loading
close
SON DAKİKALAR

Özgür Özel, Antalya’dan seslendi: 'Size Türkiye İttifakını emanet ediyorum'

Özgür Özel, Antalya’dan seslendi: 'Size Türkiye İttifakını emanet ediyorum'
Tarih: 22.02.2024 - 00:30
Kategori: Siyaset

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Cam Piramit Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Belediye Başkan Adayları Tanıtım Toplantısına katıldı.

“İYİLİK KAZANACAK, TÜRKİYE KAZANACAK”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Antalya Belediye Başkan Adayları Tanıtım Toplantısında, “Size Türkiye İttifakını emanet ediyorum. Antalya’yı Antalya ittifakı, Türkiye’yi Türkiye İttifakı kazanacak. Hepinize güveniyorum. Bu seçimi siz kazanacaksınız. Arkanıza bakın, başkanlar arkanızda, Antalya ayağa kalkmış, ayağa kalkın ve alın bu seçimi. Hepinize güveniyoruz. Türkiye İttifakına güveniyoruz. Biz kazanacağız, iyilik kazanacak, Türkiye kazanacak” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Cam Piramit Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Belediye Başkan Adayları Tanıtım Toplantısına katıldı. Özel burada yaptığı konuşmada, “Bugün Antalya’da bir aday tanıtım toplantısındayız, geçtiğimiz 5 yılın hesabının verildiği, gelecek 5 yıl ile ilgili ortaya konulan talebin somutlaştırıldığı, projelerin ortaya konduğu, Antalya’dan hem büyükşehir belediye başkanımız, hem de Antalya’nın birbirinden güzel 20 ilçesi adına görev talep ettiğimiz çok önemli bir günde sizlerle birlikteyiz” ifadesini kullandı.

“Bugün bu buluşmanın diğer şehirlerde yaptığımız ve bundan sonra yapacağımız buluşmalardan bir farkı var. CHP’nin adaylarının seçim kurullarına teslim edildiği, aday belirleme sürecinin geride kaldığı bir günün ertesinde kampanyanın gerçek anlamda başladığı ilk günde Antalya’da sizlerle birlikteyiz” diyen Genel Başkan Özgür Özel ayrıca, “Antalya’ya, Türkiye’ye hayırlı ve uğurlu olsun. Partimize hayırlı olsun. Aday belirleme süreçleri her zaman zorlu süreçler. Kırgını, mutsuzu olmadan tamamlanması imkansız süreçler. Bunun yollarını önümüzdeki 5 yılda arayacağız. Sürekli ölçme ve değerlendirme ile mevcut belediye başkanlarımıza 3 ayda bir halkın memnuniyet anketlerinin tek bir merkezden ortak sorularla yapıldığı, doğru örneklem ve yöntem konusunda herkesin mutabık olduğu bir ölçme ve değerlendirme sistemi ile bundan sonra milletimizin görevlendirdiği, partimizin üyesi olan belediye başkanlarına sürekli 3 ayda bir karne vereceğiz. Artık gelecek 5 yılın sonuna gelindiğinde önlerine konulan anketler bir sürpriz, sevinilecek ya da üzülecek bir mesele değil 5 yıllık bir trendin, bildikleri, yönettikleri, kötüye giden bir şey varsa tedbir aldıkları, güçlü kaslarını kuvvetlendirdikleri, zayıf yanlarını telafi ettikleri bir sürecin son belgesi olacak. Bunu sağlayana kadar aday belirleme süreçleri tüm partilerde hep sancılı oldu. Böyle objektif kriterler olmazsa da olmaya devam edecek” dedi.

“PARTİLİLİĞİNDEN ŞÜPHEMİZ YOK”

Özel, “Antalya’da göreve devam ettiğimiz belediye başkanlarımız var. Birlikte yola devam edemediğimiz, gelecekte başka görevler yapmalarını, partiye katkılarını ümit ettiğimiz arkadaşlarımız var. Bunların her birisinin kendilerine ait ayrı hikayeleri var. Ben özellikle bugüne kadar partimize hizmet etmiş, bundan sonraki süreçte 1 Nisan’dan sonra partimize, kentimize farklı alanlarda katkı sağlayacak göreve devam etmeyecek arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum ve kuvvetli alkışlarını istiyorum onlar için. Ne Antalya’da ne Türkiye’nin bir başka yerinde adaylaştırmadığımız arkadaşlarımız birilerinin adaylaştırmadıkları gibi ‘Efendim metal yorgunluğu var, o bırakmazsa biz görevden alırız’, savcı ile tehdit edilen, FETÖ’cülükle suçlanan, itibar suikastına uğrattıkları kişiler gibi değiller. Bizim göreve devam edenlerin de devam etmeyenlerin de vatanseverliğinden, dürüst yönetici olduklarından, çalışkanlıklarından ve partililiklerinden hiçbir şüphemiz yoktur. Bundan kimse şüphe duymasın. Tabii süreç bundan önce de ifade ettiğimiz gibi bizim belediye başkanlarımızın olduğu kentlerde memnuniyet anketleri ile ilerledi. Başkan biraz önce bana, partinin yetkili organlarına teşekkür etti. Elbette bu teşekküre karşı biz de teşekkür ediyoruz. Ancak Başkanı adaylaştıran ne Özgür Özel’dir, ne Parti Meclisi, ne MYK’dir. Muhittin Böcek’i adaylaştıran, yaptığı hizmetlerin Antalya halkından gördüğü teveccühtür. Bugün yola devam ettiğimiz arkadaşlarımız, yapılan memnuniyet anketlerinde seçildikleri günden ilerde, partinin oyundan ileride olan arkadaşlarımızdır. Göreve devam edemediklerimiz, seçimi kaybedecekleri için değil ancak yapılan anketlerde, ilçede, beldede ve burada sadece ilçe ve büyükşehir var, talebin değişim yönünde frekans alınan, halkın değişim istediği ve bu nedenle de yapılan profil anketlerine göre aday çalışmalarının yapıldığı yerlerdir. Göreve devam etmediğimiz arkadaşlarımız var ama bir arkadaşımız göreve kendisi bizim onun memnuniyet anketini ifade etmemize, hatta engellilerle ilgili bir açılışta engelli kardeşlerimizin boynuna sarılıp ‘Bizi bırakma’ diye bizimle birlikte ona baskı yaptığı bir süreçte, gayri resmi olarak da adaylaştırdığımız sevgili Şükrü Sözen, görevi kendisi, Manavgat’ı bırakıyor. Ama biz onu bırakmıyoruz, onu seviyoruz. Çok güzel işler yaptı, yüksek bir memnuniyet yakaladı. Görevi şimdi yerine çok kıymetli kardeşim, önceki dönem milletvekilimize bırakıyor ama en güzel tarafı şu. Sokakta 3 kişi neredeyse el ele, kol kola geziyorlar. İlçe başkanı, mevcut başkan ve adayımız. 3’ünü de alnından öpüyorum. Partililik budur” dedi. Önümüzdeki dönemde CHP tüzüğünde çeşitli değişiklikler planlandığının altını çizen Özel, şöyle konuştu:

 

“25 MİLYON MİSAFİR GELİYOR”

“Bütün adayların bir hikayesi var ama bir kişiye borcumuz var. Biz, CHP olarak mevcut belediyelerin olduğu yerlerde memnuniyet anketleri ile ilerliyoruz. Önümüzdeki tüzük değişikliğinde objektif kriterler koyacağız. Ancak Antalya’da hem de memnuniyet anketi iyi olmasına rağmen, ‘Bizim ilçemizin kültüründe ön seçim var, ön seçimle geldim, göreve devam etmek için de sandıktan çıkmayı yeğlerim’ diyen Gazipaşa Belediye Başkanımıza, Mehmet Ali Yılmaz’a ve Gazipaşa’ya özel teşekkür sunuyorum. Çünkü şöyle anlaşılmasını istemem, ‘Finike, Kemer, Kumluca’da başkanları devam ettirdiniz de başkanı niye sandığa soktunuz’ derseniz, herhalde Mustafa Kemal Paşa’dan adını alan, Türkiye’ye demokrasi getiren kentin kendi demokrasi talebidir, başkanımın talebidir. Bundan sonraki süreçte başkanlarımızla beraber el ele, kol kola yürüyeceğiz. Bundan sonraki süreçle ilgili Muhittin Böcek, bir ilki deniyor, bir ilki de başaracak. Neyi deniyor biliyor musunuz? Antalya Büyükşehir Belediyesi olduğundan beri 2 dönem üst üste belediye başkanı seçilmeyi. Hizmet ettiği büyükşehre mevcut başkanken bir daha aday gösterilmeyi, bir daha seçilmeyi deniyor. Bu kadar belediye başkanları geldi ve geçti. ‘Bu iş bugüne kadar niye olmadı’ derseniz, hangi partiden olursa olsun kimsenin emeğini küçük görmeyelim. Bir sorunu tespit edelim. Bu kentin nüfusu 2 milyon 600 bin ama bu kentte her yıl 16 milyonu yabancı, 9-10 milyonu yerli, 25 milyon misafir geliyor. Bu kente devlet, İller Bankası, hangi devlet kurumu katkı sağlayacaksa 2 milyon 600 binlik kente göre yapıyor. Hizmet 26-27 milyona göre bekleniyor. O imkansızlıklar hangi siyasi partiden olursa olsun belediye başkanını görev döneminin sonunda bir memnuniyetsizlik ya da halkın belediyeyi değiştirme, yeni bir arayış talebine itiyor.”

“MUHİTTİN BÖCEK İKİNCİ BEŞ YILI HAK EDİYOR”

“Bu sanki Antalya seçmenin, Antalya kentinin, Antalya siyasetçilerinin bir sorunuymuş gibi uzaktan algılanabiliyor. Bu haksızlığı bu kente, bu kentin evlatlarına ve bu kentin yöneticilerine yapmamak lazım. Parti ayırmaksızın. Ne yapmak lazım? Bu kente bir katkı sağlanacaksa artık nüfus sayımı için evlere kapanmaya gerek yok. Bir şehirde bugün kaç kişi var, cep telefonu kayıtlarından küsuratına kadar biliniyor. Hatay depreminden sonra Mersin nüfusundaki 630 binlik artışı dakika dakika takip ettik. O yüzden bu kente bir günde, bir ayda, bir yılda ortalama kaç kişi oluyorsa, kaç kişi atık su üretiyorsa, kaç kişi kaynak tüketiyorsa, kaç kişi katı atık üretiyorsa bu kente, bu kente yetmez dışarıdan misafiri ağırlayan her kente ona göre katık sağlamak lazım. Bunun çağrısını buradan yapıyorum. Böyle olunca anketlerde Antalya Büyükşehir Belediyesinden bir memnuniyetsizliği her zamanki gibi bir değişim talebini bekliyorduk. Ama anket öyle göstermedi. 15’er gün ara ile 2 anket daha yaptırdık. Göstermedi. Nasıl oldu acaba dedim. Bir fikrim olmuştu ama oradan bu sunumu izleyince, yapılanları izleyince, 5 yılda ne emek verilmiş izleyince anladım. Muhittin Böcek ikinci beş yılı hak ediyor, Antalya da Muhittin Böcek’i hak ediyor. Biraz önce konu Muhittin Böcek’ten açılmışken, ben böyle elleri sıktım ve geçtim. Sonra söylediler, bir de elini öptüm. Bilmiyordum, Şadi Böcek. Ben Muhittin Bey hastanede yatarken, herhalde 100 günü geçen bir süreydi. Tabii grup başkanvekili olarak arkadaşlarıma dedim, aileden birini de bağlar mısınız? O zaman il başkanımızı arıyoruz, dönem milletvekillerimizden bilgi alıyoruz ama bir başhekimle konuştum, bir de aileden birinin sözünü, sesini duyayım dedim. Şadi Beyi bağladılar, hatta sonra cep telefonuma kaydettim. 100-110 günde hiç yoksa 8-9 kere görüşmüşüzdür. Hatta Muhittin Başkan yoğun bakımdan çıkınca ikinci olarak beni aramış. Abisi demiş ki en çok Özgür Bey aradı seni diye. Ben sağlık durumunu merak ediyorum. Arıyorum. ‘Şadi Abi, nasıl’ bir gün dedi ki ‘Çok kötü. Herhalde bir daha böyle telefonda bunu konuşmayız. Yani iş gidiyor.’ Çok üzüldük. Sonra bir mucize oldu, başkan ikinci hayatına döndü. Ama sonra bir gün duydum ki, dediler ki o teşekkür telefonundan birkaç ay sonra. Muhittin Böcek’in ağabeyi covid olmuş. Vallahi 110 gün kapıda biraderini bekledi ama herhalde 6-7’nci gün covid olduktan sonra hayatını kaybetti. Şimdi değerli eşini gördüm burada, onun şahsında covidde hayatını kaybeden herkese, 6 Şubat depreminde hayatını kaybeden herkese, Türkiye’de maalesef burası tuhaf ölümler ülkesi, olmadık yerlerde olmadık iş cinayetleri, olmadık felaketler, en son selde kaybettiğimiz canımız, hayatını kaybeden herkese bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun.”

“BU MEMLEKETE BİZ SAHİP ÇIKARIZ”

“Biz burada Tayyip Erdoğan gibi bir kutuplaştırmanın parçası olacak, ona, buna hakaret edecek, duyduğumuz hakaretlere laf yetiştirecek, polemiğe girecek filan değiliz. Bu işler bizim işlerimiz filan değil. Bu işler, tartışmayı olması gereken zeminden başka bir zemine taşımak ve var olan yokluğun, yoksulluğun, işsizliğin, güvencesizliğin, emek sömürüsünün görülmemesine sağlamaya çalışan işler bunlar. Oysaki bu ülkede kimsenin derdi, kimsenin derdi, öyle Cumhur İttifakı’nın yarattığı korku tüneli gibi bir memlekette kaygılar ile yaşamak değil. Herkes geleceğe umutla bakmak istiyor. Her seçim bir korku icat ediyorlar. ‘Beka sorunu var’ diyorlar mesela. Beka sorunu dediğiniz nedir? Efendim, dış güçler gelecekler, işgal edecekler, bayrağı indirecekler, vatanı böldürecekler, o olacak, bu olacak. O beka sorunlarını bu memleket çok gördü. Çok gördü. Beka sorunu olduğunda kimin ne yaptığını da gördü. Bu ülke işgal altındayken ‘Geldikleri gibi giderler’ diyenleri de işgal ordularının gemilerine halı serenleri de gördü. O yüzden beka sorunu olur da bu ülkeye yine dış güçler saldıracak olursa, bu ülkede bir tehlike ortaya çıkacak olursa, herkes emin olsun Recep Tayyip Erdoğan geliyor diye il başkanlığından görevlendirilen havaalanına giden 6 gencin kot üstüne perdelik kumaştan kefen giyip beklemesiyle olmaz. Öyle bir şey olursa Çanakkale’de dedeleri kefensiz yatanlar var burada. Bu memlekete biz sahip çıkarız. Öyle Afrin operasyonundan sonra, kamuflaj güzel, şık bir kamuflaj, burasına Cumhurbaşkanlığı forsu, gidip orada fotoğraf çektiriyor, 8 gazetede manşet. Erdoğan’a kamuflaj ne de yakışmış. Bir kamuflaj yakışacaktıysa, bir Erdoğan’a yakışacaktıysa niye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakışıyor, Bilal Erdoğan’a ve Burak Erdoğan’a yakışsaydı da görseydik. Milletin fakir, aç evlatlarının, briket evlerinin, camsız evlerin içinden çıkan şehitler üzerinden siyaset yapıp da oradan beka sorunu üretip, millete ‘Evet, yoksulsun, açsın, işsizsin ama tehlike büyük, bize oy vermelisin, arkama geçmelisin, yoksa ezanı dindirecekler, bayrağı indirecekler’ yalanı ile oy toplayanlara şunu söylüyoruz, bu memlekette bir beka sorunu varsa 4 gençten 3’ü bavulları kafasında toplamış. Gençlerin yüzde 70’i ‘Eğer fırsatını bulursam yurtdışına yerleşmek isterim’ diyor. Dünyanın bütün ülkelerinin gözü Türkiye’de doğru ama bizim gençlerimizin gözü dünyanın başka ülkelerindeyse işte gerçek beka sorunu budur. Bununla mücadele edilmelidir. İşte böyle bir beka sorununun en önemli sıkıntısı bir yoksulluk, güvencesizlik, işsizlik ve gençlerin geleceklerinden endişe duymasıdır. Zaten işsiz çok. Okullar bitse işe girilmiyor. İşe girmek için mülakat engeline takılıyor.”

İMAMLAR BİLE GÜVENMİYOR

“Diyanet- Sen bir araştırma yayınladı. Diyanet-Sen’in mensupları hani ‘Durduracaklar’ dedikleri, ‘Susturacaklar’ dedikleri ezanı okuyan müezzinler, namazı kıldıran imamlar. 100 imamdan 80’i, 5 imamdan 4’ü diyor ki ‘Bu memlekette torpil, adam kayırma var’ diyor. 5 imamdan 4’ü ‘Liyakatsizlik var’ diyor bu memlekette. Ondan sonra da dönüp bakıyorlar, bu çocuklar neden yurtdışına gitmek istiyorlar diye. Geçen seçimden önce hatırlayın, dediler ki ‘Biz gençlere evlilik kredisi vereceğiz.’ Dediklerinde geçen sene mart, nisandı, neredeyse 1 yıl oldu. Vermediler, şimdi bu seçim öncesi vereceğiz diyorlar. Nisan 2023’te 250 bin lira vereceğiz, 3 yıl ödemeyeceksiniz demişlerdi, şimdi bunu 150 bin liraya düşürmüşler, geri ödeme süresini 2’ye düşürmüşler, çiftlerin 2’si de 30 yaş altında olacak diye şart koşmuşlar, diyorlar ki biz bu krediyi vereceğiz. O gün dolar 19 liraydı, bugün dolar 31-32 lira oldu. 250’den 150’ye düştü, yani bir büyük yalan attılar. Bakın buzdolabı 50 bin lira, çamaşır makinası 25 bin lira, bulaşık makinası 27 bin lira, fırın 20, davlumbaz 10 bin lira. Toplam 130 bin lira sadece beyaz eşya. Bu parayı veriyor, 2 yıl sonra geri alacak, 50 tane de şart öne sürüyor. Peki biraz önce ne gördük? Eğer bu gençler Antalya’daysa, yaşına bakmadan, para bile gerek olmadan bu beyaz eşyaları Antalya Büyükşehir Belediyesi verecek, bu parayı da bir daha geri istemeyecek. Bir tarafta verdiği sözü tutmayanlar, bir faizi ile o parayı 2 yıl sonra geri almaya çalışanlar. Bir tarafta gencecik çiftlerin arkasında duran halkçı CHP belediyeleri. Milletimiz görsün bu farkı. Bu arada milletimize şunu söylemek lazım. Önemli bir uyarıdır. 1 Nisan gününden sonra hepimizi çok büyük bir tehlike bekliyor. Dün bir bankanın yönetim kurulu üyeleri ziyaretimize geldi. Onlardaki rapor öyle. Yabancı kuruluşlar öyle yazıyor. Yerli kuruluşlar öyle yazıyor. Bakanın ağzından o çıkıyor. 1 Nisan’dan sonra sıkı para politikası. Sıkı maliye politikası. Yani kemer sıkma, acı reçete. Kime, herhalde zenginlere, godomanlara değil. Kur korumalı mevduattan zengin olanlara değil. Gökdelen sahiplerine değil. Kime acı reçete? Acı reçete vatandaş Recep’e, emekliye, Ayşe ve Fatma teyzeye, öyle bir acı reçete geliyor ki zamlarla, enflasyon ile mücadele ediyoruz diye vatandaşın gelirine yapılması gereken zamları kısarak ve vergileri artırarak. Türkiye vergide adaletsizliğin en yüksek olduğu ülke. 100 lira vergi toplanıyor, 100 lira verginin 69 lirası dolaylı vergiden. Ne demek dolaylı vergi? Benzinlikte önde Porsche araba, milyarder. Arkada Anadol pikap. İkisinden aynı vergiyi almak demek. Ne demek? Fabrikatör büfeye gidiyor, bir paket sigara alıyor, fabrikadaki işçi de alıyor. İkisi arasında ayrım yapmadan aynı vergiyi almak demek. Su tüketenden, elektrik yakandan, çocuk bezi kullanandan, evladına ilaç alandan multi-milyarder de olsa, gariban da olsa aynı vergiyi almak demek. Yüzde 69 dolaylı vergi, geriye kalıyor yüzde 31, o yüzde 31’in de yüzde 20’si yine işçinin, memurun, emeklinin maaşından kesilen vergilerden. Toplam 100 liralık verginin 11 lirası kar eden üreticinin, kar eden sanayicinin, kar eden ticaret yapanın, kazananın ödemesi gerektiği vergi. Bunu da işini bilenler vermeyip kaçırıyor, işini bilmeyen esnaf ve KOBİ’den topluyorlar. Öyle olunca büyük bir adaletsizlikle karşı karşıyayız.”

“1 NİSAN’DAN KORKMA KARDEŞİM”

“1 Nisan’dan sonra yine vatandaşın sırtına binmeyi planlıyorlar. Bundan nasıl kurtuluruz? Bundan 2 Nisan günü kurtulamazsın. 2 Nisan günü kurtuluşun yok, sırtına binecekler. Bundan 31 Mart günü kurtulabilirsin. 1 Nisan’dan bir gün sonra değil. Bir gün önce mühür sende. Sandık önünde. Pusula önünde. Eğer 1 yılda mutfak enflasyonunu yüzde 160’a kadar çıkaranlardan dönünce TÜİK ile ne demek TÜİK? Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumu. Onun rakamlarını alıp, ona göre yani ete, kıymaya, patlıcana, domatese yüzde 150 zam, emekliye ve çalışana gelince yüzde 45 zam. Bunları yapanlara karşı mühür sendeyken, patron senken, söyleyebilecek sözün, verebilecek dersin varken, 31 Mart günü bunlara sarı kartı gösterirsen, 31 Mart günü yoksulu ezen, emekliyi ezen, işçiyi, çiftçiyi, üreticiyi ezen, gençleri yıldıran, umutsuzlaştıran bu yönetime kırmızı ışığı yakarsan, bir dur bakalım dersen, öyle ne yaparsan yap oylar sana yok, ne yaparsan yap sen iktidardasın yok, bana bunları çektirene hesap soruyorum dersen, 31 Mart’ta bunlara haddini bildirirsen 1 Nisan’dan korkma kardeşim. Tabii burada bir konuda üstümde bir borç var. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Hatay’da yaptıklarını gördüm. Hatay’ın en büyük yıkılan yerinde muhteşem bir seyyar mutfak ve daha sonra birçok hizmet. Sadece büyükşehir değil Muratpaşa, Döşemealtı, bizim Gazipaşa’dan Kaş’a kadar hepsi gücü oranında koştu, yetişti ve hep beraber çalıştılar. Deprem bölgesinde, Hatay’da, Antalya Büyükşehir’e ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne karşı büyük minnet, başkanlarımıza ve hatta orada artık müdürleri tanınıyor, onlara karşı büyük bir teveccüh var. Ben o dönemde Antalya Büyükşehir Belediyesini tanıma imkanı buldum. Bir şeyi gördüm, fark ettim. Her başkanın danışmanları olur. Hatta Ankara’da şöyle derler. Bakanların, başkanların 3 çeşit danışmanı olurmuş. Danıştıkları, danışmadıkları ve tanışmadıkları danışmanları. Bizimkilerin tanışmadıkları yok. Başkan bana şunu söyledi, orada tanıştırdı birkaçı ile. Dedi ki, ‘Benim danışmanımın birisi şu odanın başkanı, bir tanesi şu derneğin başkanı, bir tanesi şunun başkanı…’ Şimdi dernek ve oda adı verip yanlış söylemeyim ama biraz önce de sordum, ‘Aynen devam’ dedi. Bu projeleri sivil toplumdan, meslek örgütlerinden gelen talep ve yönlendirmelerle yapıyorlar. Engelli konusunda da Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin engelli hakları, engelsiz bir şehir yaratma ve engellilerin taleplerini yerine getirme noktasında ciddi bir pozitif ayrışması var diğer belediyelere oranla. Bunu gördüğümde de bana şöyle bir şey söylemişlerdi, burada mı bilmiyorum, Türkiye Engelliler Federasyonunun Antalya Temsilcisinin bu konuda başkan danışmanı olduğunu söylediler. Mehmet Karavural. Buradan bütün engellilere, kendisi de bir engelli olarak engelsiz bir kent yaratmak için verdiği katkı ve mücadele için hem Mehmet Beye, hem de Muhittin Başkana teşekkür ediyorum.”

“DEPREMZEDEYE BİLE VERDİKLERİ SÖZÜ TUTMADILAR”

“Deprem konutları denince o hepimizin yürek acısı. Biliyorsunuz Türkiye’de devletin ifadesiyle 650 bin deprem konutuna ihtiyaç var. Tayyip Erdoğan depremin üçüncü günü ‘1 yıl içinde hepsini yapacağız’ dedi, 45 gün sonra geri vites yaptı, ‘390 bin tanesini depremin birinci yıl dönümünde vereceğim’ dedi, birinci yıl dönümü Şubat’ın 6’sında geride kaldı, bugün itibariyle verdiği konutlar 650 binin yüzde 6,6’sı. Kendi sözünün yüzde 13,4’ünü ancak tutabilmiş durumda. Bugün Recep Tayyip Erdoğan’ın sözüne güvenen 10 kişiden 9’u, evini kaybeden 20 kişiden 19 tanesi çadırda ya da konteynerde, önümüzdeki 1 senenin sonunda da ancak bunların 10 kişiden 2’si evine kavuşacak. 8 kişi 1 sene sonra bile açta ve açıkta kalacak. Bir tarafta verdiği sözleri tutan CHP’li yöneticiler, bir tarafta depremzedeye bile verdiği sözü tutmayıp, tehdit eden, şantaj yapan Adalet ve Kalkınma Partisi anlayışı. Dün Erdoğan çıkıp uzun uzun adaletten bahsetmiş. Adalet temelinden yükselen toplumlar refahı bulur demiş. Aslında her konuşmasını dikkatle takip ediyoruz, herhalde hayatında kurduğu en doğru cümleyi kurmuş. Demiş ki ‘Adalet temelinde yükselen toplumlar refah içinde yaşar.’ İşte bugün Türkiye’nin yoksulluğunun, fakirliğinin, işsizliğinin, güvencesizliğinin altında da tam olarak toplumlun adalet temelinde yönetilmediği geliyor. Liyakatsiz atamalardan, eski milletvekillerinin büyükelçi yapılmasına kadar liyakatsizliklerden ya da yapılan her türlü sınavda bir partiyi kayırmadan, liyakat yerine sadakate bakmaktan Türkiye’nin içinde bulunduğu durum kötü yönetim durumudur, ekonomik kriz durumudur. Ülkeyi 22 yıldır yönetiyor. OECD 2023 raporuna göre bir bakışta hükümet diye bir başlık var. 38 ülke arasında Türkiye adalet sistemi, yargıya güvende 36’ıncı sırada, sondan ikinci. Türkiye 2010 yılında bile yargıya güven yüzde 59’ken, bunlar gelmeden yüzde 65’lerdeydi, 2020’de yüzde 37’ye, geçen sene yüzde 33’e, bu sene yüzde 30’ların altına geriliyor. Bu OECD’nin rakamı. Türkiye’de Barolar Birliği bunu yüzde 20’ler düzeyinde ölçüyorlar. 10 kişiden 8’inin bu ülkede adalet yok dediği, OECD’nin bile Türkiye’de yüzde 77 adalete inanmıyor dediği bir yerde Tayyip Erdoğan diyor ki ‘Adalet yoksa, refah yok.’ Tam olarak da bunu söylüyoruz. Bu ülkede her yönüyle adalete ihtiyaç var. Vergide adalete ihtiyaç var, toplumsal yaşamda adalete ihtiyaç var, insanların inançlarında, mezheplerinde ve bunlara devletin verdiği hizmetlerde adalete ihtiyaç var. Adalet sarayına girince yargıda adalete ihtiyaç var. Kürsüdeki hakimin liyakatle seçildiğine, AK Partili diye oraya getirilmediğine bir inanç duymaya ihtiyaç var. Yargılanan kişi solcuysa, gazeteci ağzından çıkan her kelimenin sansüre tabi olup, yargılanmadan Atatürk’e bile hakaret edenlerin cumhuriyet savcılarının kılını kıpırdatmadıkları bir düzlemde bu ülkede adalete ihtiyaç var. Bertolt Brecht’in dediği gibi ‘Halkın ekmeği adalettir.’ Bu ekmeği kim pişirecektir, normal ekmekleri sabah biz uyanmadan kim pişiriyorsa, fırındaki ekmekçiler, Türkiye’deki emekçiler adalet ekmeğini pişirmek için mutlaka bu gidişata dur diyecektir.

“KİMSEYİ DIŞARIDA BIRAKMAYAN BİR İTTİFAKA İHTİYAÇ VAR”

“Antalya’daki herkese bu ülkenin refahı, huzuru ve mutluluğu için bu adaletsiz düzene bir itiraz koymaya, bu adaletsiz düzeni değiştirmek için üzerine düşeni herkesin fazlasıyla yapmasına ihtiyaç olduğunu özellikle hatırlatıyorum. Son olarak şunu ifade etmek isterim. Ben CHP’nin Genel Başkanıyım. Sonuçta seçimlere gidiyoruz. Bu seçimlerde iki ittifak yarışıyor. 30 parti var ama iki ittifak yarışıyor. Birisi eski bir ittifak, Cumhur İttifakı. Her geçen gün birbirlerine benziyorlar. Renkleri koyu gri yağmur bulutu renginde. Milletin üstüne karabasan gibi çökmüşler. Kimse düşünmesin, konuşmasın, gençlerin konser, festivalleri olmasın, herkes bir şeylerden korksun ve oyu bunlara atsın. Korku ittifakı. Diğer tarafta çok sayıda partiler var ama bu Cumhur İttifakı’nın, korku, tehdit ittifakının karşısında bir parti yok. Elbette CHP var ama biz partimizden ziyade içinde bulunduğumuz ittifaka güveniyoruz. Maalesef adı Millet İttifakı değil. O geçen seçimlerde kaldı. Zaten Cumhur İttifakını yenmek için çok daha güçlü, özgüveni yüksek, ayakları yere basan, kimseyi dışarıda bırakmayan bir ittifaka ihtiyaç var. Cumhur İttifakının karşısında 31 Mart’ta Antalya’yı kazanacak olan da büyükşehirleri kazanacak olan da tüm şehirlerde önemli başarıları yapacak olan da bizim ittifakımızdır. Onun adı Türkiye İttifakı. Türkiye İttifakında kimler var? Geçen sefer Muhittin Böcek’e, başkanlarımıza kim oy verdi ve seçtirdiyse, hepsi var. Allah sağlık versin, covidde, kazada, hastalıktan, yaşlılıktan kaybetmediysek o seçmen duruyor. Başka kim var? Gençler var, orada da yüzde 70’e varan bizlere destek var. O zaman herkes duruyorsa, partilerin yukarıda ittifak senedini imzalamamış olmasının hiçbir mahsuru yok. Seçmen sandıkta vicdanlarını birleştirebilir. Çünkü Türkiye İttifakının özelliği şudur, oyu kimden alıyor biliyor musunuz? Sosyal demokratlardan alıyor, yetmez. İyi insanlar var. Milliyetçi demokratlardan alıyor, yetmez. Mütedeyyin insanlar var, muhafazakar demokratlardan alıyor. Kimseyi Kürt, Türk, Alevi, Sünni diye mezhebine, etnisitesine göre ayırmıyor. Oyu Türkiye İttifakı bütün Türkiye’den alıyor. Kimden alıyor biliyor musunuz? Milli takım gol atınca ayağa kalkıp sevinen herkesin oyuna talibiz. Bu ittifakın adı Türkiye İttifakı. Türkiye İttifakının renkleri CHP ile aynı renkler. Kırmızı beyaz. Bizim logomuz da öyle ama rengini partimizden almıyor, rengini ay yıldızlı al bayrağımızdan alıyor Türkiye İttifakı. Türkiye İttifakına inanıyor musunuz? O zaman şöyle yapalım, 31 Mart için Türkiye İttifakına moral ve güç verelim. Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Türkiye İttifakı’nın CHP’lilere, İYİ Parti’ye gönül verenlere, partisi ne olursa olsun, MHP’lilere, AK Partililere, gönlünde kim olursa olsun açlık ve yoksulluktan bezenlere, yoksulluktan bıkanlara, işsizlik canına tak edenlere, Türkiye düzelsin isteyenlere emanet ediyorum. Size Türkiye İttifakını emanet ediyorum. Antalya’yı Antalya ittifakı, Türkiye’yi Türkiye İttifakı kazanacak. Hepinize güveniyorum. Bu seçimi siz kazanacaksınız. Arkanıza bakın, başkanlar arkanızda, Antalya ayağa kalkmış, ayağa kalkın ve alın bu seçimi. Hepinize güveniyoruz. Türkiye İttifakına güveniyoruz. Biz kazanacağız, iyilik kazanacak, Türkiye kazanacak.”

 

Kaynak : www.istanbulgercegi.com

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları