loading
close
SON DAKİKALAR

'Türkiye'nin arka bahçe olmasını istemiyoruz'

'Türkiye'nin arka bahçe olmasını istemiyoruz'
Tarih: 05.10.2017 - 06:50
Kategori: Dünya

Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanı’nın yetkileri Türkiye’ye devredip Monako-Cebelitarık modelini ortaya atmasına Kıbrıs solundan sert tepki: Türkiye’nin bir alt yönetimi, arka bahçesi olmak istemiyoruz.

Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanı’nın yetkileri Türkiye’ye devredip Monako-Cebelitarık modelini ortaya atmasına Kıbrıs solundan sert tepki: Türkiye’nin bir alt yönetimi, arka bahçesi olmak istemiyoruz
 
Kıbrıs müzakereleri bir kez daha çıkmaza sürüklenirken Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu bundan böyle federasyon değil, konfederasyon temelinde bir müzakereyi kabul edebileceklerini söyledi. BirGün'den Yaşar Gökdemir'in haberine göre; Washington’da konuşan Ertuğruloğlu, “Artık uluslararası tanıma için çalışmaya başlamanın zamanı geldi. Bundan böyle KKTC’ye uluslararası tanıma için uğraşabiliriz. Önümüzdeki ikinci seçenek ise özerk bir cumhuriyet. Fransa-Monako ya da İngiltere-Cebelitarık modeli bir yapı.

Yani dışişleri ve savunma alanlarındaki yetkilerimizi Türkiye’ye devredip gerisini kendi içimizde yönettiğimiz bir cumhuriyet. Henüz hangi yolu seçeceğimize karar vermedik. Ankara ile birlikte oturup karar vereceğiz” dedi.

Ertuğruloğlu’nun açıklamalarını Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Cemal Gürsel Özyiğit, Baraka Kültür Merkezi’nden Münür Rahvancıoğlu ve Yeni Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Murat Kanatlı değerlendirdi.

Söyledikleri kabul edilebilir şeyler değil

Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Cemal Gürsel Özyiğit:

“Türkiye ile karşılıklı saygıya dayalı eşitler düzeyinde bir ilişki istiyoruz. Kendi kararlarımızı kendimizin alacağı, kendi ayakları üzerinde duran, kendi kendini yöneten, sivil demokratik bir rejim istiyoruz. Ertuğruloğlu’nun söylediklerinin kabul edilebilir bir tarafı yok, açıklamalarına kesinlikle karşıyız. Zaten Ertuğruloğlu öteden beri olası bir ortak devlete karşı. Kendisi Annan Planı döneminde çözüm olmasın diye “gerekirse dağa çıkarım” diyen biri. Kıbrıs Türk toplumunun ihtiyacı olan şey; savaş tamtamları değil, barış seçenekleridir. Ertuğruloğlu’nun aksine Anayasa’daki geçici 10. maddenin çıkarılmasını ve vesayet rejiminin artık sonlanmasını istiyoruz. Bakan’ın söyledikleri bugün için bir ölçüde uygulanmaktadır aslında. Türkler onun gibilere değil çözüm perspektifi açık, yüzünü Batı’ya dönmüş, laik ve demokratik bir rejime imzasını atmış birini istemektedir. Çözüm arayışları şu anda duvara toslamıştır. Ama çalışmalar dolaylı da olsa devam etmektedir. Nitekim şubat ayında Rum tarafındaki başkanlık seçimlerinden sonra bir şekilde yeniden gündeme gelecektir. Önemli olan Kıbrıslı Türkleri uluslararası arenaya, uluslararası hukukun içine taşımaktır. Uluslararası alandan tecrit edilmiş, her türlü kaçakçılığın merkezi olmuş, Türkiye’nin bir alt yönetimi, arka bahçesi olmak istemiyoruz.”

"Kıbrıslı Türkler mücadeleyi Türkiye’ye bağlanmak için vermedi"

Baraka Kültür Merkezi’nden Münür Rahvancıoğlu:

“Kıbrıslı Türklerin çok büyük bir çoğunluğu hatta Tahsin Beyin kendi partisinin tabanı bile böyle, bir şeyi kabul etmez. Kıbrıslı Türkler 1963’ten 1974’e kadar verdiği büyük mücadeleyi Türkiye’ye bağlanmak için yapmadı. Bu adada huzur ve barış içerisinde, bütün halklarıyla birlikte ama saygı görerek yaşamak için mücadele etti. Böyle bir şey Kıbrıs Türklerinin kabul edebileceği bir şey değil. Bakan Bey fiilen uygulanmakta olan durumu yasal hale getirmekten bahsetmiş! Dışişlerinde ve savunmada Türkiye’ye bağlı, geriye kalan konularda da özerk…

Anayasa’nın geçici 10. maddesi gereği 1983 yılında yapıldı bu düzenleme. O zamandan beri bu geçici madde Anayasa’da duruyor. 10. maddede KKTC’nin iç ve dış güvenliğinden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sorumlu olduğu çok net bir şekilde yazıyor. Burada polisi, itfaiyesi, sivil savunması, askeri her şeyiyle Türkiye’ye bağlı bir yapı var. Bütün kolluk kuvvetleri zaten Türkiye’ye bağlı. Oradan emir alır, oradan yönlendirilir, buradaki yönetimin hiçbir söz hakkı yok. Ne poliste, ne itfaiyede, ne askeriyede, ne sivil savunmada. Bu anlamda Tahsin Bey’in savunmada Türkiye’ye bağlı dediği şey zaten fiili olarak var. Dışişlerinde de aynen öyle. Dışişleri Bakanlığı aslında Türkiye Dışişleri’nin bir ofisi niteliğinde. KKTC Dışişleri Bakanlığı’nın fiilen hiçbir yetkisi yok, kendi başına hiçbir karar alacak durumda değil. Bu nedenle aslında fiilen var olan durumu yasal hale getirmekten bahsetmiş Tahsin Bey. Ne Kıbrıslı Türkler ne de uluslararası hukukun içerisinde hareket eden hiçbir uluslararası özne Tahsin Bey’in söylediği şeyi kabul etmez. O yüzden fiilen olan bu durumu yasla hale getirmesi mümkün değil. KKTC ne uluslararası hukukta ne vicdanen ne mantıken bağımsız olabilecek bir devlet değil, mümkün değil. Kıbrıs’ta tek olası çözüm federasyondur. Konfederasyon temelindeki bir müzakere süreci 1990’lı yıllar sonunda denendi ama olmadı. Öyle federasyonlar vardır konfederasyon niteliğindedir, öyle konfederasyonlar vardır federasyonlardan daha sıkı bir birlikteliktir. Bu içinin nasıl doldurulacağı ile ilgili bir şey, kavramaların kendisi çok önemli değil, içinin nasıl doldurulacağı önemli. Tahsin Bey’in açıklaması daha çok Türkiye ile ilgili ilişkiler ekseninde gibi geliyor. Çözüme yönelik bir yol yöntem arayışı gibi gelmiyor. O boyutuysa asla kabul edilebilir bir şey değil.”

"Kıbrıs ve Türk halkının geleceğini risk altına alıyorlar"

Yeni Kıbrıs Partisi Yürütme Kurulu Üyesi Murat Kanatlı:

“Bu açıklamalara ilk söyleyeceğimiz şey ancak şu olur; ‘Tutmayın küçük enişteyi!’ Bizim bunları ciddi ciddi yorumlayabileceğimiz koşullarımız yok. Mesela bugün, şu an 1975 Viyana Anlaşması çerçevesinde kuzeyde kalan Kıbrıslı Rum ve Maronitlere yıllardır erzak ve ilaç yardımı yapılmaktaydı. Dışişleri Bakanı kuzeye geçecek olan yardımlardan gümrük almaya karar verdi ve bu erzak yardımı kuzeye geçemedi. Bu şekilde efelenerek, bu şekilde dayılanarak, mahalle kabadayılığı yaparak yalnızca Kıbrıs ve Türkiye halklarının geleceğini risk altına alıyorlar. Bu kararın ve de durumun ciddiyetini ve ne anlama geldiğini yakında Türkiye Dışişleri de Kuzey Kıbrıs Dışişleri de anlayacaktır. Çünkü bunların karşılığı yaptırım olacak, bunların karşılığı uluslararası kamuoyundan dışlanma olacak ve bunlar bedel olarak geri dönecek bölge halklarına, yaşayacağımız budur. Gördüğümüz ve hissettiğimiz üzere, bizi yönettiğini iddia edenler geleceğimizi risk altına alacak şekilde hamleler yapıyorlar. Bölge halkları olarak Yunanistan, Türkiye, Kıbrıs’ta bulunan halklar olarak, bizim artık ortak, daha güçlü çözümü, barışı savaşsız bir dünyayı, savaşsız bir bölgeyi talep edenlerin sesini yükseltip bir irade beyanı koymamız gerekiyor. Biz bu iradeyi koymadığımız sürece bizim mahalle kabadayıları böyle ortalıkta dolaşıp bizim geleceğimizi de karartacak hamleler yapabilecekler. O yüzden artık bizlerin de bir irade ortaya koyması gerekir.”


ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları