güçlere karşı birlikte savaşmak, kimsenin kulu ve kölesi olmamak; Ankara’nın başkent oluşunun özünde yatan budur, bu anlayıştır, bu felsefedir. Birlikte yaşayacağız, hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz, birlikte mücadele edeceğiz, hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Ankara. Bu anlayışla gidiliyor. Ve 3 bin yıllık tarihi olan bir Ankara ve 100. yılında, 2023’te, inşallah Sayın Mansur Yavaş Ankara’yı yönetecektir. 

Nasıl bir Ankara teslim alındı? Cumhuriyetin ilk yıllarına gitmek istiyorum. Okuma yazma oranının en düşük olduğu kentlerden birisi Ankara’ydı. Falih Rıfkı Atay şöyle anlatıyor; “İstasyona giderdik, istasyonda beklerdik. Trenden kravatlı bir beyefendi inerse, kesinlikle bu okuma yazma biliyor, bunu alalım götürelim, devlet dairesinde memur yapalım diye...” Devlette çalışacak, memur olacak okuma yazmayı bilmeyen milyonlar vardı. Ama okuma yazma bilenlerin sayısı son derece azdı. Yani Falih Rıfkı Atay Çankaya eserinde Ankara’yı şöyle anlatır, “İstasyon, sonra bataklık, sonra mezarlık ve derme çatma Karaoğlan’dan sonra yangın yeri. Onun sonunda da kerpiç, kaldırımsız, eğri büğrü sokaklı bir köy, Ankara bu idi” der. Ankara’yı böyle anlatır. Ama Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları Ankara’yı Başkent ilan ettikten sonra dünyanın ilk planlı kentlerinden birisi olarak tarihe geçti. Dünyanın ilk planlı Başkentlerinden birisi olarak tarihe geçti. O kenti planladı, kooperatiflerin kurulması, Bahçelievler Kooperatifinin kurulmasının özünde de bu yatar. Yine bir birlikte olma, bir imece mantığı yatar ve beraber çalışma, beraber huzur içinde yaşama mantığı yatar.

Türk dostu Fransız yazar Claude Farrere Ankara’da Dört Hanım romanında şöyle bir açıklama yapar: “Yürürken - ki 1920’lerin, 25’lerin Ankara’sını anlatıyor - yürürken samimi olarak o yola hayran kalıyorduk. İki paralel geniş cadde, ortadaki geniş kaldırımı çevrelerken iki yan kaldırım iki caddeyi çevrelemekteydi. Tüm alan Paris bulvarlarının dahi ışıklandıramadıkları güçte aralıklı konulmuş direklerdeki üçlü elektrik ampulleriyle ışığa boğulmaktaydı. Bitmez tükenmez uzunluktaki cadde zikzaklar çizerek Çankaya’ya değin çıkıyordu.”
Ve o yılların Ankara’sı büyük kısmı bataklık olan bir Ankara’ydı. Sivrisinekler, trahom ve sıtma en tehlikeli hastalıkların başında geliyordu. Ve Ankara’yı Ankara yaptılar. O bozkırı yemyeşil bir Ankara yaptılar. Gençlik Parkı, Hisar Parkı, Hacettepe Parkı, Emniyet Parkı, Aktepe Parkı, Söğütözü Parkı, Gölbaşı Plajı, Atatürk Orman Çiftliği… 1920’ler, yemyeşil bir Ankara’ya dönüştürdüler. Yemyeşil bir Ankara’ya dönüştüren, o yıllarda çaba harcayan, emek harcayan bütün Ankaralı büyükleri selamla ve saygıyla anıyoruz. Bozkırı yeşilliğe dönüştüren o dönemin kahramanları bugün bir beton Ankara’yla, bir beton ormanıyla karşılaşmamızı asla düşünmüyorlardı. Onlar güzel bir Ankara’yı sürekli kılmak istiyorlardı. Ama olmadı bu, bir beton ormanıyla karşı karşıyayız. Ama bunu değiştireceğiz. Kötü kader asla kader değildir ve sürekli de değildir. Bunu kiminle değiştireceğiz? Bir kişiyle değiştireceğiz, bir kişinin gücü, bir kişinin iradesiyle değiştireceğiz, bir kişinin kararlılığıyla değiştireceğiz. O kişi ve arkadaşları Ankara’yı 21.yüzyılın çağdaş başkenti haline getirecek, o kişinin adı Mansur Yavaş! Ankara’nın kaderini değiştireceğiz. 21.yüzyılın kendisinden söz edilen en görkemli başkentlerinden birisi olacak Ankara.

Ben gittiğim her yerde Belediye Başkanı arkadaşlarımdan üç şey isterim: Bir, hiç kimsenin emeğiyle oynamayacağız. Sayın Mansur Yavaş’la aynı kararlılıkta Ankara Büyükşehirde veya diğer belediyelerde çalışan herkesin iş güvencesi Sayın Yavaş olacaktır. Hiç kimsenin işine son verilmeyecektir. Herkesin aşına ve işine saygı gösterilecektir, yeter ki çalışılsın. İki, biz yani sosyal demokratlar, bizler her kuruşun hesabını millete vermeyi onurlu bir görev kabul ederiz, her kuruşun hesabını. Çünkü harcanan her para milletin parasıdır ve millete hesabını vermek de bizim temel görevlerimizden birisidir. Aynı anlayışla Sayın Mansur Yavaş da harcadığı her kuruşun hesabını milletine ve Ankaralılara verecektir. Üç, hiç kimseyi ama hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Herkesi kucaklayacağız. Sayın Mansur Yavaş da aynı politikayı güdüyor, aynı çerçevede hareket ediyor. Hangi partiden olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun; insansa, sorunları varsa o sorunları çözmek bizim boynumuzun borcudur. Biz insanımızı seviyoruz ve onun sorununun çözümü için her türlü çabayı göstereceğiz.

Batının egemen güçleri iktidarı yola getirmek istiyorlar, tehdit ediyorlar; sabaha kadar bekliyor, sabah olsa da ben bir Trump’ı arasam diye. Geldiğimiz noktayı görüyor musunuz? Şunu hiç kimse unutmasın, en rahat yönetilen kişiler egemen güçler tarafından teslim alınan kişilerdir. Trump 'Türkiye'yi ekonomik olarak mahvederiz' diyor. Bekledim ki en sert tepki iktidar kanadından gelsin, gelmedi. Açık söylüyorum sokak kabadayısının diliyle Türkiye Cumhuriyeti'ni kimse tehdit edemez. Kimse unutmasın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemen güçlerin lütfuyla kurulan bir devlet değil. Temelinde milyonlarca şehit vardır. Egemen güçlere ülkeyi teslim etmeyen Kuvayı Milliye vardı. Bağımsızlık için mücadele ettiler. Biz onların torunlarıyız. Onlar sonra CHP'yi kurdular. CHP'li olmak egemen güçlere karşı kararlılıkla mücadele etmek demektir. CHP avukat odalarında değil savaş meydanlarında kurulan bir parti.

16 yıl ülkeyi yönetir 16 yılın sonunda Türkiye'yi tefecilere muhtaç hale getirirseniz ensenize vurup lokmanızı alırlar, sesinizi çıkaramazsınız. Biz sessiz çoğunluk egemen güçlere teslim olmayacağız. Teslim olmak karakterimizde, inancımızda yoktur. Osmanlı borçlandığı için batmıştır. 16 yılda AK Parti döneminde Londra'daki bir avuç tefeciye ödenen faiz 162 milyar 156 milyon dolar oldu. Ses çıkaramıyorlar tefecilere teslim oldukları için. Biliyorlar ki en rahat yönetilecek kişi o. Cumhuriyeti kuranların yaptıkları ilk işlerden birisi egemen güçlere borçları ödemek ve onurlu, dik durmaktı.

Her şeyi sattılar. Sıra askeri fabrikaları satmaya geldi. Sakarya'da 1975'te kurulan tank palet fabrikası özelleştirme adı altında birilerine peşkeş çekiliyor. Fırtına obüsleri bu fabrikada yapıldı. En verimli 3. fabrika. Dünya sıralamasında 5. sırada. Yeniden kuracaksan bedeli 20 milyar dolar. Kalkıp bunu özelleştirip satıyorsunuz. 20 Aralık 2018'de Resmi Gazete'de yayımlandı. Tepkiler üzerine saraydaki kibir abidesi 'yapılan iş özelleştirme de değil, işletme hakkının belli kısıtlamalar dahilinde BMC'ye devredilmedir' diyor. BMC kimin biliyorsunuz. Devleti yönetenlerin yapması gereken halka yalan söylememektir. Yalancıdan devlet adamı olmaz. Yalancı itibar görmez. Kararname olmasa çark edecek, kararnamede yazıyor. Açıklıyor özelleştirme değil diye. Yazdığına mı konuştuğuna mı inanalım?

Tank-palet fabrikasının özelleştirilmesiyle ilgili iktidara 9 soru

9 soru soruyorum.

1-Fabrikanın özelleştirilme işlemleri için değer tespit komisyonu oluşturulmuş mudur?

2-Yapıldıysa bu değer kaç TL'dir?

3-Fabrikanın özelleştirme işlemleri için ihale komisyonu kuruldu mu?

4-İhale yapılmış mıdır? Yapıldıysa ne zaman, nerede, hangi usule göre yapıldı?

5-İhaleye kaç firma teklif vermiştir, verilen teklifler nelerdir?

6-İhaleyi alan firmaya üretim yetkisi verilmiş midir?

7-İhaleden sonra çalışma yetkisi verilmiş midir? Verilmişse askerlerimizi ihaleyi alan Katar'ın emrinde mi çalışacak?

8-BMC'nin yüzde 49,9'u Katarlılara kaça satıldı? Bedava verildiği söylenen uçan sarayla bu ihalenin bir bağlantısı var mı?

9-İhale yapılmadıysa sebebi nedir, hangi kanun size bu yetkiyi veriyor? Bu 9 sorunun cevabını saraydan da , sözcülerinden de, Milli Savunma Bakanınından da bekliyorum.

Egemen güçlere teslim olmuşlarsa ülkenin çıkarlarını savunamazlar.

YSK'ye güvenmiyorsanız seçimlere girmeyin, deniyor. Biz halka güveniyoruz. Bizim belediye başkan adaylarımız namuslu, adaletli, ahlaklı olacaklar. Pozitif ayrımcılığa yoksul mahallelerden başlayacaklar. Bunu yaparken sol elin verdiğini sağ el görmeyecek.

Mansur Yavaş Ankara'yı turist çeken bir hale getirecek. Güzel bir Ankara'ya hep birlikte kavuşacağız."

Kaynak : Vişne Haber Ajansı-www.istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları