ABD’de Sosyalist Alternatif grubunun çağrısıyla yürüyen genç kadının sözleri kutuplaşmanın boyutlarını gözler önüne seriyor: ‘İki taraftan da kayıplar olacak, gerekirse öleceğiz.’
ABD’de seçim süreciyle başlayan gerilim artarak devam ediyor. 71 gün sonra göreve başlaması beklenen Trump’ı başkan olarak görmek istemeyen öfkeli kitleler, yedi kentte protesto gösterileri yapıyor. Hillary Clinton’ın yanı sıra Başkan Barack Obama ve Senatör Elizabeth Warren gibi bu güne kadar, Trump’ın başkanlık için uygun olmadığını defalarca dile getiren Demokratlar, seçim sonrası, herkesi Trump’ı ‘kabul etmeye’ çağırıyor, onunla iş birliği yapacağını açıklıyor. Eylemlere bakılırsa, Trump karşıtları için ‘kabul’, o kadar kolay değil. Clinton’ın galip geldiği eyaletlerde, lise ve üniversite öğrencilerinin büyük kısmını oluşturduğu kitlelerin sloganı: “Benim başkanım değil.”
Kongre’de Cumhuriyetçiler çoğunluğu almış olsa da kampanya sürecinde, göreve geldiği ilk gün göçmen meselesinin icabına bakacağını ve Meksika sınırına örülecek duvarla ilgili çalışmaya başlayacağını söyleyen Trump’ın her istediğini yapmasına, ABD’deki sistemin izin vermeyeceği de görüşler arasında. Uzmanlar reel ekonomik koşulların göçmenleri ülkeden göndermeye olanak tanımayacağını da ifade ediyor. Oysa Trump karşıtlarına göre, emlak devini başkan olarak kabul etmemek için ‘kampanya boyunca söyledikleri yeterli’.
Kutuplaşma arttı
Karşılıklı suçlamalar ve ortalığa saçılan skandallarla ‘tarihin en çirkin seçimi’ şeklinde adlandırılan süreç, ABD’deki sosyal ve siyasi kutuplaşmayı artırdı. Pew araştırma şirketine göre, her 10 kişiden dördü, diğer partinin görüşünün ulus için ‘tehdit’ olduğuna inanıyor. Trump’ın zaferi, seçim kampanyası boyunca karşısına aldığı gruplarda büyük bir hayal kırıklığı ve endişe yarattı. Geçici vizelerle ya da kaçak olarak ABD’de kalan göçmenlerin ABD doğumlu olduğu için vatandaş olan çocukları, bu kitlenin önemli bir kısmını oluşturuyor. Gençler ailelerinin geri gönderilmesinden korkuyorlar.
Siyahlar arasında ise Obama’nın başkanlığını içine sindiremeyen beyaz üstünlükçülerinin cevap olarak ırkçı söylem ve eylemlerin sahibi Trump’ı seçtikleri düşüncesi hakim.
‘Başarılı’ iş adamı, Donald Trump’ın emekçi kitleleri değil de büyük şirketlerin çıkarlarını gözeteceğini düşünen sistem mağduru işçiler, kazanılmış haklarının yeniden tartışmaya açılacağını düşünen kadınlar, eşcinseller; başkent Washington, Boston, Oakland, Denver, Los Angeles, Atlanta’nın da içinde olunduğu çok sayıda kentte sokaklarda…
Seçim sistemine öfke
Öte yandan seçim sisteminin adaletsizliği bir kez daha gündemde. Clinton, 59 milyon 923 binle oyların yüzde 47,7’sini aldı. Buna karşılık Trump 59 milyon 692 bin oyla yüzde 47.5’e ulaşabildi. Ancak eyaletlerde galip gelenin tüm delegeleri aldığı sistem dolayısıyla, daha az oy alan Trump başkan seçilmiş oldu. Seçmen bu duruma öfkeli.
California’da kitleler, Trump’ın “Amerika’yı yeniden kudretli/harika’ yapalım sloganına, “Amerika hiçbir zaman harika değildi, devrim yapalım diye yanıt veriyorlar.
Hem Demokratlar'ın hem de Cumhuriyetçiler’in büyük şirketlere hizmet ettiğini söyleyen Sosyalist Alternatif grubunun çağrısıyla yürüyen genç kadının sözleri ise kutuplaşmanın boyutlarını anlatıyor: “İki taraftan da kayıplar olacak, gerekirse öleceğiz.”
Araştırmacı John Zogby’e göre bugün ABD’deki kurumsal siyasete karşı çıkan genç kuşak, 2020 seçimlerinde seçmen kitlesinin yüzde 40’ını oluşturacak.
*****
Sanders: Orta sınıf öfkesinden faydalandı
Trump karşıtlarının öfkesi Demokrat Parti’ye de yöneliyor. Kamuoyu yoklamaları, aday belirleme sürecinde Hillary Clinton'a karşı yarışan Vermont Senatörü Bernie Sanders’ın, Trump’ı açık ara yeneceğini söylüyordu. Özellikle genç seçmen, partinin, sosyalist aday Sanders yerine Wall Street’e yakınlığıyla rahatsızlık konusu olan Clinton’ı aday çıkararak hata yaptığına inanıyor. Sanders, seçim sonrası yaptığı açıklamada Trump’ın “ekonomi, politika ve medya elitlerinden bıkmış usanmış orta sınıf öfkesinden faydalandığını” söylüyor ve devam ediyor: “İnsanlar, zenginler daha da zenginleşirken, düşük maaşlarla uzun saatler çalışmaktan, iyi para ödeyen işlerin Çin’e ve diğer ucuz iş gücü ülkelerine kaçmasını izlemekten, milyarderlerin gelir vergisi ödememelerinden ve çocuklarının yüksek eğitim giderlerini karşılayamamaktan yorgunlar.”
BirGün