loading
close
SON DAKİKALAR

CHP ve Yapması Gereken Üç Açılım

Prof. Dr. Ahmet Özer
Tarih: 11.06.2012

CHP, Türkiye'nin yakıcı ve önemli sorunlarıyla ilgili gündem yaratması, “küskün olduğu” kesimlerle barışması gerekir...

Bir siyaset bilimci olarak Türkiye’nin önemli meselelerine ilişkin teorik alanda kafa yorduğum gibi aynı zamanda bu sorunlara ilişkin alan araştırmaları yapan bir sosyolog olarak CHP’nin iktidar alternatifi olması konusunda çalışmalar ve algı araştırmaları yapıyorum. Bu bağlamda birsüre önce CHP lideri ve MYK’sına verdiğim birifingde CHP’nin toplum nezdindeki negatif algılarından bahsetmiş, CHP'nin iktidar alternatifi olabilmesi için sadece iktidarın yarattığı gündemin peşinde koşmaması, kendisinin de anamuhalefet partisi olarak Türkiye'nin yakıcı ve önemli sorunlarıyla ilgili gündem yaratması, “küskün olduğu” kesimlerle barışması ve proje üretmesi gerektiği üzerinde durmuştum. CHP bunu sadece iktidar olmak için değil sosyal demokrat anlayışı ve bu anlayışın en önemli belirleyeni olan insana değer veren dayanışmacı yaklaşımı nedeniyle de yapmak zorundadır.

Bu çerçevede CHP’nin önünde üç açılım duruyor. Bunlar Türkiyenin gündeminde sürekliliğini koruyan Kürt sorunu, müteddeyinlerle olan sorunlar ve varoşlarda yaşayıan açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşıyan insanların sorunlarıdır. Bu üç sorun alanında yaşıyan kesimler CHP ile barışık olmadığı gibi ona oy da vermemektedir. Oysa bunlar mağdur kesimleri oluşturuyor. Sol ve sosyal demokrasi doğası gereği mağdurların sesi, kimsesizlerin kimsesi olarak bu kesimlere dayanması gerekirken, tersine bu kesimler CHP’den ziyade AKP’ye yoğunluklu olarak oy vermektedirler. Bu çelişkinin giderilmesi CHP yönetiminin kafa yorması gerekn manidar bir durumdur. Dolayısıyla “Kürt Açılımı”, “Müteddeyin Açılımı” ve “Varoş Açılımı” CHP’nın yeni dönemde önünde duran üç önemli konuyu oluşturuyor. Bu üç konuda CHP’nın atacağı adımlar çift taraflı işlev görecektir: Bir yandan Türkiyenin bu üç önemli sorununa siyasi çözüm projeleri üreterek katkıda bulunacak, öte tarafta bunları konuşmanın ve çözmenin sadece iktidar partisinin tekelinde olmadığını göstererek (ve bu konularda gündemi belirleyerek) epeydir kendisinden uzak duran bu kesimlerle bağ kuracaktır. Yani madalyonun iki yüzü gibi birbirine yapışık bir durum sözkonusu: Birini yaptığında öbürü kendiliğinden devrye girecek; ya da tersine birini yerine getirmeden öbür yüzdeki ile ilgili idiası geçerli olmayacaktır. 

CHP Genel Başkanı parti içinde yükselen muhalif seslere rağmen büyük risk alarak Kürt meselesinde ilk adımı attı. Sorunun çözümü konusunda “esas”tan ziyade kimseyi başlangıçta bağlamayan bir yol haritası (usule ilişkin öneriler) sundu. Bu önerinin en önemli yanı meselenin silahla, güvenlik politikalarıyla çözülemiyeceğini söylemesi ve çözüm yeri olarak meclisi işaret etmesidir. Bu çağrıyı Toros Üniversitesine davetlimiz olarak katıldığı Genç Bakış Programında ilan ettiğinde kitlede heyecan yarattı ve daha sonra sistmatik hale getirilen çalışma Başbakanla görüşülerek iktidara da sunuldu. 
 
Kılıçdaroğlu bu çerçevede “parlamento zemininde toplumsal uzlaşma sağlarsak sorunu aşabiliriz” diyerek, artık anaların ağlamamsı için sorunları konuşarak çözmenin altını çizmiş oldu. Öte tarafta milliyetçi ve ulusalcı kesimlerin şimşeklerini üstüne çekerek risk de aldı. Bunun farkında olan bir yaklaşımla “Bu sorun çözülür, insanlar yaşamını yitirmezlerse, bu benim genel başkanlığıma mal olacaksa olsun" diyerek bu konuda ne kadar samimi ve kararlı olduğunu gösterdi. Bu önemli bir çıkış ve bu toplumun canalıcı sorunlarının çözümü için risk yüklenen cesur lider portresi kesinlikle kaybettiren değil kazandıran bir işlev görecektir. Bunların yanısıra şu sorular da soruluyor: CHP’nin yenilikçi ve değişimci söylemi büyük kurultay öncesi nasıl bir seyir izleyecek, kurultaya nasıl yansıyacak ve kurultay sonrası bu cesur açılımlar nasıl ve ne kadar decvam edecek? Bu soruların yanıtları bu adımların rotasını ve hatta CHP’nin geleceğini belirleyecek nitelikte.

Çünkü burada handikap gibi görünen bir olgu var, o da CHP’nin geleneksel tabanını oluşturan birkısım ulusalcı ve milliyetçi kesimin bu konu(lar)daki tavrı ve yönetimin buna karşı alacağı tutumdur. CHP zaman zaman bazı adımlar atmak istediğinde tarihi bagajının oluşturduğu ağırlık ve bu geleneksel taban kendisine engel teşkil ediyor/ya da engel teşkil edecek gibi algılanıyor. Eski yönetim(ler) geçmişte görüldüğü gibi yapacağı atılımlarla bu tabanı da değiştirip dönüştürmesi gerekirken tersine bu kesimin duruşuna ve isteklerine uyan, boyun eğen ve o nedenle statikleşerek statukoyu koruyan bir duruş sergiledi. Yaklaşık yirmi yıldır, dünyada sol adına meydana gelen olumlu gelişmelere rağmen, CHP’nin bu tutumu Türkiyede benzer bir iktidarlaşmanın önünü tıkadı. Ne kendi değişebildi ne de iktidarı değiştirebildi. Yenilikçi ve değişimci bir açılım eldekini de götürür korkusuyla “Dimyata pirince gidersem evdeki bulgurdanda olurum” endişesini yaşadı hep. Şimdi bunu aşacak bir hamleyle karşıkarşıyayız. Bunu analiz etmeden önce bu geleneksel tabanın sosyolojisine bir gözatalım. 

CHP’nin bahsettiğim tabanı içinde önemli bir yer tutan bu kesim, Cumhuriyet dönemi eğitim politikalarının üzerinde başarılı olduğu, eğitim ve gelir düzeyi Türkiye ortalamasının üstünde olan; bölünme ve şeriat konusunda endişeli olan; daha ziyade kıyı şeridinde birikmiş, kentli ve küçük burjuva alışkanlıklara sahip, sanata, yazıya, sinemaya, müziğe, tiyatroya düşkün; kendini “solcu” olarak nitelemekten hoşlanan, buna rağmen dünyadaki ve Türkiye’deki değişimlerden kuşkulanan; muhafazakâr kalabalığa karşı orduyu önemli bir müttefik olarak gören; yaşam biçimini beğendiği Batı’nın felsefi değerleriyle zaman zaman çatışan; hem Batı’nın hem Doğu’nun değerlerinden biraz kopuk; sürekli olarak geriye dönmeye uğraşarak Atatürk’e ve 1923’e sığınan; bütün dünyanın ve “emperyalizmin” kendisine düşman olduğuna inanan bir kesim. CHP yönetimi, uzunca bir zamandır Kürt meselesinde, başörtü meselesinde, emek sermaye çelişkisinin yeni biçimlenmelerine yenilikçi ve çağın ruhuna uygun çözümler ürettiği takdirde bu kesim(ler)in belli oranda kendinden kopacağı algısı içinde. Onu sınırlandırıp belli alanlar içine hapseden bu algı, “açık kamuoyunda” böyle görünse bile, oy verme zamanı gerçekleşen “saklı kamuoyu” incelendiğinde bu seçmenin kendi partisinden ayrılmadığı Kılıçdaroğlunun referandum sürecindeki söylemleri sonucunda görülmüştü. 

O halde bu milyonları oluşturan insanın enerjisi, bu muhteşem potansiyel, bırakın iktidar olmayı neden birtürlü iktidar alternatifi yaratmayı başaramıyor? Kürt meselesinde olduğu gibi diğerbazı önemli konularda birtakım ataklar neden yapılmıyor? Bu soruların cevabını bulmadan CHP iktidar olamaz. Burada AKP’nın aşıladığı biz daha iyi yaparız “umut kültürünün” yerine, CHP’nin bu kitlesine hâkim olan “dün daha iyiydi, bugün dünden daha kötü, yarın bugünden de kötü olacak, çünkü AKP iktidarı var” düşüncesinin yarattığı bir “korku kültürü” egemen. Korunma anlayışı, bir çeşit “çaresizlik” yeni atılımlar yapma, yeni bir Türkiye vizyonu çizme yerine eskiyi korumanın derdine düşüyor, bu da onu ileri götürmüyor bir türlü. İşte burada lidere görev düşüyor. Lider böyle durumlarda risk yüklenme pahasına korku yerine kitlesine cesaret aşılıyan, umutsuzluk yerine umut veren, toplumda heyecan dalgaları yaratan kişidir. Kılıçdaroğlu son atağıyla böyle bir olanak yakaladı ve toplumda büyük rahatlamaya neden olan bir adıma öncülük etti. AKP bu konuda ipe un serebilir, MHP bu toplumsal mutabakata katılmayabilir veya BDP öneriyi beğenmeyebilir ama toplum bu adımın yarattığı sinerjiyi içselleştirdi ve bu konuda CHP’yi ve Kılıçdaroğlu'nu not etti. Şimdi iş bu durumun takipçisi olmakta…

Sırada mütemadiyen ve varoş açılımı yeralmalı. Toplumda varolan “CHP tuzu kuruların partisidir, iktidar olmak istemiyor, ana muhalefet ona yetiyor” algısını değiştirilmeli, artık Çankaya ile birlikte Altındağ da ve Mamakta da iddialı olduğunu ortaya koymalıdır. Başörtüsü sorununun pratikte çözülmesine önayak olan CHP müteddeyinlerle bir meselesi olmadığını, laikliği gerçek anlamda uygulamak süretiyle Türkiye'de her türlü inanç meselesini çözebilecek kadro olduğunu samimiyetle ortaya koymalıdır. Bu, başta CHP olmak üzere, Türkiye siyasi partilerinin hem misyonu hem de yaşanan sorunlar gereğince çizmeleri gereken vizyonları olmalıdır. Uzunca bir zamandır Türkiye'de siyaset bu konularda çözümün değil sorunun bir parçası haline gelmişti. Şimdi siyaset çözüme el veriyor bu hem siyaset kurumuna hem de sorunların siyasal barışçı çözümüne olan güveni ve inancı artırıyor. CHP bu atılımları ve çalışmaları yaptığı takdirde sadece bu güveni ve inancı yaratmakla kalmayacak aynı zamnda iktidar olmanın da önünü açmış olacaktır.

Prof. Dr. Ahmet Özer
Toros Üniversitesi

ÜYE YORUMLARI

Yorum Yap

Facebook Yorumları