loading
close
SON DAKİKALAR

Özgürlük ölçen saat!

Mustafa Mutlu
Tarih: 09.05.2014

Mustafa Mutlu; Beni üzen ne 700 bin liralık saat meselesi, ne ortaya çıkan bunca yalan...

“Saati gazetede gördüm” dedi... Saat firması yalanladı: “Biz o kadar pahalı saatlerin reklamını gazetelere vermiyoruz...”
“Garantisi benim üzerime” dedi... Firmanın düzenlediği garanti belgesine isim yazılmadığı ortaya çıktı.
“Ben aldım” dedi, teslimatın Ebru Gündeş’in kocasının yurtdışına sırf bu iş için gönderdiği adama yapıldığı anlaşıldı.
En sonunda “İşte faturası” diye gösterilen belgenin de düzmece olduğu belirlendi...
***
Beni üzen ne 700 bin liralık saat meselesi, ne ortaya çıkan bunca yalan...
Bu adam yıllardır bu ülkede sanayiyi, ticareti yönetiyor...
Böylesine basit bir konuda onlarca yalan söylediği kuşkusu doğuyorsa; insan sormaz mı?
Bugüne kadar kim bilir ne yaptı?
***
Aydınlık, günlerdir gazetecilik destanı yazıyor:
Kocaman sermayeli gazeteler, “Ya gerçek ortaya çıkarsa da yazamazsak” korkusuyla söz konusu saat firmasının yetkililerini arayamazken, bizim arkadaşlar olmayan olanaklarla mucize yaratıyor...
Aydınlık yazıyor; Hürriyet, saat firmasının gazetelere ilan vermediğini bizden öğreniyor...
Aydınlık yazıyor; Milliyet, Sabah, Star, Vatan, Akşam garanti belgesinin isme düzenlenmediğini bizden duyuyor...
***
İsterlerse arayamazlar mı?
Sorup, işin aslını öğrenemezler mi?
Bunun için gerekirse ikişer üçer muhabirlerini uçağa bindirip gönderemezler mi?
Yaparlar elbette...
Ama Başbakan’dan korkuyorlar...
Bu olayın peşine düşmekten çekiniyorlar...
Sonra da internet siteleri aracılığıyla Aydınlık’ın haberlerini alıp sorumluluğu da bize atıp “gazetecilik” yapıyorlar!
***
Hürriyet yıllardır, “Her an, her yerde, herkese daha fazla Hürriyet” sloganıyla reklam yapıyor... Hadi o zaman, muhabirlerinize haber yapma hürriyetini kullandırsanıza...
Milliyet’in sloganı hâlâ, “Basında Güven...” Komik, değil mi! Saat haberi yapamayan gazeteye güven mi olur?
Habertürk’ünki, “Gücü Özgürlüğünde...” Gazetenin ve televizyonun yönetimi Alo Fatih’e geçtiği için özgürlük de bitti; güç de...
Vatan, “Bağımsız Gazete” denmesini tercih ediyor hâlâ; eski günlerdeki bağımsızlığı malzeme yapıyor... Ama gazetede saatten ve yalan söylediği ortaya çıkan bakandan eser yok!
***
Bu olay bize çok önemli bir gerçeği öğretti:
Saat, sadece “zaman”ı ölçmekle kalmazmış; özgürlüğü de ölçermiş...
Zafer Çağlayan’ın saati, Türk basınının özgürlüğünü ölçtü:
İyi ki Aydınlık var; yoksa...
Sonuç gerçekten felaket!
CHP!
Kemal Kılıçdaroğlu, yerel seçimlerdeki başarısızlığın faturasını yine partisinin Merkez Yönetim Kurulu’ndaki çalışma arkadaşlarına kesti.
En çalışkan Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran’ı, yılların Adnan Keskin’ini, Gökhan Günaydın’ı, Perihan Sarı’yı ve Genel Sekreter Bihlun Tamaylıgil’i görevden aldı.
Diyeceğim şu:
Kemal Bey, her seçim yenilgisinden sonra suçu ekibine atıyor ve sürekli birilerini cezalandırıyor.
Oysa asıl suçlu o... Çünkü unutmamalı ki; bugün beğenmediği, başarısız bulduğu o kişileri bulup getiren kendisi...
2015’teki Milletvekili Genel Seçimleri, Kemal Bey’in son şansı...
Eğer onda da yenilirse, bu kez “suç” atacak kimse aramamalı, lütfedip istifasını vermeli!
GÜNÜN SORUSU
Antalya’da bez satan Adnan Turgut isimli bir vatandaş, kendisini Türkiye vergi rekortmenleri listesinin 54’üncü sırasında buluvermiş...
Çünkü muhasebecisi vergi beyannamesine 3 bin 416 lira yazacağına 3 milyon 416 bin lira yazmış... Sonradan yapılan düzeltme talebi de Ankara’da reddedilmiş. Sorum Maliye Bakanı’na:
Devlet hata yapınca “sehven” oluyor da vatandaşın hatası neden kabul edilmiyor?
HAVA DA PARALI OLDU!
Ne demişti rahmetli Orhan Veli:
“Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.”
***
“Hava” hariç, şiirde sayılanların hepsi uzunca bir süredir paralı olmuştu;
Sonunda bazı uyanıklar havayı da şişeye doldurup Taksim’deki lüks otellerde şişesi 60 liradan satmaya başlamışlar.
İstanbul’a gelen yabancı turistler bu şişelerden alıp yakınlarına götürecekmiş ve “Size İstanbul havası getirdim” diyecekmiş...
Orhan Veli, bugün yaşasaydı kim bilir ne derdi?
GÜNÜN İSYANI!
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, taksi ücretini 3 lira eksik ödeyen yolculara silah çeken, havaya ateş eden ve silaha karşı kendisini korumak için bıçak çeken kişiyi göğsünden vurup öldüren taksi şoförüne, “meşru müdafaada bulunduğu” gerekçesiyle ceza verilmemesine ilişkin kararı onamış... Bu kararla, meşru müdafaanın sınırları inanılmayacak ölçüde genişlemiş... İsyanım Yargıtay Ceza Genel Kurulu üyelerine:
Taksi şoförüne ikramiye vermeyi unutmuşsunuz... Ayıp değil mi?
NOT: Bu yıl annemize hediye almıyoruz; elimizden geldiğince hediye yapıyoruz. Bir de mektup yazıyoruz... Detaylı bilgi, Facebook’taki TÜKETMİYORUZ sayfasında...

Mustafa Mutlu - Aydınlık

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları