loading
close
SON DAKİKALAR

Kılıçdaroğlu'ndan Şok Açıklamalar

Kılıçdaroğlu'ndan Şok Açıklamalar
Tarih: 22.03.2012 - 07:25
Kategori: Siyaset

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu CHP Grubu’nda Başbakan Erdoğan’ı, 'Ne tampon, ne taşaron ol. Mustafa Kemal Yurtta Barış, Dünyada Barış demiş. Sen savaşa soyunuyorsun' diye uyardı

Kılıçdaroğlu, “Başbakan, ‘Türkiye büyük devlet’ diyor. Evet, Türkiye büyük devlet, buna inanıyorum ama, sen küçük bir Başbakansın” dedi. 

İşte o konu başlıkları;

- “Başbakan daha önce askerlerimizin başına çuval geçirten, günümüzün CİA Başkanıyla oturup, konuşuyor. Ne konuşuyorsun sayın Başbakan? Başını uzatıyorsun çuval geçiriyorlar” 

-''Çuval konusunda ABD’ye tek soru sordunuz mu? Hem 'büyük devletim' diyeceksin hem soru sormaktan korkacaksın, sonra da kalkıp Türkiye'de efeleneceksin. Yemezler. O efelenmeye izin vermeyiz. Sözüm var, ahdim var, senin ne mal olduğunu anlatacağım'' 

-''CHP olarak, şehit, gazi, dul ve yetimleriyle ilgili 5 kanun teklifi hazırlamışız, vermişiz. Dikkate alımamış, bugün teklif getiriyorlar. Akılları başlarına yeni geldi”

-''Başbakan eğitim ile ilgili tekliflerine pedagojik diyor. Konu ne ideolojik, ne de pedagojik. Konu kriminoloji. Konu suç, suçu nasıl örterim, malı nasıl götürürüm''

-''Sen yolsuzlukta reform yapıyorsun, yolsuzluk yapanlara güvence sağlıyorsun''

-''Milletin cebinden çalıyorsun, çocukların geleceğini çalıyorsun. Sonra 'eğitimde reform yaptık' diyorsun''

“Sayın Başbakan, bir Emine Akçay'a bakın, bir de Deniz Feneri'ne bakın. Emine Akçay'ın annelik gururu dayanamıyor intihar ediyor. Deniz Feneri, fitre yolsuzluğu yapanlara bakın. Onların yaşadığı lüks hayata bakın, bir de Akçay'a bakın. Bir de elinizi vicdanınıza koyun, Hükümet'e bakın, dönün Suat Kılıç'a bakın...” .

-“Suat Kılıç’a, genelde yoksulların, orta hallilerin yaşadığı yerde, ucuza bina kapatıp, köşeyi dönenlere bakın. Bu milletten utanmıyorsan, Emine Akçay'dan utan. O açlıktan, yoksulluktan kendini asarken, sen dünyalığını sağlamaya çalışıyorsun. Yetmez mi sana bu kadar para, öbür dünyaya mı götüreceksin?”

-“Bakan Kılıç hakkında gensoru verdik. Adım gibi eminin, bütün AKP’lilerin elleri, gensorunun reddi için kalkacaktır. Neden? Çünkü, yolsuzluk yapmak temel meslekleri, görevleri, en iyi bildikleri iş' bu “

-“AKP zengin sofralarının vazgeçilmez konuğudur artık, lüks jeeplerden inmeyenlerdir. Emine Akçay'ın kendisini asmasından, başta iktidar partisi olmak üzere herkesin sorumluluğu var. Biz sorumluluğumuzun gereğini yerine getirdik. Seçimlerde 'aile sigortası' dedik. Aile Sigortası Kanunu olsaydı kendisini asmazdı, hesabına her ay 600 lira yatırılacaktı, okula giden çocuğu için 100 lira alacaktı. Kimseye minnet etmeyecek ve kendisini asmayacaktı”

-“Bütün CHP'lilere sesleniyorum; CHP'nin iktidar olma görevi ve zorunluluğu var, Emine Akçaylar, Samsun'da açlıktan ölen Kübra bebek, Milas'ta açlıktan ölen gazimiz için var bu görev...”

“Bir gazeteci tahliye olduktan sonra, 8 yaşındaki çocuğunun kendisini ziyarete gelirken yaşadığı dramı, gözyaşları içinde anlattı, bütün Türkiye ağladı. Erdoğan gülmüştür. Çünkü vicdanı ile sorunu olanlar üzülmezler” 
 
''Sayın Erdoğan, sen nasıl bir Başbakan'sın, nasıl bir insansın, yüreğinde zerre kadar insan sevgisi yok mu? Sivad’ta insan yakanların davası zaman aşımına uğramış, sen hayırlı olsun diyorsun. İnsan biraz Allah'tan korkar.''
-''Başbakan ağzını açıyor küfür, kapatıyor kin ve intikam. Halkına karşı önyargılı olan, halkının bir kısmını kendisine düşman gören bir Başbakan'la karşı karşıya'' 

-''Zulüm yapan insanlar, mazlumlara üzülmez. Bunların bütün düşünceleri insanlara zulüm yapmaktır. Demokrasi bu değil, ülke böyle yönetilmez. Bu siyasetçilerin, bu milletin yakasından düşmesi lazım'' 

Genel Başkan Kılıçdaroğlu TBMM’de, CHP Grup Genel Kurulu’nda sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında 10 yıldan beri iktidarda olan AKP’nin Türkiye’yi getirdiği noktaya dikkat çekti ve Başbakan Erdoğan’ın davranışlarını, yaklaşımlarını da değerlendirerek şunları söyledi;

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun; 21.03.2012 tarihinde grup genel kurul toplantısında yaptığı konuşmanın tam metni ise şu şekilde;

Değerli arkadaşlarım, geçen hafta sonu Niğde’ye gittik, Niğdelilerle beraber olduk. Çaylarını kahvelerini içtik, vatandaşlarımızla sohbet ettik. Niğdeliler dertli. Bundan on yıl önce Türkiye’de 6 milyon ton patates üretilirdi. AKP iktidara geldi, on yıl geçti, Türkiye’de üretilen patates miktarı 4,5 milyon tona düştü ama Türkiye’de üretilen patatesin yüzde 20’sini Niğde’nin çiftçisi üretiyor. Hepsi dertli, hepsinin sorunları var, hepsi icralık, AKP İlçe Başkanı dahil hepsi icralık. “Derman CHP” diyorlar, çözümü CHP olarak görüyorlar. (Alkışlar) Onlara şunu söyledim: Uzun yıllardan sonra 1 milletvekilimiz geldi. Bir milletvekili yetmez, Parlamentodan Niğde’nin, Türkiye’nin sesinin çıkması için 1 milletvekili yetmez, daha fazla milletvekiline ihtiyacımız var. Söz verdiler, seçimlerde göreceğiz. Sözlerini tutarlarsa biz yine sorunlarının takipçisi olacağız, tutmazlarsa da sorunlarının takipçisi olacağız. Ve bir örnek verdiler. On yıl önce patatesin kilosu 35 kuruştu, mazotun litresi 1 lira idi. On yıl geçti, AKP geldi iktidara, patatesin kilosu 35 kuruştan 40 kuruşa çıktı, mazotun fiyatı 1 liradan 4 liraya çıktı ve bana sordular: “Bu iktidarda insaf var mıdır, vicdan var mıdır?” İnsafı ve vicdanı bu iktidarda aramayın dedim. O insaf ve vicdan Cumhuriyet Halk Partisinde vardır dedim, biz biliriz, onlar bilmezler. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, acı bir olayı yaşadık. 12 askerimiz, bizden 3 500 kilometre ötede Afganistan’da görev yaparken şehit düştüler. Yüreğimiz dağlandı, acıyı paylaştık, aileleri ziyaret ettik. Biz ne dersek diyelim, ne söylersek söyleyelim ateş düştüğü yeri yakar. Bizim büyüklerimizin bize söyledikleri bir şey var: “Allah kimseye evlat acısı vermesin.” diye. (Alkışlar) O anneleri dinlerken, onların yanına giderken gerçekten samimi söylüyorum, duygulanmamak mümkün değil, insanın gözyaşları doluyor. Nasıl oluyor bu, bu acıya insanoğlu nasıl katlanıyor diye. 3 500 kilometre ötede görev yapıyorlar, görev şehidi o arkadaşlarımız. Ben, Binbaşı Serkan Doğan’ın, Binbaşı Mithat Çolak’ı, Binbaşı Şükür Bağdat’lıyı, Binbaşı İsmail Cem yakınları, Yüzbaşı Adil Erdoğan’ı, Yüzbaşı İlker Aydın’ı, Üsteğmen Murat Yıldız’ı, Üstteğmen Tahsin Barutçu’yu, Üsteğmen Okan Melikoğlu’nun, Kıdemli Başçavuş Salih Helvacı’yı, Kıdemli Üstçavuş Mehmet Akbaş’ı, Uzman Çavuş Önay Vurucu’yu saygıyla, rahmetle anıyorum. Onlar bu ülkenin birliği için, bu ülkenin dirliği için, bu ülkenin onuru için yaşamlarını feda ettiler. Onları rahmetle anıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şehit olmak en yüce mertebedir. İnancıma göre de en yüce mertebedir. O şehitleri yetiştiren annelerin ellerinden, o şehitlerimizin de tertemiz alınlarından öpüyorum ve onları saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) Vatan hepimizin ortak kutsal alanıdır. Bu coğrafyada yaşayan herkesin vatan sevgisi vardır. Vatan sevgisi uğruna her türlü özveride bulunabiliriz. Onun içindir ki 12 şehidimiz vatan için bizden 3 500 kilometre ötede yaşamlarını yitirdiler. Vatanımıza katkı veriyoruz, canlarımızla katkı veriyoruz diye bunu yaptılar. Özellikle şunu hatırlatmak isterim değerli arkadaşlarım: Vatan dediğimiz şey sadece toprak değildir. Vatan aynı zamanda millettir, vatandaşlardır, vatan aynı zamanda hürriyettir, özgürlüktür, bütün bunlarla beraber biz vatanı düşünmek zorundayız. Vatan kavramı geniştir. Herkesin karnının doyduğu yerdir vatan. Ülkelerimizin bağımsızlığı için, çocuklarımızın geleceği için mücadele ettiğimiz yerdir vatan. Vatan onun için hepimizin kutsal ortak alanıdır. Onun için siz, özgürlüğü savunursanız, demokrasiyi savunursanız, insan haklarının savunursanız bir anlamda vatanı da savunuyorsunuz demektir. Vatan bu kadar geniş kapsayıcı bir kavramdır. 12 Mehmetçiğimizin şehit olması da işte bu vatan dediğimiz gerçeğin bir başka somut ifadesidir. Ben 12 askerimizin şehit olması üzerine bir sorgulama yaptım. “Bizim orada ne işimiz vardı?” diye bir soru sordum. Bazıları bunu yadırgadı. Bizi eğer şehitlerimizin neden şehit oldular diye soru sormamızı yadırgıyorlarsa ben onları yadırgıyorum ve onları kınıyorum. Şehitlerimizin canı bizim için değerlidir. Bırakın canını her şehidimizin saçının teli bile bizim için önemlidir. Sizin şehitleriniz değerlidir. Onları oralara gönderdikleri için vatan uğruna gönderdik ama insanımızın değerli olduğunu unutmamamız lazım, sorgulamamız lazım. Değerli kılan şey sorgulamadır. Siz şehidinizin değerini vermezseniz, onu değerli kılmazsanız ülkemizi de değerli kılmazsınız. Bakın uluslararası bazı kazalarda bazı ülkelerin yurttaşlarına fazla tazminat ödenir, bazı ülkelerin yurttaşlarına daha düşük paralar ödenir. Neden? Ölen insandır, bu farklılık neden? Sorgulamadan kaynaklıdır, kendi insanına verdiği değerden kaynaklanır. Biz de kendi insanımıza değer vereceğiz. Şehidimizin sadece canı değil, saçının teli bile önemlidir bizim için, onun için değerlendireceğiz, onun için üzerinde duracağız. Eğer sen kendi insanın vücudunu değersiz görürsen onlar da senin topraklarını değersiz görürler. Onun için vatanı savunmak, insanımızı savunmak, özgürlükleri savunmak bir bütündür ve olaya böyle bakmamız gerekiyor değerli arkadaşlarım.

Şehitlerle ilgili olarak, gazilerle ilgili olarak çok sorunlar var. Niğde’de şehit ve gazilerimizle ilgili de bir derneğin şubesini açtık. Masraflarını biz karşıladık, onlarla beraber olduk. Gazilerimize ve şehitlerimize, onların yakınlarına her türlü değeri veriyoruz. Bugün Sayın Başbakan kalkmış “Efendim, şu kanun tekliflerini, tasarılarını Parlamentoya getireceğiz.” diye. Arkadaşlarım getirdiler, değerli arkadaşlarım, şehit, gazi ve dul ve yetimleriyle ilgili olarak 5 kanun teklifi hazırlamışız. Söylediklerinin tamamı bunların içinde. 12 askerimiz şehit olduktan sonra akılları başlarına geldi. Oysa Cumhuriyet Halk Partisi, daha olayın başında gerçekleri görerek, gazileri dinleyerek, şehit yakınlarını dinleyerek bu kanun tekliflerini hazırladı ve Parlamentoya sundu. Bizden kopya alıyorlar, varsın alsınlar. Bu ülkenin sorunları çözülecekse CHP her türlü katkıyı vermeye hazırdır, onun da altını özellikle çizmek istiyorum. (Alkışlar)

Geçen hafta Sayın Başbakanın çok özel bir misafiri vardı, Amerikan İstihbarat Teşkilatı CIA’nin Başkanı Ankara’ya gelmişti. Sayın Başbakan CIA’nin Başkanını kabul etti. Niye kabul etti anlamakta zorlanıyorum. Hem “büyük devlet” diyeceksin, “Türkiye butik devlet değildir” diyeceksin, kendi muhatabın olmayan birisini makamında kabul edip görüşeceksin, anlamakta zorlanıyorum. Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz bu CIA Başkanı ile Recep Tayyip Erdoğan arasında bir de özel ilişki var. Bunlar eski arkadaşlar, özel bir hukukları var bunların. Hatırlarsanız, 4 Temmuz 2003’te Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde bizim askerlerimizin başına çuval geçiren Amerikan askerlerinin komutanı idi bu kişi. (Yuh sesleri) Şimdi bu geliyor, Sayın Başbakan bunu davet ediyor, geliyor oturuyor konuşuyorlar. Ne konuşuyorsun sen Sayın Başbakan? Başını uzatıyorsun çuval geçiriyorlar. Değerli arkadaşlarım, bu ilişkinin sorulması lazım ve sorgulanması lazım. Biliyorsunuz kendisi, CIA Başkanı başkan olmadan önce de Afganistan’da NATO birliklerinin komutanı idi. Çuval olayından sonra bizim askerlerin, Türk askerlerinin Süleymaniye kentinde çuval olayından sonra Sayın Başbakana gazeteciler soruyorlar. “Sayın Başbakan Amerika’ya nota verecek misiniz bizim askerlerimizin başına çuval geçirildi?” diye. O yanıtı çoğunuz unutmuş olabilirsiniz, ben hatırlatmak isterim. Şöyle diyor Sayın Başbakan: “Bakın, nota dediğiniz konu müzik notası değildir. Bunların bir ağırlığı vardır. Aklınıza esince nota verilmez.” diyor. Değerli arkadaşlarım, senin askerinin başına çuval geçirilecek, sen Amerika’ya “Arkadaş, ne yapıyorsunuz, bunu yapamazsınız” diye cesaret edip soru dahi soramıyorsun. Şimdi kalmış efeleniyorsun, Afganistan’da 12 şehidimiz var “Türkiye büyük devlettir.” Türkiye’nin büyük devlet olduğuna inanıyorum da sen ……başbakansın, sorunumuz bu. (Alkışlar)Askerinin başına çuval geçirilecek, beyefendiyi alacaksın, karşılayacaksın, Allah bilir başını uzatmışsındır senin de başına çuval geçirmiştir.

Değerli arkadaşlarım, hiçbir ülke bir başka ülkenin çıkarını savunmaz. Sen kendi ülkenin çıkarını savunmazsan başkası gelip savunmaz. Herkes kendi ülkesinin çıkarını savunur. Dış politikanın özü budur, ruhu da budur, doğrusu da budur. Türkiye’nin çıkarlarını ancak biz savunuruz. Bu ülkenin insanları savunur. Dostluklar olabilir, arkadaşlıklar olabilir ama önemli olan kendi ülkesinin çıkarlarını her ortamda, her yerde savunmaktır. Değerli arkadaşlarım hem “Büyük devletim” diyeceksin hem soru sormaktan korkacaksın, sonra da kalkacaksın Türkiye’de efeleneceksin, yemezler. O efelenmeye izin vermeyiz. Senin gerçek kimliğini ben bu millete anlatacağım sözüm var, ahdim var, senin ne mal olduğunu ben anlatacağım. (Alkışlar) Bakın 1 Mart 2003’te tezkere, Cumhuriyet Halk Partisinin direnişiyle, kararlı duruşuyla reddedildi. Eğer Orta Doğu’da bugün Türkiye Cumhuriyetinin bir saygınlığı varsa –ki sen çoğunu allak bullak ettin- 1 Mart 2003 tezkeresinin yüzündendir, Türkiye’nin kararlı duruşuyladır o, CHP’nin kararlı duruşuyladır o. Afganistan’dan 12 şehidimiz geldi, bütün Türkiye ağladı. 1 Mart 2003 tezkeresi Meclisten geçseydi 12 değil, belki 12 bin şehidimiz gelecekti. CHP’nin yaptığı işlere bakabiliyor musunuz, düşünebiliyor musunuz? Biz hiç kimsenin burnunun kanamasını istemeyiz. Bu ülkede herkes özgürlük içinde yaşayabilmelidir, düşüncelerini özgürce ifade edebilmelidir. Başka topraklarda bizim işimiz yok. Birilerinin taşeronluğunu yaparak oralara gitmeyi doğru bulmadık, her yerde karşı çıktık, her zaman karşı çıktık, yine karşı çıkmaya devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, 1 Mart tezkeresini reddettik binlerce şehidimizin olmasının önünü kestik biz. Türkiye’nin kararlı duruşunu, Orta Doğu’daki saygınlığını artırdık. Geldiğimiz noktada farklı bir yerdeyiz. CIA Başkanı geliyor, Başbakan kabul ediyor. Devlet protokolünde olmayan bir kural içinde kabul ediyor. Yeni vazife almış memurlar gibi heyecanla bir şeylere soyunmaya başladılar. Neymiş? Suriye’de tampon bölge kuracaklarmış! Değerli arkadaşlarım, bunun adı savaş ve işgaldir. Senin ne işin var Suriye’de? Irak’ta 1,5 milyon Müslüman öldürülürken sesin çıkmıyordu da Suriye’de olunca mı sesin çıkmaya başladı? Irak’ta yüz binlerce Müslüman kadına Amerikan askerleri tecavüz ederken, sen o askerlere başarılar diledin mi dilemedin mi? Sen bu ahlaksızlığı yaptın mı, yapmadın mı? (Alkışlar) Birilerine tampon ya da taşeron olmaktan vazgeç. Birilerinin tamponu olmak zorunda mısın? Birilerinin taşeronu olmak zorunda mısın? Türkiye Cumhuriyeti onurlu bir devlettir. Kurucu önderimizin bir cümlesi var, bir sözü, bir özdeyişi var: “Yurtta barış dünyada barış.” İşin özü budur. (Alkışlar) Sen savaşa soyunuyorsun. Sosyalist Enternasyonalin toplantısı olacak, beyefendideki paniğe bak. Efendim, Suriye’ye destek vermek için. Ya dur bakalım daha, daha toplantı olmadı. Rahatsız toplantı olmasından. Gerçeklerin bu millet tarafından öğrenilmesinden rahatsız. Malum ya, Suriye’de 2 teröristimiz daha var; sarı basın kartı olmadığı için 2 gazetecimiz. Sesi çıkıyor mu? Ben o gazetecileri kurtarayım diye yola çıktı mı? Onların da tercümanı biz olacağız, onların da sorunlarıyla Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ilgileneceğiz. Sosyalist Enternasyonal burada toplanacak, Türkiye büyük devlet, Türkiye onurlu devlet, Türkiye çıkarlarını savunan devlet, Türkiye’de onun aklının almadığı onurlu bir muhalefet var. Onun kafası almaz ama biz bunu yapacağız. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, hazır buraya gelmişken CIA Başkanı oturup bir basın toplantısı yapsalardı iyi olurdu. Belki bu Uludere’de öldürülen 34 yurttaşımızın katili kim öğrenirdik bari hiç değilse.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye iyi yönetilmiyor. Kavga ile Türkiye yönetilmez, Türkiye barışla yönetilir. Vatandaşın huzur içinde olması lazım. Başbakan ağzını açıyor küfür, kapatıyor kin ve intikam. Yeter artık… Yeter artık. Birisinin sesini yükseltmesi lazım. Ben sesimi yükseltiyorum. Herkes korkuyor. Biz korkmuyoruz, korkmayacağız, inançla, dirençle bütün gerçekleri kamuoyuna açıklayacağız. (Alkışlar) Türkiye’ye neredeyse bir yas bölgesi ilan ettik. Bir taraftan şehitlerimiz geliyor, bir taraftan depremden mağdur olan yüz binlerce insanımız, bir taraftan çadırlarda donarak ve yanan çocuklarımız. AKP’yi dinlediğimiz zaman sanki iktidarda bir parti yok, iktidardaki iktidar muhalefeti, kendilerini muhalefet olarak görüyorlar. Birisi yangında mı öldü, herkes sorunlu bir tek AKP sorumlu değil. Bir yerde deprem oldu, insanlar çadıra çıktı, çadırda öldüler mi herkes sorumlu, bir tek AKP sorumlu değil. Bir yerde grizu patladı işçiler mi öldü herkes sorumlu, bir tek AKP sorumlu değil. Böyle bir devlet anlayışı olabilir mi? Hangi devlette yaşıyoruz biz? On yıldır iktidardasın sen, on yıl, bir yıl değil, iki değil, on yıldır iktidardasın. Sorunlar çözülmüyor, katmerleşiyor sorunlar. Ülkemizin insanına yazık, günah. Değerli arkadaşlarım, Esenyurt’ta 11 işçimiz çadırda öldü. Yoksul işçiler bunlar, çadırda öldüler bunlar. Efendim, neymiş çıktılar hemen açıklama yaptılar. “Bizim İş Güvenliği Yasamıza ihtiyacımız var.” Elinden tutan mı var kardeşim? Niye getirmiyorsun? Birileri istemiyor diye getiremiyor. Bakın rakamlar açıklandı, gerçekten insan hüzün duyuyor. On yılda 10 bin 723 işçi iş kazası sonucu hayatını kaybetti. 1 değil, 5 bin değil, 6 bin değil, 10 bin 723 işçi iş kazasında yaşamını yitirdi, AKP iktidarında yitirdi. 10 bin 723 işçinin ölmesi mi lazım İş Güvenliği Yasasını getirmek için? İnsaf denilen bir şey var. İş kazalarında dünya üçüncüsü, Avrupa birincisiyiz. “Kader” diyorlar. “Efendim, kader, yangın çıktı öldü.” Peki, diğer ülkelerdeki işçilerin kaderi böyle değil mi? Onlar niye ölmüyorlar? Onların madenlerinde niye grizu patlamıyor? Niye bizde patlıyor? Neden bizde işçiler ölüyor? Kader tamam, önlemeni alırsın, her türlü önlemini, dersin ki kader, artık bu saatten sonra bütün önlemleri aldım çözemiyorum. Şimdi geldiğimiz noktada hiçbir önlem alma, işçiler ölsün, sonra çık ortaya herkes suçlu, bir tek onlar masum. Allah bilir diyecekler ki “Bu işçilerin ne işi vardı çadırda? Yanlarında beş yıldızlı otel var, gidip oralarda yatsalardı” diyecekler.

Değerli arkadaşlarım, sadece bu mu? Haftalardır söylüyoruz, cezaevlerindeki tecavüzü ve işkenceleri, sorumluluk alan bir Allah’ın kulu var mı? Hayır. Uludere’de 34 kişi öldü, soruşturmalar açıldı, sorumlusu var mı? Hayır, sorumlusu yok, kimse sorumlu değil. Dillerinin ucuna gelse “bunun sorumlusu da CHP” diyecekler. Samimi söylüyorum. Değerli arkadaşlarım, halkına karşı önyargılı olan, halkının bir kısmını kendisine düşman olarak gören bir Başbakanla karşı karşıyayız. İnsanda biraz insaf olur.

Geçen hafta bir utanç daha yaşadık. Sivas katliamında ölen 35 kişinin davası zamanaşımına uğradı. Yüreğinde insan sevgisi olan, Allah’tan korkan birisi 35 yurttaşın yanarak ölmesini kabul etmez, vicdan azabı çeker. Benim ülkemde, demokrasiyi geliştirmeye çalıştırdığımız bir ülkede 35 insan 20. Yüzyılda neden yanarak ölsün? Bunu sorgular. Ben geçen hafta demiştim ki, büyük bir ihtimalle Sayın Başbakan diyecek ki “Oh olsun.” Beni şaşırtan bir açıklama yaptı değerli arkadaşlarım, gerçekten açıklama yaptı. Dava sonucu “Hayırlı olsun” dedi.

Değerli arkadaşlarım, ben gerçekten merak ediyorum. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, sen nasıl bir Başbakansın, sen nasıl bir insansın, yüreğinde zerre kadar insan sevgisi yok mu senin? İnsan biraz Allah’tan korkar. Mağdurun mağduriyetini en azından biraz hisset, biraz empati yap hiç değilse. Karşıdaki insanı neden tahrik ediyorsun? Nedir bu ayrımcılık? İnsanda biraz vicdan olur.
Değerli arkadaşlarım, zulüm yapan insanlar mazlumlara üzülmezler. Zulüm yapan insan insaf denen bir kavramı geliştirmez kendi düşüncesinde. Bunların bütün düşünceleri insanlara zulüm yapmaktır. Van’da zulüm yaparlar, Ergenekon denen o dava Silivri’de zulüm yaparlar insanlara. Bir gazeteci arkadaşımız tahliye olduktan sonra 8 yaşındaki çocuğunun kendisini ziyarete gelirken yaşadığı dramı, vicdansızlığı gözyaşları içinde anlattı televizyonlarda. Bütün Türkiye ağladı. Recep Tayyip Erdoğan gülmüştür. Çünkü vicdanıyla sorunlu olanlar üzülmezler arkadaşlar. 8 yaşındaki çocuk bu. 8 yaşındaki çocuğa o muameleyi görüyorsunuz ve sesiniz çıkmıyor sizin “Oh olsun” diyorsunuz, “İyi yapıldı” diyorsunuz. Demokrasi bu değil arkadaşlar. Ülke böyle yönetilmez. Kim olursa olsun, herkesin bir hakkı ve hukuku olduğunu kabul etmemiz lazım. Bizimle aynı düşüncede olmayan insanlara da bu toplumun siyasetçilerinin artık saygı göstermesi lazım. Onların dramlarını saygı duyması lazım. Onların düşüncelerine saygı duyması lazım. Onları düşman olarak gören bir anlayıştan bu toplumun artık kurtulması lazım. Bu siyasetçilerin bu milletin yakasından düşmesi lazım. (Alkışlar) Ben enimin bunlar Emine Akçay’ın hâlinden de anlamazlar. Emine Akçay, Adana Seyhan’da yoksul bir mahallede kendisini asan kadın. Yedi aylık çocuğunu saç kurutma makinesiyle ısıtmaya çalışan bir kadın Emine Akçay. Çocuğuna yiyecek veremedi diye kendini asan Emine Akçay. Hiç kimse bana kalkıp şunu söylemesin: Türkiye Cumhuriyeti sosyal devlettir. Bırakın o palavraları. Sosyal devlette yedi yaşındaki çocuğu saç kurutma makinesiyle ısıtan bir annenin dramını anlamıyorsa, o devlet sosyal devlet değildir. O devlette dıştan yönetimi var demektir. (Alkışlar) Hepimiz düşünelim, Emine Akçay’ı annemizin yerine koyalım, kardeşimizin yerine koyalım Emine Akçay’ı, onun yaşadığı dram gazetelerin üçüncü sayfasında haber olmanın dışında ne anlama geliyor acaba? Hiç kimse “benim vicdanım rahatsızdır” diye seslenmesin. AKP’nin bu soruna çözüm üreteceğini mi sanıyorsunuz? Hayır. Zengin sofralarının vazgeçilmez konuğudur AKP artık. Lüks ciplerden inmeyenlerdir artık AKP’liler. Emine Akçay ölmüş. Bir tane Emine Akçay olsa sorun değil arkadaşlar, on binlerce Emine Akçay var. Hani sen kömür dağıtıyordun? Niye Emine Akçay’a kömür vermedin o zaman? Yandaşlarına dağıtıyorsun, fakir fukaraya değil. Sorun da buradan başlıyor zaten. Peki, Emine Akçay’ın kendisini asmasından bu ülkede kimin sorumluluğu var? Herkesin sorumluluğu var, başta iktidar partisinin sorumluluğu var. Biz sorumluluğumuzun gereğini yerine getirdik. Seçimlerde, hatırlarsanız, aile sigortasını getirmiştik. Eğer aile sigortası kanunu olsaydı, Emine Akçay kendisini asmazdı. Emine Akçay’ın banka hesabına her ay 600 lira para yatacaktı. Emine Akçay’ın okula giden çocuğu için ayrıca her ay 100 lira hesabına para yatırılacaktı. Emine Akçay onurlu bir yurttaş olarak her ay bankaya gidip parasını çekecekti. Kimseye minnet etmeyecekti ve Emine Akçay kendisini asmayacaktı, işte sorun bu. (Alkışlar) Biz üzerimize düşeni yaptık. Aile sigortası onun için çok önemlidir diyoruz. On binlerce Emine Akçay için aile sigortası önemlidir. Buradan bütün CHP’lilere sesleniyorum: CHP’nin iktidar olma görevi ve zorunluluğu var. Emine Akçaylar için var, Samsun’da açlıktan ölen Kübra bebek için var, Muğla Milas’ta açlıktan ölen …..için var. (Alkışlar) Bir Emine Akçay’a bakın, bir de Deniz Feneri dosyasına bakın. Emine Akçay, yedi aylık çocuğunu saç kurutma makinesiyle ısıtmaya çalışıyor, kalbi dayanamıyor, vicdanı dayanamıyor, annelik gururu dayanamıyor ve intihar ediyor. Deniz Feneri yolsuzluğunu yapanlara bakın, fitre yolsuzluğu yapan, inanç sömürenlere bakın arkasında kimler var. Onların yaşadığı lüks hayata bir bakın, bir de Emine Akçay’a bakın ve dönün elinizi vicdanınıza koyun bir de hükümete bakın, ben başka bir şey söylemiyorum. Değerli arkadaşlarım, bir de dönün Suat Kılıç’a bakın. (Alkışlar) Genelde yoksulların, orta hâllilerin yaşadığı yerlerde ucuza bina kapatıp köşeyi dönenlere bakın. Bari bu milletten utanmıyorsan, Emine Akçay’dan utan. O açlıktan, yoksulluktan kendisini asarken sen dünyalığını sağlamaya çalışıyorsun. Yetmez mi sana bu kadar para? Öbür dünyaya mı götüreceksin artık? Gensoru verdik, arkadaşlarımız gensoruyu verdiler. Ben adım gibi eminim, bütün AKP elleri gensorunun reddedilmesi için kalkacaktır. Neden? Yolsuzluk yapmak temel meslekleri, görevleri, en iyi bildikleri iş. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, eğitim reformu diye bir kanun teklifi getirdiler. Hükümet vermeye cesaret edemedi, öyle anlaşılıyor ki bazı bakanlar bu teklifi imzalamayacaklardı. Kanun teklifi olarak getirdiler. Ne bilimle ne pedagojiyle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir kanun teklifi. Teklifi verenlerin de zaten o taraklarda bezi yok. Talimat almışlar siz verin diye, onlar da götürüp tekliflerini verdiler. Değerli arkadaşlarım, bu konuda Sayın Erdoğan şöyle bir açıklama yaptı: “Yaptığımız düzenleme ideolojik değil, pedagojiktir.” Ne güzel bir cümle değil mi? Adım gibi eminim, ideoloji konusunda bir iki cümle kurabilir Sayın Recep Tayyip Erdoğan ama pedagojiyi bilmediğini adım gibi emenim, pedagojinin ne anlama geldiğini de bilmez, bilmez de zaten. (Alkışlar) Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır, onu da söyledik. Bilmediği için kendisine teklif ettim, YÖK Başkanını çağır, eğitim fakültesi dekanlarını çağır, eğitim uzmanlarını çağır, eğitimle ilgili sivil toplum kuruluşlarını çağır onları dinle öğren bakalım nedir bu olay diye. Çağırdı mı? Hayır. Bir kişiyi bile çağırmadı, bir kişiyi bile dinlemedi. Bir pedagoji uzmanını, bir pedagogu bile dinlemiş değil ama pedagojiden söz ediyor çünkü birisi eline vermiş bir not, “pedagojiktir” demiş, o da kalkmış bunu söylüyor. Anlamadığı bir şey bu. Samimi söylüyorum bakın, bu kanun teklifi, 5 yaşındaki çocuğu, 60 ayı dolduran çocuğu ilköğretime alıyorsunuz. Bıraktım pedagokları bir tarafa, ya herhangi bir çocuğu olan bir anneyi çağırın, anneye şunu söyleyin: 5 yaşındaki çocuk ilköğretime gider mi, gitmez mi? Anne diyecek ki, “5 yaşındaki bu çocuk ilkokula gidemez, mümkün değil” der. Bir annenin dahi bildiği bir konuyu… Sen çevrene bir sor, çocuğu olan bir anneye sor. Getirdiler, komisyonlarda evirip kıvırdılar, şöyledir böyledir dediler, sonra bakan ağzından çıkardı, 5 yaşında başlatacaklarmış çocukları. Ya, 5 yaşındaki çocuk, anaokuluna giden çocuklara bir sorsunlar bakalım, çocuğun eline makas verirler, kâğıt kesmesini öğretirler ona. Neden biliyor musunuz? İlköğretime başladığı zaman parmak kasları gelişsin, kalem tutsun diye. Sen daha bundan bile habersizsin, bunu bile bilmiyorsun kalkmışsın pedagojiden bahsediyorsun. Pedagojiden bahsetme, boyunu aşar çünkü o.

Değerli arkadaşlarım, bakın bir top var ortada, Meclis Başkanına verildi, komisyonda yapılanlar meydanda, bütün medya biliyor bunu, bütün Türkiye de biliyor aslında bunu. Talimatla çağırdılar AKP milletvekillerini, komisyonu işgal ettiler, CHP milletvekillerini içeri almadılar, konuşturmadılar. Efendim, onlar tasarıyı görüşmek için gelmiş! Ne hikmetse, 150 kişiden 1 kişi bile AKP’li çıkıp konuşmadı. Peki, nasıl konuşmak için geldiler? Ellerinde bir tek silahları eksikti. Neymiş? CHP’lileri konuşturtmayacaklarmış. Komisyondan geçireceklermiş. Neden? Tayyip Bey öyle talimat vermiş. Ya, sizin vicdanınız yok mu? Siz yasama organı nedir bilmez misiniz? Yasama organında milletvekilinin konuşma özgürlüğünün olduğunu bilmez misiniz? Bastılar orayı konuşturmadılar ve Sayın Nabi Avcı, entelektüel birikimine üzülüyorum. Öğretmeni bir mektup yayınladı. Kendisine şunu söyledim, gazeteci arkadaşlar sordular: “Sayın Nabi Avcı o mektubu alsın, sessiz bir odaya çekilsin, vicdanının sesiyle beraber o mektubu okusun, bakalım ne diyecek. Ama yapmaz çünkü koltuk vicdandan daha önemli onun için. O koltukta oturacak, vicdanını pazarlayacak. Bir öğretmen, hepimizin saygı duyduğu, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diye bizim yücelttiğimiz öğretmen sana mektup yazıyor “Yanlıştır bu” diyor. Ama o öğretmenini bile dinlemiyor. Bir makam arabam olacak, bir sekreterim olacak, Recep Tayyip Erdoğan sırtımı sıvazlayacak ve ben bütün entelektüel birikimimi Recep Tayyip Erdoğan uğruna ayaklarımın altına alacağım. Bu sana yakışmıyor Sayın Avcı, sana yakışmıyor. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, sordular Sayın Erdoğan’a “Neden sekiz yıllık kesintisiz eğitime karşısın?” Öyle ya. Kişinin savunma kadar karşı çıkma özgürlüğü de var ama söylediği cümle şu: “Zorbalıkla gelen bir düzenlemeyi biz demokrasiyle ortadan kaldırıyoruz.” Şimdi, bu ifadenin pedagojiyle, bilimle, ahlakla bir ilgisi var mı arkadaşlar? Bir Başbakana kinle yola çıkma, kinle hareket etme duygusu yakışır mı? Sen kinle yola çıkıyorsun? Yüreğinde kin var senin. Sekiz yıllık zorunlu eğitim. Söyledik, bu olumsuz olmuştur diye bir rapor çıkarsa biz de deriz ki ya olumsuz yönleri de vardı diye. Yok, böyle bir rapor yok. Rapordan vazgeçtim. İşin özüne bakmak lazım. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim yararlı mıdır, zararlı mıdır? Biz desek ki yararlıdır inanmayacaklar, bunlar muhalefettir diyecekler. Onların belgelerinden söz edeyim. 2007-2013 Kalkınma Planında ne diyor bakın Eğitim Sisteminin geliştirilmesi bölümünde. Bu kalkınma planı kabul edildi, parlamentodan geçti, AKP hazırladı, onun kalkınma planıdır. “Zorunlu temel eğitimin sekiz yıla çıkarılmasıyla öğrenci sayısında büyük artış sağlanmış, ilköğretimden ortaöğretime geçişler artmıştır.” yani olumludur diyor. Kim söylüyor? AKP’nin getirdiği, uygulamak zorunda olduğu kalkınma planı söylüyor. Şimdi diyorsun ki “Efendim, 28 Şubatta geldi, demokrasiye aykırı geldi, şimdi ben bunu ortadan kaldıracağım.” Böyle bir kinle yola çıkılır mı? İntikam duygusuyla yola çıkılır mı? Varsa yanlışı düzeltelim, doğruyu getirelim; yanlışı yoksa kim yaparsa yapsın, yanlış yok, doğruysa tamam sürdürelim o zaman biz bunu.

Değerli arkadaşlarım, sekiz yıllık kesintisiz eğitimde ne olmuş? Yine Milli Eğitimin verileri bunlar, bizim de değil. Bakın 6-14 yaşında okullaşma oranı yüzde 85’ten yüzde 99’a çıkmış, kötü bir şey mi olmuş? Okullaşma oranı yüzde 99’a çıkmış. 15-19 yaş arası kadınların ortalama eğitim süreleri 4,4 yıldan 5,2 yıla çıkmış. Kadınların okuması yanlış mı olmuş? Doğru bir şey. Beşinci sınıftan sonra okuldan kopacak 3,5 milyon çocuk eğitim sisteminin içinde kalmış. Yanlış mı olmuş? Doğru. Şimdi siz ben bunu kaldıracağım diyorsunuz. Neymiş? 28 Şubatta geldi. Sadece o mu geldi, bir sürü şey geldi. Onları değiştiriyor musun? Hayır. Kaldırıyor musun? Hayır. Niye bunu değiştiriyorsun? Bana açık, mantıklı bir gerekçe söyle. Bakın, değerli arkadaşlar, bu teklif komisyonda görüşülürken de kimin ne söylediği belli değil. Tutanaklardan okuyorum değerli arkadaşlar. Alt Komisyon Başkanı Sayın Fikri Işık diyor ki: “Küçük ve büyük yaştaki çocukların aynı binada eğitim görmesi sakıncalı, binaları ayırmak için kesintili olmalı, müfredat aynı olacak” diyor. Buna karşılık Bakan Ömer Çelik buna itiraz ediyor. “Bu algılama yanlış. Kesintinin amacı ilk ve ortaokullarda ayrı müfredat olacak” diyor, yani birbirlerinin ne yaptıklarını da bilmiyorlar. Fikri Işık Bakana itiraz ediyor. “Alt komisyonda bu metni biz yazdık. Metin Bakanlığın metni değil, alt komisyonun metnidir. Ben Sayın Bakandan farklı düşünüyorum.” diyor. Ya, ne düşünüyorsunuz siz? Çocuklar üzerinde nedir bu sizin alıp veremediğiniz? Çocuk üzerinden siyaset yapılır mı? İlkokula gidecek olan, ilköğretime başlayacak olan çocuklar sadece benim çocuklarım değil ki, sadece sizin çocuklarınız değil ki bu ülkede yaşayan, çocuk sahibi olan herkesin çocukları oraya gidecek. Onların güzel bir eğitim alması, sağlıklı bir eğitim alması hepimizin görevi olmak zorundadır. Nedir sizin bu kininiz? Nedir bu intikam duygunuz? Zenginin durumu iyi, hadi çocuğunu gönderir istediği yerde okutur. Bu ülkenin yoksul ailelerinin çocuklarından ne istiyorsunuz siz? Değerli arkadaşlarım, bakınız dünya değişiyor, meslekler de değişiyor. Çok kısa süre içinde yeni meslekler de doğuyor. Artık hangi okuldan mezun olduğu falan araştırılmıyor. Arkadaşlarım araştırdılar, acaba eğitimde hangi konular öne alınıyor, eğitim nasıl olmalı ve iş ilanlarında işverenler neyi öne çıkarıyorlar? Bakın mezun olduğu okul yerine şunları yazıyorlar: İletişim becerisi var mı yok mu? Takım içinde çalışma ruhu var mı, yok mu? Analitik düşünme kabiliyeti var mı, yok mu? Problem çözme kabiliyeti var mı, yok mu aradıkları bunlar. Çünkü bu temel eğitimi alırsanız yeni mesleğe her zaman intibak edebilirsiniz ama onu çok daha küçük yaşta bir mesleğe kanalize ederseniz onun kendisini yenilemesi, yeni bir olaya, yeni mesleğe adapte olması çok zor. Bu gerçeği bütün dünya biliyor, bilmeyen bir kişi var, Recep Tayyip Erdoğan, onun da zaten eğitimle ilgisi yok. Onun görevi bizim çocuklarımızın geleceğiyle oynamak.

Değerli arkadaşlarım, biz şunu da söyledik: Olur ya, din eğitimi için getiriyorsunuz, bunun din eğitimiyle de ilgisi yok. Din eğitimi istiyorsanız hem ben hem arkadaşlarım her yerde söylediler, komisyonda da söylediler, gelin kardeşim, çocuklarımız din eğitimi alsın mı? Evet, alsın. İyi bir din eğitimi alsınlar mı? Evet. İyi bir din eğitimi alsınlar. Kim yapacak bunu? Bu işin uzmanlarını çağıracağız. Oturacağız, konuşacağız, çocuklarımız sağlıklı, tutarlı, sevgiyi, hoşgörüyü, barışı öğreteceğimiz güzel dinimizi öğrensinler. Bu çağrıya cevap var mı? Hayır, bu çağrıya da cevap yok. O zaman ben merak ediyorum. Sayın Başbakan sen bunu niye getiriyorsun Meclise? Çık milletin önünde açık açık söyle. Din eğitimiyse gel diyoruz, kaçıyorsun, gelmiyorsun. Nedir senin amacın? Sen hangi amacı güdüyorsun bizim bunu öğrenmemiz lazım.

Sayın Nabi Avcı, Sayın Meclis Başkanı yazı yazmış, topu üstünden atıyor böylece. “Nabi Avcı’ya şu şikâyetler geldi, gereğini yap” diyor. Senen denetim görevin var. Sen denetim görevini niye yapmıyorsun? Söz isteyen milletvekili var, söz verilmiyor kendisine. Nabi Avcı’ya topu atıyor, Nabi Avcı da komisyon raporu göndermiş “Efendim, değerlendirilecekmiş.” Neyi değerlendiriyorsunuz siz? Sayın Nabi Avcı’ya yararı olur mu olmaz mı bilmiyorum ama bir bilgi vermek isterim kendisine. Eğer kendisi gerçekten sorumluluk üstlenip öğretmeninin mektubunu vicdanıyla beraber okumuşsa bunu iade edebileceği, teklifi iade edebileceği çok güzel bir yasa maddesi var. 3067 sayılı Kanun, Kanunun adı şu: Kalkınma Planlarının Yürürlüğe Konması ve Bütünlüğünün Korunması Hakkında Kanun. Bu Kanunun 3’üncü maddesi var. 3’üncü maddesini aynen okuyorum: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonları kendilerine havale edilen kanun tasarısı ve teklifleriyle bu tasarı ve teklifler üzerinden verilen değişiklik önergelerini kalkınma planına uygunluk bakımından da inceler ve uygun bulmadıkları takdirde reddederler.” Dokuzuncu Planı söyledim, “sekiz yıllık kesintisiz eğitim çok başarılıdır, gayet güzeldir” diyor. Peki, bu düzenleme, yani kanun teklifi hükümetin programında var mı? Yok. Kalkınma planlarında var mı? Yok. Milli Eğitim Bakanlığının Stratejik Planında var mı? Orada da yok. Demek ki Nabi Avcı’nın yapacağı tek şey var, bu teklifi iade etmek. Yapabilir mi? Yapamayacağını ben de biliyorum. Koltuk uğruna, araba uğruna… O kadar yıl okudun, insan yetiştirdin, bir insan entelektüel birikimini, geçmişteki başarılarını bir araba uğruna feda etmemeli, siyaset açısından ayıp yapıyorsun sen. (Alkışlar)

Bir şey daha var, bakın bu bir torba kanunu. İçinde 24’üncü, 25’inci maddeler var, Kamu İhale Kurumuyla ilgili de bir düzenleme yapıyorlar. Kamu İhale Kurumunun kuruluş nedeni ihalelerde yolsuzlukları önlemek, ihalelerde yolsuzlukları önleyecek kurumun içine yolsuzluk yapacak çete kurdular arkadaşlar, çete kurdular. Şimdi bu çete yeterli güvenliğe kavuşmuş değil herhâlde, öyle anlaşılıyor ki, bu kanunla yasalar bir tarafa atılarak yeniden yolsuzluk yapmanın güvencesi getiriliyor. Milyarlarca dolarlık ihale Kamu İhale Yasasının dışına çıkarılıyor. Efendim, iki bakanlık. İki bakanlık oturacak bir yönetmelik hazırlanacak ve mal alımları buna göre yapılacak. Müşteriler var, hazır belli, kişiler de belli, paralar da hazır, çocuklar üzerinden siyaset ve bu. Tayyip Erdoğan’ın çocukları falan düşündüğü yok, çocukların eğitimini falan düşündüğü yok. O acaba yolsuzluklar nasıl yapılır, ben bunlara nasıl kılıf hazırlarım bütün düşüncesi bunun peşinde ve bu kanun da bunu açıkça gösteriyor. (Alkışlar)

Konu ideolojikmiş! Yok efendim, ne ideolojisi. Konu efendim, pedagojikmiş. Yok efendim. Konu kriminolojik arkadaşlar, konu bu. (Arkadaşlar) Konu suç, suçu nasıl örterim, malı nasıl götürürüm konu bu. 18-20 milyar dolarlık bir olay bu. 2030 yılına kadar istediğin malı istediğin adamdan alacaksın ve bunun adına da “Eğitimde reform” diyeceksin. Sen yolsuzlukta reform yapıyorsun. Yolsuzluk yapanlara güvence sağlıyorsun. İnsanda biraz Allah korkusu olur ya. Bu milletin fakir fukarasından topluyorsun sen o vergileri birilerine peşkeş çekmek için.

Değerli arkadaşlarım, milletin cebinden çalıyorsun, çocukların geleceğini çalıyorsun, sonra da ortaya çıkıyorsun “Biz eğitimde reform yaptık” diyorsun. Değerli arkadaşlarım, sosyalist enternasyonal toplantısını yapacağız dedik. İşte şunun arkadaşı, bunun arkadaşı bir sürü suçlama yapmış Sayın Başbakan. Allah’a çok şükür Berlusconi bir arkadaşım yok. (Alkışlar) İtalya’da sokağa çıkamıyor, Başbakanlığı bıraktı. Sen de gün gelecek sokağa çıkamayacaksın eğer tutumun böyle devam ederse. (Alkışlar)

Bakın, değerli arkadaşlarım, Kaddafi de senin arkadaşındı, Kaddafi’yi sattın. Elinden ödül aldın, 25 bin dolar para aldın Kaddafi’nin elinden. Sonra onu sattın, linç edilirken sesin bile çıkmadı.

Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir olay daha oldu. Geçen hafta Konya’da Türk yıldızlarına ait bir uçak, pilot kullanırken uçak arıza yapıyor. Pilota mesaj gönderiyorlar, haber veriyorlar “Uçak düşecek, atla bir an önce” diye. Bir ahlak dersi veriyor, bir insanlık dersi veriyor bu pilot arkadaşımız. Allah rahmet eylesin. “Uçağı hemen terk et, atla” dediklerinde diyor ki “Yapamam. Uçağı kurtarmayı deneyeceğim. Bunu yapabilirim, bu uçakta yetim hakkı var” diyor. (Alkışlar) Ben Recep Tayyip Erdoğan’a ne söyleyeyim. (Alkışlar) Ben Recep Tayyip Erdoğan’a ne söyleyeyim? Allah seni ıslah etsin diyeyim, başka ne diyeceğim.

Teşekkürler arkadaşlar.

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları