Tarih:
15.01.2013
Yargı, yargı olunca!
Mustafa Mutlu, ''Can Ataklı ile birlikte, 'Dereden Tepeden’ sohbetlerle yarın Babaeski‘de ADD‘nin konuğuyuz''...
Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari, yıllardır “yolsuzlukla” suçlanıyordu.Ancak Yusuf Rıza Gilani’nin başkanlığındaki hükümet, Cumhurbaşkanı hakkındaki iddialar için soruşturma başlatmamakta inat ediyordu...
Hükümete göre, Başbakan ve Cumhurbaşkanı yargılanamazdı!
Devreye yargı girdi ve Başbakan’ı düşürdü.
Başbakanlığa bu kez Raja Pervez Eşref geldi.
Anayasa Mahkemesi; Eşref’e, “Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari hakkındaki yolsuzluk iddialarının soruşturulmasını başlatmak için” süre tanıdı.
Ancak Başbakan Eşref de bu soruşturmaları başlatmadığı gibi, kendisi de yolsuzluk iddialarının muhatabı hâline geldi.
Sonuçta ülkede huzursuzluklar başladı, muhalefet ayağa kalktı.
“Büyük Yürüyüş” adı verilen protestolar, başkent İslamabad’a ulaştı.
Bunun üzerine Pakistan Anayasa Mahkemesi dün de Raja Pervez Eşref’in kabinesini görevden aldı.
Yolsuzlukla suçlanan Pervez’i de tutukladı.
Anayasa Mahkemesi ayrıca, aralarında bakanların da bulunduğu 15 kişi hakkında daha tutuklama kararı çıkardı.
Eşref, Su ve Enerji Bakanı olduğu dönemde mobil enerji kiralama projelerinde yolsuzluk yapmakla ve ülkeyi büyük zarara uğratmakla suçlanıyor.
***
Sözünü ettiğimiz ülkenin ekonomisi de demokrasisi de bizden geri...
Ama tablo ortada...
Görüyoruz ki bu“geri” demokraside savcılar, Başbakan ya da Cumhurbaşkanı için dava açınca görevden alınmıyor ve sanık hâline düşürülüp yargılanmıyor.
Savcıların açtığı davaları gören hâkimlerin onurlarıyla ve gelecekleriyle oynanmıyor.
Anayasa Mahkemesi de iktidardakileri suçlu bulunca, “ceza vermekten” çekinmiyor...
“Hazine yardımından kesinti yapmak” gibi komik cezalara tenezzül etmek yerine, “görevden almayı” beceriyor.
Ve o ülkede büyük suçlamalarla karşı karşıya olmalarına karşın ne Cumhurbaşkanı ne de Başbakan, yargıdan ve “kuvvetler ayrılığı ilkesi”nden yakınıyor.
Yakınsa bile umursayan olmuyor.
Çünkü yargı mensupları, bağımsızlıklarına gölge düşürmüyor.
İktidarın emrine girmiyor.
Baskılara aldırmıyor.
***
Bir de “halk” meselesi var elbette:
Halk, yanlış yapanları asla affetmiyor.
Hesap sorulması için sokaklara dökülüyor.
Üç kuruşluk siyasi rüşvetlere itibar etmiyor, başkente yürüyor.
***
Bütün bunlar demokrasisi geri kalmış bir ülkede yaşanıyor.
“İleri demokrasiler”de ise böyle olmuyor.
İktidardakiler her türlü yargı denetiminden muaf tutuluyor, hatta kamu kurumlarını denetlemekle görevli olan Sayıştay bile rapor açıklayamaz hâle getiriliyor...
Buna karşın muhalefete vurmak ise serbest bırakılıyor!
Muhaliflerin yargılanması, sorgusuz sualsiz tutuklanması ve içeride unutulması için ille de suç işlemiş olmaları gerekmiyor.
Suçu olmayan muhalife sahte dijital belgelerle ve telefon kayıtlarıyla suç üretiliyor; bunlar ortaya çıkınca, “Sehven olmuş” denilerek yan çiziliyor!
***
Bir yanda demokrasisi gelişmemiş Pakistan...
Bir yanda ileri demokrasi...
Şu demokrasi sevdasından vazgeçsek mi acaba?
*****
BABAESKİ!
Can Ataklı ile birlikte, ‘’Dereden Tepeden’’ sohbetlerle yarın Babaeski‘de ADD‘nin konuğuyuz...
“Tepeden” bölümü yine Can‘ın sorumluluğunda, sulu işleri ise ben anlatacağım.
Sohbet yarın (17 Ocak 2013 Perşembe günü) saat 13.30-16.00 arasında Babaeski Belediye Sarayı Tansa Düğün Salonu’nda...
Kırklareli‘nde, Babaeski‘de ve diğer çevre ilçelerde, köylerde yaşayan tüm okurlarımızı bekliyoruz.
*****
GÜNÜN SORUSU
Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Afyon’daki askeri mühimmat deposunda meydana gelen patlamadan sonra yaptığı açıklamada, “Böyle olaylar Pakistan ve Hindistan’da da oldu” demişti... Yani, “Onlarda bile oluyorsa, bizde olması normaldir” demeye getirmiş, bu sözleriyle de büyük tepki çekmişti. Sorum kendisine:
Pakistan’da olanlar, yine bizde de olacak mı?
*****
Demirtaş, Erdoğan ve Mumcu!
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş; Başbakan’ın, “Paris’teki üç PKK’lı kadın cinayeti, başlatılan sürece etkilemez” yönündeki sözlerini anımsatarak,“Kendisi PKK’nın adına mı konuşuyor, şaşırdım doğrusu” demiş...
“Türkiye’de siyaset” bu işte:
Yıllardır Başbakan Erdoğan, Selahattin Demirtaş’ı “PKK adına konuşmakla” suçluyordu; şimdi Demirtaş kendisine aynı soruyu soruyor...
Yirmi yıl önce öldürülen Uğur Mumcu’nun en son yazıları, “dinci-bölücü” koalisyonu ile ilgiliydi. Mumcu, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin önündeki en büyük tehdidin dincilerle bölücülerin el ele vermesi olduğunu yazıyordu.
Kaderin cilvesine bakın ki; tam da bu iddialarını detaylandırmaya başladığı bir dönemde katledildi...
Işıklar içinde yatsın!
Mustafa Mutlu
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları





