Özgür Özel CHP'ye veda konuşması yaptı; Her son bir başlangıçtır!

Özgür Özel, CHP Grup Toplantısı'nda veda konuşması gerçekleştirdi. Özel, veda konuşmasında açıkladı: derin devlet geldi kabul etmedim! Peki kim bu derin devlet merek konusu oldu!
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Grup toplantısına aralarında görevden alınan il başkanlarının da bulunduğu başkanlar, 80'in üzerinde milletvekili, eski Devlet Bakanı Leyla Bayar, Çanakkale Belediye Başkanı Muharrem Erkek, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Yozgat Bahadın Beleidye Başkanı Sami Eroğlu, Mamak Belediye Başkanı Veli Gündüz Şahin, Trabzon Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık, Giresun Espiye Belediye Başkanı Erol Karadere ile birçok belediye başkanı katıldı. Özel, grup toplantısına girerken basın mensuplarına "Her son bir başlangıçtır" dedi.
Gençlik Marşı, "Özgür Başkanı", "İktidar" slogalarıyla salona giren Özel, "Salonda çok değerli sendikaların, meslek örgütlerinin temsilcileri var. Derneklerin, vakıfların temsilcileri var. Türkiye'nin dört bir yanından belediye başkanlaırmız, meclis üyelerimiz var ve seçildikleri günden beri, seçildiğimiz günün ertesi sabahı ayrılıkları bir tarafa bıraktığımız, kol kola girdiğimiz, o günden bugüne yüzünü birlikte millete dönen, partisine ve birbirine hiç sırtını dönmemiş, bu partinin her bir tanesi mücadelenin en derinlerinden gelen bu partinin kıymetli evlatları 74 il başkanım, seçilmiş il başkanlarım burada, hoş geldiniz" dedi.
"HAKSIZLIĞA VE HUKUKSUZLUĞA EN ŞİDDETLİ İTİRAZLARIMIZI BİLDİRİYORUZ"
Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Seçildikleri günden beri, seçildiğimiz günün ertesi sabahı ayrılıkları bir tarafa bıraktığımız, kol kola girdiğimiz, o günden bugüne yüzünü birlikte millete dönen, partisine ve birbirine hiç sırtını dönmemiş, bu partinin her bir tanesi mücadelenin en derinlerinden gelen bu partinin kıymetli evlatları, 74 il başkanım burada, seçilmiş il başkanlarım burada, hoş geldiniz!
NATO toplantısı yaklaşırken yüzlerce tutuklama yapıldı. Toplantı yapıldı. 29 gündür 10'u TEMA gönüllüsü, ÇYDD üyeleri, sendika üyeleri, gazeteciler... 100'ün üzerinde dostumuz içeride haksız yere tutuklu. Kendilerine dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Hepimizin yerine içeride yatanlar var.
Bakırköy Cezaevi'nde sevgili Mine Özerden ve sevgili Çiğdem Mater. Yıllardır Gezi sağ salim sonuçlansın, kimsenin burnu kanamasın diye mücadele eden dayanışmanın üyeleri. Nasıl Tayfun Kahraman, Sayın Kavala, Can Silivri'deler... Bakırköy Cezaevi'nde, hepimiz yerine, İstanbul'u korudukları için, Taksim'i korudukları için, o süreçte diyalog kanallarını açık tuttukları için ve üçer sefer beraat ettikleri halde; birinin vicdanında mahkum edildiği, zihninde, saplantılarında mahkum edildikleri, 'Darbe girişimi yapacaklardı bana' diye bir saplantıya mahkum edildikleri için cezaevinde tutuluyorlar. Sebepsiz yere İzmir Aliağa Şakran Cezaevi'ne sevk edildiler. Mine Özerden'in, Çiğdem Mater'in durumunu takip ediyoruz. En kısa zamanda kendilerini arkadaşlarımız ziyaret edecekler. Hem kendilerine bu büyük haksızlık için hem ailelerine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Mehmet Murat Çalık; annesinin gözyaşları, aylar süren beklemeleri, sürekli nükseden sağlık sorunlarıyla İzmir'de tutuldu ailesinden uzak, mahkemeler için Silivri'ye getirildi. Aynı Kocaeli Kandıra'dan getirilen Fatih Keleş, Necati Özkan, Serdal Taşkın ve Melih Geçek gibi. Mahkeme başkanının 'Burada kalacaksınız, bir daha sevk olmayacak, zulüm olmayacak' demesine, sözüne rağmen onlar da dün tekrar Buca'ya, Kandıra'ya sevk edildiler. Çile çekiyorlar, zulüm görüyorlar. Arkadaşlarımıza yapılan bu haksızlığı, mahkeme başkanının taahhüdüne, vermiş olduğu söze rağmen, kamuoyu önünde, tutanak altında, kayıt altında yaptığı ifadelere rağmen yapılan bu haksızlığı bir kez daha not ediyoruz.
Yapılan bir operasyon sırasında mesleğini yaptığı için ama esas olarak da Cumhuriyet Halk Partisi'nin yürüyüşüne inandığı için, TÜRMOB'un iki dönem genel başkanlığını yapan, her siyasi görüşten mali müşavirin görevlendirilmesini partimizde takdir ettiği, desteklerini ilettiği, 81 ilde sevgiyle anılan Emre Kartaloğlu Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde görev aldığı için; ve yine Avukat Ece Üner, sadece ve sadece bağış yaptığı, yaptığı bağışlardan sonra daha yüksek katkılar istendiği, verdiği parayı güçlükle geri aldığını ispatladığı halde, Ekrem Başkanımızın savunmasına yaptığı katkılar ve mücadelesine yaptığı destekten dolayı hedef alınan Ece Güner tutuklu olarak bulunuyorlar. Son grup toplantımızdan sonra tutuklandılar. Bütün tutuklu arkadaşlarımıza dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Onların masumiyetinin kefiliyiz. Onlara selamlar, sevgiler yolluyoruz grubumuzdan.
"Vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım"
Bugün bu kürsüye vakti gelmiş bir vedanın hüznünün taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım. Hep beraber tarihi bir kavşaktayız. Bugün buradan tarihi bir konuşma, çok sıralısı bir konuşma değil tarihe not düşen, hatırlatan ve emanet edilen cümleleri bırakan samimi bir konuşma yapmaya geldim. tarihi konuşmayı yapılacak ilk seçimin akşamında yapmak üzere tarihe emanet ediyorum. Yıllar geçse de tarih sayfalarını her siyasi başarıyı yazacağını, bazı kumpasların ve onurlu duruşların torunlarımıza miras kalacağını hepimiz görüyoruz.
Her şey bitecek ama hatırlayacağız. Birileri gelir geçer, unutulur gider bu işler unutulur yapanın yaptığı yanına kar kalır diye kimse düşünmesin. Zalimi zalim, mazlumu mazlum, sinip kaçanı korkak, sorumluluk alanı birer kahraman olarak, dost olanı dost olmayanı bugünlerdeki tutumunu unutmayarak anacağız. Tarih kaydediyor. Tarih herkesi bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak!
AKP'nin kara düzeninin devam edeceği görüldüğünde eski nesil siyasete karşı yeni nesil siyaseti kurmak için yola hemen orada çıkmadık. İl başkanıysa il başkanı, milletvekiliyse milletvekili... Bu milletin duygusal kopuşunu, başı önde yürüyen gençleri görenler, akşam ağızların bıçak açmadığını hatta beş yıldır kanalı değişmemiş kumandanın açılış düğmesine basılmadığını görenler bir tavır takındılar. Efendim televizyona çıktığında bir daha cumhurbaşkanı adayı genel başkan adayı olmayacağım demek yerine ben aday olmadım, hiç olamdım, gösterirlerse olurum diyenler... 'Bunlara karşı bu millet bir yerel seçime daha bizimle gitmeyecek. bu millet böyle davranırsak bir daha bize yüzünü dönmeyecek. Parti yüzde 13-14'lerde... Büyük bir felaket gelecek' diyenler bir yola girdi. O gün yol ayrıldı.
O gün, CHP değişirse Türkiye değişir diyenler değişim kurultayına giderken 'bu delege yapısıyla değişim mümkün değil' diyordu. İki genel başkan adayının yarışıp da kazandığı kurultay mı var dediler. Salona girdik, üç kişiini başlattığı ama on binlerin saatlerce sürdürdüğü slogan hakim oldu. Delege sokağın sözünü dinle... Seçilenlerin hiçbirisi bu partiye uzaydan gelmedi. Hiçbirimiz bu partiye dışardan gelemedik, öz be öz evlatlarıydık. Tarihte ilk kez bir genel başkanı yarışmalı seçimle değiştirdik. Düzenin tekerine çomağı soktuk. Seçim ilerlerken hep sordular bize. 'Size gelip devletten konuşan var mı, derin yerlerden mesajlar geldi mi' Ben hep yok dedim. O zaman olmaz, size ne partiyi ne de düzeni vermezler dediler. Zararsız sistemin içinde olduğunu kanıtlayıp ancak öyle genel başkanlık oynayacaksın dediler.
Örgütleri kapatsan bu partinin oyu beş puan artar diyenlerin yerine örgütün kapısını açmadan sokağa ayak basmayan bir anlayış partide iktidara geldi. Yedi yıllık ilçe başkanıyla üçüncü kez tanışıp memnun olan yerine çayı demleyen emekçinin torununu adının bilenler iktidara geldi. Bizi ötekileştirdiler diyorlar. Değişimcinin cenazesine gelmeyip, düğününü şereflendirmeyip aksi tutumda olanları gördük. Bizi karpuz gibi yarıdan bölemezler. Biz bir bütünüz bu bütünü asla bozamazlar. Bu bütün 103 yıllık bir gelenekle birbirinden ayrı durmayan bir bütündür.
Hepiniz şahitsiniz ki kurultay ardından yerel seçimler için sadece 4 ay vardı. Zaman kısaydı, yol uzundu. Esas partideki değişimin Türkiye'yi değiştirip değiştirmeyeceği milletin yeni bir kredi verip vermeyeceği orada belli olacaktı. Şükürler olsun, 47 yıl sonra söz verdiğimiz gibi Cumhuriyet Halk Partisi birinci partiydi. Çoktan yapmamız gerektiği gibi AK Parti artık yenilmiş, yenilgiyi tatmış ve "13 kere yarıştım hep ben kazandım" diyen bir kibrin karşısına, "Hadi ya, bir kere yarıştık onda da biz kazandık" diyen bir özgüveni görmüştük. Maalesef, maalesef iki sınav geçilemedi. İki sınav geçilemedi. Bunlardan bir tanesi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin... Cumhuriyet Halk Partisi Demokrat Parti’ye yenildiğinde, 14 Mayıs 1950 gecesi yaverini çağırıp, birileri askeri kullanarak yönetimi devretmemeyi beklerken İsmet Paşa’dan, Demokrat Parti’ye yaverini yollayıp "Paşa devir teslime hazırdır" deyip, evladı Erdal’a yazdığı mektupta "Şüphesiz kişisel olarak en büyük yenilgim, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasisinin en büyük zaferidir. Hedeflediğimiz cemiyet hayatına demokrasi yerleşmiştir"diyebilen İsmet Paşa’ya, yıllardır kazanan, ilk kez kaybettiğinde demokratlığını gösteren İsmet Paşa’ya nasip olan bunu; kaybettiği ilk seçime kadar kazandığı 13 seçimde "milli irade, milli irade" deyip, kaybettiğinde "kirli irade"ye çeviren, bir tarafta milli iradeyi baş tacı yapıp öbür tarafta alaşağı etmeye çalışan Recep Tayyip Erdoğan demokratlık sınavını geçemedi. Çünkü birisinin demokrat olup olmadığına seçimi kazandığı akşam bakmanın ne kıymeti var?
"Demokrat olup olmadığına kaybettiği akşam bakacaksın"
Birisinin demokrat olup olmadığına kaybettiği akşam bakacaksın. Bir ikinci kayıp var, yine İsmet Paşa'dan. Öyle bir noktaya, öyle bir noktaya geldik ki, öyle bir noktaya geldik ki bazı gecikmiş vedalar olur. O geciken vedalar en sonunda doğru yere oturur. O noktaya oturduktan sonra dönüp de kaybedene, çekilene, bırakana "Ne yapıyor?" diye bakarlar. İşte öyle günlerin, öyle günlerin, yani hem seçimi kaybettiğinde rakibine teslim edebilmenin hem seçimi kaybettiğinde emaneti teslim ettiklerinin huzur bulmasının, onların bundan sonraki görevlerini yaparken diğer partilerle rekabet etmesinin, partilerini iktidara getirmesinin önünde bir engel olmamanın tarih önünde çok büyük bir onuru ve gururu vardır. O gururu 1970'lerde yaşayan ve yaşatan İsmet Paşa'ya selam olsun. Seçim zaferleri Ecevit kadar İsmet Paşa'nın partisine huzur veren yaklaşımının eseridir. Bunu kimse unutmasın.
"Arkadaşlarımı satmadım, satmayacağım"
Belediye başkanlarımıza ardı ardına operasyonlar başladı. Partinin adaysızlaştırılma, kurumsuzlaştırılma ve lidersizleştirilme sürecinin düğmesine Recep Tayyip Erdoğan tarafından basıldı. Cumhurbaşkanı adayımızı alıp tutukladılar. Belediye başkanlarımızı, meclis üyelerimizi, kıymetli bürokratlarımızı aldılar, tutukladılar. O noktada millete "Bunlar casus, bunlar hırsız, bunlar yolsuz, bunlar terörist" damgaları vurmaya çalıştılar. Türkiye'nin en büyük belediyesini, Esenyurt'u kazanmışız, kayyum atayarak işe başladılar. Kayyum atayarak işe başladılar. Operasyonlarla Ekrem İmamoğlu gibi girdiği tüm seçimleri AK Parti'ye karşı kazanmış birisinin başarılarını kendisine de terör, yolsuzluk, hırsızlık, hızını alamayıp casus ve gayriahlaki suçlamalarla 1,5 yıl boyunca devletin televizyonu dahil birkaç muhalif, birkaç özgür yayıncılık yapan televizyon ve gazeteler dışında her türlü haysiyet suikastini servis ederek, önemli bir kısmında da özel ekiplerle üstünde tepinerek arkadaşlarımızı perişan etmeye çalıştılar. O Tayyip Erdoğan, "Dokunulmazlıkları kaldıracağım" diye iktidara gelip, 3 ay sonra "Bu yargıyla mı?" demiş Tayyip Erdoğan'ın bugüne getirdiği yargısını, arkadaşlarımıza yaptığı kumpaslara, haysiyet suikastlerine karşı önümüzde elbette ki bağımsız yargıya güvenimiz tamdır. Yargı süreçlerinin tamamlanmasını takip edeceğiz. Arkadaşlarımızın aklanması lazım, hatta "Aklanamazlar, partimizin bunlardan arınması lazım" diyecek genel başkan; Bağcıvan Abdullah Ağa'nın torunu, iki emekli öğretmenin evladı, 10 yaşından beri yatılı okulda arkadaş satmamış Özgür Özel olamazdı, olmadı, olmayacak!
"Kurultayı ve yerel seçimleri kaybedip hazmedemeyenler!"
Kurultayı kaybedip hazmedemeyenler ile yerel seçimleri kaybedip hazmedemeyenlerin, büyük kurguyu yapıp içinde bir memur çocuğuna, bir parasız yatılı öğrenciye, arkasında lobilerin olmadığı, arkasında çıkar gruplarının olmadığı, geçmişinde bağlantıları, geleceğe yönelik taahhütleri olmayan birine yarının iktidarını verecek miyiz yoksa derin devletin kirli hesabına uyacak bir iş birliği mi yapacağız sorusuna cevaptır bizim yürüyüşümüz.
İşte bu arada o derin devlet dedikleri bir daha geliyor. İşte bu arada "Bizimle uzlaşacak mı yoksa biz onunla uğraşalım mı?" diyenler tekrar geliyorlar. Açık açık konuşmaya geldim, açık açık. Geliyor diyor ki, geliyor diyor ki sana: "Ankara merkezli siyaset yap. Otobüsün üstünden in" diyor. "Ekrem'i bırak" diyor.
"Onu AK Parti yargı kolları parçalayacak. Gel burada çimento var, kum var, harç var; karalım, eline verelim, arkadaşlarının üstüne betonu sen dök. Daha yaşın genç, 50 yaşındasın, 80'e kadar 30 yıl partinin başında oturursun" diyorlar. İşte bugün, bugün yol ayrımındayız. "Tarihin kritik kavşağındayız" diyoruz ya; öyle çok tarihi bir konuşma yapmayacağım. Tarihi hatırlatacağım.
"Yol ayrımı burası!"
Yol ayrımı burasıdır. Yol ayrımı; AK Parti'nin kadın kollarıyla yenemediği, gençlik kollarıyla yenemediği, ana kademesinden umudunun olmadığı, siyasetçileri dışlayıp bürokratları getirdiği yeni düzen, kara düzen siyasetine bu memleketin namuslu, temiz evlatlarını, kardeşlerini teslim edip onların üstüne beton döküp o betonun üstünde parti içi iktidarda mı oturacağım, kardeşlerim için mücadele mi edeceğim? Onun kararının verildiği gündür.
"İnceldiği yerden kopacaksa buradan kopacak"
İnceldiği yerden kopacaksa buradan kopacak. Ya CHP'li gibi davranılacak ya da saraydan alınan talimatla oturulacak. Başkası yok, böyle bir şey yok! Dünyanın lafını duyduk senelerce bir kez cevap vermedik. Şaşırıyor musunuz sokakta sel olup akanlara? Şaşırın! Kabaran duygu iktidara yürüme duygusudur. Siz de dört kişi davullu zurnalı esnaf ziyareti yapmaya kalkıyorsunuz. Doğru yolu milletle bulan bir yolda ilerliyoruz.
Bu partinin evlatları, bu ülkenin kurucu partisi olduğunun bu partinin Atatürk'ün emaneti olduğunun farkındadır. İl başkanlarını suikastlara feda etmiş, hapislere atılıp işkenceler görmüş, darbeler, saldırılar görmüş bir partidi.r bu büyük mirasın her satırına her emekçisine her neferine ezbere bildiğimiz hatırasının geçmişteki her gününe sonuna kadar sahip çıkıyoruz. ancak artık partimiz butlanla saray duvarları arasına sıkışmış bir işgalin altındadır. Atatürk'ün mirasını korumanın sorumluluğu da bizim omuzlarınızdadır. Binayı terk ettik ama mirası alıp çıktık. yetki, görev bizdedir. Cumhuriyeti kuran geleneğin anlayışı bizimledir. O ninadan çıktı. geride teslimiyetleri, hüzünleri bıraktık. Karşımıza onura iktidara yürüyüşü aldık. bir rahmet başladı ve doluya döndü. Haksız yere üzerimize sıkılan biber gazlarından ve kulaklarımızda duymak istemediğimiz o kendi arkadaşlarımızın teslimiyet sözlerinden arınarak adım adım ilerledik. Meclis'e geldik, o günden sonra mücadeleyi adım adım büyüttük. Sarayla uzalaşanların ya da uzlaşanla uzlaşmanın noktası değildir. İşgal altındaki Istanbul'da saray kuklası bir paşa olmak yerine kurtuluş mücadelesi veren Atatürk'ün gösterdiği yol bizim yolumuzdur.
Siyaseti hukuk eliyle dizayn etme girişimlerini ve bunun yarattığı korkuyu sessizliği geride bırakıyor bunları yapanları karşımıza alıyoruz. Bu bir ayrılık, vazgeçiş değil. Türkiye'de daha güçlü şekilde iktidar yürüyüşünü sürdürme adımlarıdır. Hiçbir siyasi parti milletten büyük değildir. Hiçbir makam demokrasiden ileride hiçbir yapı cumhuriyet ideallerinden daha büyük önemde değildir. Herkesin haberi olsun buradan ilan ederiz dosta ve olmayana, biz siyasette gömlek çıkarmıyoruz biz bu ülkenin yarınları için ateşten bir gömleği hep beraber giyiyoruz. Üç günlük dünyada şerefini değil de koltuklarını düşünenler geride kalsınlar.
Yeni partimizi milletimizin seçtiği ona yetkisini emanet ettiği milletvekillerimizle ilk adımını atarak kuruyoruz. Bugün bu kürsüye CHP'nin grup kürsüsüne veda ederken ana muhalefet partisi grup kürsüsünü asla bırakmıyoruz. Ana muhalefet partisi grup kürsüsüne veda etmenin iktidar partisi grup kürsüsüne kavuşmanın da günlerini sayıyoruz!"
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları












