Tarih:
19.03.2013
Sayın savcılar... Allah size de aynısını versin!
Mustafa Mutlu, ''Ergenekon Davası’nın savcıları dört buçuk yıl sonra mütalaa verdi''
Ergenekon Davası’nın savcıları dört buçuk yıl sonra mütalaa verdi ve “Ergenekon Terör Örgütü’nün varlığı sabit” dedi. Bundan yola çıkarak da 64 sanık hakkında “darbeye teşebbüs”ten müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini istedi.Ergenekon yargılamasında:
Yargılama kuralları ayaklar altına alındı.
Avukatların sanıklarla teması engellendi.
Savunmanın söz hakkı kısıtlandı.
Hâkimler, savcılık yapmaya kalktı.
Konuşmak isteyen avukatlar, mahkeme salonuna sokulan robocop’lara dövdürüldü.
En son oturumda ise bu “mesnetsiz mütalaa”yı dinlemek istemeyen avukatlar ve sanıklar dışarı çıkamasınlar diye mahkemenin çıkış kapıları kapatıldı!
Üstelik bu yargılamanın böyle olacağı ta başından belliydi:
O yüzden mahkeme, şehir merkezinin 100 kilometre uzağında ve cezaevi yerleşkesinin içinde kuruldu!
“Yargılamanın aleniyeti” ilkesi yok sayıldı; salona ulaşan yollar 10 kilometre öteden kesildi!
Duruşmayı izlemek isteyenler biber gazıyla, tazyikli suyla, jandarma köteğiyle püskürtüldü!
Bırakın izleyicileri ve sanık yakınlarını, tutuksuz sanıklar bile mahkemeye ulaşmak için insanüstü bir mücadele vermek zorunda kaldı.
İşin garipliğine bakın ki; bu davanın savcıları verdikleri mütalaada o tutuksuz sanıkların 19’u için “kaçabilecekleri gerekçesiyle tutuklama” talep etti!
Be hey koca savcılar; kaçacak adam mahkeme salonuna ulaşmak için jandarma dayağı yemeyi göze alır mı? Vicdanı falan bıraktık ama mantığınıza ne oldu?
Beddua değil!
Savcılık mütalaası bir kez daha kanıtladı ki Ergenekon sanıkları, tıpkı Balyoz Davası’nda olduğu gibi bir “hukuksuz hukuk”la karşı karşıya...
Bu “hukuksuz hukuk”un tüm aktörlerine...
Ama özellikle o mütalaayı hazırlayan Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel’e, Nihat Taşkın’a, Murat Dalkuş’a ve Mahkeme Başkanı Hâkim Hasan Hüseyin Özese ile hâkim üyelere bir çift sözüm olacak:
En iyi siz bilirsiniz ki; adalet, bir gün herkese gerekebilir...
Umarım bugün başkalarına layık gördüğünüz bu “adalet anlayışı”nın aynısı bir gün “sanık” olarak sizin de karşınıza çıkar! Başkalarına reva gördüğünüz muameleye, suçlama yöneltirken ya da yargılarken esas aldığınız kıstaslara siz de muhatap olursunuz.
Bunu neden mi istiyorum?
Bugünkü “hukuk” anlayışınızın sağlamasını ancak o gün yapabileceğinize inanıyorum da ondan...
Ve son söz:
Yukarıdaki dilekler asla bir “beddua” değildir. Eğer isimlerini andığım hâkimler ve savcılar; bunun beddua olduğunu iddia etmeye kalkışırlarsa, Ergenekon yargılamasının adil olmadığını da kabul etmiş olurlar!
Kral!
Kısa bir süre önce Anıtkabir’de gözyaşlarını engelleyemeyen Ürdün Kralı Abdullah, The Atlantic isimli dergiye verdiği söyleşide Türkiye’ye yönelik eleştirilerde bulunmuş ve “Bölgede yeni ve radikal bir ittifak doğuyor. Mısır ve Türkiye’de gelişen bir Müslüman Kardeşler hilalini görüyorum” demiş...
Bunu da “gerici bir vizyon” olarak yorumlamış!
Onunla yetinmemiş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın demokrasiyi bir “otobüs yolculuğu”na benzettiğini de hatırlatmış!
Arkanıza yaslanın ve düşünün:
“Demokrasi”yi bizden öğrenen birinin, bizim içim kaygılanması, sizin de içinizi acıtmıyor mu?
GÜNÜN SORUSU
Başbakan dün partisinin Meclis Grubu’nda konuşurken, “CHP’lilerin ne içtiklerini merak ediyorum. Meğer rakıyı sulu içiyorlarmış” dedi. Sorum kendisine:
Hani kimsenin yaşam tarzına müdahale etmeyecek, bunu ağzınıza bile almayacaktınız?
Uyan Türkiye... (18)
Ergenekon sanığı Rektör Fatih Hilmioğlu, kansere yakalandı ve Silivri’de olduğu için doğru dürüst tedavi göremiyor. Savcılar onun ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını istiyor!
Ne yazık ki “tedavi hakkı” bizzat yargılandığı mahkeme tarafından engelleniyor.
O tahliye edilmediği için ölümcül “uyku apnesi” hastalığına yakalanan Emekli Üsteğmen, Avukat Serdar Öztürk de tedaviyi reddediyor.
Biz de Silivri’deki bu insanlık dramına dikkat çekmek için bıkmadan, usanmadan “devleti yönetenler”e ulaşıp, “bir şey yapmaları”nı istiyoruz.
Eğer siz de yapılanları haksızlık olarak görüyorsanız, devlet yönetiminde söz sahibi makamları arayarak kendi duygularınızı iletmeyi ihmal etmeyin.
Protokol listesinden devam ediyoruz; sıra bugün Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ta...
“Onun bu konuyla ne ilgisi var” demeyin; çünkü onun da her “iç sorun” hakkında diğer bakanlar kadar söz hakkı var:
Faks: (0312) 517 50 51
E-posta: ozel.kalem@gsb.gov.tr
Mustafa Mutlu - Vatan
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları





