Fenomenler
Atay Sözer: Herkes fenomenleri çok iyi tanıyor ama ne olduklarını tam olarak bilemiyor, tanımlayamıyor. Buna fenomenlerin kendileri de dahil. “Sen nasıl bir şeysin?” dendiğinde. “Vallahi anladığım kadarıyla iyi bir şeyim” diyorlar.
Yeni bir meslek oluştu: Fenomenlik…
Fenomen asında “Algılanan, bilinen, görülen bir şey” diye kem küm edilerek açıklansa da ne olduğu net olarak algılanmıyor.
Bu fenomenler ne iş yaparlar, nasıl yaparlar, nasıl para kazanırlar? Bunun da net bir yanıtı yok.
Ama çok iyi kazandıkları belli.
Bu mesleğin bir okulu var mı, bir diploma, sertifika gerekiyor mu? O da net değil.
Ama hali hazırdaki fenomenlere bakıldığında ilkokul diplomasının bile gerekmediği görülüyor.
Herkes fenomenleri çok iyi tanıyor ama ne olduklarını tam olarak bilemiyor, tanımlayamıyor. Buna fenomenlerin kendileri de dahil.
“Sen nasıl bir şeysin?” dendiğinde.
“Vallahi anladığım kadarıyla iyi bir şeyim” diyorlar.
İşte fenomenlik böyle bir şey…
Bu şeyler sosyal medya mecralarında zenaatlerini icra ediyorlar.
Tabii bu tür mecralara üye olmak için de herhangi bir sınav, bir seçme daha da önemlisi bir ödeme gerekmiyor, yani beleş.
“Nerede beleş oraya yerleş” felsefesi DNA’larına kadar nüfus etmiş olan güzel insanlarımız. Sazan balığı gibi atlıyorlar hemen.
Sadece bu platformlara “Hakkımdaki her türlü bilgiyi, ebemin ebesinin adına kadar kaydedebilir, yediğimi, içtiğimi, defi hacet ettiğimi, istisnasız her türlü alışkanlığımı bilebilir, telefonumdan sesimi kaydedebilir bunları bana karşı kullanabilirsin vesaire vesaire…” diye izin vermesi yeterli oluyor.
Bundan sonra da evinizde otururken eşinizle ezkaza “İç çamaşırlarında başlayan kampanya” üzerine bir muhabbet döndürdünüz.
Artık girdiğiniz her sitede önünüze “don” reklamları düşmeye başlar.
Bu andan itibaren de “Acaba dinleniyor muyum yoksa ben bir paranoyak mıyım?” diye ikileme düşüyorsun.
Hayır paranoyak değilsin merak etme ama zekasal bir sorunun olduğu belli.
Tabii ki dinleniyorsun, bunun için sen izin verdin o beleş üyelikle…
Biliyorsun “Beleş mal var” deniyorsa bil ki o mal sensin…
Bu fenomenler kendilerine “infuluncer” diye cafcaflı bir isim bulmuşlar, anlamını bilmenizin önemi yok fonetik bakımdan kulağa iyi gelsin yeter.
Tabii bunlar da sınıf sınıf… Bir çeşit kast sistemi diyebiliriz.
Köftecide öğle yemeğini beleşe getirmek için cep telefonuyla köfte, piyazı kaydedip “Hüsnü Usta’nın köftesi süper gerçekten” diyenler çoğunlukta.
Tabii Hüsnü Usta her gelen müşterinin bu numarayı yaptığını görünce artık yemiyor ve yedirmiyor tabii…
Ne yazık ki bunlar emekliden biraz hallice olsalar da şu an zor durumdalar.
Bir başka tür de abuk sabuk hareketler yapıp para topluyor.
150 kiloluk herif iğrenç göbeğini, varoşta yaşadığı belli tombul teyze kaçasını sallayarak takipçilerinden iyi para topluyor.
Tabii buradaki muamma bu gösterilerin rezilliğinden çok bunlara para veren kitlenin zihinsel sorununda, nasıl bir motivasyon onları para ödemeye zorluyor?
Sanıyorum evrenin gizemi gibi hep meçhul kalacak.
Ancak evren için küçük de olsa hâlâ bir umudum var doğrusu.
Diğer bir tür de sürekli sokak röportajı yapıyor, bunlar arasında her türden, her düşünceden olan var, muhalif olan da var, yandaş olan da, provokatör olan da.
Ortak noktaları insanların yolunu kesip alacaklı gibi hesap sorması.
Muhalif olan, zaten öfkesi burnunda vatandaşı gaza getirip haykırtması, bunların sonu genelde o vatandaşla şafak operasyonlarıyla evlerinden alınmasıyla bitiyor.
Kendince bilgi yarışmacılığı oynayanlar da var.
Yolda giderken hıyarın biri mikrofonu burnuna sokuyor.
“Pütürge nerededir?”
Kamera olmasa net biçimde adresi tarif edeceksin ama çaresiz susuyorsun.
Belli ki açmış haritayı gözünü kapatıp parmağını dokundurduğu ilk yeri soruyor.
Bilemedin mi yandın; altına bir sürü yorum.
“Okumuyoruz okumuyoruz, daha pütürgenin yerini bilmeyen cahiller var. Halbuki Pütürge Kafe bizim iki sokak aşağımızda lattesi süper…”
Geleceğin palayla kafa kesicisi potansiyeline sahip takkeli mübarek soruyor.
“Gusülün farzları nedir? Beş sahabe adı sayabilir misin?”
Münkir’le Nekir gibi yapışmış yakana.
“Şimdi mi cevap vereyim sabah namazından sonraya mı bırakayım?” diyesin geliyor.
Adama ters gidersen yorumlarda “kafir” diye recm edilirsin.
Fenomenlerin en üst seviyedekilerin durumu ise muhteşem bildiğiniz gibi.
Aynalı odalardaki pudra şekerli grup çalışmalarının müdavimi olan bu tür, yaptığı her anı, her hareketi kaydedip bunu tüm hesaplarına koyar.
Üst düzeyde çalışırlar hep, bazen bu sayede önemli yerlerde misal medya organlarında yer bulurlar.
Sosyal bağlantıları çok iyi olduğundan birçok organizasyonu başarıyla yaparlar.
Özellikle Arap illerindeki gönlü zengin kardeşlerimiz bu fenomenlerin hesaplarıyla çok ilgilidir. Beğendiklerini bu organizesi güzel arkadaşa söyler “Şöyle bir gelse de o gül cemali kanlı canlı görsem” der.
O da o fenomeni alıp sevabına Arap iline götürür.
Niye götürdüğü, orada ne olduğu falan konumuz dışı, özel hayat kapsamında neticede.
Ancak bu kadar harcamanın ticari boyutu, vergisi, püsürü falan var.
Hapşırıktan vergi alacak hale gelmiş bir maliye bu durumu atlamaz herhalde.
Bu yüzden bu hizmet karşılığında nakit para alınamıyor çünkü hem vergisi hem de maazallah para karşılığında yapılan bu hareketin kötü niyetli kişiler tarafından “Muhabbet tellallığı, eskortluk, hayat hanımefendiliği” gibi suçlamalarla karşılaşma ihtimali var.
Bu yüzden gönlü zengin ev sahibi, bunlara epey ama epey pahalı hediyeler veriyor; mücevherler, saatler, astronomik markalı çantalar falan filan.
Gelir gelmez de burada kurulmuş başka bir sistemde nakde çevriliyor.
“E bu gene bizim bildiğimiz pezevenklik!” derseniz haksızlık edersiniz bunlar “sizin bildiklerinizden” değil.
Kimse farkında değil ama sosyal medya toplumun değer yargılarını da yavaş yavaş değiştiriyor.
Fenomenlik daha çok yeni bir alan, kuralları yavaş yavaş belirleniyor ama geleceğin en saygın mesleklerinden biri olacağı kesin gibi.
Bir gün herkes kesin fenomen olacak ama bu defa da fenomenliğin bir değeri kalacak mı bilmem.
ÜYE YORUMLARI
Yorum YapFacebook Yorumları





