MHP, zeytinliklerin 'ölüm fermanı' anlamına gelen tasarıya muhalefet şerhi koydu.
CHP ve MHP, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu'nun 3 günlük maratonunda 90 madde olarak kabul edilen ‘Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na muhalefet şerhi koydu.
Tasarının üretim reformuyla doğrudan ilgisi bulunmayan, birçoğu adrese teslim nitelikteki önergelerin ilgili komisyonlarda görüşülmeden kabul edildiği belirtilen CHP'nin muhalefet şerhinde, “Zeytinimize, kıyımıza, meramıza dokundurmayız! Mevcut Kanun, zeytinlikleri çok net biçimde korurken, bu tasarı getirdiği istisna hükümlerle zeytinliklerin ölüm fermanını hazırlamaktadır” dendi.
T24'ten Hülya Karabağlı'nın haberine göre; Sanayi komisyonu görüşmelerinde zeytinlik gibi bazı maddelere karşı çıkan ve iki MHP'li komisyon üyesi İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ile İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter imzalı muhalefet şerhinde ise şu ifadeler kullanıldı:
"1/387 Sayılı Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı 30-31 Mayıs 2017 ve 01 Haziran 2017 tarihlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda görüşülmüştür.
"Anılan tasarı kamuoyuna üretim reform paketi olarak duyurulmuştur. Reformun güncel Türkçe sözlüklerden karşılığı düzeltme, ıslah etmek olarak geçmektedir. Üretim Reformu denildiğinde; mevcut üretim sistemimizi düzeltme ve ıslah etme anlamı ortaya çıksa da, esasen Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda görüşülen tasarı bir ‘torba tasarı’ niteliği taşımaktadır. Bu yüzden Parti olarak tasarının bazı maddelerinin gecikmiş de olsa yasalaşmasını önemserken, genelinde ise ‘yetersiz’ ve bazı yerlerini de sakıncalı görmekteyiz.
"Zira üretim reformu denildiğinde; sanayi politikasından başlayan, sanayi alt yapısının hazırlanması ve üretici dostu hale getirilmesi ile devam eden, nihai olarak da üretim süreçlerinin planlanması ve desteklenmesini içeren gerçek anlamda bir yol haritası olmalıdır.
"Oysa tasarı bu haliyle; genel olarak 2002 yılında 57’nci Hükûmet döneminde ilk kez uygulamaya koyulan Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) Kanunu’nda revizyon niteliği taşımaktadır.
"Bu kapsamda; OSB organlarının görev süresi, genel kurula geçiş (odalar tarafından yönetilen OSB’ler dâhil), OSB gelirlerinin haczine ilişkin düzenlemeler, OSB katılma payı, parsel satış fiyatlarına üst limit getirilmesi, OSB’ler tarafından kurulacak Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları ön plana çıkmaktadır. Ancak öngörülen düzenlemeler bürokrasi yorgunu OSB’lerimizin 14 yıldır devam eden sorunlarına gerçek anlamda çözüm getirmemektedir.
"Türk sanayisinin yapısal sorunları uzun yıllardır devam etmektedir.
"Bakıldığında; imalat sanayinde büyüme oranı son bir yılda 2 puan düşmüştür (2015 yıllık: %5,9, 2016 yıllık: %3,9). 14 yıllık süreç içerisinde Ar-ge, yenilik ve teknoloji alanında atılım yapılamadığı gibi geriye gidilmiş, yüksek katma değerli ve ar-ge yoğun üretim yapısına geçilememiştir. Nitekim yüksek teknoloji ürünlerinin sanayi üretimi ve ihracatı içindeki payı 2002 yılına göre yarıya düşmüştür.
"Sanayimizdeki başlıca sektörlerin önemli bir bölümünün yüksek oranda ithal ara malı ve yatırım malına bağımlılığı devam etmektedir. Bu yüzden de; yapmış oldukları ihracatın ülkemize bıraktığı katma değeri düşük kalmaktadır. İstanbul Sanayi Odası’nın büyük sanayi kuruluşlarımıza yönelik her yıl yaptığı araştırmaların sonuçları, sanayi üretiminin ekonomi içindeki ağırlığının giderek azaldığını, montaj ağırlıklı bir hâl aldığını, katma değerin nispi olarak düştüğünü net bir şekilde ortaya koymaktadır.
"Son 14 yıldır kârlılık ve özkaynaklardaki azalma nedeniyle şirketlerimiz finansman sağlamak adına daha fazla yabancı kaynak kullanımına yönelmiştir. Bilançolarda biriken kur riski reel kesimi için belirsizliği artırmış, dış şoklara açık hale getirmiştir. Sanayicimiz son yıllarda hem faiz, hem de kur artışından kaynaklanan zararlarını kapatabilmek için çaba göstermiştir.
"Finansal kesim dışındaki firmaların varlıkları ile yükümlülükleri farkı, diğer bir değimle net döviz pozisyon açığı 2002 yılında 6,5 milyar dolar iken, 2017 Mart ayı itibariyle 196,4 milyar dolara varmıştır.
"Çiftçi, esnaf, sanayici, hane halkı, kısacası toplumun bütün kesimleri ağır ekonomik şartlar ve yüksek borç altında ezilmektedir. Türkiye uzun süredir adı konulmamış örtülü bir ekonomik kriz yaşamaktadır. Üretim azalmış, istihdam artmak bir yana azalmaya başlamış -bu yüzden işsizlik rekor seviyelere yükselmiş-, ekonomide tüketici ve üretici güveni en düşük seviyelerini görmüştür.
"Yenilik ve teknoloji altyapısı güçlü olmayan ve imalat sanayiindeki sıçramaya dayanmayan bir üretim yapısıyla, yüksek büyüme hedeflerine ulaşılması mümkün değildir. Diğer yandan rekabet edebilmenin yolu, yüksek katma değerli üretimden ve verimliliğe dayalı iş süreçlerinden geçmektedir. Bu bakımdan her sektörde verimliliği artıracak sanayi politikaları uygulanması gerekmektedir.
"Burada yapılması gereken yapısal reformların hayata geçirilmesidir.
"Bu yüzden yetersiz kalan ve günübirlik çözümlere sırtını yaslamış olan tasarıdan daha da önemlisi; sanayi politikamızda yapısal dönüşüm sağlayacak güçlü bir sanayi stratejisi oluşturmaktır. Bu stratejinin başarıyla uygulanması için en önemli araç sanayi teşvikleridir. Üretim reformu olarak adlandırılan tasarıda; ürün denetmenlerinin harcırahları yer alırken, sanayi teşvikleriyle ilgili herhangi bir husus bulunmamaktadır. Diğer sektörel teşvikler ilgili Bakanlıklar tarafından yürütülürken, sanayi teşviklerinin ilgili bakanlık yerine Ekonomi Bakanlığı tarafından yürütülmesi halen devam eden bir garabet olarak karşımızda durmaktadır. Politikayı belirleyen ile teşvik sağlayanın farklı olması imalat sanayinde beklenen sıçramayı gerçekleştiremememizin bir diğer sebebidir.
"Tasarıya bakıldığında ise; üretkenlik ve katma-değer (artı-değer) artışı, ileri teknoloji, markalaşma, firmalarımızın uluslararası rekabeti için gerekli kapsamlı ve yapısal çözümleri içermediği görülmektedir.
"Oysa bugün başta ölçek sorunları olmak üzere; pek çok sorun KOBİ’lerin omuzlarında ağır bir yük oluşturmaktadır. Ölçek sorunlarından kaynaklanan rekabet dezavantajları, finansmana erişimde karşılaşılan problemler, nitelikli işgücü eksikliği ve göreceli olarak yükselen maliyetler bunların başlıcalarıdır. Esasen sanayicimizin temel beklentisi; ucuz finansman ve üretim yapabilecekleri alanların oluşturulması, teknolojik altyapının kurulması ve geliştirilerek kendilerine sunulmasıdır.
"Diğer yandan üretim reformu diye adlandırılan tasarının daha ilk maddeleri; dünyada söz sahibi olabileceğimiz zeytinciliğimizi baltalayacak maddelerle başlatılması dikkat çekicidir. 3573 Sayılı Zeytincilik Yasası’nın 20’nci maddesinin değiştirilmesi teklifi AKP döneminde 6 kez getirilmiş ancak TBMM’de reddedilmiş ve 7’nci kez gündeme gelmiştir. Görünmediğini, hissedilmediğini zanneden gizli bir güç bu maddenin değişmesi için yıllardır çaba göstermiş ve Komisyon görüşmeleri sırasında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın elini kolunu bağlamıştır.
"Zeytincilik ile ilgili maddelerin Komisyon görüşmeleri sırasında; zeytinciliğin geleceğini baltalayacak söz konusu düzenlemelerin Tasarı metninden çıkarılması için vermiş olduğumuz önergeler ve ısrarlı tutumuz karşısında Bakanlık geri adım atmak zorunda kalmıştır.
"Bu kapsamda; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Tasarı’nın 2’nci maddesinde yer alan ve 26.01.1939 Tarihli 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’a madde ekleyerek, zeytinlik saha tanımı getirmek istemiştir. Bu tanımda; “Zeytinlik saha: Orman sınırları dışında kalan ve bir dekar alanda en az onbeş kültür çeşidi veya yabani zeytin bitkisinin bulunduğu alan” olarak tasarıda yer almıştır. Bakanlık tarafından öngörülen bu madde açıkça iktidarın zeytinlikler konusundaki fikrini gözler önüne sermiştir. Çünkü bugün halen bir dekar alanda en fazla 10-12 zeytin ağacı bulunmaktadır. Eğer madde bu şekilde kabul edilmiş olsaydı en az 100 milyon verimli ağaç, zeytinlik saha tanımı dışına çıkarılarak, kesilebilecekti. Söz konusu madde, önergelerimiz ve girişimlerimiz neticesinde tasarı metninden çıkarılmıştır.
"Yine önergelerimiz ve Komisyonda göstermiş olduğumuz ısrarlı tutumumuz neticesinde tasarının 3’üncü maddesi de metinden çıkarılmıştır.
"Ancak yukarıda dile getirdiğimiz Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nı baskı altında tutan görünmeyen güç ve iktidar milletvekillerinin Komisyon’daki sayısal çoğunluğu ile 3573 Sayılı Zeytincilik Yasası’nın 20’nci maddesi, karşı çıkmamıza, madde metninin tasarıdan çıkarılmasına yönelik önergemize ve tüm ısrarlarımıza rağmen değiştirilmiştir.
"Zeytin sektörünün yanında durmamız sebebiyle; iktidar tarafından ısrarla değiştirilmek istenen 3573 Sayılı Zeytincilik Yasası’nın 20’nci maddesinde yer alan Zeytinlik Sahaları Koruma Kurulu’nun yapısına, Kurulun kurulduğu ildeki ticaret borsası, yoksa ticaret ve sanayi odası veya ticaret odası, zeytin ve zeytinyağı ihracatçı birliği temsilcisinin de yer alması sağlanmıştır. Bu doğrultuda, Kurulun üye sayısı ve karar yeter sayısı artırılmıştır.
"Diğer yandan yine 3573 Sayılı Zeytincilik Yasası’nın 20’nci maddesinin (4)’üncü fıkrasında yer alan izinsiz zeytin ağacı kesen ve sökenlere uygulanacak olan ağaç başına iki bin Türk lirası olan para cezası Komisyon’daki girişimlerimiz sonucunda dört bin Türk lirasına çıkarılmış ve kamu yararı gözetilerek kurul tarafından zeytinlik alanından çıkarılan yerlere konut, konaklama ve turistik tesis yapılması engellenmiştir.
"Tasarının 24’üncü maddesi ile sanayi siciline kayıtlı işletmelerin elektrik faturalarından kaldırılan TRT payının, tüm vatandaşlarımızın faturalarından da kaldırılması yönündeki ısrarlı talebimiz Komisyon’da kabul görmemiştir.
"Tasarı’nın 30’uncu maddesi ile coğrafi şartların zorluğu ve uygun alanların bulunmaması bahanesiyle 4342 Sayılı Kıyı Kanunu’nda genel bir değişiklik yapılmak istenmiş ve denizlerimizde yeni dolgu alanları yaratılarak, kıyılarımız gözden çıkarılmıştır. Bu yüzden denizlerimize dolgu yaparak, kıyılarımızın yağmalanmasının önüne geçmek adına Komisyonda vermiş olduğumuz önerge ve göstermiş olduğumuz ısrarlı tutumuz sonucunda; bu düzenlemeye ihtiyacı olduğu belirtilen Trabzon iline yönelik düzenleme iktidar milletvekillerince yapılmıştır. Ancak bu düzenleme sonrası Karadeniz’e kıyı olan diğer illerin bu yöndeki talepleri eşitsizliği de beraberinde getirecektir.
"Komisyon’da iktidar milletvekillerince verilen önerge sonucunda, tasarının 35’inci maddesiyle 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 14’üncü maddesinde de değişiklik yapılmıştır. Karşı çıktığımız bu değişiklik ile; var olan endüstri bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, organize sanayi bölgeleri, serbest bölgeler ve şehrin içinde kalan küçük sanayi sitelerinin taşınması esnasında mera vasfı olan araziler, bu vasıftan çıkarılmasının önü açılmıştır. Tarım ve hayvancılık için zaten yetersiz kalan mera alanları bu şekilde daha da azalacaktır. Bu düzenlemeye karşı çıkmamıza rağmen, iktidar milletvekillerince bu yönde verilen önerge Bakanlıkça da kabul görmüştür.
"Bir taraftan Kamu İktisadî Teşekkülleri (KİT) verimlilik, etkinlik ve ekonomiye katkılarının artırılması ve benzer sebepler ile özelleştirilirken, diğer taraftan OSB’lerin Müteşebbis Heyetleri’nde yer almaları gerek ekonomik model ve gerekse de uluslararası uygulamalar açısından uygun değildir. Tasarı’nın 39’uncu maddesi bu gerçekleri göz ardı etmektedir. Komisyon görüşmeleri sırasında vermiş olduğumuz önerge ile bu çarpık durumu ortadan kaldırmak istesek de, çoğunluğa sahip iktidar milletvekillerince çarpıklığın devam etmesi istenmiştir.
"OSB içerisinde yer alan taşınmazlar kamulaştırılırken, hususî olarak OSB yapılmak üzere kamulaştırılmaktadırlar. Ancak Tasarı’nın yine 39’uncu maddesi ile bu genel kamulaştırma kararının dışına çıkılarak, belirli taşınmazların OSB sınırları dışarısına çıkartılması, şehre yakın veya şehir içindeki OSB’lerin konut veya ticaret alanına dönüştürülüp kullanılmasına yol açabilecektir. Bunun önüne geçilmesi için verilen önergemiz yine Komisyon’un iktidar partili üyeleri tarafından reddedilmiştir.
"Yine tasarıyla 135 küçük sanayi sitesinde yer alan 63 bin 649 iş yeri şehir dışına taşınması öngörülmektedir. Küçük sanayi sitelerinin boşalttıkları yerlere ise Sayın Bakan’ın ifadesiyle şehrin durumuna göre imar imkânı verilecek ve oralara lüks konutlar, AVM’ler yapılabilecektir. Eğer inşaat (beton) ve rant ekonomisinden vazgeçilemezse, ülke olarak gerçek ve yararlı olacak ekonomik büyümeyi görmemiz çok da mümkün olmayacaktır.
"Üniversitelerin ihtisaslaşması konusunda tasarıyla Yüksek Öğrenim Kurumu'na (YÖK) yeni yetkilerin verilmesi, Türkiye'de zaten kısıtlı olan üniversite özerkliğini daha da kısıtlama riskini beraberinde taşımaktadır. YÖK ile ilgili düzenlemelerle alâkalı Komisyon’da vermiş olduğumuz önergelerimiz, iktidar üyeleri tarafından reddedilmiştir.
"Tasarıyla; sanayicimiz kamu alımlarında %25 fiyat avantajı beklerken, tasarıda görülmektedir ki bu oran %15’lerde kalmıştır. Bu sorun 14 yıldır devam eden, adeta kanayan bir yaradır.
"Tasarının bu haliyle üretimde beklenen artışı vermeyeceği aşikârdır. Bu yüzden dile getirdiğimiz yapısal sorunlara çare üretebilecek değişikliklerin Komisyon’da gerçekleştirilememesi ve bu değişiklikleri içeren önergelerimizin yine Komisyon görüşmeleri sırasında kabul görmemesi nedeniyle tasarının ilgili maddelerine muhalifiz."