Ahmet Hakan'ın sunduğu Tarafsız Bölge programına konuk olan Kemal Kılıçdaroğlu çarpıcı açıklamalar yaptı...
CHP Lideri
Kemal Kılıçdaroğlu Ahmet Hakan’ın sunduğu CNNTÜRK ‘ün canlı yayını “Tarafsız Bölge”de Ankara Temsilcisi gazeteci yazarlardan Fikret Bila, Metehan Demir, Faruk Mercan ve Deniz Zeyrek’in sorularını şöyle yanıtladı;
Ahmet HAKAN- Hepinize iyi akşamlar sayın seyirciler. Tarafsız Bölgeye hoş geldiniz. Bu akşam
Tarafsız Bölge Ankara’dan sizlere sesleniyor. Konuğumuz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. Hoş geldiniz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hoş bulduk efendim.
Ahmet HAKAN- Bu akşam biz size sorular soracağız değerli meslektaşlarımızla, sizde cevaplayacaksınız. Türkiye gündeminde çok önemli konular var. Hangi meslektaşlarımız soru soracaklar hemen onları da tanıtmak istiyorum.
Fikret Bila Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi, hoş geldiniz. Faruk Mercan, hep yorumcu olarak katılırdı Tarafsız Bölgeye. Bu akşam Kanaltürk Ankara Temsilcisi olarak katılıyor. Sizde hoş geldiniz Faruk Mercan. Metehan Demir Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi. Metehan’da bu akşam Kemal Kılıçdaroğlu’na soru soracak. Hoş geldiniz Metehan. Ve
Deniz Zeyrek Radikal’in Ankara Temsilcisi. Deniz Zeyrek’e de hoş geldiniz diyorum. Benim biraz twitterdan arkadaşımda olur Deniz Zeyrek. Metehan’da öyle ama Deniz daha aktif kullanıcı. Siz twitteri aktif kullanıyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Eskisi kadar değil.
Ahmet HAKAN- Biraz boşladınız son zamanlarda evet. Bekliyoruz sizi ama twittera arada yorumlarınızı.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Olur hay hay.
Ahmet HAKAN- Şimdi bu akşam Türkiye gündeminde çok önemli konular var dedim. Değerli meslektaşlarıma da şunu
hatırlatmak istiyorum. Üç ana konuda gidelim istiyorum. Birincisi;
Suriye krizi. Çok önemli. Ona herhalde ağırlıklı olarak değineceğiz. İkincisi Kürt sorunu.
CHP liderinin bu konudaki girişimleri büyük yankı uyandırmıştı. Fakat araya başka gündemler girince o kadim sorun biraz gölgede kaldı gibi. Ama onu da biraz açabiliriz. İkinci başlık o olsun. Üçüncüsü de, serbest, yani güncel meselelerle ilgili herkes serbest sorular sorabilsin. Üç ana başlıkta toplamış olalım.
Ve ilk konu Suriye. İzin verirseniz ilk soruyu ben soruyum ondan sonra hiç soru sormayacağım. Tamamen size bırakacağım. Dün yaptığınız grup konuşmasıyla başlayalım isteseniz. Dünkü grup konuşması dikkatle dinledim baştan sona. Ben kişisel olarak bir savaş çığırtkanlığı izlenimi almadım. Fakat bazı sosyal medyadaki tartışmalara falan baktığımda ve bazı küçük yorumlara baktığımda sanki sizin bir politika değiştirdiğiniz, Suriye’ye bir yanıt verilmesi gerektiğini söylediğiniz şeklinde algılanmış.
Kemal Kılıçdaroğlu bu zamana kadar
Suriye konusunda savaşa kesinlikle mesafeli, Suriye’yle gerginliğe kesinlikle mesafeliyken tavır değiştirdi. Şimdi artık bir tür savaş kışkırtıcılığı yapıyor şeklinde algı yaratmış yaptığınız konuşma. Bir kısım izleyiciler, dinleyiciler tarafından. Ne diyorsunuz böyle bir tavır değişikliği var mı gerçekten? Siz Suriye’ye vuralım mı diyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir tavır değişikliği yok. Yani savaş istemek, bir halkı düşman kabul etmek, oraya savaş uçaklarını göndermek, orayı bombalamak. Bunlar çözüm değil zaten. Kendi coğrafyamızda biz barışı her zaman, her yerde, her ortamda savunduk. Barışın olduğu bir yerde insanlar mutlu olurlar. Niye savaşalım biz? Ama bir olayı sorgularken onun belli bir tarihsel süzgeç içinde nereden nereye geldiğimizi de bizim söylememiz lazım. Yani muhalefet partisinin Genel Başkanı olarak ben o tarihsel süreci anlatmazsam doğruyu yapmamış olurum. Öteden beri biz izlenen politikanın yanlış olduğunu söyledik, yanlış yapıyorsunuz dedik. Yanlışın arkasından gitmeyin dedik. Bunu söyledik ama onun bir öncesi var. Öncesinde doğruyu yapıyorlardı. Ne yaptılar? Vizeyi kaldırdılar. Ne yaptılar? Gittiler ortak bakanlar kurulu topladılar. Ne yaptılar? Ortak milli maç yaptılar. Fenerbahçe takımını götürdüler oraya Suriye’nin takımıyla beraber maç yaptılar. Ne yaptılar? Bakanlar kurulu dışında Sayın Recep
Tayyip Erdoğan Suriye sokaklarını, Şam sokaklarını gezdi, Türk bayraklarıyla insanlar karşıladılar, alkışladılar, sevgi gösterilerinde bulundular. Hiç kimse hükümete dönüp siz yanlış yapıyorsunuz demediler. Ne yaptılar? Vizeyi kaldırdılar. Gidin Gaziantep’e sorun, Şanlıurfa’ya sorun, Hatay’a sorun, Çankırı’ya, Çorum’a sorun, Muğla’ya sorun. Herkes hayatından memnundu, otellerde yer yoktu. Suriyeli turistler geliyorlardı, alışveriş yapıyorlardı, esnaf çok memnundu. Bizden de Şam’a
gidenler vardı onlarda çok memnundu.
Fakat bir baktık tablo bir günde değişti. Ve çok enteresan. Bakın ben bunu tekrar okumak isterim izniniz olursa. 16 Haziran 2005, şöyle söylüyor Sayın Başbakan, “Beşar
Esad Suriye’de liderlik yapabilme kapasitesine sahip en iyi isim. Ancak Suriye’de sorun adamda değil, sistemde.
Suriye Beşar Esad’a yardımcı olup sistemi geliştirmek ve değiştirmek hem bölge, hem de dünya için çok daha doğru bir yol.”
Ahmet HAKAN- Kaç yılında yapıyor bu konuşmayı Sayın Başbakan?
Kemal KILIÇDAROĞLU- 16 Haziran 2005.
Ahmet HAKAN- Fakat şöyle bir durum yok mu? Yani 2009 yılında sivil gösteriler başlıyor Suriye’de, insanların üzerine ateş açılıyor. Bundan sonra değişmez mi yani bu konuşma?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Onu da söylüyor. Suriye’yi karıştırarak çözemezsiniz diyor. Suriye’yi Esad’a yardımcı olarak demokratik ve barışçıl bir ülke haline getirebiliriz. Başka her türlü yol bölgede sıkıntıyı ve tansiyonu arttırır diyor. Karışıklıklar olduktan sonrada Sayın Başbakanın bu bağlamda daha sonraki yıllarda 2009’a kadar bir sürü açıklamaları var. Yani 2005’ten başlayarak 2009’a kadar. Bize uyarı geliyor. Acaba Türkiye’de eksen kayması mı var diye. O da hayır diyor eksen kayması yok diyor. Suriye’yle dostluğumuz kadimdir, tarihidir. İki dost halkın ilişkisi kardeşliğe benzer diyor. Fakat sonra ne oluyorsa birileri uyarıyor, uyarıdan sonra bildiğimiz aslında kimlerin uyardığını da çok iyi biliyoruz. Ben Salı konuşmasında bunları da açıkladım. Ondan sonra taban tabana zıt bir politika oluşuyor. Ben bu tarihsel süreci anlatmalıyım ki, kendi söylemimin hangi zemin üzerine oturduğunu daha sağlıklı ortaya koyabileyim diye. Yoksa savaş kışkırtıcılığı yapmak. Hayır tam tersine Salı konuşmasında şunu da söyledim. Mustafa Kemal’in bir sözünden yola çıkarak söyledim. Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir dedim ve bütün hedefin yurtta barış, dünyada barış olduğunu söyledim. Kendi coğrafyamızda komşularımızla savaşın özellikle çok derin yaralar açabileceğini ve kalıcı yaralar açabileceğini söyledim. Yine o konuşmada şunun da altını özenle çizdim. Dış politika bir blöf alanı değildir. Dış politikada söyleyeceğiniz sözü ölçüp tartmanız ve ondan sonra dillendirmeniz gerekir. Onu söyledim. Ama maalesef bunlar olmadı. Bıçak kemiğe dayandı dendi. Şu oldu, bu oldu vs. işte savaş nedenidir bir sürü laf ettik. Sonunda geldi uçak düştü. Düşürüldü uçak. Ne yaptık?
Fikret BİLA- Efendim tabi sonuçta şuraya geliyor sizin yaptığınız analiz grup toplantısında bunu söylediniz. Şimdi şöyle örnekler verdiniz. Yani Türkiye sürekli diyor ki Sayın Başbakan bunu söylüyor. Kimse Türkiye’nin gücünü test etmesin. Test etmeye kalkmasın. Ancak dediniz ki, Türkiye’nin gücü test edildi. Hem de bir kez değil, birkaç kez. İşte İsrail
Mavi Marmara gemisine baskın yaptı, 9 vatandaşımızı katletti. Benzer bir konuşma yaptı Sayın Başbakan ama hiçbir şey yapmadı, Türkiye bir tepki veremedi. İşte karakollarımız yüzlerce terörist tarafından basılıyor. Irak’a veya Kuzey Irak’a karşıda bir harekette bulunamıyoruz. Son olarak uçağımız düşürüldü ki çok ciddi bir olaydır gerçekten iki ülkeyle ilişkiler açısından. Savaş sebebi dahi sayılabilir.
Şimdi yine test etmeyin bizi diyorsunuz ama bir şey de yapmıyorsunuz. Yani daha somut soracak olursak siz uçağımızın düşürülmesine karşın Suriye’nin bir askeri hedefinin vurulmasını mı düşünüyorsunuz? Buna misilleme olarak böyle bir iş yapılmasını mı düşünüyorsunuz? Birde şunu sormak istiyorum. Tabi Sayın Başbakanın konuşmasında askeri bir tarafta vardı artık bundan böyle biz angajman kurallarımızı değiştirdik. Suriye’nin sınırımızı ihlal edecek her türlü askeri unsurunu vuracağız dedi. Yani bu sözün gereğinin yerine getirilmesini mi istiyorsunuz? Yoksa sadece hükümetin bu politikasının bir sonuç vermediğini, bir şey yapamadığını kanıtlamak için mi söylüyorsunuz bu test olayını?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Fikret bey, bu bölgede Türkiye’nin gerçekten bir bölgesel güç olarak kabul edilmesi çok önemlidir. Eğer sizin dış politikada yaptıklarınız ve söylemleriniz blöf üzerine inşa edildiyse ve sınandı, sınanmanın sonunda bir şey çıkmadığı görüldüyse sizin karizmanız çizilmiş demektir. Önce bunu bir koyalım bir tarafa. Nasıl oldu bu?
Bir; Kuzey Irak’ta askerlerin başına çuval geçirildi Amerika’ya nota bile veremediniz. Türk halkının gururu burada incinmiştir. Kim ne derse desin. Hiç kimse bunu kabul edemez.
İki; Gazze’deki olay. 9 tane Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı uluslararası sularda katledilmiştir. Kıyameti kopardınız. Efendim biz savaş nedenidir ama biz bunu büyük devlet olduğumuz için savaş nedeni kabul etmiyoruz. Ne demektir bu? Bir şey ya savaş nedenidir ya değildir. Büyük laf etmeyeceksiniz. Büyük laflar ettiğiniz zaman gereğini yapacaksınız devlet adamı olarak. Edip de gereğini yapmazsanız o zaman Türkiye böyledir. Türkiye konuşur, bir şey söylemez.
Üç; ben Salı konuşmasında söylemedim ama şimdi söyleyeyim. Doğu Akdeniz’de Rumlar doğalgaz buldular, petrol buldular. Arama için ne dedik? Eğer orada yaparlar, bizim de haberimiz olmazsa, bizi göz ardı ederseniz biz bunu da savaş nedeni sayarız dediler. Kendi enerji bakanımızı da Kıbrıs’a gönderdik. Güney Kıbrıslı Rum bakan ne söyledi? Türkler konuşurlar bir şey yapmazlar dedi. Ne oldu? Amerikan firması gitti aramayı yaptı biz buradan seyrettik.
Fikret BİLA- O halde efendim şimdi bir şey yapmalımı Türkiye?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Son
Suriye olayı. Şimdi ben hiçbir zaman komşularımızla savaş edelim, savaş yapalım, uçaklarımızı gönderelim demedim. Dememde zaten. Doğruda bulmam bunu. Barışı dillendirmek varken niye savaşalım. Benim bu eleştirilerimin altında yatan şu; bu hükümetin dış politikası blöf üzerine kurulu. Yanlış bir dış politika güdüyor. Bu yanlış dış politika Türkiye’nin Ortadoğu’daki o konumuna ciddi zarar veriyor. Türkiye’nin güç olmasını tartışılır hale getiriyor. Eleştirdiğim nokta bu.
Ahmet HAKAN- Peki ama siz sürekli şuna bir cevap vermedin, şunu cevapsız bıraktın, şuna hiçbir şey demedin, uçağın düşürüldü bir şey yapmadın dediğiniz zaman sanki bir şey yap uçağın düşürüldü hadi sende onu vur der gibi bir sonuç çıkıyor.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır. Ben niçin bir şey demedin demedim. Söylediğin lafın gereğini yapmadın diyorum. Sen öyle büyük laflar ettin ki o büyük laflara karşılık gereken yapıldı onlar. Ama sen geriye döndün hiçbir şey yapmadın.
Fikret BİLA- Peki efendim kendisine söylediniz mi? Sayın Başbakana söylediniz mi efendim yüz yüze görüştünüz, size bilgi sundu. Hani bir şey yapalım diye bir öneriniz oldu mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Sayın Başbakan sadece bilgi sundu bize.
Fikret BİLA- Sizin görüşünüzü almadı mı?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Herhangi bir görüşte almadı. Bu konudaki görüşünüz nedir demedi. Sizin bir öneriniz var mı diye herhangi bir şey de sormadı. Belki sorma ihtiyacı da duymadı. Ama bize gazetelerde yer alan, televizyonlarda izlediğimiz haberler, bilgiler sadece bir yansı üzerinde verildi. Orada yeni öğrendiğimiz bir şey onu da söyleyeyim. İşte hangi saat, dakikada bizim uçağımız neredeydi, hangi dakika saat Suriye’nin hava sahası ihlal edildi. Biz onu uyardık hava çıktı dönerken işte şu noktada…
Fikret BİLA- Görüntü var mıydı efendim? Görüntü izlediniz mi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Görüntü yoktu. Sadece çizgiler üzerinde.
Fikret BİLA- Krokimi yani sadece?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet. Şu noktada vuruldu, uçağımız düşüşü Suriye’nin karasularına düşerek…
Ahmet HAKAN- Zaten bilinen şeyler.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bildiğimiz olaylar. Yani onun dışında bir yorum…
Fikret BİLA- Radar görüntüsü seyrettirmediler size.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır herhangi bir şey. Sadece bazı seslerin olduğunu, telsiz seslerinin olduğu ifade edildi. Ama onlarda bize dinletilmedi. Sadece o konuşmaların olduğu ifade edildi. Ama bir gerçek daha var onu da söyleyeyim. Sayın Davutoğlu Kıbrıs’ta bir İngiliz üssünün olduğunu, dolayısıyla onlarında bazı telsiz kayıtlarını kaydedebildiklerini ifade etti ve onlardan da yardım istendiğini söyledi.
Deniz ZEYREK- Efendim şunu mu söylemek istiyorsunuz? Yani üç aşaması var. Birinci aşamada bu talihsiz olaylar olmasın. Yani sizin politikalarınız bu talihsiz olayların olmasına neden oldu diyorsunuz anladığım kadarıyla. İkinci aşamada bu talihsiz olaylardan dolayı hep blöf yaptınız diyorsunuz. Üçüncü aşamada da…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Talihsiz olaylar öncesi blöf yaptınız diyorum. Olaylardan önce öyle büyük laflar ettiniz ki, o büyük lafları saygın bir ülkeyi yöneten bir devlet adamı onları ağzına almaz, konuşmaz. Büyük bir dikkatle olayları takip eder, izler. O lafları edip olaylar olduktan sonra bir şey yapmazsanız ülkede müthiş bir hayal kırıklığı çıkar ortaya. Benim söylemek istediğim buydu.
Deniz ZEYREK- Ama mesela siz iktidarda olsanız Beşar
Esad böyle bir potansiyel gösterse, ilişkilerinizi biraz önce olumlu bulduğunuzu söylediniz vize meselesini vs. Sonra bu iyi ilişkiler kurduğunuz adamın iyi bir devlet adamı olmadığını, babasından ya da onun ekibinden farksız olmadığını fark ettiniz ve gözünüzün önünde kendi halkına zulmetmeye başladı. Ve bir süre bunu diplomasiyle halletmeye çalıştınız. Batının önüne set çektiniz. Dediniz ki, bir dakika ben ikna edeceğim. Bütün çabalarınıza rağmen ikna olmadı. Siz ne yaparsınız?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Biz iktidarda olsaydık bir sefer
Suriye politikamız böyle olmazdı. Bunu çok net söylüyorum.
Ahmet HAKAN- Nasıl olurdu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- 2009 öncesinde olduğu gibi olurdu. Yani Sayın Başbakanın yaptığı gibi Suriye’yle vizeleri
kaldırırdık, dostluklar kurulurdu. Eğer siz demokratik anlamda
Suriye halkına ya da
Suriye yönetimine bir katkıda bulunmak istiyorsanız bunun başka yolları vardır. Baskıyla, şiddetle, tehditle hangi ülkenin demokratik olduğu görülmüştür? Bombayla, silahla hangi ülkenin demokratik olduğu görülmüştür.
Ahmet HAKAN- Ama siz orada iyi ilişkilerinizi sürdürürken Suriye’de kendi halkını öldüren, zulmeden bir yönetime hiçbir şey söylemeyecek misiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Söyleriz. Ama kalkıp da bıçak kemiğe dayandı demeyiz. Bu yanlış bir ifade. Bıçak kemiğe dayandı ne demektir? Ben savaşıyorum hazır olun. Bir şey daha olursa gelip sizi vuracağım demektir.
Ahmet HAKAN- Büyük laftan kastınız bu mu?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle bu. Siz Dışişleri Bakanını gönderirseniz, üniversitelerle ilişki kurarsınız, sivil toplum örgütleriyle ilişki kurarsınız. Yani bir ülkede eğer demokrasi gelecekse ve ben katkıda bulunacaksam bunun yolu yöntemi vardır. Ama bu zorla, silahla, şantajla, tehditle olmaz. Ve Türkiye’nin tarihinde de böyle bir şey yoktur. Bakın bizim Osmanlı dahil tarihini alın bakın Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakın böyle bir şeyimiz yoktur bizim.
Metehan DEMİR- Efendim çok tartışılıyor yani ne olacak, ne bitecek, ne yapmalı diye. Bir bölümü Türkiye’nin çok ağırına gitti bir şey yapmalı diyor. Bir bölümü itidal tavsiye ediyor. Herkesin çeşitli fikirleri var. Siz tabi bu ülkede Başbakan koltuğuna Ana Muhalefet Partisi lideri olarak en yakın isimlerden birisiniz. Siz Başbakan olsaydınız bu durumda ne yapardınız? Türkiye’nin uçağının düşürülmesi hadisesi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Başbakan olsaydım böyle bir tabloyu yaşatmazdım Türkiye’ye.
Ahmet HAKAN- Buna sebebiyet vermezdim mi demek istiyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Asla. Böyle bir tablo olmazdı.
Metehan DEMİR- Velev ki düşürüldü ve çok iyi niyetinize rağmen.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hata yapmışız derdik. Bir ülkeyle bu tür diplomatik ilişkiler kurulmaz. Bir ülkeyle bu tür bir kavganın içine girilmez. Eğer bir Başbakan bunu yapıyorsa dönüp kendisini sorgulaması lazım. Benim uçağım hangi gerekçeyle düşürüldü demesi lazım. Şimdi siz Esad’ın elini o kadar güçlendirdiniz ki, Türkiye’nin dönüp bakması lazım ben bu tabloyu, niye bu ortamı hazırladım diye.
Ahmet HAKAN- Peki haksız yere düşürülmediğini mi düşünüyorsunuz bizim uçağımızın? Yani haklı gerekçelerle mi düşürüldüğünü düşünüyorsunuz? Onu mu söylemeye çalışıyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim. Bizim uçağımız uluslararası alanda haksız yere vuruldu. Bunun savunulabilir hiçbir tarafı yoktur.
Metehan DEMİR- Siz misilleme yapar mıydınız bu durumda? Bir cevap verir miydiniz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim ne yapacağımız bizim tarihimize bakıldığı zaman görülür.
Gazeteci- CHP’yi mi kast ediyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet CHP’yi kast ediyorum.
Metehan DEMİR- Yani cevabını verirdik diyorsunuz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Niçin vermeyelim.
Fikret BİLA- Kıbrıs Barış Harekatını falan mı anımsatıyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kıbrıs Barış Harekatını evet. O dönemin yöneticileri hiçbir zaman büyük laflar etmediler. Hiçbir zaman asarız, keseriz demediler. Hep sağduyuyla davrandılar. Hep sakin oldular. Burada hani derler ya böyle belasını arayan adam derler. Geldiğimiz, yaşadığımız tablo bu. Bir Başbakanın Ortadoğu coğrafyasında gazetecilere alay konusu olması, karikatüristlere alay konusu olması kabul edilecek bir olay mıdır? Biz bunu kabul etmiyoruz. Doğruda bulmuyoruz biz bunu.
Faruk MERCAN- Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu, Suriye’nin uçağımızı düşürmesini hükümetin yanlış
Suriye politikasına bağlamanız ve bunu eleştirmeniz gayet doğal bir ana muhalefet lideri olarak. Ve
AKP döneminde Türkiye Cumhuriyeti devletinin gücünün sınandığı 3 tane olay sayıyorsunuz. Bu 3.’sü Suriye’nin uçağımızı düşürmesi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- 4 olay varda 3’ü şimdi.
Faruk MERCAN- Siz 3’ünü sayıyorsunuz. Bunlardan bir tanesi 4 Temmuz 2003 askerimizin başına çuval geçirilmesi. İkincisi; Mavi Marmara. Şimdi mesela…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Güney Kıbrıs.
Faruk MERCAN- Evet. Grupta 3 olay saydınız. Şimdi uçağın düşürülmesini anlayabiliyorum. Siz diyorsunuz ki biz olsaydık böyle bir
Suriye politikası uygulamazdık ve böyle bir olay olmazdı.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Olmazdı.
Faruk MERCAN- Fakat Sayın
Fikret Bila 1 Mart tezkeresinin kitabını yazdı. 1 Mart tezkeresi, yani 2003 yılı 4 Temmuz’unda yaşanan olaya baktığımız zaman Cumhuriyet Halk Partisi olarak CHP’de orada red oyu verdi. Ve biz biliyoruz ki, ABD aslında orada bir intikam almak istedi ve işbaşında hangi hükümet olursa olsun ve Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Wolfovist çok açık ve net zaten bunu CNNTÜRK televizyonunda söyledi. Dedi ki, Türk Silahlı Kuvvetleri burada liderlik görevini yapmamıştır ve bir intikam şeyidir. Yani askerimizin başına çuval geçirilmesi. Kaldı ki, Sayın Başbakanın orada 1 Mart tezkeresinin lehine bir çaba harcadığını da biliyoruz. Ama Başbakan değildi o sırada.
İkinci olayla ilgilide şöyle bir düşüncem var bilmem katılır mısınız?
Mavi Marmara en nihayetinde bir askeri gemi değildi. Şimdi mesela şuanda uçağımız elbette bir keşif uçağı, silahsız. Ama nihayetinde bir askeri uçak. Fakat Mavi Marmara’ya baktığımız zaman Türk donanmasına ait bir gemi değil. Evet önlenebilirdi. Yani o seyahati hükümet önleyebilirdi ama en nihayetinde sivil bir gemiydi ve sivil vatandaşlar vardı. Böyle bir fark görmüyor musunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- O gemi önlenebilirdi. Bir; hukuken önlenebilirdi. Çünkü geminin belgeleri sağlam değildi. İki;
AKP'li milletvekilleri binecekti o gemiye. Son anda vazgeçtiler. Üç; geminin gönderilmemesini ısrarla istediler ve ben dedim niçin İsrail’le yapılan Dışişleri Bakanlığının yaptığı yazışmalar kamuoyuna açıklansın, gerçekleri görelim. Açıklanmadı. Dört; bizim zaten Gazze’de Kızılay’ın tesisi var, yardım götürebiliyoruz biz Kızılay olarak. Hala var. Yardımda gidiyor. Niye böyle bir provokasyona Türkiye Cumhuriyetini alet ediyorsunuz? Beş; siz kalktınız daha büyük bir laf ettiniz. Dediniz ki, Gazze’ye bundan sonra bizim gemiler gidecek, bizim donanmamızda bunlara refakat edecek dediler. Bende şunu söyledim. Sayın Başbakan siz Gazze’ye Türk donanması yardım götürecek ve Türk donanması buna refakat edecekse bu refakat süresi uluslararası sularla mı sınırlı olacak yoksa Gazze’ye kadar götürecek misiniz? Gazze’ye kadar götürecekseniz sizi alnınızdan öpeceğim dedim. Hiç siz hatırlıyor musunuz bir geminin Türk donanmasının eşlik ettiği bir sivil geminin Gazze’ye yardım götürdüğünü? Hayır. Niye bu lafı edersiniz?
Faruk MERCAN- Ama buda savaştan kaçınma gayreti değil miydi?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bir Başbakan bu lafları etmez. Hiçbir ülkeyi bakın, hangi ülkeyi alırsanız alın, ister Amerika’yı, ister Papua Yeni Gine’yi alın. İster Gana’yı alın, ister Fransa’yı alın, ister İngiltere’yi alın. Hiçbir ülkenin Başbakanı böyle bir laf etmez. Eğer bir laf eder arkasını getirirse saygı duyarım bakın. Ama laf eder arkasını getirmezse, onu unutursa, yok sayarsa, milletin gazını alıyım, yalan söyleyeyim. Kusura bakmayın yalancı çobanlık hiçbir ülkenin Başbakanına yakışmaz. Başbakan bir laf söyler ve onun gereğini yapar.
Faruk MERCAN- 4 Temmuz için ne diyorsunuz? 4 Temmuz’da size yönelttiğim soruya. Orada hükümetin yaptığı yanlış neydi? Çünkü en nihayetinde…
Ahmet HAKAN- 4 Temmuz nedir?
Faruk MERCAN- 4 Temmuz çuval olayı.
Ahmet HAKAN- Öyle diyelim yani. 4 Temmuz çünkü anlaşılmayabilir.
Faruk MERCAN- Soruyu birinci kısımda sorduğum için.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Bizim askerin başına çuval niye geçirilir? Madem ki Amerika’yla müttefiksiniz?
Faruk MERCAN- Çünkü tezkereyi reddettik ve onlar çok incindiler.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Onların incinmeleri Türk halkının gururuyla oynanması mıdır? Bu kadar ağır bir yaptırımı Türk
halkına gerekçe, kendi eski bir olay dolayısıyla yaşanan bir olay dolayısıyla onu gerekçe gösterip bizim askerin başına çuval geçirilmesi bir gerekçe olarak kabul edilebilir mi?
Faruk MERCAN- Sayın Kılıçdaroğlu, ben size şu soruyu yöneltiyorum. Yani hükümet tezkereyi reddetti ve sizde o sırada tezkerenin reddinde oy kullandınız. Hükümetin burada yaptığı yanlış neydi? Suriye’de anlıyorum. Suriye’de hükümetin
Suriye politikası yanlış, bunun bedeli uçağımızın düşürülmesi.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yaptığı yanlış şuydu; Türk askerinin başına çuval geçirilirken Amerika’ya nota verecek cesareti bile yoktu. Yanlışta oydu.
Ahmet HAKAN- Yani sonucu itibariyle, sonucu karşısındaki.
Gazeteci- 1 Mart yanlıştır demiyor zaten. 1 Mart’ı destekliyorlar zaten.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Diyebilirdi siz benim askerim kafasına nasıl çuval geçiriyorsunuz. Bir nota verebilirdi. Yani bu notayı vermeye bile cesaret edemeyen bir hükümet var.
Deniz ZEYREK- Ben şunu anlayamadım. Şimdi Türkiye kamuoyunda bir, bu bizim savaşımız değil, sizde karşı çıkıyorsunuz ama yani şimdi velev ki Başbakan meydan okudu, blöf yaptı,
Esad yani ne derseniz. Fakat sizin istediğiniz, Başbakandan istediğiniz sonuç şuanda Türkiye kamuoyunun en son istediği şey. Yani bir askeri müdahale, bir o blöfün yerine getirilmesi vs. Türkiye’yi gerçekten karanlık bir noktaya sürükleyecek bir şey. Yani siz Başbakanı eleştireceğim diye mi böyle bir şeyi mutlaka yapmalı diye teşvik ediyorsunuz? Yoksa…
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim teşvik ettiğim yok.
Ahmet HAKAN- Deniz’in sorusunu ben biraz daha kendi cümlelerimle açmak istiyorum. Siz aslında diyorsunuz ki, bu tabloya, bu sonuca Başbakan yol açtı.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Evet.
Ahmet HAKAN- Tamam bunu diyebilirsiniz. Yani bizim uçağımızı düşürecek noktaya gelinen politikaları izleyenlerdedir suç diyorsunuz. Buraya kadar tamam. Sonuçta öyle ya da böyle uçak düştü. Buna bir cevap verilmesi gerekiyor. Gerekiyor mu? Gerekiyorsa ne yapılması gerekiyor? Yani siz vurun, sizde orayı vurun mu diyorsunuz? Sizde orayı vurun, ancak vurursanız bu sorun çözülür mü diyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Hayır efendim. Ben sabahtan beri bu coğrafyada bir barışın olmasını istiyorum. Niye gitsin vursunlar. Ama bakın yani bir Başbakanın dış politikada veya bir Dışişleri Bakanının dış politikada bir laf söylerken çok dikkatli olması gerektiğini söylüyorum. Öyle laflar ettiler ki yani
Suriye elini kaldırsa ben savaş ilan edeceğim dediler. O noktaya getirdiler. Şimdi gittik onların hava sahasını ihlal ettik ve bizim tarafımızdan bizim pilotlarımız uyarıldı oradan çıktılar. Ama uluslararası sularda vuruldu. Bizi bu noktaya getiren bu yanlış dış politika.
Deniz ZEYREK- Efendim bunu anladık ama gereğini yapın dediğiniz zaman gereği yanlışsa ve siz zaten kendiniz söylüyorsunuz söylenen şey o blöf yanlıştır diyorsunuz ama bir taraftan da o blöfün gereğini yapın, yapmalısınız dediğiniz zamanda onun gereği belli.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Ben şunu söylüyorum. Sayın Başbakan sen, ben şunu şunu yaparım dedin sen. Büyük laflar ettin. Büyük laflar ettiğine göre…
Ahmet HAKAN- O sözlerle yüzleştiriyorum Başbakanımı diyorsunuz?
Kemal KILIÇDAROĞLU- Yani bir Başbakanın o sözlerle yüzleşmemesi mümkün mü? Bu soruyu kusura bakmayın ama kimse sormaya cesaret edemiyor. Sayın Başbakanın dün grupta yaptığı toplantı neydi? Siz ulusal bir sorunu getiriyorsunuz, Türkiye’nin en temel sorununu getiriyorsunuz AKP’nin grubunda bir şeyler söyleyeceksiniz. Ne söylediniz? Şam’dan bahsetti, Kudüs’ten bahsetti, Selçuklulardan bahsetti, Selahattin Eyyubi’den bahsetti. Nedir Allah aşkına bunlar? Bütün dünya izledi. Ne oldu orada? Bir çaresizlik orada ifade ediliyor. Bir çaresizlik. Bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının böyle bir olay karşısında çaresiz kalması benim ağırıma gidiyor. NATO’ya yazdık efendim NATO 4. madde. Ne yapacak 4. madde? Zaten oturacağız konuşacağız. NATO’ya üye olmasaydık bile NATO oturup bu olayı konuşacaktı.
Fikret BİLA- Efendim aynı noktaya geliyoruz. Şöyle sorabilir miyim? Şimdi böyle ulusal sorunlarda iktidar, muhalefet partileri genellikle ulusal bir çizgi üzerinde birleşirler. Türkiye’nin siyaset geleneğinde de bu vardır. Kıbrıs Barış Harekatında olduğu gibi veya PKK’nın saldırılarına karşı aldığı tutum gibi.
Şimdi sizde Türkiye Cumhuriyetinin ana muhalefet liderisiniz. Böyle bir sorun Türkiye yaşadı. Nasıl geldiği konusundaki eleştirileriniz tabi sizin eleştiri hakkınız içerisinde. Yani Türkiye’nin ulusal çıkarları bakımından bundan sonrası için CHP’nin önerisi nedir? Yani Türkiye bir askeri misillemede bulunup…
Kemal KILIÇDAROĞLU- CHP’nin önerisi şudur…
Fikret BİLA- Yani ulusal çıkarımıza ne şey olur? Esad’la barışsın Sayın Başbakan eskisi gibi bir ilişkimi kurulsun? Yoksa askeri misilleme yapılsın, artık
Esad rejimi gitmesi için çabamı gösterilsin? Yani
CHP ulusal duruş itibariyle iktidara ne öneriyor efendim?
Kemal KILIÇDAROĞLU- CHP’nin duruşu ve önerisi şudur. Bir; hiçbir ülkenin iç işlerine doğrudan müdahale etmesin.
Fikret BİLA- Somut bu
Suriye olayıyla ilgili olarak söylerseniz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Somut
Suriye olayıyla ilgili söylüyorum. Doğrudan doğruya Suriye’de bir tarafı siz tutamazsınız. Doğrudan müdahaledir. Yani düşünün bir başka ülke geliyor bizden bir siyasal partiye açıkça destek veriyor, onun silahlanmasına onay veriyor ve sen diyor iktidarı devir. Bu hangi demokraside olur?
Fikret BİLA- Bundan vazgeçsin diyorsunuz.
Kemal KILIÇDAROĞLU- Kesinlikle bundan vazgeçecek. Biz bu tür olayları istemiyoruz. Komşularımızla barış içinde, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Kendi içlerinde sorun varsa sorunu çözerler. Yarın eğer bizim oraya müdahalemiz. Şimdi batılı gazeteler yazıyorlar Türkiye üzerinden silah gidiyor diye. Suriyeli muhalifleri biz burada Türkiye’de topluyoruz. Muhaliflere nasıl davranacaklarını anlatıyoruz. Bizim bir önerimiz oldu bir yıl önce. Dedik ki, Türkiye’de bir
Suriye konferansı, uluslararası konferans toplayın hem Suriye’deki iktidar, hem muhalifleri çağırın. İran’ı çağırın, Rusya’yı çağırın, AB’yi ve Amerika’yı çağırın burada bu olayı biz nasıl çözeriz diye Türkiye üstüne düşen görevi yapsın.
AKP elinin tersiyle itti. Bir yıl sonra aynı öneriyi Lavrov getirdi ve Türkiye gitti oraya katıldı. Niye biz yapmadık onu? Madem ben bu bölgede bir gücüm.
Ahmet HAKAN- Çünkü köprüleri atmıştı o zaman.
ETİKETLER : CHP, Kemal Kılıçdaroğlu, AKP, Tayyip Erdoğan, Suriye, Esad, Mavi Marmara, Gazze, Ahmet Hakan, Deniz Zeyrek, Fikret Bila, Tarafsız Bölge, istanbul gerçeği, türkiye gerçeği, istanbul haberleri, son dakika